İÇİNDEKİLER
Giriş ...................................................................................................................... 7
I‐ Davanın Yüce Divana Geliş Biçimi ............................................................ 7
II‐ Sanığa Yüklenen Suç ..................................................................................... 8
A- İhaleye Fesat Karıştırma Suçunun “Hile” Unsuru Olarak İleri
Sürülen Savlar ............................................................................................ 9
B- İhaleye Fesat Karıştırma Suçunun “Haksız Menfaat” Unsuru
Olarak İleri Sürülen Savlar....................................................................... 9
III‐ Suçlamaya İlişkin Maddi Olgular ............................................................ 10
A- Soruşturma Önergesi. ............................................................................. 10
B- Meclis Soruşturma Komisyonu Raporu.. .............................................. 11
IV‐ Yargılamanın Aşamaları ............................................................................. 27
A- Sanığın Sorgusu ....................................................................................... 27
B- Kanıtlar...................................................................................................... 30
1- Yazılı kanıtlar ..................................................................................... 30
2- Tanıklar ............................................................................................... 33
C- Davaya Katılan ve Savları. ..................................................................... 35
D- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Esas Hakkındaki Görüşü...... 36
E- Savunma ................................................................................................... 54
1- Sanığın esas hakkındaki savunması................................................ 54
2- Müdafiilerin esas hakkındaki savunmaları.................................... 56
V‐ Usul Sorunları............................................................................................... 74
A- TBMM’nin Yüce Divana Sevk Kararına Yönelik İtirazlar ve
Kararlar ..................................................................................................... 76
1- Kesin hüküm itirazı. .......................................................................... 81
2- Komisyonun çalışmasını ve raporunu yasal sürede
tamamlayamadığı itirazı................................................................... 82
3- Komisyonun eksik üye ile çalışmalarını tamamladığı itirazı ...... 82
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
4
4- Son sözün verilmemesi nedeniyle Anayasanın 100. ve
İçtüzüğün 112. maddelerine uyulmadığı itirazı ............................ 83
B- Tanık Dinlenmesine Yönelik İtiraz ........................................................ 84
C- Bilirkişi İncelemesi Yaptırılmasına İlişkin İstem ................................. 86
VI‐ Esasa İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler ......................................... 89
A- Karayolları Genel Müdürlüğünün Statüsü ve Bakanın
Sorumluluğu ............................................................................................ 89
B- Dava Konusu İhalelerin Aşamaları....................................................... 91
C- Sanığa Yöneltilen Suçlamalarla İlgili Değerlendirme ve Kabul....... 93
VII‐ Kabul ve Varılan Sonuç. ..................................................................... 131
A- Sanığın Eylemleri ve Hukuki Değerlendirme ................................... 131
B- Zamanaşımı Sorunu .............................................................................. 139
1- Milletvekillerinin işledikleri suçlarda dava zamanaşımı ........ 140
2- Bakanların işledikleri suçlarda dava zamanaşımı.................... 141
C- 4616 Sayılı Kanun Bakımından Değerlendirme ................................ 149
VIII‐ Hüküm.................................................................................................... 150
Karşıoy Gerekçesi ................................................................................ 151
TÜRK MİLLETİ ADINA
YÜCE DİVAN KARARI
Esas Sayısı : 2004/5 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2006/2
Karar Günü : 26.5.2006
Başkan: Tülay TUĞCU
Başkan Vekili: Haşim KILIÇ
Üye: Sacit ADALI
Üye: Fulya KANTARCIOĞLU
Üye: Ahmet AKYALÇIN
Üye: Mehmet ERTEN
Üye: A. Necmi ÖZLER
Üye: Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye: Şevket APALAK
Üye: Serruh KALELİ
Üye: Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısı: Nuri OK
Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcı Vekili: Abdurrahman YALÇINKAYA
Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı: Abdullah Aydın KUYUCU
Anayasa Mahkemesi
Raportörleri: Mustafa ÇAĞATAY
Zekeriya AYDIN
Selim ERDEM
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
6
Tutanak Yazmanları: Cengiz TANRIVERDİ
Alaaddin AYTEN
Numan GÜNAY
Davacı: Kamu Hakları
Katılan: Karayolları Genel Müdürlüğü
Katılan Vekilleri: Av. Muammer SEMİZ
Av. Gülşen KÖSE
Av. Üstüner ERDOĞAN
Sanık: Yaşar TOPCU: Ali Mahir ve Raviye oğlu,
10.1.1941 doğumlu, Sinop İli Boyabat İlçesi
Yanıkmescit Mahallesi nüfusuna kayıtlı,
Ankara Turan Güneş Bulvarı TRT Karşısı
Örme Sitesi No: 16 adresinde oturur, evli,
sabıkasız, eski Bayındırlık ve İskan Bakanı
Müdafileri: Av. Ömer Asım LİVANELİOĞLU
Av. Akın BALCI
Suç: İhaleye Fesat Karıştırma
Suç Tarihi: 25.8.1997-19.9.1997
Uygulanması İstenen
Kanun Maddesi: 765 Sayılı Türk Ceza Kanununun 205. mad-
desi
GİRİŞ
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 148. maddesinde, Cumhurbaşkanı-
nı, Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay,
Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkan ve üyelerini, Baş-
savcılarını, Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Hakimler ve Savcılar Yüksek Ku-
rulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini görevleriyle ilgili suçlardan dolayı
Yüce Divan sıfatıyla yargılamak görevi Anayasa Mahkemesine verilmiştir.
2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hak-
kında Kanunun 35. maddesinde de “Anayasa Mahkemesi, Yüce Divan sıfatıyla
çalışırken yürürlükteki kanunlara göre duruşma yapar ve hüküm verir” denilmek-
tedir.
Dava dosyası, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Genel Sekreter-
liği tarafından 11.11.2004 günü Yüce Divan Başkanlığına gönderilmiştir.
1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerine göre görülmeye
başlanan dava, 1412 sayılı Kanunun 31.3.2005 günlü, 5328 sayılı Kanun ile
yürürlükten kaldırılması nedeniyle, 1.6.2005 gününden itibaren yürürlüğe
giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre görülmüştür.
I‐ DAVANIN YÜCE DİVANA GELİŞ BİÇİMİ
TBMM Başkanlığı Genel Sekreterliğinin 11.11.2004 gün ve KAN. KAR.
MD. A.01.0.GNS.0.10.00.02-8141 sayılı yazısıyla eski Bayındırlık ve İskan
Bakanı Yaşar TOPCU’nun Anayasanın 100. maddesi uyarınca Yüce Divana
sevkine karar verildiği bildirilmiş ve buna ilişkin Meclis soruşturma dosyası
(1 adet dosya), dizi pusulasına bağlanan ekler (91 adet klasör) ile Meclis
soruşturma komisyonu Raporu Yüce Divan sıfatıyla yargılama yapacak
Anayasa Mahkemesi Başkanlığına gönderilmiştir.
TBMM’nin, 12.11.2004 gün ve 25641 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan
kararı şöyledir:
“Karar No: 828 Karar Tarihi: 10.11.2004
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 6.1.2004 tarihli ve 793 numaralı Kararı ile
kurulan (9/9) Esas Numaralı Meclis Soruşturması Komisyonunun 27.10.2004 ta‐
rihli ve Esas No: A.01.1.GEÇ:9/9‐175, Karar: 10 sayılı raporu Türkiye Büyük Mil‐
let Meclisi Genel Kurulunun 9.11.2004 tarihli 15 inci Birleşiminde görüşülerek
Bayındırlık ve İskan eski Bakanı Yaşar TOPÇUʹnun;
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
8
İhale usul ve esaslarının 7 aşamada 7 ayrı düzenlemeyle belirlenmesi ile ihale
usul ve esaslarında belirtilen kriterlere uygun çok sayıda (otuzu aşkın) firma var
iken 15 firmanın belirlenerek davet edilmesi suretiyle ihalelerde rekabeti engellediği,
Üç proje halindeki işleri altı parçaya bölerek ve birbirleri ile ilişkilendirerek, iha‐
leye katılımı sınırlandırdığı, ekonomik açıdan en avantajlı teklifin verilmesini engel‐
lediği,
Davet edilen firmaların gizli tutulması gerekirken gizli tutulmak bir yana iha‐
lelerde bu firmaların birbirleriyle ortak girişimler oluşturmasını teşvik edecek mahi‐
yette usul ve esaslar belirlediği,
Müteahhitlerin ihale öncesinde anlaştıklarını gösteren bir çok bulgu olmasına
rağmen bu bulguların dikkate alınmadan ihalelerin sonuçlandırılmasına göz yum‐
duğu,
Yine şartnameler gereği ihalelerde kabul edilmemesi gereken teklif mektupları‐
nın ihale komisyonu tarafından geçerli sayılmasına göz yumduğu,
Bu hususların ʺİhaleye Fesat Karıştırmaʺ suçunun hile unsurunu teşkil ettiği,
İhale şartnamesinin, müteahhitlerin ihaleye davetinden sonra hazırlanması, ze‐
yilname ile fiyatlarda değişiklikler yapılması, projelerin tamam olmadan işlerin ihaleye
çıkarılması, sağlıksız keşifler hazırlanması suretiyle %142ʹlere varan keşif artışlarına
sebep olması, yüksek taşıma katsayıları ve köprü inşaat zamları uygulanmak suretiyle
daha sonra yapılan benzer ihalelerde olduğu gibi taşıma katsayısı A=l ve köprü zamsız
olması durumunda nakliye fiyatı olarak ödenecek miktarın toplam 147,1 Milyon $
daha az olacağı ve bu tutarda fazla ödeme yapılmasına neden olduğu,
Soruşturma konusu ihalelerin %30 üzeri keşif artışı ihale indirim oranlarının
%32 olarak belirlendiği gözönüne alındığında soruşturma konusu ihalelerde gerçek‐
leştirilen %16,80 ile %20,30 arasında değişen ihale indirim oranları ile yukarıda
belirtilen indirim oranları arasındaki fark kadar fazla ödemelere sebep olduğu,
Bu fazla ödemelerin haksız menfaat unsurunu teşkil ettiği ve bu eylemlerine
uyan Türk Ceza Kanununun 205 inci maddesine göre muhakeme edilmek üzere,
Anayasanın 100 üncü maddesi uyarınca Yüce Divana 5 çekimser ve 10 red oyuna
karşılık 391 kabul oyuyla karar verilmiştir.”
II‐ SANIĞA YÜKLENEN SUÇ
TBMM’nin 828 sayılı kararına esas alınan Meclis Soruşturma Komisyo-
nunun 27.10.2004 günlü, E. 9/9, K. 10 sayılı raporunda sanığa isnat edilen
suç, Karadeniz sahil yolu ihalelerine fesat karıştırmadır.
Soruşturma komisyonu raporunda yedi (alt ayırımları ile oniki) madde
halinde sayılan nedenler, ihaleye fesat karıştırma suçunun gerekçeleri ola-
Yaşar Topcu Kararı
9
rak gösterilmiştir. Söz konusu gerekçelerin bir kısmının ihaleye fesat karış-
tırma suçunun “hile” unsurunu, bir kısmının ise ihaleye fesat karıştırma
suçunun “haksız menfaat” unsurunu oluşturduğu iddia edilmiştir.
A‐ İHALEYE FESAT KARIŞTIRMA SUÇUNUN “HİLE” UNSURU
OLARAK İLERİ SÜRÜLEN SAVLAR
- İhale usul ve esaslarının yedi aşamada yedi ayrı düzenlemeyle belir-
lenmesi ile ihale usul ve esaslarında belirtilen kriterlere uygun çok sayıda
(otuzu aşkın) firma var iken onbeş firmanın belirlenerek davet edilmesi su-
retiyle ihalelerde rekabetin engellendiği,
- Üç proje halindeki işlerin altı parçaya bölünerek ve birbirleri ile ilişki-
lendirilerek ihaleye katılımın sınırlandırıldığı ve ekonomik açıdan en avan-
tajlı teklifin verilmesinin engellendiği,
- Davet edilen firmaların gizli tutulması gerekirken gizli tutulmak bir
yana ihalelerde bu firmaların birbirleriyle ortak girişimler oluşturmasını
teşvik edecek mahiyette usul ve esasların belirlendiği,
- Müteahhitlerin ihale öncesinde anlaştıklarını gösteren bir çok bulgu
olmasına rağmen bu bulgular dikkate alınmadan ihalelerin sonuçlandırıl-
masına göz yumulduğu,
- Şartnameler gereği ihalelerde kabul edilmemesi gereken teklif mek-
tuplarının ihale komisyonu tarafından geçerli sayılmasına göz yumulduğu,
ileri sürülmüştür.
B‐ İHALEYE FESAT KARIŞTIRMA SUÇUNUN “HAKSIZ MENFAAT”
UNSURU OLARAK İLERİ SÜRÜLEN SAVLAR
- İhale şartnamesinin müteahhitlerin ihaleye davetinden sonra hazırlan-
ması, zeyilname ile fiyatlarda değişiklikler yapılması, projelerin tamam ol-
madan işlerin ihaleye çıkarılması ve sağlıksız keşifler hazırlanması suretiyle
%142’lere varan keşif artışlarına ve yüksek taşıma katsayıları ve köprü inşaat
zamları uygulanarak (daha sonra yapılan benzer ihalelerde olduğu gibi taşıma
katsayısı (A=1) ve köprü zamsız olması durumunda) toplam 147,1 milyon
Amerikan Doları tutarında fazla ödeme yapılmasına neden olunduğu,
- Soruşturma konusu ihalelerin %30 üzeri olan keşif artışlarındaki ihale
indirim oranlarının %32 olarak belirlendiği göz önüne alındığında, soruş-
turma konusu ihalelerde gerçekleştirilen %16,80 ile %20,30 arasında değişen
ihale indirim oranları ile yukarıda belirtilen indirim oranları arasındaki fark
kadar fazla ödemelere sebep olunduğu,
ileri sürülmüştür.
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
10
III‐ SUÇLAMAYA İLİŞKİN MADDİ OLGULAR
A‐ SORUŞTURMA ÖNERGESİ
Suçlamalara ilişkin önerge şöyledir:
“Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Yolsuzlukların Sebeplerinin, Sosyal ve Ekonomik Boyutlarının Araştırılarak
Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla kurulan Meclis Araştırması
Komisyonu (10/9) Raporunda açıklandığı üzere;
Karadeniz sahil yolunun devamı olan yolların ihalesinde, 2886 sayılı Devlet
İhale Kanununun 89’uncu maddesine başvurularak, Bakanlar Kurulu Kararı ile
Kanun kapsamından çıkarılmıştır. Kapalı Teklif usulü ile ihale yapılsa idi, yüzlerce
firmanın başvuracağı bu ihalelere davetiye usulü ihale yapılarak önce sadece 11
daha sonra 5 ilave ile 16 firma davet edilmiştir. Davet edilen firmaların benzer iş
deneyimlerinin olduğu konusunda Karayolları Genel Müdürlüğü yetkililerinin
açıklamalarına itibar edilmiş, geçmiş yıllarda Karayolları Genel Müdürlüğü bünye‐
sinde ve yurt dışında benzer işleri yapan firmaların sayısı ve varlığı konusunda bir
araştırma yapılmamıştır.
Firmaların kendi aralarında anlaştığı, hangi ihalenin kimin tarafından alınaca‐
ğının noter kanalıyla tespit edilmiş olmasına rağmen bu tespitlere itibar edilmemiş‐
tir. İhaleye davet edilen on beş firma ikili üçlü konsorsiyum oluşturarak altı adet işi
almışlardır. Beşinci ve altıncı işlerin ihalesinde (bir iş alan firma ikinci işi alamaz
şartname hükmü gereği) rekabet ortamı tamamen ortadan kaldırılmıştır. Çünkü,
son iki işte iş alamayan iki konsorsiyumun bu işleri alacakları ihaleden önce görül‐
mektedir. Bu nedenle ihalelerde indirim oranları birbirine yakın olarak çok düşük
kalmış olup, rekabet koşulları oluşturulmamıştır.
Bu işlerin ihalelerinde müteahhit firmalar arasında anlaşma yoluyla alındığının
başka bir göstergesinin de, bir ihaleyi alan herhangi bir firmanın bir sonraki ihaleye
teklif vermeyip, teşekkür mektubunu vermiş olmasıdır. Ayrıca, ortaklıkları bir önce‐
ki ihalede görülen iki firmanın bir sonraki ihaleye katılarak ihaleye fesat karıştırmış
olmalarıdır. Buna rağmen herhangi bir araştırma yapılmamıştır.
Söz konusu ihaleler kapalı teklif usulü ile rekabete açık bir ortamda yapılsa idi
ihale indirimleri 20‐30 puan daha yüksek seviyelerde olabilecektir. Aradaki fark
müteahhit firmaların haksız kazancı ve devletin zararıdır.
Dış kredili bu işlerde Hazine garantisinin sağlanması işlemleri tamamlanmadan
ihaleler yapılarak müteahhit firmalara bir nevi garanti sağlanmıştır. Dış kredi bu‐
lunmasındaki esas amacın işlerin kısıtlı Hazine imkanları ile kısa sürede bitirileme‐
mesi olduğu halde, söz konusu işler yüksek oranlardaki keşif artışlarına rağmen
bugüne kadar sonuçlandırılamamıştır. Bugün itibariyle işlerin çoğuna % 400’lere
Yaşar Topcu Kararı
11
varan oranlarda keşif artışı verilmiştir. Keşif artışı verilmesi işlerin projelerinin
sağlıklı hazırlanmadığının bir göstergesidir.
Şartname ve sözleşme hükümleri müteahhit firmaların lehine hazırlanmış, ikin‐
cil işler sözleşme ile ihale indirimine tabi tutulmamıştır.
İhaleleri kimin alacağının noterde tespit edilmesine ve bu konuda düzenlenen
müfettiş raporlarına rağmen ihaleler iptal edilmemiştir
Karadeniz Sahil Yolu işlerinin ihalesinde müteahhit firmaların önceden anlaş‐
tıklarının bilinmesine rağmen, fiyatları ayarlamak ve rekabete meydan vermeyerek
devleti büyük ölçüde zarara uğratarak firmalara menfaat sağladığı gerekçesiyle Türk
Ceza Kanununun 205. maddesine uyan fiili nedeniyle Bayındırlık ve İskan eski
Bakanı Yaşar Topçu hakkında Anayasanın 100. ve İçtüzüğün 107. maddesi gere‐
ğince Meclis Soruşturması açılmasını arz ve teklif ederiz.”
B‐ MECLİS SORUŞTURMA KOMİSYONU RAPORU
TBMM Genel Kurulunun 6.1.2004 gün ve 793 sayılı kararıyla kurulan
(9/9) Esas Numaralı Meclis Soruşturma Komisyonu, 13.4.2004 gününden
itibaren başladığı çalışmasını 27.10.2004 gününde tamamlayarak, raporunu
da aynı gün TBMM Başkanlığına sunmuştur.
Meclis soruşturma komisyonu, dava konusu ihalelerde izlenen yöntem,
projelerin durumları ve keşiflerin tespiti prosedürü, dış krediler, ihalelerin
yapımı ve sonuçlandırılması konuları üzerinde incelemelerde bulunmuştur.
Soruşturma komisyonu ayrıca, sanığın malvarlığı üzerinde araştırma
yapmış, resmi ve özel kurumlarla yazışmalarda bulunmuş, tanık olarak
kırkdört kişinin ifadesine başvurmuş ve sanığın savunmasını almıştır.
Suçlamalarla ilgili maddi olgulara yer veren Meclis soruşturma komis-
yonunun 27.10.2004 günlü, (9/9) esas sayılı raporunun hukuki değerlen-
dirme, genel değerlendirme ve sonuç bölümleri şöyledir:
“B‐ HUKUKİ DEĞERLENDİRME
(9/9) Esas No’lu Meclis Soruşturma Komisyonu Anayasa, TBMM İçtüzüğü ve
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’ndaki hükümler çerçevesinde çalışmalarını yü‐
rütmüştür.
Komisyonumuzun görev alanına giren konularda 20. ve 21. dönemlerde soruş‐
turma önergeleri verilmiştir. 20. dönemde kurulan 9/19 sayılı soruşturma komis‐
yonu görev süresi içersinde erken seçim kararı alınması nedeniyle çalışmalarını
tamamlayamamıştır. 21. dönemde yeniden kurulan 9/19 sayılı Soruşturma Komis‐
yonu’nun çalışmaları sonucunda yüce divana sevk mütalaası ile gönderilen Rapor’u
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
12
TBMM Genel Kurulunda oylanarak Bayındırlık ve İskan eski Bakanı Yaşar Top‐
çu’nun Yüce Divana sevk talebi reddedilmiştir. Bu ret kararı kesin hüküm teşkil
etmez.
Meclis soruşturması Ceza Muhakemesi Hukukundaki hazırlık soruşturmasına,
Bakanın Yüce Divana sevki de son soruşturmanın açılmasına benzetilmektedir.
Dolayısıyla TBMM Genel Kurulunda Bayındırlık ve İskan eski Bakanı Yaşar Topçu
hakkında 29.06.2000 tarihinde yapılan oylama sonucu yüce divana sevkine gerek
olmadığına dair verilen kararı takipsizlik (son soruşturmanın açılmaması) kararına
benzetmek mümkündür
Cumhuriyet savcısının, takipsizlik kararını kendiliğinden geri alarak hazırlık
soruşturmasını sürdürmesi mümkündür. Savcının kovuşturmama (takipsizlik)
kararını geri alabilmesi ve kovuşturmaya başlayabilmesinin nedeni bu kararın idari
nitelikte oluşundandır.
Askeri Yargıtay’ın bir kararında da “Savcılıkça yapılan kovuşturma üzerine ve‐
rilen takipsizlik kararlarının kesin hüküm kuvveti yoktur” şeklinde belirtilmiştir.
Kesin hüküm ilkesi uyarınca sanık hakkında bu konuda yargı makamları (Ana‐
yasa Mahkemesi) tarafından verilmiş bir hüküm bulunmamaktadır.
Ayrıca, CMUK’un 167/2 maddesi uyarınca yeni olaylarla ve yeni delillerle kar‐
şılaştığında yeni soruşturma yapılması mümkündür.
Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 22.11.1985. E 1985/5817, K 1985/5411 sayılı kara‐
rında” son soruşturmanın açılmaması kararı yeni delil ya da olayın varlığı halinde,
yeni bir soruşturma sonucu ortadan kalkabilir” ifade edilmektedir.
Bu nedenle önceden verilmiş kesin hüküm niteliğinde bir karar bulunmadığın‐
dan Bayındırlık ve İskan eski Bakanı Yaşar Topçu hakkında soruşturma komisyonu
kurulmasında ve soruşturma yapılmasında kanuni bir engel bulunmamaktadır.
C‐GENEL DEĞERLENDİRME
1‐ Karadeniz Sahil Yolu İhalesinin Bakanlar Kurulu Kararı İle 2886 Sayılı Ka‐
nun Kapsamı Dışına Çıkarılması
2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 89. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetleri
ve Emniyet Genel Müdürlüğü dışındaki idarelerle ilgili olarak Kanun hükümleri
dışında kalınmasına karar verilmesinin koşulu açık ve bağlayıcı bir biçimde belir‐
lenmiştir. Bu koşul “Bu Kanun hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmayaca‐
ğı haller”dir.
“Özelliği bulunan işler” şeklindeki madde başlığını da başka türlü yorumlama
olanağı yoktur. Burada işin özelliğinin “Bu Kanun hükümlerinin uygulanmasının
Yaşar Topcu Kararı
13
mümkün olmayacağı haller” içinde değerlendirilebilmesiyle sınırlı olduğunun ka‐
bulü gerekmektedir.
2886 sayılı Kanun’un 89. maddesinin değiştirilmesine ilişkin 2990 sayılı Ka‐
nunla ilgili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na sunulan Kanun
Tasarısının Genel Gerekçesinde, 2886 sayılı Kanun’un 89. maddesinin yürürlükte
olan şekliyle, D.S.İ , Karayolları Genel Müdürlüğü gibi büyük ve özellik taşıyan iş
yapan kuruluşlar için ihtiyaca cevap vermediği, 2886 sayılı Kanundan önce ihalele‐
rini 2490 sayılı İhale Kanunu dışında kendi özel kanunları ile yapmakta olan bu
kuruluşların, 2886 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesi ile ihalelerde önemli sıkıntı‐
ya girdikleri belirtildikten sonra, yeni düzenlemeyle her proje için ihalede uygulana‐
cak usul ve esaslar hususunda izin almak yerine sadece istisna tutulmak istenilen
ihaleler için izin alınacağı ve gerekli usul ve esasların ilgili idarece tespit ve Bakan
tarafından onaylanarak yürürlüğe konulacağı, bu şekilde bir uygulamanın özelliği
olan yatırımların gerçekleştirilmesinde kolaylık ve hız kazandıracağı vurgulanmış‐
tır.
Gerekçe dikkatle incelendiğinde belirtilen kuruluşların daha önce ihalelerini
kendi özel kanunları ile yapmakta iken 2886 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesiyle
sıkıntıya girdikleri tespitine karşın, bu kuruluşların lüzum görülen her işin kanun
hükümleri dışında kalmasını önermediği, esas amaçlananın da her proje için usul ve
esaslar hususunda izin almak yerine istisna tutulmak istenilen ihaleler için izin
alınması ve idarece tespit edilen usul ve esasların Bakanca onaylanarak yürürlüğe
girmesi olduğu görülmektedir.
Esasen Kanun’un lafzından kanun koyucunun amacı ve iradesi duraksamaya
yol açmayacak kadar açık olduğundan, Kanun koyucunun iradesinden önce Kanun
Tasarısı ile sunulan gerekçesinin tartışılmasına da gerek bulunmamaktadır.
Özetle 2886 sayılı Kanun’un 89. maddesi uyarınca, Kanun hükümleri dışında
kalınmasına karar verilebilmesi için gerekli olan mutlak ve açık koşul “Bu Kanun
hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmayacağı haller”dir.
Bu nedenle de 2886 sayılı Kanun’un 89. maddesi uyarınca kanun hükümleri dı‐
şında kalınmasına karar verilebilmesi için, işin özelliğinin ortaya konularak hangi
nedenlerle Kanun hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmadığının açıkça
belirtilmesi gerekmektedir.
Zaten 2886 sayılı Yasa’nın 89. maddesinde öngörülen “Bu kanun hükümleri‐
nin uygulanmasının mümkün olmadığı haller” dışında özelliği olan işler “belli
istekliler arasında kapalı teklif usulü”ne ilişkin 44. maddede, “pazarlık usulüyle
yapılacak işler”e ilişkin 51. maddede, “emanet suretiyle yapılacak işler”i düzenleyen
81. maddede gösterilmiş olup, bu işler Kanun kapsamında olmakla birlikte ayrı
usuller öngörülmüş bulunmaktadır.
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
14
Soruşturma konusu olayda Milli Bütçeden Karayolları Genel Müdürlüğüne ay‐
rılan kaynakların yetersizliği nedeniyle kredi kullanılmasının düşünüldüğü belirti‐
lerek, bu kanun hükümleri dışında ihale edilebilmesi için Bakan tarafından teklifte
bulunulduğu, bu teklif üzerine 01.08.1997 tarih ve 97/9698 sayılı Bakanlar Kurulu
Kararının alındığı, kredi kullanımı dışında başka bir gerekçe gösterilmediği anlaşıl‐
maktadır.
2‐ İhalenin Usul ve Esaslarını Belirlemede İdareye Ait Takdir Hakkının Sınır‐
ları
2886 sayılı Kanun’un 89. maddesi uyarınca bu kanun hükümleri dışında ka‐
lınması zorunluluğunu doğuran “bu kanun hükümlerinin uygulanmasının müm‐
kün olmayacağı haller”olduğuna göre, Kanun hükümleri dışında kalınmasına karar
verilen ihalenin,uygulanması mümkün olmayan hal ve hükümler dışındaki diğer
Kanun hükümlerine uygun yapılması gerekmektedir.
Bu kanun hükümlerinin mümkün olmadığı hallerde,uygulanmayacak hükümle‐
rin boşluğunu dolduracak, ihale hukukunun saydamlık, rekabet, gizlilik, kamu ya‐
rarı gibi ilkelerini esas alacak ve yansıtacak usul ve esaslar içeren düzenlemeler ya‐
pılması gerekmektedir.
Bu konuda işin özelliği ve 2886 sayılı yasa hükümlerinin uygulanmaması nede‐
niyle idareye usul ve esasların açısından çeşitli çözüm yollarından birilerini seçme
veya yeni çözüm yolları üretme konusunda takdir yetkisi verildiği söylenebilirse de
bu takdir yetkisinin hizmet gerekleri ve kamu yararıyla sınırlı olduğu gibi, idarenin
ihale hukukunun genel ilkelerine uyması ve kamu yararına işlem tesis etmesi anla‐
mında bir yetki ve sorumluluk içinde olduğunu belirtmek gerekmektedir.
3‐ İhale Usul ve Esaslarının İhalenin Hukuki Sıhhatine Etkileri
a‐İhale Usul ve Esaslarının Belirlenmesindeki hukuka Aykırılıklar
2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 89 uncu maddesi gereğince, bu kanun
kapsamı dışında ihale edilecek işler için “bu ihalelerde uygulanacak usul ve esaslar
idarelerince hazırlanarak, ilgili bakanın onayı ile belirlenir” hükmü geçerli olmasına
rağmen yapılan incelemelerde;
Raporumuzun B‐YAPILAN İNCELEMELER Bölümünün 1/c‐maddesinde;
2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 89 uncu maddesi gereğince ihale usul ve
esaslarının belirlenmesinde detay olarak belirtildiği gibi;
25.08.1997 tarih ve 3099 Sayılı Bakan Olur’u,
26.08.1997 tarihli 6246 Sayılı Bakan Olur’u,
26.08.1997 tarihli 3110 Sayılı Karayolları Genel Müdürü Yaman KÖK İmzalı
Yaşar Topcu Kararı
15
Firmalara Gönderilen Davet Mektupları,
29.08.1997 tarihli 3140 Sayılı Karayolları Genel Müdürü Yaman KÖK İmzalı
Firmalara Gönderilen Yazı,
08.09.1997 tarihli 6599 sayılı Bakan Olur’u,
19.09.1997 Tarih ve 3364 Sayılı Bakan Olur’u,
19.09.1997 Tarihli 3367 Sayılı Karayolları Genel Müdürü Yaman KÖK İmzalı
“Davet Mektubu Gönderilen Firmalar” Dağıtımlı Yazı Eki ZEYİLNAME,
Olmak üzere, yedi aşamada yedi ayrı düzenleme ile ihale usul ve esasları belir‐
lenmiştir.
Görüldüğü üzere bu düzenlemelerin bir kısmı bakan oluru bir kısmı genel mü‐
dür imzası ile yapılmış, genel müdür imzasıyla yapılan düzenlemelerin bir kısmı
sonradan bakan oluruna bağlanmıştır. İhale hukuku ilkeleri ve idarede istikrar pren‐
sibi gereği usul ve esasların bir defada belirlenmesi yerine yedi aşamada yedi ayrı
düzenleme ile belirlenmesi, belirlenen usul ve esasların sonradan değiştirilmesi ve
bu usul ve esasların içeriklerinin farklı yorumlara açık olması, idarenin güvenilirli‐
ğini, istikrarını, idari kararların kesinliği ilkesini zedelemiştir.
b‐ İhalelerde Rekabet Koşullarının Oluşturulmaması
26.08.1997 tarih 6246 sayılı Bayındırlık ve İskan Bakanı’nın Olur’u ile;
“Devlet Yolları Yapım ve Onarım Çalışmaları” bölümünde yer alan
97.E.04.0210 DPT ve 07‐2038 KGM Proje No’lu “Bolaman‐Perşembe”,
83.E04.0260 DPT ve 10‐2015 KGM Proje No’lu “Doğu Karadeniz Sahil Yolu
(Araklı‐Hopa)” ile 96.E04.0170 DPT ve 10‐2033 KGM Proje No’lu “Piraziz‐
Espiye (Giresun geçişi hariç)” yollarına ait 3 projenin;
Bolaman‐Perşembe Km 0+000 – 27+000
Piraziz‐Giresun (Giresun geçişi hariç) Km 0+000 – 20+430
Giresun‐Espiye (Giresun geçişi hariç) Km 0+000 – 24+576
Araklı‐İyidere, Km 80+220 – 107+135
İyidere‐Çayeli, Km 107+135 – 140+150
Çayeli‐Ardeşen‐Hopa, Km 140+150 –217+200
Olmak üzere 6 kısım halinde belli istekliler arasında ihaleye çıkarılmasına.....”
karar verilmiştir.
Anılan Olurun devamında;
“Teknik yeterlikleri idarelerince kabul edilmiş olanlardan; otoyol yapımlarını
gerçekleştirmiş ve kredi bulabileceklerini ispatlamış firmalar ile ihale tarihinde Kara‐
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
16
deniz Sahil yollarında çalışan ve ödenekleri üzerinde fiilen harcama yapan ve kredi
bulabileceklerini ifade ettikleri” belirtilen;
1‐ Enka İnşaat ve Sanayi A.Ş.
2‐ Doğuş inşaat ve Ticaret A.Ş.
3‐ Tekfen İnşaat ve Tesisat A.Ş.
4‐ Nurol İnşaat ve Ticaret A.Ş.
5‐ Bayındır İnşaat Ticaret A.Ş.
6‐ Kutlutaş İnşaat ve Ticaret Ltd.Şti.
7‐ Entes Endüstri Tesisat İmalat ve Montaj Taahhüt A.Ş.
8‐ Özışık İnşaat ve Taahhüt A.Ş.
9‐ Yüksel İnşaat A.Y.
10‐ Polat Yol Yapım Sanayi ve Ticaret A.Ş.
11‐ Cengiz İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.
firmaları ve bu firmalar pilotluğunda yerli ve yabancı firmalarla oluşturulacak
ortak girişimler arasında davet mektubu ile kapalı teklif istenmesi suretiyle ihale
edilmesi” kararlaştırılmıştır.
Bayındırlık ve İskan Bakanı Yaşar Topçu imzasıyla DPT Müsteşarlığı ve Ha‐
zine Müsteşarlığı’na gönderilen 04.09.1997 tarihli 710/3181 sayılı dağıtımlı yazı‐
sıyla, anılan Müsteşarlıkların izni beklenmeksizin, söz konusu projelerin Başbakan‐
lığın talimatı gereği ihaleye çıkarıldığını ve ihale tarihlerini bildirmiş,
08.09.1997 tarihli 710A‐6599 sayılı yeni bir Bakan Olur’u alınarak, 11 firmaya
ilaveten, “ihalede rekabetin yaygınlaştırılmasını sağlamak amacıyla”, yine teknik
güçleri ve yeterlilikleri idarece bilinen ve kredi temin edebileceklerini ifade eden;
1‐ Güriş ve Metiş Ortak Girişimi
2‐ Mapa İnşaat ve Ticaret A.Ş.
3‐ Limak İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd.Şti.
4‐ Makyol İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.
Firmalarının da davet edilmesine ve bu şekilde işlerin 15 firma ve bu firmaların
pilotluğunda yerli ve yabancı firmalarla oluşturulacak ortak girişimler arasında
davet mektubu ile kapalı teklif istenmesi ve firmaların işlerden birisinin kendisinde
kalması halinde ikinci işe ancak, ortak girişim oluşturmuş olmaları ve önceden ida‐
renin uygun görüşünü almış olmaları şartı ile teklif verebilmeleri suretiyle ihale
edilmesi kararlaştırılmıştır.
Her ne kadar yukarıdaki Bakanlık Olurunda “ihalede rekabetin yaygınlaştırmasını
sağlamak amacıyla” böyle bir usul ve esas getirildiği söylenilse de bu ilave dört firma‐
nın belirlenmesinde, ihalelere katılma taleplerinin bu firmalardan gelmiş olduğu ya da
bu firmalarla görüşülmüş olduğu, “kredi bulabileceklerini ifade eden” sözcüklerinden
Yaşar Topcu Kararı
17
anlaşılmaktadır. Zamanın Karayolları Genel Müdürü Yaman KÖK de ifadesinde,
“Bakan bu isimleri bize verdi biz de bu firmaları davet ettik.” demiştir.
Raporun ilgili bölümlerinde ifadeleri açıklanan ve ihale konusu işlerden daha
yüksek standartta ve keşif bedelli ve dış kredi sağlanma koşuluyla ihale edilen pek
çok otoyol ihaleleri ile soruşturma konusu ihalelerden (3)’ünü kapsayan, aşağıda
detayı belirtilen 1996 yılında yapılan ihale başvurusu önseçimleri için (aynı idare
tarafından) yeterli bulunmuş olan firmaların (özel ve tüzel kişilerin) ihalelere davet
edilmemesi hususunun “ihalede rekabetin yaygınlaştırılmasını sağlamak amacıyla”
nasıl ve ne derecede bağdaştığını izah etmek mümkün değildir.
Soruşturma konusu işlerden, Araklı‐İyidere, İyidere‐Çayeli ve Çayeli‐Ardeşen –
Hopa yollarının;
Araklı‐Rize‐Çayeli ve Çayeli‐Ardeşen‐Hopa yolları yapım işi olarak 1996 yı‐
lında ihalesinin gündeme geldiği ve 21.06.1996 tarihli Resmi Gazetede duyurulan
ön seçim ilanı için başvuran firmalardan Araklı‐Rize‐Çayeli yol yapım işi için 33,
Çayeli‐Ardeşen‐Hopa yol yapım işi için 32 firmanın ön seçimi kazandıkları;
Ancak, bunlardan Tubin, Gülsan, Hasko, Enerji‐Su Ata O.G., STFA Özışık
O.G., C.Özgür, Göçay, Z.Çarmıklı, Hasancanpoyraz, Özdemir, Öz, Eko, Beğen,
Aska, Eksen Güntekin O.G., Aydıner, Mön, T.Hazinedaroğlu Öztaş, Öngün, Duy‐
gu, Günsayıl, firmaları ihaleye davet edilmemiş olup,
Metiş+Güriş O.G, Polat, Makyol, Mapa, Limak, Bayındır, Doğuş, Tekfen, Ko‐
lin, Entes, Nurol, Cengiz ve Yüksel İnşaat firmalarının 1997 yılında yapılan ihaleye
davet edildikleri, bunlar arasında bulunan Güriş İnş. ve Müh. A.Ş ile Metiş İnş. ve
Tic. A.Ş’nin iki farklı tüzel kişi olmaları nedeniyle belli bir iş için (Araklı‐Rize‐Ça‐
yeli) ihaleye Ortak Girişim olarak katılma istemlerinin, aradan 1 yılı aşkın bir süre
geçmiş ve farklı proje no’ları ile ihaleye çıkarılan işler için geçerli kabul edilerek
“Güriş+Metiş Ortak Girişimi” denilerek ihalelere davet edilecek firmalar arasına
alınmasının, Yüksel İnş. A.Ş’nin ise bu ön seçim başvurusunda yeterli bulunmama‐
sına rağmen davet edilmesini, bu arada ön seçimi kazanmış olan diğer firmaların
davet edilmemesinin “ihalede rekabetin yaygınlaştırılmasını sağlamak amacıyla”
örtüşmediği aşikardır, ihalede açıklık ve rekabet unsuru oluşturulmadığının göster‐
gesidir.
Ayrıca, soruşturma konusu ihalelerden bir yıl sonra 1998 yılında yapılan gerek
keşif bedelleri olarak gerekse teknik standartlar olarak soruşturma konusu işlerden
çok daha büyük ve kapsamlı ihalelerden birisi olan Aydın‐Denizli Otoyolu ihalesi
Aydın‐Yenipazar kesimi ihalesi yine dış kredili bir ihale olup ilanlı olarak yapılmış,
bu ihaleye müracaat eden 38 firmadan 32 firma yeterlilik alarak ihaleye girmeye hak
kazanmıştır. Komisyonumuza çağrılarak dinlediğimiz bu firmaların bir yıl önce de
(soruşturma konusu ihalelerin yapıldığı tarihte de) bu işleri yapmaya yeterli teknik
ve mali güce sahip oldukları, yabancı kredi bulabilme gücüne sahip oldukları ve
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
18
KGM’ce bilinen, tanınan ve KGM’ne iş yapmış olan firmalar oldukları halde (yani
ihale usul ve esaslarında firma tespitlerinde belirtilmiş kriterlere uygun oldukları
halde) bu ihalelere davet edilmemiş olmaları ihalelerde rekabetin oluşturulmadığının
açık delilidir.
Benzer bir uygulama (ihale ) hakkındaki yargı kararı şöyledir;
K.K.T.C. karayolu ağının iyileştirilmesi ve geliştirilmesi kapsamında olan Dört‐
yol‐Geçitkale‐Girne ayrımı Büyükkonak‐Çayırova yolunun yapımı ile ilgili olarak
22.12.2000 tarihinde 2886 Sayılı Kanun’un 44. maddesine göre “belli istekliler
arasında kapalı teklif usulü” ile yapılan ihalenin davacı firmanın davet edilmeden
gerçekleştirilmesi üzerine açılan davada Ankara 8.İdare Mahkemesinin 11.12.2001
tarih ve E:200l/221, K:2001/1605 sayılı kararıyla, her idari işlemin amacının kamu
yararı olduğu, teknik yeterliliği ve mali gücü idarece kabul edilen firmaların bir
bölümünün ihaleye davet edilmemesinin kamu yararına aykırı olduğu, davacı fir‐
manın daha önce karayolu yapım ihalesi üstlendiğinin anlaşıldığı, taahhüdünü
yerine getiremediğine ilişkin bir belirleme de bulunmadığı gerekçesiyle ihalenin
iptaline karar verilmiş, mahkeme kararı Danıştay Onuncu Dairesi’nin 26.03.2003
tarih ve E:2002/431, K:2003/1125 sayılı kararıyla onanmıştır.”
c‐ Üç proje halindeki işin altı parçaya bölünerek ihale edilmesi
Üç proje halindeki işin altı parçaya bölünerek ihale edilmesinde usul ve esasları
belirleyen ilk bakan olurunda “İhalenin, teknik yeterlilikleri ve güçleri idarece kabul
edilmiş ve Bakanlık Makamı Olur’u ile tespit edilen firmalar veya bu firmalar pilot‐
luğunda yerli ve/veya yabancı firmalarla oluşturulacak ortak girişimler arasında
yapılması”, usul ve esasına rağmen, müteahhitlere gönderilen davet yazısında not
olarak belirtilen “ firmalar işlerden birinin kendisinde kalması halinde diğer işlere
teklif veremeyecektir” ifadesinin daha sonra “firmalar işlerden birinin kendisinde
kalması halinde ikinci işe ancak, ortak girişim oluşturmuş olmaları ve önceden ida‐
renin uygun görüşünü almış olmaları şartıyla teklif verebilirler” şeklindeki düzen‐
leme ile ihaleler birbiriyle ilişkilendirilmiş ve ihalelerin birbirinden bağımsız ihaleler
olarak değerlendirilmesi imkanı ortadan kaldırılmıştır. İdare bu tasarrufu ile ayrı
ayrı davet ettiği firmaları ortak girişim oluşturmaları yönünde teşvik ederken “ön‐
ceden idarenin uygun görüşünü almış olmaları” şartının getirilmesi ile kim kiminle
ortak girişim yapacağına da kendisinin (idarenin) izin vereceği izlenimini oluştur‐
muştur. Yukarıda belirtilen, ihaleye ortak girişim olarak girecek olanların idareden
onay alıp almamaları hususlarında yöneticiler arasında bile farklı yorumlamalar
oluşmuştur. Şöyle ki;
Karayolları genel müdürü Yaman Kök, “Davet edilen firmaların ortaklık kur‐
maları için bizden onay almalarına lüzum yok biz zaten onlar için bir onay verme‐
dik. Sadece davet edilmeyen bir firma olduğu taktirde ki burada Kolin vardır Kolin
Güriş‐Metiş’le beraber girmiştir. Onun için onay alınmıştır. Davet edilmiş esasen
Yaşar Topcu Kararı
19
yalnız başına ihaleye girme hakkı kazanmış bir firmanın yine ihaleye girmiş bir
firmayla ortaklık kurması için bizden onay almasına lüzum yok. Öyle bir onay ver‐
medik. Dışarıdan davet etmediğimiz bir tek Kolin firmasının Metiş‐Güriş firmasıyla
girmesi için onay verdik” demiş,
Yapım Dairesi Başkanı ve ihale komisyonu başkanı Ahmet Ustaoğlu ise; böyle
bir şartın getirilmesini firmalardan birinin bir işi alması ve ikinci işe de ortak olarak
girmesi halinde idarenin firmanın yeterliliğini gözden geçirme lüzumunu hissetme‐
sinden kaynaklandığını, ortak girişim yapan firmaların tekliflerini vermeden önce
idarenin iznini almaları gerektiğini, işi alan kişi eğer ikinci bir ortak girişime girme‐
si halinde zaaf yaratacağı düşüncesiyle idarenin ona izin vermeyeceğini, bunun için
idarenin önceden izin alma şartı koyduğunu, söylemiştir.
Bu hususa açıklık getirmek için KGM tarafından hazırlanarak, ihaleye davet
edilen firmalara 19.09.1997 tarihli 3367 sayılı yazı ekinde gönderilen
ZEYİLNAME‐1’in açıklamalar başlıklı soru cevap bölümünün 6.maddesinde de;
“Davet mektubu alan firmalar kendi aralarında veya ortak girişim olarak 6 iha‐
leye de teklif verebilirler. Ancak, davet alan firmalar tek başlarına (1), pilotlukların‐
daki idarece uygun görülen ortak veya ortaklıklarla oluşturacakları ortak girişim
olarak da en fazla (2) ihaleyi üstlenebilirler.”
Açıklamaları ise çok farklı yorumlamalar yapılabilecek ifadeler içermektedir.
Müteahhit firmalar, bu konuda sürekli idareyle görüşmek mecburiyetinde bırakıl‐
mışlardır.
İlk getirilen kural “bir işi alan firmanın diğer işlere teklif veremeyeceği” geçerli
olsaydı (ki bu da idare hukuku açısından doğru değildir) davet edilen 15 firmadan 6
tanesi iş alabilecek, diğerleri ihalelere rakip olarak katılabileceklerdi.
Aslında, idare ihalelere davet edilen firmaları, gizli tutması gerekirken (döne‐
min APK Dairesi Başkanı Gönül Balkır ile İhale Komisyonu ve Yapım Dairesi Baş‐
kanı Ahmet Ustaoğlunun ifadelerinde belirtildiği gibi) bu firmaların birbiriyle bu‐
luşması, görüşmesi ve ortak girişimler oluşturması, ortak girişimler oluştururken
idareyle temas kurmaları, üç gün içerisinde sabah ve öğleden sonra yapılan bu altı
ihalede, firmalar sabahleyin ortak, öğleden sonra rakip veya sabahleyin rakip, öğle‐
den sonra ortak veya sabahleyin bir firmayla öğleden sonra başka bir firmayla ortak
olma durumunda bulunmuşlardır.
Bütün bunlar söz konusu ihalelerdeki gizlilik ilkesinin ortadan kaldırıldığının,
rekabet ilkesinin ise görüntüden öte geçemediğinin göstergesidir.
Bu hususların, benzer bir uygulama ile ilgili olarak vermiş olduğu, Kamu İhale
Kurulunun 27.10.2003 gün ve 2003/UKZ‐595 sayılı kararında da belirtildiği üzere,
ihaleye katılımı sınırlandırdığı ekonomik açıdan en avantajlı teklifin belirlenmesini
engelleyerek kamu yararına aykırı sonuçlar doğurduğunu göstermektedir.
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
20
d‐ Müteahhitlerin İhale Öncesinde Anlaştıklarını Gösteren Bulgular
Raporun Yapılan İncelemeler bölümünün 4‐a.3 “Karadeniz Sahil Yolları İhale‐
lerine Katılan Firmalar ve Tenzilat Oranları” bölümünde yer alan 6 Nolu Tablo ve
b.İhale Sonuçları bölümündeki 7 Nolu tablo incelendiğinde;
d1‐) Altı ihalenin de sadece ortak girişimler tarafından üstlenildiği, bu ortak gi‐
rişimlerin tamamının ihalenin ilk günü olan 30.09.1997 tarihinden önce oluşmuş
olduğu, bununla birlikte firmaların çok sayıda münferit zarflar (teklifler) vermesine
rağmen hiç bir ihalenin tek bir firmada kalmadığı, ihalelerin tamamının ortak giri‐
şimler tarafından üstlenildiği,
d2‐) Ortak girişim halinde yüksek tenzilatlı teklifte bulunan firmaların münfe‐
rit bütün tekliflerinin çok daha düşük oranlarda olduğu,
d3‐) Davet edilen 15 firmadan bir firmanın (Kutlutaş) ihalelere katılmadığı, ka‐
tılmayacağını önceden idareye bildirdiği, bir firmanın da (Enka) ilk ihalelerde kaza‐
nabilecek tenzilat oranlarının belli olmasına rağmen, ihalelerin tamamına kazanması
mümkün olmayan oranlarda düşük indirim tekliflerinde bulunduğu, hiç bir ortak
girişim halinde teklifte bulunmadığı, geri kalan 13 firmanın ikişerli, üçerli ortak
girişimler halinde ihaleleri üstlendiği,
d4‐) Son ihaleleri kazanan firmaların, ilk ihalelerde kazanacak indirim oranları
belli olmasına rağmen, son ihaleye kadar bir işi üstlenebilecek tekliflerde bulunma‐
dığı, düşük tekliflerde bulunduğu,
d5‐) Bir firmanın (Özışık) ortak girişim halinde üstlendiği ihaleye kadar yapılan
üç ihalede teşekkür ettiği ve teklif vermediği, ihaleyi üstlendikten sonraki ilk ihalede
ise işi üstlenme ihtimali olmayan en düşük teklifi (%11) verdiği, son ihaleye de te‐
şekkür ederek katılmadığı yani üstlenmek için hiç bir gayret göstermediği, keza diğer
firmalarında benzer davranışlarda bulunduğu,
d6‐) Raporun Yapılan İncelemeler bölümünün 4/d maddesinde de görüldüğü
gibi;
Karadeniz sahil yollarında müteahhitlerin bu ihalelerden önce üstlendikleri, iha‐
lelerin:
Yüksel İnşaat firmasının 20.12.1993 tarihinde Ünye Bolaman yolu,
Özışık İnşaat firmasının 15.02.1992 tarihinde Espiye‐Çarşıbaşı yolu,
Polat inşaat firmasının 09.12.1987 tarihinde Çarşıbaşı‐ Trabzon‐Araklı yolu,
Cengiz İnşaat firmasının 03.09.1991 tarihinde Hopa Kemalpaşa‐Sarp yolu,
Olduğu, bu ihalelerde ise;
Yüksel İnşaatın içinde bulunduğu ortak girişimin Bolaman‐Perşembe işini,
Yaşar Topcu Kararı
21
Özışık firmasının içinde bulunduğu ortak girişim Giresun‐Espiye işini,
Polat İnşaatın içinde bulunduğu ortak girişimin Araklı‐İyidere işini,
Cengiz İnşaatın içinde bulunduğu ortak girişimin Çayeli‐Ardeşen‐Hopa işini
Üstlendiği, firmaların yeni üstlendikleri işlerin eski üstlendikleri işlerin bitişi‐
ğinde olması dikkat çekici olup tesadüfle yada arzu etmekle izahı mümkün olmayan
bir husus olduğu,
görülmüştür.
Dolayısıyla bütün bu hususlar firmaların önceden anlaştıklarını, ancak, bu du‐
rumun firmaların ortak girişim oluşturmaları hususunda “önceden idarenin uygun
görüşünü almış olmaları” şartının getirilmesi göz önüne alındığında ‐ her ne kadar
idare yazılı bir ortak girişim izni vermemiş ise de‐ bu olumsuz durumun müsebbibi‐
nin bu ihale usul ve esaslarını belirleyen idare olduğu ortadadır.
e‐İhale Usul ve Esasların Dışına Çıkılması
Raporumuzun yapılan İncelemeler bölümünün 1/c1 maddesinde detaylı olarak be‐
lirtilen 25.08.1997 tarih ve 3099 sayılı bakan Olurunun 10/a maddesinde aynen “Bü‐
tün kredilerin hükümet kredileri dahil krediyi veren kuruluşca kredinin şartlarını belir‐
ten resmi bir mektupla teyid edilmesi ve bu mektubun teklifin bir parçası olması”
10/c maddesinde, “teyid edilmiş kredi teklifi şartlarının T.C.Hazine Müsteşarlı‐
ğınca kabul edilebilir nitelikte olması”
İhale şartnamesinin ekinde gösterilen teklif mektubu örneği eki olarak “kredi
teklif formu” belirtilmiş kredi teklif formu örneği altındaki notta da “firmalar bu
forma ek olarak bütün kredilerin koşullarını ve bunların Resmi Makamlarca teyid
edilmiş belgelerini ekleyeceklerdir.” usul ve esası getirilmiş olmasına rağmen yapı‐
lan ihalelerde;
e1‐)Yapılan ihalelerde İhale Komisyonu Teklif mektubunun bir parçası olarak
değerlendirilmesi gereken kredi niyet mektuplarının fiziken varlığını yeterli görmüş,
içeriğini (Hazineye getireceği yükü) değerlendirmemiştir.
e2‐)Bu kredi niyet mektuplarının Resmi Makamlarca teyid edilmemiş oldukları
halde geçerli kabul edilmiştir.
e3‐)Bu kredi niyet mektuplarının Hazine Müsteşarlığınca kabul edilebilirliği
konusunda;
‐Komisyon başkanı Ahmet Ustaoğlu ifadesinde; Hazine Müsteşarlığı ile yaptık‐
ları temaslarda bu konuda resmi bir cevap almalarının mümkün olmadığını, şifai
olarak bilgi verdiklerini,
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
22
‐Komisyon üyesi Hüseyin Doğanay ifadesinde; şartnameye uymayan kredi ni‐
yet mektuplarının olduğunu, bunun için Hazineden onay alınması gerektiğini,
ancak, teyidlerin Hazineden sözlü olarak alındığını, firmalarca getirilen kredi şartla‐
rı ile tekliflerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ve söz konusu değerlendirmeyi
yapmış olmaları gerektiğini, ancak, ihale kararı gösterildiğinde de bu kararda böyle
bir bilginin bulunmadığını,
‐Komisyon üyesi Sadık G. Demircan ifadesinde; bu hususun kredi mevzuatı için
hazırlanan prosedürden ibaret olduğunu, kredi niyet mektuplarının teyidinin alın‐
mış olması gerektiğini, ancak, nasıl alınmış olduğunu hatırlamadığını,
ifade etmişlerdir.
Görülüyor ki ihale şartnamesinin 10.maddesinin 2. fıkrasında belirtilen “şartna‐
melerde yazılı belgeleri ile teminatı usulüne uygun ve tam olmayan isteklilerin teklif
mektubunu taşıyan iç zarfları açılmayarak başkaca işleme konulmadan diğer belgelerle
birlikte kendilerine veya vekillerine iade olur bunlar ihaleye katılamazlar.” Hükmünü
icra etmek yerine ihale komisyonu konuyu şifai görüşmelerle geçiştirmiştir.
Raporun İncelemeler bölümünün 3/b Krediye İlişkin Tespitler bölümünde yer
alan 5 Nolu Tablo incelendiğinde;
Kredi teklif formu ve kredi niyet mektubunun şartname eki teklif mektubuna
uygun olarak dosyasında bulunmuş olanlar, (x) işareti ile,
Kredi teklif formu ve kredi niyet mektubunun teklif mektubu ekinde olduğunun
belirtilmiş olmasına rağmen dosyasında bulunmayanlar, (xx) işareti ile,
İhale teklif mektuplarının şartname eki ʺTeklif Mektubu Örneğiʺ ne uygun ol‐
madığı ve teklif mektubu ekinde ʺKredi Teklif Formuʺ ile ʺkredi niyet mektubuʺ
bulunmamakta ve taşımamakta olanlar, (xxx) işareti ile,
İhale teklif mektubunun şartname eki ʺteklif mektubu örneğiʺne uygun olma‐
dığı ve teklif mektubu ekinde ʺkredi teklif formuʺ ile ʺkredi niyet mektubuʺ olduğu
gösterilmemiş, ancak, söz konusu belgelerin dosyasında olduğu görülenler, (xxxx)
işareti ile detay olarak gösterilmiş olup, hangi tekliflerin ne derecede şartnamelere
uyduğu gözler önündedir.
Yine incelemeler bölümünün 3/a.8‐9 maddesinde belirtildiği gibi, getirilen bu
kredi niyet mektuplarının hiç birisi sonuçlandırılmamış Hazine Credit Suisse First
Boston tarafından 8.06.1998 tarihinde sağlanan 146 milyon ABD Doları tutarın‐
daki kredi 15.06.1998 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe girmiştir.
f‐ Kamu Yararına Aykırılıklar
f1) İhale Şartnamesinin Geç Hazırlanması
Yaşar Topcu Kararı
23
2886 Sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 89.maddesi gereği, kanun kapsamı dışına
çıkılan işlerin ihalesinde Kanun’un verdiği görev olan “Bu ihalelerde uygulanacak
usul ve esaslar idarelerince hazırlanarak ilgili Bakanın onayı ile belirlenir.” hükmü
gereği öncelikle bu ihalelerde uygulanacak usul ve esasların belirlenmesi, buna pa‐
ralel olarak ihale işlem dosyasının düzenlenmesi, bu dosyada; onay belgesi, tahmin
edilen bedele ilişkin hesap tutanağı, şartname ve ekleri, gerekli projeler, sözleşme
tasarısı bulundurulması gerekirken söz konusu ihalelerin yapımında daha önce de
belirtildiği gibi usul ve esaslar muhtelif tarihlerde 7 aşamada 7 ayrı düzenleme ile
belirlenmiş, bunlar içeresinde ihale şartnameleri (yapılacak işlerin genel, özel, teknik
ve idari esas ve usullerini gösteren belge veya belgeleri) ihale usul ve esasını belirle‐
yen 25.08.1997 tarihli ilk Bakan Olur’undan, firmalara gönderilen 26.08.1997 ta‐
rihli davet mektuplarından, daha sonra 19.09.1997 tarih ve 3364 sayılı Bakan
Olur’u ile yürürlüğe konulmuştur. Bu durum davet edilen firmaların tespiti ve
davetinden sonra düzenlenen şartnamenin içeriğine, davet edilen firmaların etki
edip etmediği kuşkusunu oluşturmaktadır.
f2‐) Zeyilname İle Fiyatlarda Değişiklikler Yapılması
Yine firmalar belirlenip davet yazıları gönderildikten sonra 19.09.1997 tarih ve
3367 sayılı KGM Genel Müdürü Yaman KÖK imzalı, davet gönderilen firmalar
dağıtımlı yazı eki zeyilnamede; tünel uzunluk zamlarında, tünel keşiflerinde, bazı
pozlarda, köprü inşaat zamlarında, değişiklikler yapıldığı, bu hususların firmaların
tespiti ve davetinden sonra yapılmasının düşündürücü ve şüphe uyandıran husus‐
lar olduğu, görülmektedir.
f3‐) Projelerin Tamam Olmaması
Söz konusu işlere ait etüt‐proje çalışmaları sürmekte iken, projeler hazırmış gibi
ihalelere çıkıldığı, Rapor’un B‐Yapılan İncelemeler Bölümünün 2.maddesinde detay
olarak görüldüğü gibi oysa projelerin ihalelerden 12 ila 26 ay sonra onaylandığı, bu
arada proje firmalarınca yapılmış olması gereken projelerin bir bölümünün ve çok
sayıda proje değişikliğinin yapım müteahhitlerine yeniden yaptırıldığı ve ayrıca
proje bedelleri ödenmesine yol açıldığı gibi, yapılan bu ilave projeler ve proje deği‐
şiklikleri (istikamet değişiklikleri) ile büyük oranda keşif artışlarına yol açıldığı,
görülmüştür.
f4‐) Keşiflerin Sağlıksız Hazırlanması
Keşiflerin metraja dayalı olduğu söylenilmekte ise de, projeleri hazır olmayan iş‐
lerin metrajlarının da bulunmadığı, Komisyonumuza metraj adı altında sunulan
belgelerin geçmiş tarihlerde hazırlanmış, yapılmakta olan yol (bölünmüş yol) ile
ilgisi olmayan, ciddi miktar ve tutarlar içermeyen bazı çalışmalardan ibaret olduğu,
dolayısıyla, keşiflerin sağlıklı olarak hazırlanmayan keşifler olduğu görülmekte ve
bunun sonucunda söz konusu işlerde keşif artışlarının (şu an için) % 30 ‐ %142
arasındaki oranlarda artışlarına neden olduğu görülmektedir.
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
24
f5‐)Taşıma Katsayıları ve Köprü İnşaat Zamlarının Devlet’e Getirdiği İlave
Yükler
Rapor’un B‐Yapılan İncelemeler bölümünün 2.maddesinin b/b8, taşıma katsa‐
yıları ve köprü zamlarının maliyetlere etkisi başlıklı alt bölümünde görüldüğü gibi;
Karadeniz Sahil Yolu kapsamındaki soruşturma konusu ihalelerden önce aynı
bölgede gerçekleştirilmiş olan;
Hopa‐Kemalpaşa‐Sarp projesinde imalatların tümü değil, bazı taşımalar için
A=l.50 ile 2.00 değerinin,
Hopa şehiriçi (Sundura) köprüsü inşaatında Köprü inşaat zammı için %50 de‐
ğerinin,
Samsun‐Ünye projesinde, bazı taşımalar için A=1.25, 1,875 2,50 değerinin,
Çarşıbaşı‐Trabzon‐Araklı, Trabzon‐Maçka ve Trabzon Şehir Geçici projelerin‐
de, A=1.50 değerinin,
Piraziz‐Espiye‐Çarşıbaşı projesinde A=1.25, 1.875, 2.50 değerlerinin,
Kabul edildiği,
Soruşturma konusu ihalelerden sonra KGM’nce merkez ve taşra teşkilatlarına
gönderilen 15.01.1998 tarihli 710‐0171 sayılı (1998/5) “İç Genelge” ile;
“a) Taşıma formüllerinde yer alan (A) taşıma katsayısı A=1 olarak alınacak,
b) 3992 Poz No.lu “Köprü İnşaat Zammı” uygulanmayacaktır.”
Şeklinde getirilen hükümlerin bundan sonraki ihalelerde uygulandığı
Taşıma katsayılarının ve köprü zamlarının anılan oranlarda belirlenmesi sonu‐
cu ödemelerde meydana gelen artışlar ve oranları 2 No’lu Tablo incelendiğinde
sonradan yayınlanan bu genelgenin bu ihalelerde de dikkate alınmış olması ihtima‐
linde (yani A=1 olması ve Köprü zamsız olması durumunda) toplam olarak 355,8
Milyon ABD Doları ödeme yerine 208,7 Milyon ABD Doları nakliye ödenecek
147,1 Milyon ABD Doları fark ödenmemiş olacaktı. Bu farkın hakediş tutarına
oranı % 21.7 olduğu görülmektedir.
Elbette ki ihaleden önce belirlenen A katsayıları ve köprü zamları müteahhitle‐
rin teklif edecekleri ihale indirim oranlarına etki edecek en önemli unsurlardır. An‐
cak,;
Yukarıda belirtilen genelge gereği A katsayısı=1 köprü zamsız olarak aynı mahi‐
yette aynı bölgede yapılan ihalelerin;
‐14.10.1998 tarihinde yapılan Ünye‐Piraziz (Bolaman Varyantı Hariç) yolu‐
nun ihalesi %18,15 indirim ile,
Yaşar Topcu Kararı
25
‐15.10.1998 tarihinde yapılan Yakakent‐Gerze (Gerze geçişi hariç) yolunun iha‐
lesi %25,88 indirim ile,
‐16.10.1998 tarihinde yapılan Samsun‐Azot Ayr.‐Ünye yolunun ihalesinde
%18,02 indirim ile,
‐19.11.1998 tarihinde yapılan Gerze‐Sinop (Sinop geçişi hariç) yolunun ihale‐
sinde %26,86 indirim ile,
‐12.10.1998 tarihinde yapılan Espiye‐Çarşıbaşı(Giresun Geçişi Hariç) yolunun
ihalesinde % 18,35 indirim ile
ihale edildikleri görüldüğünde, soruşturma konusu ihalelerdeki indirim oranla‐
rının da üzerinde indirimler olduğu ortadadır. Bu husus söz konusu ihalelerin ucu‐
za mı, yoksa pahalıya mı gittiğinin açık bir göstergesidir.
f6‐)%30 Üzeri Keşif Artışı İhale İndirim Oranlarının Yeniden Belirlenmesi
Rapor’un III/B‐4/f bölümünde belirtildiği gibi;
Araklı‐İyidere yolu 28.08.2002 tarihli Bakanlık ʺOlur’u ile kabul edilen %30
üzeri %46 keşif artışının müteahhit firma Doğuş İnş ve Tic. A,Ş.+Polat Yol Yapı
San. Ve Tic. A.Ş. Ortak Girişiminin, %30 üzeri Bakanlık Olurʹuna tekabül eden
işleri İkinci işler hariç %32 tenzilatlı yapmayı 24.09.2004 tarihli Bakan ʺOlurʺu ile
kabul ettiği,
Ayrıca;
Piraziz‐Giresun (Giresun Geçişi Hariç) yolunda, Kolin Turizm San. Ve Tic.
A.Ş.nin 28.02.2002 tarihli Bakanlık makam Olurʹu ile %30 üstü %67, 66 keşif
artışı alınan İşleri %27.5 tenzilatla yapmayı kabul ve taahhüt ettiğini 03.08.2004
tarih ve YK‐DY/1581 sayılı yazısıyla,
Çayeli‐Ardeşen‐Hopa yolunda Cengiz İnş. San.ve Tic. A.Ş. + Mapa İnş. San.ve
Tİc. A.Ş.+ Makyol İnş. San ve Tic. A.Ş. Ortak Girişiminin, 23.10.2002 tarihli Ba‐
kanlık makamı olurʹu ile kabul edilen %30 üzeri %104.06 artışı alınan işlerden
%32 tenzilatla yapmayı kabul ettiğini 02.04.2004 tarihli yazısıyla,
İyidere‐Çayeli yolunda Limak İnş.San. ve Tic. A.Ş. nin 28.08.2002 tarihli Ba‐
kanlık Oluru ile kabul edilen %30 üzeri %112.20 keşif artışı alınan işlerden %32
tenzilatla yapmayı 06.04.2004 gün ve 04/M‐1628 sayılı yazısıyla,
Karayolları Genel Müdürlüğüne bildirdikleri,
Anlaşılmıştır.
Soruşturma konusu ihalelerde gerçekleşen % 16,80 ile % 20,30 arasında deği‐
şen ihale indirim oranları ile yukarıda belirtilen indirim oranlar arasındaki farklar
dikkat çekici mahiyettedir.
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
26
SONUÇ OLARAK KOMİSYONUMUZ;
İhale usul ve esaslarının 7 aşamada 7 ayrı düzenlemeyle belirlenmesi ile ihale
usul ve esaslarında belirtilen kriterlere uygun çok sayıda (otuzu aşkın) firma var
iken 15 firmanın belirlenerek davet edilmesi suretiyle ihalelerde rekabeti engellediği,
Üç proje halindeki işleri altı parçaya bölerek ve birbirleri ile ilişkilendirerek, iha‐
leye katılımı sınırlandırdığı, ekonomik açıdan en avantajlı teklifin verilmesini engel‐
lediği,
Davet edilen firmaların gizli tutulması gerekirken gizli tutulmak bir yana iha‐
lelerde bu firmaların birbirleriyle ortak girişimler oluşturmasını teşvik edecek mahi‐
yette usul ve esaslar belirlediği,
Müteahhitlerin ihale öncesinde anlaştıklarını gösteren bir çok bulgu olmasına
rağmen bu bulguların dikkate alınmadan ihalelerin sonuçlandırılmasına göz yum‐
duğu,
Yine şartnameler gereği ihalelerde kabul edilmemesi gereken teklif mektupları‐
nın ihale komisyonu tarafından geçerli sayılmasına göz yumduğu,
Bu hususların “İhaleye Fesat Karıştırma” suçunun hile unsurunu teşkil ettiği,
İhale şartnamesinin, müteahhitlerin ihaleye davetinden sonra hazırlanması, ze‐
yilname ile fiyatlarda değişiklikler yapılması, projelerin tamam olmadan işlerin iha‐
leye çıkarılması, sağlıksız keşifler hazırlanması suretiyle %142’lere varan keşif ar‐
tışlarına sebep olması, yüksek taşıma katsayıları ve köprü inşaat zamları uygulan‐
mak suretiyle daha sonra yapılan benzer ihalelerde taşıma katsayısı A=1 ve köprü
zamsız olması durumunda nakliye fiyatı olarak ödenecek miktarın toplam 147,1
Milyon $ tutarında fazla ödeme yapılmasına neden olduğu,
Soruşturma konusu ihalelerin %30 üzeri keşif artışı ihale indirim oranlarının
%32 olarak belirlendiği gözönüne alındığında soruşturma konusu ihalelerde gerçek‐
leştirilen %16,80 ile %20,30 arasında değişen ihale indirim oranları. ile yukarıda
belirtilen indirim oranlar arasındaki fark kadar fazla ödemelere sebep olduğu,
Bu fazla ödemelerin haksız menfaat unsurunu teşkil ettiği,
Yukarıda sıralanan söz konusu işlemlerin Bayındırlık ve İskan Eski Bakanı Ya‐
şar TOPÇU tarafından bilerek yapıldığı ve böylece Türk Ceza Kanunu’nun 205 inci
maddesinin bütün unsurlarını oluşturduğu,
Kanaatine varılmıştır.
VI‐ SONUÇ VE KARAR
Komisyonun, 19.10.2004 tarihli karar (14 üncü) toplantısında;
Yaşar Topcu Kararı
27
1‐ Bayındırlık ve İskan eski Bakanı Yaşar Topçu’nun fiil ve davranışlarının,
Türk Ceza Kanunu’nun 205 inci maddesinde belirtilen, ihaleye fesat karıştırma
suçunu oluşturduğu savıyla, yargılanmak üzere Yüce Divana sevk edilmesine 1
ret oy’una karşı 10 kabul oy’u ile,
2‐ Bu ihalelerin hazırlanmasında, ve icra edilmesinde karar alma aşamalarına
katılan dönemin bürokratları hakkında, ilgili bakanlık nezdinde tahkikat yapılmasına
ilişkin suç duyurusunda bulunulmasına oybirliğiyle,
3‐ Karayolları Genel Müdürlüğü’nde kamu görevlisi olarak çalışıp da, herhangi
bir sebeple görevlerinden ayrılan bazı bürokratların, 3 yıllık yasaklı süre dolmadan,
Karayolları Genel Müdürlüğü’nün görev alanında faaliyet gösteren firmalarda gö‐
revli olarak çalıştıkları, Komisyonun çalışmaları sırasında tespit edilmiştir. Bu kişi‐
ler hakkında da 2531 Sayılı Kamu Görevlerinden Ayrılanların Yapamayacakları
İşler Hakkındaki Kanun’un 2 nci maddesine muhalif durumları olduğundan bahisle,
ilgili bakanlık nezdinde, inceleme ve soruşturma yapılması için suç duyurusunda
bulunulmasına 1 ret oy’una karşı 9 kabul oy’u ile,
Karar verilmiştir.”
IV‐ YARGILAMANIN AŞAMALARI
A‐ SANIĞIN SORGUSU
Sanık, Yüce Divanın 28.3.2005 günlü oturumunda yapılan sorgusunda
özetle;
- Karadeniz sahil yolunun, Türkiye’de yol olarak birinci derecede önce-
liği olan yollardan birisi ve hatta birincisi olduğunu,
- Dava konusu yolun 1996 yılında kurulmuş olan ANAYOL Hükümeti
zamanında finansmanı bütçeden karşılanmak üzere yapılmasına karar veril-
diğini, ilan verilip firma seçimi yapılmış olmasına karşın, ödenek buluna-
madığı için devam edilemediğini,
- Söz konusu yolun, bütçe imkanlarının yetersizliği nedeniyle bölünmüş
yol olarak ve dış kredi kullandırılarak yapılmasının zorunlu olduğunu, bu
amaçla 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 89. maddesi gereğince Bakanlar
Kurulu Kararı alınarak ihalenin Devlet İhale Kanunu hükümleri dışında
yapılmasına karar verildiğini,
- Yapılan ihalenin Türkiye’deki kendi şartları itibarıyla ilk ihale oldu-
ğunu, daha önce yapılmış olan dış kredili ihalelerin tamamının teklif alına-
rak, bu ihalenin ise Bayındırlık ve İskan Bakanlığı birim fiyatlarından indi-
rim almak suretiyle yapıldığını, sonraki bütün ihalelerde de aynı metotun
uygulandığını ve devletin bundan kazandığını,
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
28
- İlk soruşturma dosyasında yaptırılan bilirkişi raporunda da bu ihale-
nin devletin kârına olduğunun belirtildiğini,
- Başlangıçta saptanan onbir firmanın Karayolları Genel Müdürlüğü ta-
rafından belirlendiğini, firma isimlerinin belirlenmesinde bir rolünün bu-
lunmadığını ve çağrılan firmaların hiç birisini tanımadığını,
- Kendisinin, daha önceki bakanlığı döneminden edindiği tecrübeler ve
ihale ile ilgili olarak kulağına gelen bir takım duyumlardan ötürü, rekabeti
artırmak amacıyla sonradan dört firmayı daha davet ettirdiğini,
- Davet edilecek firmalar ile ihaleye katılıp katılmayacakları ve dış kredi
bulup bulamayacakları konularında konuşulduğunu,
- Davet edilecek firmaların sayısı hakkında herkesin bir şeyler söyleye-
bileceğini, bunun bir standardının olmadığını, örneğin otuz firma çağrıldı-
ğında niye kırk firma çağrılmadığının sorulabileceğini, ayrıca çok firma çağ-
rılması halinde, ihaleyi davetiyeli yapmanın bir anlamının kalmayacağını,
Karadeniz sahil yolunun özelliği nedeniyle bu ihalelere seçkin firmaların
davet edilmesinin normal olduğunu,
- İhalelere çok sayıda firma çağrılmamasının nedenlerinden birinin de
Hazine Müsteşarı ile telefonla yaptığı konuşmadan, bunun Hazineye ek yük
getireceği kanaatine varması olduğunu,
- Üç proje halindeki işlerin altıya bölünmesinin kendi talimatı ile yapıl-
dığını ve bundaki amacın işlerin daha hızlı yürütülmesini sağlamak oldu-
ğunu,
- İhale olurunda yer alan, bir işi alan firmanın diğer bir işi pilot firma
olarak alamayacağına ilişkin kuralın amacının, işin daha kısa sürede bitiril-
mesi ve bir firmanın bütün ihaleleri almasına engel olmak olduğunu,
- (9/19) Esas Numaralı Meclis Soruşturma Komisyonunun üç kişilik bilirkişi
heyeti kurduğunu ve bu heyetin projelerin var olduğuna dair rapor sunduğu-
nu ve projelerin bulunduğunu, bu hususun Karayolları Genel Müdürlüğü tara-
fından soruşturma komisyonuna gönderilen yazılarla da sabit olduğunu,
- Hiçbir keşif artışına imza atmadığını, kendisinden sonra verilen keşif
artışlarının nedeninin büyük çoğunluğunun proje ile ilgili olmadığını, Arak-
lı’dan başlayıp Derepazarı’na kadar olan yolun mevcut Başbakanın talima-
tıyla sahile alındığını, bazı yerlerdeki keşif artışlarının ise güzergah değişik-
liğinden kaynaklandığını, “yüzde 30 oranından fazla artış temel, tünel ve benzeri
işler ile tabiî afetler gibi nedenlerden ileri gelmişse, idarenin isteği, müteahhidin
kabulü ve ilgili bakanın onayıyla, süre hariç, aynı sözleşme ve şartname hükümleri
içinde yüzde 30’u geçen işler de aynı müteahhide yaptırılabilir.” hükmünün Dev-
Yaşar Topcu Kararı
29
let İhale Kanununda yer aldığını, dolayısıyla şartnamedeki hükmün kanun-
dan alınarak tekrarlandığını,
- Katsayıları kendisinin belirlemediğini, bir Bakanın taşıma katsayısı ya
da köprü zammı tayin etmeyeceğini, sonradan ihale edilen otoyollarda (A)
katsayısının 1’den farklı olmaması gerektiğini, söz konusu otoyolları da
kendisinin ihale ettiğini, onların şehir dışında yapıldığını, (A) taşıma katsa-
yısının tespitinde belli metotlar bulunup, bunlardan bir tanesinin (K) kam-
yon katsayısı olduğunu, orada müteahhidin kendi arabasını kullanabildi-
ğini, müteahhidin arabasının seksen tonluk olduğunu, Karadeniz’de on
tonluk arabaların gidip gelebildiğini, taşıma katsayısının ulufe dağıtır gibi
“al sana bunu verdim, ben sana bunu verdim” şeklinde değil, yolun eğimi, tra-
fiği, hava şartları ve diğer etkenler dikkate alınarak belirlendiğini, örneğin,
kendisinden sonra ihale edilen Bafra-Samsun yolundaki taşıma katsayısının
iki olarak uygulandığını,
- Ankara-Sivrihisar yolunun kendi döneminde bitirildiğini, bu yolun ki-
lometre maliyetinin 1.700.000 dolar olduğunu, Karadeniz sahil yolunun
coğrafi nedenlerden kaynaklanan çok farklı ve ağır şartlar altında yapıldı-
ğını, yaptığı hesaplama sonucu Karadeniz’deki yolun kilometre maliyetinin
985.000 dolara geldiğini,
- Karadeniz sahil yollarının yapımının kendisinden sonraki dönemde
müteahhit firmaların dış kredi bulma yükümlülüğü yerine bütçe içine alına-
rak ve bütçe ödeneği karşılığı ile sürdürüldüğünü, müteahhit firmaların
ihale tarihinde temin ettikleri dış kredi için ödedikleri libor artı %18’lere
varan faizlerden ve maliyet yüklerinden kurtulduklarını, bu durum dikkate
alınmadan komisyon üyeleri ve milletvekilleri önünde ihalenin ucuza gitmiş
olduğu izlenimi ve kanaati yaratıldığını,
- Kendisinden sonraki dönemdeki tenzilatların müteahhitler zorlanarak
yaptırıldığını, bunun nedeninin kredi şartlarının değişmesi olduğunu, dış
krediyle yapılmış olan ihalenin kredisinin, bizzat mevcut Başbakanın giri-
şimleri sonucunda üç bankadan (Akbank, Garanti Bankası ve İş Bankası)
temin edildiğini ve böylece müteahhide %10 ve daha yukarı bir avantaj sağ-
landığını, bu işi alan firmalardan birisinin patronunun kendisine firmaları-
nın %32 oranında tenzilat yapmaya zorlandığını ifade ettiğini,
- Keşif artışlarındaki tenzilat oranlarının firmalara yedi yıl sonra hükü-
met tarafından sağlanan kredi desteğinden kaynaklandığını, sonradan yapı-
lan bu indirim nedeniyle kendisine sorumluluk yüklenemeyeceğini,
- Dönemin Doğru Yol Partisi Genel Başkan Yardımcısı olan Hasan Ekin-
ci tarafından yaptırılan noter tespitinin doğrudan kendisine ulaştırılmadığı-
nı, buna karşın kendisinin yapılan noter tespitini buldurarak Ankara Cum-
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
30
huriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduğunu ve söz konusu savcı-
lık tarafından verilen takipsizlik kararında da belirtildiği üzere noter tespi-
tinin tahminden öte bir anlamının bulunmadığını,
- 17.11.2004 günlü dilekçesinde belirttiği hususları da aynen tekrarladığını,
beyan etmiştir.
Sanık, 6.1.2004 gününde soruşturma önergesinin TBMM Genel Kuru-
lunda görüşülmesi sırasında yaptığı konuşmasında, sorgusunda değindiği
hususlara benzer açıklamalarda bulunmuş, (9/9) Esas Numaralı Meclis So-
ruşturma Komisyonunda 8.7.2004 gününde verdiği ifadesinde ise aynı ko-
nuda daha önce verilen soruşturma önergesine rağmen, ikinci kez hakkında
Meclis soruşturması açılamayacağını, bu nedenle yeniden savunma yapma-
yacağını ve soruları cevaplandırmayacağını beyan etmiştir.
B‐ KANITLAR
1‐ Yazılı kanıtlar
- Karadeniz sahil yolu işlerinin Devlet İhale Kanununun 89. maddesine
göre ihale edilmesine ilişkin Bayındırlık ve İskan Bakanlığının 31.7.1997
günlü, 2584 sayılı teklif yazısı,
- Karadeniz sahil yolu işlerinin Devlet İhale Kanununun 89. maddesine
göre ihale edilmesine ilişkin 1.8.1997 günlü, 97/9698 sayılı Bakanlar Kurulu
Kararı,
- Kredili olarak ihale edilecek karayolu projelerine ilişkin Karayolları
Genel Müdürlüğünün Hazine Müsteşarlığına yazdığı 15.8.1997 günlü, 3006
sayılı yazı,
- Devlet İhale Kanununun 89. maddesine göre ihale edilecek Karadeniz
sahil yolu işlerinin ihale usul ve esaslarını belirleyen 25.8.1997 günlü, 3099
sayılı Bakan oluru,
- Karadeniz sahil yolu işlerinin altı kısım halinde ve onbir firma davet
edilerek ihale edilmesine ilişkin 26.8.1997 günlü, 6246 sayılı Bakan oluru,
- Karadeniz sahil yolu işlerine ilişkin ihale onay belgeleri (6 Adet),
- Karayolları Genel Müdürü Yaman Kök imzalı 26.8.1997 günlü, 3110 sa-
yılı firmalara gönderilen davet yazısı,
- Karayolları Genel Müdürü Yaman Kök imzalı 26.8.1997 günlü, 3140 sa-
yılı firmalara gönderilen teklif verme şartlarını değiştiren yazı,
Yaşar Topcu Kararı
31
- Karadeniz sahil yolu işlerinin altı kısımda ihale edilmesine ve onbir
firmaya ilave olarak dört firmanın daha davet edilmesine dair 8.9.1997 gün-
lü, 6599 sayılı Bakan oluru,
- Sonradan davet edilen dört firmaya gönderilen 8.9.1997 günlü, 3209
sayılı davet yazısı,
- İhale şartnamesi ve sözleşme tasarılarının yürürlüğe konulması ile %30
oranından fazla artışın ihale şartnamesi ve sözleşme hükümleri çerçevesinde
yapılmasına ilişkin 19.9.1997 günlü, 3364 sayılı Bakan oluru,
- Karayolları Genel Müdürü Yaman Kök imzalı 19.9.1997 günlü, 3367 sa-
yılı zeyilname ve açıklamalar,
- Köprü İnşaat zamlarının %50 zamlı olarak değerlendirileceğine dair
Ahmet Ustaoğlu (Yapım Daire Başkanı) imzalı 11.9.1997 günlü, 6681 sayılı
yazı,
- A=1 ve köprü inşaat zammı uygulanmayacağına dair Karayolları Genel
Müdürü Yaman Kök imzalı 15.1.1998 günlü, 171 sayılı yazı,
- Hazine Müsteşarlığının kredili ihalelerle ilgili 2.10.1997 günlü, 1971 sa-
yılı yazısı,
- DPT tarafından ihalelerin dış kredi ile yapılmasının uygun olduğuna
ilişkin Karayolları Genel Müdürlüğüne yazılan 6.10.1997 günlü, 3835 sayılı
yazı,
- DPT’nin proje revizyonuna ilişkin 18.12.1997 günlü, 5158 sayılı yazısı,
- Karadeniz sahil yolu projesinin revize edilmesine dair 30.10.1997 gün-
lü, 97/118 sayılı Yüksek Planlama Kurulu Kararı,
- Ankara 8. İdare Mahkemesinin 11.12.2001 günlü, E:2001/221,
K:2001/1605 sayılı kararı,
- Danıştay 10. Dairesinin 26.3.2003 günlü, E:2002/431, K: 2003: 1125 sayılı
kararı,
- Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 19.7.2004 günlü, E:2003/281, K:
2004/223 sayılı kararı ile bu karara esas alınan bilirkişi raporu,
- Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 16.3.1998 günlü, H:1997/89049,
K:1998/6230 sayılı takipsizlik kararı ile bu karara esas alınan bilirkişi raporu,
- (9/19) Esas Numaralı Meclis Soruşturma Komisyonuna sunulan
15.12.1998 günlü bilirkişi raporu,
- Hasan Ekinci tarafından yaptırılan 29.9.1997 günlü noter tespiti,
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
32
- Karadeniz sahil yolu ihalelerinin hazırlık, icra ve karar alma aşamasına
katılan dönemin bürokratları hakkında tahkikat açılmamasına ilişkin teftiş
kurulu raporunu da içeren Bayındırlık ve İskan Bakanlığının 3.5.2005 günlü,
4934 sayılı yazısı,
- Karayolları Genel Müdürlüğünün otoyol yapan firmalar ile Karadeniz
sahil yolu bilgilerini içeren 18.5.2005 günlü, 5991 ve 19.8.2005 günlü, 8048
sayılı yazıları,
- Karayolları Genel Müdürlüğünün firmaların ortak girişim kurmaları
ile ilgili olarak idareden izin alıp almadıklarına ilişkin 23.11.2005 günlü,
4280 sayılı yazısı,
- Projelerin idareye teslim tarihini belirten Karayolları Genel Müdürlü-
ğünün 5.12.2005 günlü, 17602 sayılı yazısı,
- Karayolları Genel Müdürlüğünün dava konusu yolların projelerine
ilişkin olarak Meclis soruşturma komisyonuna yazdığı yazılar,
- Karadenizde çalışan ve ödeneği üzerinde harcama yapan firmalarla il-
gili Karayolları Genel Müdürlüğünün 15.7.2005 günlü, 6227; 10.8.2005 gün-
lü, 7734; 1.11.2005 günlü, 10505 ve 20.1.2005 günlü, 336 sayılı yazıları,
- Karayolları Genel Müdürlüğünün Ümraniye-Altunizade, Ümraniye-
Şile, Bolu Dağı geçişi ve Kavacık Anadoluhisarı yolları hakkında bilgi veren
14.10.2005 günlü, 2809 sayılı yazısı,
-Hazine Müsteşarlığının kredilerle ilgili açıklamaları ile firmaların kredi
tekliflerinde yer alan şartları ve 146 milyon Amerikan Doları tutarındaki
kredi teklifinin şartlarını içeren 1.12.2005 günlü, 2654 sayılı yazısı,
- %30 üzeri keşif artış onaylarını gösteren tablo,
- 831 milyon Amerikan Doları tutarındaki kredi anlaşmasını gösteren
liste,
- Maliye Bakanlığının 14.11.1997 günlü, 24355 sayılı Karadeniz sahil yo-
lu ihalelerinin vizesine ilişkin yazısı,
- Sanık Yaşar Topcu’nun 30.6.1997–11.1.1999 tarihleri arasında Bayındır-
lık ve İskan Bakanlığı görevinde bulunduğunu bildirir Başbakanlığın
9.2.2005 günlü, 1666 sayılı yazısı,
- Sanığın adli sicil ve nüfus kayıtları,
- Sanığın savunma dilekçeleri ekinde verdiği çeşitli belge fotokopileri.
Yaşar Topcu Kararı
33
2‐ Tanıklar
Yargılama sırasında dinlenilen tanıklara ilişkin bilgiler, aşağıdaki tab-
loda gösterilmiştir:
Sıra
No Adı Soyadı Ünvanı
Dinle‐
nildiği
Oturum
Ne Şekilde
Dinlenildiği
1 Hasan Ekinci Eski Orman Bakanı 21.4.2005 Resen
2 Eyüp Aşık Eski Devlet Bakanı 21.4.2005 “
3 Yaman Kök Dönemin Karayol-ları Genel Müdürü 21.4.2005 “
4 Gönül Balkır Dönemin KGM APK Daire Başkanı 21.4.2005 “
5 Ahmet Tuncer Ertan Eksen A.Ş. temsilcisi 21.4.2005 “
6 Mustafa Aktürk Özdemir İnş. Şir. temsilcisi 21.4.2005 “
7 Ahmet Ustaoğlu Dönemin İhale Ko-misyonu Başkanı 21.4.2005 “
8 Hüseyin Doğanay Dönemin İhale Ko-misyonu Üyesi 21.4.2005 “
9 Sadık Gürsan Demircan
İDönemin hale Ko-
misyonu Üyesi 21.4.2005 “
10 Vacip Mert Dönemin İhale Ko-misyonu Üyesi 21.4.2005 “
11 Mahmut Yıldız Şanlıurfa Milletve-kili 26.5.2005 “
12 Mehmet Aydın Karaöz
Dönemin Haz. Müs.
Dış Ekonomik İliş-
kiler Genel Müdürü
26.5.2005 “
13 Vedit Arığ Kiska İnş. Şirketi temsilcisi 26.5.2005 “
14 Akın Kılınç Beğen İnş. Şir. tem-silcisi 26.5.2005 “
15 Cemil Özgür Özgür Tic. ve San. Şirketi sahibi 26.5.2005 “
16 Ahmet Kemal Akın-cı
Ceylan İnş. Şir. tem-
silcisi 26.5.2005 “
17 Dinçer Yiğit Eski Karayolları Genel Müdürü 26.5.2005 “
18 İbrahim Nursel Yaykıran
Eko İnş. Şirketi Or-
tağı 26.5.2005 “
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
34
19 Cuma Gülser Emek İnş. Şir. tem-silcisi 26.5.2005 “
20 Ahmet Murat Binark
Garanti Koza İnş.
Şirketi temsilcisi 26.5.2005 “
21 Sultan Belma Çelikoğlu
Hasancan Poyraz
Müt. temsilcisi 26.5.2005 “
22 Hüseyin Deliismail Hasko İnş. Şir. tem-silcisi 26.5.2005 “
23 Mürsel Genç
Murtazaoğlu İnş.
A.Ş. Yönetim Ku-
rulu Üyesi
26.5.2005 “
24 Yener Dinçmen Eski Hazine Müste-şarı 21.6.2005 Sav. tanığı
25 Cenk Tangil Makimsan A.Ş. Yö-netim Kurulu Üyesi 21.6.2005 Resen
26 Mehmet Emin Er-doğan
Öz İnş. A.Ş. Yönetim
Kurulu Başkanı 21.6.2005 “
27 İbrahim Özen STFA İnş. A.Ş. tem-silcisi 21.6.2005 “
28 Turan Büyükşahin Tubin A.Ş. temsilcisi 21.6.2005 “
29 Ali Özcan Yapı Üretim A.Ş. temsilcisi 21.6.2005 “
30 Ali Cihan Çarmıklı Ziya Çarmıklı Şir-keti temsilcisi 21.6.2005 “
31 Deniz Şölen Enka A.Ş. temsilcisi 21.6.2005 “
32 Mustafa Karamullaoğlu
Kutlutaş İnş. Şir.
temsilcisi 21.6.2005 “
33 Ünsal Akıncı Kutlutaş İnş.Şir. Gen.Müd. 21.6.2005 “
34 Sezai Bacaksız Limak İnş. Şir. tem-silcisi 21.6.2005 “
35 Abdullah Çoban Bayındır A.Ş. tem-silcisi 21.6.2005 “
36 Güven Balkan Mapa İnş. A.Ş. tem-silcisi 21.7.2005 “
37 Mustafa Asım Öz-demir
Güriş-Metiş ortak
girişim temsilcisi 21.7.2005 “
Yaşar Topcu Kararı
35
38 Celal Koloğlu Kolin İnş. A.Ş. tem-silcisi 21.7.2005 “
39 Tuna Aksel Yüksel İnş. A.Ş. temsilcisi 21.7.2005 “
40 Mehmet Ali Çebi Makyol İnş. A.Ş. temsilcisi 20.9.2005 “
41 Mahfi Eğilmez Eski Hazine Müste-şarı 20.9.2005 Sav. tanığı
42 İlhan Adiloğlu Özışık Şirketi Gen. Müd. Yard. 6.12.2005 Resen
43 Cevdet Özbalçık Gürsan İnş. Şir. tem-silcisi 6.12.2005 “
44 Nazım Bal Bal-İş İnş. A.Ş. sa-hibi 6.12.2005 “
45 İbrahim Polat Polat A.Ş. temsilcisi 6.12.2005 “
46 Ekrem Cengiz Cengiz İnş. A.Ş. temsilcisi 6.12.2005 “
47 Remzi Tekin Gökdelen İnş. Şir-keti temsilcisi 31.1.2006 “
C‐ DAVAYA KATILAN VE SAVLARI
Karayolları Genel Müdürlüğü vekili Av. Muammer Semiz, 21.11.2005
günlü dilekçesiyle, idare zararı doğmuş olabileceğinden, özel hukuka ilişkin
hakları saklı tutulmak koşuluyla davaya katılma talebinde bulunmuş; bu
talep, 6.12.2005 günlü oturumda kabul edilmiştir.
Karayolları Genel Müdürlüğü vekilleri Av. Muammer Semiz, Av.
Üstüner Erdoğan ve Av. Gülşen Köse, davanın esasına ilişkin iddialarını
içeren 28.2.2006 günlü dilekçelerinde, Yüce Divana sevk kararında ileri sü-
rülen iddiaların tümünün sabit olduğunu ve eylemin 5237 sayılı Türk Ceza
Kanununun 257. maddesinde öngörülen görevi kötüye kullanmak suçuna
uyduğunu ileri sürerek, sanığın söz konusu madde uyarınca cezalandırıl-
masına karar verilmesini istemişlerdir.
Katılan idare vekilleri 11.4.2006 günlü dilekçelerinde ise bakanlara, işle-
dikleri suçlar bakımından, milletvekillerinin tabi olduğu prosedürün uygu-
lanması gerektiğini, Anayasanın 82. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları
gereğince üyelik süresince dava zamanaşımının işlemeyeceğini ve bu ne-
denle somut olayda dava zamanaşımının gerçekleşmediğini ileri sürmüşler-
dir.
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
36
D‐ YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞININ ESAS
HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 2.3.2006 günlü oturumda sözlü
olarak da açıkladığı esas hakkındaki görüşünün kanıtların değerlendiril-
mesi, eylemlerin hukuki niteliği, zamanaşımı ve sonuç bölümleri şöyledir:
“D‐ KANITLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
5539 Sayılı Karayolları Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Ka‐
nun’un 1. maddesi ile 180 Sayılı Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Teşkilat ve Görev‐
leri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 26. maddesine göre, Karayolları
Genel Müdürlüğü, Bayındırlık ve İskan Bakanlığına bağlı, tüzel kişiliğe haiz, katma
bütçeli bir kuruluştur.
Karayolları Genel Müdürlüğünün ihale işlemleri, Devlet İhale Kanunu hüküm‐
lerine tabidir.
2886 Sayılı Devlet İhale Kanun’unun “Özelliği Bulunan İşler” başlıklı 89.
maddesinde, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasının mümkün olamayacağı haller
ile Türk Silahlı Kuvvetlerinin ve Emniyet Genel Müdürlüğünün bazı ihtiyaçları
için temin edilecek mal ve hizmetlerin ihalesinde; ilgili bakanlığın teklif edeceği iha‐
leler için bu Kanun hükümleri dışında kalınmasına Bakanlar Kurulunca karar veri‐
lebileceği, bu ihalelerde uygulanacak usul ve esasların idarelerince hazırlanarak
ilgili bakanın onayı ile belirleneceği hükme bağlanmıştır.
Kanun’un, “Belli İstekliler Arasında Yapılacak İhaleler” başlığını taşıyan 44.
maddesine göre, karayolları, tüneller ve köprülerin yapım işleri ile bunların etüt ve
proje işlerinin ihalesinin, diğer ihale usulleri yerine, teknik yeterlikleri ve güçleri
idarece kabul edilmiş en az üç istekli arasında kapalı teklif usulü ile yaptırılması
mümkündür. Ancak,, bu madde hükümlerine göre yapılacak ihalelerde, ihaleye katı‐
lacak isteklilerin isimleri belirtilmek suretiyle ilgili veya bağlı bulunulan bakanın
onayının alınması zorunludur.
5539 Sayılı Kanun’un 28. maddesinde, Karayolları Genel Müdürlüğünce ek‐
siltmeye konulan işlere girecek isteklilerde aranacak mali ve teknik yeterlik ve sair
şart ve niteliklerin esaslarının Bayındırlık Bakanlığınca belirleneceği öngörülmüş‐
tür.
Yaşar Topcu, 30.6.1997 ila 11.1.1999 tarihlerinde Bayındırlık ve İskan Bakanı
olarak görev yapmıştır.
3046 Sayılı Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları Hakkında Kanun’un 21.ve
180 Sayılı KHK.’ nin 5. maddelerine göre; Bakanlar, bakanlık kuruluşunun en üst
amiridir ve bakanlık hizmetlerini mevzuata uygun olarak yürütmekle görevlidir.
Yaşar Topcu Kararı
37
Bakanlar; ayrıca, emri altındakilerin faaliyet ve işlemlerinden sorumlu olup, bakan‐
lık teşkilatı ile bağlı ve ilgili kuruluşların faaliyetlerini, işlemlerini ve hesaplarını
denetlemekle görevli ve yetkilidir.
Bakanların cezai sorumluluklarının, hukuki ve siyasi sorumluluklarından ayrı
olarak ceza hukukunun genel ve özel hükümlerine göre değerlendirilmesi gerekmek‐
tedir.
Karayolları Genel Müdürlüğünün 1997 yılı yatırım programında bulunan
“Bolaman‐Perşembe”, “Doğu Karadeniz Sahil Yolu (Araklı‐Hopa)” ile “Piraziz‐
Espiye (Giresun Geçişi Hariç)” yollarının yapımı işlerinin Milli Bütçeden kuruluşa
ayrılan kaynakların yetersizliği nedeniyle kredi kullanılması düşünüldüğü belirtile‐
rek 2886 Sayılı Kanun’un 89. maddesi uyarınca ihalelerin bu Kanun kapsamı dışına
çıkarılması teklifinde bulunulması üzerine, Bakanlar Kurulu 1.8.1997 tarih ve 9698
sayı ile teklif kapsamı içindeki işlerde bu Kanun hükümlerinin uygulanmamasına
karar vermiştir.
Olayda, idarece hazırlanan ihale usul ve esasları Genel Müdürün teklifi üzerine
sanığın 25.8.1997 gün ve 3099 sayılı oluru ile belirlenmiştir. Bu onayda, işlerin
tamamının ve bir kısım kamulaştırmasının müteahhit firmalar tarafından temin
edilen kredilerle finanse edilmesi koşuluyla ihalenin teknik yeterlikleri ve güçleri
idarece kabul edilmiş ve Bakanlık Makamı oluru ile tespit edilen firmalar veya bu
firmalar pilotluğunda yerli ve/veya yabancı firmalarla oluşturulacak ortak girişimler
arasında kapalı teklif usulü ile dövize endeksli Bakanlık birim fiyatları üzerinden
indirim vermek suretiyle yapılması usul ve esası kabul edilmiştir.
Bakanın imzasını taşıyan 26.8.1997 tarih ve 6246 sayılı onay ile üç projenin al‐
tı kısım halinde ihaleye çıkarılmasına ve teknik yeterlikleri ve güçleri idarece kabul
edilmiş olanlardan; otoyol yapımlarını gerçekleştirmiş ve kredi bulabileceklerini
ispatlamış yedi firma ile Karadeniz Sahil Yollarında çalışmakta olan ve ödenekleri
üzerinde fiilen harcama yapan ve kredi bulabileceklerini ifade eden dört firma olmak
üzere toplam onbir firmanın ihaleye davet edilmesine olur verilmiştir.
Olurlarda, firmaların yapılacak ihalelere katılmasını sınırlayan bir hükme yer
verilmemiş iken, Karayolları Eski Genel Müdürü Yaman Kök tarafından firmalara
gönderilen 26.8.1997 tarihli ihaleye davet yazısında, şartnamenin şube müdürlü‐
ğünden temin edilebileceği, firmaların işlerden birinin kendisinde kalması halinde
diğer işlere teklif veremeyecekleri, 29.8.1997 tarihli yazıda ise firmaların işlerden
birinin kendisinde kalması halinde, ikinci işe ancak, ortak girişim oluşturmaları ve
önceden idarenin uygun görüşünü almış olmaları şartıyla teklif verebilecekleri belir‐
tilmiştir.
8.9.1997 tarihli Bakan onayı ile, ihalede rekabetin yaygınlaştırılmasının sağ‐
lanması gerekçesiyle teknik güçleri ve yeterlikleri idarece bilindiğinden bahisle dört
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
38
firma daha ihalelere çağrılmış, 29.8.1997 tarihli yazıda belirtilen ihale usulü olura
bağlanmıştır.
Sanığın imzasını taşıyan 19.9.1997 tarihli onay ile 25.8.1997 tarihli olurun ke‐
şif artışlarına ilişkin 8. maddesine, “ % 30 oranından fazla artış, proje kapsamında
kalmak üzere işin tamamlanabilmesi için gerekli görülüyorsa idarenin isteği, müte‐
ahhidin kabulü ve Bakanın onayı ile süre hariç, aynı sözleşme ve şartname hüküm‐
leri içinde aynı müteahhide yaptırılabilir.” hükmü eklenmiş ve ihale şartnamesi
yürürlüğe konulmuştur.
Firmaların düştükleri tereddüdün giderilmesi gerekçesiyle Genel Müdür Ya‐
man Kök imzalı 19.9.1997 gün ve 3367 sayılı zeyilnamede, 8.9.1997 gün ve 6599
sayılı olurdaki firmaların ihalelere teklif vermelerine ilişkin hüküm ile ilgili olarak
açıklama yapılmış, davet mektubu alan firmaların kendi adlarına veya ortak girişim
olarak altı ihaleye de teklif verebilecekleri, ancak, davet edilen firmaların tek başları‐
na (bir), pilotluklarındaki idarece uygun görülen ortak veya ortaklıklarla oluştura‐
cakları ortak girişim olarak da en fazla (iki) ihaleyi üstlenebilecekleri belirtilmiştir.
İhalelerin Karayolları Genel Müdürlüğünün oluru ile oluşturulan ihale komis‐
yonunca 30.9.1997, 1.10.1997 ve 2.10.1997 tarihlerinde belli istekliler arasında
kapalı teklif usulü ile gerçekleştirildiği, ihale kararlarının ita amiri olan Karayolları
Genel Müdürü tarafından 9.10.1997 tarihinde onaylandığı, uluslararası kredili
ihale izninin Hazine Müsteşarlığınca 2.10.1997 tarihinde verildiği belirlenmiştir.
Yüce Divana sevk kararında sanığa yüklenen eylemlerden; ihale usul ve esasla‐
rının yedi aşamada yedi ayrı düzenlemeyle belirlenmesi ile ihale usul ve esaslarında
belirtilen kriterlere uygun çok sayıda (otuzu aşkın) firma var iken onbeş firmanın
belirlenerek davet edilmesi suretiyle ihalelerde rekabetin engellendiği, üç proje halin‐
deki işlerin altı parçaya bölünerek ve birbirleri ile ilişkilendirilerek, ihaleye katılımın
sınırlandırıldığı, ekonomik açıdan en avantajlı teklifin verilmesinin engellendiği,
davet edilen firmaların gizli tutulması gerekirken gizli tutulmak bir yana ihalelerde
bu firmaların birbirleriyle ortak girişimler oluşturmasını teşvik edecek mahiyette
usul ve esaslar belirlendiği iddialarının irdelenmesinde:
Birbirleriyle bağlantılı olması nedeniyle bu iddiaların birlikte değerlendirilmesi‐
nin uygun olacağı düşünülmüştür.
Devlet İhale Kanunu’nun temel felsefesi, Devletin ihtiyaçlarının en iyi şekilde,
uygun şartlarda ve zamanında karşılanması, ihalelerde rekabet ve açıklığın sağlan‐
masıdır.
İhalede açıklık ilkesi; ihalelerde yolsuzluk iddialarının ve şüphelerin önüne ge‐
çilmesi için getirilmiş olup, ihalenin bütün isteklilere açık olması, idarenin tutumu
ve ihalenin seyri ile ilgili isteklilerde şüphe uyandıracak noktaların bulunmaması,
ihalenin katılanlar huzurunda başlayıp sonuçlandırılması anlamını taşımaktadır.
Yaşar Topcu Kararı
39
Rekabet ilkesiyle işin ve hizmetin arzu edilen kalitede ve en uygun bedelle yaptı‐
rılması amaçlanmaktadır. İhalede rekabet ortamının oluşması için temel unsur ise
ihaleye katılımın olabildiğince sağlanmasıdır.
İhale yöntemleri, ilan ve uygun bedel gibi uygulamalar; ihalede açıklık ve reka‐
betin oluşmasını sağlayacak araçlardır. Kanun, ihalede açıklık ve rekabet ilkelerinin
her alanda gerçekleşmesi için çeşitli hükümler getirmiş, ihalelerde kapalı teklif usu‐
lünün esas olduğunu kabul etmiştir.
2886 Sayılı Kanun kapsamı dışına çıkarılan ihalelerde de, bu ilkeler geçerliliğini
korumaktadır. Her hâl ve koşulda bu ilkelerin dikkatle takibi ve yaşama geçirilmesi
gerekmektedir. Bu nedenle, idare, kamu yararı ile açıklık ve rekabet ilkelerini esas
alan ve yansıtan usul ve esaslar belirlemeli, bu yönde işlem tesis etmeli, rekabeti
engelleyici davranış ve usullerden kaçınmalıdır. İhaleye katılma koşulları önceden
nesnel bir biçimde saptanmalıdır. İhale usul ve esaslarında yapılan ve yapılacak
değişiklikler, rekabet ortamının gerçekleştirilmesi ve geliştirilmesine hizmet etmeli,
bu amaca yönelik olmalıdır. Bu Kanun hükümlerinin uygulanamaması nedeniyle
idareye usul ve esaslar açısından çeşitli çözüm yollarından birini seçme ve yeni çö‐
züm yolları üretme konusunda verilen takdir yetkisi, mutlak ve sınırsız değildir.
Takdir yetkisinin, az önce belirttiğimiz ihale hukukunun genel ilkelerine uygun bir
biçimde, kamu yararına kullanılması gerekmektedir.
Suça konu olayda, 2886 Sayılı Kanun’un 89. maddesi uyarınca ihale usul ve
esasları sanığın onayı ile belirlenmiş, ancak, ilk olurdaki usul ve esaslar daha sonra
değiştirilmiş, üç proje altı kısma bölünmüş, dört firma daha ihalelere davet edilmiş‐
tir.
26.8.1997 tarihli olur ile toplam onbir firma ihalelere davet edilmiştir. İhalelere
davet edilen firmalar, otoyol yapan ve kredi bulabileceklerini ispatlamış yedi firma
ile Karadeniz Sahil Yollarında çalışan, ödenekleri üzerinde fiilen harcama yaptığı
belirtilen ve kredi bulabileceğini ifade eden dört firmadır.
Otoyol yapımını gerçekleştirmiş firmalardan STFA firmasının, ekonomik zor‐
luklar içinde olması ve aynı zamanda büyük projelerin ihaleleri dolayısıyla idare ile
arasında sürmekte olan davaları bulunması nedeniyle ihalelere davet edilmediği
belirlenmiştir.
Olur ile Karadeniz Sahil Yollarında çalışmakta olan firmalardan; Polat, Yüksel,
Cengiz ve Özışık firmaları ihalelere davet edilmiş, ancak, Atacan Aksoy, Gökdelen,
Tubin, Öz, Baliş firmaları ile Özışık firmasıyla beraber Espiye‐Çarşıbaşı karayolunu
yapmakta olan Gürsan firması çağrılmamıştır.
Gökdelen firmasının Samsun Çevre Yolu işini 1995 yılında Aydın firmasından
devir alan taşeron firma olduğu, Espiye‐Çarşıbaşı karayolu yapım işinde Özışık
firmasının pilot firma konumunda bulunduğu, Gürsan firmasının hisse oranının %
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
40
20 olduğu, teknik ve mali yeterliklere sahip bulunmadığı, Atacan Aksoy’ un dış
kredi bulabilecek yetenekte firma olmadığı, dosyadaki beyan ve belgelerle sabittir.
Bal‐İş firmasının, 30.12.1993 tarihinde üstlendiği Ünye‐Piraziz Üçüncü Kısım,
Tubin firmasının 21.12.1992 tarihinde kazandığı Samsun (Azot Ayrımı) – Ünye,
Öz İnşaat firmasının ise 13.12.1993 tarihinde üstlendiği Trabzon Şehir Geçişi ya‐
pım işini 26.8.1997 tarihi itibariyle sürdürmekte oldukları, Bal‐İş ve Tubin firması‐
nın kazandığı ihalelerin Dünya Bankası ihale prosedürüne göre yapıldığı, adı geçen
üç firmaya 1996 ve 1997 yıllarında tahsis edilen sene başı ödenekleri harcamaları
nedeniyle yıl içerisinde ek ödenek verildiği, 1996 yılı içerisinde Bayındırlık Bakanlı‐
ğınca Başbakanlıktan (Ünye‐Piraziz Birinci Kısmı ile Üçüncü Kısmı kapsayan)
Ünye‐Piraziz, Samsun (Azot Ayrımı) – Ünye yollarının yapımında hızlı bir çalış‐
ma gerçekleştirildiğinden dolayı ek ödenek talebinde bulunulması üzerine dış kredi
kısmına ilave yapıldığı, Tubin firmasının 1996 yılı sonunda düşülen ödeneklerin yıl
sonuna doğru verilen ek ödeneklerin kullanılmamasından kaynaklandığı, Öz İnşaat
firmasının Karadeniz Sahil Yolunun yapımı en zor olan kısmında çalıştığı, Bal‐İş,
Tubin ve Öz İnşaat firmalarının çalışma ve ödenek üstü harcama açısından Karade‐
niz Sahil Yollarında çalışmakta olmaları nedeniyle ihalelere çağrılan firmalardan
ayrı tutulmasını gerektirecek bir neden bulunmadığı, KGM’ nün cevabi yazıları ile
dosya içerisinde mevcut diğer belgelerden ve tanıklar Nazım Bal, Turan
Büyükşahin, Mehmet Emin Erdoğan’ın beyanlarından anlaşılmaktadır.
Ayrıca, Tubin Anonim Şirketinin 1996 yılında Araklı‐Hopa yolunun iki kısım
halinde ihalesi için yapılan ön seçimi kazandığı, 1998 yılında kredili olarak gerçek‐
leştirilen birçok karayolu yapım ihalesine yeterlik alarak katıldığı ve bunlardan
12.6.1998 tarihinde yapılan Gaziantep‐Şanlıurfa Otoyolunun Gaziantep‐Birecik
Kesiminin ihalesi ile 16.10.1998 tarihinde yapılan Samsun – Ünye Yolu ikmal inşa‐
atının ihalesini üstlendiği, Öz İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş’ nin ise 1996 yılında
Araklı‐Hopa yolunun iki kısım halinde ihalesi için yapılan ön seçimi kazandığı,
1998 yılında kredili olarak gerçekleştirilen bir çok karayolu yapım ihalesine yeterlik
alarak katıldığı belirlenmiştir.
Yine, tek yol olarak projelendirilerek Tubin firmasına ihale edilen Samsun (Azot
Ayrımı) – Ünye yolunun sonradan bölünmüş yola dönüştürülmesi, projede olma‐
yan yapım aşamasında ortaya çıkan yapılması zorunlu işlerin % 30 keşif artışı ile
bitmeyeceğinin anlaşılması nedeniyle yolun bir kısmının % 30 keşif artışı ile yapıl‐
ması, geriye kalan kesiminin ise yeniden ihalesinin yapılmasının kararlaştırılması
üzerine 1998 yılında Samsun – Ünye Yolu İkmal ihalesinin yapıldığı, Tanık Turan
Büyükşahin’ in beyanı ve Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2003/281 esas sayılı
dava dosyasına sunulan 25.5.2004 tarihli bilirkişi raporu ile saptanmıştır.
Karayolları Genel Müdürlüğünün cevabi yazısı ve eklerinden; Öz İnşaat firma‐
sının yapımını gerçekleştirdiği Trabzon Şehir Geçişi ile Gökdelen firmasının yapı‐
Yaşar Topcu Kararı
41
mını sürdürdüğü Samsun Şehir Geçişi Yollarının Karadeniz Sahil Yolu kapsamında
bulunduğu anlaşılmıştır.
Öngörülen koşullara sahip oldukları anlaşılan Bal‐İş, Tubin ve Öz İnşaat fir‐
malarının, belirlenen ihale usul ve esaslarına aykırı olarak ihalelere davet edilmeme‐
lerinde geçerli neden bulunmamaktadır.
Öz İnşaat firması temsilcisi Tanık Mehmet Emin Erdoğan, Trabzon’da şantiye‐
si olan bir firma olarak ihaleye davet edilmediklerinden dolayı burukluk duyduğunu,
Tubin firması temsilcisi Tanık Turan Büyükşahin, ihaleye davet edilmemeyi Tür‐
kiye’ nin şartlarına bağladığını, hiçbir parti, üst kademe veya makam ile ilişkisinin
olmadığını, Bal‐İş firması temsilcisi Tanık Nazım Bal, hakkaniyetli davranılmadı‐
ğını, Tubin, Bal‐İş ve Öz İnşaat firmalarının mağdur edildiğini, Tanık Ali Özcan
ise kriterlerin liyakate göre, eşit ve adil uygulanmadığını, keyfi uygulandığını ifade
etmişlerdir.
Yapılan açıklamalar karşısında; Tanık Yaman Kök’ ün 9/19 Esas Sayılı Soruş‐
turma Komisyonu’na verdiği, BAL‐İş firmasının yeterince makine parkının olma‐
ması nedeniyle işleri istenilen hızda yürütememesinden dolayı ufak tefek sorunları
bulunması nedeniyle ihaleye davet edilmediğine ilişkin 23.3.2000 tarihli beyanı ile
Trabzon ve Samsun Şehir Geçişi Yollarının Karadeniz Sahil Yolunun bir parçası
olmadığı, adı geçen firmaların teknik ve mali yeterliklere, ödenekleri zamanında
harcama gücüne sahip bulunmadıkları, işlerini yürütemedikleri, bu nedenlerle iha‐
leye davet edilmedikleri yönündeki savunmayı geçerli saymak mümkün değildir.
Otoyol yapımını gerçekleştirmiş firmalardan STFA firmasının, ekonomik zor‐
luklar içinde olması ve aynı zamanda büyük projelerin ihaleleri dolayısıyla idare ile
arasında sürmekte olan davaları bulunması nedeniyle ihalelere davet edilmediği
belirlenmiştir.
Yaşar Topcu, 9/19 Esas Numaralı Soruşturma Komisyonu’na verdiği
19.11.1998 tarihli ifadesinde, Türkiye’ de otoyol yapmış, dışarıdan birinci sınıf ban‐
kalardan kredi bulmuş firmaların isimlerinin tespit edilip getirilmesini istediğini,
idarenin sekiz firma ismi getirdiğini, belirtmiş, talimatı üzerine ihalelere özellikle
çağrılan firmaların hangileri olduğu sorusuna da, “ …Benim talimatımla özellikle
çağrılan firmalar onbeş tanedir. Tümünü ben seçiyorum. Yani, birisi benim talima‐
tımla çağrılmıştır, öbürü benim talimatımla çağrılmamıştır değil…belki teklif ver‐
meyen olur diye ilave firmalar verilmiştir…” şeklinde cevap vermiştir.
8.9.1997 günlü olur ile ihalelere katılma koşulları değiştirilerek davet yapılan
dört firmadan birisi olan Mapa firmasının temsilcisi Tanık Güven Balkan, ihalelere
davet edilmediklerini öğrendikten sonra kredi temini yönünde belli bir deneyim ve
güçleri olduğunu bildiren bir müracaatta bulunduklarını belirtmiştir.
Tanık Nazım Bal, bütün Karadeniz’ in Bal‐İş firmasının uzun yıllardır orada iş
yaptığını bildiğini, sanığın firmasını bilmemesine imkan bulunmadığını, firmasının
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
42
ihaleye çağrılmadığını öğrenen Başbakan Mesut Yılmaz’ ın kendisine “ …Yaşar
Bey’e söyleyeceğim ve sizi de yazdıracağım...” diye söylemesine rağmen kendisinin
bunu istemediğini, Başbakan’a ihaleye katılmak istediğini belirtmiş olsaydı ihaleye
davet edileceğini ifade etmiştir.
Kabul edilen ihale usul ve esasları arasında yer almamasına karşın, KGM gö‐
revlileri ile ihalelere davet edilen bazı firma temsilcilerinin aksi yönde anlatımları
bulunsa da, 26.8.1997 ve 8.9.1997 günlü olur yazıları ile Tanık Güven Balkan’ın
ifadesi ve sanığın savunmasının birlikte değerlendirilmesinden; ihalelere çağrı‐
lan firma temsilcileri ile ihalelere davetten önce görüşmeler yapıldığı duraksamaya
yer vermeyecek bir biçimde anlaşılmaktadır.
Tüm bu deliller; ihaleye davet edilen firmaların idarece belirlendiği, kendisinin
sadece önüne gelen listeyi onayladığı yönündeki savunmanın geçersizliğini ortaya
koymaktadır. İhaleye katılacak firmaların saptanmasında sanığın doğrudan etkisinin
bulunduğu, son dört firmanın isimlerini vermesi üzerine ihalelere katılma koşulları‐
nın bu firmaların ihalelere davet edilmeleri için değiştirildiği açıkça ortadadır.
İhaleye davet edilen firmalardan bazılarının bu ihalelere dövize endeksli birim
fiyatı üzerinden indirim esasına göre yapılması nedeniyle teklif vermeyeceklerini
beyan ettiklerinin kendisine bildirilmesi üzerine, bu riski ortadan kaldırmak ve di‐
renci kırmak için ilave firma çağrıldığına ilişkin savunma ise tanıklar tarafından
doğrulanmamıştır.
İhalede rekabetin yaygınlaştırılmasını sağlamak için dört firmanın daha ihaleye
davet edildiğine ilişkin savunma da inandırıcı bulunmamıştır. 1996 yılında Araklı‐
Rize‐Çayeli ve Çayeli‐Ardeşen‐Hopa yollarının yapım işi için yapılan ön seçim
başvurusu üzerine yeterli görülen otuzu aşkın firma bulunduğu, keza 1998 yılında
2886 Sayılı Kanun’un 89. maddesi uyarınca dış kredili olarak ihaleleri yapılan Bur‐
sa Çevre Yolu, Gaziantep‐Şanlıurfa, Ankara‐Pozantı, Aydın‐Denizli otoyollarının
ihalelerine yirmi ila otuziki arasında firma katıldığı ve bu ihalelerin tümünün ilan
yapılmak suretiyle gerçekleştirildiği göz önüne alındığında; amacın, rekabetin yay‐
gınlaştırılması düşüncesinden ziyade, bu firmaların ihalelerden pay almalarını
sağlamak olduğu anlaşılmaktadır.
Rekabeti sağlamak kanunların yüklediği bir görevdir. Dört firmanın daha ihale‐
lere davet edilmesi, mutlaka rekabeti arttıracaktır. Ancak,, diğer yeterli firmaların
çağrılmayıp, ihale usul ve esaslarında değişiklik yapılarak yalnızca dört firmanın
ihalelere davet edilmesi, bu firmaların kayrıldığını ve korunduğunu ortaya koymak‐
tadır. Nitekim, bu firmaların tümü ihaleler sonucunda konsorsiyum halinde ihale
kazanmışlardır.
İhalede rekabetin en yüksek seviyede gerçekleştirilmesi, kuşku oluşmasının önü‐
ne geçilmesi ve açıklığın sağlanması; teknik yeterliği ve mali gücü idarece kabul
Yaşar Topcu Kararı
43
edilen firmaların bir bölümü yerine, tümünün ihaleye davet edilmesini gerektirmek‐
tedir.
Nitekim, yargı kararlarında da bunlara vurgu yapılmış, benzer bir olayda, Da‐
nıştay Onuncu Dairesinin 26.3.2003 gün ve 2002/431‐2003/1125 sayılı kararıyla
onanan Ankara Sekizinci İdare Mahkemesinin 11.12.2001 gün ve 2001/221‐1605
sayılı kararında, ihalenin idare lehine en elverişli koşullarla sonuçlandırılabilmesi
için en yüksek seviyede rekabetin gerçekleşmesinin sağlanmasının gerektiği, bu ne‐
denle belli istekliler arasında kapalı teklif usulü ile yapılacak ihalelerde de teknik
yeterlikleri ve güçleri idarelerce kabul edilen tüm isteklilerin yapılan ihaleye davet
edilmesi icap ettiği, 2886 Sayılı Kanun’un 44. maddesinde en az üç istekliden söz
edilmiş olmasının, istenirse ihalenin üç istekliyi çağırmak suretiyle ihalenin sonuç‐
landırılabileceği anlamına gelmediği, idarece teknik yeterliği ve mali gücü kabul
edilen istekli sayısı üçten az ise ihalenin bu usulle yapılamayacağı, her idari işlemin
amacının ilgili mevzuatta belirtilmese dahi kamu yararını sağlamak olduğu, teknik
ve mali gücü idarece kabul edilen firmaların bir bölümünün ihaleye davet edilmeme‐
sinde kamu yararı bulunmadığı belirtilmiş, idarece teknik ve mali gücünün yetersiz‐
liği nedeniyle taahhüdünü yerine getirememesi gibi bir durumu olmayan bir firma‐
nın ihaleye davet edilmemesi kamu yararına aykırı bulunarak işlemin iptaline karar
verilmiştir.
Dolayısıyla, teknik ve mali gücü yeterli çok sayıda firmanın bulunduğu dikkate
alındığında; 2886 Sayılı Kanun’un 44. maddesinin üç kişi veya firmanın çağrılması
suretiyle ihale yapılmasına izin verdiğine ilişen savunma yerinde değildir.
İhalenin 2886 Sayılı Kanun kapsamı dışına çıkarıldığı ve bu nedenle sanığın
geniş takdir yetkisi bulunduğu kabul edilebilirse de; bu yetki, takdirin kamu yara‐
rına, rekabet ve açıklık ilkelerine aykırı bir biçimde kullanılmasına izin vermez. Be‐
lirlenen usul ve esaslar ile yapılan ihalelerin sonuçları, ihalelere onbeş firmanın
çağrılmasının ihalede rekabet ortamının tam anlamıyla gerçekleştirilmesini sağlama
için yeterli olmadığını ortaya koymuştur.
Sanık savunmasında, az sayıda firma çağrılmasının nedenlerinden biri olarak,
Hazine Müsteşarı’nın kendisine ihaleye mümkün mertebe az firma çağırmasını, çok
sayıda firma çağrıldığında Hazinenin kredi maliyetinin arttığını söylediğini beyan
etmiştir. Ancak,, bunu dönemin Hazine Müsteşarı Mahfi Eğilmez doğrulamadığı
gibi, belirli bir projenin ihalesine katılan firma sayısı ile Hazinenin kredi maliyeti
arasında bir bağlantı bulunmadığı, Hazine aleyhine faiz artırımına neden olacak
hususun projenin sayısı olduğu, tanıklar Mehmet Aydın Karaöz, Yener Dinçmen ve
Mahfi Eğilmez’ in anlatımları ile sabittir.
2886 Sayılı Kanun, kural olarak ihale konusu işlerin kısımlara bölünemeyece‐
ğini hükme bağlamıştır. Karadeniz Sahil Yollarının ihalesi 2886 Sayılı Kanun kap‐
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
44
samı dışına çıkarılmış ise de, projelerin kısımlara bölünmesinin Devlet aleyhine
sonuç doğurmaması asıldır.
İlk olurdan bir gün sonra, firmaların ihalelere davetiyle birlikte “Bolaman‐Per‐
şembe” projesi aynen tutulup, Piraziz‐Espiye (Giresun Geçişi hariç) projesi ikiye,
Araklı‐Hopa projesi ise üçe bölünmüş ve toplam altı kısım olarak ihaleye çıkılmıştır.
25.8.1997 ve 26.8.1997 tarihli olurlarda, firmaların katılacakları ihale sayısı yö‐
nünden herhangi bir sınırlama getirilmemiştir. İhaleye davet edilen onbir firma,
idarece yeterli görülerek ihalelere davet edilmişlerdir. Bu nedenle, firmaların katıla‐
cakları ihale sayısı bakımından bir sınır getirilmemesi, ihalede rekabetin en yüksek
seviyede sağlanmasına elverişli bulunmaktadır.
Ancak,, Karayolları Eski Genel Müdürü Yaman Kök tarafından firmalara gön‐
derilen 26.8.1997 tarihli davet yazısında, firmaların işlerden birinin kendisinde
kalması halinde diğer işlere teklif veremeyecekleri belirtilmiş, 29.8.1997 tarihli yazı
ve Bakanın imzasını taşıyan 8.9.1997 tarihli olurda, firmaların işlerden birinin
kendilerinde kalması halinde ikinci işe ancak, ortak girişim oluşturmaları ve önceden
idarenin uygun görüşünü almaları şartıyla teklif verebilecekleri kabul edilmiştir.
Söz konusu olur ile, ihaleler birbirleriyle ilişkilendirilmiş, firmaların katılacakları
ihalelerin sayısı açısından sınır getirilmiş, firmaların ortak girişim oluşturmaları
teşvik edilmiş, anlaşmalarına ve ihaleleri kendi aralarında pay etmelerine zemin
oluşturulmuştur.
Kısımlara bölme ve ihale usul ve esaslarında değişiklik yapılmak suretiyle ihale‐
lerde rekabetin en yüksek düzeyde gerçekleştirilmesinin ve en avantajlı teklif yapıl‐
masının önüne geçilmiş, bunun sonucunda tüm ihaleleri konsorsiyumlar kazanmış‐
tır.
Toplanan deliller karşısında, projelerin bölünmesi ile ihale usul ve esaslarının
değiştirilmesindeki amacın, yolların çok kısa sürede bitirilmesi olduğu yönündeki
savunma inandırıcılıktan yoksundur.
Savunmada, sadece ihale oluru verdiğini, KGM görevlileri de ihale usul ve esas‐
larının kendileri tarafından hazırlandığını belirtmiş iseler de; Bakanın talimatı üze‐
rine projelerin bölündüğü, önerisi üzerine Bakanlığın dövize endeksli birim fiyatları
üzerinden indirim esasına göre ihaleye çıkıldığı, ismini verdiği dört firmanın daha
ihalelere davet edilmesi için ihaleye katılma koşullarının değiştirildiği, dolayısıyla
ihale usul ve esaslarının doğrudan sanığın iradesi doğrultusunda belirlendiği ve
yürürlüğe konulduğu tüm açıklığıyla ortadadır.
Nitekim, 2886 Sayılı Kanun’un 89. maddesi de, ihaleye ilişkin usul ve esasların
bakan onayı ile belirleneceğine, onayın usul ve esasların geçerliliği ve yürürlüğü
için ön koşul olduğuna, bakanın iradesinin belirleyici olduğuna ilişkin hüküm içer‐
mektedir.
Yaşar Topcu Kararı
45
Baştan itibaren yaptığımız ve naklettiğimiz değerlendirmeler, sanığın bu iddia‐
lar konusundaki savunmalarının tamamını geçersiz kılmaktadır.
‐ Şartnameler gereği ihalelerde kabul edilmemesi gereken teklif mektup‐
larının ihale komisyonu tarafından geçerli sayılmasına göz yumulduğu id‐
diasının irdelenmesinde:
İhale usul ve esaslarının belirlenmesine ilişkin 25.8.1997 tarihli olurun 10.
maddesi ile ihale şartnamesinin 2. maddesinde; kredi tekliflerinin resmi bir mektup
ile teyit edilmesi ve bu mektubun teklifin bir parçası olması, kredi şartlarının Hazine
Müsteşarlığınca kabul edilebilir nitelikte bulunması koşulları getirilmiş, şartnamede
yazılı belgeleri usulüne uygun ve tam olmayan isteklilerin ihaleye katılamayacakları
öngörülmüştür. Hazine Müsteşarlığına ihaleden sonra yalnızca kazanan firmanın
ticari teklifi ile kredi teklifi mektubunun iletilmesi ve bunu takiben kredi şartlarının
değerlendirilmesi gerektiği, ihaleden önce kredi niyet mektuplarının gönderilmesi‐
nin ve teyidinin gerekmediği, firmaların kredi tekliflerinin mahiyeti ve güvenirliği
konusunda herhangi bir kuşku duyulmadığı, Hazine Müsteşarlığı yetkilisi Tanık
Mehmet Aydın Karagöz’ ün aşamalardaki beyanı ile Hazine Müsteşarlığının
4.6.2004 tarihli cevabi yazısından anlaşılmıştır. Bu nedenle, ihale komisyonunun
kredi niyet mektuplarının varlığını araştırma yetkisi mevcut, fakat Hazine’ye geti‐
receği yükün değerlendirmesini yapma ve kabul etmeme yetkisi bulunmamaktadır.
Nitekim, ihale sürecinin tamamlanmasından sonra kazanan firmaların ticari ve
kredi teklif mektupları Hazine Müsteşarlığına gönderilmiş, Hazine Müsteşarlığı
tarafından kredi teklif mektupları değerlendirilmiş, kredi müzakereleri sonucunda
daha uygun koşullar ile başka bir Banka ile kredi anlaşması yapılmıştır.
Piraziz‐Giresun (Giresun Geçişi Hariç) yolu ihalesine katılan Mak‐Yol firması‐
nın, kredi teklif mektubunun bu ihale yerine Piraziz‐Perşembe (Giresun Geçişi Ha‐
riç) yolu adına düzenlenmiş olması nedeniyle şartname hükmü uyarınca ihaleye
alınmadığı belgelerin incelenmesinden anlaşılmıştır.
‐ İhale şartnamesinin müteahhitlerin ihaleye davetinden sonra hazır‐
lanması, zeyilname ile fiyatlarda değişiklikler yapılması, projelerin tamam
olmadan işlerin ihaleye çıkarılması, sağlıksız keşifler hazırlanması sure‐
tiyle %142’lere varan keşif artışlarına ve yüksek taşıma katsayıları ile köp‐
rü inşaat zamları uygulanmak suretiyle fazla ödeme yapılmasına neden
olunduğu iddialarına gelince:
2886 Sayılı Kanun’un 2. maddesinin 5. fıkrasına göre; karayolu yapımı işle‐
rinde, avan projeleri ve bunlara dayalı keşifler ile ihaleye çıkılabilir, uygulama pro‐
jelerinin bulunması gerekmez. İhaleler, Kanun kapsamı dışında tutulsa da, Devlet
zararına neden olmadan yapılması için mutlaka avan projelerinin ve bunlara daya‐
nan keşiflerin bulunması gerekmektedir.
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
46
9/19 Esas Sayılı Meclis Soruşturma Komisyonu çalışmaları sırasında verilen
15.12.1998 tarihli bilirkişi raporu ile sanığın bakanlık görevinden ayrılmasından
sonra yapılan keşif artışlarının usulsüz olduğu iddiasıyla Karayolları Genel Mü‐
dürlüğü yetkilileri hakkında görevi kötüye kullanmak suçundan açılan Ankara 2.
Ağır Ceza Mahkemesinin 2003/281 esas sayılı dava dosyasındaki 25.5.2004 tarihli
bilirkişi raporundan; yolların (Bolaman‐Perşembe yolu dışındaki) avan projelerinin
ve buna dayalı keşiflerin bulunduğu belirlenmiştir. 15.12.1998 tarihli bilirkişi rapo‐
runda, Bolaman‐Perşembe yoluna dair projelerin olup olmadığı hususunda bir açık‐
lama bulunmamakla birlikte, Karayolları Genel Müdürlüğünün cevabi yazılarında,
bu yolun, bölünmüş yol olarak yapılması kararından sonra etüt geçki planının, gü‐
zergahın 25.6.1997 tarihinde onaylandığı ve metraja dayalı keşif üzerinden ihaleye
çıkıldığı bildirilmiştir. Bunlar, yolların avan projelerinin olduğu yönündeki savun‐
mayı doğrulamaktadır.
Avan proje; ön tasarı, projenin ilk biçimi olup, kesin ebatlar içermemektedir. Bi‐
lirkişi raporlarında, avan projelerin kesin ebatları içermemesi nedeniyle karayolu
projelerinde doğal olarak sürekli değişikliklerin yapılmasının gerektiği ve bunun da
keşif artışlarını zorunlu kıldığı belirtilmiştir.
Dava konusu ihalelerden önce aynı bölgede gerçekleştirilen Piraziz‐Çarşıbaşı‐
Espiye ve Samsun‐Ünye projelerinde bu ihalelerdeki taşıma katsayılarına yakın
değerlerin kabul edildiği, Hopa Şehiriçi (Sundura) Köprüsü inşaatında ise bu ihale‐
lerdeki köprü inşaat zammı oranının uygulandığı belirlenmiştir. Karayolları Genel
Müdürlüğünün 15.1.1998 tarih ve 1998/5 sayılı genelgesinde, yaptırılacak tüm
işlerde, (A) taşıma katsayısının A=1 olarak alınacağı, köprü inşaat zammı uygulan‐
mayacağı, ancak, özel durumlarda farklı (A) katsayıları veya köprü inşaat zammı
uygulama zarureti doğarsa teknik gerekçeleri ile Genel Müdürlük Makamından
onay almak suretiyle uygulama yapılabileceği belirtilmiştir. Genelge gereği, aynı
bölgede 1998 yılında yapılan ihalelerde (A) taşıma katsayısı = 1 olarak uygulanmış,
köprü inşaat zammı verilmemiştir. Yüksek taşıma katsayıları ve köprü inşaat zammı
oranları uygulandığı iddiası gerçek olsa bile, bunun sanığın bilgisi ve talimatı çerçe‐
vesinde gerçekleştiği hususunda delil elde edilememiş, cezai sorumluluğuna gidil‐
mesi mümkün görülmemiştir.
Soruşturma Komisyonu Raporunda şüphe duyulduğu belirtilen ihale şartname‐
sinin müteahhitlerin ihaleye davetinden sonra hazırlanması ve zeyilname ile fiyat‐
larda değişiklik yapılması hususlarında ise yargılama sırasında şüpheyi kaldıran,
somut delillere ulaşılamamıştır.
E‐ YÜKLENEN SUÇUN VE FİİLLERİN HUKUKİ NİTELENDİRİLMESİ:
Yaşar Topcu Kararı
47
Yüce Divana sevk kararında, sanığın ihaleye fesat karıştırmak suçundan dolayı
765 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 205. maddesi uyarınca cezalandırılması isten‐
miştir.
Bilindiği üzere, ihaleye fesat karıştırmak suçu, görevi kötüye kullanma suçunun
özel bir şeklidir. Eylemin, ihaleye fesat karıştırma suçunu oluşturmadığı durum‐
larda genel, tamamlayıcı ve tali bir hüküm niteliğinde olan görevi kötüye kullanma
suçunu oluşturması mümkün bulunmaktadır.
Davaya konu olayda, sanığın sabit kabul edilen fiillerinin öncelikle işlendikleri
tarihte yürürlükte bulunan 765 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nda suç sayılıp sayılma‐
dığı, sayılmakta ise sonradan yürürlüğe giren 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nda
herhangi bir suç tanımı içinde yer alıp almadığının belirlenmesi gerekmektedir.
Bu nedenlerle, öncelikle mülga 765 Sayılı Türk Ceza Kanunu açısından ihaleye
fesat karıştırma suçunun değerlendirilmesi zorunludur.
I. 765 SAYILI TÜRK CEZA KANUNU’NUN 205. MADDESİNDE
DÜZENLENEN DEVLET ALIM SATIM VE YAPIMINA FESAT KARIŞTIRMAK
SUÇU:
Suçun maddi unsuru, memur veya memur sayılan kişinin Devlet hesabına ola‐
rak almaya veya satmaya yahut yapmaya memur olduğu her nevi eşyanın alım veya
satımında veya pahasında veya miktarında veya yapmasında “fesat karıştırarak, her
ne suretle olursa olsun irtikap etmesi”dir. Dolayısıyla suçun oluşması için öncelikle
Türkiye Devleti hesabına bir alım, satım veya yapım işinin mevcut olması gerekir.
Ancak,, alım, satım veya yapım için ihale yapılması şart değildir. Suçun, ihalesiz
yapılan alım, satım ve yapımlarda da oluşması mümkündür.
Maddede, her nevi eşyanın alım veya satımında veya pahasında veya miktarın‐
da veya yapmasında fesat karıştırılmasından bahsedilmiş, ancak, fesat karıştırmanın
ne anlama geldiği açıklanmamıştır.
“Fesat” kelime olarak, “bozukluk, çürüklük, yolsuzluk, karışıklık, nifak”, “hile”,
“sakatlık, dolan, yapılan bir hukuksal işlemin istenilen hukuksal sonucu doğurma‐
yacak bir sakatlığı içermesi durumu” anlamlarına gelmektedir. Maddedeki anlamıy‐
la “fesat”; devlet alım, satım veya yapımının gerçekleştirilmesinde hileli bir hareketi
veya cebir yahut tehdidi de kapsayacak şekilde ve ancak, bunlarla sınırlı olmaksızın
genel olarak, “failinin görevlerini yerine getirirken, kamu idaresinin menfaati yerine
kendisine veya başkasına çıkar elde etmeye elverişli her türlü fiili” ifade eder.
Görüldüğü üzere, maddede yer alan “fesat” kavramı, gerçekleştirilmesi zorunlu
olan belli fiiller olarak sınırlanmamış, fesadı takdirde sınırlayıcı hükümler ve çerçeve
öngörülmemiştir. Bu nedenle, suç “serbest hareketli” bir suçtur.
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
48
“İrtikap” kelime olarak “kötü bir iş yapma, kötülük etme”, “yiyicilik, rüşvet al‐
ma”, “yalan söyleme, hile yapma” anlamına gelmektedir. Maddede geçen, “irtikap”
deyimi ile “irtikap suçu” kastedilmemektedir. Buradaki irtikaptan maksat, Devlet
adına yapılan alım, satım veya yapıma hile, şiddet, tehdit veya herhangi bir şekilde
“fesat karıştırmak” suretiyle “haksız bir menfaat” sağlanmasıdır. Ancak,, bu men‐
faat failin yararına olabileceği gibi, başkasının yararına da olabilir.
Bu suç, bir “zarar” suçudur. Bu itibarla, maddi bir menfaatin fail veya üçüncü
şahıs tarafından sağlanmasıyla birlikte suç tamamlanır. Yargıtay’ın istikrar kaza‐
nan içtihatlarında da, bu suçun maddi unsurunun failin kendisinin veya üçüncü
şahısların lehine haksız çıkar (irtikap) sağlamak olduğu, bu hareket ögesinin gerçek‐
leşmemesi halinde salt alım satımın uygulama usul ve şekillerine aykırı davranılma‐
sı bir başka suçu oluşturabilirse de, alım satıma fesat karıştırma suçuna vücut ver‐
meyeceği, sanıklara veya üçüncü kişilere haksız çıkar sağlanıp sağlanmadığının sap‐
tanması gerektiği belirtilmiş, alımdan dolayı idarenin ne miktar zarar gördüğü,
yapılan ihale işlemlerinde mevzuat ve uygulamaya aykırılık bulunup bulunmadığı
hususlarında ayrıntılı rapor alınması gerektiği, belediye zararına yönelik bir hilede
bulunulmadığı ve böyle bir iddia da ileri sürülmediği için TCK’ nun 205. maddesi‐
nin uygulanamayacağı, eylemin TCK’ nun 240. maddesinde yazılı görevi kötüye
kullanma suçunu oluşturduğu kabul edilmiştir.
Maddede, her ne kadar “bir kimse…” ibaresi kullanılmakta ise de; bu suçun fa‐
ili, ancak, bir “memur” veya “memur sayılan” bir kişi olabilir. Zira, suçun Ka‐
nun’un “Devlet İdaresi Aleyhine İşlenen Cürümler” başlıklı üçüncü babının, birin‐
ci faslında düzenlenmesi ve 219. maddenin 4. fıkrasında faile “memuriyetten
müebbeten men cezası” verileceğinin belirtilmesi karşısında, suçun failinin 279.
madde anlamında memur olabileceği sonucuna varılmalıdır. Ayrıca, failin memur
olması yeterli olmayıp, Devlet hesabına alım, satım veya yapım işlerinde görevli
olması gereklidir.
Suçun manevi unsuru, genel kasttır. Fail, bilerek ve isteyerek eylemini gerçek‐
leştirmelidir.
II‐ 765 SAYILI TÜRK CEZA KANUNU’NUN 240. MADDESİNDE
DÜZENLENEN GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇU:
Görevin; Anayasa, yasa, tüzük ve yönetmeliklerle belirlenen kurallara ve yerle‐
şik ilkelere göre, kamu ve birey yararı dengesi sağlanarak, amaçlanan sonucun ma‐
kul sürede elde edilmesi biçiminde yapılması gerekir.
Görevi kötüye kullanma, görevin hangi nedenle olursa olsun, yasa ve kuralların
gösterdiği usul ve esaslara aykırı bir biçimde yapılması veya yerine getirilmesidir.
Yasal yetkinin aşılması, yasal yöntem ve biçime, ön koşullara uyulmaması, takdir
yetkisinin hukukun öngördüğü amacın dışında kullanılması suretiyle işlenen fiiller,
765 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 240. maddesinde yazılı görevi kötüye kullanma
Yaşar Topcu Kararı
49
suçunu oluşturur. Bu maddedeki suçun oluşumu için zararın meydana gelmesi
gerekmez.
Madde, genel, tamamlayıcı ve tali hüküm niteliğindedir. Bu nedenle, memurun
görevi kötüye kullanma olarak kabul edilen eylemleri başka bir suç oluşturmadığı
takdirde bu madde hükmü uygulanır.
Suç, memur veya memur sayılan kişiler tarafından işlenebilir.
Suçun işlenmesi için genel kasıt yeterli olup, özel kasıt aranmaz.
5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257. maddesinde ise “Görevi kötüye kul‐
lanma suçu”, 765 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun görevi kötüye kullanma (md.240),
görevi ihmal (md.230), keyfi muamele (md.228/1) ve basit rüşvet alma (md.212/1)
suçlarını kapsamına alacak şekilde yeniden düzenlenmiştir. Anılan maddenin birin‐
ci fıkrasında, 765 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 228/1 ve 240. maddelerine karşılık
gelecek şekilde, “kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında”, görevinin
gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle kişilerin mağduriyetine veya kamunun
zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisinin
cezalandırılması öngörülmüştür. Görüldüğü üzere, eski düzenlemeden farklı olarak
suçun gerçekleşmesi için, kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket
etmesinden dolayı “kişilerin mağduriyeti” veya “kamunun zarar görmesi” ya da
“kişilere haksız bir kazanç sağlanması” sonuçlarının meydana gelmesi zorunlu hale
getirilmiştir. Ancak,, suç önceden olduğu gibi genel, tamamlayıcı ve tali hüküm
olma özelliğini sürdürmektedir.
Mağduriyet, madde gerekçesinde de belirtildiği üzere sadece ekonomik bakımdan
uğranılan zararı ifade etmez. Bu kavram, zarar kavramından daha geniş olup, birey‐
sel hakların ihlali sonucunu doğuran her türlü davranışı ifade eder. Maddi anlamda
ekonomik bakımdan uğranılan zararı içinde barındırdığı gibi, ekonomik bir sonuç
doğmadan da (Örneğin, imar planı uygulamasında, sahibine duyulan husumet
nedeniyle bir parselin plan tekniğine aykırı olarak yeşil alan olarak gösterilmesi gibi)
mağduriyetin doğması mümkündür.
Zarar kavramı ise hem hukuksal ve hem de ekonomik anlam ifade etmektedir.
Zarar kavramının, sadece ekonomik anlamda bir zararı ifade ettiğinin kabulü, mad‐
denin lafzına ve ruhuna uygun bulunmamaktadır. Ayrıca, Yargıtay Ceza Genel
Kurulu’nun 18.10.2005 gün ve 2005/96‐118 sayılı kararında da belirtildiği üzere,
uğranılan kamu zararının miktarının kesin bir biçimde saptanması gerekmemekte,
miktarı saptanamasa dahi, işin veya hizmetin niteliği nazara alınarak rayiç bedelden
daha yüksek bir bedelle alım veya yapımın gerçekleştirildiğinin anlaşılması halinde
de kamu zararının varlığı kabul edilmektedir.
Maddede geçen haksız kazanç kavramı, öncelikle ekonomik anlam içermekle bir‐
likte, yalnızca fiilin işlendiği anda sağlanan bir kazancı ifade etmemektedir. Kişiler
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
50
yönünden gelecekte elde edilecek kazanç veya hak edilmeyen yetkilerin elde edilmesi
ve bir statünün kazanılması da kazanç kapsamındadır.
Suçun faili, 5237 Sayılı Kanun’un 6. maddenin (c) bendi uyarınca, kamusal fa‐
aliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir suretle sü‐
rekli, süreli veya geçici olarak katılan kamu görevlisidir.
Yeni düzenlemede de, suçun işlenmesi için genel kasıt yeterli görülmüştür.
Sanığın yukarıda sabit gördüğümüz eylemlerinin bu açıklamalar ışı‐
ğında değerlendirilmesinde:
Dava konusu yapım ihalelerinin, 765 Sayılı Türk Ceza Kanunu’ nun 205. mad‐
desi kapsamında bulunduğu hususunda bir tereddüt yoktur.
Bakanlar, 765 Sayılı TCK’ nun 279. maddesine göre Ceza Yasasının uygulan‐
ması açısından “memur”, 5237 Sayılı TCK’ nun 6. maddesinin 1. fıkrasının (c)
bendi göre ise “kamu görevlisi” sayılmaktadır.
Daha önce açıkladığımız 3046 Sayılı Kanun’un 21, 5539 Sayılı Kanun’un 28,
2886 Sayılı Kanun’un 44 ve 89. maddelerine göre, bakanlık hizmetlerinin mevzuata
uygun olarak yürütülmesi, yapılacak ihalelerde isteklilerde aranacak mali ve teknik
yeterlik ve sair şart ve niteliklerin esasları ile ihale usul ve esaslarının belirlenmesi
ve yürürlüğe konulması, ihaleye davet edilecek isteklilerin isimleri için onay veril‐
mesi Bakanın görevleri içinde bulunmaktadır.
Yaptığımız açıklamalardan, sanığın, ihale usul ve esasları ile ihaleye
çağrılan firmaların belirlenmesinde doğrudan etkili olduğu, bu işlemlerin
onayı ile gerçekleştirildiği tartışmasız bir biçimde ortaya çıkmaktadır.
Toplanan delillerden; Milli Bütçeden Karayolları Genel Müdürlüğüne ayrılan
kaynakların yetersizliği nedeniyle kredi kullanılması gerektiği için 2886 Sayılı Dev‐
let İhale Kanunu hükümleri dışında ihale edilmesine Bakanlar Kurulu tarafından
karar verilen “Bolaman‐Perşembe”, “Doğu Karadeniz Sahil Yolu (Araklı‐Hopa)” ile
“Piraziz‐Espiye (Giresun Geçişi Hariç)” Yollarının ihalelerinde:
Devlet için ihalelerin en elverişli koşullarda sonuçlandırılmasını sağlamak ama‐
cıyla ihale usul ve esasları ile isteklilerde aranacak yeterlik koşullarının nesnel bir
biçimde saptanmadığı, ihalelere davet edilen firmaların temsilcileri ile ihalelere davet
öncesinde görüşmeler yapıldığı, 26.8.1997 gün ve 6246 sayılı olur ile teknik yeter‐
likleri ve güçleri idarece kabul edilmiş olanlardan daha önce otoyol yapımlarını ger‐
çekleştirmiş ve kredi bulabileceklerini ispatlamış (yedi) firma ile Karadeniz Sahil
Yollarında çalışan ve ödenekleri üzerinde fiilen harcama yapan ve kredi bulabilecek‐
lerini ifade eden dört firma olmak üzere toplam onbir firmanın ihalelere davet edil‐
diği, ancak, o tarihlerde Karadeniz Sahil Yollarında çalışmakta olan teknik yeterlik‐
leri ve güçleri olura uygun bulunan Bal‐İş, Tubin ve Öz İnşaat firmalarının haklı
Yaşar Topcu Kararı
51
bir neden olmaksızın ihalelere çağrılmadığı, daha sonra dört firmanın 8.9.1997
günlü 6599 sayılı olurla otoyol yapımını gerçekleştirme ve Karadeniz Sahil Yolla‐
rında çalışmakta olma koşulları kaldırılarak ihaleye davet edildikleri, değiştirilen
ihale usul ve esaslarındaki ölçütlere sahip çok sayıda firmanın ise ihalelere çağrılma‐
dığı, 26.8.1997 günlü olurla ihaleye davet edilen firmaların belirlenmesiyle birlikte
üç proje halindeki işlerin altı kısma bölündüğü, önceki olurlarda firmaların tek baş‐
larına veya ortak girişim olarak katılacakları ihalelerin sayısı açısından bir sınır
bulunmadığı halde 8.9.1997 günlü olurla ilave firmalar ihalelere davet edilmekle
beraber firmaların işlerden birinin kendisinde kalması halinde ikinci işe ancak, ortak
girişim oluşturma ve önceden idarenin uygun görüşünü alma şartıyla teklif vere‐
ceklerinin kabul edildiği, böylece ihalelerin birbirleriyle ilişkilendirildiği, firmaların
ortak girişim oluşturmalarının teşvik edildiği, ihaleleri katılan firmalardan biri hariç
diğer firmaların oluşturdukları ortak girişimlerin kazandığı anlaşılmıştır.
Yüce Divana sevk kararı ve dayanağı olan Meclis Soruşturma Raporunda; ihale
şartnamesinin müteahhitlerin ihalelere davetinden sonra hazırlanması, zeyilname
ile fiyatlarda değişiklik yapılması, projelerin tamam olmadan işlerin ihaleye çıkarıl‐
ması, sağlıksız keşifler hazırlanması suretiyle keşif artışlarına sebebiyet verildiği,
yüksek taşıma katsayıları ve köprü inşaat zamları uygulanmasının fazla ödeme
yapılmasına neden olduğu, söz konusu ihalelerde 2002 yılında Bakan oluru ile kabul
edilen % 30 oranı üzeri keşif artışlarına tekabül eden işleri firmaların 2004 yılında
% 32 oranında indirimle yapmayı kabul etmeleri göz önüne alınarak bu oranlar ile
ihalelerde gerçekleşen indirim oranları arasındaki fark kadar fazla ödemelere sebep
olduğu belirtilerek bu fazla ödemelerin ihaleye fesat karıştırma suçunun zarar unsu‐
runu oluşturduğu belirtilmiş ise de;
Kanıtların değerlendirilmesi bölümünde açıkladığımız üzere, ihale şartnamesi‐
nin müteahhitlerin ihalelere davetinden sonra hazırlanması, zeyilname ile idare
aleyhine fiyatlarda değişiklik yapılması, projelerin tamam olmadan işlerin ihaleye
çıkarılması ve sağlıksız keşifler hazırlanmak suretiyle keşif artışlarına sebebiyet ve‐
rildiği sübuta ermemiştir.
Dava konusu ihalelerden önce aynı bölgede gerçekleştirilen Piraziz‐Çarşıbaşı‐
Espiye ve Samsun‐Ünye projelerinde bu ihalelerdeki taşıma katsayılarına yakın
değerlerin kabul edildiği, Hopa Şehiriçi (Sundura) Köprüsü inşaatında ise bu ihale‐
lerdeki köprü inşaat zammı oranının uygulandığı anlaşılmaktadır.
İhalelerdeki indirim oranları, ihalelere katılan firmaların sayısı ve durumu, ihale
usul ve esasları, taşıma katsayısı, yolların yapılacağı güzergahın coğrafi yapısı,
güzergah üzerinde yerleşim yerlerinin varlığı ile sayısı ve sair bir çok ölçüte göre
değişmektedir. Nitekim, indirim oranları iddia konusu ihalelerde % 16.80 ila %
20.30, Soruşturma Komisyonu Raporunda örnek gösterilen ihalelerde ise % 18.02
ila % 26.86 olarak gerçekleşmiştir.
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
52
Dolayısıyla, Soruşturma Raporunda, örnek olarak gösterilen ihalelerdeki taşıma
katsayısı ve köprü inşaat zammı oranları ile indirim oranlarından ve müteahhitlerin
keşif artışlarına konu işleri indirimle yapmayı taahhüt etmelerinden hareketle Dev‐
letin zarara uğratıldığı sonucuna ulaşıldığı yargısının varsayım ötesinde kesinlikle
doğru olduğuna dair deliller elde edilememiştir.
Bu nedenlerle, Devletin zarara uğratıldığı kesin bir biçimde saptanamadığından
ihaleye fesat karıştırma suçu oluşmamıştır.
Bu sonuç ve esasen fiillerin temas ettiği 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun
235. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 1. ve 2. alt bentlerinde zorunlu ortak
unsur olan hileli davranış olarak nitelenebilecek eylemlere dair delil elde edilememesi
karşısında, bu maddedeki suç yönünden irdeleme yapılmasına gerek duyulmamış,
sanığın eylemlerinin 765 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 240. ve 5237 Sayılı Türk
Ceza Kanunu’nun 257. maddesinde tanımlanan genel nitelikteki görevi kötüye kul‐
lanma suçu açısından değerlendirilmesi ile yetinilmiştir.
Dava konusu olayda; Devletin ihtiyaçlarının en iyi şekilde ve uygun şartlarda
karşılanması esasına, rekabet ve açıklık ilkelerine aykırı olarak, ihale usul ve esasları
ile ihalelere katılacak olanlarda aranacak yeterlik koşullarının nesnel bir biçimde
saptanmadığı, ihalelere katılma şartlarını taşıyan Bal‐İş, Tubin ve Öz İnşaat firma‐
ları ihalelere davet edilmediği halde, bazı firmaların ihaleye katılmasını sağlamak
için ihalelere katılma koşullarının değiştirildiği, değiştirilen ihale usul ve esasların‐
da belirtilen kriterlere uygun çok sayıda firma var iken, onbeş firmanın ihalelere
çağrıldığı, ihalelere davet edilen firmaların belirlenmesiyle birlikte üç proje halindeki
işlerin kısımlara bölündüğü ve ilave firmaların ihalelere çağrılmasıyla beraber ihale
usul ve esaslarının ihaleleri birbirleriyle ilişkilendirecek, firmaların ortak girişimler
oluşturmasını teşvik edecek, tek başlarına ve ortak girişim olarak ihaleye katılmala‐
rını sınırlandıracak bir biçimde değiştirildiği, sanığın takdir yetkisini amacı dışında
ve keyfi bir biçimde kullandığı, görevinin gereklerine aykırı davrandığı hususlarının
sübuta erdiği daha önce açıklanmıştır.
Sübuta eren bu eylemler sonucunda, ihalelere katılma koşullarına sahip olduğu
halde davet edilmeyen firmaların mağduriyetine yol açıldığı açıkça ortadadır.
Daha önce de değindiğimiz üzere, 8.9.1997 günlü olur ile ihalelere katılma ko‐
şulları değiştirilerek dört firmanın ihalelere çağrılmasının, rekabeti arttırıcı yönü
olmasına rağmen kayırma ve keyfiliği de beraberinde getirdiğinde kuşku yoktur.
Ancak,, üç projenin altı kısma ayrıldığı gerçeği ile konsorsiyum oluşturma zorun‐
luluğu ve bir firmanın ikinci işi alamaması kuralı birlikte değerlendirildiğinde, iha‐
lelere katılan her firmaya ihalelerden pay verme fikrinin yaşama geçirildiği ve bu
bakımdan ihalelere katılan firmalara avantaj sağlandığı kesinlikle kabulü gereken bir
olgudur.
Yaşar Topcu Kararı
53
Yüce Divana sevk kararına konu olan ve ayrıntıları ile açıkladığımız kimi ey‐
lemlerde, 765 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 240. ve 5237 Sayılı Türk Ceza Ka‐
nunu’nun 257/1. maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma suçunun tüm
unsurlarının oluştuğu, suçun kanuni tipe uyduğu, suç tarihinin 19.9.1997 olduğu
anlaşılmıştır.
F‐ SANIĞIN SÜBUT BULAN FİİLLERİNİN ZAMANAŞIMI SÜRESİ
AÇISINDAN İRDELENMESİ:
Bazı suçlar açısından benimsenmiş özel düzenlemeler bir tarafa bırakıldığında,
zamanaşımı 765 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 102 ila 118, 5237 Sayılı Türk Ceza
Kanunu’nun ise 66 ila 72. maddelerinde düzenlenmiştir.
Hukukumuzda zamanaşımı maddi ceza hukuku kurumu olarak kabul edilmiştir.
Uygulama da bu yöndedir. Buna göre, zamanaşımı uygulamasında sonradan yapı‐
lan aleyhe düzenlemeler dikkate alınmayacak ve kıyas veya kıyasa yol açacak biçimde
geniş yorum yapılamayacaktır (5237 sayılı TCK md. 2).
Görevi kötüye kullanma suçunun asli dava zamanaşımı, 765 Sayılı Türk Ceza
Kanunu’nun 102. maddesinin 4. bendine göre beş yıl, 5237 Sayılı Türk Ceza Ka‐
nunu’nun 66. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendine göre ise sekiz yıldır. Bu du‐
rumda, sanık hakkında uygulama yeteneği olan yasa lehine hüküm içeren 765 Sayılı
Türk Ceza Kanunu’ dur.
Zamanaşımı, işlemeye başladıktan sonra sonucunu doğuruncaya kadar devam
etmesi kural, engelleri ise istisnadır. Bu sebeple zamanaşımı engelleri kanunları‐
mızda sınırlı olarak gösterilmiştir. Kanunlarda yazılı olmayan bir sebep zamanaşı‐
mının işlemesine engel olmaz.
765 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nda zamanaşımının kesilmesi 104, durması ise
107. maddede düzenlenmiştir. 104. maddeye göre, Meclis soruşturması sırasında
sanığın ifadesinin alınması zamanaşımını kesici bir işlem değildir.
Kamu davasının açılması izin (mezuniyet) veya karar alınmasına ya da diğer
bir mercide çözülmesi gereken bir meselenin sonucuna bağlı bulunduğu takdirde,
zamanaşımı 107. madde uyarınca izin veya kararın alınmasına yahut meselenin
çözümüne kadar duracaktır.
Anayasa’nın “yasama dokunulmazlığı” başlıklı 83. maddesi zamanaşımı konu‐
sunda milletvekillerine özgü hüküm içermektedir. Bu maddenin 3. fıkrasına göre,
“Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi hakkında, seçiminden önce veya sonra verilmiş
bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik sıfatının sona ermesine bırakılacak,
üyelik süresince zamanaşımı işlemeyecektir”. Bu madde, 107. maddeyle birlikte
değerlendirildiğinde, suç işlediği iddia edilen bir milletvekilinin yasama dokunul‐
mazlığının kaldırılmasına karar verilirse, kararın alınması için yapılan başvuru
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
54
tarihinden kararın verilmesi tarihine kadar geçen süre içinde zamanaşımı durmuş
olacak ve TBMM’ nin kaldırma kararı verdiği günden itibaren yeniden işlemeye
devam edecektir. Yasama dokunulmazlığının kaldırılmaması durumunda ise zama‐
naşımı Anayasamızın 83. maddesine göre durmuş olacaktır.
Milletvekili sıfatına sahip olsun olmasın bir bakanın görevinden kaynaklanma‐
yan bir suç işlemesi halinde, milletvekilleri için açıkladığımız bu prosedür uygula‐
nacak, ancak, görev suçlarında uygulanma imkanı olmayacaktır. Zira Anayasamı‐
zın “Meclis Soruşturması” başlıklı 100. maddesinde, başbakan ve bakanlar hakkında
görev suçları sebebiyle soruşturma açılması, sürdürülmesi ve sonuçlandırılması
konusunda özel usul benimsenmiş, zamanaşımına ilişkin bir düzenlemeye yer veril‐
meyerek meskut bırakılmıştır. Maddede, başbakan ve bakanlar hakkında, milletvekil‐
leri için Anayasa’nın 83. maddesinde öngörülen başvuru imkanı tanınmamış, suç
ihbar ve şikayetlerini kabul edecek bir makam, yani muhatap da gösterilmemiştir. Bu
nedenle, milletvekilleriyle ilgili durma hükmünün burada uygulama yeri olmaya‐
caktır. Böylece, suç işlendiği tarihten itibaren zamanaşımı işlemeye başlayacak,
ancak, bu özel usulün uygulanmasındaki zorluk nazara alındığında; suç, Meclis’e
intikal etmeden dahi zamanaşımına uğramış olacaktır.
Meclis soruşturmasının, suç işlenmesinden hemen sonra delil toplanamaması
zaafiyetinin yanında, değindiğimiz bu boşluk ve sakıncalarının, genel ceza muhake‐
mesi ilkelerine, eşitlik, kamu vicdanı ve ceza adaletine uygunluğunun değerlendi‐
rilmesinde zorunluluk bulunmaktadır.
Bu açıklamalar ışığında dava dosyasına baktığımızda, 19.9.1997 olan suç tari‐
hinden sanığın Yüce Divana sevk edildiği 10.11.2004 tarihine kadar geçen süre
içinde kesici herhangi bir işlem yapılmadan 765 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nda ön‐
görülen beş yıllık asli dava zamanaşımının gerçekleştiği anlaşılmaktadır.
G‐ SONUÇ VE İSTEM:
Bu nedenlerle, davanın 765 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 102/4. ve 5271 Sa‐
yılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/8. maddeleri gereğince
DÜŞÜRÜLMESİNE karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunur.”
E‐ SAVUNMA
1‐ Sanığın esas hakkındaki savunması
Sanık 28.4.2006 günlü oturumda yaptığı esasa ilişkin savunmasında,
sorgusunda belirttiği hususlara ek olarak özetle;
- Müdafiileri tarafından verilen 20.3.2006 ve 28.4.2006 günlü dilekçelerde
ileri sürülen hususları aynen yinelediğini,
Yaşar Topcu Kararı
55
- İdarenin kendi içerisinde birden çok yazışma ve zeyilnameler ile şart-
namelerde değişiklikler yapmasının olağan bir durum olup önemli olan
hususun bu işlemlerin ihaleye çağrılan tüm firmalara teklif vermelerine ye-
tecek bir süre içerisinde ulaştırılması olduğunu, dava konusu ihalelerde ise
değişikliklerin tüm firmalara zamanında ulaştırıldığını,
- İhale usul ve esaslarının birden çok düzenleme ile belirlenmesinin
Devlet İhale Kanununun 44. maddesinin son fıkrasına aykırı olmadığını,
- Davet edilen onbir firmanın durumlarının 26.8.1997 günlü, 6246 sayılı
Bakan olurunda yer alan kriterlere uyduğunu,
- Bu firmalardan yedi tanesinin otoyol ve dış kredi ile iş yaptığını, diğer
dört tanesinin ise Karadeniz’de çalışan firmalar olduğunu,
- 1996 ve 1998 tarihlerinde ön seçim sonucunda yeterlilik alan bazı fir-
maların dava konusu ihalelere çağrılmaması iddiasının gerçekçi olmadığını,
rekabetin çok firma çağırmakla sağlanamayacağını, ön seçim kriterlerinin
süreklilik arz etmeyip değişken olduğunu, 1996 yılında yeterlilik alan fir-
manın 1997 yılında bunu kaybedebileceğini, bütçeden finanse edilen bir işle
dış kredi ile finanse edilen bir işin karşılaştırılamayacağını, 1998 yılında dış
kredili işlerde müteahhit sayısının artmasının kendisi tarafından çıkarılan
uygun bedel tebliğinde yapılan değişiklikten kaynaklandığını,
- İhale tarihinden önce Türkiye’de otoyol yapımını gerçekleştirmiş top-
lam sekiz firma olduğunu ve bunlardan STFA firması hariç diğerlerinin ta-
mamının ihaleye davet edildiğini, STFA firmasının ise mali durumunun
bozuk ve Karayolları Genel Müdürlüğü ile davalı olması nedeniyle ihaleye
davet edilmediğini,
- İhale tarihinden önce Karadeniz sahil yolunda çalıştığı halde ihaleye
davet edilmeyen Bal-İş, Tubin ve Gökdelen firmalarının kendilerine ayrılan
ödenekleri dahi kullanamadıkları ve işlerini zamanında yapamadıkları için
çağrılmadıklarını, ayrıca, Gökdelen ve Öz inşaat firmalarının yaptıkları işin
“Karadeniz sahil yolu” kapsamında bulunmadığını,
- Firma davet kriterinde yer alan “ödenekleri üstünde harcama” tabiri-
nin, işini düzgün yapan ve işi bitirmek için gayret sarf eden firmalar anla-
mına geldiğini,
- İhaleye çağrılan herkesin iş aldığı iddiasının doğru olmadığını, davet
edilen iki büyük firmanın ihale alamadığını,
- Dava konusu ihalelerde olduğu gibi işlerin parçalara bölünmesinin Ka-
rayolları Genel Müdürlüğü tarafından sürekli yapıldığını, örneğin aynı böl-
gedeki Ünye-Piraziz yolunun tek proje olmasına karşın, üç kısım halinde
bölünerek yapımının gerçekleştirildiğini,
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
56
- DPT yatırım programlarında da söz konusu yolların proje isimleri ve
ödeneklerinin altı parça olarak gösterildiğini,
- İhaleye katılanların ihaleden önce veya sonra ortak girişim oluşturma-
larının normal bir durum olduğunu, her iki halde de ortaklık kurmanın iha-
lelerde anlaşma olarak kabul edilemeyeceğini, nitekim daha önce ihalesi
yapılan Bolu Dağı geçişi ihalesinde, ihaleye ayrı ayrı teklif veren Güriş-
Metiş ortaklığı ile Limak firmasının ihaleden sonra ortaklık kurduklarını,
- Firmaların ortak girişim kurması ve davet edilen firmaların gizli tutul-
ması gerektiği yönünde bir düzenlemenin bulunmadığını, ihaleye girecek
firmaların kimler olduğunu yayınlayan kuruluşlar olduğunu, gizliliğin pu-
anlama ve verilen tekliflere ilişkin olabileceğini,
- Her ihaleye bir ortak girişimin katılıp diğerlerinin münferit kaldığı sa-
vının ciddi olmadığını, her ihaleye birden fazla ortak girişimin teklif verdi-
ğini, ortak girişimlerin yüksek tenzilat vermiş olmasının firmaların anlaştığı
anlamına gelmeyeceğini, bazı firmaların şantiyelerinin bitişiğindeki ihaleleri
almasının normal olduğunu, bu durumun anlaşma veya fesat karıştırma ile
bir ilgisinin bulunmadığını,
- Şartname ve zeyilnamelerle yapılan değişikliklerin Karayolları Genel
Müdürlüğü tarafından hazırlandığını, zeyilnameler ile değişiklik yapılması-
nın kanunda öngörüldüğünü,
- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, kendisine isnat edilen eylemin
765 sayılı Türk Ceza Kanununun 240. maddesine uyduğu ve bu suçun da
zamanaşımına uğradığı yönündeki esas hakkındaki görüşüne katılmadığını,
TBMM’nin Yüce Divana sevk kararının 205. madde uyarınca verildiğini, bir
başka ifade ile hakkında 240. maddeye göre açılmış bir dava bulunmadığını
ve olmayan bir davanın da zamanaşımı nedeniyle düşürülemeyeceğini,
- Aynı gerekçelerle 366. maddenin de hakkında uygulanamayacağını, bu
maddenin sadece ihale esnasında işlenebilen bir suç olduğunu,
- Kendisine isnat edilen 205. maddedeki suçun unsuru olan “hile”nin,
bir kimsenin kendi hareket tarzıyla diğer bir şahsı bir irade beyanında bu-
lunmaya veya bir mukavele yapmaya sevk etmek için yanlış bir fikrin doğu-
muna veya teyidine veyahut idamesine kasten sebebiyet vermesi anlamına
geldiğini ve bu manada Yüce Divana sevk kararında hile unsuru olarak
gösterilen hususların hiç birisinin hile olarak kabul edilmesinin mümkün
olmadığını, kanunun verdiği yetkiye dayanılarak ve herkes için yapılmış
olan bir düzenlemenin hile olamayacağını,
- 205. maddedeki suçun unsurunun ihaleyi yapan kişinin gizli bir anlaş-
mayla kendisine haksız çıkar sağlamak olduğunu, oysa kendisine böyle bir
Yaşar Topcu Kararı
57
ithamın yapılmadığını, “bir ihale şartlarını düzenlemeyi onayladı, bu onaydan da
müteahhitler para kazandı” diye 205’le itham edilen ilk Bakanın kendisi oldu-
ğunu,
- Meclis soruşturma komisyonunun kendisinin ve yakın akrabalarının
malvarlığını araştırdığını ve her hangi bir artışın bulunmadığını saptadığını,
buna rağmen kendisinin 205. madde uyarınca Yüce Divana sevk edildiğini,
beyan etmiştir.
Sanık, 4.5.2006 günlü dilekçesinde de 28.4.2006 günlü oturumda yaptığı
savunmasını yinelemiştir.
2‐ Müdafiilerin esas hakkındaki savunmaları
Sanık müdafiileri Av. Ömer Asım Livanelioğlu ve Av. Akın Balcı’nın
20.3.2006 günlü savunmaları şöyledir:
“I‐ ESAS HAKKINDA SAVUNMAMIZ:
A‐ USUL YÖNÜNDEN:
TBMMʹnin 10 Kasım 2004 tarihinde müvekkilimiz hakkında aldığı ʺYüce Di‐
vana sevkʺ kararı, ceza hukukunun evrensel bir ilkesi olan ʺNe bis in idem/yargı
bulunmaması şartıʺ kuralına aykırıdır.
Karadeniz sahil yolu ihalesi ile ilgili olarak, müvekkilimiz hakkında ilk defa
1998 yılında Meclis soruşturması açılmış, ancak, erken seçime gidilmesi sebebiyle
sonuçlanmamıştır.
Bir sonraki dönemde (1999 seçimlerinden sonra) bu soruşturma için yeniden
komisyon kurulmuş, komisyon raporu TBMM Genel Kurulunun 29 Haziran 2000
tarihli oturumunda görüşülmüş ve müvekkilimizin Yüce Divana sevkine yer olma‐
dığına karar verilmiştir.
Bir sonraki dönemde (2003 seçimlerinden sonra) aynı iddia ile ilgili olarak tek‐
rar (ikinci kez) Meclis soruşturması açılmış ve TBMM Genel Kurulu bu defa önceki
kararının tam tersine bir sonuca vararak huzurdaki davaya konu olan Yüce Divana
sevk kararını vermiştir.
Anayasa’nın 100. maddesinde düzenlenmiş olan Meclis soruşturması, tüm un‐
surlarıyla ve sonuçlarıyla bir ceza önsoruşturmasıdır. Gerçekten, Meclis soruştur‐
ması Anayasa’nın 100. maddesine göre yapılan ve TBMMʹnin istisnai faaliyetlerin‐
den olan adli/yargısal bir faaliyettir.
Kendine özgü (sui generis) bir adli nitelik taşıyan Meclis Soruşturma Komis‐
yonu’nun kurulmasında ve oluşturulmasında TC Anayasası ve TBMM İçtüzüğü‐
nün; bu adli/yargısal faaliyetin yürütülmesinde/işleyişinde ise Meclis teamülleri
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
58
yanında faaliyetin ʺcezaiʺ niteliği gereği Ceza Muhakemesi Kanunu ile birlikte ceza
usul hukuku ilkeleri uygulanacaktır.
Bu özel düzenlemeler gereği, Başbakan ve bakanların görev suçuyla ilgili ʺönso‐
ruşturmaʺ niteliğindeki ceza soruşturmasını TBMM yapmaktadır. TBMMʹnin
Anayasa’nın 100. maddesine göre yaptığı faaliyet, bir ʺiddiada bulunmaʺ faaliyeti‐
dir.
Yani, Savcılıkta olduğu gibi ʺönsoruşturmaʺ yapmak ve bunun sonucunda or‐
taya çıkan hukuksal sonuca göre kamu davası açmak veya açmamaktır. Gerçekten,
genel ceza soruşturması olan hazırlık soruşturması sonunda suç şüpheleri kuvvetle‐
nir, yeterli şüphe haline gelirse kamu davası açılır. (CMK 170, mülga CMUK 163)
Aksi taktirde, kovuşturmaya yer olmadığına karar verilir. (CMK 172, mülga
CMUK 164)
Adli/yargısal faaliyette bulunan Meclis soruşturma komisyonu da, yaptığı ceza
soruşturması sonucunda Başbakan veya bakanın Yüce Divana sevkedilmesine veya
sevkedilmemesine, diğer bir ifadeyle kamu davasının açılmasına veya açılmamasına
karar verir. Bu kararlar, TBMM Genel Kurulu tarafından kabul veya reddedilmekle
tekemmül eder, tamamlanmış olur.
Bu demektir ki, Meclis Soruşturma Komisyonu’nun TBMM Genel Kurulu ta‐
rafından kabul edilen ʺYüce Divana sevke yer olmadığıʺ kararı, ʺkovuşturmaya yer
olmadığıʺ, kısaca bir ʺtakipsizlikʺ kararı hükmündedir. CMK (ve mülga CMUK),
keyfiliği önlemek için takipsizlik kararının denetlenmesini öngörmüş; bunun için
itiraz yolunu kabul etmiştir. Kuşkusuz, özel soruşturma niteliği gereği, CMKʹda
öngörülen itiraz yolunun Meclis soruşturmasında uygulanması sözkonusu olamaz.
Çünkü, Türk Milletinin en yüce temsil organı olan TBMMʹnin verdiği takipsizlik
kararının, kuvvetler ayrılığı ilkesi gereğince, idare ya da adli yargı mercilerine de‐
netlettirilmesi imkansızdır.
Takipsizlik kararı, insan haklarını yakından ilgilendiren adli/yargısal bir karar‐
dır. Onun adli/yargısal niteliği, bu işlemi yapanları ve taraf olanları bağlayan bir
nitelik ve özellik taşır. Bu nedenle, Anayasa ve TBMM İçtüzüğünde başkaca bir
denetim yolu da öngörülmemiş olduğundan, Yüce Divana sevke yer olmadığı ka‐
rarları, TBMM Genel Kurulu tarafından kabul edilmekle kesinleşir ve CMKʹnun
172/2 maddesi (mülga CMUK 167/2) kıyasen uygulanmak suretiyle, tıpkı takipsiz‐
lik kararının yargısal denetimi sonunda verilen karar gibi ʺkesin hükümʺ teşkil
eder. Bu nedenle, kesin hüküm teşkil eden ʺYüce Divana sevk kararıʺ nasıl geri
alınamaz ise ʺYüce Divana sevketmeme kararıʺ da aynı şekilde geri alınamaz.
Nitekim, 1982 Anayasasını hazırlamakla görevli olan Danışma Meclisi Anaya‐
sa Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Orhan Aldıkaçtı tarafından da, Meclis soruşturma
komisyonu tarafından verilen ve Meclis Genel Kurulunca onaylanan ʺYüce Divana
Yaşar Topcu Kararı
59
sevke mahal olmadığıʺ kararının kesin olduğu altı çizilerek ifade edilmiştir. (Da‐
nışma Meclisi tutanakları, B. 150, 13.91982, 0. 4)
Müvekkilimiz hakkında verilen ikinci soruşturma önergesi, önce de verilmiş
olan ve takipsizlik kararı niteliğinde ve kesin hüküm sonucunu doğuran Yüce Di‐
vana sevketmeme kararına bağlanan ilk soruşturma önergesi ile aynı vakıalara, aynı
eylemlere dayalıdır ve aynı konudadır. Yeni bir delil veya yeni bir vakıa yoktur.
Gerçekten, her iki önergede de, esas itibariyle Karadeniz sahil yolu ihalesinde yol‐
suzluk yapıldığı iddia edilmiştir. Sadece ilk önergede TCKʹnun 240. maddesine
dayandırılan iddialar, bu defa TCKʹnun 205. maddesine dayalı hale getirilmiş, yani
isnat edilen fiillerin tavsifi değiştirilmiştir. Böyle olunca, ikinci kez verilen soruş‐
turma önergesi ile ortaya atılan iddialar, vakıalar, eylemler, konular, ilk soruşturma
önergesi ile uyuşmazlık konusu edilenlerin aynen tekrarlanmasından ibarettir.
İlk soruşturma önergesinin kabulü ile başlatılan Meclis soruşturması sonucunda
verilen Yüce Divana sevketmeme kararının ʺkesin hükümʺ niteliğine bağlanan ʺotori‐
teninʺ bir sonucu olarak, eski iddiaların tekrarından ibaret olan ikinci soruşturma
önergesinin, özellikle ʺNe bis in idem/yargı bulunmaması şartıʺ gereğince incelene‐
bilmesi olanağı yoktur. Gerçekten, cezai bir uyuşmazlığı doğrudan doğruya sona erdi‐
ren kararlar/yargılar arasında, otorite bakımından geçici ve daimi diye bir fark gözeti‐
lemez. Çünkü, bütün kararlardaki/yargılardaki otorite ʺdaimiʺ niteliktedir.
ʺYargının değerlilik otoritesinin bir çeşidi olarak ʺNe bis in idemʺ diye Latince
ifade edilen bu kural muhakeme hukukunun ana ilkelerindendir. Kanunlarda açıkça
yazılı olmadan da Yaşayan Hukuk normu olarak uygulanan ve doktrinde de kabul
olunan bu ilke 1973ʹte kanunumuza girmiştir. 253. madde bunu ʺaynı konuda aynı
sanık için evvelce verilmiş bir hüküm varsaʺ diye ifade etmiş ve bu durumda son
soruşturmada davanın reddi kararı verileceğini belirtmiştir. (CMKʹnun 223/7.
maddesi de aynı yoldadır. A.L.) Genel kural da davanın kabul edilmemesini ve edil‐
mişse reddolunmasını gerektirmektedir.ʺ (KUNTER, Nurullah: Ceza Muhakemesi
Hukuku, 10. Bası, İstanbul, 1998, s. 106)
Bir davada kesin hükmün etkisi iki şekilde olabilir. Kesin hüküm ya ʺdava en‐
geliʺ olur ya da ʺkesin kanıtʺ oluşturur. Kesin hükmün dava engeli olması duru‐
munda, dava açılamaz, açılmış bir dava varsa düşürülür. Buna karşılık, kesin hük‐
mün kesin kanıt olması halinde, dava açılır, ancak, kesin hüküm kanıt olarak getiril‐
diğinde, açılmış olan dava başka bir kanıt aranmaksızın, sadece kesin kanıt alınarak
bitirilir.
Kesin hüküm ilkesi, ister ʺdava engeliʺ olarak algılansın, isterse ʺkesin kanıtʺ
olarak algılansın, görülmekte olan bir davada asla gözardı edilemez.
Bu sebeple, TBMMʹnin geri alınamaz nitelikteki ʺYüce Divana sevketmemeʺ
kararı kaldırılarak ʺYüce Divana sevkʺ kararı verilmesi, kesin hüküm ilkesinin ihlali
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
60
niteliğinde olduğundan ve dolayısıyla dava şartı gerçekleşmediğinden, CMKʹnun
223/8. maddesine göre davanın düşmesine karar verilmesi gerekir.
TBMMʹnin geri alınamaz nitelikteki ʺYüce Divana sevketmemeʺ kararının
ʺkesin kanıtʺ olarak kabulü halinde ise başka bir kanıt aranmaksızın müvekkilimizin
müsnet suçtan beraatine karar verilmesi gerekir.
B‐ ESAS YÖNÜNDEN:
1‐ Müvekkilimize isnat edilen 765 sayılı TCKʹnun 205. maddesindeki suç, 5237
sayılı TCKʹda aynı unsurlarla yeralmamıştır. Başka bir ifadeyle, 5237 sayılı
TCKʹda, eski 205. maddedeki suçu tam olarak (tüm unsurlarıyla) karşılayan bir suç
tanımı mevcut değildir.
765 sayılı TCKʹnun ʺDevlet alım satımlarında menfaat sağlamaʺ başlığı altın‐
daki 205. maddesi, devlet alım ve satımlarının fiyat ve miktarlarına veya yapımla‐
rına fesat karıştırarak haksız menfaat sağlamayı cezalandırmıştır.
5237 sayılı TCKʹnun ʺİhaleye fesat karıştırmaʺ başlığı altındaki 235. madde‐
sinde de ihaleye fesat karıştırma suçu tanımlanmıştır. Ancak,, 235. madde, haksız
menfaat sağlamayı, bu maddede tanımlanan suçun unsuru saymamış, ihaleye fesat
karıştırma dolayısıyla menfaat sağlanması halini ayrı bir suç olarak kabul etmiştir.
(235/4) 235. madde bu nedenle, haksız menfaat sağlamayı (İrtikap etmeyi) suçun
unsuru sayan eski 205. maddedeki suçun karşılığı değildir.
5237 sayılı TCKʹnun ʺEdimin ifasına fesat karıştırmaʺ başlığı altındaki 236.
maddesi ise maddi unsur bakımından 205. maddedeki suça uymakla birlikte, bir
önceki maddede (235) olduğu gibi haksız menfaat sağlama unsurunu aramamıştır.
(236/3) Bu nedenle, 236. maddede tanımlanan suç da, 205. maddedeki suçu tam
olarak karşılamamaktadır.
Dolayısıyla, 5237 sayılı TCKʹda, 765 sayılı TCKʹnun 205. maddesindeki suç
tanımına uygun bir suç tanımı mevcut değildir.
Bu nedenle, müvekkilimiz halen yürürlükten kalkmış bir suçtan dolayı yargı‐
lanmaktadır.
2‐ Müvekkilimiz hiç bir suç işlememiştir. İsnat tümüyle temelsizdir.
a‐ Bir suçun sözkonusu olması için, fail tarafından kanundaki tanıma uygun bir
fiilin işlenmesi gerekir.
Müvekkilimiz hakkındaki isnat, TCKʹnun 205. maddesinde tanımlanan ʺDevlet
alım satımlarında menfaat sağlamaʺ suçunu işlediği yolundadır. 205. maddedeki
suçun maddi unsuru, alım ve satımların fiyat ve miktarlarına veya yapımlarına
fesat karıştırarak haksız menfaat sağlamaktır.
Yaşar Topcu Kararı
61
Müvekkilimiz hakkında bu yönde somut bir fiil ve somut bir haksız menfaat id‐
diası ortaya konmamıştır. İddialar tümüyle varsayıma (hipoteze) dayalıdır.
Gerçekten de, iddia konusu ihaleleri yapan ve yürüten Karayolları Genel Mü‐
dürlüğüʹdür. Müvekkilimiz Bakan olarak sadece iki işleme onay vermiştir. Bunlar‐
dan birincisi, idarece hazırlanan ihale usul ve şartlarını onaylamak, ikincisi de iha‐
leye davet edilecek olan müteahhit firmaların listesini onaylamaktır. Müvekkilimizin
bunların dışında katıldığı bir işlem yoktur.
Tanık olarak dinlenen Karayolları Genel Müdürlüğü yetkilileri de, müvekkili‐
mizin bu ihalelerle ilgili olarak kendilerine usulsüz bir şekilde emir, talimat veya
tavsiye ve ima yoluyla dahi müdahalede bulunmadığını açıkça belirtmişlerdir.
Müvekkilimizin imzaladığı iki onayla 205. maddedeki suçu nasıl işlediği ve ne
şekilde haksız menfaat sağladığı da somut şekilde ortaya konmamıştır, belli değildir.
b‐ Ceza hukuku suç teorisinde hukuka aykırılık unsuru, işlenen ve kanundaki
tanıma uygun bulunan fiilin, hukuk düzenince tecviz edilmemesi, mubah sayılma‐
ması, yalnızca ceza hukuku ile değil, bütün hukuk düzeni ile çatışma halinde olması
demektir. (DÖNMEZER, Sulhi ‐ ERMAN, Sahir: Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku,
Genel Kısım, C II, B 9, İstanbul, 1986, s. 2.)
İddia konusu ihale bir bütün olarak mevzuata aykırı olmadığı gibi, müvekkilimi‐
zin Bakan olarak onayladığı iki işlemin de mevzuatın herhangi bir hükmüne aykırı
tarafı yoktur.
Şimdi Yüce Divana sevk kararındaki soyut nitelikteki iddiaları ele alarak mü‐
vekkilimize atfedilen eylemlerin hukuka aykırı olup olmadığına tek tek bakalım.
‐ Karadeniz sahil yolu işlerinin ihalesinde, ihale usul ve esaslarında belirtilen
kriterlere uygun çok sayıda firma var iken, 15 firmanın davet edilmesi suretiyle
ihalelerde rekabeti engellediği iddiası:
Dava konusu ihale, 2886 sayılı yasanın 89. maddesi gereğince Bakanlar Kurulu
kararı ile bu yasa kuralları dışına çıkılarak dış kredi ile ve davet usulüyle yapılmıştır.
Buna göre, ihale usul ve şartları Bakan onayı ile belirlenmiş ve ihalenin davet
usulü ile yapılmasına karar verilmiştir. Davet usulünde asgari üç firmanın çağrıl‐
ması gerekir, azami bir sayı ise konmamıştır. Nitekim, 2886 sayılı Devlet İhale Ka‐
nunu’nun ʺBelli istekliler arasında yapılacak ihalelerʺ başlıklı 44. maddesinde ʺtek‐
nik yeterlilikleri ve güçleri idarece kabul edilmiş en az üç İstekliden kapalı teklif
alınmasıʺ öngörülmüştür.
Başka bir ifadeyle, davet usulü ile yapılan bir ihalede, kriterlere uyan bütün fir‐
maların davet edileceğine dair bir hüküm yoktur. Zaten aksi tercih edilseydi, ihale
davet usulüyle yapılmaz, ilana çıkılarak yapılırdı.
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
62
O halde, burada ihaleye davet edilecek firmaların nitelik ve sayısını belirlemek
idarenin takdir yetkisi içindedir. Karayolları Genel Müdürlüğü de, elindeki firma
portföyüne bakarak geçmiş bilgi ve deneyimlerine göre bir değerlendirme yapmış ve
belirlenen kriterlere uyan firmaları ihaleye davet etmiştir.
Davet edilen firmalardan 7ʹsi daha önce dış kredi ile otoyol yapmış olan firma‐
lardır. Bunlar; Bayındır, Doğuş, Tekfen, Intes, Nurol, Enka ve Kutlutaş firmaları‐
dır. Geçmişte dış kredi ile otoyol yapmış firmalardan olan STFA ise gerek Karayol‐
ları Genel Müdürlüğü ile ihtilaflı olması ve gerekse o tarihte mali problem içinde
bulunması sebebiyle ihaleye davet edilmemiştir. Bu durumu firma yetkilisi de du‐
ruşmada açıkça ifade etmiştir. Dış kredi ile otoyol yapmış olan başka bir firma yok‐
tur.
Bakanlık onayı gereği, Karadeniz sahil yolunda halen çalışmakta olup, ödenek‐
leri üzerinde harcama yaptığı ve dış kredi getirebilecek güçte olduğu bilinen 4 firma
da ihaleye davet edilmiştir. Bunlar; Özışık, Yüksel, Polat ve Cengiz firmalarıdır.
Bilahare bir tedbir olarak, dış kredi getirebilecek güçte olduğu bilinen 4 büyük
firma daha bunlara ilave edilmiştir. Bunlar da; Güriş, Limak, Mapa ve Makyol fir‐
malarıdır.
Bu firmalardan Intes, Kolin ile ve Güriş de Metis ile ihaleye ortak olarak katıl‐
mak istediklerini bildirdikleri ve bu firmalar da uygun bulunduğu için ihaleye böy‐
lece 17 firma katılmıştır.
İhaleye katılan bu 17 firma da ihale usul ve esaslarında belirtilen kriterlere uy‐
gundur. Bu işe uygun olmadığı halde yanlış çağrılan tek bir firma yoktur. Aksi
yönde bir iddia da bugüne kadar ortaya konulamamıştır.
İddianın aksine, belirlenen kriterleri sağlayan çok sayıda firma da yoktur. Nite‐
kim, bu durum ihaleye çağrılmayan firma temsilcilerinin tanık olarak dinlenmesiyle
açıkça ortaya çıkmış, dış kredi sağlama, otoyol yapma ve Karadeniz sahil yolunda
halen çalışıp ödenekleri üzerinde fiilen harcama yapma kriterlerine uygun olmadık‐
ları bizzat kendi açık ya da çelişkili beyanlarıyla açıklığa kavuşmuştur.
Nitekim, belgeleri tarafımızdan dosyaya ibraz edildiği üzere, mevcut Hüküme‐
tin talimatı ile Akbank, T. İş Bankası ve Garanti Bankası korsorsiyumundan bu yol
için sağlanan 831 milyon dolarlık kredinin kullanma işlemleri henüz tamamlanma‐
mış olmasına rağmen, dava konusu ihaleleri kazanmış olan müteahhitler bir yıla
yakın zamandır tek kuruş ödenek almadan yol yapımını sürdürmüş ve bu yollar
gelecek sene bitecek hale gelmiştir. Bu durum, ihaleye güçlü müteahhitlerin davet
edildiğinin ve doğru seçim yapıldığının açık bir göstergesidir.
Diğer taraftan, ihalelerin yapıldığı tarihten, 2004 yılında sözkonusu iç kredi bu‐
lununcaya kadar getirilen dış krediler libor + 8‐12 puan üzerindendi. O tarihlerde
libor da % 6ʹnın üzerinde idi. Böylece kredi maliyeti dolar üzerinden % 18ʹlere
Yaşar Topcu Kararı
63
kadar çıkıyordu. Ayrıca, yüklenici bu krediyi getirirken bu yüksek faizi bankaya
peşin ödüyor, krediyi kullanıp, işi yapıp, istihkakını aldıktan sonra libor + 1,5ʹunu
geri alabiliyordu. 2004 yılında Hükümet Başkanının talimatı ile iç bankalardan % 4
faizle temin edilen kredinin libor ölçüsü % 2,5 olup, % 1,5 olan Hazine ilavesi %
1,75ʹe çıkarılarak ve bankaya ödenecek olan % 4 kredi faizi de peşin ödenmeden
müteahhide yapılacak istihkak ödemesinden kesilmek suretiyle karşılanacaktır. Böy‐
lece bu uygulama ile müteahhitlere % 10ʹun üzerinde bir dolar kredi faizinden kur‐
tulma imkanı sağlanmıştır.
İşte bu nedenle, müteahhitlerden keşif artışlarındaki tenzilatların yükseltilme‐
sini isteyebilmişlerdir. Kısaca, bu keşif artışlarındaki tenzilat yükseltilmesi, 1997
ihale şartlarındaki tenzilatların yükseltilmesi olmayıp, müvekkilimizin böyle bir
örneklemeyle suçlanması kabul edilemez.
Yüce Mahkeme, Bayındırlık ve İskan Bakanlığından dış kredi ile otoyol yapmış
olan ve Karadeniz sahil yolunda çalışıp ödenekleri üzerinde harcama yapmış olan
firmaların listesini istemiştir.
Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Karayolları Genel Müdürlüğü, bu yazıya verdiği
cevapta hiç ayrım yapmaksızın, otoyol yapmış ve otoyollarda şu veya bu şekilde çalış‐
mış firmaların tamamı ile keza hiç ayrım yapmaksızın Karadeniz sahil bölgesinde ihale
tarihinde çalışan firmaların tamamının listesini bildirmiş ve ödenek üzerinde harcama
yapmak konusunda ise bir kayıt bulunmadığı yolunda cevap vermiştir.
Yüce Mahkeme ödenek üstü harcama yapan firmaların bildirilmesi için yeniden
bir yazı yazınca, Karayolları Genel Müdürlüğü birbirinin peşi sıra üç ayrı cevap
vermiştir.
Bu cevaplardan birincisinde, daha önce listesini verdiği Karadenizʹde çalışan fir‐
maların 26 Ağustos 1997 tarihi itibariyle çalışmakta olduklarını ve biri hariç ödenek
üstü harcama yapmadıklarını, ödenek üstü harcama yapan bir firmanın 1997 yılı sonu
itibariyle bu küçük harcamasının tutanağa bağlanarak bir sonraki yıl (1998) ödeneğin‐
den ödendiğini bildirmiş, bilahare bu konuda yazdığı ikinci yazıda (10.08.2005) Yük‐
sek Planlama Kurulu kararları ile yılı ödeneklerine yapılan ilave ödeneklerin listesini
ve bunların harcandığını belirttikten sonra bu konuda unuttuğu iki firma için ek bir
yazı yazarak onları da ödenek üstü harcamaya dahil etmiştir.
Bu üç yazı ayrı ayrı incelendiğinde, ihale tarihinde kastedilen ödenek üstü har‐
cama konusunda Yüce Mahkemenin edinmek istediği bilgi bakımından yanıltıcı
olabilecek nitelikte bulunduğundan, konunun etraflıca açıklanmasını yararlı bul‐
maktayız.
İhalede bir ölçü olarak kullanılan ödenek üstü harcamada aranan, müteahhidin
iş yapma azmi ve bunu yapacak güce sahip olmasıdır. Bazı müteahhitler aldıkları
işleri küçük hesaplarla sürüncemede bırakarak enflasyon farklarından, yıldan yıla
değişen birim fiyat farklarından ve bunlara bağlı eskalasyon denen yeniden değer‐
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
64
lendirme usullerinden yararlanmak için aldıkları işi bitirmede ve ödenekleri harca‐
mada istekli görünmezler. Aksine, bazı büyük ve ciddi müteahhitler aldıkları işi bir
an önce bitirip yenilerini almaya çalışırlar, yani iş yaparlar.
Bazıları da göründükleri kadar güçlü olmadığı için ödeneklerini harcamakta
zorluk çekerler. (Örneğin, bir iş için yılı ödeneği olarak koyduğunuz 500 milyar lira
ödeneği, firmanın yeterli finansman, makine ve eleman gücü yoksa, bir yıl içine
yayarak harcar. Aynı ödeneği bir güçlü büyük firmaya verirseniz, bir ayda harcar.
Onun için de yeniden ödenek almaya çalışır. Anlatmak istediğimiz budur.)
Ödenek üstü harcamada sene sonu itibariyle ödeneğin bir miktar geçilmiş olma‐
sı da bir ölçü değildir. Çünkü, sene sonuna doğru istihkaklara konan kalemlerde
birim değerleri yüksek kalemler bulunabilir ve ödenek bir miktar aşılabilir. Bu tuta‐
nağa bağlanarak bir sonraki yıl ödeneğinden ödendiği için bu defa da bir sonraki yıl
ödeneği azaltılmış olur. Yani, bir sonraki yıldaki programından geride kalır.
Bu bilgileri sunduktan sonra, Bayındırlık ve İskan Bakanlığıʹnın 10.08.2005 ta‐
rihli yazısında yeralan hususlara ilişkin beyanlarımızı aşağıda sırasıyla arz ediyo‐
ruz.
Samsun şehir geçişi yolu yapım işinde çalışan firma Gökdelen firmasıdır. Bu
firmanın yaptığı iş, Karadeniz sahil yolunun parçası değildir. Firma yetkilisi, bu
yolu ihaleyi önceden kazanan firmadan devraldıklarını ve ilk defa bir karayolu işi
yapmakta olduklarını Yüce Divanda ifade etmiştir. Bu Firma, dış kredi ile büyük
işler yapacak güçte bir firma konumunda değildir. Herne kadar, 1997 yılında Yük‐
sek Planlama Kurulu kararıyla bu iş için firmaya 98,8 milyar lira ilave ödenek ve‐
rildiği anlaşılmakta ise de, bu ödeneğin verilenin tamamı olup olmadığı veya veri‐
lenden geriye iade olup olmadığına dair kayıtlar tarafımızdan aranmışsa da bulu‐
namamıştır.
Samsun (Azot ayrımı) ‐ Ünye yolu yapım işinde çalışan firma Tubin firması
olup, bu firmanın 1996 yılında YPK kararı ile verilen ilave ödeneğin bir miktarını
kullanabildiği, bir miktarının da kullanılamadan iade edildiği, yani ödenekten dü‐
şüldüğüne dair belge tarafımızdan temin edilmiş ve dosyaya sunulmuştur. Bu belge
incelendiğinde, takriben 180 milyar lira ödeneğin iade edildiği görülecektir. Bu du‐
rum, bu firmanın istikrarlı ve ödeneklerini zamanında harcama irade ve gücüne
sahip olmadığını göstermektedir.
Bu yazının 3. sırasında Ünye ‐ Piraziz 3. kısım yolu yapım işi yeralmaktadır.
Bu kısmı yapan firma Baliş firmasıdır. Ancak,, Ünye ‐ Piraziz 3. kısım ifadesinden,
bu bölümün 1. ve 2. kısımlarının da olduğu anlaşılmaktadır. Gerçek de budur. Ba‐
kanlık bilahare yazdığı yazıda eksikliği gidererek, bu bölümün 1. kısım yolu yapım
işini Yüksel firmasının yürüttüğünü ve 15.12.1999 tarihi itibariyle geçici kabulü‐
nün yapıldığını bildirmiştir.
Yaşar Topcu Kararı
65
Kısacası bu bölümde iki firma çalışmaktadır. Bunlardan biri Baliş, diğeri Yüksel
firmasıdır. Bu yoldaki ödenek yazı ve kayıtları Yüce Mahkemeyi yanıltmaya müsait‐
tir. Çünkü, yolun bu kısmı yatırım programlarında 1. kısım, 2. kısım, 3. kısım ola‐
rak geçmemekte, ʺÜnye ‐Piraziz bölümüʺ olarak geçmekte, dolayısıyla bu iki firma‐
nın işine bir ödenek tahsis edilip bu ödenekler paylaştırılmaktadır.
Yolun bu bölümü için 1996 ve 1997 yıllarında YPKʹça yapılan ilave ödenek ak‐
tarmalarını Yüksel firması kullanmış, ancak, diğer firma yapılan bu aktarmaları tam
kullanamadığı için 1997 yılında verilen ödenek yılı ödeneğinden düşülmüştür. Bu‐
na dair belge de tarafımızdan temin edilmiş ve dosyaya sunulmuştur. Ayrıca, Bal‐İş
firması sahibi Nazım BAL, Yüce Divanda uzun süren ifadesinde; ʺBu ilave ödenek‐
leri Yüksel İnşaat ben çıkarttım diyerek hepsini kullandı, bize vermedi.ʺ yolunda
beyanda bulunmuş, ödeneklerdeki payını kullanmamayı Yüksel İnşaatın tavrına
bağlamıştır. Bir firmanın ödeneğinin başka bir firmanın insafına bağlı olmayacağı
gerçeği karşısında, bu beyanlar bu firmanın ödenekleri harcamadaki isteksizliğini ve
işi sürüncemede bırakma iradesini açıkça göstermektedir.
Oysa, Bakanlığın 10.08.2005 tarihli ve sonraki düzeltme yazıları incelendi‐
ğinde, her iki firma da Ünye ‐ Piraziz bölümündeki kendilerine ait kısım için veril‐
miş ek ödenekleri kullanmış görünmektedir. Bunun nedeni, verilen ek ödeneğin ta‐
mamının yazıda gösterilmemiş olmasıdır. Yazılar, verilen ek ödeneğin tamamını
göstermiş olsaydı, önemli bir bölümünün (702 milyar lira) iade edilmiş olduğu da
kendiliğinden anlaşılacaktı. Bu iadenin Yüksel firmasına mı, yoksa Baliş firmasına
mı ait olduğu kolayca saptanabilir.
Yüksel firması bu yolun aldığı parçasını tamamlayıp 1999 yılında geçici kabul
ile teslim ettiğine, aradan geçen 6 seneye rağmen diğer firma Balişʹin hala teslim
edememiş olmasına bakılırsa görülecektir ki, işi sürüncemede bırakan, ödenekleri
harcamayan Bal‐İş firmasıdır. İşte bu sebeple, o gün görevli bulunan Karayolları
yetkilileri, yakından izledikleri bu firmalardan Yüksel firmasını dava konusu ihaleye
çağırmış, diğerini çağırmam ıştır.
10.08.2005 tarihli yazının 4. sırasında yeralan iş Trabzon şehir geçişi yolu ya‐
pım işi olup, bu işin firması Öz İnşaat firmasıdır. Ancak,, bu iş Karadeniz sahil
yolunun süregelen bir parçası olmayıp, sonradan yolun Trabzon sahil kesiminde
trafik akışını sağlamak için denize en yakın şeritten Trabzon şehir merkezine yapılan
takriben 2 ‐ 2.5 km civarında ʺtanjantʺ tabir edilen bir üst geçit köprü işidir.
Dolayısıyla, ihale usul ve esaslarında belirtilen kriterlere uygun olup da ihaleye
davet edilmeyen bir firma mevcut değildir.
DİĞER TARAFTAN, DAVA KONUSU İHALE, BAYINDIRLIK BAKAN‐
LIĞI BİRİM FİYATLARI İLE YAPILAN İLK DIŞ KREDİLİ İHALE UYGULA‐
MASIDIR. İhalenin davet usulüyle yapılmasının başlıca nedeni budur.
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
66
İhale usul ve esasları belirlenirken, zaten gecikmiş olan Karadeniz sahil yolunun
bir an önce hizmete sokulmasını teminen, gerekli finansmanın bulunmasını ve yo‐
lun süratli ve sağlam bir şekilde yapımını sağlayacak en uygun ihale yöntemi tercih
edilmeye çalışılmıştır.
Esasen, önceki dilekçelerimizde de arzettiğimiz üzere, çok sayıda firma çağrıla‐
caksa davet usulüne gerek yoktur. Aksi tercih edilseydi, ihale davet usulüyle yapıl‐
maz, ilana çıkılarak yapılırdı.
İdare hukukunda, takdir yetkisi kullanımının, kamu yararına ve hizmet gerekle‐
rine uygun olup olmadığı yönünden idari yargının denetimine tabi olduğu kabul
edilmektedir.
İhale sonunda imzalanan sözleşmeler Maliye Bakanlığının ve Sayıştayʹın dene‐
timinden geçmiş, vize ve tescil edilmiştir. Takdir yetkisinin kamu yararına ve hiz‐
met gereklerine uygun kullanılmadığı konusunda idare aleyhine bir dava da açıl‐
mamış, dolayısıyla idari yargı tarafından böyle bir karar da verilmemiştir.
Ortada böyle bir karar olmayınca, takdir yetkisinin hukuka aykırı kullanıldığını
kabul etmek mümkün değildir. Tamamen varsayıma dayalı olan aksi yöndeki iddia
bu yönden de temelsizdir.
Kaldı ki, takdir yetkisinin hatalı kullanılması hali bile, Yargıtayʹın yerleşik içti‐
hadına göre tazminat sorumluluğunu (ve evleviyetle cezai sorumluluğu) gerektir‐
memektedir. Nitekim, Yargıtay 4. Hukuk Dairesiʹnin ilişikte sunulan 17.3.1977
tarih ve E. 1976/6589, K. 1977/3151 sayılı kararında aynen şöyle denilmiştir; ʺ4
Nisan 1973 günlü Resmi Gazetede yayınlanan 1972/6 Esas, 1973/2 Karar numaralı
ve 27.1.1973 günlü Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurul kararının
gerekçe kısmında da belirtildiği veçhile, Türk Borçlar Yasasına alınmamış olan ve
memurların görevlerini ifa sırasında sebebiyet verdikleri zararlardan dolayı sorum‐
luluklarına ait İsviçre Borçlar Yasasının 61. maddesine göre; memurun kendisine
tanınmış olan takdir veya yorum hakkını kullanırken hataya düşmesinin, uygulan‐
ması gereken kamu (idare) hukuku kurallarınca kusur olarak telakkisi mümkün
değildir. Medeni Yasamızın 1. maddesi gereğince İsviçre Borçlar Yasasının anılan
maddesinin hukukumuza uygulanması mümkün ve gereklidir.ʺ
Olayımızda da Karayolları Genel Müdürlüğüne ihaleye katılacak müteahhit
firmaların nitelik ve sayısını belirlemek konusunda takdir yetkisi verilmiş olduğun‐
dan, velevki bir an için bu takdir yetkisinin hatalı kullanıldığı kabul edilse bile, yu‐
karıda arzedilen ve kanun gücünde bağlayıcı olan içtihadı birleştirme kararına göre,
Karayolları Genel Müdürlüğü yetkililerini ve onların işlemini onaylayan Bakanı
bundan dolayı sorumlu tutmak mümkün değildir.
Yaşar Topcu Kararı
67
‐ Müteahhit firmaların kendi aralarında anlaştıklarının ve hangi ihalenin kimin
tarafından alınacağının noter kanalıyla tespit edilmiş olmasına rağmen bu tespitlere
itibar edilmeyerek ihalelerin sonuçlandırılmasına gözyumduğu iddiası:
Hasan Ekinci tarafından yaptırılan noter tespitinde, Çayeli‐Ardeşen‐Hopa yo‐
lunun Cengiz İnşaata verileceği yazılmış ve ihale sonunda bu iş Cengiz İnşaatın da
içinde bulunduğu ortak girişim grubuna verilmiştir. Artvin Milletvekili olan Hasan
Ekinci, Cengiz İnşaatın o sırada Hopa‐Sarp yolunu yaptığını ve bu yolun devamını
da almak için en uygun teklifi vermeye çalışacağını» bilmekte veya tahmin etmekte‐
dir. Ancak,, gayet normal olan bu durumu siyasi istismar malzemesi yapmıştır.
Hasan Ekinciʹnin noterde düzenlediği kağıt, hiç bir şekilde müteahhitlerin kendi
aralarında anlaştığını gösteren bir belge değildir. Devletin en önemli projelerinden
birinin, sadece tahmine ve kuşkuya dayanan, başkaca hiç bir delille desteklenmeyen
bir iddia yüzünden durdurulması ve ertelenmesi düşünülemez. Karadeniz sahil yolu
zaten gecikmiş bir projedir ve bu gecikmeden kaynaklanan büyük ekonomik kayıplar
bir yana, her yıl binlerce vatandaşımız bu yolda hayatını kaybetmektedir.
Esasen, iddia konusu ihaleler, müvekkilimizin talebi ile, TCKʹnun 366. madde‐
sinde yeralan ihaleye fesat karıştırma suçu kapsamında Ankara Cumhuriyet Başsav‐
cılığı tarafından incelenmiş ve hiç bir suç unsuru görülmeyerek Karayolları Genel
Müdürlüğü yetkilileri hakkında takipsizlik kararı verilmiştir. Bu takipsizlik karan
dosyada mevcuttur. Yani, yapılan işlemlerin hukuka aykırı olmadığı kesinleşen bu
adli/yargısal kararla da teyid edilmiş durumdadır.
Diğer taraftan, ihalelerde dikkat edilmesi gereken şey, firmaların kendi arala‐
rında işbirliği yapması değil, rekabeti önlemek için anlaşmasıdır. Kanunun yasakla‐
dığı durum budur. Yoksa, firmaların ihale öncesinde veya sonrasında güçlerini bir‐
leştirerek ortak girişim gurubu (konsorsiyum) oluşturmaları her zaman yapılan bir
şeydir.
Kaldı ki, rekabet, ihaleye davet edilen firmaların sayısı ile ve ihalede gerçekleşen
tenzilatların miktarı ile ölçülmez. İhalede verilen tekliflerin aynı kişi tarafından
tayin edilmiş olması halinde rekabet engellenmiş olur. Katılan firmaların kendi ira‐
deleri ile teklif vermeleri, yeterli rekabetin varlığının karinesidir.
İddia konusu ihalelerde rekabetin önlendiğini gösterecek tek bir kanıt dahi mev‐
cut değildir. Nitekim, ihalelere davet edilen ve edilmeyen firma temsilcileri tanık
olarak dinlenmiş ve hiç biri katılan firmalar arasında rekabeti önleyecek şekilde an‐
laşma yapıldığı iddiasını doğrulamamıştır.
Ayrıca, 2886 sayılı Kanun, bizi teyid eder şekilde, ʺUygun bedel: Artırmalarda,
tahmin edilen bedelden aşağı olmamak üzere teklif edilen bedellerin en yükseğini;
eksiltmelerde, tahmin edilen bedeli geçmemek üzere teklif edilen bedellerin
TERCİHE LAYIK GÖRÜLENİNİ ifade eder.ʺ demek suretiyle, artırmada idareye
vermediği takdir yetkisini, eksiltmede vermiştir.
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
68
Eksiltmede yapılan indirimin miktarı da ihalenin rekabet göstergesi değildir.
Burada idarenin elinde yapılan tenzilatı az bulması halinde eski ifadesiyle (haddi
layık bulmamak) gibi önemli bir yetki vardır. O nedenle, Meclis Soruşturma Komis‐
yonu’nun ʺihaleye katılımı sınırlayarak veya firmaların ortak girişim yapmasına
izin vererek en avantajlı teklifin verilmesini engellemekʺ suçlamasının haklı bir
temeli yoktur.
‐ Projelerin tamam olmadan ihaleye çıkılması nedeniyle yüksek keşif artışlarına
neden olduğu ve böylece devleti zarara uğratarak firmalara menfaat sağladığı iddi‐
ası:
Öncelikle, iddia konusu ihalelerin tümünün projeleri mevcuttur. Karayolları
Genel Müdürlüğü bu hususu Meclis Komisyonuna iki defa yazılı olarak bildirmiş
ve yetkilileri de Komisyonda ifade etmişlerdir.
İkincisi, müvekkilimiz hiç bir keşif artışı vermemiştir. Buradaki keşif artışları‐
nın % 80ʹinden fazlası müvekkilimizden sonraki dönemlerde yapılan güzergah
değişikliğinden kaynaklanmıştır. Bunların proje hatasıyla ilgisi yoktur.
Kaldı ki, projeleri yaptıran müvekkilim değildir. Proje ihaleleri müvekkilimden
önceki dönemlerde gerçekleşmiştir. Bu tamamen teknik bir konudur. Türk ceza sis‐
temi içerisinde yanlış proje yaptırmak diye bir suç da yoktur.
Diğer taraftan, müvekkilimizden sonraki dönemlerde verilen keşif artışlarında
da mevzuata aykırı ve TCKʹnun 240. maddesine göre suç teşkil eden hiç bir husus
bulunmadığı, Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesiʹnin Karayolları Genel Müdürlüğü
yetkilileri hakkında verdiği 19.07.2004 tarih ve E.2003/281, K.2004/223 sayılı be‐
raat kararı ile sabit olmuştur.
Sözkonusu ihaleleri başından sonuna yürüten Karayolları Genel Müdürlüğü
yetkilileri suç işlemediklerine göre, sadece bu ihalelerle ilgili iki onayı Bakan olarak
imzalayan müvekkilimizin eyleminin suç oluşturmadığı evleviyetle kabul edilmeli‐
dir.
c‐ 205. maddedeki suçun manevi unsuru, failin görevini kişisel çıkar sağlamaya
alet ettiğini bilmesi ve istemesidir. Müvekkilimizin asla böyle bir kastı olamaz.
Tam tersine, bütün hayatı boyunca (belki de gereğinden fazla) devlet çıkarları
üzerine titizliğiyle tanınan ve bilinen bir kimsedir. Burada memnuniyetle ifade ede‐
lim ki, Türk kamuoyu müvekkilimizin bugüne kadar yürüttüğü hiç bir Bakanlık
hizmetinde kendisi, ailesi, çevresi ve yakınları ya da hiç kimse için tek kuruşluk
menfaat sağlamayacağına tam bir inanç içindedir.
Müvekkilimiz, Karayolları Genel Müdürlüğünce hazırlanan iki onayı sadece
hukuka ve idarenin yararına uygun bulduğu için imzalamıştır.
Yaşar Topcu Kararı
69
Kaldı ki, müvekkilimizin olayda kişisel çıkar sağladığına dair ne somut bir iddia
ve ne de bir kanıt vardır. Kendisinin ve yakınlarının bütün malvarlığı incelenmiş,
malvarlığında artış değil azalma tespit edilmiştir.
O halde, müvekkilimizin suç işlemek kastıyla hareket ettiğinden sözetmek de
mümkün değildir.
Bütün bunlar, müvekkilimiz hakkındaki iddianın siyasi malzeme yapılmak ve
iddia sahiplerine siyasi avantaj sağlamak amacıyla ortaya atıldığını, tamamen hak‐
sız ve temelsiz olduğunu, tümüyle varsayıma (hipoteze) dayandığını, olayda 205.
maddedeki suçun hiç bir unsurunun mevcut olmadığını açıkça ortaya koymaktadır.
İddia konusu ihaleler, Devletin parasal imkansızlığı ve Karadeniz sahil yolunun
bir an önce hizmete sokulması mecburiyeti gözönüne alınarak dış kredili olarak yap‐
tırılmış ve en az maliyetle, en seri şekilde bitirilmesine çalışılmıştır.
Maliyetlerin düşük olması için, müteahhitlerden teklif alınması usulü benim‐
senmemiş, Bayındırlık Bakanlığı birim fiyatlarından indirim usulü tercih edilmiştir.
Sağlanan indirimlere, dış kredi maliyetleri eklendiğinde, o gün için en uygun teklif‐
lerin alındığı açıkça görülmektedir. Neticede, yapılan ihalelerle büyük bir kamu
yararı sağlanmıştır. Aksi yöndeki zarar iddiası ise tamamen farazi ve temelsizdir.
II‐ BAŞSAVCILIĞIN ESAS HAKKINDA MÜTALAASINA KARŞI
BEYANLARIMIZ:
Başsavcılık, Yüce Divana sevk kararında yeralan bazı iddiaların sübuta erdiği,
bazılarının ise sübuta ermediği yolunda mütalaada bulunmuştur.
Başsavcılık, sabit olduğunu iddia ettiği fiillerin, devletin zarara uğratıldığı ke‐
sin biçimde saptanamadığından ihaleye fesat karıştırma suçunu oluşturmadığını,
ancak, bu fiillerin 765 sayılı TCKʹnun 240. ve 5237 sayılı TCKʹnun 257. maddele‐
rindeki görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğunu iddia etmiştir.
Bu itibarla, burada sadece Başsavcılığın sabit olduğunu iddia ettiği hususlarla
ilgili mütalaalarına karşı beyanda bulunacağız.
Ayrıca, müvekkilimizin suç işlemesi asla sözkonusu olmadığından, Başsavcılı‐
ğın zamanaşımına ilişkin değerlendirmeleri hakkında beyanda bulunmayı gereksiz
addediyoruz.
Şimdi Başsavcılığın sabit olduğunu ve 765 sayılı TCKʹnun 240. ve 5237 sayılı
TCKʹnun 257. maddelerindeki görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğunu
iddia ettiği hususları tek tek irdeleyelim.
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
70
1‐ Devlet için ihalelerin en elverişli koşullarda sonuçlandırılmasını sağlamak
amacıyla ihale usul ve esasları ile isteklilerde aranacak yeterlik koşullarının nesnel
bir biçimde saptanmadığı iddiası;
Karayolları Genel Müdürlüğü, bugüne kadar yüzlerce yol ihalesi yapmış uz‐
man bir kuruluştur. Karadeniz sahil yolu yapım işinin taşıdığı özellikler sebebiyle
Bakanlar Kurulu bu projenin 2886 sayılı Devlet İhale Kanunun 89. maddesi uya‐
rınca bu kanun kapsamı dışına çıkarılmasına karar vermiştir. Karayolları Genel
Müdürlüğü de, uzman bir kuruluş olarak bilgi ve deneyimlerinin ışığında ihale usul
ve esaslarını tespit ederek o tarihte Bakan olan müvekkilimizin onayına sunmuştur.
Başsavcılık, yol yapımı konusunda Karayolları Genel Müdürlüğünden daha çok
uzmanlığa sahip bir kurum değildir. Karadeniz sahil yolunun taşıdığı özellikleri
bilecek ve takdir edecek bir birikime de sahip değildir. Buna rağmen, Başsavcılık,
ihale usul ve esaslarının doğru ve işin özelliğine uygun şekilde saptanmadığını iddia
edecek cesareti kendinde bulabilmiştir.
Diğer taraftan, Başsavcılığın bu konuda yerindelik denetimi yapmak gibi bir
yetkisi de yoktur. Böyle bir yetki, idarenin eylem ye işlemlerini denetlemekle görevli
olan idari yargı organlarına dahi verilmemiş, hatta İYUKʹnun 2/2. maddesinde
açıkça yasaklanmıştır.
Ancak,, Başsavcılık, ihale usul ve esaslarının doğru ve işin özelliğine uygun şe‐
kilde saptanmadığını iddia ederek, kendisini yerindelik denetimi yapmaya yetkili
görebilmiştir.
Bir idari işlemin hukuka aykırı olması için, mevzuatın herhangi bir hükmünün
ihlal edilmiş olması gerekir. Başsavcılık, önce dava konusu ihalelerin Bakanlar Ku‐
rulu kararı ile 2886 sayılı kanun kapsamı dışına çıkartıldığını belirtmekte, sonra da
bu kanun hükümlerinin ihlal edildiğinden bahsetmektedir. Böyle bir mantığı ve
yorumu kabul etmek mümkün değildir.
Başsavcılık, ihale usul ve esaslarının müvekkilimizin iradesi doğrultusunda be‐
lirlendiğini ve yürürlüğe konulduğunu iddia etmektedir. Karayolları Genel Mü‐
dürlüğü yetkililerinin tamamı bu konuda tanık olarak dinlenmiş ve içlerinden biri
dahi müvekkilimizin ihalelerin başından sonuna kadar kendilerine en küçük bir mü‐
dahalesinin dahi olmadığını açıkça ifade etmişlerdir. Aksini gösteren başka bir tanık
beyanı veya kanıt da yoktur. Buna rağmen, Başsavcılık, kendisini delillerle bağlı
saymadan, sadece akıl yürütme ve varsayım yoluyla aksi yönde iddiada bulunabil‐
miştir.
2‐ İhalelere davet edilen firma temsilcileri ile ihale öncesinde
görüşmeler yapıldığı iddiası:
Dosyada Başsavcılığın bu iddiasını doğrulayan tek bir kanıt dahi yoktur. Dinle‐
nen tanıklardan hiç biri de bu iddiayı doğrulayacak bir beyanda bulunmamıştır.
Yaşar Topcu Kararı
71
Ancak, Başsavcılık, yine kendisini delillerle bağlı saymadan, sadece akıl yürütme ve
varsayım yoluyla aksini iddia edebilmiştir.
3‐ O tarihlerde karadeniz sahil yollarında çalışmakta olan, teknik
yeterlikleri ve güçleri olura uygun bulunan Bal‐İş, Tubin ve Öz İnşaat
firmalarının haklı bir neden olmadan ihalelere çağrılmadığı iddiası:
Başsavcılık, ismini verdiği 3 firmanın teknik yeterlikleri ve güçleri konusunda
yine kendisini Karayolları Genel Müdürlüğünden daha bilgili ve yetkili görmüştür.
Ancak,, bu 3 firmanın teknik yeterlikleri ve güçlerinin ne olduğu konusunda somut
bir bilgi de vermemiştir.
Bu 3 firmadan birisi karadeniz sahil yolu projesinde çalışan firmalardan değil‐
dir. Diğer ikisi de, yukarıda arzedilen haklı sebeplerle ihaleye davet edilmemiştir.
Başsavcılık, sadece bu üç firma temsilcisinin beyanlarına dayanarak ve bu beyanları
doğru kabul ederek müvekkilimize suçlama yöneltmiştir.
Daha önce de arzettiğimiz gibi, tanık, maddi sorunu oluşturan olay veya olaylar
hakkında duyu organları aracılığıyla edinilmiş bilgisi bulunduğu varsayılan kişidir.
Meclis Komisyonu, ihaleden 7 sene sonra, ʺihaleye çağrılmayan firmalarʺ adı
altında bir tanık kategorisi yaratmış ve bu firmalara yazı yazarak firmalarını
temsilen bir üst düzey yetkiliyi çağırıp dinlemiştir. Komisyon bu suretle, İhaleye
davet edilmemekten dolayı Bakan olarak müvekkilimize muğber olduklarını tahmin
ettiği firma temsilcilerini tanık sıfatıyla dinleyerek aleyhte delil toplama çabasına
girmiştir.
Yüce Divan da, tüm itirazlarımıza rağmen, tanık karakteri taşımayan aynı kişi‐
leri tekrar dinlemiştir. Oysa, ihaleye katılmayan bir firmanın, o ihale hakkında 5
duyu organı aracılığıyla edindiği bir bilgisinin olamayacağı aşikardır. Ayrıca, çağ‐
rılmamış olan firmalardan idareye ya da müvekkilime muğber olmuş olanların çık‐
ması tabiidir. Kısaca, bu firmalar çağırılıp dinlendiği zaman bunların sıfatı olsa olsa
müşteki olur. Bu kimselerin tanık olarak dinlenmesi delillerin hukukiliği ilkesine
aykırıdır.
Bu firma temsilcileri çağırılıp tanık olarak dinlenmek suretiyle ihaleye çağrılma‐
yan çok sayıda firma olup olmadığının tespitini yapmak doğru bir yöntem değildir.
Böyle olabilseydi, 2886 sayılı Yasanın 44. maddesi ʺyeterlikleri idarece bilinenʺ
deyimi yerine ʺkendilerini yeterli sayan üç firma idarece çağrılarak ihale yapılırʺ
hükmünü taşırdı.
Buna rağmen Başsavcılık, ihaleye çağrılmayan bu 3 firmanın temsilcilerini ta‐
nık vasfında kabul etmiş ve onların beyanlarını doğru/gerçek gibi benimsemiştir.
Bu 3 firmanın neden ihaleye davet edilmediğini, yukarıda savunmamızın ilgili
bölümünde açıkladığımızdan burada tekrar etmeye gerek görmüyoruz.
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
72
Ancak,, şu hususu tekrar belirtelim ki, ödenek üstü harcama yapma kriteri ko‐
nusunda Karayolları Genel Müdürlüğü bugüne kadar birbiriyle taban tabana çeli‐
şen açıklamalarda bulunmuştur. Üstelik, Karayolları Genel Müdürlüğü, davaya
müdahale etmiş ve taraf konumuna girmiştir. Açıklama ve yorumları, her iki sebeple
de delil vasfında kabul edilemez.
4‐ İhale usul ve esaslarındaki otoyol yapımını gerçekleştirme ve Karadeniz sahil
yolunda çalışma koşulları daha sonra kaldırılarak 4 firmanın daha ihaleye davet
edildiği, bu ölçütlere sahip çok sayıda firmanın ise ihalelere çağrılmadığı iddiası:
Savunmamızın ilgili bölümünde açıklandığı üzere, ihale usul ve esaslarında
yeralan kriterlere uygun 11 firma belirlendikten sonra, bir tedbir olarak, dış kredi
getirebilecek güçte olduğu bilinen 4 büyük firma daha bunlara ilave edilmiştir. Bun‐
lar, Güriş, Limak, Mapa ve Makyol firmalarıdır.
Burada amaç, kuşkusuz ki rekabeti artırmaktır. Başsavcılık, bu firmalarla aynı
güçte daha çok sayıda firma bulunduğunu iddia etmesine rağmen, bu konuda örnek
olarak tek bir firma ismi dahi vermemiştir. O halde, bu firmalar hangileridir, belli
değildir.
Başsavcılığın 9/19 esas numaralı Soruşturma Komisyonu’nda müvekkilimizin
09.11.1998 tarihli ifadesini ikrar gibi göstermesi ifadenin çarpıtılmasıdır. Müvekki‐
limizin 9/19 esas sayılı Soruşturma Komisyonu’nda ifadesine başvurulduğunda
sorulan sorulardan birisi şudur; ʺBakan olarak yetkinizi kullanmak suretiyle davet
edin dediğiniz firmalar hangileridir?ʺ Görülüyor ki. soru maksatlı sorulmuştur.
Müvekkilimiz de, siyasi hasımları tarafından haksız şekilde töhmet altında bırakıl‐
maya çalışılan dürüst ve cesur bir siyasetçiden beklenecek bir tavırla, kendi bakanlı‐
ğı döneminde yapılan ihaleye sahip çıkmış ve ihaleye davet edilen firmaların tümü‐
nü kendisinin seçtiğini söylemiştir. Bu ifadenin, maksatlı soruya tepki anlamında
olduğu müvekkilimizin o komisyonda verdiği ifadenin tümünden anlaşılmaktadır.
Nitekim, aynı ifadenin 23. sayfasında, müvekkilimiz; ʺKarayollarına bugüne kadar
Türkiyeʹde otoyol yapmış, dışarıdan birinci sınıf bankalardan kredi bulmuş firma‐
lardan kim varsa bunları tespit edin gelin dedim. Getirdiler.ʺ ifadesini, soruyu so‐
ranlar gibi sanki bu maksatlı soruya katılıyormuşcasına Başsavcılığın da görmezlik‐
ten gelmesini yadırgamamak mümkün değildir. Aynı şekilde, Yüce Divan ʹda tanık
sıfatıyla ifade veren dönemin Karayolları Genel Müdürü, bu firmaları kendilerinin
tespit ederek bakan onayına sunduklarını, bakan olan müvekkilimizin sonradan
ilave edilen 4 firma için; ʺŞunlara bakın, sizin şartlarınıza, ölçülerinize uygunsa
veya başkaları da varsa çağırınʺ dediğini açıkça beyan etmiş, soru üzerine de, ʺÇa‐
ğırın demedi, uygunsa bakın dediʺ şeklinde ifadesini üstelemiştir. Müvekkilimizin,
Yüce Divandaki ifadesinde ʺBen bakan olduğum zaman bu ihaleye davet edilen
firmalardan iki tanesini patronları ile olan merhabam yüzünden tanıyordum, diğer‐
lerini tanımıyordumʺ şeklindeki beyanları da, 9/19 esas sayılı Soruşturma Komis‐
Yaşar Topcu Kararı
73
yonu’ndaki ʺHepsini ben seçtimʺ sözünün maksatlı soruya gösterilen bir tepki ol‐
duğunun açık ifadesidir.
5‐ Üç proje halindeki işlerin altı kısma bölündüğü, önceki olurlarda firmaların
tek başlarına veya ortak girişim olarak katılacakları ihalelerin sayısı açışından bir
sınır bulunmadığı halde, 08.09.1997 tarihli olur ile, firmaların işlerden birinin ken‐
disinde kalması halinde ikinci işe ancak, ortak girişim oluşturma ve önceden idare‐
nin uygun görüşünü alma şartıyla teklif vereceklerinin kabul edildiği, böylece ihale‐
lerin birbiriyle ilişkilendirildiği, firmaların ortak girişim oluşturmalarının teşvik
edildiği, ihaleleri katılan firmalardan biri hariç diğer firmaların oluşturdukları ortak
girişimlerin kazandığı iddiası:
Başsavcılığın iddia ettiği bu hususlar, Karadeniz sahil yolunun çeşitli etapları‐
nın bir an önce bitirilip hizmete sokulmasına yöneliktir. Alınan kararların tek amacı
budur.
Esasen bu uygulama ilk defa yapılmış değildir. Başsavcılığın ifadesine sığındığı
Bal‐lşʹin programda tek bir iş olarak görünen Ünye‐Piraziz yolunun müvekkilimiz‐
den önceki dönemde 3ʹe bölünerek verilmiş olması dahi, bu uygulamanın önceden
beri yapılageldiğini göstermektedir.
Başsavcılık, hiç bir şekilde yetkili olmadığı halde, burada da yerindelik denetimi
yapmaya kalkışmaktadır. Üstelik, bu işleri uzman kuruluş olan Karayolları Genel
Müdürlüğü kadar bilecek durumda da değildir.
Başsavcılık, 2886 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmaması nedeniyle idareye
usul ve esaslar açısından çeşitli çözüm yollarından birini seçme ve yeni çözüm yol‐
ları üretme konusunda takdir yetkisi verildiğini, ancak, bu yetkinin mutlak ve sınır‐
sız olmayıp kamu yararına kullanılması gerektiğini mütalaasında belirtmiş, daha
sonra idareye tanınan takdir yetkisinin kamu yararına kullanılmadığını iddia etmiş‐
tir.
Başsavcılık bir idari yargı organı olmayıp, idari işlemlerde kamu yararı olup ol‐
madığına karar verme yetkisi bulunmamaktadır. Yukarıda da arz edildiği üzere,
Karadeniz sahil yolu ihaleleri hakkında idari yargıda hiç bir dava açılmamış ve dola‐
yısıyla kamu yararı olup olmadığına ilişkin bir karar da verilmemiştir. O halde,
Başsavcılık olayda takdir yetkisinin kamu yararına kullanılmadığını iddia ederken,
sadece kendi akıl yürütme ve varsayımlarına dayanmıştır.
Diğer taraftan, Başsavcılığın iddiasının aksine, ihaleleri ortak girişimlerin (kon‐
sorsiyumların) kazanmış olması kötü ve olumsuz bir durum olmayıp, dünyadaki
bütün büyük projelerin yapımında firmaların güçlerini birleştirerek ortak girişim
olarak yeraldıkları bilinen bir husustur.
Yukarıda da arzedildiği üzere, ihalelerde dikkat edilmesi gereken şey, firmaların
kendi aralarında işbirliği yapması değil, rekabeti önlemek için anlaşmasıdır. Kanu‐
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
74
nun yasakladığı durum budur. Yoksa, firmaların ihale öncesinde veya sonrasında
güçlerini birleştirerek ortak girişim (konsorsiyum) oluşturmaları her zaman yapılan
bir şeydir.
SONUÇ VE TALEP:
Yukarıda arzedilen sebeplerle, TBMMʹnin geri alınamaz nitelikteki ʺYüce Di‐
vana sevketmemeʺ kararı kaldırılarak ʺYüce Divana sevkʺ kararı verilmesi, kesin
hüküm ilkesinin ihlali niteliğinde olduğundan ve dolayısıyla dava şartı gerçekleşme‐
diğinden davanın düşmesine, aksi taktirde, müvekkilimize isnat edilen suç vaki ve
varid olmadığından, müsnet suçtan BERAATİNE karar verilmesini saygı ile
bilvekale arz ve talep ederiz.”
Sanık müdafii Av. Ömer Asım Livanelioğlu, 28.4.2006 günlü dilekçe-
sinde ek savunma hakkına ilişkin beyanda bulunmuştur. Dilekçede özetle;
- Yüce Divanın, TBMM’nin sevk kararında belirtilen suç niteliğinde Ce-
za Muhakemesi Kanununun 226. maddesine göre bir değişiklik yapamaya-
cağını,
- Yüce Divanın yukarıdaki görüşün aksine bir uygulama yapması duru-
munda dahi sanığa yüklenen görevi kötüye kullanmak ve ihaleye fesat ka-
rıştırma suçlarının eski ve yeni ceza kanunlarına göre sabit olmadığını,
ileri sürmüştür.
V‐ USUL SORUNLARI
Bu bölümde yargılama sırasında sanık, sanık müdafiileri, katılan idare
vekilleri ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ileri sürülen usule
ilişkin sorunlar incelenmiş ve bu sorunları çözümleyen ara kararlarının ge-
rekçelerine yer verilmiştir.
A‐ TBMM’NİN YÜCE DİVANA SEVK KARARINA YÖNELİK
İTİRAZLAR VE KARARLAR
Sanık Yaşar Topcu 17.11.2004 günlü dilekçesi ve 2.3.2005 günlü oturum-
daki beyanlarında özetle;
- TBMM Genel Kurulunca 29.6.2000 gününde verilen “Yüce Divana sev-
ke mahal olmadığına” dair kararın varlığını sürdürdüğünü ve kesin hüküm
niteliğinde bulunduğunu, bu kararın kesin hüküm niteliğinde olmasa bile
ancak, yeni delil veya yeni olayların varlığı halinde değiştirilebileceğini,
keyfi olarak ikinci kez aynı konuda Meclis soruşturması açılamayacağını,
Yaşar Topcu Kararı
75
sonraki raporda kendisine isnat olunan “projelerin yanlışlığı” ve “keşif artı-
şına sebep olma” eylemlerinin kendisi ile ilgili olamayacağını, projelerin
kendisinden önceki bakanlar tarafından yaptırıldığını, keşif artışlarının ise
kendisinden sonra gerçekleştiğini, bu durumun Anayasanın 100. maddesine
aykırı olduğunu,
-Meclis soruşturmasının Anayasanın 100. maddesinin ikinci fıkrasına
aykırı biçimde sürdürüldüğünü, bu maddeye göre soruşturma komisyonla-
rının en çok dört ay içinde çalışmalarını tamamlayıp raporlarını Meclis Baş-
kanlığına vermek zorunda olduklarını, soruşturma komisyonunun 13.4.2004
tarihinde kurulduğunu ve 27.10.2004 tarihinde raporunu teslim ettiğini ve
bunun da altı aydan fazla bir süreyi kapsadığını, soruşturma komisyonları-
nın TBMM İçtüzüğünde sayılan komisyonlardan olmadığını, Anayasanın
100. maddesinde kuruluşu, çalışma süresi ayrıca düzenlenmiş olmakla farklı
bir statüde bulunduğunu, İçtüzükte de çalışmasının diğer komisyonlardan
ayrı bir düzenleme ile gösterildiğini, bir suçun soruşturulmasının aralıksız
sürdürülmesi gerektiğini, soruşturma komisyonlarının sınırlı süreli komis-
yonlardan olduğu ve yasama dönemi süresince kurulması zorunlu olan sü-
rekli komisyonlar gibi tatile girerek ya da ara vererek çalışamayacaklarını ve
sürelerini aşamayacaklarını,
-Meclis soruşturma komisyonunun iki üyesinin 1.10.2004 tarihinde top-
lanan TBMM’nin Başkanlık Divanına seçildiğini ve İçtüzüğün 21. maddesi-
nin son fıkrasına göre bu iki üyenin komisyon üyeliklerinin sona erdiğini,
bu nedenle komisyonun Anayasa ve İçtüzüğe aykırı olarak çalışmalarını
onüç kişi ile tamamladığını,
- Başkent Üniversitesi Hastanesinin, 8.11.2004 tarihinden itibaren bir
haftalık istirahat öngören raporunu, (9/9) Esas Numaralı Meclis Soruşturma
Komisyonu Raporunun görüşüleceği 9.11.2004 gününden bir gün önce Mec-
lis Başkanlığına sunduğunu ancak, Başkanlıkça verilen cevapta görüşmenin
başka bir güne ertelenemeyeceğinin bildirildiğini, bu uygulamanın İçtüzü-
ğün 112. maddesinin ikinci fıkrasına mutlak aykırılık teşkil ettiğini ve böy-
lece savunma hakkı tanınmaksızın alınan kararın hukuka aykırı olduğunu,
ileri sürerek hakkındaki Yüce Divana sevk kararının kabul edilmemesini
ve dosyanın iadesini istemiştir.
Sanık müdafiileri Av. Ömer Asım Livanelioğlu ve Akın Balcı ise özetle,
TBMM tarafından verilen “Yüce Divana sevk etmeme” kararının kesin hü-
küm niteliğinde olduğunu, sanık hakkında aynı konuda ve aynı eylemlere
dayalı ikinci soruşturma önergesi verilemeyeceğini, bu nedenle açılan dava-
nın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 223. maddesi gereğince düşü-
rülmesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir.
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
76
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı yukarıda belirtilen savlara ilişkin gö-
rüşünde özetle;
-Soruşturma organlarının kararlarının kesinliğinin mutlak olmadığını,
bu kararların kesinliğinin kendileri için değil taraflar yönünden söz konusu
olduğunu, kaldı ki TBMM Genel Kurulunun sanığın “Yüce Divana sevk
edilmemesi” yönündeki kararı, hakkında soruşturma yapılan Başbakan
veya Bakanın Yüce Divanda yargılanmaması / kamu davası açılmaması
sonucunu doğurduğundan içeriği itibarıyla 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri
Usulü Kanununun 164. maddesi gereğince Cumhuriyet savcısının verdiği
“takibata yer olmadığına dair karara / takipsizlik kararına” benzetilebilirse
de niteliği itibarıyla bir parlamento kararı olduğunu ve hiçbir denetime de
tabi bulunmadığını, bu nedenle de söz konusu kararı, tam yargısal nitelikli
bir işlem olarak kabul edip kesin hükme benzetmenin veya kesin hüküm
sonuçları atfetmenin yasal temelinin mevcut olmadığını, zira, gerek öğretide
ve gerekse uygulamadaki kararlarda açıklandığı üzere “kesin hükmün” /
maddi anlamda varlığı ile aynı sanık hakkında aynı fiilden dolayı tekrar
yargılama yapılamaması sonucunu doğuran olumsuz / önleyici etkisinden
bahsedebilmenin temel unsurunun “yargılama makamları” tarafından ve-
rilmiş bir hükmün varlığına bağlı olduğunu,
Bu nedenlerle, TBMM'nin yeniden Meclis soruşturması prosedürünü
uygulayarak aynı kişi hakkında aynı fiilden dolayı yeni delil veya olguya
dayanarak veya hata yaptığını düşünerek ya da önceki kararın herhangi bir
nedenle kusurla sakatlanmış olduğunu kabul ederek “Yüce Divana sevk
kararı” vermesinin mümkün olduğunu,
-İçtüzüğün 5., 6., 25. ve 183. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde,
TBMM'nin aldığı tatil veya ara verme kararlarına, aksine bir karar alınma-
dıkça Meclis soruşturma komisyonlarının da uyması zorunlu olduğundan,
tatil veya ara vermede geçen sürelerin Meclis soruşturması için belirlenen
kesin sürelere dahil olduğunun söylenemeyeceğini, kaldı ki, gerek Anayasa-
nın 100. ve gerekse TBMM İçtüzüğünün 110. maddesinde öngörülen sürele-
rin “hak düşürücü” nitelikte olmadığını, Meclis soruşturmasının uzun ve
belirsiz bir zamana yayılarak ilgilinin siyasi baskı altında tutulmasını engel-
lemeye ve çalışmaları hızlandırmaya yönelik “düzenleyici” bir süre oldu-
ğunu ve uyulmaması halinde yapılan işlemlerin geçersiz hale gelmeyeceği-
ni,
- Komisyonun çalışmalarını onüç üye ile sürdürüp tamamlamasının,
Anayasa ve İçtüzüğe göre, yaptığı işlemleri ve aldığı kararları geçersiz hale
getirmeyeceğini, İçtüzüğün 22. maddesine göre yeni üye seçilinceye kadar
komisyonun yetkisinin aynen devam ettiğini, komisyonun üye sayısının
Yaşar Topcu Kararı
77
toplantı yeter sayısının üzerinde bulunduğundan toplantı ve karar yeter
sayısına ulaşılması kaydıyla noksan üye ile çalışmaların sürdürülebileceğini
ve soruşturmanın sonuçlandırılabileceğini, soruşturma komisyonunun İçtü-
züğün 110. maddesine uygun bir biçimde çalışmalarını sürdürdüğünü, Yüce
Divana sevk yönündeki kararını toplantı ve karar yeter sayısına ulaşarak
verdiğini,
- Anayasanın 100. ve İçtüzüğün 112. maddelerinde, hakkında soruş-
turma açılan ilgilinin soruşturma komisyonu raporunun TBMM Genel Ku-
rulunda görüşülmesi sırasında hazır bulunmasını zorunlu kılan bir hükmün
yer almadığını, soruşturma komisyonu raporunun görüşülmesi sırasında
ilgilinin hazır bulunması ve son sözlerinin alınması zorunluluğu kabul edil-
se dahi sanığın rahatsızlığı nedeniyle görüşme gününün ertelenmesi isteği-
nin sürenin düzenleyici nitelikte olduğu dikkate alınmadan reddedilmesi ve
soruşturma komisyonu raporunun görüşülmesi sırasında TBMM Genel
Kurulunda hazır bulunamadığından söz hakkını kullanamamasının, sa-
vunma hakkının özünü ihlal eden ve Yüce Divana sevk kararını geçersiz
kılacak nitelikte bir usulsüzlük olmadığını, zira kısıtlandığı düşünülen sa-
vunma hakkının yargılama aşamasında tam olarak kullanılmasının müm-
kün olduğunu,
ileri sürerek sanığın istemlerinin reddine karar verilmesini istemiştir.
1‐ Kesin hüküm itirazı
Sanık hakkında daha önce verilmiş olan (9/19) esas numaralı Yüce Di-
vana sevkine mahal olmadığına yönelik kararın kesin olduğuna ilişkin itira-
zın incelenmesinde;
TBMM’nin 20. yasama döneminde Çanakkale Milletvekili Nevfel Şahin
ve 56 arkadaşı tarafından verilen Karadeniz sahil yolunun devamı olan yol-
ların ihalesinde usulsüzlük yaparak Devleti zarara uğrattığı ve bu eyleminin
Türk Ceza Kanununun 240. maddesine uyduğu iddiasıyla eski Bayındırlık
ve İskan Bakanı Yaşar Topçu hakkında verilen önerge üzerine, (9/19) Esas
Numaralı Meclis Soruşturma Komisyonu kurulduğu, soruşturma bu dönem
içerisinde bitirilemediği için 21. döneme intikal ettiği, 21. dönemde yeniden
oluşturulan komisyon tarafından 8 kabul, 5 ret oyla alınan Yüce Divana
sevk yönünde kararı içeren komisyon raporunun genel kurula sunulduğu,
söz konusu raporun genel kurulun 29.6.2000 tarihli 122. birleşiminde görü-
şüldüğü ve 177 ret, 174 kabul, 9 çekimser oyla Yüce Divana sevk yönündeki
komisyon raporunun reddedildiği TBMM tutanaklarından anlaşılmıştır.
Gerek doktrin ve gerekse uygulamada, TBMM’nin Yüce Divana sevk ka-
rarına kadar geçen süreç hazırlık soruşturmasına, Yüce Divana sevk kararı
da iddianameye benzetilmektedir. Bu durumda TBMM’nin Yüce Divana
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
78
sevk etmeme yönünde vereceği karar da Ceza Muhakemeleri Usulü Kanu-
nunun 164. maddesinde düzenlenen kovuşturmaya yer olmadığı (takipsiz-
lik) kararına benzemektedir .
Olay tarihinde yürürlükte olan “Takibata yer olmadığına dair karar” başlık-
lı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 164. maddesinde; “Yapılan hazırlık
tahkikatı sonunda,kamu davasının açılması için yeterli delil bulunmaması veya
keyfiyetin takibe değer görülmemesi halinde Cumhuriyet Savcısı takibata yer olma‐
dığına karar verir. Bu karar, evvelce sorguya çekilmiş veya tutuklama müzekkeresi
verilmiş sanığa, suçtan zarar gören şikayetçiye ve dava açılması talebi ile dilekçe
verene bildirilir.” denilmiş, 253. maddesinde de sanığın beraatine veya mah-
kumiyetine, davanın reddine veya düşmesine veya muhakemenin durma-
sına dair kararların hüküm niteliğinde olduğu açıkça belirtilmiştir. Takip-
sizlik kararı ise bunlar arasında sayılmamıştır.
Cumhuriyet savcısının daha önceden açtığı davayı geri çekerek takipsiz-
lik kararı verme yetkisi yoktur. Takipsizlik kararı hüküm niteliğinde olma-
dığından Cumhuriyet savcısının yeni kanıtlar ortaya çıkması durumunda ya
da yeni değerlendirme yaparak aynı konuda dava açması olanaklıdır. Başka
bir anlatımla, itiraz üzerine kesinleşmemiş kovuşturmaya yer olmadığı ka-
rarları Cumhuriyet savcısını bağlamaz. Sanık açısından bu durum kazanıl-
mış hak oluşturmadığı gibi itiraz edilmemiş bulunması kesinleşme sonu-
cunu doğurmaz.
Öte yandan, Anayasanın 7. maddesinde yargı yetkisinin Türk Milleti
adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağı açıklanmıştır. Bu yetkinin açı-
lan davayı sonuçlandırarak verdiği hükümle uyuşmazlığı sona erdiren
mahkemeye ait olduğu şüphesizdir. Suçluları arama Cumhuriyet savcıları
ile adli zabıtaya ait görevlerden olması soruşturmanın Cumhuriyet savcısı
ve bazı hallerde şahsi davacı tarafından veya Anayasanın 100. ve İçtüzüğün
110. maddeleri uyarınca TBMM tarafından Meclis soruşturması yöntemiyle
yapılması Anayasa ve usul kanunları gereğindendir. Fakat bu işleri yapan
ve kararları veren makam ve mercilere Anayasanın öngördüğü anlamda
yargı mercii denilemeyeceği gibi bu iş ve işlemler sonucunda verilen karar-
ları da yargı kararı niteliğinde görmek ve kesin hüküm olarak kabul etmek
mümkün değildir.
TBMM’nin bu konuda gerek görmesi halinde, daha önce Yüce Divana
sevk etmediği Bakan ya da Başbakan hakkında Meclis soruşturması açıp
Yüce Divana sevk kararı vermesi mümkündür.
Öte yandan aksi düşüncenin kabulü, TBMM’de çoğunluğu ele geçiren
siyasi partilerin Bakan veya Başbakan olarak görev yapan kendi mensupla-
rını aklamalarına ve sorumluluktan kurtulmalarına olanak sağlayacaktır.
Yaşar Topcu Kararı
79
Bu nedenle sanık hakkında soruşturma komisyonu raporunda belirtilen
ve Yüce Divana sevke dayanak yapılan iddiaların daha önceki dönemde de
Meclis soruşturması açılmasına konu olduğu, ancak TBMM Genel Kuru-
lunda istemin reddedildiği belirtilerek bunun kesin hüküm oluşturduğu ve
aynı konuda yeni vakıa ve deliller ortaya çıkmadıkça yeniden soruşturma
açılamayacağı ve Yüce Divana sevk kararı verilemeyeceğine yönelik itirazın,
2.3.2005 gününde, Başkan Mustafa BUMİN, Başkanvekili Haşim KILIÇ,
Üyeler Sacit ADALI, Ahmet AKYALÇIN, Mustafa YILDIRIM, Cafer ŞAT ve
Serdar ÖZGÜLDÜR’ün oyları, Üyeler Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet
ERTEN, A. Necmi ÖZLER ve Ali GÜZEL’in karşı oyları ve OYÇOKLUĞU
ile REDDİNE karar verilmiştir.
Karşı oy kullanan üyelerin gerekçeleri şöyledir:
“Başbakan ve Bakanlar hakkındaki ceza soruşturması, Anayasada özel
olarak düzenlenmiş ve bu düzenleme TBMM İçtüzüğünde somutlaştırılmış-
tır. Bu prosedür Meclis soruşturması önergesi ile başlamakta ve soruşturma
açılmasına karar verilmesi halinde soruşturma komisyonunun kurulması,
bu komisyonun belli bir süre içinde çalışmalarını tamamlaması ve raporunu
TBMM’ye sunması, raporun Mecliste görüşülmesi aşamalarından geçerek
TBMM üye tam sayısının salt çoğunluğu ile ilgilinin Yüce Divana sevkine ya
da ilgilinin Yüce Divana sevkinin reddine karar verilmesiyle sonuçlanmak-
tadır.
Bu prosedür, araya herhangi bir adli makamı koymaksızın doğrudan
doğruya Yüce Divan ile başlayacak olan yargılamaya geçişi sağlamaktadır.
Öyle ki bu yargılamada Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının görevi de ancak,
dosyalar Yüce Divana intikal ettikten ve Yüce Divan tarafından Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildikten sonra başlamaktadır.
Bu hukuksal prosedürün açık anlamı, Yüce Divanın görevli olduğu suç-
larda ceza yargılaması sürecinin Yüce Divana sevk ya da sevk etmeme kara-
rına kadar olan bölümünün TBMM’nin yetki alanı içinde kalmasıdır. Bir
başka deyişle Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa göre son tahkikatın gö-
revli mahkemede başlamasına kadar geçen aşamalar Anayasa ve İçtüzük
hükümlerinin yetkili kıldığı TBMM organlarınca yerine getirilmektedir.
Buna göre, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa göre Cumhuriyet Başsav-
cılığınca verilecek takipsizlik kararı ve buna yapılacak itirazın yetkili yargı
merciince reddi hangi sonucu doğuracaksa, TBMM’nin Yüce Divana sevk
etmeme kararı da aynı sonucu doğuracak ve TBMM ancak, yeni bir delilin
varlığı halinde, yeni bir Meclis soruşturması başlatarak Yüce Divana sevk
kararı alabilecektir. Bu noktada Üye Ali Güzel şu farklı ve ek gerekçeyi be-
nimsemiştir:
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
80
“Meclis soruşturması organik açıdan yasama ve politika işlemi olmakla birlikte;
içeriği, işlevi ve sonuçları bakımından yargısal işlemdir. Süreci başlatan soruşturma
önergesi savcının sorgu hakimine verdiği ilk tahkikat talepnamesine benzemekte ve
tıpkı onun gibi soruşturma ve davanın konusunu, kapsamını, sınırlarını belirlemek‐
tedir. Soruşturma açılmasına ilişkin TBMM’ce verilen karar, talepname üzerine
sorgu hakiminin ilk tahkikat açılıp yapılmasına dair kararına benzemekte ve nihayet
TBMM’nin Yüce Divana sevk etmeme kararı, sorgu hakiminin muhakemenin men’i
kararı mahiyetini taşımaktadır. Sorgu hakimliği ve ilk tahkikat, Ceza Muhakemeleri
Usulü Kanunu’ndan çıkarılmış olmakla birlikte, hukuk literatüründe ve doktrinde
varlığını koruması nedeniyle, karşılaştırma yapmakta ve benzerlik aramada bir yan‐
lışlık yoktur. Öte yandan 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 82., 89.,
90., 91., 92., 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 58., 59., 60., 1512 sayılı Noterlik
Kanunu’nun 154., 155. maddelerinde de benzer prosedürler bulunmaktadır. Özetle
Meclis soruşturması, mahiyeti itibarıyla yasama işlemi olmadığı gibi savcı işlemi de
olmayıp, hakim tarafından yapılan yargısal işlem benzeridir. Nitekim, TBMM İçtü‐
züğünün 109. maddesinin üçüncü fıkrası, soruşturma önergesi verenlerin diğer
ifade ile iddiayı ileri sürenlerin, konu ile ilgili görüş açıklayanların ve nihayet ha‐
kimlerin davaya bakmaktan yasaklı oldukları durumlarda bulunanların, soruşturma
komisyonunda görev yapamayacakları kuralını koymakla, hakimlerinkine benzer bir
tarafsızlık sağlamaya çalışmıştır. Bu nedenlerle Yüce Divana sevk etmeme kararı
yargı kararı niteliğindedir ve yeni delil ortaya çıkmadıkça kesin karar otoritesini
haizdir. Herhangi bir merciin onayına bağlı olmaması veya herhangi bir kanun yo‐
luna tabi bulunmaması, bu niteliğini etkilemez.”
Bu durumda TBMM’nin Yüce Divana sevk etmeme kararına karşı bir
yargı yerinde itiraz yolu bulunmadığı, ancak, böyle bir yargı yerinin varlığı
ve ona yapılacak itirazın reddi halinde TBMM kararının kesinlik kazanabile-
ceği şeklindeki gerekçe, Anayasadaki özel düzenlemenin amaç ve işlevini
gözardı eden bir anlayışı yansıtmaktadır. Meclis soruşturmasının birincil
amacı, icraatını beğenmediği ya da hatalı bulduğu Bakanı cezalandırmak
değil, Bakanların görevlerini siyasal cezalandırma tehlikesi ya da tehdidine
maruz kalmadan yapabilmelerini sağlamaktır. Oysa yukarda anılan gerekçe,
Bakanı sade vatandaştan daha az güvenceli bir duruma düşürmekle Meclis
soruşturması kurumunun birincil amacıyla çelişmektedir. Ayrıca bu anlayış,
TBMM’de belli bir dönemde çoğunlukta olanlara önceki dönemde iktidarda
olan siyasal rakipleri üzerinde baskı kurma ve onları siyaseten yıpratma
olanağını tanımış olmaktadır. Böyle bir yaklaşım, Meclis soruşturmasının
amaç ve işleviyle bağdaşamaz. Çünkü Yüce Divanda aklanma güvencesi
bile yargılanma süreci içinde yaşanacak olanların telafisini sağlayamaz.
Öte yandan Meclis soruşturması süreci içinde tüm deliller değerlendiril-
dikten sonra ilgili Bakanın Yüce Divana sevkine gerek görmeyen Meclis
Yaşar Topcu Kararı
81
iradesine, sonradan aynı delillere göre sevk kararını veren meclis iradesinin
üstün tutulmasını haklı kılabilecek bir neden gösterilemez. Sonraki iradenin
öncekine üstünlüğü ancak yasama sürecinde söz konusu olabilir. Yargısal
bir işlem olan Yüce Divana sevk iradesi bakımından böyle bir üstünlük an-
cak yeni delillerin varlığı halinde haklı görülebilir.
Partilerin anlaşarak birbirlerini aklamaları olasılığı gerekçe gösterilerek
sonraki Meclis iradesine yeni bir delil olmaksızın üstünlük tanımak,
TBMM’ye güvensizlik ifade etmesi bir yana suçsuzluk karinesine de aykırı
düşer. TBMM’de belli bir dönem çoğunlukta olan partileri potansiyel suçlu
saymak bir yargı organının yaklaşımı olamaz.
Partilerin anlaşarak birbirlerini aklamaları olasılığının önlenmesi, Ana-
yasa ve İçtüzükte buna yönelik düzenlemeler yapılarak sağlanır. Böyle bir
olasılığa göre karar oluşturmak Yüce Divanın görevi değildir.
Açıklanan nedenlerle, sanığın Yüce Divana sevkini gerektirecek yeni de-
lillerin var olup olmadığı araştırılarak buna göre bir karar verilmesi gerekir-
ken, böyle bir incelemeden bağımsız olarak, daha önceki dönemde aynı fiil-
lerle ilgili olarak kurulan Meclis soruşturma komisyonu raporu uyarınca
TBMM Genel Kurulu tarafından verilen Yüce Divana sevk etmeme kararı-
nın yargılamaya engel teşkil etmeyeceği yolundaki çoğunluk kararına ka-
tılmıyoruz.”
Sanık ve müdafiilerinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının esas hak-
kındaki görüşünden sonra da yineledikleri bu itirazları, Yüce Divanın
26.5.2006 günlü oturumunda aynı konuda daha önce karar verildiği gerek-
çesiyle oybirliğiyle reddedilmiştir.
2‐ Komisyonun çalışmasını ve raporunu yasal sürede tamamla‐
yamadığı itirazı
Meclis soruşturma komisyonunun görevini ve raporunu Anayasanın
100. ve TBMM İçtüzüğünün 110. maddelerinde belirtilen hak düşürücü süre
içinde tamamlamadığına ilişkin itirazın incelenmesinde;
Anayasanın 100. maddesinin ikinci fıkrasında, “Komisyon, soruşturma so‐
nucunu belirten raporunu iki ay içinde Meclise sunar. Soruşturmanın bu sürede
bitirilememesi halinde, Komisyona iki aylık yeni ve kesin bir süre verilir. Bu süre
içinde raporun Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına teslimi zorunludur.”
TBMM İçtüzüğünün 110. maddesinin son fıkrasında da “Soruşturma komis‐
yonu, raporunu Anayasa’nın 100 üncü maddesine göre kuruluşundan itibaren iki
ay içinde verir. Soruşturmanın bitirilememesi halinde, komisyona iki aylık yeni ve
kesin bir süre verilir. Komisyonun bu konudaki istem yazısı Genel Kurulun bilgisi‐
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
82
ne sunulur. Bu süre içinde raporun Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
teslimi zorunludur.” denilmektedir.
Meclis soruşturma komisyonunun görev süresi Anayasada açıkça belir-
tilmiştir. Bu durumda soruşturma komisyonu çalışmalarını en fazla dört ay
içinde tamamlamak zorundadır.
Tatil ve ara verme TBMM İçtüzüğünün 5. ve 6. maddelerinde tanımlan-
mıştır. Buna göre, Tatil, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmalarının belli bir
süre ertelenmesidir. Danışma Kurulunun önerisi üzerine Genel Kurulca başka bir
karar alınmadıkça Türkiye Büyük Millet Meclisi 1 Temmuz günü tatile girer. Bir
yasama yılı içinde üç aydan fazla tatil yapılamaz”. “Ara verme, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin onbeş günü geçmemek üzere çalışmalarını ertelemesidir. Türkiye
Büyük Millet Meclisinin ara verme kararı alması, Danışma Kurulunun bu konuda‐
ki görüşü alındıktan sonra teklifin Genel kurulca oylanması suretiyle olur.
TBMM İçtüzüğünün 183. maddesinde, “Bu içtüzükte gösterilen süreler, ak‐
si, Anayasa, Yasa veya İçtüzükte belirtilmedikçe, tatil sırasında işlemez” denil-
mektedir. Kural olarak komisyonlar Meclisin çalışma dönemi içinde faaliyet
gösterirler. Komisyonların tatil sırasında çalışmalarına devam edebilmeleri
için Meclise başvurarak bu konuda karar istemeleri gerekmektedir. Bu du-
rumda Meclis tarafından karar verilmediği takdirde, tatil veya ara verme
süresince komisyonun görev süresi işlemeyecektir.
Somut olayda, (9/9) Esas Numaralı Meclis Soruşturma Komisyonu
13.4.2004 gününde çalışmalarına başlamış, Anayasanın 100. maddesinin
ikinci fıkrasına göre, iki aylık çalışma süresi 13.6.2004 gününde sona ermiş,
komisyon bu süre içinde çalışmalarını tamamlayamadığından ek süre talep
etmiş, TBMM Genel Kurulu komisyona 13.6.2004 gününden başlamak üzere
iki aylık ek süre vermiştir. Meclis 16.7.2004 gününden itibaren tatile girmiş
ve 1.10.2004 tarihinde -olağanüstü toplantılar hariç- açılmıştır. Ek süredeki
bir aylık süre, 13.7.2004 gününde sona ermiştir. Meclis 16.7.2004 gününde
tatile girdiğinden, komisyonun geriye yirmiyedi günlük bir çalışma süresi
kalmaktadır. Meclisin 1.10.2004 gününde açıldığı dikkate alındığında, rapo-
run en geç 27.10.2004 günü mesai saati sonuna kadar Meclis Başkanlığına
sunulması gerektiği anlaşılmaktadır. Rapor, Meclis Başkanlığına 27.10.2004
gününde teslim edildiğinden, bu yönden bir aykırılığın söz konusu olmadı-
ğı görülmektedir.
Belirtilen nedenlerle, Başkan Mustafa BUMİN, Başkanvekili Haşim
KILIÇ, Üyeler Sacit ADALI, Fülya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN,
Mehmet ERTEN, Mustafa YILDIRIM, Cafer ŞAT, A. Necmi ÖZLER, Ali
GÜZEL ve Serdar ÖZGÜLDÜR’den oluşan Yüce Divan, 2.3.2005 günlü otu-
rumda, Anayasanın 100. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen sürelere
Yaşar Topcu Kararı
83
riayet edilmemesi nedeniyle Yüce Divana sevk kararının kabul edilmemesi
ve TBMM’ye iadesi yolundaki istemin REDDİNE, OYBİRLİĞİ ile karar ver-
miştir.
3‐ Komisyonun eksik üye ile çalışmalarını tamamladığı itirazı
Meclis soruşturma komisyonunun iki üyesinin TBMM Başkanlık Diva-
nına seçilmeleri nedeniyle komisyonun Anayasa ve İçtüzüğe aykırı olarak
çalışmalarını eksik üye (onüç kişi) ile tamamladığına ilişkin itirazın ince-
lenmesinde;
Konya Milletvekili Ahmet Işık ve Adıyaman Milletvekili Mehmet
Özyol’un komisyon üyeliklerinden istifası üzerine boşalan üyeliklere genel
kurulun 15.4.2004 günlü 74. birleşiminde Samsun Milletvekili Mehmet Kurt
ve Kayseri Milletvekili Niyazi Özcan seçilmiştir. 12.10.2004 gününde yapı-
lan Meclis Başkanlık Divanı seçimlerinde, (9/9) Esas Numaralı Meclis Soruş-
turması Komisyonu üyesi bulunan Burdur Milletvekili Bayram Özçelik ile
Kırklareli Milletvekili Ahmet Gökhan Sarıçam katip üye olarak seçildikle-
rinden TBMM İçtüzüğünün 21. maddesinin son fıkrasına göre soruşturma
komisyonu üyelikleri düşmüştür. Komisyonun 19.10.2004 günlü toplantı-
sında, boşalan katip üyeliğe, Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım se-
çilmiştir.
TBMM İçtüzüğünün 109. maddesi “Soruşturma açılmasına karar verilmesi
halinde, soruşturmanın yürütülmesi görevi, Anayasa’nın 100. maddesi hükümleri‐
ne göre, Başkanlıkça Genel Kurulda yapılacak ad çekme suretiyle kurulacak onbeş
kişilik bir komisyona verilir.” hükmüne yer vermek suretiyle, soruşturma ko-
misyonunun üye sayısını onbeş kişi olarak belirlemiştir.
TBMM İçtüzüğünün “Meclis soruşturması komisyonunun çalışma usulü ve
süresi” başlıklı 110. maddesinde ise “Soruşturma Komisyonu üye tamsayısının
salt çoğunluğu ile toplanır ve toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar ve‐
rir.” hükmüne yer verilmiştir. Görüldüğü üzere, komisyonun çalışmalarını
onbeş kişinin tamamının katılımı ile yürüteceğine dair bir hüküm bulun-
mamakta, aksine komisyonun “salt çoğunluk”la toplanabileceği belirtilmek-
tedir.
Komisyonun onüç kişi ile çalışmalarını sürdürdüğü ve 19.10.2004 günlü
toplantısında onbir üyenin katılımı ile kararını verdiği (10 kabul, 1 ret oyu)
dikkate alındığında, İçtüzüğün aradığı “salt çoğunlukla toplanma” ve “toplan‐
tıya katılanların salt çoğunluğu ile karar verme” şartlarının gerçekleştiği anla-
şılmıştır.
Belirtilen nedenlerle, Başkan Mustafa BUMİN, Başkanvekili Haşim
KILIÇ, Üyeler Sacit ADALI, Fülya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN,
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
84
Mehmet ERTEN, Mustafa YILDIRIM, Cafer ŞAT, A. Necmi ÖZLER, Ali
GÜZEL ve Serdar ÖZGÜLDÜR’den oluşan Yüce Divan, 2.3.2005 günlü otu-
rumda, Meclis soruşturma komisyonunun Anayasa ve İçtüzüğe aykırı ola-
rak çalışmalarını eksik üye ile tamamlaması nedeniyle Yüce Divana sevk
kararının kabul edilmemesi ve TBMM’ye iadesi yolundaki istemin
REDDİNE, OYBİRLİĞİ ile karar vermiştir.
4‐ Son sözün verilmemesi nedeniyle Anayasanın 100. ve İçtüzü‐
ğün 112. maddelerine uyulmadığı itirazı
Soruşturma komisyonu raporunun TBMM Genel Kurulunda görüşül-
mesi sırasında kendisine son sözün verilmemesi ve savunma hakkı tanın-
maması nedeniyle İçtüzüğün 112. maddesinin ikinci fıkrasına mutlak aykı-
rılıkta bulunulduğuna ilişkin itirazın incelenmesinde;
Anayasanın 100. maddesi ve TBMM İçtüzüğünün 112. maddesinin bi-
rinci fıkrasında Meclis soruşturma komisyonu raporunun üyelere dağıtı-
mından itibaren on gün içinde görüşüleceği hükmüne yer verilmiştir. İçtü-
züğün 112. maddesinin ikinci fıkrasında ise “Bu görüşmede…hakkında soruş‐
turma açılması istenen Başbakan veya bakana söz verilir. Son söz, hakkında soruş‐
turma açılan Başbakan veya bakana aittir ve süresi sınırlandırılamaz.” hükmü yer
almaktadır.
Komisyon raporunun milletvekillerine 4.11.2004 gününde dağıtıldığı ve
bu durumda raporun en geç 14.11.2004 gününe kadar görüşülmesi gerekti-
ği, Meclis Başkanlığının da esasen bu süreyi göz önünde bulundurarak gö-
rüşme gününü 9.11.2004 olarak belirlediği, sanık Bakanın ibraz ettiği rapo-
run bitim tarihinin ise 14.11.2004 gününden sonraya rastladığı dikkate alın-
dığında, TBMM Genel Kurulunda hakkındaki soruşturma komisyonu rapo-
runun görüşülmesine sağlık mazereti nedeniyle katılamayan sanık Bakana,
İçtüzüğün 112. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca söz verilmediği anlaşıl-
makta ise de yargılama aşamasından önceki aşamalarda yapılan usule aykı-
rılıkların yargılama aşamasında her zaman giderilmesinin mümkün olması
nedeniyle bu konudaki itirazın reddi gerekmiştir.
Belirtilen nedenlerle, Başkan Mustafa BUMİN, Başkanvekili Haşim
KILIÇ, Üyeler Sacit ADALI, Fülya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN,
Mehmet ERTEN, Mustafa YILDIRIM, Cafer ŞAT, A. Necmi ÖZLER, Ali
GÜZEL ve Serdar ÖZGÜLDÜR’den oluşan Yüce Divan, 2.3.2005 günlü otu-
rumda, son sözün verilmemesinden dolayı Anayasanın 100. ve İçtüzüğün
112. maddelerine aykırılıkta bulunulması nedeniyle Yüce Divana sevk kara-
rının kabul edilmemesi ve TBMM’ye iadesi yolundaki istemin REDDİNE,
OYBİRLİĞİ ile karar vermiştir.
Yaşar Topcu Kararı
85
Öte yandan, Yüce Divanın 12.4.1995 günlü, E: 1993/1, K: 1995 sayılı kara-
rında da belirtildiği üzere, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 35. maddesinde, Anayasa Mahke-
mesinin Yüce Divan sıfatıyla çalışırken, yürürlükteki yasalara göre duruşma
yapacağı ve hüküm vereceği kuralı getirilmiştir. Bu hüküm uyarınca gön-
derme yapılan ve davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 1412 sayılı
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda “iddianamenin reddi” prosedürü ön-
görülmemiştir. TBMM’nin Yüce Divana sevk kararı iddianame niteliğinde
olup bu kararın reddi olanaksız bulunduğundan, Yüce Divana sevk kararı-
na yönelik itirazların, yukarıda belirtilen 2., 3. ve 4. bölümlerde yer alan
gerekçelere ek olarak bu gerekçe ile de reddi gerekmiştir. Ancak, Üye Ali
Güzel “Kesin hüküm itirazı” başlıklı bölümde açıkladığı farklı görüşünün
sonucu olarak, TBMM’nin Yüce Divana sevk kararının iddianame niteliğin-
de olmayıp son tahkikat açılmasına dair hakim tarafından verilen karar
benzeri olduğu düşüncesini saklı tutmuştur.
B‐ TANIK DİNLENMESİNE YÖNELİK İTİRAZ
Sanık Yaşar Topcu özetle;
- Hasan Ekinci ve Mahmut Yıldız’ın müşteki konumunda olması nede-
niyle Yüce Divanda tanık sıfatıyla dinlenemeyeceklerini, bu kişilerden
Mahmut Yıldız’ın kendisi hakkında önerge verenler arasında bulunduğunu,
Hasan Ekinci’nin ise olayı iddia olarak ilk ortaya atan kişi olduğunu, kendi-
si ve Bakanlık bürokratları hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına
şikayetçi olarak başvurduğunu, ayrıca önceki dönemde verilen soruşturma
önergesinde de imzasının bulunduğunu,
- Ahmet Tuncer Ertan ve Mustafa Aktürk’ün ise komisyonda Karadeniz
sahil yolu ihalelerine idarece davet edilmeyen şirket temsilcisi sıfatıyla hu-
kuka aykırı olarak dinlenildiğini, bu kişilerin dava konusu olayla ilgili bilgi
ve görgülerinin bulunmadığını,
ileri sürerek bu kişilerin tanık olarak dinlenmelerine itirazda bulun-
muştur.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı yukarıda belirtilen itirazlara ilişkin
görüşünde;
- TBMM tarafından, Meclis soruşturma komisyonundaki rapor esas alı-
narak Yüce Divana sevk kararı verildiğini, bu kararın iddianame (dava açan
belge) niteliğinde bulunduğunu, Yargıtay Başsavcılığının da sadece o iddia-
nameyi ve içindeki delilleri yürütmek zorunda olduğunu, fiillerin değişti-
rilmesi ve tanıkların dinlenmemesinin mümkün olmadığını,
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
86
- Usul hukukuna göre, Hasan Ekinci ve Mahmut Yıldız’ın müşteki sıfat-
larının bulunduğu kabul edilse dahi Yüce Divanın her zaman bu kişileri
davanın aydınlatılması için tanık olarak dinleyebileceğini, farklılığın sadece
çağırma usullerinde söz konusu olabileceğini,
- Müteahhit tanıklar Ahmet Tuncer Ertan ve Mustafa Aktürk’ün de da-
vaya ilişkin bilgi ve görgülerinin olduğunu, Yüce Divanın da adı geçenleri
bu nedenle davetiyeyle celp ettiğini,
ileri sürerek sanığın itirazının reddine karar verilmesini istemiştir.
İtirazın yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhake-
meleri Usulü Kanununda, müşteki sıfatını taşıyan kişilerin tanık olarak din-
lenemeyeceğine ilişkin her hangi bir hüküm bulunmamaktadır. Bir olayın
müştekisi aynı zamanda o olayın tanığı konumunda da bulunabilir. Ceza
mahkemesi bu durumda, bu kişiyi tanık olarak dinleyebilecektir. Bu ne-
denle, sanığın Hasan Ekinci ve Mahmut Yıldız’ın tanık olarak dinlenemeye-
ceği yönündeki itirazı yerinde değildir.
Tanık olarak çağrılan Ahmet Tuncer Ertan ve Mustafa Aktürk’ün ise da-
va konusu ihaleye fesat karıştırma suçunun araştırılması kapsamında din-
lenmelerinin gerekli olduğu kanaatine varılmıştır. Esasen 1412 sayılı Kanu-
nun 214. maddesinde, mahkemenin re’sen tanık ve bilirkişi celbine ve baş-
kaca sübut sebeplerinin toplanmasına karar verebileceği, 254. maddesinde
ise mahkemenin irat ve ikame edilen delilleri duruşmadan ve tahkikattan
edineceği kanaate göre takdir edeceği hükmüne yer verilmiştir. Bir başka
ifade ile mahkeme, ortaya konulan bir delilin delil olarak kabul edilip edi-
lemeyeceğini ve hükme esas alınıp alınamayacağını serbestçe takdir etme
yetkisini haizdir.
Bu nedenlerle, Başkan Mustafa BUMİN, Başkanvekili Haşim KILIÇ,
Üyeler Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Tülay TUĞCU, Ahmet
AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Mustafa YILDIRIM, Cafer ŞAT, A. Necmi
ÖZLER ve Serdar ÖZGÜLDÜR’den oluşan Yüce Divan, 21.4.2005 günlü
oturumda, bazı kişilerin tanık olarak dinlenemeyeceğine ilişkin itirazın
REDDİNE, OYBİRLİĞİ ile karar vermiştir.
C‐ BİLİRKİŞİ İNCELEMESİ YAPTIRILMASINA İLİŞKİN İS‐
TEM
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcı Vekilinin 28.3.2005 günlü oturumda, bi-
lirkişi incelemesi yaptırılmasına ilişkin istemi aynen şöyledir:
Yaşar Topcu Kararı
87
“Deliller toplandıktan sonra, sırasıyla, üç proje halindeki Bolaman‐Perşembe,
Piraziz‐Espiye (Giresun geçişi hariç) ve Doğu Karadeniz Sahil Yolu; yani, Araklı‐
Hopa yollarının 26.8.1997 tarih, 6246 sayılı Bakan “olur”uyla;
Bolaman‐Perşembe, Piraziz‐Giresun (Giresun geçişi hariç), Giresun‐Espiye
(Giresun geçişi hariç), Araklı‐İyidere, İyidere‐Çayeli, Çayeli‐Ardeşen‐Hopa olmak
üzere altı kısma bölünerek ihaleye çıkarılmasını;
Daha çok sayıda firma yerine 15 firmanın davet edilerek ihale edilmesinin
8.9.1997 gün ve 6599 sayılı Bakan “olur”uyla saptanan firmaların işlerden birinin
kendisinde kalması halinde ikinci işe ancak, ortak girişimi oluşturmuş olmaları ve
önceden idarenin uygun görüşünü almış olmaları şartıyla teklif verebilmeleri sure‐
tiyle ihale edilmesi;
Karayolları Genel Müdürü Yaman Kök imzasıyla ihaleye davet edilen firmalara
19.9.1997 tarih ve 3367 sayılı yazı ekinde gönderilen 1 numaralı zeyilnamenin
“açıklamalar” kısmında yer alan “davet mektubu alan firmalar kendi adlarına veya
ortak girişim olarak 6 ihaleye de teklif verebilirler; ancak,, davet alan firmalar tek
başlarına bir pilotluklarındaki idarece uygun görülen ortak veya ortaklıklarla oluş‐
turacakları ortak girişim olarak da en fazla iki ihaleyi üstlenebilirler” şeklindeki ihale
usul ve esaslarının ihalelerdeki indirim oranlarının yetersizliğine neden olup olma‐
dığı;
Yine, ihalelerin gerçekleştirilmesi aşamasında, söz konusu yollara ilişkin etüt ve
projelerin tamamlanmış olup olmadığı, avan projeleri ve metraj cetvellerinin bulu‐
nup bulunmadığı, keşiflerin sağlıklı yapılıp yapılmadığı;
Ayrıca, projeleri tamamlanmadan ihaleye çıkılması veya keşiflerin sağlıksız ol‐
ması nedeniyle yapılan keşif artışları bulunup bulunmadığı;
Bu nedenlerden dolayı devlet zararı meydana gelip gelmediği;
Ve yine, söz konusu ihalelerdeki taşıma katsayısı, köprü inşaat zammı oranı ile
tenzilat oranlarının, aynı bölgede, 1997 yılında, önce ihaleleri yapılan, sırasıyla,
Hopa‐Kemalpaşa‐Sarp, Samsun‐Ünye, Çarşıbaşı‐Trabzon‐Araklı, Trabzon‐Maçka,
Trabzon şehir geçişi, Piraziz‐Espiye‐Çarşıbaşı, Ünye‐Bolaman yolları ile 1998 yı‐
lında ihaleleri gerçekleştirilen Ünye‐Piraziz (Bolaman varyantı hariç), Yakakent‐
Gerze (Gerze geçişi hariç), Samsun‐Azot ayırımı‐Ünye, Gerze‐Sinop (Sinop geçişi
hariç), Espiye‐Çarşıbaşı (Giresun geçişi hariç), Sinop‐Boyabat ve 2000 yılında iha‐
lesi yapılan Çarşıbaşı‐Trabzon‐Araklı köprülü kavşaklar ve tünel ikilemesi yollarına
ilişkin projelerdeki taşıma katsayısı, köprü inşaat zammı oranları ve indirim oranla‐
rıyla karşılaştırması yapılarak;
İddiaya konu ihalelerdeki taşıma katsayısı ve köprü inşaat zammı oranlarının
yüksek belirlenip belirlenmediği, indirim oranlarının düşük kalıp kalmadığı, devle‐
tin zarara uğrayıp uğramadığı;
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
88
Ve yine, Karayolları Genel Müdürü Yaman Kök tarafından ihalelere davet edi‐
len firmalara gönderilen 10.9.1997 gün, 336 sayılı yazı eki 1 numaralı zeyilname ile
tünel uzunluk zamlarında, tünel keşiflerinde, bazı pozlarda, köprü inşaat zamla‐
rında, birim fiyatlarında yapılan düzeltme ve değişikliklerin niteliği, bu düzeltme ve
değişiklikler nedeniyle devletin zarara uğrayıp uğramadığı hususlarında görüşlerini
rapor halinde sunmaları için Yüksek Heyetçe oluşturulacak bir bilirkişi incelemesi
yaptırılması kamu adına talep ve mütalaa olunur.”
Katılan Karayolları Genel Müdürlüğü vekilleri tarafından verilen
28.2.2006 günlü dilekçede de idarenin zararının belirlenmesi için bilirkişi
incelemesi yaptırılması istenmiştir.
Gerek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ve gerekse katılan Karayol-
ları Genel Müdürlüğü vekillerinin davada bilirkişi incelemesi yaptırılması
istemlerinin temelini, sanığa yüklenilen ve 205. maddede düzenlenen iha-
leye fesat karıştırma suçunun yasal unsurları içerisinde yer alan ihaleden
dolayı firmalara haksız kazanç sağlanıp sağlanmadığı, bir başka ifade ile
devlet zararının bulunup bulunmadığının saptanması hususu oluşturmak-
tadır.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 63. maddesinin birinci fıkra-
sında “Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin
oy ve görüşünün alınmasına reʹsen, Cumhuriyet savcısının, katılanın, vekilinin,
şüphelinin veya sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcinin istemi üzerine karar
verilebilir. Ancak, hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukukî bilgi ile çözül‐
mesi olanaklı konularda bilirkişi dinlenemez.” hükmüne yer verilmiştir.
Bu yasal düzenleme karşısında bilirkişi incelemesi yaptırılması istenilen;
- Üç proje halindeki işin altı kısma bölünmesi,
- Daha çok sayıda firma yerine onbeş firmanın davet edilerek ihale edil-
mesi,
- 8.9.1997 günlü, 6599 sayılı Bakan oluruyla saptanan firmaların işlerden
birinin kendisinde kalması halinde ikinci işe ancak ortak girişim oluşturmuş
olmaları ve önceden idarenin uygun görüşünü almış olmaları şartıyla teklif
verebilmeleri suretiyle ihale edilmesi,
- Karayolları Genel Müdürü Yaman Kök imzasıyla ihaleye davet edilen
firmalara 19.9.1997 günlü, 3367 sayılı yazı ekinde gönderilen 1 numaralı
zeyilnamenin “açıklamalar” kısmında yer alan “davet mektubu alan firmalar
kendi adlarına veya ortak girişim olarak 6 ihaleye de teklif verebilirler; ancak, davet
alan firmalar tek başlarına bir pilotluklarındaki idarece uygun görülen ortak veya
ortaklıklarla oluşturacakları ortak girişim olarak da en fazla iki ihaleyi üstlenebilir‐
ler” şeklindeki ihale usul ve esasları belirlenmesi,
Yaşar Topcu Kararı
89
hususlarının ihalelerde indirim oranlarının yetersizliğine neden olup
olmadığının hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çö-
zülmesi olanaklıdır.
Yine, bilirkişi incelemesi yaptırılması istenilen;
- İhalelerin gerçekleştirilmesi aşamasında söz konusu yollara ilişkin etüt
ve projelerin tamamlanmış olup olmadığı, avan projeleri ve metraj cetvelle-
rinin bulunup bulunmadığı, keşiflerin sağlıklı yapılıp yapılmadığı,
- Projeler tamamlanmadan ihaleye çıkılması veya keşiflerin sağlıksız ol-
ması nedeniyle yapılan keşif artışları bulunup bulunmadığı,
- İddiaya konu ihalelerdeki taşıma katsayısı ve köprü inşaat zammı
oranlarının yüksek belirlenip belirlenmediği, daha önce ihalesi yapılan iş-
lerle karşılaştırmasının yapılarak indirim oranlarının düşük kalıp kalmadı-
ğı,
- İhalelere davet edilen firmalara gönderilen 10.9.1997 günlü, 336 sayılı
yazı eki 1 numaralı zeyilname ile tünel uzunluk zamlarında, tünel keşifle-
rinde, bazı pozlarda, köprü inşaat zamlarında ve birim fiyatlarda yapılan
düzeltme ve değişikliklerin niteliği,
ile bu işlemler nedeniyle devletin zarara uğrayıp uğramadığı hususları-
nın da bilirkişi aracılığıyla saptanmasına yönelik istem yerinde görülme-
miştir. Zira yapılan yargılama sonucunda; keşif, taşıma katsayısı, köprü
inşaat zammı ve zeyilname gibi tamamen teknik nitelikteki düzenlemelerin
Karayolları Genel Müdürlüğü yetkililerince yapıldığı anlaşılmıştır. Bu ko-
nuda, sanığın yetkililere talimat verdiği veya yönlendirdiği şeklinde bir delil
de bulunmamaktadır. Projelerin bulunup bulunmadığı ise dava dosyasın-
daki bilgilere göre çözümlenebilecek bir konudur.
Diğer taraftan dava konusu ihalelerde uygulanan taşıma katsayısı ve
köprü inşaat zamları; iklim, trafik, yolun yapısı gibi bir çok etmene bağlı
olarak farklı belirlenebildiğinden, diğer ihalelerle karşılaştırılarak sağlıklı
bir sonuca varılması da olanaklı değildir.
Bu nedenlerle, 31.1.2006 ve 2.3.2006 günlü oturumlarda, Yargıtay Cum-
huriyet Başsavcılığının ve katılan idare vekillerinin bu konuya ilişkin istem-
lerinin reddine oybirliğiyle karar verilmiştir.
VI‐ ESASA İLİŞKİN TESPİT VE DEĞERLENDİRMELER
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
90
A‐ KARAYOLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜNÜN STATÜSÜ VE
BAKANIN SORUMLULUĞU
5539 Sayılı Karayolları Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hak-
kında Kanunun 1. maddesi ile 180 Sayılı Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Teş-
kilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 26. madde-
sine göre, Karayolları Genel Müdürlüğü Bayındırlık ve İskan Bakanlığına
bağlı, tüzel kişiliği haiz, katma bütçeli bir kuruluştur. Karayolları Genel
Müdürlüğünün ihale işlemleri Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabidir ve
kurumun ita amiri de genel müdürdür.
Anayasanın “Görev ve Siyasi Sorumluluk” başlıklı 112. maddesinde “Her
bakan, Başbakana karşı sorumlu olup ayrıca kendi yetkisi içindeki işlerden ve emri
altındakilerin eylem ve işlemlerinden de sorumludur.” hükmü yer almaktadır.
Bakanların görev, yetki ve sorumluluklarını düzenleyen 3046 sayılı “Ba‐
kanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları Hakkında Kanun”un 21. maddesi şöyledir:
“Bakan, bakanlık kuruluşunun en üst amiridir.
Bakanlar, bakanlık hizmetlerini mevzuata, hükümetin genel siyasetine, milli gü‐
venlik siyasetine, kalkınma planlarına ve yıllık programlara uygun olarak yürüt‐
mekle ve bakanlığın faaliyet alanına giren konularda diğer bakanlıklarla işbirliği ve
koordinasyon sağlamakla görevli ve Başbakana karşı sorumludur.
Her bakan, ayrıca emri altındakilerin faaliyet ve işlemlerinden de sorumlu olup,
bakanlık merkez, taşra ve yurt dışı teşkilatı ile bağlı ve ilgili kuruluşların faaliyetle‐
rini, işlemlerini ve hesaplarını denetlemekle görevli ve yetkilidir.”
Bayındırlık ve İskan Bakanının görev, yetki ve sorumluluğunu düzenle-
yen “180 sayılı Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Ka‐
nun Hükmünde Kararname”nin 5. maddesi şöyledir:
“Bakan, bakanlık kuruluşunun en üst amiridir ve bakanlık hizmetlerini mevzu‐
ata, hükümetin genel siyasetine, milli güvenlik siyasetine, kalkınma planlarına ve
yıllık programlara uygun olarak yürütmekle ve bakanlığın faaliyet alanına giren
konularda diğer bakanlıklarla işbirliği ve koordinasyon sağlamakla görevli ve Başba‐
kana karşı sorumludur.
Bakan, emri altındakilerin faaliyet ve işlemlerinden de sorumlu olup, bakanlık
merkez ve taşra teşkilatı ile bağlı kuruluşunun faaliyetlerini, işlemlerini ve hesapla‐
rını denetlemekle görevli ve yetkilidir.”
2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 89. maddesinde ise Bakanlar Kurulu
Kararı ile bu Kanun hükümleri dışında yapılacak ihalelerde, ihale usul ve
esaslarının idarece hazırlanarak ilgili Bakanın onayı ile belirleneceği hük-
müne yer verilmiştir. Kanunun 89. maddesi şöyledir:
Yaşar Topcu Kararı
91
“Bu Kanun hükümlerinin uygulanmasının mümkün olamayacağı haller ile,
Türk Silahlı Kuvvetlerinin ve Emniyet Genel Müdürlüğünün yeniden teşkilatlan‐
ması, silah, araç ve gereçlerinin modern teknik gelişmelere uygun şekilde yenileşti‐
rilmesi ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin Stratejik Hedef Planının gerçekleşmesi için
temin edilecek mal ve hizmetlerin ihalesinde; ilgili bakanlığın teklif edeceği ihaleler
için bu Kanun hükümleri dışında kalınmasına Bakanlar Kurulunca karar verilebilir.
Bu ihalelerde uygulanacak usul ve esaslar idarelerince hazırlanarak ilgili bakanın
onayı ile belirlenir.”
Sanık Yaşar Topcu, 30.6.1997 ila 11.1.1999 tarihlerinde Bayındırlık ve İs-
kan Bakanı olarak görev yapmıştır.
Bakanların siyasi, cezai ve hukuki olmak üzere üç tür sorumluluğu bu-
lunmaktadır. Bu sorumluluk türlerinin her birinin yaptırımları farklıdır.
Siyasi sorumluluk Anayasanın 112. maddesinde hüküm altına alınmış-
tır. Siyasi sorumluluğun yaptırımı yine siyasi niteliktedir ve sorumlu bulu-
nan Bakanın TBMM tarafından görevden düşürülmesi şeklinde ortaya çıkar.
Cezai sorumluluk Bakanın göreviyle ilgili herhangi bir suç işlemiş olup
olmadığının TBMM’ce soruşturulması ve soruşturma sonunda Yüce Divana
sevk kararı verilmesi halinde, yargılamanın Yüce Divan tarafından sonuç-
landırılması sürecini ifade eder.
Hukuki sorumluluk ise “bakanların görevleriyle ilgili olarak devlete verdikle‐
ri zararın, kendilerine tazminat davası yoluyla ödettirilmesidir” şeklinde tanımla-
nabilir.
5539 sayılı Kanunun 28. maddesinde, Karayolları Genel Müdürlüğünce
eksiltmeye konulan işlere girecek isteklilerde aranacak mali ve teknik yeter-
lik ve sair şart ve niteliklerin esaslarının Bayındırlık Bakanlığınca belirlene-
ceği hükmü yer almaktadır. Söz konusu 28. madde şöyledir:
“Karayolları Genel Müdürlüğünce eksiltmeye konulan işlere girecek istekliler‐
den, bu işlere girmek için aranacak mali ve teknik yeterlik ve sair şart ve niteliklerin
esasları Bayındırlık Bakanlığınca belirtilir.”
Bayındırlık ve İskan Bakanı, Karayolları Genel Müdürlüğünün ihale iş-
lemlerinden doğrudan sorumlu olmamakla birlikte; yukarıda belirtilen dü-
zenlemelere göre Bakan, bakanlığının bağlı kuruluşu olan Karayolları Genel
Müdürlüğünün faaliyetlerini, işlemlerini ve hesaplarını denetlemekle gö-
revli ve yetkilidir.
Devlet İhale Kanununun 89. maddesine göre, dava konusu Karadeniz
sahil yolu ihaleleri için bu Kanun hükümleri dışında kalınmasına Bakanlar
Kurulunca karar verildiği ve bu ihalelerde uygulanacak usul ve esasların
idarelerince hazırlanarak ilgili Bakanın onayı ile belirlendiği hususu göz
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
92
önünde bulundurulduğunda, onaylamış olduğu ihale usul ve esaslarından
dolayı Bakan doğrudan sorumludur.
B‐ DAVA KONUSU İHALELERİN AŞAMALARI
Bayındırlık ve İskan Bakanı Yaşar Topcu imzası ile Başbakanlığa sunu-
lan 31.7.1997 günlü, 2584 sayılı yazıda, üç proje adı altındaki Karadeniz
sahil yolu işlerinde, milli bütçeden Karayolları Genel Müdürlüğüne ayrılan
kaynakların yetersizliği nedeniyle kredi kullanılmasının düşünüldüğü, bu
nedenle söz konusu ihalelerin 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümleri
dahilinde yapılması mümkün olamayacağından, bu Kanun hükümleri dı-
şında ihale edilebilmeleri için 2886 sayılı Kanunun 89. maddesi gereğince
Bakanlar Kurulundan karar alınması gerektiği ifade edilmiştir.
Bakanlar Kurulunun 1.8.1997 günlü, 97/9698 sayılı kararıyla, 2886 sayılı
Kanunun 89. maddesine göre, söz konusu işlerde 2886 sayılı Kanun hü-
kümlerinin uygulanmaması kararlaştırılmıştır.
Söz konusu işlerin kredili yapılmasına karar verilmesi nedeniyle, görüş
almak üzere Hazine Müsteşarlığına Bakan imzası ile 15.8.1997 günlü, 3006
sayılı yazı yazılmıştır.
İhale usul ve esaslarını belirleyen 25.8.1997 günlü, 3099 sayılı Karayolla-
rı Genel Müdürlüğü yazısına Bakan tarafından aynı gün olur verilmiştir. Bu
olurda ihalelerin, teknik yeterlilikleri ve güçleri idarece kabul edilmiş ve
Bakanlık Makamı oluru ile tespit edilen firmalar veya bu firmalar pilotlu-
ğunda yerli ve/veya yabancı firmalarla oluşturulacak ortak girişimler ara-
sında yapılacağı, sözleşmenin uygulanması sırasında keşif ve sözleşmede
öngörülmeyen iş artışı veya eksilişi zorunlu hale gelirse, keşif bedelinin %30
oranına kadar olan değişikliğin süre hariç aynı şartlarla genel müdür oluru
ile yaptırılabileceği, avans ödenmeyeceği ve temin edilecek kredi konuları
ile ilgili hükümlere yer verilmiştir.
26.8.1997 günlü, 6246 sayılı Bakan oluru ile üç proje altıya bölünmüş,
davet edilecek firmalar için “teknik güçleri ve yeterlilikleri idaremizce kabul edil‐
miş olanlardan; otoyol yapımlarını gerçekleştirmiş ve kredi bulabileceklerini ispatla‐
mış firmalar ile şu anda Karadeniz sahil yollarında çalışan ve ödenekleri üzerinde
fiilen harcama yapan ve kredi bulabileceklerini ifade eden” kriteri getirilmiş ve
onbir adet firmanın davet edilmesi kararlaştırılmıştır.
26.8.1997 günlü, ihaleye esas projelerin nevi, nitelik, bedel gibi unsurla-
rını belirleyen 3104, 3105, 3106, 3107, 3108, 3109 numaralı ihale onay belge-
leri Karayolları Genel Müdürü Yaman Kök tarafından imza altına alınmıştır.
Karayolları Genel Müdürü Yaman Kök tarafından imzalanan 26.8.1997
günlü, 3110 sayılı davet yazısı firmalara gönderilmiştir. Bu davet yazısı ile,
Yaşar Topcu Kararı
93
“firmalar işlerden birinin kendisinde kalması halinde diğer işlere teklif veremeyecek‐
tir” esası getirilmiş ise de bu esas 29.8.1997 günlü, 3140 sayılı Karayolları
Genel Müdürü Yaman Kök tarafından firmalara gönderilen yazı ile “Firma‐
lar işlerden birinin kendisinde kalması halinde, ikinci işe ancak, ortak girişim oluş‐
turmuş olmaları ve önceden idarenin uygun görüşünü almış olmaları şartıyla teklif
verebilirler.” şeklinde değiştirilmiştir.
8.9.1997 günlü, 6599 sayılı Bakan oluru ile de davet edilecek firma kri-
teri, “ihalede rekabetin yaygınlaştırılmasını sağlamak amacıyla teknik güçleri ve
yeterlilikleri idarece bilinen ve kredi temin edebileceklerini ifade eden” şeklinde
değiştirilmiş ve ilave olarak dört firmanın daha davet edilmesi kararlaştırıl-
mıştır. Ayrıca, bu olur ile genel müdür imzalı 3140 sayılı yazı ile ihale usul
ve esaslarında yapılan değişiklik Bakan tarafından da onaylanmıştır.
Karayolları Genel Müdürü Yaman Kök tarafından imzalanan 8.9.1997
günlü, 3209 sayılı davet yazısı sonradan davet edilen dört firmaya gönde-
rilmiştir.
19.9.1997 günlü, 3364 sayılı Bakan oluru ile “ihale şartnamesi” ve “söz‐
leşme” tasarıları yürürlüğe konulmuş ve %30 oranından fazla keşif artışı
verilebileceği hususu ihale usul ve esaslarına eklenmiştir.
19.9.1997 günlü, 3367 sayılı Karayolları Genel Müdürü Yaman Kök tara-
fından imzalanan ve ekinde Zeyilname de bulunan yazı davet edilen firma-
lara gönderilmiştir. Gönderilen ZEYİLNAME-1’in açıklamalar başlıklı soru
cevap bölümünün 6. maddesinde; “Davet mektubu alan firmalar kendi adlarına
veya ortak girişim olarak 6 ihaleye de teklif verebilirler. Ancak, davet alan firmalar
tek başlarına (1), pilotluklarındaki idarece uygun görülen ortak veya ortaklıklarla
oluşturacakları ortak girişim olarak da en fazla (2) ihaleyi üstlenebilirler.” açıkla-
ması yapılmıştır.
2.10.1997 günlü, 1971 sayılı yazı ile Hazine Müsteşarlığınca, söz konusu
işlerin uluslararası kredili ihale ile gerçekleştirilmesinin uygun bulunduğu
hususu Karayolları Genel Müdürlüğüne bildirilmiştir.
6.10.1997 günlü, 3835 sayılı yazı ile DPT’ce, söz konusu işlerin uluslara-
rası kredili ihale ile gerçekleştirilmesinin uygun bulunduğu hususu Kara-
yolları Genel Müdürlüğüne bildirilmiştir.
30.9.1997 günü saat 10.00’da Çayeli-Ardeşen-Hopa yolu ihalesi yapılmış,
ihaleye 11 firma katılmış ve ihaleyi Cengiz+Mapa+Makyol ortak girişimi
kazanmıştır.
30.9.1997 günü saat 15.00’de İyidere-Çayeli yolu ihalesi yapılmış, ihaleye
13 firma katılmış ve ihaleyi Bayındır+Limak ortak girişimi kazanmıştır.
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
94
1.10.1997 günü saat 10.00’da Araklı-İyidere yolu ihalesi yapılmış, ihaleye
12 firma katılmış ve ihaleyi Polat+Doğuş ortak girişimi kazanmıştır.
1.10.1997 günü saat 15.00’de Giresun-Espiye yolu ihalesi yapılmış, iha-
leye 12 firma katılmış ve ihaleyi Güriş+Metiş+Özışık ortak girişimi kazan-
mıştır.
2.10.1997 günü saat 10.00’da Piraziz-Giresun yolu ihalesi yapılmış, iha-
leye 12 firma katılmış ve ihaleyi Entes+Kolin ortak girişimi kazanmıştır.
2.10.1997 günü saat 15.00’de Bolaman-Perşembe yolu ihalesi yapılmış
ihaleye 12 firma katılmış ve ihaleyi Nurol+Yüksel+Tekfen ortak girişimi
kazanmıştır.
İhale komisyonu kararları ita amiri olan Karayolları Genel Müdürü tara-
fından 9.10.1997 tarihinde onaylanmıştır.
11.12.1997 gününde idare ile yükleniciler arasında sözleşmeler imzalan-
mıştır.
15.6.1998 günlü, 11276 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile söz konusu işler
için sağlanan 146 milyon Amerikan Doları tutarındaki kredi yürürlüğe gir-
miştir.
15.6.1998-30.7.1998 tarihleri arasında iş yeri teslimatları yapılmış ve işe
başlanmıştır.
Özetle, Bakanlar Kurulu Kararı ile 2886 sayılı Kanun hükümleri dışında
ihale edilmesi kararlaştırılan dava konusu ihalelerde, 2886 sayılı Kanunun
89., 5539 sayılı Kanunun 28. maddesi ve bunlara dayalı olarak verilen Bakan
olurları çerçevesi içerisinde belirlenen ihale usul ve esaslarının uygulandığı
anlaşılmıştır.
C‐ SANIĞA YÖNELTİLEN SUÇLAMALARLA İLGİLİ DEĞER‐
LENDİRME VE KABUL
Soruşturma komisyonu raporu ve Yüce Divana sevk kararında, ihaleye
fesat karıştırma suçunun “hile” ve “haksız menfaat” unsuru olarak ileri sürü-
len savlar ayrı ayrı değerlendirilmiştir.
Yaşar Topcu Kararı
95
1‐ İhaleye fesat karıştırma suçunun “hile” unsuru olarak ileri
sürülen savlar
a‐ İhale usul ve esaslarının yedi aşamada yedi ayrı düzenlemeyle be‐
lirlenmesi ile ihale usul ve esaslarında belirtilen kriterlere uygun
çok sayıda (otuzu aşkın) firma var iken onbeş firmanın belirlene‐
rek davet edilmesi suretiyle ihalelerde rekabetin engellenmesi
aa‐ İhale usul ve esaslarının yedi aşamada yedi ayrı düzenlemeyle be‐
lirlenmesi
Meclis soruşturma komisyonu raporunda, düzenlemelerin bir kısmının
Bakan oluru bir kısmının genel müdür imzası ile yapıldığı, genel müdür
imzasıyla yapılan düzenlemelerin bir kısmının sonradan Bakan oluruna
bağlandığı, ihale hukuku ilkeleri ve idarede istikrar prensibi gereği usul ve
esasların bir defada belirlenmesi yerine yedi aşamada yedi ayrı düzenleme
ile belirlenmesinin ve bunların sonradan değiştirilmesinin ve bu usul ve
esasların içeriklerinin farklı yorumlara açık olmasının, idarenin güvenilirli-
ğini, istikrarını ve idari kararların kesinliği ilkesini zedelediği ileri sürül-
müştür.
Bu iddiaya ilişkin olarak ileri sürülen 25.8.1997-19.9.1997 tarihleri ara-
sında ihale usul ve esaslarını belirleyen yedi adet Bakan olurları ile genel
müdür onayları şunlardır:
‐ 25.8.1997 günlü, 3099 sayılı Bakan oluru
Bu olur ile ihale usul ve esasları belirlenmiştir. Bu olurda ihalenin, tek-
nik yeterlilikleri ve güçleri idarece kabul edilmiş ve Bakanlık oluru ile tespit
edilen firmalar veya bu firmalar pilotluğunda yerli ve/veya yabancı firma-
larla oluşturulacak ortak girişimler arasında yapılacağı, sözleşmenin uygu-
lanması sırasında keşif ve sözleşmede öngörülmeyen iş artışı veya eksilişi
zorunlu hale gelirse, keşif bedelinin %30 oranına kadar olan değişikliğin
süre hariç aynı şartlarla genel müdür oluru ile yaptırılabileceği, avans
ödenmeyeceği ve temin edilecek kredi ile ilgili hükümlere yer verilmiştir.
‐ 26.8.1997 günlü, 6246 sayılı Bakan oluru
Belirlenen usul ve esasların 1. maddesi, 26.8.1997 günlü, 6246 sayılı Ba-
kan Yaşar TOPCU imzalı olurla, ihaleye davet edilen firmalar için;
“Teknik güçleri ve yeterlilikleri idaremizce kabul edilmiş olanlardan; otoyol ya‐
pımlarını gerçekleştirmiş ve kredi bulabileceklerini ispatlamış firmalar ile şu anda
Karadeniz sahil yollarında çalışan ve ödenekleri üzerinde fiilen harcama yapan ve
kredi bulabileceklerini ifade eden......”
şeklinde değiştirilmiştir.
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
96
‐ Karayolları Genel Müdürü Yaman KÖK imzası ile firmalara gönderi‐
len 26.8.1997 günlü, 3110 sayılı davet mektupları
Söz konusu davet mektuplarında;
“.....
Bu işlerle ilgili bilgiler Keşif ve Şartname Şubesi Müdürlüğünden temin edile‐
bilir.
Bu ihalede uygun teklif en yüksek indirimi haiz olan teklif olacaktır.
İhaleler aşağıda belirtilen gün ve saatte yapılacağından, şartnamesindeki esaslar
dahilinde hazırlanacak teklif zarflarının en geç belirtilen gün ve saate kadar An‐
kara’da Genel Müdürlüğümüz sitesindeki Yapım Dairesi Başkanlığı’na teslim edil‐
mesini rica ederim.”
denilmiş ve aynı yazının dipnotunda aynen;
“Firmalar işlerden birinin kendisinde kalması halinde diğer işlere teklif vereme‐
yecektir.”
usul ve esası getirilmiştir.
‐ Karayolları Genel Müdürü Yaman KÖK imzası ile firmalara gönderi‐
len 29.8.1997 günlü, 3140 sayılı yazı
Bu yazıyla;
“İlgi yazı Davet Mektubunda “Firmalar işlerden birinin kendisinde kalması ha‐
linde, diğer işlere teklif veremeyecektir.”
ibaresi,
“Firmalar işlerden birinin kendisinde kalması halinde, ikinci işe ancak, ortak gi‐
rişim oluşturmuş olmaları ve önceden idarenin uygun görüşünü almış olmaları
şartıyla teklif verebilirler.”
şeklinde değiştirilmiş ve söz konusu değişiklik davet edilen tüm firma-
lara bildirilmiştir.
‐ 8.9.1997 günlü, 6599 sayılı Bakan oluru
Bu olur ile davet edilecek firma kriteri “ihalede rekabetin yaygınlaştırılma‐
sını sağlamak amacıyla teknik güçleri ve yeterlilikleri idarece bilinen ve kredi temin
edebileceklerini ifade eden” şeklinde değiştirilmiş ve ilave olarak dört firmanın
daha davet edilmesi kararlaştırılmış, Karayolları Genel Müdürü Yaman
KÖK imzası ile firmalara gönderilen 29.8.1997 günlü, 3140 sayılı yazı ile
yapılan,
Yaşar Topcu Kararı
97
“...Firmaları ve bu firmaların pilotluğunda yerli ve yabancı firmalarla oluştu‐
rulacak ortak girişimler arasında davet mektubu ile kapalı teklif istenmesi ve firma‐
ların işlerden birinin kendisinde kalması halinde ikinci işe ancak, ortak girişim oluş‐
turmuş olmaları ve önceden idarenin uygun görüşünü almış olmaları şartıyla teklif
verebilmeleri suretiyle ihale edilmesi”
şeklindeki değişiklik Bakan oluruna bağlanmıştır.
‐ 19.9.1997 günlü, 3364 sayılı Bakan oluru
Bu olur ile “ihale şartnamesi” ve “sözleşme” tasarıları yürürlüğe konulmuş
ve %30 oranından fazla keşif artışı verilebileceği hususu ihale usul ve esasla-
rına eklenmiştir.
Söz konusu olurda;
“…Bakanlık Makamı “OLUR”u ile tespit edilen usullerin 8. maddesine 2. pa‐
ragraf olarak “%30 oranından fazla artış, proje kapsamı içinde kalmak üzere işin
tamamlanabilmesi için gerekli görülüyorsa idarenin isteği, müteahhidin kabulü ve
Bayındırlık ve İskan Bakanının onayı ile süre hariç, aynı sözleşme ve şartname hü‐
kümleri içinde aynı müteahhide yaptırılabilir.”
hükmünün ilave edilmesi hususu ile,
“İlgi Bakanlık Makamı “OLUR”u ile tespit edilen usul ve esaslar çerçevesinde
ihale edilebilmesi için hazırlanan ekteki “İhale Şartnamesi” ve “Sözleşme” tasarıla‐
rının yukarıda belirtilen hükmün eklenmesi suretiyle uygulanmaya konulması”
hususu usul ve esas haline getirilmiştir.
‐ 19.9.1997 günlü, 3367 sayılı Karayolları Genel Müdürü Yaman KÖK
imzası ile davet mektubu gönderilen firmalara gönderilen yazı eki zeyil‐
name
Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanarak ihaleye davet edi-
len firmalara gönderilen 19.9.1997 günlü, 3367 sayılı yazı ekindeki
ZEYİLNAME-1’in açıklamalar başlıklı soru cevap bölümünün 6. madde-
sinde;
“Davet mektubu alan firmalar kendi adlarına veya ortak girişim olarak 6 ihaleye
de teklif verebilirler. Ancak, davet alan firmalar tek başlarına (1), pilotluklarındaki
idarece uygun görülen ortak veya ortaklıklarla oluşturacakları ortak girişim olarak
da en fazla (2) ihaleyi üstlenebilirler.”
açıklaması yapılmıştır.
Yukarıda belirtilen işlemler değerlendirildiğinde, ihale usul ve esasları
25.8.1997 gününde Bakan oluru ile belirlendiği halde, sonradan önemli deği-
şiklikler yapıldığı anlaşılmaktadır.
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
98
2886 sayılı Kanunun 89. maddesi gereğince kanun kapsamı dışına çıka-
rılan ihalelerde Bakanın ihale usul ve esaslarını değişik aşamalarda düzenle-
yebilmesi olanaklı ise de bu düzenleme yapılırken özel kasıtla hareket edil-
memesi, kamu yararı ve gereksinimlerin gözetilmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Öte yandan Devlet İhale Kanununun 89. maddesinde ihale usul ve esasları-
nın nasıl belirleneceği konusunda bir açıklık veya sınırlama öngörülmemiş-
tir. Bu nedenle, ihale usul ve esaslarının birden fazla aşamada düzenlenmiş
olması başlı başına cezai sorumluluk oluşturmaz.
Bu savda belirtilen ihale usul ve esasları ile getirilen düzenlemelerin so-
mut olayda meydana getirdiği sonuçlar, ileriki bölümlerde, ihalede rekabe-
tin sağlanması ve kamu yararı açısından ayrıca irdelenecektir.
bb‐ İhale usul ve esaslarında belirtilen kriterlere uygun çok sayıda
(otuzu aşkın) firma var iken onbeş firmanın belirlenerek davet
edilmesi suretiyle ihalelerde rekabetin engellenmesi
Meclis soruşturma komisyonu raporunda;
“...ihale konusu işlerden daha yüksek standartta ve keşif bedelli ve dış kredi sağ‐
lanma koşuluyla ihale edilen pek çok otoyol ihaleleri ile soruşturma konusu ihaleler‐
den (3)’ünü kapsayan (Araklı‐İyidere, İyidere‐Çayeli ve Çayeli‐Ardeşen –Hopa
yolları) ve 1996 yılında yapılan ihale başvurusu önseçimleri için (aynı idare tarafın‐
dan) yeterli bulunmuş olan Tubin, Gürsan, Hasko, Enerji‐Su Ata O.G., STFA
Özışık O.G., C.Özgür, Göçay, Z.Çarmıklı, Hasancanpoyraz, Özdemir, Öz, Eko,
Beğen, Aska, Eksen Güntekin O.G., Aydıner, Mön, T.Hazinedaroğlu Öztaş, Ön‐
gün, Duygu ve Günsayıl firmaları ile soruşturma konusu ihalelerden bir yıl sonra
1998 yılında yapılan gerek keşif bedelleri olarak gerekse teknik standartlar olarak
soruşturma konusu işlerden çok daha büyük ve kapsamlı ihalelerden birisi olan Ay‐
dın‐Denizli Otoyolu ihalesi Aydın‐Yenipazar kesimi ihalesine (dış kredili bir ihale
olup ilanlı olarak yapılmış) müracaat edip yeterlilik alan otuz iki firmanın davet
edilmediği; buna karşılık 1996 yılında yeterlilik alamayan bir firmanın (Yüksel İn‐
şaat) ihalelere davet edildiği...”
gerekçe gösterilerek ihalelerde rekabet koşullarının oluşturulmadığı id-
dia edilmiştir.
Bu savla ilgili olarak, davet edilen firmaların ihale usul ve esaslarında be-
lirtilen kriterlere sahip olup olmadığı, davet kriterine sahip olduğu halde iha-
leye davet edilmeyen firmaların bulunup bulunmadığı ve belirlenen usul ve
esasların devlet ihalelerinde uygulanması gereken temel ilkelerle bağdaşıp
bağdaşmadığı hususlarının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Yaşar Topcu Kararı
99
İhaleye davet edilen firmalar Bakanlar Kurulunun 1.8.1997 günlü,
97/9698 sayılı kararına bağlı olarak 26.8.1997 günlü, 6246 sayılı ve 8.9.1997
günlü, 6599 sayılı Bakan olurları ile belirlenmiştir.
Bayındırlık ve İskan Bakanı Yaşar Topcu imzalı 26.8.1997 günlü, 6246
sayılı olurda davet edilecek firmalarda aranan kriterler:
‐ İdarece teknik güç ve yeterlilikleri kabul edilmiş olanlardan, otoyol ya‐
pımlarını gerçekleştirmiş ve kredi bulabileceklerini ispatlamış firmalar ile,
‐ 26.8.1997 günü itibarıyla Karadeniz sahil yollarında çalışan ve ödenekleri
üzerinde fiilen harcama yapan ve kredi bulabileceklerini ifade eden firmalar,
olarak belirlenmiştir.
Söz konusu kriterler uyarınca davet edilen onbir firma şunlardır;
1- Enka İnş. ve San. A.Ş.
2- Doğuş İnş. ve Tic. A.Ş.
3- Tekfen İnş. ve Tic. A.Ş.
4- Nurol İnş ve Tic. A.Ş.
5- Bayındır İnş ve Tic. Ltd. Şti.
6- Kutlutaş İnş. ve Tic. Ltd. Şti.
7- Entes End. Tes. İml. ve Montaj Taah. A.Ş.
8- Özışık İnş. ve Tah. A.Ş.
9- Yüksel İnş. A.Ş.
10- Polat Yol Yapım San. Ve Tic. A.Ş.
11- Cengiz İnş. San. ve Tic. A.Ş.
Yukarıda belirtilen Enka, Doğuş, Tekfen, Nurol, Bayındır, Kutlutaş ve
Entes olmak üzere yedi firmanın otoyol yapımı gerçekleştiren ve kredi geti-
ren firmalar olduğu, dolayısıyla davet şartlarını taşıdığı Bayındırlık ve İskan
Bakanlığının 18.5.2005 günlü, 5991 sayılı yazısından anlaşılmaktadır.
Geriye kalan Özışık, Yüksel, Polat ve Cengiz inşaat firmalarının ise ihale
olurunda yer alan “Karadeniz sahil yollarında çalışan ve ödenekleri üzerinde fiilen
harcama yapan ve kredi bulabileceklerini ifade eden firmalar” kriterine göre davet
edildikleri anlaşılmaktadır.
Bayındırlık ve İskan Bakanlığının 18.5.2005 günlü, 5991 sayılı yazısı
ekinde gönderilen Karadeniz sahil yolunda çalışan firmalar listesi içerisinde
Yüksel İnşaat firmasının adı yer almamakta ise de aynı Bakanlığın Yüce Di-
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
100
van Başkanlığına gönderdiği 19.8.2005 günlü, 8048 sayılı yazısında Yüksel
İnşaat firmasının 26.8.1997 tarihi itibarıyla, Ünye-Piraziz I. Kısım yolunu
yaptığı bildirilmiştir. Bu durumda, yukarıda belirtilen son dört firmanın
tamamının 26.8.1997 tarihinden önce Karadeniz sahil yolunda çalıştıkları
konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır.
Burada yanıtlanması gereken husus, Karadeniz sahil yolunda çalışan
söz konusu dört firmanın ihale olurunda yer alan “ödenekleri üzerinde fiilen
harcama yapan firma” kriterine sahip olup olmadıklarıdır.
Sanık, 21.6.2005 günlü oturumda tanık olarak dinlenilen ve Karadeniz
sahil yolunda çalıştığı halde ihalelere davet edilmeyen Öz İnşaat firmasının
temsilcisi Mehmet Emin Erdoğan’a ödeneği üzerinde harcama yapıp yap-
madığını sormuş ve tanığın ödenek harcaması yaptığını beyan etmesi üze-
rine, davet kriterinde “ödenek üstü harcama kriteri”nin olduğunu ifade etmiş-
tir. Sanığın, 21.6.2005 günlü oturumdaki beyanı aynen şöyledir:
“SANIK YAŞAR TOPCU – Ödeneği dışında kendileri bir para harcama im‐
kânları oldu mu, harcadılar mı, ödeneği dışında yüksek düzeyde, işin bir an evvel
bitirilmesi için, yoksa, hep ödenek harcaması mı yaptılar?
TANIK MEHMET EMİN ERDOĞAN – Ödenek harcaması yaptık.
SANIK YAŞAR TOPCU – Bizim ihale şartnamemizde, biliyorsunuz, ödenek
üstü harcama vardı. Bir de, otoyol yaptım dedi efendim, o zaman dış kredi getirmiş
olması lazım, o tarihe kadar dış kredi getirmiş mi efendim?” (21.6.2005 günlü tu-
tanak, s. 168).
Sanık, 31.1.2006 günlü oturumdaki beyanında ise firma davet kriterinde
yer alan “ödenekleri üstünde harcama” tabirinin, işini düzgün yapan ve işi
bitirmek için gayret sarf eden firmalar anlamına geldiğini ifade etmiştir.
Sanığın, 31.1.2006 günlü oturumdaki beyanı aynen şöyledir:
“…Ödenek üstü harcamadan kasıt, bu yolu yapacak olan firmaların, beklemek‐
sizin, oyalamaksızın, büyük bir istek ve arzuyla, bütün makinesini, parasını, pu‐
lunu, imkânlarını seferber ederek çalışmak isteyen bir firma mıdır, yoksa, işte, bir
ödenek aldı, onu bir sene içerisinde kullanıp, iyi kötü sonuç alacak firma mıdır; ölçü
budur, onun için o ölçü konmuştur. Yani, firmaların çalışmada ve gittikleri yolda
izledikleri şeydir. Yoksa 150 milyar liralık şey! Bir tane şey gösteriyor. Yani, biz, o
günkü şartlarda sadece bir firmanın ödenek üstü –Karayollarına göre söylüyorum‐
harcama yaptığı bir işte onu ölçüye koymuşuz, ölçü koymuşuz, böyle ölçü olur mu
efendim?” (31.1.2006 günlü tutanak, s. 315).
Görüldüğü üzere, firma davet kiterinde yer alan “ödenekleri üstünde
harcama” tabirinin ne anlama geldiği konusunda sanığın 21.6.2005 günlü
Yaşar Topcu Kararı
101
oturumdaki ifadesi ile 31.1.2006 günlü oturumdaki ifadesi arasında çelişki
mevcuttur.
Karayolları Genel Müdürlüğünün 15.7.2005 günlü, 6227 sayılı ilk yazı-
sında, 26.8.1997 tarihi itibarıyla Karadeniz sahil yolunda çalışmakta olan fir-
malardan Espiye-Çarşıbaşı yolunu yapmakta olan firma (Özışık-Gürsan ortak
girişimi) haricinde, diğer firmaların ödenekleri üzerinde fiilen harcama yap-
madıkları, 10.8.2005 günlü, 7734 sayılı ikinci yazısında ise 26.8.1997 tarihi iti-
barıyla Karadeniz sahil yolunda çalışmakta olan tüm firmaların fiilen çalıştık-
ları ve ödenekleri üzerinde harcama yaptıkları bildirilmiştir.
Bu iki yazı arasındaki çelişki Karayolları Genel Müdürlüğünün 20.1.2006
günlü, 336 sayılı yazısı ile giderilmiş ve söz konusu yazıda, sadece Özışık-
Gürsan firmaları taahhüdündeki Espiye-Çarşıbaşı yolunda 1997 yılında sağla-
nan ödeneğin üzerinde fiilen 150 milyar liralık harcama yapıldığı ve sözleşme
gereği 1998 yılında 1997 yılı fiyatlarıyla ödendiği, diğer işlerde ise o yıl sağla-
nan toplam ödenekler dışında fiili harcama yapılmadığı belirtilmiştir.
Gönderilen son yazıda, müteahhit firmaların üstlendikleri yol yapım işle-
rinde, aynı yıl içinde (Örneğin 1997 yılı) sene başında sağlanan ödenek ile yıl
içinde arttırılan/düşürülen ek ödenekler dahil o yıl içinde yıl sonuna kadar sağ-
lanan ödeneğin tamamının kullanılmasından sonra ödenek üzerinde çalışma
yapılması ve bu çalışmanın bedelinin ertesi yıl (1998) sözleşme gereği çalışma
yapıldığı yılın (1997) fiyatlarıyla ödenmesi durumunda firmanın (1997 yılında)
ödenek üstü fiilen harcama yaptığının kurum tarafından kabul edildiği ifade
edilmiş ve çelişkili olduğu belirtilen yazılar bu kabul çerçevesinde değerlendi-
rildiğinde, her iki yazıda da sadece Özışık-Gürsan firmaları taahhüdündeki Es-
piye-Çarşıbaşı yolunda 1997 yılında sağlanan ödeneğin üzerinde fiilen 150 mil-
yar liralık harcama yapıldığı ve sözleşme gereği 1998 yılında 1997 yılı fiyatla-
rıyla ödendiği, diğer işlerde ise o yıl sağlanan toplam ödenekler dışında fiili
harcama yapılmadığı belirtilmiştir.
Ancak, 26.8.1997 günlü, 6246 sayılı Bakan olurunda “...şu anda Karadeniz
sahil yollarında çalışan ve ödenekleri üzerinde fiilen harcama yapan...” ifadesi geç-
tiğinden, 1998 yılına gelmeden 1997 yılına ilişkin değerlendirme yapılama-
yacağından, 26.8.1997 tarihi itibarıyla bu firmanın da ödeneği üzerinde har-
cama yapıp yapmadığını saptamak olanaksızdır.
Nitekim, ihalelere davet edilen Yüksel İnş. A.Ş.’nin temsilcisi Tuna
Aksel, 21.7.2005 günlü oturumdaki beyanında ödenek üstü harcama yapma-
dıklarını beyan etmiştir.
İhale usul ve esaslarında 26.8.1997 tarihi itibarıyla çalışma şartı arandı-
ğına göre, 1997 yılı sona ermediğinden (26.8.1997 tarihinden 31.12.1997 tari-
hine kadar ödenek gelmesi söz konusu olacağından), firmaların ödeneğin
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
102
üstünde harcama yapıp yapmadığını belirleyebilmek amacıyla 1996 yılı
ödenek ve hakediş durumunun incelenmesi gerekecektir.
Karayolları Genel Müdürlüğünce Yüce Divan Başkanlığına gönderilen
1.11.2005 günlü, 10505 sayılı yazı ekindeki belgelerin incelenmesi sonu-
cunda, 26.8.1997 tarihi itibarıyla Karadenizde çalışan, ihaleye davet edilen
ve ihale kazanan firmaların 1996 yılındaki ödenek ve hakediş bilgileri aşa-
ğıdaki tabloda belirtilmiştir:
Firma
Adı Yaptığı İş
1996 yılı
ödenek top‐
lamı
1996 yılı
hakediş top‐
lamı
Sonuç
Yüksel İn-
şaat
Ünye-Piraziz
I. Kısım
598.651.000.000 588.962.318.000
Ödenek
hakedişten fazla
(ödenek üstü
harcama yok)
Özışık+Gü
rsan
Piraziz-Espiye-
Çarşıbaşı 952.758.000.000 940.566.055.000
Ödenek
hakedişten fazla
(ödenek üstü
harcama yok)
Polat
İnşaat
Çarşıbaşı-Trab-
zon-Araklı
403.500.000.000 397.499.686.000
Ödenek
hakedişten fazla
(ödenek üstü
harcama yok)
Cengiz İn-
şaat
Hopa-Kemal-
paşa-Sarp 1.176.000.000.000 1.176.046.114.923
Hakediş öde-
nekten fazla
(ödenek üstü
harcama var)
Yukarıdaki tabloda Hopa-Kemalpaşa-Sarp yolu işinde 1 trilyon 176 mil-
yar lira ödenek var iken, bu ödenek miktarından 46 milyon lira daha fazla
hakediş düzenlendiği görülmekte ise de hem ödenek miktarını hem de ima-
latları birebir denkleştirmenin zorluğu nedeniyle hakediş miktarı ya ödene-
ğin altında ya da az üstünde olabileceğinden bir trilyon liralık ödenekte 46
milyon liralık hakediş fazlalığı ödenek üstü harcama olarak kabul edilemez.
Nitekim, sanık müdafiilerinin, esasa ilişkin 20.3.2006 günlü savunmalarında
belirttikleri;
“Ödenek üstü harcamada sene sonu itibariyle ödeneğin bir miktar geçilmiş ol‐
ması da bir ölçü değildir. Çünkü, sene sonuna doğru istihkaklara konan kalemlerde
birim değerleri yüksek kalemler bulunabilir ve ödenek bir miktar aşılabilir. Bu tuta‐
nağa bağlanarak bir sonraki yıl ödeneğinden ödendiği için bu defa da bir sonraki yıl
ödeneği azaltılmış olur.”
Yaşar Topcu Kararı
103
şeklindeki ifadeleri ile Karayolları Genel Müdürlüğünün 20.1.2006 gün-
lü, 336 sayılı yazısında ödenek üstü harcama konusunda yapılan açıkla-
malar da bu hususu doğrulamaktadır.
Diğer taraftan, 26.8.1997 tarihi itibarıyla Karadenizde çalışıp da ihaleye
davet edilmeyen firmaların ödenek üstü harcama durumları ise aşağıdaki
tablodaki gibidir:
Firma
Adı Yaptığı İş
1996 yılı ödenek
toplamı
1996 yılı
hakediş top‐
lamı
Sonuç
Bal-İş
İnş.
Ünye-Pira-
ziz III. Kı-
sım
454.234.000.000 444.546.479.000
Ödenek
hakedişten fazla
(ödenek üstü
harcama yok)
Öz
İnş.
Trabzon
Şehir Geçişi 200.000.000.000 199.999.990.000
Ödenek
hakedişten fazla
( ödenek üstü
harcama yok)
Tubin
İnş.
Samsun-
Ünye Yolu
520.405.000.000 453.048.345.000
Ödenek
hakedişten fazla
(ödenek üstü
harcama yok)
Gök-
delen
İnş.
Samsun
Şehir Gecişi 197.000.000.000 196.476.464.000
Ödenek
hakedişten fazla
(ödenek üstü
harcama yok)
Bilindiği üzere tüm ihale sözleşmelerinde taraflarca kabul edilen tutar
kadar yılı imalatların karşılığı ödeneği tahsis etmeye işveren sıfatıyla idare-
ler yetkilidir. Müteahhit ise yine sözleşme hükmü gereği tahsis edilen öde-
nek tutarını karşılayacak kadar imalat yapmakla yükümlüdür. Sözleşmede
belirlenen yükümlülük, tahsis edilen ödenek kadar imalat yapmak olduğu-
na göre, idarenin tahsis ettiği ödeneğin üzerinde imalat yapmış olmayı kri-
ter olarak saptamak ve ihalede uygulamak gerçekçi olmadığı gibi belirlenen
kritere uyulmadığı da açıktır.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden, yukarıdaki tablolardaki veriler ile sanı-
ğın bu konudaki çelişkili açıklamalarından ve tanık beyanlarından “Karade‐
niz sahil yolunda çalışan ve ödenekleri üzerinde fiilen harcama yapan” kriteri açı-
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
104
sından, ihaleye davet edilen ile davet edilmeyen firmalar arasında fark bu-
lunmadığı anlaşılmıştır.
8.9.1997 günlü, 6599 sayılı Bakan Yaşar Topcu imzalı olurla, yukarıda
belirtilen on bir adet firmaya ilave olarak “İhalede rekabetin yaygınlaştırıl‐
masını sağlamak amacıyla” çağrılan yine teknik güçleri ve yeterlilikleri
idarece bilinen ve kredi temin edebileceklerini ifade eden dört firmanın du-
rumlarının da irdelenmesi gerekmektedir. İhalelere sonradan davet edilen
dört firma şunlardır;
1- Güriş ve Metiş Ortak Girişimi
2- Mapa İnş. ve Tic. A.Ş
3- Limak İnş. San ve Tic. Ltd. Şti.
4- Makyol İnş. San. ve Tic. A.Ş
Söz konusu Bakan oluru ile, 26.8.1997 günlü Bakan olurunda belirtilen
ihalelere davet kriterleri değiştirilmiştir. Böylece, ilk olurda yer alan “Teknik
güçleri ve yeterlilikleri idaremizce kabul edilmiş olanlardan; otoyol ya‐
pımlarını gerçekleştirmiş ve kredi bulabileceklerini ispatlamış firmalar ile
Karadeniz Sahil Yollarında çalışan ve ödenekleri üzerinde fiilen harcama
yapan ve kredi bulabileceklerini ifade eden firmalar” kriteri kaldırılmış;
yerine, “teknik güçleri ve yeterlilikleri idarece bilinen ve kredi temin edebi‐
leceklerini ifade eden” kriteri getirilmiştir.
İhale kriterleri değiştirilerek davet edilen ve 26.8.1997 tarihi itibarıyla
Karadenizde çalışması bulunmayan bu dört firmadan Güriş-Metiş ortak
girişiminin Özışık İnşaatla, Mapa ve Makyol Şirketlerinin Cengiz İnşaatla,
Limak Şirketinin ise Bayındır İnşaatla ortak girişim kurmak suretiyle ihaleye
katıldıkları ve ihale kazandıkları anlaşılmıştır.
Sanık Bakan 28.3.2005 günlü oturumda yapılan sorgusunda, ihalelere
firmaların teklif vermeyecekleri kuşkusu olduğunu, ihalede rekabetin sağ-
lanması amacıyla dört-beş firmanın daha çağrılmasını istediğini söylemiştir.
İhalelerin yapıldığı tarihte Karayolları Genel Müdürü olan Yaman KÖK,
21.4.2005 günlü oturumda “…sayın Bakan “başlangıçta seçilen 11 firmaya ilave
olarak ‐ona herhalde kendisi cevap verecektir‐ şu dört firmanın daha ilave edilmesi,
yani, şu dört firmayı daha inceleyin, bunların ihaleye iştiraklerinde bir sakınca olup
olmadığını söyleyin” dediler. Söylediği dört firmalar da, idarece bilinen, maddî güç‐
leri olan firmalardı.” şeklinde beyanda bulunarak, söz konusu dört firmanın
sanık Bakanın talimatıyla sonradan çağrıldığını ifade etmiştir.
Nitekim, sanık Yaşar Topcu 21.4.2005 günlü oturumda tanık Yaman
Kök’e sorduğu “Sayın Genel Müdür buyurdu ki, 4 tane isim, bunlara da bakın
demişim, bunun öncesinde, Yaman Bey, teklif gelmemesi gibi bir kuşkum var, bun‐
ları çoğaltabilir miyiz, şu 4 tane firmayla da yani sizin şartlarınıza uygun mu, ba‐
Yaşar Topcu Kararı
105
kabilir misiniz şeklinde mi oldu, yoksa, onu teyit etti; ama, bu, önceki beyanı, yani,
teklif vermeme gibi bir durumla karşılaşabiliriz, böyle bir kuşkum var, bu sayıları
çoğaltalım gibi beyanı da hatırlıyor mu?” şeklindeki sorusunda da sonradan
çağrılan dört firmanın isim verilerek kendisi tarafından çağrıldığını açıkça
ifade etmiştir.
İhale komisyonu başkanı Ahmet Ustaoğlu da 21.4.2005 günlü oturumda
verdiği ifadesinde, “...daha sonra Sayın Bakanımız bu sayının daha da artırılma‐
sını istediler, onlar da incelenerek, hepsi, artık, rekabet artırılması yönünde bir öneri
olduğu için, onlar da uygun görülerek, bu belli istekli listesi oluşturuldu…” şek-
linde beyanda bulunarak söz konusu firmaların davet edilme şeklini teyit
etmiştir.
Sanık ve tanık beyanlarına göre, sonradan davet edilen bu firmaların ta-
mamının sanık Bakan tarafından ve firma ismi verilerek çağrıldığı anlaşıl-
maktadır.
Söz konusu firma temsilcisi olan tanıklar beyanlarında, ihale tarihine ka-
dar dış kredili iş, otoyol ve Karadenizde iş yapmadıklarını ifade etmişlerdir.
Sanık Bakan Yaşar Topcu, Karadeniz sahil yolu ihalelerine davet edil-
meyen firma temsilcilerine ihale tarihine kadar kredi getirip getirmediğini
yani dış kredili iş yapıp yapmadığını sormuştur. Ancak, ihalelere davet edi-
len ve yukarıda belirtilen firma temsilcileri de ihale tarihine kadar dış kredi
getirmediklerini (dış kredili iş yapmadıklarını) belirtmişlerdir.
Bu durumda, başlangıçta belirlenen ihale usul ve esasları değiştirilerek
ve bizzat sanık Bakanın isim vererek ihaleye davet ettirdiği dört firmanın
tamamının ortak girişim kurarak ihalelere katılmaları ve bu firmalarla aynı
koşullara sahip diğer firmaların ise ihalelere çağrılmamaları birlikte değer-
lendirildiğinde, söz konusu uygulama ile bazı firmaların ihaleye katılmaları
sağlanarak avantajlı duruma getirildiği ve ihalede rekabet ortamının oluştu-
rulmadığı anlaşılmaktadır.
Davet edilen firmaların ihale usul ve esaslarında öngörülen kriterler açı-
sından değerlendirilmesinin yapılmasından sonra, Karadeniz sahil yolunda
çalışan ve otoyol yapıp da ihalelere davet edilmeyen firmaların durumları-
nın irdelenmesi gerekecektir.
26.8.1997 günlü Bakan olurunda ihalelere davet edilecek firmalar için iki
farklı kriter öngörülmektedir.
Birinci kriter, 26.8.1997 tarihi itibarıyla otoyol yapmış ve kredi getire-
ceklerini ispatlamış firmalar olmasıdır. Bayındırlık ve İskan Bakanlığından
gönderilen 18.5.2005 günlü, 5991 sayılı yazıda bu kriterlere uyan toplam
sekiz adet firmanın olduğu bildirilmiştir. Bu sekiz firmadan, STFA firması
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
106
haricindeki tüm firmalar ihalelere davet edilmiştir. Tanık Yaman Kök ve
sanık, söz konusu firmanın ihale tarihinde ekonomik zorluk içerisinde bu-
lunması ve Karayolları Genel Müdürlüğü ile davalı olmasından ötürü iha-
lelere davet edilmediğini ifade etmişler, firma temsilcisi olan tanık İbrahim
Özen de bu durumu teyit etmiştir.
İkinci kriter, 26.8.1997 tarihi itibarıyla Karadeniz sahil yolunda çalışan
ve ödenekleri üzerinde fiilen harcama yapan firmalar olmasıdır. Bayındırlık
ve İskan Bakanlığından gönderilen 18.5.2005 günlü, 5991 sayılı yazıdan bu
kriterleri haiz oldukları halde ihalelere davet edilmeyen firmaların; Gökde-
len, Tubin, Bal-İş, Gürsan ve Öz İnşaat firmaları olduğu anlaşılmaktadır.
Karayolları Genel Müdürlüğünün 19.8.2005 günlü, 8048 sayılı yazısında,
Araklı-Gündoğdu yolu Km: 103+585-136+491 kesiminde yaptırılan “Deniz
tahkimatları işi”nde 26.8.1997 günü itibarıyla Atacan Aksoy isimli firmanın
çalışma yaptığı bildirilmiş ise de bu firma ve yapılan iş, ilgili genel müdür-
lüğün 18.5.2005 gününde Yüce Divan Başkanlığına gönderilen Karadeniz
sahil yolunda 26.8.1997 tarihi itibarıyla çalışan firmaları gösteren liste içinde
yer almamaktadır.
Gökdelen firması, 7.12.1993 gününde ihalesi yapılan Samsun Çevre Yo-
lu ihalesini kazanan Aydın firmasından 6.11.1995 gününde işi devir alan
firmadır. Sanık, Gökdelen inşaat firmasının yaptığı işin “Karadeniz sahil
yolu” kapsamında bulunmadığını ve bu nedenle ihaleye davet edilmediğini
ifade etmiştir.
Öz İnşaat firması, 13.12.1993 gününde ihalesi yapılan Trabzon Şehir Ge-
çişi ihalesini kazanan firmadır. Sanık, bu firmanın da yaptığı işin “Karade-
niz sahil yolu” kapsamında bulunmadığını ve bu nedenle ihalelere davet
edilmediğini beyan etmiştir.
Bal‐İş firması, 30.12.1993 gününde ihalesi yapılan Ünye-Piraziz III. Kı-
sım Yolu ihalesini kazanan firmadır. Sanık, bu firmanın ödeneklerini kulla-
namadığı ve işini düzgün yapmadığı için çağrılmadığını ifade etmiştir.
Tubin firması, 21.12.1992 gününde ihale edilen Samsun-Ünye Yolu iha-
lesini kazanan firmadır. Sanık, bu firmanın da ihale olurunda yer alan öde-
nek üstü harcama kriterini haiz olmadığı için çağrılmadığını beyan etmiştir.
Gürsan firması, 15.2.1994 gününde ihalesi yapılan Espiye-Çarşıbaşı Yo-
lu ihalesini Özışık firması ile ortaklaşa kazanan firmadır. Dosyadaki bilgi ve
beyanlardan bu ortaklıkta Özışık firmasının %80, Gürsan firmasının ise %20
oranında pay sahibi olduğu anlaşılmıştır. Sanığın, bu firmanın çağrılmama
nedenine ilişkin bir açıklaması olmamıştır.
Yaşar Topcu Kararı
107
İhale tarihinden önce “Karadeniz sahil yolunda” çalışan Gürsan firması
temsilcisi olan tanık Cevdet Özbalçık, ihalelere davet kriterlerinde öngörü-
len teknik ve mali güce sahip olmadıklarını ifade etmiştir.
Aynı konumda bulunan Gökdelen firması temsilcisi tanık Remzi Tekin ise
ihalelere davet edilmemelerinin idarenin takdiri olduğunu beyan etmiştir.
Otoyol yapan firmalardan STFA firmasının temsilcisi İbrahim Özen de
mali zorluk içersinde olmaları ve Karayolları Genel Müdürlüğü ile davalık
olma nedenlerinden dolayı davet edilmemelerini yadırgamadığını ifade
etmiştir.
İhale tarihinden önce Karadeniz sahil yolunda çalışan Öz İnşaat firması
temsilcisi tanık Mehmet Emin Erdoğan, Tubin firması temsilcisi Turan
Büyükşahin ve Bal-İş firması temsilcisi Nazım Bal beyanlarında, ihale olu-
runda yer alan “Karadenizde çalışan ve ödenekleri üzerinde harcama yapan” kri-
terini haiz oldukları halde ihalelere davet edilmediklerini ifade etmişlerdir.
İhale tarihinden önce otoyol yapmış firmalar içerisinde bulunan STFA
firması ile Karadenizde çalışmakta olan Gürsan ve Atacan Aksoy firmaları-
nın ihaleye çağrılmamaları fiili ile ilgili olarak dosyadaki belgeler ve firma
temsilcileri olan tanık beyanları karşısında bu firmaların ihaleye davet edil-
memeleri nedeniyle sanığa cezai sorumluluk yüklenemeyeceği kanaatine
varılmıştır.
Buna karşılık, Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından Yüce Divana
gönderilen yazıda Karadeniz sahil yolunda çalışan firmalar arasında göste-
rilen ve ihale kriterlerine sahip olduğu anlaşılan Gökdelen, Öz, Bal-İş ve
Tubin inşaat firmalarının ise ihaleye davet edilmemelerinde haklı bir nede-
nin bulunmadığı anlaşılmıştır.
Sanık savunmalarında, tanık olarak dinlenilen bir kısım firma temsilcile-
rinin Karadeniz’de yaptıkları çalışmaların, Karadeniz sahil yolu projesi kap-
samında değerlendirilemeyeceğini, özellikle Samsun şehir geçişi işini yapan
Gökdelen ve Trabzon şehir geçişi (tanjant yolu) işini yapan Öz inşaat firma-
larının yaptıkları işlerin Karadeniz sahil yolu projesi kapsamında bulunma-
dığını ileri sürmüş ise de firmaların davet kriterinde “Karadeniz sahil yolu”
ibaresinin yer aldığı, “proje” ibaresinin bulunmadığı ve Karayolları Genel
Müdürlüğü tarafından Yüce Divana gönderilen yazıda da Karadeniz sahil
yolunda çalışan firma isimleri arasında bu iki firmanın da bulunduğu dik-
kate alındığında, sanığın savunmasında ileri sürdüğü bu hususların doğru
olmadığı kanaatine varılmıştır.
Bal-İş ve Tubin firmalarının ödeneklerini dahi kullanamadıkları ve yap-
tıkları işi sürüncemede bıraktıkları gerekçesiyle ihaleye davet edilmedikleri
yönündeki sanık savunması, yukarıdaki bölümde açıklandığı üzere ödenek
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
108
üstü çalışma kriteri açısından bu firmalar ile ihaleye çağrılan firmalar ara-
sında bir fark bulunmadığının açıklığa kavuşması nedeniyle yerinde görül-
memiştir.
Her ne kadar sanık 4.5.2006 günlü dilekçesinin ekinde, bu iki firmanın
yaptıkları işleri sürüncemede bıraktıklarına ilişkin, Karayolları Bölge Mü-
dürlüklerinin yazılarını ibraz etmiş ise de bu yazılardan Tubin firmasıyla
ilgili bulunanların 2004 yılındaki çalışmalara ilişkin olması, Bal-İş firmasıyla
ilgili olan yazılarda ise ödeneğin kullanılamadığı yönünde kesin bilgilerin
bulunmaması nedeniyle bu yazılara itibar edilmemiştir.
Sanığın ihalelere davet edilen firmalarla kredi bulup bulamayacakları
konusunda, ihale öncesinde görüşme yapılıp yapılmadığına ilişkin çelişkili
beyanlarda bulunduğu anlaşılmıştır (28.3.2005 günlü tutanak, s. 42;
26.5.2005 günlü tutanak, s. 122; 20.9.2005 günlü tutanak, s. 254).
Sanık, ihalelere çok sayıda firma çağrılmamasının nedenlerinden birinin
de bu durumun Hazineye ek yük getirmesi olasılığının olduğunu, bu ko-
nuda dönemin Hazine Müsteşarı ile telefonda bu yönde bir konuşma yaptı-
ğını ifade etmiş ise de sanığın bu konudaki savunması tanık olarak dinleni-
len Mahfi Eğilmez tarafından doğrulanmamıştır. Tanıklar Mahfi Eğilmez,
Yener Dinçmen ve Aydın Karaöz beyanlarında, ayrıca, firma sayısı ile kredi
maliyetleri arasında bir ilişki bulunmadığını da beyan etmişlerdir.
Diğer taraftan, Hazine Müsteşarlığının 1.12.2005 günlü, 2654 sayılı yazı-
sında “...KGM projeleri için borçlanma ihtiyacının önemli boyutlarda olması ve
kredi teklifinin işi yüklenen firmalar tarafından getirilmesi zorunluluğu yüklenici
firmaların aynı anda aynı finans kaynaklarına başvurmaları sonucunu doğurmuş‐
tur. Bu durumda, finans kaynaklarının aşırı talep karşısında daha yüksek kredi ma‐
liyetini kabul eden firmaya kredi tekliflerini vermeyi tercih etmeleri nedeniyle Tür‐
kiye’nin dış kredi maliyetinin yükselmekte olduğu ve diğer dış borçlanmalarımızın
da bundan olumsuz yönde etkilendiği..” bildirilmiştir. Söz konusu yazı, ihale
sonrası dış kredi görüşmelerinin ihale kazanan firmalar yerine Hazine Müs-
teşarlığınca yapılmasının gerekçesine ilişkindir. Bu nedenle, ihale öncesi
davet edilecek firmalarla kredi maliyetleri arasında bir ilişki olmadığı yö-
nündeki tanık beyanları ile bu yazı arasında çelişkili bir durumun bulunma-
dığı anlaşıldığından sanığın aksi yöndeki savunmasına itibar edilmemiştir.
Sanık, 1996 ve 1998 yıllarında ön seçim sonucunda yeterlilik alan bazı
firmaların dava konusu ihalelere çağrılmaması iddiasına ilişkin olarak, reka-
betin çok firma çağırmakla sağlanamayacağını, ön seçim kriterlerinin sürek-
lilik arz etmeyip değişken olduğunu, 1996 yılında yeterlilik alan firmanın
1997 yılında bunu kaybedebileceğini, bütçeden finanse edilen bir işle, dış
kredi ile finanse edilen bir işin karşılaştırılamayacağını ileri sürmüş ise de
Yaşar Topcu Kararı
109
1996 yılında Araklı-Rize-Çayeli ve Çayeli-Ardeşen-Hopa yollarının yapım
işi için yapılan ön seçim başvurusu üzerine yeterli görülen otuzu aşkın fir-
ma bulunduğu, yine 1998 yılında dış kredili olarak ihaleleri yapılan Bursa
Çevre Yolu, Gaziantep-Şanlıurfa, Ankara-Pozantı, Aydın-Denizli otoyolları-
nın ihalelerine yirmi ila otuziki arasında firma katıldığı ve bu ihalelerin
tümünün ilan yapılmak suretiyle gerçekleştirildiği ve bu firmaların ihaleye
davet edilmemelerine karşın özellikle, ihale kriterleri değiştirilerek sonra-
dan dört firmanın ihaleye çağrıldıkları dikkate alındığında, amacın rekabe-
tin yaygınlaştırılması düşüncesinden ziyade belli firmaların ihalelere katılı-
mını sağlamak olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır.
Kamu kurum ve idareleri, 2886 sayılı Kanun hükümleri dışında yaptık-
ları ihalelerde de ihtiyaçları en iyi şekilde, uygun şartlarla ve zamanında
karşılamak, ihalede açıklık ve rekabeti sağlamak, saydamlık, eşit muamele,
güvenilirlik, gizlilik, kamuoyu denetimi ve kaynakların verimli kullanılması
gibi temel ilkeleri gözetmek zorundadırlar. Aksi uygulama, takdir hakkının
keyfi uygulanması anlamına gelecektir.
Sonuç olarak, sanığın Karadenizde çalışan ve ihale kriterlerine sahip
Samsun Çevre Yolu işini yapan Gökdelen, Samsun-Ünye yolunu yapan
Tubin, Ünye-Piraziz III. Kısım yolunu yapan Bal-İş ve Trabzon Şehir Geçişi
işini yapan Öz inşaat firmalarını ihalelere çağırmadığı, başlangıçta belirle-
nen ihale kriterlerini Güriş ve Metiş Ortak Girişimi, Mapa, Limak ve Makyol
inşaat firmalarının ihalelere katılmalarını sağlamak için değiştirdiği, bu ey-
lemiyle kendisine tanınan takdir hakkını amacı dışında kullandığı böylece
ihalede rekabet ortamı oluşturulamadığı gibi, belli firmalara avantaj sağlan-
dığı anlaşılmıştır.
b‐ Üç proje halindeki işlerin altı parçaya bölünerek ve birbirleri ile
ilişkilendirilerek ihaleye katılımın sınırlandırılması ekonomik
açıdan en avantajlı teklifin verilmesinin engellenmesi
Soruşturma komisyonu raporunda, üç proje halindeki işin altı parçaya
bölünerek ve birbirleri ile ilişkilendirilerek ihaleye katılımın sınırlandırıl-
dığı, ekonomik açıdan en avantajlı teklifin verilmesinin engellendiği iddia
edilmiştir.
Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca Başbakanlığa gönderilen 31.7.1997
günlü, 2584 sayılı yazı ile Karayolları Genel Müdürlüğünün 1997 yılı yatı-
rım programının “Devlet Yolları Yapım ve Onarım çalışmaları” bölümünde
yer alan 97 E 04 0210 DPT ve 07-2038 KGM proje nolu “Bolaman-Perşembe”,
83 E04 0260 DPT ve 10-2015 KGM proje nolu “Doğu Karadeniz Sahil Yolu
(Araklı-Hopa)” ile 96 E04 0170 DPT ve 10-2033 KGM proje nolu “Piraziz-
Espiye(Giresun Geçişi Hariç)” Karadeniz sahil yolu işlerinde, milli bütçeden
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
110
Karayolları Genel Müdürlüğüne ayrılan kaynakların yetersizliği nedeniyle
kredi kullanılmasının düşünüldüğü, bu nedenle söz konusu ihalenin 2886
sayılı Devlet İhale Kanunu hükümleri dahilinde yapılması mümkün olama-
yacağından, bu Kanun hükümleri dışında ihale edilebilmeleri için 2886 sayı-
lı Kanunun 89. maddesi gereğince Bakanlar Kurulundan karar alınması
gerektiği ifade edilmiştir.
Bakanlığın istemine uygun olarak, Karadeniz sahil yolu ihalelerinin
Devlet İhale Kanunu hükümleri dışında ve üç proje halinde ihale edilmesine
Bakanlar Kurulunca 1.8.1997 gün ve 97/9698 sayı ile karar verilmiştir. Bu
kararda ihale edilecek işler “Bolaman-Perşembe”, “Piraziz-Espiye (Giresun
Geçişi Hariç)”, “Doğu Karadeniz Sahil Yolu (Araklı-Hopa)” olarak ve üç
kısım halinde belirtilmesine karşın 26.8.1997 günlü, 6246 sayılı Bakan olu-
ruyla, ihalenin “Bolaman-Perşembe”, “Araklı-İyidere”, “İyidere-Çayeli”,
“Çayeli-Ardeşen-Hopa”, “Piraziz-Giresun” ve “Giresun-Espiye” olarak altı
kısım halinde belli istekliler arasında yapılmasına karar verilmiştir.
25.8.1997 ve 26.8 1997 günlü Bakan olurlarında, davet edilen firmaların
ihalelere teklif vermelerini sınırlayan bir düzenlemeye yer verilmemiştir.
Ancak, Karayolları Genel Müdürü Yaman KÖK imzası ile firmalara
gönderilen 26.8.1997 günlü, 3110 sayılı davet mektuplarının dip notunda
“Firmalar işlerden birinin kendisinde kalması halinde diğer işlere teklif veremeye‐
cektir.” şeklindeki düzenleme ile ihaleler birbirleriyle ilişkilendirilmiş ve iha-
leye katılım sınırlandırılmıştır.
Her ne kadar sınırlama getiren bu hüküm, Karayolları Genel Müdürü
Yaman KÖK imzası ile firmalara gönderilen 29.8.1997 günlü, 3140 sayılı yazı
ve 8.9.1997 günlü, 6599 sayılı Bakan oluru ile getirilen “Firmalar işlerden biri‐
nin kendisinde kalması halinde, ikinci işe ancak, ortak girişim oluşturmuş olmaları
ve önceden idarenin uygun görüşünü almış olmaları şartıyla teklif verebilirler.”
şeklinde değiştirilmiş ise de bu düzenlemenin de ihaleleri birbirleriyle iliş-
kilendirdiği ve ihaleye katılımı sınırlandırdığı açıktır.
Üç proje halindeki işin altı kısma bölünmesinin sanık Bakanın talimatı
ile gerçekleştiği sanığın beyanı ve tüm dosya kapsamı ile sabit olmuştur.
2886 sayılı Kanun hükümleri dışında ihale edilen yolun, Bakanlar Ku-
rulunca üç proje halinde yapılmasına karar verilmiş olmasına rağmen Ba-
kanlar Kurulundan yeni bir karar alınmaksızın Bakanın yetkisini aşarak
“Bolaman-Perşembe” yolu dışındaki diğer işlerin parçalara bölünmesi, ihale
usul ve esaslarında sonradan yapılan ve Bakan oluruna bağlanan değişik-
liklerle ihalelerin birbirleriyle ilişkilendirilmesi ve katılımın sınırlandırılması
sonucunda, ihalelere katılan firmaların tamamının ihale kazanmasının yolu
açılmış ve rekabetin en üst seviyede gerçekleştirilmesi engellenmiştir.
Yaşar Topcu Kararı
111
c‐ Davet edilen firmaların gizli tutulması gerektiği halde ihalelerde
firmaların birbirleriyle ortak girişimler oluşturmasını teşvik ede‐
cek mahiyette usul ve esasların belirlenmesi
Meclis soruşturma komisyonu raporunda, ihale usul ve esaslarında yer
alan “firmalar işlerden birinin kendisinde kalması halinde ikinci işe ancak,
ortak girişim oluşturmuş olmaları ve önceden idarenin uygun görüşünü al‐
mış olmaları şartıyla teklif verebilirler” şeklindeki düzenleme ile idarenin
ayrı ayrı davet ettiği firmaları ortak girişim oluşturmaları yönünde teşvik
ettiği, “önceden idarenin uygun görüşünü almış olmaları” şartının getiril-
mesi ile de kimin kiminle ortak girişim yapacağına da idarenin izin vereceği
izleniminin oluşturulduğu, böylece ihalelerdeki gizlilik ilkesinin ihlal edil-
diği iddia edilmiştir.
Sanık, konuya ilişkin yaptığı savunmalarında, ihaleye katılanların ihale-
den önce veya sonra ortak girişim yapmalarının normal bir durum oldu-
ğunu, her iki halde de ortaklık kurmanın ihalelerde anlaşma olarak kabul
edilemeyeceğini, nitekim daha önce yapılan Bolu Dağı geçişi ihalesinde ayrı
ayrı teklif veren Güriş-Metiş ortaklığı ile Limak firmasının sonradan ortaklık
kurduklarını, ihalelerden birisini alan firmanın diğer ihalede pilot firma
olamayacağına ilişkin getirilen düzenlemenin, bir firmanın bütün ihaleleri
almasına engel olmak olduğunu, firmaların ortak girişim kurmasını ve da-
vet edilen firmaların gizli tutulması gerektiği yönünde bir düzenlemenin
bulunmadığını, ihaleye girecek firmaların kimler olduğunu yayınlayan ku-
ruluşların bulunduğunu ifade etmiştir.
İhaleye davet edilen firma temsilcisi tanıklar beyanlarında, ihaleden ön-
ce katılacakların kimler olduğu konusunda idare ile bir görüşmelerinin ol-
madığını, katılacak firmaları bu konuda yayın yapan dergilerden veya kişi-
sel ilişkileri yoluyla öğrendiklerini, Karadenizde iş yapmanın zorluğu nede-
niyle burada iş yapan firmaların deneyiminden yararlanmak ve finansal
kaynak bulmak amacıyla ortak girişim oluşturduklarını ifade etmişlerdir.
Bir ihale hangi usul ve esas ile yapılırsa yapılsın ihalede rekabet ve açık-
lığın sağlanması temel ilkedir. İhalelerde firmaların ortak girişim kurması
olağan bir durum ise de bunun ihaledeki rekabet ve açıklığı engellememesi
gerekir.
Davet usulü ile yapılan ihalelerde ise davet edilen bir firmanın ihaleye
davet edilmeyen bir firmayla ortak girişim kurması rekabeti engellemez.
Nitekim, ihalenin yapıldığı tarihte Karayolları Genel Müdürü olan Yaman
KÖK de 21.4.2005 günlü duruşmadaki “... dışarıda da kalmış firmalar olabilir,
bunlar da belge almış firmalarla bir firma davet ettiğimiz firmaların bir tanesi ala‐
madığı takdirde ortaklık kurarak, yani, dışarıdaki büyük firmalarla ortaklık kurarak
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
112
iş almalarını sağlamak, rekabeti artırma gayesiyle biz bunu aldık.” şeklindeki ifa-
desiyle bu durumu teyit etmektedir. Tanık, soruşturma komisyonuna ver-
diği ifadesinde de davet edilen firmaların idareden onay almalarına gerek
olmadığını ve esasen söz konusu firmalara bu yönde bir onay da vermedik-
lerini beyan ederek, getirilen düzenlemelerin davet edilen firmalar ile davet
edilmeyen firmalar arasında ortaklık kurulması durumuna ilişkin olduğunu
yinelemiştir.
Bu bağlamda, ihaleye sonradan çağrılan Metiş-Güriş ortaklığının davet
öncesinde ortak girişim oluşturmaları ihaledeki rekabeti engellememektedir.
Yine, ihaleye davet edilen Entes firması ile ihaleye davet edilmeyen Kolin
firmasının ortak girişim kurması da ihaledeki rekabeti arttıran bir durum-
dur. Ancak, davet edilen diğer firmaların birbirleriyle ortak girişim kurma-
sına yönelik usul ve esaslar belirlenerek idarenin buna izin vermesi duru-
munda rekabetin sağlandığı söylenemez.
Bu açıklamalar ışığında olaya baktığımızda, 8.9.1997 günlü, 6599 sayılı
Bakan oluru ile getirilen “...firmaların işlerden birinin kendisinde kalması
halinde ikinci işe ancak, ortak girişim oluşturmuş olmaları ve önceden ida‐
renin uygun görüşünü almış olmaları şartıyla teklif verebilmeleri suretiyle
ihale edilmesi...” şeklindeki düzenleme ile davet edilen firmaların ihale ön-
cesinde ortak girişim oluşturmalarının yolu açılmış ve firmaların ikinci işe
ancak ortaklık kurmak suretiyle katılmalarına olanak sağlanarak rekabet
ortamı sınırlandırılmıştır. Nitekim, bütün ihalelerin ortak girişim oluşturan
firmalar tarafından kazanılmış olması da bu durumu teyit etmiştir.
İhalelerde gizlilik sadece, ihalenin yapılış aşamasında ve verilen teklif-
lere ilişkin olup bunun dışında ihalelerde asıl olan, açıklık ve şeffaflık oldu-
ğundan, ihalede gizliliğin ihlal edildiği konusunda değerlendirme yapılma-
sına gerek görülmemiştir.
d‐ Müteahhitlerin ihale öncesinde anlaştıklarını gösteren bir çok bul‐
gu olmasına rağmen bu bulguların dikkate alınmadan ihalelerin
sonuçlandırılmasına göz yumulması
Meclis soruşturma komisyonu raporunun, “Hukuki Değerlendirme” ana
başlığı altındaki “Müteahhitlerin ihale öncesinde anlaştıklarını gösteren bulgular”
alt başlığı altında yapılan değerlendirmede;
‐ Firmalar çok sayıda münferit teklifler vermiş olmalarına rağmen, hiçbir ihale‐
nin tek bir firmada kalmadığı, ihale üstlenen firmaların ihale tarihinden önce ortak
girişim oluşturdukları ve ihalelerin bu ortak girişimler tarafından üstlenildiği,
‐ Ortak girişim halinde yüksek tenzilatta bulunan firmaların, münferit olarak
çok daha düşük tenzilatta bulunduğu,
Yaşar Topcu Kararı
113
‐ Davet edilen onbeş firmanın; bir tanesinin ihalelere katılmayacağını önceden
idareye bildirdiği ve katılmadığı, bir tanesinin de hiçbir ortak girişimde bulunmadan
münferit olarak ihalelerin tamamına düşük oranlarda teklifte bulunduğu, geri kalan
onüç firmanın ise ikişerli‐üçerli ortak girişimler halinde ihaleleri üstlendiği,
‐ Son ihaleleri kazanan firmaların, ilk ihalelerde kazanabilecek indirim oranları
belli olmasına rağmen, aldıkları ihaleye kadar iş alabilecek tekliflerde bulunmadığı,
düşük tekliflerde bulunduğu,
‐ İhale kazanan bir firmanın (Özışık) ortak girişim halinde üstlendiği ihale dı‐
şında kalan beş ihaleden dördüne teklif vermediği ve bir tanesine de en düşük teklifi
verdiği yani üstlenmek için hiçbir gayrette bulunmadığı ve diğer firmaların da ben‐
zer davranışlarda bulunduğu,
‐ İhale kazanan dört firmanın (Yüksel, Özışık, Polat, Cengiz), bu ihalelerden
önce de Karadeniz sahil yollarında iş üstlendikleri, yeni üstlendikleri işlerin eski
işlerinin bitişiğinde olduğu ve bu durumun da dikkat çekici olup tesadüfle ya da
arzu etmekle izahının mümkün olmadığı,
hususlarının firmaların önceden anlaştıklarını gösterdiği, bu durumun
müsebbibinin ise usul ve esaslara ortak girişim oluşturmaları konusunda
firmaların önceden idarenin uygun görüşünü almış olmaları şartının konul-
duğu (idare yazılı bir ortak girişim izni vermemiş ise de) göz önüne alındı-
ğında, ihale usul ve esaslarını belirleyen idarenin olduğu ve bu durumun
ihaleye fesat karıştırma suçunun hile unsurunu oluşturduğu ileri sürül-
müştür.
Sanık konuya ilişkin savunmasında özetle, her ihaleye bir ortak girişi-
min katılıp diğerlerinin münferit kaldığı savının ciddi olmadığını, her ihale-
ye birden fazla ortak girişimin teklif verdiğini, ortak girişimlerin yüksek
tenzilat vermiş olmasının firmaların anlaştığı anlamına gelmeyeceğini, bazı
firmaların şantiyelerinin bitişiğindeki ihaleleri almasının normal olduğunu,
bu durumun anlaşma veya fesat karıştırma ile bir ilgisinin bulunmadığını
beyan etmiştir.
Karadeniz sahil yolunda müteahhitlerin bu ihalelerden önce üstlendik-
leri ihaleler şunlardır:
Yüksel İnşaat Ünye Bolaman yolu,
Özışık İnşaat Espiye-Çarşıbaşı yolu,
Polat inşaat Çarşıbaşı- Trabzon-Araklı yolu,
Cengiz İnşaat Hopa Kemalpaşa-Sarp yolu.
Firmaların kazandıkları ihaleler ise şöyledir:
Yüksel İnşaatın içinde bulunduğu ortak girişim Bolaman-Perşembe yo-
lu,
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
114
Özışık firmasının içinde bulunduğu ortak girişim Giresun-Espiye yolu,
Polat İnşaatın içinde bulunduğu ortak girişim Araklı-İyidere yolu,
Cengiz İnşaatın içinde bulunduğu ortak girişim Çayeli-Ardeşen-Hopa
yolu.
İhalelere katılan firmalar ve verdikleri teklifler aşağıdaki tabloda göste-
rilmiştir:
30.09.1997 01.10.1997 02.10.1997
Saat
10.00
Saat 15.00 Saat 10.00 Saat
15.00
Saat 10.00 Saat 15.00 Firmalar
Çayeli‐
Ardeşen‐
Hopa
İyidere‐
Çayeli
Araklı‐
İyidere
Giresun‐
Espiye
Piraziz‐
Giresun
Bolaman‐
Perşembe
Cengiz 15,17 15,55 Teşekkür Teşekkür Teşekkür
Mapa 16,48 13,13 16,40 15,95 16,50
Makyol
20,30
15,75 13,52 13,72 Değ.alın-madı 14,92
Bayındır 17,56 12,82 12,78 13,17
Limak
16,15 17,55
12,88 16,52 13,66 16,78
Polat 15,70 15,88 Teşekkür Teşekkür Teşekkür
Doğuş 14,17 15,68
18,50
15,05
Tekfen 11,50 11,80 13,72
14,20 13,60
Yüksel 12,12 12,50 14,83 15,16
Nurol 13,48 16,51
16,22
15,76 16,11
17,25
Güriş +
Metiş
O.G
14,25 16,53 16,00 Teşekkür Teşekkür
Özışık Teşekkür Teşekkür Teşekkür
16,91
11,00 Teşekkür
Entes+
Kolin Teşekkür 13,78 14,68 Teşekkür 16,80 Teşekkür
Yaşar Topcu Kararı
115
Enka 14,00 13,25 13,85 13,68 13,20 12,52
Kutlutaş Katılmadı Katılmadı Katılmadı Katılmadı Katılmadı Katılmadı
Sanık ile ihaleye katılan ve teklif veren firma temsilcisi olan müteahhit-
ler ihale öncesinde anlaşmadıklarını söylerken, tanık Hasan Ekinci ve Mah-
mut Yıldız firmalar arasında bir anlaşma olduğunu söylemiştir.
Tanık olarak dinlenilen ihale kazanan firma temsilcileri beyanlarında,
ihale edilen yolların bitişiğinde devam etmekte olan işlerinin bulunması,
şantiyelerinin kurulu olması ve bu durumun kendilerine maliyet açısından
bir avantaj sağlaması nedeniyle yaptıkları işin bitişiğindeki işin ihalesine
daha yüksek tenzilat verdiklerini ifade etmişlerdir.
Yukarıdaki tablo ve verilerde belirtildiği üzere, ihaleye davet edilen ve
katılan firmalardan bir tanesi hariç tamamının ihale kazandığı, firmaların
daha önce yaptıkları işin bitişiğindeki ihalelere daha fazla tenzilat vererek
bu ihaleleri kazandığı anlaşılmıştır. Ancak, firmalarla sanık Bakan arasında
ortak hareket etme olgusu saptanamadığı sürece, bundan dolayı sanığa bir
sorumluluk yüklemek mümkün değildir. Esasen ceza hukukunda kuşku ve
varsayımlara dayalı olarak hüküm kurulamaz. Aksine, kuşkudan sanık ya-
rarlanır ilkesi temel bir ilkedir.
Soruşturma komisyonu raporunun “Araştırma ve Tespitler” başlıklı bö-
lümünde ayrıca, dava konusu ihaleye fesat karıştırıldığına ilişkin eski Or-
man Bakanı Hasan Ekinci tarafından noterde yaptırılan tespitten de söz
edilmiştir.
Hasan Ekinci, kendisine gelen bir müteahhidin yapmış olduğu ihbarı
yazılı hale getirip Ankara 7. Noterine 29.9.1997 gün ve 20849 yevmiye nu-
marası ile tespit ettirmiştir.
Hasan Ekinci, 30.9.1997 tarihinde ihalesi yapılan Çayeli-Hopa işinin tes-
pit ettirildiği şekilde Cengiz İnşaata verilmesinden bir gün sonra kamu oyu-
nu bilgilendirmek amacıyla bir basın duyurusu yapmıştır.
21.11.1997 tarihinde Doğru Yol Partisi milletvekillerinin bir kısmı tara-
fından, Karadeniz sahil yolu ihalelerinde ihaleden önce anlaşma olduğu ve
ihaleye fesat karıştırıldığı iddiasıyla Yaşar Topcu hakkında gensoru açılması
için TBMM Başkanlığına bir dilekçe verilmiştir.
Yaşar Topcu bu gelişmeler üzerine 26.11.1997 tarihinde Hasan Ekin-
ci’nin bilgi ve ifadesine başvurularak ihaleyle ilgili iddialar hakkında soruş-
turma açılması için Cumhuriyet Başsavcılığına başvurmuş, bu başvuru hak-
kında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 8.1.1998 tarihinde sanığa (Hasan
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
116
Ekinci) isnat edilen eylemin Türk Ceza Kanununun 366., 367. ve 368. mad-
delerinde yazılı suçları oluşturmadığı gibi Türk Ceza Kanunu ve özel ceza
kanunlarında belirtilen suçlardan herhangi birini de oluşturmadığından
sanık hakkında takibata yer olmadığına karar verilmiştir.
Hasan Ekinci söz konusu ihalelere fesat karıştırıldığını belirterek
5.12.1997 gününde ihalelerle ilgisi olan kişiler hakkında Cumhuriyet Başsav-
cılığına suç ihbarında bulunmuş, bu ihbar hakkında Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığı, yapılan incelemelerde ihaleye fesat karıştırıldığına dair delil ve
emare elde edilemediğinden ihale komisyonu üyeleri ve ihaleyi onaylayan
genel müdür hakkında kovuşturmaya yer olmadığına, Bakan hakkında ise
Bakanların soruşturmasının TBMM Başkanlığına ait olduğu belirtilerek taki-
bata yer olmadığına 16.3.1998 gününde karar vermiştir.
Yaşar Topcu bu konuyla ilgili olarak, Hasan Ekinci’nin bir basın toplan-
tısı yaptığını, bu ihalede anlaşma ve yolsuzluk olduğunu, ihaleye fesat ka-
rıştığını söylediğini, belgesinin bulunduğunu ve notere vererek resmileştir-
diğini söylediğini, kendisine herhangi bir belge, ihbar ve şikayetin gelmedi-
ğini, söz konusu belgeyi noterden temin ettiğini, bu sırada kendisi hakkında
gensoru verildiğini, gensoru önergesini ve Hasan Ekinci’nin basın toplantı-
sında dile getirilen hususları savcılığa ihbar ettiğini, savcılığın da takipsizlik
kararı verdiğini, noterden temin ettiği belgede ciddi sayılamayacak derece-
de tahminlerin olduğunu, belgede falanca yeri falanca inşaat alacak dendi-
ğini o yeri o şirketin aldığını fakat ortakların tespit belgesinde olmadığını,
Hasan Ekinci’nin bir pazarlıktan haberdar olması halinde, bunu ortaklarıyla
birlikte yazması gerektiğini, tespiti yapılan yolların ihalesinin bulunmadığı-
nı söylemiştir.
Dönemin Karayolları Genel Müdürü Yaman Kök, söz konusu ihalelerde
verilen teklifler ve firmaların girişimleri hususunda kendisinin de şüphele-
rinin olduğunu kabul ettiğini ancak, ita amiri olarak şüpheyle iş yapma du-
rumunun olmadığını, herhangi bir işlemde bulunması için somut delillere
sahip olması gerektiğini söylemiştir.
Karadeniz sahil yolu ihalelerini yapan ihale komisyonu başkanı ve üye-
leri Yüce Divanda tanık sıfatıyla vermiş oldukları ifadelerinde, ihalelere
davet edilen firmaların önceden aralarında anlaştıklarına dair ihale komis-
yonuna herhangi bir ihbar ve yazının gelmediğini, bu konuyu ihaleden son-
ra basından duyduklarını, basında yapılan bir açıklamayı esas alarak bir
işlem yapamayacaklarını ve ihale mevzuatı çerçevesinde ihaleleri yapmaya
devam ettiklerini belirtmişlerdir.
Söz konusu noter tespit tutanağında Çayeli-Hopa işinin Cengiz İnşaata
verileceği belirtilmiş, ancak, ihaleyi tespitte belirtildiği şekilde Cengiz İnşaat
Yaşar Topcu Kararı
117
tek başına almamış Mapa ve Makyol firmaları ile ortak girişim halinde üst-
lenmiştir. Yine söz konusu tespitte Polat ve Özışık firmalarının da ihale ala-
cakları belirtilmiş fakat hangi ihaleleri alacakları gösterilmemiştir. İhale so-
nucunda bu firmaların da başka firmalarla kurdukları ortak girişimlerle
ihaleleri üstlendikleri tespit edilmiştir.
Soruşturma komisyonunun, ihalelerin hazırlanmasında ve icra edilme-
sinde karar aşamalarına katılan dönemin bürokratları hakkında ilgili bakan-
lık nezdinde tahkikat yapılması için yaptığı suç duyurusu üzerine, Bayın-
dırlık ve İskan Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığınca TBMM Başkanlığına
hitaben yazılan 27.4.2005 günlü yazıda, daha önce aynı kişiler hakkında An-
kara Cumhuriyet Başsavcılığınca kovuşturmaya yer olmadığına karar veril-
diği, 4483 sayılı Kanunun 5. maddesinin ikinci fıkrası gereğince daha önceki
ön incelemenin neticesini etkileyecek yeni bilgi ve belgenin sunulmaması
nedeniyle suç duyurusunun işleme konulmadığı bildirilmiştir.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden, Hasan Ekinci tarafından yaptırılan noter
tespitinin gerçekleşen ihale sonucu ile tam olarak uyuşmadığı anlaşılmıştır.
Ayrıca, Hasan Ekinci’nin yaptığı suç duyurusu üzerine Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığınca ihaleye fesat karıştırıldığına dair delil ve emare elde edile-
mediğinden ihale komisyonu üyeleri ve ihaleyi onaylayan genel müdür
hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Bayındırlık ve
İskan Bakanlığı da soruşturma komisyonunun yaptığı suç duyurusunu, bu
takipsizlik kararını baz alarak dikkate almamıştır. İhaleyi iptal yetkisinin
Karayolları Genel Müdürüne ait olması dikkate alındığında, bundan dolayı
sanık Bakana bir sorumluluk yüklenemeyeceği açıktır.
Bu nedenlerle sav yerinde görülmemiştir.
e‐ Şartnameler gereği ihalelerde kabul edilmemesi gereken teklif
mektuplarının ihale komisyonu tarafından geçerli sayılmasına
göz yumulması
Meclis soruşturma komisyonu raporunda;
- Karadeniz sahil yolu ihalelerinde, ihale komisyonunca ihale usul ve
esasları ile ihale şartnamesine uyulmadığı,
- Teklif mektubunun bir parçası olarak değerlendirilmesi gereken kredi
niyet mektuplarının fiziken yeterli görüldüğü, hazineye getireceği yükün
değerlendirilmediği, kredi niyet mektuplarının resmi makamlarca teyit
edilmemiş oldukları halde geçerli kabul edildiği,
- İhale komisyonunca ihalelerin yapılmasında kredi niyet mektuplarının
Hazine Müsteşarlığınca kabul edilebilir nitelikte olup olmadığına ilişkin bir
teyidin aranmadığı ve ihale kararlarında da bu konuda bir bilginin bulunmadı-
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
118
ğı, ihale dosyalarında sadece ihaleyi kazanan firmaların finansman tekliflerinin
bulunduğu ve sonuç olarak hazine tarafından firmaların getirdikleri kredi niyet
mektuplarının hiç birisinin sonuçlandırılmadığı,
ileri sürülmüştür.
Sanık bu konuya ilişkin savunmasında, işin sözleşme ve uygulama saf-
hasındaki bu tür belgelerden kendisine suç yüklenemeyeceğini ifade etmiştir.
İhale usul ve esaslarında, bütün kredilerin, hükümet kredileri dahil, kre-
diyi veren kuruluşça kredinin şartlarını belirten resmî bir mektupla teyit
edilmesi ve bu mektubun teklifin bir parçası olması, teyit edilmiş kredi tek-
lifi şartlarının Hazine Müsteşarlığınca kabul edilebilir nitelikte olması ge-
rektiği belirtilmiştir.
İhale şartnamesinde de şartnamelerde yazılı belgeler ile teminatı usu-
lüne uygun ve tam olmayan isteklilerin teklif mektubunu taşıyan iç zarfları-
nın açılmayacağı, başkaca işleme konulmadan diğer belgelerle birlikte ken-
dilerine veya vekillerine iade olunacağı ve bunların ihaleye katılamayacak-
ları, sözleşmenin ancak, bu projenin finansmanı ile ilgili kredi anlaşmasının
yürürlüğe girmesi ile geçerli olacağı ve yürürlüğe gireceği, firmaların kredi
teklif formuna ek olarak bütün kredilerin koşullarını ve bunların krediyi
vermiş olan kurumlarca resmi olarak teyit edilmiş belgelerini ekleyecekleri
hususu yer almıştır.
Bu konuda Hazine Müsteşarlığı temsilcileri ihaleden önce kredi teklifle-
rinin onaylanması gibi bir durumun söz konusu olmadığını, Müsteşarlığın
dış kredili işlerde öncelikle işin kredili yapılması hususunda izin verdiğini,
teklifler değerlendirilip, kazanan firma belli olduktan sonra onun kredi tek-
lifinin aktarıldığını ve Hazine Müsteşarlığının da kendisine uygun krediyi
onayladığını belirtmişlerdir (Dava konusu ihalelerde de hazine, firmaların
getirdiklerinin dışında bir kuruluştan sağlanan krediyi onaylamıştır.).
Tanık olarak dinlenilen ihale komisyonu başkan ve üyeleri ise ihale aşa-
masında böyle bir bilgi ve belgenin olmadığını, ancak, şifahi olarak onayın
alınmış olması, aksi halde ihalelerin sonuçlanmamasının gerektiğini ve o
dönemde komisyon olarak hep birlikte karar verdiklerini belirtmişlerdir.
Genel Müdür Yaman Kök ise bu ihalenin geçerli olabilmesi için kredi
şartlarının Hazine Müsteşarlığınca onaylanması gerektiğini, Müsteşarlığın
kredi şartlarını kabul etmediği sürece ihalenin geçerli olamayacağını belirt-
miştir.
Hazine Müsteşarlığı temsilcilerinin ve dinlenilen tüm tanıkların beyan-
larından, ihale öncesinde, ihaleye katılacak firmaların kredi teklif mektupla-
Yaşar Topcu Kararı
119
rının Hazine Müsteşarlığı tarafından onaylanması gibi bir durumun söz ko-
nusu olmadığı anlaşılmaktadır.
Öncelikle, “şartnameler gereği ihalelerde kabul edilmemesi gereken teklif mek‐
tuplarının ihale komisyonu tarafından geçerli sayılmasına göz yumulduğu iddi‐
ası”nın muhatabı sanık Bakan değildir. Zira, sanık ihale usul ve esaslarını
belirleyen kişidir. Belirlenen ihale usul ve esaslarına uygun olarak ihaleyi
yapmak ihale komisyonunun görevidir. Dolayısıyla, ihalelere verilen kredi
teklif mektuplarının öngörülen şartları taşıyıp taşımadığının belirlenmesi
görev ve sorumluluğu ihaleyi yapan komisyona aittir. Sanık ise ihale komis-
yonunda görev almadığı gibi ihaleyi onaylayan (ita amiri) konumunda da
değildir.
Bu nedenlerle, sanığa yüklenilen şartnameler gereği ihalelerde kabul
edilmemesi gereken teklif mektuplarının ihale komisyonu tarafından geçerli
sayılmasına göz yumduğu savı yerinde görülmemiştir.
2‐ İhaleye fesat karıştırma suçunun “haksız menfaat” unsuru
olarak ileri sürülen savlar
a‐ İhale şartnamesinin, müteahhitlerin ihaleye davetinden sonra ha‐
zırlanması, zeyilname ile fiyatlarda değişiklikler yapılması, proje‐
ler tamam olmadan işlerin ihaleye çıkarılması, sağlıksız keşifler
hazırlanması suretiyle %142’lere varan keşif artışlarına sebep
olunması, yüksek taşıma katsayıları ve köprü inşaat zamları uygu‐
lanmak suretiyle daha sonra yapılan benzer ihalelerde taşıma kat‐
sayısı A=1 ve köprü zamsız olması durumunda nakliye fiyatı ola‐
rak ödenecek miktarın toplam 147,1 milyon Amerikan Doları tuta‐
rında fazla ödeme yapılmasına neden olunması
Bu iddia, beş alt iddiayı içermektedir:
- İhale şartnamesinin müteahhitlerin ihaleye davetinden sonra hazırlan-
ması,
- Zeyilname ile fiyatlarda değişiklikler yapılması,
- Projelerin tamam olmadan işlerin ihaleye çıkarılması,
- Sağlıksız keşifler hazırlanması suretiyle %142’lere varan keşif artışla-
rına sebep olunması,
- Yüksek taşıma katsayıları ve köprü inşaat zamları uygulanmak sure-
tiyle daha sonra yapılan benzer ihalelerde taşıma katsayısı A=1 ve köprü
zamsız olması durumunda nakliye fiyatı olarak ödenecek miktarın toplam
147,1 milyon Amerikan Doları tutarında fazla ödeme yapılmasına neden
olunması.
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
120
aa‐ İhale şartnamesinin müteahhitlerin ihaleye davetinden sonra ha‐
zırlanması
Meclis soruşturma komisyonu raporunda, ihale şartnamesinin ihale usul
ve esasını belirleyen 25.8.1997 günlü ilk Bakan oluru ile firmalara gönderilen
26.8.1997 günlü davet mektuplarından daha sonra, 19.9.1997 günlü, 3364
sayılı Bakan oluru ile yürürlüğe konulduğu ve davet edilen firmaların tespi-
ti ve davetinden sonra düzenlenen şartnamenin içeriğine davet edilen firma-
ların etki edip etmediği kuşkusunu oluşturduğu iddia edilmiştir.
Sanık savunmasında, şartnamenin Karayolları Genel Müdürlüğü tara-
fından hazırlandığını ve Karayolları Genel Müdürlüğü elemanlarını bu şe-
kilde suçlayan bir ithamı kabul etmediğini beyan etmiştir.
İhale usul ve esasları ilk olarak 25.8.1997 günlü, 3099 sayılı Bakan oluru ile
belirlenmiş, 26.8.1997 günlü, 6246 sayılı Bakan oluru ile işlerin altı kısım ha-
linde ve onbir firma davet edilerek kapalı teklif istenilmesi suretiyle ihale
edilmesine karar verilmiş, 26.8.1997 gününde her iş için Karayolları Genel
Müdürü Yaman Kök imzasıyla onay belgeleri düzenlenmiş, 8.9.1997 günlü,
6599 sayılı Bakan oluru ile onbir firmaya ilaveten dört firmanın daha davet
edilmesine karar verilmiş ve 19.9.1997 günlü, 3364 sayılı Bakan oluru ile ihale
şartnamesi ve sözleşme tasarısı firmalara davetiye gönderildikten sonra yü-
rürlüğe konulmuş ise de şartnamelerde öngörülen hangi hususların firmaların
etkisiyle dahil edildiği konusunda somut bir iddia ortaya konulmadığı gibi
çağrılan firmalar lehine idarece düzenlemeler yapılması konusunda sanığın
sorumlu tutulmasını gerektiren bir kanıta da rastlanılmamıştır.
Açıklanan nedenlerle, sanık hakkında bu konuda ileri sürülen sav ye-
rinde görülmemiştir.
bb‐ Zeyilname ile fiyatlarda değişiklikler yapılması
Meclis soruşturma komisyonu raporunda, firmalar belirlenip davet ya-
zıları gönderildikten sonra, 19.9.1997 günlü, 3367 sayılı Karayolları Genel
Müdürü Yaman KÖK imzalı davet gönderilen firmalar dağıtımlı yazı eki zeyil-
namede; tünel uzunluk zamlarında, tünel keşiflerinde, bazı pozlarda, köprü
inşaat zamlarında değişiklikler yapıldığı, bu hususların firmaların tespiti ve
davetinden sonra yapılmasının düşündürücü ve şüphe uyandıran hususlar
olduğu iddia edilmiştir.
Sanık konuya ilişkin savunmasında, zeyilnamelerle yapılan değişiklikle-
rin Karayolları Genel Müdürlüğü elemanlarınca gerçekleştirildiğini ve bu
ithamın ciddiyetten uzak olduğunu ifade etmiştir.
İhale usul ve esasları ilk olarak 25.8.1997 günlü, 3099 sayılı Bakan oluru
ile belirlenmiştir. 26.8.1997 günlü, 6246 sayılı Bakan oluru ile işler altı kısım
Yaşar Topcu Kararı
121
halinde belli istekliler arasında ihaleye çıkarılmış ve ihaleye onbir firma
davet edilmiştir. 8.9.1997 günlü, 6599 sayılı Bakan oluru ile davet edilen
onbir firmaya ilaveten dört firma daha davet edilmiş, daha sonra 19.9.1997
günlü, 3367 sayılı Karayolları Genel Müdürü Yaman Kök imzalı zeyilname
ile “Kapalı Teklif Usulü İhale Şartnamesi”nin bazı maddelerinde değişiklik
ve düzeltmeler yapıldığı anlaşılmıştır.
Tanık beyanlarından ve dosyadaki diğer delillerden, zeyilnamelerin Ka-
rayolları Genel Müdürlüğü görevlilerince düzenlendiği ve bu değişiklik-
lerde sanık Bakanın bir etkisinin bulunmadığı anlaşıldığından bu konuda
sanığa bir sorumluluk yüklenemeyeceği sonucuna varılmıştır.
cc‐ Projeler tamam olmadan işlerin ihaleye çıkarılması
Meclis soruşturma komisyonu raporunda, söz konusu işlere ait etüt-
proje çalışmaları sürmekte iken projeler hazırmış gibi ihalelere çıkıldığı,
projelerin ihalelerden oniki ila yirmialtı ay sonra onaylandığı, proje firmala-
rınca yapılmış olması gereken projelerin bir bölümünün ve çok sayıda proje
değişikliğinin yapım müteahhitlerine yeniden yaptırıldığı ve ayrıca proje
bedellerinin ödenmesine yol açıldığı gibi, yapılan bu ilave projeler ve proje
değişiklikleri ile büyük oranda keşif artışlarına yol açıldığı iddia edilmiştir.
Sanık savunmasında özetle, (9/19) Esas Numaralı Meclis Soruşturma
Komisyonunun üç kişilik bilirkişi heyeti kurduğunu ve bu heyetin projele-
rin var olduğuna dair rapor sunduğunu, yine bu hususun Karayolları Genel
Müdürlüğü tarafından soruşturma komisyonuna gönderilen yazılarla da
sabit olduğunu belirterek, projelerin var olduğunu ifade etmiştir.
Gerek sanık ve gerekse tanıklar ifadelerinde, dava konusu yolların avan
(ön) projelerinin ihale öncesi hazır olduğunu beyan etmiş iseler de bu husu-
sun açıklığa kavuşturulmasında öncelikle dosyadaki yazılı bilgi ve belgele-
rin dikkate alınması gerekmektedir.
Söz konusu projelerin kısımlara ayrıldıktan sonraki durumları, ihale ta-
rihi itibarıyla, aşağıdaki tabloda gösterilmiştir:
YOLUN ADI
ETÜD‐
PROJE
İHALE
TARIHİ
ETÜD‐
PROJEYİ
YAPAN
GÜZER‐
GAH
ONAYI
PROJE
ONAY
TARİHİ
İHALE
TARİHİNDE
Kİ PROJE
DURUMU
Bolaman‐
Perşembe
(Bölünmüş
yol)
15.1.1997 Temelsu A.Ş. - 05.03.1999
Devam
Ediyor
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
122
Piraziz-
Giresun
(Giresun geç.
Hariç)
Emanet Karayolları 10.BL.MD. - 06.12.1995
Projesi Var
(Bölünmüş
yol)
Yapım
İhalesi
Bünye-
sinde
Entes-Kolin
Ortak Giri-
şimi
16.11.1998 -
Giresun –
Espiye
(Giresun geç.
Hariç)
Emanet Karayolları 10.BL.MD. - 20.02.1997
Projesi Var
(Bölünmüş
yol)
Yapım
İhalesi
Bünye-
sinde
Güriş-
Metiş-
Özışık Or-
tak Girişimi
09.12.1999 -
Araklı‐
İyidere
(Bölünmüş
Yol)
11.12.1995 Y.Domaniç Ltd. Şti. 14.02.1997 29.09.1998
Devam
Ediyor
İyidere‐
Çayeli
(Bölünmüş
Yol)
11.12.1995 Y.Domaniç Ltd. Şti. 14.02.1997 29.09.1998
Devam
Ediyor
Çayeli‐
Ardeşen‐
Hopa
(Bölünmüş
Yol)
18.12.1995 Temat A.Ş. - 30.11.1998 Devam Ediyor
Yukarıdaki tabloya göre; Bolaman-Perşembe, Araklı-İyidere, İyidere-Ça-
yeli ve Çayeli-Ardeşen-Hopa yollarına ait projelerin ihale tarihinde olmadı-
ğı iddia edilmektedir.
Bir önceki dönemde kurulan (9/19) Esas Numaralı Meclis Soruşturma
Komisyonu Raporunun 48. sayfasında, Araklı-İyidere yolunun proje ihalesi-
nin 18.12.1995, yüklenici firmanın Yüksel Domaniç Müh. Ltd. Şti. ve etüt onay
tarihinin 14.2.1997; İyidere-Çayeli yolunun proje ihalesinin 18.12.1995, yükle-
nici firmanın Yüksel Domaniç Müh. Ltd. Şti. ve etüt onay tarihinin 14.2.1997;
Çayeli-Ardeşen-Hopa yolunun proje ihalesinin 11.12.1995, yüklenici firmanın
Temat A.Ş. ve güzergah onay tarihinin 15.5.1997 olduğu, proje firmalarının
Yaşar Topcu Kararı
123
sorumluluğunda yürütülen projelerde arazi çalışmalarının tamamlandığı,
güzergah ve kırmızı hat onaylandıktan ve esas enkesitler hazırlandıktan sonra
yapım ihalesine esas metrajların ilgili firmalara hazırlattırıldığı, söz konusu
ihalelerde bu keşiflerin proje firmalarınca düzenlenen metrajlar ile güzergah-
lar ve araştırma raporlarına göre yapıldığı belirtilmiştir.
(9/19) Esas Numaralı Meclis Soruşturma Komisyonuna bilgi vermek
üzere oluşturulan üç kişilik bilirkişi heyetince verilen raporda;
“…ihale edilen yolların otoyol kalitesinde olduğu, yolların güzergah, enine ke‐
sitler, sanat yapılarının yerlerini ve ölçülerini, köprü, tünel, yer ve ölçülerini, tah‐
kimat yer ve ölçülerini gösteren projelerin olduğunu, ihale zarfında bulunması gere‐
ken keşif özetinin bunlara göre yapıldığı, yol inşaatlarında ihale öncesi projelerin
gerektikçe revize edilmesinin olağan olduğu…” belirtilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının esas hakkındaki görüşünde beyan
ettiği Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2003/281 esas sayılı dava dosya-
sındaki 25.5.2004 günlü bilirkişi raporunda da dolaylı olarak, dava konusu
olan İyidere-Çayeli, Piraziz-Giresun ve Çayeli-Ardeşen-Hopa yollarının
avan projelerinin bulunduğu ve ihalelere bu şekilde çıkıldığı belirtilmiştir
(Bilirkişi raporu, s. 36, s. 162).
Diğer taraftan, dosyada bulunan ve Karayolları Genel Müdürlüğü tara-
fından Meclis soruşturma komisyonuna iletilmek üzere “Araştırma Plan-
lama ve Koordinasyon Dairesi Başkanlığı”na yazılan 10.6.2004 günlü,
258/5058 sayılı yazıda ise Araklı-İyidere, İyidere-Çayeli ve Çayeli-Ardeşen-
Hopa yollarının 14.2.1997 gününde sürekli plan olarak onaylı projesine göre
ihalesine çıkıldığı belirtilmiştir. Aynı yazıda, Bolaman-Perşembe yolunun
ise 25.6.1997 gününde onaylanan etüt geçki planına göre yapılan metraj ve
keşif üzerine ihalesinin yapıldığı bildirilmiştir.
Tanık Yaman Kök 21.4.2005 günlü oturumdaki beyanında, daha önce
proje ihalesini yaptıklarını, yapım işleri ihalesinden önce de projeyi yapan
üç firmadan projelerin keşfe esas olacak şekilde hazır olduğuna dair yazı
aldıklarını ifade etmiştir.
Karayolları Genel Müdürlüğünün 5.12.2005 günlü, 17602 sayılı yazısı
içeriğinde, idareye teslim edilen projelerin avan ya da uygulama projesi
olup olmadığı konusunda bir bilgi yer almamaktadır.
Bu durumda dava konusu yolların ihalelerinin, sürekli plan olarak
onaylı projesine veya etüt geçki planına dayalı olarak yapıldığı anlaşıldığın-
dan bu konudaki sav yerinde görülmemiştir.
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
124
dd‐ Sağlıksız keşifler hazırlanması suretiyle %142’lere varan keşif ar‐
tışlarına sebep olunması
Meclis soruşturma komisyonu raporunda, projeleri hazır olmayan işle-
rin metrajlarının da bulunmadığı, komisyona metraj adı altında sunulan
belgelerin geçmiş tarihlerde hazırlandığı, yapılmakta olan bölünmüş yol ile
ilgisi olmayan ciddi miktar ve tutarlar içermeyen bazı çalışmalardan ibaret
olduğu, dolayısıyla keşiflerin sağlıklı hazırlanmadığı ve bunun sonucunda
söz konusu işlerde keşif artışlarının %30 ila %142 oranları arasında olduğu
iddia edilmiştir.
Sanık savunmasında, bilirkişi raporlarıyla dava konusu yolların proje ve
keşiflerinin varlığının tespit edildiğini, kendisinin hiçbir keşif artışına imza
atmadığını, kendisinden sonra verilen keşif artışlarının nedeninin büyük
çoğunluğunun proje ile ilgili olmadığını, Araklı’dan başlayıp Derepazarı’na
kadar olan yolun mevcut Başbakanın talimatıyla sahile alındığını, bazı yer-
lerdeki keşif artışlarının ise güzergah değişikliğinden kaynaklandığını, Ba-
kan olurunda yer alan “yüzde 30 oranından fazla artış temel, tünel ve benzeri
işler ile tabiî afetler gibi nedenlerden ileri gelmişse, idarenin isteği, müteahhidin
kabulü ve ilgili bakanın onayıyla, süre hariç, aynı sözleşme ve şartname hükümleri
içinde yüzde 30’u geçen işler de aynı müteahhide yaptırılabilir.” hükmünün 2886
sayılı Kanunda yer aldığını, dolayısıyla şartnamedeki hükmün kanundan
alınarak tekrarlandığını ifade etmiştir.
Sanık müdafiileri de konuya ilişkin savunmalarında, sanığın hiç bir keşif
artışı vermediğini, keşif artışlarının %80'inden fazlasının sanığın bakanlık
görevinin sona ermesinden sonra yapılan güzergah değişikliğinden kay-
naklandığını, bunların proje hatasıyla ilgisi bulunmadığını ileri sürmüşlerdir.
Tanık Yaman Kök 21.4.2005 günlü oturumda, kendi projelerinin mevcut
yola oturduğunu, bu projeye kendi zamanlarında keşif artışı verilmediğini,
daha sonra, bu projenin denize kaydırıldığını ifade etmiştir.
Tanık Mustafa Asım Özdemir 21.7.2005 günlü oturumda, keşif artışını
Zeki Ergezen’in imzaladığını, bu artışın güzergah değişikliğinden olmayıp
tünel ve heyelandan kaynaklandığını ifade etmiştir
Tanık Tuna Aksel 21.7.2005 günlü oturumda, keşif artışının projenin ek-
sik olmasından kaynaklanmadığını, Karadeniz’in doğal zorlukları nedeniyle
kati proje yapılmış olsa bile mutlaka bu keşif artışlarının olacağını ifade et-
miştir.
Karadeniz sahil yolu işi 2886 sayılı Kanunun 89. maddesi gereğince kap-
sam dışına çıkarılmıştır. Kanun kapsamı dışına çıkarılan bu işte uygulana-
cak usul ve esaslar 2886 sayılı Kanun hükümleri değil Bakan onayı ile belir-
Yaşar Topcu Kararı
125
lenen usul ve esaslardır. Dolayısıyla, 2886 sayılı Kanunun 63. maddesinde
yer alan;
“Yapım işlerine ait bir sözleşmenin uygulanması sırasında keşif ve sözleşmede
öngörülmeyen iş artışı veya eksilişi zorunlu hale gelirse, müteahhit, keşif bedelinin
%30 oranına kadar olan değişikliği, süre hariç, sözleşme ve şartnamesindeki hü‐
kümler dairesinde yapmakla yükümlüdür.
Keşif bedeli artışının %30ʹu geçmesi halinde sözleşme feshedilir. Ancak, bu du‐
rumda müteahhit işin keşif bedeli ve %30 keşif artışının karşılığı işleri sözleşme ve
şartnamesindeki hükümler çerçevesinde yapmaya zorunludur. Taahhüdün %30
keşif artışı ile bitmemesi ve tasfiye edilmesi halinde müteahhit, idareden hiçbir mas‐
raf ve tazminat isteyemez.
%30 oranından fazla artış; temel, tünel ve benzeri işler ile tabii afetler gibi ne‐
denlerden ileri gelmiş ise; idarenin isteği, müteahhidin kabulü ve ilgili bakanın
onayı ile süre hariç, aynı sözleşme ve şartname hükümleri içinde % 30ʹu geçen işler
de aynı müteahhide yaptırılabilir..”
hükmünün dava konusu ihalede uygulanması söz konusu değildir.
2886 sayılı Kanunun 63. maddesinde %30 oranından fazla artış temel,
tünel ve benzeri işler ile tabii afetler gibi nedenlere bağlanmışken, söz ko-
nusu işlerde uygulanacak olan 19.9.1997 günlü, 3364 sayılı Yaşar Topcu im-
zalı Bakan olurunda yer alan “%30 oranından fazla artış, proje kapsamı içinde
kalmak üzere işin tamamlanabilmesi için gerekli görülüyorsa idarenin isteği, müte‐
ahhidin kabulü ve Bayındırlık ve İskan Bakanının onayı ile süre hariç, aynı sözleşme
ve şartname hükümleri içinde aynı müteahhide yaptırılabilir.” hükmünde ise %30
oranından fazla artış için herhangi bir sebep belirtilmemiştir. Bir başka ifade
ile 2886 sayılı Kanunun 63. maddesinde belirtilen %30 oranından fazla artışa
ilişkin düzenleme ile Bakan olurunda belirtilen düzenleme birbirinden ta-
mamen farklıdır.
Sanık müdafiileri, dava konusu yollara sonradan verilen %30 üzeri keşif
artışları nedeniyle Karayolları Genel Müdürlüğü görevlileri hakkında göre-
vi kötüye kullanmak suçundan açılan ve Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi-
nin 2003/281 esas sayısına kayıtlı davada, sanıklar hakkında beraat kararı
verildiğini ve böylece verilen keşif artışlarında hukuka aykırı bir durumun
bulunmadığının mahkeme kararıyla teyit edildiğini ileri sürmüşlerdir.
Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2003/281 esas sayılı dava dosyasın-
da bulunan bilirkişi raporunda, dava konusu yolların Bakanlar Kurulu Ka-
rarı ile 2886 sayılı Kanun hükümleri dışında ihale edilmesi nedeniyle keşif
artışlarının sözleşme ve şartname hükümlerine göre değerlendirilmesi ge-
rektiği, her üç olayda da verilen %30 üzeri keşif artışlarının sözleşmenin 23.
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
126
ve 33. maddeleri ile sözleşme eki genel şartnamenin 19/3. maddesine uygun
olduğu belirtilmiştir.
Davaya bakmakta olan Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi, dosyada bulu-
nan bilirkişi raporuna dayanarak tüm sanıklar hakkında beraat kararı ver-
miştir.
Temyiz incelemesi henüz sonuçlanmayan Ankara 2. Ağır Ceza Mahke-
mesinin 19.7.2004 gün ve 2003/281 esas, 2004/223 karar sayılı dava dosyası-
na konu olan keşif artışlarına ilişkin dava sonucu ile (Karayolları Genel Mü-
dürlüğü bürokratları sözleşme ve eki şartnameye göre keşif artışı vermişler-
dir.) Yüce Divanda görülmekte olan bu davadaki “sağlıksız keşifler hazırlan‐
ması suretiyle %142’lere varan keşif artışlarına sebep olunması” iddiası arasında
sanık Yaşar Topçu’ya isnat edilen eylem bakımından illiyet bağı bulunma-
dığı anlaşıldığından değerlendirmeye alınmamıştır.
Sanık savunmasında, kendisi tarafından hiç keşif artışı verilmediğini be-
lirtmiştir. %30 üzeri keşif artışları 3.11.2002 tarihinden önce iş başında bulu-
nan hükümet dönemindeki Bayındırlık ve İskan Bakanı tarafından verilmiş
ve tenzilatlar %20’ye yükseltilmiştir. Sanığın 24.3.2005 günlü dilekçesinin
ekinde sunduğu, Karadeniz sahil yollarındaki %30 üzeri keşif artışlarını
gösteren bilgiler aşağıdaki tabloda gösterilmiştir:
İşin
A
dı
M
üteahhidi
Tenzilat
(%
)
%
30 üzeri keşif artış
olur tarihi
%30
üzeri
keşif
artış.
sonra
uygula‐
nacak
tenzilat
(%)
Revize
edilen %30
keşif artış
olur tarihi
Revize
edilen %30
keşif artı‐
şından
sonra uy‐
gulanacak
tenzilat
(%)
Piraziz-
Giresun Kolin 16,80 28.08.2002 20 11.11.2004 27,50
Araklı-
İyidere
Doğuş+
Polat 18,50 28.08.2002 20 24.09.2004 32
İyidere-
Çayeli Limak 17,55 28.08.2002 20 11.11.2004 32
Çayeli-
Hopa
Cengiz+
Mapa +
Makyol
20,30 23.10.2002 20,30 11.11.2004 32
Yaşar Topcu Kararı
127
Sanık Bakanın keşif artışı verdiğine dair bir iddia bulunmamaktadır. Baka-
na yönelik iddia, sağlıksız keşifler hazırlanması suretiyle %142’lere varan keşif
artışlarına sebep olunmasıdır. Keşif artışlarının nedenleri olarak sağlıksız keşif-
ler hazırlanması ve 19.9.1997 günlü, 3364 sayılı Bakan oluruyla “%30 oranından
fazla artış, proje kapsamı içinde kalmak üzere işin tamamlanabilmesi için gerekli görü‐
lüyorsa idarenin isteği, müteahhidin kabulü ve Bayındırlık ve İskan Bakanının onayı ile
süre hariç, aynı sözleşme ve şartname hükümleri içinde aynı müteahhide yaptırılabilir.”
hükmü ile yapılan düzenleme gösterilmiştir.
Aynı hüküm, %30 üzeri keşif artışları konusunu düzenleyen Sözleşme-
nin 23.1. maddesinin (3). paragrafında da yer almaktadır.
Sözleşmenin 43.2. maddesinde ise sözleşme ile diğer şartnameler ara-
sında farklılık var ise sözleşmenin geçerli olacağı hükmüne yer verilmiştir.
Yukarıda belirtilen Bakan oluru ve bu olura istinaden düzenlenen Kre-
dili İşler Sözleşmesi hükümlerine göre, %30 üzeri keşif artışının;
- İşin tamamlanması için gerekli görülmesi,
- İdarenin isteği,
- Müteahhidin kabulü,
- Bayındırlık ve İskan Bakanının onayı,
ile aynı müteahhide, süre hariç, aynı koşullarda yaptırılabilmesine ola-
nak tanınmıştır.
Dinlenen tanıklar da %30 üzeri keşif artışının projeden kaynaklanmadığı
yönündeki sanık savunmasını doğrulamışlardır.
Diğer taraftan, firmaların davetinden sonra, 19.9.1997 tarihinde %30’dan
sonraki keşif artışlarına yönelik düzenleme yapılmıştır. Verilen keşif artışla-
rı bu maddeye istinaden olmuştur. Maliye Bakanlığınca Karayolları Genel
Müdürlüğüne yazılan Maliye Bakanı Zekeriya Temizel imzalı 14.11.1997
günlü, 24355 sayılı yazıda da belirtildiği üzere, ihale oluru ve sözleşmedeki
bu düzenleme ile üst sınırı ve herhangi bir kriteri olmayan keşif artışlarına
izin verildiği anlaşılmış ise de keşif artışlarının verilmesi sırasında idarenin
“gerekli görmesi” koşulunun bulunması ve idarenin keşif artışı verip ver-
meme konusunda takdir hakkına sahip olması nedeniyle, sonradan ve başka
Bakanlar tarafından verilen keşif artışlarından ötürü sanık Bakanın sorumlu
tutulamayacağı kanaatine varıldığından, sanık Bakana yönelik bu sav ye-
rinde görülmemiştir.
ee‐ Yüksek taşıma katsayıları ve köprü inşaat zamları uygulanmak su‐
retiyle daha sonra yapılan benzer ihalelerde olduğu gibi taşıma
katsayısı A=1 ve köprü zamsız olması durumunda nakliye fiyatı
olarak ödenecek miktarın toplam 147,1 milyon Amerikan Doları
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
128
tutarında daha az olacağı ve bu tutarda fazla ödeme yapılmasına
neden olunması
Meclis soruşturma komisyonu raporunda;
Karadeniz sahil yolu kapsamındaki soruşturma konusu ihalelerden önce aynı
bölgede gerçekleştirilmiş olan bazı taşımalar için (A) katsayısının 1,50 ila 2,50 ara‐
sında değişen değerlerin kabul edildiği, soruşturma konusu ihalelerden sonra Kara‐
yolları Genel Müdürlüğünce merkez ve taşra teşkilatlarına gönderilen 15.1.1998
günlü 171 sayılı (1998/5) “İç Genelge” ile; taşıma formüllerinde katsayının (A=1)
olarak alınacağını, 3992 Poz No.lu “Köprü İnşaat Zammı” uygulanmayacağını ve
getirilen hükümlerin bundan sonraki ihalelerde uygulandığını, sonradan yayınla‐
nan bu genelgenin bu ihalelerde de A=1 ve köprü zamsız olarak uygulanması duru‐
munda toplam 355,8 milyon USD ödeme yerine, 208,7 milyon USD nakliye ödene‐
ceği, 147,1 milyon USD farkın ödenmemiş olacağı, bu farkın hakediş tutarına oranı‐
nın %21,7 olduğu, ihaleden önce belirlenen (A) katsayıları ve köprü zamlarının
müteahhitlerin teklif edecekleri ihale indirim oranlarına etki edecek en önemli un‐
surlardan olduğu, ancak, yukarıda belirtilen genelge gereği (A katsayısı=1) köprü
zamsız olarak aynı mahiyette aynı bölgede yapılan ihalelerden 14.10.1998 tarihinde
ihalesi yapılan Ünye‐Piraziz (Bolaman Varyantı Hariç) yolunun %18,15 indirimle,
15.10.1998 tarihinde ihalesi yapılan Yakakent‐Gerze (Gerze geçişi hariç) yolunun
%25,88 indirimle, 16.10.1998 tarihinde ihalesi yapılan Samsun‐Azot Ayrımı‐Ünye
yolunun %18,02 indirimle, 19.11.1998 tarihinde ihalesi yapılan Gerze‐Sinop (Si‐
nop geçişi hariç) yolunun %26,86 indirimle, 12.10.1998 tarihinde ihalesi yapılan
Espiye‐Çarşıbaşı (Giresun Geçişi Hariç) yolunun %18,35 indirimle ihale edildikleri
görüldüğünde, soruşturma konusu ihalelerdeki oranların da üzerinde indirimler
olduğu, bu hususun söz konusu ihalelerin ucuza mı, yoksa pahalıya mı gittiğinin
açık bir göstergesi olduğu,
iddia edilmiştir.
Sanık konuya ilişkin savunmasında özetle;
- Bakanlığa geldiğinde (A) katsayısının ne anlama geldiğinden haberi
olmadığını, bu katsayıları kendisinin belirlemediğini, sonradan kendisi tara-
fından ihale edilen otoyolların şehir dışında yapılması nedeniyle taşıma
katsayısının (A=1) olması gerektiğini, (A) taşıma katsayısının tespitinde belli
metotların olduğunu, bunlardan bir tanesinin (K) kamyon katsayısı oldu-
ğunu, orada müteahhidin kendi arabasını kullanabildiğini, müteahhidin
arabasının seksen tonluk olduğunu, Karadeniz’de on tonluk arabaların gi-
dip gelebildiğini, taşıma katsayısının ulufe dağıtır gibi “al sana bunu verdim,
ben sana bunu verdim” şeklinde değil, yolun eğimi, trafiği, hava şartları ve
diğer etkenler dikkate alınarak belirlendiğini,
Yaşar Topcu Kararı
129
- Ankara-Sivrihisar yolunun kendisi tarafından bitirildiğini, bu yolun ki-
lometre maliyetinin 1.700.000 dolar olduğunu, Karadeniz sahil yolunun
coğrafi nedenlerden kaynaklanan çok farklı ve ağır şartlar altında yapılan
bir yol olduğunu, kendi yaptığı hesaplama sonucu Karadeniz’deki yolun
kilometre maliyetinin 985.000 dolara geldiğini,
ifade etmiştir.
Sanık 4.5.2006 günlü dilekçesinde de bir Bakanın taşıma katsayısı ya da
köprü zammı tayin etmeyeceğini belirtmiştir.
Tanık Yaman Kök, katsayıların tespit edilmesinden genel müdürün bile
haberinin olmadığını, alt kademedeki personelin yol durumuna göre hare-
ket ederek katsayıyı belirlediğini, Bakanlığın katsayıların belirlenmesinde
herhangi bir etkisinin olmadığını, genel müdür olduğu dönemde bol mik-
tarda ihale olduğunu, bölgelerden çok sayıda katsayı artırımına ilişkin ta-
lepler gelince, bir genelge yayınladıklarını ifade etmiştir.
Tanık Dinçer Yiğit, (A) katsayısını belirleyen belli parametreler oldu-
ğunu, müteahhidin teklifini verirken ona göre davranacağını, katsayıların
sabit bir şey olmadığını, işin güçlüğüne göre değişeceğini ifade etmiştir.
Sözleşme eki Yollar Fenni Şartnamesinin (Ek: 2004/5, 2/25 nolu klasör)
15. ve 16. kısmına göre, malzemelerin taşınmasında idare tarafından belirle-
nen brükner eğrisinden yararlanılacaktır. Karayolları birim fiyat listelerinde
(A) katsayısının idarenin en yetkili makamınca tespit edilip onaylanacağı,
bununda 1-3 arasında bir değer olduğu belirtilmiştir. (A) katsayısının idare
tarafından belirleneceği tartışmasızdır. İdareden anlaşılması gerekenin ise
ihaleyi yapan Karayolları Genel Müdürlüğü olduğu açıktır.
İhale kararlarını onaylayan Karayolları Genel Müdürüdür. Nitekim, da-
va konusu ihalelerde, (A) katsayısı ile köprü inşaat zammı, ihale yetkilisi
olan ve ihaleyi onaylayan Karayolları Genel Müdürü Yaman Kök tarafından
26.8.1997 günlü onay belgesi ile belirlenmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, sanık Bakanın (A) katsayısı ve köprü in-
şaat zamlarını belirleyen kişi konumunda bulunmadığı gibi bunları belirle-
yen Karayolları Genel Müdürlüğü görevlilerine herhangi bir emir veya tali-
mat verdiği yönünde delil de elde edilemediği anlaşıldığından bu konuda
ileri sürülen sav yerinde görülmemiştir.
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
130
b‐ Soruşturma konusu ihalelerin %30 üzeri keşif artışı ihale indirim
oranlarının %32 olarak belirlendiği göz önüne alındığında, soruş‐
turma konusu ihalelerde gerçekleştirilen %16,80 ile %20,30 arasın‐
da değişen ihale indirim oranları ile yukarıda belirtilen indirim
oranları arasındaki fark kadar fazla ödemelere sebep olunması
Meclis soruşturma komisyonu raporunda;
‐ Araklı‐İyidere yolunun 28.8.2002 tarihli Bakanlık oluru ile kabul edilen %30
üzeri %46 keşif artışının müteahhit firma Doğuş İnş ve Tic. A,Ş.+Polat Yol Yapı
San. ve Tic. A.Ş. Ortak Girişiminin %32 tenzilatla,
‐ Piraziz‐Giresun (Giresun Geçişi Hariç) yolunda, Kolin Turizm San. ve Tic.
A.Ş.’nin 28.2.2002 tarihli Bakanlık oluru ile %30 üzeri %67,66 keşif artışı alınan
işleri %27,5 tenzilatla,
‐ Çayeli‐Ardeşen‐Hopa yolunda Cengiz İnş. San. ve Tic. A.Ş.+Mapa İnş. San.
ve Tİc. A.Ş.+Makyol İnş. San ve Tic. A.Ş. Ortak Girişiminin, 23.10.2002 tarihli
Bakanlık oluru ile kabul edilen %30 üzeri %104,06 artışı alınan işleri %32 tenzi‐
latla,
‐ İyidere‐Çayeli yolunda Limak İnş.San. ve Tic. A.Ş.’nin 28.8.2002 tarihli Ba‐
kanlık oluru ile kabul edilen %30 üzeri %112,20 keşif artışı alınan işleri %32 tenzi‐
latla,
yapmayı Karayolları Genel Müdürlüğüne bildirdikleri ve soruşturma konusu
ihalelerde gerçekleşen %16,80 ila %20,30 arasında değişen ihale indirim oranları ile
yukarıda belirtilen indirim oranları arasındaki farkların dikkat çekici mahiyette ol‐
duğu gerekçe gösterilerek, indirim oranları arasındaki fark kadar firmalara fazla
ödemelerde bulunulduğu,
iddia edilmiştir.
Sanık konuya ilişkin savunmasında özetle;
- Karadeniz sahil yollarının kendisinden sonraki dönemde, müteahhit
firmaların temin ettiği dış kredi yükümlülüğü yerine, bütçe içine alınarak ve
bütçe ödeneği karşılığı ile sürdürüldüğünü, müteahhit firmaların ihale tari-
hinde temin ettikleri dış kredi için ödedikleri libor dışı %18’lere varan faiz-
lerden ve maliyet yüklerinden kurtulmuş olduklarını, bu durumun dikkate
alınmadan komisyon üyeleri ve milletvekilleri önünde ihalenin ucuza gitmiş
olduğu izlenimi ve kanaati yaratıldığını,
- Bu tenzilatların müteahhitler zorlanarak yapıldığını, bunun nedeninin
kredi şartlarının değişmesi olduğunu, dış krediyle yapılmış olan ihalenin
kredisinin, bizzat mevcut Başbakanın girişimleri sonucunda üç bankadan
(Akbank, Garanti Bankası ve İş Bankası) temin edildiğini ve böylece müte-
Yaşar Topcu Kararı
131
ahhide %10 ve daha yukarı bir avantaj sağlandığını, bu işi alan firmalardan
birisinin patronunun kendisine firmalarının %32 oranında tenzilat yapmaya
zorlandığını ifade ettiğini,
beyan etmiştir.
Sanık 4.5.2006 günlü dilekçesinde, keşif artışlarındaki tenzilat oranları-
nın yüksekliğinin, firmalara yedi yıl sonra hükümet tarafından sağlanan
kredi desteğinden kaynaklandığını, sonradan yapılan bu indirim nedeniyle
kendisine sorumluluk yüklenemeyeceğini ifade etmiştir.
Tanık Mustafa Asım Özdemir, firmalarına keşif artışına ilişkin Bakan
oluru verilebilmesi için onaltı küsurluk iskontolarının %32’ye çekilmesinin
istendiğini ve Bakan oluru alma sürecinin 8,5 ay sürdüğünü, pazarlık so-
nucu %30’la nihai olarak taahhütname imzaladıklarını, ellerinde yedi sekiz
tane karayolu işi olması nedeniyle idareyi karşılarına almak istemediklerin-
den ötürü söz konusu tenzilatı kabul ettiklerini ifade etmiştir.
Her ihale kendi şartları içinde değerlendirilmelidir. Firmalar günün şart-
larına göre kendileri açısından en uygun teklifi vererek ihaleye katılırlar.
İhale komisyonu verilen teklifleri değerlendirerek ihale sonucunu karara
bağlar. Bir işte keşif artışının nasıl verileceği işin şartname ve sözleşmesinde
açıkça belirtilir. Keşif artışı verilirken buradaki hükümler dikkate alınmalı-
dır.
Karadeniz sahil yolu işlerine ait sözleşmenin 23. maddesi;
“Sözleşmenin uygulanması sırasında keşif ve sözleşmede öngörülmeyen iş artışı
veya eksilişi zorunlu hale gelirse, müteahhit, keşif bedelinin % 30 oranına kadar
olan değişikliği, süre hariç, sözleşme ve şartnamesindeki hükümler dahilinde yap‐
makla yükümlüdür.
Keşif bedeli artışının %30ʹu geçmesi halinde sözleşme feshedilir. Ancak,, bu du‐
rumda müteahhit işin keşif bedeli ve %30 keşif artışının karşılığı işleri sözleşme ve
şartnamesindeki hükümler çerçevesinde yapmaya zorunludur. Taahhüdün %30
keşif artışı ile bitmemesi ve tasfiye edilmesi halinde müteahhit, idareden hiçbir mas‐
raf ve tazminat isteyemez.
%30 oranından fazla artış, proje kapsamı içinde kalmak üzere işin tamamlana‐
bilmesi için gerekli görülüyorsa idarenin isteği, müteahhidin kabulü ve Bayındırlık
ve İskan Bakanı’nın onayı ile süre hariç, aynı sözleşme ve şartname hükümleri için‐
de aynı müteahhide yaptırılabilir.”
şeklinde düzenlenmiştir.
İhale usul ve esaslarını belirleyen 25.8.1997 günlü, 3099 sayılı Bakan olu-
runun 8. maddesinde;
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
132
“Sözleşmenin uygulanması sırasında keşif ve sözleşmede öngörülmeyen iş artışı
veya eksilişi zorunlu hale gelirse, keşif bedelinin %30 oranına kadar olan değişikli‐
ğin, süre hariç, aynı şartlarla Genel Müdür oluru ile yaptırılması”
hükmüne yer verilmiştir.
19.9.1997 günlü, 3364 sayılı Bakan olurunun 2. paragrafında ise;
“%30 oranından fazla artış, proje kapsamı içinde kalmak üzere işin tamamlana‐
bilmesi için gerekli görülüyorsa idarenin isteği, müteahhidin kabulü ve Bayındırlık
ve İskan Bakanı’nın onayı ile süre hariç, aynı sözleşme ve şartname hükümleri için‐
de aynı müteahhide yaptırılabilir”
hükmü yer almıştır.
Yukarıda belirtilen düzenlemelere göre, keşif artışlarındaki indirim
oranları ihaledeki indirim oranları ile aynı olabileceği gibi çeşitli nedenlerle
idare lehine daha yüksek tenzilat oranları verilmesi de mümkündür. Olayda
da ihale katılımcılarının, asıl ihalede şart olan dış kredi maliyet yükünü dik-
kate alarak verdikleri ihale indirim oranlarını, keşif artışlarına ilişkin işlerde,
ihale kredisinin iç kaynağa dönüşmesi ve maliyet yükünün azalması karşı-
sında ihale indirim oranlarını arttırdıkları gerek sanık savunması ve gerekse
bunu doğrulayan tanık beyanları ile tespit edilmiştir. Bu nedenle, soruş-
turma konusu ihalelerin %30 üzeri keşif artışlarına ilişkin ihale indirim
oranlarının %32 olarak belirlendiği ileri sürülerek ve ilk ihalede yapılan
indirim oranlarıyla karşılaştırma yapılarak hazine zararı doğduğu sonucuna
varılamaz. Dolayısıyla, sadece buna dayanılarak ihaledeki indirim oranları
(%16,80-%20,30) ile %30 üzeri keşif artışı ihale indirim oranları (%32 ) ara-
sındaki fark kadar fazla ödemeye sebebiyet verildiği savı yerinde değildir.
VII‐ KABUL VE VARILAN SONUÇ
A‐ SANIĞIN EYLEMLERİ VE HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Yukarıda açıklandığı üzere, dosyada bulunan tüm delillerden, Bakanlar
Kurulu Kararı ile 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 89. maddesi uyarınca
bu kanun hükümleri dışında ihale edilmesi kararlaştırılan ve usul ve esasla-
rı Bakan oluru ile belirlenen dava konusu ihalelerde:
Sanık Bakan tarafından;
- Bakanlar Kurulu Kararı ile üç proje halinde yapılması kararlaştırılan
Karadeniz sahil yolunun bu karara aykırı olarak altı kısma bölündüğü,
- İhale kriterlerine sahip Gökdelen, Tubin, Öz ve Bal-İş firmalarının iha-
leye çağrılmadığı, Güriş ve Metiş Ortak Girişimi, Mapa, Limak ve Makyol
Yaşar Topcu Kararı
133
firmalarını çağırabilmek için başlangıçta belirlenen ihale kriterlerinin değiş-
tirildiği, sonradan çağrılan firmaların tamamının ihale kazandığı,
- İhale usul ve esaslarında sonradan yapılan ve Bakan oluruna bağlanan
değişikliklerle, ihalelerin birbirleriyle ilişkilendirilerek ihaleye katılımın
sınırlandırıldığı ve ihalelere katılan firmaların tamamının ihale kazanması
yolunun açıldığı,
- Tüm bu uygulamalar sonucunda belli firmalara avantaj sağlanırken,
ihale kriterlerine sahip firmaların mağdur edildiği,
anlaşılmıştır.
Yüce Divana sevk kararı ile sanığın ihaleye fesat karıştırma suçundan
dolayı 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 205. maddesi gereğince cezalandı-
rılması istemiyle kamu davası açılmıştır.
Sanığın sabit kabul edilen eylemlerinin suçun işlendiği tarihte yürür-
lükte bulunan 765 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan hangi suç tipine
uyduğunun saptanması, bu saptama yapıldıktan sonra, eylemin 1 Haziran
2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda karşılığı-
nın bulunup bulunmadığı ve karşılığının bulunması halinde ise sanık lehine
olan kanunun tespit edilmesi gerekmektedir.
765 sayılı Türk Ceza Kanununun 205. maddesindeki “Devlet alım satım ve
yapımına fesat karıştırma” suçunun maddi unsuru, Devlet hesabına olarak
yapılan herhangi bir eşyanın alım veya satımında, pahasında, miktarında
veyahut yapımında, fesat karıştırarak, kendine veya başkasına her ne şekil-
de olursa olsun haksız menfaat sağlanmasıdır.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olaya baktığımızda, sanığın sabit
kabul edilen eylemlerinde 205. maddede düzenlenen suçun unsuru olan
fesat (hile) öğesi gerçekleşmemiş, kendisi veya üçüncü kişiler lehine haksız
menfaat temin ederek Devletin zarara uğratıldığı da saptanamamıştır. Bu
nedenlerle, sanığa yüklenilen 205. maddedeki suçun oluşmadığı sonucuna
varılmıştır.
Öte yandan 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 366. maddesinde düzenle-
nen “Hükümet hesabına yapılan artırma veya eksiltmeye fesat karıştırma” suçu-
nun yasal unsurlarının da oluşmadığı anlaşılmıştır.
Her ne kadar 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 7. maddesinin ikinci fık-
rasında, “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürür‐
lüğe giren kanun hükümleri farklı ise fail lehine olan kanun uygulanır” denilmek-
te ise de sanığa atılı eylemlerin işlendiği tarihte yürürlükte bulunan 765
sayılı Kanunun 205. maddesinde aranan suçun unsurlarının oluşmaması
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
134
karşısında 5237 sayılı Kanunun 235. maddesi ile karşılaştırma yapılmasına
gerek kalmamıştır.
Bu durum karşısında, sanığın eylemlerinin genel nitelikte görevi kötüye
kullanma suçunu oluşturup oluşturmadığı yönünden irdelenmesi gerek-
miştir.
Sanık müdafiilerinin, yargılamada TBMM’nin Yüce Divana sevk kara-
rında belirtilen madde dışında uygulama yapılamayacağı yönündeki itirazı,
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 225. maddesinde öngörülen,
mahkemenin, ancak iddianamede unsurları gösterilen fiil ile bağlı olduğu,
buna karşılık fiilin hukuki nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı
olmadığı yönündeki kural dikkate alınarak yerinde görülmemiştir.
Sanığın sabit kabul edilen eylemlerinin, görevde yetki sınırlarının aşıl-
ması ve takdir yetkisinin amacı dışında kullanılması suretiyle gerçekleştiril-
diğinden görevi kötüye kullanma suçuna uyduğu sonucuna varılmıştır.
765 sayılı Türk Ceza Kanunundaki görevi kötüye kullanma suçu
765 sayılı Türk Ceza Kanununun 240. madde metni aynen şöyledir:
“Yasada yazılı hallerden başka hangi nedenle olursa olsun görevini kö‐
tüye kullanan memur derecesine göre bir yıldan üç yıla kadar hapsolunur.
Cezayı hafifletici nedenlerin bulunması halinde altı aydan bir yıla kadar
hapis ve her iki halde oniki bin liradan altmış bin liraya kadar ağır para
cezası ile cezalandırılır. Ayrıca memuriyetten süreli veya temelli olarak
yoksun kılınır.”
Maddenin birinci cümlesinde suçun öğeleri açıklanmakta, ikinci cümle-
sinde cezayı hafifleten nedenlerin bulunması halinde faile daha az bir ceza
verileceği bildirilmekte, üçüncü ve son cümlesinde de süreli ya da temelli
olarak memurluktan yoksunluk cezası öngörülmektedir.
Türk Ceza Kanununun 240. maddesindeki suçun unsurları şöylece sıra-
lanabilir:
‐ Suçun faili
Diğer memur suçlarında olduğu gibi, bu suçu da ceza yargılamasında
memur olanlarla, tabi oldukları özel yasalarında memur sayılacağı ya da
yasada gösterilen eylemleri nedeniyle memurlar gibi cezalandırılacağı bildi-
rilen kişiler işleyebilir. Bu suçta da “memur sıfatı” suçun önkoşulu oldu-
ğundan idare hukuku anlamında memur oldukları halde ceza hukukunda
memur sayılmayanlarla, özel yasalarındaki hükümlere göre memur gibi
Yaşar Topcu Kararı
135
cezalandırılmalarına olanak bulunmayan kuruluşlarda çalışanlar bu suçun
faili olamazlar.
‐ Suçun maddi unsuru
240. madde, 765 sayılı Türk Ceza Kanunundaki tamamlayıcı (genel) hü-
kümlerdendir. Bu nedenle, memurun görevde sahip olduğu yetkiyi kötüye
kullanma eylemi yasada yazılı başka bir suçu oluşturuyorsa o hükmün uy-
gulanması, tersi durumda 240. maddenin düşünülmesi gerekir.
Görevin kötüye kullanılması demek, görev sırasında sahip olunan yetki-
nin kötüye kullanılması demektir.
240. maddedeki suçun maddi unsuru, “memurun, yetkisine giren hizmette
görevini, her ne suretle olursa olsun kötüye kullanılmasıdır.”
240. maddedeki “görevi kötüye kullanma” ifadesi, memurluk görevinin
kanun ve nizamın gösterdiği usul ve esaslardan başka suretle yapılmış ol-
masıdır. Buna göre memurun;
a) Herhangi bir biçimde yasal yetkisini aşması,
b) Yasanın koyduğu usul ve şekle uymaması,
c) Takdir yetkisini gayesi dışında kullanması,
d) Hareketinin yasa ve nizama uyduğu hallerde, bu hareketin gerektir-
diği ön koşullara aykırı hareket etmesi,
e) Yargı kararlarına uymaması,
birer görevi kötüye kullanma tarzı olarak belirtilebilir.
Memurluk görevi ile memurluk sıfatının karıştırılmaması gerekir. Gö-
revde sahip olunan yetkinin kötüye kullanılması demek, memurun yasa ve
diğer hukuksal düzenlemelerle kendisine verilen görevleri yasanın göster-
diği usul ve esaslara aykırı biçimde yapması demektir. Memurluk sıfatının
kötüye kullanılması ise, memurun yasal görevine giren işler dışında me-
murluk nüfuzunun, memurluk unvan ve sıfatının kötüye kullanılması de-
mektir. Memurluk sıfat ve nüfuzunun kötüye kullanılması durumunda 240.
maddedeki yazılı suç oluşmaz.
‐ Suçun manevi unsuru
240. maddede amaç gözetilmediğinden bu suçun oluşumu için sanığın
genel suç kastı ile davranması yeterlidir. Ayrıca özel kasta gerek bulunma-
maktadır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunundaki görevi kötüye kullanma suçu
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
136
26.9.2004 gün ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 257. maddesindeki
“görevi kötüye kullanma” kenar başlığını taşıyan düzenleme aynen şöyledir.
“Madde 257: (1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, gö‐
revinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya
kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu
görevlisi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gerek‐
lerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya
kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu
görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) İrtikap suçunu oluşturmadığı takdirde, görevinin gereklerine uygun
davranması için veya bu nedenle kişilerden kendisine veya bir başkasına
çıkar sağlayan kamu görevlisi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır.”
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 257. maddesinin kenar başlığı “görevi
kötüye kullanma” şeklinde ise de maddenin yalnızca (1) numaralı fıkrasında
dar anlamda görevi kötüye kullanma suçu düzenlenmiştir. (2) numaralı
fıkrada “görevi ihmal”, (3) numaralı fıkrada ise kamu görevlisinin, görevinin
gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerden kendisine
veya bir başkasına çıkar sağlamasının, bazı hallerde görevi kötüye kullanma
suçunu oluşturması hükme bağlanmıştır.
Bu yaklaşımı itibarıyla, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 257. maddesin-
de, “görevi ihmal‐ görevi kötüye kullanma” ayrımı kaldırılmış, (2) numaralı fıkra-
daki suç, görevi kötüye kullanmanın bir türü olarak görülmüştür. Nitekim, 257.
maddenin gerekçesinde bu konuda şu açıklamalara yer verilmiştir; “Görevin
gereklerine aykırı davranış sonucunda, bir insan ölmüş veya yaralanmış olabilir. Bu
durumda; kamu görevlisinin görevinin gereği olan belli bir icrai davranışta bulunmak
yönündeki yükümlülüğünü yerine getirmemesi dolayısıyla, görevi kötüye kullanma
suçunun oluştuğunda şüphe yoktur. Ancak, bu durumda aynı zamanda ihmali davra‐
nışla öldürme veya yaralama suçu oluşmaktadır.”
Maddedeki fiillerin suç olarak nitelendirilmesiyle korunan hukuki men-
faat, kamu görevinin ifasında disiplini tesis etmek, bu görevin hiç veya za-
manında yerine getirilmemesi sebebiyle bundan umulan ve beklenen genel
yararın sekteye uğramadan elde olunmasını ayrıca, kamu görevinde disipli-
nin geçerli olmasını sağlamak ve bu suretle kamu idaresinin zarar görmesini
önlemektir.
‐ Suçun faili
Maddede belirtilen suçların faili bir kamu görevlisi (m.6) olabilir.
Yaşar Topcu Kararı
137
‐ Suçun maddi unsuru
257. maddenin kenar başlığı da “görevi kötüye kullanma” şeklindedir.
Ancak, 257. maddede suçun unsuru olarak, “görevin gereklerine aykırı hareket
etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da
kişilere haksız bir kazanç sağlayan” şeklinde bir ifadeye de yer verilmiştir.
Görülüyor ki, 257. maddenin birinci fıkrasındaki görevi kötüye kul-
lanma suçunun maddi unsurunda;
1- Görevin gereklerine aykırı hareket etmek ve
2- Bu fiil nedeniyle;
a) Kişilerin mağduriyetine neden olmak veya
b) Kamunun zararına neden olmak ya da
c) Kişilere haksız bir kazanç sağlamak
gerekmektedir.
257. maddenin birinci fıkrasındaki suçun oluşabilmesi için, yukarıda sa-
yılan (1) ve (2) numaralı unsurların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
Ancak, (2) numaralı unsurda üç ayrı durumdan birinin gerçekleşmesi ge-
rekli ve yeterlidir.
‐ Görevin gereklerine aykırı hareket etmek
Madde gerekçesinde belirtildiği üzere, bir kamu göreviyle görevlendiri-
len kişi, bu kamu faaliyetinin yürütülmesi sırasında görevin gerekli kıldığı
yükümlülüklere uygun hareket etmek zorundadır. Öyle ki, kamu faaliyetle-
rinin gerek eşitlik, gerek liyakatlilik açısından adalet ilkelerine uygun yü-
rütüldüğü hususunda toplumda hakim olan güvenin, inancın sarsılmaması
gerekir. Bu yükümlülükle bağdaşmayan davranışlar, belli koşullar altında
suç olarak tanımlanmıştır.
Görevi kötüye kullanma suçu genel, tali ve tamamlayıcı bir suç tipidir.
Bu nedenle, görevin gereklerine aykırı davranışın başka bir suç oluşturma-
dığı hallerde, kamu görevlisini bu suçu düzenleyen kurala göre cezalandır-
mak gerekir.
Görevi kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için, gerçekleştirilen fii-
lin, kamu görevlisinin görevi alanına giren bir hususla ilgili olması gerekir.
Kamu görevinin gereklerine aykırı olan her fiili cezai yaptırım altına almak
suç ve ceza siyasetinin esaslarıyla bağdaşmamaktadır. Bu nedenle, görevin
gereklerine aykırı davranışın belli koşulları taşıması halinde görevi kötüye
kullanma suçunu oluşturabileceği kabul edilmiştir. Buna göre, kamu görevi-
nin gereklerine aykırı davranışın, kişilerin mağduriyetine veya kamunun
ekonomik bakımdan zarara uğramasına neden olması ya da kişilere haksız
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
138
bir kazanç sağlanmasına neden olması halinde görevi kötüye kullanma suçu
oluşabilecektir.
Haklı olan işin görülmesinden sonra kişilerden yarar sağlanması da gö-
revi kötüye kullanma suçunu oluşturur. Çünkü, bu yarar, kamu görevlisi
sıfatını taşıması ve işi görmüş olması dolayısıyla kişiye sağlanmaktadır. Bu
gibi durumlarda, kişiler hakkının teslim edilmesi konusunda en azından bir
kaygıyla hareket etmektedirler. Kamu görevlisine yarar sağlanması görü-
nüşte rızaya dayalı olsa bile, kamusal görevlerin eşitlik ve liyakat esasına
göre yürütüldüğü hususunda taşınan kaygı dolayısıyla, burada da bir mağ-
duriyetin varlığını kabul etmek gerekir.
‐ Kişilerin mağduriyetine neden olmak
Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere, görevin gereklerine aykırı
davranışın kişinin mağduriyetine neden olması gerekir. Bu mağduriyet,
sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararı ifade etmez. Mağduriyet kav-
ramı zarar kavramından daha geniş bir anlama sahiptir. Örneğin, kişi tabi
tutulduğu sınavda başarılı olmasına rağmen başarısız gösterilmiş olabilir.
Bir imar planı uygulamasında, belli bir parsel sahibine duyulan husumet
dolayısıyla, plan tekniğine aykırı olarak, yeşil alan gösterilmiş olabilir. Kişi-
nin, kamusal bir finans kaynağından yararlanması için gerekli şartları taşı-
dığı halde yararlanması engellenmiş olabilir. Kişinin, belli bir sınai veya
ticari faaliyetle ilgili olarak gerekli koşulları taşıdığı halde bu faaliyeti en-
gellenmiş olabilir.
‐ Kamunun zararına neden olmak
Madde gerekçesinde, “görevin gereklerine aykırı davranış dolayısıyla, kamu
açısından bir zarar meydana gelmiş olabilir. Örneğin orman alanında veya kamu
arazisinin işgaliyle yapılan işyeri veya konutlara elektrik, su, gaz, telefon ve yol gibi
alt yapı hizmetleri götürülmekte, görevin gereklerine aykırı davranılmış olabilir”
denilmiştir.
Burada belirtilen konular yalnızca birkaç örnektir. Kamunun zararına
neden olmak konusu, uygulamada mahkemece her somut olayda takdir
edilip değerlendirilecektir.
‐ Kişilere haksız bir kazanç sağlamak
Madde gerekçesinde belirtildiği üzere, görevin gereklerine aykırı dav-
ranmak suretiyle kişilere haksız bir kazanç sağlanmış olabilir. Örneğin kişi,
Yaşar Topcu Kararı
139
kamusal bir finans kaynağından yararlanması için gerekli şartları taşımadığı
halde yararlandırılmış olabilir. Kişiye, belli bir sınai veya ticari faaliyetle
ilgili olarak gerekli izin koşullarını taşımadığı halde bu faaliyetin icrasına
yönelik olarak izin verilmiş olabilir. Bir imar planı uygulamasında, belli bir
parsel üzerinde plan tekniğine veya imar planına aykırı olarak yapılaşmaya
imkan sağlanmış olabilir.
‐ Manevi unsur
Bu suçların manevi unsuru “kast” olup, saik önemsizdir. Taksirle işle-
nemez.
765 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunlarındaki görevi kötüye kullanma
suçunu düzenleyen kuralların karşılaştırılması
5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hak-
kında Kanunun 9. maddesinin üçüncü fıkrasındaki “Lehe olan hüküm, önceki
ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan so‐
nuçların birbirleriyle karşılaştırılması sonucu belirlenir” şeklindeki kurala göre,
lehe kanun kurallarının belirlenmesinde, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun
240. maddesinin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 257. maddesinin birinci
fıkrasıyla karşılaştırılması gerekmektedir.
240. maddedeki “Yasada yazılı hallerden başka hangi nedenle olursa olsun”,
257. maddedeki “Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında” ibareleri
karşısında, her iki maddede de genel nitelikte görevin kötüye kullanılması
fiilinin yaptırım altına alındığı görülmektedir. Sanığın fiili, başka bir kuralla
özel nitelikte bir fiil olarak cezalandırılmadığı takdirde, görevi kötüye kul-
lanma suçundan uygulama yapılabilecektir. Bu nedenle, her iki madde de
“genel”, “tali” ve bu itibarla da “tamamlayıcı” hüküm niteliğine sahiptir.
240. maddede, “görevini kötüye kullanan memur” ibaresinin karşılığı ola-
rak 257. maddede, “görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle,…kamu
görevlisi” ifadesi yer almaktadır.
765 sayılı Türk Ceza Kanununun uygulamasında kimlerin memur ol-
duğu veya sayıldığı, bu Kanunun 279. maddesinde belirtilmiştir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 6. maddesinin birinci fıkrasının (c)
bendinde ise “Kamu görevlisi deyiminden; kamusal faaliyetin yürütülmesine ata‐
ma veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak
katılan kişi, anlaşılır” tanımı bulunmaktadır.
Tanımları bakımından, 257. maddedeki “kamu görevlisi” kavramı, 240.
maddedeki “memur” kavramıyla paralellik taşımaktadır.
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
140
765 sayılı Türk Ceza Kanununun 240. maddesi ile 5237 sayılı Türk Ceza
Kanununun 257. maddesi arasında suçun maddi unsuru ile ilgili yukarıda
belirtilen türden farklılık bulunmaktadır.
Genel olarak lehe kanunun belirlenmesinde, karşılaştırılan kanun maddele-
rinde fiil için öngörülen yaptırımlara (cezalara) bakılmaktadır. 765 sayılı Türk
Ceza Kanununun 240. maddesinde “bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ve ağır
para cezası” öngörülmektedir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 257. madde-
sinde ise özgürlüğü bağlayıcı ceza “bir yıldan üç yıla kadar hapis” cezası ile aynı
olup, ağır para cezası bulunmamaktadır. Ayrıca, 765 sayılı Türk Ceza Kanu-
nunda feri ceza niteliğinde olan memuriyetten yoksunluk yaptırımı da öngö-
rülmektedir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53. maddesinde güvenlik tedbi-
rine yer verilmiş ise de burada belirtilen hak yoksunluğu süresiz değildir ve söz
konusu hak yoksunlukları cezanın infazı tamamlanıncaya kadar devam ede-
cektir. Oysa, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 240. maddesinde belirtilen me-
muriyetten yoksun kılınma cezası temelli verilebilir.
Ağır para cezasını içermemesi ve güvenlik tedbiri süresinin kısa olması
hususları değerlendirildiğinde, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 257. mad-
desinin 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 240. maddesine göre daha lehe
olduğu anlaşılmaktadır.
Ancak, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 240. maddesinin ikinci cümle-
sindeki cezayı hafifletici hüküm, yeni Kanunda düzenlenmediğinden dolayı
240. maddenin ikinci fıkrasındaki hüküm daha lehe bir kural içermektedir.
Nitekim, Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 3.6.2005 günlü, E:2003/15292 ve
K:2005/3164 sayılı kararında da “…765 sayılı Türk Ceza Kanununun 240/2.
maddesi ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 257/1 maddesinde öngörülen cezalar
karşılaştırıldığında, 765 sayılı Yasanın 240. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ya‐
pılan uygulamanın sanıkların lehine olduğu..” belirtilmiştir.
Belirtilen gerekçeler dikkate alındığında, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu-
nun 240. maddesinin 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 257. maddesine
göre daha lehe olduğu sonucuna varılmaktadır.
Yapılan değerlendirme sonucunda, sanığın üç proje halindeki yolu Ba-
kanlar Kurulu Kararına aykırı olarak altı kısma böldürdüğü, ihale usul ve
esaslarında sonradan yapılan ve Bakan oluruna bağlanan değişikliklerle
ihaleleri birbirleriyle ilişkilendirerek ihaleye katılımı sınırlandırdığı ve iha-
lelere katılan firmaların tamamının ihale kazanmasının yolunu açtığı, ihale
kriterlerine sahip Gökdelen, Tubin, Öz ve Bal-İş firmalarını ihaleye çağırma-
yarak bu firmaların “mağduriyetine” sebep olduğu, ayrıca, belli firmaları
çağırabilmek için başlangıçta belirlenen ihale kriterlerini değiştirerek sonra-
dan çağırdığı Güriş ve Metiş Ortak Girişimi, Mapa, Limak ve Makyol inşaat
Yaşar Topcu Kararı
141
firmalarınının ihalelere katılımını sağladığı ve bu firmaların tamamının da
ihale kazandıkları, bu suretle söz konusu firmaların, koşullara sahip olup da
ihalelere katılamayan firmalara göre avantaj sağladığından sanığın eylemle-
rinin 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 240. maddesine uyduğu ve 5237 sayı-
lı Türk Ceza Kanununun 257. madde uyarınca da suç olmaktan çıkarılmadı-
ğı sonucuna varılmıştır.
Üyeler Fulya KANTARCIOĞLU ve Mehmet ERTEN, “Sanığa atılı eylem‐
lerin kişilerin mağduriyeti, kamunun zararı ve haksız kazanç sağlandığının sapta‐
namaması nedeniyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 257. maddesine göre suç
olmaktan çıktığı” ve “beraat kararı verilmesi gerektiği” düşüncesiyle bu değer-
lendirmeye katılmamışlardır.
B‐ ZAMANAŞIMI SORUNU
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı esas hakkındaki görüşünde, yargıla-
mada sanığa yüklenen fiillerin “görevi kötüye kullanma suçu” olarak ortaya
çıktığı ve değişen bu niteliği itibarıyla suç tarihi olan 19.9.1997 gününden,
sanığın Yüce Divana sevk edildiği 10.11.2004 tarihine kadar geçen süre için-
de kesici herhangi bir işlem yapılmadan 765 sayılı Türk Ceza Kanununda
öngörülen beş yıllık asli dava zamanaşımının gerçekleştiği gerekçesiyle
sanık hakkında açılan “davanın 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 102/4. maddesi
ve Ceza Muhakemesi Kanununun 223/8. maddesi gereğince düşürülmesine” karar
verilmesini talep etmesi karşısında zamanaşımı sorununun öncelikle ele
alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zamanaşımı, hem 765 sayılı Türk Ceza Kanununda hem de 5237 sayılı
Türk Ceza Kanununda genel hükümler arasında yer almaktadır. (765 sayılı
TCK m. 102 ila 118; 5237 sayılı TCK m. 66 ila 72).
765 sayılı Türk Ceza Kanununun 117. maddesinde “Gerek dava ve gerek
ceza müruru zamanı re’sen tatbik olunur ve bundan ne maznun ve ne de mahkum
vazgeçemezler” denilmiş, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 72. maddesinin
ikinci fıkrasında da benzer bir ifade ile “Dava ve ceza zamanaşımı re’sen uygu‐
lanır ve bundan şüpheli sanık ve hükümlü vazgeçemezler” şeklinde bir kurala yer
verilmiştir.
Zamanaşımı, devletin yargılama hakkının sona ermesi gibi bir sonuç do-
ğurması nedeniyle soruşturma, kovuşturma, istinaf ve temyiz aşamalarının
tümünde re’sen nazara alınır. Verilen bir karar kesinleşip hüküm halini alın-
caya kadar dava zamanaşımı işlemeye devam eder.
Sanık hakkında 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 205. maddesinin uy-
gulanması istemiyle kamu davası açılmış ise de yapılan yargılama sonucu
eylemlerin aynı Kanunun 240. maddesine uyduğu, bu eylemler için geçerli
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
142
zamanaşımı süresinin 102. maddede belirtildiği gibi beş yıl olduğu görül-
mektedir. Ancak, bu sürenin işleyiş tarihlerini belirlemek için, öncelikle Ba-
kan olan sanığın bu sıfatının milletvekilleri gibi değerlendirilip değerlendi-
rilmeyeceği, Anayasa koyucunun Başbakan veya Bakanların sorumlulu-
ğunda zamanaşımı yönünden farklı bir uygulama öngörmek isteyip isteme-
diği, bu konuda nasıl bir çözüm getirilebileceği konusunun açıklığa kavuş-
turulması gerekmektedir.
1‐ Milletvekillerinin işledikleri suçlarda dava zamanaşımı
Milletvekilleri hakkında zamanaşımı konusu, Anayasanın “Yasama doku‐
nulmazlığı” başlıklı 83. maddesinin üçüncü fıkrasında;
“Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi hakkında, seçiminden önce veya sonra ve‐
rilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır;
üyelik süresince zamanaşımı işlemez.” biçiminde düzenlenmiştir.
Doktrinde, 83. maddenin üçüncü fıkrasında düzenlenen zamanaşımının
“ceza zamanaşımı” olduğu konusunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Ancak,
hakim olan görüş, 83. maddenin üçüncü fıkrasının, aynı zamanda, “dava
zamanaşımı”nı da kapsayacak şekilde yorumlanması gerektiği yönündedir.
Anayasanın 83. maddesinin üçüncü fıkrası ve 765 sayılı Türk Ceza Ka-
nununun 107. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde, milletvekilliği süre-
since zamanaşımının işlemeyeceğine ilişkin kuralda kanun koyucunun ira-
desinin hem ceza hem de dava zamanaşımını kapsadığı ve milletvekilliği
süresince dava zamanaşımının işlemeyeceği sonucuna varılmaktadır. Bir
başka ifade ile suç işleyen milletvekilleri hakkında, herhangi bir karara ge-
rek olmaksızın, milletvekilliği süresince dava ve ceza zamanaşımı süreleri
işlemeyecektir.
Yasama dokunulmazlığı kurumunun ortaya çıkmasındaki neden, ikti-
dara karşı görünen temsilcilerin iktidar tarafından keyfi, temelsiz ve zaman-
sız kovuşturmalara uğratılarak yasama çalışmalarından alıkonulmamaları
düşüncesidir. Dokunulmazlığın amacı milletvekillerini görevleri ile ilgili
olmayan eylemlerden dolayı suçsuz saymak olmadığından suç olduğu ko-
nusunda duraksama olmayacak bir eylemin failini bu ayrıcalıktan yararlan-
dırmak kurumun amacına ters düşer. Dokunulmazlık Meclisin kararı ile
kaldırılabileceği için mutlak bir nitelik taşımaz. Dokunulmazlık, sorumsuz-
luk gibi sürekli değildir. Milletvekilliği sıfatının devamı süresince sonuç
doğurur, bu sıfatın ortadan kalkmasıyla son bulur. Üyelik sıfatı sona erdik-
ten sonra meclis üyesi hakkında ceza kovuşturması yapılabilir. Bu nedenle
de 83. maddenin üçüncü fıkrasında üyelik süresince zamanaşımının işleme-
yeceği kabul edilmiştir.
Yaşar Topcu Kararı
143
Milletvekilinin dokunulmazlığının sona ermesinden sonra takibat yapı-
labilir. Yasama dokunulmazlığı da üyelik süresinin bitmesi ve Meclis üyesi-
nin yeniden seçilmemesi veya Anayasanın 84. maddesi gereğince üyelik
sıfatının düşme sebeplerinden biri ile sona ermesi ya da yasama dokunul-
mazlığının Meclis tarafından kaldırılması ile sona erer.
2‐ Bakanların işledikleri suçlarda dava zamanaşımı
Bakanların işlediği suçları, görevleriyle ilgili işledikleri suçlar ve görev-
leriyle ilgisi olmayan suçlar olarak ikiye ayırmak mümkündür.
Bakanların görevleriyle ilgili olmayan suçları bakımından, milletvekille-
rinin tabi olduğu kayıt ve şartların aynen geçerli olduğu konusunda, dokt-
rinde ve uygulamada her hangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Bir başka
ifade ile, TBMM üyesi olan bakanlar ile TBMM üyesi olmayan bakanlar ara-
sında hiçbir fark bulunmamaktadır. Zira, Anayasanın 112. maddesine göre,
milletvekili olmayan bakanlar da bu sıfatları sona erene kadar, milletvekille-
rinin tabi olduğu hak ve yükümlülüklere sahiptirler. Dolayısıyla, zamana-
şımı konusunda, milletvekilleri için geçerli olan durum, burada aynen ge-
çerlidir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının konuya ilişkin mütalaasında;
“Anayasa’nın “yasama dokunulmazlığı” başlıklı 83. maddesi zamanaşımı ko‐
nusunda milletvekillerine özgü hüküm içermektedir. Bu maddenin 3. fıkrasına göre,
“Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi hakkında, seçiminden önce veya sonra verilmiş
bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik sıfatının sona ermesine bırakılacak,
üyelik süresince zamanaşımı işlemeyecektir”. Bu madde, 107. maddeyle birlikte
değerlendirildiğinde, suç işlediği iddia edilen bir milletvekilinin yasama dokunul‐
mazlığının kaldırılmasına karar verilirse, kararın alınması için yapılan başvuru
tarihinden kararın verilmesi tarihine kadar geçen süre içinde zamanaşımı durmuş
olacak ve TBMM’ nin kaldırma kararı verdiği günden itibaren yeniden işlemeye
devam edecektir. Yasama dokunulmazlığının kaldırılmaması durumunda ise zama‐
naşımı Anayasamızın 83. maddesine göre durmuş olacaktır.
Milletvekili sıfatına sahip olsun olmasın bir bakanın görevinden kaynaklanmayan
bir suç işlemesi halinde, milletvekilleri için açıkladığımız bu prosedür uygulanacak,
ancak, görev suçlarında uygulanma imkanı olmayacaktır. Zira Anayasamızın “Meclis
Soruşturması” başlıklı 100. maddesinde, başbakan ve bakanlar hakkında görev suçları
sebebiyle soruşturma açılması, sürdürülmesi ve sonuçlandırılması konusunda özel
usul benimsenmiş, zamanaşımına ilişkin bir düzenlemeye yer verilmeyerek meskut
bırakılmıştır. Maddede, başbakan ve bakanlar hakkında, milletvekilleri için Anaya‐
sa’nın 83. maddesinde öngörülen başvuru imkanı tanınmamış, suç ihbar ve şikayetle‐
rini kabul edecek bir makam, yani muhatap da gösterilmemiştir. Bu nedenle, milletve‐
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
144
killeriyle ilgili durma hükmünün burada uygulama yeri olmayacaktır. Böylece, suç
işlendiği tarihten itibaren zamanaşımı işlemeye başlayacak, ancak, bu özel usulün
uygulanmasındaki zorluk nazara alındığında; suç, Meclis’e intikal etmeden dahi za‐
manaşımına uğramış olacaktır.
Meclis soruşturmasının, suç işlenmesinden hemen sonra delil toplanamaması
zaafiyetinin yanında, değindiğimiz bu boşluk ve sakıncalarının, genel ceza muhake‐
mesi ilkelerine, eşitlik, kamu vicdanı ve ceza adaletine uygunluğunun değerlendi‐
rilmesinde zorunluluk bulunmaktadır.
Bu açıklamalar ışığında dava dosyasına baktığımızda, 19.9.1997 olan suç tari‐
hinden sanığın Yüce Divana sevk edildiği 10.11.2004 tarihine kadar geçen süre
içinde kesici herhangi bir işlem yapılmadan 765 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nda ön‐
görülen beş yıllık asli dava zamanaşımının gerçekleştiği anlaşılmaktadır.”
denilmektedir.
Bakanların görevleriyle ilgili suçlarla ilgili değerlendirmeye gelince;
Başbakan ve bakanlar aynı zamanda milletvekili olmaları nedeniyle
Anayasanın 83. maddesindeki yasama sorumsuzluğu ve dokunulmazlığın-
dan yararlanmaktadırlar. Bakanlık sıfatı milletvekilliği sıfatını ortadan kal-
dırmamaktadır. Başbakan ve bakanlar hakkındaki Meclis soruşturma yön-
temini düzenleyen Anayasanın 100. maddesinde, bu kişilerin görevleriyle
ilgili suçları yönünden zamanaşımının düzenlenmemiş olması, bu kişilerle
ilgili eylemler bakımından genel zamanaşımı kurallarının uygulanması ge-
rektiği anlamına gelmemelidir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının esas hakkında görüşünde de ileri
sürülen, Anayasanın 100. maddesinde bakanlar için zamanaşımına ilişkin
düzenlemelere yer verilmemesi nedeniyle, bakanların görevleriyle ilgili
işledikleri suçlarda 83. maddenin uygulanamayacağına ilişkin görüşe itibar
edilmemiştir. Çünkü, Anayasada milletvekili olmayan bakanların dahi, ba-
kan sıfatını taşıdıkları sürece, milletvekillerinin tabi olduğu kayıt ve şartlara
uyacakları ve yasama dokunulmazlıklarına sahip oldukları (md. 112/4) be-
lirtilmişken; milletvekili olan bakanların bu hükümden (yasama dokunul-
mazlığı) muaf olduklarını ileri sürmek mümkün değildir.
Bu bağlamda, zamanaşımı konusunda Anayasanın 83. maddesinin kıyas
yoluyla bakanlar hakkında uygulanamayacağı düşüncesi de yerinde değildir.
Çünkü, ortada bir kıyas durumu yoktur. “Kıyas” sözcüğü kelime olarak “bir
tutma”, “denk sayma” ve “benzetme yolu” anlamlarına gelmektedir. Hukuk-
sal anlamda kıyas ise “Muayyen bir hadise için isdar edilen kanuni bir hükmün işbu
hadiseden yalnız cüzi bir tarzda inhiraf ederek içtimai bünyesi itibarıyla aynı olan veya
hukuki mahiyeti itibarıyla benzeyen bir hadiseye teşmili”dir. Görüldüğü üzere kı-
Yaşar Topcu Kararı
145
yas, benzer durumlarda olan kişi, kurum veya olaylar arasında söz konusu
olabilir. Oysa, milletvekili ile milletvekili olan bakan benzer durumda değil;
aynı durumdadır. Dolayısıyla, bakan olan milletvekili, aynı zamanda millet-
vekili olduğundan, milletvekillerinin sahip olduğu hak ve yükümlülüklere
bizatihi sahiptir. Bu nedenle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının bu yöndeki
görüşüne katılmak mümkün görülmemektedir.
Bir başka ifade ile Anayasada bakanlar ve milletvekilleri için geçerli olan
tek bir dokunulmazlık vardır. O da Anayasanın 83. maddesinde düzenlenen
yasama dokunulmazlığıdır. Milletvekilleriyle bakanların dokunulmazlıkları
konusundaki farklılık, dokunulmazlıkların kaldırılması usul ve şartları bakı-
mındandır. Bu konunun, milletvekilleri ile bakanların görev suçları açısından
Anayasada farklı düzenlenmesi, dokunulmazlığın esası bakımından bir farklı-
lık bulunduğu anlamında yorumlanamaz. Bu nedenle milletvekilleri, Başbakan
ve bakanlar aynı dokunulmazlığa sahiptirler ve bu dokunulmazlık nedeniyle
TBMM üyelikleri süresince haklarında zamanaşımı da işlemez.
Anayasanın 100. maddesindeki farklı düzenleme yalnızca dokunulmaz-
lığın kaldırılması bakımından getirilen bir farklılıktır. Diğer hükümler yö-
nünden milletvekili olmaları nedeniyle Başbakan ve bakanlar da milletve-
killerinin tabi olduğu kurallara tabi tutulmalıdır. Zamanaşımının bu şekilde
uygulanmaması, haklı ve mantıklı bir izahı olmaksızın suç ve suçlular ara-
sında ayrımlar yapılması gibi sonuçlara neden olacaktır.
TBMM üyeleri arasından seçilen Başbakan ve bakanların dışında, Ana-
yasanın 100. maddesinin sağladığı olanakla TBMM dışındaki milletvekili
seçilme yeterliği olanlar arasından seçilen bakanların da yasama dokunul-
mazlığına sahip olduklarının Anayasanın 112. maddesinin dördüncü fıkra-
sında ayrıca belirtilmesi bu görüşün açık kanıtıdır.
Başbakan ve bakanlar hakkında suç tarihinden itibaren zamanaşımının
işlemesi durumunda, Başbakanlığı veya bakanlığı sırasında ve sonrasında
iktidar partisi mensubu olanlar hakkında zamanaşımı süresinin dolması
kaçınılmaz olacaktır.
Tüm bu nedenlerle, Anayasanın 83. maddesinin üçüncü fıkrası ile 765
sayılı Türk Ceza Kanununun 107. maddesi birlikte değerlendirildiğinde,
kanun koyucunun iradesinin hem ceza hem de dava zamanaşımını kapsa-
dığı, milletvekilleri hakkında milletvekillikleri süresince dava zamanaşımı-
nın işlemeyeceği sonucuna varılmaktadır.
Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, sanığın suç tarihi olan
19.9.1997 ila 17.4.1999 tarihleri arasında 20. dönem milletvekilliği, 18.4.1999
ila 3.11.2002 tarihleri arasında 21. dönem milletvekilliği görevinde bulun-
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
146
duğu dikkate alındığında, milletvekili olduğu 19.9.1997 ila 3.11.2002 tarih-
leri arasında dava zamanaşımı süresi işlemeyecektir.
Buna göre, eylemin 240. madde kapsamında düşünülmesi durumunda,
sanığın milletvekilliği görevinin sona erdiği 3.11.2002 tarihinden itibaren
işleyen 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 102. maddesinin birinci fıkrasının
dördüncü bendinde öngörülen beş yıllık asli dava zamanaşımı süresi, Yüce
Divana sevk kararının verildiği 10.11.2004 gününde kesintiye uğramıştır. Bu
durumda, sanığın milletvekilliği görevinin sona erdiği gün ile Yüce Divana
sevk kararının verildiği gün arasında, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 102.
maddesinin birinci fıkrasının dördüncü bendinde öngörülen beş yıllık asli
dava zamanaşımı süresi dolmamıştır.
Belirtilen gerekçelerle davada zamanaşımı olmadığına, 26.5.2006 gü-
nünde, Başkanvekili Haşim KILIÇ, Üyeler Sacit ADALI, Ahmet
AKYALÇIN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz
PAKSÜT’ün oyları, Başkan Tülay TUĞCU, Üyeler Fulya KANTARCIOĞLU,
Mehmet ERTEN, A. Necmi ÖZLER ve Şevket APALAK’ın karşı oyları ve
OYÇOKLUĞUYLA karar verilmiştir.
Karşı oy kullanan üyelerin gerekçeleri şöyledir:
“Yapılan delil değerlendirmesine göre, eylemin ihaleye fesat karıştırma
suçunu oluşturmadığı, unsurlarının oluşması halinde görevi kötüye kullan-
mak suçunu düzenleyen Türk Ceza Kanununun 240. ve yeni Türk Ceza Ka-
nununun 257. maddelerine uyabileceği sonucuna varıldıktan sonra suçun
işleniş tarihi dikkate alındığında dava zamanaşımı süresinin dolmuş olduğu
anlaşılmaktadır. Bu husustaki gerekçe, dava zamanaşımı konusu genel nite-
likte iki başlık altında irdelendikten sonra üçüncü başlıkta somut davaya
ilişkin olarak açıklanacaktır.
A) Bakanların Görev Suçu Dışındaki Suçları İle Milletvekillerinin
Suçları Açısından
Anayasanın “Yasama Dokunulmazlığı” başlıklı 83. maddesinde,
“Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerin‐
den, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanı’nın
teklifi üzerine Meclisce başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarla‐
mak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar.
Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen milletvekili, Meclisin ka‐
rarı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Ağır
cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak
Yaşar Topcu Kararı
147
kaydıyla Anayasa’nın 14 üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır.
Ancak,, bu halde yetkili makam durumu hemen ve doğrudan doğruya TBMM’ ne
bildirmek zorundadır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi hakkında seçimden önce veya sonra veril‐
miş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır;
üyelik süresince zamanaşımı işlemez.
Tekrar seçilen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma, Meclisin yeni‐
den dokunulmazlığını kaldırmasına bağlıdır.
Türkiye Büyük Millet Meclisindeki siyasi parti gruplarınca,yasama dokunul‐
mazlığı ile ilgili görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.”
denilmiş, 112. maddesinin son fıkrasında da “Bakanlar Kurulu üyelerinden
milletvekili olmayanlar; 81 inci maddede yazılı şekilde Millet Meclisi önünde
andiçerler ve bakan sıfatını taşıdıkları sürece milletvekillerinin tabi oldukları kayıt
ve şartlara uyarlar ve yasama dokunulmazlığına sahip bulunurlar…” hükümleri-
ne yer verilmiştir.
Anılan maddelere göre yasama dokunulmazlığı çerçevesinde milletve-
killeri ile milletvekili olmayan bakanlara tanınan güvencelerin;
1- Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri
düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisçe
başka bir karar alınmadıkça, bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa
vurmaktan sorumlu tutulmamaları,
2- Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına
başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14. maddesindeki durumlar hariç
olmak üzere; seçimden önce veya sonra bir suç işledikleri ileri sürüldüğün-
de Meclisin kararı olmadıkça tutulamayacakları, sorguya çekilemeyecekleri,
tutuklanamayacakları ve yargılanamayacakları,
3- Seçimlerinden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine ge-
tirilmesinin üyelik sıfatının sona ermesine bırakılacağı,
olduğu anlaşılmaktadır.
Bu güvencelerden birincisinin zamanaşımı ile ilgisi yoktur. İkinci gü-
vence, ceza soruşturması ve kovuşturması aşamalarında tanınan güvence-
lerdir. Ancak, ilgili hakkında dava açılmasına yetecek deliller elde edilmişse
iddianame tanzim edilmesine de engel bulunmamaktadır. Bu fıkrada zama-
naşımı ile ilgili bir kurala yer verilmemiştir. Üçüncü güvence ise kesinleşmiş
ceza hükümlerinin yerine getirilmesine ilişkindir. İnfazın, üyelik sıfatının
sora ermesine bırakılması halinde, üyelik süresince zamanaşımının işleme-
yeceği hükme bağlanmıştır.
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
148
Bu duruma göre, Anayasanın 83. maddesinin üçüncü fıkrasındaki zama-
naşımının ceza zamanaşımı olduğu hususunda duraksama olmamakla bera-
ber, bunun aynı zamanda dava zamanaşımını da kapsayıp kapsamadığının
tartışılması gerekmektedir.
Anayasanın 83. maddesinin gerekçesinde, dava zamanaşımı ile ilgili bir
açıklamaya yer verilmemiş, yasama dokunulmazlığı konusunda 1961 Ana-
yasasının 79. maddesinin aynen benimsendiği ifade edilmiştir.
1961 Anayasasının 79. maddesinin üçüncü fıkrasında “Bir Meclis üyesi
hakkında seçiminden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine geti-
rilmesi, üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır. Üyelik süresince zamanaşımı
işlemez.” hükmü yer almıştır. Bunun 1982 Anayasasının 83. maddesinin üçün-
cü fıkrasından farkı, “Üyelik süresince zamanaşımı işlemez.” kuralının fıkranın
sonunda ayrı bir cümle olarak yer almasıdır. Bu maddenin gerekçesinde de
dava zamanaşımı ile ilgili bir açıklık bulunmamaktadır.
1961 Anayasasının 79. maddesinin üçüncü fıkrasındaki zamanaşımı ku-
ralı, ayrı bir cümle olsa da ceza hükmünün infazının ertelenmesini düzenle-
yen fıkrada bulunduğundan, bu kuralın da dava zamanaşımını kapsamadı-
ğının kabulü gerekir. 1982 Anayasasının 83. maddesinin üçüncü fıkrasında
ise ceza hükmünün ertelenmesinin düzenlenmesi yanında “üyelik süresince
zamanaşımı işlemez.” kuralı, tek cümle içinde yer aldığından bu husustaki
bütün duraksamalar giderilmiştir. Bu nedenle, madde metni çok açık oldu-
ğundan kuralın dava zamanaşımını da kapsayacak şekilde geniş yorumlan-
ması olanaksızdır. Kuralın kıyas yoluyla dava zamanaşımına da uygulan-
masına ise zamanaşımının maddi ceza hukukuna ait bir kavram olması ve
kanunilik ilkesine tabi bulunması engel oluşturmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, Anayasanın 83. maddesinde dava zamanaşımının
düzenlenmediği ve bu konuda ceza hukuku genel kurallarının uygulanmasının
benimsendiği sonucuna varılmıştır. Bu durumda, ceza kanunlarının dava za-
manaşımının başlamasına, durmasına ve kesilmesine ilişkin hükümleri uygu-
lanacaktır. Nitekim, Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 8.6.2000 tarih ve
2000/114-114 Esas-Karar sayılı kararı da bu doğrultudadır.
B) Bakanların Görev Suçları Açısından
Anayasanın 148. maddesinde, Anayasa Mahkemesinin Bakanlar Kurulu
üyelerini Yüce Divan sıfatıyla yargılayacağı öngörülmüş ve 100. maddesin-
de de Başbakan ve bakanlar hakkında görev suçları nedeniyle soruşturma
açılması, sürdürülmesi ve sonuçlandırılması hususunda özel usul benim-
senmiştir. Maddede zamanaşımı ile ilgili bir kural bulunmamaktadır.
TBMM İçtüzüğünde de Meclis soruşturmasının ayrıntıları düzenlenmiştir.
Yaşar Topcu Kararı
149
Bu hükümlerden de anlaşılacağı gibi, Bakanlar Kurulu üyelerinin görev
suçları söz konusu olduğunda, suç ihbarı adli makama yapılamamakta, Ana-
yasanın 100. maddesinde belirtilen şartları taşıyan bir önerge ile soruşturma
açılması Meclisten istenilmektedir. Meclisin soruşturma açılmasını kabul et-
mesi halinde soruşturmayı Melis soruşturma komisyonu yapmaktadır. İlgili-
nin Yüce Divana sevk edilip edilmemesine de Meclis Genel Kurulu karar ver-
mektedir. Bu suretle, Bakanlar Kurulu üyelerinin görev suçlarında, suç ihba-
rından Yüce Divana sevke kadar bütün işlemler (soruşturma aşaması) Meclis
tarafından yürütülmekte olup, bu konuda yetkili ve görevli başka bir adli ma-
kam da bulunmadığından, Meclis soruşturması ve Yüce Divana sevk kararı ile
TBMM adli bir fonksiyon ifa etmektedir.
Meclis soruşturması, Anayasada TBMM’nin denetim yollarından biri
olarak düzenlenmiş ise de bu müessesenin birincil amacı, göreve ilişkin suç
ihbar ve şikayetleri ile bunların soruşturulması ve karara bağlanması konu-
sunda Bakanlar Kurulu üyelerine güvence sağlamaktır. Bu nedenle, Başba-
kan ve bakanlara görev suçlarında yasama dokunulmazlığından farklı böyle
bir güvence sağlandığı için Anayasanın 83. maddesinde yer alan yasama
dokunulmazlığına ilişkin hükümlerin uygulanması olanaksızdır.
Bir görev suçu isnadı ile karşı karşıya olan Bakanlar Kurulu üyelerinin,
bu husus bir sonuca ulaştırılmadan görevlerini sürdürmeleri hukuken ve
siyaseten uygun ve doğru olmayacağından, Anayasada, isnadın bir an önce
sonuçlandırılmasının amaçlandığı ve bunu sağlamaya yönelik düzenleme-
lere yer verildiği, genel hükümler dışında zamanaşımı ile ilgili ayrı bir kural
konulmasına da gerek görülmediği anlaşılmaktadır.
Bu duruma göre; Bakanlar Kurulu üyelerinin görev suçlarına ilişkin da-
valarda TCK’nin 104. ve YTCK’nin 67. maddelerinde belirtilen hallerin vuku-
unda, örneğin Yüce Divana sevk kararı verilerek haklarında dava açıldığında
ve Yüce Divanda sorgusu yapıldığında zamanaşımı kesilmiş olacak, buna
mukabil TCK’nin 107. ve YTCK’nin 67. maddelerinde düzenlenen zamanaşı-
mının durmasına ilişkin nedenler gerçekleşemeyeceğinden zamanaşımının
durması söz konusu olmayacaktır. Yüce Divanın 12.4.1995 tarih ve E.1993/1-
K.1995/1 sayılı kararında da sanıklardan S.G. hakkındaki dava zamanaşımının
dolması nedeniyle davanın ortadan kaldırılması istemi, sanığın Bakan olması
nedeniyle zamanaşımının işlemeyeceği gerekçesiyle değil, yargılama konusu
suçun müteselsil suç olması ve teselsülün bittiği gün itibarıyla dava zamana-
şımının dolmadığı gerekçesiyle reddedilerek, bu düşüncenin kabul edildiği
görülmektedir.
C) Somut Davada Zamanaşımı
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
150
Sanığa isnad olunan suçun tamamlandığı tarihin 19.9.1997 olduğu, dava
konusu eylemleri nedeniyle 17.4.1998 tarihinde hakkında görevi kötüye
kullanmak suçundan soruşturma önergesi verildiği, önergenin TBMM tara-
fından 12.5.1998 tarihinde kabul edildiği, Meclis soruşturma komisyonu
raporunun (9/19) TBMM’ce 26.6.2000 tarihinde görüşülüp oylandığı ve adı
geçenin Yüce Divana sevk edilmemesine karar verildiği, 3.11.2002 tarihinde
milletvekilliğinin sona erdiği, 3.12.2003 tarihinde aynı eylemler nedeniyle
ihaleye fesat karıştırma suçundan soruşturma önergesi verildiği, önergenin
TBMM tarafından 6.1.2004 tarihinde kabul edildiği, Meclis soruşturma ko-
misyonu raporunun (9/9) TBMM’ce 10.11.2004 tarihinde görüşülüp oylan-
dığı ve sanığın Yüce Divana sevkine karar verildiği, davanın açıldığı tarihe
kadar zamanaşımını kesen bir sebebin gerçekleşmediği, dosya kapsamından
anlaşılmaktadır.
Yukarıda açıklandığı gibi dava zamanaşımının durması söz konusu ol-
madığından ve suç tarihi olan 19.9.1997 tarihinden sanığın Yüce Divana
sevk tarihine kadar TCK’nin 240. maddesindeki görevi kötüye kullanma
suçuna ilişkin beş yıllık dava zamanaşımı süresi içerisinde zamanaşımını
kesen bir sebebin de gerçekleşmemesi nedeniyle bu davadaki zamanaşımı
süresi 19.9.2002 tarihinde, yani sanığın Yüce Divana sevk tarihinden önce
dolmuş olmaktadır. Bu nedenle, sanık hakkındaki davanın düşmesine karar
verilmesi gerektiği görüş ve düşüncesinde olduğumuz için aksi yöndeki
çoğunluk kararına katılmadık.”
C‐ 4616 SAYILI KANUN BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME
Yapılan tüm değerlendirmelerden sonra sanığın sabit görülen eylemleri,
765 sayılı Türk Ceza Kanununun 240. maddesinde olduğu gibi 5237 sayılı
Türk Ceza Kanununun 257. maddesi yönünden de suç oluşturduğundan,
eylem tarihlerine göre 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 240. maddesinde
öngörülen suçun 4616 sayılı “23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlar-
dan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Ka-
nun” kapsamında kaldığı sonucuna varılmıştır.
4616 sayılı “23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şart-
la Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun” bu tarihe
kadar işlenen suçlar yönünden erteleme olanağı tanımış bulunmaktadır.
Her ne kadar 4616 sayılı, “23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan
Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Ka-
nun”un 21.5.2002 günlü, 4758 sayılı Kanunla değişik dördüncü bendi, Ana-
yasa Mahkemesinin, 15.10.2003 günlü, E:2003/84 ve K:2003/89 sayılı kararı
ile “...haklarında...son soruşturma aşamasına geçilmiş olmakla beraber he-
nüz hüküm verilmemiş...”ler yönünden iptal edilmiş ise de suç tarihlerine
Yaşar Topcu Kararı
151
göre lehe olan Kanun uygulaması da dikkate alındığında, bu Kanuna göre
sanık hakkındaki kamu davasının hükme bağlanmasının ertelenmesine
karar verilmesine bir engel bulunmamaktadır.
765 sayılı Türk Ceza Kanununun 240. maddesinin, 21.12.2000 günlü,
4616 sayılı “23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla
Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun”un 1. maddesi-
nin beşinci bendinde sayılan kapsam dışı suçlar arasında yer almaması ne-
deniyle, 4616 sayılı Kanunun 1. maddesine 4758 sayılı Kanun ile eklenen
dördüncü bent uyarınca, sanık hakkında açılan kamu davasının kesin hük-
me bağlanmasının ertelenmesine karar verilmesi gerekir.
Nihai oylamada, Üyeler Fulya KANTARCIOĞLU ve Mehmet ERTEN
“derhal beraat kararı verilmesi”, Başkan Tülay TUĞCU ile Üyeler A. Necmi
ÖZLER ve Şevket APALAK “davanın zamanaşımı nedeniyle 765 sayılı Türk
Ceza Kanununun 102. maddesinin birinci fıkrasının dördüncü bendi ve 5271 sayılı
Ceza Muhakemesi Kanununun 223. maddeleri uyarınca düşürülmesi” gerektiği
yönünde; Başkanvekili Haşim KILIÇ ve Üyeler Sacit ADALI, Ahmet
AKYALÇIN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ ve Osman Alifeyyaz
PAKSÜT ise sanık hakkında 4616 sayılı Yasa hükümlerinin uygulanması
gerektiği yönünde oy kullanmışlardır.
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
152
VIII‐ HÜKÜM
Ayrıntıları ve dayanakları yukarıda açıkça gösterildiği üzere;
Sanık Yaşar TOPCU hakkında ihaleye fesat karıştırma suçundan dolayı 765
sayılı Türk Ceza Kanununun 205. maddesi gereğince cezalandırılması istemiyle
Yüce Divana sevk kararı ile kamu davası açılmış ise de tüm delillerin değerlen-
dirilmesi sonucu, sanığın eyleminin aynı Yasanın 240. maddesine uymasına ve
23 Nisan 1999 tarihinden önce gerçekleştirilmiş olmasına, görevi kötüye kul-
lanmak suçunun 21.12.2000 günlü, 4616 sayılı Yasanın 1. maddesinin beşinci
bendinde sayılan kapsam dışı suçlar arasında yer almamasına göre, Başkan
Tülay TUĞCU ile Üyeler A. Necmi ÖZLER ve Şevket APALAK’ın “Davanın
zamanaşımı nedeniyle 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 102/4. ve 5271 sayılı
Ceza Muhakemesi Kanununun 223. maddeleri uyarınca düşürülmesi gerekti-
ği”; üyeler Fulya KANTARCIOĞLU ve Mehmet ERTEN’in ise “Sanığa atılı
eylemin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257. maddesine göre suç olmaktan
çıkarıldığı” yönündeki karşıoylarıyla, 4616 sayılı Yasa’nın 1. maddesine 4758
sayılı Yasa ile eklenen dördüncü bendi uyarınca, DAVANIN KESİN HÜKME
BAĞLANMASININ ERTELENMESİNE, OYÇOKLUĞUYLA,
Suçla ilgili dosya ve delillerin, dava zamanaşımı süresi sonuna kadar
muhafaza edilmesine ve yargılama giderinin kamu üzerinde bırakılmasına,
OYBİRLİĞİYLE,
26 Mayıs 2006 gününde isteme aykırı ve kesin olarak karar verildi. Veri-
len hüküm, sanık Yaşar TOPCU ve müdafiileri ile katılan idare vekilinin
yüzlerine karşı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Vekili ve Savcısı hazır bu-
lunduğu halde açıkça okundu, anlatıldı. 26.5.2006
Başkan
Tülay TUĞCU
Başkanvekili
Haşim KILIÇ
Üye
Sacit ADALI
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
Üye
Ahmet AKYALÇIN
Üye
Mehmet ERTEN
Üye
A. Necmi ÖZLER
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Şevket APALAK
Üye
Serruh KALELİ
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Yaşar Topcu Kararı
153
KARŞIOY GEREKÇESİ
Sanık Yaşar Topcu hakkında açılan kamu davasının yapılan yargılaması
sonunda, sabit sayılan bir kısım eylemlerinin cezai sorumluluk getirdiğine,
diğer eylemlerinin ise getirmediğine, cezai sorumluluk getiren eylemlerinin
ise 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 205. maddesindeki ihaleye fesat karış-
tırma suçunu oluşturmayıp, aynı Kanunun 240. maddesindeki görevi kötü-
ye kullanma suçunu oluşturabileceğine ilişkin karara katılıyoruz.
Ancak, değişen suç vasfı sonucu oluşabileceği kabul edilen Türk Ceza
Kanununun 240. maddesindeki görevi kötüye kullanma suçunda, lehe so-
nuç doğurma ve öncelikle uygulama bakımından sanık hakkındaki kamu
davasının, 21.12.2000 günlü, 4616 sayılı Yasa uyarınca ertelenmesine mi,
dava zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine mi ya da 5237 sayılı Türk Ceza
Kanunu çerçevesinde suç olmadığının tespiti halinde söz konusu davada
derhal beraata mı karar verileceği hususunun tartışılması gerekir. 4616 sayılı
Yasa uyarınca verilecek erteleme kararında kamu davasının belli bir süre
daha etkisini sürdüreceği, dava zamanaşımı uygulanmasında ise kamu da-
vasının bütün neticeleriyle düşeceği gözetildiğinde, dava zamanaşımının
daha lehe olduğu ve 4616 sayılı Yasadan önce uygulanmasının gerektiği
düşünülebilir. Ayrıntıları kararın “Zamanaşımı Sorunu” başlıklı bölümü-
nün bizim de katıldığımız muhalefet gerekçesinde belirtildiği üzere, Bakan
olan sanık hakkındaki kamu davasında, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun
102. maddesinin dördüncü fıkrasında öngörülen dava zamanaşımı gerçek-
leşmiş olmakla birlikte, sözü edilen dava zamanaşımının uygulanarak kamu
davanın düşürülmesine karar verilebilmesi için, oluşabileceği kabul edilen
bu suçun sonradan yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun göre-
vi kötüye kullanma suçunun düzenlendiği, 257. maddesi uyarınca da suç ol-
ması gerekir. Suç olmadığının saptanması durumunda ise gerek erteleme ve
gerekse zamanaşımı nedeniyle verilecek düşme kararından daha lehe ol-
duğu tartışmasız olan ve dayanağını Ceza Muhakemesi Kanununun 223.
maddesinin (9) numaralı fıkrasındaki “Derhal beraat kararı verilebilecek haller‐
de durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemez” kuralından
alan beraat kararının, diğerlerinden önce uygulanmasının gerektiğinde ve
adil yargılamanın da böyle bir uygulama ile sağlanabileceğinde kuşku bu-
lunmamaktadır. Bu nedenle 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 2. ve 5237
sayılı Türk Ceza Kanununun 7. maddeleri uyarınca, 765 sayılı Türk Ceza
Kanununun 240. maddesi uyarınca cezai sorumluluk getirebileceği kabul
edilen görevi kötüye kullanma suçuna ilişkin eylemlerin, sonradan yürür-
lüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 257. maddesi yönünden de suç
olup olmadığının tespitinde zaruret vardır.
E. 2004/5, K. 2006/2 (Yüce Divan)
154
765 sayılı Türk Ceza Kanununun 240. maddesindeki “Yasada yazılı haller‐
den başka hangi nedenle olursa olsun görevini kötüye kullanan memur derecesine
göre bir yıldan üç yıla kadar hapsolunur. Cezayı hafifletici nedenlerin bulunması
halinde altı aydan bir yıla kadar hapis ve her iki halde ikibin liradan onbin liraya
kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Ayrıca memuriyetten süreli veya temelli
olarak yoksun kılınır” biçimindeki “görevi kötüye kullanma” suçu ile suç tari-
hinden sonra kabul edilen ve karar tarihinde yürürlükte olan 5237 sayılı
Türk Ceza Kanununun 257. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan
“Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı
hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan
ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, bir yıldan üç yıla kadar
hapis cezası ile cezalandırılır” şeklindeki “görevin gereklerine aykırı hareket
etmek” suçu karşılaştırıldığında, “görevi kötüye kullanma” sözcükleri ile
“görevin gereklerine aykırı hareket etmek” sözcüklerinin eş anlamlı olmala-
rına karşın, 240. maddedeki “görevi kötüye kullanma” suçunda memurun
herhangi bir biçimde yasal yetkisini aşması, yasanın koyduğu usul ve şekle
uymaması, takdir yetkisini gayesi dışında kullanması gibi hususlar suçun
oluşumunda aranan maddi unsur için tek başına yeterli sayılmışken, 257.
maddenin (1) numaralı fıkrasında memurun görevin gereklerine aykırı ha-
reket etmesi yanında, bu fiil nedeniyle kişilerin mağduriyetine veya kamu-
nun zararına neden olunması ya da kişilere haksız kazanç sağlanması halle-
rinden her hangi birinin gerçekleşmesine de yer verilmek suretiyle suçun
oluşumu için aranan maddi unsur yönünden aralarında önemli bir fark ya-
ratılmıştır. Buna göre, suçun oluşumu için, “görev gereklerine aykırı hareket
etmek” yeterli olmamakta; ayrıca “kişilerin mağduriyeti” veya “kamunun
zararı” ya da “kişilere haksız bir kazanç sağlanması” hallerinden her hangi
birinin gerçekleşmiş olması da gerekmektedir.
Sanığın, kararda;
- İhale usul ve esaslarında belirtilen kriterlere uygun çok sayıda firma
var iken onbeş firma belirlenip davet edilmesi suretiyle ihalelerde rekabetin
önüne geçilmesi,
- Üç proje halindeki işleri altı parçaya bölerek ve birbirleri ile
ilişkilendirilerek, ihaleye katılımın sınırlandırılması ve ekonomik açıdan en
avantajlı teklifin verilmesine engel olunması,
- Davet edilen firmaların gizli tutulması gerekirken, gizli tutulmak bir
yana, ihalelerde bu firmaların birbirleriyle ortak girişimler oluşturmasını
teşvik edecek mahiyette usul ve esaslar belirlenmesi,
başlıkları altında incelenen ve ayrıntıları yer verilerek sabit kabul edilen
eylemleri ile yasal yetkisini aştığı, takdir yetkisini gayesi dışında kullandığı
Yaşar Topcu Kararı
155
ve bu nedenle 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 240. maddesindeki görevi
kötüye kullanma suçunun gerçekleştiği kabul edilebilir ise de yargılama
sonucu elde edilen delillerden sanığın, görev gereklerine aykırı hareket et-
mek suretiyle kişilerin mağduriyetine veya kamunun somut biçimde zarara
uğramasına neden olduğu, varsayımdan uzak kesin ve inandırıcı delillerle
ispat edilemediği gibi kişilere haksız bir kazanç sağladığı da saptanamamış-
tır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 257. maddesinin (1) numaralı fıkra-
sında aranan “kişilerin mağduriyeti” veya “kamunun zararı” ya da “kişilere
haksız bir kazanç sağlanması” hallerinden her hangi birinin gerçekleştiği
kesin olarak saptanamayan olayda, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda dü-
zenlenen görevi kötüye kullanma suçunun unsurlarının oluştuğu kabul edi-
lemez. Sonradan kabul edilen ve karar tarihinde yürürlükte olan 5237 sayılı
Türk Ceza Kanununun getirdiği bu unsurlardan her hangi birinin olayda
saptanamaması nedeniyle suç olmaktan çıkan eylemlerden dolayı Ceza Mu-
hakemesi Kanununun 223. maddesinin (2) numaralı fıkrasının a) bendi ile
(9) numaralı fıkrasındaki düzenlemeler gözetilerek sanık hakkında derhal
beraat kararı verilmesi gerekir.
Bu nedenlerle karara muhalifiz.
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
Üye
Mehmet ERTEN
Full & Egal Universal Law Academy