1
YÜCE DİVAN KARARI
(TÜRK MİLLETİ ADINA)
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Karar Günü : 19.12.2012
Başkan : Haşim KILIÇ
Başkanvekili : Serruh KALELİ
Başkanvekili : Alparslan ALTAN
Üye : Fulya KANTARCIOĞLU
Üye : Mehmet ERTEN
Üye : Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye : Zehra Ayla PERKTAŞ
Üye : Recep KÖMÜRCÜ
Üye : Burhan ÜSTÜN
Üye : Engin YILDIRIM
Üye : Nuri NECİPOĞLU
Üye : Hicabi DURSUN
Üye : Celal Mümtaz AKINCI
Üye : Erdal TERCAN
Üye : Muammer TOPAL
Üye : Zühtü ARSLAN
Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı : Hasan ERBİL
Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcı Vekili : Mehmet EKMEKÇİ
Yargıtay
Cumhuriyet Savcıları : Mehmet Reis KOCA
Mehmet Beşir GÜVEN
Raportörler : Mustafa ÇAĞATAY
Metin EFE
Abdullah ÇELİK
Stenograflar : Fahriye GÖKŞEN
Semra TOSUN
Zehra ÖLMEZ
Beyza F. EREN
2
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Davacı : K.H.
Katılanlar : Ceyda Zeliha EREM
CNR Uluslararası Fuarcılık ve Ticaret A.Ş.
Katılanlar Vekilleri : Av. Haluk PEKŞEN
Av. Hande Zeynep DURSUN
Av. Merve İrem ŞAHİN
Sanıklar : 1- HASAN ERDOĞAN:(T.C. 17387770044) Ali oğlu,
Elif’ten olma, 18.2.1944 doğumlu, Sivas İli Divriği İlçesi,
Göndüren Köyü, Cilt No: 68, Hane No: 9’da nüfusa kayıtlı,
Kemer Sokak, Mesa Ufuk 4 Sitesi, 16/33
Gaziosmanpaşa/ANKARA adresinde oturur, evli,
sabıkasız, Yargıtay 6. Hukuk Dairesi Eski Başkanı.
Müdafii : Av. Bülent Hayri ACAR
2- Yavuz ÇAY: (T.C. 16919796996) Mustafa oğlu,
Hüsne’den olma, 04.11.1974 doğumlu, Sivas İli Şarkışla
İlçesi Çiçekliyurt Mahallesi, Cilt No: 31, Hane No: 28’de
nüfusa kayıtlı, Osman Temiz Mah. 1003 Sk. No: 4 İç Kapı
No: 5 Çankaya/ANKARA adresinde oturur, boşanmış,
sabıkasız.
Gözaltına Alınma Tarihi: 22.10.2010
Tutuklama Tarihi: 26.10.2010
Tahliye Tarihi : 16.3.2011
Müdafii : Av. Mehmet Selam ENEZ
3- Necdet OKCU: (T.C. 19768735130) Veli oğlu,
Feride’den olma, 22.2.1950 doğumlu, Çorum İli Mecitözü
İlçesi, Mescit Köyü, Cilt No: 3, Hane No:12’de nüfusa
kayıtlı, Yıldızevler Mah. Simon Bolivar Cad. No: 36 İç
Kapı No: 45 Çankaya / ANKARA adresinde oturur, evli,
sabıkasız.
Gözaltına Alınma Tarihi: 22.10.2010
Tutuklama Tarihi: 26 10.2010
Tahliye Tarihi : 15.9.2011
Müdafii : Av. Mehmet Selam ENEZ
3
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
4- Hüseyin UYSAL : (T.C. 13657042514) Ali oğlu,
Hatice’den olma, 29.12.1976 doğumlu, Ankara İli
Beypazarı İlçesi Yoğunpelit Mahallesi, Cilt No: 81, Hane
No: 132’de nüfusa kayıtlı, Kırkgöz Mah. Şükür Sk. No:
2K/2-1 İç Kapı No: 15 Bolvadin / AFYONKARAHİSAR
adresinde oturur, evli, sabıkasız.
Gözaltına Alınma Tarihi: 22.10.2010
Tutuklama Tarihi: 26.10.2010
Tahliye Tarihi: 8.7.2011
Müdafileri : Av. Ebru TUNÇ
Av. Ayşe KÜÇÜK
Av. Şeref PEKUZ
5- Murat YALÇINTAŞ : (T.C. 10420094190) Nevzat
oğlu, Meliha’dan olma, 29.11.1965 doğumlu, Ankara İli
Altındağ İlçesi Çandarlı Mahallesi, Cilt No: 22, Hane No:
172’de nüfusa kayıtlı, Yeniköy Mah. Türkbostan 2. Sk.
No: 39 İç Kapı No: 4 Sarıyer/İSTANBUL adresinde
oturur, evli, sabıkasız.
Gözaltına Alınma Tarihi: 22.10.2010
Tutuklama Tarihi: 26.10.2010
Tahliye Tarihi: 02.12.2010
Müdafileri : Av. Cavit ÖZTÜRK
Av. Eyyup Can CANDAŞ
Av. Ramazan ARITÜRK
Av. Zeki ARITÜRK
6- Süleyman BALCI: (T.C. 21299362228) Halil oğlu,
Neriman’dan olma, 24.6.1974 doğumlu, Konya İli Ereğli
İlçesi Yukarıgöndelen Mahallesi, Cilt No: 95, Hane No:
10’da nüfusa kayıtlı, Merkez Mevkii Acarlar Meşe Sk. No:
6E İç Kapı No: 12 Zekeriyaköy Köyü Sarıyer/İSTANBUL
adresinde oturur, evli, sabıkasız.
Gözaltına Alınma Tarihi: 22.10.2010
Tutuklama Tarihi: 26.10.2010
Tahliye Tarihi : 18.4.2011
Müdafileri : Av. Mesut YILDIZ
Av. Baki GÖKÇEBAY
Av. Nursel ERKUL
Av. Tuncay GÖRÜR
4
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
7- Abdullah PEHLİVAN : (T.C. 33175292406) Ali Oğlu,
Sultan’dan olma, 11.5.1967 doğumlu, Çorum İli Merkez
İlçesi Abdalata Mahallesi, Cilt No: 12, Hane No: 90’da
nüfusa kayıtlı, Başak Mah. Mevlana Celaleddini Rumi
Cad. No: 4C İç Kapı No: 16 Başakşehir/İSTANBUL
adresinde oturur, evli, sabıkasız.
Tutuklama Tarihi: 28.10.2010
Tahliye Tarihi : 02.12.2010
Müdafii : Av. Mustafa KÖSEOĞLU
8- Resul DALKIRAN: (T.C. 57004270960) Necati Oğlu,
Makbule’den olma, 20.4.1967 doğumlu, Sakarya İli
Akyazı İlçesi Beldibi Mahallesi, Cilt No: 18, Hane No:
68’de nüfusa kayıtlı, Merkez Mah. Gaziosmanpaşa Cad.
No: 10 İç Kapı No: 11 Güngören/İSTANBUL adresinde
oturur, evli, sabıkasız.
Gözaltına Alınma Tarihi: 22.10.2010
Tutuklama Tarihi: 26.10.2010
Tahliye Tarihi: 18.4.2011
Müdafii : Av. Sevgi ERGİNBAY
9- İlhan BALCİ : (T.C. 20875375614) Demirali oğlu,
Şahinaz’dan olma, 15.3.1972 doğumlu, Artvin İli Şavşat
İlçesi Balıklı Mahallesi, Cilt No: 8, Hane No: 197’de
nüfusa kayıtlı, Merkez Mah. Kemaliye Sk. No: 4 İç Kapı
No: 2 Güngören/İSTANBUL adresinde oturur, evli,
sabıkasız.
Gözaltına Alınma Tarihi: 22.10.2010
Tutuklama Tarihi: 26.10.2010
Tahliye Tarihi: 16.3.2011
Müdafileri : Av. Ahmet Sertaç ÖZALKAK
Av. Utku KAMİLOĞLU
10- Serkan TIĞLIOĞLU : (T.C. 46918318202) Mustafa
Nuri oğlu, Sevil’den olma, 28.8.1972 doğumlu, İstanbul İli
Eyüp İlçesi Nişanca Mahallesi, Cilt No: 14, Hane No:
418’de nüfusa kayıtlı, Ekinciler Cad. Ertürk Sok. M.
Özçelik İş Merkezi No: 5/3 Kavacık / Beykoz –
İSTANBUL adresinde oturur, evli, sabıkasız.
5
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Gözaltına Alınma Tarihi: 22.10.2010
Salıverilme Tarihi: 26.10.2010
Müdafii : Av. Ekrem KILIÇ
11- Çamur Ali KOPUZ : (T.C 32432216070) Mustafa
oğlu, Neriman’dan olma, 25.1.1961 doğumlu, Rize İli
Merkez İlçesi Pınarbaşı Mahallesi, Cilt No: 118, Hane No:
1’de nüfusa kayıtlı, Küçüksu Mh. Kaldırım Cad. No: 23/1
İç Kapı No: 6 Üsküdar/İSTANBUL adresinde oturur, evli,
sabıkasız.
Gözaltına Alınma Tarihi: 10.11.2010
Tutuklama Tarihi: 11.11.2010
Tahliye Tarihi : 09.12.2010
Müdafileri : Av. İsmail AYDOS
Av. Emirhan TURAN
Av. Ünsal AKTAŞ
12- Abdullah ÇINAR : (T.C. 37570835244) Mustafa
oğlu, Ayşe’den olma, 21.8.1962 doğumlu, Konya İli
Meram İlçesi Aksinne Mahallesi, Cilt No: 3, Hane No: 484
nüfusa kayıtlı, Cerrahpaşa Mah. Güzel Sebzeci Sk. No: 30
İç Kapı No: 11 Fatih/İSTANBUL adresinde oturur, evli,
sabıkalı.
Gözaltına Alınma Tarihi: 10.11.2010
Salıverilme Tarihi: 10.11.2010
Müdafii : Av. Cihat GÖKDEMİR
13- İlhan PARSEKER : (T.C. 30850279318) Ahmet
oğlu, Aysel Makbule’den olma, 1.2.1958 doğumlu, Bursa
İli Osmangazi İlçesi Ahmetpaşa Mahallesi, Cilt No: 2,
Hane No: 264’de nüfusa kayıtlı, Bademli Mah. 30. Sk. No:
5 İç Kapı No: 1 Mudanya/BURSA adresinde oturur, evli,
sabıkasız.
Gözaltına Alınma Tarihi: 10.11.2010
Salıverilme Tarihi: 10.11.2010
Müdafileri : Av. Arif YALÇIN
Av. Mehmet AYAN
Av. Mehmet DENİZ
Av. Esin BERKER
Av. Özlem GÜNERİ
6
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
14- (...)
Gözaltına Alınma Tarihi: 22.10.2010
Salıverilme Tarihi: 26.10.2010
Müdafileri : Av. Şenol ÖZEL
Av. Yalçın İLİKLİ
Av. Enver KAYNAK
15- Murat AKBAŞ : (T.C. 44323304070) Münir Oğlu,
Gülsen’den olma, 7.5.1974 doğumlu, Sakarya İli
Adapazarı İlçesi Pabuççular Mahallesi, Cilt No: 13, Hane
No: 765’de nüfusa kayıtlı, Erenler Mah. 1030 Sk. No: 8 İç
Kapı No: 2 Erenler/SAKARYA adresinde oturur, evli,
sabıkasız.
Gözaltına Alınma Tarihi: 22.10.2010
Salıverilme Tarihi: 26.10.2010
Müdafii : Av. Ahmet YAMAN
Av. Bülent KAYA
16- Orkun Osman BİLGİVAR: (T.C.12817020652) Ali
Altan oğlu, Ferhan’dan olma, 15.10.1975 doğumlu,
Ankara İli Altındağ İlçesi Kale Mahallesi, Cilt No: 97,
Hane No: 3309’da nüfusa kayıtlı, Mehmet Akif Mah.
Sevgi Sk. No: 18A İç Kapı No: 14 Ümraniye/İSTANBUL
adresinde oturur, evli, sabıkasız.
Gözaltına Alınma Tarihi: 22.10.2010
Salıverilme Tarihi: 26.10.2010
Müdafileri : Av. Rıza TERCÜMANOĞLU
Av. Özge ERER
Suç : Rüşvet
Suç Tarihi : 10.11.2008
7
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
GİRİŞ
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 148. maddesinde, Cumhurbaşkanını, Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay,
Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkan ve üyelerini,
Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve
Sayıştay Başkan ve üyelerini, Genelkurmay Başkanını, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri
Komutanları ile Jandarma Genel Komutanını görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan
sıfatıyla yargılamak görevi Anayasa Mahkemesine verilmiştir.
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında
Kanun’un 21. maddesinde, Yüce Divan sıfatıyla yürütülecek yargılamalara bakmak görevi
Mahkemenin on yedi üyesinden oluşan Genel Kuruluna verilmiştir.
Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun Yargıtay 6. Hukuk Dairesi eski başkanı
Hasan ERDOĞAN hakkında vermiş olduğu 20.6.2011 günlü, K.117 sayılı kararı ile buna
bağlı 2010/2928 sayılı soruşturma dosyası ve ekleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
tarafından 3.10.2011 tarihinde Anayasa Mahkemesi Başkanlığına gönderilmiştir.
Yüce Divanda yapılan yargılama sırasında, Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi
Başkanlığının söz konusu Mahkemenin E.2011/61 sayılı dava dosyasında görülen davayla
Yüce Divanda görülmekte olan bu davanın birleştirilmesine muvafakat verilmesi isteminin
Yüce Divanca yerinde görülmesi ve her iki davanın birleştirilmesine karar verilmesi üzerine,
birleştirilen dosya ve ekleri Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı tarafından 9.3.2012
tarihinde Yüce Divan Başkanlığına gönderilmiş ve birleştirilen her iki dava 4.4.2012 günlü
duruşmadan itibaren birlikte görülmeye başlanmıştır.
I- DAVALARIN YÜCE DİVANA GELİŞ BİÇİMİ
A- Sanık Hasan ERDOĞAN Hakkındaki Davanın Yüce Divana Geliş Biçimi
Sanık Hasan ERDOĞAN hakkındaki davanın Yüce Divana geliş aşamaları şöyle
gerçekleşmiştir:
- İstanbul Dünya Ticaret Merkezi A.Ş. (İDTM A.Ş.), ayrı ayrı sözleşmelerle,
Bakırköy Şevketiye Mahallesi 1221 ada 193 parsel sayılı taşınmazında bulunan 1-8 numaralı
sergi salonları ve ofis katlarını CNR Uluslararası Fuarcılık ve Ticaret A.Ş.’ye (CNR A.Ş.)
kiralamış, bir süre sonra da bu yerlere ilişkin olarak ihtiyaç nedeniyle Bakırköy Sulh Hukuk
Mahkemeleri nezdinde tahliye davaları açmıştır.
- Bakırköy 5. Sulh Hukuk Mahkemesi, 3.4.2008 günlü, E.2006/47, K.2008/65
sayılı kararıyla, 2 numaralı sergi salonu ile ilgili açılan tahliye davasını reddetmiştir. (Söz
konusu karar, 6. Hukuk Dairesinin 10.7.2008 günlü, 5905/9069 esas-karar sayılı kararıyla
8
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
onanmış ve aynı Dairenin 18.12.2008 günlü, 12209/13851 esas-karar sayılı kararıyla da
davacının karar düzeltme istemi reddedilerek kesinleşmiştir.)
- 11.4.2008 tarihinde Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığına posta yoluyla
gönderilen “A. Aydın” adına imzalanmış “İstanbul Bakırköy Adliyesi Hakimleri” başlıklı ihbar
mektubu ile Bakırköy Adliyesinde görev yapan bazı hâkimlerin İDTM A.Ş. ile CNR A.Ş.
arasında devam eden davalarla ilgili olarak rüşvet verilmesi ve kadın temin edilmesi
olaylarına karıştıkları, ayrıca uyuşturucu ticaretine karışan kişilerle çok yakın irtibat içinde
oldukları iddia edilmiştir.
- Bakırköy 4. Sulh Hukuk Mahkemesi, 17.4.2008 günlü, E.2005/1175,
K.2008/433 sayılı kararıyla, ofis büroları ile ilgili açılan tahliye davasını reddetmiştir. (Söz
konusu karar, 6.Hukuk Dairesinin 8.7.2008 günlü, 6402/8964 esas-karar sayılı kararı ile
onanmış ve aynı Dairenin 18.12.2008 günlü, 12838/13852 esas-karar sayılı kararıyla da
davacının karar düzeltme istemi reddedilerek kesinleşmiştir.)
- 21.4.2008 tarihinde Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığınca, “A. Aydın”
tarafından gönderilen ihbarın ciddi görüldüğü belirtilerek adı geçen hâkimler ile inceleme ve
soruşturma sırasında tespit edilecek diğer yargı mensupları hakkında konunun mahallinde
adalet müfettişlerince araştırılması, incelenmesi ve delil elde edilmesi durumunda ilgililer
hakkında soruşturmaya geçilebilmesi amacıyla “Bakan Olur”u alınmış ve Teftiş Kurulu
Başkanlığının 30.4.2008 günlü ve 3052 sayılı yazısıyla da “Mahallinde gerekli araştırma ve
incelemenin yapılması, delil elde edildiğinde soruşturmaya geçilmesi ve sonunda
düzenlenecek raporun gönderilmesi” amacıyla Adalet Başmüfettişi Halit KIVRIL
görevlendirilmiştir.
- 6.5.2008 tarihinde Teftiş Kurulu Başkanlığı faksına gönderilen isimsiz ancak
imzalı “Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığına” başlıklı ihbar mektubu ile İDTM A.Ş.
yetkilisi Resul DALKIRAN’ın Bakırköy Adliyesinde görev yapan bazı hâkimlere rüşvet
verilmesi ve kadın temin etmek suretiyle etkide bulunduğu, ayrıca davanın Yargıtay
aşamasında CNR A.Ş. lehine sonuçlandırılması için de girişimlerde bulunulduğu iddia
edilmiş ve bu ihbar mektubu da teftiş soruşturması dosyasına dâhil edilmiştir.
- Adalet Başmüfettişi Halit KIVRIL tarafından Teftiş Kurulu Başkanlığına
yazılan 8.5.2008 günlü yazıyla Bakırköy Adliyesinde görev yapan bazı hâkimler hakkında
araştırma ve incelemeye başlandığı bildirilmiştir.
- Bakırköy 2. Sulh Hukuk Mahkemesi, 24.6.2008 günlü, E. 005/1423, K.2008/65
sayılı kararıyla, yukarıda belirtilen aynı nitelikteki davalardan farklı olarak, 1, 5, 6 ve 7
numaralı sergi salonları ile ilgili açılan tahliye davalarını kabul etmiştir.
9
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
- Adalet Müfettişi tarafından yapılan soruşturma sırasında Adalet
Başmüfettişliğinin talebi veya müfettişin resen aldığı kararın Sulh Ceza Mahkemesince
onanması üzerine Fatih 2., Ankara 9. ve Sincan 2. Sulh Ceza Mahkemelerince 27.8.2008 ila
26.11.2008 tarihleri arasında verilen kararlarla, rüşvet verdiği iddia olunan bazı şüphelilerin
telefonlarıyla yaptığı iletişimlerinin tespitine, dinlenmesine, kayda alınmasına ve bazı
şüphelilerin kamuya açık yerlerdeki faaliyetlerinin izlenmesine, ses ve görüntülerinin
alınmasına karar verilmiştir.
- Adalet Başmüfettişince yapılan istemler sonucunda verilen mahkeme
kararlarına dayalı olarak yapılan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması işlemine
7.1.2009 tarihinde son verilmiştir.
- İDTM A.Ş. vekili Av. Abdullah PEHLİVAN tarafından 30.12.2008 ve 21.1.2009
tarihlerinde verilen iki ayrı dilekçeyle, Yüce Divan yargılamasına konu tahliye davasında
verilen ve Yargıtayca onanarak kesinleşen ilamın infazı aşamasında Bakırköy 1. İcra
Mahkemesince verilen kararlar nedeniyle mahkeme hâkimi hakkında şikâyette bulunulması
ve diğer hâkimler hakkında yürütülen araştırma sırasında elde edilen bilgiler doğrultusunda
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 82. ve 83. maddeleri ile Teftiş Kurulu
Yönetmeliği’nin 97. Maddesinin (5) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca Bakırköy 1. İcra
Hâkimi de sonradan araştırma ve incelemeye dâhil edilmiştir.
- 7.1.2009 tarihinde Adalet Başmüfettişi Halit KIVRIL tarafından Teftiş Kurulu
Başkanlığına yazılan yazıyla, inceleme ve soruşturmanın akıbeti hakkında bilgi verilmiştir.
- Bakırköy 3. Sulh Hukuk Mahkemesi, 1.7.2009 günlü, 1563/2241 esas-karar
sayılı kararıyla, 3 ve 4 numaralı sergi salonları ile ilgili açılan tahliye davasını reddetmiştir.
(Söz konusu karar, 6. Hukuk Dairesinin 11.2.2010 günlü, 9416/1312 esas-karar sayılı
kararıyla onanmış ve aynı Dairenin 25.5.2010 günlü, 4653/6144 esas-karar sayılı kararıyla da
davacının karar düzeltme istemi reddedilerek kesinleşmiştir.)
- 1.9.2009 tarihinde söz konusu inceleme, araştırma ve soruşturmaya Teftiş
Kurulu Başkanlığınca Adalet Başmüfettişi İ. Tufan ATAMAN da dâhil edilmiştir.
- Adalet Başmüfettişleri Halit KIVRIL ve İ. Tufan ATAMAN tarafından yapılan
inceleme, araştırma ve soruşturma sırasında soruşturmaya konu olan hâkimler ile bazı
tanıkların ifadelerine başvurulmuş ve soruşturma dosyası 18.1.2010 tarihinde tamamlanarak
rapor hâlinde Teftiş Kurulu Başkanlığına sunulmuştur.
- 18.1.2010 tarihli “İnceleme ve Soruşturma Raporu”nun “Genel Sonuç”
bölümünde:
10
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
“…Bakırköy Hakimleri… hakkındaki iddialara ilişkin olarak yürütülen inceleme
ve soruşturma sırasında adı geçen hakimlerle doğrudan irtibat ve ilişkisine rastlanılmayan;
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca suç duyurusunda bulunulan (Ek. 10/143-
144) Bakırköy 2. İcra Müdürü… ve 2. İcra Müdür Yardımcısı… ile Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığına haklarında suç duyurusunda bulunulan (Ek. 10/631) Ankara Barosu Avukatı
Necdet OKCU (5713) ile yanında çalışan Yavuz ÇAY ve Yargıtay 6. Hukuk Dairesinde
sözleşmeli olarak görev yapan Hüseyin UYSAL’ın dışında kalıp, soruşturmanın ikmal
edilememesi sebebiyle haklarında suç duyurusunda bulunulamayan diğer kişilerle ilgili
olarak;
1- “İDTM AŞ ve CNR Uluslararası Fuarcılık A.Ş. arasındaki Yargıtay 6. Hukuk
Dairesinde görülen 2008/10373-12832 esas-karar sayılı ve 18.11.2008 tarihli “Kiralananın
tahliyesi” davasına ilişkin karara İDTM AŞ tarafından, Av. Necdet OKCU aracılığı ile etki
edilmesi…
…hususlarında Yasal olarak gerçekleştirilen iletişim tespiti ve teknik takip
sırasında elde edilen bulguların, haklarında inceleme ve soruşturma yapılan Bakırköy
Hâkimleri… ve diğer kişilerle ilişkisine dair delil elde edilememesi ve ayrıca 2802 sayılı
Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 82 ve 83. maddesi kapsamı dışında kalan iddialardan
olmasından dolayı, aynı Yasa’nın 86. maddesinde öngörülen iştirakleri saptanamayan
şahısların tabi olduğu özel Yasalar ve CMK’nun genel hükümleri ile 138/2. maddesi uyarınca
haklarında Bakanlık Ceza İşleri Genel Müdürlüğünce yapılacak olan değerlendirme
sonucunda gereğine tevessül olunması…”
şeklinde ifadelere yer verilmiştir.
- Söz konusu Rapor’da, hakkında inceleme ve soruşturma yapılan Bakırköy
hâkimleri hakkında bazı disiplin cezaları uygulanması talep edilmekle birlikte (bir hâkim
hariç), hiç biri hakkında cezai kovuşturma açılması istenmemiştir.
- Milliyet Gazetesi’nin 3.4.2010 günlü nüshasının ilk sayfasında “Fuar
Kavgasına Rüşvet Karıştı” başlıklı haberin yayımlanması üzerine Yargıtay Birinci
Başkanlığınca Adalet Bakanlığı’ndan 5.4.2010 gün ve C.02.0.GNS.0.07/2010-2928-792
sayılı ile 13.4.2010 gün ve C.02.0.YBB.0.07/2009/2928-878 sayılı yazıları ile habere konu
olayla ilgili bilgi ve belgelerin gönderilmesi istenilmiştir.
- Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü tarafından, 3.5.2010 gün ve
B.03.0.CİG.0.00.00.01-101-03-34-0223-2009/6595/27909 sayılı cevabi yazı ile Adalet
Müfettişleri tarafından yapılan soruşturma sırasında, İDTM A.Ş. ile CNR A.Ş. arasında
Bakırköy 2. Sulh Hukuk Mahkemesinde görülen tahliye davası sonunda verilen 24.6.2008
günlü, E.2005/1423, K.2008/658 sayılı kararın temyiz incelemesine etki edildiğine ilişkin
11
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
olarak elde edilen ve ilgililer hakkında işlem tesisini gerektiren delillerin gönderildiği
bildirilmiştir.
- Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel
Müdürlüğünün belirtilen cevabi yazısı ve eklerinin incelenmesi neticesinde, 6.5.2010 günlü,
76 sayılı kararı ile şüpheli hakkında ön inceleme yapılmasına, ön inceleme yapmak üzere
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin bir üyesinin görevlendirilmesine karar verilmiştir.
- Görevlendirilen üye tarafından düzenlenen 17.5.2010 tarihli ön inceleme
raporunda; 10.11.2008 tarihli Teknik Araçlarla İzleme Tutanağından, para olduğu belirtilen
paketi alan şahsın kim olduğunun net olarak belirlenmesinin mümkün olmadığı ancak,
konuşmalarda sözü edilen dosyanın 6. Hukuk Dairesine ait olduğunun anlaşılması ve diğer
bulgular ile 6. Hukuk Dairesi eski Başkanı Hasan ERDOĞAN’ın belirtilen tarihlerde bu
Dairede görev yapmış olması ve 17.11.2008 tarihinde, saat 12.44’de Av. Necdet OKCU ile
görüşerek, “Necdetçiğim bi atla gel sene ya” şeklindeki tutanakla belirlenen görüşmenin,
şüphenin Hasan ERDOĞAN üzerinde yoğunlaşmasına neden olduğu, Av. Necdet OKCU’nun
para verdiği kişinin belirlenmesi, benzer dosyaların var olup olmadığının araştırılması, söz
konusu dosyadaki işlem ve sonuçların değerlendirilmesi, taraf ve vekilleri ile ilgili dosyaların
tespit edilip incelenmesi ve delillerin toplanması için soruşturma yapılması gerektiği
belirtilmiştir.
- Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 31.5.2010 günlü, 89 sayılı kararı ile
Yargıtay Kanunu’nun 46. maddesi uyarınca şüpheli hakkında soruşturma açılmasına ve
soruşturmayı yapmak üzere Yargıtay 4. Ceza Dairesi Başkanı’nın görevlendirilmesine karar
verilmiştir.
- Muhakkik olarak görevlendirilen 4. Ceza Dairesi Başkanı, şüphelinin savunması
yanında, rüşvetin verildiği iddia edilen tarihte diğer bazı şüphelileri izlemekle (teknik takip
tutanağını düzenleyen) görevli polis memurlarının tanık olarak ifadesine başvurmuş,
şüphelinin çeşitli bankalarda bulunan hesaplarına ilişkin bilgileri getirtmiş, ayrıca şüpheliye
rüşvet verdiği iddia edilen kişiler hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen
soruşturma ve bu soruşturma sonucunda Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesine açılan kamu
davasına ilişkin bilgi ve belgeleri de celp etmiştir.
- 4. Ceza Dairesi Başkanı tarafından yapılan ilk soruşturma sonucunda hazırlanan
8.11.2010 tarihli raporda; her ne kadar suçüstü yapılmamış ve havanın karanlık olması
nedeniyle görüntü alınamamış ise de para olduğu değerlendirilen deste ebadında kâğıda sarılı
miktarı belirlenemeyen şeyin şüpheliye teslim edildiğine ilişkin teknik izlemeyle görevli polis
memurları olan tanıkların anlatımları, diğer deliller, iletişimin denetlenmesi kararlarına
dayanan para verileceğine ilişkin telefon dinlemeleri, mal beyanı bildirimine karşın, Ziraat
ve Vakıflar Bankasında şüpheli adına bulunan para miktarı karşısında,
12
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
delillerin takdir ve değerlendirmesinin Anayasa Mahkemesine ait olmak üzere son
soruşturmanın açılması gerektiği belirtilmiştir.
- Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 14.2.2011 günlü, 32 sayılı kararıyla
şüpheli Hasan ERDOĞAN hakkında 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 46. maddesinin beşinci
fıkrası uyarınca son soruşturma açılmasına, rüşvet almak suçundan dolayı yargılamasının
yapılarak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 252. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları ile
53. maddesi uyarınca cezalandırılmak üzere, son soruşturmanın Anayasa’nın 148. maddesinin
altıncı fıkrası uyarınca Yüce Divan sıfatı ile Anayasa Mahkemesinde yapılmasına, dosyanın
görevli mahkemeye sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine,
2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 17. maddesi uyarınca Yargıtay Başkanlar Kuruluna itirazı
kabil olmak üzere karar verilmiştir.
- Hasan ERDOĞAN, söz konusu karara; ilk soruşturmanın 2797 sayılı Yargıtay
Kanunu’nun 18. maddesinin dördüncü fıkrasının “Yargıtay Birinci Başkanı, birinci
başkanvekilleri daire başkanları ve üyeleri ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcıvekilinin hâkimlik vakar ve onuruna ve kişisel haysiyetlerine dokunan
veya görev gereklerine uygun düşmeyen davranışlarından, kişisel ve görevle ilgili suçlardan
dolayı ön veya ilk soruşturma yapmak ve bu soruşturmanın, bir daire başkanı veya üye
tarafından yapılması gerektiği takdirde, hakkında soruşturma yapılacak olandan kıdemli
olması koşulu ile bu görevliyi belli etmek, bu mümkün olmadığı takdirde eşit kıdemli, o da
yok ise en yakın kıdemli başkan veya üyeyi görevlendirmek” şeklindeki hükmünde belirtilen
usul ve esaslara uyulmadığı gerekçesiyle itiraz etmiştir.
- Hasan ERDOĞAN’ın itirazı üzerine Yargıtay Başkanlar Kurulu’nun 7.4.2011
günlü, 13 sayılı kararıyla, Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 14.2.2011 günlü, 32 sayılı
kararının kaldırılmasına, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 18. maddesinin dördüncü fıkrası
gözetilmek suretiyle soruşturma yapılıp sonucuna göre bir karar verilmek üzere 2010/2928
sayılı dosyanın Yargıtay Birinci Başkanlık Kuruluna iadesine karar verilmiştir.
- Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 21.04.2011 günlü, 76 sayılı kararı ile
soruşturma yapmak üzere Yargıtay 11. Ceza Dairesi Başkanı’nın görevlendirilmesine karar
verilmiştir.
- 11. Ceza Dairesi Başkanı, şüpheli Hasan ERDOĞAN’ın 18.5.2011 gününde
ifadesine başvurmuş, bunun dışında incelemesini dosyadaki bilgi ve belgeler üzerinden
yapmıştır.
- 11. Ceza Dairesi Başkanı tarafından yapılan soruşturma sonunda hazırlanan
25.5.2011 günlü raporda; şüpheli Hasan ERDOĞAN hakkında verilmiş bir teknik araçlarla
izleme ve iletişimin denetlenmesi kararının bulunmadığı, 10.11.2008 tarihinde yapılan teknik
araçlarla izlemenin Süleyman BALCI ve Resul DALKIRAN yönünden Adalet
13
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Başmüfettişliğinin talebi üzerine verilen Fatih 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 10.11.2008 gün
ve 2008/1994 D. İş sayılı kararına, Necdet OKCU yönünden ise Adalet Başmüfettişi Halit
KIVRIL’ın resen verdiği 10.11.2008 gün ve 2008/3052 Sor. sayılı kararına dayalı olarak
yapıldığı, Adalet Başmüfettişince verilen kararın Fatih 2. Sulh Ceza Mahkemesinin
11.11.2008 gün ve 2008/2016 sayılı kararı ile onaylandığı, Adalet Başmüfettişince resen
alınan ve belirtilen şekilde onaylanan kararda ayrıca Necdet OKCU’nun cep telefonunun
iletişiminin tespiti, dinlenilmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine de
karar verildiği, diğer tüm iletişim tespitlerinin ise Adalet Başmüfettişliği’nin talebi üzerine
Fatih 2., Ankara 9. ve Sincan 2. Sulh Ceza Mahkemelerince verilen kararlar üzerine yapıldığı,
Adalet müfettişinin gerek doğrudan kendisi tarafından verilen gerekse talebi üzerine
mahkemeler tarafından verilen iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması ve teknik
araçlarla izleme kararı üzerine elde edilen delillerin hukuka aykırı yolla elde edilmiş olmaları
nedeniyle söz konusu delililer ile belirtilen kararlar uyarınca teknik izleme yapan polis
memurlarının beyanlarının soruşturma ve kovuşturmada kullanılmalarının mümkün olmadığı,
ayrıca teknik araçla izlemenin rüşvet suçuna istinaden yapıldığı ve 2797 sayılı Yargıtay
Kanunu’nun 46. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ağır cezayı gerektiren bu suçta suçüstü
hâlinde hazırlık ve ilk soruşturmanın genel hükümlere tabi olduğu hâlde suçüstü yapılmadığı
bu nedenle de teslim edilen şeyin para olduğu ve teslim alanın da şüpheli olduğunun kesin
biçimde saptanamadığı, teknik takibin olay anına ilişkin kısmına ait görüntü kayıtlarının
bulunmadığı, ayrıca şüphelinin bankalarda bulunan hesaplarında dikkati çeken bir artışın
bulunmadığı belirtilerek, şüpheli hakkında son soruşturma açılmasına yer olmadığı kararı
verilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
- Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 20.6.2011 günlü, K.117 sayılı kararıyla;
Yargıtay 11. Ceza Dairesi Başkanı tarafından düzenlenen soruşturma raporuna itibar
edilmeyerek, şüpheli Hasan ERDOĞAN’ın 5237 sayılı 5237 sayılı Kanun’un 252.
maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları ile 53. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle
dosyanın Yüce Divan sıfatıyla yargılama yapmak üzere Anayasa Mahkemesi Başkanlığına
gönderilmesine ve anılan karara itiraz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay Başkanlar
Kurulunun 25.7.2011 günlü, 23 sayılı kararıyla da şüphelinin itirazının reddine karar
verilmiştir.
- Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun Yargıtay 6. Hukuk Dairesi eski başkanı
Hasan ERDOĞAN hakkında vermiş olduğu 20.6.2011 günlü, K.117 sayılı kararı ile buna
bağlı 2010/2928 sayılı soruşturma dosyası ve ekleri Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
tarafından 3.10.2011 tarihinde Anayasa Mahkemesi Başkanlığına gönderilmiştir.
- Yargıtay 6. Hukuk Dairesi eski başkanı sanık Hasan ERDOĞAN’ın Yüce
Divanda yargılanması ile ilgili olarak, 18.10.2011 tarihinde yapılan ön görüşme
toplantılarında iddianame yerine geçen belge niteliğinde olan Yargıtay Birinci Başkanlık
Kurulunun 20.6.2011 günlü, K.117 sayılı kararının kabulüne karar verilmiş ve davanın tensip
tutanağı yapılarak duruşma günü belirlenmiştir.
14
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
B- Sanık Hasan ERDOĞAN Dışındaki Diğer Sanıklar Hakkındaki Davanın
Yüce Divana Geliş Biçimi
Sanık Hasan ERDOĞAN dışındaki diğer sanıklar hakkındaki davanın Yüce
Divana geliş aşamaları şöyle gerçekleşmiştir:
- Adalet Başmüfettişliğinin 13.3.2009 günlü, 03/13-1 sayılı yazısıyla
yürütülmekte olan soruşturma sırasında Necdet OKCU, Hüseyin UYSAL, Yavuz ÇAY ve
diğerleri hakkında görülmekte olan bir kısım davalarla ilgili rüşvet vermek suretiyle dava
sonucunu etkilemeye çalıştıklarına dair elde edilen deliller, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi
Kanunu’nun 138. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca gereğinin takdir ve ifası için
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.
- Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 2009/42333 sayılı soruşturma dosyasıyla
soruşturmaya başlanılmıştır.
- Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 24.3.2009 tarihinden 2.6.2010 tarihine
kadar geçen süre içerisinde soruşturma yapılan kişiler hakkında iletişimin tespiti, dinlenmesi,
kayda alınması ve değerlendirilmesi ile 5271 sayılı Kanun’un 140. maddesi uyarınca teknik
takip yapılmasına ilişkin istemler Ankara 4, 5, 9, 10, 11 ve 12. Sulh Ceza Mahkemelerince
kabul edilerek, ilgililerin telefonları hakkında 25.3.2009 gününden 22.6.2010 gününe kadar
iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme tedbirleri uygulanmıştır.
- Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/42333 sayılı soruşturma evrakı
kapsamında yapılan soruşturma sonucunda düzenlenen 24.1.2011 gün ve 2011/156 sayılı
iddianamesi ile sanıklar Necdet OKCU ve bir kısım sanıklar hakkında farklı mahkemelerde
görülen ve farklı Yargıtay dairelerinde temyiz incelemesi yapılan dosyalarla ilgili olarak ilk
derece yargılamaları ve temyiz incelemeleri sırasında verilecek kararlara etki etmek amacıyla
suç örgütü kurmak ve üyesi olmak, rüşvet, nitelikli dolandırıcılık, yargı görevi yapanları
etkilemek, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklamak suçlarından dolayı
yargılanmaları istemiyle toplam 58 sanık hakkında kamu davası açılmıştır.
- Söz konusu iddianamede sanıklar Necdet OKCU, Yavuz ÇAY ve Hüseyin
UYSAL hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurdukları ve rüşvet suçuna iştirak ettikleri;
diğer sanıklar Murat YALÇINTAŞ, Süleyman BALCI, Abdullah PEHLİVAN, Resul
DALKIRAN, İlhan BALCİ, Serkan TIĞLIOĞLU, Çamur Ali KOPUZ, Abdullah ÇINAR,
İlhan PARSEKER, (...), Murat AKBAŞ ve Orkun Osman BİLGİVAR hakkında ise suç
işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına rüşvet vermek suçuna
iştirak ettikleri iddia edilmiştir.
15
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
- Kamu davasının açıldığı Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 11.2.2011 gününde
iddianameyi kabul ederek E.2011/61 sayılı dava dosyası üzerinden yargılamaya başlamıştır.
- Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesince 20.2.2012 günlü, E.2011/61 sayılı yazıyla
anılan kamu davası ile Yüce Divanda görülmekte olan kamu davası arasında şahsi, fiilî ve
hukuki bağlantı bulunduğu belirtilerek her iki davanın birleştirilmesi için muvafakat talep
edilmiştir.
- Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin her iki davanın birleştirilmesine muvafakat
verilmesine ilişkin istemi hakkında; sanık Hasan ERDOĞAN’ın rüşvet aldığı iddiasıyla
bağlantılı olan sanıklar Necdet OKCU, Yavuz ÇAY, Hüseyin UYSAL, Murat YALÇINTAŞ,
Süleyman BALCI, Abdullah PEHLİVAN, Resul DALKIRAN, İlhan BALCİ, Serkan
TIĞLIOĞLU, Çamur Ali KOPUZ, Abdullah ÇINAR, İlhan PARSEKER, (...), Murat AKBAŞ
ve Orkun Osman BİLGİVAR hakkında açılan kamu davasında isnat edilen suçlardan sadece
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 252. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları uyarınca
cezalandırılmaları talebiyle açılan kamu davası yönünden birleştirilmesine Yüce Divanın
23.2.2012 günlü duruşmasında karar verilmiştir.
- Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesince birleştirme kararı verilen sanıklar ve
eylemleriyle ilgili davalar tefrik edilip söz konusu Mahkemenin 2012/88 sayılı esas
numarasına kaydedilmiş ve anılan Mahkemenin 9.3.2012 günlü, E.2012/88, K.2012/51 sayılı
kararıyla davanın Yüce Divanda görülmekte olan davayla birleştirilmesine karar verilmiştir.
Birleştirilen dosya ve ekleri (18 Klasör) aynı günde Yüce Divan Başkanlığına ulaştırılmıştır.
- 4.4.2012 gününde yapılan duruşmadan itibaren birleştirilen davalar birlikte
görülmeye başlanmıştır.
II- SANIKLARA YÜKLENEN SUÇLAR
- Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 20.6.2011 günlü, K.117 sayılı kararında
sanık HASAN ERDOĞAN’ın “rüşvet alma” suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun
252. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları gereğince;
- Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 24.1.2011 gün ve 2011/156 sayılı
iddianamesinde ise diğer sanıklar Necdet OKCU, Yavuz ÇAY, Hüseyin UYSAL, Murat
YALÇINTAŞ, Süleyman BALCI, Abdullah PEHLİVAN, Resul DALKIRAN, İlhan BALCİ,
Serkan TIĞLIOĞLU, Çamur Ali KOPUZ, Abdullah ÇINAR, İlhan PARSEKER, (...), Murat
AKBAŞ ve Orkun Osman BİLGİVAR’ın rüşvet suçuna iştirak etmek suçundan dolayı 5237
Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 252. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları gereğince;
cezalandırılmaları talep edilmiştir.
16
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
III- SUÇLAMALARA İLİŞKİN MADDİ OLGULAR
A- Sanık Hasan ERDOĞAN Hakkındaki Suçlamaya İlişkin Maddi Olgular
İddianame yerine geçen belge niteliğindeki Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun
20.6.2011 günlü, K.117 sayılı kararının sanık hakkındaki suçlamaya ilişkin maddi olgulara
yer verilen ilgili bölümü aynen şöyledir:
“İncelenen evrak ve toplanan tüm kanıtlara göre;
Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu’nca, ön inceleme raporu ve ekindeki tüm
belgelerin okunup incelenmesi neticesinde, 31.05.2010 gün ve 89 sayılı kararı ile Yargıtay
Yasası’nın 46. maddesi uyarınca şüpheli hakkında soruşturma açılmasına ve soruşturmayı
yapmak üzere 4. Ceza Dairesi Başkanı Osman Yaşar’ın görevlendirilmesine karar verilmiş,
4. Ceza Dairesi Başkanı Osman Yaşar tarafından yapılan ilk soruşturma sonucunda
hazırlanan 08.11.2010 tarihli raporda; her ne kadar suçüstü yapılmamış ve karanlık olması
nedeniyle görüntü alınamamış ise de, para olduğu değerlendirilen deste ebadında kâğıda
sarılı miktarı belirlenemeyen şeyin şüpheliye teslim edildiğine ilişkin teknik izlemeyle görevli
polis memurları olan tanıkların anlatımları, diğer deliller, dinleme kararlarına dayanan para
verileceğine ilişkin telefon dinlemeleri, mal beyanı bildirimine karşın, Ziraat ve Vakıflar
Bankasında şüpheli adına bulunan para miktarı karşısında, delillerin takdir ve
değerlendirmesinin Anayasa Mahkemesine ait olmak üzere son soruşturmanın açılması
gerektiği belirtilmiştir.
Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu’nun 14.02.2011 gün ve 32 sayılı kararı ile
şüpheli Hasan Erdoğan hakkında Yargıtay Yasasının 46. maddesinin 5. fıkrası uyarınca son
soruşturma açılmasına, Rüşvet almak suçundan dolayı yargılamasının yapılarak 5237 sayılı
Türk Ceza Yasasının 252/1-2 ve 53.maddeleri uyarınca cezalandırılmak üzere, son
soruşturmanın Anayasanın 148/6 madde-fıkrası uyarınca Yüce Divan sıfatı ile Anayasa
Mahkemesinde yapılmasına, dosyanın görevli mahkemeye sunulmak üzere Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, Yargıtay Yasasının 17. maddesi uyarınca Yargıtay
Başkanlar Kurulu’na itirazı kabil olmak üzere karar verilmiş ancak, şüphelinin bu karara;
ilk soruşturmanın 2797 sayılı Yargıtay Yasası’nın 18. maddesinin 4. fıkrasının “Yargıtay
Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri daire başkanları ve üyeleri ile Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin hâkimlik vakar ve onuruna ve kişisel
haysiyetlerine dokunan veya görev gereklerine uygun düşmeyen davranışlarından, kişisel ve
görevle ilgili suçlardan dolayı ön veya ilk soruşturma yapmak ve bu soruşturmanın, bir daire
başkanı veya üye tarafından yapılması gerektiği takdirde, hakkında soruşturma yapılacak
olandan kıdemli olması koşulu ile bu görevliyi belli etmek, bu mümkün olmadığı takdirde eşit
kıdemli, o da yok ise en yakın kıdemli başkan veya üyeyi görevlendirmek” şeklindeki
hükmünde belirtilen usul ve esaslara uyulmadığı gerekçesi ile
17
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
itiraz etmesi üzerine Yargıtay Başkanlar Kurulu’nun 07.04.2011 gün ve 13 sayılı kararı ile
Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu’nun 14.02.2011 gün, 32 sayılı kararının kaldırılmasına,
2797 sayılı Yargıtay Yasasının 18. maddesinin 4. fıkrası gözetilmek suretiyle soruşturma
yapılıp sonucuna göre bir karar verilmek üzere 2010/2928 sayılı dosyanın Yargıtay Birinci
Başkanlık Kurulu’na iadesine, karar verilmiştir.
Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu’nun 21.04.2011 gün ve 76 sayılı kararı ile de
soruşturma yapmak üzere 11. Ceza Dairesi Başkanı Ersan Ülker’in görevlendirilmesine
karar verilmiştir. Muhakkikçe yapılan soruşturma ve dosya içersindeki bilgi ve belgelerin
incelenmesi neticesinde sonuç olarak; Adalet Müfettişinin gerek doğrudan kendisi tarafından
verilen gerekse talebi üzerine mahkemeler tarafından verilen iletişimin tespiti, dinlenmesi ve
kayda alınması ve teknik araçlarla izleme kararı üzerine elde edilen delillerin hukuka aykırı
yolla elde edilmiş oldukları, Anayasa’nın 38/2 ve 5271 sayılı Yasanın 217/2. maddeleri
uyarınca bu delillerin ve “zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir” kuralı uyarınca belirtilen
kararlar uyarınca teknik izleme yapan polis memuru tanıkların beyanlarının soruşturma ve
kovuşturmada kullanılmalarının mümkün bulunmadığı, Yargıtay Yasası’nın 46/1. maddesi
uyarınca ağır cezayı gerektiren suçlarda suçüstü halinde hazırlık ve ilk soruşturmanın genel
hükümlere tabi olmasına rağmen suçüstü yapılmaması nedeniyle teslim edilen şeyin para
olduğu ve teslim alanın da kesin biçimde saptanamadığı, şüphelinin hesap hareketleri
incelendiğinde olay günü (10.11.2008) ve sonrasında hesaplarında dikkati çeken bir artış
olduğuna ilişkin bir kayıt bulunmadığı birlikte değerlendirildiğinde ve hukuka aykırı yollarla
elde edilen kanıtlar dışlandığında dosyada isnat olunan suç hakkında son soruşturma
açılmasına yeterli başkaca da herhangi bir kanıt bulunmadığı cihetle; şüpheli hakkında son
soruşturma açılmasına yer olmadığına, bu nedenle evrakın işlemden kaldırılmasına karar
verilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
‘Sanık hakkındaki soruşturma izni, iddianame ve son soruşturmanın açılması
kararına konu olan suçlar rüşvet ve görevde yetkiyi kötüye kullanma suçlarıdır. Rüşvet suçu
5271 sayılı CYY’nın 135/6. fıkrasında yer aldığından, bu suç yönünden iletişimin tespiti
suretiyle elde edilen kanıt, CYY’nın 138/2. maddesi fıkrası uyarınca, hakkında iletişimin
tespiti kararı bulunmayan kişi için de kanıt olarak değerlendirilir. Özel Dairece isnat edilen
eylemlerin bir kısmından beraat bir kısmından ise suç niteliğinin değişmesi suretiyle görevi
kötüye kullanma suçundan mahkümiyet kararı tesis edilmiş ise de, başlangıçtaki iddia rüşvet
suçuna yönelik olup, görevi kötüye kullanma suçunun özel bir biçimi olan rüşvet suçunun da
çoğu zaman görevi kötüye kullanma suçuna dönüşmesi olanağı bulunduğundan, nitelik
değiştirmesi olanağı bulunan suçlar yönünden de, elde edilen kanıtlar hukuka uygun delil
olarak değerlendirilmelidir.
Somut olayda, iletişimin tespiti suretiyle elde edilen kanıtlar hukuka uygun kanıt
niteliğinde bulunduğundan, bunun ayrıca hükümde belirtilmemesi ve bu kanıtlara
dayanılarak hüküm tesisi CYY’nın 230. maddesine aykırılık oluşturmamaktadır.’ şeklindeki
18
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun (CGK) 12.06.2007 tarih ve 2006/5MD-154-2007/145 sayılı
kararı gözetilerek,
Somut olayda CMK’nın 135. maddesi uyarınca iletişimin tespitine ve CMK.’nın
140. maddesi uyarınca teknik araçlarla izlemeye dair kararlar neticesinde elde edilen
delillerin hukuka uygun olduğu kabul edilmiştir.
2797 sayılı Yargıtay Yasasının 46 maddesinin 5. fıkrası uyarınca Birinci Başkanlık
Kurulun’ca son soruşturmanın (kovuşturmanın) açılmasına gerek görülmediği takdirde,
evrakın işlemden kaldırılmasına aksi halde son soruşturmanın (kovuşturmanın) açılmasına
karar verir ve görevle ilgili suçlarda Anayasa Mahkemesi’ne, kişisel suçlarda ise Yargıtay
Ceza Genel Kurulu’na tevdi olunmak üzere dosyayı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na
gönderileceği,
5271 sayılı Ceza Yargılama Yasası’nın (CMK.nun) 170. maddesinin 2. fıkrasında
ise soruşturma evresi sonunda toplanan delillerin, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe
oluşturması durumunda, Cumhuriyet Savcısının iddianame düzenlemesi (dava açması)
gerektiği belirtilmiştir.
Soruşturmayı yapan Ceza Dairesi Başkanı (Ersan Ülker), iletişimin tespiti,
dinlenmesi, kayda alınması ve teknik araçlarla izleme üzerine elde edilen delillerin hukuka
aykırı olduğu gerekçesiyle son soruşturma (kovuşturma) açılmasına gerek bulunmadığı
yönünde görüş bildirmiş ise de; gerek bu delillerin hukuka uygun olması, gerekse soruşturma
dosyasındaki diğer delillerin CMK.nun 170 maddesinin 2. fıkrasında belirtildiği şekilde,
şüphelinin soruşturmaya konu suçu işlediği konusunda yeterli şüphe oluşturması nedeni ile
delillerin değerlendirilmesi yargılamayı yapacak mahkemeye ait olmak üzere, şüpheli
hakkında son soruşturma (kovuşturma) açılmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ:
1- Şüpheli HASAN ERDOĞAN hakkında, “rüşvet alma” suçundan 5237 sayılı
Türk Ceza Kanunu’nun 252. maddesinin 1. ve 2. fıkraları gereğince cezalandırılması ve aynı
Kanun’un 53. maddesinin uygulanması için. 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 46. maddesinin
5. fıkrası uyarınca SON SORUŞTURMA AÇILMASINA,
2- 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 46. maddesinin 5. fıkrası ile Anayasa’nın
148. maddesinin 6. fıkrası gereğince son soruşturmanın Yüce Divan sıfatı ile Anayasa
Mahkemesi’nde yapılmasına,
3- Dosyanın görevli mahkemeye sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı’na gönderilmesine,
19
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
4- Şüphelinin bu karara, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 17. maddesi uyarınca
tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde vereceği dilekçe ile Yargıtay Başkanlar Kurulu’na
itiraz edebileceğine,
20.06.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.”
B- Sanık Hasan ERDOĞAN Dışındaki Sanıklar Hakkındaki Suçlamaya İlişkin
Maddi Olgular
Sanıklar Necdet OKCU, Yavuz ÇAY, Hüseyin UYSAL, Murat YALÇINTAŞ,
Süleyman BALCI, Abdullah PEHLİVAN, Resul DALKIRAN, İlhan BALCİ, Serkan
TIĞLIOĞLU, Çamur Ali KOPUZ, Abdullah ÇINAR, İlhan PARSEKER, (...), Murat AKBAŞ
ve Orkun Osman BİLGİVAR hakkında suçlamalara ilişkin maddi olguların yer aldığı Ankara
Cumhuriyet Başsavcılığının 24.1.2011 gün ve 2011/156 sayılı iddianamesinin “Bakırköy 2.
Sulh Hukuk Mahkemesinin 2008/1423 Esas 2008/65 sayılı kararının onanması amacıyla
örgüt mensuplarının yaptıkları eylemler (Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2008/10373 Esası) –
Karar düzeltme aşamasındaki örgüt mensuplarının eylemleri (Yargıtay
6. Hukuk Dairesinin 2009/318 Esas) ve alınan rüşvetin bir kısmının iadesine ilişkin
anlatımlar)” başlıklı bölümünde genel anlatım başlığı altında (s. 270 ila 292 arası) aşağıda
belirtilen açıklamalara yer verildiği görülmektedir.
İddianamenin birleştirilen davayla ilgili “Ayrıntılı anlatım II/1-a” başlıklı bölümde
ise (s. 292 ila 619) tape kayıtları ağırlıklı olmak üzere kronolojik olarak suçun işlenmesine
ilişkin olguların tespiti yapılmış, yer yer bazı sanıkların eylemleri hakkında
değerlendirmelerde bulunulmuştur.
Sanıklar hakkındaki suçlamalara ilişkin maddi olgulara yer verilen İddianame’nin
ilgili bölümleri ile sonuç bölümü şöyledir:
“…Bakırköy 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 24/06/2008 tarih 2005/1423 Esas
2008/65 sayılı kararın dahi hukuka aykırı eylemler sonunda alındığı bilinmektedir.
Söz konusu kararın Yargıtay 6. Hukuk Dairesi nezdinde onanması amacıyla İDTM
A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Murat Yalçıntaş, Av. Süleyman Balcı, Resul Dalkıran, Av.
Abdullah Pehlivan, İlhan Balcı ve Serkan Tığlıoğlu’nun örgüt mensupları ile irtibata
geçtikleri görülmektedir.
İDTM A.Ş. Yönetim Kurulu Üyeleri Çamur Ali Kopuz, Abdullah Çınar ve İlhan
Parseker’in de rüşvet suçuna iştirak ettikleri anlaşılmaktadır.
İDTM Finansman müdürü Resul Dalkıran ve Av. Süleyman Balcı bu amaçla
Hüseyin Uysal ile irtibata geçtikleri, bu şüphelinin de örgüt mensubu Av. Necdet Okcu ile bu
20
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
şüphelileri bir araya getirdikleri görülmektedir. Örgüt mensubu olan Necdet Okcu tahliye
kararının temyiz incelemesinin yapılacağı Yargıtay 6. Hukuk Dairesi Başkanı Hasan
Erdoğan ile irtibata geçip bu kararın onanmasını sağlayacağı konusunda rüşvet anlaşması
yaptığı görülmektedir.
Verilecek rüşvet miktarının fazla olması ve verilen rüşveti gizlemek amacıyla
şüpheli Murat Yalçıntaş bu paranın İDTM A.Ş. yönetim kurulunda sanki İDTM A.Ş.’nin
avukatları olan Av. Süleyman Balcı ve Av. Abdullah Pehlivan’a avukatlık (s. 271) ücreti
olarak çıkarılması amacıyla faaliyetlerde bulunduğu ve bu amaçla diğer yönetim kurulu
üyelerini toplayıp söz konusu kararı çıkardığı görülmektedir.
İletişimin dinlenmesi esnasında; (Süleyman Balcı ve Murat Yalçıntaş’ın
06/11/2008 tarihli 08.51.30 zamanlı görüşme, 06/11/2008 tarihli 11.13.51 zamanlı görüşme,
Süleyman Balcı, Resul Dalkıran ve (...) arasındaki 06/11/2008 tarihli 16.06.35 zamanlı
görüşmede açıkça görüldüğü gibi) rüşveti gizlemek amacıyla alınacak yönetim kurulu
toplantısının ertelenmesinin ve dolayısıyla rüşvet parasının verilmesinin gecikmesinin
sıkıntılar doğuracağını belirten Av. Süleyman Balcı’ya şüpheli Murat Yalçıntaş “nasıl telefon
edeceğim sorsana onlara, nasıl telefon edeceğim ben o kadar adama, yüz yüze konuşayım
telefonda nasıl anlatayım bu riski onlar alabilecekler mi, telefonları biliyorsun yani, ancak
yüz yüze anlatacağım o da cuma günü, nasıl anlatayım ben bu adamlara telefonda, bir kişi
de değil kaç kişi yani, sen olsan alır mısın böyle risk Süleyman, tamam canları sağolsun yani
bir hafta erteleyemiyorlarsa ben başkan olarak bu riski almam telefonda konuşmam “ diyerek
söz konusu rüşvet olayını telefonda yönetim kurulu üyelerine anlatamayacağını, yüz yüze
konuşarak anlatabileceğini açıkça belirttiği görülmektedir.
Murat Yalçıntaş’ın bu talimatı vermesinden sonra, Av. Süleyman Balcı, Resul
Dalkıran ve (...)’in durum değerlendirilmesi yaptıkları hatta (...)’in yeni alternatifler sunmaya
çalıştığı görülmektedir.
Şüpheli Süleyman Balcı’ya Murat Yalçıntaş’ın ertelenmesi istediği hususun ne
olduğu, söz konusu risk almak istemediği konunun ne olduğu kendisine sorulduğunda;
Hayatın gerçekleriyle uygun olmayan cevaplar verdiği görülmüştür.
Soruşturma dosyasındaki Ses Kayıt Çözüm Tutanakları değerlendirildiğinde;
ertelenmesi istenen şey Yargıtay aşamasındaki temyiz incelemesinin bir hafta sonraya
bırakılması ve rüşvet parasının yasal zemin oluşturmak amacıyla İDTM A.Ş. yönetim
kurulunun bu paranın avukatlık ücreti olarak çıkarılmasını sağlamaktır. Murat Yalçıntaş
yönetim kurulunun diğer üyelerine bu kararın içeriğinin telefonla söylemesinin mümkün
olamayacağını belirtip, Süleyman Balcı’ya telefonda sen olsan alır mısın böyle risk diye
sitemini de belirttiği görülmektedir.
…/…
21
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
CMK’nun 135. maddesi gereğince yapılan iletişimin dinlenmesi esnasında; İDTM
A.Ş. Yönetim Kurulu üyelerinden Abdullah Çınar, Çamur Ali Kopuz, İlhan Parseker’in de söz
konusu paranın 6. Hukuk Dairesinde yargı mensuplarına rüşvet karşılığı verileceğini
bildikleri bu amaçla diğer şüpheliler ile birlikte fikir ve eylem birliği içinde hareket ederek
bu kararın alınmasını sağlayıp atılı suçları işledikleri görülmektedir. (s. 272)
CMK’nun 135. maddesindeki iletişimin dinlenmesi tedbirleri ve CMK’nun 140.
maddesindeki teknik araçlarla izleme tedbirlerinin uygulandığı esnada; rüşvet parasını
İstanbul’dan Resul Dalkıran ve Süleyman Balcı’nın Av. Necdet Okcu’ya 10.11.2008 tarihinde
saat 19.01’de getirerek teslim ettikleri, bu şüphelinin de getirilen paradan bir kısmını örgüt
mensuplarının hissesi ile kendilerine bu işi getiren diğer şüphelilerin paylarını da ayırarak o
dönem Yargıtay 6. Hukuk Dairesi Başkanı olan Hasan Erdoğan’a teslim ettiği görülmektedir.
Rüşvet parası gizlenip yönetim kurulu kararı olarak avukat ücreti çıkarılmasına
müteakiben İDTM A.Ş.’nin Garanti Bankası Şirinevler Şubesi 1.250.144 TL hesap hareketi
olduğu da bilahare tespit edilmiştir. Yapılan görüşmelerde de bu para transferine ilişkin
hususlar olduğu görülmektedir. Av. Süleyman Balcı ve Resul Dalkıran rüşvet parasını
10/11/2008 tarihinde Ankara’ya getirdikleri tespit edilmiştir. CMK’nun 140. maddesince
yapılan teknik araçlarla izleme tedbiri sonucu “Buna ilişkin ses kayıt çözüm tutanakları ve
fotoğraf görüntüleri de soruşturma dosyasında mevcuttur.” (s. 278).
…/…
Şüpheliler Süleyman Balcı ve Resul Dalkıran 10/11/2008 tarihinde Büklüm Sokak
No:59 Kavaklıdere adresinde faaliyet gösteren Gordion otele geldikleri burada Resul
Dalkıran’ın Av. Necdet Okcu’ya “ ikinci öğrenci kaydını da benimle konuş Av. ile konuşma,
selam” şeklinde mesaj gönderdiği de görülmektedir. Bu mesajın içeriğinin bilahare
anlaşıldığı üzere, Av. Necdet Okcu alınan rüşvet parasının 100.000 TL’sini Resul Dalkıran’a
iade etmesidir. 10/11/2008 tarihi saat 19:20’de her iki şüpheli ellerinde para poşeti ile birlikte
Av. Necdet Okcu’nun bürosuna geldikleri ve rüşvet parasını teslim ettikten sonra da paranın
teslimi konusunda şifreli görüşmeler yaptıkları görülmüştür.
Şüpheli Av. Necdet Okcu, 10/11/2008 tarihinde saat 20:05’te kendisi ile fikir ve
eylem birliği içinde hareket eden Yavuz Çay ile birlikte binadan ayrıldıkları, 06 UK 224
plakalı araçla da Büklüm Sok. Tarhan Cad Nene Hatun Cad. Ziya Ürrahman Caddesini takip
ederek Gaziosmanpaşa semtinden Kelebek Sokağı geçip Koza (s. 279) Sokağa geçtikleri,
aracı Peynirci Market isimli iş yerine park edip Av. Necdet Okcu’nun araçtan inerek Koza
sokakta yürümeye başladığı Yavuz Çay’ın da aynı sokakta bulunan Migros’a girdiği, Av.
Necdet Okcu’nun sokakta 5 dakika kadar oyalandığı bu arada 1.60 – 1.65 boylarında
saçlarının önü hafif dökülmüş 60 -65 yaşlarında çok hafif kambur, üzerinde
22
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
mont bulunan bir şahısla buluştukları ve 5 dakika kadar konuştuktan sonra Av. Necdet
Okcu’nun bu şahsa elindeki poşeti verdiği, ayrılırken Necdet Okcu’un “ Hasan abi sonra
görüşeceğiz “ dediği, Av. Necdet Okcu’nun Peynirci isimli market önünde bekleyen araca
doğru gittiği, parayı alan şahsın da aynı sokakta Koza Taksinin önünde bulunan binanın
önüne karton poşetin içindeki para olduğu anlaşılan ve gazete kağıdına sarılı desteleri
ceplerine koymaya başladığı, poşet ve gazete kağıtlarını da yere atmayarak ceplerine
koyduğu, bu olaya müteakiben bu şahsın Koza Taksi durağından sağ tarafa dönerek Kehribar
sokakta yürümeye başladığı, Necdet Okcu’nun da 06 UK 224 plakalı araca binerek adresten
ayrıldığı, parayı alan şahsın Kehribar Sokak üzerinde 100 metre kadar yürüdükten sonra
sokağın sol tarafında bulunan siteye girerek bu sitenin girişinde sağda bulunan binaya girerek
asansör ile 7. kata çıktığı, güvenlik güçlerince bilahare yapılan çalışmalarda sitenin Adalet
Sitesi olduğu tespit edilmiştir. Av. Necdet Okcu’nun 10/11/2008 günü Resul Dalkıran ve
Süleyman Balcı’dan almış olduğu parayı o dönem Yargıtay 6. Hukuk Dairesi Başkanı Hasan
Erdoğan’a verdiği tespit edilmiştir.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca, Necdet Okcu’nun bürosunda kullandığı 0312
648 68 01 nolu telefonun iletişimin tespit raporu incelendiğinde; olay tarihi olan 10.11.2008
günü saat 20:09:31’de Av. Necdet OKCU’nun bürosunda kurulu bulunan 0312 468 68 01
nolu telefon hattından Yargıtay 6. Hukuk Dairesi Başkanı Hasan ERDOĞAN’a
ait 0312 439 00 10 nolu ev telefonunun arandığı ve 131 saniye görüşmenin olduğu, Av. Necdet
OKCU’nun 10.11.2008 günü Koza Sokakta Resul DALKIRAN ve Av.Süleyman BALCI’dan
almış olduğu parayı teslim ettiği şahsın Yargıtay 6. Hukuk Dairesi Başkanı Hasan
ERDOĞAN olduğu tespit edilmiştir.
Av. Necdet Okcu’ya Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca müdafii huzurunda
CMK’nun 140. maddesince teknik araçlarla izlemeye ilişkin tedbir ve yukarıda belirtilen
tutanak okunduğunda; söz konusu yere olay tarihinde gitmediğini Hasan Erdoğan ile
buluşmadığını, bu para verme iddiasından sonra Resul Dalkıran’ın da aramadığını belirtmiş
ise de; CMK’nun 140. Maddesi gereğince oluşturulan tutanak, iletişim tespit raporları Av.
Necdet Okcu’nun gerçek hususu belirtmediği anlaşılmaktadır.
Bilahare yapılan CMK’nun 140. maddesince teknik araçlarla izleme tedbirlerinin
uygulandığı esnada şüpheliler kendi aralarında bu paranın Hasan Erdoğan’a verildiği
hususunda açık konuşmalar yaptıkları gibi bu hususta çıkan duyumların da nasıl
kaynaklandığı hususunda konuşmalar yaptıkları da tespit edilmiştir.(s. 280)
Söz konusu dosyanın Yargıtay incelenmesi esnasında dahi örgüt mensuplarının
diğer şüphelilerle yaptıkları görüşmelerde de kararın beklenen tarihte çıkmaması da dosyayı
inceleyen tetkik hakiminin olumsuz raporundan kaynaklandığını belirttikleri görülmüştür.(s.
281)
…/…
23
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma devam ederken İDTM Yönetim
Kurulunun kararları ve bankadan alınan bilgilerden de açıkça anlaşılacağı üzere; Bakırköy
2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 24/06/2008 tarih 2008/1423 Esas 2008/65 sayılı kararının
onanması amacıyla verilecek rüşvet parasının İDTM Yönetim Kuruluna avukatlık vekalet
ücreti ve primi adı altında çıkarıldığı, bu paranın (s. 281) da İDTM A.Ş.’nin Garanti Bankası
hesabından Av. Süleyman Balcı ve Abdullah Pehlivan’ın banka hesaplarına aktarıldığı, bu
paranın bir kısmını şüphelilerin Ankara’ya getirip rüşvete aracı olan Necdet Okcu’ya
getirdikleri anlaşılmıştır. Bu esnada dönemin İDTM Genel Müdür Vekili Orkun Osman
Bilgivar’ın istifaya zorlandığı bilinmektedir.
Rüşvet parasının verilmesine müteakiben Hasan Erdoğan’a para verdiği
konusunda bazı şahısların konuşmalarına müteakiben Av. Necdet Okcu’nun diğer örgüt
mensuplarını arayıp talimatlar verdiği görülmüştür. Hatta Necdet Okcu’nun Hüseyin Uysal’ı
arayıp talimat verdiği, rüşvet veren ve bu suça iştirak eden şahısları arayıp ağızlarını sıkı
tutmaları konusunda talimatlar verdiği görülmüştür. CMK’nun 140. maddesince yapılan
teknik araçlarla izlemede de bu hususta konuşmalar yaptıkları görülmüştür. (Buna ilişkin Ses
Kayıt Çözüm Tutanakları ve Teknik Araçlarla İzleme Tutanakları soruşturma dosyasında
mevcuttur.)
Teknik araçlarla izleme tedbirleri esnasında; Av. Necdet Okcu’nun diğer
şüphelilere kızarak Hasan Erdoğan’ın kendisini makamına çağırdığını, konunun herkes
tarafından duyulduğunu ifade ettiğini, takip edilmekten korktuğunu belirtmesine müteakip,
şahıslar arasında bu meselenin nerden çıktığı konusunda görüşler belirttikleri, Av. Necdet
Okcu’nun Hüseyin Uysal’ı da çenesini tutması konusunda kendisini uyardığını, başkana
parasını verdiğini, bu işin önemli bir iş olduğunu, bakanlıktaki adliyedeki işlere
benzemediğini, duyulması halinde Türkiye’nin gündeminin değişeceğini, böyle bir şeyin
duyulmasının karşılıklı hatalardan kaynaklandığını dolayısıyla çok dikkatli olunması
gerektiğin belirtmiştir. Ayrıca Hasan Erdoğan’ın üyeleri tek tek makamına çağırarak güven
tazelediğini, gelecekte yapılacak soruşturma esnasında kendi lehlerine delil oluşturmak
amacıyla Av. Necdet Okcu’nun bu davayı yasal olarak takip ediyormuş gibi gösterip Av.
Süleyman Balcı’ya telkinlerde bulunduğu anlaşılmıştır.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi tarafından inceleme sonucu karar verdiği tarihte dahi
rüşvet verme fiillerine iştirak eden Av. Süleyman Balcı ve Resul Dalkıran’ın Ankara’ya
gelerek sonucu bekledikleri görülmüştür.
18/11/2008 tarihinde rüşvet verme fiiline iştirak eden Murat Yalçıntaş, 18/11/2008
tarih saat 17:30’da Süleyman Balcı’yı telefonla arayarak karşı tarafa hiçbir şey vermemesini,
kendisinin Ankara’ya geleceğini belirttiği ve Süleyman Balcı ile yüz yüze görüşmek amacıyla
da 19/11/2008 tarihinde de Ankara’ya geldiği ve Süleyman Balcı ile saat 16:50’de TBMM
bahçesinde görüştüğü tespit edilmiştir.
24
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Şüpheli Murat Yalçıntaş rüşvet parasını daha önce yargı mensubuna verildiğini
bildiği halde bu şekilde tavır içinde takınmasının nedeni; kuvvetle muhtemeldir ki, tespit
edilemeyen birimlerce bu konuda bir soruşturmanın yapıldığını izleme ve görüntünün
alındığını bilmesinden kaynaklanmaktadır.
Murat Yalçıntaş’ın bu görüşmesinden sonra şüpheli Süleyman Balcı, fikir ve eylem
birliği içinde bulunduğu Abdullah Pehlivan’ın telefonla arayıp Murat Yalçıntaş ile yapmış
olduğu görüşmeyi aktardığı ve birlikte değerlendirme yaptıkları, Abdullah Pehlivan’ın
Süleyman Balcı’ya “yaptım bitirdim deseydin” diyerek görüş belirttiği, (s. 282) Süleyman
Balcı’nın bu görüşmeyle ilgili Hanefi Bektaş’ı da bilgilendirdiği ve Murat Yalçıntaş’ı tekrar
telefonla aradığı, söz konusu talimatın kendisini çok zor duruma düşürdüğünü, bu parayı
vermesi gerektiğini, davayı kendi lehlerine çevirmek için iki tane grup ile çalıştıklarını, birinci
gruba Resul Dalkıran tarafından paranın zaten verildiğini belirttiği anlaşılmaktadır.
18/11/2008 tarihinde soruşturmaya konu olan temyiz kararının; bozma isteminin
reddedilip mahalli mahkeme kararının onandığı ve bu tarihte de Murat Yalçıntaş’ın Süleyman
Balcı’yı telefonla arayıp karşı tarafa hiçbir şey vermemesini kendisinin Ankara’ya geleceğini
belirttiği tarih olduğu bilinmektedir. Şüpheli Süleyman Balcı, Murat Yalçıntaş ile görüşüp
durumu derhal Abdullah Pehlivan’a anlattığı ve bu konuda Abdullah Pehlivan’ın talimatları
doğrultusunda hareket ettiği görülmektedir.
Şüpheli Abdullah Pehlivan rüşvet verme suçuna iştirak etmediğini hatta olayları
dahi bilmediğini belirtmiş ise de; 18/11/2008 tarihindeki görüşmelerden açıkça anlaşıldığı
üzere,
Murat Yalçıntaş’ın ikinci aşamadaki rüşvet parasının verilmemesi konusundaki
talimatına istinaden Süleyman Balcı’ya Murat Yalçıntaş ile sabit telefonda konuşmasını
söyleyip, Süleyman Balcı’yı yönlendirdiği, Süleyman Balcı’ya kararı alıp almadığını sorduğu,
Süleyman Balcı’nın ise kararda bir sıkıntı olmadığını, kararı aldıklarını, rüşvet parasının
daha önce zaten birinci gruba verildiğini, ikinci gruba verileceğini söylemesi üzerine
Abdullah Pehlivan’ın Süleyman Balcı’ya sizin de ikinci gruba da verdim deseydin deyip
yönlendirdiği, hatta bilahare konuşmasında da riski hep biz mi alacağız dediği görülmektedir.
Soruşturmadan da anlaşıldığı üzere İDTM’nin CNR Fuarcılık A.Ş.’ye açtığı
davanın tahliye kararının onanması amacıyla 6. Hukuk Dairesi Başkanı Hasan Erdoğan’a
verilecek rüşvet parası ile ilgili olarak paranın miktarının yüksek olmasından dolayı bu
parayı İDTM A.Ş.’nin yönetim kurulundan Abdullah Pehlivan ve halen atılı suçtan tutuklu
bulunan Süleyman Balcı’ya vekalet ücreti olarak verilmesi şeklinde çıkarıldığı bilinmektedir.
25
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Abdullah Pehlivan bu konuda çıkarılan yönetim kurulu kararı sonucu İDTM
kasasından çıkan paranın rüşvet parası olarak Ankara’ya getirildiğini ve buna ilişkin olarak
da bilahare rüşvet parasını bizzat getiren Süleyman Balcı’yı yönlendirip talimatlar verdiği
görülmektedir.
Abdullah Pehlivan bu suretle diğer şüphelilerle birlikte rüşvet suçuna iştirak ettiği
anlaşılmaktadır.
Örgüt mensupları ile diğer şüphelilerin eylemleri ile Yargıtay 6. Hukuk Dairesi
Başkanı Hasan Erdoğan’a verilen rüşvet sonucu mahalli mahkeme kararının onanmasına
müteakiben, 20.11.2008 tarihinde 12.44.05 zamanlı Süleyman Balcı ile Çamur Ali Kopuz’un
telefon görüşmesi yaptıkları görülmektedir. Söz konusu (s.283) görüşmelerde şüpheli Çamur
Ali Kopuz’un işin bittiğine ilişkin haberi dün aldığını, hatta “ peki dün öbürü geldi mi sana”
diyerek Murat Yalçıntaş’ın Ankara’ya gelip gelmediğini sorduğu görülmekle birlikte kararla
ilgili ve konuyla ilgili değerlendirme yaptığı görülmektedir. (284)
…/…
Şüpheliler daha önce rüşvet parasının bir kısmını 10/11/2008 tarihinde Necdet
Okcu’ya verdikleri, Necdet Okcu’nun da aynı gün Daire Başkanı Hasan Erdoğan’ın payını
götürdüğü, bilahare kalan kısmın ise 18/11/2008 tarihinde ödendiği (s. 285) bilinmektedir.
Şüpheliler Süleyman Balcı, Necdet Okcu, Resul Dalkıran 10/11/2008 tarihinde ve
18/11/2008 tarihinde ödenen rüşvet parasının miktarı konusunda çelişkili beyanlarda
bulundukları gibi tashihi karar aşaması sonucu kararın bozulması neticesi Necdet Okcu’nun
da rüşvet parasının istenmesi karşısında Necdet Okcu’nun sadece kendisinde kalanı
verebileceğini başkana verdiğini, veremeyeceğini belirtmesine rağmen; bir kısmı iade edilen
rüşvet parasının miktarı konusunda dahi örgüt mensupları ile şüphelilerin farklı cevaplar
verdikleri anlaşılmaktadır. Necdet Okcu herhangi bir iade olmadığını belirtip miktarı
gizlediği, diğer şüphelilerin de iade edilen 180.000 TL konusunda farklı yorumlar yaptıkları
görülmektedir.
Resul Dalkıran ve Süleyman Balcı tarafından getirilen rüşvet parasının bir kısmı
Necdet Okcu’nun aldığı, bir kısmını Hasan Erdoğan’a verdiği, hatta bir kısmını da İlhan
Balcı aracılığıyla Resul Dalkıran’a teslim ettiği de görülmektedir.
19/11/2008 tarihinde Necdet Okcu örgüt mensubu Hüseyin Uysal’dan onama
kararından bir suret alarak kendisine getirmesini istediği tespit edilmiştir. Bu talimat üzerine
Hüseyin Uysal’ın da karardan bir suret ve Hasan Erdoğan’ın el yazısı notlarını Av. Necdet
Okcu’nun bürosuna getirdiği tespit edilmiştir.
26
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Ses Kayıt Çözüm Tutanaklarından anlaşılacağı üzere; şüpheli NTCR yetkilisi
Serkan Tığlıoğlu, Murat Yalçıntaş ile fikir ve eylem birliği içinde hareket edip rüşvet vermek
suçuna da iştirak ettiği görülmektedir. İDTM A.Ş.’nin söz konusu fuar alanına CNR
Uluslararası Fuarcılık A.Ş.’yi tahliye ettirmesinin temelinde de tahliye işleminden sonra bu
yerin Serkan Tığlıoğlu’nun şirketine kiraya vermesinin yattığı görülmektedir.
…/…
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ankara Sulh Ceza
Mahkemelerince şüpheli Necdet Okcu hakkında CMK’nun 140. maddesince teknik araçlarla
izleme tedbiri uygulanmıştır.
Bu tedbirin uygulanması esnasında;
Av. Necdet Okcu’nun tedbir uygulandığı esnada emekli olduğu anlaşılan Yargıtay
6. Hukuk Dairesi eski başkanı Hasan Erdoğan ile söz konusu dava ile ilgili konuştuklarını,
Av. Necdet Okcu’nun kendisi ile Resul Dalkıran ve Süleyman Balcı’nın muhatap olduğu, bu
iş karşısında kendisine 350.000 TL para getirdikleri, tashihi kararın olumsuz çıkması
nedeniyle bu paranın 180.000 TL’sini iade ettiğini belirttiği tespit edilmiştir.
Bu gelişmeler esnasında örgüt mensupları haklarında soruşturma yapıldığını ve
dinlendiklerini öğrenmeleri üzerine de telefon görüşmelerini aza indirip, zorda kaldıkları
zaman sabit telefonlardan görüşme yaptıkları görülmektedir. Hatta birbirlerini açıkça
uyardıkları görülmektedir.
Kasım 2009 tarihinde Bakırköy 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 24/06/2008 tarih
2008/65 sayılı kararını veren Hakim … hakkında Adalet Müfettişlerince soruşturma
kapsamında ifade alımına başlanması üzerine şahısların şüphelerinin daha da arttığı
görülmektedir. (s. 290)
…/…
SONUÇ:
Yukarıda açık kimlikleri yazılı şüphelilerin üzerlerine atılı müsnet suçlardan
dolayı yargılamalarının yapılarak:
I. NECDET OKCU’NUN;
…/…
27
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
2.) İddianamenin II/1. başlığı altında anlatımı yapılan rüşvet suçuna iştirak etmek
suçundan eylemine uyan 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 252.-(1)-(2). Maddelerince
CEZALANDIRILMASINA,
…/…
6.) Şüpheli hakkında 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 53. Maddesince güvenlik
tedbirlerinin UYGULANMASINA,
7.) Şüpheli hakkında 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 63. Maddesince mahsup
hükmünün UYGULANMASINA, (s. 1433)
…/..
V. HÜSEYİN UYSAL’IN;
…/…
2.) İddianamenin II/1. başlığı altında anlatımı yapılan rüşvet suçuna iştirak etmek
suçundan eylemine uyan 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 252.-(1)-(2). Maddelerince
CEZALANDIRILMASINA,
…/…
6.) Şüpheli hakkında 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 53. Maddesince güvenlik
tedbirlerinin UYGULANMASINA,
7.) Şüpheli hakkında 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 63. Maddesince mahsup
hükmünün UYGULANMASINA, (s. 1435)
VI. YAVUZ ÇAY’IN;
…/…
2.) İddianamenin II/1. başlığı altında anlatımı yapılan rüşvet suçuna iştirak etmek
suçundan eylemine uyan 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 252.-(1)-(2). Maddelerince
CEZALANDIRILMASINA,
…/…
5.) Şüpheli hakkında 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 53. Maddesince güvenlik
tedbirlerinin UYGULANMASINA,
28
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
6.) Şüpheli hakkında 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 63. Maddesince mahsup
hükmünün UYGULANMASINA, (s. 1435-1436)
…/…
XIV. MURAT YALÇINTAŞ’IN;
…/…
2.) İddianamenin II/1. başlığı altında anlatımı yapılan rüşvet suçuna iştirak etmek
suçundan eylemine uyan 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 252.-(1)-(2). Maddelerince
CEZALANDIRILMASINA,
3.) Şüpheli hakkında 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 53. Maddesince güvenlik
tedbirlerinin UYGULANMASINA,
4.) Şüpheli hakkında 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 63. Maddesince mahsup
hükmünün UYGULANMASINA, (s. 1438)
XV. SÜLEYMAN BALCI’NIN;
…/…
2.) İddianamenin II/1. başlığı altında anlatımı yapılan rüşvet suçuna iştirak etmek
suçundan eylemine uyan 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 252.-(1)-(2). Maddelerince
CEZALANDIRILMASINA,
…/…
4.) Şüpheli hakkında 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 53. Maddesince güvenlik
tedbirlerinin UYGULANMASINA,
5.) Şüpheli hakkında 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 63. Maddesince mahsup
hükmünün UYGULANMASINA, (s. 1438)
XVI. ABDULLAH PEHLİVAN’IN;
…/…
29
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
2.) İddianamenin II/1. başlığı altında anlatımı yapılan rüşvet suçuna iştirak etmek
suçundan eylemine uyan 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 252.-(1)-(2). Maddelerince
CEZALANDIRILMASINA,
3.) Şüpheli hakkında 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 53. Maddesince güvenlik
tedbirlerinin UYGULANMASINA,
4.) Şüpheli hakkında 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 63. Maddesince mahsup
hükmünün UYGULANMASINA, (s. 1438-1439)
XVII. RESUL DALKIRAN’IN;
…/…
2.) İddianamenin II/1. başlığı altında anlatımı yapılan rüşvet suçuna iştirak etmek
suçundan eylemine uyan 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 252.-(1)-(2). Maddelerince
CEZALANDIRILMASINA,
…/…
5.) Şüpheli hakkında 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 53. Maddesince güvenlik
tedbirlerinin UYGULANMASINA,
6.) Şüpheli hakkında 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 63. Maddesince mahsup
hükmünün UYGULANMASINA, (s. 1439)
XVIII. İLHAN BALCİ’NİN;
…/…
2.) İddianamenin II/1. başlığı altında anlatımı yapılan rüşvet suçuna iştirak etmek
suçundan eylemine uyan 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 252.-(1)-(2). Maddelerince
CEZALANDIRILMASINA,
3.) Şüpheli hakkında 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 53. Maddesince güvenlik
tedbirlerinin UYGULANMASINA,
4.) Şüpheli hakkında 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 63. Maddesince mahsup
hükmünün UYGULANMASINA, (s. 1439)
XIX. SERKAN TIĞLIOĞLU’NUN;
30
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
…/…
2.) İddianamenin II/1. başlığı altında anlatımı yapılan rüşvet suçuna iştirak etmek
suçundan eylemine uyan 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 252.-(1)-(2). Maddelerince
CEZALANDIRILMASINA,
3.) Şüpheli hakkında 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 53. Maddesince güvenlik
tedbirlerinin UYGULANMASINA,
4.) Şüpheli hakkında 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 63. Maddesince mahsup
hükmünün UYGULANMASINA, (s. 1440)
XX. ÇAMUR ALİ KOPUZ’UN;
…/…
2.) İddianamenin II/1. başlığı altında anlatımı yapılan rüşvet suçuna iştirak etmek
suçundan eylemine uyan 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 252.-(1)-(2). Maddelerince
CEZALANDIRILMASINA,
3.) Şüpheli hakkında 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 53. Maddesince güvenlik
tedbirlerinin UYGULANMASINA,
4.) Şüpheli hakkında 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 63. Maddesince mahsup
hükmünün UYGULANMASINA, (s. 1440)
XXI. İLHAN PARSEKER’İN;
…/…
2.) İddianamenin II/1. başlığı altında anlatımı yapılan rüşvet suçuna iştirak etmek
suçundan eylemine uyan 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 252.-(1)-(2). Maddelerince
CEZALANDIRILMASINA,
3.) Şüpheli hakkında 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 53. Maddesince güvenlik
tedbirlerinin UYGULANMASINA, (s. 1440)
XXII. ’İN;
…/…
31
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
2.) İddianamenin II/1. başlığı altında anlatımı yapılan rüşvet suçuna iştirak etmek
suçundan eylemine uyan 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 252.-(1)-(2). Maddelerince
CEZALANDIRILMASINA,
3.) Şüpheli hakkında 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 53. Maddesince güvenlik
tedbirlerinin UYGULANMASINA,
4.) Şüpheli hakkında 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 63. Maddesince mahsup
hükmünün UYGULANMASINA, (s. 1440-1441)
XXIII. MURAT AKBAŞ’IN;
…/…
2.) İddianamenin II/1. başlığı altında anlatımı yapılan rüşvet suçuna iştirak etmek
suçundan eylemine uyan 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 252.-(1)-(2). Maddelerince
CEZALANDIRILMASINA,
3.) Şüpheli hakkında 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 53. Maddesince güvenlik
tedbirlerinin UYGULANMASINA,
4.) Şüpheli hakkında 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 63. Maddesince mahsup
hükmünün UYGULANMASINA, (s. 1441)
XXIV. ORKUN OSMAN BİLGİVAR’IN;
…/…
2.) İddianamenin II/1. başlığı altında anlatımı yapılan rüşvet suçuna iştirak etmek
suçundan eylemine uyan 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 252.-(1)-(2). Maddelerince
CEZALANDIRILMASINA,
3.) Şüpheli hakkında 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 53. Maddesince güvenlik
tedbirlerinin UYGULANMASINA,
4.) Şüpheli hakkında 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 63. Maddesince mahsup
hükmünün UYGULANMASINA, (s. 1441)
…/…
XXVII. ABDULLAH ÇINAR’IN;
…/…
32
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
2.) İddianamenin II/1. başlığı altında anlatımı yapılan rüşvet suçuna iştirak etmek
suçundan eylemine uyan 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 252.-(1)-(2). Maddelerince
CEZALANDIRILMASINA,
3.) Şüpheli hakkında 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 53. Maddesince güvenlik
tedbirlerinin UYGULANMASINA, (s. 1442)
…/…
KARAR VERİLMESİ KAMU ADINA İDDİA VE TALEP OLUNUR. 24/01/2011 (s.
1449)”
IV- YARGILAMANIN AŞAMALARI
A- Sanıkların Soruşturma Evresinde Yaptıkları Savunmalar
1- Hasan ERDOĞAN’ın Yaptığı Savunmalar
Sanığın Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca Muhakkik Olarak
Görevlendirilen Yargıtay 4. Ceza Dairesi Başkanı Huzurunda 2.7.2010 Gününde
Yaptığı Savunma
Sanık söz konusu savunmasında özetle;
- İDTM A.Ş.’nin fuarcılık alanında bulunan yerlerini CNR A.Ş.’ye kiraya
verdiğini, İDTM A.Ş.’nin ihtiyaç nedenine dayanarak kiracı aleyhine tahliye davası açtığını,
mahalli mahkemelerin CNR A.Ş.’nin lehine tahliye talebinin reddolunmasına karar
verdiklerini, davaların temyiz yoluyla Daire önüne geldiğinde kendilerinin ihtiyaç sebebine
dayanan davacının fuarcılık belgesi olmadığı için kararları onadıklarını ancak, son davada
yerel mahkemenin tahliye kararı verdiğini ve davacının da TOBB’dan fuarcılık belgesi alarak
ibraz etmesini dikkate alarak bu kez ihtiyaç iddiasını samimi görerek tahliye kararını
onadıklarını,
- Kendisinin emekli olduktan sonra, yapılan tashihi karar başvurusu üzerine
hükmün ortadan kaldırılarak yerel mahkemenin tahliye kararının bozulduğunu, bu karar
verilirken diğer kararlara ters düşmemek amacıyla hareket edildiğini,
- Dosyaların tetkik hâkimleri tarafından anlatıldığını ve bu anlatımların da sonuca
etkili olabildiğini, dosyayı sunan Tetkik Hâkiminin Bayram TEMİZ olduğunu,
33
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
- İddiaya konu olan dosya takip edildiği için kendisinin dairede bulunan tüm
üyeleri, karara katılmayanlar da dâhil, toplam yedi kişiyi topladığını, konuyu üç saat konuşup
tartıştıklarını,
- Kendilerine her iki taraftan da devamlı isim vermeden telefonla randevu
talebinde bulunulduğunu ancak, hiç birisinin isteğini kabul etmediğini,
- Avukatların müzakere sırasında gelip gittiklerini, onların bu paraları alıp davacı
şirketi kandırıp parayı ceplerine atmış olabileceklerini,
- Kendisinin rüşvet alması durumunda polislerin neden suçüstü yapıp kendisini
yakalamadığını,
- Böyle bir durumun kesinlikle cereyan etmediğini,
- Av. Necdet OKCU’yu tanıdığını ancak, kendisiyle çok fazla içli dışlı samimi
olmadığını, yılbaşı ve bayramlarda gelip kısa bir süre kalıp kutlamasını yaparak gittiğini,
kendisini Ankara Adliyesinden bu tarafa tanıdığını, Av. Necdet OKCU’ya telefonla görüşerek
kendisine uğramasını söylemediğini, böyle bir olayı hatırlamadığını, olayın üzerinden 2 yıl
gibi bir süre geçtiğini, bazen avukatların hukuki konularda görevi dışında soru sorduklarını,
bu konuda da kitap yazdığı için onları görevi haricinde yanıtlamış olabileceğini,
ifade etmiştir.
Sanığın Aynı Muhakkik Tarafından Yapılan İnceleme ve Soruşturma
Sırasında 26.7.2010 Günlü Havale Tarihli Yazılı Savunması
Sanık söz konusu savunmasında özetle;
- İddiaya konu onama kararının verilmesinden hemen sonra hakkında her hangi bir
şikayet yapılmamasına karşın olaydan yaklaşık iki yıl geçtikten sonra böyle bir soruşturmanın
açılmasının iddianın tamamen bir senaryo olduğunu ortaya koyduğunu,
- Dosyayla ilgili olarak bazı kişilerin defalarca kendisini İstanbul’dan telefonla
arayarak randevu talebinde bulunduklarını ancak, bu isteklerin hepsini reddettiğini, dosyanın
takip edilen bir dosya olduğunu bildiği için bütün üye arkadaşlarını davadan haberdar ederek,
Dairede görevli tüm Yargıtay üyelerinin katımıyla dosyanın tartışıldığını ve oy birliğiyle ile
onama kararı verildiğini,
- Hakkında takibi gerektirecek boyutta şüpheli bir durumun bulunması ve ayrıca
adı geçen avukattan para aldığının belirlenmesi hâlinde “reddi hâkim” yoluna dahi
gidilmemesinin olayın senaryo olduğunu gösterdiğini,
34
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
- Menfaat karşılığı iş yapmış olsa idi Başkanlığı döneminde tashihi karar talebi
istemiyle Daireye gelen dosyayı bir şekilde ele alıp tashihi karar talebinin reddini de
sağlayabileceğini ancak, bu yolda bir işlem yapmadığını, emekli olduktan sonra tashihi karar
talebi üzerine yeniden yapılan inceleme sonucu Dairece bu defa onama kararı kaldırılarak
bozma kararı verilmesinin normal bir yargı süreci olduğunu,
- Rüşvetin Av. Necdet OKCU tarafından kendisine Koza Sokakta verildiği, ancak
karanlık olduğu için görüntü alınamadığı yönündeki iddianın tamamen uydurulmuş bir
senaryo ve iftira olduğunu, bu sokağın Gaziosmanpaşa semtinin en işlek ve en aydınlık bir
nevi cadde konumunda bir yer olduğunu, yirmibeş yıldır aynı lojmanda oturduğu için çoğu
kimsenin kendisini tanıdığını, böyle bir ortamda adı geçen avukattan para almasının çok gayri
ciddi bir iddia olduğunu, para almak amacında olan bir kimsenin kapalı ve kimsenin
göremeyeceği bir ortam seçmek yerine, sokak üzerinde üstelik hâkim lojmanlarının
bulunduğu ve bütün meslektaşların gelip geçtiği bir yerde ulu orta para alma yoluna
gitmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu,
- Kendisini takip görevlilerinden birisinin avukatın kendisine siyah poşet verdiği,
diğer görevlinin ise para verdiği yolundaki ifadelerinin çelişkili olduğunu ve bunun olayın ne
kadar yalan ve iftira olduğunu gösterdiğini,
- Kendisini lojmana kadar takip eden kimselerin kendisini durdurup, kim
olduğunu sorup, kimliğini belirleme, sesini kaydetme ve nihayet suçüstü yaptırma gibi maddi
deliller elde etme imkânları varken, boy ve yaş gibi afakî bir tarifle yola çıkılarak böylesine
ağır bir suçlama ile itham edilmesinin gayri ciddilik olduğunu,
- Gerek ailesinden gelen gerekse 1965 yılından bu yana çalışma hayatı boyunca ve
gerekse yazdığı 8 adet kitabından elde ettiği bütün birikimlerinin Devletin kontrol ve
denetiminde bulunan bankalarda bulunduğunu, gayri meşru yoldan para elde eden kimsenin
parasını bankada tutmasının tutarlı olmadığını, parlarının kuruşuna kadar hesabını vermeye
hazır olduğunu,
ifade etmiştir.
Sanığın Yargıtay Başkanlar Kuruluna Sunduğu 7.3.2011 Günlü İtiraz
Dilekçesindeki Savunması
Sanık söz konusu savunmasında, önceki ifadelerinden farklı olarak, özetle;
- Dairenin tüm üyelerinin katılımıyla üç saat süren görüşme ve inceleme
sonucunda tahliyeye ilişkin mahkeme kararının onanmasına oy birliği ile karar verildiğini,
35
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
ilk soruşturmada daire üyeleri tanık olarak dinlenmiş olsa idi müzakerede cereyan eden bu
olayları anlatmış olacaklarını,
- Adalet Bakanlığı Müsteşarı imzasıyla Bakanlık Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne
ait 3.5.2010 tarihli yazısı ile Yargıtay Birinci Başkanlığına ilgililer hakkında işlem tesisi için
ihbarda bulunulmasından bir ay kadar önce 3.4.2010 tarihinde Milliyet Gazetesi’nde
yayınlanan konuya ilişkin bir haber üzerine derhal Yargıtay Birinci Başkanına giderek gazete
haberinin ihbar kabul edilip hakkında inceleme yapılmasını bizzat talep ettiğini,
- Muhakkik olarak görevlendirilen 4. Ceza Dairesi Başkanı’nın tanık olarak
dinlediği dört polis memurunun ifadelerinin sorgusu sırasında kendisine okunmadığını,
muhakkikin huzurunda o ifadeleri inceleme imkânının tanınmadığını, rüşvet verdiği iddia
edilen şahıs hakkındaki Ankara Savcılığındaki hazırlık dosyası ve ağır cezaya dava açıldığı
anlaşılan savcılık iddianamesi ifadesi alındığı tarihte henüz getirilmediğini, malvarlığına
ilişkin banka cevaplarının da o tarihte dosyaya gelmediğini, bu nedenlerle gerek sözlü
savunmasında gerekse yazılı savunmasında bu deliller hakkında beyanda bulunmasının
mümkün olmadığını,
- 4. Ceza Dairesi Başkanı tarafından yapılan soruşturma sırasındaki sözlü ve yazılı
savunmasının çok sathi duyumlara dayanan bir içerik arz ettiğini, toplanan delillerin yasal
olmadığını, teknik takip ve izlemenin hukuki dayanaktan yoksun bulunduğunu dile getirmesi
mümkün iken bu delilerin nasıl elde edildiğini bilmediği için buna ilişkin savunma
yapılamadığını,
- Adalet müfettişlerine inceleme ve soruşturma yetkisini veren 2802 sayılı
Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 101. maddesinde, söz konusu müfettişlere teknik takip ile
haberleşmenin tespiti ve dinlenilmesi yetkisinin verilmediğini, adalet müfettişlerine bu
yetkileri veren Teftiş Kurulu Yönetmeliği’nin 98. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç)
bendinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle açılan davada Danıştay 5. Dairesince
yürütmenin durdurulmasına karar verildiğini ve bu karara karşı yapılan itirazın da Danıştay
İdari Dava Daireleri Kurulunun kararıyla reddedildiğini, idari yargı mercilerince verilen
yürütmenin durdurulması ve iptal kararlarının kanunen belli sebepler muvacehesinde idari
tasarrufu yapıldığı tarihe kadar ortadan kaldıracağı için geçmişe şamil olduğunun idari
hukukunun genel prensiplerinden bulunduğunu, böylece Adalet Müfettişi resen almış olduğu
iletişimin tespiti, dinlenmesi, kayda alınması ve kamuya açık yerlerdeki faaliyetlerin
izlenmesi yönündeki tüm işlemlerin hukuka aykırı olarak elde edilmiş delil niteliğine
dönüştüğünü,
- Adalet Başmüfettişinin hukuki dayanaktan yoksun izleme kararı ve
mahkemenin buna ilişkin onaylama kararı üzerine Av. Necdet OKCU’nun izlendiğinin
anlaşıldığını, kendisi hakkında teknik takip yapılacağına dair hiç bir karar bulunmadığını,
esasen olay tarihinde Yargıtay Daire Başkanı olarak görev yapması nedeniyle Adalet
Başmüfettişinin ve mahkemelerin hakkında telefon dinleme, takip kararı almalarına yasal
36
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
yönden imkân da bulunmadığını, bu nedenle tanıkların kendisini takibi, buna ilişkin
beyanları ve düzenlenen tutanakların yasaya aykırı ve yok hükmünde olduğunu,
-Teftiş Kurulunun yüksek mahkemenin başkan ve üyeleri hakkında herhangi bir
inceleme ve soruşturma yapma yetkileri bulunmadığını, ancak böyle bir durumun varlığı
hâlinde gecikmeksizin Yargıtaya bildirme yükümlülüğünün bulunduğunu,
- Üçüncü kişilerin kendi aralarında yaptıkları telefon görüşmelerinin aleyhine delil
olarak kullanılmasının mümkün olmadığını, kaldı ki bu konuşmalardan sadece 10.11.2008
gününde Av. Necdet OKCU’nun büro telefonundan kendi evinin telefonunun arandığına
ilişkin tespit ile 17.11.2008 gününde Yargıtaydaki makamından Av. Necdet OKCU’nun
bürosunun aranmasına ilişkin kaydın şahsıyla ilgili olduğunu,
- Aradan uzun zaman geçmesi nedeniyle telefon görüşmelerinin içeriğini
hatırlamasının mümkün olmadığını,
- Telefon dinleme tutanaklarında Av. Necdet OKCU’nun işyeri telefonundan
10.11.2008 günü ev telefonunun saat 20:09:31’de arandığı ve 131 saniye konuşulduğu
bilgisinin bulunmasına karşın, olayla ilgili olarak 11.11.2008 günlü tutanakta ise Av. Necdet
OKCU’nun bürosundan saat 20:05’te ayrıldığının belirtilmesi karşısında bürosundan saat
20:05’te ayrılan birisinin saat 20:09’da büro telefonundan telefon görüşmesi yapmasının izaha
muhtaç olduğunu,
- Görevli polislerce olaya ilişkin düzenlenen tutanağın olayın cereyan ettiği
akşamın ertesi günü 11.11.2008 tarihinde kaçakçılık daire başkanlığında saat 10.30’da
düzenlendiğinin anlaşıldığını, böylece tutanağın olay mahallinde tanzim edilmemiş ve
krokiye bağlanmamış olduğunun açığa çıktığını,
- Teknik takip yapan tanık polis memurlarının ifadelerinin çelişkilerle dolu
olduğunu, kartondan yapılan mağaza çantasının katlanıp cebe konmasına maddeten imkân
bulunmadığını, hazır poşete konmuş şeyi poşetten çıkarmadan öylece götürmek var iken içini
boşaltıp içindekileri ceplerine koyup daha sonra da poşeti cebe sokmanın mantıklı bir izahının
bulunmadığını,
- Özel takip amacıyla donanımlı olarak gelen kişilerin kayıt yapmaları gerekirken
karanlık olduğu için kayıt yapılamadığı iddiasının gerçekçi olmadığını, izlemeye hazırlıklı
gelen ekibin en azından ses kaydı aleti, fotoğraf makinesi, cep telefonu bulunması icap
ettiğinden bunlardan biri ile dahi görüntü almaları veya ses kaydı yapmaları mümkün iken
bunun yapılmamasının gerçekte bir teknik takip yapılmadığının göstergesi olduğunu,
- Malvarlığı incelenirken rüşvetin verildiği iddia edilen 10.11.2008 tarihinden
sonra malvarlığımda artış olup olmadığı, var ise bu artışın rüşvet olarak verildiği iddia
37
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
edilen ve miktarı belirlenemeyen nesneden kaynaklanıp kaynaklanmadığı hususlarının
irdelenmediğini,
ifade etmiştir.
Sanığın Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca Muhakkik Olarak
Görevlendirilen Yargıtay 11. Ceza Dairesi Başkanı Huzurunda 18.5.2011 Gününde
Yaptığı Savunma
Sanık söz konusu savunmasında, önceki ifadelerine ek olarak, özetle;
- Karar düzeltme isteminin Daireye ulaştığı tarihte görevde olduğunu, menfaat
temin etmiş olması durumunda başkanlığı sırasında karar düzeltme talebinin reddini
sağlayabileceğini, kaldı ki kendi başkanlığı döneminde tarafları aynı olan başka bir dava
dosyasının tashihi karar isteminin reddine oy birliğiyle karar verildiğini,
- Başkanı olduğu Dairede diğer üyeler gibi kendisinin de yalnızca bir oy hakkı
bulunduğunu, diğer üyeleri tesir altına alma gibi bir gücünün bulunmadığını, tashihi karar
aşamasında ilk karardan dönülmesinin kendisi aleyhine delil olarak kabul edilemeyeceğini,
- Olay tarihinde Yargıtay 6. Hukuk Dairesi Başkanı olması nedeniyle, hakkında
soruşturma ve kovuşturma yapma yetkisinin 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 46. maddesi
uyarınca Yargıtay Birinci Başkanlık Kuruluna ait olmasına karşın, bu yolda alınmış bir karar
bulunmadığını,
- Adalet Müfettişlerinin 5271 sayılı Kanun’un 135. ve 140. maddeleri uyarınca,
hiçbir şekilde hâkim ve savcı olmayan kişiler hakkında iletişimin tespiti, kayda alınması ve
teknik takipte bulunulması gibi tedbir kararları almaya yetkilerinin bulunmadığını, oysa
şahsına yöneltilen suçlamanın hâkim ve savcı olmayan Av. Necdet OKCU ve arkadaşlarının
telefonlarının dinlenmesi yoluyla elde edildiğini, bu nedenle hukuka aykırı delil niteliğinde
bulunduğunu,
- İletişimin tespiti, dinlenilmesi ve kayda alınması gibi kararları veren Fatih Sulh
Ceza Hakiminin yetkili olmadığını, bu kararları vermeye yetkili mahkemenin Ankara Sulh
Ceza Mahkemeleri olduğunu,
ileri sürmüştür.
Sanığın Aynı Muhakkik Tarafından Yapılan İnceleme ve Soruşturma
Sırasında 18.5.2011 Günlü Yazılı Savunması
38
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Sanık söz konusu savunmasında sözlü savunması ile önceki savunmalarında ileri
sürdüğü hususları tekrar etmekle birlikte, ek olarak özetle;
- 5271 sayılı Kanun’un 138. maddesinde tesadüfi delilin ancak yapılmakta olan bir
soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan başka bir suçun işlendiği şüphesini
uyandıracak bir delil elde edilmesi anlamına geldiğini, oysa suça konu olayda Adalet
Müfettişinin yaptığı soruşturmada elde ettiği delillerin bizatihi soruşturma konusu suçla ilgili
olması nedeniyle tesadüfi delil niteliğinde kabul edilemeyeceğini,
- Adalet Müfettişinin isnat edilen suçu öğrenir öğrenmez Yargıtay Birinci
Başkanlığına durumu derhal bildirmesi gerekirken, olaydan yaklaşık bir buçuk yıl sonra
3.5.2010 tarihinde durumun Adalet Bakanlığına bildirildiğini,
- Üçüncü kişilerin kendi aralarında yapmış oldukları telefon konuşmalarının
aleyhine delil olarak kullanılamayacağını, kaldı ki bu konuşmalardan sadece 10.11.2008
gününde Av. Necdet OKCU’nun büro telefonundan kendi evinin telefonunun arandığına
ilişkin tespit ile 17.11.2008 gününde Yargıtaydaki makamından Av. Necdet OKCU’nun
bürosunun aranmasına ilişkin kaydın şahsıyla ilgili olduğunu,
- 17.11.2008 günlü telefon konuşmasıyla ilgili olarak hakkında alınmış yasal bir
dinleme kararı bulunmadığını, 10.11.2008 günlü telefon konuşmasıyla ilgili olarak ise aradan
uzun zaman geçmesi nedeniyle böyle bir görüşmeyi ve içeriğini hatırlamasının mümkün
olmadığını,
- Adalet Müfettişinin resen aldığı iletişimin tespiti ve kayda alınması kararını
Fatih 2. Sulh Ceza Mahkemesine onaylattığını, oysa bu kararın suçun işlendiği yer olan
Ankara Sulh Ceza Mahkemelerinin yetkisi dâhilinde bulunduğunu,
- Yargıtay Daire Başkanı olarak müfettişin ve savcının hakkında soruşturma
yapma yetkisi bulunmadığını, bu yetkinin 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 46. maddesi
uyarınca Yargıtay Birinci Başkanlık Kuruluna ait olduğunu, bu nedenle hukuki dayanaktan
yoksun olan izlemeye ilişkin kararlar ve bu kararlara dayalı yapıldığı iddia edilen izleme
işlemleri ile polis memurlarının hakkında vermiş oldukları çelişkili ifadelerin ve tutulan
tutanakların hukuki delil niteliği taşımadığını,
- Takip yapan polis memurlarının poşetten çıkarıldığı iddia olunan şeyleri net
olarak tanımlayamadıklarını,
- CD kayıtlarının incelendiğinde kamera kaydının en son saat 20:01’e kadar
olmasının bu saatten sonra herhangi bir çekimin yapılmadığı anlamına geldiğini, zira Av.
Necdet OKCU’nun bürosunda yapılan çekimlerden sonra çekime devam edilmiş olması
39
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
durumunda karanlık nedeniyle herhangi bir görüntü alınamasa da kameradaki saatin işlemeye
devam etmesi gerektiğini,
- Av. Necdet OKCUnun bürosuna kadar kamerayla görüntü alındığı hâlde ondan
sonra görüntünün alınmamasının ve kamera saatinin dahi işlememesinin takibin orada
kesildiğini ve Koza Sokakta takibin yapılmadığını ortaya koyduğunu,
- Rüşvet verme olayının 10.11.2008 günü akşam saat 20.00 civarında olduğu iddia
edildiğini, oysa 10.11.2008 günü Av. Necdet OKCU ile İstanbul’dan gelerek görüşen İDTM
A.Ş. çalışanı Süleyman BALCI ve finans müdürü Resul Dalkıran’ın Av. Necdet OKCU’ya o
gün hiçbir ödeme yapmadıkları yolunda Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesindeki beyanları ile
bunu doğrulayan şirket yönetim kurulunun 14.11.2008 tarihli ödeme kararının, 10.11.2008
günü Av. Necdet OKCU’ya bir ödeme yapılmadığını ortaya koyduğunu, bu durumda
10.11.2008 günü mevcut olmayan ve Av. Necdet OKCU’ya verilmeyen bir paranın kendisine
Av. Necdet OKCU tarafından rüşvet olarak verilmesine de imkân olmadığını,
- Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinde sanık olarak yargılanan Süleyman BALCI
ve Resul DALKIRAN’ın ifadelerinde geçen 10.11.2008 günündeki banka kayıtlarında para
hareketinin, İDTM A.Ş. yöneticilerinin talimatıyla söz konusu şirketin Vakıflar Bankası
İstanbul-Merter Şubesinde bulunan hesaptaki bir miktar paranın daha fazla faiz veren Garanti
Bankasının İstanbul-Şirinevler şubesindeki hesaba EFT yapılmasından ibaret olduğu ve
rüşvetle ilgili bir durumun söz konusu olmadığını,
- Para alacak kişinin kapalı ve kimsenin göremeyeceği bir ortamı tercih etmesi
gerekirken ulu orta sokak ortasında bunu yapmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu,
poşet içinde verildiği iddia olunan nesneyi yine poşet içinde alıp götürmek var iken poşet
içindekileri boşaltıp herkesin göreceği şekilde aleniyete dökerek içindeki nesneleri cebe
koyup boşalan karton poşeti de cebe sokmanın mantıklı bir davranış olarak
değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığını,
- Kendisinin varlıklı bir aileden geldiğini, Ankara’da ailesi adına kayıtlı 8 daire ve
3 dükkandan oluşan bir apartmanlarının bulunduğunu, meslek hayatı boyunca yazdığı 8 adet
kitaptan elde ettiği nakit paranın banka hesaplarında bulunduğunu, 2000 yılında verdiği mal
bildiriminde de bu hususları belirttiğini, emekli olduktan sonra verdiği mal bildiriminde
67.00 TL emekli ikramiyesine bir miktar para ilave ederek 80.000 TL parası olduğunu
beyan ettiğini, mevduat hesapları devren geldiği için mal bildiriminde önceki beyanlarına
gönderme yapmakla yetindiğini,
ifade etmiştir.
Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 20.6.2011 Günlü ve 117 Sayılı
Kararına Karşı 11.7.2011 Gününde Yaptığı İtiraz Başvurusunda Yaptığı Savunma
40
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Sanık söz konusu savunmasında, önceki savunmalarında belirttiği hususları
yinelemiştir.
2- Murat YALÇINTAŞ’ın Yaptığı Savunmalar
Sanığın Müdafileri Huzurunda 25.10.2010 Gününde Poliste Alınan İfadesi
Sanık söz konusu savunmasında özetle;
- 2005 yılında İDTM A.Ş.’nin taşınmazının boşaltılması için CNR A.Ş.’ye tahliye
davasının açıldığını, davanın Yargıtay’a intikalinden sonra Av. Süleyman BALCI ile Av.
Abdullah PEHLİVAN’ın dava ile ilgili olarak Ankara’dan bir avukat ile çalışacaklarını
söylediğini, anılan avukatların dava dosyası içerisinde fuarcılık belgesinin konulmasının
gerekli olduğunun bildirilmesi üzerine bu belgenin TOBB’dan alınarak dosyaya
konulduğunu,
- Anılan avukatların vekalet ücretlerini alamadıkları için kendisiyle irtibata
geçtiklerini, avukatların vekâlet ücretlerini gösterir listeyi ibraz etmeleri üzerine yönetim
kurulu olarak bu ücretlerin ödenmesine karar verdiklerini,
- İlerleyen süreçte bir şahıs tarafından İDTM A.Ş.’nin davaları ile ilgili olarak bazı
kişilerden zarar göreceğinin, adının kullanıldığının, haberleri olmadan iş çevrildiğinin,
avukatların yasadışı işlemler içerisine girebileceğinin bildirildiğini, bunun üzerine Av.
Süleyman BALCI’yı aradığını ve Ankara’dan her kiminle görüşüyorsa görüşmemesini
söylediğini, Av. Süleyman BALCI’nın davanın takibi amacıyla avukatlık ücreti olarak para
vermesi gerektiğini söylediğini, sonrasında TBMM’ye yasalar ile ilgili olarak geldiğinde Av.
Süleyman BALCI’yla görüşerek yüz yüze bu adamlar ile görüşmemesini ve irtibatını
kesmesini söylediğini, hakkında isnat edilen rüşvet verme suçunu işlemediğini
beyan etmiştir.
Sanığın Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesinde 26.10.2010 Gününde Yapılan
Sorgusu Sırasında Yaptığı Savunma
Sanık söz konusu savunmasında; daha önce savunma yaptığını ve bu
savunmasını tekrar ettiğini belirtmiştir.
3- Resul DALKIRAN’ın Yaptığı Savunmalar
Sanığın Müdafileri Huzurunda 24.10.2010 Gününde Poliste Alınan İfadesi
41
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Sanık söz konusu savunmasında özetle;
- İDTM A.Ş.’nin finans müdürü olduğunu, aynı şirketin avukatı Süleyman
BALCI’nın her zaman Ankara’ya gelip gidememesi nedeniyle, Bakırköy 2. Sulh Hukuk
Mahkemesinde görülen suça konu kiralananın tahliyesi davasına ilişkin danışman avukat
arayışında iken Av. Necdet OKCU ile tanıştırıldığını,
- Daha sonra Süleyman BALCI ile Necdet OKCU arasında protokol
imzalandığını, bu sırada kendisinin de hazır bulunduğunu, davayla ilgili olarak TOBB’den
alınan fuarcılık belgesinin Yargıtayda bulunan dava dosyasına koydurmak için gittiğinde
Yargıtay 6. Hukuk Dairesinde odacı olarak görev yapan Hüseyin UYSAL ile rastgele
tanıştığını ve birbirlerinin telefon numaralarını aldıklarını, amacının Yargıtaydaki dosyanın
gidişatı ile ilgili bilgi almak olduğunu, birkaç kez bu çerçevede kendisiyle görüştüğünü,
- Murat AKBAŞ’ı siyasi nedenlerle tanıdığını ve davanın temyiz aşamasıyla ilgili
olarak uzman bir avukat bulmasını ondan istediğini, ancak, bu isteğini gerine getirmediğini,
- (...)’i Murat AKBAŞ vasıtasıyla tanıdığını, bu kişiden de aynı istekte
bulunduğunu ancak, onun da isteğini yerine getiremediğini, Av. Necdet OKCU’nun verdiği
görüş doğrultusunda davayla ilgili fuarcılık belgesini TOBB’den kendisinin aldığını, suça
konu davanın İDTM A.Ş. lehine sonuçlanması için davanın hiçbir aşamasında ne legal ne de
illegal hiçbir faaliyet içine girmediğini, bu davayla ilgili olarak ne kendisine ne de başkasına
bir menfaat temin etmediğini,
- Süleyman BALCI ile Av. Necdet OKCU’nun dosyanın incelenmesi karşılığı
250.00 TL’ye anlaştıklarını, Süleyman BALCI’nın Av. Necdet OKCU’ya anlaşma gereği
temyiz aşaması için 70.000 TL vermesi sırasında hazır bulunduğunu, tashihi karar aşamasında
ödenmesi gereken bakiye 180.000 TL’nin ise tashihi kararın aleyhlerine çıkması nedeniyle
iade edildiğini, 350.000 TL ile ilgili kendisi, Süleyman BALCI ve Necdet OKCU arasında
görüşme veya para alışverişi olmadığını,
- İlhan BALCİ’nin bürosuna gelerek Av. Necdet OKCU’dan 115.000 TL para
aldığından haberdar olmadığını, Av. Necdet OKCU’nun bürosuna görüşmek için birkaç kez
gittiğini, ancak büroda suça konu davaya ilişkin onama kararı ve Hasan ERDOĞAN’ın el
yazısıyla tuttuğu notları görmediğini, davayla ilgili olarak Hüseyin UYSAL’a gönderilen
havaleden haberinin olmadığını, CNR A.Ş. tarafından telefonlarının ve ofislerinin
dinletildiğinden şüphelendikleri için telefon görüşmelerinde dikkatli davrandıklarını, Hüseyin
UYSAL’ın kendisine Av. Necdet OKCU’nun suça konu davayla ilgili olarak gelip gittiğini
söylediğini,
- Şifreli konuşmalar yapmadığını, kendisine okunan bir kısım telefon
görüşmelerini hatırlamadığını,
42
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
beyan etmiştir.
Sanığın Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesinde 26.10.2010 Gününde Yapılan
Sorgusu Sırasında Yaptığı Savunma
Sanık söz konusu sorgusunda özetle; kollukta daha önce verdiği savunmasını
tekrarladığını, Av. Necdet OKCU ile bir banka avukatının, iyi bir avukat olduğunu söyleyerek
kartını vermesi üzerine bürosuna giderek tanıştığını, Süleyman BALCI’nın her zaman
Ankara’ya gelip gidemediklerini, bir avukata ihtiyaçlarının olduğunu söylemesi nedeniyle
bunu yaptığını, bazı resmi belgeleri Yargıtaya vermek dışında suça konu davayla ilgisinin
olmadığını, Av. Necdet OKCU ile Süleyman BALCI’yı sadece tanıştırdığını, Süleyman
BALCI’nın bir kısım işlemleri Av. Necdet OKCU’ya yaptırdığını beyan etmiştir.
4- Süleyman BALCI’nın Yaptığı Savunmalar
Sanığın Müdafileri Huzurunda 24.10.2010 Gününde Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığında Alınan İfadesi
Sanık söz konusu savunmasında özetle;
- Bakırköy 2. Sulh Hukuk Mahkemesinde görülen suça konu kiralananın tahliyesi
davasında İDTM A.Ş.’nin vekili olduğunu, davanın lehe sonuçlanmasından sonra, gerek bu
davanın temyiz sürecindeki işlerin, gerekse de şirketin Ankara’daki diğer işlerinin takibi için
Av. Necdet OKCU’ya yetki belgesi verdiğini, Av. Necdet OKCU’nun Resul DALKIRAN
aracılığıyla bulunduğunu,
- 2008 yılı Kasım ayı başlarında Resul DALKIRAN ile birlikte Av. Necdet
OKCU’nun Ankara’daki bürosuna geldiğini, suça konu davanın temyiz aşamasında verilecek
para konusunda, Av. Necdet OKCU ile Resul DALKIRAN’ın daha önce anlaşmış olduklarını,
kendisinin para konusunda değil hukuki meselelerde görüşme yaptığını, 2008 yılı Kasım ayı
başlarında yapılan bu görüşmede Av. Necdet OKCU’ya para verilmediğini, 18.11.2008
gününde lehlerine onama kararı çıktıktan sonra 70.000 TL parayı Av. Necdet OKCU’ya
kendisinin verdiğini ve serbest meslek makbuzu aldığını, bunun dışında kendisinin para
vermesinin söz konusu olmadığını, bu parayı İDTM A.Ş. Yönetim Kurulu kararıyla kendi
hesabına vekâlet ücreti olarak yatırılan paradan verdiğini ancak, makbuzu ibraz etmesine
rağmen kendisine şirket tarafından bu paraya ilişkin ödeme yapılmadığını, karar düzeltme
aşamasında ise yaklaşık 200.000 TL parayı Resul DALKIRAN’ın Av. Necdet OKCU’ya
verdiğini, bu sırada kendisinin hazır bulunmadığını, bu paranın Abdullah PEHLİVAN ile
kendi cebinden çıktığını, tashihi karar aşamasında lehlerine karar çıkmayınca söz konusu
paranın 180.000 TL’sinin Av. Necdet OKCU tarafından iade edildiğini, paranın 20.000
TL’sinin ise Resul DALKIRAN tarafından Av. Necdet OKCU’ya
43
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
eksik ödendiğini, Yönetim Kurulu tarafından Av. Abdullah PEHLİVAN ve kendisine
ödenmesine karar verilen tutarın, kendilerinin birikmiş vekalet ücretleri olduğunu,
- Av. Necdet OKCU’nun Hasan ERDOĞAN ile bağlantısının olup olmadığını, ona
para verip vermediğini bilmediğini, Av. Necdet OKCU’ya verilen 70.000 TL paranın,
fuarcılık belgesinin dosyaya eklenmesine ilişkin görüş bildirmesi karşılığı olduğunu,
kendisinin bu görüşe katılmamasına rağmen şirketin talebi üzerine Av. Necdet OKCU ile
görüştüğünü, telefon konuşmalarında şifreli sözler söylemediğini, yapılan telefon
görüşmelerinin bir kısmının hukuki meselelere ilişkin olduğunu, bir kısmını ise
hatırlamadığını,
beyan etmiştir.
Sanığın Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesinde 26.10.2010 Gününde Yapılan
Sorgusu Sırasında Yaptığı Savunma
Sanık söz konusu sorgusunda özetle; Cumhuriyet savcısı huzurunda daha önce
verdiği savunmasını tekrarladığını, üzerine atılı suçları işlemediğini, Av. Necdet OKCU’nun
bürosunda Yargıtay 6. Hukuk Dairesi başkanı olan Hasan ERDOĞAN’ın suça konu davanın
temyiz incelemesine ilişkin tuttuğu notları gördüğünü, ayrıca suça konu davanın temyiz
incelemesinden sonra Hasan ERDOĞAN’a rüşvet verildiğine ilişkin dedikodular çıktığını
beyan etmiştir
5- Serkan TIĞLIOĞLU’nun Yaptığı Savunmalar
Sanığın Müdafileri Huzurunda 22.10.2010 Gününde Poliste Alınan İfadesi
Sanık söz konusu savunmasında özetle; CNR A.Ş. ile İDTM A.Ş. arasındaki
davada sektör adına eski olmasından dolayı tanıklık yaptığını, dosyada mevcut bulunan
görüşmeleri sektör adına yapmasının normal olduğunu, CNR A.Ş.’nin kurduğu fuar şirketleri
ile fuar organizasyonları yapması nedeniyle diğer fuar şirketlerini saf dışı bıraktığını, bundan
rahatsız olmaları nedeniyle İTO yetkilileri ve TOBB ile sektör olarak birtakım görüşmeler
yaptığını, bu görüşmeler neticesinde İDTM A.Ş.’nin CNR A.Ş.’ye tahliye davası açtığını,
yerel mahkemenin İDTM A.Ş.’yi haklı bulduğunu, yerel mahkemedeki davanın gidişatı
hakkında aldığı bilgiler doğrultusunda haklılıklarını ortaya koymak için yazılı veya sözlü
olarak bir kez de Yargıtay’da görüşmeler yapabileceğini söylediğini, bu işi maddi menfaat
için değil sektörün dertlerini anlatmak için yapmak istediğini, davanın gidişatını avukat
aracılığı ile takip ettiğini, sektör yetkilisi olarak hiçbir girişimde bulunmadığını, telefon
görüşmelerinde geçen her konuyu hatırlamadığını, onama kararı çıkması için rüşvet verilmesi
konusunda bilgisinin olmadığını, suça iştirakinin bulunmadığını, sektör adına lehe olacak tüm
gelişmeleri takip ettiğini beyan etmiştir.
44
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Sanığın Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesinde 26.10.2010 Gününde Yapılan
Sorgusu Sırasında Yaptığı Savunma
Sanık söz konusu sorgusunda; daha önce savunma yaptığını ve bu savunmasını
tekrar ettiğini beyan etmiştir.
6- İlhan BALCİ’nin Yaptığı Savunmalar
Sanığın Müdafileri Huzurunda 25.10.2010 Gününde Poliste Alınan İfadesi
Sanık söz konusu savunmasında özetle; sanık Resul DALKIRAN’ın halasının oğlu
olduğunu, İDTM A.Ş. ile CNR A.Ş. arasındaki davayı sanık Resul DALKIRAN’ın eşinden
aile arası sohbette duyduğunu ancak, davanın içeriği ve detayları hakkında bilgi sahibi
olmadığını, sanık Resul DALKIRAN ile birlikte Ankara’ya zaman zaman geldiğini ve çeşitli
kurumlara uğradıklarını fakat bu gelişlerin davayla ilgili olup olmadığını bilmediğini, sanık
Resul DALKIRAN ile diğer sanıkların söz konusu davanın Yargıtay’da onanması
girişimlerinden bilgisinin bulunmadığını, sanık Resul DALKIRAN’a müsait olduğu
zamanlarda şoförlük yaparak yardım ettiğini ve kendisinden harçlık aldığını, olaylarla ilgisi
olmadığını belirterek hakkında isnat edilen rüşvet verme suçunu işlemediğini beyan etmiştir.
Sanığın Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesinde 26.10.2010 Gününde Yapılan
Sorgusu Sırasında Yaptığı Savunma
Sanık söz konusu sorgusunda; daha önce savunma yaptığını ve bu savunmasını
tekrar ettiğini belirtmiştir.
7- (...)’in Yaptığı Savunmalar
Sanığın Müdafii Huzurunda 22.10.2010 Gününde Poliste Alınan İfadesi
Sanık söz konusu savunmasında özetle; İDTM A.Ş. ile CNR A.Ş. arasındaki
tahliye davasını sanıklar Murat AKBAŞ ile Resul DALKIRAN’dan öğrendiğini, kendi
dosyaları için Yargıtay’a gittiğinde bu dava dosyasının da muhtemel sonuçlanma tarihini daha
önceden tanıdığı sanık Bekir AKBAL’dan sorduğunu, bu tür soruların cevabının herkese
verildiğini, devam eden süreçte sanık Resul’ün kendisini arayarak dava dosyası ile ilgili
bilgiler sorduğunu, kendisinin de hukuk fakültesinden ayrıldığı için dava dosyası ile ilgili
olarak lehe sonuçlanacağını söylediğini, sanık Resul’ün kendisine dava dosyası ile Ankara’da
birilerinin ilgileneceğini ve kendisinin bir çabası olması hâlinde bu çabasının karşılıksız
bırakılmayacağını söylediğini, dosyanın lehe sonuçlanacağını tahmin ettiğinden dolayı
Yargıtay’da ilgili daire başkanının hemşerisi olduğunu söylediğini, sonrasında bu durumun
sanık Resul tarafından öğrenilerek kendisine güven noktasında sitemde
45
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
bulunduğunu, yüz yüze bu konuyu görüştüklerinde sanık Resul’e bir daha kendisiyle
görüşmek istemediğini söylediğini, davanın İDTM A.Ş. lehine sonuçlandığını daha sonradan
öğrendiğini, sanıklar Hüseyin UYSAL ile Necdet OKCU’yu tanımadığını ve dolayısıyla bu
sanıkları sanık Resul ile tanıştırmasının mümkün olmadığını beyan etmiştir.
Sanığın Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesinde 26.10.2010 Gününde Yapılan
Sorgusu Sırasında Yaptığı Savunma
Sanık söz konusu sorgusunda; daha önce ifade verdiğini ifadesinin doğru olduğunu
ve kimseye rüşvet vermediğini, almadığını ve aracılık da yapmadığını beyan etmiştir.
8- Murat AKBAŞ’ın Yaptığı Savunma
Sanığın Müdafii Huzurunda 23.10.2010 Gününde Poliste Alınan İfadesi
Sanık söz konusu savunmasında özetle;
- İDTM A.Ş. ile CNR A.Ş. arasındaki mahkeme sürecini sanık Resul
DALKIRAN’dan öğrendiğini, sanık Resul’ün bu dava ile ilgili olarak Ankara’ya gelip
gittiğini söylemesi üzerine sanık (...)’i kastederek Ankara’da bir tanıdığı olduğunu, bu kişinin
de tanıdığı ve çalıştığı birçok avukat olduğunu, kendilerine yardımcı olabileceğini
söylediğini, söz konusu konuşmayı sanık (...)’ye aktardığını ve sanık (...)’nin İstanbul’a
geldiği bir sırada birlikte Piyer Loti’de bir çay bahçesinde buluştuklarını, bu buluşmada sanık
(...)’nin sanık Resul’e dava ile ilgili olarak avukata vekâletname ile bazı yetki belgelerinin
hazırlanması gerektiğini söylediğini, daha sonradan sanık (...) ile yaptığı görüşme sonrasında
vekâletname ile yetki belgesinin verilmediğini söylediğini,
- Sanık (...) ile sanık Resul’ü kendisinin tanıştırdığını ancak, dava sürecinde
kendisinin bulunmadığını, ayrıca bir tarihte sanıklar (...) ve Resul ile Ankara’ya geldiklerini,
Yargıtay’daki dosyaya konulmak üzere fuarcılık ile ilgili belgeyi Yargıtaya getirdiklerini,
kendisinin Kızılay’da indiğini, sanık Resul ile sanık (...)’nin Yargıtaya gittiğini, bir süre sonra
sanık (...)’nin kendisini arayarak sanık Resul’ün vekâlet ile yetki belgesini vermediğini, bu
konu ile ilgili olarak kendi avukatına mahcup olacağını söylediğini, sanık Resul ile
görüştüğünde sanık Resul’ün davayı kendi avukatlarının takip edeceğini söylediğini, bu konu
ile ilgili olarak kimseden maddi menfaat almadığı gibi talebinin de olmadığını,
- Sanık Resul’ün milletvekili aday adayı olması nedeniyle zaman zaman tayin
işlerini telefonla konuştuğunu, rüşvet ile ilgili bir bilgisinin bulunmadığını, telefon
kayıtlarında geçen görüşmesinde İDTM A.Ş.’nin boş bulunan genel müdür yardımcılığı
kadrosuna sanık Resul’ün seçilmesi için yapılan konuşmalar olduğunu, konuşmalarda geçen
bir haftaya sonra ertelenme meselesinin genel müdür yardımcısı seçilmesi için toplanan
46
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
genel kurulun çoğunluk sağlanamaması nedeniyle bir hafta sonraya ertelenmesi olayı
olduğunu, bazı konuşmalarında geçen “araba, arabanın satışı, arabanın devri ve galerici
arkadaş” ifadelerinden İDTM A.Ş.’nin kiraladığı araçların sözleşmesinin bitmesi ve bu
sözleşmesi biten araçlardan bir tanesini kendisinin almak istemesi ile ilgili olduğunu,
hakkında isnat edilen suçlamayı kabul etmediğini,
beyan etmiştir.
9- Orkun Osman BİLGİVAR’ın Yaptığı Savunma
Sanığın Müdafii Huzurunda 23.10.2010 Gününde Poliste Alınan İfadesi
Sanık söz konusu savunmasında özetle;
- 2007 yılında İDTM A.Ş. Genel Müdür Vekili olarak atandığını, İDTM A.Ş.’nde
göreve başladığı tarihten sonra Yönetim Kurulu Başkanvekili sanık Murat YALÇINTAŞ’ın
tarihini hatırlamadığı bir icra kurulu ve aynı gün yapılan yönetim kurulu toplantısında şirket
davalarının değerlendirilmesi maddesine gelindiğinde Bakırköy Adliyesi’nde süren İDTM
A.Ş. ile CNR A.Ş. arasındaki tahliye davası ile ilgili olarak davayı yürüten hâkimin İDTM
A.Ş.’nden lehte karar çıkartması için rüşvet istediğini ve bu bilginin şirket avukatları olan
sanıklar Av. Süleyman BALCI ile Av. Abdullah PEHLİVAN tarafından ulaştırıldığını
söylediğini,
- Anılan davanın İDTM A.Ş. lehine sonuçlandığını ancak, hâkime rüşvet verilip
verilmediğini bilmediğini, o tarihlerde avukatlara ödenecek ücret ile ilgili yönetim kurulu
kararının çıktığını, davanın Yargıtay aşamasındaki rüşvet olayı ile ilgili bilgi sahibi olması
üzerine de bu yönetim kurulundan çıkan kararın rüşvet için çıkarıldığını düşündüğünü; Kasım
ayında şirket avukatları olan sanıklar Süleyman ile Abdullah’ın yanına gelerek 1 Trilyonun
(eski para ile) üzerinde bir rakam söyleyip fatura karşılığında para almak istediklerinin
bilgisini verdiklerini, kendisinin de Yönetim Kurulu üyeleri ve sanık Murat YALÇINTAŞ ile
konuyu görüşmelerinin gerektiğini söylediğini, bunun üzerine özel kalem eliyle sanık Murat’a
kendisinden önceki İDTM A.Ş.’de görev yapan genel müdürün imza sirkülerinde belirtilen
limitleri aştığı için görevden alındığını,
- Şirket avukatlarının istediği icra ve davalara ait ödemenin tarafından
yapılamayacağını, böyle bir yetkisinin bulunmadığını, konu ile ilgili vermiş olduğu karardan
ötürü yönetim kurulunda kendisi ile ilgili olarak her türlü tasarrufta bulunabileceğini
bildirdiğini, sonrasında Dubai’ye gittiğini, döndüğünde hava limanında Genel Müdür
yardımcısı Hanefi BEKTAŞ’ın kendisini aradığını ve sanık Murat’ın avukatlara 200 Bin TL
ödenmesi talimatını verdiğini söylediğini, kendisinin de bu talimatı imzalamayacağını
söylediğini, bu paranın Hanefi BEKTAŞ tarafından imzalanarak ödendiğini,
47
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
- Yine o tarihlerde sanık Resul DALKIRAN’ın kendisini aradığını ve TOBB’un
fuarcılık belgesini vermediğini söylemesi üzerine kendisinin İDTM A.Ş.’nin fuarcılık
düzenleme yetkisinin olmadığını ve kendisini oraya kim gönderdi ise onu araması gerektiğini
söylediğini, 14.11.2008 tarihinde yapılan yönetim kurulunda icra kuruluna gündemi sunduğu
sırada sanık Murat’ın geldiğini ve kuruldan çıkmasını istediğini, akabinde sanık Murat’ın
kendisini yanına çağırdığını ve şahsi menfaat sağladığına yönelik duyumlar nedeniyle
istifasını istediğini, kendisinin de istifasını verdiğini, o gün alınan iki karardan birinin
kendisinin istifası ile ilgili karar diğerinin ise avukatlara ödenecek ücret olduğunu, bu
avukatlara ödenecek olan ücret ile ilgili kararın İDTM A.Ş. ile CNR A.Ş. arasındaki dava ile
ilgili olarak verilecek rüşvet parası olduğunu düşündüğünü, bu nedenle bu düşüncesini bazı
yönetim ve denetim kurulu üyeleri ile paylaştığını, ancak bu kararın rüşvet verilmesi için
alındığını kimseden duymadığını, yüksek meblağ sebebi ve şimdiye kadar böyle yüksek bir
ücretin avukatlara ödenmemesi nedeniyle avukatlara ödenecek ücret olamayacağını
düşündüğünü, bu aşamadan sonra İDTM A.Ş.’den ayrılması nedeniyle başka bir bilgisinin
bulunmadığını,
beyan etmiştir.
10- Çamur Ali KOPUZ’un Yaptığı Savunmalar
Sanığın Müdafileri Huzurunda 10.11.2010 Gününde Poliste Alınan İfadesi
Sanık söz konusu savunmasında özetle;
- CNR A.Ş. ile İDTM A.Ş. arasındaki dava içeriği hakkında yönetim kurulunda
avukatlar tarafından bilgi verildiği zamanlarda haberinin olduğunu, Dubai’de bulunduğu bir
zamanda akrabası olan Akif KOPUZ tarafından şirket avukatlarının Ankara’da bir avukat ile
anlaştıklarını ancak avukata parasının ödenmediğini söylediğini, bunun üzerine Av. Süleyman
BALCI’yı arayarak avukata neden parasının verilmediğini sorduğunu ve paranın yönetimden
daha sonra alınmak üzere ceplerinden ödenmesini istediğini,
- 2009 yılından sonra Yönetim Kurulu’ndan ayrıldığını, konuyla ilgili başka bir
bilgisinin bulunmadığını, 14.11.2008 tarihinde alınan Yönetim Kurulu kararı ile avukatlara
yaptıkları hizmetler nedeniyle ödeme yapılmasına karar verildiği, bu kararın rüşvet parası ile
ilgisinin bulunmadığını, iddia edildiği üzere rüşvet vermediğini ve aracılık etmediğini,
beyan etmiştir.
Sanığın Ankara 11. Sulh Ceza Mahkemesinde 11.11.2011 Gününde Yapılan
Sorgusu Sırasında Yaptığı Savunma
48
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Sanık söz konusu sorgusunda; poliste verdiği ifadeye benzer mahiyette beyanda
bulunmuştur.
11- Abdullah ÇINAR’ın Yaptığı Savunma
Sanığın Müdafii Huzurunda 10.11.2010 Gününde Poliste Alınan İfadesi
Sanık söz konusu savunmasında özetle;
- Suç tarihinde İDTM A.Ş. Yönetim Kurulu üyesi olduğunu, CNR A.Ş. ile İDTM
A.Ş. arasındaki davanın Yargıtay boyutu ile ilgili bir bilgisinin bulunmadığını, söz konusu
davanın şirket avukatlarının Yönetim Kurulu’nda verdikleri bilgiler neticesinde davanın seyri
hakkında bilgisinin bulunduğunu, verilen bilgiler altında gerekli olursa Yönetim Kurulu
kararı aldıklarını,
- Yargıtay nezdinde bir görüşmesinin bulunmadığını, bilgisi dışında yapılan
telefon görüşmelerinden bilgisinin ve ilgisinin bulunmadığını, herhangi bir yönetim kurulu
toplantısında ne sanık Murat YALÇINTAŞ’ın ne de başka birisinin Yargıtay’daki dosya için
rüşvet verileceği hususunda teklifte bulunmadığını, imzasının bulunduğu Yönetim Kurulu
kararında yasal olmayan bir paranın ödenmesi hususunda bir karar alınmadığını, 14.11.2008
tarihinde alınan Yönetim Kurulu kararı ile avukatlara yaptıkları hizmetler nedeniyle ödeme
yapılmasına karar verildiğini, rüşvet suçunu işlemediğini,
beyan etmiştir.
12- Necdet OKCU’nun Yaptığı Savunmalar
Sanığın Müdafii Huzurunda 23.10.2010 Gününde Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığında Alınan İfadesi
Sanık söz konusu savunmasında özetle;
- Hüseyin UYSAL’ın Yargıtay 6. Hukuk Dairesinde odacı olduğunu, bu kişinin
kendisine her hangi bir iş getirmediğini, bu kişiyle ortak bir iş de yapmadığını,
- Av. Süleyman BALCI’nın suça konu davayla ilgili olarak kendisine yetki belgesi
verdiğini ancak, bu belgeye istinaden her hangi bir işlem yapmadığını, yalnızca bu kişiye
dilekçe yazmasında yardımcı olduğunu ve karşılığında 75.000 TL aldığını, bunun dışında her
hangi bir ücret almadığını ve sonradan her hangi bir miktar para iadesinin yapılmadığını,
49
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
- Suça konu dosyanın temyiz aşamasında her hangi bir Yargıtay üyesiyle
görüşmediğini ve dosyanın karar düzeltme aşamasında bozulmasıyla Av. Süleyman
BALCI’yla ilgisini kestiğini.
- Suça konu dosyayı Av. Süleyman BALCI ve Resul DALKIRAN’ın kendisine
getirdiğini, bu kişilerin kendisinin İstanbul’da çevresinin bulunması nedeniyle kendisine
ulaşmış olabileceklerini, bu kişiler dışında suça konu davayla ilgili olarak başka bir kişi ya da
kişilerle muhatap olmadığını, bu kişilerin birkaç defa bürosuna geldiklerini,
- Hüseyin UYSAL’ın davanın kendisinde olmasından sonra bürosuna gelip
gitmeye başladığını, Av. Süleyman BALCI’nın kendisine bu kişiyi tanıdığını söylediğini,
- 10.11.2008 gününde teknik araçlarla izleme tutanağında belirtildiği şekilde
sanık Hasan ERDOĞAN ile Koza Sokakta buluşup kendisine para teslimi yapmadığını, söz
konusu tarihte o sokağa gitmediğini, sokaktan dahi geçmediğini ve aynı gün Resul
DALKIRAN’ı telefonla aramadığını,
- Murat YALÇINTAŞ’ı tanımadığını ve bu kişiyle her hangi bir irtibatının
bulunmadığını,
- Suça konu dosyanın onama kararının Hüseyin UYSAL tarafından bürosuna
getirilmiş olabileceğini ancak, bu kişiye bunun karşılığında her hangi bir para vermediğini,
- Suça konu dosyayla ilgili olarak ortaya çıkan rüşvet alındığı dedikodularıyla
ilgili olarak hiç kimseyi arayıp uyarıda bulunmadığını,
- Sanık Hasan ERDOĞAN’la 2009 yılında her hangi bir görüşme yapmadığını,
yalnızca 2010 yılında Hasan ERDOĞAN hakkında Yargıtay 4. Ceza Dairesince soruşturma
yapıldığı hususunun gazetelerde çıkması üzerine Hasan ERDOĞAN’ın bürosuna gelerek
kendisiyle görüştüğünü,
beyan etmiştir.
Sanık söz konusu ifadesinde, iletişimin denetlenmesi tedbiri ve teknik takip
işlemleri sonucunda düzenlenen tutanaklarda belirtilen hususların birçoğunu ya
hatırlamadığını ya da içeriklerinin doğru olmadığını ileri sürmüştür.
Sanığın Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesinde 26.10.2010 Gününde Yapılan
Sorgusu Sırasında Yaptığı Savunma
50
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Sanık söz konusu sorgusunda özetle; daha önce Cumhuriyet savcılığında yaptığı
savunmasını aynen tekrar ettiğini, iki yıldır takip edildiğini ve kendisiyle uğraşıldığını,
işyerindeki televizyonu izleme cihazı takılarak bürosunun izlendiğini beyan etmiştir.
13- Yavuz ÇAY’ın Yaptığı Savunmalar
Sanığın Müdafii Huzurunda 24.10.2010 Gününde Poliste Alınan İfadesi
Sanık söz konusu ifadesinde özetle;
- Av. Süleyman BALCI ve Resul DALKIRAN’ı sadece yanında çalıştığı Av.
Necdet OKCU’nun bürosuna gelip gitmeleri nedeniyle tanıdığını,
- 10.11.2008 gününde Necdet OKCU’yla birlikte Hasan ERDOĞAN’a para
vermediğini, kendisinin patronu olan Necdet OKCU’yu araçla istediği yere getirip
götürdüğünü ancak, belirtilen tarihte Koza Sokağına gidip gitmediklerini hatırlamadığını,
- Hasan ERDOĞAN’ın Necdet OKCU’nun bürosuna bir veya iki kez gelmiş
olabileceğini,
- (...) ve Hüseyin UYSAL’ı
tanımadığını, beyan etmiştir.
Sanık söz konusu ifadesinde, iletişimin denetlenmesi tedbiri ve teknik takip
işlemleri sonucunda düzenlenen tutanaklarda belirtilen hususların birçoğunu ya
hatırlamadığını ya da içeriklerinin doğru olmadığını ileri sürmüştür.
Sanığın Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesinde 26.10.2010 Gününde Yapılan
Sorgusu Sırasında Yaptığı Savunma
Sanık söz konusu sorgusunda, daha önce poliste verdiği ifadenin doğru olduğunu
ve aynen tekrar ettiğini beyan etmiştir.
14- Hüseyin UYSAL’ın Yaptığı Savunmalar
Sanığın Müdafii Huzurunda 22.10.2010 Gününde Poliste Alınan İfadesi
Sanık söz konusu ifadesinde özetle;
- 2006 ila 2009 yılları arasında Yargıtay 6. Hukuk Dairesinde 4-C statüsünde
sözleşmeli personel olarak çalıştığını,
51
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
- Necdet OKCU’yu avukat olması ve Yargıtaya gelip gitmesi nedeniyle
tanıdığını, kendisiyle her hangi bir samimiyeti veya ticari ilişkisi olmadığını, zaman zaman
Yargıtaydaki dosyalar için bilgi sunduğunu ve kendisinin de bildiği kadarıyla cevapladığını,
- Resul DALKIRAN ve Süleyman BALCI’nın ne iş yaptıklarını bilmemekle
beraber Yargıtaya gelerek dosya sormaları nedeniyle tanıdığını, kendileriyle ara sıra yüz yüze
ve telefonla görüştüğünü,
beyan etmiş, bunun dışında susma hakkını kullanarak başkaca bir açıklamada
bulunmamıştır.
Sanığın Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesinde 26.10.2010 Gününde Yapılan
Sorgusu Sırasında Yaptığı Savunma
Sanık söz konusu sorgusunda özetle; hazırlık aşamasında yaptığı savunmalarının
içeriğini aynen tekrar ettiğini (oysa, sanık poliste alınan önceki ifadesinde susma hakkını
kullanmıştır), maddi sıkıntı içerisinde bulunduğu için bazı avukatlardan borç aldığını ancak,
bu borçlarını sonradan ödediğini, Resul DALKIRAN’la Yargıtaya gelip gitmelerinde
tanıştığını ve suça konu dosyanın durumu hakkında maddi menfaat temin etmeksizin bilgiler
verdiğini beyan etmiştir.
15- Abdullah PEHLİVAN’ın Yaptığı Savunmalar
Sanığın Müdafileri Huzurunda 23.10.2010 Gününde Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığında Alınan İfadesi
Sanık söz konusu savunmasında özetle;
- İDTM A.Ş.’nin 2005 yılından beri vekili olduğunu ancak, Bakırköy 2. Sulh
Hukuk Mahkemesinde görülen suça konu kiralananın tahliyesi davası ile ilgili kendisinin
herhangi bir faaliyeti olmadığını, bu davayı Süleyman BALCI’nın yürüttüğünü,
- Kendilerine ödenecek birikmiş vekâlet ücreti konusunda İDTM A.Ş. Yönetim
Kurulu kararına ihtiyaç duyulmasının nedeninin şirketin genel müdürü Orkun Osman
BİLGİVAR’ın imza atma yetkisinin sınırlı olduğunu ileri sürmesi olduğunu, hatta Orkun
Osman BİLGİVAR’ın yönetim kurulu kararı olsa bile ödeme yapmayacağını söylediğini,
şirketten hesabına yatan yaklaşık 400.000 TL parayı aynı gün aldığını ve kendisi için
kullandığını, Necdet OKCU’ya yapılacak ödeme için kimseye para vermediğini,
- Süleyman BALCI ve Resul DALKIRAN’ın, Necdet OKCU’ya verdiklerinden
başlangıçta haberdar olmadığını, sonradan duyduğunu ve bu parayı yönetimden alamazsa
ortaklaşa karşılayacaklarını Süleyman BALCI’ya söylediğini, 18.11.2008 tarihinde
52
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Süleyman BALCI ile yaptığı telefon görüşmelerinin onun önceden anlaşma yaptığı bir
avukatın ücretinin ödenmesiyle ilgili olduğunu,
beyan etmiştir.
Sanığın Ankara 7. Sulh Ceza Mahkemesinde 28.10.2010 Gününde Yapılan
Sorgusu Sırasında Yaptığı Savunma
Sanık söz konusu sorgusunda; genel olarak Cumhuriyet savcısı huzurunda daha
önce verdiği ifadesini tekrarlamıştır.
16- İlhan PARSEKER’in Yaptığı Savunma
Sanığın Müdafii Huzurunda 10.11.2010 Gününde Poliste Alınan İfadesi
Sanık söz konusu ifadesinde özetle;
- Suç tarihinde A.Ş. Yönetim Kurulu üyesi olduğunu, ayrıca TOBB Yönetim
Kurulu üyesi olması ve Bursa’daki işlerinin yoğunluğu nedeniyle İDTM A.Ş. Yönetim
Kurulu toplantılarına ayda bir kere katılabildiğini, bu durumda diğer yönetim kurulu üyelerine
güvenmek ve uyum sağlamak durumunda kaldığını,
- Suça konu davanın Yargıtay aşaması ile ilgili bir görüşme yapmadığını,
14.11.2008 tarihinde alınan Yönetim Kurulu kararı ile avukatlara yaptıkları hizmetler
nedeniyle ödeme yapılmasına karar verildiğini, Yönetim Kurulu toplantısında sanık Osman
Orkun BİLGİVAR’ın istifası ile ilgili olarak yerine kimin alınacağı ve suçlamaların tespiti
hususunda İstanbul’daki yönetim kurulu üyelerinin anlaşıp emrivaki yapmaları nedeniyle
toplantıyı terk ettiğini, bu toplantıyı terk ederken anılan Yönetim Kurulu kararının arkasından
yetiştirilerek imzalatıldığını, sanık Osman Orkun BİLGİVAR’ın kendisini telefon ile aradığını
ve kararla ilgili olarak rüşvet kelimesini söylediğini, sanık Osman’ın istifası ile ilgili şaşkınlık
içerisinde bu kelimeyi söylediğini düşündüğünü ancak yine de konuyu sanık Murat
YALÇINTAŞ’a sorduğunu, sanık Murat YALÇINTAŞ’ın ise böyle bir şeyin söz konusu
olamayacağını, kamu adına görev yaptıklarını, İDTM A.Ş.’nin menfaatlerini hukuki
yollardan arayacaklarını söylediğini, rüşvet suçunu işlemediğini,
beyan etmiştir.
B- Sanıkların Kovuşturma Evresinde Yaptıkları Savunmalar
1- Hasan ERDOĞAN’ın Savunması
Sanığın 21.11.2011 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Savunma
53
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Sanık söz konusu savunmasında, önceki ifadelerine ek olarak, özetle;
- Şüpheli sıfatıyla daha önce verdiği 2.7.2010, 26.7.2010, 7.3.2011 ve 18.5.2011
günlü yazılı ve sözlü savunmalarının da bulunduğunu,
- Dosyanın temyiz incelemesi sırası yaklaştığında o tarihlerde Daire Başkanı
olması hasebiyle her iki tarafın da telefonla kendisiyle görüşme ve randevu taleplerini
reddettiğini, bundan dolayı da rahatsız olduğu için bu durumu heyet arkadaşlarıyla
paylaştığını, bu dosyanın takipli bir dosya olduğunu, gerekirse bu dosyaya bakmaktan
çekilebileceğini dahi söylediğini, Üye arkadaşlarının “Biz birbirimizi biliyoruz, birbirimizden
endişe mi edeceğiz, niye bakmayalım?” diye bir sonuca varması üzerine dosyanın takririne
geçildiğini, takrir gününün 18.11.2008 günü olduğunu, öğleden sonra, sadece heyette bulunan
arkadaşlarıyla değil bütün üyeleri toplamak suretiyle, onların da haberdar olması amacıyla
birlikte toplandıklarını ve detaylı bir inceleme yaptıklarını, yaptıkları inceleme sonucunda
yine oy birliğiyle kararın onanmasına karar verdiklerini, Daire Başkanı olarak üye
arkadaşlarını etkilemesinin mümkün olmadığını,
- Dosya mahalline gittikten sonra, karar düzeltme talebi üzerine tekrar Daireye
geldiğini, kendisini o tarihte yine Daire Başkanı olduğunu, ilk inceleme sırasında menfaat
temin eden bir daire başkanının bir şekilde bu dosyaya öncelik tanıyıp, kendi oyunu da o
şekilde kullanmak suretiyle bu dosyayı pekâlâ emekli olmadan önce sonuçlandırabileceğini,
oysa kendisinin dosyanın sırasını bozmadan, kendisinden sonra seçilecek arkadaşına
bırakarak yeni kurulacak heyetin incelemesini istediğini, yeni seçilen daire başkanının
başkanlığında kurulan heyet tarafından inceleme yapıldığını ve tashihi karar istemi kabul
edilerek kararın bu defa bozulduğunu, tashihi karar üzerine yapılan inceleme sonucu karardan
dönülmesinin normal hukuki bir süreç olduğunu,
- İDTM A.Ş. tarafından davalı CNR A.Ş. aleyhine farklı bir stant için açılan
tahliye davasının Bakırköy 4. Sulh Hukuk Mahkemesince karara bağlandığını, suça konu
dosyanın ise Bakırköy 2. Sulh Hukuk Mahkemesince karara bağlandığını, Bakırköy 4. Sulh
Hukuk Mahkemesinin CNR A.Ş. lehine verdiği kararının 8.7.2008 tarihinde onandığını, Daire
Başkanlığı sıfatı devam ederken suça konu olan davanın temyiz incelenmesinden bir ay sonra
yani 18.12.2008 tarihinde yine kendisinin başkanlığında kurulan heyetçe incelenip tashihi
karar talebinin reddedildiğini, daha önceki dosyada davacı lehine menfaat temin ettiği ileri
sürülen bir kimsenin bir ay sonra görüşünü yüzde 100 değiştirip bu defa kiracı lehine bir karar
verebilmesinin mantıklı bir durum olmadığını,
- Teknik takibin yapıldığı iddia edilen Gaziosmanpaşa Koza Sokaktaki taksi
durağında Av. Necdet OKCU’yla buluşmadığını, kendisinden herhangi bir şeyler almadığını
ve böyle bir olayın kesinlikle vuku bulmadığını,
54
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
- Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca muhakkik olarak atanan 4. Ceza Dairesi
Başkanı’nın kendisinden çok kıdemsiz olduğunu, Yargıtay Kanunu’nun 18. maddesindeki
koşulları taşımadığını, bu itibarla muhakkik olarak atanamayacağını, dolayısıyla hakkında
rapor da düzenleyemeyeceği yönündeki itirazının Başkanlar Kurulunca kabul gördüğünü ve
Yargıtay 1. Başkanlık Kurulunun kararı kaldırılarak 11. Ceza Dairesi Başkanı’nın muhakkik
olarak atandığını, adı geçen muhakkikin baştan beri yapılan işlemler ve iddianın dayandığı
delillerin hukuka aykırı olarak elde edildiğini raporunda açıkça belirttiğini, gerekçe olarak da
adalet müfettişinin gerek doğrudan doğruya gerekse onun talebiyle mahkemelerin iletişim
tespitine, dinlenmesine, teknik araçla izlenmesine karar verme yetkisinin olmadığını, hukuka
aykırı olarak elde edilen bu delillerin de Anayasa’nın 38. maddesine göre kullanılamayacağını
ve bu delillere itibar edilemeyeceğini, ayrıca takip edilen kişinin kimliğinin belirlenemediğini,
alınan verilen şeyin ne olduğunun bilinemediğini, saptanamadığını, özellikle suçüstü yapma
imkânı varken bu yola da başvurulmadığını belirterek hakkında son soruşturmanın açılmasına
gerek olmadığına dair rapor düzenlediğini,
- Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun, Yargıtay 11. Ceza Dairesi Başkanı’nın bu
gerekçeli ve ayrıntılı raporuna rağmen yok hükmünde olan ve itirazı üzerine kaldırılan birinci
Muhakkik 4. Ceza Dairesi Başkanı’nın raporuna gönderme yaparak hakkında son
soruşturmanın açılmasına karar verildiğini,
- Hakkında yetkili mercilerce alınmış bir iletişimin tespiti, izleme ve teknik takip
kararı bulunmadığını, Yargıtay mensubu olması sebebiyle böyle bir kararın ancak Birinci
Başkanlık Kurulunca verilebileceğini,
- 10.11.2008 günündeki olaya ilişkin olarak düzenlenen tutanağın, ertesi gün
11.11.2008 günü saat 10.30’da Kaçakçılık Daire Başkanlığında düzenlendiğini, oysa söz
konusu tutanağın olay mahallinde düzenlenmesi gerektiğini,
beyan etmiştir.
2- Murat YALÇINTAŞ’ın Savunması
Sanığın 11.4.2011 Gününde Sarıyer 2. Asliye Ceza Mahkemesinde Yaptığı
Savunma
Sanık söz konusu savunmasında özetle; üzerine atılı suçları işlemediğini,
suçlamaları kabul etmediğini, sözleşmeli olarak çalıştırılan Av. Abdullah PEHLİVAN ile Av.
Süleyman Balcı’nın mahkemeler ve icra dairelerinde takip edilen işler nedeniyle birikmiş
vekalet ücretlerini talep etmeleri üzerine İDTM A.Ş. Yönetim Kurulu’nca 8.2.2008 gün ve 13
No’lu kararla bu ücretlerin ödenmesine karar verildiğini, daha sonra avukatların takip edilen
işlerin listesinin istenilmiş olduğunu, avukatların sonradan verdikleri dilekçelerle
55
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
İDTM A.Ş. Yönetim Kurulu’nun 8.2.2008 tarihli kararının uygulanmasını ve Şirkete sağlanan
yarar da dikkate alınarak prim takdir edilmesini istediklerini, talep üzerine İDTM A.Ş.
Yönetim Kurulu tarafından 14.11.2008 gün ve 23 No’lu kararla avukatlara vekalet sözleşmesi
hükümleri doğrultusunda ve resmi yoldan ödeme yapıldığını, yapılan ödemenin tüm yönetim
kurulu üyelerinin bilgisi ve rızası ile avukatların hak ettiği şekilde ödendiğini, atılı suçlamaları
kabul etmeyip beraatını istediğini beyan etmiştir.
Sanığın 4.4.2012 ve 7.6.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Savunmalar
Sanık söz konusu savunmalarında özetle;
- 2005 yılından beri Avukatlar Abdullah PEHLİVAN ile Süleyman BALCI ile
İDTM A.Ş. olarak beraber çalıştıklarını, anılan kişilere İstanbul Barosu’nun belirlediği
vekalet ücretleri ödediklerini, Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’ndeki davayla ilgili olarak
avukatların yönetim kurulunda yaptıkları sunumlardan ibaret olduğunu, aynı şekilde
Yargıtay’daki davayla ilgili olarak Ankara’dan bir avukat ile çalışıldığı bilgisinin sunumlar
sırasında öğrendiğini, temsil ettiği kurumun haysiyetini, şerefini korumak için görev yapmaya
çalıştığını ve yanlış bir davranışta bulunmadığını,
- Sanık Serkan TIĞLIOĞLU’yu daha önce tanımadığını, randevu alarak ofisine
geldiğini, A.Ş. ile ilgili sıkıntılarının olduğunu söyleyerek açılan tahliye davasının A.Ş.
tarafından kazanılmasını arzu ettiklerini ve kendilerinin bir şey yapıp yapamayacaklarını ifade
ettiğini, kendisinin de hukuk işlerinden anlamadığı için sanık Av. Süleyman BALCI’yı
arayarak sanık Serkan TIĞLIOĞLU ile görüştürdüğünü, sanık Serkan’ı ilk defa görmesi
nedeniyle sanık Süleyman’a “Yargıtay’a rüşvet vermek lazımmış veya vermek istiyorlar”
demesinin mümkün olmadığını,
- O günlerde sanık Orkun Osman BİLGİVAR ile ilgili sıkıntıların olduğunu, sanık
Orkun Osman’ın görevinden alınacak olması nedeniyle sanık Av. Süleyman BALCI’ya
telefonda Ankara’ya gitmemesini söylediğini, bu konuyu telefonda anlatamayacağı için de
yönetim kurulu üyeleri ile birebir konuşması gerektiğini belirttiğini, dolayısıyla sanık
Süleyman’ın rüşvet meselesi ile ilgili Ankara’ya gitmesini engellemediğini,
- İDTM A.Ş.’nin kamu niteliğinde ve birçok kuruluşun hissedarı olması
nedeniyle İDTM A.Ş.’nin edeceği kârdan ve zarardan herhangi bir yönetim kurulu üyesinin
menfaati olmadığını, söz konusu davanın kazanılması ya da kaybedilmesi hâlinde kendisinin
bir kuruş menfaatinin bulunmadığından rüşvet suçunu işlemesi için bir neden olmadığını,
- Avukatların fuarcılık yapma yetkisine sahip olduklarını söylemesi üzerine
“gidin o zaman o belgeyi alın” dediğini, hiçbir kimseye Yargıtay’daki davanın bir hafta
sonraya ertelenmesi için bir şey demediğini,
56
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
- Sanık Necdet OKCU’yu hayatında ilk defa emniyette gördüğünü, tek bildiği
şeyin avukatların Ankara’dan bir avukat ile çalışacaklarını bildirmeleri üzerine yönetim
kurulunun buna onay vermesi olduğunu,
- O tarihlerde avukatların şirketten alacaklı olduklarını, bu alacak nedeniyle
avukatlara 100’er Bin TL verilmesini söylediğini, bu paranın avukatlarca kime verildiğini
bilmediğini, bir gün Oda’da otururken meclis üyelerinden bir iki tanesinin “Sayın Başkan,
haberiniz olsun. Ankara’da Yargıtay da sizin avukatlar gidiyorlarmış konuşuyorlarmış, Allah
saklasın yanarsınız dikkat edin” dediklerini, bunun üzerine sanık Süleyman’ı aradığını ve
Ankara’da toplantısının olduğunu, hiçbir şey yapmamasını söylediğini, durumu kendisine
anlattıktan sonra ne yapılması gerektiğine karar vereceklerini söylediğini,
beyan etmiştir.
3- Resul DALKIRAN’ın Savunması
Sanığın 16.3.2011 Gününde Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinde Yaptığı
Savunma
Sanık söz konusu savunmasında özetle;
- İDTM A.Ş. ile CNR A.Ş. arasındaki kiralananın tahliyesi davasının temyiz
aşamasıyla ilgili karşı tarafın Ankara’da avukat aradığının İDTM A.Ş. yetkilileri tarafından
tespit edilmesi üzerine, kendisinin de Anakara’da avukat arayışına girdiğini, bir kamu
bankasının avukatından Av. Necdet OKCU’nun ismini öğrendiğini ve onunla görüştüğünü, ön
görüşmede temyiz aşaması için 100.000 TL., karar düzeltme aşaması için 250.000 TL olmak
üzere toplam 350.000 TL alacağını söylediğini, kendisin de yaptığı bu görüşmeyi şirket
yetkililerine ilettiğini,
- Av. Necdet OKCU’nun görüşü doğrultusunda TOBB’dan fuarcılık belgesini
alarak Yargıtay’a kendisinin götürdüğünü, orada tanıştığı Hüseyin UYSAL’a Av. Necdet
OKCU’yu tanıyıp tanımadığını soruduğunu, onun da tanıdığını ve iyi bir avukat olduğunu
söylediğini, ancak kendisini ona yönlendirmediğini, sadece kendisinin değil, İDTM A.Ş.
Yönetim Kurulu üyesi Ali KOPUZ’un akrabası Akif KOPUZ’un verdiği bilgiler
doğrultusunda Av. Necdet OKCU ile görüşülmesine karar verildiğini,
- 10.11.2008 gününde Süleyman BALCI ile Ankara’ya geldiklerini ancak,
yanlarında para getirmediklerini, Av. Necdet OKCU ile yapılan görüşmede temyiz
aşamasında 70.000 TL, karar düzeltme aşamasında 200.000 TL olmak üzere toplam 270.000
TL ödenmesi, karar düzeltmenin aleyhlerine sonuçlanması hâlinde 200.000 TL’nin iade
edilmesi konusunda anlaşmaya vardıklarını, 70.000 TL’nin kararın onanmasından sonra
18.11.2008 tarihinde ödendiğini, karşılığında makbuz alındığını, karar düzeltme aşamasına
57
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
yakın bir tarihte şirket avukatlarının 20.000 TL’yi kendisine verdiklerini ve kendisinin Av.
Necdet OKCU’ya götürdüğünü, şirketin diğer işlerini de takip ettiğinden ve yanında para
olmadığından bu paranın 20.000 TL’sini kendisinin aldığını, karar düzeltme aleyhlerine
sonuçlanınca 180.000 TL’nin iade edildiğini, bu para ile kendi aldığı 20.000 TL’nin kendisi
tarafından şirket avukatlarına iade edildiğini, Av. Necdet OKCU ile yaptıkları görüşmede
Hasan ERDOĞAN veya Yargıtay’da tanıdığı etkili birisi olup olmadığı hususunun hiç
konuşulmadığını,
beyan etmiştir.
Sanığın 4.4.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Savunma
Sanık söz konusu savunmasında özetle;
- Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesindeki ifadesini aynen tekrarladığını,
- Rüşvet suçuna iştirak etmediğini, 2005 yılı sonunda İDTM A.Ş.’de Finansman
Müdürü olarak göreve başladığını, fuarcılık sektöründeki derneklerin tahliye davalarını
yakından takip ettiğini, 2008 yılı Ekim ayı içerisinde Necdet OKCU’nun ismini hukukçu
milletvekillerinin yanında bulunan bir kamu bankası müşavirinden aldığını ve onunla ofisinde
görüştüğünü, kendisinden birtakım bilgiler istediğini, davanın kaybediliş sebebinin İDTM
A.Ş.’nin fuar düzenleme yetki belgesinin olmaması olduğunu söylediğini, kendisin de bu
bilgileri şirketin avukatlarına aktardığını, yetkililerin fuar düzenleme yetki belgesinin
alınmasına karar verdiklerini, kendisine verilen talimat doğrultusunda fuar düzenleme yetki
belgesini TOBB’den alarak, şirket avukatlarının kendisine vermiş olduğu dilekçeye ekleyerek
Yargıtaya ibraz ettiğini, Hüseyin UYSAL’ı, bu aşamada tanıdığını, daha önce bir kere
görüşmüş olduğum Necdet OKCU’nun nasıl bir avukat olduğunu sorduğunu, onun da “İyi bir
avukattır, hukuksal işleri iyi biliyor.” dediğini,
- Şifreli konuşmalar yapmadığını, daha önce siyasi olarak da Mecliste görev
yapmasından dolayı, tarafına burs, tayin, atama gibi konularda birtakım taleplerin geldiğini,
kendisin de tanıdıkları aracılığıyla yardımcı olmaya çalıştığını, belgeyi dosyaya sunmak
dışında, görevi haricinde herhangi bir işlem yapmadığını,
- 10.11.2008 gününde Süleyman BALCI’yla birlikte ilk defa Necdet OKCU’ya
gittiklerini, kesinlikle yanlarında para götürmediklerini, ödeme yapmadıklarını, 18.11.2008
gününde Necdet OKCU’ya 70.000 TL’nin temyiz aşaması için ödendiğini ve makbuz
alındığını, karar düzeltme aşaması için verilecek 200.000 nin şirket avukatlarından alınarak,
kendisi tarafından Av. Necdet OKCU’ya getirildiğini, fakat yanında hiç para olmadığından
kurumun diğer işlerinde kullanılmak üzere 20.000 TL’nin eksik olarak ödendiğini, 180.000
TL’nin Av. Necdet OKCU’ya verildiğini, dava kaybedildiğinde bunun iade edildiğini,
kendisinin de eksik kısmı tamamlayarak parayı şirketin avukatlarına iade ettiğini, karar
58
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
düzeltme aşamasıyla ilgili kendisinin komisyon alma gibi bir düşüncesi olduğunu, dava
kaybedildiğinden bunun gerçekleşmediğini, suça konu dosyayı takip etmesindeki asıl amacın,
genel müdür ya da yardımcısı olma gibi bir düşüncesi olduğunu,
beyan etmiştir.
Sanığın 7.6.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Savunma
Sanık söz konusu savunmasında özetle;
- 8 Kasım 2008 gününde Çamur Ali KOPUZ ile yaptığı görüşmenin ödenecek
parayla ilgili olmadığını, gerçekten burs konusuyla ilgili olduğunu,
- 10 Kasım 2008 gününde Necdet OKCU’ya herhangi bir ödeme yapılmadığını,
18.11.2008 gününde sadece 70.000 TL ödeme yapıldığını ve makbuz alındığını, 125.000 TL
paranın kendisi tarafından alınmadığını,
- Necdet OKCU’nun yazıhanesinden İlhan BALCİ’ye aldırdığı paketin dayısının
oğluna aldığı hediye paketinin olduğunu,
- Necdet OKCU ile toplamda 270.000 TL’ye anlaşıldığını, bakiye 200.000 TL’yi
avukatların kendisiyle birlikte gönderdiğini, masrafları karşılamak için 20.000 TL’sini
kendisinin aldığını, 180.000 TL’sini ise Necdet OKCU’ya verdiğini, sonradan bunun iade
edildiğini, kendisinin de aldığını ekleyerek bunları avukatlara iade ettiğini ve buna dair tek
nüsha tutanak tutulduğunu,
- Dosya için “öğrenci”, “arkadaş” gibi tabirleri konuşmasına gizem katmak için
kullandığını, şifreli konuşma amacı taşımadığını,
- 17.11.2008 günü saat 09.55’de Yavuz ÇAY ile yaptığı telefon görüşmesinde,
“Senden ricam, bugün bir şey getiriyoruz biz yanımızda, onun 25 binini sen kendine alacaksın,
125’ini iade edeceksin. Unutma, oldu mu? O biliyor.” şeklinde konuşmasının olduğunu, ikinci
aşamayla ilgili komisyon alma düşüncesi olduğunu ancak bunun fiiliyata geçmediğini,
beyan etmiştir.
4- Süleyman BALCI’nın Savunması
Sanığın 16.3.2011 Gününde Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinde Yaptığı
Savunma
Sanık söz konusu savunmasında özetle;
59
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
- İDTM A.Ş. ile CNR A.Ş. arasındaki kiralananın tahliyesi davalarıyla ilgili olarak
başka fuarcılık firmalarının yetkilileri tarafından İDTM A.Ş. yetkilileri üzerine yoğun baskı
yapıldığını, bu nedenle suça konu kiralananın tahliyesi davasını Ankara’da takip etmek için
İDTM A.Ş. Finans Müdürü Resul DALKIRAN’ın Ankara’ya geldiğini ve bir bir
parlamenterden ismini aldığı Av. Necdet OKCU ile görüştüğünü,
- 10.11.2008 günü Resul DALKIRAN ile Ankara’ya geldiklerini, Av. Necdet
OKCU’nun bürosuna gittiklerini, Av. Necdet OKCU ile Resul DALKIRAN arasında daha
önce yapılan görüşmede, 100.000 TL’sinin temyiz, 250.000 TL’sinin ise tashihi karar
aşamasında olmak üzere toplam 350.000 TL verilmesi hususunda pazarlık yapıldığını,
kendisinin yaptığı görüşmede ise bu paradan indirim yapılmasını istediğini, temyiz
aşamasında 70.000 TL, tashihi karar aşamasında ise 200.000 TL ödenmek üzere anlaşmaya
vardıklarını,
- 18.11.2008 tarihinde 70.000 TL ödediklerini, 200.000 TL’yi ise daha sonra Resul
DALKIRAN ile gönderdiklerini, bu paranın 20.000 TL’sinin Resul DALKIRAN tarafından
Av. Necdet OKCU’ya verilmediğini, sadece 180.000 TL’sinin verildiğini, tashihi karar
aşamasında kendi lehlerine karar çıkmayınca Av. Necdet OKCU’nun 180.000 TL’yi iade
ettiğini, kalan 20.000 TL’nin ise Resul DALKIRAN tarafından kendilerine ödendiğini, Av.
Necdet OKCU ile bu hususta bir sözleşme yapılmadığını, ona yetki belgesi verdiğini,
beyan etmiştir.
Sanığın 4.4.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Savunma
Sanık söz konusu savunmasında özetle;
- Daha önce savcılıkta ve Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinde vermiş olduğu
ifadeleri tekrar ettiğini,
- İDTM A.Ş. avukatlığına 2005 yılı itibarıyla başladığını, şirketin CNR A.Ş.’nin
işletmekte olduğu fuar alanlarına ihtiyacı olduğunu, özellikle şirketin bu alanlardaki haksız
rekabeti engellemek şeklindeki amacını gerçekleştirebilmek için bu alanları elinde tutması
gerektiği belirtilerek ihtiyaç sebebiyle muhtelif mahkemelerde davalar açıldığını, bu davalar
son derece önemi haiz olduğundan diğer bütün fuarcıların ve İstanbul Ticaret Odasının Meclis
üyelerinin kendilerine bu davaları sorduklarını, bu manada kendilerini ciddi baskı altında
hissettiklerini, şirket müdürlerinden Resul DALKIRAN’ın Ankara’ya geldiği bir sırada bir
avukatla tanıştığını, bu avukata bu dosyaları incelettiğini, onun da fuarcılık yetki belgesinin
alınması hâlinde bu kararın onanabileceğine dair görüş bildirdiğini, kendisinin ise fuarcılık
yetki belgesinin dahi bu davada etkili olmayacağı görüşünü ifade ettiğini, bu davanın kendileri
için çok önemi haiz olduğunu, davayı bitirememeleri nedeniyle
60
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
kendilerine yönelik yakınmaların olduğunu, sorumluluğu paylaşmak için fuarcılık belgesi
alınmasını kabul ettiğini,
- Av. Necdet OKCU’ya ilk defa 10.11.2008 tarihinde talep etmiş olduğu ücrette
indirim yapmak, dosya üzerinden tekrar fikir alışverişi yapmak, kendisiyle tanışmak amacıyla
gittiğini, o tarihte hiçbir şekilde ödeme yapmadığını, 10.11.2008’de kendileriyle görüştükten
sonra Av. Necdet OKCU’nun ne yaptığını, nereye gittiğini bilmediğini ancak, yaptıkları
görüşmede, Yargıtayda ne bir hâkim ne daire üyesi ne de başkanın isminin zikredildiğini, Av.
Necdet OKCU’nun, Resul DALKIRAN ile daha önceki görüşmesinde,
350.000 TL para alacağını ifade etmiş olduğunu, kendisinin yaptığı görüşmede ise, en son
karar kıldıkları rakamın toplamda 270.000 TL olduğunu, bunun 70.000 TL’sinin temyiz
aşamasında, 200.000 TL’sinin de bilahare kararın kesinleşmesini müteakip ödeyecek
olduklarını, Av. Necdet OKCU’nun 70.000 TL’yi hiçbir şekilde iade etmeyeceğini de ifade
ettiğini, tashihi kararda davayı kaybettiklerinde, Resul DALKIRAN’dan 180.000 TL olarak
aldığı parayı ise iade ettiğini,
beyan etmiştir.
Sanığın 7.6.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Savunma
Sanık söz konusu savunmasında özetle;
- Sanık Necdet OKCU’ya yetki belgesi vermiş olduğunu, onun vermiş olduğu
hukuki hizmetin, fuarcılık belgesinin dosyaya konulması biçiminde görüş bildirmesi
olduğunu, karar düzeltme aşamasında da fikir alışverişinde bulunduklarını, aslında kendisinin
bu çerçevedeki bir hukuki hizmete de ihtiyacı olmadığını ancak, davanın sonucuna ilişkin
sorumluluğu paylaşmak amacıyla kendisinden hukuki hizmet aldığını, kendisinin temyiz
incelemesi için gerekli her şeyi yaptığını, temyiz dilekçelerini yazdığını, bu aşamaya gelmiş
bir dosyada, Av. Necdet OKCU’ya verilecek 270.000 TL ücretin kendisine de fazla geldiğini
ancak, uygulamada avukatların ücreti belirlerken davanın değerine baktığını, suça konu
davanın değerinin de fazla olduğunu, bu nedenle belirlenen ücretin normal olduğunu,
- 10.11.2008’de Necdet OKCU’yla tanıştığını, daha önce, Resul DALKIRAN’ın
Ankara’da bir avukatla görüştüğünü bir şekilde öğrenen İDTM A.Ş. Yönetim Kurulu üyesi
Ali KOPUZ’la bir görüşme yaptığını, onun avukatın ücretinin ödenmesi noktasında bir güven
sorunu oluştuğunu söylediğini, ayrıca Av. Necdet OKCU’nun da kendisiyle görüşmek
istediğini, bu kapsamda Av. Necdet OKCU ile görüştüğünü, 10.11.2008’de gittiğinde de
kesinlikle para götürmediğini, başlangıçta toplam 350.000 TL talep edilmesine rağmen,
270.000 TL üzerinde anlaştıklarını, ilk ödemeyi 18.11.2008 tarihinde yaptıklarını, o gün
61
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
yanında 150.000 TL para olduğunu, Murat YALÇINTAŞ’ın kendisini arayarak parayı
vermemesini söylemesi üzerine en azından temyiz aşamasında ödemesi gereken 70.000 TL’yi
ödediğini, 8.000 TL’nin üzerindeki paraların kanunen banka aracığıyla ödenmesi gerektiğini
bildiğini ancak, o gün için öyle icap ettiğinden elden ödeme yaptıklarını, bakiye
200.00 TL’lik ödemenin ise 18.11.2008 gününde değil tashihi karar aşamasında 2009 yılının
başında yapıldığını, parayı Resul DALKIRAN’la gönderdiğini, kendisinin gitmediğini ancak,
onun bu paranın 20.000 TL’sini eksik vermiş olduğunu sonradan öğrendiğini,
- Ödenen paranın kendi paraları olduğunu, şirketin parası olmadığını, sonradan
şirketten tahsil edecek olduklarını, İDTM A.Ş. yetkilileri tarafından “Tamam anlaşın,
anlaşmanızı yapın, masraflarınızı yaparsınız, size bir para ödendi hatta bundan yapın,
dolayısıyla ciddi bir bedeldi hatta ödedik” dendiğini,
- 200.000 TL’nin sonradan iade edilmemiş olması hâlinde, onun da makbuzunu
alacak olduklarını, bu para iade edildiğinde ibraya ilişkin tek nüsha belge düzenlendiğini,
belgenin de Av. Necdet OKCU’da kaldığını, alınacak fuarcılık belgesi yönünden yönetim
kurulu kararına gerek olup olmadığı noktasında tereddüt üzerine, bu belgenin alınmasının
ertelenmesi yönünde görüşmeler yapıldığını, ancak ertelenmediğini,
- Suça konu davanın temyiz incelemesinin ertelenmesine dair girişimlerinin
olmadığını,
- 10.11.2008 gününde İDTM A.Ş. tarafından hesabına yatan paranın vekâlet
ücretine ilişkin olduğunu,
- Hüseyin UYSAL ile 10.11.2008 gününde tanıştığını, Resul DALKIRAN’ın ise
daha önce tanışmış olduğunu, ondan dosyaların genel işleyişi, dairenin işleyişi ve sair
hakkında bilgi aldığını, bunun karşılığında ona hiçbir menfaat temin etmediğini,
- İDTM A.Ş. Yönetim Kurulunun 14.11.2008 günlü kararıyla yapılan ödemenin
birikmiş alacaklarına ilişkin olduğunu, hesabına yatan paradan bir kısmını kasasına
koyduğunu, bir kısmını da 17.11.2008 gününde Ankara’ya giderken yanında götürdüğünü,
- Resul DALKIRAN’ın konuşmasında geçen “öğrenci kaydı”nın dosyaya ilişkin
olduğunu, Av. Necdet OKCU’yla yaptığı hiçbir görüşmede Hasan ERDOĞAN’a para
verilmesi veya para karşılığında herhangi bir karar alınması hususunda konuşma olmadığını,
18.11.2008 günlü görüşmelerinde Av. Necdet OKCU’nun bir takım şaibeler çıktığından
bahsedip, kendileri tarafında şaibenin çıkarılmış olduğunu düşünerek kızdığını, kimseye
rüşvet vermediğini, kendilerine de bu yönde bir şey söylemediğini ifade ettiğini,
62
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
- 19.11.2008 günü Av. Necdet OKCU’nun bürosunda inceledikleri belgenin ne
takrir notu ne de Hasan ERDOĞAN’ın el yazısı notu olduğunu, sadece dairede o gün
görüşülen bütün dosyalarının listesinin olduğunu,
beyan etmiştir.
5- Serkan TIĞLIOĞLU’nun Savunması
Sanığın 12.4.2011 Gününde Beykoz 2. Asliye Ceza Mahkemesinde Yaptığı
Savunma
Sanık söz konusu savunmasında; soruşturma ve sorgu aşamasında savunmasını
yaptığını ve aynen tekrar ettiğini, hakkında dinleme kararı bulunmadığını ve şifreli
konuşmalardan hiçbirinin tarafından yapılmadığını beyan etmiştir.
Sanığın 4.4.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Savunma
Sanık söz konusu savunmasında; Emniyet Müdürlüğünde, Cumhuriyet
Savcılığında, Sulh Ceza Mahkemesinde ve Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinde yaptığı
savunmaları tekrarladığını beyan etmiştir.
6- İlhan BALCİ’nin Savunması
Sanığın 16.3.2011 Gününde Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinde Yaptığı
Savunma
Sanık söz konusu savunmasında özetle; halasının oğlu olan sanık Resul
DALKIRAN’a müsait olduğu zamanlarda şoförlük yaparak yardım ettiğini, Ankara’ya iki kez
beraber geldiklerini, Resul DALKIRAN’ı işi nedeniyle muhtelif yerlere götürdüğünü, ikinci
gelişlerinde Resul DALKIRAN’ın çantasını Av. Necdet OKCU’nun bürosunda unuttuğunu,
kendisinin çantayı almaya gittiğini, bunun dışında Resul DALKIRAN’ın kendisini söz
konusu büroya göndermediğini, zaman zaman sanık Resul DALKIRAN’ın cep telefonunu
kullandığını, sanık Hüseyin UYSAL’ın kayınpederi Ali DEMİREL ile konuşmuş
olabileceğini, sanık Hüseyin UYSAL’ın hesap numarasını almış olabileceğini ancak, para
gönderme işlemini yapmadığını beyan etmiştir.
Sanığın 4.4.2012 ve 7.6.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Savunmalar
63
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Sanık söz konusu savunmalarında özetle; hazırlık aşamasında vermiş olduğu
ifadeyi aynen kabul ettiğini, rahatsız olan teyzesi için 17.11.2008 tarihinden bir gün önce
Ankara’ya geldiğini, daha önceden sanık Resul DALKIRAN’ın sanık Necdet OKCU’nun
bürosunda bir paket unuttuğunu ve işinin Ankara’ya düşmesi hâlinde almasını istediğini,
Ankara’ya gelmesi nedeniyle sanık Necdet OKUCU’nun bürosuna uğrayıp o paketi aldığını,
para almadığını beyan etmiştir.
7- (...)’in Savunması
Sanığın 16.3.2011 Gününde Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinde Yaptığı
Savunma
Sanık söz konusu savunmasında özetle; sanıklardan Bekir AKBAL ile Resul
DALKIRAN’ı tanıdığını, sanık Resul’ü ziyarete gittiği bir sırada Ankara’daki bazı işleri takip
etmesini ve iyi bir avukat bulmasını istediğini ancak, kendisinin bir avukat bulmadığını,
bilgisi dışında buldukları sanık Av. Necdet OKCU’nun talebi üzerine fuarcılık belgesinin
alınmasının gerektiğini, bu nedenle Ankara’ya sanık RESUL ile geldiklerini, belgeyi sanık
Resul’ün aldığını, olaya hiçbir suretle katılmadığını beyan etmiştir.
Sanığın 4.4.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Savunma
Sanık söz konusu savunmasında özetle; daha önceki vermiş olduğu ifadelerin
geçerli olduğunu, tekrar ettiğini, suçsuz olduğunu, tüm iddiaların sadece telefon
görüşmelerine dayandığını, yalnızca sanık Resul DALKIRAN’ı tanıdığını, tanımadığı diğer
sanıkları birbirleriyle tanıştırmasının eşyanın tabiatına aykırı olduğunu, rüşvet suçunu
işlemediğini beyan etmiştir.
8- Murat AKBAŞ’ın Savunması
Sanığın 16.3.2011 Gününde Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinde ve 4.4.2012
Gününde Yüce Divanda Yaptığı Savunmalar
Sanık söz konusu savunmalarında; daha önceki aşamalarda ayrıntılı biçimde
vermiş olduğu ifadelerin geçerli olduğunu, rüşvet suçunu işlemediğini beyan etmiştir.
9- Orkun Osman BİLGİVAR’ın Savunması
Sanığın 22.4.2011 Gününde Ümraniye 5. Asliye Ceza Mahkemesinde Yaptığı
Savunma
Sanık söz konusu savunmasında; poliste ayrıntılı ifade verdiğini, bu ifadeyi
tekrar ettiğini beyan etmiştir.
64
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Sanığın 4.4.2012 ve 7.6.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Savunmalar
Sanık söz konusu savunmalarında özetle;
- Poliste samimi olarak verdiği ifade ile daha önce sunduğu yazılı savunmasını
aynen tekrar ettiğini,
- İDTM A.Ş.’ye önemli görevlerden vazgeçerek geldiğini ancak, hak etmediği
muamele ile karşılaşması ve oluşan ortamın düzeleceğine olan inancının kaybolması
nedeniyle görevinden istifa ettiğini, istifa etmesine neden olan son olayın şirket avukatlarının
takip ettikleri icra dosyaları ve davalara ilişkin olarak bir milyon liranın üzerinde belirtmiş
oldukları vekâlet ücretlerini fatura karşılığında birkaç gün içinde almak istemeleri olduğunu,
Genel Müdür Vekili olarak çift imza ile ödeme yapabileceği miktarın
180.00 TL olması ve talep edilen miktarı ödemeye yetkili olmaması nedeniyle bu konunun
Yönetim Kurulu ile görüşmelerinin gerektiğini söylediğini, durumu da özel kalem eliyle sanık
Murat YALÇINTAŞ’a ilettiğini ve hakkında alınacak her türlü tasarrufta bulunabileceğini
yazılı olarak belirttiğini,
- 14.11.2008 tarihinde istifasını verdiğini, istifası sonrasında yaptığı telefon
konuşmalarında geçen ve 23 no’lu yönetim kurulu kararını rüşvet kararı olarak
nitelendirmesinin nedeninin, daha önceki Yönetim Kurulu kararlarının 8-10 maddenin bir
arada imzalanmasına karşın 14.11.2008 günü münferit iki ayrı kararın alınması, avukatların
şirketten talep ettiği miktarların şahsi kanaatine göre oldukça yüksek olması, kısa bir sürede
ödemenin yapılmasının istenmesi, şirket içinde CNR A.Ş. ile olan davanın şirket lehine
sonuçlanması için rüşvet verileceği izleminin kendisinde uyanması olduğunu, bu kanaatinin
somut bilgiye dayalı olmayıp olayların gelişimine dair şüphelerini yansıttığını,
- İstifası sonrasında İDTM A.Ş. Denetim Kurulu’nu görev yaptığı dönemi
incelemek üzere göreve çağırdığını, gerek denetçi raporlarında gerekse Ticaret Bakanlığı
müfettişlerinin incelemelerinde hiçbir olumsuzluğa rastlanmadığını, istifası sonrasında
gelişmeleri basından takip ettiğini,
- Eylül 2007’de göreve gelip Kasım 2008’e kadar görevde kaldığını, 2005’ten
itibaren avukatların takip ettikleri davalar için Şubat 2008’de yönetim kurulunca bir karar
alındığını ancak, daha önceden böyle bir vekalet ücreti ödemesi için karar alınıp alınmadığını
bilmediğini, suçsuz olup beraatına karar verilmesi gerektiğini,
beyan etmiştir.
10- Çamur Ali KOPUZ’un Savunması
65
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Sanığın 17.6.2011 Gününde Ümraniye 5. Asliye Ceza Mahkemesinde Yaptığı
Savunma
Sanık söz konusu savunmasında; daha önce verdiği ifadeleri tekrar ettiğini ve
suçsuz olduğunu beyan etmiştir.
Sanığın 4.4.2012 ve 7.6.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Savunmalar
Sanık söz konusu savunmalarında özetle;
- Kendisine isnat edilen suçu kabul etmediğini, İDTM A.Ş. avukatlarının birçok
dava dosyasının takipleri ile ilgili üç yıllık ücret taleplerinin yerinde görülmesi nedeniyle
Yönetim Kurulu kararı alındığını, bu kararı talepleri haklı gördüğü için imzaladığını,
- Yapmış olduğu telefon görüşmelerinde rüşvet suçu ile ilgili bir görüşme
yapmadığını, Av. Süleyman BALCI’yı arayarak davayı gereği gibi takip edilmesini ve
Ankara’daki avukata parasının verilmesini istediğini, sanık Resul DALKIRAN’ın zaman
zaman çalışanların çocukları için burs istediğini, telefon görüşmelerinde geçen konunun
öğrencilere verilecek burs meselesi olduğunu, isnat edilen suç kapsamında bir görüşmesinin
ya da temasının olmadığını,
- Dubai’deyken akrabası Akif KOPUZ tarafından şirket avukatlarının takip
ettikleri dava ile ilgili olarak Ankara’daki avukatın parasının ödenmediğini söylediğini, bunun
üzerine sanık Süleyman BALCI’yı aradığını ve bilgi aldığını, sanık Süleyman BALCI’nın
paralarının olmadığını söylemesi üzerine “Yoksa paranız verin. Yoksa bu davada bu kadar
emek sarf edildi kaybedilmesine neden olacak bir şey olmasın” dediğini,
- Suç konu davayı yönetim kurulu üyesi olarak herhangi bir şekilde takip
etmediğini; yönetim kurulu üyesi olarak önüne gelen kararları imzaladığını, dolayısıyla
İDTM A.Ş.’nin 14.11.2008 günlü 23 sayılı kararının suça konu davanın Yargıtay’da
görüşülmesinden önceye gelmesiyle bir bilgisinin bulunmadığını, beraatına karar verilmesi
gerektiğini,
beyan etmiştir.
11- Abdullah ÇINAR’ın Savunması
Sanığın 13.6.2011 Gününde Fatih 3. Asliye Ceza Mahkemesinde Yaptığı
Savunma
Sanık söz konusu savunmasında; atılı suçu kabul etmediğini, yazılı olarak
savunma hazırladığını ve yazılı savunmayı tekrar ettiğini beyan etmiştir.
66
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Sanığın 4.4.2012 ve 7.6.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Savunmalar
Sanık söz konusu savunmalarında özetle; daha önceki vermiş olduğu ifadelerin
geçerli olduğunu ve söz konusu ifadeleri aynen tekrar ettiğini, bir tane tape kaydının olduğunu
ve bu tape kaydında “süreç devam ediyor mu” şeklinde ifadesinin bulunduğunu, sanık
Süleyman BALCI’yla aralarında geçen bu tape kaydındaki beyanını hangi süreç ile ilgili
söylediğini hatırlamadığı gibi bir fikrinin de bulunmadığını, herhangi bir şekilde nereye ne
ödendiğini bilmediğini ve suçsuz olduğunu beyan etmiştir.
12- Necdet OKCU’nun Savunması
Sanığın 16.3.2011 Gününde Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinde Yaptığı
Savunma
Sanık söz konusu savunmasında özetle;
- İDTM A.Ş.’nin finans müdürünün kendisinden randevu aldığını, bu randevu
neticesinde Resul DALKIRAN ile İlhan BALCİ’nin geldiğini, bu kişilere söz konusu dosya
ile ilgili belge ve dokümanları toplayıp avukatlarıyla birlikte getirmelerini söylediğini, bu
görüşmede herhangi bir sözleşme imzalanmadığı gibi para da alınmadığını,
- Daha sonra Resul DALKIRAN ile İDTM A.Ş’nin vekili Av. Süleyman
BALCI’nın birlikte geldiklerini, dava ile ilgilenmek üzere 250.000 TL’ye anlaştıklarını ve
paranın birkaç parça hâlinde teslim edildiğini,
- Suça konu davanın temyiz aşamasında dosyaya fuarcılık yetki belgesinin
konulmasının kendisi tarafından önerildiğini ve bu belgenin Süleyman BALCI tarafından
verildiğini,
- Dosyanın tashihi karar aşamasında bozulmaması hâlinde 200.000 TL daha
paranın kendisine verileceğini ancak davanın tashihi kararla bozulması ve bunun üzerine
aralarında vardıkları uzlaşma gereğince daha önce alınan 250.000 TL’den 180.000 TL’yi iade
ettiğini, 70.000 TL’nin ise uhdesinde kaldığını, para iade ettiği kişinin İlhan BALCİ olup
olmadığını tam olarak hatırlayamadığını,
- Koza Sokakta yanında 15 yıldır çalışan Yavuz ÇAY’la birlikte saat 20.00
sularında Hasan ERDOĞAN’a rüşvet verdiği iddiasının gerçek dışı olduğunu, Yavuz ÇAY’ın
zorunlu bir neden olmadıkça saat 17.00’da yazıhaneyi terk ettiğini,
67
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
- Hasan ERDOĞAN’a rüşvet verdiğinin teknik araçlarla takip edilmesine rağmen
suçüstü yapılmamasının nedenini Cumhuriyet Savcısına sorduğunda görevlilerin korkudan
yapamadıklarını söylediğini,
beyan etmiştir.
Sanığın 7.6.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Savunma
Sanık söz konusu savunmasında özetle;
- Gerek ağır ceza mahkemesinde gerekse duruşma öncesi yazılı olarak verdiği
savunmasını aynen tekrar ettiğini,
- Bu davayla ilgili olarak Resul DALKIRAN’ın kendisinden randevu alması
üzerine görüştüğünü, kendisine avukat arkadaşıyla beraber gelmesi gerektiğini söylediğini ve
bir hafta sonra avukat arkadaşıyla (Süleyman BALCI) beraber geldiklerini ve suça konu dava
için 250.000 TL’ye anlaştıklarını ancak, paranın bir defada değil parça parça ödendiğini,
kararın tashihi karar aşamasında bozulması üzerine 180.000 TL’sini iade ettiğini,
- Av. Süleyman BALCI ve Resul DALKIRAN’ın bürosundan ayrılmasından 5
dakika sonra İlhan BALCİ’nin büroya gelerek “Resul Bey’in bir emaneti varmış, onu
alacağım.” diye beyanda bulunduğunu, kendisinin de Resul DALKIRAN’a “Benim
yazıhanemde benim adıma böyle oyunlar yapmayın. Bir daha bunu görmek istemiyorum.”
dediğini ve yüz yüze geldiklerinde de Resul DALKIRAN’a bu durumu kınadığını ve çok
çirkin olduğunu beyan ettiğini,
- 10.11.2008 gününde Av. Süleyman BALCI ve Resul DALKIRAN’ın her hangi
bir para getirmediklerini, Cumhuriyet savcısının İDTM A.Ş. Yönetim Kurulunca alınan
kararda geçen paradan “Ne kadarını Hasan ERDOĞAN’a vereceksin?” şeklinde kendisine
çok baskı yapması üzerine, “Ne kadar istiyorsanız, yazın oraya, imza atacağım.” dediğini ve
70.00 TL’den başka para almadığını beyan ettiğini, 180.000 TL para iadesinden ise bilinçli
olarak söz etmediğini,
- 10.11.2008 gününde sanık Hasan ERDOĞAN ile 3 adet telefon görüşmesi
yapmış olabileceğini, içeriklerinin tape kayıtlarında da olmaması nedeniyle hatırlamadığını,
- 17.11.2008 günü saat 12.44 de Yargıtay 6. Hukuk Dairesi Başkanı Hasan
ERDOĞAN’ın kendi bürosunu arayarak yanına gelmesini istediğini ve kendisinin de Hasan
ERDOĞAN’ın makamına giderek görüştüğünü,
68
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
- Telekomünikasyon İletişim Başkanlığınca gönderilen bilgilerden 10.11.2008
gününde Koza Sokak civarında bulunduğuna ilişkin sinyal bilgilerinin doğru olabileceğini,
söz konusu sokağın yol güzergâhında bulunduğunu, o yerde dostları ve arkadaşlarının
bulunması nedeniyle haftada 2-3 gün oralara gittiğini, telefon kayıtlarımda da belli olduğu
gibi gelen misafirlerini de bırakmasının söz konusu olabileceğini ayrıca, yanında çalışan
Yavuz ÇAY’ın eşinin de aynı sokakta çalışması nedeniyle beraber gitmiş olabileceklerini,
bunlara bir itirazının olmadığın, ancak, kendisine savcılığın sorgusunda tarihi bilmediği için
“Ben hiçbir zaman o sokakta Hasan ERDOĞAN’a para vermedim.” şeklinde beyanda
bulunduğunu, belirtilen o sokakta Hasan ERDOĞAN’la karşılaşıp para vermediğini, otuz altı
yıllık avukat olarak yolda para verecek kadar da düşüncesiz olmadığını,
beyan etmiştir.
13- Yavuz ÇAY’ın Savunması
Sanığın 16.3.2011 Gününde Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinde Yaptığı
Savunma
Sanık söz konusu savunmasında özetle;
- 15 yıldır Av. Necdet OKCU’nun yanında çalıştığını,
- Resul DALKIRAN ve Süleyman BALCI’nın bir kaç defa büroya geldiklerini,
- 10.11.2008 gününde Necdet OKCU’yla birlikte ve kendisine ait araçla Koza
Sokağına gitmediğini,
beyan etmiştir.
Sanığın 4.4.2012 ve 7.6.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Savunmalar
Sanık söz konusu savunmalarında özetle;
- Önceki ifadelerini tekrar ettiğini,
- Resul DALKIRAN’la tam tarihine hatırlamadığı bir telefon görüşmesinde Av.
Necdet OKCU’ya verilmek üzere bir miktar para getireceğini, paranın bir miktarının
kendisine bir miktarının ise daha sonra alınacağı gibi bir şeyler söylediğini, paranın paket
içerisinde getirildiğini,
- Eşinin işyerinin Koza Sakağa yakın bir yerde olduğunu, eşinin annesi ve kendi
annesinin de Yıldız’da oturduğunu, bu nedenle telefonunun sinyal bilgilerinin belirtilen
yerlerde olabileceğini,
69
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
- Necdet OKCU’nun kendisinden suç tarihinde Hasan ERDOĞAN’a götürmesini
istemediği gibi kendisinin de Hasan ERDOĞAN’la karşılaşmadığını,
beyan etmiştir.
14- Hüseyin UYSAL’ın Savunması
Sanığın 16.3.2011 Gününde Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinde Yaptığı
Savunma
Sanık söz konusu savunmasında özetle;
- Sanık Necdet OKCU’yla yaptığı telefon görüşmelerinin içeriğinden kendisine
emir ve talimat verildiği şeklinde bir anlam çıkarılamayacağını,
- Resul DALKIRAN’ı Yargıtayda tanıdığını, bu kişinin vasıtasıyla da Süleyman
BALCI’yla tanıştığını,
- Av. Necdet OKCU’yu Yargıtayda işleri olduğu için tanıdığını, Resul
DALKIRAN ve Süleyman BALCI’yı Av. Necdet OKCU’ya yönlendirmediğini, Resul
DALKIRAN ve Süleyman BALCI’nın başkalarından aldıkları referansla Av. Necdet
OKCU’yla tanıştıklarını,
- Av. Süleyman BALCI’nın Yargıtayda davayla ilgili olarak karşı tarafında
ilgilendiğini öğrenmesi üzerine kendisinden bu davayla ilgilenenler hakkında bilgi vermesini
istediğini,
- Hasan ERDOĞAN ve tetkik hâkiminin davayla ilgili notlarını temin edip
başkalarına vermediğini,
- Av. Necdet OKCU’dan emir ve talimat almadığını ve bu Avukatın bürosuna hiç
gitmediğini,
beyan etmiştir.
Sanığın 4.4.2012 ve 7.6.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Savunmalar
Sanık söz konusu savunmalarında özetle;
- Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinde verdiği ifadeleri aynen tekrarladığını,
70
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
- Av. Necdet OKCU’nun Yargıtayda hiç kimseyle olan ne telefon veya başka bir
özel görüşmesine tanık olmadığını, dosyada buna dair de hiçbir tape kaydının bulunmadığı
gibi dosyadaki diğer tape kayıtlarının da bunu doğruladığını,
- Süleyman BALCI ve Resul DALKIRAN’ı Av. Necdet OKCU’yla kendisinin
tanıştırmadığını, Resul DALKIRAN’ı fuarcılık yetki belgesini vermeye geldiğinde tanıdığını,
Süleyman BALCI ile ise daha sonra tanıştığını,
- Resul DALKIRAN ve Süleyman BALCI ile farklı zamanlarda bir araya gelip
yemek yediğini ve söz konusu kişilerle davayla ilgili olarak kimlerin gelip gittiğini ve
dosyanın akıbetiyle ilgili olarak konuştuklarını,
- 17.11.2008 gününde Resul DALKIRAN ile yaptığı telefon görüşmesinde
“Öğrenci gelecek herhalde yarın, izin kağıdı yazılmış baş patron müzakerede ayar
veriyordu.” şeklindeki beyanındaki “Öğrenci geliyordu” kelimesini “dosya sonuçlandı” veya
“çıktı geliyor” anlamında söylediğini, bu kelimeyi Resul DALKIRAN’ın sıklıkla
kullandığını, “izin kağıdı yazılmış baş patron müzakerede ayar veriyordu” ibaresini ise tam
hatırlamamakla birlikte Yargıtay üyelerinin “Bu konuda bu dosyada titiz davranalım, daha iyi
araştıralım.” şeklindeki konuşmalarını ifade etmek için kullandığını,
- Suça konu davaya ilişkin onama kararının çıkması üzerine bu kararı Av. Necdet
OKCU’ya götürdüğü, Av. Necdet OKCU’nun da dava ile ilgili yaptığı takip ve verdiği bilgiler
karşılığında “harçlığını filan al işte” diyerek para almasını, ayrıca Yargıtaydan çıkan kararın
imzasız bir suretini kendisine ertesi günü getirmesini söylediği, kararın bir suretini ve Yargıtay
6. Hukuk Dairesi Başkanı Hasan ERDOĞAN’ın el yazısı ile tuttuğu notları alarak ertesi günü
Av. Necdet OKCU’ya bürosunda verdiği, akabinde Resul DALKIRAN’ı arayarak kararın bir
suretini aldığı ve kendilerine verebileceğini beyan ettiği yönündeki iddiaları tam
hatırlayamamakla birlikte, iddia edilenin mahkeme kararı ya da Başkan yahut tetkik
hâkiminin notları olmadığını,
- Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinde verdiği ifadede, Av. Necdet OKCU’nun
bürosuna hiç gitmediğini beyan etmesine karşın, polis tarafından yapılan teknik takip tutanağı
ve dosyadaki bilgilere göre 19.11.2008 gününde söz konusu avukatın bürosuna gittiği ve
ondan bir miktar para aldığı yönündeki iddiaları karşısında, “Avukat Necdet OKCU’nun
bürosuna hiç gitmediği” yönündeki beyanının doğru olmadığını, “gitmediği” şeklinde
beyanda bulunduğunu, adı geçen kişinin bürosuna gitmiş olabileceğini, ancak Av. Necdet
OKCU’dan hiç para almadığını,
- Resul DALKIRAN’dan 5000 TL borç para istediğini ve bu paranın İlhan BALCİ
aracılığıyla kayınpederi adına gönderildiğini, daha sonra bu parayı kendisine ödediğini, söz
konusu paranın Yargıtaydaki dosyanın çabuk çıkarılması için alınmadığını,
71
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
esasen kendisinin böyle bir yetkisinin de bulunmadığını, kendisinin yolda olması ve
kayınpederinin esnaf olması nedeniyle paranın kayınpederi adına gönderilmesini istediğini,
beyan etmiştir.
15- Abdullah PEHLİVAN’ın Savunması
Sanığın 31.3.2011 Gününde Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesinde Yaptığı
Savunma
Sanık söz konusu savunmasında; daha önce Cumhuriyet savcısı huzurunda verdiği
ifadesini tekrarladığını beyan etmiştir.
Sanığın 4.4.2012 ve 7.6.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Savunmalar
Sanık söz konusu savunmalarında özetle;
- 18.11.2008 tarihinde Süleyman BALCI ile yaptığı telefon konuşmasının üzerine
atılı suça delil olarak gösterildiğini, bu görüşmelerin tamamının Süleyman BALCI’nın bir
avukatla yaptığı anlaşma uyarınca ödemesi gereken ücretin ödenmemesi hususunda Murat
YALÇINTAŞ tarafından talimat verilmesi üzerine sıkıntıya düşmesi ve kendisinin ona bu
hususta tavsiyede bulunmasıyla ilgili olduğunu,
- İddia edildiği gibi birine rüşvet verildiği varsayılsa bile, iddianamede ve
Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun son soruşturma açılması kararında isnat edilen suçun
10.11.2008 tarihinde işlendiğinin belirtildiğini, hâlbuki Süleyman BALCI ile yaptığı ilk
konuşmanın 18.11.2008 tarihinde olduğunu,
- Hakkında rüşvet suçuna iştirak ettiğine dair diğer bir delil olarak da İDTM
A.Ş.’den aldığı vekâlet ücreti olduğunu, bunun tamamen kendi yasal alacağına ilişkin
olduğunu, tutanaklarda kolluk ve adalet başmüfettişi tarafından düzenlenen belgelerde
birtakım tutarsızlıklar olduğunu, yöneltilen iddia ve bu iddiaları desteklemek için ileri sürülen
hiçbir belge ve delili kabul etmediğini,
- 2009 yılında Necdet OKCU’ya ödenen 200.000 TL için kendisi tarafından
Süleyman BALCI’ya verilen bir miktar parayı sonradan iade aldığını ve beraatını talep
ettiğini,
beyan etmiştir.
16- İlhan PARSEKER’in Savunması
72
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Sanığın 14.3.2011 Gününde Mudanya Asliye Ceza Mahkemesinde Yaptığı
Savunma
Sanık söz konusu savunmasında; atılı suçu kabul etmediğini, yazılı olarak savunma
hazırladığını ve yazılı savunmayı tekrar ettiğini beyan etmiştir.
Sanığın 4.4.2012 ve 7.6.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Savunmalar
Sanık söz konusu savunmalarında özetle;
- Daha önceki vermiş olduğu ifadelerin geçerli olduğunu ve bunları tekrar ettiğini,
suçsuz olduğunu, isnat edilen fiilin işlendiği yönetim kurulu toplantısının normal gününde,
normal gündemle toplandığını, birçok konunun tartışıldığını, bunlardan bir tanesinin de
avukatlara ödenecek ücretin olduğunu, avukatların birçok davayı takip etmelerinden dolayı
ücret ödenmesini ve ilave ücret verilmesini istediklerini, 1 milyon 200 TL gibi bir miktarı
duyunca başta bu paranın çok yüksek olduğunu düşündüğünü, sonrasında bu paranın dava
değeri 40-45 milyon TL olduğunun ifade edilmesi üzerine ikna olarak imza attığını, hiçbir
şekilde şahsi menfaatin söz konusu olmadığını, yönetim kurulu kararı ile avukatların hak
ettikleri ücretin ödendiğini, davaların miktarı ile avukatlara ödenmesine karar verilen miktarın
uygun olduğunu,
- Sanık Orkun Osman BİLGİVAR’ın 14.11.2008 tarihinde kendisini telefonla
aradığını ve rüşvet meselesi ilk defa duyduğunu, bu meseleyi duyduktan sonra konuyu sanık
Murat YALÇINTAŞ’a ilettiğini,
beyan etmiştir.
C- Deliller
1- Yazılı Deliller
- İDTM A.Ş. ile CNR A.Ş. arasında Bakırköy Şevketiye Mahallesi 1221 ada 193
parsel sayılı taşınmazında bulunan 1-8 numaralı sergi salonları ve ofis katlarının tahliyesine
ilişkin Bakırköy Sulh Hukuk Mahkemeleri nezdinde açılan ve karara bağlanan tahliye
davalarına ilişkin kararlar ile söz konusu kararlara ilişkin Yargıtayca verilen onama ve tashihi
karar örnekleri,
- A. Aydın imzalı ve 11.4.2008 havale tarihli, imzalı ancak isimsiz 6.5.2008
tarihinde Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığına faks yoluyla gönderilen şikayet
dilekçeleri,
- İletişimin Dinlenilmesi, Tespiti ve Kayda Alınması - Teknik Araçlarla İzleme
Sonucu Tutulan Tutanaklar,
73
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
- Ankara 11.Sulh Ceza Mah. 2.6.2010 tarih, 732 Müt. sayılı kararı ve ekleri
- Ankara 12. Sulh Ceza Mah. 14.5.2010 tarih ve 2010/640 Müt. sayılı kararı ve
ekleri
- Ankara 12. Sulh Ceza Mah. 14.4.2010 tarih ve 2010/493 Müt. sayılı kararı ve
ekleri
- Ankara 10. Sulh Ceza Mah. 22.1.2010 tarih ve 2010/93 Müt. sayılı kararı ve
ekleri
- Ankara 4. Sulh Ceza Mah. 18.1.2010 tarih ve 2010/74 Müt. sayılı kararı ve
ekleri
- Ankara 9. Sulh Ceza Mah. 22.12.2009 tarih ve 2009/1326 Müt. sayılı yazısı ve
ekleri
- Ankara 10. Sulh Ceza Mah. 23.11.2009 tarih ve 2009/1354 Müt. sayılı yazısı ve
ekleri
- Ankara 9. Sulh Ceza Mah. 23.10.2009 tarih ve 2009/1120 Müt. sayılı kararı ve
ekleri
- Ankara 5. Sulh Ceza Mah. 1.10.2009 tarih ve 2009/1011 Müt. sayılı yazıları ve
ekleri
- Ankara 9. Sulh Ceza Mah. 23.9.2009 tarih ve 2009/994 Müt. sayılı kararı ve
ekleri
- Ankara 4.Sulh Ceza Mah. 21.8.2009 tarih ve 2009/947 Müt. sayılı kararı ve
ekleri
- Ankara 4.Sulh Ceza Mah. 22.7.2009 tarih ve 2009/840 Müt. sayılı kararı ve
ekleri
- Ankara 9. Sulh Ceza Mah. 25.6.2009 tarih ve 2009/692 Müt. sayılı kararı ve
ekleri
- Ankara 9. Sulh Ceza Mah. 26.5.2009 tarih ve 2009/567 Müt. sayılı kararı ve
ekleri
74
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
- Ankara 5. Sulh Ceza Mah. 24.4.2009 tarih ve 2009/485 Müt. sayılı kararı ve
ekleri
- Ankara 11. Sulh Ceza Mah. 8.4.2009 tarih ve 2009/380 Müt. sayılı kararı ve
ekleri
- Ankara 9. Sulh Ceza Mah. 27.3.2009 tarih ve 2009/350 Müt. sayılı kararı ve
ekleri
- Ankara 4. Sulh Ceza Mah. 3.4.2009 tarih ve 2009/391 Müt. sayılı kararı ve
ekleri
- Ankara 4. Sulh Ceza Mah. 24.3.2009 tarih ve 2009/360 Müt. sayılı kararı ve
ekleri
- Fatih 2. Sulh Ceza Mah. 26.11.2008 tarih ve 2008/2145 Müt. sayılı kararı ve
ekleri
- Ankara 9. Sulh Ceza Mah. 17.11.2008 tarih ve 2008/1546 Müt. sayılı kararı
- Fatih 2. Sulh Ceza Mah. 13.11.2008 tarih ve 2008/2041 Müt. sayılı kararı
- Fatih 2. Sulh Ceza Mah. 12.11.2008 tarih ve 2008/2016 Müt. sayılı kararı
- Fatih 2. Sulh Ceza Mah. 11.11.2008 tarih ve 2008/2016 Müt. sayılı kararı
- Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığının 10.11.2008 tarih ve 2008/3052
soruşturma numaralı sayılı yazısı
- Fatih 2. Sulh Ceza Mah. 10.11.2008 tarih ve 2008/1994 Müt. sayılı kararı
- Sincan 2. Sulh Ceza Mah. 27.8.2008 tarih ve 2008/594 Müt. sayılı kararı
- Fatih 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 13.11.2008 tarih ve 2008/2041 Müt. sayılı
kararı
- Ankara 9. Sulh Ceza Mahkemesinin 27.3.2009 tarih ve 2009/353 Müt. sayılı
kararı
- Soruşturma kapsamında İDTM A.Ş. ve CNR A.Ş. arasındaki davalara ilişkin ses
kayıtlarının bulunduğu 931459MD11522 seri nolu TDK marka 1 adet CD.
75
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
- Ankara 9. Sulh Ceza Mah. 27.3.2009 tarih, 2009/353 Müt. Sayılı karar
fotokopisi
- 2008 yılı içerisinde yapılan teknik araçlarla izleme tutanakları
- Adalet Başmüfettişliğinin 17.11.2008 tarih, 11/17-1 sayılı yazısı
- Adalet Başmüfettişliğinin 11.11.2008 tarih, 11/11-1 sayılı yazısı
- 5.5.2009 tarih ve 2009/42333 soruşturma no’lu teknik araçlarla izleme, ses ve
görüntü alınmasına yönelik talimat ve bu talimat ile ilgili Ankara 9. Sulh Ceza Mahkemesinin
6.5.2009 tarih ve 2009/481 sayılı kararı
- Emniyet Genel Müd. 25.6.2009 tarih, 12837 sayılı yazısı ve eki
- 15.7.2009 tarih ve 2009/42333 soruşturma no’lu teknik araçlarla izleme, ses ve
görüntü alınmasına yönelik talimat ve bu talimat ile ilgili Ankara 10. Sulh Ceza
Mahkemesinin 14.10.2009 tarih ve 2009/1156 sayılı kararı
- Emniyet Genel Müd. 23.10.2009 tarih, 21152 sayılı yazısı ve eki
- 14.10.2009 tarihli teknik araçlarla izleme tutanağı
- 10.12.2009 tarihli teknik araçlarla izleme sonucu elde edilen konuşmaların
çözümüne ilişkin tutanak
- 10.11.2008 tarihli teknik araçlarla izleme tutanağı
- 30.6.2010 tarihli Rapor ve eki
- Kapalı zarf içerisinde; C.M.K. 140 kapsamında teknik araçlar ile izleme tutanak
ve görüntülerinin bulunduğu 1-1907090901557729 seri no’lu,, 2-1907090901557730 seri
no’lu ve 3-1907090713528437 seri no’lu DIAMOND marka DVD ler
- Resul DALKIRAN, Süleyman BALCI, Orkun Osman BİLGİVAR, (...), Murat
AKBAŞ, İlhan BALCİ, Necdet OKCU ve Hüseyin UYSAL’a ait iletişimin dinlenmesi ve
kayda alınmasına ilişkin tutanaklar
- Hüseyin UYSAL, Resul DALKIRAN, Necdet OKCU, Süleyman BALCI,
Orkun Osman BİLGİVAR, İlhan BALCİ, (...), Murat AKBAŞ’a ait iletişimin dinlenmesi ve
kayda alınmasına ilişkin tutanaklar
76
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
- Hüseyin UYSAL, Necdet OKCU, Resul DALKIRAN, Süleyman BALCI’ya ait
iletişimin dinlenmesi ve kayda alınmasına ilişkin tutanaklar
- Hüseyin UYSAL’a ait ifade tutanakları
- Murat YALÇINTAŞ’a ait ifade tutanakları
- Resul DALKIRAN’a ait ifade tutanakları
- Ankara 9. Sulh Ceza Mah. 27.3.2009 tarih, 2009/353 Müt. sayılı kararı
- Necdet OKCU’ya ait ifade tutanakları ve eki
- Süleyman BALCI’ya ait ifade tutanakları ve eki
- (...)’e ait ifade tutanakları
- Murat AKBAŞ’a ait ifade tutanakları
- İlhan BALCİ’ye ait ifade tutanakları
- Serkan TIĞLIOĞLU’ya ait ifade tutanakları
- Orkun Osman BİLGİVAR’a ait ifade tutanakları
- Yavuz ÇAY’a ait ifade tutanakları (Ek)
- Yavuz ÇAY’a ait ifade tutanakları
- Bekir AKBAL’a ait ifade tutanakları
- Abdullah PEHLİVAN’a ait ifade tutanakları ve eki
- Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesinin 26.10.2010 tarih, 2010/229 sorgu no’lu
kararı ve eki tutuklama müzekkereleri
- Ankara 7. Sulh Ceza Mahkemesinin 28.10.2010 tarih, 2010/259 sorgu no’lu
kararı ve eki
- Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Kaçakçılık ve Mali Suçlar Soruşturma
Bürosunun 26.10.2010 tarih, 2009/42333 sayılı yazısı ve eki
77
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
- Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Kaçakçılık ve Mali Suçlar Soruşturma
Bürosunun 1.11.2010 tarih, 2009/42333 sayılı yazısı
- Resul DALKIRAN, Süleyman BALCI, Orkun Osman BİLGİVAR, (...), Murat
AKBAŞ, İlhan BALCİ, Hüseyin UYSAL ve Necdet OKCU’ya ait İletişimin Tespitine İlişkin
2 Adet CD (Bir Suret)
- Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/42333 soruşturma no’lu iddianamesi
- 17 Adet CD-DVD
- Ziraat Bankasından gönderilen yazılar ve hesap ekstreleri
- Vakıflar Bankasından gönderilen yazılar ve hesap ekstreleri
- Muhtelif Bankalardan gönderilen yazılar ve hesap ekstreleri
- Hasan ERDOĞAN hakkında ön inceleme yapılmasına ve ön inceleme yapmak
üzere Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin bir üyesinin görevlendirilmesine ilişkin Yargıtay Birinci
Başkanlık Kurulunun 6.5.2010 günlü, 76 sayılı kararı
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin görevlendirilen bir üyesi tarafından düzenlenen
17.5.2010 tarihli ön inceleme raporu
- 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 46. maddesi uyarınca Hasan ERDOĞAN
hakkında soruşturma açılmasına ve soruşturmayı yapmak üzere Yargıtay 4. Ceza Dairesi
Başkanı 4. Ceza Dairesi Başkanı’nın görevlendirilmesine ilişkin Yargıtay Birinci Başkanlık
Kurulunun 31.5.2010 günlü, 89 sayılı kararı
- Sanık Hasan Erdoğan hakkında 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 46.
maddesinin beşinci fıkrası uyarınca son soruşturma açılmasına, rüşvet almak suçundan dolayı
yargılamasının yapılarak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 252. maddesinin (1) ve
(2) numaralı fıkraları ile 53. maddesi uyarınca cezalandırılmak üzere son soruşturmanın
Anayasa’nın 148. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca Yüce Divan sıfatı ile Anayasa
Mahkemesinde yapılmasına ilişkin Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 14.2.2011 günlü,
32 sayılı kararı
- Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 21.4.2011 günlü, 76 sayılı kararı ile Hasan
ERDOĞAN hakkında soruşturma yapmak üzere görevlendirilen 11. Ceza Dairesi Başkanı
tarafından hazırlanan 25.5.2011 günlü rapor
78
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
- Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun Yargıtay 6. Hukuk Dairesi eski başkanı
Hasan ERDOĞAN hakkında vermiş olduğu 20.6.2011 günlü, K.117 sayılı kararı ile buna
bağlı 2010/2928 sayılı soruşturma dosyası (2 klasör)
- Yargıtay Başkanlar Kurulunun 25.7.2011 günlü, 23 sayılı kararı
- Sanıklar Necdet OKCU ve arkadaşları hakkında farklı mahkemelerde görülen ve
farklı Yargıtay dairelerinde temyiz incelemesi yapılan dosyalarla ilgili olarak ilk derece
yargılamaları ve temyiz incelemeleri sırasında verilecek kararlara etki etmek amacıyla suç
örgütü kurmak ve üyesi olmak, rüşvet, nitelikli dolandırıcılık, yargı görevi yapanları
etkilemek, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklamak suçlarından dolayı
yargılanmaları istemiyle toplam 58 sanık hakkında düzenlenen ve Yargıtay Birinci Başkanlık
Kurulunun soruşturma dosyası ekinde gönderilen Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının
24.1.2011 gün ve 2011/156 sayılı iddianamesi ve ekleri (16 klasör)
- Yargıtay 6. Hukuk Dairesi eski Başkanı Hasan ERDOĞAN’ın Yargıtayda hangi
tarihlerde görevli olduğuna ilişkin Yargıtay Birinci Başkanlığının 3.11.2011 günlü yazısı
- Sanıklara ait nüfus ve sabıka kayıtları
- Yüce Divanca istenen banka kayıtları
- Yüce Divanca istenen TİB kayıtları
- Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 30.11.2011 günlü, E.2011/61 sayılı
yazısıyla gönderilen belgeler
dosyası
belgeler
- HSYK’nın 12.12.2011 günlü, 47057 sayılı yazısıyla gönderilen soruşturma
- İDTM A.Ş.’nin 19.4.2012 ve 1.6.2012 günlü yazıları ekinde gönderilen belgeler
- Garanti Bankası Şirinevler Şubesi’nin 22.5.2012 tarihli yazısı ekinde gönderilen
- Bir kısım sanıklar tarafından sunulan 4 adet uzman mütalaası
2- Tanıklar
Yargılama sırasında dinlenilen tanıklara ilişkin bilgiler aşağıdaki tabloda
gösterilmiştir.
Sıra
No
Adı Soyadı Unvanı Dinlenildiği
Duruşma
79
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
1 A.Nazım KAYNAK Yargıtay 6. Hukuk Dairesi Üyesi 23.2.2012
2 Erdoğan KABAKÇI Yargıtay 6. Hukuk Dairesi Üyesi 23.2.2012
3 Canan ÇÖKE Yargıtay 6. Hukuk Dairesi Üyesi 23.2.2012
4 Tülün TOPRAK Yargıtay 6. Hukuk Dairesi Üyesi 23.2.2012
5 M. Nuri
ŞERBETÇİOĞLU
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi Üyesi 23.2.2012
6 Yılmaz İĞREK Yargıtay 6. Hukuk Dairesi Üyesi 23.2.2012
7 Halit KIVRIL Adalet Başmüfettişi 23.2.2012
8 Bayram TEMİZ Yargıtay 6. Hukuk Dairesi Tetkik
Hâkimi
23.2.2012
9 Vedat ESLEK Yargıtay 6. Hukuk Dairesi Tetkik
Hâkimi
23.2.2012
10 Aydın ŞİŞMAN Polis memuru 2.5.2012
11 Ali DURHAN Polis memuru 2.5.2012
12 Mehmet Ali EBCİ Polis memuru 2.5.2012
13 Deniz ÖZKOÇAK Komiser 2.5.2012
14 Ahmet SELAMET İDTM A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi 2.5.2012
15 Yılmaz ŞENER İDTM A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi 2.5.2012
16 İbrahim
DUMANKAYA
İDTM A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi 2.5.2012
17 Onur SOYSAL İDTM A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi 2.5.2012
18 Halil ŞAHİN İDTM A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi 2.5.2012
19 İsmail DEMİRKOL İDTM A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi 2.5.2012
20 İskender ELVERDİ TOBB Hukuk Müşaviri 2.5.2012
21 Hanefi BEKTAŞ İDTM A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı 2.5.2012
22 Ömer ARSLAN Muhasebeci 2.5.2012
D- Davaya Katılanlar ve İddiaları
21.11.2011 günlü duruşmada suçtan zarar gören Ceyda Zeliha EREM’in vekili Av.
Hande Zeynep DURSUN tarafından verilen dilekçeyle, Ceyda Zeliha EREM’in
menfaatlerinin açıkça zedelenmesi ve mağdur edilmesi nedeniyle davaya katılma talebinde
bulunulmuş ve aynı duruşmada Yüce Divanca;
“Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 237 ve 238’inci maddeleri uyarınca Ceyda Zeliha
EREM’in katılan olarak usulüne uygun düzenlenmiş vekâletname uyarınca Ankara Barosu
avukatlarından Avukat Hande Zeynep DURSUN ile Avukat Haluk PEKŞEN’in katılan vekili
olarak dava ve duruşmalara kabulüne”
oy birliğiyle karar verilmiştir.
80
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
CNR A.Ş. vekilleri Av. Haluk PEKŞEN ve Av. Merve İrem ŞAHİN tarafından
verilen 9.1.2012 günlü dilekçeyle, adı geçen şirketin de katılan olarak dava ve duruşmalara
kabulüne karar verilmesi istenmiştir. Yüce Divanca 7.2.2012 günlü duruşmada;
“Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 237’nci maddesi uyarınca CNR Uluslararası
Fuarcılık ve Ticaret AŞ’nin katılan olarak; usulüne uygun düzenlenmiş vekâletname uyarınca
Ankara Barosu avukatlarından Avukat Hande Zeynep DURSUN, Avukat Haluk PEKŞEN ve
Avukat Merve İrem ŞAHİN’in ise aynı zamanda katılan CNR Uluslararası Fuarcılık ve Ticaret
AŞ vekilleri olarak dava ve duruşmalara kabulüne,”
oy birliğiyle karar verilmiştir.
Katılanlar vekili Av. Haluk PEKŞEN, esasa ilişkin iddialarına ilişkin görüşünü
25.9.2012 günlü duruşmada sözlü olarak dile getirmiştir. Katılanlar vekilinin esasa ilişkin
iddialarına ilişkin görüşü aynen şöyledir:
“Sayın Başkanım, gerek Ankara Ağır Ceza Mahkemesinde gerekse Yüce Divanda
dosyanın delillerinin toplanması yönünde titiz ve özellikli bir yargılama süreci takip
edilmiştir. Bizler katılan olarak bu yargılama sürecine ilişkin toplanılan deliller, ortaya
konulan vakıalarla ilgili ayrıntılı bir savunma yapmakta, ayrıntılı bir görüş ileriye sürmekte
yarar görmüyoruz çünkü aslında tümüyle dosyanın çok net bir şekilde ortaya çıktığını fark
ediyoruz. Buna ilişkin kısa, özet birtakım bilgileri Yüce Divanın hafızasının tekrar
hatırlatılması açısından takdirine sunmak istiyoruz efendim.
Öncelikle Sayın Başkanım, davanın içerisinde yani tahliye davası süreci içerisinde
görev almış olan yargı mercileri, idari mercilerin tamamı her nedense mutlaka bir akçalı
ilişkiyle ilişkilenmekte. Mahkemenin hâkimi, icra dairesi, Yargıtay Başkanı, İstanbul Ticaret
Odası, Türkiye Odalar Borsalar Birliği bu davanın içerisinde birlikte hareket etme iradesiyle
son derece sistematik bir vakıalar dizini içerisinde yer almışlardır ve ne yazık ki vakıaların
her aşamasında mutlaka bir akçalı iddia vardır. Doğal olarak akçanın ilk çıktığı yer de bir
rahatlıkla organize edilmiş olan sistematik bir sürecin başlangıcı. Yönetim Kurulu, kamu
kurumu niteliğindeki bir sivil toplum kuruluşunun Yönetim Kurulu bir akçayı kendilerince
hukuki bir kılıfa uydurarak, meslektaşlarımızı da bu işin içerisine katarak kendi amaçlarına
alet etmişlerdir. 2 trilyon liralık bir paranın hayatın olağan akışı değildir bir avukata
avukatlık ücreti olarak verilmesi. Bizler hayatın olağan akışıyla ilgili maddi gerçeği arıyoruz
burada. Elektrikler kesikti, lambalar kısıktı, taksi durağında bilmem ne oldu, bunlar hikâye
ve çok üzülerek ifade etmek istiyorum ki sanık buradaki savunmasında suçu reddetmiyor,
toplanan delilleri reddediyor, bu delillerin toplanma usulüne saldırıyor, maddi gerçek başka
ama, maddi gerçek ortada, onlara ilişkin hiçbir savunma cümleciği yok burada, ben
göremedim. Elektrikler kesilmiş, elektrikler kısılmış, taksi durağında bilmem ne olmuş. Niye
suçüstü yapmamışlar? Orada bir ihmal varsa, kamu ajanı görevini gereği gibi yapmamışsa
o başka bir şey. Atılı suçlamaya ne
81
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
söylüyorsunuz? 206/2-a. Evet, 206/2-a’ya baktığınız zaman, tek tek vakıalara baktığınız
zaman, dosya sizin önünüze geldiği zaman yerleşik içtihadınızdan niye döndünüz? Ben de
soruyu böyle soruyorum. Neden? Çünkü çok net. Hasılat kirasında en önce Yargıtay bize şunu
öğretti, bütün avukatlara: İhtarnameye bakın, süreye bakın, eğer ihtarname ya da süre hasılat
kirasının süresinde değilse dava şartı gerçekleşmemiştir, dosyayı açmayın bile. O hâlde
ihtarnameye bakıyorsunuz tutarsız vesaire vesaire vesaire. İlginç olan şey, bugüne kadar
Türkiye’nin tarihinde ilk defa bir şirkete kendi tüzüğünde olmamasına rağmen, fuarcılık
yapma yetkisi olmamasına rağmen sırf ihtiyaç iddiası güçlendirilsin diye sahte fuarcılık
belgesi düzenlenip veriliyor. O da ne hikmetse Yargıtayın tam karar aşamasında. Hadi
buradan bari diyorlar bu kılıfa oturtalım.
Uzatmaya gerek görmüyorum Sayın Başkanım, çok fazla da zamanınızı almak
istemiyorum. Vakıaların ilk başladığı, tahliye sürecinin ilk başladığı andan itibaren bir akçalı
zincir de süreci takip ediyor. O akçalı zincir Yargıtayda geliyor ve final oluyor. Benim asıl
ilgimi çeken başka bir şey daha var: Bu mesleğin içerisinde ömrümün uzun bir kısmını
geçirdim, bugüne kadar bu meslekte birçok kamu ajanını savundum; bakan, müsteşar,
müsteşar yardımcısı, genel müdür falan filan. Haklarında böyle akçalı iddia olanların tamamı
iddiayla birlikte açığa alınmışlardır. Dünyanın en elit ve en ayrıcalıklı sanığı da bu davada,
rüşvet vermekten sanık ama hâlâ dünyanın en büyük Ticaret Odası Başkanı. Bunu yüce
heyetinizin takdirine sunuyorum. Vakıalar çok net, olaylar çok sabit, müvekkil bu olaydan
dolayı tarihin en büyük zararına uğramış, 1 milyar dolara satış pazarlığı yapmakta olduğu
şirketini şu anda hayatta tutabilmek, ayakta tutabilmek uğraşı içerisinde. Daha büyük zarar
nasıl olabilir? Aynı şekilde bu davayla birlikte bütün fuarcılık firmalarına, bütün müşterilere
faks göndererek, yazılı talimatlar göndererek “Biz onu tahliye ettik, biz onu tahliye ediyoruz,
aman sakın onunla sözleşme yapmayınız.” diye tehditler savurmuşlardır. Birçok fuarı
kaybettik, Auto Show Fuarı bizden gitti, Boat Show gitti, gitti, gitti. Bunların hepsi büyük
akçalı maliyetler. İşte, en son Savunma Sanayi Fuarı sırf tahliye olabiliriz gerekçesiyle
elimizden gidiyor. Şimdi, böyle bir hukuksuzluğa Sayın Yüce Divan heyeti, işte, 206/2-a’daki
delilleri şöyledir böyledir diye göz yumacak mı? Bunu yüce heyetinizin en ince ayrıntısına
kadar takdir edeceğine eminim.
Detaylara girmeyeceğim çünkü zaten iddia makamı bu konuda muhtemelen
kendileri yasal gerekçelerini de ortaya koyarak sizlere bu konudaki talepleri sunacaklardır.
Ben -mükerrer olmasın- zamanınızı almak istemiyorum. Bu hususta sanık, atılı suçlamayı
hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde işlemiştir.
Takdir yüce heyetinizindir efendim.
Saygılar sunarım.”
E- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Esas Hakkındaki Görüşü
82
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 25.9.2012 günlü duruşmada özetlediği,
yazılı mütalaasında; iddia, sanık savunmalarının özetleri ve rüşvet suçuna ilişkin açıklamalara
yer verildikten sonra delillerin değerlendirmesi başlığı altında sırasıyla;
- Genel değerlendirme,
- Adalet Müfettişince yapılan işlemlerin hukukiliğinin değerlendirilmesi,
- Tanık beyanlarının değerlendirilmesi,
- Sanıkların eylemlerinin ayrı ayrı değerlendirilmesi,
yapılmış ve en son olarak her bir sanık hakkında istenen sevk maddelerine yer
verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının esas hakkındaki mütalaasında özetle;
- Bakırköy 2. Sulh Hukuk Mahkemesinde görülen E.2005/1423 sayılı dosyanın
İDTM A.Ş. lehine karara bağlanması ve dosyanın temyiz edilmesi üzerine, İDTM A.Ş.
Başkanvekili olan Murat YALÇINTAŞ’ın aynı şirketin vekili Av. Süleyman BALCI ve
şirketin finans müdürü olan Resul DALKIRAN’ın Yargıtay 6.Hukuk Dairesinde yapılan
temyiz incelemesinin lehlerine sonuçlanması için hukuk dışı yollarla girişimlerde bulunmaları
sonucunda, sanıklar (...) ve Murat AKBAŞ aracılığı ile suç tarihi itibariyle Yargıtay 6. Hukuk
Dairesinde sözleşmeli memur olarak görev yapan sanık Hüseyin UYSAL’a ulaştıkları,
- Sanık Hüseyin UYSAL’ın, Süleyman BALCI ve Resul DALKIRAN’ı
Ankara’da avukatlık yapan Necdet OKCU’yla tanıştırdığı,
- Sanık Necdet OKCU’nun bu sanıklara sanık Hasan ERDOĞAN ile şahsi
münasebetinin ve samimiyetinin olduğunu söyleyerek söz konusu davanın kendi lehlerine
sonuçlanması için sanık Hasan ERDOĞAN’la görüşebileceğini söyleyerek rüşvet verme
suçuna yönelik iradesini ortaya koyduğu,
- Daha sonra sanık Necdet OKCU’nun sanık Hasan ERDOĞAN’la görüşerek
karşı tarafın teklifini sunduğu, sanık Hasan ERDOĞAN’ın bu teklifi kabul ederek “rüşvet
sözleşmesinin” tamamlandığı,
- Rüşvet veren tarafın söz verdiği parayı, 10.11.2008 tarihinde sanık Necdet
OKCU aracılığı ile sanık Hasan ERDOĞAN’a ulaştırdığı ve söz konusu tahliye davasının
sanıkların istediği yönde 18.11.2008 tarihinde onandığı ve böylece rüşvet suçunun oluştuğu,
83
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
- İDTM A.Ş.’nin davacı olarak, CNR A.Ş. aleyhine açtığı ve konuları tamamen
aynı olan Bakırköy 4. Sulh Hukuk Mahkemesinin E.2005/1175, K.2008/433, Bakırköy 5.
Sulh Hukuk Mahkemesinin E.2006/47, K.2008/565 ve Bakırköy 3. Sulh Hukuk
Mahkemesinin E.2005/1563, K.2009/2241 sayılı kararları ile bu tahliye davalarının
tamamının reddine hükmedilmesi ve temyiz üzerine de Yargıtay 6. Hukuk Dairesince bu
kararların tamamının onanmasına karar verilmesi karşısında, rüşvet verme suçuna iştirak eden
sanıkların bu davanın da aynı şekilde kendi aleyhlerine sonuçlanacağını bildikleri için,
Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin emsal kararlarına aykırı olan tahliye kararının onanması
yönünde girişimlerde bulunmak ve bu bağlamda rüşvet ilişkisi içine girmek zorunda
kaldıkları,
- Rüşvet verme suçuna iştirak eden sanıkların rüşvet sözleşmesini “yapılmaması
gereken işi yaptırmak” amacı ile yaptıkları, onanmasını istedikleri kararın Yargıtay 6. Hukuk
Dairesinin emsal kararlarına aykırı olduğu gibi kendilerinin taraf olduğu diğer tahliye
davalarına yönelik olarak verilen kararlara da tamamen ters bir karar olduğu,
- Rüşvet alma suçunu işleyen sanık Hasan ERDOĞAN’ın, görev alanına giren ve
yapılmaması gereken bir işlemi, görevinin gereğine aykırı olarak yapmak için, rüşvet
sözleşmesi içine girdiği ve bu sözleşmeye uygun şekilde menfaati alarak yapmaması gereken
işi yaptığı,
- Sanık Murat YALÇINTAŞ’ın emir ve direktifleri doğrultusunda, sanık Hasan
ERDOĞAN ile rüşvet anlaşması yapıldıktan sonra, rüşvet anlaşması gereği sanık Hasan
ERDOĞAN’a verilmesi gereken maddi menfaatin kaynağını bulma yolunun araştırıldığı,
- Ticari tüzel kişi niteliğinde olan İDTM A.Ş.’nin bütün defter, belge ve
harcamalarının kayıt ve kontrol altına bulunmasından dolayı, rüşvet verilecek paranın hileli
bir şekilde başka bir kalemde harcanmış gibi gösterilerek çıkarılmasının kararlaştırıldığı,
- İDTM A.Ş.’nin avukatlığını yapan İstanbul Barosu avukatlarından Süleyman
BALCI ve Abdullah PEHLİVAN’a ücreti vekalet borçları bulunduğundan, bu avukatlara
ödeme yapılmasına yönelik yönetim kurulu kararı çıkarılacak ve bu kararda bazı kalemlerde
fazla ödeme yapılarak avukatların bilgisi ve izni dâhilinde fazladan çıkarılan bu para
avukatlardan alınarak sanık Hasan ERDOĞAN’a verilmesi planının yapıldığı,
- Bu plan çerçevesinde, İDTM A.Ş. Yönetim Kurulunun 14.11.2008 tarihinde
toplanarak, 23 no’lu kararıyla avukatlar Süleyman BALCI ve Abdullah PEHLİVAN’a toplam
1.253.144 TL ücreti vekalet ödenmesine karar verildiği ancak, Yönetim Kurulu üyelerinin
tamamının suça konu kararın rüşvete dayanak olarak verildiğini bilmedikleri,
- İDTM A.Ş. Yönetim Kurulunun almış olduğu 14.11.2008 tarihli kararı ile
kendilerine ödenmesine karar verilen ücreti vekâlet parasının bir kısmının rüşvet parasının
84
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
kaynağı olduğunu bilerek kabul eden ve daha sonra da bu paranın yaklaşık 400.000 TL’lik
kısmının rüşvet parası olarak sanık Hasan ERDOĞAN’a ödenmesine aracılık eden sanıklar
Süleyman BALCI ile Abdullah PEHLİVAN’ın rüşvet verme suçuna bu şekilde iştirak
ettiklerinin ortaya çıktığı,
- Sanıkların iletişimin tespitine düşen telefon konuşmalarında bazen açık bazen de
şifreli şekilde söyledikleri ve rüşvet verme suçunu işlediklerini gösteren sözlerini hayatın
olağan akışına uygun şekilde açıklayamadıkları,
- İDTM A.Ş ile CNR A.Ş. arasında Bakırköy mahkemelerinde devam eden tahliye
davaları ile ilgili olarak, davaya bakan hâkimler hakkında birçok şikayetin ve ihbarın
yapılması üzerine, Adalet Bakanınca rüşvet konusu olayın incelenip soruşturulması için Olur
verildiği,
- Söz konusu Olur’un kişi bazında değil olay bazında verildiği hususunun, söz
konusu inceleme, araştırma ve soruşturmayı yapan ve Yüce Divanın 23.2.2012 günlü
duruşmasında tanık olarak dinlenilen Adalet Başmüfettişi Halit KIVRIL tarafından da teyit
edildiği,
- Suça konu soruşturma yürütülürken toplanan delil ve belgelerden davanın
temyiz aşamasında onanması yönünde İDTM A.Ş. yetkililerinin hukuk dışı girişimlerde
bulunarak bu kapsamda bir takım görüşmeler yaptıkları ve davanın temyiz aşamasında
görevli bir hâkime rüşvet vererek olayı çözmek istediklerinin anlaşılması üzerine
soruşturmanın bir ayağının Ankara’ya kaydırıldığı,
- Adalet müfettişinin, suç konusu olayı soruştururken rüşveti kimlerin alacağını
bilmediği ve bunu anlamaya çalıştığı,
- Rüşvet konusu olayın soruşturulmasının asıl hedefinde rüşvet alacak olan hâkim
veya hâkimlerin belirlenmesi olduğundan, bu olayı Adalet Müfettişlerinin soruşturmasında
ve delil toplamasında hukuka aykırı bir husus bulunmadığı,
- Rüşvet suçu iki taraflı işlenen suçlardan olduğundan, rüşvet alanları tespit etmek
amacı ile rüşvet verenler üzerinden de delil toplanabileceği,
- Suç konusu olayın Yargıtay kısmında rüşvetin verileceği taraflar arasında
konuşulmakla birlikte, bu rüşvetin hangi hâkime veya hâkimlere verileceği hususunun kesin
olarak belli olmadığı, rüşvet alacak olan hâkimin; dava dosyasını inceleyecek olan Yargıtay
tetkik hâkimi olabileceği gibi, bir başka hâkim de olabileceği, bu nedenle Adalet
Başmüfettişince dinlemeye ve teknik takibe devam edilerek suç konusu olayın ortaya
çıkarıldığı,
85
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
- Adalet müfettişinin, suç konusu olayı soruşturmasında her hangi bir usulsüzlük
veya yetki aşımının bulunmadığı,
- Soruşturma kapsamında alınan tüm iletişimin tespiti ve teknik takip kararlarının
5271 sayılı Kanun’un 135 ve devamı maddelerine uygun şekilde, yetkili ve görevli
mahkemelerden alındığı,
- 2802 sayılı Kanun’un 86. maddesinde, hâkim ve savcı statüsünde bulunmayan
kişilerin hâkim ve savcıların suçlarına iştirak etmeleri durumunda bu kişilerin de aynı
soruşturma ve kovuşturma mercilerine tabi olduklarının ifade edildiği,
- 2802 sayılı Kanun’un 101. maddesinde Adalet müfettişlerinin lüzum gördükleri
kimseleri yeminle dinleyebilecekleri, gerektiğinde istinabe yoluna başvurabilecekleri ve
soruşturmanın zorunlu kıldığı hâllerde arama yapabilecekleri, sübut delillerini, gereken
bilgileri bütün daire ve kuruluşlardan doğrudan doğruya toplayabilecekleri hükmüne yer
verildiği,
- Söz konusu maddede Adalet müfettişlerinin tanık dinleme, istinabe yoluna
başvurabilme ve arama yapabilme yetkilerinden söz edildiği, söz konusu hükmün Adalet
müfettişinin bunlar dışında başkaca bir soruşturma işlemi yapamayacağı anlamına gelmediği
gibi, 2802 sayılı Kanun’un diğer maddelerinde de bu yolda yasaklayıcı bir hüküm
bulunmadığı,
- Adalet müfettişlerinin kendilerine tevdii olunan adli soruşturmalarda C.
Savcısının tüm hak ve yetkilerine sahip olduğu, bu bağlamda Adalet müfettişlerinin 5271
sayılı Kanun’da öngörülen iletişimin denetlenmesi tedbiri ile teknik takip konusunda yetkili
hâkimden karar talep etme yetkisinin bulunduğunun açık olduğu,
- 24.1.2007 gün ve 26413 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Adalet Bakanlığı
Teftiş Kurulu Yönetmeliği’nin 98. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendinde yer alan
“haberleşmenin tespiti, denetlenmesi ve dinlenmesi gibi delil toplama” ibaresinin iptali ve
yürütmesinin durdurulması istemiyle açılan davada verilen yürütmenin durdurulması
kararının, dava konusu idari işlemin uygulanmasını durduran, başka bir deyimle onun icrailik
niteliğini askıya alan ve söz konusu işlemin tesisinden önceki hukuki durumun geri gelmesini
sağlayan geçici nitelikteki bir karar olduğu,
- Söz konusu davanın esası hakkında verilen iptal kararının ise temyiz edildiğini
ve henüz karara bağlanmaması nedeniyle üçüncü kişiler açısından iptal kararının etki ve
gücünde olduğunu kabule imkân bulunmadığı,
- Yüce Divan yargılamasına konu suçun işlendiği iddia edildiği tarihten sonra
verilen yürütmenin durdurulması kararının davaya taraf olmayan kişiler açısından etkili
86
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
olmadığı, bu nedenle suçun işlendiği iddia edildiği tarihte müfettişlerin, hâkim ve savcılarla
ilgili bir suç soruşturması kapsamında iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasını
isteme yetkilerinin bulunduğunun kabulü gerektiği,
- Adalet Müfettişlerinin soruşturma sırasında farklı yerlerde bulunan sulh ceza
mahkemelerinden iletişimin denetlenmesi ve teknik takip kararları almasında hukuka aykırı
bir durumun bulunmadığı, kaldı ki 5271 sayılı Kanun’un 20. maddesinin (1) numaralı
fıkrasında yer alan “Yetkili olmayan hakim veya mahkemece yapılan işlemler, sadece
yetkisizlik nedeniyle hükümsüz sayılmaz.” biçimindeki hüküm ile 21. maddesinin (1) numaralı
fıkrasında yer alan “Bir hakim veya mahkeme, yetkili olmasa bile gecikmesinde sakınca
bulunan hallerde, yargı çevresi içinde gerekli işlemleri yapar.” şeklindeki hüküm bir bütün
olarak dikkate alındığında, Adalet müfettişinin görev yaptığı yerlerdeki sulh ceza
mahkemelerinden talep ederek aldığı kararların, elde edilen delillere ilişkin olarak, hukuksal
açıdan bir sorun oluşturmadığı,
- Adalet Müfettişince Bakırköy hâkimleri hakkında rüşvet verilmesi iddiasına
ilişkin olarak yapılan soruşturma sırasında alınan iletişimin denetlenmesi tedbiri kararlarının
uygulanması aşamasında, daha önceden yasal olarak soruşturma izni alınan ikinci olayla ilgili
deliller ortaya çıktığından yeni delillerden yola çıkılarak ikinci bir olayın soruşturulmasına
başlandığı,
- İkinci olayın delillerinin birinci olayın soruşturulması sırasında ortaya çıkması
bu delilleri “tesadüfi delil” kapsamına sokmayacağı, Adalet müfettişinin ikinci olayı da
soruşturma yetkisi bulunduğundan ortaya çıkan bu delillere dayanarak daha önceden
başlatmış olduğu soruşturmaya devam ederek ikinci olaya karışan ve bu suça iştirak eden
sanıkları da tespit etmesinin gayet doğal ve yapılması gereken bir işlem olduğu,
- Adalet Müfettişinin aynı olayla bağlantılı ikinci bir olayı tespit etmesi üzerine
daha önceden kendisine verilen soruşturma izninin bu olayı da kapsaması sebebi ile ikinci
olayı soruşturmaya devam etmesinin ve delilleri toplamaya başlamasının yetkisi ve görevi
kapsamında olduğu,
- Adalet Bakanlığının vermiş olduğu “soruşturma izni”nin kişi bazında değil de
olay bazında verilmesi nedeniyle, iznin soruşturmaya konu “tahliye davalarında rüşvet alımı”
ile ilgili olan ikinci olayı da kapsadığı,
- Adalet Müfettişince yapılan inceleme, araştırma ve soruşturmanın kapsamı içinde
yeni ortaya çıkan bulguların farklı bir eylem olarak da değerlendirilemeyeceği, Adalet
Müfettişi açısından soruşturmanın aynı dosya kapsamında değerlendirilebilecek bir eylem
olduğu, Adalet Müfettişinin aldığı yetki çerçevesinde rüşvetin hangi hâkime verileceğini
araştırma yetkisinin bulunduğu,
87
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
- Olay yerinde adli soruşturmayla görevli olan emniyet görevlilerinin ellerinde
olmayan sebeplerle kayda alamadıkları hususları olay yeri görgü tanığı olarak tutanağa
bağlamasına hiçbir yasal engelin bulunmadığı,
- Bu tutanağı tutan ve olay yerinde adli görevli olarak bulunan emniyet
görevlilerinin tanık olarak ifadelerine başvurulmasının 5271 sayılı Kanun’un 164. ve 165.
maddeleri uyarınca hukuki bir işlem olduğu, zira teknik araçlarla izlemeyi yapan, konuşmaları
dinleyen, kayıt yapan kişilerin beş duyu organlarıyla şüpheli (veya sanığın) algıladıkları
faaliyetlerinin tanığı olarak dinlenebilecekleri,
- Soruşturmayı yürüten ve Yüce Divanda tanık olarak dinlenilen emniyet
görevlilerinin daha önceden vermiş olduğu beyanlarını aynen tekrar ettikleri ve söz konusu
tanıkların beyanlarının birbiri ile örtüştükleri,
- Suç konusu olayın esasına yönelik olarak tanıklıkta bulunan ve teknik takip ile
görevli olan tanıkların beyanlarının birbiri ile örtüştüğü gibi 5271 sayılı Kanun’un 135.
maddesi çerçevesinde yasal yolla elde edilen telefon dinleme kayıtları ile 5271 sayılı
Kanun’un 140. maddesi çerçevesinde elde edilen teknik takip sonucu elde edilen görüntülerin
de karşılaştırılması neticesinde olayın tanıkların beyanlarında belirttiği şekilde
gerçekleştiğinin ortaya çıktığı,
- Yargılama sırasında dinlenen tanık beyanları ile diğer deliller
karşılaştırıldığında tanıkların beyanları ile diğer delillerin örtüştüğü ve suç konusu rüşvet
olayının açık bir şekilde gerçekleştiğinin sübuta erdiği,
ifade edilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, yukarıda anlatılan ve izah olunan
sebeplere, dosyada bulunan mevcut delil durumuna, dinlenen tanık beyanlarına,
mahkeme kararlarına dayanılarak elde edilen iletişimin dinlenilmesine ve
denetlenmesine ilişkin kayıt ve tutanaklara, teknik takip sonucu elde edilen kayıt,
görüntü ve tutanaklara göre;
- Sanıklar Abdullah ÇINAR, İlhan PARSEKER, Orkun Osman BİLGİVAR,
Yavuz ÇAY, İlhan BALCİ ve Serkan TIĞLIOĞLU’nun, üzerlerine atılı “rüşvet vermek”
suçuna iştirak ettiklerine dair cezalandırılmalarını gerektirir nitelikte kesin ve inandırıcı
deliller elde edilemediğinden ayrı ayrı beraatlarına,
- Sanık Hasan ERDOĞAN’ın üzerine atılı “rüşvet almak” suçunu işlediği sübuta
erdiğinden, eylemine uyan 5237 sayılı TCK’nın 252/2. maddesi delaletiyle, aynı Kanun’un
252/1, 252/7, 53/1-2-3-5. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına,
88
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
- Sanık Necdet OKCU’nun üzerine atılı “rüşvet vermek” suçunu işlediği sübuta
erdiğinden, eylemine uyan 5237 sayılı TCK’nın 252/1, 53/1-2-3. maddeleri uyarınca
cezalandırılmasına,
- Sanık Hüseyin UYSAL’ın üzerine atılı “rüşvet vermek” suçunu işlediği sübuta
erdiğinden, eylemine uyan 5237 sayılı TCK’nın 252/1, 53/1-2-3. maddeleri uyarınca
cezalandırılmasına,
- Sanık Murat YALÇINTAŞ’ın üzerine atılı “rüşvet vermek” suçunu işlediği
sübuta erdiğinden, eylemine uyan 5237 sayılı TCK’nın 252/1, 53/1-2-3. maddeleri uyarınca
cezalandırılmasına,
- Sanık Süleyman BALCI’nın üzerine atılı “rüşvet vermek” suçunu işlediği sübuta
erdiğinden, eylemine uyan 5237 sayılı TCK’nın 252/1, 53/1-2-3. maddeleri uyarınca
cezalandırılmasına,
- Sanık Abdullah PEHLİVAN’ın üzerine atılı “rüşvet vermek” suçuna feri şekilde
iştirak ettiği sübuta erdiğinden, eylemine uyan 5237 sayılı TCK’nın 39/2-c. maddesi
delaletiyle aynı Kanun’un 252/1, 39/1, 53/1-2-3. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına,
- Sanık Resul DALKIRAN’ın üzerine atılı “rüşvet vermek” suçunu işlediği sübuta
erdiğinden, eylemine uyan 5237 sayılı TCK’nın 252/1, 53/1-2-3. maddeleri uyarınca
cezalandırılmasına,
- Sanık Çamur Ali KOPUZ’un üzerine atılı “rüşvet vermek” suçunu işlediği
sübuta erdiğinden, eylemine uyan 5237 sayılı TCK’nın 252/1, 53/1-2-3. maddeleri uyarınca
cezalandırılmasına,
- Sanık (...)’in üzerine atılı “rüşvet vermek” suçundan eylemine uyan 5237 sayılı
TCK’nın 252/3. maddesi delaletiyle, aynı Kanun’un 252/1, 53/1-2-3. maddeleri uyarınca
cezalandırılmasına,
- Sanık Murat Akbaş’ın üzerine atılı “rüşvet vermek” suçundan eylemine uyan,
5237 sayılı TCK’nın 252/3. maddesi delaletiyle, aynı Kanun’un 252/1, 53/1-2-3. maddeleri
uyarınca cezalandırılmasına,
karar verilmesini talep etmiştir.
F- Sanıklar ve Müdafilerinin Esas Hakkındaki Savunmaları
1- Hasan ERDOĞAN ve Müdafiinin Esas Hakkındaki Savunması
89
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Sanığın 14.11.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Esas Hakkındaki
Savunma
Sanık söz konusu savunmasında, önceki savunmalarına ek olarak, özetle;
- İhtiyaca dayalı tahliye davalarında emsal kararı olmayacağını, ihtiyaç davasının
farklı bir şey olduğunu, belli, elle tutulan maddi bir şey olmadığını, birisinde kanıtlanıp
diğerinde kanıtlanamayabileceğini, birisinde ihtiyacın gerekli görülüp, birisinde gerekli
görülemeyebileceğini,
- Teftiş Kurulu Yönetmeliğinin 98/1-ç maddesinde Adalet müfettişlerine her ne
kadar hâkim ve savcı sınıfından olan kişiler için inceleme ve soruşturma yetkisi verilmiş ise
de bu durumun hukuka aykırı olduğunu, zira kanunlarla verilmeyen yetkinin yönetmelikle
verilemeyeceğini,
- Adalet müfettişinin yetkisi olmadığı hâlde 10.11.2008 tarihli ses ve görüntü
kaydı alınması, teknik araçla izlenmesi kararını aldığını, bu kararın saati el yazısıyla tahrifatlı
olarak “saat 19.00” yazıldığını, faks saatinin ise 21.49, ikinci sayfada 22.52 olarak yazdığını,
alınan bu kararın Kaçakçılık Daire Başkanlığına faksla 21.49’da ulaştığı hâlde yani takibin
yapıldığı iddia edilen saatlerde polislerin ellerinde henüz takip kararı olmadan güya takip
yaptıklarını ve bir gün sonra 11.11.2008 tarihinde saat 10.30’da Kaçakçılık Daire
Başkanlığında tutanak düzenlendiğini,
- İddia makamının mütalaasının 48. sayfasında emniyet görevlilerince yapılan
takibin teknik takip niteliği taşımadığının kabul edildiğini ancak, iddia makamını bu takibi
fiziki takip olarak değerlendirdiğini, oysa bu görüşe katılmanın mümkün olmadığını, zira
kanuna aykırı olarak yapılan teknik takibin yok hükmünde olması durumunda fiziki takipten
de söz edilemeyeceğini, fiziki takipten söz edebilmek için takip edilen kişilerin yakalanıp
kimliklerinin tespit yapılmasının, ne alınıp verildiğinin tespit edilmesinin, o nesneye derhâl
el konulmasının yani suçüstü hükümlerinin uygulanması gerektiğini,
- Üçüncü kişilerin cep telefonu sinyal bilgilerinin şahsını ilgilendirmediğini ve bu
şekilde ihtimaller üzerinden suç işlendiği sonucuna varılamayacağını, bir baz istasyonunun
kapsama alanının 2 kilometre civarında olduğunun teknik bir veri olduğunu,
- 14.10.2009 tarihinde yapıldığı iddia edilen ortam dinlemesine ilişkin CD
kayıtlarının hukuki delil niteliğinin bulunmadığını, hakkında alınmış bir karar olmadığından
başka bir şahsın dinlenmesi suretiyle kanuna karşı hile yoluna başvurulduğunu, öte yandan
ortam dinlemesine ilişkin CD kayıtlarının farklı çözümleri sonucunda farklı metinlerinin elde
edildiğini, Yüce Divan olarak gönderdiğiniz çözüm sonucunda da çok farklı bir metin
geldiğini, esasen kendi içinde bütünlük arz etmeyen bu çözümlerin delil niteliği taşımadığını,
90
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
- Yargıtay üyelerinin huzurda vermiş oldukları ifadelerinde savunmasını aynen
doğruladıklarını, özellikle de müzakerede kendilerini hiçbir şekilde telkin ve
yönlendirmesinin olmadığını, sırası geldiğinde dosyanın müzakeresinin yapıldığını, kendi
vicdani kanaatlerine ve delil durumuna göre oylarını kullandıklarını ifade ettiklerini, keza
huzurda dinlenen Tetkik Hâkimi Bayram TEMİZ’in de dava dosyasının içeriğini ve
müzakerede cereyan eden hususları ayrıntılı bir şekilde ortaya koyduğunu, kendisini hiçbir
şekilde yönlendirmediğini ve etkilemediğini açıkça beyan ettiğini, hatta kendisini dosyada her
ne varsa her şeyi heyette anlatması gerektiği şeklinde uyardığını söylediğini,
- Takiple görevli polislerin olayda taraf durumuna geldiklerini, bu nedenle tanık
olarak dinlenemeyeceklerini, düzenledikleri tutanağın da yok hükmünde olması nedeniyle
polislerin ifadelerine değer verileyeceğini,
- Polis memurlarının olayın hemen akabinde Yargıtaydaki muhakkike verdikleri
beyanlarında “Şimdi görsek o kişiyi tanıyamayız.” demelerine rağmen olaydan dört sene
geçtikten sonra kendisini otururken yüzüne dahi bakmadan burada “Tanıdım.” demelerinin
inandırıcı olmadığını, üstelik kendi beyanlarına göre zifirî karanlık bir ortamda sadece bir iki
dakika gördüklerini ifade ettikleri kişiyi “Şimdi tanıdım.” demelerine yüksek mahkemenin
itibar etmeyeceğine yürekten inandığını,
- Polis memurlarının soruşturma ve kovuşturma aşamalarda verdikleri ifadelerin
birbirleriyle çelişkili olduklarını, bu nedenle çelişkili olan bu beyanlara itibar
edilemeyeceğini,
- Olayda tesadüfi delilin olmadığını, hakkında son soruşturmanın açılmasına
ilişkin kararda tesadüfi delile dayanılmış ise de olayda tesadüfi delilden bahsedilemeyeceğini,
iddia makamının da mütalaasında tesadüfi delilin olmadığını kabul ettiğini, zira soruşturma
ve iletişimin tespitinin bizatihi işlendiği iddia olunan rüşvet suçuyla ilgili olduğunu, ortada
işlenmiş başka bir suçun olmadığını, elde edildiği iddia edilen delilin de aynı suça ait
olduğunu,
- İddia makamının esas hakkındaki mütalaasının 28. ve sonraki sayfalarında
Bakırköy hâkimlerinin suçuna iştirakten söz edildiğini, oysa Bakırköy hâkimleri hakkında
Adalet Müfettişi tarafından yapılan inceleme sonucunda soruşturma yapılmasına yer
olmadığına karar verilerek evrakın işlemden kaldırıldığını, bu durumda suç olmayan bir
konuda suça iştirakten söz edilemeyeceğini,
- İddia makamının mütalaasının 47. sayfasında Adalet Müfettişince yapılan
işlemlerin geçerli kılınması amacıyla rüşvet alan kişinin kimliğinin 10.11.2008 tarihinde önce
bilinmediğini ancak, 10.11.2008 tarihinde belirlendiğinin ifade edildiğini, mütalaanın
143. sayfasında ise rüşvet suçunun esaslı unsuru olan anlaşmayı ortaya koymak için bu defa
91
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
iddia makamının 10.11.2008 tarihine kadar kimliği belirsiz kişiyi 2008 yılı kasım ayı başında
kimliği belirli bir kişi hâline getirdiğini ve “Falancayla rüşvet anlaşması yaptı.” dediğini,
10.11.2008 tarihine kadar kimliği belirsiz olan bir kişinin nasıl olur da 2008 yılı kasım ayı
başında kimliği belirli hâle getirildiğini anlamanın mümkün olmadığını, iddia makamının
rüşvet sözleşmesinin kiminle, nerede ve ne zaman yapıldığını açıklamak ve bunu kanıtlamak
zorunda olduğunu,
- Esas hakkındaki mütalaanın 62. ve 74. sayfalarında, sanık Süleyman
BALCI’nın diğer sanık Murat YALÇINTAŞ’ın bilgisi dâhilinde rüşvet anlaşmasını bizzat
kendisiyle yaptığının ileri sürülmesine karşın buna dair en ufak bir delilin ortaya
konamadığını, esasen anlaşma yapıldığı iddia olunan Av. Süleyman BALCI’yı tanımadığını,
bu kişiyi Yüce Divan yargılaması sırasında gördüğünü,
- Mütalaanın 64. sayfasında iddia edildiği gibi fuarcılık belgesi alınması
konusunda kimseye tavsiyede bulunmadığını, söz konusu belgenin 5 Kasım’da TOBB’dan
alındığını ve 6 Kasımda kaleme bırakıldığını,
- Adalet müfettişinin huzurda verdiği ifadede, polis memurlarının kendisine
verdiği bilgi sonucunda raporunda rüşvet parasının miktarının 250,000 TL olduğunu ifade
ettiğini, kolluk görevlisi Deniz ÖZKOÇAK ise huzurdaki ifadesinde “Vicdanen 200.000 lira
diyebilirim” dediğini, iddia makamının ise mütalaasının 62. sayfasında, Süleyman BALCI’ya
atfen yapıldığı iddia olunan rüşvet anlaşmasına istinaden para miktarının yaklaşık 400.000
TL olarak ileri sürüldüğünü, tüm bunların iddianın gayriciddiliğini gösterdiğini,
- Kamu görevlisinin rüşvete konu işi tek başına yapmaya hukuken yetkili olması
gerektiğini, oysa Daire Başkanı olarak temyiz incelemesine konu dosyayı taraflardan biri
lehine diğeri aleyhine tek başıma sonuçlandırma gibi bir yetkisinin bulunmadığını,
beyan etmiştir.
Sanık Müdafiinin 14.11.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Esas
Hakkındaki Savunma
Sanık müdafii söz konusu savunmasında özetle;
- Yazılı olarak sunduğu savunmasını aynen tekrarladığını, daha evvel yaptığı
yazılı ve sözlü savunmalarını da kamusal savunma bağlamında aynen tekrarladığını,
- İddianame yerine geçen belgedeki bulguların tamamına yakınının Adalet
Başmüfettişinin 2008/3052 sayılı soruşturma kapsamında yaptığı yetkisiz işlem ve kararları
dayanması nedeniyle bu bulguların yargılamada delil olarak kullanılamayacağını,
92
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
- Mahkemenin bu bulguları dava dosyasının kapsamından çıkarması gerektiğini,
- Sanığın sorgusunun yargılanan fiile (olguya) göre yapılması gerektiğini, kamu
davasında yargılanan fiilin iddianamede gösterilmesi gerektiğini, iddianamede delillerin
gösterilmesi gerektiğini ve sorgunun da bu delillere göre yapılmasının zorunlu olduğunu,
- Mahkemenin yargılama konusu olan fiili tespit edip bunu sanığa bildirmesi ve
dosyada sanığa isnat olunan fiil dışındaki delilerin dosyadan çıkarılması gerektiğini ve
mahkemece bunun sanığın sorgusundan önce yapılması gerektiğini,
- Bu tür bir işlem yapılmadan sanığın sorgusunun yapılması durumunda sorgunun
usulsüz olacağını,
- Türk hukuk sisteminde yargısal faaliyetin meşru araçlarla yapılması gerektiğini,
Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrası ve 5271 sayılı Kanun’un 217. maddesinin (2)
numaralı fıkrasının da bu hükmü amir olduğunu,
- Yetkinin işlemin olmazsa olmaz koşulu olduğunu, yetkisiz işlemlerle elde edilen
delillerin her zaman hukuka aykırı deliller olduğunu ve yetkisiz işlem veya yetkinin aşılması
suretiyle yapılan işlemin yok hükmünde olduğunu,
- Ceza hukukunda delil ve bulgunun farklı kavramlar olduğunu, delilin yargılana
fiili temsil eden ispat aracı olmasına karşın; bulgunun iddia konusu fiili temsil etmeyen her
türlü araç anlamına geldiğini,
- Delil yasaklarının ya da delilin uzak etkisi ilkesi uyarınca hukuka aykırı elde
edilen kovuşturmada kabulü, takdiri ve karara esas alınmasının mümkün olmadığını,
- 5271 sayılı Kanun’un 206. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde
kovuşturmanın başında hukuka aykırı yolla elde edilen delilin reddedileceğinin kurala
bağlandığını,
- Mahkemenin istem üzerine bir delilin hukuka aykırı olup olmadığının tespitini
ve bu istemin karara bağlanmasını erteleyemeyeceğini,
- Anayasa’nın 12. maddesinin birinci fıkrası maddesi bağlamında, kişinin
iletişim/haberleşme özgürlüğünün kısıtlanmasının, bireysel ve kişisel olmasının iki sonucu
olduğunu, birincisinin 5271 sayılı Kanun’un 135. maddesinin (6) numaralı fıkrasına göre
verilen hâkim kararıyla kısıtlamanın, salt hakkında karar verilen kişiyle (şüpheli, sanık) sınırlı
ve onun hakkında hukuki sonuç doğurabilmesi olduğunu, ikincisinin ise, 5271 sayılı
Kanun’un 135. maddesinin (6) numaralı fıkrası göre katalog suçlar dışı suçlarla ve şüpheli
veya sanık dışındaki kişilerle ilgili karar verme yasağı olduğunu,
93
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
- Bir kişi hakkında 5271 sayılı Kanun 135. maddesinin (6) numaralı fıkrasına göre
alınan kararın, bu kişiyle görüşen ve hakkında karar alınmayan diğer kişinin haberleşme
özgürlüğünün kısıtlanması aracı olarak kullanılırsa, burada hukuka aykırı yolla elde edilen bir
delilin söz konusu olacağını, hakkında dinleme kararı bulunmayan kişi, bu telefon
görüşmesini ve içeriğini kabul etse bile bu kayıt ve beyanların, o kişinin aleyhine delil olarak
kullanılamayacağını,
- 5271 sayılı Kanun 138. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, dolaylı dinlenen
kişinin, “yapılmakta olan soruşturma ve kovuşturma ile ilgisi olmayan” suça konu olan
beyanları, belirli ve sınırlı katalog suçlara ve unsurlarına konu eylem ve olgularla ilgili ise
tesadüfen elde edilmiş delilden söz edilebileceğini, ancak dinlenen kişiyle ilgili işlem,
Anayasa’ya ve 5271 sayılı Kanun’un ilgili kurallarına aykırı ise bu görüşmede dolaylı
dinlenen kişinin beyanlarının 5271 sayılı Kanun 138. maddesinin (2). Numaralı fıkrası
kapsamında tesadüfen elde edilen delil niteliğini taşımayacağını,
- 5271 sayılı Kanun 135. maddesine göre alınan kararın muhatabı
olmayan/dolaylı dinlenen kişinin, yapılmakta olan soruşturma kapsamında olması veya
olmamasının mümkün olduğunu, dolaylı dinlenen kişinin, dinlenen kişinin soruşturması
kapsamındaki suça ilişkin beyanda bulunmuşsa beyan tarihinde, soruşturma kapsamında
olmamakla birlikte, soruşturma kapsamına alınması durumunda, soruşturma konusu suçun
iştirak hâlinde faili veya çok failli suçun faili olduğunu, buna karşın dolaylı dinlenen kişinin
5271 sayılı Kanun 135. maddesinin (6) numaralı fıkrasına göre beyanının alındığı tarihte,
karara konu soruşturma kapsamında kişi, yani şüpheli değilse, üçüncü kişi niteliğinde olması
nedeniyle diğer kişinin suça konu olsun veya olmasın söz konusu beyanının da soruşturma
dışı üçüncü kişinin beyanı niteliğinde olduğunu,
- Tesadüfen delili elde eden yetkilinin, bunu derhal ilgili Cumhuriyet savcısına
bildirmesi gerektiğini, aksi takdirde dinlemeye devam edilmesi sonucunda elde edilen
delillerin hukuken yetkisizlik nedeniyle yok hükmünde olduğunu,
- Cumhuriyet savcısının, hukuka uygun davranması durumunda, soruşturmada,
hakkında karar olmayan diğer kişinin (dolaylı dinlenen) suça ilişkin beyanı yönünden
kaybının ilk konuşmaya ait beyan olduğunu,
- 5271 sayılı Kanun 140. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre, ses veya görüntü
kaydı alınabilmesi için, hakkında işlem yapılacak kişinin, şüpheli veya sanık olmasının
zorunlu olduğunu,
- Adalet Müfettişinin soruşturma yetkisinin hâkim ve Cumhuriyet savcıları ile
bunların suçlarına iştirak edenlerle sınırlı olduğunu,
94
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
- Adalet müfettişlerinin Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Tüzüğü’ne göre, birinci
sınıf hâkimler dışındaki hâkim ve savcılar ve 6/C’de sayılan kişiler hakkında ceza
soruşturması yapabileceğini,
- Somut olayda Adalet müfettişinin Bakırköy’ün ilgili hâkimleri hakkında bir
soruşturma yapıp bitirdiğini, topladığı bulguları tesadüfen delil elde edilen kalıpla yetkili ve
görevli Ankara Cumhuriyet Savcılığına göndermekle Adalet müfettişliğinin zaten kendisini
yetkili görmediğinin açıkça anlaşıldığını, zira söz konusu raporda sadece davada sözü edilen
tahliye kararını veren Bakırköy hâkimiyle ilgili “disiplin işlemi” yapılması önerisinin
bulunduğunu, anılan Bakırköy hâkimi hakkında açılan ceza soruşturması olmadığı, anılan
Bakırköy hâkiminin suçuna iştirak edenin bulunmadığı, soruşturma yetkisi kapsamında tespit
edilmiş olan bir yargı mensubunun olmadığının ispatlandığını, bu durumda Adalet
Başmüfettişlerinin ilgili Bakırköy hâkimiyle sınırlı soruşturma yetkisi kapsamındaki özel
soruşturmada, yetkisiz olarak bu soruşturma dışındaki üçüncü kişilerle ilgili olarak, 13.3.2009
tarihine kadar işlem yaptıklarını,
- Tahliye kararının temyizi üzerine, dosyanın Yargıtay aşamasıyla ilgili üçüncü
kişilerin gayrimeşru amaçlı bir arayış içinde olmaları durumunda, rüşvet verme fiilini işlediği
izlenimini veren kişiler hakkındaki soruşturmanın genel hükümlere göre yürütülmesi
gerektiğini, bu nedenle Adalet Başmüfettişinin üçüncü kişilerin rüşvet vermeye ilişkin
fiillerini özel soruşturmayla takip yetkisi bulunmadığını,
- Böyle bir durumda Adalet müfettişinin durumu yetkili Cumhuriyet savcılığına
bildirmesi ve Cumhuriyet savcısının da üçüncü kişilere atılı fiillerle ilgili yapacağı soruşturma
sırasında, rüşvet alması olasılığı olan bir yargı mensubuna (adalet personeli, Cumhuriyet
savcısı, tetkik hâkimi, Yargıtay Daire Üyesi ve Başkanı) ilişkin bir bilgiye ve bulguya
ulaşması hâlinde bu yargı mensubuyla ilgili özel soruşturmayı yapmakla yetkili
organa/makama durumu derhal bildirmekle (ihbarla) görevli olduğunu,
- Adalet müfettişinin Bakırköy hâkimleri hakkında soruşturmayı bitirdikten sonra
elde ettiği delillere göre üçüncü kişiler hakkında soruşturma açamayacağını, bu nedenle
mütalaadaki aksi görüşe itibar edilemeyeceğini, zira böyle bir durumda söz konusu
soruşturmanın örneğin Anayasa’nın 148. maddesinde Yüce Divanda yargılanacak kişilerle
ilgili olması durumunda bu kişilerin de Adalet müfettişince soruşturulmasının mümkün hâle
gelebileceğini, oysa böyle bir yetkinin Adalet müfettişine verilmesinin mümkün olmadığını,
- Adalet Müfettişlerinin koruma tedbirleriyle ilgili yetkisinin 2802 sayılı
Kanun’un 101. maddesi uyarınca “arama” ile sınırlı olduğu, maddede telekomünikasyon
yoluyla iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme tedbirine karar verme bu hususta
talepte bulunma yetkilerinin bulunmadığını,
- Kanunda olmayan yetkinin Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Yönetmeliği’ndeki
hükümle verilemeyeceğini,
95
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
- Adalet Müfettişinin ilgili Bakırköy hâkimiyle iştirak ilişkisi iddiası olmayan
üçüncü kişilerle ilgili olarak telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi ve teknik
araçlarla izleme tedbirine karar verme ve bu hususta talepte bulunma yetkisi
bulunmadığından, bu tedbirlere ilişkin Adalet müfettişlerinin kararlarının onaylanması ve
doğrudan verilen mahkeme kararının da hukuka aykırı olduğunu,
- Hukuka aykırı olarak verilen kararlara dayalı olarak elde edilen kayıtların yok
hükmünde olduğunu,
- Hukuka aykırı olarak uygulanan tedbirler sırasında elde edilen delillerin
tesadüfen elde edilen delil olarak kabul edilemeyeceğini,
- Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Yönetmeliği’nin 98. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (ç) bendinde yetkisiz olarak sadece haberleşmenin tespiti ve dinlenmesine yer
verildiğini, buna karşılık 5271 sayılı Kanun’un 140. maddesindeki teknik takiple izleme
işlemine yer verilmediğini, maddedeki “gibi işlemler” gibi, “belirsiz/açık ve belli olmayan”
sözlerle, anılan hükmün kapsamına 5271 sayılı Kanun’un 140. maddesindeki teknik takiple
izleme işleminin konulamayacağını,
- 10.11.2008 tarihinde üç ayrı teknik takip işlemi yapılmış olduğu; ilk takibin
Süleyman BALCI ve Resul DALKIRAN’ın İstanbul-Ankara Otobanına girişi ile başlayıp
yanlarındaki poşeti Av. Necdet OKCU’ya teslim etmeleriyle sona erdiğini, ikinci takibin Av.
Necdet OKCU ile Yavuz ÇAY’ın bürodan ayrılmasıyla başlayıp Koza Sokakta poşeti kimliği
belirsiz kişiye teslim etmeleriyle son bulduğunu, üçüncü takibin ise polisin kimliği belirsiz
kişiyi izlemesi olduğunu,
- Adalet Başmüfettişinin, soruşturmakla yetkili olduğu Bakırköy hâkimi dışındaki
Süleyman BALCI, Resul DALKIRAN ve Necdet OKCU hakkında Anayasa’nın 20., 5271
sayılı Kanun’un 140., 2802 sayılı Kanun’un 101. maddesi hükümlerine göre, 5271 sayılı
Kanun 140’taki işlemleri yapabilme, tabii ki, kolluğa yaptırabilme yetkisinin bulunmadığını,
bu nedenle ilk iki takibin hukuka aykırı olduğunu, üçüncü takip bakımından ise polise
verilmiş bir talimat dahi bulunmaması nedeniyle söz konusu takibin bu nedenle de hukuka
aykırı olduğunu, esasen anılan tutanağı düzenleyen polislerden herhangi birisinin, özellikle
Adalet Başmüfettişinin yetkisiz/fiili, yani keyfi kararı dışındaki bir kişiyi takip yetkisinin
bulunmadığını, dolayısıyla anılan tutanakta yer alan üçüncü takibin bizzat tutanağa göre de
keyfi ve hukuken yok hükmünde olduğunu,
- 11.11.2008 tarihli Teknik Araçlarla Takip Tutanağı’nda, Necdet OKCU adlı kişi
hakkındaki ikinci teknik takip işleminin herhangi bir teknik araçla yapılmadığının
anlaşıldığını, oysa 5271 sayılı Kanun 140. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre yapılacak
koruma önlemi işleminin “teknik araçla yapılma” “geçerlik koşuluna” bağlı olduğunu,
96
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
- Teknik araçlarla izleme tedbiri bakımından tesadüfen elde edilen delil sayılma
biçiminde bir hükme yer verilmediğini,
- Hükümsüz veya hukuken yok hükmündeki belgenin duruşmada okunması veya
böyle bir belgeyi düzenleyenlerin duruşmada dinlenmesinin 5271 sayılı Kanun 214.
maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki usule aykırı olduğunu,
- Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu tarafından yapılan ilk soruşturmanın usulsüz
olması nedeniyle bu soruşturma sonucu verilen kararın kaldırıldığı, usulsüz olan bu
soruşturma sırasında muhakkik olan 4. Ceza Dairesi Başkanı tarafından toplanan delillerin
hukuka aykırı olduğunu,
- Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu’nun hukuka aykırı olarak elde edilen delilleri
kullanarak karar verdiğini,
- Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu’nun ikinci soruşturma sırasında muhakkik
olan Yargıtay 11. Ceza Dairesi Başkanı’nın soruşturma açılmasına gerek olmadığına ilişkin
raporunu gerekçesiz olarak göz önüne almadığını,
- Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu kararının daha önceki emsal kararlarına aykırı
olduğunu,
- Adalet Başmüfettişi’nin 7.7.2008 gün ve 07/04-1 sayılı talep yazısı ile bu talep
yazısı üzerine Sincan 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 7.7.2008 gün ve 2008/538 Müt. sayılı
kararının;
- Adalet Başmüfettişi’nin 27.8.2008 gün ve 08/27-1/3052 sayılı talep yazısı ile bu
talep yazısı üzerine Sincan 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 27.8.2008 gün ve 2008/594 Müt.
sayılı kararının;
- Adalet Başmüfettişi’nin 10.11.2008 gün ve 11/10-1 sayılı talep yazısı ile bu talep
yazısı üzerine Fatih 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 10.11.2008 gün ve 2008/1994 Müt. sayılı
kararının;
- Adalet Başmüfettişi’nin Necdet OKCU hakkında 10.11.2008 günlü 5271 sayılı
Kanun’un 135. ve 140. maddelerine göre işlem yaptırma kararı ve bu kararın onaylanmasına
içerin 11.11.2008 gün ve 11/11-1 sayılı yazısı ile Fatih 2. Sulh Ceza Mahkemesinin
11.11.2008 gün ve 2008/2016 Mü. sayılı kararının;
97
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
- Adalet Başmüfettişi’nin 13.11.2008 gün ve 11/13-1 sayılı talep yazısı ile bu talep
yazısı üzerine Fatih 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 13.11.2008 gün ve 2008/2041 Müt. sayılı
kararının;
- Adalet Başmüfettişi’nin 26.11.2008 gün ve 11/26-1 sayılı talep yazısı ile bu talep
yazısı üzerine Fatih 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 26.11.2008 gün ve 2008/2145 Müt. sayılı
kararının, yetkisizlikle hukuken yok hükmünde olduğunu ve hukuken yok hükmünde olan
anılan talep ve kararlara dayalı olarak yapılan 5271 sayılı Kanun’un 135. maddesindeki
işlemlere konu beyanların tamamının hukuka aykırı yollarla elde edilmiş bulgular olduğunu,
- 10.11.2008 gün ve 2008/1994 Müt. ile 11.11.2008 gün ve 2008/2016 Müt. sayılı
kararlara dayalı olarak yapılan 5271 sayılı Kanun’un 140. maddesindeki işlemlere konu
beyanların, görüntü ve ses kayıtlarının tamamının hukuka aykırı yollarla elde edilmiş
olduğunu,
- Adalet Başmüfettişi’nin 10.11.2008 günlü kararı ile 11.11.2008 günlü onay talep
yazısı ve 2008/2016 Müt. sayılı kararla onaylanarak elde edilen 5271 sayılı Kanun’un
140. maddesindeki işlemlere ait 11.11.2008 günlü teknik araçlarla izleme tutanağındaki ikinci
takip işlemiyle ilgili polis beyanları ile üçüncü takip işlemine konu kayıt ve tespitlerin usulsüz
ve hukuka aykırı yollarla elde edilmiş olduğunu,
- Adalet Müfettişi Halit KIVRIL’ın Yüce Divanda “Bana sözlü olarak
başvurdular, ben de kendilerine sözlü talimat verdim. ‘Kararı bana yazın gönderin’ dedim.
Bana gönderdiler, ertesi gün onay aldım.” şeklinde beyanda bulunduğunu, bu beyandan
10.11.2008 günü yapılan teknik takibin her hangi bir karara dayanmadan yaptırıldığının ve
kararın daha sonra alındığının ispatı anlamına geldiğini,
- Halit KIVRIL’ın imzaladığı kararda, el yazısıyla kararın veriliş zamanının “saat
19.00” olarak gösterildiğini, karar içeriğinde, Resul DALKIRAN ve Süleyman BALCI’nın
ellerinde poşet ile Av. Necdet OKCU’nun bürosuna geldiklerinin belirtildiğini, buna karşın
teknik verilere göre, her iki kişinin daha otelde iken, Resul DALKIRAN’ın Av. Necdet
OKCU’ya saat 19.09.15’te mesaj çektiği, Resul DALKIRAN’ın Av. Necdet OKCU’yla saat
19.26.18’de görüşme yaptığının anlaşıldığını, bu iki teknik verinin Resul DALKIRAN ve
Süleyman BALCI’nın saat 19.26.18’de otelde olduklarını gösterdiğini, bu durumda saat
19.26.18’de otelde olan ve otel çalışanlarından poşet aldıkları belirtilen iki kişinin saat
19.26.18’den önceki bir zamanda Av. Necdet OKCU’nun Bestekar Sokaktaki bürosunda
olmalarının aklen ve fiziken mümkün olmadığını,
- Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu’nun, ilk verilen son soruşturmanın açılması
kararının, itiraz ile geri olarak kaldırılmasıyla birlikte, ilk soruşturmanın bütün hüküm ve
sonuçlarıyla hükümsüz kaldığı ve bu kaldırılan soruşturmada tanık sıfatıyla dinlenen
polislerin beyanlarının hukuka aykırı yollarla elde edilmiş hâle geldiğini,
98
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
- Soruşturmada hukuka aykırı yolla elde edilen delillerin, hukuka aykırı olarak
elde edildiğinin tespit edilerek Yüce Divanın bu delillerin reddine karar vermesi gerektiğini,
- Yüce Divanın, hukuka aykırı elde edilmiş delilin reddi istemini, esasla birlikte
karara bağlanacağını ileri sürerek bu hususta karar verme görevinden kaçamayacağı gibi
esasla birlikte karar verilmek üzere şimdilik reddine de karar veremeyeceğini,
- Yüce Divanın, soruşturmada hukuka aykırı olarak elde edilmiş delile dayalı
iddiaları, sorgunun kapsamı dışında bırakması gerektiğini,
- Yüce Divanın, hukuka aykırı yollarla elde edilmiş delile dayalı yapacağı bir
sorguda, elde edilecek sanık savunmasının da hukuka aykırı yolla elde edilmiş delil olacağını,
- Müvekkili olan sanığın, yargılandığı tek fiil olan 10.11.2008 tarihinde işlendiği
iddia edilen rüşvet alma fiili dışındaki herhangi fiil ve olgudan dolayı isnat altında
bulunmadığını, bu nedenle sanığın yargılanmayan fiilden veya olgudan dolayı sorguya
çekilemeyeceğini, beyana zorlanamayacağını ve soru sorulamayacağını,
- Bu bağlamda, birleştirilen davanın iddianamesindeki 14.11.2008’de verilecek
rüşvetin sağlanmasına ilişkin İDTM A.Ş. Yönetim Kurulu kararı alınmasıyla başlayan süreçte
işlendiği iddia edilen fiil ve olguların, müvekkili olan sanığın yargılandığı 10.11.2008
tarihinde işlendiği iddia edilen rüşvet alma fiilinden ayrı ve farklı fiil ve olgular olduğunu,
- Suça konu olayla ilgili olarak yapılan ikinci soruşturmada müvekkilinin verdiği
yazılı savunma, tahliye kararına ilişkin onama kararı ve onunla ilgili dosyalar ile HTS kaydı
dışında hukuka uygun elde edilen bulgu bulunmadığını,
- Kovuşturma aşamasında hukuka uygun elde edilen bulguların ise Yargıtay
Başkan ve üyelerinin beyanları, onama kararıyla ilgili dinlenen tanıkların beyanları, İDTM
A.Ş.’nin 14.11.2008 tarihli kararla ilgili olara dinlenen Yönetim Kurulu üyelerinin beyanları
ile HTS kayıtlarıyla sınırlı olduğunu, bunlar dışında kalan tüm bulguların hukuka aykırı olarak
elde edilen bulgular olduğunu,
- Adalet müfettişinin, soruşturmaya yetkili olmadığı üçüncü kişilerle ilgili
yetkisizlikle hukuken yok hükmündeki dinlemelerle elde edilen bulguların Yüce Divan
tarafından takdir edilemeyeceğini ve sanığın aleyhine karara esas alınamayacağını,
- Diğer sanıklarla ilgili telefon dinlemeleri hukuka uygun bile olsa bu telefon
görüşmelerine konu beyanların sanık emekli Daire Başkanı dışındaki diğer sanıkların kendi
99
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
aralarındaki beyanlar olması nedeniyle görüşmenin tarafı olmayan emekli Daire Başkanı
aleyhine olarak, delil olarak takdir edilemeyeceğini ve karara esas alınamayacağını,
- 10.11.2008 tarihli 350951523 tape kayıt sıra no’lu Av. Necdet OKCU-Resul
DALKIRAN arasındaki görüşmede Av. Necdet OKCU’nun “Şimdi haftaya Salı günü
görüşülecek çünkü sen gelince öyle oldu” sözündeki “Salı günü görüşülecek” ibaresinin
belirsiz olduğunu, onama kararının 18.11.2008 gününde verilmesi ve görüşme tarihinde her
hangi bir değişikliğin olmadığının tanık beyanlarıyla doğrulandığını,
- Uzmanlık Raporuyla, 14.10.2009 tarihli ses kaydında yargılanan rüşvet alma
fiiline ilişkin teknik tespitin yer almaması nedeniyle, kolluk tarafından yapılan 10.12.2009
tarihli ses kaydı çözümündeki tespitlerin teknik olarak doğru ve geçerli olmadığının tespit
edildiğini,
- Sanık Daire Başkanının, 10.11.2008 tarihinden sonra atılı rüşvet alma fiilini
temsil eden bir bulgunun bulunmaması nedeniyle dava açan belgedeki 14.11.2008 ila
18.12.2008 tarihleri arasındaki süreçte yapılan görüşmelerdeki beyanlarla Daire Başkanının
suçlanmasına olanak bulunmadığını,
- 14.11.2008 gününde Orkun Osman BİLGİVAR’ın Mehmet GÜNGÖR adında
birisiyle yaptığı telefon görüşmesinde “Rüşvet –meşhur söz- bugün verecekler.” “Bugün
verilecek rüşvetin parası çıktı.” şeklinde beyanda bulunduğu dikkate alındığında, 14.11.2008
gününde veya daha sonrasında verileceği iddia edilen rüşvetten söz edilmesi karşısında, bu
konuşmanın 10.11.2008 gününde verildiği iddia edilen rüşvet suçunun delili olamayacağının
açık olduğunu,
- Yine Resul DALKIRAN ile Yavuz ÇAY arasında geçen telefon görüşmesinde
“Ya, sana bugün para gelecek, işte oradan şu kadar ayır.” şeklindeki beyanlardan da
17.11.2008 tarihinde getirileceği anlaşılan paranın 10.11.2008 gününde verildiği iddia edilen
rüşvetin delili olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığının ortaya çıktığını,
- 11.11.2008 tarihli Teknik Araçlarla İzleme Tutanağı’nda, “Takip edilen rüşvet
suçunun delillendirilebilmesi amacıyla söz konusu takipte geçen paranın bir kısmının
10.11.2008 günü teslim edileceği öğrenilmiş, söz konusu paranın kime teslim edileceğini
öğrenmek maksadıyla alınan talimat gereği yapılan takipte” denildiğini, polis memuru Deniz
ÖZKOÇAK’ın da 26.7.2011 ve Yüce Divanda verdiği 2.5.2012 günlü beyanlarında Orkun
Osman BİLGİVAR’ın beyanlarına göre, 10.11.2008 günü ve öncesinde, İstanbul’dan
Ankara’ya rüşvet verilmek için gelineceğinin öğrenildiğini beyan ettiğini, oysa Orkun Osman
BİLGİVAR’ın “hâkimlere rüşvet verilmek üzere yönetim kurulu kararı çıkartıldığı”
şeklindeki beyanının Orkun Osman BİLGİVAR ve Mehmet GÜNGÖR arasında 14.11.2008
günü saat 19.44.41’de gerçekleşmesi karşısında, 14.11.2008’de yapılan görüşmenin,
100
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
10.11.2008 tarihinde öğrenilmesinin fiilen ve hukuken mümkün olmadığını, Deniz
ÖZKOÇAK’ın beyanın akla aykırı olduğunu,
- Esasen Orkun Osman BİLGİVAR’ın, 10.11.2008 tarihli bir telefon
görüşmesinin de bulunmadığını,
- Deniz ÖZKOÇAK’ın 1.250.000 TL ile ilgili banka hesap hareketlerine göre,
10.11.2008 günü ve öncesinde, İstanbul’dan Ankara’ya rüşvet verilmek için gelineceğini
öğrenmesinin de fiilen ve hukuken imkânsız olduğunu, zira banka kayıtlarının
incelenmesinden 10.11.2008 tarihinde, İDTM A.Ş.’nin banka kayıtlarından 1.250.000 TL
veya yüklü miktarda olarak ifade edilen bir para çıkışının bulunmadığının anlaşıldığını,
- Deniz ÖZKOÇAK’ın kısmi rüşvet ödenmesinin öğrenilmesi olgusuyla ilgili
olarak 2.5.2012 günlü duruşmada beyan ettiği “Ankara’ya gelirken yolda… Biz işte bunları
nereden biliyoruz, bu paranın para olabileceğini, oraya gidenin para olabileceğini?”, Resul
DALKIRAN, Necdet OKCU’yu arayarak “O ikinci işi avukatla birlikte Süleyman BALCI’nın
yanında konuşma, benim daha sonra birisini göndereceğim, sana o, ona teslim edeceksin o
parayı.” şeklindeki ifadesinde geçen telefon görüşmesinin 10.11.2008 günün saat 19.26.18’te
yapıldığı dikkate alındığında, sonraki zaman dilimine ait bir fiilden önceki zaman dilimine ait
fiilin öğrenilmesi anlamına geleceğini, oysa böyle bir şeyin mümkün olamayacağını,
- 10.11.2008 günlü teknik takip tutanağını düzenleyen polis memurlarının
beyanlarının çelişkilerle dolu olduğunu, bu nedenle söz konusu beyanlara itibar
edilemeyeceğini,
- 11.11.2008 tarihli tutanakta 10.11.2008 günü saat 20.05 itibariyle Av. Necdet
OKCU’nun yanında Yavuz ÇAY’la beraber, ofisinin bulunduğu Yılmaz Apartmanından
çıktığının belirtildiğini, buna karşın, HTS kayıtlarından saat 20.09.31’de, Av. Necdet
OKCU’nun bürosunda kurulu bulunan 312 468 68 01 numaralı hattından, Hasan
ERDOĞAN’ın evinde kurulu bulunan 312 439 00 10 numaralı hattın arandığı ve 131 saniyelik
bir görüşme yapıldığının tespit edildiğini, bu durumun da tutanağın gerçeği yansıtmadığını
gösteren bir başka delili olduğunu,
- Hasan ERDOĞAN’ın adına kayıtlı iki ayrı cep telefonu hattıyla ilgili “iletişimin
tespiti” (5271 sayılı Kanun 135/1) kayıtlarının tetkikinden söz konusu cep telefonlarından,
Necdet OKCU’yla veya birleştirilen davanın sanıklarıyla herhangi bir görüşme kaydı
tespitinin bulunmadığının anlaşıldığını,
- Necdet OKCU’nun (0 532 2729181) nolu cep telefonu hattına ilişkin iletişimin
tespitinde, 10.11.2008 günü saat 20.21.54’te, Necdet OKCU’nun cep telefonu hattından,
Hasan ERDOĞAN’ın 10.11.2008 tarihinde oturmakta olduğu konutun sabit ev telefonunun
101
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
(0 312 4300010) “15 saniye iletişim” kaydının yer aldığını ancak, bu kayıtta, 10.11.2008
tarihinde, belirtilen telefon hatları arasında, salt 15 saniyelik iletişim bulgusu dışında bir
bulgunun yer almadığını,
- Baz istasyonu belli bir kapsama alanına sahip olduğunu, 5271 sayılı Kanun’un
135. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre elde edilen iletişimin tespitinin iletişimde
bulunan kişilerin, baz istasyonu kapsama alanı içinde belli bir noktada bulundukları yeri
göstermediğini, diğer söylemle noktasal tespit söz konusu olmadığını, kişinin baz istasyonu
kaplama alanı içinde herhangi bir noktasında olabileceğini gösterdiğini,
- Teknik takip tutanağı ile bu tutanağı düzenleyen polis memurlarının
beyanlarında ifade edilen Resul DALKIRAN ve Necdet OKCU’nun 10.11.2008 gününde
İstanbul’dan Ankara’ya beyaz bir poşet içerisinde getirildiği iddia edilen şeyin para olup
olmadığının şüpheli olduğu ve şüphenin de sanık lehine yorumlanması gerektiğini, zira
polislerin, beyaz poşet içindeki şeyi para olarak değerlendirmelerinin onların kanaatlerinden
veya yorumlarından ibaret kaldığını,
- Karton çantanın veya beyaz poşetin içindeki şeyin para olduğu kabul edilse bile,
iki sanığın ileri sürülen rüşvetin kısmi ödemesi için Ankara’ya para getirip, sanık avukata
verdiklerinin kanıtlanamadığını,
- Hukuka uygun ve hukuka aykırı elde edilen bulguların tamamının tek ve birlikte
değerlendirilmesi soncunda sanık Daire Başkanının atılı rüşvet alma suçundan dolayı fiilin
yokluğundan veya delil yetersizliğinden beraatına karar verilmesinin zorunlu olduğunu,
- Polis memurlarının, iddiaya konu olaydan 10.11.2008-2.7.2010 arasındaki 1 yıl
7 ay 12 gün sonra, ilk beyanlarında, kimliği belirsiz kişinin teşhis yoluyla, sanık emekli Daire
Başkanı olduğunu söyleyememelerine karşın, Yüce Divanda 2.5.2012 gününde yapılan
duruşmada oy birliği ve ağızbirliği ile kimliği belirsiz kişinin sanık Daire Başkanı olduğunu
çok açık, net ve tereddütsüz biçimde söylemelerinin açıkça çelişkili bir durum olduğunu,
- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’ndaki basit
rüşveti, rüşvet suçunun kapsamından çıkardığını, 5237 sayılı Kanun’un 252. maddesinde
sadece nitelikli rüşvetin düzenlendiğini,
- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 252. maddesinin (3) numaralı fıkrasına göre,
rüşvetin bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya
yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlaması olduğunu, buna
karşın 5237 sayılı Kanun’da “yapılması gereken işin yapılması veya yapılmaması gereken
102
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
işin yapılması için menfaat sağlama”nın 257. maddenin (3) numaralı fıkrasında, “menfaat
sağlama yoluyla görevi kötüye kullanma suçu” olarak düzenlendiğini,
- 5237 sayılı Kanun’un 252. maddesinde, görevin gereklerine aykırı olarak
yapılması gereken işin yapılmaması veya yapılmaması gereken bir işin yapılması için menfaat
sağlanmasının rüşvet suçu olarak düzenlendiğini, buna karşın, 5237 sayılı Kanun’un 257.
maddenin (3) numaralı fıkrasında ise görevin gereklerine uygun olarak yapılması gereken bir
işin yapılması veya yapılmaması gereken bir işin yapılmaması için menfaat sağlamanın görevi
kötüye kullanma suçunun maddi unsuru olarak kabul edildiğini,
- 5.7.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanunla 5237 sayılı Kanun’un
252. maddesindeki rüşvet suçunun tamamıyla değiştirildiğini, yapılan değişiklikle 5237 sayılı
Kanun’la getirilen menfaat sağlamada görevin gereklerine uygun veya görevin gereklerine
aykırı olarak işin yapılması veya yapılmaması ayırımına dayalı iki farklı suçun varlığına son
verilerek tek bir rüşvet suçunun varlığının kabul edildiğini,
- 6352 sayılı Kanun’la yapılan bu değişikliğin en önemli sonucunun 5237 sayılı
Kanun’un 257. maddesinin (3) numaralı fıkrasındaki suçun kaldırılmasının olduğunu,
- Daire Üyesi tanıkların beyanlarıyla, tahliye kararının onanması gerektiği için
onama kararı verdiklerinin, onama kararının oy birliğiyle verildiğinin ve Daire Başkanının
onama kararına katılmaları konusunda herhangi bir yönlendirmesi olmadığının ispatlandığını,
böylece verilen onama kararının baştan sona görevin gereklerine uygun yapıldığının ortaya
çıktığını, bu durumda iddia geçerli olsa bile, buradaki fiilin ancak yapılması gereken bir işin
yapılması için menfaat sağlama fiili olabileceğini ve bu suçun da 5237 sayılı Kanun’un 257.
maddenin (3) numaralı fıkrası kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini,
- Sonradan yürürlüğe 6352 sayılı Kanunla değişik 5237 sayılı 5237 sayılı
Kanun’un 252. maddesindeki suç, 5237 sayılı Kanun’un 252. maddesindeki suça göre aleyhe
düzenleme olduğunu ve bu nedenle 5237 sayılı 5237 sayılı Kanun’un 7. maddesinin
(2) numaralı fıkrasına göre, suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan
yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise failin lehine olan kanun uygulanması
gerektiğini,
- Kaldı ki, 5237 sayılı 5237 sayılı Kanun’un 7. maddesinin (2) numaralı
fıkrasındaki emredici hüküm gereğince, sanığın üzerine atılı 10.11.2008 tarihli menfaat
sağlama fiili gerçek fiil olsa veya ispatlansa bile, atılı bu filin maddi unsuru olacağı 5237
sayılı Kanun’un 257. maddesinin (3) numaralı fıkrasındaki suçun, hukuk düzeninden
çıkarılmasından dolayı, sanık Daire Başkanının cezalandırılmasına karar verilebilmesinin söz
konusu olmadığını,
103
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
- Birleştirilen davadaki iddianamede yer verilen belirsiz tarihli rüşvet verme
anlaşmasının doğru ve geçerli olmadığı gibi dava açan belgede böyle bir rüşvet anlaşması
olgusuna yer verilmemesi nedeniyle esas hakkındaki mütalaadaki iddiayla yargılamaya
kalkışılan diğer sanıklarla sanık avukat arasındaki rüşvet verme anlaşması olgusunun iddianın
genişletilmeye çabası niteliğinde olduğunu, kaldı ki Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının
diğer sanıklarla ilgili rüşvet verme anlaşması olgusunu, 5271 sayılı Kanun’un 170.
maddesinin (3) numaralı fıkrasının (i) bendi hükmüne aykırı olarak,”yer, tarih ve zaman
dilimi” unsurlarıyla birlikte iddia edemediğini,
- Yukarıda açıklanan tüm bu nedenlerle sanığın üzerine atılı rüşvet alma suçundan
beraatına, Yüksek Mahkemenin aksi kanaatte bulunması durumunda 257. maddesinin (3)
numaralı fıkrasından, fiil kabul ediliyorsa, ispatlanmışsa, bu fiilin ancak bu olabileceğine,
onun da yürürlükten kalktığı için beraatına, hiçbirisi kabul edilmiyorsa 257. maddesinin (3)
numaralı fıkrası ile ilgili lehine olan 62., 51. ve 52. maddelerinin ve diğer lehe takdiri
hükümlerin uygulanmasına karar verilmesini,
beyan etmiştir.
2- Murat YALÇINTAŞ ve Müdafiilerinin Esas Hakkındaki Savunması
Sanığın 13.11.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Esas Hakkındaki
Savunma
Sanık söz konusu savunmasında özetle;
- İDTM A.Ş.’nin kamu kuruluşlarının ortak olduğu bir kurum olduğunu,
dolayısıyla bu Kurum’un kazancından ya da kaybından şahsi bir menfaatinin ya da kaybının
söz konusu olamayacağını, bu Kurum’dan yalnızca Yönetim Kurulu toplantılarına katılması
nedeniyle huzur hakkı aldığını, kendisinin birçok yerde görevlerinin olduğunu, bu nedenle
olayların detayına kadar girme imkânının bulunmadığını ve profesyonel kişilerle işlerin
götürüldüğünü,
- 2008 yılının şubat ayında avukatların İDTM A.Ş. Yönetim Kuruluna bir dilekçe
verdiklerini ve yapılan kısım kısım ödemelerin alacaklarını karşılamadığını, alacaklarının
biriktiğini ve ödeme yapılmasını istediklerini, bu konunun Yönetim Kuruluna geldiğini,
Kurulun ise nereden ne kadar borcun olduğunu gösterir liste hazırlanmasını istediğini, istenen
bu listenin avukatlarca hazırlandığını, bu listenin öncelikle denetçiler tarafından incelendiğini
ve sonrasında Yönetim Kurulu’na tekrar geldiğini ve sonuçta Kasım ayında ödemenin
yapıldığını,
- Avukatlara yapılan ödemenin Şubat ayına kadar sürmesinin sebebinin Yönetim
Kurulunun ayda bir toplanması ve akla gelen şüphe ya da sorular nedeniyle sürecin uzaması
104
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
olduğunu, Yönetim Kurulu gündemlerinin ilk sırasını her zaman hukuki meseleler olduğunu,
- Toplantılardan bir tanesinde avukatların dosyaların Yargıtayda olması nedeniyle
Ankara’da avukatlarla çalışacaklarını söylediğini, Yönetim Kurulunun da buna izin verdiğini
ancak, kiminle, nerede çalışıldığını ya da kimlerle ne konuşulduğunu bilmediğini,
- Sanık Hasan ERDOĞAN’ı ilk kez Ankara’da Emniyette gördüğünü; iddia
makamının hiçbir somut delil olmadan yalnızca varsayımla, yorumla ve peşin kabullerle
cezalandırılmasını talep ettiğini; lehine olan bilgilerin ve delillerin olmasına rağmen iddia
makamının bunları değerlendirmediğini, iddia makamının kendisini merkezde olan bir kişi
olup bütün işleri kontrol ettiğini ve denetlediğini belirttiğini ancak, soruşturma boyunca
hakkında ne bir dinleme kararı ne de teknik takip kararı bulunduğunu, dolayısıyla bütün
soruşturma boyunca bu soruşturmayı götüren kişilerin bu meselenin içinde olduğunu
düşünmediklerini, zira bu kişilerin ellerinde kendisinin suç işlediğine dair herhangi bir
bulgunun ellerinde bulunmadığını,
- 29.8.2008’de daha önce iki ya da üç defa gördüğü sanık Serkan TIĞLIOĞLU ile
ilk defa gördüğü yanındaki kişilere “Yargıtay’da davamız var. Bizim Yargıtay Başkanı’na
rüşvet vermemiz lazım” deyip eliyle işaret yapmasının hayatın olağan akışına ve mantığa
uygun olmadığını, insanın menfaati olmayan bir konuda böyle bir suçu işlemesinin hayatın
olağan akışına uygun olmadığını,
- Sanık Av. Süleyman BALCI ile görüşmesinde geçen ve telefonda anlatamayıp
yüz yüze görüşülmesi gerektiğini belirttiği hususun sanık Orkun Osman BİLGİVAR ile ilgili
olduğunu, zira sanık Orkun Osman BİLGİVAR’ın istifasının isteneceğini ve bu sebeple bu
konuşmayı yaptığını, ayrıca çıkacak hukuki meselelerin halledilmesi için sanık Av. Süleyman
BALCI’dan Ankara’ya gitmemesini istediğini,
- Sanık olmayan diğer Yönetim Kurulu üyelerinin tanık olarak dinlenmesine
rağmen iddia makamının bu tanıkların işin esasına yönelik herhangi bir beyanlarının
bulunmadığını belirterek ifadelerini değerlendirmediğini, kendisinin yüz yüze bu kişilere
rüşvet olayını anlattığı ileri sürülüyorsa bu tanıkların anlattıklarının neden
değerlendirilmediğini, neden sadece kendisinin sanık olduğunu,
- Rüşvetin 10 Kasım’da verildiği ileri sürülmüşse de Yönetim Kurulu kararının
14 Kasım’da alınması nedeniyle Yönetim Kurulu’ndan rüşvet kararının alınmasının mümkün
olmadığını ayrıca hakkında delil olarak gösterilen konuşmanın 17 Kasım’da yapılması
nedeniyle verilmiş olan rüşvetin konuşmasının yapılamayacağını,
- Sanık Av. Süleyman BALCI’yla “para verme makbuz da alma” şeklindeki
konuşmasının iddia makamınca normal bir vekâlet ilişkisinden çok gayri hukuki bir ilişki
105
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
olduğunu değerlendirmiş ise de Meclis üyesi iki kişinin İDTM A.Ş.’nin dosyası ile ilgili
olarak söylenti çıktığını söylemeleri üzerine yaptığını,
- Ankara’ya TBMM’deki kanun çalışmaları için gittiğini, iddia makamının rüşvet
parasının sanık Hasan ERDOĞAN’a verilirken sanık Av. Süleyman BALCI ile telefon
görüşmesi yaptığının ve talimat verdiğinin ileri sürüldüğünü ancak, rüşvetin verilme tarihinin
10 Kasım olmasına rağmen kendisinin sanık Av. Süleyman BALCI’ya telefon edip “Bir şey
yapma, hiç kıpırdama” dediği tarihin 18 Kasım olduğunu,
- Rüşvete konu kararın onanması üzerine kendisinin Ankara’ya gelerek paraları
bizzat vereceğinin iddia makamınca insafsızca ileri sürüldüğünü, rüşvete aracılık edip suç
işlemediği ve beraatına karar verilmesini,
beyan etmiştir.
Sanık Müdafilerinin 13.11.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Esas
Hakkındaki Savunma
Sanık müdafileri söz konusu savunmalarında özetle;
- Esas hakkındaki mütalaanın hukuki bakımdan bir kıymet ifade etmediğini, bu
mütalaada hukuk düzeninin en temel prensipleri ile 5271 sayılı Kanun’un açık hükümlerinin
çarpıtılarak mahkemeye sunulduğunu,
- İddia makamının mütalaasında aramanın koruma tedbirleri arasında en ağır
koruma tedbiri olduğunun ileri sürüldüğü oysa bu tedbire karar verme yetkisinin hâkimin yanı
sıra gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde cumhuriyet savcısına ve hatta savcıya
ulaşılamadığı durumlarda kolluk amirine verildiğini, buna göre arama tedbirinin en kolay
başvurulabilen tedbir hâline geldiğini, dolayısıyla iddia makamının değerlendirmesinde
olduğu gibi adalet müfettişinin bu tedbire başvurabileceği hususundaki yorumunun yerinde
olmadığı ve 5271 sayılı Kanun prensiplerine aykırı olduğunu,
- Esas hakkındaki mütalaada “çoğun içinde azın da bulunacağı” yönündeki
yorumunun hem Anayasa’nın hem de temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin
düzenlemelere aykırı olacağını, Anayasa’da özel hayatın gizliliğine, kişi özgürlüğüne,
haberleşme mahremiyetine hangi sebeplerle kimler tarafından sınırlandırma
getirilebileceğinin ayrı ayrı gösterildiğini, 5271 sayılı Kanun’da da bu temel hak ve
özgürlüklere müdahale teşkil eden koruma tedbirlerinin şartlarının sıkı surette ve yine ayrı
ayrı belirtildiğini, hâlbuki iddia makamına göre sadece arama konusundaki düzenlemenin
ilgili mercilerin kişilerin her türlü temel hak ve özgürlüklerine müdahale edebileceği gibi bir
yetki verdiğini savunduğunu, oysa böyle bir anlayışın hukuk devletinde kabul edilebilir bir
anlayış olmadığın,
106
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
- 2802 sayılı Kanun’da adalet müfettişine verilen yetkiler arasında sayılmayan bir
yetkiye sahip olduklarının kabul edilmesinin hukuken mümkün olmadığını, nitekim Danıştay
İdari Dava Daireleri Kurulunun 25.10.2010 tarihli kararında adalet müfettişlerinin
yetkilerinin sınırının açık bir şekilde gösterildiğini; iddia makamının, adalet müfettişine
arama yetkisi veren 2802 sayılı Kanun’un 101. maddesinden hareketle yetkisiz olduğu diğer
koruma tedbirlerine de başvurabileceğini ileri sürmesi, “ceza muhakemesinde istisnai ve
sınırlı hükümlerde kıyas yapılamaz ilkesi”ne de aykırı olduğunu, zira bu ilkeye göre, yetkili
kişinin ancak kanunda tek tek sayılan koruma tedbirlerine başvurabileceğini ve bunun dışında
kalan diğer tedbirlere başvurulmasının mümkün olmadığını,
- Dosyaya sunulan bilimsel mütalaaların iddia makamınca bilirkişi raporu gibi
değerlendirilmemesi gerektiği yönündeki görüş ile bu mütalaaların hafife alındığını, adalet
müfettişlerinin delil elde etmek amacıyla diğer koruma tedbirlerine, özellikle temel hak ve
özgürlüklere yoğun bir müdahale sonucu doğuran telekomünikasyon yoluyla yapılan
iletişimin denetlenmesi veya teknik araçlarla izleme gibi nitelikli delil elde etme yöntemlerine
başvurmalarının kabul edilmediğini, kanunda açıkça düzenlenmedikçe, bu tür tedbirler
uygulanma alanı bulamayacağını, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu konuda çok sayıda
içtihadının bulunduğunu,
- Kamu hukukunda yetkisizliğin kural, yetkinin ise istisna olduğunu, dolayısıyla
adalet müfettişine verdiği yetkinin dışına çıkarak kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin çeşitli
koruma tedbirleri vasıtasıyla sınırlandırılabileceğinin kabul edilmesi hukuk devletinin
bireylere sağlamış olduğu hukuk güvenliğini tamamen ortadan kaldırıcı bir yaklaşım
olacağını,
- Kanun koyucunun, adalet müfettişlerinin bu konuda 2802 sayılı Kanun uyarınca
sınırlı bir yetkiye sahip olması karşısında, 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu
Kanunu’nun kurul müfettişlerinin görev ve yetkilerini düzenleyen 17. maddesi ile
müfettişlere 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile tanınan yetkilerin genişletildiğini,
dolayısıyla 5271 sayılı Kanun’un 135. ve 140. maddelerinde yer alan telekomünikasyon
yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme gibi tedbirlere ilk defa
kabul edildiğini,
- İddia makamının esas hakkındaki mütalaasında adalet müfettişine verilen
soruşturma yetkisinin kişi bazında değil, olay bazında olduğunu ve dolayısıyla tahliye
davasıyla ilişkisi olan herkesi hakkında soruşturma yetkisinin bulunduğunu kabul ettiğini
oysa adalet müfettişinin görevlendirildiği olay ve kişileri bir kenara bırakarak Bakırköy 2.
Sulh Hukuk Mahkemesinde görülen tahliye davasında karar verildikten sonra somut olarak
herhangi bir yargı mensubuna yöneltilmeksizin yeni bir olaya ilişkin soruşturma başlattığını,
nitekim iddia makamının da mütalaasında bu soruşturmanın ikinci olay olarak
nitelendirildiğini ve Yargıtay’daki hâkimlere rüşvet verileceğine ilişkin duyum üzerine bu
107
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
ikinci olay hakkında soruşturma başlatıldığının belirtildiğini; ikinci olayın ilk rüşvet
olayından tamamen bağımsız bir süreç olduğu, bu ikinci olayın adalet müfettişince
soruşturmaya başlanabilmesi için yeniden Bakan Oluru’nun alınması gerektiğini, ayrıca
adalet müfettişinin Yargıtay üyeleri hakkında soruşturma yetkisinin bulunmadığını,
- Adalet müfettişinin yetkisi olmadığı hâlde sivil kişiler hakkında telefon dinleme
kararı aldığını, üçüncü kişiler hakkındaki soruşturmanın, izin verilmiş bulunan yargı
mensupları bakımından soruşturma devam ettiği müddetçe geçerli olacağını, adalet
müfettişinin ikinci olayın duyumunu aldıktan sonra konuyu ya ilgili cumhuriyet savcısına ya
da Yargıtay üyeleri ile ilgili şüphesi varsa Yargıtaya dosyayı intikal ettirmesi gerekirken bunun
yapılmadığını,
- Adalet müfettişinin, herhangi bir hâkim veya savcıyla irtibatlandırmaksızın
tamamen varsayıma dayalı olarak ve rüşvet vereceği düşünülen sivil kişilerden hareketle bir
rüşvet olayını ortaya çıkarma görev ve yetkisinin bulunmadığını, ikinci olayın ilk olaydan
bağımsız olması nedeniyle ilk olayla ilgili soruşturmanın muhatabı olan hâkimlerin
hâlihazırda görülmekte olan bu davada sanık olarak bulunmadıklarını, bunun dahi her iki
olayın farklı olduğunu ve olaylar arasında bir iştirak ilişkisinin olmadığını açıkça gösterdiğini,
bu nedenle somut olay bağlamında tesadüfen elde edilen delillere ilişkin 5271 sayılı Kanun’un
138. maddesinin ikinci fıkrasının uygulanma imkânının bulunmadığını, zira adalet
müfettişinin bir yüksek mahkeme üyesine yönelik soruşturma yapma yetkisinin
bulunmadığından bu kapsamda yapılan işlemler ile elde edilen delillerin hukuka aykırı
olacağı,
- Hakkında karar bulunmayan kişi ile ilgili kişinin ilk görüşmesinin tesadüfen delil
niteliğinde olduğunun oysa davada ilk görüşmenin tespitinden sonra değil, bütün görüşmeler
kayıt edildikten sonra durumun cumhuriyet savcılığına bildirildiğini,
- Telefon konuşma kayıtlarının hukuka uygun yollarla elde edilmiş olsalar dahi
Yargıtayın istikrar kazanmış kararlarında da kabul edildiği üzere, tek başlarına bir olayı ispat
etme gücünün bulunmadığını, diğer delillere de hukuka aykırı yollarla elde edilen tape
kayıtları ve teknik takip kayıtları vasıtasıyla ulaşıldığını, “zehirli ağacın meyveleri de
zehirlidir” kuralı gereğince hukuka aykırı yollarla elde edilen diğer delillerin de bu
yargılamada değerlendirilmesinin mümkün olmadığını; ceza muhakemesinde fiziki takip adı
altında düzenlenmiş bir delil elde etme yönteminin bulunmadığını, fiziki takip tutanağının
tutulmasının hukuka aykırı olması nedeniyle bu tutanağı tutan kişilerin de tanık olarak
dinlenemeyeceğini,
- Rüşvet suçunun ispatının zor olması nedeniyle suçüstü yapılması gerektiğini
ancak, adalet müfettişinin ve kolluk görevlilerinin suçüstü hükümlerini uygulamadıklarını,
tanık olarak dinlenen Adalet Müfettişi Halit KIVRIL’ın soruşturmayı yapan kişi ve objektif
olmasının mümkün olamayacak olması nedeniyle beyanının tanık beyanı olarak kabul
108
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
edilmesinin mümkün olmadığını, bu kişinin beyanının kişisel değerlendirmelerden ibaret
olduğunu,
- Avukatlara ödenen ücretin Avukatlık Kanunu’na ve avukatlık ücret
sözleşmesine göre ödendiğini, fazla ödeme yapılmadığını, bu durumun aksinin de ispat
edilmediğini, sanık Av. Necdet OKCU ile İDTM A.Ş. vekili arasındaki anlaşmanın rüşvet
anlaşması olmayıp Avukatlık Kanunu’nun 36. maddesine göre vekâlet ilişkisi olduğunu, bu
vekâlet ilişkisi içerisinde sanık Av. Necdet OKCU’nun ne şekilde davrandığının sanık Murat
YALÇINTAŞ’ı bağlamadığını, dosya içeriğinde rüşvet anlaşmasının ne zaman, ne şekilde ve
hangi kapsamda yapıldığının açıklanmadığını, toptancı bir anlayışla rüşvet anlaşmasının
yapıldığı sonucuna varıldığını, oysa böyle bir anlaşmanın yapılmadığını ortaya koyacak
delillerin bulunduğunu,
- Sanık Hasan ERDOĞAN’ın yüksek hâkim olan diğer üyeleri hissettirmeden
etkilemesinin mümkün olmadığını, tanık olarak dinlenen tetkik hâkimi ile yüksek hâkimlerin
bu hususu doğruladıklarını, kaldı ki müzakerenin uzun süre sürdüğünün açık olduğunu, sanık
Hasan ERDOĞAN’a yapılmış bir rüşvet teklifinin söz konusu olmadığını ve iştirak
hükümlerinden mahkumiyete gidilemeyeceğini,
- Tahliye kararının onanması tüm heyetin uzun süren müzakere sonucunda oy
birliği ile alındığını, dolayısıyla görevinin gereklerine aykırı hareketin söz konusu olmadığını,
yargısal takdir yetkisinin bir menfaat karşılığında alınmış olması durumunda ise görevin
gereklerine aykırı davranıldığının söylenemeyeceğini, bunun görevin kötüye kullanılması ve
eski 5237 sayılı Kanun’un 252. maddenin üçüncü fıkrasındaki suçun olacağını, rüşvet konusu
paranın miktarının belli olmayıp rüşvet suçunun konusunun ortaya konulmadığını, ayrıca bu
paranın sanık Hasan ERDOĞAN’a verildiğinin tespit edilemediğini, dolayısıyla suçun
oluşmadığını,
- Sanık Murat YALÇINTAŞ hakkında iletişimin denetlenmesi ve teknik takip
kararı alınmadan dosyaya sunulan telefon konuşma tutanaklarının hukuka aykırı yollarla elde
edilmiş delil niteliğinde olduğunu ve 5271 sayılı Kanun’un 135. maddesindeki usul şartlarına
uyulmadığını; iddia makamının mütalaasında “kuşkudan sanık yararlanır” ilkesinin ihlal
edildiğini, sanık Murat YALÇINTAŞ ile ilgili hukuka aykırı yollarla elde edilen delillerin ve
telefon tapeleri içeriklerinin gerçek anlam ve mahiyetinden koparılarak aleyhe değerlendirme
yapıldığını; ceza yargılamasında kuşkunun bulunduğu yerde mahkumiyet kararından
bahsedilemeyeceğini,
- Sanık Murat YALÇINTAŞ’ın İDTM A.Ş. Yönetim Kurulu’ndan sanık Orkun
Osman BİLGİVAR’ın görevden ayrılması kararının çıkması hâlinde, kararın icrası için ibra,
yeni müdür tayini ve imza sirküleri gibi birçok hukuki usuli işlemin yerine getirilmesi
gerektiğinden, bu prosedürlerin alt yapısının hazırlanması işinin de İDTM A.Ş. avukatlarının
görevleri arasında bulunmasından dolayı, sanık Murat YALÇINTAŞ’ın telefon
109
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
konuşmasında sanık Av. Süleyman Balcı’nın İstanbul’dan ayrılmamasını ve öncelikle bu işleri
halletmesi gerektiğini söylediğini ayrıca, Genel Müdür sanık Orkun Osman BİLGİVAR’ın
görevden ayrılması hassas bir konu olduğundan, telefonla böyle bir konunun diğer yönetim
kurulu üyelerine anlatılmasının dedikodulara yol açabileceği kuvvetle muhtemel olduğundan,
bu konunun İDTM A.Ş. Yönetim Kurulu’nda yüz yüze ve bire bir anlatılması gerektiğini,
sanık Murat YALÇINTAŞ’ın konuşmasında geçen erteleme hususunun bu mesele olduğunu,
- İddia makamının mütalaasında, 17.11.2008 tarihli sanık Av. Süleyman Balcı ile
sanık Murat YALÇINTAŞ arasında geçen konuşmadaki, “E, İşte, Yönetim kurulu kararı aldık,
her şeyimiz tamam, halledin, gidin yani” sözünden hareketle, 14.11.2008 tarih ve 23 numaralı
İDTM A.Ş. Yönetim Kurulu kararının, rüşvete kaynak oluşturmaya yönelik olduğu iddia
edildiğini, mütalaada 14 Kasım 2008 tarihli İDTM A.Ş. Yönetim Kurulu toplantısında rüşvet
konusunun tartışıldığının belirtilmesine rağmen sanık Çamur Ali KOPUZ dışındaki diğer
yönetim kurulu üyelerinin bu hususu bilmediğinin ileri sürüldüğünü, bu durumun dahi
soruşturmanın, iddianamenin ve esas hakkındaki mütalaanın sanık Murat YALÇINTAŞ’ın
hedef alınarak gerçeklerden uzak bir şekilde hazırlandığını açıkça gösterdiğini,
- Sanık olmayan diğer Yönetim Kurulu üyelerinin tanık olarak dinlenmesine
rağmen bu tanıkların beyanlarının esas alınmadığını, sanık Murat YALÇINTAŞ’ın
18.11.2008 akşamı, İstanbul Ticaret Odası’nda geç bir saatte, İstanbul Ticaret Odası meclis
üyelerinden bir iki kişinin sanık Murat YALÇINTAŞ’a gelerek, “Sayın Başkan, haberin olsun,
Ankara’da Yargıtay’da sizin avukatlar gidiyorlarmış, konuşuyorlarmış, Allah saklasın
yanarsınız, dikkat edin.” demesi üzerine, sanık Av. Süleyman Balcı’ya “Süleyman ne
yapıyorsan dur, ben Ankara’ya geleceğim, zaten toplantım vardı. Seninle konuşuruz, ondan
sonra ne yapmamız gerekiyorsa yaparsın” dediğini, sanık Av. Süleyman Balcı’nın sanık
Murat YALÇINTAŞ’a “işte ya oluyor, olmuyor, verdim, zor duruma düşerim” demesi üzerine,
sanık Murat YALÇINTAŞ’ın ikinci kere aynı şeyi yeniden “İki dakika dur, ben nasıl olsa
geleceğim anlatırsın bana ne olduğunu, bana anlattıktan sonra karar veririz ne yapmamız
gerektiğini” dediğini, bu tape kaydının gerçek anlamından koparılarak iddia makamının
mütalaasında rüşvet verme işini durdurma konusunda sanık Murat YALÇINTAŞ’ın talimat
verdiği ve rüşvet parasını bizzat gelerek vereceği şeklinde yorumlandığını, yoğun bir iş
temposuna sahip olan sanık Murat YALÇINTAŞ’ın avukatların yürüttüğü bir davayla yakinen
ilgilenmesinin mantıken düşünülemeyeceğini, sanık Murat YALÇINTAŞ’ın Ankara’ya gelme
nedeninin TBMM’deki kanun çalışmaları için olduğunu,
- Sanık Murat YALÇINTAŞ’ın ilk defa gördüğü sanık Serkan TIĞLIOĞLU ile suç
oluşturabilecek bir konuda görüşme yapmasının hayatın olağan akışı ile bağdaşmadığını,
sanık Orkun Osman BİLGİVAR’ın telefon konuşmalarının kızgınlık içinde yapılmış
konuşmalar olduğunun kabul edilmesi gerektiğini, rüşvet verme suçunun unsurlarının
oluşmadığını, delillerin tamamının hukuka aykırı yollarla elde edilmiş
110
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
olduğundan değerlendirme dışı bırakılması ve sanık Murat YALÇINTAŞ’ın beraatına karar
verilmesi gerektiğini,
beyan etmişlerdir.
3- Resul DALKIRAN’ın Esas Hakkındaki Savunması
Sanığın 13.11.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Esas Hakkındaki
Savunma
Sanık söz konusu savunmasında özetle;
- Rüşvetin kaynağı olduğu iddia edilen 1.253.144 TL’nin 10.11.2008 tarihinden
22.12.2008 tarihine kadar 35 gün vadeli mevduat olarak bağlandığını, 14.11.2008 günlü
yönetim kurulu kararıyla avukatlara verilmesine karar verilen prim, dava ve icra takip
ücretinin 17.11.2008 gününde avukatların hesaplarına yatırıldığını,
- 6.11.2008 günü saat 16.06’da Süleyman BALCI ile yaptığı görüşmede
“Başkanla görüştürdü (...) beni” sözünün, fuarcılık belgesinin önemini artırmaya yönelik
gerçek dışı bir beyan olduğunu, Hasan ERDOĞAN ile görüşmediğini, yalnızca TOBB’dan
aldığı fuarcılık belgesini Yargıtay’a götürdüğünü, (...)’in açık alanda beklediğini, Hüseyin
UYSAL ile bu sırada tanıştığını, onu kendisiyle (...) veya Murat AKBAŞ’ın tanıştırmadığını,
- 7.9.2008 günü saat 20.16’da Murat AKBAŞ ile yaptığı telefon görüşmesinin
Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yatmakta olan annesiyle ilgili olduğunu, şifreli
konuşma olmadığını,
- 26.9.2008 günü saat 14.25’te Murat AKBAŞ ile yaptığı görüşmenin annesinin
yattığı hastanedeki bir doktorun tayini ile ilgili olduğunu,
- 11.9.2008 günü saat 11.13’te Süleyman BALCI ile yaptığı telefon
görüşmesinde kullanılan “muhtar” ve “mühür” sözcüklerinin şifre olmadığını, İDTM A.Ş.’ye
gelen evrakların mahalle muhtarlığına bırakıldığını ve kendileri tarafından oradan alındığını,
görüşmenin bununla ilgili olduğunu, şirket avukatlarıyla görüşmelerinde Ankara’da davaların
iyi takibi için bir avukat arayışına girildiğini öğrendiğini,
- 10.11.2008 gününde Necdet OKCU’nun bürosuna Süleyman BALCI ile birlikte
ilk defa gittiklerini, bunun tanışma, davayla ilgili görüş alışverişinde bulunma, yetki belgesi
verme ve ücret konularıyla ilgili olduğunu, Necdet OKCU ile Süleyman BALCI’nın 70.000
TL’si temyiz, 200.000 TL’si karar düzeltme aşamasında ödenmek üzere toplam 270.000 TL
ücret üzerinde anlaştıklarını, davanın aleyhe sonuçlanması hâlinde 200.000 TL’nin iade
edilecek olduğunu, bu tarihte herhangi bir ödemenin yapılmadığını, ilk ödemenin 70.000 TL
olarak 18.11.2008 gününde ödendiğini, bu tarihte ikinci bir gruba ödeme yapmasının söz
111
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
konusu olmadığını, böyle olsaydı, kendisini izleyen emniyet görevlilerinin bunu tespit etmiş
olacaklarını,
- 2009 yılı Şubat ayında başka bir işi nedeniyle Ankara’ya gelecek olması
nedeniyle şirket avukatları Abdullah PEHLİVAN ve Süleyman BALCI’dan alınan toplam
200.000 TL’nin Av. Necdet OKCU’ya verilmek üzere kendisine verildiğini, şirketin diğer
yapılacak işleri için bunun 20.000 TL’sinin kendisi tarafından alındığını, 180.000 TL’sini ise
Av. Necdet OKCU’ya teslim ettiğini, daha sonra dava aleyhlerine sonuçlanınca iade edilen
paraya kendi aldığını da ekleyerek şirket avukatlarına daha önce aldığı parayı geri verdiğini,
davanın kazanılması hâlinde şirket yöneticileri nezdinde itibar kazanarak daha yüksek
görevlere gelmeyi beklediğini, ayrıca Av. Necdet OKCU’ya davayı getirmesi nedeniyle
vekalet ücretinden pay alacağını umduğunu, ancak davanın aleyhe sonuçlanması ve paranın
iade edilmesi nedeniyle bunun gerçekleşmediğini,
- Av. Necdet OKCU’dan bir hâkimi, daire üyelerini veya başkanını tanıdığına dair
bir şey duymadığını, konuşmalarda Hasan ERDOĞAN isminin hiç geçmediğini,
- Telefon görüşmeleri sırasında kalabalık ortamlarda bulunması nedeniyle
anlaşılmaması için gizemli konuşmaya çalıştığını ve atılı suçlamaları kabul etmediğini,
beyan etmiştir.
Sanık Müdafiinin 13.11.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Esas
Hakkındaki Savunma
Sanık müdafii söz konusu savunmasında özetle; sanığın ve diğer sanıkların
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi başkan ve üyeleriyle bağlantıya geçtiklerine dair somut tek delil
bulunmadığını, Av. Necdet OKCU’nun Hasan ERDOĞAN’a teslimat yaptığına dair delil
bulunmadığını, soruşturmayı yürüten kolluk görevlilerinin tanıklık sıfatlarının
bulunmadığını, temyiz incelemesinin ertelenmesinin söz konusu olmadığını, rüşvet
anlaşmasının yapıldığının varsayımla kabul edildiğini beyan ederek, sanığın beraatına karar
verilmesini talep etmiştir.
4- Süleyman BALCI ve Müdafiinin Esas Hakkındaki Savunması
Sanığın 13.11.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Esas Hakkındaki
Savunma
Sanık söz konusu savunmasında özetle;
- Herhangi bir şekilde rüşvet vermek fiiline iştirak etmediğini, ortaya konulan
telefon tapelerinin ve teknik takip sonucu elde edilen ortam dinleme kayıtlarının
112
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
hiçbirisinde herhangi bir yargı mensubuna bir rüşvet verilmesine dair bir konuşma
bulunmadığını,
- Av. Necdet OKCU’yla bir vekâlet anlaşmasını yapmalarının temel sebebinin
fuarcılık yetki belgesine dayandığını, Ankara’da bir avukatla çalışılabileceği fikrinin hâkim
olduğunu, fuarcılık yetki belgesinin alınmasını mütalaa etmiş, bu noktada davayı takip
edebileceğini de söylemiş bir kişi olduğunu şirket yetkililerine aktardıklarını, onların da bu
avukatla çalışmayı kabul ettiklerini, Av. Necdet OKCU’yla ilk defa 10.11.2008’de görüşmek
için geldiğini,
- Resul DALKIRAN’ın, kendisine ekim sonu veya kasım başlarında fuarcılık
belgesi meselesini kendisine söylediğini, kendisinin de durumu Murat YALÇINTAŞ’a
aktardığını, onun da belgenin alınması ve dosyaya konulmasını istediğini, Resul
DALKIRAN’ın, 6 Kasım’da, kendisinin dilekçesi ekinde bu evrakı dosyaya sunmak üzere
geldiğini, dosyaya 6 Kasım’da ibraz edilen ve ibraz tarihinden bir gün önce hazırlanmış bir
belgenin Hasan ERDOĞAN tarafından Resul DALKIRAN’a tavsiye edilmiş olduğu
iddiasının doğru olamayacağını,
- Hasan ERDOĞAN’ı ilk defa yüce salonunda gördüğünü, bizzat rüşvet
anlaşması yapmasının mümkün olmadığını,
- (...) veya Murat AKBAŞ aracılığıyla Hüseyin UYSAL’a ulaştığı, onun
aracılığıyla da Necdet OKCU’ya ulaştığı iddiasını kabul etmediğini, Murat AKBAŞ’ı hiç
tanımadığını, (...)’i kendisiyle Resul DALKIRAN’ın tanıştırdığını ve bir kere görüşme
yaptığını, Necdet OKCU’ya ilk defa 10.11.2008’de geldiğini, Hüseyin UYSAL’la ise ilk defa
11.11.2008’de görüştüğünü,
- Av. Necdet OKCU’yla görüştüğünde Hüseyin UYSAL diye bir şahsın olduğunu
dahi bilmediğini, 10 Kasım 2008 tarihinde Necdet OKCU’ya iki hukukçu olarak görüş
alışverişinde bulunduklarını, ücret konusunda mutabık kaldıklarını ancak kendisine herhangi
bir ödeme yapmadığını, Necdet OKCU ve kendilerinin ortam dinlemelerinde geçen ve rüşvet
vermek fiiline ilişkin iradelerinin olmadığını açıkça ortaya koyan ifadelerin göz ardı
edildiğini,
- 14 Kasım’da Yönetim Kurulu kararı alıp 17 Kasım’da ödenen parayı 10
Kasımda vermelerinin mümkün olmadığını, Av. Necdet OKCU’ya 10.11.2008 tarihinde bir
para ödediklerinin kuşkudan uzak, somut, inandırıcı, maddi hiçbir delille ortaya
konulmadığını, poşette sadece o gün örf âdet gereğince götürülen hediyelik bir şeylerin
bulunduğunu,
- Av. Necdet OKCU ile Hasan ERDOĞAN’ın 10.11.2008’de buluşmuş olsa bile
İDTM A.Ş. ile CNR A.Ş.’nin temyiz incelemesinin görüldüğü davaya ilişkin olmak üzere
113
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Hasan ERDOĞAN’la Av. Necdet OKCU’nun bir görüşme yaptığı ya rüşvet anlaşması
yaptığının ispatlanamadığını,
- Tutanak tanıklarının ifadelerinin çelişkili olduğunu, konuşmaların yorumlanıp
bir bütün hâlinde ele alınıp bir suça temel teşkil ettiği iddiasının, modern ceza hukukunda
kabul edilemeyeceğini, rüşvetin bir amaç suçu olduğunu, rüşveti alanın görev gereğine aykırı
davranması ve hiç onanması mümkün olmayan, bozulması kati olan bir kararın onanması için
rüşvet almış olması, bu yolda da bir çaba sarf etmesinin gerektiğini, tanık olarak dinlenen
Yargıtay üyelerinin ve tetkik hâkiminin bu hususu doğrulamadıklarını, atılı suçlamalardan
beraatını talep ettiğini,
beyan etmiştir.
Sanık Müdafiinin 13.11.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Esas
Hakkındaki Savunma
Sanık müdafii söz konusu savunmasında özetle;
- Sanığın atılı suçu işlemediğini, atılı suçun unsurları itibariyle oluşmadığını, atılı
suçun işlendiğine dair kuşkudan uzak bir delil de elde edilemediğini, şirket yetkililerinin
bilgisi ve izni dâhilinde sanığın Av. Necdet OKCU ile görüştüğünü ve tarafların temyiz
aşamasında 70.000 TL, karar düzeltme aşamasında 200.000 TL karşılığı iki ayrı hukuki
yardım konusunda anlaştıklarını,
- Sanığın, Hüseyin UYSAL ile 11.11.2008 gününde tanıştığını, Hüseyin
UYSAL’ın sanık ile Necdet OKCU’yu tanıştırdığı iddiasının gerçek dışı olduğunu, zaten
Hüseyin UYSAL ile Resul DALKIRAN arasındaki konuşmalardan sanığa bilgi
verilmesinden imtina edilmiş olduğunun anlaşıldığını,
- Sanık ile Hasan ERDOĞAN arasında hiçbir görüşmenin olmadığını,
- Sanığın, 10.11.2008 gününde Av. Necdet OKCU’ya rüşvet verdiğine dair
herhangi bir delil bulunmadığını, tutanak tanıklarının da para verildiğine dair beyanda
bulunmadıklarını,
- Sanığın 18.11.2008 gününde Av. Necdet OKCU’ya 70.000 TL para verdiğini ve
karşılığında makbuz aldığını, Hasan ERDOĞAN ile rüşvet anlaşması yapıldığına ve Hasan
ERDOĞAN’ın lehe karar çıkarmak için diğer daire üyelerini yönlendirdiğine dair herhangi
bir delil bulunmadığını, aksine tanık olarak dinlenen daire üyelerinin yönlendirme olmadığı
yönünde beyanda bulunduklarını, Av. Necdet OKCU ile yapılan görüşmelerde Hasan
ERDOĞAN’a lehe karar alınması için rüşvet verileceğine dair konuşma bulunmadığını,
114
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
aksine Av. Necdet OKCU’nun çıkan dedikodular üzerine rüşvet vereceği yönünde hiçbir şey
söylemediğine ilişkin birçok sözünün bulunduğunu,
- Rüşvet suçunun oluşabilmesi için görevin gereklerine aykırılık olması
gerektiğini, velev ki Hasan ERDOĞAN menfaat elde etmiş olsa bile bunun 5237 sayılı
Kanun’un 257. maddesinin üçüncü fıkrasındaki görevi kötüye kullanma suçunu oluşturacağı,
- İDTM A.Ş. ile CNR A.Ş. arasındaki davalardan bir kısmının ofis yerlerine ilişkin
olduğunu, hollere ilişkin olan davalardan birinin ise suça konu davanın temyiz
incelemesinden sonra karara bağlandığını, bu nedenle suça konu dava ile benzer nitelikte olan
sadece bir davanın olduğunu, buna ilişkin kararın ise dayanak ve gerekçelerinin farklı
olduğunu, dolayısıyla suça konu davanın temyiz incelemesinde emsal kararlara aykırı olarak
karar verildiğinden bahsedilemeyeceğini, taraflar arasında bir rüşvet anlaşması olmadıkça
menfa temin edilse bile rüşvet suçunun oluşmayacağını,
beyan etmiştir.
5- Serkan TIĞLIOĞLU ve Müdafiinin Esas Hakkındaki Savunması
Sanığın 13.11.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Esas Hakkındaki
Savunma
Sanık söz konusu savunmasında özetle; fuarcılık sektörü içerisinde ön planda
olması nedeniyle kendisini asılsız, gerçek ve mantık dışı, adaletli olmayan iddialara ile
yargılandığını, iddia makamının davaya konu fuar alanını ihale yapılmadan kendisine
verilemeyeceği hâlde sanki kendisine verilecekmiş gibi suçlama içerisine girdiğini, bu yerin
hukuken başka bir firma tarafından işletilebilmesinin mümkün olmadığını, Yüce Divanın
adaletine güvendiğini ve beraatına karar verilmesini talep ettiğini belirtmiştir.
Sanık Müdafiinin 13.11.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Esas
Hakkındaki Savunma
Sanık müdafii söz konusu savunmasında özetle;
- İddia makamının esas hakkındaki mütalaasına katıldıklarını, iddia makamının
sanık hakkında ileri sürülen verilerin kesin, inandırıcı ve ciddi olmaması nedeniyle beraat
kararı istediğini,
- Sanığın fuarcılık sektöründe uğraşması ve dolayısıyla söz konusu tahliye
davaları sonucunda bir menfaatin olacağı ve tahliye edilmesi nedeniyle de bu ilişkiye
girdiğinin ileri sürüldüğünü, sanık Serkan TIĞLIOĞLU hakkında bir dinleme, takip ve
izlemenin olmadığını, tanık olarak dinlenen Deniz ÖZKOÇAK tarafımızdan sanığın diğer
115
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
sanıklarla olan telefon görüşmelerinde isminin geçmesi nedeniyle merak etmesinden dolayı
Google’a girerek sanığın ismini sorguladığında fuarcılık yaptığını, fuarcı olması nedeniyle
şüphelendiğini ve dolayısıyla şüphelendiğinden hareketle böyle bir ilişki de olabileceğini
yorumladığını, sanık hakkında başkaca bir delilin bulunmadığını ve tanık Deniz
ÖZKOÇAK’ın da bunu ifadesinde doğruladığını,
- 1 Temmuz’da yürürlükten kalkan ve Borçlar Kanunu kapsamına alınan tahliye
hukuku ile ilgili 6570 sayılı Kanun’un 7. maddesindeki ihtiyaç nedenine dayadığını, aynı
Kanun’un 15. maddesinin ihtiyaç nedeniyle tahliye edilen taşınmazlarda üç sene başka bir
kişiye kiraya verilemeyeceğini, verilirse bunun hukuki ve cezai yaptırımının bulunduğunu, bu
nedenle gerek sanık Murat YALÇINTAŞ’ın bulunduğu konum, gerekse sanık Serkan
TIĞLIOĞLU’nun basiretli bir ticaret adamı olarak ihtiyaç nedenine dayalı bir tahliye
davasında burasının sanık Serkan TIĞLIOĞLU’na verilemeyeceğini bilebilecek düzeyde ve
konumda olduklarını, iddianamenin ana eksenini oluşturan bu iddianın hiçbir yasal
dayanağının bulunmadığını,
- Sanığa isnat edilen suçun maddi ve manevi unsurunun oluşmadığını ve sanığın
beraatına karar verilmesi gerektiğini,
beyan etmiştir.
6- İlhan BALCİ’nin Esas Hakkındaki Savunması
Sanık 13.11.2012 gününde Yüce Divanda yaptığı esas hakkındaki savunmada,
iddia makamının mütalaasına katıldığını ve beraatına karar verilmesi gerektiğini beyan
etmiştir.
7- (...) ve Müdafiinin Esas Hakkındaki Savunması
Sanığın 13.11.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Esas Hakkındaki
Savunma
Sanık söz konusu savunmasında özetle;
- İyi derecede İngilizce bilmesi ve Güney Koreli bir firmanın Türkiye temsilcisi
olması nedeniyle bir toplantıya katılmak üzere İstanbul’a geldiğini ve 5.11.2008’de sanık
Murat AKBAŞ ile bir araya geldiğini, sanık Murat AKBAŞ’ın kendisini sanık Resul
DALKIRAN ile tanıştırdığını, sanık Resul’ün İDTM A.Ş.’nin bir davası bulunduğunu ve bir
avukat bulup bulamayacağını sorduğunu, bu avukatın herhangi bir avukat olmayıp Şirket’in
Ankara’da temsilcisi olacağını ve sanık Resul’ün İDTM A.Ş’de genel müdür olabileceğini
söylediğini, bu konuşmanın üzerine sanık Av. Süleyman BALCI ile bürosunda görüştüğünü,
bu görüşmenin ardından sanık Resul DALKIRAN’ın Ankara’ya geleceğini ve Yargıtaya bir
116
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
belge ibraz edeceğini söylediğini, kendisinin de işinin bitmesi nedeniyle beraber Ankara’ya
gelmek istediğini söylediğini,
- 6.11.2008’de Ankara’ya geldiklerini ve kendisinin Yargıtay bahçesinde
beklerken sanık Resul DALKIRAN’ın Yargıtaya girdiğini, sanık Resul’ün telefonla sanık Av.
Süleyman BALCI’yla konuştuğunu ve kendisinin de telefonda İstanbul görüşmüş oldukları
konu olan avukat tutulması hâlinde ücretlerin nasıl ödeneceği hususunda görüştüklerini,
- İddia makamının mütalaasının temelinde kendisinin sanık Resul DALKIRAN’ı
sanık Hüseyin UYSAL ile tanıştırdığına dayandığını, oysa telefon dinlemelerin tamamına
bakıldığında sanık Hüseyin UYSAL ile konuşmasının bulunmadığı gibi adının dahi
geçmediğini, sanık Resul DALKIRAN’ı sanık Hasan ERDOĞAN’ın yanına götürmediğini,
sanık Resul’ün konuşmalarında kendisinden bahsederek “Beni Başkanla görüştürdü.”
dediğini sonradan öğrendiğini, neden bu şekilde konuştuğunu bilmediğini ancak, kendisinin
onara etmek için söylemiş olabileceğini,
- Yargıtaya kim telefon etse dosyanın devam edip etmediği hususunda bilgi
verildiğini, tek suçunun konuyla ilgisi olmayan sanık Bekir AKBAL’ı aramak olduğu, zaten
Sanık Bekir AKBAL ile görüşme kayıtlarından konunun dışında olduğunun açık şekilde
anlaşılacağını, telefon konuşmalarının hiç birisinde ne paradan ne de bir rüşvetten
bahsetmediğini,
- Mahkûmiyetine yeter delil bulunmadığını ve şüpheden sanık yararlanır ilkesi
gereğince beraatına karar verilmesi gerektiğini,
beyan etmiştir.
Sanık Müdafiinin 13.11.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Esas
Hakkındaki Savunma
Sanık müdafii söz konusu savunmasında özetle;
- Sanığın diğer sanıklardan Resul DALKIRAN ve Süleyman BALCI ile
görüşmelerine dair telefon tapelerine dayanarak ve esasında dosyanın kilit sanığı Hüseyin
UYSAL ile hiçbir tanışıklığı bulunmamasına ve aralarında tek bir telefon konuşması
olmamasına rağmen sanki sanık Resul DALKIRAN’ı sanık Hüseyin UYSAL ile tanıştırmış
gibi kabul edilerek aleyhlerine iddianamenin tanzim edildiğini,
- Mahkumiyet hükmüne yetecek başkaca delil bulunmadığı hâlde sanığın
cezalandırılmasına karar verilmesinin istendiği, sadece telefon tapelerine dayanılarak
mahkumiyet hükmünün tesis edilemeyeceğini; suçüstü ya da benzeri işlemlerin
yapılmadığını, dosyanın diğer sanıklarının da iddia olunan rüşveti verme-alma sırasında
117
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
suçüstü yapılmaması ve kamera kayıtlarının rüşvet alma-verme anının görüntülememiş
olması nedeniyle mahkumiyet hükmü verilmesinde maddi delil yokluğu yaratacak iken
rüşvete yardımcı olma suçunun oluştuğunun kabul edilmesinin büyük bir yanlışlık
oluşturacağını,
- Gerek iddianamede gerekse esas hakkındaki mütalaada rüşvet sözleşmesinin
yapıldığı tarihin kesin olarak açıklanmamış ve bu konuda değişik tarihlerin belirtilerek büyük
çelişkiler içine düşülmesi durumunun müvekkili olan sanık hakkındaki iddianın hiçbir delille
desteklenmediğini açık bir şekilde ortaya koyduğunu,
- Tüm telefon dinlemeleri ve teknik takiplerin kronolojik sırası sanıktan bağımsız
olarak sanık Resul DALKIRAN ve sanık Hüseyin UYSAL arasında görüşme ve tanışmanın
gerçekleştiğini,
- İddia olunan rüşvet suçunun gerçekleşmiş olması hâlinde dahi bunun sanık
dışında gerçekleştiğinin açık olduğunu, ortada sanık Hasan ERDOĞAN ile herhangi bir
biçimde görüşülmemesi dikkate alındığında sanıklar Resul DALKIRAN, Süleyman BALCI,
müvekkili olan sanık (...) ile sanık Murat AKBAŞ’ın birbirleriyle görüşmüş olmalarının ve
de sanık Resul DALKIRAN’ın müvekkili olan sanık (...)’den bağımsız olarak sanık Hüseyin
UYSAL ile görüşmüş olmasının rüşvet sözleşmesinin yapıldığı anlamına gelmeyeceğini,
- Sanığın yapmış olduğu telefon görüşmelerinde ne açıkça ne de şifreli olarak
rüşveti çağrıştıracak herhangi bir konuşmasının bulunmadığını, sanığın konuşmalarının dava
konusuyla Ankara’da İDTM A.Ş. adına uzman bir avukat bulmak amacıyla yaptığını ve
telefon konuşmalarının da tamamen bu çerçevede olduğunu, sanık hakkında teknik ve fiziki
takip için mahkemeden karar alınmışsa da bu karardan önce ve sonra yapılan dinleme
kararlarının usulsüz olması nedeniyle aleyhe delil olarak değerlendirilemeyeceğini,
- Sanığın fiziki olarak takibe maruz kalmadığını, Yüce Divanda dinlenen
tanıkların sanık hakkında müspet veya menfi herhangi bir beyanda bulunmadıklarını, sanığın
suça iştirak ettiğini gösterir aleyhine hiçbir delilin bulunmadığını, sanığın beraatına karar
verilmesi gerektiğini,
beyan etmiştir.
8- Murat AKBAŞ ve Müdafiinin Esas Hakkındaki Savunması
Sanığın 13.11.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Esas Hakkındaki
Savunma
Sanık söz konusu savunmasında özetle;
- Sanıklar Resul DALKIRAN ve İlhan BALCİ’yi hemşerileri olmaları nedeniyle,
sanık (...)’i ise memleketine iş yapmak için geldiği sırada tanıdığını, sanık Resul’ün çalıştığı
şirkette iyi bir konumda olması ve yükselmesi amacıyla kulis yaptıklarını, bu nedenle sanık
118
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Resul’ü sanık (...) ile tanıştırdığını, sonrasında sanık Resul’ün kendisine sanık (...)’nin
bulduğu avukatın yetersiz olduğunu söylediğini, arada kaldığı için her iki sanıkla da ilişkisini
kestiğini,
- Diğer sanıklarla ya da kendi başına hiçbir yargı mensubuyla görüşmediğini,
aracılık etmediğini, zaman zaman çevresindeki insanların sosyal çevresinin geniş olması
nedeniyle talepte bulunduklarını, bu talepleri tanıdığı siyasi kişilere ilettiğini, amacının
kamuya faydalı olmak olduğunu,
- Telefon konuşmalarında şifreli konuşmadığını, konuşmalarında geçen “hasta,
doktor ve ameliyat” gibi kelimelerinin şifreli kelimeler olmadığını, “hasta ve ameliyat”
kelimesinden sanık Resul’ün annesinin rahatsızlanması ve sonrasında vefat etmesi nedeniyle
konuşulduğunu, “doktor” tayinin de gelen tayin talebinin iletilmesi olduğunu, suçlamaları
kabul etmediğini ve beraatına karar verilmesi gerektiğini,
beyan etmiştir.
Sanık Müdafiinin 13.11.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Esas
Hakkındaki Savunma
Sanık müdafii söz konusu savunmasında özetle;
- Adalet müfettişlerinin, 5271 sayılı Kanun’da yazılı ve Cumhuriyet savcılarına
tanınan hak ve yetkilere sahip olmadığını, bu kapsamda 5271 sayılı Kanun’un 135.
maddesinde geçen iletişimin denetlenmesi yetkisi ile 140. maddede geçen teknik araçlarla
takip yapma yetkisinin hiçbir suretle adalet müfettişlerine verilmediğini, dosyada delil olarak
bulunan tüm dinleme ve teknik izleme taleplerinin yetkisiz adalet müfettişinin talebi ile alınan
kararlarla yapıldığını, bu delillerin hukuka aykırı olması nedeniyle yasak delil niteliğinde
olduğunu,
- Mahkeme tarafından kabul edilse bile yetkisiz talebin hukuki olarak geçerli hâle
gelmeyeceğini, hiç kimsenin kendisine tanınmayan hak ve yetkileri kullanamayacağını,
- Adalet müfettişinin kanunda olmayan yetkiyi kullanarak telefonları dinlettiğini,
teknik araçla izleme ve fiziki takip yaptırdığını, dolayısıyla adalet müfettişinin talebiyle elde
edilen delillerin yasak delil kapsamında bulunduğunu,
- Sanığın adalet personeli olmadığını, Adalet Bakanı’nın izni ile soruşturulan
yargı mensupları ile ilgili asıl soruşturma devam ediyorsa, onlarla ilgili delil toplama işlemleri
yapılmadığı hâlde iştirakten veya konunun başka kişilere veya yerlere sirayet edeceği şüphesi
ile soruşturmaya ve delil toplamaya devam edilmesi izninin hukuki
119
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
olamayacağını, adalet müfettişinin izninin kapsam ve gereklerini ihlal ederek yetkisi ve
görevi dışındaki kişileri soruşturmaya devam ettiğini,
- Adalet müfettişinin konusu, yeri, kapsamı belirli olan soruşturmayı
genişlettiğini oysa adalet müfettişinin dosyayı ya ilgili Cumhuriyet savcısına göndermesi ya
da yeni bir onay alarak bu yeni duruma göre soruşturmaya devam etmesi gerektiğini,
- Sanığa atılı suç olan rüşvet suçunun suçun sanık tarafından işlendiğinin sübut
bulmaması nedeniyle oluşmadığını, sanık Av. Necdet OKCU ile İDTM A.Ş. vekili arasındaki
anlaşmanın bir rüşvet anlaşması olmayıp temyiz edilen davanın takibi hususunda yapılan bir
vekalet anlaşması olduğunu, nitekim sanık Av. Necdet OKCU’nun Avukatlık Kanunu’nun 36.
maddesine göre yetkilendirildiğini,
- Sanık Av. Necdet OKCU’nun vekâlet ilişkisi çerçevesinde üstlendiği görevini ne
şekilde yerine getirdiği hususunun müvekkili olan sanığı bağlamadığını,
- Dosya içeriğinde sanıklar Av. Necdet OKCU ile Hasan ERDOĞAN arasındaki
rüşvet anlaşmasının nerede, ne zaman, nasıl ve hangi kapsamda yapıldığına dair bir
açıklamanın bulunmadığını, bu anlaşmanın yapıldığına dair herhangi bir delil veya somut
bulgunun dosyaya konulmadığını,
- Suçun oluşabilmesi için ekonomik menfaatin kamu görevlisine görevinin
gereklerine aykırı davranmasını temin amacıyla verilmiş olmasının gerektiğini, bu bağlantı
kurulamadığı sürece menfaat temin edilmiş dahi olsa fiilin rüşvet suçunu oluşturmayacağını,
müvekkili olan sanığın sosyal konumu itibarıyla yargıya rüşvet gibi bir suçu işlemeye ve
iştirakine uygun olmadığını,
- Sanığın daha önce iyi bir hukukçu grupla çalıştığını söyleyen sanık (...) ile sanık
Resul DALKIRAN’ı tanıştırdığını, bunun amacının şirkete genel müdür olmak isteyen sanık
Resul DALKIRAN’a yardımcı olmak olduğunu, bu tanıştırmadan sonra sanıklar (...) ile Resul
DALKIRAN’ın ilişkilerini müvekkili olan sanığın bilgisi dışında devam ettirdiklerini,
- Müvekkili olan sanığın hiçbir yargı mensubu ile görüşmesinin bulunmadığı gibi
sanıklar Hüseyin UYSAL, Necdet OKCU, Bekir AKBAL ve Hasan ERDOĞAN ile de
herhangi bir görüşmesinin bulunmadığını, sanığın tek amacının hemşerisi ve arkadaşı sanık
Resul DALKIRAN’a yardım etmek olduğunu, sanıklar Necdet OKCU ile Hasan ERDOĞAN
arasında tartışmaya ve kuşkuya yer bırakmayacak şekilde sübut bulmuş bir rüşvet
anlaşmasının bulunmadığını, dolayısıyla teşebbüs aşamasında kalmış veya tamamlanmış bir
rüşvet suçu bulunmadıkça rüşvete şerik olarak bir kişinin cezalandırılamayacağını,
120
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
- İddia makamının ve kolluğun hayatın olağan akışına uygun olan ve günü birlik
alım-satım, eşin-dostun tayin meseleleri gibi hususları dosya ile ilişkilendirerek ayrı bir anlam
yüklendiğini, böylece izaha muhtaç, aleyhe, şifreli bir durumun oluşturulduğunu, sanık
hakkında telefon tapelerinden ve bir adet teknik takip tutanağından başka delilin
bulunmadığını, bu delillerin de hukuka aykırı deliller olduğunu; anığın suçsuz olduğunu, bu
delillerin başkaca deliller ile desteklenmediğini ve sanığın suçsuz olduğundan beraatına karar
verilmesi gerektiğini,
beyan etmiştir.
9- Orkun Osman BİLGİVAR ve Müdafiinin Esas Hakkındaki Savunması
Sanığın 13.11.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Esas Hakkındaki
Savunma
Sanık söz konusu savunmasında, önceki sözlü ve yazılı savunmalarını tekrar
ettiğini ve iddia makamının mütalaasına katıldığını beyan etmiştir.
Sanık Müdafiinin 13.11.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Esas
Hakkındaki Savunma
Sanık müdafii söz konusu savunmasında, tüm yazılı ve sözlü olarak beyan edilen
savunmaları tekrar ettiklerini, iddia makamının mütalaasına katıldıklarını ve sanık hakkında
beraat kararı verilmesi gerektiğini beyan etmiştir.
10- Çamur Ali KOPUZ ve Müdafiinin Esas Hakkındaki Savunması
Sanığın, 13.11.2012 gününde rapor ibraz ederek duruşmaya katılmaması nedeniyle
esas hakkındaki savunmasını içeren beyanı bulunmamaktadır.
Sanık Müdafiinin 13.11.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Esas
Hakkındaki Savunma
Sanık müdafii söz konusu savunmasında özetle;
- İddia makamının hukuk dışı sözde delillere dayalı varsayım ve yorumla ileri
sürdüğü şekilde sanığın hiçbir kimse ile bir rüşvet anlaşması yapmayıp bu yönde hareket
ederek rüşvet vermediğini, iddia makamının varsayım ve yorumlarıyla ileri sürdüğü olayların
maddi gerçeği yansıtmadığını,
- İDTM A.Ş avukatlarının baktıkları birçok dava dosyasının takipleriyle ilgili 3
yıllık ücret taleplerini atılı suç tarihinden önce ve defalarca istemeleri üzerine incelemeler
121
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
yapılarak bu taleplerin yerinde görüldüğünü, sanığın da diğer yönetim kurulu üyeleri gibi
İDTM A.Ş.’nin işlerinin hacmi dikkate alınarak böyle bir talibin haklı olduğu düşüncesiyle
avukatlara ödeme yapılmasına karar verildiğini ve bu kararın imzalandığını, dolayısıyla
sanığın suç işleme kastının bulunmadığını,
- Sanığın, diğer sanık Av. Süleyman BALCI ile yaptığı telefon konuşmalarının da
atılı suç kastı ile yapılmadığını, iddia makamının mütalaasında (3. sayfasının sonu) sanığın
“rüşvetin bir kısmının bugün verilmesi gerektiğini yoksa Salı günü çıkacak kararın bozuk
olacağını, bugün halletmeleri gerektiğini” belirttiğini, oysa sanığın böyle bir söz
söylemediğini, tapelerde de böyle bir sözün yer almadığını, iddia makamının yanıltıcı bir tavır
takındığını,
- Sanığın, diğer sanık Resul DALKIRAN ile yaptığı görüşmelerin dava ile
ilgisinin bulunmadığını, sanık Resul DALKIRAN’ın zaman zaman çalışanların çocukları ve
yakınları için burs talebinde bulunduğunu, sanığın da bu talepleri değerlendirerek talepleri
bazı vakıf ve kuruluşların yöneticilerine yönlendirerek burs almalarına yardımcı olduğunu,
İTO’nun yaptığı meslek liselerinin öğrenci kaydı için İTO’ya tahsis edilmiş kontenjanlarının
bulunduğunu, bu Üniversitenin yüksek lisans ve doktora burslarının bulunduğunu, Ticaret
Üniversitesine öğrenci kaydı için yapılan indirimlerin de öğrenci kaydı için yapılan burs
olarak ifade edildiğini, sanığın diğer sanık Resul DALKIRAN ile yaptığı görüşmenin bununla
ilgili olduğunu,
- Sanığın, diğer sanık Necdet OKCU ile ve de Yargıtay Başkanı, üyesi yahut
herhangi bir çalışanı ile hiçbir temasının ve tanışıklığının bulunmadığını, kimseyle isnat
edilen suç kapsamında görüşme yapmadığını,
- Sanığın soruşturmanın başından itibaren samimim ve tutarlı olarak ifade
verdiğini, sanık olarak yargılanan İDTM A.Ş. avukatlarının vekalet ücretlerini talep
ettiklerinde henüz iddia konusu davanın yerel mahkemede derdest olup Yargıtay’a
gelmediğini, avukatların Yargıtay’a rüşvet vermek amacıyla daha karar çıkmamış ve temyiz
aşamasına gelmemiş bir dosya için önceden öngörüde bulunarak ücreti vekalet adı altında
para istemelerinin inandırıcı ve tutarlı olmadığını, bunun hayatın olağan akışına uygun
bulunmadığını,
- Sanığın yönetim kurulu kararını avukatlara ücret verilmesi kastı ile değil de
rüşvet verilmesi kastı ile söz konusu kararı bilerek ve isteyerek imzaladığının da kesin olarak
ispatlanamadığını, dolayısıyla suçsuzluk karinesinden yararlanması gerektiğini,
- Sanık hakkında telefon dinlemeye dair herhangi bir iletişimin tespiti kararı ya da
teknik takip kararının bulunmadığını, sanık dışında başka kişilerin telefonlarının dinlenmesi
ve teknik takibi kararları ile sanık hakkındaki iddiaların ileri sürüldüğünü, bu nedenle ilgili
delillerin sanık açısından hukuk dışı ve yasak delil niteliğinde bulunduğunu,
122
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
- Ceza soruşturması ya da kovuşturması kapsamında olmayan ve cumhuriyet
savcısı ya da hâkim marifetiyle değil de Adalet Bakanlığı müfettişi eliyle yapılan bir
soruşturma kapsamında iletişimin tespiti kararı alınmasının hukuken mümkün olmadığını,
sanık Hasan ERDOĞAN dışındaki sanıkların hâkim ve savcı olmadıkları göz önüne
alındığında Adalet Bakanlığı müfettişinin Yönetmelik hükümlerine dayanarak aldığı
iletişimin tespiti ve fiziki takip kararlarının hukuka aykırı olacağını, bu nedenle sanık
hakkında yasak delil niteliğinde bulunmalarından ötürü bu delillerin kullanılamayacağını,
- Sanık Hasan ERDOĞAN’a rüşvet ya da paranın verildiğinin ispatlanamadığını,
teknik ve fiziki takip yapan tanıkların bu paranın alındığını görgüye dayalı olarak ifade
edemediklerini, dolayısıyla sanık Hasan ERDOĞAN’ın para aldığını ispat etmeden diğer
sanıkların rüşvet verdiklerini iddia etmenin mümkün olmadığını, suçun maddi ve manevi
unsurlarının oluşmadığını, zehirli ağacın meyvelerinin de zehirli olacağını ve sanık hakkında
beraat kararı verilmesi gerektiğini,
beyan etmiştir.
11- Abdullah ÇINAR ve Müdafiinin Esas Hakkındaki Savunması
Sanığın 13.11.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Esas Hakkındaki
Savunma
Sanık söz konusu savunmasında, iddia makamının beraat mütalaasına katıldığını
beyan etmiştir.
Sanık Müdafiinin 13.11.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Esas
Hakkındaki Savunma
Sanık müdafii söz konusu savunmasında, iddia makamının sanık hakkındaki beraat
mütalaasına katıldıklarını belirterek sanık hakkında beraat kararı verilmesini gerektiğini
beyan etmiştir.
12- Necdet OKCU ve Müdafiinin Esas Hakkındaki Savunması
Sanığın 14.11.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Esas Hakkındaki
Savunma
Sanık söz konusu savunmasında özetle;
- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığın mütalaasının (a) bendinin 2. paragrafında
“Sanık Avukat Necdet OKCU’nun Yargıtay çevresindeki yakın ilişkilerini kendisine dosya
getiren avukatları ve dosya sahibi şahıslarla yüz yüze ya da telefon görüşmeleriyle sıklıkla
123
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
ifade ederek, istenilen kararın çıkarılabileceği konusunda güven telkin ettiğini…” devam
ederek, bu yorumlarla menfaat temin ettiği, yine çalışanlara verileceği bahanesi ile dava
sahipleri veya avukatlardan para aldığı yorumunu yapmasına karşın bu konuşmaların kiminle
yapıldığına ilişkin tape kayıtlarını delil olarak sunamadığını, olmayan delilleri var gibi
gösterdiğini,
- Hazırlık soruşturmasında emniyet mensuplarının ifadesi tetkik edildiğinde,
10.11.2008 tarih, saat 20.05’te, iş yeri olan Bestekâr Sokak’tan yardımcısı Yavuz ÇAY’ın
aracı ile Koza Sokak’a gittiğinin belirtilmesine karşın aynı emniyet mensuplarını ifade ve
tutanaklarında belirttikleri gibi Koza Sokak’ta rüşvet işlemi bittikten sonra kendisinin
arabasıyla Yavuz ÇAY’ı alarak olay yerinden ayrıldığının ifade edildiğini,
- Emniyet mensuplarının 10.11.2008 günü saat 20.05’te kendisinin Bestekâr
Sokak’taki bürosundan ayrıldığını, saat 20.09’da yani dört dakika sonra ofisinden 468 68 01
no’lu telefon ile Hasan ERDOĞAN’ı evinden aradığını ve yüz otuz bir saniye görüştüğünü
belirtmeleri karşısında, bu kısa süre içerisinde nasıl dönüp de telefonla konuştuğunu
anlayamadığını,
- İddia Makamının mütalaasında özellikle üzerinde durduğu hususlardan birinin
de dosyadaki sanıklardan Resul DALKIRAN, Hüseyin UYSAL, Süleyman BALCI ve
tanımadığı diğer kişilerle konuşmaları ve bu konuşmaların şifreli olduğu ve İTO Başkanı ve
Yönetim Kurulu üyelerinin avukatlara ödenmek üzere karar alıp bunlara para ödedikleri
konusu olduğunu, oysa bunların kendisinin dışında olan olay ve konuşmalar olup her nedense
kendisiyle ilişkilendirilmeye çalışıldığını,
- Rüşvet verdiği iddia edilenler ile alanlar arasında bir ilişki bulunmadığını, zira
rüşvet verdiği iddia edilen kişilerin hiçbirisinin rüşvet aldığı iddia edilen Hasan
ERDOĞAN’la hiçbir konuşma ve münasebetinin olmadığının dosya kapsamından anlaşıldığı
gibi kendisinin de aynı şekilde herhangi bir konuşma ve tapesinin olmadığını,
- Hüseyin UYSAL ile konuşmalarının yer aldığı tape kayıtlarının hiçbirisinde
kendisinin “Başkan ve üyeleri tanıyorum, bunlara para vereceğim.” mealinde hiçbir
konuşmasının olmadığını, aynı şekilde bu kişilerin de Başkan ve üyeleri kendisinin tanıyıp
tanımadığı ve bunlara para verip vermeyeceği hususunda da bir talepleri ve konuşmalarının
olmadığını, aksine, bir gazetede çıkan yazı üzerine, ortam dinlemesinde de belirtildiği gibi,
tarafından sitem edilerek -hatta hakarete varacak şekilde sözleri olduğunu , “Ben size Başkana
para vereceğimi mi söyledim? Bu yazı nereden çıktı?” şeklinde beyanlarının bulunduğunu,
- İddia Makamının mütalaasının 9. sayfasının 2. paragrafının son cümlesinde,
kendisinin sanık Hüseyin UYSAL’ı çenesini tutması konusunda uyardığı, “Başkana parasını
verdim.” cümlesinin nereden çıktığını anlayamadığını, kaldı ki, aynı kişiyle
124
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
konuşmasında CNR A.Ş.’den Ceyda Hanım’ın avukatlarının kendisiyle görüşmek
istediklerini, onların tarafına geçmesini öneren teklifini de reddettiğini, böyle bir şeyin
olmayacağı, dava satılacağını da bu tapelerde belirtmesine rağmen bunlara İddia Makamının
mütalaasında yer verilmediğini,
- Hakkında savcılık ve emniyet tarafından araştırma yapıldığın ve en ufak
harcama ve havalelerinin dahi tespit edilmesine rağmen suç tarihi, öncesi ve sonrası itibarıyla
rüşvet parası iddia edilen bir miktar tespit edilemediğini, 70 bin TL avukatlık ücreti alan (vergi
ve stopaj dâhil) bir kişinin nasıl olur da 400 bin veya 600 bin TL rüşvet verdiğinin iddia
edilebileceğini,
- Avukatlık Kanunu’nun 35. maddesi uyarınca, hizmet dışında vekâlet olmadan da
dava ve iş takip etme yetkisinin bulunduğunu, nitekim davaya konu 6. Hukuk Dairesindeki
derdest olan dosyayı ilgililerle anlaşarak takip ettiğini, şirket yetkilisi Av. Süleyman
BALCI’dan yetki belgesi alarak bu dosya ile ilgili avukatlık görevini üstlendiğini, layihaların
yazılmasına yardım edip, dosyadaki eksikleri belirttiğini ve ilgili dosyada fuarcılık belgesinin
eksik olduğunu, temininin gerektiğini bildirdiğini, Hasan ERDOĞAN’ın bu konuda her hangi
bir yönlendirmesinin bulunmadığını,
- Suça konu davada sadece İstanbul grubundan Resul DALKIRAN ve Süleyman
BALCI ile muhatap olduğunu, avukatlık ücreti ve daha evvel avans olarak ödenen paralar da
Resul DALKIRAN tarafından ödendiğini, iddia edildiği üzere 10.11.2008 tarihinde hiç bir
tarafa ödeme yapılmadığını,
- Suça iştirak eden Sanık Hüseyin UYSAL’ın diğer sanıklar Resul DALKIRAN ve
Süleyman BALCI’ya avukat olarak şahsını önermesinin tamamen iradesi dışında olan bir
durum olduğunu,
- Mütalaada kendisinin Hasan ERDOĞAN ile rüşvet anlaşması yaptığı ve parayı
verdiğinin iddia edilmesine karşın buna ilişkin her hangi bir somut delile dayanılmadığını,
rüşvet olarak verildiği iddia edilen paranın ne kadar olduğunun dahi belli edilmediğini,
- Adalet Başmüfettişinin yetkisi olmadan yaptığı soruşturmada elde edilen
delillerin hukuka aykırı olduğunu,
beyan etmiştir.
Sanık Müdafiinin 14.11.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Esas
Hakkındaki Savunma
Sanık müdafii söz konusu savunmasında özetle;
125
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
- Hâkim veya savcıların işlediği suçu aydınlatmak adına, hâkim veya savcı
olmayan kişilerin şüpheli sıfatıyla iletişimlerine müdahale etme yetkisinin hiçbir kanun ve
yönetmelikle Adalet müfettişlerine verilmediğini,
- Hâkim ve savcılar hakkındaki soruşturmalar esnasında, suçun hâkim ve savcı
olmayanlarla iştirak hâlinde işlendiğinin tespit edilmesi durumunda Adalet Bakanlığı Teftiş
Yönetmeliği’nin 98. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendinde yer alan “karar mercii
ayrı olan görevlilere ait inceleme ve soruşturmalar 2802 sayılı kanunun 86. maddesinde yer
alan iştirak hali yoksa ayrı ayrı yapılır, iştirak halinin söz konusu olduğu hallerde ise aynı
soruşturma evrakı ile neticelendirilir.” şeklindeki hüküm uyarınca işlem yapılması
gerektiğini,
- Adalet Bakanlığının müvekkillerinin de aralarında bulunduğu sanıklar
hakkındaki soruşturma evrakını 13.3.2009 tarih ve 3/13-1 sayılı yazısı ile Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığına gönderdiğini, bu işlemin ise müfettişliğin sanıkların hâkim ile iştirak hâlinde
suç işlemedikleri kanaatine varmış olması anlamına geldiğini, Adalet Başmüfettişliğinin bu
işleminin, hâkim ve savcı olmayanlar hakkında yaptığı soruşturma işlemlerinin hukuka aykırı
olduğunu mutlak bir şekilde gösterdiğini,
- Tesadüfi delili düzenleyen 5271 sayılı Kanun’un 138. maddesinde, iletişimin
denetlenmesi sırasında yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan, ancak
kanunda sayılan katalog suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde
edilirse, bu delilin muhafaza altına alınacağı ve durumun derhal savcılığa bildirileceğinin
hüküm altına alındığını, oysa suça konu soruşturmada gerçekleştiği iddia edilen tesadüfen
öğrenmenin soruşturulan hâkimin iletişiminin denetlenmesi suretiyle değil, soruşturulmayan
kişilerin iletişiminin denetlenmesi suretiyle gerçekleştiğini, ayrıca Adalet Başmüfettişliğinin
delil olduğu savında bulunduğu bilgileri elde etmesine rağmen, Cumhuriyet Savcılığına hiçbir
bildirimde bulunmadığı gibi, 5 ay gibi uzun bir süre boyunca telefon dinlemelerine devam
ettiğini,
- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının mütalaasında, “Adalet Bakanlığınca
Adalet Başmüfettişliğine verilen soruşturma izninin rüşvet konusu olayın incelenip
soruşturulmasına yönelik olması nedeniyle olay bazında verildiği” yönünde ileri sürdüğü
görüşün, ceza hukukunda olay bazında yetki şeklinde bir kavramın bulunmaması nedeniyle
tutarlı olmadığı gibi, Bakanlık Olur’unda tam aksine birkaç kez “ilgili yargı mensupları”, ya
da “ilgili kişiler” ifadeleri kullanılmak suretiyle Adalet Başmüfettişliği tarafından yapılacak
soruşturmanın, sadece görevde bulunan yargı mensupları açısından meşruiyetinin söz konusu
olabileceğinin ifade edildiğini,
- İletişimin denetlenmesi tedbiri kararlarının soruşturmanın yürütüldüğü Sulh
Ceza Mahkemesince verilmesi gerektiği hâlde, farklı yer Sulh Ceza Mahkemelerinden
kararlar alınmak suretiyle hukuka aykırı hareket edildiğini,
126
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
- Avukat bürolarında arama yapılması hususunu düzenleyen 5271 sayılı
Kanun’un 130. maddesinin (1) numaralı fıkrasında “Avukat büroları ancak mahkeme kararı
ile ve kararda belirtilen olayla ilgili olarak Cumhuriyet savcısının denetiminde aranabilir.”
hükmünün yer aldığını, müvekkilinin büro olarak kullandığı yere girilebilmesi, arama
kararının uygulanması anlamını taşıdığını, bu nedenle aramanın tüm şartlarının müvekkilinin
bürosundaki televizyona teknik cihazın yerleştirilmesi safhasında da gözetilmesi gerektiğini,
- Hukuka aykırı olarak elde edilen delillerin, yani dinleme, izleme, teknik takip
tutanaklarının içeriğine ve işbu delilleri tanzim eden kolluk görevlilerinin tanık sıfatıyla
verdikleri ifadelere bakıldığında, bir senaryonun yaratılmaya çalışıldığını, ancak baştan sona
gerçek dışılıklarla dolu bu senaryonun son derece başarısız ve tutarsız olduğunu,
- 10.11.2008 günlü teknik takip tutanağını düzenleyen polis memurlarının
ifadelerinin, böyle bir olayın yaşanmadığını gösterdiğini, yaşanmayan bir olayın izlenmesi,
takip edilmesi ve kayıt altına alınması mümkün olmadığından ötürü de ifadelerin gerçek dışı
ve çelişkilerle dolu olduğunu,
- 10.11.2008 gününde teknik takip yapmakla görevli polis memurlarının,
kamerayla çekim yapamamaları durumunda, fotoğraf çekebileceklerini ya da olaydan sonra
civarda bulunan binalardaki güvenlik kameralarının kayıtlarını inceleyebilecekleri ancak
bunları yapmadıklarını,
- Suça konu davanın temyiz aşamasında verilen karara iştirak eden Yargıtay 6.
Hukuk Dairesi Üyelerinin, açıklıkla ve tutarlı bir biçimde, verilecek karar konusunda
yönlendirilmediklerini beyan etmelerine karşın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, âdeta
bu üst düzey yargıçların adına konuşarak “(...) bu tanıkların ifadesi ile suç konusu tahliye
davasının üzerinden uzunca bir zamanın geçmesi ve sanık Hasan ERDOĞAN’ın
yönlendirmesini bu tanıkların hissetmeyeceği şekilde yapması(...)” şeklinde ifadeler
kullanmasının, bu yargıçlara “Yönlendirilip yönlendirilmediğinizi siz değil, biz biliyoruz.”
demek anlamına geldiğini,
- Müvekkili olan Necdet OKCU’nun davanın hiçbir aşamasında, Koza Sokak’a
anılan tarihte asla gitmediğini iddia etmediğini, müvekkilinin soruşturmanın başından itibaren
dile getirdiği hususun, olay günü ya da başka bir gün, Hasan ERDOĞAN’a para veya bir
başka eşyayı vermediği, onunla böyle bir görüşmesinin bulunmadığı şeklinde olduğunu,
- Koza Sokak’ın, müvekkili Necdet OKCU’nun işyeri ile evi arasındaki rutin
güzergâh üzerinde olması ve diğer müvekkili Yavuz ÇAY’ın eşinin işyerinin ve ailesinin
127
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
evinin o mahallede yer bulunması nedeniyle müvekkillerinin söz konusu güzergâhtan her
gün geçebileceklerini,
- Baz istasyonlarının çalışma prensibinin, yüklenme ve yoğunluğun fazlalığı
ölçüsünde civardaki diğer yakın istasyonlara yönlendirme üzerine kurulu olduğunu, bu
bağlamda, talep edilen kayıtların suçun işlendiğini değil, tam aksine beyanlarını destekler
nitelikte, müvekkilinin hemen her gün olduğu gibi Ziyaürrahman Caddesi üzerinden evine
gidiyor olduğunu gösterdiğini,
- Necdet OKCU’nun yasa dışı biçimde elde edilmiş bulunan tape kayıtlarının
hiçbirinde, mütalaada iddia edildiği gibi şifreli bir konuşma yapmadığını, yapmadığı bir şeyi
de doğal olarak kabul etmediğini, kabul etmediği bir olgunun sebebini de doğal olarak
açıklayamadığını, bu durumun varlığına rağmen, mütalaada, tapelerde yer alan ve hiçbir
surette gizli ya da şifreli herhangi bir kelime içermeyen ifadelerin, müvekkilinin bir suçun
faili veya iştirakçisi olarak yorumlanmasına araç olarak kullanılmaya çalışıldığını,
ifade etmiştir.
13- Yavuz ÇAY ve Müdafiinin Esas Hakkındaki Savunması
Sanığın 14.11.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Esas Hakkındaki
Savunma
Sanık söz konusu savunmasında; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının
mütalaasında belirttiği gibi olaylar ile ilgisi bulunmadığını belirtmiş, suçsuz olması nedeniyle
beraatına karar verilmesini talep etmiştir.
Sanık Müdafiinin 14.11.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Esas
Hakkındaki Savunma
Sanık müdafii söz konusu savunmasında özetle;
- Mütalaanın “Sonuç ve İstem” bölümünde her ne kadar müvekkili Yavuz ÇAY’ın
cezalandırılması yönünde herhangi bir talep yoksa da varılan bu sonucun gerekçesinin yanlış
olduğunu, zira mütalaada “kesin ve inandırıcı delillerin elde edilememiş olması”nın bu isteme
gerekçe olarak gösterildiğini, oysa müvekkili olan Necdet OKCU açısından dile getirilen
usule ve esasa ilişkin tüm itiraz ve savunmalarının diğer müvekkili Yavuz ÇAY açısından da
geçerli olmakla beraber, müvekkili Yavuz ÇAY’ın isnat edilen suçlamalarla bir ilgisinin
bulunmadığını,
128
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
- Yavuz ÇAY’ın Necdet OKCU’nun kâtibi olduğunu, dosyada adı geçen diğer
şahısları ise ya hiç tanımadığını ya da çalışmakta olduğu avukatlık bürosuna gelmiş olmaları
veya Necdet OKCU ile tanışıyor olmaları nedeniyle çok az tanıdığını,
- Bu veriler ışığında müvekkili Yavuz ÇAY açısından “kesin ve inandırıcı delilin
yokluğu” değil, “sanık sıfatının yokluğu” söz konusu olduğundan, mütalaada belirtilen
gerekçeye katılmadıklarını ancak beraat talebine katıldıklarını,
ifade etmiştir.
14- Hüseyin UYSAL ve Müdafiinin Esas Hakkındaki Savunması
Sanığın 14.11.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Esas Hakkındaki
Savunma
Sanık söz konusu savunmasında özetle;
- Rüşvet anlaşması olduğuna inanmadığını, böyle bir anlaşma olduysa dahi
bundan haberinin olmadığını, bu dosyada bahsi geçen alınan-verilen paraların hiçbiriyle
alakalı bilgisinin bulunmadığını,
- (...) ve Murat AKBAŞ’ı tanımadığını, bu kişileri yargılama sırasında tanıdığını,
- İddia makamının “şifreli kelimeler” olarak ifade ettiği “öğrenci” kelimesini daha
önce de açıkladığı gibi “dosya” anlamında kullandığını, kesinlikle “para” anlamında
kullanılmadığını, bu kelimelerin Resul DALKIRAN tarafından kullanıldığını,
- Resul DALKIRAN ve Süleyman BALCI ile beraber çay içtiğinin doğru
olduğunu, ancak kendileriyle görüşmelerinde kesinlikle dosya hakkında bir şey
konuşmadıklarını, sadece davanın karşı tarafının gelip gelmediğini ayrıca dosyanın ne zaman
geleceğine ilişkin sorular sorduklarını,
beyan etmiştir.
Sanık Müdafiinin 14.11.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Esas
Hakkındaki Savunma
Sanık müdafii söz konusu savunmasında özetle;
- Bu davanın en başta gelen delili görünümündeki tape kayıtlarının delil olarak
değerlendirilmesi bahsinde yapılan itirazlara, suça konu anlaşmanın tarihi hakkındaki
muarazanın giderilmiş olmaması yönündeki beyanlara, tahkikatın yürütülmesinde yetki ve
129
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
görev normlarına uyulmamış olması nedeni ile temin edilmiş delillerin yok sayılması lazım
geldiği yönündeki ifadelere aynen katıldığını,
- Esas hakkındaki mütalaada yargılama konusu rüşvet suçu bahsinde toplanan
delillere göre, Süleyman BALCI, Resul DALKIRAN ve Murat YALÇINTAŞ’ın rüşvet veren,
Hasan ERDOĞAN’ın alan taraf, müvekkilinin ise bu anlaşmaya dâhilinin alan ve veren
tarafın irtibatlandırılması noktasında olduğunun iddia edildiğini,
- Yine esas hakkındaki mütalaaya göre, (...) ve Murat AKBAŞ’ın Resul
DALKIRAN’ı müvekkili ile tanıştırdıkları ve müvekkilinin de Resul DALKIRAN’ı Necdet
OKCU ile tanıştırdığı, Necdet OKCU kanalı ile de Hasan ERDOĞAN’a ulaşıldığının iddia
edildiğini,
- Müvekkili bakımından tek delilinin telefon konuşmaları olduğunu herkesin
bildiğini, telefon görüşmeleri dışında ne bu yargılamanın iddia makamının ve ne de 9. Ağır
Ceza Mahkemesindeki yargılama bahsinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının başkaca
hiçbir delile dayanmışlığının bulunmadığını,
- Başsavcılığın mütalaasında müvekkiline ait sadece 6 tane tape kaydına yer
verildiğini, aşamalarda sundukları dilekçelerde söz konusu tape kayıtlarının içeriklerini ortaya
koyduklarını, müvekkilinin suça konu tahkikata ilişkin 53 tane tape kaydının bulunduğunu,
tape kayıtlarında görüldüğü üzere, müvekkilinin dairede işi olan, dosyası bulunan bazı
avukatlara destek verdiğinin anlaşıldığını,
- Müvekkilinin, tüm telefon görüşmelerinde, kendisine telefon açan bu avukatlara
dosyanın henüz görüşülüp görüşülmediği, bozma kararı verildiği iddia edilen bir dosyanın
henüz görüşülmemiş olduğu, bozma kararı verildiği ancak kararın henüz yazılmadığı, dosyayı
bir başka avukatın da sorduğu ve dosya ile ilgilendiği, kararın postaya verildiği, tashihi karar
taleplerinin okunmakta olduğu ve değerlendirildiği, tashihi karar taleplerinin ret kararı ile
neticelendiği, kararın yerel mahkemesine ulaşma tarihi, müzakerenin devam ediyor olduğu
hakkında bilgiler verdiğinin görüldüğünü,
- İddia makamının en şedit delil olarak varsaydığı tape kaydında müvekkili ile
Necdet OKCU arasında geçen “Sana bir şey yaptılar mı?”, “Yok, daha senin ne verdiğini
soruyorlar.” şeklindeki konuşmanın, esasen bir rüşvetin varlığına ve bunu müvekkilinin
bildiğine değil, bir rüşvetin yokluğuna ve/veya bunu müvekkilinin bilmediğine ilişkin delil
olduğunu, söz konusu konuşmada birinin “Sana bir şey yaptılar mı?” dediğini, öbürünün ise
“Senin ne verdiğini sordular?” dediğini, iki kişinin bir kişiye rüşvet vermesi durumunda, işleri
de hallolmuş olsa, bunları tanıştıran kişiye verilecek miktarın adının “bir şey” olmadığını,
buradaki “şey”in harçlığa tekabül ettiğinin ortada olduğunu,
- Başsavcılığın mütalaasında şifre olarak addettiği, “öğrenci”, “ağa ayar
veriyordu” şeklindeki ibarelerin hiçbir şekilde bir para alışverişinin mevcudiyetine ilişkin
130
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
olarak yorumlanmasının mümkün olmadığını, konuşmada geçen “öğrenci yarın geliyor”dan
kastın, paranın yarın geleceği değil, dosyanın ne zaman görüşüleceği, kararın ne zaman
verileceği hususu olduğunu,
- Müvekkilinin “öğrenci” den maksadının dosya olduğunu, “ağa ayar veriyordu”
derken, daire tarafından kararın görüşülmesinden evvel, dosyanın önemli bir dosya olduğuna
dikkat çekildiğini ifade etmek istediğini her defasında dile getirdiğini,
- Kaldı ki Başsavcılığın mütalaasında müvekkilinin dosyayı sürekli olarak takip
ettiği ve Necdet OKCU’ya dosyanın akıbeti hakkında bilgi verdiğinin iddia edildiğini,
kendilerinin de zaten bunun aksini iddia ediyor olmadıklarını, itirazlarının müvekkilinin
dosya hakkında bilgi vererek nasıl rüşvet anlaşması yapılmasına katkı sağladığı noktasında
olduğunu, zira bu bilgilerin sadece dosyanın durumu ile ilgili olduğunu,
- Tape kayıtları kelime kelime incelendiğinde hiçbir kayıtta, müvekkilinin
deyimiyle söylenecek olursa Hasan ERDOĞAN’ı kastederek “Hâkim Bey’e ne kadar
verdiniz?”, “Neye anlaştınız?”, “Ne dedi?”, “Kabul etti mi?” ve hatta “Bu işi para ile mi
yapıyorsunuz?” şeklinde tek bir cümlesinin bulunmadığını,
- İddia makamının müvekkili hakkında “Sanık Hüseyin, daha önceden tanıdığı
Avukat Necdet OKCU’ya suç konusu olayı ve sanıkları götürürken taraflar arasında bir
rüşvet anlaşması yapılacağını bilmekte ve ona göre davranmaktadır.”. şeklindeki iddiasına
ilişkin tek bir delilin bulunmadığını,
- Müvekkilinin suç tarihi itibari ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4/C
maddesi kapsamında odacı olarak çalışan geçici bir personel olduğunu, yardımcı hizmetler
kadrosunda dahi görev yapmadığını,
- İDTM A.Ş. gibi bir şirketin finans müdürü ve avukatı olan Resul DALKIRAN
ile Süleyman BALCI’yı ve son derece tecrübeli bir avukat olan Necdet OKCU’yu “odacı”
olarak yönlendirmesinin mümkün olmadığını,
beyan etmiştir.
15- Abdullah PEHLİVAN ve Müdafiinin Esas Hakkındaki Savunması
Sanığın 13.11.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Esas Hakkındaki
Savunma
Sanık söz konusu savunmasında özetle;
131
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
- Aleyhine bir tanık beyanı olmadığını, İDTM A.Ş. Yönetim Kurulunun
14.11.2008 günlü kararıyla yapılan ödemenin birikmiş alacaklarına ilişkin olduğunu, bu
ödemeye ilişkin sürecin 8.2.2008 günlü yönetim kurulu kararıyla başladığını, 11.4.2008 günlü
yönetim kurulunda şirket avukatlarından detaylı rapor istendiğini, şirket bünyesindeki
profesyonel yöneticilerin belli miktarın üzerinde ödeme yetkilerinin olmadığını, yetki sınırları
içinde yapılan düşük ödemeleri de kendilerinin kabul etmediğini, en son 14.11.2008 günlü
yönetim kurulu kararıyla birikmiş alacaklarına ilişkin ödeme yapılmasına karar verildiğini,-
10.11.2008 gününde 1.253.144,00 TL’nin şirketin bir hesabından diğer hesabına aktarıldığını
ve repo yapıldığını, bu paradan kendisine herhangi bir ödeme yapılmadığını, 14.11.2008
günlü yönetim kurulu kararından sonra tarafına 17.11.2008 gününde ödeme yapıldığını, bu
parayı herhangi bir kişiye verdiğine dair delil bulunmadığını,
- 10.11.2008 gününde tarafına yapılan 10.000 TL ödemenin kimseye
verilmediğini, bu paraya ilişkin herhangi bir işlem yapmadığını, suç delili olarak dosyada
bulunan tüm konuşmaların ya tarafı ya etkeni olan kişinin Resul DALKIRAN olduğunu,
iddianamenin başında yer alan şifrelerin onun tarafından icat edildiğini, başka bir kişi
tarafından bunların kullanılmadığını, hatta konuşmalardan anlaşılacağı üzere diğer kişilerin
bu sözcükleri anlamadığını,
- Resul DALKIRAN’ın Süleyman BALCI dışında hiçbir şirket yetkilisi ile
konuşmasının bulunmadığını, kendi şahsı için çalışmak dışında başka bir şey yapmadığını,
- 14.11.2008 günlü yönetim kurulu kararıyla yapılan ödemenin rüşvet parası
olarak değerlendirilmesinin tek nedeninin Orkun Osman BİLGİVAR tarafından yapılan bir
telefon görüşmesi olduğunu, ancak onun bu görüşmeyi kendine haksızlık yapıldığı
düşüncesiyle kızgınlıkla yapmış olduğunu,
- Orkun Osman BİLGİVAR’ın 12.11.2008 saat 14.44’te Ahmet isimli bir kişiyle
yapmış olduğu görüşmede, kendisiyle ilgili olarak “Abdullah bildiğim kadarıyla yok”
şeklinde sarf ettiği sözlerin, kendisinin suçla ilgisinin olmadığına delil olduğunu,
- Suç tarihinin 10.11.2008 olduğunu, 17.11.2008 tarihinde kendisine yapılmış
olan ödemenin bu suça delil olarak gösterildiğini, bunun imkânsız olduğunu,
- Dosyada toplam 6 adet görüşmesinin bulunduğunu, bunların 4’ünün Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığının mütalaasına alındığını, bununla birlikte tamamının suç tarihinden
bir hafta sonra 18.11.2008 tarihinde gerçekleşmiş olduğunu,
- Operasyonu yürüten emniyet amiri Deniz ÖZKOÇAK’ın ifadesinde, ikinci
kısımda Hasan ERDOĞAN’a para gideceğini düşündüklerini ama olmadığını, yanlış
değerlendirme yapmış olduklarını söylediğini, Süleyman BALCI ile yaptığı konuşmaların, bir
meslektaşının başka bir meslektaşına karşı sözünü yerine getirememesinden dolayı
132
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
eziklik içinde olması nedeniyle yapıldığını, bir suçun işlendiğine dair iddiaların sırf telefon
görüşmeleriyle kanıtlanamayacağını,
beyan etmiştir.
Sanık Müdafiinin 13.11.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Esas
Hakkındaki Savunma
Sanık müdafii söz konusu savunmasında özetle;
- 5237 sayılı Kanun’un rüşvet suçuna ilişkin 252. maddesinin 2.7.2012 günlü,
6352 sayılı Kanun ile değişikliğe uğradığını, değişiklik öncesi hâlinin lehe olduğunu, buna
göre değerlendirme yapılması gerektiğini,
- Necdet OKCU ile yapılan anlaşmanın rüşvet değil, bir vekâlet anlaşması
olduğunu, esas hakkındaki mütalaada rüşvet anlaşmasının ne zaman, ne şekilde ve hangi
kapsamla yapıldığına dair bilgiye yer verilmediğini,
- Dosyada bulunan telefon konuşmaları ve ortam dinlemelerinde, Hasan
ERDOĞAN’a rüşvet verileceğine ilişkin bir hususa rastlanılmadığını, başka bir sergi
salonuna ilişkin tek bir karardan hareketle suça konu davanın temyiz incelemesinde emsal
kararlara aykırı karar verildiğinin ileri sürülemeyeceğini, ayrıca bu iki davada verilen
kararların dayanakları ve gerekçelerinin farklı olduğunu,
- Hasan ERDOĞAN’a menfaat temin edildiğine dair delil bulunmadığını, suç
tarihinin 10.11.2008 olduğunu, sanığa yapılan ödemenin ise 18.11.2008 gününde yapıldığını,
bu nedenle sanık yönünden atılı suçun işlenemez olduğunu,
- Sanık tarafından Süleyman BALCI veya Resul DALKIRAN’a para verildiğine
dair herhangi bir delil de bulunmadığını,
beyan etmiştir.
16- İlhan PARSEKER ve Müdafiinin Esas Hakkındaki Savunması
Sanığın 13.11.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Esas Hakkındaki
Savunma
Sanık söz konusu savunmasında; daha önce verdiği ifadeleri ve savunmaları aynen
tekrarladığını, tarafına isnat edilen suçu işlemediğini ve bu suçun işlenmesini gerektirecek bir
sebebin bulunmadığını, ayrıca iddia makamının mütalaasına da katıldığını belirtmiştir.
133
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Sanık Müdafiinin 13.11.2012 Gününde Yüce Divanda Yaptığı Esas
Hakkındaki Savunma
Sanık müdafii söz konusu savunmasında özetle; iddia makamının görüş ve
kanaatine itirazlarının bulunmadığını, alınan Yönetim Kurulu kararının hukuka uygun
olduğunu, müvekkili olan sanık ile diğer yönetim kurulu üyelerinin kamu görevi yapmaları
ve böyle bir suçu işlemelerinde hiçbir menfaatlerinin bulunmadığını, hukuk çerçevesi içinde
İDTM A.Ş.’nin menfaatlerinin korunduğunu ve sanığın beraatına karar verilmesi gerektiğini
belirtmiştir.
V- USULE İLİŞKİN İTİRAZLAR VE VERİLEN KARARLAR
Bu bölümde yalnızca önemli nitelikte görülen bazı usule ilişkin itirazlara ve
bunlara ilişkin kararlara yer verilmiştir.
A- Katılma Kararına Karşı İtirazlar
Yüce Divan yargılamasının 21.11.2011 günlü duruşmasında, suçtan zarar gören
Ceyda Zeliha EREM vekilleri Av. Hande Zeynep DURSUN ve Av. Haluk PEKŞEN yazılı ve
sözlü olarak kamu davasına katılma talebinde bulunmuşlardır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, talebin kabulüne karar verilmesini mütalaa
etmiş, sanık Hasan ERDOĞAN, talebe karşı bir diyeceğinin olmadığını, sanık Hasan
ERDOĞAN müdafi Av. Bülent Hayri ACAR ise takdiri Yüce Divana bıraktığını beyan
etmiştir.
6216 sayılı Kanun’da, Yüce Divanda görülen davalara “katılma” hususuna
ilişkin özel bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Bununla birlikte anılan Kanun’un 57.
maddesinin (1) numaralı fıkrasında “Genel Kurul, Yüce Divan sıfatıyla çalışırken
yürürlükteki kanunlara göre duruşma yapar ve hüküm verir.” denilmiştir. Ceza yargılamasına
ilişkin yürürlükteki genel kanun olan 5271 sayılı Kanun’un 237. maddesinin (1) numaralı
fıkrasında, mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanların ilk
derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar
şikâyetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilecekleri;
238. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise katılmanın, kamu davasının açılmasından sonra
mahkemeye dilekçe verilmesi veya katılma istemini içeren sözlü başvurunun duruşma
tutanağına geçirilmesi suretiyle olacağı hüküm altına alınmıştır.
Kanunda tanımları yapılmamış olmakla birlikte, doktrinde belirtildiği üzere,
“mağdur” kavramı, suçun maddi unsuruna muhatap olan ve bu nedenle suç ile korunan hukuki
yararı zedelenen kişiyi; “suçtan zarar gören” ise suçun neticelerinden doğrudan etkilenmiş
olan kişiyi ifade eder.
134
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Diğer taraftan özel hukuk alanında bir hukuki ilişkinin tarafı olma ile ceza
yargılamasında “suçtan zarar gören” kişi olma özdeş değildir. Özel hukuk alanındaki bir
hukuki ilişkinin tarafı olmayan kişi, aynı hukuki ilişkiyi konu alan bir suçun dış dünyada
meydana getirdiği sonuçlardan doğrudan zarar görmüş olabilir veya zarar görme tehlikesi
altında bulunabilir.
Yüce Divan yargılamasına konu olayda, lehe karar almak için temyiz aşaması
sırasında rüşvet verildiği iddia edilen kiralananın tahliyesi davasına konu kira sözleşmesinin
tarafı CNR A.Ş. olmasına rağmen, atılı suçun meydana getireceği sonuçlardan anılan şirket
ile birlikte şirket ortağı Ceyda Zeliha EREM’in de doğal olarak zarar göreceği açıktır.
Dolayısıyla suçtan zarar gören sıfatı bulunan Ceyda Zeliha EREM’in, 5271 sayılı Kanun’un
237. maddesi uyarınca Yüce Divanda görülmekte olan kamu davasına katılma hakkı
bulunmaktadır.
Yüce Divan, 21.11.2011 günlü duruşmada, “Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 237
ve 238’inci maddeleri uyarınca Ceyda Zeliha EREM’in katılan olarak (;) usulüne uygun
düzenlenmiş vekâletname uyarınca Ankara Barosu avukatlarından Avukat Hande Zeynep
DURSUN ile Avukat Haluk PEKŞEN’in katılan vekili olarak dava ve duruşmalara kabulüne”
oy birliğiyle karar vermiştir.
Sanık Hasan ERDOĞAN müdafi Av. Bülent Hayri ACAR, 4.1.2012 ve 23.1.2012
günlü dilekçelerinde, 21.11.2011 gününde yapılan duruşmada Ceyda Zeliha EREM’in katılan
olarak dava ve duruşmalara kabulüne ilişkin kararın suçtan zarar görmediği gerekçesiyle geri
alınmasını talep etmiştir.
Yüce Divan, 27.2.2012 günlü duruşmada, sanık Hasan ERDOĞAN müdafi Av.
Bülent Hayri ACAR’ın anılan talebinin, “… dosyaya ibraz edilen belgelerden katılanın
anılan şirketin ortağı olduğu dikkate alındığında şirketin zarar görmesi hâlinde katılanın da
suçtan doğrudan zarar göreceği açık olduğundan reddine” oy birliğiyle karar vermiştir.
Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen kamu davasının Yüce Divanda
görülmekte olan dava ile birleştirilmesinden sonra, birleştirilen davanın bir kısım sanıklarının
müdafileri, farklı tarihlerde verdikleri dilekçelerinde ve Yüce Divan yargılamasının 4.4.2012
günlü duruşmasında, katılan Ceyda Zeliha EREM’in, daha önce Ankara 9. Ağır Ceza
Mahkemesinin E.2011/61 sayılı dava dosyasının 21.10.2011 günlü duruşmasında şikâyetçi
olmaması nedeniyle kendisinin Yüce Divanda görülmekte olan davaya katılması yönünde
alınan ara kararının hükümsüz kaldığının tespit edilmesine ya da kaldırılmasına karar
verilmesini talep etmişlerdir.
Yüce Divan, 4.4.2012 günlü duruşmada, bir kısım sanık müdafilerinin anılan
talebinin, “… daha önce aynı yönde sanık Hasan ERDOĞAN’ın müdafii tarafından yapılan
135
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
istem hakkında 07/02/2012 günlü oturumda alınan ara kararında belirtilen gerekçeler ile
Ceyda Zeliha EREM’in Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin esas 2011/61 sayılı dosyasının
15/04/2011 günlü duruşmasında müşteki sıfatıyla alınan ifadesinde ‘Şikâyetçi değilim,
katılma talebim de yoktur.’ şeklindeki beyanının birleştirilen davanın sanıklarının iştirak
hâlinde işledikleri iddia olunan rüşvet verme suçu yönünden hüküm ifa etmesi nedeniyle
reddine” oy birliğiyle karar vermiştir.
CNR A.Ş. vekilleri Av. Merve İrem ŞAHİN ve Av. Haluk PEKŞEN’in 9.1.2012
günlü dilekçesinde ve Av. Merve İrem ŞAHİN’in 6.2.2012 günlü dilekçesinde, CNR A.Ş.’nin
katılan sıfatıyla dava ve duruşmalara kabulüne karar verilmesi talep edilmiştir.
Sanık Hasan ERDOĞAN müdafi Av. Bülent Hayri ACAR, 23.1.2012 günlü
dilekçesinde, CNR A.Ş.’nin katılma isteminin suçtan zarar görmediği gerekçesiyle reddine
karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili, Yüce Divan yargılamasının 27.2.2012 günlü
duruşmasında, katılma talebine bir diyeceklerinin olmadığını beyan etmiştir.
Yüce Divan yargılamasına konu olayda, lehe karar almak için temyiz aşaması
sırasında rüşvet verildiği iddia edilen kiralananın tahliyesi davasına konu kira sözleşmesinin
tarafı olan CNR A.Ş.’nin, atılı suçun meydana getireceği sonuçlardan doğrudan zarar göreceği
açıktır. Dolayısıyla suçtan zarar gören sıfatı bulunan CNR A.Ş.’nin, 5271 sayılı Kanun’un
237. maddesi uyarınca Yüce Divanda görülmekte olan kamu davasına katılma hakkı
bulunmaktadır.
Yüce Divan, 27.2.2012 günlü duruşmada, “Ceza Muhakemesi Kanunu’nun
237’nci maddesi uyarınca CNR Uluslararası Fuarcılık ve Ticaret AŞ’nin katılan olarak;
usulüne uygun düzenlenmiş vekâletname uyarınca Ankara Barosu avukatlarından Avukat
Hande Zeynep DURSUN, Avukat Haluk PEKŞEN ve Avukat Merve İrem ŞAHİN’in ise aynı
zamanda katılan CNR Uluslararası Fuarcılık ve Ticaret AŞ vekilleri olarak dava ve
duruşmalara kabulüne” oy birliğiyle karar vermiştir.
Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen kamu davasının Yüce Divanda
görülmekte olan dava ile birleştirilmesinden sonra, birleştirilen davanın bir kısım sanıklarının
müdafileri, farklı tarihlerde verdikleri dilekçelerinde ve Yüce Divan yargılamasının 4.4.2012
günlü duruşmasında, katılan Ceyda Zeliha EREM’in Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin
E.2011/61 sayılı dava dosyasının 21.10.2011 günlü duruşmasında şikâyetçi olmaması
nedeniyle CNR A.Ş.’nin Yüce Divanda görülmekte olan davaya katılması yönünde daha önce
alınan ara kararının hükümsüz kaldığının tespit edilmesine ya da kaldırılmasına karar
verilmesini talep etmişlerdir.
136
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Yüce Divan 4.4.2012 günlü duruşmada, bir kısım sanık müdafilerinin anılan
talebinin, “Ceyda Zeliha EREM’in Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin esas 2011/61 sayılı
dosyasının 15/04/2011 günlü duruşmasında müşteki sıfatıyla alınan ifadesinde “Şikâyetçi
değilim, katılma talebim de yoktur.” şeklindeki beyanının birleştirilen davanın sanıklarının
iştirak hâlinde işledikleri iddia olunan rüşvet verme suçu yönünden hüküm ifa etmesi
nedeniyle reddine” oy birliğiyle karar vermiştir.
Katılan Ceyda Zeliha EREM vekili Av. Gülnur CAN, Yüce Divan yargılamasının
4.4.2012 günlü duruşmasında, birleştirilen dosyada yargılanan sanıkların iştirak hâlinde
işledikleri iddia olunan rüşvet verme suçu yönünden de kamu davasına katılma talebinde
bulunmuştur.
Bir kısım sanık müdafileri, aynı duruşmada, Ceyda Zeliha EREM’in daha önce
şikâyetçi olmaması nedeniyle anılan katılma isteminin reddine karar verilmesini talep
etmişlerdir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili, aynı duruşmada, aynı gerekçeyle katılma
isteminin reddine karar verilmesini mütalaa etmiştir.
5271 sayılı Kanun’un 237. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca, mağdur,
suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, “şikâyetçi olduklarını
bildirerek” kamu davasına katılabilirler. Buna göre, şikâyetçi olmayan mağdur, suçtan zarar
gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanların kamu davasına katılma hakları
bulunmamaktadır. Ceyda Zeliha EREM, Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2011/61 sayılı
dosyasının 15.4.2011 günlü duruşmasında müşteki sıfatıyla alınan ifadesinde “Şikâyetçi
değilim, katılma talebim de yoktur.” şeklinde beyanda bulunmuştur. Dolayısıyla Ceyda Zeliha
EREM’in, Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2011/61 sayılı dosyasından tefrik edilerek
Yüce Divanda görülmekte olan kamu davası ile birleştirilen ve bir kısım sanıkların rüşvet
vermek suçuna ilişkin kamu davası yönünden katılmasına imkân bulunmamaktadır.
Yüce Divan, aynı duruşmada, “Katılan Ceyda Zeliha EREM Vekili Avukat Gülnur
CAN’ın birleştirilen dosyada yargılanan sanıkların iştirak hâlinde işledikleri iddia olunan
rüşvet verme yönünden davaya katılma isteminin 6 numaralı ara kararında belirtilen
gerekçelerle reddine” oy birliğiyle karar vermiştir.
B- Davaların Birleştirilmesi İstemi
Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 20.2.2012 günlü, E.2011/61 sayılı yazıyla, aynı
sayılı dosyada görülen kamu davası ile Yüce Divanda görülmekte olan kamu davası arasında
şahsi, fiilî ve hukuki bağlantı bulunduğu belirterek her iki davanın birleştirilmesine muvafakat
edilip edilmeyeceğine ilişkin olarak talepte bulunmuştur.
137
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Katılanlar vekilleri Av. Haluk PEKŞEN ve Av. Merve İrem ŞAHİN, 22.2.2012
günlü dilekçelerinde ve katılanlar vekili Av. Haluk PEKŞEN, 23.2.2012 günlü duruşmada,
birleştirme istemine muvafakat verilmesini talep etmişlerdir.
Sanık Hasan ERDOĞAN müdafi Av. Bülent Hayri ACAR, 23.2.2012 günlü
dilekçesinde ve 23.2.2012 günlü duruşmada, birleştirme istemine muvafakat verilmemesi
yönünde beyanda bulunmuştur.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili, Yüce Divan yargılamasının 23.2.2012 günlü
duruşmasında, birleştirme istemine muvafakat verilmemesini mütalaa etmiştir.
6216 sayılı Kanun’da, Yüce Divan yargılaması yönünden “birleştirme” hususu
özel olarak düzenlenmemiştir. Bununla birlikte, anılan Kanun’un 57. maddesinin (1) numaralı
fıkrasında, “Genel Kurul, Yüce Divan sıfatıyla çalışırken yürürlükteki kanunlara göre
duruşma yapar ve hüküm verir” biçimindeki hükme yer verilmiştir. Buna göre, ceza
yargılamasına ilişkin yürürlükteki genel kanun olan 5271 sayılı Kanun’un birleştirmenin usul
ve esaslarını düzenleyen 8 ila 11. maddelerinin Yüce Divan yargılamasında da uygulanması
gerekmektedir.
5271 sayılı Kanun’un 10. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, kovuşturma
evresinin her aşamasında, “bağlantılı” ceza davalarının birleştirilmesine yüksek görevli
mahkemece karar verilebileceği düzenlenmiş, 8. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise
bağlantı kavramına açıklık getirilerek “Bir kişi, birden fazla suçtan sanık olur veya bir suçta
her ne sıfatla olursa olsun birden fazla sanık bulunursa bağlantı var sayılır.” denilmiştir.
5271 sayılı Kanun’un 10. maddesinin (1) numaralı fıkrasında “…karar verilebilir.”
denilmek suretiyle, ceza davalarının bağlantılı olması hâlinde dâhi birleştirme kararı verilmesi
takdire bırakılmıştır. Kuşkusuz mahkemelerin bu takdir yetkisini kullanırken, birleştirmenin
yararlı olup olmayacağına bakmaları gerekmektedir. Diğer taraftan, 5271 sayılı Kanun’un 10.
maddesinin (1) numaralı fıkrasında, “kovuşturma evresi”nin her aşamasında bağlantılı “ceza
davaları”nın birleştirilebileceğinden söz edildiğinden, kovuşturma evresindeki bir iş ile
soruşturma aşamasındaki bir işin veya yine bir ceza davası ile diğer yargılama alanları
kapsamındaki bir davanın birleştirilmesine olanak bulunmamaktadır. Yine mevzuatımızda,
ceza davaları arasında bağlantı bulunsa ve birleştirme faydalı olsa bile, birleştirme
yapılamayacak bazı hâllere yer verilmiştir. Buna göre birleştirme kararı verilebilmesi için,
ceza davaları arasında bağlantı bulunması, birleştirmenin faydalı olması, birleştirme
olanağının bulunması ve birleştirme yasağının olmaması gerekmektedir.
Yüce Divanda görülmekte olan kamu davası, Bakırköy 2. Sulh Hukuk
Mahkemesinin E.2008/1423 sayılı dosyası kapsamında görülen CNR A.Ş. ile İDTM A.Ş.
138
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
arasındaki kiralananın tahliyesi davasında verilen kararın temyiz incelemesi sırasında
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi eski başkanı olan sanık Hasan ERDOĞAN’ın rüşvet aldığı
iddiasına ilişkindir.
Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2011/61 sayılı dava dosyası ise genel
olarak, sanık Necdet OKCU ve diğerlerinin, farklı mahkemelerde görülen ve farklı Yargıtay
dairelerince temyiz incelemesi yapılan dosyalarla ilgili olarak ilk derece yargılamaları ve
temyiz incelemeleri sırasında verilecek kararlara etki etmek amacıyla suç örgütü kurdukları
veya üyesi oldukları, rüşvet verdikleri, nitelikli dolandırıcılık yaptıkları, yargı görevi
yapanları etkiledikleri, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini akladıkları iddialarına
ilişkindir. Bu kapsamda, Bakırköy 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin E.2008/1423 sayılı
dosyasında görülen CNR A.Ş. ile İDTM A.Ş. arasındaki kiralananın tahliyesi davasında
verilen kararın temyiz incelemesi sırasında Yargıtay 6. Hukuk Dairesi eski başkanı olan sanık
Hasan ERDOĞAN’a rüşvet verdikleri veya buna aracılık ettikleri iddiasıyla sanıklar Necdet
OKCU, Yavuz ÇAY, Hüseyin UYSAL, Murat YALÇINTAŞ, Süleyman BALCI, Abdullah
PEHLİVAN, Resul DALKIRAN, İlhan BALCİ, Serkan TIĞLIOĞLU, Çamur Ali KOPUZ,
Abdullah ÇINAR, İlhan PARSEKER, (...), Murat AKBAŞ ve Orkun Osman BİLGİVAR
hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 252/1-2 maddeleri uyarınca cezalandırılmaları
talebiyle de kamu davası açılmıştır.
Buna göre, Bakırköy 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin E.2008/1423 sayılı dosyası
kapsamında görülen CNR A.Ş. ile İDTM A.Ş. arasındaki kiralananın tahliyesi davasında
verilen kararın temyiz incelemesi sırasında Yargıtay 6. Hukuk Dairesi eski başkanı olan sanık
Hasan ERDOĞAN’a rüşvet verilmesi olayına ilişkin olarak, rüşvet aldığı iddiasıyla sanık
Hasan ERDOĞAN hakkında Yüce Divanda, rüşvet verdikleri veya aracılık ettikleri iddiasıyla
yukarıda belirtilen diğer sanıklar hakkında Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası
açılmıştır. Dolayısıyla aynı olaya ilişkin farklı sanıklar hakkında açılmış olan iki ceza davası
arasında “bağlantı” bulunmaktadır. Kuşkusuz aynı olaya ilişkin eylemlerde bulundukları ileri
sürülen kişilerin aynı yargı merci tarafından bir dava içinde yargılanmaları, olaya ilişkin
delillerin birlikte gözetilerek bütünlüğü bozulmaksızın değerlendirilmeleri, sağlıklı bir sonuca
ulaşabilme olanağı meydana getirecek ve bu durum gerek kamu gerekse sanıklar yönünden
güvenceli olacaktır. Diğer bir ifadeyle anılan iki ceza davasının birleştirilmesinde “fayda”
vardır. Eldeki iki iş kovuşturma evresinde olduğundan “birleştirme olanağı”, yasaklayıcı bir
düzenleme bulunmadığından “birleştirme yasağı” yönünden iki davanın birleştirilmesinde
sakınca bulunmamaktadır.
Diğer taraftan Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen kamu davasında
yargılanan kişilerin, Anayasa’nın 148. maddesinde sayılan Yüce Divanda yargılanacak kişiler
arasında bulunmaması da birleştirme kararı verilmesine engel değildir. Şöyle ki; 5271 sayılı
Kanun’un 10. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, bağlantılı ceza davalarının birleştirilmesine
“yüksek görevli mahkemece” karar verileceği hüküm altına alınmıştır. Bu hükmün doğal
sonucu olarak, yüksek görevli mahkeme, kendi görev alanına girmemesi
139
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
nedeniyle alt dereceli bir mahkemeye açılmış olan kamu davası ile görevli olması nedeniyle
kendisine açılmış diğer kamu davasının birleştirilmesine karar verme yetkisine sahiptir.
Yüce Divan, 23.2.2012 günlü duruşmada, “1) Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi
Başkanlığının söz konusu mahkemenin 2011/61 esas sayılı dava dosyasında görülmekte olan
davayla Yüce Divanda görülmekte olan bu davanın birleştirilmesine muvafakat verilmesi
isteminin;
a) Yüce Divanda görülmekte olan Bakırköy 2. Sulh Hukuk Mahkemesince karara
bağlanan CNR Uluslararası Fuarcılık ve Ticaret AŞ ile İstanbul Dünya Ticaret Merkezi AŞ
arasındaki kiralananın tahliyesine ilişkin davanın temyiz incelemesinin İstanbul Dünya
Ticaret Merkezi AŞ lehine sonuçlanması için sanık Hasan ERDOĞAN’ın rüşvet aldığı
iddiasıyla bağlantılı olan sanıklar: Necdet OKCU, Yavuz ÇAY, Hüseyin UYSAL, Murat
YALÇINTAŞ, Süleyman BALCI, Abdullah PEHLİVAN, Resul DALKIRAN, İlhan BALCİ,
Serkan TIĞLIOĞLU, Çamur Ali KOPUZ, Abdullah ÇINAR, İlhan PARSEKER, (...), Murat
AKBAŞ ve Orkun Osman BİLGİVAR hakkında açılan kamu davasında isnat edilen suçlardan,
sadece 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 252/1-2 maddeleri uyarınca cezalandırılmaları
talebiyle açılan kamu davası yönünden söz konusu sanıklar ve belirtilen rüşvet eylemi ile Yüce
Divanda görülmekte olan dava arasında Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 8’inci maddesi
anlamında bağlantı bulunması ve her iki davanın birlikte görülmesindeki hukuki yarar
nedeniyle kabulüne, her iki davanın belirtilen sanıklar ve rüşvet suçu yönünden
birleştirilmesine,
b) Anılan sanıklar ile bunlar dışında kalan sanıkların işledikleri iddia edilen diğer
suçlar yönünden reddine,
2) Birleştirme kararı verilen sanıklar ve bu sanıkların suçları hakkında Ankara 9.
Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/61 esas sayılı dava dosyasında görülmekte olan kamu
davasının yukarıda belirtilen şekilde tefrik edilerek bu davayla birleştirilmesi için Ankara 9.
Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına yazı yazılmasına” oy birliğiyle karar vermiştir.
Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi, Yüce Divanca birleştirme kararı verilen sanıklar
ve eylemleriyle ilgili davaları tefrik ederek 2012/88 sayılı esas numarasına kaydetmiş,
3.9.2012 günlü E.2012/88, K.2012/51 sayılı kararla, davanın Yüce Divanda görülmekte olan
davayla birleştirilmesine karar vermiş ve birleştirilen dosya ile eklerini Yüce Divan
Başkanlığına göndermiştir.
Sanık Hasan ERDOĞAN müdafi Av. Bülent Hayri ACAR, 30.3.2012 günlü
dilekçesinde, sanıklar Necdet OKCU ve Yavuz ÇAY müdafi Av. Mehmet Selam ENEZ Yüce
Divan yargılamasının 4.4.2012 günlü duruşmasında, birleştirme kararının kaldırılarak
davaların tefrik edilmesini talep etmişlerdir.
140
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Yüce Divan, 4.4.2012 günlü duruşmada, “Sanıklar Necdet OKCU ve Yavuz ÇAY
müdafiinin birleştirme kararının kaldırılarak davaların tefrik edilmesine ilişkin isteminin,
23/02/2012 günlü oturumda alınan ara kararında belirtildiği üzere, her iki dava arasında
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 8’inci maddesi anlamında bağlantı bulunması ve her iki
davanın birlikte görülmesinde hukuki yarar olması nedeniyle reddine” ve “Sanık Hasan
ERDOĞAN’ın müdafiinin 30/03/2012 günlü dilekçesinde ileri sürdüğü istemlerinin reddine”
oy birliği ile karar vermiştir.
VI- ESASA İLİŞKİN TESPİT VE DEĞERLENDİRME
Esasa ilişkin tespit ve değerlendirmede öncelikle adalet müfettişlerinin yetkilerinin
kapsamının belirlenmesi, sonucuna göre de Yüce Divan yargılamasına konu olayda adalet
müfettişi tarafından yapılan işlemlerin hukuka uygun olup olmadığının, bu işlemlerle elde
edilen delillerin hükme esas alınıp alınmayacağının tespit edilmesi gerekir.
Nitekim, sanıklar ve müdafilerince, adalet müfettişlerinin Yargıtay üyeleri ile
hâkim ve savcı olmayan kişiler hakkında soruşturma yapamayacakları, iletişimin
denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme kararı talep etme veya resen karar verme yetkilerinin
bulunmadığı, somut olayda adalet müfettişinin bu kurallara uymadan, yetkisiz olarak
topladığı delillerin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Yine sanık müdafilerince dosyaya sunulan Doç. Dr. Mahmut KOCA ve Doç. Dr.
İlhan ÜZÜLMEZ tarafından düzenlenen 3.3.2011 tarihli; Prof. Dr. Hakan HAKERİ ve Prof.
Dr. Yener ÜNVER tarafından düzenlenen 15.4.2012 tarihli; Prof. Dr. Bahri ÖZTÜRK ve Prof.
Dr. Cumhur ŞAHİN tarafından düzenlenen 5.7.2012 havale tarihli; Prof. Dr. Mehmet Emin
ARTUK, Prof. Dr. Erol CİHAN ve Yrd. Doç. Dr. Murat BALCI tarafından düzenlenen
13.11.2012 tarihli uzman mütalaalarında da özetle; adalet müfettişlerinin somut olayda
inceleme ve soruşturma yapma, genel olarak da iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla
izleme tedbirlerine başvurma yetkilerinin bulunmadığı, bu nedenle somut olayda adalet
müfettişi tarafından toplanan delillerin hukuka aykırı olduğu yönünde görüş bildirilmiştir.
A- Genel Olarak Adalet Müfettişlerinin Yetkileri
Adalet müfettişlerinin inceleme ve soruşturma yetkileri, 5982 sayılı Kanunla
Anayasa’nın 144. maddesinde yapılan değişiklikle yeniden belirlenmiş, anılan Anayasa
değişikliğine bağlı olarak ilgili mevzuatta yeni düzenlemeler yapılmıştır.
Yüce Divan yargılamasına konu olayda adalet müfettişi tarafından yapılan
inceleme ve soruşturma işlemleri, anılan mevzuat değişikliğinden önce yapılmış ve
tamamlanmıştır. Dolayısıyla, somut olayda adalet müfettişlerinin inceleme ve soruşturma
işlemlerini yapma yetkisinin bulunup bulunmadığının belirlenmesi için bu işlemlerin
141
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
yapıldığı tarih itibariyle yürürlükte bulunan mevzuat çerçevesinde değerlendirme yapılması
gerekmektedir.
Bu kapsamda adalet müfettişlerinin inceleme ve soruşturma yetkileri, inceleme ve
soruşturmanın yapıldığı tarihlerde yürürlükte bulunan Anayasa’nın 5982 sayılı Kanun ile
değişiklikten önceki hâliyle 144. maddesi, 24.2.1983 günlü, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar
Kanunu, 29.3.1984 günlü, 2992 sayılı Adalet Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında
Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun, 2.2.1988 günlü,
Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Tüzüğü, 24.1.2007 günlü, Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu
Yönetmeliği hükümlerine göre belirlenmelidir.
Anayasa’nın 5982 sayılı Kanun ile değişiklikten önceki hâliyle 144. maddesinde
“Hakim ve savcıların görevlerini; kanun, tüzük, yönetmeliklere ve genelgelere (Hakimler için
idari nitelikteki genelgelere) uygun olarak yapıp yapmadıklarını denetleme; görevlerinden
dolayı veya görevleri sırasında suç işleyip işlemediklerini, hal ve eylemlerinin sıfat ve
görevleri icaplarına uyup uymadığını araştırma ve gerektiğinde haklarında inceleme ve
soruşturma, Adalet Bakanlığının izni ile adalet müfettişleri tarafından yapılır. Adalet Bakanı
soruşturma ve inceleme işlemlerini, hakkında soruşturma ve inceleme yapılacak olandan
daha kıdemli hakim veya savcı eliyle de yaptırabilir.” biçimindeki hükme yer verilmiştir.
2992 sayılı Kanun’un 15. maddesinin (a) bendinde, “… hakim ve savcıların
görevlerinden dolayı veya görevleri sırasında suç işleyip işlemediklerini, hal ve
faaliyetlerinin sıfat ve görevleri icaplarına uyup uymadığını araştırmak ve gerektiğinde
haklarında inceleme ve soruşturma yapmak”, Teftiş Kurulu Başkanlığının görev ve yetkileri
arasında sayılmıştır. Adalet müfettişleri, Adalet Bakanlığının merkez teşkilatı içinde denetim
birimi olarak kurulmuş olan Teftiş Kurulu Başkanlığına bağlı olarak görev yapmaktadırlar.
Dolayısıyla anılan görev ve yetki, kural olarak adalet müfettişleri eliyle yerine getirilir.
2802 sayılı Kanun’un yedinci kısmında, hâkim ve savcıların işledikleri suçlara
ilişkin özel soruşturma ve kovuşturma usulleri düzenlenmiştir. Bu kapsamda anılan Kanun’un
82. maddesinin birinci fıkrasında, “Hakim ve savcıların görevden doğan veya görev sırasında
işlenen suçları, sıfat ve görevleri gereğine uymayan tutum ve davranışları nedeniyle,
haklarında inceleme ve soruşturma yapılması Adalet Bakanlığının iznine bağlıdır. Adalet
Bakanı inceleme ve soruşturmayı, adalet müfettişleri veya hakkında soruşturma yapılacak
olandan daha kıdemli hakim veya savcı eliyle yaptırılabilir.” denilmiştir.
Anılan düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, “hâkim” ve “savcılar”ın, adalet
müfettişlerinin “kişi yönünden” inceleme ve soruşturma yetkisi kapsamında oldukları açıktır.
142
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
2802 sayılı Kanun’un 86. maddesinde, “Hakim ve savcıların suçlarına iştirak
edenler aynı soruşturma ve kovuşturma mercilerine tabidirler.” biçimindeki hükme yer
verilmiştir. Buna göre, hâkim ve savcı olmasalar bile hâkim ve savcıların işledikleri suçlara
iştirak edenler de adalet müfettişleri tarafından soruşturulur. Anılan hükümde hâkim ve
savcıların suçlarına iştirak edenler yönünden, kamu görevlisi olup olmamalarına göre ayrım
yapılmamış olup kamu görevlisi olmayan kişiler de hâkim ve savcıların işledikleri suçlara
iştirak ettiklerinde adalet müfettişlerinin kişi yönünden inceleme ve soruşturma yetkisi
kapsamına girmektedirler.
2992 sayılı Kanun’un 15. maddesinin (d) bendi, Teftiş Kurulu Tüzüğü’nün 6.
maddesinin (C) ve (D) bentleri, 10. maddesinin (A) bendi ve Teftiş Kurulu Yönetmeliği’nin
13. maddesine göre, adalet müfettişlerinin, Teftiş Kurulunun denetimine tabi yerlerde görev
yapan hâkim ve savcı dışındaki bazı görevliler hakkında da inceleme ve soruşturma yetkisi
bulunduğu anlaşılmaktadır. Bunların, adalet müfettişlerinin kişi yönünden inceleme ve
soruşturma yetkisi kapsamında değerlendirilmeleri için hâkim ve savcıların işledikleri suçlara
iştirak etmelerine de gerek bulunmamaktadır.
Adalet müfettişlerinin hâkim ve savcılarla ilgili olarak “konu yönünden” inceleme
ve soruşturma yetkisi, “ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâlleri dışında”,
“görevlerinden dolayı” veya “görevleri sırasında” suç işleyip işlemedikleri ile hâl ve
eylemlerinin sıfat ve görevleri icaplarına uyup uymadığı konularıyla sınırlıdır. Hâkim ve
savcıların kişisel suçlarına ilişkin soruşturma ve kovuşturma usulü, 2802 sayılı Kanun’da
ayrıca düzenlenmiş olup soruşturmaya yetkili makam, adalet müfettişleri değil, maddede
belirtilen Cumhuriyet başsavcılıklarıdır.
Adalet müfettişlerinin hâkim ve savcılarla ilgili olarak konu yönünden inceleme
ve soruşturma yetkisi, bunların görevlerinden dolayı veya görevleri sırasında işledikleri
suçlarla sınırlı olduğundan, bunun doğal sonucu olarak adalet müfettişlerinin hâkim ve
savcıların suçlarına iştirak edenlerle ilgili inceleme ve soruşturma yetkisi de, bu kişilerin,
hâkim ve savcıların belirtilen nitelikteki suçlarına iştirak etmeleri hâliyle sınırlıdır. Anılan
kişilerin hâkim ve savcıların kişisel suçlarına iştirak etmeleri hâlinde adalet müfettişlerinin
inceleme ve soruşturma yetkisi bulunmamaktadır.
Adalet müfettişlerinin, Cumhuriyet savcıları gibi yetki sınırları içinde işlenecek
suçlarla ilgili kanunların verdiği genel yetkiye dayalı olarak, suç işlendiğinde kendiliğinden
ortaya çıkan bir inceleme ve soruşturma yetkisi bulunmamaktadır. Adalet müfettişlerinin
hâkim ve savcılar hakkında inceleme ve soruşturma yapabilmeleri için, kural olarak, Adalet
Bakanlığı tarafından “izin verilmiş olması” ve izin verilen inceleme ve soruşturmayı yapmak
üzere Bakanlık tarafından “yetkilendirilmeleri” de gerekmektedir.
Nitekim, Anayasa’nın 5982 sayılı Kanun ile değişiklikten önceki 144. maddesinde,
“Hakim ve savcıların … haklarında inceleme ve soruşturma, Adalet
143
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Bakanlığının izni ile … yapılır.”; 2802 sayılı Kanun’un 82. maddesinin birinci fıkrasının
birinci cümlesinde, “Hakim ve savcıların … haklarında inceleme ve soruşturma yapılması
Adalet Bakanlığının iznine bağlıdır.” denilerek, hâkim ve savcıların görevlerinden dolayı
veya görevleri sırasında işledikleri suçlar nedeniyle inceleme ve soruşturma yapılması, Adalet
Bakanlığının izin vermesi koşuluna bağlanmıştır.
Ancak, hâkim ve savcılar hakkında inceleme ve soruşturma izni verildikten sonra,
Adalet Bakanlığının, izin verilen inceleme ve soruşturma işlemini yapmak üzere “adalet
müfettişlerini” veya “hakkında soruşturma yapılacak olandan daha kıdemli hâkim veya
savcıyı” yetkilendirmesi gerekir.
Bununla birlikte, Teftiş Kurulu Yönetmeliği’nin 97. maddesi uyarınca adalet
müfettişleri:
- Denetleme, inceleme, araştırma veya soruşturma sırasında öğrendikleri
“gecikmesinde sakınca bulunan konuları”,
- Gecikmesinde sakınca bulunmasa bile bir soruşturma, inceleme veya araştırma
sırasında öğrendikleri “haklarında işlem yapılan hâkim ve Cumhuriyet savcılarıyla ilgili izin
verilen konular dışında” inceleme, araştırma ve soruşturmayı gerektiren konuları,
Adalet Bakanlığından izin almadan ve Bakanlığın kendilerini yetkilendirmesine
gerek olmadan “soruşturma” yetkisine sahiptirler. Adalet müfettişlerinin, bir soruşturma,
inceleme veya araştırma sırasında, hakkında işlem yapılan hâkim ve Cumhuriyet savcıları
haricinde “diğer hâkim ve Cumhuriyet savcılarıyla ilgili izin verilen konularda” inceleme,
araştırma ve soruşturmayı gerektiren hususları ise izin almadan ve yetkilendirme olmadan
sadece “incelemeye” yetkileri bulunmaktadır.
B- Adalet Müfettişlerinin Hâkim ve Savcılarla İlgili Olarak “Soruşturma
İşlemleri Yönünden” Yetkileri
Yukarıda adalet müfettişlerinin kişi ve konu bakımından yetkileri üzerinde
durulmuştur. Ancak, Yüce Divan yargılamasına konu olan olay bakımından, Adalet
müfettişlerinin söz konusu yetkilerinin hâkim ve savcılarla ilgili olarak yaptıkları soruşturma
işlemleri yönünden kapsam ve sınırlarının da belirlenmesi önem taşımaktadır.
Adalet müfettişlerinin iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme
tedbirlerine ilişkin yetkilerinin neler olduğunun değerlendirilebilmesi için öncelikle bu
tedbirlerin anlam ve kapsamı üzerinde durulması gerekmektedir.
“Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi” tedbirinin koşulları
5271 sayılı Kanun’un 135. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, bir suç dolayısıyla
144
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin
varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya
gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın
telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal
bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı tarafından karar verilmişse, bu kararın derhâl
hâkimin onayına sunulması ve hâkim tarafından da en geç yirmi dört saat içinde onaylanması
gerekir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde tedbir,
Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır.
Bu maddede belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimse, bir başkasının
telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemez ve kayda alamaz. Aksi hâlde başka bir
hususa bakılmaksızın elde edilen kayıtlar hukuka aykırı olur, soruşturma ve kovuşturmada
kullanılamaz.
Söz konusu tedbire, 5271 sayılı Kanun’un 135. maddesinin (6) numaralı fıkrası
uyarınca, soruşturmaya veya kovuşturmaya konu suçun ancak Kanun’da sayılan katalog
suçlar arasında olması hâlinde başvurulabilir.
“Teknik araçlarla izleme” tedbirine ilişkin usul ve esaslar ise 5271 sayılı Kanun’un
140. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında, Kanun’da
belirtilen katalog suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve
başka suretle delil elde edilememesi hâlinde, şüpheli veya sanığın kamuya açık yerlerdeki
faaliyetleri ve işyerinin teknik araçlarla izlenebileceği, ses veya görüntü kaydı alınabileceği
belirtilmiştir.
Maddenin (2) numaralı fıkrasında ise teknik araçlarla izlemeye hâkimin,
gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde ise Cumhuriyet savcısının karar vereceği, bununla
birlikte Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kararların yirmi dört saat içinde hâkim onayına
sunulacağı düzenlenmiştir.
Teknik araçlarla izlemede, izlenen kişinin telefon ve benzeri bir iletişim aracı ile
yaptığı konuşmaları ve yazışmaları değil, iletişim aracı kullanmaksızın yaptığı konuşmalar ve
davranışları izlenmekte, ses ve görüntü kaydı alınmaktadır. Arada bir iletişim aracı bulunması
suretiyle yapılan haberleşmeler teknik araçla izlemenin değil, telekomünikasyon yoluyla
iletişimin denetlenmesinin konusudur.
Anayasa’nın 144. maddesinde, hâkim ve savcılar hakkında inceleme, araştırma ve
soruşturmayla görevlendirilenlerin hangi soruşturma işlemlerini yapabileceklerine ilişkin bir
kurala yer verilmemiştir. Buna ilişkin düzenleme, 2802 sayılı Kanun’un 101. maddesinde yer
almaktadır.
145
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
2802 sayılı Kanun’un adalet müfettişlerinin yetkilerini düzenleyen 101.
maddesinde, “Adalet müfettişleri lüzum gördükleri kimseleri yeminle dinler gerektiğinde
istinabe yoluna başvurabilir ve soruşturmanın zorunlu kıldığı hallerde arama yaparlar. Sübut
delillerini, gereken bilgileri bütün daire ve kuruluşlardan doğrudan doğruya toplarlar. Adalet
müfettişlerince yapılacak denetim, inceleme ve soruşturmalarda ilgili kuruluş ve kişiler
istenecek her türlü bilgi ve belgeyi vermek zorundadırlar.” denilmiştir.
Anılan maddede adalet müfettişlerinin yapabilecekleri işlemler, sadece “lüzum
gördükleri kimseleri yeminle dinleme”, “istinabe yoluna başvurma”, “soruşturmanın zorunlu
kıldığı hâllerde arama yapma” ve “sübut delillerini ve gereken bilgileri bütün daire ve
kuruluşlardan toplama” olarak sayılmıştır. Adalet müfettişlerinin soruşturmaya ilişkin bu
yetkileri Kanun’da sınırlayıcı (tahdidi) olarak sayılmış olup bunlar arasında
telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi ile teknik araçlarla izleme
tedbirlerine yer verilmemiştir. Buna göre, adalet müfettişlerine telekomünikasyon yoluyla
yapılan iletişimin denetlenmesi ile teknik araçlarla izleme tedbirlerine ilişkin kararları talep
etme veya gecikmesinde sakınca olan hâllerde bu kararları resen verme yetkisi kanunla
verilmemiştir.
Bununla birlikte, 24.1.2007 günlü Teftiş Kurulu Yönetmeliği’nin “İncelemenin ve
soruşturmanın yapılışı” başlığını taşıyan 98. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendinde,
“İstinabe, tanık dinlenmesi, arama, el koyma, keşif, haberleşmenin tespiti ve dinlenmesi gibi
delil toplama işlemleri sırasında Ceza Muhakemesi Kanununun hükümleri ile birlikte 2802
sayılı Kanunun 101 inci maddesindeki yetkiler kullanılır, hâkim ve Cumhuriyet savcıları
lehine 2802 sayılı Kanunun 85 ve 88 inci maddelerinde yer alan kısıtlayıcı hükümler dikkate
alınır” denilmiştir. Kuralda, “haberleşmenin tespiti ve dinlenmesi” ibarelerine yer verilerek
adalet müfettişlerinin iletişimin denetlenmesi tedbirine başvurma yetkileri açıkça belirtilmiş,
“… gibi delil toplama işlemleri” ibaresine yer verilmek suretiyle de teknik araçlarla izleme
tedbiri dâhil 5271 sayılı Kanun’da düzenlenen diğer delil toplama işlemlerine atıf yapılmıştır.
Bu noktada kanunla verilmemiş yetkinin yönetmelikle verilip verilemeyeceği
üzerinde durulmalıdır. Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi,
“haberleşme özgürlüğü”ne; teknik araçlarla izleme ise “özel hayatın gizliliği”ne bir müdahale
niteliğindedir. Çağdaş hukuk sistemlerinde ve uluslararası antlaşmalarda, kişilerin kendilerini
güvende hissetmeleri, diğer insanlarla sağlıklı ilişki kurabilmeleri ve kişiliklerini
geliştirebilmeleri için haberleşme özgürlüğünü de kapsayacak şekilde özel hayatın gizliliği
diğer kişilere ve özellikle de devlet gücüne karşı koruma altına alınmıştır. Anayasamızda da
özel hayatın gizliliği bir temel hak ve özgürlük olarak güvence altına alınarak 20. maddede
özel hayatın gizliliğine yer verilmiştir. Haberleşme özgürlüğü ise özel hayatın gizliliğinden
ayrı olarak Anayasa’nın 22. maddesinde düzenlenmiştir.
146
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Anayasa’nın “Özel hayatın gizliliği” başlıklı 20. maddesinde; herkesin, özel
hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu, özel hayatın ve
aile hayatının gizliliğine dokunulamayacağı ifade edilmiştir.
Anayasa’nın “Haberleşme hürriyeti” başlıklı 22. maddesinde ise herkesin
haberleşme hürriyetine sahip olduğu ve haberleşmenin gizliliğinin esas olduğu hüküm altına
alınmıştır.
Özel hayatın gizliliği ve haberleşme özgürlüğünün, uluslararası belgelerde de
teminat altına alındığı görülmektedir. Bu belgelerde haberleşme özgürlüğü, özel hayatın
gizliliği kapsamında değerlendirilmiştir. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 12.
maddesinde, “Hiç kimse, özel hayatı, ailesi, meskeni veya yazışması hususlarında keyfi
karışmalara, şeref ve şöhretine karşı tecavüzlere maruz kalamaz. Herkesin bu karışım ve
müdahalelere karşı kanun ile korunmaya hakkı vardır.” denilmek suretiyle, kişilerin
yazışması ve özel hayatı koruma altına alınmıştır.
Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin “Mahremiyet hakkı”
başlığını taşıyan 17. maddesinde, “Hiç kimsenin özel ve aile yaşamına, konutuna veya
haberleşmesine keyfi veya hukuka aykırı olarak müdahale edilemez; onuru veya itibarı
hukuka aykırı saldırılara maruz bırakılamaz. Herkes bu tür saldırılara veya müdahalelere
karşı hukuk tarafından korunma hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise
“Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına (haberleşmesine) saygı gösterilmesi
hakkına sahiptir.” denilmiştir.
Haberleşme özgürlüğü ve gizliliği, herkese karşı ileri sürülebilen bir hak olmakla
beraber, sınırsız da değildir. Çağdaş hukuk sistemlerinde, sınırsız özgürlük anlayışı artık
kabul görmemektedir. Belirli bir toplumsal düzende yaşanabilmesi için bireylerin hak ve
özgürlüklerine sınırlamalar getirilmesi kaçınılmazdır. İletişim teknolojisinin sunmuş olduğu
araçların ve imkânların suç işlenmesinde de kullanıldığı bir gerçektir ve devletin bu araçlarla
yapılan iletişimi denetlemesi olağan karşılanmalıdır. Ancak, diğer hak ve özgürlüklerde
olduğu gibi iletişimin gizliliğine getirilecek sınırlamaların ve bunların sebeplerinin önceden
herkes tarafından ulaşılabilir kurallara bağlanması ve sınırlamada belli ölçütlerin gözetilmesi
gerekir. Bununla birlikte sınırlamalara yer verilecek kuralların niteliği, ülkelerin benimsediği
hukuk sistemine göre değişiklik gösterebilir.
Anayasa’nın 13. maddesinde, temel hak ve hürriyetlerin özlerine dokunulmaksızın
yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla
sınırlanabileceği, bu sınırlamaların Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum
düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı ifade
edilmiştir.
147
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Anayasa’nın 20. maddesinin ikinci fıkrasında, özel hayatın gizliliğine Anayasa’nın
22. maddesinin ikinci fıkrasında ise haberleşme özgürlüğüne ilişkin ilişkin sınırlama
nedenleri gösterilmiştir. Buna göre, ancak milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin
önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin
korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, özel hayatın gizliliği ile haberleşme
hürriyetine müdahale edilebilmesi mümkündür.
AİHS’nin 8. maddesinde de benzer düzenlemeye yer verildiği görülmektedir.
Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında, herkesin, özel hayatına, konutuna ve
haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahip olduğu belirtildikten sonra (2) numaralı
fıkrasında, kamu otoritelerinin bu hakların kullanılmasına ancak ulusal güvenlik, kamu
emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi,
sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, müdahale
edebilecekleri ve söz konusu müdahalenin de demokratik bir toplumda zorunlu olması ve
kanunla öngörülmüş olması gerektiği ifade edilmiştir.
Görüldüğü üzere Anayasa’da, özel hayatın gizliliği ile haberleşme özgürlüğüne
yapılacak müdahalelerin belirli nedenlere dayalı olarak ve mutlaka “kanun” ile yapılması
gerektiği kurala bağlanmıştır. Oysa yukarıda belirtildiği üzere, Anayasa’da, 2802 sayılı
Kanun’da ve diğer kanunlarda, adalet müfettişlerine, hâkim ve savcılar ile bunların suçlarına
iştirak edenlerin işledikleri suçların soruşturulması sırasında, bu kişilerin iletişimlerinin
denetlenmesi veya teknik araçlarla izlenmesine ilişkin her hangi bir yetki verilmemiştir. Teftiş
Kurulu Yönetmeliği ile bu yetkilerin verilmesi ise anayasal olarak mümkün değildir. Bu
nedenle, adalet müfettişlerinin iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme kararı
verilmesini mahkemeden talep etme yetkileri bulunmadığı gibi gecikmesinde sakınca bulunan
hâllerde bu kararları resen verme yetkileri de yoktur. Adalet müfettişlerinin yaptıkları
soruşturmalar sırasında başvurulan iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme
tedbirlerinin yetkisiz olarak talep edilerek alınmış hâkim kararına dayanması ya da yetkisiz
olarak resen verilen kararların sonradan hâkim tarafından onaylanmış olması yapılan işlemleri
hukuka uygun hâle getirmez.
Nitekim, Teftiş Kurulu Yönetmeliği’nin 98. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç)
bendinde yer alan “haberleşmenin tespiti ve dinlenmesi gibi delil toplama” ibaresinin iptali
ve yürütmesinin durdurulması istemiyle açılan davada, Danıştay 5. Dairesi de, 29.3.2011
günlü, E.2009/5240, K.2011/1619 sayılı kararıyla benzer gerekçeye dayalı olarak “98.
maddenin 1. fıkrasının (ç) bendi ile bireysel işlemin iptaline” karar vermiştir.
Adalet müfettişlerinin hâkim ve savcılar hakkında yaptıkları inceleme, araştırma
ve soruşturmada, iletişimin denetlenmesi ve teknik takip konularında, 5271 sayılı Kanun’da
Cumhuriyet savcılarına verilen bir yetkinin tanınmamış olması, kanun koyucuyu harekete
geçirmiş ve 11.12.2010 günlü, 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu’nun
17. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) bendinde, kurul müfettişlerinin
148
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
görevlerini yerine getirirken yapacakları inceleme ve soruşturmalarda 6087 sayılı Kanun’da
verilen yetkilere ilave olarak 5271 sayılı Kanun’a göre işlem yapabilecekleri, diğer
kanunlarda müfettişlere ve Cumhuriyet savcısına, soruşturmanın yürütülmesiyle ilgili tanınan
“tüm yetkileri” kullanabilecekleri (5271 sayılı Kanun’da gecikmesinde sakınca bulunan
hâllere ilişkin olmak üzere Cumhuriyet savcısına tanınan yetkiler hariç) öngörülmüştür.
C- Yüce Divan Yargılamasına Konu Olayda Adalet Başmüfettişinin İnceleme ve
Soruşturma Yetkisinin Değerlendirilmesi
1- Adalet Başmüfettişinin Yaptığı İnceleme ve Soruşturmaya İlişkin Süreç
Adalet başmüfettişince yapılan Yüce Divan yargılamasına konu inceleme ve
soruşturmanın başlangıcı, Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığına posta yoluyla
gönderilen “A. Aydın” adına imzalanmış “İstanbul Bakırköy Adliyesi Hâkimleri” başlıklı ihbar
mektubu ile Teftiş Kurulu Başkanlığı faksına gönderilen isimsiz ancak imzalı, “Adalet
Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığına” başlıklı ihbar mektubuna dayanmaktadır. Her iki
ihbarda, bazı Bakırköy hâkimlerinin İDTM A.Ş. ile CNR A.Ş. arasında devam eden davalarla
ilgili olarak rüşvet verilmesi ve kadın temin edilmesi olaylarına karıştıkları, ayrıca uyuşturucu
ticaretine karışan kişilerle irtibat hâlinde oldukları ileri sürülmüştür.
Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından, ihbarların ciddi görüldüğü belirtilerek, “adı
geçen hâkimler ile inceleme ve soruşturma sırasında tespit edilecek diğer yargı mensupları”
hakkında, konunun mahallinde adalet müfettişlerince araştırılması, incelenmesi ve delil elde
edilmesi durumunda ilgililer hakkında soruşturmaya geçilebilmesi amacıyla 21.4.2008
gününde Bakan Olur’u alınarak Adalet Başmüfettişi Halit KIVRIL 30.4.2008 gününde
görevlendirilmiştir.
Adalet Başmüfettişi Halit KIVRIL tarafından Teftiş Kurulu Başkanlığına yazılan
8.5.2008 günlü yazıda, ilgili Bakırköy hâkimleri hakkında araştırma ve incelemeye başlandığı
bildirilmiştir.
Adalet Başmüfettişi tarafından ilgili Bakırköy hâkimleri hakkında yapılan
inceleme ve soruşturma sırasında, söz konusu hâkimler ve bunların suçlarına iştirak ettikleri
iddia edilen ve hâkim-savcı olmayan kişilerle ilgili olarak iletişimin denetlenmesi ve teknik
araçlarla izleme tedbirlerine başvurulmuş ve diğer deliller toplanmıştır. Başvurulan iletişimin
denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme sırasında, İDTM A.Ş. ile CNR A.Ş. arasında görülen
kiralananın tahliyesine ilişkin davanın temyiz aşamasında lehe karar almak için rüşvet
verileceği yönünde deliller de elde edilmiştir.
Sonrasında, sanıklar Resul DALKIRAN, Murat AKBAŞ, (...) ve İlhan BALCİ’nin
10.11.2008 gününde, İstanbul’dan Ankara’ya gelerek İDTM A.Ş. ile CNR A.Ş. arasındaki
kiralananın tahliyesi davasının temyiz incelemesinin lehe sonuçlandırılması için rüşvet
149
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
verilmesi hususunda görüşmeler yapacakları gerekçesiyle, anılan kişiler hakkında, Adalet
Başmüfettişi’nin talebi üzerine Fatih 2. Sulh Ceza Mahkemesinden 10.11.2008 günlü,
2008/1994 sayılı kararla iletişimin dinlenmesi, tespiti, kayda alınması, sinyal bilgilerinin
değerlendirilmesi ve teknik araçlarla izleme, ses ve görüntü kaydına alma kararı alınmış ve
bu karar uygulanmıştır.
Aynı gün, Adalet Başmüfettişi tarafından “gecikmesinde sakınca bulunması
nedeniyle” resen verilen kararla, yukarıda belirtilen Mahkeme kararının uygulanmasıyla elde
edilen bilgilere göre, CNR A.Ş. ile İDTM A.Ş. arasındaki kiralananın tahliyesi davasına
ilişkin Yargıtay 6. Hukuk Dairesinde yapılacak temyiz incelemesine etki etmek amacıyla
rüşvet verilmesi konusunda İDTM A.Ş. yetkilisi ve avukatının Ankara’ya gelerek sanık
Necdet OKCU’nun bürosuna gittiklerinin tespit edildiği ve içinde para olan poşeti
bıraktıklarının değerlendirildiği gerekçe gösterilerek, sanık Necdet OKCU’nun kararda
belirtilen GSM hatlarıyla yaptığı görüşmelere ilişkin iletişimin dinlenmesine, kayda
alınmasına, tespitine ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ayrıca, kamuya açık yerlerdeki
faaliyetlerinin ve işyerinin teknik araçlarla izlenmesi, ses ve görüntü alınmasına karar verilmiş
ve bu karar da uygulanmıştır. Adalet Başmüfettişince resen verilen söz konusu karar, Fatih 2.
Sulh Ceza Mahkemesinin 11.11.2008 günlü ve 2008/2016 Müt. sayılı kararı ile onanmıştır.
Adalet Başmüfettişi tarafından resen verilen kararın 10.11.2008 gününde kolluk
görevlileri tarafından uygulanması sonucunda, İDTM A.Ş. yetkilisi ve avukatının kiralananın
tahliyesi davasının temyiz incelemesinin lehe sonuçlanması için Necdet OKCU aracılığıyla
rüşvet verecekleri kişinin Yargıtay 6. Hukuk Dairesi Başkanı sanık Hasan ERDOĞAN
olduğunun anlaşıldığının iddia edilmesine rağmen, bu sırada suçüstü yapılarak, yakalama,
arama ve elkoyma işlemleri gerçekleştirilmemiştir. Bununla birlikte Adalet Başmüfettişi
tarafından inceleme ve soruşturmaya devam edilmiş, bu kapsamda iletişimin denetlenmesi ve
teknik araçlarla izleme tedbirlerine ilişkin kararlar alınmış ve uygulanmış, kararların
uygulanması 7.1.2009 gününde sonlandırılmıştır.
Adalet Başmüfettişi tarafından 13.3.2009 gün ve 03/13-1 sayılı yazıyla, 5271 sayılı
Kanun’un 138. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca, Ankara Barosu avukatlarından sanık
Necdet OKCU ile yanında çalışan sanık Yavuz ÇAY ve Yargıtay 6. Hukuk Dairesinde
sözleşmeli olarak çalışan sanık Hüseyin UYSAL hakkında elde edilen deliller, rüşvete aracılık
etmek suçundan gereğinin yapılması için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.
Yargıtay Daire Başkanıyla ilgili elde edilen tesadüfi deliller ise gerekli değerlendirmenin
yapılabilmesi için Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne 18.1.2010 gününde
düzenlenen raporla birlikte sunulmuştur.
Adalet Başmüfettişinin yazısı üzerine, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı
tarafından, 2009/42333 sayılı soruşturma evrakı üzerinden, bu ikinci olaya ve sonradan tespit
edilen başka olaylara ilişkin soruşturma yapılmış, sonrasında Ankara 9. Ağır Ceza
150
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Mahkemesine kamu davası açılmıştır. E.2011/61 sayılı dosya üzerinde görülen bu davanın
ilgili kısmı, sonradan Yüce Divan yargılamasında görülen dava ile birleştirilmiştir. Ankara
Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan soruşturma sırasında da genel hükümlere göre
ikinci olaya ilişkin iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme tedbirlerine
başvurularak delil elde edilmiştir.
Ayrıca, Adalet Başmüfettişi tarafından yapılan inceleme ve soruşturma sırasında,
İDTM A.Ş. vekili Av. Abdullah PEHLİVAN tarafından 30.12.2008 ve 21.1.2009 tarihlerinde
verilen iki ayrı dilekçeyle, İDTM A.Ş. ve CNR A.Ş. arasındaki suça konu kiralananın
tahliyesine ilişkin davada verilen kararın Yargıtay tarafından onanmasından sonra, ilamın
icrası aşamasında Bakırköy 1. İcra Mahkemesince verilen kararlar nedeniyle mahkeme
hâkimi hakkında şikâyette bulunulmuş, Bakırköy 1. İcra Mahkemesi Hâkimi, 2802 sayılı
Kanun’un 82. ve 83. maddeleri ile Teftiş Kurulu Yönetmeliği’nin 97/5-b maddesi uyarınca
önceden izin verilen inceleme ve soruşturmaya dâhil edilmiştir.
2- Adalet Başmüfettişince Yapılan İşlemler
Adalet Başmüfettişince yapılan yukarıda belirtilen inceleme ve soruşturmaya
ilişkin süreç dikkate alındığında, İDTM A.Ş. ile CNR A.Ş. arasındaki kiralananın tahliyesine
ilişkin aynı dava kapsamında, davanın ilk derece ve temyiz aşaması ile dava sonucu verilen
ve Yargıtayca onanan kararın icrası aşaması olmak üzere üç ayrı aşamasında, üç ayrı olaya
ilişkin inceleme ve soruşturma yapıldığı, iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme
tedbirlerine başvurularak delil elde edildiği anlaşılmaktadır. Bu olaylardan sadece ikinci olay,
yani temyiz aşamasında Yargıtay’dan lehe karar almak için rüşvet verilmesi ve alınması olayı
Yüce Divan yargılamasına konudur.
Adalet Başmüfettişince yapılan inceleme ve soruşturmaya konu üç olay
kapsamında başvurulan iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme tedbirlerinden ve
bunların uygulanması sonucu elde edilen delillerden, üçüncü olay kapsamında elde
edilenlerin Yüce Divan yargılamasına olayla ilgisi bulunmamaktadır.
Adalet Başmüfettişi tarafından yapılan inceleme ve soruşturma sırasında,
iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme tedbirlerine ilişkin olarak mahkemelerden
alınan ve Yüce Divan yargılamasına konu ikinci olayla doğrudan ve dolaylı olarak ilgili olan
kararlar kronolojik olarak şöyledir:
- Sincan 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 22.5.2008 Günlü ve 2008/367 Müt. Sayılı
Kararı
Adalet Başmüfettişliğinin 22.5.2008 günlü, 05/22-1 sayılı yazısıyla, bazı Bakırköy
hâkimleri hakkında rüşvet alma ve rüşvete aracılık etme iddialarıyla ilgili
151
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
yürütülen inceleme ve araştırma nedeniyle, anılan kişilerin yazıda belirtilen GSM hatlarıyla
2007 ve 2008 yıllarındaki görüşme kayıtlarının temini için iletişimin tespitine karar
verilmesinin talep edilmesi üzerine, talep doğrultusunda 2007 yılının tamamı ve 2008 yılı için
22.5.2008 tarihine kadarki iletişimlerinin tespitine karar verilmiştir.
- Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 25.6.2008 Günlü ve 2008/858 D. İş
Sayılı Kararı
Adalet Başmüfettişliğinin 24.6.2008 günlü, 06/24-1 sayılı yazısıyla, bazı Bakırköy
hâkimleri hakkında rüşvet alma ve rüşvete aracılık etme iddialarıyla ilgili yürütülen inceleme
ve araştırma nedeniyle, başka surette delil elde edilebilmesi mümkün olmadığından bazı
Bakırköy hâkimleri ile sanık Resul DALKIRAN, İDTM A.Ş., N.B., H.Ö. ve M.H.’nin yazıda
belirtilen GSM hatlarıyla 10.3.2008 ila 10.6.2008 tarihleri arasındaki görüşme kayıtlarının
temini için iletişimin tespitine karar verilmesinin talep edilmesi üzerine, talep doğrultusunda
anılan kişiler hakkında iletişimin tespitine karar verilmiştir.
- Sincan 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 7.7.2008 Günlü ve 2008/538 Müt. Sayılı
Kararı
Adalet Başmüfettişliğinin 4.7.2008 günlü, 07/04-1 sayılı yazısıyla, daha önce
verilen kararlar uyarınca temin edilen HTS raporları ve CNR A.Ş. ve İDTM A.Ş.’nin avukat
ve yetkililerinin bazı davaları etkileme girişimlerinde bulunduğu iddiasına ilişkin İstanbul
Cumhuriyet Başsavcılığının 2008/446 Sor-Muh. sayılı soruşturma evrakı tetkik edildikten
sonra, “A. Aydın” imzalı ihbar mektubunda belirtilen iddiaların ciddi olduğu kanaatine
varılması ve başka suretle delil elde edilmesinin mümkün olmaması gerekçesiyle, bazı
Bakırköy hâkimleri ile sanık Resul DALKIRAN, N.B., M.H., H.Ö., D.K. ve G.Ö.’nün yazıda
belirtilen GSM hatlarıyla yaptıkları görüşmelere ilişkin 3 ay süreyle iletişimin dinlenmesine,
kayda alınmasına, tespitine ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine karar verilmesinin talep
edilmesi üzerine, talep doğrultusunda anılan kişiler hakkında iletişimin dinlenmesine, kayda
alınmasına, tespitine ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine karar verilmiştir.
- Selçuk Sulh Ceza Mahkemesinin 5.8.2008 Günlü ve 2008/207 D. İş Sayılı
Kararı
Adalet Başmüfettişliği tarafından gecikmesinde sakınca bulunması nedeniyle
resen verilen 4.8.2008 günlü kararla, daha önce verilen kararın uygulanmasıyla elde edilen
bilgilere göre, CNR A.Ş. ve İDTM A.Ş. arasındaki kiralananın tahliyesi davasıyla her iki
tarafın yetkilileri ve avukatlarının hakkında soruşturma ve inceleme yapılan bir Bakırköy
hâkimi ile irtibat hâlinde oldukları, 5.8.2010 tarihinde hâkim ile bir araya gelineceği gerekçe
gösterilerek söz konusu hâkim ile N.B., M.H. ve sanık Resul DALKIRAN’ın
152
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
kamuya açık yerlerdeki faaliyetleri ile işyerlerinin 5.8.2008 gününden itibaren 4 hafta
süreyle teknik araçlarla izlenmesi, ses ve görüntü alınmasına karar verilmiştir.
Adalet Başmüfettişliği’nin 5.8.2008 günlü, 08/05-1 sayılı yazısıyla, resen verilen
kararın onaylanmasının talep edilmesi üzerine, talep doğrultusunda resen verilen kararın
onaylanmasına karar verilmiştir.
- Sincan 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 27.8.2008 Günlü ve 2008/594 Müt.
Sayılı Kararı
Adalet Başmüfettişliğinin 27.8.2008 günlü, 08/27-1/3052 sayılı yazısıyla, daha
önce verilen kararın uygulanmasıyla elde edilen bilgilere göre rüşvet verilmesi hususunda
kuvvetli şüphe bulunduğu kanaatine varılması ve başka suretle delil elde edilmesinin mümkün
olmaması gerekçe gösterilerek, bir Bakırköy hâkimi ile sanık Resul DALKIRAN, H.Ö., M.H.,
N.B., A.S., H.D., sanık Orkun Osman BİLGİVAR ve sanık Süleyman BALCI’nın yazıda
belirtilen GSM ve sabit hatlarıyla yaptıkları görüşmelere ilişkin 3 ay süreyle iletişimin
dinlenmesine, kayda alınmasına, tespitine ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine karar
verilmesinin talep edilmesi üzerine, talep doğrultusunda anılan kişiler hakkında iletişimin
dinlenmesine, kayda alınmasına, tespitine ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine karar
verilmiştir.
- Fatih 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 10.11.2008 Günlü ve 2008/1994 Sayılı
Kararı
Adalet Başmüfettişliğinin 10.11.2008 günlü, 11/10-1 sayılı yazısıyla, daha önce
verilen kararların uygulanmasıyla elde edilen bilgilere göre CNR A.Ş. ile İDTM A.Ş.
arasındaki kiralananın tahliyesi davasına ilişkin Yargıtay 6. Hukuk Dairesinde 11.11.2008
tarihinde yapılacak temyiz incelemesine etki etmek amacıyla rüşvet verilmesi konusunda
İDTM A.Ş. yetkililerinin ve avukatlarının şüpheli konuşmalarda bulundukları, buna ilişkin
olarak Ankara’ya gelip birileriyle görüşmeler yaptıklarının belirlendiği, söz konusu rüşvet
verilmesi olayının tam olarak tespit edilmesi için başka surette delil elde edilmesinin mümkün
olmaması gerekçe gösterilerek;
- Sanıklar Resul DALKIRAN, Murat AKBAŞ, (...) ve İlhan BALCİ’nin yazıda
belirtilen GSM hatlarıyla yaptıkları görüşmelere ilişkin 15 gün süreyle iletişiminin
dinlenmesine, tespitine, kayda alınmasına, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine,
- Sanıklar Süleyman BALCI, Resul DALKIRAN, (...) ve İlhan BALCİ’nin rüşvet
verilmesi olayıyla ilgili olarak İstanbul’dan Ankara’ya gelerek bazı görüşmeler yapacak
olmaları ihtimaline binaen adı geçen kişilerin kamuya açık yerlerdeki faaliyetleri ile
işyerlerinin 10.11.2008 gününden itibaren 1 hafta süreyle teknik araçlarla izlenmesi, ses ve
görüntü kaydının alınmasına,
153
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Karar verilmesinin talep edilmesi üzerine, talep doğrultusunda anılan kişiler
hakkında iletişimin dinlenmesine, kayda alınmasına, tespitine ve sinyal bilgilerinin
değerlendirilmesine ayrıca, anılan kişilerin kamuya açık faaliyetleri ile işyerinin teknik
araçlarla izlenmesi, ses ve görüntü kaydının alınmasına karar verilmiştir.
- Fatih 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 11.11.2008 Günlü ve 2008/2016 Müt.
Sayılı Kararı
Adalet Başmüfettişliği tarafından gecikmesinde sakınca bulunması nedeniyle
resen verilen 11.11.2008 günlü kararla, daha önce verilen kararın uygulanmasıyla elde edilen
bilgilere göre, CNR A.Ş. ile İDTM A.Ş. arasındaki kiralananın tahliyesi davasına ilişkin
Yargıtay 6. Hukuk Dairesinde 11.11.2008 tarihinde yapılacak temyiz incelemesine etki etmek
amacıyla rüşvet verilmesi konusunda İDTM A.Ş. yetkilisi ve avukatının Ankara’ya gelerek
Av. Necdet OKÇU’nun bürosuna gittiklerinin tespit edildiği ve içinde para olan poşeti
bıraktıklarının değerlendirildiği gerekçe gösterilerek Necdet OKÇU’nun kararda belirtilen
GSM hatlarıyla yaptığı görüşmelere ilişkin iletişimin dinlenmesine, kayda alınmasına,
tespitine ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine, ayrıca şahsın kamuya açık yerlerdeki
faaliyetlerinin ve işyerinin teknik araçlarla izlenmesi, ses ve görüntü alınmasına karar
verilmiştir.
Adalet Başmüfettişliği’nin 11.11.2008 günlü, 11/11-1 sayılı yazısıyla;
- Resen verilen kararın onaylanmasına,
- Sanıklar Yavuz ÇAY ve Hüseyin UYSAL’ın da resen verilen kararda belirtilen
şahıslarla irtibat hâlinde oldukları gerekçe gösterilerek, Hüseyin UYSAL’ın yazıda belirtilen
GSM hatlarıyla yaptığı görüşmelere ilişkin iletişimin dinlenmesine, kayda alınmasına,
tespitine ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine,
- Sanıklar Resul DALKIRAN, Necdet OKÇU, Yavuz ÇAY, İlhan BALCİ, (...),
Murat AKBAŞ ve Hüseyin UYSAL’nın yazıda belirtilen GSM hatlarıyla yaptığı 10.8.2008-
10.11.2008 tarihleri arasında yapıkları görüşmelerin kayıtlarının temini için iletişimin
tespitine,
karar verilmesinin talep edilmesi üzerine, talep doğrultusunda resen verilen kararın
onaylanmasına, ayrıca anılan kişiler hakkında iletişimin dinlenmesine, kayda alınmasına,
tespitine ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine karar verilmiştir.
Kararda Hüseyin UYSAL hakkında iletişimin dinlenmesi, kayda alınması, tespiti
ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi tedbiri yönünden süre belirtilmemesi nedeniyle talep
üzerine aynı mahkemenin 12.11.2008 günlü ve 2008/2016 Müt. sayılı ek kararıyla süre 15
gün olarak belirlenmiştir.
154
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
- Fatih 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 13.11.2008 Günlü ve 2008/2041 Müt.
Sayılı Kararı
Adalet Başmüfettişliğinin 13.11.2008 günlü, 11/13-1 sayılı yazısıyla, daha önce
verilen kararların uygulanmasıyla elde edilen bilgilere göre sanık Necdet OKCU’nun
kendisini GSM hattından arayanlara sabit hattan aramalarını söylemesi gerekçe gösterilerek
sanığın yazıda belirtilen GSM hatlarıyla yaptığı görüşmelere ilişkin iletişiminin dinlenmesine,
tespitine, kayda alınmasına, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine karar verilmesinin talep
edilmesi üzerine, talep doğrultusunda anılan kişi hakkında 13.11.2008 ila 25.11.2008 tarihleri
arasında iletişimin dinlenmesine, kayda alınmasına, tespitine ve sinyal bilgilerinin
değerlendirilmesine karar verilmiştir.
- Ankara 9. Sulh Ceza Mahkemesinin 17.11.2008 Günlü ve 2008/1546 Müt.
Sayılı Kararı
Adalet Başmüfettişliğinin 17.11.2008 günlü, 11/17-1 sayılı yazısıyla, daha önce
verilen kararların uygulanmasıyla elde edilen bilgilere göre İDTM A.Ş. yetkililerinin ve
avukatlarının rüşvet parasının 14.11.2008 tarihli yönetim kurulundan önce verilemeyeceği bu
nedenle temyiz incelemesinin ertelenmesi gerektiği yönündeki görüşmeleri ve buna ilişkin
faaliyetleri sonucu, A.Ş. ile İDTM A.Ş. arasındaki kiralananın tahliyesi davasına ilişkin
Yargıtay 6. Hukuk Dairesinde 11.11.2008 tarihinde yapılacak temyiz incelemesinin
18.11.2008 tarihine ertelendiği ve karara etki etmek amacıyla rüşvet verilmesi konusunda
İDTM A.Ş. yetkililerinin ve avukatlarının rüşvet parasını vermek için sanık Necdet OKCU
ile irtibata geçmek amacıyla 17.11.2011 tarihinde Ankara’ya gelecekleri, söz konusu rüşvet
verilmesi olayının tam olarak tespit edilmesi için başka surette delil elde edilmesinin mümkün
olmaması gerekçe gösterilerek;
- Sanıklar Yavuz ÇAY ve Orkun Osman BİLGİVAR’ın yazıda belirtilen GSM
hatlarıyla yaptığı görüşmelere ilişkin 17.11.2008 gününden itibaren 9 gün süreyle iletişiminin
dinlenmesine, tespitine, kayda alınmasına ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine,
- Sanıklar Süleyman BALCI, Resul DALKIRAN ve Yavuz ÇAY isimli şahısların
kamuya açık faaliyetleri ile işyerlerinin 17.11.2008 gününden itibaren bir hafta süreyle teknik
araçlarla izlenmesi, ses ve görüntü alınmasına,
karar verilmesinin talep edilmesi üzerine, talep doğrultusunda anılan kişiler
hakkında iletişimin dinlenmesine, kayda alınmasına, tespitine ve sinyal bilgilerinin
değerlendirilmesine, ayrıca anılan kişilerin kamuya açık faaliyetleri ile işyerinin teknik
araçlarla izlenmesi, ses ve görüntü kaydının alınmasına karar verilmiştir.
155
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
- Fatih 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 26.11.2008 Günlü ve 2008/2145 Müt.
Sayılı Kararı
Adalet Başmüfettişliğinin 26.11.2008 günlü, 11/26-1 sayılı yazısıyla, daha önce
verilen kararların uygulanmasıyla elde edilen bilgilere göre CNR A.Ş. ile İDTM A.Ş.
arasındaki kiralananın tahliyesi davalarından birinin Yargıtay 6. Hukuk Dairesinde karara
bağlandığı, diğer tahliye davaları için de girişimlerde bulunulacağı, ayrıca sanık Necdet
OKCU’nun söz konusu taraflar dışındaki başka kişilerin taraf olduğu davaları menfaat
karşılığı etkilemek için de girişimlerde bulunduğu, olayların aydınlatılabilmesi için daha önce
dinleme kararı alınanların dinlenmesine devam edilmesinin uygun olacağı gerekçe
gösterilerek sanıklar İlhan BALCİ, Murat AKBAŞ, (...), Resul DALKIRAN, Süleyman
BALCI, Necdet OKCU, Yavuz ÇAY ve Hüseyin UYSAL ile A.S.’nin yazıda belirtilen GSM
ve sabit hatlarıyla yaptığı görüşmelere ilişkin 26.11.2008 ila 7.1.2009 tarihleri arasında
iletişiminin dinlenmesine, tespitine, kayda alınmasına ve sinyal bilgilerinin
değerlendirilmesine karar verilmesinin talep edilmesi üzerine, talep doğrultusunda anılan
kişiler hakkında iletişimin dinlenmesine, kayda alınmasına, tespitine ve sinyal bilgilerinin
değerlendirilmesine karar verilmiştir.
3- Adalet Başmüfettişince Yapılan İşlemlerin Yetki Yönünden
Değerlendirilmesi
Yüce Divan yargılamasındaki olayda haklarında inceleme ve soruşturma yapılan
kişilerin hâkimler ve bunların suçlarına iştirak edenler olmaları, inceleme ve soruşturma
yapılan suçun ise görev nedeniyle işlenebilen rüşvet suçu olması nedeniyle adalet
başmüfettişinin kişi ve konu yönünden yetkisi bulunmaktadır. Ancak 10.11.2008 gününde,
rüşvet verileceği iddia edilen kişinin sanık Hasan ERDOĞAN olduğunun anlaşılmasından
sonra ise anılan sanığın Yargıtay 6. Hukuk Dairesi Başkanı sıfatını taşıması ve buna bağlı
olarak özel soruşturma usulüne tabi olduğundan, Adalet Başmüfettişinin kişi yönünden
yetkisinin bulunmadığı açıktır.
Diğer taraftan, Adalet Başmüfettişinin iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla
izleme tedbirleri yönünden başlangıçtan itibaren yetkisi bulunmamaktadır.
Yukarıda kronolojik olarak belirtilen işlemlerden anlaşılacağı üzere, Adalet
Başmüfettişi, Yüce Divan yargılamasına konu olayla ilgili inceleme ve soruşturma sırasında
çeşitli mahkemelerden iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme tedbirine ilişkin
kararlar talep etmiş ve gecikmesinde sakınca bulunduğu belirtilen bazı hâllerde ise resen bu
kararları kendisi vermiştir. Oysa yukarıda da belirtildiği üzere, Anayasa’da, 2802 sayılı
Kanun’da ve diğer kanunlarda, adalet müfettişlerine, hâkim ve savcılar ile bunların suçlarına
iştirak edenlerin işledikleri suçların soruşturulması sırasında, bu kişilerin iletişimlerinin
denetlenmesi veya teknik araçlarla izlenmesine ilişkin her hangi bir yetki verilmemiştir. Teftiş
Kurulu Yönetmeliği ile bu yetkilerin verilmesi ise anayasal olarak
156
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
mümkün değildir. Yetkisiz olarak yapılan iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme
tedbirlerine ilişkin talepler üzerine mahkemeden karar alınması ya da yetkisiz olarak resen
verilen kararların sonradan hâkim tarafından onaylanmış olması da bu durumu değiştirmez.
Açıklanan nedenlerle, Yüce Divan yargılamasına konu olayda Adalet
Başmüfettişi’nin yetkisi olmadığı hâlde hukuka aykırı olarak iletişimin denetlenmesi ve
teknik araçlarla izleme tedbirlerine başvurmuş olduğu sonucuna varılmıştır.
VII- DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE SONUÇ
Burada öncelikle Adalet Başmüfettişi’nin yasal yetkisi olmadan hukuka aykırı
olarak talepte bulunarak aldığı mahkeme kararlarına ve gecikmesinde sakınca bulunduğu
belirtilerek resen verdiği kararlara dayanılarak uygulanan iletişimin denetlenmesi ve teknik
araçlarla izleme tedbirlerinin uygulanması sonucu elde edilen delillerin hükme esas alınıp
alınamayacağının belirlenmesi, hükme esas alınamayacak deliller bulunmakta ise bunlar
dışarıda bırakıldıktan sonra kalan deliller dikkate alınarak sanıkların hukuki durumlarının
tayin edilmesi gerekmektedir.
Ceza yargılamasının temel amacı maddi gerçeğe ulaşmaktır. Çağdaş hukuk
sistemlerinde, hukuka aykırı delillerin ceza yargılamasında hükme esas alınıp alınamayacağı
hususunda iki ayrı görüş bulunmaktadır. Bunlardan birincisine göre, maddi gerçeğin ortaya
çıkarılmasındaki kamu yararı ile kişinin hukuka aykırı olarak delil toplanması sırasında ihlal
edilen hakkının dengelenmesi, kamu yararının ağır basması hâlinde hukuka aykırı olarak
toplanmış olan delillerin hükme esas alınması, aksi hâlde bunların hükme esas alınmaması
gerekir. İkinci görüşe göre ise delillerin hukuka aykırı olarak toplanması sırasında kişilerin
temel hak ve hürriyetlerinin ihlal edilip edilmediği, maddi gerçeğin araştırılmasındaki kamu
yararının ağırlığı dikkate alınmaksızın elde edilen hukuka aykırı deliller hükme esas
alınmamalıdır.
Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında, “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş
bulgular delil olarak değerlendirilemez.”; 5271 sayılı Kanun’un 217. maddesinin
(2) numaralı fıkrasında, “Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille
ispat edilebilir” denilmiştir. Aynı Kanun’un 206. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, ortaya
konulması istenilen bir delilin kanuna aykırı olarak elde edilmiş olması hâlinde
reddolunacağı; 230. maddesinde (1) numaralı fıkrasında ise mahkûmiyet hükmünün
gerekçesinde hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtileceği, bu kapsamda dosya
içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça
gösterileceği kurala bağlanmıştır. Söz konusu kurallar dikkate alındığında, hukukumuzda
toplanmaları sırasında kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edilip edilmediğine
bakılmaksızın hukuka aykırı delillerin ceza yargılamasında kullanılması yasaklanarak ikinci
görüşün benimsendiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte doktrinde ve kimi Yargıtay Ceza
Genel Kurulu kararlarında belirtildiği üzere, delillerin toplanması için yapılan işlemlerin
157
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
geçerliliğini etkilemeyen şekle ilişkin basit usul hatalarının bu kapsamda
değerlendirilmemesi gerekir.
Yüce Divan yargılamasına konu olayda, Adalet Başmüfettişi’nin yetkisi olmadan
talepte bulunarak çeşitli mahkemelerden aldığı ve gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde
resen kendisinin verdiği kararlara dayanılarak iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla
izleme tedbirlerine başvurularak delil toplanması basit bir usul hatası olarak kabul edilemez.
Çünkü yetkisiz olarak bir işlemin yapılması, onun geçerliliğine etki eder. Yetkisiz olarak
başvurulan söz konusu tedbirler ile kişilerin özel hayatlarının gizliliğine ve haberleşme
özgürlüklerine müdahale edilmiş olması da hukuka aykırılığın basit bir usul hatası olarak
kabul edilmesine engeldir.
Açıklanan nedenlerle, görülmekte olan davada olayda hukuka aykırı olarak
uygulanan iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme tedbirleri sonucu elde edilen
delillerin hükme esas alınması mümkün değildir. 10.11.2008 tarihinde Koza Sokak’ta
meydana geldiği iddia edilen olayla ilgili olarak aşamalarda ve Yüce Divan yargılaması
sırasında ilgili emniyet görevlileri de tanık olarak dinlenmiş iseler de bu kabulün sonucu
olarak, bunların beyanlarının da hukuka aykırı delil kapsamında değerlendirilmesi gerekir.
Varılan bu sonuca bağlı olarak, sanıklara isnat edilen eyleme ilişkin delil
değerlendirmesinin de doğal olarak, Adalet Başmüfettişince başvurulan iletişimin
denetlenmesi ile teknik araçlarla izleme tedbirleri sonucu elde edilen deliller dışında kalan
diğer deliller dikkate alınarak yapılması gerekir.
Adalet Başmüfettişince başvurulan iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla
izleme kararları ile bunlara dayalı olarak elde edilen deliller dışında kalan diğer deliller ise
şunlardır:
- Soruşturmada yer alan emniyet görevlileri dışındaki tanıkların beyanları,
- HTS raporları,
- Suça konu tahliye dava dosyaları, dava sonucu verilen karar ve bu karara ilişkin
kanun yollarında verilen kararlar,
- Benzer nitelikli tahliye dava dosyaları, davalar sonucu verilen kararlar ve bu
kararlara ilişkin kanun yollarında verilen kararlar,
- İDTM A.Ş. Yönetim Kurulu kararları,
- İDTM A.Ş. tarafından 10.11.2008 gününde bankaya yazılan havale yazıları,
158
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
- İDTM A.Ş. adına düzenlenen fuarcılık belgesi,
- İDTM A.Ş.’ye ilişkin diğer belgeler,
- Bazı sanıkların hesap hareketlerine ilişkin banka kayıtları,
- Sanıkların beyanları ve ibraz ettikleri belgeler.
Hukuka aykırı deliller dışarıda bırakıldığında geriye kalan söz konusu delillerin
değerlendirilmesinden şu sonuçlar ortaya çıkmaktadır:
1- İDTM A.Ş. tarafından, ayrı ayrı sözleşmelerle, Bakırköy Şevketiye Mahallesi
1221 ada 193 parsel sayılı taşınmazda bulunan 1-8 numaralı sergi salonları ve ofis katları,
CNR A.Ş.’ye kiralanmış, bir süre sonra da bu yerlere ilişkin olarak ihtiyaç nedeniyle farklı
Bakırköy Sulh Hukuk Mahkemeleri nezdinde tahliye davaları açılmıştır.
Bu kapsamda:
- Bakırköy 5. Sulh Hukuk Mahkemesi, 3.4.2008 günlü, 47/565 sayılı kararıyla, 2
numaralı sergi salonu ile ilgili açılan tahliye davasını reddetmiştir.
- Bakırköy 4. Sulh Hukuk Mahkemesi, 17.4.2008 günlü, 1175/433 sayılı
kararıyla, ofis büroları ile ilgili açılan tahliye davasını reddetmiştir.
- Bakırköy 2. Sulh Hukuk Mahkemesi, 24.6.2008 günlü, 1423/658 sayılı
kararıyla, yukarıda belirtilen aynı nitelikteki davalardan farklı olarak, 1, 5, 6 ve 7 numaralı
sergi salonları ile ilgili açılan tahliye davalarını kabul etmiştir. Temyiz incelemesi sırasında
rüşvet verildiği iddia edilen dava, bu tahliye davasıdır.
2- Suça konu bu son tahliye davasında İDTM A.Ş. lehine verilen tahliye kararının
Yargıtayda onanması için, İDTM A.Ş. yetkilileri ve avukatları tarafından bazı girişimlerde
bulunulmuştur. Sanıkların savunmasına göre bu girişimler hukuki yardım alma mahiyetinde
olup hukuki çerçevede gerçekleşmiştir. İddiaya göre ise anılan girişimler rüşvet vermek
suretiyle lehe onama kararı alınması mahiyetinde yasa dışı olarak yapılmıştır. İDTM A.Ş.
lehine verilen tahliye kararının Yargıtayda onanması için sanıklar Süleyman BALCI ve Resul
DALKIRAN’ın, sanık Necdet OKCU vasıtasıyla Yargıtay 6. Hukuk Dairesi Başkanı sanık
Hasan ERDOĞAN’a rüşvet verdikleri ve bu şekilde hukuka aykırı olarak lehe onama kararı
aldıkları iddia edilmektedir.
3- Bu kapsamda, rüşvet olarak verildiği iddia edilen üç ayrı para mevzuu
bulunmaktadır:
159
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Bunlardan birincisi, 10.11.2008 tarihinde İDTM A.Ş. tarafından şirketin
sözleşmeli avukatları olan sanıklar Süleyman BALCI ve Abdullah PEHLİVAN’ın
hesaplarına ayrı ayrı 100.000 TL olarak aktarılan toplam 200.000 TL tutarındaki paradır.
Süleyman BALCI, kendi hesabına aktarılan parayı aynı gün bankadan çekmiştir.
Abdullah PEHLİVAN ise kendi hesabına yatırılan parayı aynı tarihte çekmemiştir.
Bu paranın rüşvet olarak verildiğine dair dosyada somut bir delil de bulunmamaktadır.
İkincisi, 10.11.2008 tarihinde İDTM A.Ş.’nin Vakıflar Bankası Merter
Şubesindeki hesabından çıkan 1.253.144 TL tutarındaki paradır. Bu para İDTM A.Ş.’nin
Garanti Bankası Şirinevler Şubesindeki 6299033 numaralı başka bir hesabına EFT yoluyla
repo amacıyla transfer edildiği, suçla ilgisinin olmadığı anlaşılmıştır.
Üçüncüsü ise İDTM A.Ş. Yönetim Kurulu’nun 14.11.2008 tarihli ve 23 sayılı
kararıyla, Şirketin sözleşmeli avukatları olan sanıklar Süleyman BALCI ve Abdullah
PEHLİVAN’a avukatlık ücreti ve prim adı altında 17.11.2008 ve sonraki tarihlerde parça
parça ödenen paralardır. Banka kayıtları ve sanıkların beyanları ile bu paranın bir kısmının
19.11.2008 tarihinde ve tam olarak belirlenemeyen başka bir tarihte sanıklar Süleyman
BALCI ve Resul DALKIRAN tarafından sanık Necdet OKCU’ya verildiği sabittir. Ancak,
sanık Necdet OKCU tarafından alınan bu paranın sanık Hasan ERDOĞAN’a verildiğine dair
dosya kapsamında herhangi bir delil bulunmamaktadır. Dolayısıyla söz konusu paranın suçla
ilgili olduğu sübuta ermemiştir.
Buna göre, ikinci sırada sayılan paranın suçla ilgisinin bulunmadığı sabit
olduğundan, üçüncü sırada sayılan paralar ile birinci sırada sayılan paranın sanık Abdullah
PEHLİVAN’ın hesabına yatan 100.000 TL’lik bölümünün suçla ilgisi sübuta ermediğinden,
sadece birinci sırada belirtilen paranın sanık Süleyman BALCI tarafından çekilen 100.000
TL’lik bölümünün rüşvet parası olarak verilip verilmediğine ilişkin olarak değerlendirme
yapılması gerekmektedir.
1- Sanık Resul DALKIRAN, 10.11.2008 tarihinden önceki bir tarihte Ankara’ya
geldiğinde sanık Necdet OKCU’ya ulaşmış ve onunla suça konu temyiz incelemesi hususunu
görüşmüştür.
2- Sanık Süleyman BALCI’nın bilgisi dâhilinde sanık Resul DALKIRAN
tarafından, 5.11.2008 tarihinde TOBB’dan alınan fuarcılık düzenleme belgesi, 6.11.2008
tarihinde Yargıtay 6. Hukuk Dairesinde bulunan dosyaya konulmuştur.
3- 10.11.2008 tarihinde İDTM A.Ş. tarafından, sanıklar Süleyman BALCI ve
Abdullah PEHLİVAN’ın hesabına, yetkili kişilerin müşterek imzasının bulunmadığı talimat
160
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
yazısı üzerine ayrı ayrı 100.000 TL para aktarılmış, sanık Süleyman BALCI bu parayı aynı
gün bankadan çekmiştir.
4- 10.11.2008 tarihinde sanıklar Süleyman BALCI ve Resul DALKIRAN,
Ankara’ya gelerek sanık Necdet OKCU’yla bürosunda görüşmüşlerdir.
5- Yüce Divan tarafından istenilen Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının
9.2.2012 günlü, 2012/73511 sayılı yazısı ekinde gönderilen HTS kayıtlarından;
- 10.11.2008 günü saat 20.09.31’de sanık Necdet OKCU’nun bürosunda kurulu
bulunan 0 312 468 68 01 numaralı sabit telefondan sanık Hasan ERDOĞAN’ın evinde kurulu
bulunan 0 312 439 00 10 numaralı sabit telefonunun arandığı ve 131 saniye görüşmenin
yapıldığı,
- Aynı gün saat 20:21:54’de sanık Necdet OKCU’nun cep telefonundan sanığın ev
telefonunun arandığı ve 20 saniyelik bir görüşmenin yapıldığı,
tespit edilmiştir.
7- Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı
(TİB)’den gönderilen 23.5.2012 günlü yazı ekindeki CD’nin incelenmesinden;
- Sanık Necdet OKCU’nun bundan önceki görüşmeleri sırasında GSM
numarasının bürosuna çok yakın bir yerde bulunan başka bir baz istasyonundan sinyal alırken,
yukarıda belirtilen son görüşme sırasında GSM numarasının sanık Necdet OKCU’nun bürosu
ile Koza Sokak arasındaki yol güzergâhı üzerinde Koza Sokak’a yakın bir yerdeki baz
istasyonundan sinyal aldığı,
- Sanık Yavuz ÇAY’a ait hedef GSM numarası ile olayla ilgisi olmayan A.C.G.’ne
ait GSM numaraları arasında 10.11.2008 gününde 20.23.44 saatinde yapılan görüşme ve sanık
Necdet OKÇU’ya ait hedef GSM numarası ile sanık Resul DALKIRAN’a ait GSM numarası
arasında 10.11.2008 gününde 20.30.15 saatinde yapılan görüşmeler sırasında, sanıklar Yavuz
ÇAY ve Necdet OKCU’ya ait GSM hatlarının Koza Sokak’ta bulunan baz istasyonlarından
sinyal aldığı,
tespit edilmiştir.
8- Suça konu tahliye kararının temyiz incelemesi, Yargıtay 6. Hukuk Dairesinde
sanık Hasan ERDOĞAN’ın başkanlığında 18.11.2008 tarihinde Salı günü yapılmış ve
18.11.2008 günlü, 10373/12832 sayılı kararla yerel mahkemenin, davanın kabulüne ilişkin
kararının onanmasına karar verilmiştir.
161
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Sanık Hasan ERDOĞAN’ın emekli olmasından sonra yapılan karar düzeltme
incelemesi sonucu ise aynı Dairenin 5.5.2009 günlü, 318/4116 sayılı kararıyla onama kararı
kaldırılmış, yerel mahkeme kararı bozulmuştur.
9- Suça konu tahliye kararının onanması kararından önce aynı hukuki sebebe
dayalı olarak aynı taşınmazda bulunan benzer kullanımlı yerler ile ilgili açılmış, tarafları aynı
olan davalardan;
- (2) numaralı salonun tahliyesi istemiyle Bakırköy 5. Sulh Hukuk Mahkemesine
açılan dava, 3.4.2008 günlü, E.2006/47, K.2008/65 sayılı kararla reddedilmiştir. Söz konusu
karar incelendiğinde; ihtiyaç istemiyle açılan davanın, Mahkemece İDTM A.Ş.’nin fuar
organizasyonu yapma yetkisinin bulunmaması ile davacı İDTM A.Ş.’nin benzer özelliklere
sahip başkaca taşınmazlarının aynı parsel numarası üzerinde bulunması nedeniyle ihtiyaç
iddiasının samimi bulunmadığı gerekçesiyle reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Anılan
karar, Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 10.7.2008 tarih ve 5905/9069 sayılı kararı ile onanmıştır.
- 560 metrekarelik ofis bürolarının tahliyesi istemiyle Bakırköy 4. Sulh Hukuk
Mahkemesine açılan dava, 17.4.2008 günlü, E.2005/1175, K.2008/433 sayılı kararla
reddedilmiştir. Söz konusu karar incelendiğinde; ihtiyaç istemiyle açılan davanın “…keşif
sonucu 16.4.2007 tarihli bilirkişi raporunda davacının kendisine ait aynı özellikli boş olan
büro şeklindeki işyerlerini ihtiyacına tahsis etmeyerek, bir yandan kiraya vermeye devam
ederken özellikle kiralayanın tahliyesinde direnmesi onun iyi niyetli olmadığını gösterir. Bu
nedenlerle samimi olmayan davanın reddine karar vermek gerektiği…” gerekçesiyle reddine
karar verildiği anlaşılmaktadır. Anılan karar, Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 8.7.2008 tarihli,
6402/8964 sayılı kararı ile onanmıştır.
- (3) ve (4) numaralı salonların tahliyesi istemiyle Bakırköy 3. Sulh Hukuk
Mahkemesine açılan dava, 1.7.2009 günlü, E.2005/1563, K.2000/2241 sayılı kararıyla
reddedilmiştir. Söz konusu karar incelendiğinde; ihtiyaç istemiyle açılan davanın,
Mahkemece İDTM A.Ş.’nin fuar organizasyonu yapma yetkisinin bulunmaması ile davacı
İDTM A.Ş.’nin benzer özelliklere sahip başkaca taşınmazlarının aynı parsel numarası
üzerinde bulunması nedeniyle ihtiyaç iddiasının samimi bulunmadığı, ayrıca Bakırköy 5. Sulh
Hukuk Mahkemesinin 3.4.2008 günlü, E.2006/47, K.2008/65 sayılı kararıyla İDTM A.Ş.
aleyhine reddedilen davanın Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 18.12.2008 günlü ve 12209/13851
sayılı kararıyla onanmasının da İDTM A.Ş.’nin ihtiyaç isteminin yerinde olmadığının kesinlik
kazandırdığı gerekçesiyle reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
- Suça konu onama kararının karar düzeltme incelemesi üzerine verilen kararda,
aynı Dairenin yukarıda belirtilen 10.7.2008 tarih ve 5905/9069 sayılı kararına atıf yapılarak
aynı nitelikteki başka bir kiralanan hakkında daha önce verilip kesinleşen karar ile davacının
ihtiyacını karşılayabileceği başka yerlerin bulunduğunun ve ihtiyacın samimi olmadığının
kesinlik kazandığı, bu davanın da aynı şekilde reddine karar verilmesi gerektiği belirtilerek
162
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
karar düzeltme istemi kabul edilerek onama kararı kaldırılmıştır. Buna göre söz konusu
kararda, sadece Bakırköy 5. Sulh Hukuk Mahkemesinin (2) numaralı sergi salonuyla ilgili
davanın reddi kararının aynı Dairenin 10.7.2008 tarih ve 5905/9069 sayılı onanması kararı
emsal alınmıştır.
10- Suça konu temyiz incelemesi sonucu verilen kararda imzası bulunan Yargıtay
üyeleri A. Nazım KAYNAK, Erdoğan KABAKÇI, Canan ÇÖKE ve Tülün TOPRAK, karara
ilişkin dosyanın Tetkik Hâkimi Bayram TEMİZ, 23.2.2012 günlü Yüce Divan duruşmasında
tanık olarak dinlenmiştir.
Yargıtay üyesi olan tanıklardan bir kısmı, olayı hatırlamadıklarını beyan etmişler,
bir kısmı ise sanık Hasan ERDOĞAN’ın herhangi bir baskı ve yönlendirmesinin olmadığını,
müzakerenin normal şekilde gerçekleştiğini, sonradan karar düzeltmede onama kararından
dönülmesinin hukuki takdir hakkı kapsamında olduğunu beyan etmişlerdir.
Tetkik Hâkimi Tanık Bayram TEMİZ ise temyiz incelemesinin müzakeresinin
mutadın dışında tüm daire üyelerinin katılımıyla yapıldığını, heyetin dosyayla ilgili
söylentiler nedeniyle çekilmeyi tartıştığını ancak, çekilmemeye kanaatine vardıklarını,
heyetin daha önce benzer davalarda verdiği kararların da tartışıldığını, çelişki olup
olmayacağı yönünde yapılan değerlendirme sonucunda davacının talebine karar verilmesi
durumunda taraflar arasında bir dengenin sağlanacağı kanaatine varılıp ihtiyaç samimi
görülerek kararın onandığını, Daire Başkanı’nın kendisine herhangi bir telkinde
bulunmadığını, temyiz incelemesinin ertelenmesinin de söz konusu olmadığını beyan
etmiştir.
11- Yüce Divan yargılamasında tanık olarak dinlenen İDTM A.Ş. Yönetim
Kurulu üyeleri ve yetkilileri ile diğer tanıklar (beyanları hukuka aykırı delil kapsamında
değerlendirilen emniyet görevlileri dışındakiler) da sanıkların üzerlerine atılı suçu
işlediklerine dair herhangi bir beyanda bulunmamışlardır.
Sabit olan hususlar dikkate alındığında, sanıkların üzerlerine atılı suçu işleyip
işlemediklerinin belirlenebilmesi için öncelikle, suçun unsurlarının tespit edilmesi, sonra da
bu unsurların somut olayda bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.
Sanıkların üzerlerine atılı suç “rüşvet” suçu olup bu suç, 5237 sayılı Kanun’un
252. maddesinde düzenlenmiştir. Ancak anılan madde, 2.7.2012 günlü, 6352 sayılı Yargı
Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın
Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un
87. maddesiyle yeniden düzenlenmiştir.
6352 sayılı Kanun’un 87. ve 105. maddeleriyle 5237 sayılı Kanun’un rüşvet
suçunu düzenleyen 252. maddesi ile görevi kötüye kullanma suçunu düzenleyen 257.
maddesinin (3) numaralı fıkrasında değişiklikler yapılmıştır. Kanun’un 87. maddesiyle
163
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
rüşvet suçunu düzenleyen 5237 sayılı Kanun’un 252. maddesi yeniden düzenlenmiş, 105.
maddesiyle ise görevin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle kendisine veya
bir başkasına çıkar sağlayan kamu görevlisinin eylemini suç olarak düzenleyen 5237 sayılı
Kanun’un 257. maddesinin (3) numaralı fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.
5237 sayılı Kanun’un 7. maddesinin (2) numaralı fıkrasının, “Suçun işlendiği
zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı
ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.” biçimindeki hükmü uyarınca
öncelikle rüşvet suçuna ilişkin suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan hükümler ile değişiklik
sonrası hükümlerin karşılaştırılması, daha sonra lehe olduğu tespit edilen hükümler
çerçevesinde atılı suçun unsurlarının tespit edilmesi gerekir.
5237 sayılı Kanun’un 6352 sayılı Kanun ile değişik 252. maddesinin Yüce Divan
yargılamasında uygulanma ihtimali bulunan ilgili hükümleri şöyledir:
“(1) Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya
aracılar vasıtasıyla, bir kamu görevlisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan
kişi, dört yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya
aracılar vasıtasıyla, kendisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kamu
görevlisi de birinci fıkrada belirtilen ceza ile cezalandırılır.
(3) Rüşvet konusunda anlaşmaya varılması halinde, suç tamamlanmış gibi cezaya
hükmolunur.
(4) Kamu görevlisinin rüşvet talebinde bulunması ve fakat bunun kişi tarafından
kabul edilmemesi ya da kişinin kamu görevlisine menfaat temini konusunda teklif veya vaatte
bulunması ve fakat bunun kamu görevlisi tarafından kabul edilmemesi hâllerinde fail
hakkında, birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre verilecek ceza yarı oranında indirilir.
(5) Rüşvet teklif veya talebinin karşı tarafa iletilmesi, rüşvet anlaşmasının
sağlanması veya rüşvetin temini hususlarında aracılık eden kişi, kamu görevlisi sıfatını
taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın, müşterek fail olarak cezalandırılır.
(6) Rüşvet ilişkisinde dolaylı olarak kendisine menfaat sağlanan üçüncü kişi veya
tüzel kişinin menfaati kabul eden yetkilisi, kamu görevlisi sıfatını taşıyıp taşımadığına
bakılmaksızın, müşterek fail olarak cezalandırılır.
(7) Rüşvet alan veya talebinde bulunan ya da bu konuda anlaşmaya varan kişinin;
yargı görevi yapan, hakem, bilirkişi, noter veya yeminli mali müşavir olması halinde,
verilecek ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.
164
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
…”
5237 sayılı Kanun’un 6352 sayılı Kanun ile değişiklikten önceki hâliyle 252.
maddesinin Yüce Divan yargılamasında uygulanma ihtimali bulunan ilgili hükümleri
şöyledir:
“(1) Rüşvet alan kamu görevlisi, dört yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılır. Rüşvet veren kişi de kamu görevlisi gibi cezalandırılır. Rüşvet konusunda
anlaşmaya varılması hâlinde, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.
(2) Rüşvet alan veya bu konuda anlaşmaya varan kişinin, yargı görevi yapan,
hakem, bilirkişi, noter veya yeminli mali müşavir olması hâlinde, birinci fıkraya göre
verilecek ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.
(3) Rüşvet, bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi
yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır.
…”
5237 sayılı Kanun’un 257. maddesinin 6352 sayılı Kanun ile yürürlükten
kaldırılan (3) numaralı fıkrası şöyledir:
“İrtikâp suçunu oluşturmadığı takdirde, görevinin gereklerine uygun davranması
için veya bu nedenle kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlayan kamu görevlisi,
(Değişik ibare: 08/12/2010-6086 S.K./1.mad.) bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne
kadar adli para cezası ile cezalandırılır.”
Yukarıda yer verilen hükümlerden anlaşılacağı üzere; 6352 sayılı Kanun ile
yapılan değişikliklerden önce, bir kamu görevlisinin, “görevinin gereklerine aykırı olarak”
bir işi yapması veya yapmaması için anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlaması, rüşvet; bu
yararı “görevinin gereklerine uygun davranması” için sağlaması hâlinde ise görevi kötüye
kullanma suçu olarak kabul edilmiştir. Anılan Kanun ile yapılan değişiklikten sonra ise
yukarıda belirtilen eylemler arasında fark gözetilmeksizin, her iki eylem de rüşvet suçu
kapsamında düzenlenmiştir. Diğer bir ifadeyle değişiklikten sonraki hükümlere göre,
yapılması ya da yapılmaması için yararın sağlanan işin, görevin gereklerine aykırı olup
olmadığının bir önemi kalmamıştır. Değişiklikten sonraki hükümlerde rüşvet suçunun
cezasında değişiklik yapılmamıştır. Ancak, görevin gereklerine uygun davranılması için
menfaat temin edilmesi eylemi, değişiklikten önceki hükümlerde görevi kötüye kullanma
suçu olarak kabul edilip daha az ceza öngörülmüş olduğundan, bu eylem yönünden
değişiklikten önceki 5237 sayılı Kanun hükümleri sanıkların lehinedir. Dolayısıyla,
165
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
sanıkların üzerine atılı suçun unsurlarının değişiklikten önceki hükümlere göre belirlenmesi
gerekir.
Buna göre, rüşvet suçunun oluşabilmesi için, “rüşvet alanın kamu görevlisi
olması”, “rüşvet alan ile veren arasında rüşvet anlaşması yapılması”, “yapılan anlaşmanın
görevinin gereklerine aykırı olarak bir işin yapılması veya yapılmaması için olması” ve
“kamu görevlisine bir yarar sağlaması” gerekir. Bununla birlikte rüşvet konusunda
anlaşmaya varılması hâlinde, menfaat sağlanmasa bile suç tamamlanmış sayılacaktır. Diğer
taraftan, belirtilen unsurlar bulunmakla birlikte yapılan anlaşma, görevin gereklerine uygun
bir işin yapılması veya yapılmaması için ise eylem, görevi kötüye kullanma suçunu
oluşturacaktır.
Yüce Divan yargılamasına konu olayda, hukuka aykırı deliller dışarıda bırakılarak
kalan deliller dikkate alındığında:
İDTM A.Ş. ile CNR A.Ş. arasında fuar alanları ve ofislerle ilgili olarak Bakırköy
Sulh Hukuk Mahkemelerinde açılmış kiralananın tahliyesi davaları olduğu, suç tarihi olan
10.11.2008 tarihinde İDTM A.Ş banka hesabından anılan Şirket’in sözleşmeli avukatı olan
sanık Süleyman BALCI’nın banka hesabına 100.000 TL para havale edildiği, bu sanığın aynı
gün havale edilen parayı çektiği, Şirket’in finans müdürü olan sanık Resul DALKIRAN ile
birlikte İstanbul’dan Ankara’ya geldiği, anılan sanıkların Ankara’da serbest avukatlık yapan
ve 6. Hukuk Dairesi Başkanı sanık Hasan ERDOĞAN’la eskiye dayalı tanışıklığı bulunan
sanık Necdet OKCU ile onun bürosunda buluşarak görüşme yaptıkları, daha sonra sanık
Necdet OKCU’nun sanık Hasan ERDOĞAN ile telefon görüşmesi yaptığı, olay tarihinde
akşam saatlerinde sanık Necdet OKCU ile onun bürosunda çalışan sanık Yavuz ÇAY’ın GSM
hatlarının sinyal aldığı baz istasyonunun sanık Hasan ERDOĞAN’ın ikametinin ve rüşvet
parasının verildiği iddia edilen yerin yakınlarında bulunduğu, İDTM A.Ş. ile CNR A.Ş.
arasındaki suça konu kiralananın tahliyesi davasında taraflar arasındaki diğer tahliye
davalarından farklı olarak İDTM A.Ş. lehine verilen kararın temyiz incelemesinin olay
tarihinden bir hafta sonra Yargıtay 6. Hukuk Dairesinde yapıldığı ve yerel mahkeme kararının
onandığı, sanık Hasan ERDOĞAN’ın emekli olmasından sonra aynı Daire tarafından yapılan
karar düzeltme incelemesi sonucunda ise önceki karar kaldırılarak yerel mahkeme kararının
bozulduğu sabit ise de, sabit kabul edilen bu hususlar çerçevesinde yapılan değerlendirme
sonucunda, olayda İDTM A.Ş. lehine olan yerel mahkeme kararının onanması için rüşvet
aldığı iddia edilen sanık Hasan ERDOĞAN ile rüşvet verdikleri iddia edilen diğer sanıklar
arasında görevin gereklerine aykırı veya uygun bir işin yapılması ya da yapılmaması için
rüşvet anlaşması yapıldığına ve bu amaçla yarar sağlandığına dair sanıkların
mahkûmiyetlerine yeterli, her türlü şüpheden uzak somut delil bulunmadığı anlaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, yüklenen suçların sanıklar tarafından işlendiğinin sabit
olmaması nedeniyle, sanıkların tamamı hakkında 5271 sayılı Kanun’un 223. maddesinin (2)
numaralı fıkrasının (e) bendi uyarınca beraat kararı verilmesi gerekmiştir.
166
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Başkanvekili Serruh KALELİ ile Üyeler Mehmet ERTEN ve Erdal TERCAN bu
görüşe ek gerekçeyle katılmışlardır.
Bu kabule, Başkan Haşim KILIÇ ile Üyeler Recep KÖMÜRCÜ, Nuri
NECİPOĞLU ve Hicabi DURSUN sanıklar Süleyman BALCI, Resul DALKIRAN, Necdet
OKCU ve Hasan ERDOĞAN’ın rüşvet suçundan mahkumiyetlerine karar verilmesi; Üye
Recep KÖMÜRCÜ ise ayrıca sanık Murat YALÇINTAŞ’ın da rüşvet suçundan
mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle katılmamışlardır.
VIII- HÜKÜM
Ayrıntıları ve dayanakları yukarıda açıklandığı üzere;
1- Sanıklar Hasan ERDOĞAN, Yavuz ÇAY, Necdet OKCU, Hüseyin UYSAL,
Murat YALÇINTAŞ, Süleyman BALCI, Abdullah PEHLİVAN, Resul DALKIRAN, İlhan
BALCİ, Serkan TIĞLIOĞLU, Çamur Ali KOPUZ, Abdullah ÇINAR, İlhan PARSEKER, (...),
Murat AKBAŞ ve Orkun Osman BİLGİVAR hakkında rüşvet suçundan dolayı
cezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davasında; soruşturma evresinde elde edilen
delillerden bir kısmının hukuka uygun olmaması, diğer delillerin ise sanıkların üzerlerine atılı
rüşvet suçundan mahkumiyetlerine yeterli bulunmaması nedeniyle Ceza Muhakemesi
Kanunu’nun 223. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendi gereğince sanıkların ayrı ayrı
BERAATLERİNE,
Başkan Haşim KILIÇ ile Üyeler Recep KÖMÜRCÜ, Nuri NECİPOĞLU ve
Hicabi DURSUN’un sanıklar Süleyman BALCI, Resul DALKIRAN, Necdet OKCU ve
Hasan ERDOĞAN’ın rüşvet suçundan mahkumiyetlerine karar verilmesi; Üye Recep
KÖMÜRCÜ’nün ayrıca sanık Murat YALÇINTAŞ’ın da rüşvet suçundan mahkumiyetine
karar verilmesi yönündeki karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- Sanıkların gözaltında ve tutuklulukta geçirdikleri sürelere ilişkin olarak Ceza
Muhakemesi Kanunu’nun 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi ve (2) numaralı
fıkrası ile 142. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca kararın kesinleştiğinin tebliğinden
itibaren üç (3) ay ve her halde kararın kesinleşme tarihini izleyen bir (1) yıl içinde oturdukları
yer ağır ceza mahkemelerinde tazminat isteminde bulunabileceklerinin Ceza Muhakemesi
Kanunu’nun 231. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince hatırlatılmasına (hatırlatıldı),
3- Yargılama giderlerinin Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 327. maddesinin (1)
numaralı fıkrası gereğince kamu üzerinde bırakılmasına,
4– Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 13.
maddesinin (5) numaralı fıkrası gereğince 3.000’er TL maktu avukatlık ücretinin hazineden
167
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
alınarak sanık İlhan BALCİ dışında kendisini vekil ile temsil ettiren sanıklara ayrı ayrı
verilmesine,
İlişkin karar katılan Ceyda Zeliha EREM ile sanıklar Serkan TIĞLIOĞLU ve
Çamur Ali KOPUZ’un yokluğunda, diğer sanıkların, sanıklar müdafiilerinin ve katılanlar
vekilinin yüzlerine karşı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili ve savcılarının huzuru ile
kısmen isteme aykırı olarak 6216 sayılı Kanun’un 58. maddesi gereğince huzurda bulunanlar
yönünden hükmün tefhiminden; yokluklarında hüküm verilenler yönünden ise tebliğinden
itibaren onbeş (15) gün içinde Yüce Divana bir dilekçe verilmesi suretiyle Yüce Divan
nezdinde yeniden inceleme yolu açık olmak üzere, 19 Aralık 2012 gününde verilen karar
açıkça okunup usulen anlatıldı.
Başkan
Haşim KILIÇ
Başkanvekili
Serruh KALELİ
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
Üye
Mehmet ERTEN
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Burhan ÜSTÜN
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Erdal TERCAN
168
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Üye
Muammer TOPAL
Üye
Zühtü ARSLAN
KARŞIOY GEREKÇESİ
Sanıklar hakkında yapılan yargılama sonucunda; Adalet Müfettişlerinin
Anayasa’da, 2802 sayılı Kanun’da ve diğer kanunlarda, adalet müfettişlerine, hâkim ve
savcılar ile bunların suçlarına iştirak edenlerin işledikleri suçların soruşturulması sırasında,
bu kişilerin iletişimlerinin denetlenmesi veya teknik araçlarla izlenmesine ilişkin herhangi bir
yetki verilmediği, bu nedenle Adalet Başmüfettişi’nin yetkisi olmadan talepte bulunarak
çeşitli mahkemelerden aldığı ve gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde resen kendisinin
verdiği kararlara dayanılarak iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme tedbirlerine
başvurularak delil toplanmasının basit bir usul hatası olarak kabul edilemeyeceği, zira yetkisiz
olarak bir işlemin yapılmasının, onun geçerliliğine etki edeceği, yetkisiz olarak başvurulan
söz konusu tedbirler ile kişilerin özel hayatlarının gizliliğine ve haberleşme özgürlüklerine
müdahale edilmiş olmasının da hukuka aykırılığın basit bir usul hatası olarak kabul
edilmesine engel olduğu belirtilerek, Adalet Başmüfettişince başvurulan iletişimin
denetlenmesi ile teknik araçlarla izleme tedbirleri sonucu elde edilen deliller dışında kalan
diğer deliller dikkate alınarak yapılması gerektiği yönündeki çoğunluk görüşünün vardığı
kabule aşağıdaki gerekçelerle katılamamaktayız.
1- ADALET MÜFETTİŞLERİNİN SORUŞTURMA İŞLEMLERİ YÖNÜNDEN
YETKİLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Adalet müfettişlerinin inceleme ve soruşturma yetkileri, 5982 sayılı Kanunla
Anayasa'nın 144. maddesinde yapılan değişiklikle yeniden belirlenmiştir. Anılan Anayasa
değişikliğine bağlı olarak da 11.12.2010 günlü, 6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nda,
mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev yapan Teftiş Kurulu
ve Kurul müfettişlerinin görev ve yetkileri yeniden düzenlenmiştir. Bunun yanında, 6087
sayılı Kanun'un 14. maddesinin (5) numaralı fıkrasında yer alan "Mahkemelerin bağımsızlığı
ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev yapan Teftiş Kurulu ve Kurul müfettişlerinin
çalışma yöntemleri ile denetim, araştırma, inceleme ve soruşturmaların yapılmasına ilişkin
usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir." biçimindeki kural gereğince Hakimler ve Savcılar
Yüksek Kurulu tarafından “Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Teftiş Kurulu Yönetmeliği"
çıkarılmış ve 9.4.2011 günlü, 27900 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır.
Ancak, Yüce Divan yargılamasına konu olayda, Adalet Müfettişi tarafından
yapılan inceleme ve soruşturma işlemleri, yukarıda belirtilen mevzuat değişikliğinden önce
yapılmış ve tamamlanmıştır. Dolayısıyla, Yüce Divan yargılamasına konu olayda Adalet
169
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Müfettişinin inceleme ve soruşturma işlemlerini yapma yetkisinin bulunup bulunmadığı ile
bunun kapsamının belirlenebilmesi için, bu işlemlerin yapıldığı tarih itibariyle yürürlükte
bulunan mevzuat hükümleri çerçevesinde değerlendirme yapılması gerekmektedir.
Bu bağlamda, Adalet Müfettişinin inceleme ve soruşturma yetkisinin bulunup
bulunmadığı ile bunun kapsamı, Yüce Divan yargılamasına konu olayın meydana geldiği ileri
sürülen tarihlerdeki yürürlükte bulunan Anayasa'nın 5882 sayılı Kanun ile değişiklikten
önceki 144. maddesi, 24.2.1983 günlü, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu, 29.3.1984
günlü, 2992 sayılı Adalet Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun, 2.2.1988 günlü, Adalet Bakanlığı
Teftiş Kurulu Tüzüğü ile 24.1.2007 günlü, Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Yönetmeliği
hükümlerine göre belirlenmelidir.
Çoğunluk görüşünde de belirtildiği üzere, Adalet Başmüfettişinin “hâkim ve
savcılar” ile “bunların suçlarına iştirak edenler” yönünden, yetkisinin bulunduğu hususunda
tereddüt olmadığından, anılan hususların ayrıntısına girilmemiştir.
Adalet müfettişlerinin yetkisi konusunda çoğunluk görüşü ile farklılaştığımız
husus, bunların inceleme ve soruşturma sırasında 2802 sayılı Kanun’un 101. maddesinde
açıkça belirtilenler dışındaki soruşturma işlemlerini yapma, özellikle de iletişimin
denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme tedbirlerine başvurma yetkilerinin bulunup
bulunmadığıdır.
2802 sayılı Kanun’un adalet müfettişlerinin yetkilerini düzenleyen 101.
maddesinde, “Adalet müfettişleri lüzum gördükleri kimseleri yeminle dinler gerektiğinde
istinabe yoluna başvurabilir ve soruşturmanın zorunlu kıldığı hallerde arama yaparlar. Sübut
delillerini, gereken bilgileri bütün daire ve kuruluşlardan doğrudan doğruya toplarlar. Adalet
müfettişlerince yapılacak denetim, inceleme ve soruşturmalarda ilgili kuruluş ve kişiler
istenecek her türlü bilgi ve belgeyi vermek zorundadırlar.” biçimindeki hükme yer verilmiştir.
Anılan maddede adalet müfettişlerinin yapabilecekleri işlemlerden sadece “lüzum gördükleri
kimseleri yeminle dinleme”, “istinabe yoluna başvurma”, “soruşturmanın zorunlu kıldığı
hallerde arama yapma”, “sübut delillerini ve gereken bilgileri bütün daire ve kuruluşlardan
toplama” sayılmıştır.
Bununla birlikte, ceza soruşturmalarına ilişkin temel kanun olan 5271 sayılı Ceza
Muhakemesi Kanunu’nda yer alan soruşturma işlemleri söz konusu maddede sayılanlardan
ibaret değildir. Dolayısıyla, adalet müfettişlerinin, izin verilen ve kendilerinin
yetkilendirildikleri bir soruşturma sırasında yapabilecekleri soruşturma işlemlerinin anılan
maddede sayılanlardan ibaret olup olmadığının, diğer bir ifadeyle özellikle iletişimin
denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme gibi 5271 sayılı Kanun’da yer alan, ancak anılan
maddede sayılmayan soruşturma işlemlerini yapıp yapamayacaklarının açıklığa
170
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
kavuşturulması gerekir. Bu hususun açıklığa kavuşturulması için öncelikle bazı tespitlerde
bulunulması yararlı olacaktır:
- 2802 sayılı Kanun’un sistematiği incelendiğinde, hâkim ve savcılar hakkındaki
soruşturma ve kovuşturma usul ve esaslarının anılan Kanun’un 82 ila 98. maddelerini içeren
“Soruşturma ve Kovuşturma” başlığını taşıyan yedinci kısmında, 101. maddenin ise 99 ila
101. maddeleri içeren “Denetim” başlığını taşıyan sekizinci kısmında düzenlenmiş olduğu
görülmektedir. Sekizinci kısmında yer alan 99. maddede, Teftiş Kurulu; 100. maddede, adalet
müfettişlerinin görevleri; 101. maddede ise adalet müfettişlerinin yetkileri düzenlenmiştir.
2802 sayılı Kanun’da hâkim ve savcılar hakkında bazı soruşturma işlemlerinin
uygulanamayacağına ilişkin yasaklayıcı hüküm, anılan Kanun'un “Soruşturma ve
Kovuşturma” başlığını taşıyan yedinci kısmında yer alan 88. maddesinde bulunmaktadır.
Buna göre: “Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâlleri dışında suç
işlediği ileri sürülen hakim ve savcılar yakalanamaz, üzerleri ve konutları aranamaz, sorguya
çekilemez. Ancak, durum Adalet Bakanlığına derhal bildirilir.
Birinci fıkra hükümlerine aykırı hareket eden kolluk kuvvetleri amir ve memurları
hakkında yetkili Cumhuriyet savcılığı tarafından genel hükümlere göre doğrudan doğruya
soruşturma ve kovuşturma yapılır.”
Dolayısıyla, kanun koyucu isteseydi, ceza soruşturmalarına ilişkin diğer işlemleri
de yasak kapsamına alabilirdi. 2802 sayılı Kanun’un 101. maddede sayılanlar dışındaki
soruşturma işlemlerinin hâkim ve savcılar hakkında uygulanmasının yasak olduğu sonucuna
varmak, yukarıda belirtilen hüküm ve dolayısıyla kanun koyucunun iradesi ile çelişecektir.
Bu nedenle, 101. maddede bazı soruşturma işlemlerinin özel olarak sayılmasının, sınırlayıcı
değil, örnekseyici nitelikte olduğu sonucuna varılması daha uygun olacaktır.
- Anayasa’nın 5982 sayılı Kanun ile değişiklikten önceki hâliyle 144. maddesinde
ve 2992 sayılı Kanun ile 2802 sayılı Kanun’da, hâkim ve savcıların görevleri sebebiyle ve
görevleri sırasında işledikleri suçlarla ilgili olarak soruşturma yapma yetkisi, “adalet
müfettişleri” veya “hakkında soruşturma yapılacak olandan daha kıdemli hakim veya
savcı”ya verilmiştir. Anılan soruşturma yetkisinin, Adalet Bakanlığının yetkilendirmesine
göre, ancak bunlardan biri tarafından kullanılması mümkündür. Bakanlık tarafından adalet
müfettişlerinin yetkilendirilmesi hâlinde, bunlar dışında başka bir mercii tarafından
soruşturma yapılması söz konusu olamaz. Bir başka ifadeyle Anayasa’nın 144. maddesi
uyarınca hakim ve savcılar hakkında inceleme ve soruşturma yetkisine sahip olan Adalet
müfettişlerinin soruşturma sırasında Cumhuriyet savcılarının kullanabileceği tüm yetkileri
kullanabileceğinin dayanağı, bizatihi Anayasa’nın 144. maddesidir. Bu nedenle çoğunluk
görüşünde Adalet müfettişlerinin Anayasa’dan kaynaklanan yetkilerinin kanunda ayrıca ve
açıkça sayılması gerektiği yönündeki kabulüne katılmak mümkün değildir.
171
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Adalet müfettişlerinin 101. maddede sayılanlar dışındaki soruşturma işlemlerini
yapma yetkilerinin bulunmadığının kabul edilmesi, hâkim ve savcıların görevleri nedeniyle
ve görevleri sırasında işledikleri suçları soruşturacak başka mercii bulunmadığından,
iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme tedbirlerine başvurulmadan delil elde
edilmesinin mümkün olmadığı hâllerde, hâkim ve savcıların işledikleri 5271 sayılı Kanun’un
135. ve 140. maddelerinde sayılan ciddi bir takım suçlara ilişkin soruşturmaların etkisiz
kalmasına neden olur.
Diğer taraftan iletişimin denetlenmesi kapsamındaki tedbirlerden biri de iletişimin
tespiti olup, bu tedbirin uygulanmasıyla, önceki tarihlere ilişkin telefon görüşmelerinin
arayan-aranan numaralar, hat sahiplerinin kimlik bilgileri ve görüşme süreleri gibi bilgiler
elde edilmektedir. Adalet müfettişlerinin, iletişimin denetlenmesi tedbirine başvurma
yetkisinin bulunmaması, bu bilgilerin dahi elde edilememesi sonucunu doğurur.
Kanun koyucunun bu sonuçları öngördüğünün kabul edilmesi ise mümkün
değildir. Bu nedenle 101. maddenin, bu hususlar göz önünde tutularak yorumlanması
gerekmektedir.
- Özel soruşturma usullerinin öngörüldüğü durumlarda, soruşturmanın tüm
yönleriyle düzenlenmemesi, genel hükümlerden ayrılan hususlarda özel düzenlemelere yer
verilmesi, kalan hususların ise genel hükümlere bırakılması kanun yapma tekniğine daha
uygundur. Nitekim kanun koyucunun uygulaması da bu yöndedir. Anayasa’nın 5982 sayılı
Kanun ile değişiklikten önceki 144. Maddesinde ve 2992 sayılı Kanun ile 2802 sayılı
Kanun’da hâkim ve savcıların görevleri sebebiyle ve görevleri sırasında işledikleri suçlarla
ilgili olarak özel bir soruşturma usulü düzenlenmiştir. 5271 sayılı Kanun’un ceza
soruşturmasına ilişkin hükümlerinin, özel soruşturma usulleri yönünden genel hüküm
niteliğinde olduğunda ise kuşku bulunmamaktadır.
- 2802 sayılı Kanun'un 101. maddesi, ilk düzenlendiği hâliyle yürürlükte olup, bu
maddede sonradan herhangi bir değişiklik yapılmamıştır. 2802 sayılı Kanun’un ve dolayısıyla
anılan 101. maddenin yürürlük tarihi 26.2.1983’tür. Bu tarih itibariyle “iletişimin
denetlenmesi” ve “teknik araçlarla izleme” tedbirlerini düzenleyen bir kural Türk hukukunda
bulunmamaktadır. Bu tedbirlere ilk olarak 30.7.1999 günlü, 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç
Örgütleriyle Mücadele Kanunu’nda yer verilmiştir. Dolayısıyla, anılan 101. maddenin
düzenlendiği sırada anılan tedbirler hukukumuzda düzenlenmediğinden, bu tedbirlere anılan
101. maddede yer verilmesi de mümkün değildir. 2802 sayılı Kanun’un
101. maddesinin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle hukukumuzda bulunmayan, sonradan
düzenlenmiş olan tedbirlere adalet müfettişlerince başvurulmasına, 101. maddede bazı
soruşturma işlemlerinin özel olarak sayılmasının, sınırlayıcı değil, örnekseyici nitelikte
olduğu sonucuna varılması karşısında, salt bu tedbirlerin anılan maddede sayılmadığı
gerekçesiyle karşı çıkılması, sağlam hukuki temellerden yoksundur.
172
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Kaldı ki 4422 sayılı Kanunla yapılan düzenlemeden önce 1412 sayılı Ceza
Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda telefon dinlemelerine ilişkin açık bir hüküm
bulunmamasına rağmen uygulamada bu Kanun’un posta evrakının zaptına ilişkin 91 ve 92.
maddeleri geniş yorumlanmak suretiyle bu tedbir uygulanmakta ve söz konusu tedbirler
uyarınca elde edilen kayıtlar da Yargıtay tarafından hukuka uygun delil olarak kabul
edilmekteydi.
Bu tespitler göz önünde tutulduğunda, hâkim ve savcıların görevleri nedeniyle ve
görevleri sırasında işledikleri suçlara ilişkin soruşturmalar sırasında, özel düzenleme
bulunmayan hâllerde, genel hüküm niteliğindeki 5271 sayılı Kanun hükümlerinin
uygulanabilmesi, bu arada anılan Kanun’un 135. ve 140. maddelerinde düzenlenmiş olan
iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme tedbirlerine başvurulabilmesi gerekir.
Nitekim, iletişimin denetlenmesi tedbirinin hukukumuza girmesinden sonra
hazırlanan Teftiş Yönetmeliği’nin “İncelemenin ve soruşturmanın yapılışı” başlığını taşıyan
98. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendinde “İstinabe, tanık dinlenmesi, arama, el
koyma, keşif, haberleşmenin tespiti ve dinlenmesi gibi delil toplama işlemleri sırasında Ceza
Muhakemesi Kanununun hükümleri ile birlikte 2802 sayılı Kanunun 101 inci maddesindeki
yetkiler kullanılır, hâkim ve Cumhuriyet savcıları lehine 2802 sayılı Kanunun 85 ve 88 inci
maddelerinde yer alan kısıtlayıcı hükümler dikkate alınır” biçiminde kurala yer verilmiştir.
Anılan bentte “haberleşmenin tespiti ve dinlenmesi” ibarelerine yer verilerek, iletişimin
denetlenmesi tedbiri açıkça belirtilmiş; “gibi delil toplama işlemleri” ibaresine yer verilmek
suretiyle ise 5271 sayılı Kanun’da düzenlenen diğer delil toplama işlemlerine atıf yapılmıştır.
Kuşkusuz 5271 sayılı Kanun’un 140. maddesinde düzenlenen teknik araçlarla izleme tedbiri
de bir delil toplama işlemi olup, bunun da anılan bentte yer alan “diğer delil toplama
işlemleri” kapsamında değerlendirilmesi gerekir.
Teftiş Yönetmeliğinin anılan bendinde yer alan “haberleşmenin tespiti ve
dinlenmesi gibi delil toplama” ibaresinin iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle açılan
davada Danıştay 5. Dairesi, “…98. maddenin 1. fıkrasının (ç) bendi ile bireysel işlem
yönünden ise olayda, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 4001 sayılı Kanun’la
değişik 27. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen koşulların gerçekleşmiş bulunduğu da
gözönünde tutularak yürütmenin durdurulmasına, 28.12.2009 tarihinde oybirliğiyle karar
verildi.” şeklinde karar vermiştir. Bu karara davalı Adalet Bakanlığının yaptığı itirazı,
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 25.2.2010 tarihinde oybirliği ile reddetmiştir. Bunun
üzerine Danıştay 5. Dairesi dosyayı esastan görüşmüş ve “…98. maddenin 1. fıkrasının (ç)
bendi ile bireysel işlemin iptaline…29.3.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.” şeklinde
karar vermiştir. Bu kararı davalı Adalet Bakanlığı temyiz etmiş olup, dosya Danıştay İdari
Dava Daireleri Kurulu’nda görüşülmeyi beklemektedir. Dolayısıyla, Teftiş Yönetmeliğinin
anılan bendinde yer alan “haberleşmenin tespiti ve dinlenmesi gibi delil toplama” ibaresinin
iptaline ilişkin kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmamaktadır. Yürütmenin durdurulması
173
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
kararı ise üçüncü kişiler yönünden, ancak kararın verildiği tarihten sonraki işlemlerde etkisini
ve gücünü gösterecektir. Dolayısıyla, Yüce Divan yargılamasına konu suçun işlendiği iddia
edildiği tarihten sonra verilen yürütmenin durdurulması kararı, davaya taraf olmayan sanıklar
açısından etkili değildir.
Tüm bu açıklamalar ışığında, Yüce Divan yargılamasına konu olan rüşvet suçu ile
ilgili olarak Adalet müfettişince yapılan inceleme, araştırma ve soruşturma sırasında
10.11.2008 tarihinde rüşvet verilecek hâkimin Yargıtay 6. Hukuk Dairesi Başkanı sanık Hasan
ERDOĞAN olduğu anlaşılıncaya kadar “telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin
denetlenmesi” ve “teknik araçlarla izleme” tedbirlerine başvurulması sonucunda elde edilen
delillerin hukuka uygun olduğu sonucuna varılmıştır.
2- DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla
izleme tedbirlerine başvurulması sonucunda elde edilen deliller de dâhil olmak üzere tüm
deliller birlikte değerlendirildiğinde aşağıdaki tespitler yapılmıştır:
A- İstanbul Dünya Ticaret Merkezi (İDTM) A.Ş. tarafından, ayrı ayrı
sözleşmelerle, Bakırköy Şevketiye Mahallesi 1221 ada 193 parsel sayılı taşınmazda bulunan
1-8 numaralı sergi salonları ve ofis katları, CNR Uluslararası Fuarcılık ve Ticaret A.Ş.’ye
kiralanmış, bir süre sonra da bu yerlere ilişkin olarak ihtiyaç nedeniyle farklı Bakırköy Sulh
Hukuk Mahkemeleri nezdinde tahliye davaları açılmıştır.
Bu davalarla ilgili olarak;
- Bakırköy 5. Sulh Hukuk Mahkemesi, 3.4.2008 günlü, 47/565 sayılı kararıyla, 2
numaralı sergi salonu ile ilgili açılan tahliye davasını reddetmiştir.
- Bakırköy 4. Sulh Hukuk Mahkemesi, 17.4.2008 günlü, 1175/433 sayılı
kararıyla, ofis büroları ile ilgili açılan tahliye davasını reddetmiştir.
- Bakırköy 2. Sulh Hukuk Mahkemesi, 24.6.2008 günlü, 1423/658 sayılı
kararıyla, yukarıda belirtilen aynı nitelikteki davalardan farklı olarak, 1, 5, 6 ve 7 numaralı
sergi salonları ile ilgili açılan tahliye davalarını kabul etmiştir. Temyiz incelemesi sırasında
rüşvet verildiği iddia edilen dava, bu tahliye davasıdır.
174
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
B- Suça konu bu son tahliye davasında İDTM A.Ş. lehine verilen tahliye kararının
Yargıtayda onanması için, İDTM A.Ş. finans müdürü ve avukatları tarafından girişimlerde
bulunulmuştur.
C- Lehe onama kararı almak için yapılacak girişimi, başından itibaren, İDTM A.Ş.
adına şirketin sözleşmeli avukatı sanık Süleyman BALCI ile şirketin finans müdürü sanık
Resul DALKIRAN gerçekleştirmiştir. Nitekim bu sanıklar arasındaki ilk görüşme olan ve
2.9.2008 tarihinde saat 15.46.15’te yapılan telefon görüşmesinde; sanık Süleyman BALCI
“aşka yelken açıyoruz”, “Güzel şeyler var” demiş, sanık Resul DALKIRAN ise “anladım da
tamamen avukatlık sözleşmesini sen yap abi bütün işleri sen götür”, “Tamam ben de sana
yardımcı olurum kimseye bir şey söylemem merak etme” diye karşılık vermiştir.
D- Sanıklar Süleyman BALCI ve Resul DALKIRAN, süreç içerisinde bir takım
görüşmelerde bulunmuş, işin halledilmesi için bir şeyler verilmesi gerektiği sonucuna
varmışlardır.
Bu kapsamda örneğin;
- Sanıklar Süleyman BALCI ve Resul DALKIRAN arasında 11.9.2008 tarihinde
saat 11.13.52’de yapılan telefon görüşmesinde, sanık Resul DALKIRAN “muhtara gitmemiz
için mühür götürmemiz lazım” demiş ve sanıklar arasında şifre olduğu değerlendirilen
konuşmalar yapılmaya başlanmıştır.
- Sanık Süleyman BALCI, tanık İskender ELVERDİ’yi 22.9.2008 tarihinde saat
13.02.28’de aramış ve “Bizim de … bir takım görüşmelerimiz mevcut” demiştir.
E- Süreç içerisinde, sanık Resul DALKIRAN, birkaç kez Ankara’ya gelmiştir.
Ancak, konuşmalarda kendisinin gerçeğe aykırı olarak Balıkesir’e gittiğinden bahsetmiştir.
F- Sanık Resul DALKIRAN, 10.11.2008 tarihinden önceki bir tarihte Ankara’ya
geldiğinde sanık Necdet OKCU’ya ulaşmış ve onunla suça konu temyiz incelemesi hususunu
görüşmüştür.
G- Süleyman BALCI'nın bilgisi dâhilinde Resul DALKIRAN tarafından,
5.11.2008 tarihinde TOBB’dan alınan fuarcılık düzenleme belgesi, 6.11.2008 tarihinde
Yargıtay 6. Hukuk Dairesinde bulunan dosyaya konulmuştur.
H- Sanıklar Süleyman BALCI, Resul DALKIRAN ve Çamur Ali KOPUZ
tarafından 6-7-8.11.2008 tarihlerinde yapılan konuşmalardan, kararın sonucu bakımından
problem olmadığı, ancak garanti edilmek üzere öncesinde bir miktar para (1000’in beşte biri
olarak ifade edilmiştir) verilmesi gerektiği yönünde konuşmalar yapıldığı tespit edilmiştir.
175
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Bu kapsamda örneğin:
- Sanıklar Resul DALKIRAN ve Çamur Ali KOPUZ arasında 8.11.2008 tarihinde
saat 13.55.56’da telefon görüşmesinde, sanık Çamur Ali KOPUZ, Ankara’dan 6. Hukuk
Dairesi ile irtibatı bulunan bir yakının “emanetin” verilmemesi nedeniyle Süleyman BALCI
ve Resul DALKIRAN tarafından başlatılan girişimle ilgili olarak temas hâlinde bulundukları
kişiler nezdinde güven sorunu oluştuğunu kendisine haber verdiğini Resul DALKIRAN’a
iletmiş, Resul DALKIRAN ise “Öğrencinin kaydı”nın yüzde yüz tamam olduğunu ancak
“emanet” ile ilgili problem bulunduğunu, işin garanti edilmesi için 1000’in beşte biri tutarında
paranın o gün öğleden sonraya kadar ödenmesi gerektiğini söylediği, Çamur Ali KOPUZ’un
ise ödemenin pazartesine ertelenmesini istediği tespit edilmiştir.
- Bu görüşmenin akabinde sanık Çamur Ali KOPUZ, aynı gün saat 14.20.12’de
sanık Süleyman BALCI’yı arayarak “Bugün bir kısım bir şey gitmesi gerekiyormuş”, “bugün
gitmese Salı günü çıkan karar bozuk olacakmış ona göre o zaman konuş”, “bugün halledin
onu.” demiş, sanık Süleyman BALCI “bugün (…) görüştük.”, “Başkanla erteleyelim dedi
başkan onu.” diye karşılık vermiş, sanık Çamur Ali KOPUZ “Ama olmaz ki öyle bir şey (…)”
“Verin onu siz cebinizde, var mı sizde” demiş, Süleyman BALCI ise kendisinde para
olmadığını, başka yerden de bulamayacağını, ancak pazartesi (10.11.2008) gününe kadar süre
aldıklarını söylemiştir.
I- 10.11.2008 tarihinde İDTM A.Ş. tarafından Süleyman BALCI ve Abdullah
PEHLİVAN’ın hesabına İDTM A.Ş. tarafından Yüce Divana gönderilen 1.6.2012 günlü yazı
ekindeki dosyaların tetkikinden İDTM A.Ş.’nin 5.10.2007 tarihinde yapılan Yönetim Kurulu
toplantısında alınan 16 nolu imza sirkülerinin 4. maddesinde 180.000 TL’ye kadar EFT
talimatlarının, banka hesaplarından para çekmenin yönetim kurulu üyeleri veya genel
müdürün imzalarının biri ile birinci derece imza yetkilisi genel müdür yardımcısı veya ikinci
derece imza yetkililerinden biri olmak üzere şirket kaşesi üzerine müştereken imzalamak
suretiyle mümkün olacağı ifade edilmişken, söz konusu şirket avukatlarına 100.000’er TL
ödenmesine ilişkin talimat yazılarında yalnızca İDTM Genel Müdür Yardımcısı Hanefi
BEKTAŞ’ın imzasının bulunduğu bir başka ifadeyle yetkili kişilerin müşterek imzasının
bulunmadığı talimat yazısı üzerine ayrı ayrı 100.000 TL paranın aktarılmış, Süleyman BALCI
parayı aynı gün bankadan çekmiştir.
J- Bu paranın çekilmesinden sonra sanıklar Süleyman BALCI ve Resul
DALKIRAN İstanbul’dan Ankara’ya hareket etmişlerdir.
(NOT: Teknik takip kaydını yapan cihazın saati ile tape kayıtlarının saati arasında
yaklaşık 11 dakikalık bir fark bulunması nedeniyle, aşağıdaki açıklamalarda parantez içindeki
saat, tape kayıtlarındaki saati göstermektedir.)
K- Sanıklar Süleyman BALCI ve Resul DALKIRAN, saat 18.20 (18.31)’de
İstanbul-Ankara otobanı Ankara gişelerinden geçmişlerdir.
176
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
L- Saat 19.15’te (tape kaydına göre 19.26.18) Resul DALKIRAN, Necdet
OKCU’yu arayarak telefonda kendisi için alınacak paranın Süleyman BALCI’nın yanında
konuşulmamasını istemiş, yine aynı konuşmada Necdet OKCU ise “…gel burda konusalım
ben burdan sonra bi yere gidip şey yapmam lazım teslimat yapmam lazım” şeklinde beyanda
bulunmuştur.
M- Sanıklar Süleyman BALCI ve Resul DALKIRAN’ın Necdet OKCU’nun
bürosuna gidip görüşme yapmışlardır. Bürodan ayrıldıktan sonra sanık Resul DALKIRAN,
saat 20.04.46’da Hüseyin UYSAL’ı arayarak “öğrenci arkadaşı yerine teslim ettik” demiştir.
N- Saat 20.09.31’de sanık Necdet OKCU’nun bürosundaki sabit telefondan
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi başkanı sanık Hasan ERDOĞAN’ın evindeki sabit telefon aranmış
ve 131 saniye görüşme yapılmıştır.
O- Sanık Necdet OKCU, yanında çalışan sanık Yavuz ÇAY ile birlikte saat
20.05’te (20.16) bürodan ayrılmıştır.
P- Saat 20:21:54’de sanık Necdet OKCU, bürosundan Koza sokağına doğru
giderken yolda cep telefonundan sanık Hasan ERDOĞAN’ın ev telefonunu aranmış ve 20
saniyelik görüşme yapılmıştır.
R- Daha sonra sanık Necdet OKCU, sanık Hasan ERDOĞAN ile Koza sokağında
buluşmuştur.
Her ne kadar sanık Necdet OKCU, Cumhuriyet Savcısı tarafından alınan
23.10.2010 günlü ifadesinde, 10.11.2008 gününde teknik araçlarla izleme tutanağında
belirtildiği şekilde sanık Hasan ERDOĞAN ile Koza Sokakta buluşup kendisine para teslimi
yapmadığını, söz konusu tarihte o sokağa gitmediğini, o sokaktan dahi geçmediğini beyan
etmiş ise de Yüce Divanın 7.6.2012 günlü duruşmasında kendisine TİB’den gönderilen HTS
raporları okunup yukarıdaki beyanıyla çelişki teşkil ettiği sorulunca, Telekomünikasyon
İletişim Başkanlığınca gönderilen bilgilerden 10.11.2008 gününde Koza Sokak civarında
bulunduğuna ilişkin sinyal bilgilerinin doğru olabileceğini, söz konusu sokağın yol
güzergâhında bulunduğunu, o yerde dostları ve arkadaşlarının bulunması nedeniyle haftada
2-3 gün oralara gittiğini, ancak hiçbir zaman o sokakta Hasan ERDOĞAN’a para vermediğini,
belirtmek suretiyle (Duruşma tutanağı, s. 376), 10.11.2008 tarihinde suçun işlendiği iddia
edilen Koza Sokağına gitmiş olabileceğini kabul etmek durumunda kalmıştır.
Söz konusu buluşmada, teknik araçlarla izleme tutanağı ile bu tutanağı düzenleyen
polis memurları Mehmet Ali EBCİ, Aydın ŞİŞMAN, Ali DURHAN ve Deniz ÖZKOÇAK’ın
beyanlarından, aynı sokağın köşesinde bulunan Koza Taksi durağının yanında bulunan
binanın önünde sanık Hasan ERDOĞAN’ın sanık Necdet OKCU’dan
177
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
aldığı ve gazete kağıtlarına sarılı desteleri ceplerine ve elindeki çantasına koyduğu
anlaşılmaktadır. Her ne kadar tanık polis memurları sanık Hasan ERDOĞAN’a verilen
şeylerin para olduğu konusunda net bir gözlemlerinin bulunmadığını ifade etmiş iseler de aynı
gün İDTM A.Ş.’nin hesabından yetkili kişilerin imzası olmadan İDTM A.Ş. avukatlarının
hesabına aktarılan paralardan sanık Süleyman BALCI’nın hesabına aktarılan
100.00 TL’nin derhal çekilip, İstanbul’dan Ankara’ya gelinmesi şeklinde gerçekleşen ve
yukarıda ayrıntılı olarak belirtilen deliller birlikte değerlendirildiğinde, sanık Hasan
ERDOĞAN’a teslim edilen şeyin para olduğu anlaşılmaktadır.
S- Sanık Necdet OKCU, sanık Hasan ERDOĞAN ile buluşmasından hemen sonra
saat 20.30.09’da Resul DALKIRAN’ı arayarak “…Resulüm… Şimdi haftaya Salı günü
görüşülecek çünkü sen gelince öyle oldu, haberin olsun… senin işler tamam” demiştir.
T- Resul DALKIRAN, aynı gün saat 23.13.26 ve 23.18.46’da iki ayrı kişiyle
yaptığı telefon görüşmelerinde “öğrenci kayıtlarının ertelendiği” yönünde beyanlarda
bulunmuştur.
U- Suça konu tahliye kararının temyiz incelemesi, Yargıtay 6. Hukuk Dairesinde
sanık Hasan ERDOĞAN’ın başkanlığında 18.11.2008 tarihinde Salı günü yapılmış ve
18.11.2008 günlü, 10373/12832 sayılı kararla yerel Mahkemenin davanın kabulü kararının
onanmasına karar verilmiştir. Ancak davalı tarafın karar düzeltme isteminde bulunması
üzerine sanık Hasan ERDOĞAN’ın emekli olmasından sonra 5.5.2009 tarihinde karar
düzeltme incelemesi yapılmış ve aynı Dairenin 5.5.2009 günlü, 318/4116 sayılı kararıyla
önceki karar kaldırılmıştır.
V- Suça konu tahliye kararının onanması kararından önce aynı hukuki sebebe
dayalı olarak aynı taşınmazda bulunan benzer kullanımlı yerler ile ilgili açılmış, tarafları aynı
olan davalardan;
- Bakırköy 4. Sulh Mahkemesinin aynı yerde bulunan 560 metre karelik ofis
katıyla ilgili İDTM A.Ş. aleyhine verilen davanın reddi kararı, Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin
8.7.2008 tarihli, 6402/8964 sayılı kararı ile onandığı, 18.12.2008 tarih ve 12838/13852 sayılı
kararıyla karar düzeltme isteminin reddedildiği (her iki karar da sanık Hasan ERDOĞAN’ın
başkanlığında ve oybirliği ile verilmiştir),
- Bakırköy 5. Sulh Hukuk Mahkemesinin aynı yerde bulunan (2) numaralı sergi
salonuyla ilgili İDTM A.Ş. aleyhine verilen davanın reddi kararı, aynı Dairenin 10.7.2008
tarih ve 5905/9069 sayılı kararı ile onandığı, 18.12.2008 tarih ve 12209/13851 sayılı kararıyla
karar düzeltme isteminin reddedildiği (her iki karar da sanık Hasan Erdoğan’ın başkanlığında
ve oybirliği ile verilmiştir),
tespit edilmiştir.
178
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Ayrıca suça konu onama kararının karar düzeltme incelemesi üzerine verilen
kararda da, aynı dairenin yukarıda belirtilen 10.7.2008 tarih ve 5905/9069 sayılı kararına atıf
yapılarak aynı nitelikteki başka bir kiralanan hakkında daha önce verilip kesinleşen karar ile
davacının ihtiyacını karşılayabileceği başka yerlerin bulunduğunun ve ihtiyacın samimi
olmadığının kesinlik kazandığı, bu davanın da aynı şekilde reddine karar verilmesi gerektiği
belirtilerek karar düzeltme istemi kabul edilmiş ve onama kararı kaldırılmıştır.
Y- Süreç içerisinde, sanıklar telefon konuşmalarında tedirgin olmuşlar, açık
konuşmamaya çalışmışlardır. Örneğin Süleyman BALCI ve Resul DALKIRAN arasında
6.11.2008 tarihinde saat 16.06.35’te yapılan telefon görüşmesinde, sanık Süleyman BALCI,
“onları şey telefonda hiç konuşma zaten”, sanık Resul DALKIRAN ise “Sabit numaraya
geçtiğinde bi görüşelim” demiştir.
Z- Sanıklar, anlaşılmaması için telefon konuşmalarında “Öğrencinin kaydı”,
“doktorun tayin işi”, “tecil”, “muhtarla görüşmemiz lazım, muhtara gitmemiz için mühür
götürmemiz lazım” şeklinde şifreli kelimeler kullanmışlardır. Örneğin sanıklar Süleyman
BALCI ve Resul DALKIRAN arasında 4.11.2008 tarihinde saat 12.35.17’de yapılan telefon
görüşmesinde, fuarcılık düzenleme belgesinden “kuaförcülük belgesi”, TOBB’dan ise
“kuaförcüler odası”, “berberler odası” şeklinde bahsedilmiştir.
Yukarıda belirtilen hususlar dikkate alındığında:
A- 1- İDTM A.Ş. Finans Müdürü olan sanık Resul DALKIRAN'ın, baştan itibaren
süreci sanık Süleyman BALCI ile birlikte yönettiği, bu süreç içerisinde zaman zaman
Ankara’ya gelerek görüşmelerde bulunduğu, sanık Necdet OKCU ile irtibatı ilk olarak kuran
kişi olduğu, çeşitli kanallardan davanın her aşamasıyla ilgili bilgi aldığı, süreç içerisinde
şifreli konuşmalar yaptığı, 10.11.2008 tarihinde Ankara’ya gelerek aynı gün sanık Süleyman
BALCI'nın banka hesabına aktarılan parayı onunla birlikte sanık Necdet OKCU vasıtasıyla
sanık Necdet OKCU'ya teslim ettiği,
2- İDTM A.Ş.’nin sözleşmeli vekili olan sanık Süleyman BALCI'nın, sanık Resul
DALKIRAN’la birlikte hareket ederek süreci yönettiği, sanık Resul DALKIRAN aracılığıyla
sanık Necdet OKCU ile irtibata geçtiği, çeşitli kanallardan davanın her aşamasıyla ilgili bilgi
aldığı, 10.11.2008 tarihinde Ankara’ya gelerek aynı gün kendi banka hesabına aktarılan
parayı sanık Resul DALKIRAN ile birlikte sanık Necdet OKCU vasıtasıyla sanık Necdet
OKCU'ya teslim ettiği,
3- Ankara’da serbest avukatlık yapan sanık Necdet OKCU'nun, ilk olarak sanık
Resul DALKIRAN’la tanıştığı, bu sanıkla suça konu davanın temyiz aşamasında yardımcı
olmak için görüşme yaptığı, daha sonra İDTM A.Ş. vekili sanık Süleyman BALCI ile bu
husustaki nihai anlaşmayı yaptığı, bu sanık tarafından kendisine yetki belgesi verildiği, suça
konu davanın temyiz aşamasında yaptığı yardımın sadece fuarcılık yetki belgesinin alınarak
dosyaya konması tavsiyesinden ibaret olmasına ve dosyada herhangi resmi bir sıfatı veya
179
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
işlemi olmamasına karşın sanık Hasan ERDOĞAN ile davayla ilgili birtakım görüşmeler
yaptığı, bu görüşmelerin sanık Hasan ERDOĞAN’la geçmişe dayalı dostluklarıyla izah
edilemeyeceği, sanığın davanın aşamalarından bilgi edindiği ve diğer sanıkları da bu konuda
haberdar ettiği, 10.11.2008 gününde Süleyman BALCI ve Resul DALKIRAN tarafından
kendisine getirilen parayı aldıktan hemen sonra aynı gün sanık Hasan ERDOĞAN’la telefonla
görüşüp evinin yakınında bulunan Koza Sokakta buluştuğu sanık Hasan ERDOĞAN’a parayı
teslim ettiği,
4- Sanık Hasan ERDOĞAN’ın suç tarihinde yukarıda belirtildiği şekilde sanık
Necdet OKCU aracılığıyla kendisine verilen parayı teslim aldığı ve yaklaşık bir hafta sonra
18.11.2008 tarihinde sanık Hasan ERDOĞAN başkanlığında yapılan temyiz incelemesinin
aynı taraflara ilişkin emsal dosyaların aksine İDTM A.Ş. lehine sonuçlandığı,
anlaşılmıştır. Böylece sanıklar Süleyman BALCI, Resul DALKIRAN ve Necdet
OKCU’nun “görevin gereklerine aykırı olarak” bir işi yapılması için anlaşma çerçevesinde
sanık Hasan ERDOĞAN’a yarar sağladıkları sübuta erdiğinden, sanıklar Süleyman BALCI,
Resul DALKIRAN, Necdet OKCU ve Hasan ERDOĞAN’ın üzerlerine atılı rüşvet suçundan
ayrı ayrı mahkûmiyetlerine karar verilmesi gerektiği yönünde kanaat sahibi olunmuştur.
B- Diğer sanıklar bakımından ise üzerlerine atılı rüşvet suçunu işlediklerine dair
mahkûmiyetlerine yeterli her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde
edilemediğinden ayrı ayrı beraatlarına karar verilmesi gerektiği yönünde kanaat sahibi
olunmuştur.
Başkan
Haşim KILIÇ
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
EK GEREKÇE
Beraat kararının gerekçesinde; sanık Hasan ERDOĞAN’ın rüşvet almak, diğer
sanıkların ise rüşvete iştirak etmek suçlarını işledikleri iddiasına dayanak yapılan bir kısım
delillerin, Adalet Başmüfettişi’nin yasal yetkisi olmadığı halde iletişimi denetleme ve teknik
araçlarla izleme tedbirlerini uygulamak suretiyle elde edilen ve bu nedenle de hukuka aykırı
kabul edilen deliller olduğu, hukuka aykırı olarak elde edilen bu delillerin hükme esas
alınamayacağı, bunlar dışındaki delillerin ise sanıklar arasında rüşvet anlaşmasının
gerçekleştiği ve bu amaçla yarar sağlandığı konusunda mahkûmiyetlerine yeterli, şüpheden
uzak somut delil niteliğini taşımadıkları ifade edilerek sanıklar beraat ettirilmiştir.
Ana hatları özet olarak yukarıda belirtilen beraat gerekçelerine katılmakla birlikte,
hukuka aykırı olarak elde edildiği için hükme esas alınmayan delillerin öncelikle:
Adalet Başmüfettişi’nin;
180
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Adalet Bakanlığınca verilen soruşturma izninin kapsamı uyarınca sadece Bakırköy
hâkimleri hakkında rüşvet soruşturması yapma yetkisi bulunmakta iken, bu soruşturmayla
ilgisi bulunmadığı için soruşturma izni kapsamında olmayan Yargıtay’da gerçekleştirileceği
ileri sürülen rüşvet suçu ile Bakanlıktan alınmış her hangi bir soruşturma izni bulunmadan bu
suçun soruşturulmasına geçmesi,
Yargıtay’da gerçekleşecek incelemeye etki edebilecek, kimlikleri belirsiz hâkim ve
savcıların rüşvet suçlarına erişebilmek için kimlikleri belirlenmeden ve bunlarla sivil kişiler
arasındaki suç bağlantısı saptanmadan yine Adalet Bakanlığından alınmış bir soruşturma
iznine dayanmadan ve yetkisinde olmayan yöntemleri (iletişimin denetlenmesi ve teknik
araçlarla izleme yöntemleri) kullanarak genel hükümlere tabi sivil kişileri soruşturması,
Suretiyle elde edilen deliller olduğunun ve bu nedenle hukuka aykırı olduklarının
da gerekçede ayrıca belirtilmesi gerekir.
Çoğunluğun beraat gerekçesine bu gerekçelerle birlikte katılıyoruz.
Başkanvekili
Serruh KALELİ
Üye
Mehmet ERTEN
Üye
Erdal TERCAN
KARŞIOY GEREKÇESİ
Sanıklar Resul DALKIRAN, Süleyman BALCI, Necdet OKCU ve Hasan
ERDOĞAN yönünden Sayın Başkan Haşim KILIÇ ile Üyeler Nuri NECİPOĞLU ve Hicabi
DURSUN’un sanıklar Süleyman BALCI, Resul DALKIRAN, Necdet OKCU ve Hasan
ERDOĞAN’ın rüşvet suçundan mahkûmiyetlerine karar verilmesi gerektiği yönündeki
muhalefet görüşünde belirtilen hususlara aynen katılmaktayım.
Bununla birlikte aşağıda belirteceğimiz değerlendirme doğrultusunda sanık Murat
YALÇINTAŞ’ın da rüşvet suçundan mahkûmiyetine karar verilmesi gerektiği kanaatindeyim.
Şöyle ki:
181
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
İDTM A.Ş. Başkanvekili sanık Murat YALÇINTAŞ, anılan Şirket’in sözleşmeli
avukatı sanık Süleyman BALCI ve Şirket’in Finans Müdürü sanık Resul DALKIRAN ve
Yönetim Kurulu Üyesi sanık Çamur Ali KOPUZ tarafından 6-7-8.11.2008 tarihlerinde
yapılan konuşmalardan, suça konu kiralanın tahliyesi davasında İDTM A.Ş. lehine verilen
kararın temyiz incelemesinin sonucu bakımından problem olmadığı, ancak garanti edilmek
üzere öncesinde bir miktar para (1000’in beşte biri olarak ifade edilmiştir) verilmesi gerektiği
yönünde konuşmalar yapıldığı, Murat YALÇINTAŞ'ın ise yönetim kurulu üyelerine telefonla
durumu anlatamayacağını belirterek bu paranın verilmesinin ertelenmesini istediği
anlaşılmıştır.
Bu kapsamda örneğin;
- Sanıklar Süleyman BALCI ve Murat YALÇINTAŞ arasında 6.11.2008 tarihinde
saat 08.51.30’da yapılan telefon görüşmesinde, sanık Murat YALÇINTAŞ, “Ankara ya
gidişini bi hafta ertele”, “Millete telefon edip durumu telefonda anlatmak zorunda
kalmayayım,”, “Cuma günü yönetim var, yönetimde imzalatım herkese elden dolaştırmak
yerine, rahat rahat bu iş bitsin” demiş, daha sonra aynı sanıklar arasında 6.11.2008 tarihinde
saat 11.13.51’de telefon görüşmesinde ise sanık Süleyman BALCI, “bu programın bozulması
kesinlikle mümkün değil diyorlar,”, “yani işimiz bozulur diyolar”, şeklinde beyanda
bulunmuş, sanık Murat YALÇINTAŞ ise “Tamam canları sağolsun yani bi hafta
erteleyemiyorlarsa ben başkan olarak bu risksi almam, telefonda konuşmam yani,” şeklinde
cevap vermiştir.
- Sanıklar Resul DALKIRAN ve Çamur Ali KOPUZ arasında 08.11.2008
tarihinde saat 13.55.56’da telefon görüşmesinde, sanık Çamur Ali KOPUZ, Ankara’dan 6.
Hukuk Dairesi ile irtibatı bulunan bir yakının “emanetin” verilmemesi nedeniyle Süleyman
BALCI ve Resul DALKIRAN tarafından başlatılan girişimle ilgili olarak temas hâlinde
bulundukları kişiler nezdinde güven sorunu oluştuğunu kendisine haber verdiğini Resul
DALKIRAN'a iletmiş, Resul DALKIRAN ise, “Öğrencinin kaydı”nın yüzde yüz tamam
olduğunu ancak “Emanet” ile ilgili problem bulunduğunu, işin garanti edilmesi için 1000’in
beşte biri tutarında paranın o gün öğleden sonraya kadar ödenmesi gerektiğini söylediği,
Çamur Ali KOPUZ’un ise ödemenin pazartesine ertelenmesini istediği tespit edilmiştir.
- Bu görüşmenin akabinde sanık Çamur Ali KOPUZ, aynı gün saat 14.20.12’de
sanık Süleyman BALCI’yı arayarak “Bugün bir kısım bir şey gitmesi gerekiyormuş”, “bugün
gitmese Salı günü çıkan karar bozuk olacakmış ona göre o zaman konuş”, “bugün halledin
onu.” dediği, sanık Süleyman BALCI’nın “bugün (…) görüştük.”, “Başkanla erteleyelim
dedi başkan onu.” diye karşılık vermiş, sanık Çamur Ali KOPUZ “Ama olmaz ki öyle bir şey
(…)” “Verin onu siz cebinizde, var mı sizde” demiş, Süleyman BALCI ise kendisinde para
olmadığını, başka yerden de bulamayacağını, ancak pazartesi (10.11.2008)
182
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
gününe kadar süre aldıklarını, bu nedenle Murat YALÇINTAŞ ile bu konuda Pazartesi günü
bir daha görüşeceğini söylemiştir.
Sonraki tarihli görüşmelerden, Süleyman BALCI’nın Pazartesi günü (10.11.2008)
Murat YALÇINTAŞ ile görüşmek üzere randevu aldığı, aynı gün görüşmenin gerçekleştiği,
aralarında yukarıda belirtilen hususu konuştukları tespit edilmiştir.
10.11.2008 tarihinde İDTM A.Ş. tarafından Süleyman BALCI ve Abdullah
PEHLİVAN’ın hesabına, yetkili kişilerin müşterek imzasının bulunmadığı talimat yazısı
üzerine ayrı ayrı 100.000 TL paranın aktarılmış, Süleyman BALCI aynı gün bankadan
çekmiştir.
Bu paranın çekilmesinden sonra sanıklar Süleyman BALCI ve Resul DALKIRAN
İstanbul’dan Ankara’ya hareket etmişler ve Ankara’da serbest avukatlık yapan sanık Necdet
OKCU vasıtasıyla suça konu kiralananın tahliyesi davasında İDTM A.Ş. lehine verilen
kararın temyiz incelemesini yapacak olan Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin Başkanı olan sanık
Hasan ERDOĞAN’a parayı vermişlerdir. Suç tarihinden bir hafta sonra sanık Hasan
ERDOĞAN başkanlığında yapılan temyiz incelemesi İDTM A.Ş. lehine sonuçlanmıştır.
Yukarıda belirtilen hususlar dikkate alındığında, İDTM A.Ş.’nin yöneticisi olan
sanık Murat YALÇINTAŞ’ın başlangıçtan itibaren sürecin içinde olduğu, sanıklar Süleyman
BALCI ve Resul DALKIRAN’ın onun emir ve talimatları doğrultusunda hareket ettikleri
anlaşılmış, sanık Murat YALÇINTAŞ’ın da rüşvet suçundan mahkûmiyetine karar verilmesi
gerektiği kanaatine ulaşılmıştır.
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Full & Egal Universal Law Academy