YÜCE DİVAN KARARI
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1
Karar günü : 16.3.1982
Başkan : Şevket MÜFTÜGÎL
Başkanvekili : Ahmet H. BOYACIOĞLU
Üye : Adil ESMER
Üye : Nihat O. AKÇAKAYALIOĞLU
Üye : Nahit SAÇLIOĞLU
Üye : Hüseyin KARAMÜSTANTİKOĞLU
Üye : H. Semih ÖZMERT
Üye : Orhan ONAR
Üye : Selâhattin METİN
Üye : Muammer TURAN
Üye : Mehmet ÇINARLI
Üye : Mahmut C. CUHRUK
Üye : Necdet DARICIOĞLU
Üye : Servet TÜZÜN
Üye : Yekta Güngör ÖZDEN
Cumhuriyet Başsavcısı : Firuz ÇİLİNGİROĞLU
Cumhuriyet Başsavcı Yardımcıları : Selçuk TÜZÜN
Namık BENLİ
Mater KABAN
Anayasa Mahkemesi Raportörleri : Erdoğan AKTEKİN
Utkan ARASLI
Muammer OYTAN
Zabıtkâtibi : Murat ŞENYUVA
E.1981/2 356
Davacı : Kamu Hakları
Sanıklar : 1 — TUNCAY MATARACI, Mehmet Tevfik oğlu,
Meziyet’ten doğma, 2.2.1935 Rize doğumlu,
Rize Tophane Mahallesi nüfusuna kayıtlı, Ankara
Abdullah Cevdet Sokak 24/1l’de oturur, evli, 3
çocuklu, sabıkasız, Gümrük ve Tekel eski Bakanı.
Gözaltına alınma tarihi : 01 KASIM 1980
Tutuklama tarihi : 19 HAZİRAN 1981
VEKİLİ : Av. Cengiz RAHİMOĞLU
İstanbul Barosu Avukatlarından.
2 — ŞEREFETTİN ELÇİ, Muhsin oğlu, Gülsün’den
doğma, 14.3.1938 Cizre doğumlu, Cizre Alibey
Mahallesi nüfusuna kayıtlı, Ankara Gaziosmanpaşa
Boğaz Sokak 5/1’de oturur, evli, 7 çocuklu, sabıkalı,
Avukat ve Bayındırlık eski Bakanı.
VEKİLİ : Av. Ferit SAATÇİOĞLU
Ankara Barosu Avukatlarından.
3 — (...)
4 — SALİH ZEKİ RAKICIOĞLU, Hüseyin Avni oğlu,
Şaziye’den doğma 1.3.1946 Rize doğumlu, Rize
Fener Mahallesi nüfusuna kayıtlı, İstanbul Unkapanı
İMC 6. Blok 6601’de bulunur, dul, 2 çocuklu,
sabıkasız, okur yazar ve nakliye müteahhidi.
Gözaltına alınma tarihi : 04 ŞUBAT 1981
Tutuklama tarihi : 19 HAZİRAN 1981
VEKİLİ : Av. Yunus ŞAHİN
Ankara Barosu Avukatlarından.
357E.1981/2
5 — KÖKSAL MATARACI, Mehmet Tevfik oğlu,
Meziyet’ten doğma, 1937 Rize doğumlu, Rize
Tophane Mahallesi nüfusuna kayıtlı Tophane
Mahallesi Çeşme Sokak No: 25’de oturur, evli, 3
çocuklu, sabıkasız, okur yazar ve tüccar.
Gözaltına alınma tarihi : 04 ŞUBAT 1981
Tutuklama tarihi : 19 HAZİRAN 1981
VEKİLLERİ : a) Av. Osman ÖZ
b) Av. M. Zeki BOZAY
Ankara Barosu Avukatlarından.
6 — ŞAHİN BALTA, Hüseyin oğlu, Hava’dan doğma,
5.12.1936 Pazar doğumlu, o yer Kirazlık Mahallesi
nüfusuna kayıtlı, Ankara Ballıbaba Sokak 60/10’da
oturur, evli, 5 çocuklu, sabıkasız, Çay Kurumu eski
Genel Müdür Yardımcısı ve halen Gümrük ve Tekel
Bakanlığı Müşaviri.
VEKİLİ : Av. Nuri AYDOĞAN
Ankara Barosu Avukatlarından.
7 — SALİH ZEKİ GÖKTÜRK, Zekeriya oğlu,
Zennure’den doğma, 15.8.1944 Maçka doğumlu, O
yer Mataracı Köyünde nüfusa kayıtlı, İstanbul Kartal
Ankara Caddesi No: 129’da oturur, evli, 2 çocuklu,
sabıkasız, Çay Kurumu Genel Müdür eski Vekili ve
halen Gümrük ve Tekel Bakanlığı Müşaviri.
VEKİLİ : Av. Nuri AYDOĞAN
Ankara Barosu Avukatlarından.
8 — PAŞALİ ALAMAN, Bayram Ali oğlu, Halime’den
doğma, 1937 Rize doğumlu, O yer Gülbahar
Mahallesi nüfusuna kayıtlı, aynı yerde oturur, evli, 3
çocuklu, sabıkasız, okur yazar ve tüccar.
Gözaltına alınma tarihi : 11 ŞUBAT 1981
Salıverme tarihi : 19 HAZİRAN 1981
VEKİLİ : Av. Hilmi BARLAS
Ankara Barosu Avukatlarından.
9 — NURİ AKBULUT, Reşit oğlu, Emine’den doğma,
3.2.1939 Rize doğumlu, O yer Pilavdağı nüfusuna
kayıtlı, evli, 6 çocuklu, sabıkasız ,okur yazar ve
şoför.
E.1981/2 358
Gözaltına alınma tarihi : 14 ŞUBAT 1981
Salıverme tarihi : 19 HAZİRAN 1981
VEKİLİ
: Av. Hilmi BARLAS
Ankara Barosu Avukatlarından.
10 — NİHAT KARADERELİ, Ali oğlu, Hatice’den
doğma, 1.5.1934 Rize doğumlu, O yer İslâmpaşa
Mahallesi nüfusuna kayıtlı, Rize Cumhuriyet
Caddesi 7/B’de oturur, evli, 5 çocuklu, sabıkasız,
okur yazar, matbaacı ve gazeteci.
Gözaltına alınma tarihi : 10 ŞUBAT 1981
Salıverme tarihi : 19 Haziran 1981
VEKİLİ : Av. Ziya KURT
Ankara Barosu Avukatlarından.
11 — HAMZA VURAL KAZMAZ, Dursunali oğlu,
Memduha’dan doğma, 15.12.1931 Rize doğumlu,
Cayeli Eskipazar Mahallesi nüfusuna kayıtlı, İstanbul
Kadıköy Yoğurtçu Park Caddesi 104/5’de oturur,
evli, 3 çocuklu, sabıkasız, okur yazar, gazeteci.
Gözaltına alınma tarihi : 11 ŞUBAT 1981
Salıverme tarihi : 19 HAZİRAN 1981
VEKİLİ : Av. Ziya KURT
Ankara Barosu Avukatlarından.
12 — RAHİM MEYDAN, Yusuf oğlu, Sinnar’dan doğma,
15.8.1940 Şavşat doğumlu, O yer Kocabey nüfusuna
kayıtlı, İstanbul Ataköy Birinci Kısım B-40 D-2’de
oturur, evli, 2 çocuklu, sabıkasız, okur yazar ve
sanayici.
Gözaltına alınma tarihi : 18 ŞUBAT 1981
Salıverme tarihi : 19 HAZİRAN 1981
VEKİLLERİ : a) Av. Nurettin İlhan TOĞRUL
b) Av. Kemal COŞKUNER
İstanbul Barosu Avukatlarından.
13 — HARUN GÜREL, Ömer oğlu, Fatma’dan doğma,
6.9.1935 Rize doğumlu, Kalkandere Medrese
Mahallesi nüfusuna kayıtlı, İstanbul Levent
Zincirlikuyu Caddesi Deniz Sitesi B Blok No : 3’de
oturur, evli, 7 çocuklu, sabıkasız, Jandarma Astsubay
359E.1981/2
lığından emekli ve İpsala eski Gümrük Müdürü.
Gözaltına alınma tarihi : 16-19 ŞUBAT 1981
11 MART 1981
Tutuklama tarihi : 19 HAZİRAN 1981
VEKİLLERİ : a) Av. Ahmet Faik GÜRELME
İstanbul Barosu Avukatlarından.
b) Av. İlhan YALÇIN
Ankara Barosu Avukatlarından.
14 — ALİ GALİP KAYIRAN, Yusuf Kenan oğlu, Fatik’den
doğma, 1932 Andırın doğumlu, O yer Pınarbaşı
Mahallesinde nüfusa kayıtlı, İstanbul Yıldız Bulvarı
Çevre Apt. D. 8’de oturur, evli, çocuksuz, sabıkasız,
Haydarpaşa Gümrük Müdür eski Vekili.
Gözaltına alınma tarihi : 09 MART 1981
Tutuklama tarihi : 19 HAZİRAN 1981
Salıverme tarihi : 23 ŞUBAT 1982
VEKİLLERİ : a) Av. Mahmut K.KUMKUMOĞLU
İstanbul Barosu Avukatlarından,
b) Av. Mustafa Remzi KAYIRAN
Ankara Barosu Avukatlarından.
15 — YUSUF YAMAN Abdüllatif oğlu, Fatma’dan
doğma, 1.2.1936 Hendek doğumlu, O yer Kemaliye
Mahallesi nüfusuna kayıtlı, İstanbul Kadıköy Rıhtım
Caddesi Polat İşhanı No : 28’de oturur, evli, 3
çocuklu, sabıkasız, okur yazar ve demir ithalatçısı.
Gözaltına alınma tarihi : 18 ŞUBAT 1981
Tutuklama tarihi : 19 HAZİRAN 1981
Salıverme tarihi : 09 ARALIK 1981
VEKİLLERİ : a) Av. Saim BEYAZIT
b) Av. Şeref ÜNSAL
c) Av. Hilmi BARLAS
Ankara Barosu Avukatlarından.
16 — UĞURCAN ELMAS, Mahmut oğlu, Emine’den
doğma, 8.3.1937 Sarıyer doğumlu, O yer nüfusuna
kayıtlı, Sarıyer Dereboyu Caddesi No: 40’da oturur,
evli, sabıkasız, okur yazar ve gazinocu.
Gözaltına alınma tarihi : 18 ŞUBAT 1981
E.1981/2 360
Tutuklama tarihi : 19 HAZİRAN 1981
Salıverme tarihi : 09 ARALIK 1981
VEKİLLERİ : a) Av. Özdemir ÖZOK
b) Av. Zeki GÖZÜBÜYÜK
Ankara Barosu Avukatlarından.
17 — ŞABAN EYÜBOĞLU, Hüseyin Mustafa oğlu,
Sakine’den doğma, 1.5.1934 Rize doğumlu,
Kalkandere Medrese Mahallesi nüfusuna kayıtlı,
Ankara Çankaya Abdullah Cevdet Sokak 24/4’de
oturur, evli, 5 çocuklu, sabıkasız, okur yarzar ve
inşaat müteahhidi.
Gözaltına alınma tarihi : 26 OCAK 1981
Tutuklama tarihi : 19 HAZİRAN 1981
VEKİLLERİ : a) Av. Ayhan ÖZTÜRK
Ankara Barosu Avukatlarından.
b) Av. İbrahim EYÜBOĞLU
İstanbul Barosu Avukatlarından.
18 — ALİ YILDIZ, Nuri oğlu, Ayşe’den doğma,
18.10.1946 Arhavi doğumlu, Yalova Fevzi Çakmak
Mahallesi nüfusuna kayıtlı, Ankara Cinnah Caddesi
No: 54’de oturur, evli, 2 çocuklu, sabıkasız, sanayici
ve inşaat müteahhidi.
Gözaltına alınma tarihi : 24 OCAK 1981
Tutuklama tarihi : 19 HAZİRAN 1981
VEKİLLERİ : a) Av. Burhan GÜRDOĞAN
b) Av. Hilmi BARLAS
Ankara Barosu Avukatlarından
c) Av. Fehmi ALPARSLAN
İstanbul Barosu Avukatlarından.
19 — HALİL İBRAHİM DEMİR, Muharrem oğlu,
Hadiye’den doğma, 10.12.1935 Rize Doğumlu, O
yer Paşakuyu Mahallesi nüfusuna kayıtlı, Kadıköy
Bağdat Caddesi No : 177’de oturur, evli, 4 çocuklu,
sabıkasız, okur yazar, inşaat müteahhidi
Gözaltına alınma tarihi : 04 ŞUBAT 1981
Tutuklama tarihi : 19 HAZİRAN 1981
Salıverme tarihi : 14 AĞUSTOS 1981
361E.1981/2
VEKİLİ : Av. Gültekin MÜFTÜOĞLU
Ankara Barosu Avukatlarından.
20 — HAKKI KALKAVAN, Turan Sezai oğlu, Şaziye’den
doğma, 15.3.1955 Arnavutköy doğumlu, Rize
Sarayköy Mahallesi nüfusuna kayıtlı, Arnavutköy
Üveyiz Sokak No: 16’da oturur, bekar, sabıkasız,
akaryakıt satıcısı.
Gözaltına alınma tarihi : 26 OCAK 1981
Tutuklama tarihi : 19 HAZİRAN 1981
Salıverme tarihi : 27 AĞUSTOS 1981
VEKİLİ : Av. Erdoğan SEZGİN
Ankara Barosu Avukatlarından.
21 — SALİH AYDIN, Ali Rıza oğlu, Emine’den doğma,
1,1.1945 Samsun doğumlu, O yer Hançerli Mahallesi
nüfusuna kayıtlı, Samsun Necipbey Caddesi No:
56’da oturur, evli, 2 çocuklu, sabıkasız, inşaat
müteahhidi.
Gözaltına alınma tarihi : 19 MART 1981
Tutuklama tarihi : 19 HAZİRAN 1981
Salıverme tarihi : 10 ARALIK 1981
VEKİLİ : Av. Cahit ULUĞ
Ankara Barosu Avukatlarından.
22 — ABUZER UĞURLU, Hüseyin oğlu, Emine’den
doğma, 3.6.1943 Pütürge İlçesi Sinan Köyü nüfusuna
kayıtlı, İstanbul Erenköy Cami Sokak, Deniz Apt. D
: 8’de oturur, evli, 3 çocuklu, sabıkasız, okur yazar,
Dil Okulu İşleticisi.
Gözaltına alınma tarihi : 23 NİSAN 1981
Tutuklama tarihi : 19 HAZİRAN 1981
Salıverme tarihi : 28 OCAK 1982
VEKİLLERİ : a) Av. Mustafa KAPTAN
Ankara Barosu Avukatlarından,
b) Av. Ekrem MARAKOĞLU
İstanbul Barosu Avukatlarından.
S U Ç : Rüşvet almak, rüşvet vermek, bu suçlara ortak olmak, rüşvet
konusu paralardan failin yararlanmasını sağlamak, görevi
kötüye kullanmak ve bu suça azmettirmek, 6136 sayılı
Yasaya aykırı eylemde bulunmak.
E.1981/2 362
G İ R İ Ş
9 Temmuz 1961 günlü ve 334 sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Anayasa’sı; Cumhurbaşkanını, Bakanlar Kurulu Üyelerini, Yargıtay,
Danıştay, Askerî Yargıtay, Yüksek Hâkimler Kurulu ve Sayıştay Başkan
ve üyelerini, Cumhuriyet Başsavcısını, Başkamın sözcüsünü, Askerî
Yargıtay Başsavcısını ve Anayasa Mahkemesi üyelerini görevleriyle
ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatiyle yargılamak görevini Anayasa
Mahkemesine vermiştir.
Millî Güvenlik Konseyi Genel Sekreterliğince Anayasa Mahkemesi
Başkanlığına gönderilen 27 Nisan 1981 günlü, 9/2-373 sayılı yazıyla;
Millî Güvenlik Konseyi’nin 23 Nisan 1981 günlü, 50 nci
Birleşiminde; Gümrük ve Tekel eski Bakanı Tuncay MATARACI
hakkındaki çeşitli iddiaları soruşturmak üzere Millî Güvenlik Konseyi’nin
21 Kasım 1980 tarihli ve 4 sayılı kararı ile kurulan 9/2 Esas Numaralı
Soruşturma Komisyonu’nun çalışmaları sonunda hazırlamış bulunduğu 20
Mart 1981 gün ve 1 sayılı Raporunun ve eski Bakanın yazılı savunmasının
görüşülerek adı geçen eski Bakan ile birlikte suç ortaklarının Yüce
Divan’a sevklerine karar verilmiş bulunduğu bildirilmiş ve soruşturma
dosyaları da Anayasa Mahkemesine tevdi edilmiştir.
Millî Güvenlik Konseyi’nin, Resmî Gazete’nin 25.4.1981 günlü
17321 sayısında yayımlanan Kararı şöyledir :
«Gümrük ve Tekel eski Bakanı Tuncay MATARACI’nın
Yüce Divana Sevki Hakkında
Karar No: 12 Kabul Tarihi :23.4.1981
Gümrük ve Tekel eski Bakanı Tuncay MATARACI ile Bakanın suç
teşkil eden fiillerine çeşitli sıfatlarla iştirak etmiş bulunan ve 9/2 Esas
Numaralı Komisyon Raporunun değişik metninde isimleri yazılı Şerafettin
ELÇİ, (...), Salih Zeki RAKICIOĞLU, Köksal MATARACI, Şahin
BALTA, Zeki GÖKTÜRK, Paşa Ali ALAMAN, Nuri AKBULUT, Nihat
KARADERELİ, Vural KAZMAZ, Rahim MEYDAN, Harun GÜREL, Ali
Galip KAYIRAN,
Yusuf YAMAN, Uğurcan ELMAS, Şaban EYÜBOĞLU, Ali YILDIZ,
Halil İbrahim DEMİR, Hakkı KALKAVAN, Salih AYDIN ve Abuzer
363E.1981/2
UĞURLU’nun rüşvet almak, rüşvet vermek, rüşvete aracılık etmek
ve memuriyet görevini kötüye kullanmak suçlarından yargılanarak,
haklarında uygulanması istenilen TCK’nun 36, 64, 65, 80, 213, 220, 225,
226, 240 ve 6136 Numaralı Kanun’un 12 ve 13 ncü maddeleri uyarınca
cezalandırılmak üzere YÜCE DİVAN’a sevkleri Anayasa’nın 90 ncı, 2324
Numaralı Anayasa Düzeni Hakkında Kanun’un 2 nci maddeleri gereğince
Millî Güvenlik Konseyinin 23 Nisan 1981 tarihli 50 nci Birleşiminde
kararlaştırılmıştır.»
Millî Güvenlik Konseyinin kararıyla, eski iki Bakan ile birlikte
yargılanmak üzere Yüce Divana sevkedilmiş bulunan, yukarıda adları
yazılı sanıklar, Anayasanın, Yüce Divan’da yargılanacaklarını tek tek
sayarak belli ettiği kamu görevlilerinden değildir. Ancak, Gümrük ve Tekel
eski Bakanı Tuncay MATARACI hakkındaki çeşitli iddiaları soruşturmak
üzere kurulmuş bulunan Soruşturma Komisyonunun hazırlayıp, Millî
Güvenlik Konseyince de kabul edilmiş olan Raporunda, adı geçen eski
Bakana yükletilen rüşvet suçu, ceza yasalarımızın düzenlemesine göre en
az iki kişi tarafından birlikte işlenebilecek bir suçtur. Başka bir anlatımla,
rüşvet suçunun oluşumu ve bu suçun yasal öğeleri, Anayasa’da belirlenen
kamu görevlileri dışındaki kişileri de eylemin bütünlüğü nedeniyle Yüce
Divan önüne getirmektedir.
Bundan başka, Ceza Yargılamaları Usulü Yasasının, 2. ve 3.
maddelerinin birbirini tamamlayan düzenlemesi, bir suçta her ne sıfatla
olursa olsun birden çok sanığın yargılanması değişik mahkemelerin
görevlerine girse bile, haklarındaki.ceza davalarının birleştirilerek görevli
yüksek mahkemeye verilmesine olanak tanımaktadır.
22.4.1962 günlü, 44 sayılı «Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun »un 34. maddesi uyarınca, «Anayasa
Mahkemesi, Yüce Divan halinde çalışırken yürürlükteki kanunlara göre»
duruşma yaparak hüküm vereceğinden, sözü edilen bu sanıkları da
yargılamak görevinin, Ceza Yargılamaları Usulü Kanununun yukarıda
belirtilen kuralları gereğince Yüce Divan’ın görevi içerisine girdiği kabul
edilmiş, yine aynı Yasanın 7. maddesi gereğince de, söz konusu bağlantının
var olup olmadığı sürekli olarak gözönünde tutulmakla birlikte, sanık eski
Bakan Tuncay MATARACI’ya yükletilen suçların Onun göreviyle ilgisi
de yargılamanın devamı boyunca gözlenmiştir.
E.1981/2 364
Yüce Divan’ın yargılamasına konu olan suçların, gerek Yasada
öngörülen öğeleri, gerek işleniş biçimindeki özellikler, Anayasa’da belirli
kamu görevlilerinden olmayan sanıkları da Yüce Divan önüne getirmiş
ve bu durum yargılamada izlenecek yöntemi de belirlemiş bulunmaktadır.
Şöyle ki :
Yukarıda sözü edilen Millî Güvenlik Konseyi Kararının dayanağını
oluşturan Soruşturma Komisyonu Raporunda, sanıklara yükletilen
suçlar, sonuçta, her bir sanığın adı altında sıra ile gösterilmiştir. Yüce
Divanca yapılan yargılamada, suçların birbirinden bağımsız olan
bütünlüğü esas alınıp, belirli bir suçta kimler sanık ise Onlar bir araya
getirilmiş ve sorgulama bu çerçeve içinde yapılmış, deliller de buna göre
ikame edilmeye çalışılmış ve sonuçta verilen hüküm suç sırasına göre
bölümlendirilmiştir. Hükmün gerekçelerinin açıklanacağı bu kararda da
aynı sıralamaya uyulmuştur. Bu sıralamada önce o bölümün konusu suçun
sanıklarının kimler olduğu, haklarındaki iddia belirtildikten sonra o suça
ilişkin olgu ve deliller gösterilecek, daha sonra Cumhuriyet Başsavcısının
düşüncesine ve sanıkların savunmalarına yer verilecek, en sonunda da
deliller tartışılarak değerlendirilip, hüküm fıkrasında yazılı uygulamanın
gerekçeleri gösterilecektir.
I — (...)’DEN ALINAN 30 MİLYON TL. sına İLİŞKİN
RÜŞVET SUÇU
İDDİA:
— Soruşturma Komisyonu Raporunda;
A) SANIK TUNCAY MATARACI’nın :
«1975 yılından beri Haydarpaşa Gümrüğünde bekleyen ve ithali
kanuna uygun olmadığı için o tarihten beri çekilemeyen demirlerin (...)
firması tarafından (Hurda) adı altında çekilmesine yardımcı olmak
karşılığında, yakın arkadaşı Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun da aracılığıyla
demir ithalatçısı (...)’den 30 Milyon TL. rüşvet aldığı, bu demirlerle ilgili
olarak daha önce Bakanlıkça yapılan olumsuz nitelikteki işlemlere imza
koyduğu halde, aldığı bu rüşvetten sonra demirlerin verilmesi için her
türlü çareye başvurduğu, akla gelen her formülü denediği ve demirlerin
verilmesine karşı çıkan personele baskı yaptığı, bu suretle Türk Ceza
Kanununun 213 ve 225. maddelerini ihlâl ettiği.»
365E.1981/2
B) SANIK (...)’in :
«1975 yılından beri Haydarpaşa Gümrüğünde bekleyen demirlerin
çekilebilmesi için kanun dışı yollardan kendisine yardımcı olması
karşılığında Gümrük ve Tekel eski Bakanı Tuncay MATARACI’ya 30
Milyon lira rüşvet vermek suretiyle Türk Ceza Kanununun 220. maddesini
ihlâl ettiği,»
C) SANIK SALİH ZEKİ RAKICIOĞLU’nun :
«(...) Firmasına ait olup 1975 yılından beri Haydarpaşa Gümrüğünde
bekleyen demirlerin çekilmesi için Gümrük ve Tekel eski Bakanı Tuncay
MATARACI ile demir ithalatçıcı (...) arasında yapılan rüşvet anlaşmasına
hem rüşvet verenin hem de rüşvet alanın aracısı sıfatıyla iştirak ettiği,
(...)’in rüşvet olarak verdiği 30 Milyon lirayı alarak paravan banka
hesaplarında gizlenmesine yardımcı olduğu, Tuncay MATARACI’nın
verdiği talimat gereğince bu rüşvet paralarının paravan banka
hesaplarından Tuncay MATARACI’ya ve yakınlarına intikalini sağlamak
suretiyle rüşvet suçuna iştirak ettiği ve böylece Türk Ceza Kanunu’nun
65 ve 226. maddeleri delaletiyle, aynı kanunun 79. maddesi de nazara
alınarak 213. maddesini ihlâl ettiği,»
iddia olunmuştur.
RÜŞVET ANLAŞMASINDAN ÖNCEKİ MADDİ OLGULAR
Bu suça ilişkin olguların belirtilmesine geçmeden, rüşvete konu
demirlerin Türkiye’ye gelişinden itibaren geçirdikleri evre ve gelişmelerin
açıklanmasında yarar vardır. Sözkonusu demirlerin, Gümrük Yasası
yönünden statülerinin sağlıklı biçimde ortaya konulmalarından önce,
olayların akışı, oluşumu ve vardıkları sonuçları değerlendirmek yanıltıcı
sonuçlara götürebilir. Bu nedenle, suça konu edilen demirlerin rüşvet
anlaşmasına kadar geçirdikleri evrelerin açıklanması yerinde bulunmuştur.
Suç konusu bu demirler sanık (...)’in babası (...)’e aittir. Gümrük ve
Tekel Bakanlığının 13.10.1981 günlü, 3690 sayılı yazısına ekli belgelerden
anlaşıldığı üzere; (...), Ticaret Bakanlığından almış olduğu 3.4.1975
günlü, 13.249/1171 sayılı ithalat müsaadesine güre Batı Almanya’dan,
pozisyonunda, 6.000.000 Kg. demir ve çelikten hurdalar ithal edecektir.
Bu ithal müsaadesine göre, B. Almanya, Ober Hausen 14’te bulunan
Stahl-Metall Firması 420.000 D.M. tutarında demir -çelik hurdalarını
E.1981/2 366
(...)’e satmış ve demirler Hamburg Limanından «Arma» isimli gemiyle
İstanbul Haydarpaşa Limanına getirilmiştir. Ne var ki, demirler, Derince
Limanına gideceği yerde Haydarpaşa Limanına getirilmiş ve bu yer
gümrüğünce işleme alınmıştır. Demirlerin, Derince Limanına sevki için
(...), Haydarpaşa Gümrük Müdürlüğüne aktarma beyannamesi vermiş; bu
beyannamede 1.999.385 Kg. tutarında; HURDA (Serap) olarak demirler
gösterilmiştir. 22.4.1975 günlü verilen bu beyanname üzerine aynı gün
yapılan muayenede ise, beyanname konusu eşyanın beyan olunduğu gibi
hurda olmayıp, hiç kullanılmamış, kangal halinde ve muhtelif kalınlıklarda
inşaat demiri, yuvarlak çubuk demir ve profillerden ibaret yeni demirler
olduğu saptanmış; bunun üzerine aktarma işlemi yapılmamış, demirler de
böylece Haydarpaşa Gümrük İdaresi denetimine geçmiştir.
Haydarpaşa Liman Sahasına boşaltılan demirlerin. Sundurma
rejimine alınması ve yediemin olarak sahibine teslimi için yapılan başvuru
Gümrük ve Tekel Bakanlığınca uygun görülerek sonuçta bu demirler kendi
deposuna konmak ürere, Gümrük idaresi nezaretinde (...)» 13.8.1975
gününde teslim edilmiştir. Aynı zamanda (...)’den sözkonusu demirlere el
sürmeyeceğine, hiçbir suretle de kullanmayacağına dair bu taahhütname
alınmıştı.
Bu işlemlerden sonra, (...), 18.8.1975 gününde Gümrük ve Tekel
Bakanlığına yaptığı başvuru ile, demirlerin hurda olduğunu ilk gayelerini
kaybetmiş halde bulunduklarını, bu nedenle hurda olarak kendisine teslim
edilmesini, bunun mümkün olmaması halinde, tereddütleri izale için,
demirlerin istenilen şekilde kestirilerek gümrüğün anladığı biçimde hurda
durumuna getirilmesini ve malların bu şekilde ithalinin yapılmasını talep
etmişse de, fiili ithalden önce bir eşyanın vasfının değiştirilemeyeceği
yani kesilip hurda haline getirilmesi mümkün olmadığından 1615 sayılı
Gümrük Kanunu’nun 3, 4, 5. maddeleri gereğince bu talep Bakanlıkça
reddolunmuştur.
Bu arada, 21.10.1975 günlü Giriş Beyannamesi düzenleyen
(...), aynı gün Haydarpaşa Gümrük Müdürlüğüne yaptığı başvuru ile
beyannamesinin tescilini ve Ticaret Bakanlığına, tarife değişikliği talebinin
iletilmesini istemiş, konu, aynı gün, ilgili beyanname ve ekleri dilekçe ile
birlikte Ticaret Bakanlığına intikal ettirilmiş Giriş Beyannamesi de tescil
edilmiştir. Dosyada sözkonusu edilen bu beyannamenin tarihi 21.10.1975
numarası da 014497 dir.
367E.1981/2
Mükellef tarafından verilen beyannamede suç konusu demirlerin
pozisyonları aynen:
«Eşyanın Cinsi Tarife No.
Demir veya çelikten sıcak haddelenmiş sac 73.13
Demir veya çelikten teller 73.14
Demir veya çelikten profiller 73.11
Demir veya çelikten çubuklar 73.10»
biçiminde gösterilmiş, gümrük muayene memurları tarafından
yapılan tesbitle bu bildirim doğrulanmıştır. Kısa bir süre sonra da,
(...)’in tarife değişikliği talebi, Ticaret Bakanlığının 24.11.1975 günlü,
45500 sayılı yazısı ile red olunmuş, durum ayrıca Haydarpaşa Gümrük
Müdürlüğüne de bildirilmiştir.
Tarife değişikliğinin yapılamaması üzerine Haydarpaşa Gümrük
Müdürlüğü 24.2.1976-20.4.1976 günlü yazılarıyla, demirlerin, gümrük
denetimi altındaki liman işletme sahasına teslimini istemiş, bu sıralarda
ise demirlerin sahibi (...) ölmüş, demirler mirasçılarına intikal etmiştir.
Mirasçılar umumi vekili de, 26.4.1977 günlü dilekçe ile Bakanlıktan,
tekrar demirlerin kestirilerek izabeye sevkini ve böylece kendilerine
teslimini istemiş, ayrıca malların çürüdüğünü ileri sürmüştür.
20.5.1977 günlü tutanaklarda demirlerin oksitlenmeye maruz
bulunduğu saptanmış, bundan sonra Gümrük Bakanlığına gönderilen
bir yazı ile eşyanın niteliğinde değişme meydana gelip gelmediğinin
ve 1615 sayılı Yasa’nın 5. maddesine göre, ilk madde olarak kullanılıp
kullanılmayacaklarının tespiti istenmiştir.
Bu sırada, yediemin olarak varislere intikal etmiş olan demirlerin
bir bölümünün, demir sac, profil ve çubukların ön yüzlerinin kesildiği
ve kesilme işleminin kaynak makinası ile yapıldığı, kaynak artıklarının
eşyalar üzerinde mevcut bulunduğu tutanakla saptanmıştır.
Demirlerin durumlarının tesbiti konusunda kendilerine görev
verilen İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi Metalürji Kürsüsü
mensuplarından oluşan beş kişilik bir kurul aynen :
«Denizel korozyou nedeniyle malların tümünün satıhları oksitlenmiş
ve özellikle ince tellerde ve saclarda lokal korozyon malzemeyi, başka hiç
E.1981/2 368
bir şekilde kullanılamaz hale getirmiştir. Yığınlar halinde bulunan ve çok
değişik ölçülerde olan malların incelenen kısımlarında, kaynakla farklı
boylarda kesilmiş olmaları nedeniyle orjinal vasıflarını kaybedip hurda
olarak nitelenecek durumda oldukları görülmüştür.
Sonuç : Yukarıda adı geçen depo da incelenen demir - çelik
mamullerinin gerek korozyon, gerekse boyut ve şekil özellikleri
açısından,
1— Bulundukları halde veya tamir edilmek yahut yenilenmek
suretiyle ilk maksatlarında kullanılamıyacakları,
2 — Diğer maksatlarda kullanılabilecek şekle sokmaya elverişli
olmadıkları,
3 — İlk maddeden gayrı, haddeden geçirilmeye elverişli
bulunmadıkları,
anlaşılmıştır» sonucuna varmıştır (K. 15, S. 5-6).
Ancak, yukarıda bahsi geçen raporun gözle muayene edilmek
suretiyle hazırlandığı anlaşılmaktadır. Çünkü, eşyanın hurda olarak
kabul edilip yalnızca ilk madde olarak kullanılabileceği sonucuna
varabilmek için fiziksel ve kimyasal deneylere tabi tutulması, özellikle
çekme ve mukavemet gücünün tesbiti de gereklidir. Buna göre, Gümrük
Bakanlığınca ilgili Başmüdürlükten yeniden görüş istenmiştir (K.15, S.
No: 59).
Sonuçta; Marmara Bilimsel ve Endüstriyel Araştırma Enstitüsüne
gönderilen tüm numunelerin yapılan inceleme ve ölçümlerinde,
demirlerin çekme gücü saptanarak düzenlenen listeler İstanbul
Gümrükleri Başmüdürlüğüne gönderilmiştir (K.15, S.2,3).
Söz konusu demirlerin, Haydarpaşa Gümrüğüne intikalinden
sonra gümrük işlemleri yönünden geçirdiği evreler bu konuda alınan
raporlar ve özellikle yediemin nezaretinde iken, mükellefçe, vasıflarının
değiştirilmesine teşebbüs edilmesi, muhtelif zamanlarda, kaynakla
kesilerek orjinal şekillerinin değiştirilmesi gözönüne alınarak, konunun,
müfettiş tarafından incelenmesi Bakanlıkça uygun görülmüş ve bu
konudaki istem 4.4.1978 tarihinde Teftiş Kurulu Başkanlığına intikal
ettirilmiştir. Konunun kendisine intikalinden yirmi gün sonra Müfettiş
Akın USEL, hazırlamış olduğu 24.5.1978 günlü, 7 no’lu raporunu bağlı
olduğu kuruluşa vermiştir. Sözü edilen raporda, demirlerle ilgili tüm
369E.1981/2
durumlar incelenmiş ve mahallinde bizzat gerekli bilgiler toplandıktan
sonra aynen:
« .... İTÜ tarafından düzenlenen raporda, özellikle saclar ile tellerin
denizel korozyondan müteessir olduğu ve bunların hiçbir maksatla
kullanılmasının kabil olmadığı, buna karşın çelik çubuklar ile profillerin
kaynakla kesilmiş olmaları nedeniyle ilk maksatlarında kullanılamayacağı
belirtidiğinden, TÜBİTAK tarafından düzenlenen raporda mezkûr eşyanın
tamamının mukavemet gücüne sa hip olduğu belirtildiğinden, Gümrük
Giriş Tarifesi îzahnamesinin 73.3 pozisyonuna ilişkin hükümleri de
gözönünde bulundurulmak suretiyle Müfettişliğimizce mahallinde bizzat
yapılan inceleme sonunda (...)’e ait mezkûr eşyanın büyük bir kısmının
kangallar halindeki çelik çubuklar olduğu, yığınların üst kısmında
bulunan ve kaynak makinesinin ulaşabileceği yerlerdeki kangalların
ortalarından kaynakla kesilmiş olduğu, yığınların iç kısmında kalanların
ise kesilmemiş olduğu, çelik çubukların muhtelif kalınlıkta olduğu ve
kaim çelik kütüklerin ise kaynakla kesilemediği, düz çelik çubukların ise
kesilmemiş olduğu, eşyanın cüz’i bir kısmım teşkil eden saclarla tellerin
dışında kalan ve eşyanın asıl kısmını oluşturan demir çubuk ve profillerin
genellikle iyi durumda oldukları, her ne kadar bunların üzerleri paslanmış
olmakla beraber bu pas tabakasının gayet ince olup iç kısma nüfuz
etmemiş olduğu, demirlerin üzerinin hafifçe silinmesi sonunda altından
gayet temiz olan sathın ortaya çıktığı, İTÜ’nün raporunda da belirtildiği
üzere eşyanın asıl kısmını oluşturan demir çelik ve profillerin denizel
korozyondan önemli ölçüde etkilenmemiş olduğu rnüşahade edilmiştir.
SONUÇ :
1 — ......... Haydarpaşa Gümrük Müdürlüğüne verilen dilekçelerde,
mezkûr eşyanın ithal müsaadesinde kayıtlı 73.03 demir hurdaları haline
dönüştürülerek ithal imkanı yaratılması istenmiş ancak bu istem gerek
Haydarpaşa Gümrüğünce ve gerek Bakanlıkça uygun bulunmamıştır.
....idarece yapılan işlem yasaya tamamen uygun bulunmaktadır.
Ayrıca, Gümrük Yasasının sundurma rejimine ilişkin 51. maddesi de,
sundurmada bulunan eşyanın bu cins bir değişikliğe uğratılmasına olanak
tanımamaktadır.
2 — .........İTÜ tarafından düzenlenen raporda, 53,935 Kg.
ağırlığındaki sac ve tellerin denizel korozyondan müteessir olduğu ve
bunların hiçbir maksatla kullanılmasının kabil olmadığı, buna karşın
1.945.450.-— Kg. ağırlığındaki çelik çubuk ve profillerin kaynakla
E.1981/2 370
kesilmiş olmaları, yani doğal olmayan nedenlerle ilk maksatlardan
kullanılamayacağı belirtildiğinden; TÜBİTAK tarafından düzenlenen
raporda mezkûr eşyanın TAMAMININ mukavemet gücüne sahip olduğu
belirtildiğinden, Gümrük Giriş Tarifesi İzahnamesinin 73.03 pozisyonuna
ilişkin hükümleri de gözönünde bulundurularak, mezkûr eşyanın Gümrük
Kanunu’nun 5. maddesine dayanılarak, ilk madde tarifesine verilmek
suretiyle ithal edilmesine olanak bulunmamaktadır.
3 — Gümrükler Genel Müdürlüğünün yazısıyla, aradan uzun
bir zaman geçmiş o lmasına rağmen idarece, Gümrük Kanunu’nun 61.
maddesine göre işlem yapılmayıp eşyanın tasfiye edilmediği belirtilmektedir.
Gümrük Kanunundaki tasfiye hükümlerinin, çeşitli engeller nedeniyle
yıllardan beri ve hiç bir gümrükte uygulanamamakta olması karşısında,
İdareye bir kusur yüklenemiyeceği mütalaa edilmektedir.
Mükellefe ait sundurmada bulunan eşyanın, gümrüğe haber
verilmeden kesilmiş olduğu, idarece bu konuda bir işlem yapılmamış
olduğu belirtilmektedir. Bu konu ile ilgili olarak Haydarpaşa Gümrük
Müdürlüğünce Gümrük Kanunu’nun 156. madde hükümlerinin
uygulanması gerekli bulunmaktadır.........» denilmiştir (K. 15, S.15).
Bu raporun, 26.5.1978 gününde Teftiş Kurulu Başkanlığına
aktarılmasından sonra uzun süre işleme konulmaması ilginçtir ve
düşündürücüdür.
Bundan evvel, resmî yazışmalarda, gidilmesi zorunlu görülen tasfiye
işlemi, bir kez daha tekrarlanmış, İdarece, demirler konusunda yapılacak
tek yasal işlemin türü açıkça belirlenmiştir.
Nitekim, Müfettiş raporunun düzenlenmesinden takriben yedi
ay sonra, 15.12.1978 günlü Gümrük ve Tekel Bakanı adına, Müsteşar
Muavini Cemal ERBAY imzası ile düzenlenen bir yazıda, bu raporda
ileri sürülen görüş aynen Bakanlıkça da benimsenmiş, demirlerin yasal
durumu kesin olarak ortaya konmuştur. Bakanlığın bu emri ile İstanbul
Gümrükleri Başmüdürlüğüne açık talimat verilmekte ve demirler
konusunda, mükellefçe Dış Ticaret Rejimi esasları içerisinde, Ticaret
Bakanlığından iki aylık önel içerisinde, mal değişikliği alınmadıkça, bu
süre sonunda eşya için tasfiye hükümlerinin uygulanması istenmektedir
(K. 15, S. 55-56).
371E.1981/2
Aynı yazıda ayrıca; söz konusu eşyaların, kaynak makinası ile
niteliklerinin değiştirilmesi istendiğinden, mükellef hakkında Gümrük
Yasası’nın 156. maddesine göre azami hadden ceza uygulanması da
istenmektedir. Önemine binaen Müsteşar Yardımcısı Cemal ERBAY
imzasıyla yazılan bu yazının sonuç bölümünde aynen :
«...Müfettişin bu görüşü Bakanlığımızca da uygun görülmüştür.
a — Mükellef Ticaret Bakanlığından Dış Ticaret Rejimi Esasları
dahilinde mal değişikliği almadıkça mezkûr eşyaların ithaline müsaade
edilmemesi ve mal değişikliği alınabilmesi için mükellefe iki aylık bir
süre tanınması,
b — Yukarıda sözü edilen iki aylık süre içerisinde mal değişikliği
alınmadığı veya eşyalar Türk Parasının Kıymetini Koruma Mevzuatı
esasları dairesinde Yurt dışı edilmediği takdirde sürenin hitamında, eşyaya,
tasfiyeye müteallik hükümlerinin, uygulanacağının tebliğ edilmesi,
c — Mezkûr eşyaların niteliğini değiştirmeye matuf olarak
kaynakla kesilmesi sebebi ile Gümrük Kanunu’nun 156. maddesi
hükmünün azami haddi uygulanarak ceza tatbik edilmesi gerekmektedir.
Bilgi alınmasını ve bu yazımız esasları dahilinde gereğinin yapılarak
neticeden bilgi verilmesini rica ederim.» denilmektedir.
Demirler konusunda meydana gelecek yeni değişiklikler ve
mükellefler hakkında uygulanacak cezai hükümler ile sonuçları, anlatımda
kronolojik sırayı bozmamak için ilerde yeniden ele alınacaktır.
RÜŞVET ANLAŞMASI VE BU ANLAŞMADAN SONRA
MEYDANA GELEN OLGULAR
1976 yılında (...)’in ölümünden sonra şirketlerinin ve mallarının
idaresi, ailenin en büyük ferdi olan (...)’e geçmiş ve onun tarafından
yönetilmeye başlanmıştır. Haydarpaşa’da bekleyen demirlerin de, bundan
böyle takipçisi (...)’dir. Adı geçen bu nedenle demirlerin gümrükten
kurtarılması, ithal işlemlerinin bitirilmesi için gayretler sarfetmiştir.
Yaklaşık olarak 1978 yılı ortalarına doğru, Buğray TUNCA isimli bir aile
dostu, demirlerin durumunu, o sıralarda Ankara’da bulunan sanık Salih
Zeki RAKICIOĞLU’na açmıştır. Salih Zeki, (...) ve oğlu (...)’i yakından
tanımaktadır. Aynı zamanda, Gümrük ve Tekel Bakanı sanık Tuncay
E.1981/2 372
MATARACI’nın da hemşehrisi ve yakın arkadaşıdır. Konuyla ilgilenen
Salih Zeki, Buğray TUNCA ile birlikte (...)’in Ankara’da, Tandoğan
Meydanındaki yazıhanesine (bürosuna) giderler ama (...), Ankara’da
değildir. Fakat, orada bulunan bir yetkili demirler konusunu Salih Zeki
RAKICIOĞLU’na anlatır. Bu kişinin açıklamasına göre; 1975 yılından
beri hurda demirler Haydarpaşa Gümrüğünde beklemektedir. Politik
nedenlerle kendileriyle uğraşılmakta ve bu işden sonuç alınamamaktadır.
(...) Bey, bu işten dolayı kanser olmuş ve ölmüştür. Mahkeme kazanılmış,
kendi lehlerinde raporlar alınmıştır. Demirlerin hurda olduğu da
bildirilmiştir. Ancak bu konuyu daha iyi (...) bilmektedir. Bu nedenle Salih
Zeki RAKICIOĞLU’nun İstanbul’da (...)’le görüşmesi istenmiştir. Salih
Zeki RAKICIOĞLU İstanbul’a dönüşünde, (...)’i arayarak kendisinden
bilgi istemiş, kısa bir süre sonra da her ikisi (...)’in İstanbul’daki bürosunda
bir araya gelmişlerdir. (...), Ankara’da personelinin anlattıklarını Salih
Zeki RAKICIOĞLU’na tekrarlayarak, demirlerin kurtarılması konusunda
Tuncay MATARACI’nın yardımını istemiş; Salih Zeki RAKICIOĞLU
bu teklif karşısında : «Kendisiyle bu denli samimiyeti olmadığını, bunu
da cesaret edip söyleyecek durumu bulunmadığını, ancak, yasal bir
hakkı varsa bunu alacağını, kendisi için ricada bulunacağını ve tanıştırıp
görüştüreceğini» bildirmiştir (K. 6, S. 157, 166, 167, 317, 318). Bu
vesile ile Tuncay MATARACI’ya durum intikal ettirilmiş, O da «tamam,
bakalım» demiştir (K. 6, S. 167, 158).
İlk karşılaşmalarında, sanıklar Tuncay MATARACI, (...),
Salih Zeki RAKICIOĞLU bir araya gelmişler; (...) durumu Tuncay
MATARACI’ya bizzat açıklamıştır (K. 1, S. 185). İşin başlangıcında,
sanık Tuncay MATARACI, Salih Zeki ve (...)’e inanmadığı için, kardeşi
Köksal MATARACI’nın (...) la tanışmasını uygun görmüştür. Aynen :
«Sen git gör. Bu bir şeyler der, ama ne der ben bunu anlamıyorum. Sen
tanış» demiştir. Bu durumda, (...), Salih Zeki RAKICIOĞLU ve Köksal
MATARACI bir araya gelmişlerdir (K. 6, S. 175). Bu üç kişi Taksim de
bir lokantada buluşmuşlardır. Rüşvet anlaşmasının çerçevesini çizmesi,
tarafların karşılıklı yükümlülüklerini belirlemesi yönünden, bu görüşmede
üzerinde anlaşmaya varılan noktaların açıklanmasında yarar vardır. Salih
Zeki RAKICIOĞLU bu buluşmayı ve üzerinde anlaşılan konular üzerinde
aynen; «Köksal MATARACI ve (...)’le Taksim’de bir lokantada görüştük.
373E.1981/2
(...), «demirler beni kahretti. Babam bundan öldü, bunu kurtarın, ne
yaparsanız yapın» dedi, karşılığında, aldığım paranın 10-15 milyon lirasını
Köksal’a intikal ettirdim. Köksal, bu işi bitireceğim diye, ağabeyisine daha
yakın olduğu için, bu iş girişiminde bulunmuş. Köksal’a intikal ettirdiği
paranın adı, iş görmek. O demirleri oradan çözmek, komisyon gibi bir
para. Mukabilinde verilen para; 32 milyon TL. Demirler, Bakanlık vasıtası
ile çekilecekti.» demektedir (K. 5, S. 409, 410, 411, 412, 413).
Demirler konusundaki görüşmeler bundan sonra, Tuncay
MATARACI ile devam etmiş; Tuncay MATARACI’nın talimatı ile,
paraların bir kısmı da Köksal’a intikal ettirilmiştir (K. 7, S. 155). 1978 yılı
Ekim ay’ına kadar, Tuncay MATARACI, Salih Zeki RAKICIOĞLU ve
(...) üçlüsü bir kaç kere bir araya gelip görüşmüşlerse de, bu gülüşmelerin
yeri ve tarihlerini kesin olarak saptamak mümkün olamamaktadır (K.
6, S. 168). Salih Zeki RAKICIOĞLU ile (...)’in beyanları birlikte
değerlendirilip, ilk çek’in ödenme tarihi de dikkate alındığında (...)’le
Tuncay MATARACI arasındaki rüşvet anlaşmasının Haziran-Eylül 1978
dönemi içerisinde gerçekleştirildiği sonucuna varılmaktadır. Bu rüşvet
anlaşmasında, mutabık kalınan noktalar anlaşma konusu miktar ve
taraflarca gerçekleştirilen eylemler şöylece açıklanabilir :
1) RÜŞVET ANLAŞMASININ KONUSU :
Varılan anlaşmayla, Haydarpaşa Liman Sahasında, 1975 yılından
beri bekleyen ve Gümrük İdaresinin yasal engellemeleri nedeniyle,
ithalleri yapılıp çekilemeyen demirlerin, kurtarılması amaçlanmaktadır.
Sanık Tuncay Mataracı, bu işi, Bakanlıktan vereceği yazılı talimat
ile sonuçlandıracaktır. Doğrudan İstanbul Gümrüklerine emir verilecek ve
demirlerin gümrükten kurtarılması başarılacaktır. Bu konuda, Salih Zeki
RAKICIOĞLU; aynen : «Biz Tuncay MATARACI’ ya durumu intikal
ettirdik. O da «tamam, bakalım» dedi ve yazılar yazıldı. Onun evraklarını
takdim ettim. Durum bu merkezdedir dedik. Mal Haydarpaşa Gümrüğünde
idi. Haydarpaşa Gümrüğüne yazı yazıldı. «Hurda işi tamamdır» dedi. Biz
Haydarpaşa Gümrüğüne gittik....» demektedir (K. 6, S. 167).
(...) ise bu konuda;
E.1981/2 374
«Bu malların kurtarılması için aşağı yukarı 25-30 milyon arası
bir para vermişimdir. Hurdaların kurtarılması için. Sayın Tuncay
MATARACI’nın da o tarihte bu malların hurda olan kısımlarının verilmesi
diye Haydarpaşa Gümrük Müdürlüğüne yazmasına rağmen, malları
alamadığımızdan dolayı bu verilen para da gitmiştir, mallarda yerinde
durmaktadır» şeklinde açıklamada bulunmuştur (K. 6, S. 318).
2) RÜŞVET ANLAŞMASININ MİKTARI :
Demirlerin kurtarılması karşılığında, sağlanacak menfaatin miktarı,
yani, rüşvet konusu para, sanıklar Salih Zeki RAKICIOĞLU ve (...)
tarafından yaklaşık 30 milyon TL. olarak açıklanmaktadır.
Salih Zeki RAKICIOGLU Soruşturma Komisyonuna verdiği 4
Şubat 1981 günlü ifadesinde, bir soru üzerine rüşvet miktarını «32»
milyon TL. olarak bildirmiş (K. 5, S. 411), 24.2.1981 gününde Tuncay
MATARACI ve (...) ile yapılan üçlü yüzleştirilme sırasında bu miktarı 25-
30 milyon TL. olarak doğrulamıştır (K. 1, S. 186).
(...) ise 13.2.1981 günlü ifadesinde Salih Zeki RAKICIOĞLU ile
yüzleştirildiği sırada, rüşvet miktarını aynen «bu malların kurtarılması
için de aşağı yukarı 25 - 30 milyon TL. arası para vermişimdir. Hurdaların
kurtarılması için» şeklinde açıklamış (K. 6, S. 318), Soruşturma
Komisyonundaki ifadesinin başka bir bölümünde bu konuda yöneltilen
sorulara aşağıdaki yanıtlan vermiştir :
«KOMİSYON ÜYESİ — Bankalarda yapılan araştırma sonucunda
1978 yılı içirme, 9 Ekim 1978, daha doğrusu Ticaret Bankası Yeldeğirmeni
Şubesinde bulunan 620/5 No’lu hesabınızdan 9 Ekim 1978’de 2,5 milyon,
27 Ekim 1978’de 5 milyon, 30 Kasım 1978’de 2 milyon, 12 Atalık 1978
de 3 milyon, 26 Aralık 1978’de 5 milyon, 3. 1.1979 tarihinde 5 milyon
olmak üzere 22 milyon 500 bin liralık bir çek var.
(...) — Evet.
KOMİSYON ÜYESİ — Bunlar, Salih Zeki RAKICIOĞLU-2 milyon
500 bin’in dışında kalan diğer çekler Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun
hesabına giren çek’ler. Yani bu paralar 1978 yılında bu iş için verilen
paralar mıdır?-
(...) —Hurda için verilmiştir. O, 1975 senesinde gelen hurdalar için
parti parti verilen paralardır bunlar.
375E.1981/2
KOMİSYON ÜYESİ — Hurdalar için verilmiştir, 22 milyon beşyüz
bin lira,
(...) — Hayır, aşağı yukarı ......................................
KOMİSYON ÜYESİ — 30 milyon lira civarında mı?
(...) — 30 milyon lira civarında mı?
SALİH ZEKİ RAKICIOĞLU — 1978 senesinde, kesin de
bilemiyorum.
(...) — 28-30. O civardadır efendim..
KOMİSYON ÜYESİ — 28-30 milyon civarında?
(...) — Evet.»
Sanıkların birbirini doğrulayan açık beyanları, seri numaraları
itibariyle, (...)’den intikal eden ilk dört çek’in toplamının 30 milyon
TL.sını bulması, bu işe ilişkin anlaşmanın 30 milyon TL. olduğunu ortaya
koymuştur.
3) TARAFLARCA YERİNE GETİRİLEN EYLEMLER :
a) Sanık Tuncay MATARACI bu anlaşma uyarınca, 27.12.1978
tarihli doğrudan kendi imzasını taşıyan Bakanlık yazısını göndermek
suretiyle kendine düşen yükümlülüğün en önemli bölümünü yerine
getirmiştir.
Yukarıda olaylar bölümünde gösterildiği üzere, bu tarihe kadar
demirler konusunda varılan nokta, 15.12.1978 tarihinde belirlenmiş,
Gümrük ve Tekel Bakanlığı bu yazı ile Müfettiş raporunda belirtilen
görüşü aynen benimsemiştir. Rapora uygun Bakanlık görüşünde,
pozisyonlarının uymaması nedeniyle, demirlerin yurda ithalleri mümkün
olmadığı, Gümrük Kanunu’nun 5. maddesinin de uygulanamaması
nedeniyle söz konusu demirlerin tasfiyesinden başka yapılacak işlemin
kalmadığı, sonucuna ulaşılmış ve bu görüşün tamamen yasaya uygun
olduğunun anlaşılmış bulunmasına ve mevzuatta da yapılmış bir değişiklik
olmamasına karşın; aradan geçen 12 günlük çok kısa bir süreden sorma,
aynı Bakanlıktan bu kere doğrudan sanık Bakan imzasını taşıyan ve
önceki görüşe tamamen ters düşen bir yazı ile söz konusu demirlerden
hurda olanlarının ithallerinin yapılması emredilmiştir.
E.1981/2 376
Bu yazı da aynen :
«GÜMRÜK BAŞMÜDÜRLÜĞÜNE
İSTANBUL
İLGİ : 15.12.1978 günlü 13348 sayılı yazımız.
Bu yazımızda, Haydarpaşa Gümrük Müdürlüğünde işleme konulan
14497 sayılı 21.10.1978 günlü giriş beyannamesi muhteviyatı eşyalarla
ilgili olarak Bakanlığımız Müfettişi Akın USEL tarafından tanzim olunan
7/163 sayılı, 24.5.1978 günlü rapor üzerine gerekli talimat verilmiştir.
Söz konusu beyanname muhteviyatı eşyanın içinde (73.03)
pozisyonuna girecek (Demir ve çelik döküntü ve kırpıntıları ile dökme
demir veya çelikten mamul eşya hurdaları) olanların ithallerinin
yapılmasını,
Diğer bölümü hakkında talep vukuunda ve yasal kovuşturma
sonuçlandığı takdirde tasfiye hükümlerinin uygulanmasını,
Bundan böyle zuhur edecek benzer olaylarda da bu bildirişe göre
işlem yapılmasını,
Önemle rica ederim» denilmektedir (K. 15, S. 54).
Bu arada yapılan bir atama da dikkati çekmektedir. Haydarpaşa
Gümrük Müdürlüğüne Ali Galip KAYIRAN, «Müdür Vekili» olarak
getirilmiştir. Adı geçen, siciline ve gümrük teşkilatındaki durumuna
göre; bu göreve atanmaması gereken bir kişidir. Nitekim, atama olayı,
Bakanlıkta büyük tepkiler doğurmuş ve kısa hir süre sonra da ilgili bu
görevden uzaklaştırılmıştır. Bu konuda, geniş açıklamalar ilerdeki bölümde
yapılacaktır. Burada üzerinde durulacak husus, Ali Galip KAYIRAN’ın
göreve başlatılmasının emirler konusunda Tuncay MATARACI tarafından
yazılan 27.12.1978 gününden kısa bir süre önce gerçekleştirilmesi ve
Haydarpaşa Gümrüğüne gönderilmesidir.
Hurda olan demirlerin iadesi konusunda; Haydarpaşa Gümrük
Müdürlüğüne gönderilmek üzere Bakanlıkça yazılan ikinci yazının
İstanbul Gümrükleri Başmüdürlüğüne gelmesini müteakip, durumdan
şüphelenen ve yapılması amaçlanan eylemi anlayan Başmüdür Oktay
ERGÜL, bu tür işlemlerde mutad olmadığı halde yazı gereğinin yerine
getirilmesinde, iki Başmüdürlük elemanım görevlendirmiş ve işi
377E.1981/2
Haydarpaşa Gümrük Müdür Vekili Ali Galip KAYIRAN’ın insiyatifine
bırakmamıştır (K. 15, S. 53).
Ali Galip KAYIRAN’ın, bu aşamada uygulanan işlem nedeniyle
yapacağı birşey bulunmadığından, demirler çekilememiş ve istenilen
sonuç da böylece alınamamıştır.
Olayların cereyan biçimi Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun
açıklamalarında yer alan hususları doğrulamış bulunmaktadır. Salih Zeki
RAKICIOĞLU bu hususları aynen :
«Bu vesileyle biz MATARACI’ya durumu intikal ettirdik. O’da
tamam, bakalım dedi. Ve yazılar yazıdı, onun evraklarını takdim ettik
durum bu merkezdedir dedik.
Mal Haydarpaşa Gümrüğünde idi. Haydarpaşa Gümrüğüne yazı
yazıldı; Hurda işi tamamdır dedi. Biz Haydarpaşa Gümrüğüne gittik.
Orada müdür ile; Ali Galip KAYIRAN ile görüştüm. Biz bu hurda işini
bizim insiyatifimizde değildir. İstanbul Başmüdürlüğüne yazıyı yazdık,
oradan gelen bir heyet bu işe karar verecektir dedi. Onları bekliyoruz,
bizim yapacağımız birşey yoktur dedi.
Sonra, birkaç gün daha bekledik. MATARACI, birkaç defa gidip
gelişinde, ne oldu bizim iş, ne oldu hurda işi diye devamlı bizi baskı altına
soktu. Ben de hurda işinin olmadığını kendisine söyledim. «Nasıl olur?
olmaz öyle şey. Hurda işi tamamdır, bitmiştir, biz işimize bakalım diye şey
yaptı» biçiminde açıklamıştır (K. 6, S. 167).
Demirlerin çekilmesi konusunda, sanık Bakan tarafından yapılan
eylemler ve bu konudaki gelişmeler için İstanbul Gümrükleri Başmüdürü
Oktay ERGÜL aynen :
«1975 senesinde demir konusu gündeme geldi. Aslında basit konu
idi. 1975 senesinde zamanın Başmüdürü olaya elkoymuş, eşyanın hurda
olma vasfı mevcut değil, 1978 senesine kadar gelmiş İdare, her ihtimale
karşı ilgilinin, eşya ithalatçısının da hakkının haleldar olmaması için bir
müfettiş tahkikatına gerek görmüş. Müfettiş incelemiş ve o incelemeden
başlamak üzere de baskı başladı.
Baskı bidayette müfettiş raporunun islenilen tarzda yönlendirilmesine
yöneldi. Bu baskı verilen işin, eşyanın hurda olup olmaçlığına değil
ithalinin mümkün olup olmadığına taallûk ettiği konusuna saptırılmak
E.1981/2 378
istendi. Müfettiş, mevcut şartlarla ithali mümkün değildir, dedi. Zamanın
şartlarına göre tasfiyeye tabi tutulması gerekir, dedi. Normal prosedür
içinde gayet olağan bir muamele olarak bize tebligat geldi. İdare amiri
olarak yapacağımız eşyanın tasfiyeye tabi tutulmasını temine yönelik
çalışmalardı.
Bu çalışmaların arkasından bir anormal durum zuhur etti. Bakanın
imzası ile «hurda olanlar varsa verin; diğerlerini vermeyin» tarzında bir
garip yazı geldi. Bu garip yazı belli idi ki, Ankaradaki bürokrat kadro
üzerinde ağır bir baskı var. Ve bu baskı nedeniyle yazı yazılıyor. Şundan
garip yazı diyorum. Gümrük tarihinde hiçbir zaman müfettiş tebligatı
iki kez yapılmaz. Arkadan gelen yazı üzerine durum değişti. Artık tedbir
almak, daha etkin tedbir almak lüzumu ortaya çıktı. Güvendiğim iki
muayene memuru arkadaşımı ismen görevlendirdim. Bu görevlendirme
aslında mevcut yasaya uygun değildi. Gümrük Yasasına göre muayene
memurunun seçilmesi Haydarpaşa Gümrük Müdürünün yetkisindedir.
Demirleri, görevlendirdiğimiz muayene memurları, hurda olmadığı
için bırakmadı .......................... »
İkinci yazı mevcut bir bürokrat kurnazlığıyla kaleme alınmıştır. Onu
da açıkça söylüyorum. İkinci yazı aslında hiçbirşey söylememektedir.
«Hurda olan varsa verin, olmayan yoksa vermeyin.» MATARACI’nın
baskısı ordan belli. Yani, ille bu demirler alınacak diyor. Nasıl alınacak?
Baskı, baskı, baskı. En nihayet bu formül bulunuyor. Bu formül aslında
geçerli formül değil, ama o günkü bilgisi, seviyesi itibariyle o yazının ne
manâya geldiğini MATARACI’nın anlayacağını da zannetmiyorum.»
« ..... Aslında birinci ay’la beşinci ay arasında demir mevcut
baskıya göre veya benim göz yummam veya muayene memurunu
görevlendirmemem o zamanki müdür de belli, kim olduğu belli; yani
şöyle herhangi bir yazıdır bu. Gönderiyorum idareye desem demir geçer.»
demiştir (Yüce Divan Tutanağı S. 1072-1080).
Tanık Oktay ERGÜL, kendisine yöneltilen soruları;
«Bakanlığın müsteşarı, bir demir parçasının hurda olup olmadığı
için Ankara’dan geliyor. Ve Başmüdürle görüşüyor. Görüşme konusu
şudur. «Demirlere ilişkin üzerine çok ağır baskı var. Bunun farkındayım.
Bu baskıyı senden alacağım. Bu baskının yükünü ben sırtlanacağım.»
dedi. Sayın Müsteşar Teoman Bey, beraber Haydarpaşa’ya gittik. Eşyayı
379E.1981/2
gördü. Kendisi gümrükçü olmadığı halde, bu eşyanın, kim söylüyor hurda
olduğunu, dedi. Ve onu söylerken hitap ettiği merci ben değildim...»
«Bu muamele 1975 senesinde başlamış ve muhtemelen 1976
senesinde bitmiştir. Bu eşyanın hurda olmadığı saptanmıştır. Beyannamede
eşya hurda değildir denmiştir. Ve o nedenle, o tesbit nedeniyle de Ticaret
Bakanlığına ithal müsaadesi için mal değişikliği için gönderilmiştir. Halâ
bu eşya hurdadır, değildir, bilemiyorum. Bunda herhalde kasıt aramak
lâzım.» şeklinde cevaplamıştır (Yüce Divan Tutanağı, S. 1088).
Sanık Tuncay MATARACI tarafında, «Bakan» olarak yapılan
eylemler böylece açıklandıktan sonra bu aşamada anlaşmanın diğer
tarafını oluşturan sanık (...)’in eylemlerine geçilecektir.
2) SANIK (...) TARAFINDAN YAPILAN EYLEMLER :
Sanık (...) , sanık Tuncay MATARACI ile varılan anlaşma üzerine,
kendisine düşen yükümlülüğü yerine getirmiş ve anlaşma miktarı
30.000.000.— TL .sim sanık Tuncay MATARACI’ ya önceden saptanan
yöntemle ve O’nun direktiflerine uygun olarak intikal ettirmiştir.
Sanık Tuncay MATARACI’ya yapılan ödemeler, çeklerle
gerçekleştirilmiş, bu paralar O’nun ortak olduğu veya direktifiyle açılan
paravan hesaplara intikal ettirilmiştir.
Bu çeklerin dökümünü yapmadan önce, çeklerin alınıp verilmesinde
izlenen yöntemin ve kimlerin aracılığıyla bu aktarma işlemlerinin
yapıldığının saptanmasında yarar vardır.
(...) bu konuda;
«... aşağı yukarı 80-90 milyon civarında para verdim. Bunları
çeklerle vermişimdir. Hepsi de Salih ağbi kanalıyla geçmiştir. Saliğ
ağabeye verilmiştir. Salih ağbi kendisine tebliğ etmiştir. Durum bu.»
«Benim hesabımdan çıkıp, Salih ağbinin hesabına giren çekleri ben
vermişimdir».
«S. Zeki dışında başkasına çek vermedim.» demiştir (K. 6, S. 319,
320, 321).
Bu beyanları Salih Zeki RAKICIOĞLU’da aynen kabul ederek;
E.1981/2 380
«Aynısını ben söyledim. Ben çekleri aldım, (...)’tan Tunca
MATARACI’ya verdim. Bir kısmını kendi hesabına koydum kendi
hesabımdan ben kendisine aktardım. Bir de (...) Bey’den aldığım çeki
direkt kendisine verdim. Ben, (...)’tan aldım. Tuncay’ın kendi eline
verdim. O nereye verdi bilemeyeceğim.»
«... Bu çekleri İstanbul’da veriyordum. O günler için İstanbul’a
geliyordu. Biliyordu. Yani, gelip, bizden alıyordu çekleri.» demektedir (K.
6, S. 322, 329).
Salih Zeki RAKICIOĞLU yukarıdaki açıklamalarını ilave olarak:
«İlk etapta aldığımız paralardan rakamlarını bilemiyorum, 5, 10,
12 milyon civarında MATARACI’nın şeysi üzerine Köksala verdim.
Ondan sonra Köksal «biz ev yapıyoruz Rize’de, arsa alacağız, borsa
alacağız. Biz mağduruz. Çok uğraştık. Bu tip yerlere bu mevkilere
gelmek için. Ev yapıyoruz. Arsa alacağız. Parayı Köksala ver ve verdim.
Ondan sonra daha Köksala ben para vermedim.» (K. 6 S. 175). «Köksal
MATARACI’ya para vermişim, doğru. İşte o (...)’la olan dostluğum
münasebetiyle, o demirleri kurtarmak münasebetiyle verdim...» (K. 5, S.
407); «MATARACI’nın (...)’ın bana verdiği ve direkt ona verdiği çeklerin
miktarını kesin bilemiyorum. 70-80 milyon liraya yakın paradır. Ondan
aldığım çeki kendi hesabıma koydum. Bunu bilemeyerek de kardeşimin
de hesabına yanlışlık yaptım... Onu da bu yola bu yol derken ister istemez
gayri ihtiyari onun hesabına açtım. İstanbul Bankası’na para yatırdım.
Ama çocuğun hiçbir şeyden haberi yoktur» demiştir.
Öte yandan çeklerin düzenlenmesinde ve özellikle vadeleri
konusunda’ (...)’de;
«Çek’te; vadeli çek’te verilir. Gününde de çek verilir. Fakat,
Türk Ticaret Kanununda çek ibraz vadelidir denir. Fakat, bizim ticaret
teamülümüzde böyle birşey yoktur. Bir ay vade 20 gün vadeli, iki ay
vadeli çekler verebiliyoruz.
Genellikle Çek, üzerindeki vade tarihinde tahsil edilir. Şöyle de
oluyor Çekleri biz daha önceki tarihte, mesela bu güne vadeli veriyoruz
Eğer hesapta para varsa bugün almıyor. Yoksa 3-5 gün sonra hesaptan
çıkıyor. Bugün tanzim tarihli çeki yapıyoruz. Hesapta para olmadığı
zaman 3-5 gün sonra hesaptan almıyor. Fakat, bugün düzenlediğimiz çeki
381E.1981/2
10 gün sonraki tanzim tarihine yapıyoruz. Yani vade tarihini de 10 gün
sonra ve böylece hesaptan çekiliyor»; demektedir (K. 7, S. 138, 140).
Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere çeklerin Tuncay
MATARACI ve onun direktifiyle yakınları üzerine aktarılmasında izlenen
yöntem, Salih Zeki RAKICIOĞLU aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. (...),
aracısı durumunda bulunan Salih Zeki RAKICIOĞLU’na çekleri intikal
ettirmiş ve bu çekler Tuncay MATARACI’ya Salih Zeki RAKICIOĞLU
kanalıyla elden verilmiş ve bu kimse de çekleri dilediği kimselere
aktarmıştır. Bazı defalar Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun kardeşi Adem
RAKICIOĞLU’ndan istifade edilmiş ve onun adına düzenlenmiş banka
hesapları devreye sokulmuş ve böylece işlemlerde gizlilik sağlanmak
istenmiştir. Ancak sonuçta bütün çekler belli odaklarda toplanmış ve
Tuncay MATARACI’nın tasarruf alanına intikal etmiştir.
Dosyada bulunan banka ekstreleri, çek suretleri, çekler üzerindeki
işlemler ve çekleri intikal ettiği hesaplar, belgeler ve tüm açıklamalar
incelendiğinde, çeklerin ödenmesindeki işlemler ve meydana gelen hesap
akışları şöylece ortaya çıkmaktadır :
SANIK (...) TARAFINDAN ÖDENEN ÇEKLER VE
BUNLARIN DÖKÜMÜ :
1 Nolu Çek : 21.9.1978 gün, 612349 nohı 3.000.000.— TL.
tutarında:
BİRİNCİ EVRE :
(...) tarafından Türk Ticaret Bankası Yeldeğirmeni Şubesi 620/5
nolu hesabından, hamiline 3.000.000.— TL. tutarında 21.9.1978 günlü
çek düzenlenmiştir (K. 20, S. 34).
İKİNCİ EVRE :
Salih Zeki RAKICIOĞLU’na verilen bu çek Adem
RAKICIOĞLU’na geçirilmiş ve bu kimse de aynı gün Denizcilik Bankası
Türk Anonim Ortaklığı Merkez Şubesine çek tutarını takas yolu ile
aktarmıştır (K. 20, S. 36).
ÜÇÜNCÜ EVRE :
Aktarılan para 1963 nolu Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun aynı
bankadaki hesabına yatırılmıştır (K. 20, S. 211, 206, 207).
E.1981/2 382
DÖRDÜNCÜ EVRE :
Salih Zeki RAKICIOĞLU bu hesaptan 22.9.1978 günlü, 08481
nolu 2.500.000.— TL. tutarında, hamiline çeki düzenlemiştir (K. 20, S.
211).
BEŞİNCİ EVRE :
Tuncay MATARACI’ya verilen bu çek Köksal MATARACI ya
iletilmiş, aynı gün Köksal’ın Akbank Arnavutköy Şubesindeki 11945
nolu hesabına aktarılmıştır (K. 20, S. 106, 126).
2 Nolu Çek :
6.10.1978 gün, 611505 nolu 2,5 milyon tutarında:
BİRİNCİ EVRE :
(...)’ce Türk Ticaret Bankası Yeldeğirmeni Şubesinde 620/5
numaralı hesabından hamiline, 6.10.1978 günlü, 611505 nolu 2,5 milyon
TL. tutarında çek düzenlemiştir (K. 20, S. 13).
İKİNCİ EVRE :
Salih Zekiye verilen bu çek Tuncay MATARACI ya ve bundan
da Köksal MATARACI’ya aktarılmış, Köksal MATARACI tarafından
alından Vakıflar Rize Şubesine ibraz edilen çek, bu şube müdürü G.
TAYLAN tarafından aynı il Ticaret Bankası Şubesine verilmiştir (K. 20,
S. 127).
ÜÇÜNCÜ EVRE :
Ticaret Bankası Rize Şubesince getirtilen çek bedeli Vakıllar
Bankasına aktarılarak 250.000.— TL. Köksal MATARACI’ya nakit olarak
ödenmiş, 167,50.— TL. masraf düştükten sonra kalan 2.249.832,50.—
TL. Tuncay ve Köksal MATARACI’nın müşterek Vakıflar Bankası Rize
Şubesi 39-8 nolu hesabına geçmiştir (K. 20, S. 128, 87).
3 Nolu Çek :
BİRİNCİ EVRE :
(...)’ce Türk Ticaret Bankası Yeldeğirmeni Şubesindeki 620/5 nolu
hesabından, hamiline 5.000.000— TL. tutarında
383E.1981/2
28.10.1978 günlü, 610888 nolu çek düzenlemiştir (K. 20, S. 12).
Salih Zeki RAKICIOĞLU’na verilen bu çek, kardeşi Adem
RAKICIOĞLU’na geçmiş, Adem RAKICIOĞLU, bu çeki takas odası
yolu ile Akbank Manifaturacılar Çarşısı Şubesine aktarmıştır (K. 20, S. 8).
ÜÇÜNCÜ EVRE :
Aktarılan bu çek miktarı Salih Zeki RAKICIOĞLU’na aynı
bankadaki 4379 no.lu hesabına 27.10.1978 günü kaydedilmiştir (K. 20, S.
17, 47).
DÖRDÜNCÜ EVRE :
Salih Zeki RAKICIOĞLU belirtilen banka ve hesap numarasından
1.11.1978 günlü, 493121 nolu, hamiline 5.000.000.— TL. tutarında çek
düzenlemiştir (K. 20, S. 60).
BEŞİNCİ EVRE :
Tuncay MATARACI’ya verilen bu çek kardeşi Köksal’a iletilmiş,
Köksal MATARACI’da Vakıflar Bankası Rize Şubesine çeki ibraz ederek
Akbank Rize Şubesi kanalı ile çek bedelini getirtmiştir (K. 20, S. 61).
ALTINCI EVRE :
1.11.1978 tarihinde bu çek bedeli Köksal ve Tuncay MATARACI
kardeşlerin Vakıflar Bankası Rize Şubesindeki 39-8 nolu hesabına intikal
etmiştir (K. 20, S. 129, 87).
4 Nolu Çek :
12.12.1978 günlü, 602872 numaralı, 3.000.000.-— TL. tutarındaki
bu çekin geçirdiği evreler değişiklik göstermektedir. Tuncay MATARACI,
aracı olan Salih Zeki RAKICIOĞLU’ndan önceki tarihlerde çekler almış
ve bu çekler (...)’in Salih Zeki RAKICIOĞLU’na çek vermesinden sonra
işleme konulmuştur.
BİRİNCİ EVRE :
Salih Zeki RAKICIOĞLU, 3 Kasım 1978 günlü, 493108 nolu
1.000.000.— TL. tutarında ve hamiline çek ile 5.12.1978 günlü, 495258
no.lu, 2.000.000.—’ TL. tutarında ve hamiline çeki düzenleyerek Tuncay
MATARACI’ya vermiştir (K. 20, S. 65).
E.1981/2 384
İKİNCİ EVRE :
Tuncay MATARACI da bu çekleri kardeşi Köksal MATARACl’ya
iletmiştir. O da 4.12.1978 gününde Vakıflar Bankası Rize Şubesine bu
çeklen ibraz etmiş; bu şube de Akbank Rize Şubesi aracılığı ile aynı
bankanın Manifaturacılar Şubesine göndermiştir (K. 20, S. 63).
ÜÇÜNCÜ EVRE :
Rize Vakıflar Bankası Şubesinin 11.457 ve 11.456 numarasın, alan
bu çekler Akbank Manifaturacılar Şubesi 4379 hesap numarada tahsil için
işleme konulmuştur (K. 20, S. 62)
DÖRDÜNCÜ EVRE :
(...), Türk Ticaret Bankası Yeldeğirmeni Şubesindeki 620.5 nolu
hesapta 12.12.1978 günlü 602872 numaralı, 3 milyon lira tutarındaki
hamiline çeki düzenlemiştir (K. 20, S. 10).
BEŞİNCİ EVRE :
Salih Zeki RAKICIOĞLU’na verilen bu çekler Adem
RAKICIOĞLUNA’na iletilmiş ve Onun eliyle aynı gün Akbank
Manifaturacılar Şubesine aktarılmıştır (K. 20, S. 8)
ALTINCI EVRE :
Bu şubeye aktarılan çek bedeli Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun 4.379
nolu hesabına aynı gün kaydedilmiştir (K. 19, S 46 55)
YEDİNCİ EVRE :
Salih Zeki RAKICIOĞLU nun hesabına, (...)’den alınan çek bedeli
aktarıldıktan sonra .18.12.1978 tarihinde Vakıflar Bankası Rize Şubesinde
bulunan Köksal ve Tuncay MATARACI kardeşlerin 39/8 no.Iu müşterek
hesabtna. 3. evrede m,marnlar, gösterilen çekler de intikal ettirilmiştir (K.
20, S. 135, 136, 86).
5 No.Iu Çek :
27.12.1978 günlü, 602410 numaralı, 5.000.000.- TL. tutarındaki
çek :
385E.1981/2
BİRİNCİ EVRE :
(...) tarafından Türk Ticaret Bankası Yeldeğirmeni Şubesinde 620-5
no.lu hesabı üzerinden 26.12.1978 günlü, 602410 numaralı, 5.000.000.—
TL. tutarında ve hamiline bir çek düzenlenmiştir (K. 20, S. 15).
İKİNCİ EVRE :
Salih Zeki RAKICIOĞLU’na verilen bu çek takas odası marifetiyle
Akbank Manifaturacılar Şubesinin 4379 no.lu hesabına aktarılmıştır (K.
20, S. 16, 46).
ÜÇÜNCÜ EVRE :
Salih Zeki RAKICIOĞLU bu hesabından 27.12.1978 günlü, 492646
no.lu, 775.000.— TL. tutarındaki çeki düzenlemiştir (K. 20, S. 66).
DÖRDÜNCÜ EVRE :
Tuncay MATARACI’ya verilen bu çek Köksal MATARACI’ya
iletilmiş, O da 3.1.1979 tarihinde Akbank Rize Şubesine vermiş; sonuçta
çek bedeli Tuncay ve Köksal MATARACI kardeşlerin Akbank Rize
Şubesindeki 4261 no.lu ortak hesabına 3.1.1979 tarihinde kaydedilmiştir
(K.20, S. 123, 109).
6 No.lu Çek :
3.1.1979 günlü, 602411 numaralı, 5 milyon lira tutarındaki çek :
BİRİNCİ EVRE :
(...) tarafından Türk Ticaret Bankası Yeldeğirmeni Şubesindeki 620-
5 no.lu hesabı üzerinden 3.1.1979 tarihinde 602411 numaralı 5 milyon lira
tutarında hamiline çek düzenlenmiştir (K. 20, S. 14).
İKİNCİ EVRE :
Salih Zeki RAKICIOĞLU’na verilen bu çek, Akbank Manifaturacılar
Şubesi 4379 no.lu hesaba takas yolu ile aktarılmıştır (K. 20, S. 20, 45).
ÜÇÜNCÜ EVRE :
Salih Zeki RAKICIOĞLU, yukarıdaki hesabından 22.1.1979 günlü,
421814 numaralı, 200 bin lira tutarında hamiline bir çek düzenlemiştir (K.
20, S. 75).
E.1981/2 386
Tuncay MATARACI’ya verilen bu çek, kardeşi Köksal
MATARACI’ya iletilmiş, O da, 31.1.1979 tarihinde Akbank Ankara
Şubesinden bu çek bedelini nakit olarak almıştır (K. 20, S. 45).
Bu çeke ilaveten aşağıdaki işlemler yapılmıştır :
Salih Zeki RAKICIOĞLU, yukarıdaki hesabından 23.3.1979 tarihli,
421822 no.lu, 500.000.— TL. tutarında hamiline çeki düzenlemiştir (K. 20,
S. 77). Bu çek Tuncay MATARACI’ya, Ondan da Köksal MATARACI’ya
geçmiştir. Köksal MATARACI’da çek bedelini 21.3.1979 gününde
Akbank Rize Şubesi’ndeki 4261 no.lu müşterek hesaba aktarmıştır (K. 20,
S. 77).
7 Nolu Çek:
7.1.1979 gün 602407 nolu 10 milyon TL. tutarındaki çek:
BİRİNCİ EVRE:
(...) tarafından Türk Ticaret Bankası Yeldeğirmeni Şubesindeki 620-
5 numaralı hesabından 10 milyon tutarında 7.1.1979 günlü, 602407
no.lu ve hamiline çek düzenlenmiştir (K. 20, S.l).
İKİNCİ EVRE :
Salih Zeki RAKICIOĞLU’na verilen bu çek kardeşi Adem
RAKICIOĞLU’na iletilmiş, O da bu çekin bedelini 5.1.1979 tarihinde
İstanbul Bankası Unkapanı Şubesi 533 no.lu hesaba geçirmiştir (K. 20, S.
142).
ÜÇÜNCÜ EVRE:
Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun kardeşi Adem RAKICIOĞLU, bu
hesaptan, 13.1.1979 günlü, 989104 numaralı, 5 milyon TL. tutarında,
hamiline çeki düzenlemiştir (K.20, S. 144, 143).
DÖRDÜNCÜ EVRE :
Bu çek, Salih Zeki RAKICIOĞLU eliyle sanık Tuncay
MATARACI’ya verilmiş ve Ondan da Halil İbrahim DEMjR’e iletilmiştir.
Halil İbrahim DEMİR, Türk Ticaret Bankası Altınbakkal Şubesindeki,
paravan 111/4798 no.lu hesaba 22.1.1979 tarihinde bu çek bedelini
aktarmıştır (K. 20, S. 157).
387E.1981/2
Bu çeklerin toplamı 33.500.000.— tutmakta ise de, rüşvet anlaşmasının
miktarı 30.000.000.— TL. olarak kabul edilmiş; ödemenin 30.000.000.—
TL.lık kısmının bu rüşvet anlaşması nedeniyle ödendiği, artan miktarının ise
ileride açıklaması yapılacak olan ikinci rüşvet anlaşmasının gereği olarak
alındığı toplanan deliller ve sanıkların ikrarlarından anlaşılmış ve olayın bu
yolda cereyan ettiği sonucuna varılmıştır.
3) DEMİRLER KONUSUNDAKİ SON GELİŞMELER :
27.12.1978 tarihli yazı ile ulaşılmak istenen amacın İstanbul
Gümrükleri Başmüdürü Oktay ERGÜL tarafından anlaşılarak önlenmesi,
demirler konusunun bir süre askıya alınmasına neden olmuştur.
Haydarpaşa Gümrük Müdürlüğünün, Bakanlığın yazısı doğrultusunda
işlem yapılmak üzere mükellefe yapmış olduğu tebligatlar yanıtsız kalmış
ve sonuçta ilgili müdürlük, İstanbul Gümrüklerine gönderdiği bir yazı ile
tasfiye hükümlerinin uygulanmasını istemiştir (K. 15, S. 49).
Konunun İstanbul Gümrüklerine intikali üzerine, Başmüdür Oktay
ERGÜL, olayla doğrudan ilgilenmiş ve işlemin sonuçlandırılmasını
istemiştir. Demirler konusunda sanık (...)’e diğer varisleri temsilen tebligat
yapılmıştır. Gerek, hurda adı altındaki demirlerin 27.12.1978 günlü
Bakanlık yazısına dayanılarak çekilmek istenmesine karşı gösterdiği tepki
ve davranışları, uygulama alanına sokulmak istenen plânı bozması; gerek,
(...) tarafından ithal edilmek istenilen başka demirler nedeniyle (...)’e karşı
yapılan eylemler İstanbul Gümrükleri Başmüdürü Oktay ERGÜL’ün hedef
alınmasını doğuracak sonuçlar yaratmıştır. Bunun sonunda önceleri Oktay
ERGÜL geçici olarak görevinden uzaklaştırılmış, fakat bir süre sonra
bununla da yetinilmeyerek tamamen görevden alınmıştır. Bu konuda ilerki
bölümlerde daha ayrıntılı açıklamalar yapılacaktır. Burada şu noktanın
belirtilmesiyle yetinilecektir : Sanık Tuncay MATARACI, almış olduğu
rüşvetin karşılığını verebilmek ve demirlerin yasa dışı yollarla ithalini
gerçekleştirebilmek için Bakan olarak çabalar sarfetmiş ve bu arada
demirlerin ithaline mani olan Oktay ERGÜL’ü görevinden uzaklaştırmak
için her türlü yolu da denemiştir. Ne var ki, Oktay ERGÜL, bu baskılara
dayanmış ve sonuçta demirler konusunda daha önceleri tekrarlandığı üzere
tasfiye hükümlerinin uygulanmasını 12.9.1979 günlü yazıyla Bakanlıktan
bir kez daha istemiştir (K. 15, S. 45).
Bundan sonra demirler konusunda, sanık Tuncay MATARACI’nın
Bakanlığı dönemine ilişkin kayda değer bir gelişme olmamış, zaten iki ay
sonra da adı geçen Bakanlık görevinden ayrılmıştır.
E.1981/2 388
Bu bölümde, sanık savunmalarında yer almış olması nedeniyle
bir mahkeme kararma da değinilmesi yerinde bulunmuştur: Yukarıda da
belirtildiği üzere, 15.12.1978 günlü, Gümrük ve Tekel Bakanlığının demirler
konusunda resmî görüşünü yansıtan ve yapılması gerekecek işlemleri
sıralayan, ayrıca müfettişin vardığı sonuca iştirak eden yazıda; demirlerin,
yediemin olarak kendilerine teslim edildiği mükellef tarafından kaynak
makinesiyle kesildiği saptanmış bulunduğundan, Gümrük Kanununun 156.
maddesi uyarınca, ilgililer hakkında yasal işlem yapılması istenmiştir. Bu
konu, Ali Galip KAYIRAN’ın Haydarpaşa Gümrükleri Müdürvekilliğini
yaptığı dönemlerde askıya alınmış, gereği yerine getirilmemiştir. Ali
Galip KAYIRAN’ın görevinden uzaklaştırılması üzerine konu gündeme
gelmiştir. Bakanlık yazısına uygun olarak, mükellef hakkında Gümrük
Kanununun 156. maddesi uyarınca 5.000.— TL. ceza uygulanmasına karar
verilmiştir. 27.6.1979 günlü, 473 sayılı bu karar, (...)varisleri adına (...)’e
tebliğ edilmiştir. Kanuni süresi içerisinde bu karara karşı yapılan itiraz da,
yasal makam olan İstanbul Gümrükleri Başmüdürlüğün 1.8.1979 günlü,
46 sayılı kararı ile rcddolunmuştur. İtiraz hakkını sonuna kadar sürdürmek
isteyen mükellef bu karara karşı İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesine de
itiraz etmiş ve bu merci tarafından gümrük cezasının kaldırılmasına karar
verilmiştir. İşte, sanık (...) vekilleri tarafından söz konusu demirlerin hurda
olmadığına dayanak yapılmak istenen karar, bu karardır. İstanbul 2. Asliye
Ceza Mahkemesinin 30.12.1980 günlü, 1980/1193 sayılı kararında özetle
şöyle denilmektedir :
«Dosya arasında bulunan rapor ve yazılarda, ithal edilen demirlerin
vasıfları açıkça belirtilmiş olmasına göre, para cezasının verilmesine,
Gümrük Yasasının uygun bulunmadığı anlaşılmıştır.
İTÜ Tatbiki Metalürji Kürsüsü raporunda ise, bulundukları halde
veya tamir edilmek yahut yenilenmek suretiyle ilk maksatlarında
kullanılamayacakları, diğer maksatlara kullanılabilecek şekle sokmaya
elverişli bulunmadıkları belirtilmiş ve tüm kanıtlarla itiraz yerinde
olduğundan, gümrük para cezasına yapılan itirazın kabulüne karar
verilmiştir.»
Fakat bu karar Yargıtay tarafından yerinde bulunmamış, 7. Ceza
Dairesinin 28.5.1981 günlü, 3665 karar sayılı ilâmı ile yerel mahkeme
kararı bozulmuştur. Bozma ilâmında :
«İthal edilen malın (muhtelif vasıf ve ebattaki demirin) ithal
müsaadesinde gösterilen 73.03 tarife pozisyonuna uymadığı ve gerçek
389E.1981/2
bilgilerin giriş beyannamesinde gösterilmediği ve usul değişikliğine
gidilmesi önerisine yanaşılmadığı gerekçesiyle ceza verilmiş olmasına
ve itirazı haklı gösterecek makul ve inandırıcı sebeplerin bulunmamasına
göre red kararı verilmesi gerekirken, malın halihazır durumunu belirten
bilirkişi raporuna itibar edilerek, yazılı şekilde hüküm tesisi yasaya aykırı
olup hükmün bozulmasına karar verildi.» denilmek suretiyle mahkeme
kararı kesinleştirilmemiştir.
İlerde sanık savunmalarının tahlilleri sırasında bahis konusu
yapılacağı üzere, mükellefe yediemin olarak teslim edilen malların,
vasıflarının değiştirilmesine yönelik eylemden dolayı verilmiş olan
cezanın kaldırılması istenmiş ve bu istek yargılamaya konu edilmiştir.
Verilen hükmün bağlayıcılığının ancak bu konuyla sınırlı olması gerekir.
Çünkü demirlerin hurda olup olmadığı yönünde ne bir dava vardır ve ne
de bu yönde alınmış bir karar mevcuttur. Yerel mahkeme kararında sözü
edilen ÎTÜ Metalürji Kürsüsü tarafından düzenlenen rapor, demirlerin
son durumuna ilişkin olup kaynak makinesi ile kesilmelerinden sonra
düzenlenen bir rapordur. Esasen, dava konusu malların, ilk madde haline
dönüştüğü yolundaki itiraz, Marmara Bilimsel ve Endüstriyel Araştırma
Enstitüsünün raporu karşısında da geçerlilik kazanmamıştır.
Buraya kadar yapılan açıklamalarla, bu davaya ilişkin maddi olgular
ve kanıtlar ortaya konulmuştur. Bundan sonraki bölümlerde bu suça
ilişkin olarak Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen mütalâa, sanıkların
savunmaları ve öteki konular ele alınarak incelenecektir.
ESAS HAKKINDA MÜTALÂA :
Cumhuriyet Başsavcısı bu suça ilişkin, esas baklandaki mütalâasında:
«(...)’in miras bırakan (...)’e ait olup Haydarpaşa Gümrüğüne
16.4.1975 tarihinde getirilen (1.999.385 Kg) demir o tarihten beri bir
soran olmuştur.
21.10.1975 tarihli giriş beyannamesinde;
73.13, 73.14, 73.11 ve 73.10 gümrük tarife pozisyonuna girecek şekilde
beyan edilmiş ve muayene memurunca da aynı şekilde tesbit edilmiştir.
İthal müsaadesi ise hurda demiri kapsayan 73.03 pozisyonuna
ait olduğundan bu ithal müsaadesi ile bu demirlerin ithaline olanak
bulunmamıştır.
E.1981/2 390
O tarihten itibaren her Gümrük ve Tekel Bakanının değişmesinde bu
husus gündeme getirilen bir konu olmuştur.
Tuncay MATARACI Bakan olunca konu ona da getirilir.
Tuncay MATARACI ile işbirliği içinde bulunan, ona aracılık eden
Salih Zeki RAKICIOĞLU, (...) ile Tuncay MATARACI’ya aracılık etmek
suretiyle rüşvet anlaşmasının oluşmasını sağlamıştır.
Tuncay MATARACI 12.8.1981 tarihli oturumda Salih Zeki
RAKICIOĞLU için (gölgem gibi yanımdan ayrılmayan biri vardı
RAKICIOĞLU) demiştir.
Tuncay MATARACI, RAKICIOĞLU ile o kadar ilişki içindedir ki
hatta bir gün Marmara Gümrükleri Başmüdürü Hüseyin Erdinç ÖZMEN’i
İzmit’ten Tarabya Oteline çağırır ve Salih Zeki RAKICIOĞLU ile
karşılaştırır ve ona kolaylık göster, der (12.8.1981 T.D.).
Demirlerin ithali için (...)’in vereceği rüşvet 30 milyon liradır. Bu
meblağ çeklerle tahsil olunmuştur.
Biraz önce değindiğimiz Ali Galip KAYIRAN vekâleten Haydarpaşa
Gümrük Müdürlüğüne getirilir. Bu demirlerin ithali için yeniden girişimde
bulunulur. Hatta Tuncay MATARACI tarafından İstanbul Gümrükleri
Başmüdürlüğüne 27.12.1978 tarihinde (73.03) pozisyonuna girecek demir
ve çelik döküntü ve kırpıntılar ile dökme demir veya çelikten mamul eşya
hurdaları olanların ithallerinin yapılması, diğer bölümleri hakkında talep
vukuunda yasal soruşturma sonuçlandığı takdirde tasfiye hükümlerinin
uygulanması emredilmiştir.
Müsteşar Yardımcısı Cemal ERBAY duruşmada, Bakan’a intikal
eden bir talep sonunda yazının yazıldığım, ilgili şubenin bu şekilde yazı
yazmasının mümkün olmadığını beyan etmiştir.
Ancak, İstanbul Gümrükleri Başmüdürü Oktay ERGÜL’ün
ciddi tutumu, olayın bütün Gümrük Teşkilâtınca bilinmesi, işin basına
ve kamuoyuna aksetmesi nedenleri ile alınan rüşvete rağmen ithal
gerçekleştirilememiştir.
30.0000.000.— TL. nın banka hesaplarındaki akışına ileride (...)’le
ilgili ikinci rüşvet olayında değinilecektir.
(...)’in avukatları, Soruşturma Kurulu Raporundaki
391E.1981/2
85.0000.000.— TL, lık rüşvet suçunun bu eylemle aynı olduğunu
tek suç olarak işin mütalâa edilebileceğini ileri sürmektedirler.
(...)’in Soruşturma Kurulundaki (...meselenin 1975 yılında gelen
hurda demir işi ile başladığına, bu konuyu İstanbul’da Zeki RAKICIOĞLU
ile görüştüklerine ve hurda demirlerin gümrükten çekilebilmesi için
Haydarpaşa Gümrüğüne yazı yazıldığına, ancak gerçekleşmeyince
başka demir ithalleri için Tuncay MATARACI’yla anlaştıklarına, 1978
yılındaki 28-30 milyon lira rüşvetin Haydarpaşa Gümrüğündeki hurda
demirlerin ithali karşılığında verildiğine...) değinen 13.2.1981 günlü
beyanı, Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun Soruşturma Komisyonundaki (...
bir arkadaşının kaçak demirlerin Haydarpaşa Gümrüğünden çekilmesi
için Bakan nezdinde girişimde bulunmasını kendisinden istediğine, bu
durumu Tuncay MATARACI’ya duyurduğuna, (...)’in sırf bu demirlerin
kurtarılmasını sağlamak için rüşvet teklif ettiğine, Tuncay MATARACI’nın
(...)’le tanıştırılmasını istediği, kardeşi Köksal MATARACI’nın ben
bu işi bitiririm dediğine, bu iş için Bakanlıkça Haydarpaşa Gümrüğüne
yazı yazıldığına ve alman paralardan 30.000.000.— TL. nın Haydarpaşa
Gümrüğünde bekleyen demirlerin çekilmesine yönelik bulunduğuna...)
değinen 4.2.1981 .... (Haydarpaşa Gümrüğünde bekleyen demirlerin
hurda adı altında çekilme işini Tuncay MATARACI’ya da intikal
ettirdiklerine, onun da tamam bakalım dedikten sonra hurda işi tamamdır,
bitmiştir diye haber gönderdiğine, ancak bu iş gerçekleşmeyince Tuncay
MATARACI’nın bırakın ne hurda işi, buradaki hurdadan ne olur? Başka
demir getirin de para kazanalım) diye söylediğine değinen 11.2.1981 günlü
ifadeleri Gümrük ve Tekel Bakanlığı Müsteşar Muavini Cemal ERBAY
tarafından İstanbul Gümrükleri Başmüdürlüğüne yazılan 15 Aralık 1978
günlü yazıyla, konuyla ilgili olarak Haydarpaşa Gümrüğünde bekleyen
demirler hakkında tasfiye işlemi uygulanması gerektiği belirtilmişken
Tuncay MATARACI tarafından bundan bir hafta sonra 27 Aralık 1978
tarihinde imzalanarak aynı Başmüdürlüğe gönderilen yazıda hurda ile
ilgili olan kısımların iadesinin istenmesi, bu olayın 85.000.000— TL.
rüşvet olayından ayrı olduğunu kanıtlamaktadır.
(...) duruşmada (T.S. 272) Soruşturma Komisyonundaki rüşvetin
iki ayrı olay için verildiğine değinen açıklamalarının Salih Zeki
RAKICIOĞLU’nun telkinine dayandığını ifade eylemiş ise de buna karşın
Salih Zeki RAKICIOĞLU, (...)’e böyle bir telkini bulunmadığını açıkça
bildirmiştir (T. S. 272).
E.1981/2 392
Bu itibarla;
Tuncay MATARACI’nın Haydarpaşa Gümrüklerinde bulunan
ve sözü edilen demirlerin çekilebilmesini sağlamak için Salih Zeki
RAKICIOĞLU’nun aracılığı ile 30 milyon lira rüşvet aldığı sabit
olduğundan;
1 — Tuncay MATARACI’nın eylemine uyan TCK’nun 213/1,
225/1, 227/2 ve 31 inci,
2 — Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun eylemine uyan TCK’nun 226
ncı maddesi delaletiyle aynı Kanunun 213/1, 225/1 ve 31 inci,
3 — (...)’in de eylemine uyan TCK’nun 220 nci maddesi gereğince
cezalandırılmasına karar verilmesini» istemiştir.
SANIKLARIN SORGULARI VE SAVUNMALARI :
A) SANIK TUNCAY MATARACI’NIN SORGUSU VE
SAVUNMASI :
1 — Sanığın Soruşturma Komisyonu önünde verdiği ifade .
Sanık, Soruşturma Komisyonunda;
«Hurda olan kısımları ayırıp versin şeklinde, Bakanlığımızın yazısı
yasa gereğidir. Demir sahibi müracaat ediyor. Bu müracaatın kaydı var
mı, yok mu bilmiyorum. Burada «bundan böyle zuhur edecek benzer
olaylarda da bildirişe göre işlem yapılması» söyleniyor. Şahsi olarak
yazılmamış ki, bu demirlerden tümü oradadır. Basında bile, «alındı» diye
çıktı. Ben İstanbul’da Oktay’ı aradım. «Böyle basında yazılıyor, sayın
Bakanım, böyle kesinkes birşey yoktur» demirler buradadır. Kim diyor
alındı diye? Sonra gazetecilere de. resim çektirdik. Gönderdik oraya yani
sansasyon yaratmak için basında çıkmış olan bir haberden başka birşey
değildir. Demirlerin çekilmesi konusunda baskı yapmış değilim. Yazılı
emrim yok. Ama şifai emirle kendilerine, bu yılan hikayesine döndü,
1975’ten beri oradadır bu demir. Eğer verilmesi mümkünse verin, diye
ifade söyledim kendisine. Demiri illâ verin diye böyle bir şey söylenmesi
mümkün müdür?» demiştir (K. 1, S. 74-169).
2 — Sanık, Yüce Divan’da ise;
«15.12.1978 tarihli Müsteşar tarafından, benim adıma yazılmış yazı
393E.1981/2
ve sonra benim yazdığım yazıya katılıyorum. Ancak, 1975 yılındanberi
Haydarpaşa Gümrüğünde bekleyen demirlerden 1 Kg. demir alınmamıştır.
Cereyan eden olay tarzları birtakım yolsuzluklara, rüşvete bağlanmak
isteniyor. Herşeyden evvel bir olayın sonuç alması iktiza eder. Son
olarak yazılan yazıyla da 73.03 pozisyonundaki, yasanın amir hükmüne
göre, hurda olandır. Yalnız bu yazıyla değil bu gibi konularda Bakanlığa
sorulmaması için eğer 73.03 pozisyonunda bir demir varsa o demirin
verilmemesi için bir gerekçe yoktur.
Verilen çekler için; bana gelip te cesaretle bunu söyleyemezler.
Kendi aralarında birtakım yolsuzluklar, rüşvet iddisı ile ortaya konulan bu
konuları gelipte bana kadar intikal ettirmeleri mümkün değildir.
Önce tasfiyeye tabi tutulması emredilen bir hususun hemen
arkasından, hurdaların ayrılması yolunda bir yazı gönderilmesinin nedeni;
arkadaşlar, «bu yılan hikayesine döndü. Biz yazı yazmamıza rağmen bizi
aşındırıyorlar, kapımızı.» diye söylediler. Birinci yazıyı tamamen ortadan
kaldırıpta ikinci bir yazı yazılmamıştır. Benim tarafımdan da re’sen
yazılmamıştır. Arkadaşlar meseleyi bitirelim diye kendileri şey yaptılar ve
Bakanlığı sıkıştırdılar» biçiminde beyanda bulunmuştur.
3 — Sanık Vekilinin Savunması :
Sanık vekili Avukat Cengiz RAHİMOĞLU, bu suça ilişkin
savunmasında şu hususlara yer vermiştir.
«Müdafaa tarzımız ve olayın ifade tarzı itibariyle biz (...) işini
birlikte ve tek konu halinde müdafaaya getirmekteyiz. Müvekkilimin
ne (...)’le ve ne de Salih Zeki RAKICIOĞLU ile bu iş üzerinde ittifakı,
işbirliği yoktur. Hiçbir rüşvet sözleşmesi de bulunmamıştır.
Esasen, sanıklardan Salih Zeki RAK1CIOĞLU, eskiden beri yakın
arkadaşıdır. Bu kişi, muhtelif zamanlarda, müvekkile müracaatla, değişik
kimselerin mağduriyetlerinden bahsetmiş ve müvekkilimin ilgisine
konuyu sunmuştur. Haydarpaşa Gümrüğünde, 1975 senesinden itibaren
depolarda tutulan demirlerin ithali imkansız durumda görülmektedir.
(...) sağlığında bizzat, vefatından sonra da oğlu (...), her Gümrük ve
Tekel Bakanı değiştiğinde bu konuda yeniden müracaat etmektedir. Aynı
müracaat müvekkilime de yapılmıştır.
Şikayetin önlenmesinde yarar görülmüştür. Demirlerin verilmesi
diye emir verilmemiştir. İstanbul Gümrükleri Müdürü Oktay ERGÜL’ün
E.1981/2 394
duygusal ithamı dışında hiçbir kanıt aksini göstermemektedir.
Müvekkilimin demirler sebebiyle menfaat sağladığı, rüşvet anlaşması
yaptığı iddiasıyla tecziyesi istemi tamamen delilsiz kalmaktadır. Aksine
olarak, Salih RAKICIOĞLU ve (...)’in itham edici beyanları geçersizdir.
Şöyle ki;
a. Güya bu anlaşmayı Salih RAKICIOĞLU yapmıştır. Parayı ve
çekleri o almıştır.
b. (...), bu tür bir anlaşmadan habersizdir. Salih RAKICIOĞLU’nun
ısrarı ile bu yönde ifade verdiğini huzurda itiraf etmektedir.
c. Salih RAKICIOĞLU’nun, (...)’den bu maksatla veya başka
maksatla çek alıp almadığı, almışsa ne yaptığı ve ne için almış bulunduğu
müvekkilimin meçhulüdür.
Bir defa, savunmanın girişini oluşturan 1. kısımda açıklandığı
üzere, müvekkilimin yakın arkadaşlarının, onun güvenini temin etmeleri
sebebiyle ve kendi ifadelerinden anlaşıldığı üzere, müvekkilime, yani
Bakana intisap iddiasıyla menfaat temin edebildikleri bu dava ile
anlaşılmaktadır.
RAKICIOĞLU ve diğerleri kişisel menfaat temin ederken
müvekkilime de hulûs ile yanaşmakta, ondan yana ve yakın görünmekte
ve ihtiyaç mevcutsa yardım etmek istemektedir. Bunun dışında,
müvekkilimin (...) ve Salih ile menfaat bahsinde konuşmadığı ortadadır.
Verildiği ileri sürülen çeklerin gerçek nedeni, miktarı eğer tüm sanıkların
hesapları, banka kayıtları, defterleri incelenmiş olsaydı bu mesele çoktan
halledilmiş olacaktı.
Öte yandan, ithal eyleminin tahakkuku fiilen mümkün değildir.
Kaldı ki, Gümrük ve Tekel Bakanlığının görevine bu ithal işini yapmak,
yaptırmak dahil değildir. Kanuni ifadesi, ile «Tervici merama muktedir»
değildir.
Bu nedenle müvekkilimin beraatine karar verilmesi talep olunur.»
4) Sanık Tuncay MATARACI tarafından bu savunmaya ilave
edilen hususlar :
Sanık, bu suça ilişkin müstakil bir savunma yapmamıştır. Vekilinin
395E.1981/2
savunmasına aynen katılmış ve ilâve olarak, siyasi hayata girişini ve
özellikle 12 Eylül öncesi Türk siyasi hayatındaki olguları belirterek
kendisini Bakanlar Kurulu’nda görev almaya iten nedenleri açıklamış
ve ayrıca Soruşturma Kurulu’nun çalışma biçimine karşı eleştirilerde
bulunmuştur.
Bu arada sanık Tuncay MATARACI, Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun
arkadaşı olduğunu, onun eşinin ölümü nedeniyle sırf kendisini teselli
etmek için zaman zaman bir araya geldiklerini, adı geçen kişi dahil,
arkadaşlarının kendisini gölge gibi takip ettiklerini belirterek, (...)’in
çeklerinin hiç bir tanesini görmediğini, birbirleriyle parasal ilişkiler
içerisinde olan kimselerin, Mamak’ta bir araya gelerek gördükleri baskı
sonucunda, bu senaryonun hazırlandığını, kendisini suçlayanların tahliye
ve beraat edileceklerine inandırıldıklarını söylemekle yetinmiştir.
B) SANIK (...)’İN SORGUSU VE SAVUNMASI
1—Sanığın Soruşturma Komisyonu Önündeki Beyanları:
Soruşturma Komisyonunda, birkaç kez bu sanığın ifadesine
başvurulmuştur. 23.1.1981 günlü ve 6.2.1981 günlü ifadelerinde sanık,
bu suça ilişkin üzerine atılan tüm suçlamaları reddetmiş ve suça .ait
hiçbir açıklamada bulunmamıştır. Sanık Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun
hurda demirler konusunda açıklamalarda bulunarak rüşvet suçuna ilişkin
olayları birer birer sıralamasını takiben Salih Zeki ile birlikte yüzleşmeye
alındıkları 13.2.1981 günlü ifadesinde, (...) de hurda demirler konusundaki
olguları açıklamış ve yukarıda gösterildiği üzere demirlerin kurtarılması
amacıyla 25-30 milyon TL. para verdiğini; Tuncay MATARACI’nın
hurdaların kurtarılması için Haydarpaşa Gümrük Müdürlüğüne yazı
yazdığını, paranın çeklerle ödendiğini, Tuncay MATARACI’ya, arkadaşı
Salih Zeki aracılığıyla konuyu intikal ettirdiğini belirtmiş ve kendisine
yöneltilen sorulara verdiği yanıtlarda hurda demirler konusunun ayrı
olduğunu ve bu iş için verilen paranın 30.000.000.— TL. civarında
bulunduğunu vurgulamıştır.
Sanık; aynı doğrultudaki ifadesini 4.2.1981 tarihinde Tuncay
MATARACI ile yüzleştirilmelerinde de tekrarlamış ve hurda demir
konusundaki olguları belirtmiştir.
E.1981/2 396
Nihayet, (...), 26.2.1981 tarihinde, Köksal MATARACI ve Salih
Zeki RAKICIOĞLU ile yüzleştirilmeleri sırasında da, yukarıda anlatılan
konuları bir kere daha tekrarlamıştır.
2) Yüce Divan’da verilen ifade :
Sanık; Yüce Divan’da Soruşturma Komisyonunda verdiği
ifadenin aksine, bu olayla ilgili bir paranın verilmediğini, Salih Zeki
RAKICIOĞLU ile İstanbul’da bir sohbet esnasında görüştüklerini,
demirler konusunda haklı raporlar ve belgeler olmasına rağmen, kendisine
güçlük çıkarıldığını, malın verilmediğini, bu durumu adı geçene ilettiğinde
yasal hakkı varsa demirleri alacağını ve konunun Tuncay MATARACI’ya
iletileceğini bildirdiğini söylemiş ve başkaca gelişme olmadığını ilave
etmiştir. Kendisine yöneltilen sorular üzerine de, Tuncay MATARACI’ya
verilen paraların Soruşturma Komisyonu Raporunun 13. numarasında
yer alan suça ilişkin olduğunu bildirmiştir. İlâve olarak demirlerin kesin
olarak verilmeyeceğinin 12.9.1979 tarihinde belli olduğunu, bu nedenle,
bu tarihten önce hurda işi için para verilmesinin olanaksız bulunduğunu,
Soruşturma Komisyonunda yapmış olduğu açıklamaların, içerisinde
bulunduğu psikolojik ortam ve özellikle Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun
telkinleriyle yapıldığını, her ikisini aynı koğuşa koyduklarında Salih
Zeki RAKICIOĞLU’nun, kendisine, Soruşturma Komisyonunda verdiği
biçimde ifade vermesini; aksi halde, çıkmaza saplanacaklarını belirttiğini
söylemiş ve 30.000.000.—- TL. rüşvetin verilmesinin abes olduğunu
eklemiştir.
3) Sanık Vekillerinin Savunması :
Sanık Vekilleri savunmalarında :
«1. Maddi hukuka ilişkin sorunlar :
İthale ilişkin işlemlerin ve buna bağlı çeşitli hizmetlerin hiçbirisi
Bakan’ın görevi içinde değildir. Bu konuda otorite olan kimselerin
görüşlerine göre, rüşvet neticesi ile sanığın vazifesi arasında bir bağın
mevcudiyeti şarttır. Bakan’m yetkisi içerisindeki her iş onun görevi
değildir. Hiyerarşik denetim, amirlik sıfatının zorunlu sonucudur. Amirler
bu yetkiyi kanuni hükme gerek olmaksızın kullanırlar. Amir, iş düzenine
ilişkin karar ve önlemler alır, önceden emir verir. Ancak hiyerarşi, memuru
bağladığı kadar âmiri de bağlar. Amir, emirlerini doğrudan tatbik edemez.
Hiyerarşi derecesi içinde bulunan memur vasıtasıyla tatbik eder. Mafevk,
397E.1981/2
madunun kararlarını iptal ve tadil ederse de kendisi onun yerine geçerek
bir hukuki tasarrufu yapamaz.
Dava konusu olaylar açısından 2825 sayılı Bakanlık Teşkilât Kanunu
ile 1940 tarihli 2/14153 sayılı Tüzüğün önemi vardır. Bunlara göre belli
hizmetler belli servisler tarafından yapılacaktır. Bakan bu servislerin
görevine giren vazifeyi yapmaya kalkar, yasa ve nizamlara aykırı emirler
verirse teşkilât ve astları buna direneceklerdir. Hal böyle olunca, sanık
Tuncay MATARACI’nın 27.12.1978 günlü yazısının kanun ve nizama
aykırı bir içerik taşımadığının kabulü gerekir. Çünkü bu yazıda Bakan,
yetkisini aşarak görevi olmayan bir konuya girip «bu demirler hurdadır,
ithali gerekir» dememekte, görevli memura söz konusu demirlerin 73.03
pozisyonuna girenlerin ayırt edilerek ithalini, diğerlerinin tasfiyesi ve
benzer muamelelerde de bu yolda işlem yapılması talimatını vermektedir.
Aksine bir emir verilse, suç teşkil eden konusu yüzünden bu emre hiçbir
memur tarafından uyulmayacaktır. Başka bir deyişle hem Bakanın böyle
bir görevi yoktur. Hem de bir başka memurun iştiraki ile dahi yapmasına
anayasal sınırlar bakımından olanak mevcut değildir. Sonuç olarak fiil
Türk Ceza Kanunu’nun 213. ve 220. maddelerinde tanımlanan suçu
meydana getirmemektedir.
b. Ceza Tayini İle İlgili Sorunlar :
Yasa koyucu, rüşvet verme suçunun cezasının aşağı hadden fazla
olarak artırılabilmek için, kanun ve nizama vaki muhalefet derecesini
ve istenilen şeyin kısmen veya tamamen yapılmış olup olmamasına
bağlamıştır. Bizzat iddia makamı dahi hurda işinin gerçekleşmediğini kabul
etmiş olup, savunmamızın geri kalan kısmında ithalat yönünde müvekkil
lehine kısmen veya tamamen bir iş yapılmadığı ispatlanacağından yüksek
mahkemenin bu yasal durumu gözönünde bulunduracağından emin
bulunmaktayız.
2 — Delillerin Tartışılması :
a. Hurda Demir Olayı :
(...) hakkındaki bu suçlama Soruşturma Kurulunda verdiği 13.2.1981
günlü ve Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun da aynı kuruldaki 4.2.1981 ve
11.2.1981 tarihli ifadelerine dayandırılmaktadır. Oysa her iki sanığın daha
önce ifadeleri mevcuttur ve bu ifadelerde rüşvete ilişkin ikrarlar yoktur.
İkrar konusundaki ilk beyan Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun 4.2.1981
E.1981/2 398
tarihli ifadesiyle ortaya çıkmış ve bu ifadede Köksal MATARACI’ya
para verildiği ileri sürülmüştür. Ne varki, bu ifade hiçbir biçimde
doğrulanmamıştır ve Köksal MATARACI hakkında kamu davası
açılmamıştır. Salih Zeki RAKICIOĞLU Soruşturma Komisyonuna verdiği
tarihsiz dilekçede rüşvet anlaşması konusunda bir açıklama yapmamıştır.
Aksine ilk rüşvet teklifinin hurda demirlerin ithal edilememesi üzerine
Tuncay MATARACI’dan geldiğini hikaye etmiştir.
(...) 13.2.1981 günlü ifadesini Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun
bir gün önce kendisine yaptığı telkinler sonucu vermiştir. Salih
Zeki RAKICIOĞLU’da Soruşturma Komisyonunda vermiş olduğu
beyanlarında, soruşturmanın yönünü etkileyecek bir takım temaslar
olduğunu vurgulamıştır. Salih Zeki RAKICIOĞLU 11.2.1981 günlü
ifadesini müteakip 12.2.1981 günü akşamı müvekkil (...) ile Mamak’ta
aynı yere konmuşlar ve Salih Zeki RAKICIOĞLU burada müvekkile
telkinlerde bulunarak kendisi gibi ifade vermesi gerektiğini böylece
müsamaha göreceklerini ve bu konuda kendisine yapılan vaadleri
tekrarlamış ve sonuçta (...) 13.2.1981 günlü ifadesini vermiştir.
b. 2. rüşvet anlaşmasının, hurda demirlerin ithallerinin
imkansızlığının kesin olarak anlaşılmasından sonra Tuncay
MATARACI’yla biraraya gelinerek yapıldığı iddia edilmektedir. Anılan
demirlerin ithal edilemeyeceğinin kesinlik kazandığı tarih 12.9.1979
tarihidir. Oysa ödemelerin 21.9.1978 tarihinde başlayıp 7.6.1979 tarihinde
sona erdiği gözönünde tutulursa hurda demirler konusunda yapılan
çalışma ve tasarruflar yönünden herhangi bir ödemenin mevcut olmadığı
anlaşılacaktır.
c. Öte yandan hurda demir konusu iddia edildiği gibi ikinci bir
rüşvet anlaşmasından önce meydana gelmiş ise bu konudaki ödemelerin
kronolojikman ilk ödemeler sırasında yapılmış olması gerekirdi. Sanığın
«25, 28, 30» milyon lira olarak ifade ettiği meblağ ile çeklerin tutarı
birbirini tutmamaktadır.
d. Yıllardanberi gümrükte bekletilmeleri yüzünden, firmayı büyük
zararlara sokan bu demirler için kilo başına 15.— TL. sı rüşvet vermenin,
malların toplam maliyetlerini aşan yeni bir zarar kapısı açacağı gözönünde
tutulursa bu konuda rüşvet, abesle iştigal anlamını taşır.
399E.1981/2
e. Savunma açısından önemli saydığımız bir başka husus da, hurda
demirlerin yıllardanberi meşru bir hakkın elde edilmesi için ve buna
inanılarak çeşitli girişimlerde bulunulmuş olmasıdır. Müvekkil samimi bir
inançla davasında haklı bulunduğuna inanmaktadır. Bu konuda bilirkişi
incelemeleri mevcuttur. İlâveten İstanbul 2. As. Ceza Mahkemesinden
alman karar, müvekkilin samimi inancına güzel bir kanıttır. Her ne kadar
Yargıtay 7. Ceza Dairesinin bozma kararı varsa da bu karar yeterli bir
incelemeye dayanmamaktadır.
f. Oktay ERGÜL’ün son soruşturma sırasında vermiş olduğu
ifade de, demirlerin alınamaması üzerine, Bakanın ferahladığı yolundaki
tasvirleri demirlerin mutlaka gümrükten geçmesi gibi çaba içerisinde
bulunan Bakanın davranışları olmadığını göstermektedir.
g. 21.9.1978’den başlayıp 7.6.1979’da sona ermiş ve çok kısa
aralıklarla peryodik şekilde ödemelerin bulunması hali hurda için rüşvet
verme durumunun söz konusu olmadığını açıklığa kavuşturur niteliktedir.
h. Ali Galip KAYIRAN’ın Haydarpaşa Gümrük Müdür Vekilliğine
atanmasıyla hurda olayı arasında bir ilişkinin kurulması da boşa gösterilen
bir çabadır. Çünkü bu şahsın bu konuda yasa ve nizamlara aykırı herhangi
bir davranışı saptanmış değildir. Aksine Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun
beyanına göre bu işin kendi insiyatifinde bulunmadığı anlaşılmış ve Ali
Galip KAYIRAN’ın söz konusu göreve atanmasında müvekkilin bir ilgisi
olmadığından bu konu hakkında bir kamu davası da açılmamıştır.
15.12.1978 gün ve 13.348 sayılı yazıyla 12 gün sonra gönderilen
27.12.1978 gün ve 14.771 sayılı yazıların tartışması :
Bu iki yazı müvekkilin sanık bakanla ikibinton hurda konusunda
rüşvet anlaşması yapıp ona bu amaçla 30 milyon TL. ödediği iddiasının
sübut sebebi olarak gösterilmek istenmiştir. Bu tarz bir iddianın temelinde
yatan mantık, bu konuda rüşvet verildiği isnadına ters düşmekte, bu isnadın
adeta iflasını ilân etmektedir. Çeklerin ödenme durumuna göre 15.12.1978
tarihli Bakanlık yazısının yazıldığı günde müvekkil toplam 13.500.000.—
TL. sının Tuncay MATARACI’ya Salih Zeki RAKICIOĞLU aracılığıyla
ödemiştir. Eğer bu çekler hurda demirler için ödenmiş ise 2 ay içinde
mal değişikliği talebi alınması, bu değişiklik alınmadığı takdirde tasfiye
hükümlerinin uygulanması ve Gümrük Yasasının 156. maddesinin azami
haddinin tatbik edilmesine ilişkin bu yazıyı Tuncay MATARACI neden
E.1981/2 400
göndertsin veya yazının gönderilmesine mani olmasın? Eğer bu yazının
gönderilmesi engellenememiş ise böyle bir bakanın etrafına baskı yaptığı
nasıl iddia edilebilir.
İkinci yazı birinci yazının imzalanmasından sonra ve bu yazıyı imza
eden Cemal ERBAY’ın açıkladığı üzere ilgililerin şube müdürlüğüne
yaptıkları başvuru üzerine kaleme alınmıştır. Bakan imzasının açılması
da ilerde çıkacak hukuki ihtilafta, Danıştay yolunun açılmasını sağlamak
içindir. Ayrıca Cemal ERBAY 15.12.1978 günlü yazının bakanlıkta kalan
nüshası altına «73.03 pozisyonuna girecek olanların verilmesi, diğer
bölümü için mal değişikliği istihsali gerekir.» notunu koymuş ve bu
meşruhatı da imzalamıştır. Bu durumda yazının üstten alt kademeye baskı
yapma şeklinde değil, bilâkis yazının çıktığı tarife şube müdürlüğünden
itibaren kademe kademe genel müdür, müsteşar muavini, müsteşar
hiyerarşik düzenle intikal etmek suretiyle yazıldığı ve Bakan önüne
getirildiği kesinlik kazanmaktadır. Oktay ERGÜL bir bürokrat olarak hınç
içerisinde ifade vermiştir. İkinci yazının içeriğinde sonucu etkileyecek
bir durum söz konusu değildir. Şayet bu yazı yasa ve mevzuata aykırı
bir maksatla hazırlanmışsa bu takdirde son yazıyı parafe eden müsteşar
ve alt kademedeki diğer sorumluların da Bakanla birlikte sorumlu
tutulmaları gerekirdi. Ve Oktay ERGÜL’ün üst makamları Anayasanın
105. maddesine göre uyarması gerekirdi. Bakanlık yetkililerinin ittifak
ettiği bir yazıyı imzalayan Bakan’ın bu eyleminde suç aranamaz. Esasen
aynı yetkililer Oktay ERGÜL’ün geçici görevle başka yere gönderilmesi
halinde dahi bu demirleri çektirmeye kimsenin gücünün yetmeyeceğini
açıklamışlardır. Bu durumda, sonucu etkilemeyecek bir; yazı ceza
tayinine dayanak teşkil etmeyecektir. Esasen bu yazı ve yasa dışı tedbirler
uygulama alanı bulmamış, (...) veresesi bu yazıya itibar ederek gümrüğe
başvurmamıştır. Öte yandan Oktay ERGÜL’ün geçici görevle başka
yere gönderildiği 13.7.1979 ve 17.8.1979 tarihlerinde hurda demirler
konusunda henüz bir kararın verilmediği dönemlere rastlamaktadır. Bu
tarihlerde hurda demirlerin verilmemesi konusunda önerisi yoktur. Bu
konudaki öneri 12.9.1979 tarihini taşır. Oktay ERGÜL’ün bizzat ifade
ettiği üzere görevden ayrılmasına neden «13 Eylül 1979’da toluen yüklü
bir geminin Kartal’a yanaşacağına dair bir teleksin gelmesi ve hemen
aynı gün görevden ayrılmasıdır. Gemi armatör KALKAVAN’a ait olup
müvekkille bir ilgisi de bulunmamaktadır. Kaldı ki, Oktay ERGÜL’ün tabi
olduğu işlemler bu olaylara bağlı olsaydı, Bakan’ın Danıştay tarafından
verilen kararı yerine getirmesi de beklenemezdi.
401E.1981/2
SONUÇ :
a. Müvekkil sanık ile, Tuncay MATARACI arasında iki değil, olsa
otsa yalnız bir anlaşma yapılmıştır.
b. Anlaşmanın konusu, sanık Bakan MATARACI’nın görev
ve yetkisi dışında kalan eylem ve işlemleri ilgilendirdiğinden ve
MATARACI bunları gerçekleştirmeye muktedir görünerek hareket etmiş
bulunduğundan dava konusu olay Türk Ceza Kanunu’nun 227. maddesinin
kapsamına girer. Bununla birlikte TCK.nun 252. maddesindeki suçun
işlenmiş olduğu da düşünülebilir. Fakat herhalde TCK.nun 213. ve 220.
maddelerinde sözü edilen suç oluşmamıştır.
c. Fiilde, iddialara uygun olarak ağır rüşvet vermek suçunun
unsurları görüldüğü takdirde, birden fazla anlaşmanın değil, sadece tek bir
anlaşmanın subuta erdiği gerekçesi ile müvekkil hakkında TCK. 220 bir
kez uygulanmalıdır.
d. Müvekkil tahkikat komisyonunda ve mahkemenin huzurunda
adaletin tecellisinde samimi itiraflarıyla büyük ölçüde yardımcı olmuş,
mahkemedeki tavır ve hareketi ile bunu sürdürmüştür. Kendisi hakkında
ceza tayin edildiğinde TCK. 59. maddenin uygulanması hakkaniyete
uygun düşecektir.» demişlerdir.
C — SANIK SALİH ZEKİ RAKICIOĞLU’NUN SORGU VE
SAVUNMASI :
1) Sanık Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun Soruşturma Komisyonunda
alınan ifadeleri :
Sanık 9.1.1981 günlü birinci ifadesinde genel olarak Tuncay
MATARACI ile olan dostluğundan, İstanbul’da birlikte oldukları
arkadaşlardan ve yaşantılarından sözetmiş, suç konusu olaylara ilişkin
açıklamalarda bulunmamıştır.
Sanığın 4.2.1981 tarihli ifadesinde, başlangıçta suç konusu olaylara
ilişkin açıklama yapılmamış; (...)’le aralarında para alışverişi olduğu ve
rüşvetin kesinlikle söz konusu bulunmadığı vurgulanmıştır. Ancak, ifade
alınmasına devam edilirken bir komisyon üyesinin, çeklerin hikayesini
ayrı ayrı anlatması ve bunlarla ilgili dökümleri ortaya koyması üzerine suç
konusu olaya girmiş ve Köksal MATARACI ile Taksim’de bir lokantada
E.1981/2 402
buluşmalarını anlatmış ve rüşvet konusu suça ilişkin anlaşma çerçevesini
çizerek konuları ayrıntılarıyla belirtmiştir.
Sanık 11.2.1981 günlü ifadesinde ise, demirler konusunun kendisine
nasıl getirildiğini, (...) ile İstanbul’daki görüşmelerini ve konun Tuncay
MATARACI’ya intikalini, Haydarpaşa Gümrüğüne yazılan yazıyı
açıklamıştır. 13.2.1981 gününde (...)’le yüzleştirilmeleri sırasında eski
ifadelerini doğrulamış ve (...)’in yaptığı açıklamalara aynen iştirak
etmiştir.
24.2.1981 günlü, Tuncay MATARACI ve (...)’le birlikte yapılan
üçlü yüzleştirmede eski beyanlarını Tuncay MATARACI’nın yüzüne karşı
da anlatmış ve çeklerin ticari amaçla verilmesinin mümkün olmadığını
söylemiş, Haydarpaşa Gümrüğüne gönderilen yazı konusunu da
tekrarlamıştır.
Nihayet, sanık 26.2.1981 günlü, Köksal MATARACI ile
yüzleştirilmelerinin yapıldığı sırada Köksal’a verilen paraların (...)’le
yapılan anlaşma üzerine ve Tuncay MATARACI’nın talimatı ile verildiğini
belirtmiştir.
2) Sanığın Yüce Divan’da vermiş olduğu ifade :
Sanık bu ifadesinde :
«MATARACI ile görüşmemizin nedeni bir hurda işi vesile olmuştur.
(...) bana davayı anlattı. Ve benden Tuncay MATARACI ile görüşmemin
mümkün olup olmadığını sordu. Ben de, «benim hemşehrim ama bu
derece samimiyetim yoktur» dedim. Bakan olduktan sonra bana çok
yakınlık gösterdi fakat hurda için verilmiş bir; para yoktur. Hurda işi
bir vesile olmuştur. Tuncay MATARACI’ya verilen çekler ikinci bölüm
suçlama için olmuştur. Komisyonda psikolojik baskı içerisinde ve o güne
kadar hakim, savcı önüne çıkmadığımdan, Haydarpaşa konusu açılınca
böyle bir şey söyleyebildim. Esasla ilgisi yoktur. Komisyona verdiğim
imza ve mektup bana aittir. Ama o anda şeysi içerisinde değildim. Bütün
çekler bana verildi, ben de MATARACI’ya intikal ettirdim. (...)’e de
herhangi bir telkinde bulunmuş değilim. Sadece « (...), çekler ortaya çıktı,
bu işi gizlemek mümkün değildi» şeklinde konuştum demiştir.
3) Sanık Vekilinin Savunması :
Sanık vekili savunmasında şu görüşlere yer vermiştir:
403E.1981/2
«a) Rüşvet anlaşması iddia edildiği gibi iki değil birdir :
1. Soruşturma Komisyonu ve EHM’da iki ayrı olay olarak gösterilen
rüşvetler (...) ve Salih Zeki’nin ikrarlarından kaynaklanmaktadır. Oysa
bu iki sanığın demirler konusunda ithalâtı gerçekleştirmek için rüşvet
verildiğini kesinlikle ortaya koyarak beyanları yoktur. Salih Zeki’nin,
ilk iki ifadesinde bu konuda bir beyan olmamasına karşın, 4.2.1981
tarihindeki beyanları kesinlik arzetmemektedir. Köksal MATARACI’ya
ilişkin beyanlar doğrulanmamış ve bu kimse hakkında dava açılmamıştır .
Salih Zeki arkadaşlık ve dostluk uğruna hareket etmiş, asıl rüşvet
diye adlandırılan ikinci rüşvet aletinin yapılmasına vesile olmuştur.
11.2.1981 günlü, sorgusundaki açıklamalar bunu doğrulamaktadır. Hurda
demir konusunun Tuncay MATARACI’ya imza etmek için gittiklerinde
MATARACI kendilerine, başka demirler getirmek için teklifte
bulunmuştur. Müvekkillerin tüm beyanları samimi kabul edilmeli ve
ikrarın tecezzi kabul etmeyeceği gözün ünde tutulmalıdır.
2. Sorgulamada uygulanan yöntemle, yapay olarak iki olay
yaratılmıştır. Salih Zeki 11.2.1981 günlü sorgulamasından önce bazı
sanıklarla birlikte askeri uçağa bindirilmiş, bazı iller gezdirildikten
sonra aynı uçakla Ankara’ya getirilmiştir. Ankara’ya inişlerinde askerî
törenle karşılanmış böyle davranış onun gururunu okşamıştır. Bunun
sonunda vahim suçlamalarla karşı karşıya kaldığında vatanperverlik
duygusuyla hareketle bildiklerini samimi olarak baştan ifade etmiştir.
«Biz sizinle şey yapmıştık.» şeklinde Soruşturma Komisyonunda vermiş
olduğu ifadesinden kendisine telkinlerde bulunulduğu anlaşılmaktadır.
Ayrıca sorgu sırasında sorulan sualler karşısında anlatımları insicamını
kaybetmiş, zaman ve mekân faktörlerini birbirine karıştırmıştır. Ve bundan
da komisyon amaçladığı sonucu almıştır.
3. 15.12.1978 günlü ve 27.12.1978 gün, 11771 sayılı yazılar (...)
varislerinin o zamana kadar Bakanlığa yaptıkları resmi müracaatlar
sonucu yaptırılan müfettiş tahkikatı İTÜ’den alınan raporlar uygundur.
Yazı alt kademeden başlayarak Bakana intikal etmiştir.
4. Ali Galip KAYIRAN’ın Haydarpaşa Gümrük kapısına
atanmasında ilgimiz yoktur ve hurda demir olayıyla ilişki kurulamaz.
Ali Galip iddianın aksine demirlerin çekilmemesi için elinden geleni
yapmıştır.
E.1981/2 404
5. Tanık Oktay ERGÜL’ün beyanları hissidir. Öyle ki, olayları,
2000 ton demir içerisinde 50 Kg. hurda demir vardır diyecek kadar hafife
almıştır. Geçici görevle gönderilmesi bu suçla ilgili değildir.
6. Rüşvet konusu 30 milyon TL. ile, 27.12.1978 tarihine kadar
çeklerle ödenen paralar birbirini tutmamaktadır.
7. Erdinç ÖZERMAN’ın beyanına göre tek rüşvet anlaşması
yapılmıştır. Bu tanığı Tuncay MATARACI’yı İstanbul’a çağırmış ve
çağırılma tarihi Merkez Bankası’na yazılan 14.9.1978 tarihli yazıdan
3 veya 4 gün sonra olmuştur. Kendisinden istenilen yardım, İzmit ve
Derince Gümrüğüne getirilecek hurdalar nedeniyledir.
21.9.1978 tarihinden itibaren çekler ödenmeye başladığından
olayların akışına göre rüşvet anlaşması yukarıda sözü edilen gümrüklere
gelecek demirler için olduğunu göstermektedir. Anlaşma tektir. Ve
21.9.1978’den önce yapılmıştır. 1975’den önceki demirler için ödenen
para bulunamamıştır. Karar verilirken vicdani delil sistemine yön
verilmelidir.
b) Müvekkilin rüşvete aracılık ettiği kabul edilse bile Tuncay
MATARACI’nın aracısı olarak kabul edilemez. Salih Zeki, Tuncay
MATARACI’nın, iddia edildiği gibi çocukluk arkadaşı değil,
hemşehrisidir. Ve rüşvet ilişkisi başlayıncaya kadar samimiyeti de yoktur.
Kendisi (...)’e yardımcı olmak için ortaya çıkmıştır ve hurda demir konusu
rüşvet anlaşmasına vesile olmuştur. Nitekim, Tuncay MATARACI’da
müvekkili (...)’in yanında görmüş, onun vasıtasıyla olduğunu kabul
etmiştir.
c) Müvekkil aleyhine TCK’nun 225/1. maddesinin uygulama yeri
de yoktur. Madde metni bu görüşü doğruladığı gibi Yargıtay 5. Ceza
Dairesinin 29.1.1980 gün, E. 1979/3549, K. 1980/117 sayılı ilâmı ile, bu
maddenin; 213. maddeye uygun bir şekilde görevini ihlâl eden ve ihlâle
karışan kişiler hakkında uygulanacağı kabul edilmiştir.
d) Müvekkil hakkında davadaki tutumu nedeniyle 59. madde
uygulanmalıdır.
SONUÇ :
Suç sayılan eylemler ve suçun tavsifi tüm delillere ters düştüğünden
müvekkil sanığın beraatine karar verilmesi, savunma kabul edilmediği
405E.1981/2
ve hüküm kurma yoluna gidildiğinde rüşvet anlaşmasının tek olduğunun
kabul edilmesi ve TCK. 226. maddesi delaletiyle 220., 65/3. maddesiyle
tecziyesi, 59. maddenin hakkında tatbik edilmesi ve 225. maddenin
uygulanmaması talep olunur.»
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Bu bölümdeki açıklamalara başlanmadan önce, dava konusu
suça ilişkin bazı bilgilerin verilmesinde ve suçun kanunî unsurlarının
gösterilmesinde fayda bulunmaktadır. Öğretide ve uygulamada kabul
edildiği üzere rüşvet; ceza tatbikatında memur sayılan bir kimsenin,
vazifesine giren bir iş için kendi tarafından icbar, ikna ve iğfal şeklinde
bir hareket vâki olmaksızın, kanunen yapmağa mecbur olduğu şeyi
yapmak veya yapmamak, yapmamağa mecbur olduğu şeyi yapmamak
veya yapmak için kanune verilmesi icap etmiyen bir para veya mal alması
veya herhangi bir menfaat temin etmesi; yahut, para, mal veya menfaat
hakkında taahhüt veya teminat kabul eylemesidir. Başkasının, memuru
bu yolda ifsat veya mücerret ifsada teşebbüs etmesi de kendisi hakkında
rüşvet cürümünü meydana getirir.
1) MEMURİYET VE GÖREV SORUNU :
Rüşvet almak suçunun sanığı olarak, Gümrük ve Tekel eski
Bakanı sanık Tuncay MATARACI’nın, Bakanlık dönemine ilişkin bu
suçu nedeniyle «memur» sayılacağının kabulü tartışmasızdır. Gerçekten
TCK’nun 211. maddesi rüşvet suçunu belirlerken, «memur» kavramını;
«maaşlı ve maaşsız daimi veya muvakkat, mensup veya müntehap,
yeminli veya yeminsiz olarak hükümete... ait bir işle tavzif ve tevkil
edilen... kimseler» olarak tanımlamıştır. Sanık Tuncay MATARACI’nın
ise Bakan olarak memur kavramı içerisine girdiğinde kuşku yoktur.
Burada üzerinde durulması gereken nokta, rüşvet konusu olayla
sanık Bakan arasında, görev ilişkisinin bulunup bulunmadığıdır. Rüşvet
konusu eylem, yasal olarak, gümrükten çekilmesi mümkün olmayan
yaklaşık 2 bin ton. muhtelif ebat ve cinsteki demirin, Bakan tarafından
bulunacak yöntemle gümrük işlemlerinin tamamlattırılmasına ve sonuçta
mükellef tarafından çekilmesine ilişkindir ve konunun doğrudan gümrük
mevzuatını ilgilendirdiği ortadadır.
Gümrük ve Tekel eski Bakanı olan sanığın, rüşvet suçu ile sorumlu
tutulabilmesi ve rüşvet suçunun yasal unsurlarının oluşabilmesi için,
E.1981/2 406
rüşvet konusu olan eylemle görevi arasındaki ilişkinin ortaya konulması
zorunludur.
2825 sayılı Gümrük ve İnhisarlar Vekilliği Teşkilât ve Vazifeleri
Hakkındaki Kanunda; Gümrük Bakanının görev ve yetkileri
belirlenmemiştir. Bu nedenle sorunun anayasa ve idare hukukunun temel
prensiplerinden hareketle çözülmesi gerekmektedir.
Sanık Tuncay MATARACI Bakan olduğuna göre, öncelikle Bakanın
Devlet yapımızdaki yeri, yönetimdeki etkinliği ve gücü açıklanmalıdır.
Hukukumuzda genellikle kabul edildiğine göre, Bakanlar bakanlık
örgütünün en yüksek amiri olduğundan Bakanlık teşkilâtı üzerinde
hiyerarşik kudrete sahiptirler. Hiyerarşik düzenin en belirgin özelliği ise,
mafevke yani üste, madunun muamelelerini tekemmülünden evvel tetkik
etmek, emir ve direktif vermek, tekemmülünden sonra da tadil veya ıslah
ve nihayet iptal eylemek selâhiyetini vermesidir.
Öte yandan; 2825 sayılı Kanuna göre, Gümrükler Umum Müdürlüğü,
Gümrük ve Tekel Bakanlığının bir dairesidir. Taşra teşkilâtı da bu dairenin
alt birimlerini oluşturmakta, sonuçta bütün kuruluş, sözü edilen Kanunun
10. maddesi hükmüne göre Bakanlığa bağlı kılınmış bulunmaktadır.
Belirtilen bu hükümlere ve kurallara göre, Gümrük ve Tekel
Bakanının, Bakanlık teşkilâtı ve teşkilât kademeleri içerisinde en yüksek
hiyerarşik âmir durumunda bulunduğu ve hiyerarşi kudretinin kendisine
verdiği bütün yetkileri üzerinde topladığı ortadadır. Bu nedenle, gümrük
mevzuatının uygulanmasını gerektiren tüm olaylarla Bakanlık görevi
arasındaki ilişkinin varlığında duraksamaya gerek yoktur.
Sanık (...) vekillerince, hiyerarşi yetkisinin kullanılmasına ilişkin
olarak ileri sürülen prensipler, bu ilişkiyi ortadan kaldırmamakta, tersine
bunun varolduğunu ve kullanma biçimini açıkça göstermektedir.
Yıllardanberi Haydarpaşa Gümrüğünde beklemekte olup bir
türlü çekilemeyen, yasal olarak durumlarının belli edilmesine karşın,
sahiplerince yapılan sayısız istekler sonucu, ilgili gümrük birimlerinde ve
Bakanlıkta bir sürü dosyanın oluşmasına neden olan ve miktarı itibariyle
de küçümsenemeyecek ölçüde bulunan demirler konusunun teşkilâtın başı
olan Gümrük Bakanının görevi ile ilişkisi açıktır. Rüşvet konusu eylem de
bu ilişkiden kaynaklanmaktadır.
407E.1981/2
2) SUÇ KONUSU DEMİRLERİN HURDA OLUP OLMADIĞI
SORUNU :
Bu bölümde, üzerinde çok durulan bir konu aydınlatılacak ve
ortaya çıkan sorunların çözümlenmesine çalışılacaktır. Özellikle sanık
(...) ve savunucuları tarafından ileri sürülen ididdiaya göre, Haydarpaşa
Gümrüğünde bekletilip yıllardır çekilemeyen demirler gerçekten hurdadır
veya en azından (...)’in bu yolda samimi bir inancı vardır. Mevcut bilirkişi
raporları ve mahkeme kararları bu görüşe dayanak gösterilmekte ve
sanık (...)’in meşru ve yasal hakkını elde etmek çabasında olduğu ileri
sürülmektedir.
Konunun çözüme kavuşturulabilmesi için, yukarıda verilen bilgi ve
açıklamaların özetlenmesinde yarar görülmektedir. Söz konusu demirler
tarih ve sayısı belirtildiği üzere, sanık (...) in babası (...) tarafından Ticaret
Bakanlığınca verilen ithalât müsaadesi ile yurda getirilmiştir. Anılan
müsaade 73.03. pozisyonuna giren hurda demirlere ilişkindir. Bu pozisyona
giren hurda demirden ne kastedildiği ise ilgili tarifnamede açıklıkla
belirlenmiştir. (...)’de kendisine verilen bu müsaadeye aykırı hareket
ederek, yurda, hurda adı altında tamamen, yeni evsafta ve kullanılmamış
demirleri ithal etmek istemiş, ancak bunda başarılı olamamıştır. Yukarıda
«maddi olguların» açıklandığı bölümde gösterildiği üzere bu mallar,
ilk önce; Haydarpaşa Gümrüğüne gelmiştir. Bunları Derince Limanına
«Aktarma» yaptırmak isteyen (...), Haydarpaşa Gümrüğüne, «aktarma
beyannamesi» vermiş ve malların hepsini «hurda» olarak beyan etmiştir.
Oysa malların muayenesini yapan gümrük muayene memuru, bu malların
hepsini «yeni ve kullanılmamış» nitelikte olduklarını saptamış, bunun
üzerine aktarma işlemi gerçekleştirilememiştir.
(...), malların «hurda» olduğunu ileri sürmesine karşın bu işleme
karşı yasal hiçbir yola başvurmamış, malların gerçekten hurda olup
olmadığı hakkında kesin çözüm getirecek idari ve bunun sonunda yargı
merciilerine gitmemiştir. Yasal yollara başvurarak sorunu çözümlemek ve
hakkını meşru yollardan aramak istemeyen bu kimse, buna karşın yasal
olmayan taleplerle idare karşısına çıkmıştır. Sözü edilen kimse bir teklifi
ile, demirlerin, bulundukları yerde, kaynak makinesi ile kesilmesini ve
izabeye şevki suretiyle hurda haline dönüştürüldükten sonra ithalinin
yapılmasını idareden talep etmiş ancak yasaya aykırı bu öneri idarece
geçerli bulunmamıştır.
E.1981/2 408
Demirleri, böylece elde edemeyeceğini anlayan (...) bu kere başka
bir yönteme başvurmuştur. «Aktarma Beyannamesinin» tamamen tersine
olarak düzenlediği «Gümrük Giriş Beyannamesini» idareye vermiş, bu
beyannamenin tescilini ve bundan sonra, Ticaret Bakanlığına yapılacak
başvuru ile de mal değişikliği talebinde bulunulmasını teklif etmiştir.
Verilen yeni beyannamede, bizzat malın sahibi (...), demirlerin gerçek
niteliklerini ve Gümrük Tarife Cetvellerinde ilişkin oldukları pozisyonları
açıkça göstermiş, malların tamamının 73.03 pozisyonu dışında kalan
73.13, 73.14, 73.11, 73.10 pozisyonlarına giren demirler olduğunu beyan
etmiştir.
Bu beyan, gümrük, muayene memurlarınca da doğrulanmış ve
malların gerçek durumları böylece saptanmış ve akabinde beyanname
aynı gün tescil edilmiştir. Her ne kadar, ithal müsaadesine aykırı olarak
getirilen mallara ilişkin bu beyannamenin tescil edilmesi, ileride
usulsüz işler olarak soruşturma konusu yapılmışsa da, konumuz dışında
kaldığından bunun üzerinde durulmamıştır.
Beyannamenin tescil işleminden sonra «mal değişikliği» için
Ticaret Bakanlığına yapılan başvuru da olumlu sonuç vermemiş, böylece
demirlerin ithali için bütün yollar kapanmıştır. Bu olaylar 1975 yılı
sonlarında tamamlanmış ve böylece demirlerin hurda olmadığı açıklık
kazanmıştır.
Esasen 1615 sayılı Gümrük Kanunu’nun 60. maddesi hükmüne
göre beyannamelerin bağlayıcı gücü vardır. Beyanda bulunan kimse,
bu beyanıyla bağlıdır. Demirlerin hurda olmadığı ve her cins demirin
pozisyon ve Kg. miktarları da açıkça yazılıp belirtildikten sonra, artık,
bu demirlerin hurda olduğu yolundaki savunma ve beyanlara itibar etmek
mümkün değildir.
Bu arada, üzerinde çok durulan ve demirlerin ilk madde haline
dönüştüğünü belirten İTÜ Metalürji Kürsüsü mensuplarınca düzenlenen
rapordan da söz etmek gerekmektedir. (...)’in 1976 yılı ortalarına doğru
ölümünden sonra demirler varislerine intikal etmiştir. Özellikle, ailenin
en büyüğü olarak sanık (...) diğer işlerde olduğu gibi, bu konuda da en
büyük ilgiyi göstermektedir. Nitekim; (...)’in bıraktığı yerden bu sanık,
demirler konusundaki girişimlere devam etmiş ve demirlerin kurtarılması
için yeni yollar aramaya başlamış ve (...)’in vaktiyle yaptığı başvuruyu
yineleyerek demirlerin bulundukları yerde kestirilip, izabeye sevkini ve
böylece kendine teslimini istemiştir.
409E.1981/2
Bu sıralarda yapılan bir kontrolde, demirlerin üzerlerinde iklim
şartları nedeniyle kısmî oksitlenme görüldüğü saptanmış ve bunun üzerine
sanık (...) idareye yeni bir başvuruda bulunarak; demirlerin ilk madde haline
dönüştüğünü, Gümrük Kanunu’nun 5. maddesi hükümlerine göre ithalinin
yapılmasını istemiştir. Yukarıda gösterildiği üzere, Gümrük Bakanlığı bu
konuda inceleme yapılmasını uygun görmüş ve ilgili birimlere de gerekli
emri vermiştir. Ne var ki, bu arada sanık (...) ve müşterek mirasçıların
yediemin olarak ellerinde bulundurdukları demirlerden üstte olanlardan
bir bölümünün kaynak makinesi ile kesildiği ve küçük parçalara
bölündüğü saptanmıştır. İşte, bilirkişi olarak görüşlerine başvurulan İTÜ
Metalürji Kürsüsüne mensup uzmanlar, bu kesilme işleminden sonra
mahalline gitmişler ve demirleri inceleyerek yukarıya alman raporlarını
düzenlemişlerdir. Bu rapor, gözle yapılan muayene sonucu verilmiş
ve demirlerin tümünün kesik olduğu varsayımına dayanmıştır. Ayrıca
demirler üzerinde mevcut kısmî oksitlenme de gözönünde tutularak rapor
düzenlenmiştir. Anılan rapor, Gümrük Mevzuatının öngördüğü koşulları
içermediğinden kabule şayan bulunmamış, fiziksel veya kimyasal
deneylere dayalı yeni rapor alınması cihetine gidilmiştir. İşte, sanık
tarafından; demirlerin kendilerine verilmesini haklı göstermek yönünden
dayanak yapılmak istenen rapor bu niteliktedir. Nitekim, demirlerin,
fiziksel deneye tabi tutulması sonucu, Marmara Bilimsel Araştırma
Enstitüsünce düzenlenen raporlarda; demirlerin tümünde çekme gücü
saptanmış ve anılan ilk rapora itibar edilemeyeceği anlaşılmıştır.
Müfettiş Akın USEL tarafından düzenlenen 24.5.1978 günlü
raporda konu ile ilgili tüm ayrıntılara yer verilmiş ve böylece demirlerin
durumu yasal olarak ortaya konulmuştur.
Bu konuda son olarak, demirlerin hurda -olduğu yolunda delil
olarak gösterilen İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi kararından da söz
edilecektir. Yukarıda gösterildiği üzere, demirlerin yeni olmadığı ve hurda
olduğu yolunda, idarece yapılan tesbitlere karşı yasada gösterilen üst
makamlara ve sonuçta yargı yoluna gidilmemiş, aksine, bağlayıcı olduğu
gösterilen beyanname verilmek suretiyle bu demirlerin hurda olmadığı
kabul edilmiştir. Buna rağmen demirlerin hurda olduğunu gösteren bir
mahkeme kararından söz edilmesi samimi olmamanın açık örneğini
teşkil eder. Gerçekten, savunmaya dayanak yapılmak istenen kararı veren
mahkeme bu tür ihtilafları çözümlemeye görevli olmadığı gibi kendisine
bu yolda yapılmış bir başvuruda yoktur. Konu, yediemin olarak demirlerin
kendilerinde bulunduğu (...) varislerinin, yukarıda gösterilen taahhütlerine
E.1981/2 410
rağmen, yedieminlik görevlerini kötüye kullanmaları ve demirleri
kaynak makinesiyle kesmiş olmalarından dolayı kendilerine, gümrük
idaresince verilen ve bir üst makam tarafından onaylanarak kesinleşen
para cezasına yapılan itirazın incelenmesine ilişkindir. Mahkeme kararının
bağlayıcı gücü de bu eylemle sınırlıdır ve demirlerin kesilme olayında,
(...) varislerinin sorumluluğunu saptama yönünden önem taşır. Tamamen
mahkemenin görev ve yetki alanı dışında kalan konularda bu karara
geçerlilik tanınamaz. Kaldı ki, İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesinin
sözü edilen kararı, yukarıda gün ve numarası gösterilen Yargıtay 7. Ceza
Dairesinin kararı ile bozulmuş bulunmaktadır.
Özetlemek gerekirse, konuya hangi açıdan bakılırsa bakılsın söz
konusu demirler hurda değildir ve ilk madde haline dönüşmemiş, sanık da
durumunu haklı gösterecek hiçbir kanıtı ortaya koyamamıştır.
3) 1975 YILINDANBERİ HAYDARPAŞA GÜMRÜĞÜNDE
BEKLEYEN DEMİRLERİN AYRI VE BAĞIMSIZ BİR RÜŞVET
SUÇUNA KONU TEŞKİL EDİP ETMEDİĞİ SORUNU :
Sanıklar, Salih Zeki RAKICIOĞLU ve (...) Yüce Divandaki
sorguları sırasında ve savunmalarında, Haydarpaşa’da bekleyen demirler
için ayrı bir rüşvet anlaşması yapılmadığını, bu konunun, asıl rüşvet
anlaşması sayılan İzmit Limanından getirilecek demirler için yapılan
rüşvet anlaşmasına vesile olduğunu ileri sürmüşlerdir. Oysa, Haydarpaşa
da bekleyen demirlerin çekilmesi yolunda yapılan rüşvet anlaşmasının,
konu, zaman, miktar ve yöntem itibariyle ikinci rüşvet anlaşmasından
tamamen ayrı ve bağımsız nitelikte olduğu ortaya çıkmaktadır.
Birinci rüşvet suçunun konusu açıkça; 1975 yılındanberi gümrükten
çekilip ithal işlemleri tamamlanamayan yeni ve kullanılmamış evsaftaki
demirlerin, hurda adı altında yurda sokulmasını; ikinci rüşvet suçunun
konusu ise dış ülkelerden, deniz yolu ile getirilecek demirlerin, İzmit ve
Derince Gümrüklerinde her türlü kolaylık, geçiş üstünlüğü sağlanmak
suretiyle ithallerini amaçlamaktadır.
Birinci suçta, olay tekdir ve somut biçimde bellidir. Anlaşmanın
hemen akabinde de sanık Bakan yükümünü yerine getirmek için emirlerini
vermiştir. İkinci suçta ise, yapılacak eylemler geleceğe yöneliktir ve bir
zaman sınırlandırılması da yoktur.
411E.1981/2
Birinci rüşvet anlaşmasında sağlanacak menfaat 30 milyon olarak
kabul edilmiş ve karşı tarafça da ödenmiştir.
İkinci anlaşmada ise, rüşvet karşılığı elde edilecek menfaat,
muayyen miktarla gösterilmemiş, aylık maktu ödemelere dayandırılmıştır.
Bu ödemelerin devam edeceği süre de belli edilmemiştir.
İlk rüşvet anlaşmasında, demirlerin kurtarılmasında izlenecek
yöntem sanık Bakan tarafından, Bakanlık marifetiyle hazırlanıp
gönderilecek emir veya direktife göre belirlenecek, ikinci anlaşmada ise,
İzmit ve Derince Gümrüklerine istenilen kimseler yerleştirilecek ve bu
ekibin işbaşında kalması temin edilecektir.
Öte yandan; her iki anlaşmayı hazırlayan ve oluşturan neden ve
faktörler de birbirinden farklı ve bağımsızdırlar.
Birinci rüşvet olayına konu teşkil eden demirler, yıllardan beri (...)
ailesini meşgul eden, çözümlenmesi için her türlü çareye başvurulan
bir sorun halindedir. Öyle ki, ailenin reisi olan (...)’in babası (...) ’in,
bu demirler yüzünden kanser olup öldüğü inancı gerek aile fertlerinde,
gerek iş çevresinde ve yakınlarında mevcuttur. Böyle bir felakete neden
olan demirlerin kurtarılması bir yandan da ailenin «prestij»i durumuna
getirilmiştir. Tuncay MATARACI üzerinde etkili olacak kimselerin ortaya
çıkması bir raslantı sonucu değil, konuyu bilen ve (...) ailesinin dostları
olan kişiler aracılığı ile olmuştur. Bu kimselerin bulunmasından sonra
rüşvet anlaşması gerçekleştirilmiş, gereken eylemler yapılmıştır.
İkinci rüşvet anlaşması ise daha değişik bir ortamda oluşmuştur.
Birinci anlaşma veya iş için biraraya gelen ve o tarihe kadar birkaç
kere görüşmüş olan üçlü sanıklar grubu arasında ilişkiler ve samimiyet
ilerlemiştir. Birinci rüşvet anlaşmasının gerekleri yerine getirilmeye
çalışılırken, bu defa, yeni rüşvet anlaşması için öneri, ilk defa ve doğrudan
sanık Bakan tarafından ortaya atılmış, hemen arkasından anlaşma koşulları
kararlaştırılmıştır.
Bundan başka her iki rüşvet anlaşmasının ayrı olduğu, sanıkların
Soruşturma Kurulundaki ifadeleri sırasında açıklıkla vurgulanmış, birinci
rüşvet anlaşmasına konu teşkil eden olgular belirtilirken «hurda demirler»
için olduğu özellikle zikredilmiştir.
E.1981/2 412
4) SÜBUTA İLİŞKİN SORUNLAR :
Sanıklar Salih Zeki RAKICIOĞLU ve (...), Yüce Divan’da
verdikleri ifade ve savunmalarında, bu suçun sübutuna dayanak yapılan ve
kanıt olarak gösterilen Soruşturma Kurulu önündeki beyanlarında; hurda
demirler nedeniyle rüşvet verildiğine dair açıklamada bulunmadıklarını,
Soruşturma Kurulunda uygulanan sorgu yöntemi ve telkinler nedeniyle,
suni olarak iki olay yaratıldığını ileri sürmüşlerdir.
Şu hususun öncelikle belirtilmesinde yarar vardır :
Sanık Salih Zeki RAKICIOĞLU ve (...), Soruşturma Kurulunda
kendilerine yapılmış hiçbir telkin, baskı veya zorlama olmaksızın olayları
açıklamışlar, ilk beyanlarında olayları sürekli olarak saptırma ve inkar
yoluna gitmelerine karşın, özellikle çeklerin ve dayandıkları banka
kayıtlarının ortaya çıkmasından ve çok büyük meblağların tek yönlü,
belli kişilerin banka hesaplarında toplandığının saptanmış olmasından
sonra artık inkâr etmenin yararlı olmadığına inanarak gerçekleri, olayların
akışına uygun olarak açıklama yolunu tercih eylemişlerdir.
Sanıklardan Salih Zeki RAKICIOĞLU, 4.2.1981 tarihli ifadesi
ile daha sonra alınan 11.2.1981, 13.2.1981 ve takip eden günlerdeki
Soruşturma Kurulu önünde verdiği beyanlarında, sanık (...) ise 13.2.1981
günlü ve bunu takibeden günlerdeki ifadelerinde, «hurda demir»
olayına ilişkin bilgileri açık ve belirgin olarak ortaya koymuşlar, olayın
başlangıcını, nedenini ve gelişmelerini ayrıntılarıyla ifade etmişlerdir.
Sanıkların bu beyanlarının olayların akışına uygun düştüğü, diğer maddi
kanıtları oluşturan banka kayıtlarıyla çeklerin sirkülasyonu, resmî işlemler
ve resmi yazışmalarla doğrulandığı görülmektedir.
Gerçekten, sanık Salih Zeki RAKICIOĞLU ve (...); Salih Zeki
RAKICIOĞLU ve Köksal MATARACI arasında; ticari, malî ve parasal
hiçbir ilişkinin olmamasına rağmen, birden bire ortaya çıkan ve çok büyük
rakamlara ulaşan bu meblağların izahını yapamamışlardır.
Özellikle, Köksal MATARACI ve Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun
o güne kadarki banka hesaplarında, bu kadar büyük rakamlara varan
işlemler olmamış, üstelik bu para akışı, hep tek yönlü olmuş belli kişilerin
hesaplarında toplanmıştır.
Sanık Tuncay MATARACI, rüşvet yoluyla elde etmiş olduğu bu
meblağları, kendi adına, banka kayıtlarında göstermekten kaçınarak,
kardeşi ile ortak olduğu hesaplar veya doğrudan kardeşi Köksal
413E.1981/2
MATARACI’nın hesapları ile, rüşvet verenin aracısı durumunda olup
aynı zamanda yakın arkadaşı Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun hesaplarında
tutmayı tercih etmiştir. Fakat, tüm rüşvet paralarının yönlendirilmesi ve
belli hesaplara gidişi kendi insiyatifi ve direktifi ile olmuştur. Esasen
Tuncay MATARACI arada olmaksızın bu işlemlerin akışı sağlanamaz.
Zira, çeklerin dökümlerinde gösterildiği üzere, (...) tarafından Türk
Ticaret Bankası İstanbul Yeldeğirmeni Şubesinden düzenlenen çeklerin,
Salih Zeki RAKICIOGLU veya kardeşi Adem RAKICIOĞLU’nun banka
kayıtlarına intikal edip, yeni çekler haline dönüştürüldükten sonra Rize
Vakıflar Bankası veya diğer bir banka şubesince Köksal veya Köksal-
Tuncay MATARACI İkilisinin hesaplarına intikalini izah etmek mümkün
olamaz.
Böylece, sanık Salih Zeki RAKICIOĞLU ve (...)’in bu suça ilişkin
açıklamaları, banka kayıtları, çekler, banka hesaplarındaki işlemleri
gösteren ekstrelerle doğrulanmış ve suçun maddi kanıtları olarak
değerlendirilmiş bulunmaktadır.
Öte yandan, bu suçun, sübutunda esas alınan kanıtlardan birisi
de, Bakan olarak Tuncay MATARACI tarafından imzalanıp gönderilen
27.12.1978 günlü yazıdır. Yukarda açıkça gösterildiği üzere demirler
konusu; müfettiş Akın USEL’in düzenlediği 24.5.1978 günlü raporla,
bir kere daha, bütün detayları ile birlikte, Bakanlık yetkililerinin önüne
getirilmiş, yapılacak olan işlem gösterilmiştir. İlgili ünitelerde, aylarca
bekletilen bu rapor nihayet 15.12.1978 günlü Bakan adına, müsteşar
muavinince imzalanan bir yazıyla gündeme gelmiş ve bu yazı gereğince,
müfettiş raporu doğrultusunda işlem yapılması, demirlerin bulunduğu
ilgili müdürlükten istenilmiştir. Gerçi, bu raporun aylarca işlem
görmemesi ve sonuçta, yeniden, Ticaret Bakanlığından, mal değişikliği
alınabilmesi için 2 aylık mehil verilmesi bir kolaylık olarak görülebilirse
de rüşvet anlaşmasını açıkça vurgulayan diğer kanıtlar karşısında, bu
olasılık üzerinde fazlaca durulmaya gerek duyulmamıştır. Üzerinde asıl
durulması gereken nokta; 15.12.1978 günlü bu yazının gönderilmesi ve
içeriğidir. Bu yazı ile, resmi Bakanlık görüşü, kesinlikle ortaya konmuş,
demirlerin gümrük mevzuatınca ithallerinin yapılmasının mümkün
olmadığı belirlenmiştir. Demirlerin hurda olduğu hakkındaki tüm
öneriler de reddolunmakta, fiziksel ve kimyasal yönden hurda olmadığı
belirlenmiş bulunduğundan «İlk madde halinde» mütalâa edilemeyeceği
vurgulanmaktadır. Bu yazıya göre; iki aylık süre içerisinde Ticaret
Bakanlığından mal değişikliği elde edilemediği takdirde tasfiyeden başka
E.1981/2 414
yol olmadığı gösterilmektedir. İşte, aylarca bekletilip sonuçta, Bakanlık
olarak yapılacak işlem konusunda, gerekçe ve dayanakları gösterilmek
suretiyle kesin görüş belirtilerek emir verildikten çok kısa bir süre sonra,
27.12.1978 tarihinde, bu kere doğrudan Bakan imzalı ve bir Başmüdür
tarafından garip olarak nitelendirilebilen bir yazı daha gönderilmiştir.
Hurda olmadıkları kesinlikle saptanmış olan ve ithallerinin mümkün
bulunmadığı bildirilen demirlerin bu kere, hurda adı altında sahibine geri
verilmesi yolu denenmiş; teknik ve yetkili kişilerin vardıkları sonuçlara ve
bunları benimsemiş olan Bakanlık görüşüne rağmen hangi ölçüye göre işlem
yapılacağını belli etmeyen, böylece sübjektif ve indi değerlendirmelere
açık olan 27.12.1978 günlü Bakanlık yazısı ile demirlerin çekilmesi
planlanmış, o güne kadar ithalleri gerçekleştirilememiş olan bu malların
gümrükten çekilmesi amaçlanmıştır.
Ne var ki, bu plan İstanbul Gümrükleri Başmüdürü Oktay
ERGÜL’ün aldığı önlemler nedeniyle başarıya ulaşamamış ve demirler
çekilememiştir. Bakan Tuncay MATARACI tarafından bizzat imzalanmak
suretiyle gönderildiği anlaşılan bu yazı, rüşvet olgusunu ortaya koyan
sanık (...) ve Salih Zeki’nin ikrarlarını doğrulayan bir kanıt olarak kabul
edilmiştir.
Bu arada bir noktanın da ayrıca belirtilmesinde yarar görülmüştür.
Sözkonusu yazının gönderilmesinden kısa bir süre önce Haydarpaşa
Gümrük Müdürlüğünde ilginç bir atama gerçekleştirilmiştir. İleride
açıklanacağı üzere, Haydarpaşa Gümrüğüne müdür olarak getirilmesi
mümkün olmayan Ali Galip KAYIRAN, teşkilâtın direnmesine rağmen
göreve başlatılmıştır. Tuncay MATARACI imzasıyla gönderilen
yazının içeriği, Haydarpaşa Gümrük İdaresinin başında böyle bir
kimsenin bulunmasıyla daha da açıklık kazanmakta ve Salih Zeki
RAKICIOĞLU’nun, bu kimseye doğrudan giderek demirler işini takip
etmesini anlaşılabilir bir hale getirmektedir.
Ali Galip KAYIRAN’ın demirler konusunda istenileni
yapamamasının nedeni, Başmüdür Oktay ERGÜL’ün tutum ve
davranışlarında aranmalıdır. Zamanında etkin önlemler alan Oktay
ERGÜL daha sonraları Bakanlıkça çeşitli baskılara maruz bırakılmış
önceleri geçici ve sonra da daimi olarak görevinden uzaklaştırılmıştır.
Özetlemek gerekirse, Salih Zeki ve (...)’in rüşvet anlaşması ve
sonraki olgulara ilişkin ileri sürdükleri hususlar, bir bütünün halkalarını
oluşturmakta ve olaylar zincirini birbirine bağlamaktadır. Bu suçun sübutu
415E.1981/2
yalnız, Salih Zeki RAKICIOĞLU ve (...)’in ikrarlarına dayanmamakta,
inkârı mümkün bulunmayan diğer kanıtlarla da desteklenmektedir.
Bu bölümde, sanıkların savunmalarında yer verdikleri öteki
konuların da açıklığa kavuşturulması yararlı olacaktır.
(...) ve Salih Zeki’nin savunmalarında ileri sürüldüğü gibi, söz
konusu demirlerin ithal edilemeyeceklerinin kesinlik kazandığı tarih
12.9.1979 tarihi değildir. Bu demirlerin, kesin ithallerinin yapılamıyacağı,
yukarıda gösterildiği üzere, 1975 yılı sonlarında belli olmuş, bundan
sonra verilen uğraşlar, sonuç alınması mümkün olmayan girişimler
olarak kalmıştır. Daha önce; defalarca demirlerin ithallerinin mümkün
olamıyacağı belirtilmiştir. Müfettiş Akın USEL’in raporu sonucu,
Bakanlıkça, ilgili birime verilen 15.12.1978 günlü emirde durum bir kez
daha açıklanmış iken, 27.12.1978 günlü yazı ile mükellef lehine yeni
bir imkân yaratılmıştır. Bu imkânın kullanılması ise Oktay ERGÜL’ün
demirler konusuna müdahalesi ile önlenmiş ve olay 1979 yılı Ocak ayı
içerisinde cereyan etmiştir. Buna göre, sanıkların savunmalarında ileri
sürülen 12.9.1979 tarihinden önce rüşvet verilmesinin mantık kurallarına
aykırı olduğu yolundaki görüş hiçbir biçimde geçerlik kazanamaz.
Öte yandan, yeni bir zarar kapısı açar nitelikte görülen ve kg. başına
15 TL. üzerinden toplam olarak 30.000.000.— TL. rüşvet vermenin
bu konudaki iddiaları bertaraf edeceği yolundaki savunma da yerinde
bulunmamıştır. Öncelikle, kabul edilmelidir ki, demirler sorununun
çözümlenmesi her ne pahasına olursa olsun (...) ailesince ısrarla istenilen
ve takip edilen bir konudur. (...) ’in bu işin sürüncemede kalmasının sonucu
öldüğü düşüncesi hâkimdir. Bu işin hallolunmasında, paranın miktarı
önemli değildir. Kaldı ki, Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun açıklamasına
göre, demirlerin o tarihlerde (K. 6, S. 189) karaborsada kg. başına fiyatının
yaklaşık 50 — TL. olduğu düşünülürse, ileri sürüldüğü gibi bir zarar
olmadığı, aksine menfaat dahi elde edilebileceği kendiliğinden ortaya çıkar.
Savunmada ileri sürülen bir husus da, hurda demirler için rüşvet
anlaşması yapılmışsa, buna ilişkin ödemelerin kronolojik olarak ilk
ödemeler arasında yer alması gerektiğidir. Şurası açıkça belirtilmelidir ki
rüşvet suçunun oluşması için yeterli anlaşma ile bu anlaşma gereklerinin
yerine getirilmesi birbirinden ayrıdır. Vaad edilen meblağın, defaten veya
taksitler halinde ödenmesi sonuca etkili değildir. Rüşvet olarak verilen
30.000.000.— TL. nın sanık Tuncay MATARACI’ya intikal ettirildiği
saptandıktan sonra bu konudaki itiraz geçerli görülmemiştir.
E.1981/2 416
Bu bölümde, son olarak tanık Oktay ERGÜL’ün ifadesine yöneltilen
itirazlar üzerinde durulmalıdır. Oktay ERGÜL, demirler konusunda en
büyük engeli oluşturmuştur. Zamanında konuya el atması, sanıkların
amacını engellemiş ve böylece yasadışı eylemler başarıya ulaşamamıştır.
Bu yüzden Bakanın açık baskılarına maruz kalmış ve sonuçta görevinden
dahi alınmıştır. Üzerine bu derece gidilen ve kendisiyle açıkça uğraşılan
bir kimsenin bütün bildiklerini söylemesini sanığın kabul etmemesi
tabiidir. Tanığın açıklamaları olayların akışına uygun düşmekte ve
kanıtları bütünüyle doğrulamaktadır.
Yukardan beri açıklanan tüm olgular, tanık beyanlan, sanık Salih Zeki
ve (...)’in olayların akışına ve maddi olgulara uygun düşen Soruşturma
Kurulundaki ikrar ve kabulleri, ortaya çıkarılan çekler, banka kayıtları,
çeklerin akışını gösteren hesap örnekleri, resmi yazılar, müfettiş raporları
ile öteki belgelerin birlikte değerlendirilmesi ve takdiri sonucunda, sanık
Tuncay MATARACI’nın bir Bakan olarak kanun ve nizam hükümlerine
göre yapmamaya mecbur olduğu şeyi yapmak için (...) den 30.000.000.—
TL. rüşvet aldığı;
Sanık (...)’in, sanık Tuncay MATARACI’ya Gümrük ve Tekel Bakanı
olarak yapmamaya mecbur olduğu şeyi yapınası için 30.000.000.— TL.
rüşvet verdiği;
Sanık Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun da, rüşvet veren sanık (...)’in
yanında ve onun vasıtası olarak bu suça iştirak ettiği, sübuta ermektedir.
II — (...)’DEN ALINAN 85.000.000— TL. SINA İLİŞKİN
RÜŞVET SUÇU
İDDİA:
Soruşturma Komisyonu Raporunda;
A) SANIK TUNCAY MATARACI’nın :
«30.000.000.— TL. tutarında rüşvet aldığı halde bu demirlerin (...)
Firması tarafından çekilmesini başaramayınca, yakın arkadaşı Salih Zeki
RAKICIOĞLU’nun aracılığı ile Sheraton Oteli’nde demir ithalatçısı
(...)’le buluşarak (bırakın bu hurda işini, buradaki hurdadan ne olur.
Başka demir memir getirin de para kazanalım. Bu fırsat bir daha ele
geçmez.) diyerek yeni bir rüşvet anlaşması yaptıkları, bu rüşvet anlaşması
uyarınca (...) tarafından verilen listede adları geçen Mehmet Ali BERK,
Nuri YIĞILITAŞ, Ali CAN, îlyas BAYDAR ve Özdemir TÜRKER’i
417E.1981/2
İzmit ve Derince Gümrüklerine atadığı, demir ithalatçısı (...)’in işlerine
yardımcı olması için İzmit Gümrükleri Başmüdürü Erdinç ÖZERMAN’a
telefon açarak talimat verdiği ve bilahare bu başmüdürü İstanbul Tarabya
Otelindeki özel dairesine ve Ankara’ya Bakanlığa çağırarak baskı yaptığı,
demir kaçakçılığına elkoyan Kocaeli Valisi İbrahim URAL’a karşı
hasmane davranışlarda bulunduğu ve böylece (...)’in kanunsuz yollarla
demir ithal etmesine ve çok büyük paralar kazanmasına yardımcı olmak
karşılığında, (ilk rüşvet anlaşmasından aldığı 30.000.000.— TL. dan
başka) değişik tarihlerdeki çeklerle toplam 85.000.000.— TL daha rüşvet
aldığı; hakkındaki söylentiler, basındaki eleştiriler ve Parlamentodaki
soru ve soruşturma önergeleri nedeniyle, aklığı bu rüşvetleri kendi adına
bir bankaya ya da açıktan açığa bir ticari faaliyete ve gayrimenkule
yatırmasındaki güçlükler nedeniyle, hamiline çek olarak aldığı bu
rüşvetleri yakın arkadaşları olan Salih Zeki RAKICIOĞLU, Halil İbrahim
DEMİR ve Şaban EYÜBOĞLU adına açılan paravan banka hesaplarında
topladığı 25.000.000.— TL. kısmını ise müteahhit Ali YILDIZ’ın ticari
faaliyetlerine aktararak bu yollarla gizlemeye çalıştığı, bu paravan
hesaplarda toplanan rüşvet paralarından bir kısmını bilahare verdiği
talimatlar gereğince kardeşi Köksal MATARACI, damadı Salih AYDIN
ve yeğeni Hakkı KALKAVAN adına açtırdığı paravan banka hesaplarına
geçirterek normal bir görünüme, bir borç-alacak ilişkisi haline dönüştürmek
istediği, Bakanlıktan ayrıldıktan sonra bu tehlikenin kısmen ortadan
kalktığını ve daha fazla gizlemeye gerek kalmadığına kanaat getirerek
kendi adına banka hesapları ve aylık kirası 25.000.— TL. olan işyerleri
açmaya başladığı evvelce paravan banka hesaplarında toplanan paraları
tedrici olarak kendi adına açtırdığı hesaplara aktardığı, 6 ilâ 7 milyon lira
masraf yaparak dekore ettirdiği büroda ticari faaliyetlere hazırlanırken 12
Eylül Harekatından sonra gözaltına alındığı, Komisyonumuzca yapılan
sorgulamada paravan banka hesaplarındaki sirkülasyonu önce bir borç-
alacak şeklinde iddiaya yeltendiği, rüşvet suçlarına aracı olan Şaban
EYÜBOĞLU, Halil İbrahim DEMİR ve Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun
bütün ayrıntıları ile ve kesinlikle tesbit olunan banka hesapları karşısında
gerçek durumu itiraf etmeleri ve hatta yeğeni Hakkı KALKAVAN’ın
evvelce kendisine yapılan telkin ve baskı üzerine vermiş olduğu ifadelerin
doğru olmadığını, kendi adına açılan paravan banka hesabına giren
ve çıkan paraların Tuncay MATARACI tarafından yönetildiğini ikrar
etmesi karşısında bu defa bu paraların arkadaşları tarafından kendisine
(yardımlaşma çerçevesinde) verildiğini, kendisine rüşvet vermiş olan
E.1981/2 418
(...), Rahim MEYDAN, Paşali ALAMAN, Nuri AKBULUT, Nihat
KARADERELİ ve Vural KAZMAZ’ın ortaya çıkan deliller ve banka
kayıtları karşısında itirafta bulunmaları ve pişmanlıklarını izhar etmeleri
üzerine bu defa bu paraların bir (komplo düzenlenmek üzere) verildiğini
ileri sürdüğü;
Bu duruma göre Gümrük ve Tekel eski Bakanı Tuncay
MATARACI’nın, demir ithalatçısı (...)’den değişik tarihlerde toplam
85.000.000.— TL. rüşvet almak suretiyle TCK’nun 213, 225 ve 80.
maddelerini ihlal ettiği,»
B) SANIK DEMİR İTHALATÇISI (...)’nin :
«Bu demirlerin çekilmesi mümkün olmayınca ithal yoluyla yurda
getireceği demirler konusunda kanun dışı yollarla kendisine yardımcı
olması, bu konudaki engelleri ortadan kaldırması ve isimlerini verdiği bazı
gümrük memurları ve kolcularını İzmit ve Derince Gümrüğüne ataması
karşılığında muhtelif tarihlerde toplam olarak 85.000.000— TL. rüşveti
Gümrük ve Tekel eski Bakanı Tuncay MATARACI’ya vermek suretiyle
TCK’nun 220 ve 80. maddeleri ihlal ettiği»,
C) MÜTEAHHİT SALİH ZEKİ RAKICIOĞLU’nun :
«Gümrük ve Tekel eski Bakanı Tuncay MATARACI’nın kanun
dışı çabalarına rağmen Haydarpaşa Gümrüğündeki demirlerin çekilmesi
mümkün olmayınca bu defa (...)’in yurt dışından ithal edeceği demirlerle
ilgili işlemlerde yardımcı olması ve (...)’in verdiği isim listesindeki
gümrük memuru ve kolcularının İzmit ve Derince Gümrüklerine tayini
için yeniden yapılan ikinci rüşvet anlaşmasında hem rüşvet verenin
hem de rüşvet alanın aracı sıfatıyla iştirak ettiği, Tuncay MATARACI
tarafından İzmit Gümrükleri Başmüdürü Erdinç ÖZERMAN’ın Tarabya
Oteline çağrılarak (Bunlara yardımcı ol) diye talimat verdiği sırada
yanlarında bulunduğu, bu ikinci rüşvet anlaşması uyarınca (...)’in verdiği
85.000.000.— TL. yı Tuncay MATARACI adına (...)’den alarak paravan
banka hesaplarında gizlediği ve bilahare Tuncay MATARACI’nın verdiği
talimat doğrultusunda dağılımını sağladığı ve bu suretle TCK’nun 65, 226
ve 79. maddeleri delaletiyle aynı Kanunun 213 ve 80. maddelerini ihlal
ettiği,»
iddia edilmiştir.
419E.1981/2
RÜŞVET ANLAŞMASININ OLUŞUMU VE SUÇA İLİŞKİN
MADDİ OLGULAR :
1) ANLAŞMANIN OLUŞUMU :
1975 yılından beri Haydarpaşa Gümrüğünde bekleyen ve
yasal yollardan alınması mümkün bulunmayan demirlerin ithalinin
gerçekleştirilmesi amacıyla, sanıklar (...), Salih Zeki RAKICIOĞLU ve
Tuncay MATARACI zaman zaman bir araya gelmekte ve bu konuyu
görüşmektedirler. Toplantılar nedeniyle, taraflar arasında samimi bir
ortam oluşmuş ve ilişkiler ilerletilmiştir. Son olarak üçlü gurup 1978 yılı
Eylül ayı başlarında İstanbul’da Sheraton Otelinde tekrar buluşmuşlardır.
Gündemde hurda demirler konusu vardır. İşte, bu görüşme sırasında;
(...) ve Salih Zeki ikilisi beklemedikleri bir teklifle karşı karşıya gelirler.
Birlikte oldukları, sanık Tuncay MATARACI yepyeni bir konu ortaya
atmış ve her iki sanığa birden hitap ederek aynen; «bırakın, ne hurda işi,
buradaki hurdadan ne olur, başka demir memir getirin de para kazanalım,
bu fırsat bir daha elimize geçmez» diyerek öteki sanıklarca beklenmeyen
önerisini yapmıştır (K. 6, S. 168).
Bu şekilde yapılan teklif, Salih Zeki RAKICIOĞLU ve (...)
tarafından önce anlaşılamaz. Öneri üzerine önce her ikisi konuyu birlikte
ve başbaşa görüşürler. Yapılacak işlemlerin neler olabileceği konusunda
kendi aralarında anlaşmaya varırlar. Özellikle, (...) bu tür bir tekliften
memnundur. Salih Zeki’ye yaptığı açıklamaya göre, kendisinde çok
miktarda demir permisi vardır. Ayrıca, Salih Zeki RAKICIOĞLU da
mevcut çevresinden yararlanarak bir miktar daha permi toplayabilecektir.
Bunlarla dış ülkelerden demir ithal edilecek ve Tuncay MATARACI’nın
yardımıyla İzmit ve Derince Gümrüklerinde işlemler rahatlıkla
yürütülecektir. Salih Zeki ve (...) kendi aralarında görüşmelerini
bitirdikten sonra; üzerinde anlaştıkları konuları Tuncay MATARACI’ya
bildirirler. Tuncay MATARACI da bu planı benimser. Böylece; ikinci
rüşvet anlaşmasına konu olan iş, genel hatlarıyla belirlenir ve taraflar bu
yönde prensip anlaşmasına varırlar.
Bu sırada; Tuncay MATARACI kendisine sağlanacak menfaatin
miktarını da gene kendisi ortaya koymuş ve kg. başına 4.— TL.
alacağını bildirmiştir (K. 6, S. 368). İstenen bu miktar (...) tarafından
fazla bulunduğundan taraflar yeniden bir araya gelirler. (...), bu konuda
birtakım hesaplar vererek, kazanılacak para miktarını ortaya koyar ve
E.1981/2 420
sonuçta, ancak kg. başına 2. TL.nı verebileceğini bildirir. Bu teklif üzerine
yeniden pazarlık başlar ve dışarıdan ne kadar demir getirilebileceğini
öğrenmek isteyen Tuncay MATARACI’ya; kesin bir rakam verilemez.
Tuncay MATARACI bu durum karşısında kg. başına belli bir miktar
istemekten vazgeçerek aynen «ben, kilo milo birşey anlamam, bana ayda
bir şey söyleyin, ona göre hareket edeyim, yoksa yanıma uğramayın,
böyle şey için beni rahatsız etmeyin» der ve «ayda 15-20 milyon lira
para isterim» biçimindeki son teklifini ortaya atar (K. 6, S. 169) Salih
Zeki RAKICIOĞLU, bu miktarı fazla bularak istenilen ölçüde paranın
kazanılamayacağını itiraz olarak ileri sürerse de, (...) sonuçta bu miktarı
kabul eder. Böylece (...)’in yükümlülüğü belirlenir (K. 6, S. 169).
Bu anlaşmanın yapıldığı tarihte birinci rüşvet anlaşmasına konu olan
hurda demirlerin ithal çabaları da sürdürülmektedir.
2) RÜŞVET ANLAŞMASININ KONUSU:
Taraflar arasında varılan anlaşmaya göre; (...), elde edeceği
permilerle dış ülkelerden demir ithal edecek ve Tuncay MATARACI da,
bu demirlerin, İzmit ve Derince Gümrüklerindeki işlemlerinde kendisine,
geçiş üstünlüğü ve birtakım kolaylıklar sağlanması karşılığında ayda belli
bir miktar para alacaktır.
Permilerin temin edilmesi, permilere göre dış pazarlardan demirlerin
toplanması ve yurda getirilmesi (...)’in yükümlülüğü içerisindedir. Esasen
kendisinin elinde yeterli miktarda permi mevcuttur ve gerekirse Salih
Zeki’den de yararlanılarak yeni permiler elde edilebilecek ve böylece bol
miktarda demir ithal edecektir. Bu konuyu (...);
«Hurda işi olmayınca, başka ithalat yapmamız sözkonusu oldu. Bu
da hurda ithalatıdır. 73.03 pozisyonuyla yapacağımız ithalattır. Bu da
hurda gemilerden sökülme saclar sınıfına girer. Aşağı yukarı 30 ilâ 50 bin
ton civarında hurda gemi sacı ithal edecektik.»
«... Aşağı yukarı tahmin ediyorum 5 ilâ 10 bin ton civarı hurda ithal
edilmiştir ve bu hurdalar piyasaya satılmıştır. Yapılan ithalatta, lisansları
piyasadan satın alınmıştır. Sanayici firmalardan, şuradan buradan,
hepsinden satın alarak yapılan bir ithalattır.» şeklinde açıklanmıştır (K. 6,
S. 318).
421E.1981/2
(...), ayrıca; kendisini bu tür bir anlaşmaya iten nedenleri de Yüce
Divan’da şöyle açıklamıştır :
«Tuncay MATARACI, «demir getirmemizi, böyle bir fırsat
ele geçmeyeceğinden» bahsetmiştir. Benim de öteden beri Gümrük
İdarelerinde çekmiş olduğum sıkıntılar, haksız yere uğraşlarım,
birtakım gümrük yetkili ve memurlarının bana karşı hasımca ve kasıtlı
davranışlarından milyonlara varan birçok kayıplarım olmaktaydı.
....Bunların karşısında, sayın MATARACI’nın böyle bir teklifiyle
karşılaşınca, çekmiş olduğum sıkıntıları da göz önüne alarak bana bu
konuda yardımcı olmasını rica ettim. Ve kendisi de belli bir miktar istedi.
Önce bana çok pahalı gelen bu miktar üzerinde tartışma yaptık. Bilahare
bu miktarı bırakarak ayda belli bir miktara dönüştük.» (Yüce Divan
Tutanak S. 309, 310).
Rüşvet anlaşmasının karşı tarafını oluşturan, Tuncay
MATARACI’nın kendisine düşen yükümlülüğünün ne olduğu ve nasıl
yerine getirileceği ise Salih Zeki tarafından genel hatlarıyla şöyle ifade
edilmiştir:
«... (...)’e; bu işin Tuncay MATARACI’yla ilgisi nedir? dedim.
işte bana çok eskiden beri taktıkları için güçlük çıkartılıyor. Gümrükte
rahat muamelelerin ikmali için MATARACI bize yardımcı olsun...
MATARACI’nın burada ne fonksiyonu olacak? ...MATARACI, bize
üstünlük, geçiş, işte buradaki müdüre, İzmit’teki Derince’deki müdüre
söyler biz rahat muamelelerimizi yapalım dedi. Biz de söyledik o da kabul
etti» (K. 6, S. 168).
Rüşvet anlaşmasının konusu ile amacının, taraflarca böylece ortaya
konmasına karşın, ileride dayanaklarıyla ortaya konularak gösterileceği
üzere, sağlanan kolaylıklar ve bunun sonucu yapılan işlemler çok geniş
boyutlara ulaşmış, tamamen yasa dışı olan eylemler bu rüşvet anlaşmasının
çerçevesi içerisinde gerçekleştirilmiştir.
3) RÜŞVET ANLAŞMASININ MİKTARI :
Rüşvet anlaşmasının konusu, amacı ve taraflarca yapılması
gerekecek eylemler ortaya konduktan sonra; bu rüşvet anlaşmasının
gereği olarak sağlanacak menfaatin miktarı ve kapsamı da gösterilmelidir.
Hemen belirtelim ki, bu rüşvet anlaşmasında, taraflar, yapılacak işler
E.1981/2 422
karşılığı global bir miktar üzerinde anlaşmamışlar, ödenecek meblağı veya
sağlanacak menfaati önceden belli etmemişlerdir. Bu yönden, üzerinde
anlaşılan konu, sadece, aylık ödeme miktarıdır. Bu miktar ödemenin ne
kadar süre devam edeceği de tayin edilmemiş, sadece geleceğe yönelik bir
çerçeve çizilmiştir.
Kararlaştırılan aylık ödeme plânı ise 15 ilâ 20.000.000.— TL.
arasındadır (K. 6, S. 169).
(...)’de bu konuda şunları söylemektedir :
«... Soruşturma Komisyonunun raporunda ifade ettiğim gibi belli
bir miktar istedi. Önce bana çok pahalı gelen bu miktar üzerinde tartışma
yaptık. Bilahare, bu miktarı bırakarak ayda belli bir miktara bunu
dönüştürdük. Ayda 15-20 milyon lira civarında. Ben de gümrüklerde
çekmiş bulunduğum bu sıkıntılar karşısında Bakanı da karşıma hasım
almaktansa, anlaşmayı uygun gördüm» (Yüce Divan Tut. S. 310).
Aşağıda dökümleriyle gösterileceği üzere bu rüşvet anlaşması
nedeniyle Tuncay MATARACI’ya ödenen 84.500.000 — TL. lık miktar,
aylık ödemelerin kesildiği tarihe kadar olan toplam tutardır. Bir ihbar
üzerine demir yüklü gemilere elkonulması sonucunda, taraflarca yürütülen
bu düzenin bozulması, Tuncay MATARACI’nın sağladığı menfaatin bu
düzeyde kalmasına neden olmuştur.
4) SANIKLARCA GERÇEKLEŞTİRİLEN EYLEMLER :
a) Tuncay MATARACI tarafından yapılan işlemler :
(...) ve Tuncay MATARACI Sheraton Otelinde rüşvet anlaşmasını
yaptıktan ve yukarıda gösterilen konularda anlaşmaya vardıktan sonra iş
eylem safhasına konulmuştur. Bu konuda ilk iş olarak, İzmit ve Derince
Gümrüklerine yapılacak atamalar ele alınmıştır. Nitekim, Tuncay
MATARACI’ya düşen yükümlülüğün yerine getirilmesinde başlıca işin,
İzmit ve Derince Gümrük teşkilatlarına atanacak görevlilere düşeceği
düşünülürse, konunun önemi kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Tuncay
MATARACI, bu Gümrüklere tayini istenilen kimselerin isimlerinin Salih
Zeki RAKICIOĞLU’na verilmesini (...)’den istemiş ve sonuçta Salih
Zeki RAKICIOĞLU kanalıyla bildirilen kimseler, sanık Bakan tarafından
doğrudan İzmit ve Derince Gümrüklerine atanmışlardır.
423E.1981/2
(...) bu atamalar konusunda :
«... Sheraton Otelinde, yemekte bu zorlukların giderilmesi için
birkaç kişinin tayini şeklinde konuştuk kendisiyle, olur hay hay Salih
bana versin onları dedi, ben de Salih ağabeye verdim. Salih Ağabey de
verdi onları.. Bu isimler: Mehmet Ali BERK, Nuri YIĞILITAŞ, bir de
İlyas BAYDAR... Özdemir TÜRKER diye bir muhafaza memura bizim
tarafımızdan bölge amiri yapılmış» şeklinde açıklamada bulunmuş;
bir soru üzerine de Özdemir TÜRKER’in Derinceye bölge amiri olarak
yapılan tayininin kendisi tarafından gerçekleştirildiğini beyan etmiştir (K.
6, S. 323-332).
(...), Tuncay MATARACI’yla yapılan yüzleştirme sırasında aynı
bilgileri tekrarlamıştır (K. 1, S. 189).
Salih Zeki RAKICIOĞLU’da aynı konuda şunları eklemektedir :
«... (...)’in talebi üzerine işte İzmit ve Derince’de işte müdür, müdür
muavini mi nedir birkaç tane değişme oldu. Onu da MATARACI’ya
söyledik. Onları yaptı.»
«... İsimleri hatırlamıyorum. Onlara bakmadım. Pusula halinde
MATARACI’nın yanında (...) şey yaptı. Evinde verdi biz de ona verdik
onu...» (K. 6, S. 187).
Atamalar konusunda Bakanlık mensubu olanların ve diğer ilgililerin
görüşlerine geçmeden önce, atanan kimselerin özelliklerinin, atama
kararnameleriyle uygulanan yöntemlerin belgelerle açıklanmasında yarar
görülmektedir.
Tuncay MATARACI tarafından gerçekleştirilen ilk atama, Mehmet
Ali BERK’in, İzmit Gümrük Müdürlüğüne atanmasıdır. Bakanlık üst
yöneticilerinin karşı çıkmalarına rağmen adı geçenin atama işlemi üçlü
kararname ile gerçekleştirilmiştir (K. 17, s. 277).
Bu atamadan sonra Tuncay MATARACI «beyaz formül» denilen
bir yöntemle teşkilata atamaları sürdürmüştür. Bu atamalardan biri de
Özdemir TÜRKER’e ilişkin olanıdır. Adıgeçen Zonguldak Gümrük
Muhafaza Müdürlüğünde kısım amiri olarak görevli iken 17.8.1978 günlü
dilekçesi ile emekliliğini istemiş, Bakanlık makamından alınan 24.8.1978
günlü, 82408 sayılı onayla emeklilik işlemi tamamlanmıştır. 13.10.1978
günlü tutanağa göre de adı geçenin memuriyetle ilişiği kesilmiştir.
E.1981/2 424
İşlemler böylece tamamlanmış olmasına rağmen, Özdemir TÜRKER aynı
gün yani 13.10.1978 gününde yeni bir dilekçe ile Bakanlığa doğrudan
başvurarak emeklilik işleminin iptalini istemiş, talebi 16.10.1978 gününde
sanık Tuncay MATARACI tarafından kabul edilmiş, 9.11.1978 gününde
«beyaz formül» le adı geçenin Derince Gümrük Muhafaza Müdürlüğünde
Bölge amiri olarak tayin işlemi Tuncay MATARACI tarafından
gerçekleştirilmiştir (K. 17, S. 270, 271, 272, 273.274).
İzmit Gümrük Müdürlüğünde dikkati çeken bir tayin de Nuri
YIĞILITAŞ’ın İzmit Gümrük Müdür Muavinliğine getirilmesi işlemidir.
Adıgeçenin sicil özetinden anlaşıldığı üzere; Nuri YIĞILITAŞ, yurda
sokulması mümkün olmayan ticari mahiyetteki eşyanın, sınırda, Karaağaç
Gümrüğünden yurt dışı edilmesi sırasında görevini suistimal etmesi ve
kaçakçılık suçlarına katılması iddiasıyla müfettişlikçe 12.3.1977 tarihinde
işten men edilmiş ve Bakanlık emrine alınmıştır. Daha sonra başka bir
müfettişçe düzenlenen 4 sayılı raporla, vergi ve resimleri ödenmeksizin
ithal edilen maddelerle ilgili olarak 1920 sayılı Kanun hükümleri hakkında
tatbiki istenmiştir. Buna karşın adıgeçen 2.10.1978 tarihinde Tuncay
MATARACI tarafından yine «beyaz formül» ile doğrudan İzmit Gümrük
Müdür Muavinliği görevine atanarak hemen göreve başlatılmıştır (K. 17,
S. 262, 263, 264).
Bu konuda yapılan öteki atamalar ise yine «beyaz formülle»
gerçekleştirilen 8.9.1978 günlü İlyas BAYDAR’a, 2.10.1978 günlü Ali
CAN’a, 27.10.1978 günlü Hüseyin USLU’ya ilişkin olan atamalardır (K.
17 S. 265, 266, 267, 268,269).
Yapılan atamalar konusunda zamanın Gümrük ve Tekel
Bakanlığı Müsteşar Muavini Ali Metin YAVUZ şunları söylemektedir :
«Derince’deki bazı kişiler doğrudan Bakan tarafından tayin edilmişlerdir.
Bakanın üzerinde durduğu bazı yerler vardı. Bunlardan birisi de Derince
idi» (K. 2, S. 132).
Bakanlık Müsteşar Muavinlerinden Oğuz ANTER de şunları
eklemektedir: «İzmit Gümrüğüne müdür olarak atanan Mehmet Ali BERK,
Müdür Muavini olarak atanan Nuri YIĞILITAŞ’ın atanmalarında kimin
etkisi olduğunu bilemem. Ama bize göre ehil olmayan bir kişi atanmıştır.
Bu atamalar doğrudan doğruya Bakan tarafından yapılmıştır. Daha önce
orada görevli olan müdürün görevden alınmaması için girişimlerimiz
olmuştur. İzmit Gümrük Müdürlüğünün muhafaza edilmesini söylemiştik.
Fakat etkili olamadık. Bakan, daha önce benim de şube müdürüm olan ve
425E.1981/2
son derece yeteneksiz bulduğum o kişiyi müdür olarak atamıştır» (K. 2, S.
114, 116, 120).
Olayların içerisinde yaşayan ve bu konuda en yetkili kimselerden
birisi olan Marmara Gümrükleri Başmüdürü Erdinç ÖZERMAN da bu
atamalarla ilgili şu bilgileri vermektedir : «Takriben ben göreve başladıktan
2-3 ay sonra İzmit Gümrük Müdürü bulunan Refik KARACA Bakanlık
formülü ile ve ivedi olarak İstanbul’a nakledildi. Hatta tel emri bana geldi.
Refik’in yerine Mehmet Ali BERK diye bir kimse atandı. Mehmet Ali
göreve başlamak hususunda acelecilik gösterdi. Hatta İstanbul’da evime
telefon etti. Mehmet Ali BERK ile birlikte bir veya iki gümrük kolcusu
tayin oldu. Daha sonra Mehmet Ali BERK’in müdür muavinliğine gümrük
servis şefi Nuri YIĞILITAŞ getirildi. Müdür Mehmet Ali BERK İzmit
Gümrük Müdürü olarak göreve başladıktan sonra, Gümrük idaresine bağlı
olan ve fiktif antrepo tabir edilen sundurmalardaki memurları yeni baştan
düzenledi. Ve kendisi liste halinde görevlendirdi. Bu arada tecrübeli ve
daha önce görevli iki müdür muavininin yerine tecrübesiz olduğu apaçık
görülebilecek ve şeflikten henüz müdür muavinliği görevine başlamış olan
Nuri YIĞILITAŞ’a havale yetkisini bilakayduşart verdi. Böylece her nevi
ithal evrakının muayenesi, havalesi bu şahsa geçti. Biz de başmüdürlük
olarak yeni bir bina bulduğumuzdan İzmit Gümrük Müdürlüğü binasından
ayrıldık. Bana kalsa, Refik KARACA’yı görevinde bırakır en azından
başmüdür yardımcısı olarak görevlendirirdim. Kendisini yeni görevine
başlamak konusunda biraz ve zorunlu olarak geciktirdim. O kadar ki
Refik KARACA görevden ayrılmadan Bakan MATARACI bizi azarlar
şeklinde telefon etti. Ve Refik KARACA’yı kastederek, « O halâ orada
mı ayrılmadı mı? bacaklarını keserim, hele ayrılmasın» tarzında konuştu.
Belki kelimeler bu şekilde değildi. Fakat mealen böyle bir ihtarda bulundu.
Biz de bundan takriben 10 gün sonra Refik KARACA’nın ilişiğini kestik.
İzmit Gümrük Müdürlüğü fiiliyatta demir işleri konusunda büyük yetki
içerisindedir. Yarımca Limanından kesin ithal işlemleri yapılıyordu. Demir
sirkülasyonundaki sürati temin için âmir değişikliği yapılmış olması
mümkündür. Bu yönden, sözlü olarak yapılan tayinlerin uygun olmadığını
belirttik ve gerekçesiz Müdür Muavini tayinini de benimsemedik. Çünkü,
müdürlük olarak bizim bir teklifimiz yoktu. Buna rağmen yukarıda
söylediğim tayinler yapılmıştı» (K. 6, S. 340, 357).
Bu atamaların gerçekleştirilmesi yanında Tuncay MATARACI,
arkadaşı Salih Zeki RAKICIOĞLU’na İzmit Gümrükleri Başmüdürünü
E.1981/2 426
tanıştırmayı ihmal etmemiş ayrıca kendisine işlemlerinde gerekli
kolaylığın gösterilmesi talimatını da vermiştir. İlgili Başmüdür, önce,
telefonla Bakan tarafından uyarılmış, bir süre sonra da Tarabya Oteline
çağrılmıştır.
Bu konuda Salih Zeki RAKICIOĞLU şunları söylemektedir:
«... o zamanın İzmit’te Gümrük Müdürü olan (ismini hatırlamıyorum)
Erdinç olacak oranın müdürü, o müdüre söyledi, telefon açtı. Hatta «Sen
git görüş» dedi. Ben, kendisine gidipte oralarda, gümrüklerde muhatap
olamam, yanlış anlaşılır, bizi tanıyorlar, biliyorlar dedim. O, müdüre
telefonla durumu söyledi. Hatta, «O müdür, Teoman’ın adamıdır» dedi.
Kimin adamı olursa olsun dedim. Biz burada, demir getireceğiz Teoman’ın
adamı olmasıyla bir şey ifade etmez, «istersen alalım onu» dedi. Yok
dedim, niye alacaksın onu ve o müdür orada kaldı» (K. 6, S. 168).
Aynı konuda Salih Zeki RAKICIOĞLU devamla:
«Erdinç Beye yanımda telefon açtı. Tuncay MATARACI, «işte
sana arkadaşlarım gelecektir. Bunlar iyi arkadaşlardır, Bunlar demir
getireceklerdir. Bunlara yardımcı ol» ... ve bir kere de Tarabya Otelinde
telefon açtım. Geldi «işleri yapacak bunlardır tanı ve yardımcı ol» dedi.
Bu kadar söyledi... ne İzmit Gümrüğüne gittim konuştum, ne de başka bir
yerde konuştum» demiştir (K. 6, S. 186-187).
Erdinç ÖZERMAN da, kendisinin Tarabya Oteline çağrılışını
doğrulamış ve çağrılma tarihi olarak 14.9.1978 günlü, Merkez Bankasına
gönderilen bir yazıdan üç dört gün sonra olduğunu bildirmiştir.
Sanık Tuncay MATARACI’nın; rüşvet anlaşması çerçevesinde
giriştiği işlemlere, olayların anlatımındaki kronolojik sırayı bozmamak
düşüncesiyle sonraki bölümlerde yer verilmesi uygun bulunmuştur.
b) Sanık (...)’in eylemleri :
Rüşvet anlaşmasından sonra, İzmit ve Derince Gümrüklerinde
sanık (...)’in işlemlerini rahatça yürütebileceği bir kadro (...)’in isteğine
uyularak Tuncay MATARACI marifetiyle oluşturulmuş ve gerekli ortam
böylece hazırlanmıştır.
Elde ithalatta kullanılacak permiler mevcuttur. Piyasadan toplanan
permiler de bunlara ilâve edildiğinde, ithal için gerekli tüm koşullar
427E.1981/2
tamamlanmıştır. Nitekim sanık (...), 1978-1979 döneminde ve Tuncay
MATARACI’nın Bakanlık yaptığı yıllarda toplam olarak 60-70 bin ton
demir getirmiştir (K. 6, S. 322).
Demirlerin ithali konusundaki gelişmeler daha sonra ele alınıp
açıklanacaktır. Burada yalnızca rüşvet anlaşması karşılığı ödenen paralar
üzerinde durulacaktır.
Rüşvet paralarının ödenmesinde izlenen yöntem birinci anlaşmada
görülen sistemin aynısıdır. Esasen; rüşvet paraları, çekler halinde birbirini
izlemiş, birinci anlaşma olarak nitelenen ve Haydarpaşa Gümrüğünde
bulunan demirleri kurtarmak karşılığında ödenen 30.000.000.— TL. sı
dışındaki ödemeler ikinci rüşvet anlaşması karşılığı olarak yapılmıştır.
(...); Ticaret Bankasının Yeldeğirmeni Şubesindeki 620/5 no.lu
hesabı ile aynı Bankanın Aksaray Şubesindeki 6964 no.lu hesabı üzerinden
düzenlediği çeklerin tamamını Salih Zeki RAKICIOĞLU’na vermiş, O da
bu çekleri ya doğrudan veya kardeşi Adem RAKICIOĞLU adına açılan
hesabı devreye sokarak yeni çekler haline dönüştürdükten sonra Tuncay
MATARACI’ya intikal ettirmiştir. (...) bu konuda şunları söylemektedir :
«Aşağı yukarı 80-90 milyon civarında para verdim. Bunları çeklerle
verdim. Hepsi Salih Abi’ye verilmiştir. Salih Abi kendisine tevdi etmiştir»
(K. 6, S. 319).
Tuncay MATARACI tarafından bu çeklerin intikal ettirildiği
kimselerle (...) arasında bir iş ilişkisi saptanamamıştır. (...), Tuncay
MATARACI’ya doğrudan çek de vermemiştir. Aynı biçimde Ali YILDIZ’a
verilen çek de yoktur, özellikle, (...), Ali YILDIZ’ı ilk defa Mamak
Cezaevinde görmüştür. Ondan önce aralarında hiçbir ilişki olmamış ve 15
milyon tutarındaki çekler kendisine verilmemiştir (K. 6, S. 321, 326).
Salih Zeki RAKICIOĞLU da bu konuda şu bilgileri vermektedir :
«MATARACI İstanbul’a gelişinde ben çekleri kendisine verdim. Bu
diyalog biraz daha devam etti. 5-6 ay sürdü ve (...) «bu adam bizi niye bu
kadar sıkıştırıyor. Biz mal getiremiyoruz, mal tedarik edemiyoruz, nedir»
diye devamlı ikaz ettim. Dedim «(...) buna böyle söz verildi, bu adam
böyledir. Bu adam bizi rahat bırakmayacak» ... (...)’ta verilen söz üzerine
ticari hüviyete bürünerek ne yapalım dedi. 1979’un birinci ayından
itibaren altıncı ayına kadar mal gelsin gelmesin (...) buna para vermeye
E.1981/2 428
başladı. (...)’ın bana verdiği paralardan benim zimmetime geçen 20-25
milyon civarında bir para vardır. Bu parayı da kendisine daha fazla para
veremediğimiz için bir miktarını kendisine iade ettim» (K. 6, S. 170-173).
Salih Zeki RAKICIOĞLU, devamla çeklere ilişkin olarak :
«Bana intikal eden çeklerden, bir tanesini, 10 milyonluğunu
arkadaşım terzi Ahmet BOZKURT’a verdim. Ahmet kendi hesabına
koydu. Hiçbir menfaati olmadan, MATARACI’nın dediği yerlere şuraya
buraya bu şekilde ödendi» demiştir (K. 6, S. 174).
(...) tarafından verilen çeklerin, sonuçta, Halil İbrahim DEMİR, Ali
YILDIZ ve Hakkı KALKAVAN’a intikali, Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun
insiyatifi dışında meydana gelmiştir. Bu konuda Salih Zeki
RAKICIOĞLU’nun açıklamaları şöyledir:
«...12 milyon tutarındaki çek (...)’ın çekidir. Ben, kendisine verdim.
O, kime verdi bilmiyorum. Halil’e verdi, Ali’ye verdi, Hasan’a verdi--»
(K. 6, S. 178). «---Biz çekleri kendisine veriyorduk. O nereye verdiğini
bize söylemiyordu» (K. 6, S. 179) «Ali YILDIZ’a giden çekler, Tuncay
MATARACI’nın aracılığıyla gidebilir. Başka türlü gitmesi mümkün
değildir» (K. 6, S. 327).
İleride ayrıntılı biçimde üzerinde durulacağı üzere; Halil İbrahim
DEMİR, Ali YILDIZ ve Hakkı KALKAVAN, (...)’den gelen çeklerin
gizlenmesinde Tuncay MATARACI’ya yardımcı olmuşlardır.
(...)’in birinci suçunda çeklerin sirkülasyonuna ilişkin açıklamalar ve
ayrıca yukarıda bu suça ilişkin bilgiler de gözönünde tutulmak suretiyle,
elde edilen çek örnekleri, ilgili banka hesap ekstreleri, banka işlemleri
ve tüm kayıtlar birlikte değerlendirildiğinde, (...) tarafından bu rüşvet
anlaşması nedeniyle verilen çeklerin dökümü aşağıdaki gibidir :
c) RÜŞVET BEDELLERİNİN ÖDENMESİ VE ÇEKLERİN
DÖKÜMÜ :
8 No.lu Çek: 13.1.1979 günlü, 602412 no.lu 10 milyon TL.
tutarında;
BİRİNCİ EVRE : (...) Türk Ticaret Bankası Yeldeğirmeni
Şubesinden 620/5 no.lu hesabından, hamiline 10 milyon TL. tutarında
13.1.1979 günlü, 602412 no.lu bir çek düzenlemiştir (K. 20, S. 1).
429E.1981/2
İKİNCİ EVRE : Salih Zeki RAKICIOĞLU’na verilen bu çek Adem
RAKICIOĞLU’na iletilir ve bunun kanalıyla İstanbul Bankası Unkapı
Şubesindeki 533 no.lu hesabına 11.1.1979 tarihinde aktarılmıştır (K. 20,
S. 142).
ÜÇÜNCÜ EVRE : Adem RAKICIOĞLU bu hesabından 13.1.1979
günlü, 989102 no.lu 12 milyon 500 bin lira tutarında hamiline bir çek
düzenlemiştir (K. 20, S. 147, 143).
DÖRDÜNCÜ EVRE ; Salih Zeki RAKICIOĞLU kanalıyla Tuncay
MATARACI’ya aktarılan bu çek sanık Tuncay MATARACI tarafından
Halil İbrahim DEMİR’e verilmiş ve bu kimse de Türk Ticaret Bankası
Altıbakkal Şubesindeki paravan 111/4798 no.lu hesaba bu çeki aktarmıştır.
9 No.lu Çek : 5.2.1979 günlü, 715909 no.lu 3 milyon TL. tutarında;
BİRİNCİ EVRE : (...) Türk Ticaret Bankası Aksaray Şubesinden
6964 no.lu hesabından 5.2.1979 günlü, 715909 numaralı hamiline 3
milyon TL. tutarında bir çek düzenlemiştir (K. 20, S. 40).
İKİNCİ EVRE : Salih Zeki RAKICIOCLU kanalıyla bu çek Adem
RAKICIOĞLU’na verilmiş, Bu kimse de İstanbul Bankası Unkapı
Şubesinde bulunan 533. no.lu hesabına bu çek bedelini 5.2.1979 tarihinde
aktarmıştır (K. 20, S. 142).
ÜÇÜNCÜ EVRE : Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun talimatıyla
kardeşi Adem RAKICIOĞLU bu hesabından 28.2.1979 tarihinde 990846
numaralı hamiline 850 bin TL. tutarında bir çek düzenlemiştir (K. 20, S.
146).
DÖRDÜNCÜ EVRE : Salih Zeki RAKICIOĞLU kanalıyla bu çek
Tuncay MATARACI’ya verilmiş, bu kimseden de Hakkı KALKAVAN’a
intikal ettirilen çek bedeli nakit olarak alınmıştır (K. 20, S. 146).
10 No.lu Çek : 14.3.1979 günlü, 719085 no.lu 10 milyon TL.
tutarında;
BİRİNCİ EVRE : (...) tarafından Türk Ticaret Bankası Aksaray
Şubesinden 6964 no.lu hesapta 14.3.1979 gününde 719085 numaralı,
hamiline 10 milyon TL. tutarında bir çek düzenlemiştir.
E.1981/2 430
İKİNCİ EVRE : Salih Zeki RAKICIOĞLU’na aktarılan bu çek
Tuncay MATARACI’nın talimatı üzerinde doğrudan Ahmet BOZKURT’a
verilmiştir (K. 20, S. 197).
ÜÇÜNCÜ EVRE : Ahmet BOZKURT bu çeki Akbank Taksim
Şubesine ibraz etmiş, çek bedeli, aynı gün 11499 no.lu hesabına
aktarılmıştır (K. 20, S. 197, 200).
11 No.lu Çek: 20.3.1979 günlü, 719086 no.lu 11 milyon TL.
tutarında;
BİRİNCİ EVRE : (...) tarafından Türk Ticaret Bankası Aksaray
Şubesinde 6964 no.lu hesabından 20.3.1979 tarihinde 719086 no.lu
hamiline, 11 milyon TL. tutarında bir çek düzenlenmiştir (K. 20, S. 37).
İKİNCİ EVRE : Salih Zeki RAKICIOĞLU’na verilen bu çek
Tuncay MATARACI’ya, bundan da Halil İbrahim DEMİR’e aynı gün
aktarılmış, Halil İbrahim DEMİR de, Denizcilik Bankası Fermeneciler
Şubesinde bulunan paravan 1371 no.lu hesaba bu çek bedelini yatırmıştır
(K. 20, S. 209, 208).
ÜÇÜNCÜ EVRE : Halil İbrahim DEMİR tarafından belirtilen
hesaptan 4.5.1979 günlü, 236405 no.lu 10 milyon TL. tutarında bir çek
düzenlenmiştir (K. 20, S. 167).
DÖRDÜNCÜ EVRE : Tuncay MATARACI’ya verilen bu çek Ali
YILDIZ’a aktarılmış ve Ali YILDIZ’da Vakıflar Bankası Ankara Merkez
Şubesindeki 107 no.lu hesaba bu çek. bedelini naklettirmiştir (K. 20, S.
218).
12 No.lu Çek : 18.4.1979 günlü, 716781 no.lu 10 milyon TL.
tutarında;
BİRİNCİ EVRE : (...) tarafından Türk Ticaret Bankası Aksaray
Şubesi 6964 no.lu hesaptan 18.4.1979 günlü, 716781 no.lu, hamiline, 10
milyon TL. tutarında bir çek düzenlenmiştir (K. 20, S. 30).
İKİNCİ EVRE : Salih Zeki’ye verilen bu çek Tuncay MATA
RACI’ya aktarılmış ve bu kimseden Ali YILDIZ’a iletilmiştir. Ali
YILDIZ’da, Sudi GÖKSUN kanalı ile bu çek bedelini Türk Ticaret
Bankası Ankara Şubesine 18.4.1979 tarihinde naklettirmiştir (K. 20, S.
30).
431E.1981/2
ÜÇÜNCÜ EVRE : Bu Bankadan da Ali YILDIZ’ın Vakıflar Bankası
Merkez Şubesindeki 107 no.lu hesabına çek bedeli kaydedilmiştir (K. 20,
S. 219).
13 No.lu Çek : 1.5.1979 günlü, 716782 no.lu 5 milyon tutarında;
BİRİNCİ EVRE : (...) Türk Ticaret Bankası Aksaray Şubesinde
6964 no.lu hesabından 1.5.1979 günlü, 716782 no.lu, hamiline, 5 milyon
TL. tutarında bir çek düzenlemiştir (K. 20, S. 29).
İKİNCİ EVRE : Salih Zeki’ye verilen bu çek Tuncay MATARACI’ya
aktarılmış, O da bu çeki Ali YILDIZ’a iletmiştir. Adı geçen de Sudi
GÖKSÜN ve Ali Rıza ÖZER vasıtasıyla bu çek bedelini Türk Ticaret
Bankası Ankara Şubesine getirmiştir (K. 20, S. 29)
ÜÇÜNCÜ EVRE : Belirtilen Banka da, Ali YILDIZ’ın Vakıflar
Bankası Merkez Şubesindeki 107 no.lu hesabına bu çek bedelini
aktarmıştır (K. 20, S. 219, 31).
(Banka ekstresinde, çek numarası olan 716782, daktilo hatası olarak
716783 olarak gösterilmiştir.)
14 No.lu Çek : 2.5.1979 günlü, 716783 no.lu 5 milyon TL. tutarında;
BİRİNCİ EVRE : (...) Türk Ticaret Bankası Aksaray Şubesinde
6964 no.lu hesapta 1 Mayıs 1979 günlü, 716783 no.lu, hamiline, 5 milyon
1L. tutarında bir çek düzenlemiştir (K. 20, S. 38).
İKİNCİ EVRE : Salih Zeki RAKICIOĞLU’na iletilen bu çek kardeşi
Adem RAKICIOĞLU na verilmiş, O da, bu çek bedelini İstanbul Bankası
Unkapanı Şubesindeki 533 no.lu hesabına 2.5.1979 günü aktarmıştır (K.
20, S. 142, 38).
15 No.lu Çek : 2.6.1979 günlü, 136856 no.lu 12 milyon TL.
tutarında;
BİRİNCİ EVRE : (...) Türk Ticaret Bankası Aksaray Şubesinde
6964 no.lu hesabından 2.6.1979 günlü, hamiline, 136856 no.lu, 12 milyon
TL. tutarında bir çek düzenlemiştir (K. 20, S. 9).
İKİNCİ EVRE : Salih Zekiye verilen bu çek Tuncay MATARACI’ya
verilmiş, O da aynı çeki Halil İbrahim DEMİR’e iletmiştir. Halil
İbrahim’de, Türk Ticaret Bankası Altınbakkal Şubesi, 111/4798 numaralı
E.1981/2 432
paravan hesaba çek bedelini 4.6.1979 tarihinde aktarmıştır (K. 20, S. 155-
174).
16. No.lu Çek : 7.6.1979 günlü, 136857 no.lu 8 milyon TL, tutarında;
BİRİNCİ EVRE : (...) Türk Ticaret Bankası Aksaray Şubesinde
6964 no.lu hesabından, hamiline, 8 milyon TL. tutarında 7.6.1979 günlü,
136857 no.lu bir çek düzenlemiştir (K. 20. S. 225).
İKİNCİ EVRE : Salih Zekiye verilen bu çek kardeşi Adem’e
iletilmiş, O da bu çeki aynı gün İstanbul Bankası Unkapanı Şubesindeki
533 no.lu hesabına aktarmıştır (K. 20, S. 142).
Soruşturma Komisyonu Raporunda; yukarıda belirtilen iki evreden
sonra, 4.9.1979 gününde Adem RAKICIOĞLU’nun sözü geçen Banka
hesabından keşide ettiği 3.750.000 liralık çek karşılığının, sanık Halil
İbrahim DEMİR’in Türk Ticaret Bankası Altınbakkal Şubesindeki
paravan banka hesabına kaydedilmiş bulunması olgusuna ayrı evreler
halinde yer verilmiş ise de anılan çekin, kararın aşağıdaki bölümlerinde
açıklanacağı üzere, sanıklar Salih Zeki RAKICIOĞLU ile Halil İbrahim
DEMİR arasındaki şahsi borç-alacak ilişkisiyle ilgili olduğu anlaşılmıştır.
17 No.lu Çek : 6.2.1979 günlü, 715910 no.lu 3 milyon TL. tutarında;
BİRİNCİ EVRE : (...) Türk Ticaret Bankası Aksaray Şubesinde
6964 no.lu hesabından 6.2.1979 günlü, 715910 no. lu, hamiline 3 milyon
TL. tutarında bir çek düzenlemiştir (K. 20, S. 227).
İKİNCİ EVRE : Salih Zeki RAKICIOĞLU’na verilen bu çek
Tuncay MATARACI’ya aktarılır ve Tuncay MATARACI da bu çeki Halil
İbrahim DEMİR’e iletmiş, Halil İbrahim DEMİR de Türk Ticaret Bankası
Altınbakkal Şubesinde 111/4798 no.lu paravan hesaba çek bedelini
aktarmıştır (K. 20,. S. 229).
18 No.lu Çek : 7.2.1979 günlü, 715912 no.lu 3 milyon TL. tutarında;
BİRİNCİ EVRE : (...) Türk Ticaret Bankası Aksaray Şubesinde
6964 no.lu hesabından, 7.2.1979 günlü, 715912 no. lu, hamiline 3 milyon
TL. tutarında bir çek düzenlemiştir (K. 20, S. 227).
İKİNCİ EVRE : Salih Zeki RAKICIOĞLU’na verilen bu çek
Tuncay MATARACI ya iletilmiş ve O da bu çeki Halil İbrahim DEMIR’e
433E.1981/2
aktarmıştır. Sonuçta, çek bedeli Halil İbrahim DEMİR’in Türk Ticaret
Bankası Altınbakkal Şubesindeki 111/4798 no.lu paravan hesabına
15.2.1979 tarihinde geçirilmiştir (K. 20, S. 229).
19 No.lu Çek : 8.2.1979 günlü, 715911 no.lu 1 milyon TL.
tutarında;
BİRİNCİ EVRE : (...) Türk Ticaret Bankası Aksaray Şubesinde
bulunan 6964 no.lu hesabından 8.2.1979 günlü, 715911 numaralı hamiline
1 milyon TL. tutarında bir çek düzenlemiştir (K. 20, S. 227).
İKİNCİ EVRE: Salih Zeki RAKICIOĞLU’na verilen bu çek Tuncay
MATARACI’ya iletilmiş ve bundan da Halil İbrahim DEMİR’e geçmiştir.
Halil İbrahim DEMİR de Türk Ticaret Bankası Altınbakkal şubesindeki
111/4798 no.lu paravan hesaba 15.2.1979 gününde bu çek bedelini
aktarmıştır (K. 20, S. 229).
Birinci suça ilişkin rüşvet anlaşması karşılığı verilen 30.000.000.
TL. rüşvet parasının delilleri, sebepleri yukarıda açıkça gösterilmiştir.
Sanık (...) tarafından periyodik olarak ödenen çeklerin toplam tutarı
114.500.000.— TL. sini bulmaktadır. 30.000.000.— TL. nın çıkarılması
sonucu kalan 84.500.000.— TL. ikinci rüşvet anlaşması sonunda ödenen
çeklerin tutarı olarak ortaya çıkmaktadır. Bu miktarın yukarıda da
gösterildiği üzere aylık ödemeler suretiyle verilen çeklerin tutarı olduğu
ve anlaşmaya uygun biçimde yasa dışı yollarla yurda getirilen demirlere
ilişkin olarak ayrı ayrı partiler halinde verildiği ortaya çıkmaktadır.
Rüşvet anlaşmasının yapılışı, bu anlaşma gereği rüşvet alan ve veren
tarafından ayrıca rüşvet verenin aracısı durumunda bulunan Salih Zeki
RAKICIOĞLU tarafından yapılan eylemler böylece belirlendikten sonra
diğer olguların incelenmesi gerekmektedir.
RÜŞVET ANLAŞMASINDAN SONRAKİ OLGULAR :
A) YASAL OLMAYAN EYLEMLER :
İzmit ve Derince Gümrüklerinde istenilen kadronun
oluşturulmasından, demir ithalatı için gerekli permi ve lisansların elde
edilmesinden sonra; 1978 yılı sonlarından itibaren bu limanlardan büyük
ölçüde demir ithalatının başladığı görülmektedir.
Lisansların nasıl elde edildiği ve ithal malı olarak neden demirlerin
tercih edildiği konusunda Salih Zeki RAKICIOĞLU :
E.1981/2 434
«...Lisanslar para ile alınıyor ve (...)’ın kendi üzerine, söylediğine
göre epeyce lisansları vardır.. O zamanlarda demir, sac karaborsa idi. Bu
günkü gibi bol değildi. O zaman büyük kârlar bu işte vardı. O zaman dolar
25 lira idi veya 30 lira idi. Sac ve demir 50 liraya satılıyordu. Bunlar tabi
faturalı olmuyordu zannedersem faturasız alınıp satılıyordu. Şimdi dolar
100 lira oldu, demir 50 lira oldu. Şimdi eskisi gibi demirde bir kâr yok.
Çünkü o zaman hakikaten karaborsa idi. Demir olsun sac olsun hiçbir
yerde yoktu. Onun için o günlerde bu işlerde kârlı bir iş vardı.» demektedir
(K. 6, S. 190).
Gerçekten; 1978 yılı sonlarında başlamak suretiyle İzmit ve Derince
Limanları yoluyla; yurda 1979 yılı Temmuz başlarına kadar binlerce
ton demir, yasal görünüm altında getirilmiş ve işlemleri tamamlanarak
piyasaya sürülmüştür. Öyle ki; yasa dışı eylemlerin anlaşıldığı 1979 yılı
Temmuz ayı ortalarına kadar yapılan ithal işlemleri büyük ölçüde şüpheyi
çekmeden süregilmiş, binlerce ton işlenmiş demir, çelik mamulleri «hurda»
adı altında ve çeşitli yollardan rüşvet anlaşması sonucu oluşturulan kadro
ve sistem sayesinde yurda sokulmuş, durumun anlaşılmasına kadar
gümrüklerden tamamen çekilmiştir.
Bu işlemlerin gerçekleştirilmesinde, getirilen kaçak demirlerin resmi
sundurmaya alınmadan, gümrük işlemlerinin tamam lattırılması büyük rol
oynamıştır.
Kaçak demir sirkülasyonunun ortaya çıkarılmasına kadar (...) ve
demir işlemlerinde birlikte hareket ettiği arkadaşı İhsan ÖNAL vasıtasıyla
yurda getirilen demir miktarları şöylece belirlenmektedir :
GEMİNİN ADI TONAJI GELİŞ TARİHİ KİME AİT OLDUĞU
CHINA 3 839.668 22.1.1979 (...)
KAPTAN SEFER 998.822 29.1.1979 ÖNAL TİCARET
MİSNANA 1099.430 5.2.1979 (...)
KOTEL 1932.658 1.2.1979 (...)
BLAKS SEA 931.840 26.12.1978 ÖNAL TİCARET
OHRUTEN OLDENDORF 3699.920 14.2.1979 (...)
KARABİO 4297.380 22.3.1979 (...)
BLAKS SEA 1182.240 5.3.1979 ÖNAL TİCARET
ARGO GLORY 2360.380 30.4.1979 (...)
435E.1981/2
AKÇA 1 971.870 26.4.1979 ÖNAL TİCARET
BLAKS SEA 1099.900 5.4.1979 ÖNAL TİCARET
HİMNO 1 1345.790 4.6.1979 ÖNAL TİCARET
BLAKS SEA 1157.120 30.4.1979 ÖNAL TİCARET
NİKOS 3005.220 4.6.1979 ÖNAL TİCARET
HANNELİSSA 999.254 20.3.1979 ÖNAL TİCARET
HANNELİSSA 3381.590 9.7.1979 (...)
MARMARİS 1 2854.348 28.4.1979 ÖNAL TİCARET
(K. 23, S. 131 ve devamı).
Bu arada; getirilen demirlerin yurt dışından kimler aracılığı ile ve
hangi yollardan getirildiğinin belirlenmesinde de yarar vardır.
Demirlerin yurda getirilmesini İsviçre’de bulunan paravan şirketler
«ÜNİDOR S.A.» Firması ile «METAL UNİON ETABLİS SEMENT»
Firması organize etmiştir (K. 23, S. 132, 159, 166).
Bu şirketlerin, yapılan araştırmalar sonucu saptanan durumları
şöyledir:
«ÜNİDOR S .A.» Firması 16.1.1961 tarihinde kurulmuş bir İsviçre
A.Ş. dir. Adresi 80, RUE DU RHONE, CENEVRE dir. Şirket resmen
Peter Sommer Holder ve arkadaşlarının yönetimindedir. 1976 yılına kadar
bekleyiş içerisinde olan şirketin bu tarihten sonra, Türk tabiiyetli, Atilla
ÖZÇELİK’in yönetimine geçtiği, bundan sonra şirketin önemli inkişaf
sağladığı görülmektedir. Şirket faaliyetini demir ve çelik maddelerinin
ticareti olarak İsviçre dışına, Türkiye’ye yönelik olarak belirlemiş 1978
‘yılına kadar yalnız Türkiye ile ticari ilişkilerde bulunan şirketin bu
yıl da Türkiye’ye yapmış olduğu satışların tüm satıştaki payı % 82.2
oranında olmuştur. Aynı yıl şirketin iş hacmi 32.570.318.90 İsviçre
Frangına ulaşmış, net kârı da; 416.077.47 İsviçre Frangı olmuştur. Şirketin
gerçek sahibi olarak Atilla ÖZÇELİK’in belirlenmesine rağmen, Şirket
Yöneticisi veya sorumlusu olarak, resmen bu kimse görülmemektedir.
Öte yandan, anılan kişinin; mobilya yolsuzluğuna karışmış firmalardan
«İNTERTRADIMPEX» Şirketinin de yöneticisi olduğu saptanmıştır (K.
23, S. 217 ve devamı).
«METAL UNİON ETABLİSSEMENT» Firmasının ise adresinin
gösterildiği, «LUGANO» Kenti, Ticaret Odası ve sicilinde kayıtlı
E.1981/2 436
bulunmadığı, buna mukabil VADÜS ticaret sicilinde kaydının bulunduğu,
7.8.1974 tarihinde kurulan bu firmanın; faaliyet konusunun ise her
türlü menkul, gayrimenkullerin alım satımı ile, sanayi, ticari ve mali
teşebbüslerin kurulması ve kurulmuş olanlara iştirak edilmesi şeklinde
belirlenmiştir. 20.000.— İsviçre Frangı sermaye ile kurulan şirketin
görünürde faaliyeti bulunmadığı iş hacmi ile ilgili bilançoları gösterir
kayıtların neşredilmediği anlaşılmıştır (K 23 S. 216 ve devamı).
b) YASA DIŞI EYLEMLERİN ORTAYA ÇIKIŞINA İLİŞKİN
OLGULAR :
Yaklaşık 7 aylık bir süre içerisinde gerçekleştirilen yasa dışı ithal
işlemleri, Kocaeli Emniyetine yapılan bir ihbar sonucu ortaya çıkarılmıştır.
İstanbul Emniyet Müdürlüğünün, Kocaeli Emniyet Müdürlüğüne
gönderdiği 12.7.1979 günlü, bir yıldırım telgrafla, Yarımca Belediye
İskelesine yanaşmış olan «ZEHRA GÜVELİ» isimli bir gemiyle
kaçak olarak manifesto fazlası demir mamullerinin tahliye edileceği
bildirilmiştir (Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi E. 979/266 sayılı dosya, S.
32/1). Kocaeli Emniyet Müdürlüğü, söz konusu gemiye derhal elkoyarak
yasal işlemlerin tamamlanmasına girişir. Yapılan ön incelemede gemide
manifesto fazlası mal olduğu, malların asıl sahibinin 14.7.1979 tarihine
kadar gelmediği ve konişmentoyu ibraz etmediği ve bu arada; gemide
yasal işlemleri yürüten emniyet görevlisine büyük miktarda «rüşvet»
teklif ettiği saptanmıştır (Sözü edilen dosya, S. 33/1).
Gerçekten konuya ilişkin bilgilere inildiğinde; Kayhan GÜVELİ ye
ait «ZEHRA GÜVELİ» Gemisinin 79/2 sefer sayısı ile, 9.7.1979 tarihinde
«Burgaz» Limanından yüklediği demirlerle hareket ederek, 10.7.1979
tarihinde İzmit Limanına geldiği ve demirleri «UNİDOR» Firmasının
gönderdiği, muhtevasının ise toplam 1.055 ton tutarında demir, kütük,
levha ve rulodan ibaret olarak, «EMRE» gönderildiği anlaşılmaktadır.
İncelemeler biraz daha derinleştirilince; yukarda sözü edilen rüşvet
anlaşması ve buna bağlı olarak gerçekleştirilen atamaların durumu
açıklık kazanmaktadır. Demirlerin henüz İzmit Limanına gelmesinden
bir gün önce, (...) ve Mustafa ŞEHİRLİ, İzmit Gümrük Müdürlüğüne
verdikleri 9.7.1979 günlü dilekçelerle sözü edilen gemideki malların,
ithal müsaadelerinin ikmaline kadar Yarımca Belediyesi Liman Sahasına
boşaltılmasını talep ederler. Aynı gün, Gümrük Müdürü Mehmet Ali
437E.1981/2
BERK bu istemleri kabul eder ve gereğini yapmak üzere Müdür Muavini
Nuri YIĞILITAŞ, muayene memuru Kemal YETKİN ve kolcular Hüseyin
USLU, Şıho ERTEM’i görevlendirmiştir (Sözü edilen dosya, S. 4/1, 5/1).
Adıgeçen Müdür Muavini ve muayene memuru düzenledikleri
11.7.1979 günlü tutanakla, Belediyece tahsis edilen bu yerin sundurma
niteliğinde olduğunu saptarlar. Sözü edilen bu tutanakta, sundurma
rejiminin uygulanabilmesi için gerekli hiçbir özellik ve niteliklere
yer verilmemiş ve hangi şartlarda Belediyenin bu yerinin sundurma
olarak kabul edildiği gösterilmemiştir (Sözü edilen dosya S. 9/1). Oysa;
yasal yönden bu tür bir uygulamanın geçerli sayılabilmesi mümkün
değildir. 1615 sayılı Gümrük Kanununun 51. maddesi SUNDURMA
ve ANTREPOCULUK hizmetlerinde uygulanacak yöntemi belirlemiş,
öncelikle; bu hizmetlerin «Kanunen tekeline verilmiş bir işletme varsa»
onlarca yapılacağını, işletme idaresi bulunmayan yerlerde gümrük
sundurmalarına, bunun da olmaması halinde, gümrükçe müsaade olunan
yerlere konulabileceğini kurala bağlamıştır. Gümrük Yönetmeliğinde ise,
sundurmaların özellikleri, taşıyacakları nitelikler, kontrol ve muhafazası,
buralara giriş-çıkışlar, malların durumları açıkça gösterilmiştir. Yasal
hükümlere göre yurt dışından getirilen bu tür demirlerin konulacağı
sundurma, TCDDY Derince Liman işletmesine bağlı resmi sundurmadır.
Bu sundurmanın tüm yasal nitelikleri taşıdığı ve ayrıca, Ulaştırma
Bakanlığınca Gümrük ve Tekel Bakanlığına gönderilen 7.1.1978 günlü,
718 sayılı yazıda konu bir kere daha belirtilerek bu sundurmanın zorunlu
olarak kullanılması istenilmiştir.
Gümrükler Genel Müdürlüğünün, 30.4.1979 günlü, 37281 sayılı
Marmara Gümrükleri Müdürlüğüne gönderdiği yazıda da «İzmit
Körfezine gelecek gemilerin, Derince Limanı haricindeki iskelelere»
boşaltma yapmaması bildirilmiştir. Bu emir İzmit Gümrük Müdürlüğüne
7.5.1979 günlü, 2871/66-3483 sayılı yazıyla tebliğ edilmiştir (K. 15, S.
260). Demirlerin boşaltıldığı Yarımca Belediye sahası ise, sadece boş
bir arsadan ibaret bulunmaktadır. İzmit Gümrük Müdürlüğünün bu
uygulaması yanında, demirlerin yapılan kontrol ve tartısı da manifesto
içeriğine ters düşmektedir. Manifestoda yazılı 1.055 ton 940 kg. demir
yerine iki misline yakın bir fazlalıkla 2.024 ton 880 kg. demir tesbit edilmiş
ve demir kalitelerinin dahi manifestoya uygun düşmediği saptanmıştır
(Sözü edilen dosya, S. 61/1, 62/1).
E.1981/2 438
«ZEHRA GÜVELİ» gemisinin 79/2 sayılı seferine ilişkin tahkikatın
böylece yürütüldüğü sırada; benzer olayların aynı geminin 79/1 sayılı
seferinde dahi cereyan ettiği söylenebilir. Aynı gemi 23.6.1979 tarihinde
«Burgaz» Limanından yüklediği demirlerle tarihinde İzmit Limanına
gelmiş; «UNİDOR» Firmasının gönderdiği toplam 807 ton demiri
getirmiştir. Malların büyük bir bölümü (...) adına gönderilmiştir. Bu
kere malların gelmesini takiben, Turan AYVANOĞLU 25.6.1979 günlü
dilekçeyle İzmit Gümrük Müdürlüğüne başvurmuş; «Göztepe» de İhsan
ÖNAL’a ait bir deponun sundurma olarak kabulünü istemiştir. Gümrük
Müdür Muavini Salim GÜNDÜZ bu rejimin uygulanmasını aynı dilekçe
üzerinde derhal kabul etmiş ve gereğinin yapılması için Kemal YETKİN,
İlyas BAYDAR, S. SAVTEKİN’i görevlendirmiştir. Adı geçenler,
yukarıdaki olayda gösterilen tutanakta olduğu gibi hiçbir gerekçe
göstermeksizin ilgili depoyu sundurma olarak tespit etmişler ve bunun
sonucu gemi ile gelen demirlerin belirtilen depoya naklini sağlamışlardır
(Sözü edilen dosya, S. 68/1, 67/2). Bu malların anılan yere getirilmesinde,
tahliyesinde Gümrük idaresine ait hiçbir görevli de hazır bulunmamıştır
(Sözü edilen dosya, S. 82/38).
Yapılan işlemlerin ne ölçüde yasa dışı olduğu; Marmara Gümrükleri
Başmüdürlüğünün 16.7.1979 günlü, 1980 sayılı yazısında açıklanmış,
gümrük denetim ve emniyeti konusunda hiçbir tedbirin alınmadığı yasal
olarak tutanak düzenlenip müdürlüğe ibraz edilmediği, müdürlükçe hiçbir
inceleme yapılmaksızın sundurma rejiminin kabul edildiği ve bunun gibi
birçok noksanlıklar saptanarak tüm belgeler İzmit Gümrük Müdürlüğüne
iade edilmiştir (Sözü edilen dosya, S. 66/3).
Sonradan yapılan işlemlerde dahi manifestoya göre 10 ton 520
kg. (19.7.1979 günlü tartıya göre de 15.500 kg.)sac’ın noksan olduğu
ve yaptırılan bilirkişi incelemesinde; incelenen demirlerin manifestoda
gösterilen demirlere uymadığı, manifestodaki soğuk kangalların hiç
mevcut olmadığı, diğerlerinin ise birinci sınıf işlenmiş mamul mallar
oldukları tespit edilmiştir (Sözü edilen dosya, S. 72/1, 71/1).
Bu arada dikkati çeken bir husus da demirlerin getirildiği
«ZEHRA GÜVELİ» gemisinin «çift tonaj» kullanmak suretiyle yasa dışı
eylemlere kolaylık sağlamasıdır. Bu gemi için; Liman Müdürlüğünce,
«açık şalter güverteli» durumuna göre 499.46 gros ton olarak tonilato
belgesi düzenlenmiştir. Oysa aynı gemi, klas müessesesinden «kapalı
şalter güverteli» durumuna göre de tonilato belgesi almış ve liman
439E.1981/2
müdürlüğündeki görülen tonajdan daha fazla yük alabilme olanağına
kavuşmuştur. Bu durumun sağladığı yarar şöylece belirlenmektedir. 500
gros tondan küçük gemiler, Liman Başkanlığından «yanaşma ordinosu»
almadan ve kılavuz nezareti dışında dilediği rıhtımlara yanaşabilmekte,
böylece görevlilerin kontrolundan bir kere daha kaçabilme olanağına
kavuşmaktadırlar (K. 15, S. 128, 130). Sonuçta; «ZEHRA GÜVELİ»
gemisinin her iki seferine ilişkin olmak üzere Kocaeli Cumhuriyet
Savcılığı; (...) ve arkadaşları İhsan ÖNAL, Mustafa ŞEHİRLİ ve Zehra
Güveli gemisinin kaptan ve sahibi, İzmit Gümrük Müdürü Mehmet
Ali BERK, Muavinleri Nuri YIĞILITAŞ, Salim GÜNDÜZ, Gümrük
Muayene Memurları Kemal YETKİN, İlyas BAYDAR ve arkadaşları
hakkında «toplu kaçakçılık suçundan» Kocaeli Ağır Ceza Mahkemesine
kamu davası açmıştır (Sözü edilen dosya S. 81/5).
Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi, her ne kadar sanıkların belirtilen
suçlardan dolayı beraatlerine karar vermiş ve gümrükteki eşyalar
hakkında 1615 sayılı Kanun uyarınca Gümrük İdaresinin işlem yapmasını
kararlaştırmışsa da; sözü edilen bu karar Yargıtay 7. Ceza Dairesinin
3.11.1980 günlü, 4234/5246 sayılı ilâmı ile esastan bozulmuştur. Bozma
kararında, yasa dışı yapılan tüm işlemler açıklanmakta ve varılan sonuçta :
«...Kaçakçılık davasında, mahkemenin olayı 1615 sayılı Gümrük
Kanununun 154. maddesine uygun kasta makrun olmayan manifesto
fazlalığı olarak saptadığı anlaşılmaktadır.
1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanunun 1.
maddesinin ikinci fıkrası ile özel bir teşebbüs hali kabul edilmiştir.
Bu fıkraya göre (Kaçakçılık yapmak maksadıyla icra vasıtalarının
hazırlanması ve kendi feragati ile olmayarak ittihaz edilmiş mani
tedbirler sebebiyle fiilin husule gelmemesi) kaçakçılığa teşebbüs olarak
belirlenmiştir.
Sanık İhsan ÖNAL, Başkomiser Ahmet AYDOĞAN ile yaptığı
konuşmada; yukarıda değinildiği gibi görünürde yükle hiçbir ilişkisi
olmamasına rağmen geminin 350—450 ton kadar fazla hamulesi
olduğunu kabulden sonra bunun nasıl çıkarılacağı yolunda vaki soruya
(gümrük işini bize bırak bizim adamlarımız var) diye cevapladığı tanık
Şeref DURMUŞ’un anlatımları ile de saptanmaktadır.
Sanıkların kastının böylece açıklığa kavuştuğu olayda başlangıçtan
itibaren istediği limana yanaşabilme kapasitesinden dolayı «ZEHRA
E.1981/2 440
GÜVELİ» gemisinin 500’ün altında bulunan tonaj kaydından
yararlanılarak taşıma işi için seçilmesi, yükün konişmento ve manifesto
kayıtlarının bir misli fazlası ile alınması, sundurmanın kontrolden
mümkün mertebe uzak bulundurulacak biçimde seçilmesi, elkonulma
üzerine boşaltma için rüşvet vait ve teklif edilmesi icra vasıtalarının
hazırlanması niteliğinde kabulünü zorunlu kılar.
...Yukardan beri açıklanan ve tartışılan delil ve bulgular karşısında
değinilen eksiklikler de giderilmeksizin inandırıcı olmayan mütalâalarla
eylem soyut manifesto fazlası kabul edilip sanıkların yazılı gerekçelerle
beraatine karar verilmesi,
Yasaya aykırı, müdahil idare vekilinin temyiz itirazları ile
tebliğnamede yazılı istem bu nedenlerle yerinde görüldüğünden
hükmün BOZULMASINA, depo parasının iadesine, 3.11.1980 gününde
oybirliğiyle karar verildi.» denilmektedir.
Toplu kaçakçılık suçları ve buna ilişkin eylemler, aslında bu davanın
dışında kalmaktadır. Rüşvet suçu ve bunun sonucu kurulan sistemin nasıl
işlediğinin açıklanabilmesi bakımından bu suça bağlı icrai eylemlerinin
hangi yollardan gerçekleştiğinin izlenmesi, yasa dışı bu olaylara böylece
değinilmesi yararlı bulunmuştur.
«ZEHRA GÜVELİ» gemisinin getirmiş olduğu kaçak demirlere
ilişkin adli ve idari soruşturmaların yürütüldüğü sırada başka bir gemi
olayı da dikkat çekici bulunmuştur. Bu olay, «NİCOS» olayı olarak
bilinmektedir. «ZEHRA GÜVELİ» gemisiyle yasa dışı yollardan yurda
sokulmak istenen demirlerle ilgili olmak üzere güvenlik organlarının
yürüttükleri soruşturma devam ettiği ve makamların bu işlemlerle meşgul
olduğu sıralarda İzmit Körfezinde; günlerdir bekleyen yabancı bandıralı
bir geminin varlığı görevlilerin dikkatini çekmiş, 26.7.1979 tarihinde
konuyu araştıran mahalli Jandarma komutanlığınca, Yunan bandıralı
«NİCOS» isimli bu geminin 8.7.1979 gününden beri aynı yerde beklediği
saptanmıştır (Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 1979/282 esas sayılı
dosyası, S. 2/1). Geminin journal defteri ve manifestosu incelendiğinde;
gemide, toplam 2.452.970 kg. hurda levha, 499.630 kg. rulo, 486.800
kg. hurda demir olduğu görülür (Sözü edilen dosya, S. 3/1). Gemi;
Bulgaristan’ın, Varna ve Burgaz Limanından mallarını yüklemiştir.
İsviçre kökenli «Metal Union Etablissement» Şirketinin temsilcileri
David ERSÖNMEZ ile Fuat ARPACI tarafından tutulan gemiye yükleri
441E.1981/2
Bulgaristan «İnflod» Acentası tarafından yüklenmiştir (Sözü edilen dosya,
S. 14/1). Gümrük yönünden inceleme yapıldığında; söz konusu gemi için
9.7.1979 tarihli Deniz Giriş Manifestosu ile buna ek olarak mahreçinden
verilen iki adet orijinal manifesto, 1 adet geliş sorgu kağıdının
mevcut bulunduğu, bunların kaptan, Büyükdere ve Derince Muhafaza
Mensuplarınca imzalanmış bulunduğu anlaşılmaktadır (Sözü edilen
dosya, S.10/1 ve ekleri). Malların, 2.939 tonu ÖNAL TİCARET (İhsan
ÖNAL), 499 tonu SASÇELİK Firmalarına ait oldukları gözükmektedir
(Sözü edilen dosya, S. 6/1).
Bu arada, (...) 12.7.1979 günlü iki adet «Konişmento Garantisi»
düzenleyerek malın sahibi gözüken kimselerle birlikte gemide bulunan
demirlerin tamamının kendilerine teslimini talep etmişlerdir (Sözü edilen
dosya, S. 7/1, 7/2).
Ne var ki; bu tarihlerde, «ZEHRA GÜVELİ» olayları ortaya çıkmış
ve beklenmedik gelişmeler olmuştur. Bu durumda 27.7.1979 tarihine
kadar malların alıcıları ortaya çıkmamış ve malları çekmek için başkaca
bir girişim yapılmamış, ayrıca konişmento garantileri ile malların sahipleri
olarak gözüken firmaların ordinoları da geçersiz bulunmuştur (Sözü edilen
dosya, S. 8/1).
«ZEHRA GÜVELİ» olayları nedeniyle bir türlü sahipleri tarafından
boşaltılmayan ve körfezde beklemekte olan bu gemiye nihayet yetkililerce
el konularak hamulesi olan demirler üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesi
sonunda, yeni bir durumun ortaya çıktığı görülmüş ve üç kişiden oluşan
teknik kurul bu demirlerin tamamının, manifestoda gösterilen cinslerinden
farklı olduğunu ve özellikle «hurda» olarak gözüken demirlerin tamamının
gerek ekonomik ve gerekse teknik açıdan kesinlikle «İzabe Hurdası»
olmadıkları ve ayrıca manifesto ile gemi hamulesinin miktar itibariyle de
birbirlerini tutmadıkları saptanmıştır (Sözü edilen dosya, S. 35/1, 36/1,
30/6). Bu arada gemide bulunan 2.952 ton mal için ilgililerce yeni bir
manifesto verilmek istenmiş ve fakat, Marmara Gümrükleri Başmüdürlüğü
bu manifestoyu işleme koymamıştır (Sözü edilen dosya, S. 31/1).
Sonuçta, «sanıklar (...) ve arkadaşları aleyhine manifestoda
gösterilenden cins ve nitelikçe farklı demirleri yurda sokmaya teşebbüs
etmeleri ve ayrıca ithal müsaadesi bulunmaması nedenleriyle toplu
kaçakçılık suçundan tecziyeleri için haklarında kamu davası açılmıştır»
ancak, davanın açıldığı Ağır Ceza Mahkemesi, malların, gemi ile
E.1981/2 442
doğrudan gümrük bölgesindeki limana geldiği, lüzumlu gümrük
formalitelerinin henüz ikmal edilmediği, bunun sonucu teşebbüs halinin
mevcut bulunmadığı nedenleriyle sanıkların beraetine karar vermiştir.
Bu olaylara paralel olarak geçmiş tarihlerde ve takriben bu olaylardan
üç ay kadar önce İsviçre’de bulunan UNİDOR S.A. Firmasından satın
alınan ve yaklaşık 1000 ton demirin kaçak olarak Panama Bandıralı
«HANNELİSSA» Gemisi ile yurda sokulduğu saptanmıştır. Bu gemi
ile getirilen demirler Bulgaristan’ın Burgaz Limanından yüklenmiş
ve 21.3.1979 günlü, 69 sayılı gümrük giriş beyannamesi ile yurda ithal
edilmiştir. İhsan ÖNAL tarafından gerçekleştirilen bu ithal işlemi hakkında
gerekli soruşturma yapılmış ve sonuçta; yasal olmayan eylemlerin
yukarıdaki tertip ve yöntemler çerçevesinde yapıldığı anlaşılmıştır (K. 23,
S. 322, 360).
Demir olayları ile yasal görünüm altında, kaçak demirlerin yurda
sokulduğu ve rüşvet anlaşmasının sonucu bu işlemlerin, gerçekleştirildiği
bir vakıa olarak ortaya çıkmaktadır.
c) BU OLAYLARIN MEYDANA ÇIKMASINDAN SONRAKİ
GELİŞİM :
Gemi olaylarının ortaya çıkması ve yurt dışından kaçak olarak
büyük miktarda demirlerin yurda sokulmak istenmesi kamu oyunda
büyük yankılar uyandırmış, tüm resmi kuruluşların dikkatlerini bu
işlemler üzerine toplamıştır. Bunun sonucu; rüşvet anlaşması nedeniyle
kurulan düzen de büyük ölçüde işlerliğini yitirmiştir. Bu durum, Tuncay
MATARACI’da büyük tepkiler doğurmuş, zamanın Kocaeli Valisi ile
Marmara Gümrükleri Başmüdürüne bu tepkisini değişik biçimlerde
göstermiştir. Kocaeli Valisi İbrahim URAL, sözü edilen bu olaylara ilişkin
olarak aynen :
«İzmit Valisi olduğum sırada telefonla «ZEHRA GÜVELİ»
isimli bir gemide kaçak demirler bulunduğu İstanbul emniyetince ihbar
edildi. Durumu tahkik için Emniyet Müdür Vekilini görevlenlendirdim.
Araştırma sonucu geminin 4-5 günden beri açıkta beklediğini söylediler.
Gemide arama yaptığımızda kimsenin bulunmadığını gördük. Sadece
el yazısı ile yazılmış konşimento getirdiler. Kaptanı sorguya çektik.
Yükün Varna ve Burgaz’dan yüklendiğini, Mois ile Fuat isimli iki kişinin
yüklediğini söylediler. Sahiplerini ise (...) ve ÖNAL olarak tesbit ettik.
443E.1981/2
Daha evvelce de kaçak olarak 21 geminin geldiğini saptadık. Ben ilk
geminin konşimentosundaki miktarının tartılmasını istedim. Nezarette
yapılan tartıda 1300 ton olarak gözüken yükün 2800 ton olduğunu gördük.
Bir kısmı ve üzeri hurda olmasına rağmen öteki bölüm Türkiye’ye ithali
yasaklanan demirlerdendi. Bu safhada iken ismini hatırlamadığım bir
geminin daha gelmekte olduğunu öğrendik. Jandarma kanalı ile araştırma
yaptık ve jandarma işe el koyduğunda yukarıdaki şekilde 1000, 1200
ton civarında hurda demir gözükmesine rağmen 3200 ton demir çıktı.
Hepsi pozisyonları itibariyle Türkiye’ye gelmeleri yasak olan cinstendi,
mahkemeye verdik. (...) dahil, ÖNAL ile birlikte toplam yedi kişi
tutuklandılar.
Bu sırada biz gümrüğün üzerine gittik. Nasıl geldiğini ve bunlara
nasıl müsaade edildiğini anlamak istedik. Hatırımda kaldığına göre Emin
NİZAMOĞLU ismindeki bir kişi Türkiye’ye kaçak gemiler ile mal
getirmenin hiç zor olmadığını söyledi.
Akla gelebildiği kadarıyla Mois ve Fuat’la anlaşan bir kimse
gemiyi boğazdan geçiriyor ve bir gümrük memuru da hamulesine hiç
dokunmadan kağıt üzerine, «Geçti» diye yazıyor. Sonuçta, Yarımca’da bir
gümrük memuru, hamulesi, «Tamam ve uygundur» diye bir kâğıt veriyor
ve sonuçta gemi olduğu gibi boşaltılıyor. Şu şekilde gelen gemilerin 21
tane olduğunu ve mali portresinin ise 4 milyar lira olduğunu tesbit ettik.
Bundan sonra başımızda kıyamet koptu. Görevden alınış sebeplerinden
biri de bu gemiler olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Konu sonradan çok
büyüdü. Anladığıma göre bir — iki gümrük memurunun bu işte yardımcı
olduğunu tesbit ettik. Bunlara işten el çektirdik.
...Bu sırada başka bir olay daha oldu. Çolakoğlu, Metalürji Sanayii
civarında bazı kaçak malların depolandığına dair ihbarlar aldık. Baskın
düzenledik. 8 tane tabanca yakalandı. Neticede İstanbul MAFİA’sındaki
bir adamın bu işin sahibi olduğu anlaşıldı. İşte Tuncay MATARACI ile
burada çatıştık. Evvelki kaçak demirler ile ilgili olmasına rağmen bu
ikinciyi bahane ederek bana telefon etti. Özel Kalem Müdürüm tarafından
telefonla aranmam konusu bana ulaştırıldı. Ertesi sabah kendisini ben
aradım. Bana çok sert çıkış yaptı. O sırada Faruk SÜKAN’da İzmit’te
bir beyanat vermişti. Bu beyanatta Tuncay MATARACI ve teşkilatı
suçlanmıştı. İşte bu beyanatın etkisi altında, bana, «Burayı nasıl basarsınız.
Faruk SÜKAN nasıl beyanat verir. Ben insanın ağzını yırtarım.» anlamına
gelecek şekilde konuştu. Belli bir noktaya kadar geldi. Fakat ben telefonu
E.1981/2 444
kapattım. Kendisiyle bundan sonra Vali-Bakan münasebeti içerisinde
konuşamayacağımı ve beni bir daha aramamasını söyledim. Tahkikat
yaptığımız sırada 1000, 1300, 1500 ton fazlalık tesbit etmiştik. Fakat bu
sırada Bulgaristan’dan bir konşimento daha getirdiler. Maalesef Bulgar
Hükümeti kaçakçılarla işbirliği halinde idi.
Tuncay MATARACI’nın Bakan olarak benimle konuşması ve
müdahalesinin bir amacı da müfettişe evrak verilmemesi idi. Ancak
müfettiş istese, Mahkemeden dosyayı görebilirdi. Bu arada Tuncay
MATARACI, Faruk SÜKAN’ı benim tahrik ettiğime inanıyordu. Faruk
SÜKAN bu konularda daha bilgilidir. Bir konuyu daha söyleyeceğim.
Kaçakçılarla işbirliği yapan ve tutuklanan kimseler maalesef
yakalanmadılar, bu imkanı bulamadık. Çünkü onlar bizden çok kuvvetli
idiler.» demiştir (K. 2, S. 198-210).
Tanık tarafından verilen bu bilgiler son soruşturma sırasında da
aynen doğrulanmıştır (Yüce Divan Tut. S. 1464-1475).
Başbakan Yardımcısı Faruk SÜKAN’da bu konuda :
«Tuncay MATARACI ile ilgili bana intikal eden ihbar ve mektupları
Başbakana bütün çıplaklığı ile intikal ettirdim. Başbakan’a 7.9.1979 tarihli
ve bundan önce de 22.8.1979 tarihli mektupları yazılı olarak gönderdim.
Ve bu mektupları MATARACI hakkındaki isnat ve iddiaların aydınlığa
kavuşturulması için yetkili komisyonun derhal kurulmasını önerdim.
Bu kadar ağır şaibe ve ithamlar altında Hükümetin, dolayısıyla da olsa
lekelendiğini bildirdim ve ayrıca MATARACI’nın derhal Hükümetten
ayrılmasının zorunlu olduğunu bildirdim. Bundan sonra da 1979 senesi
20 Eylül’ ünde istifa ettim. Bu durumu Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri
Halûk BAYÜLKEN’e de 11.10.1979 tarihinde Ek 18 maddelik belge
ile gönderdim. Rüşvet, demir kaçakçılığı ve nüfuz suiistimali konuları
belirtilmiştir.
Demir yolsuzluğu bir dramdır. Milyarlarca liralık suiistimal
yapılmıştır. Kaçak, mamul demir adı altında demir kütük, mamul demir
ve sac levha 1978 yılının muayyen ayından sonra ve ben ayrılıncaya
kadar yüzbin tonun üzerinde yalnız Yarımca Limanına ve Haydarpaşa
Limanına çıkarıldı. Hurda demir adı altında kaçak demir olarak getirildi.
Kocaeli Valisi İbrahim URAL konuyu bana iletti. Ben de mesele üzerine
gittim. Bulgaristan’ın Varna ve Burgaz Limanından iki veya üç günde
445E.1981/2
bir binlerce ton demir, hurda adı altında sahte konşimentolarla uydurma
ve hamiline mevdu olarak girdiler. Orada bir şebeke kurulmuş. Hiç
sundurmaya girmeden doğrudan doğruya geçirilmiş. Kocaeli Savcılığı
da olaya el koydu. Tedbir kararları alındı, demirlerin sahibi (...), İhsan
ÖNAL, Mustafa ŞEHİRLİ isimli şahıslar hakkında gıyabi tevkif kesildi.
Ayrıca Gümrük Müdür, Muavini ve dört - beş tane gümrük memuru tevkif
edildi. Fakat MATARACI bana telefonla «Benim memurlarıma nasıl
müdahale edersiniz, ne yapıyorsunuz» gibi lüzumsuz laflar etti. Fakat ben
aynı ciddiyetle konu üzerine gittim. Demirlerin İsviçre’de UNİDOR isimli
bir demir müesesesi tarafından gönderildiğini, oysa bu Firmanın Atila
ÖZÇELİK isimli eski Sunta ve Mobilya Yolsuzluğuna Şellefyan’la birlikte
ismi karışmış bir kimse olduğunu öğrendim. Ticaret Bakanı kanalıyla
İsviçre’ye müfettiş gönderdik. (...)’in tevkif müzekkeresi kesildi. Fakat
bu kimse hakkında tevkif müzekkeresi infaz olunamadı. Kocaeli Valisinin
bildirdiğine göre demir sahipleri rüşvet teklifinde bulunmuşlar. İzmit
Valisi son derece ciddi, vazifesine düşkün idari âmiridir. MATARACI’nın
kendisine telefon açtığını ve tehdit etmek istediğini bana bildirdi.»
demektedir (K. 2, S. 39, 50).
Demir yolsuzluklarını ve sanık Tuncay MATARACI’nın bu konuda
gösterdiği tepkileri zamanın Marmara Gümrükleri Başmüdürü Erdinç
ÖZERMAN şöyle anlatmaktadır :
«1979 yılı yaz aylarında, Temmuz ve Ağustos döneminde İzmit
Bölgesinde demir olayları büyüdü. Başlangıcından alırsak İzmit’te
bulunan iki gümrükten daha çok İzmit Gümrüğünden ithalat yapılmakta
idi. Derince Gümrüğünden az işlem yapılıyordu. Çünkü, burada tahliye
zorluğu vardı. Gümrük Müdürlüğünün ambarı, sundurması TCDD
Liman İşletmesine ait idi. Ardiye ücreti fazla idi. Oysa, İzmit Gümrük
Müdürlüğünde, Yarımca rıhtımında boşaltma, muayene, tartı ve fiktif
antrepo olarak kolayca işlemler yapılıyordu. Esasen İzmit Gümrük
Müdürlüğündeki idare amirliği değişikliğini de buna bağlamak gerekir
kanaatindeyim...
Demir işlerindeki bu durum gümrük prosedürleri, denetleme, kontrol
dışında başlamıştır. Şöyle ki, Gümrük Kanunu’nun ilgili maddesine göre
bir gemi Türk Kara Sularına girdikten boşaltılıncaya kadar kontrol edilir.
Manifestoya aykırılık halinde cezai hükümler uygulanır. Ve gereğinde
1918 sayılı Yasaya göre işlem yapılır. Kanuna göre gerekli sorumluluğu
havi bir işlem yapılmadan mahalli teşkilatlarca bir gemiye el kondu. İzmit
E.1981/2 446
Valiliği manifesto vermeyen bir gemiye el koymuştur. Kendisine bir ihbar
yapılmış olabilir. Fakat bize bir ihbar yapılmamış ve vilayetten de emir
gelmemişti. Biz kendi prosedürümüzü bir kenara bıraktık. Gümrüğün
bütün evrakını ve memurlarını denetlemeye açık tuttuk. Sonuçta ilgili
görülenler gözaltına alındı. Ve tevkifler oldu. Davalar açıldı. Bu işlemler
devam ederken biz kendimiz de tedbir almaya devam ediyorduk. Hatta
Yarımca sahasına gemi göndermeyelim diyorduk ve Vali beye arz ettiğim
gibi gemileri resmi sundurmada boşaltıp, malın elimizde olmasını
istiyorduk. Ama durumdan biz çok tedirgindik.
İçimizdeki kötü niyetli olanları bilmek ve denetlemek yönünden
merkeze ve valiliğe durumları arz ediyorduk. İşte bu safhada Tuncay
MATARACI bir akşam üstü kafam işlerden adeta lime lime olmuş bir
durumda iken bana telefon etti. Konuşma metnini tam hatırlamıyorum.
Ama mealen, «ne biçim âmirsin! ne biçim başmüdürsün, bostan korkuluğu
musun? biz! seni oraya’ pasif davranman, bostan korkuluğu yapman için
mi tayin ettik? niye bunlara vaziyet etmiyorsun?» tarzında konuştu. Ben de
cevaben, bana karşı itimat sıfıra düşmüş ise beni herhangi bir suretle nakil
etmesini, yahut izinli görevden almak suretiyle uzaklaştırmasını istedim.
Kendisi bu sözüme şaşkınlık gösterdi. Ve bağırdı. Daha sonra, «sen gel»
dedi, «nereye geleyim» dedim, «hayır» dedi, «ben gideceğim, dönüşte
tekrar emir veririm» dedi. Bu konuşma Perşembe günü oldu ve ertesi gün
Bakanlıktan Personel Genel Müdür imzasıyla bir telgraf adım. Ağustosun
on veya onbeşinde teftiş kurulunda bulunmam isteniyordu. Emre uydum,
Ankara’ya gittik, Teftiş Kurulu Başkanı, Müsteşar ve yardımcıları ile
görüştük. Tahminen beş gün sonra Bakan beyle görüştüm ve kendisine
bilgi verdim. Kendisi de bana, «ne biçim başmüdürsün, telefonda tirtir
titriyorsun, bir Bakan’a böyle mi söylenir» dedi. Ve İzmit gazetelerindeki
gümrük aleyhinde bulunan neşriyata karşılık bir teksip hazırlamamı
istedi...» (K. 6, S. 340-357).
İzmit’de cereyan eden demir olayları hakkında zamanın Bakanlık
Teftiş Kurulu Başkanı Necati KÜÇÜKMERİÇ ve müsteşar yardımcısı
Oğuz ANTER verdikleri ifadelerde; gemilere elkoyma ve tahkikat
yönünden usul hataları yapıldığını ve görevlendirilen müfettişe belgelerin
verilmediğini ve bu nedenle bazı suçların açıklığa kavuşturulamadığını
söylemişlerdir.
Öte yandan; kaçak demir olaylarının ortaya çıkışı, aylık ödemeler
447E.1981/2
halinde devam eden rüşvet paralarının aksamasına ve durmasına neden
olmuştur. Öyleki (...) yükümlülüğünü yerine getiremez duruma düşmüştür.
Salih Zeki RAKICIOĞLU bu konuda şu bilgileri vermektedir :
«...sonra (...)’ın İzmit’deki mallarına elkondu ve (...), «yandık,
perişan olduk, bu sefer birkaç kuruşu kazanacaktık.» Kim ihbar etmişse
ne oldu anlayamadık. Sonra, onların üzerinde çok durdular. İş basına ve
Meclislere intikal etti. Ve biz o ara korkmaya başladık. MATARACI’da
bize devamlı «ben sizin için, Mecliste hesap veriyorum. Bu kadar
rizikonun altına girdim, bana sizin tekliflerinizden daha fazla yakınlarım,
tanıdıklarım, sende isimlerini duymuşsun, teklifte bulunmuşlardır. Hepsini
reddettim.» birkaç tane isim verdi. (...)’a da banada aynısını söyledi. Ben
sizi tercih ettim. Sizinle iş yapmayı uygun gördüm. Ama, bu parayla bu
iş olmaz. Ben devamlı Meclislerde bunların ifadesini veriyorum. Bizi
azarladı. O zaman tabi ki Bakandı...
Ondan sonra (...)’la bizim diyalog kesildi. MATARACI devamlı
her gelişinde; «nerede bu adam, taahhüdünü yerine getirmiyor, bana ne
malı yakalanmışsa, beni ne ilgilendirir. Ben taahhüdümü yerine getirdim,
ben paramı isterim, ben seni tanırım» devamlı bana baskı baskı-- Ben de
muhtelif tarihlerde dediği yere ve kendisine 6.000.000. lira civarında para
verdim. Sonradan (...)’ı buldum...
Biz korku belası, bu mecranın içerisine girdik ve çıkmamız da
mümkün olmadı. Bir sene kadar (...)’la devam ettirdik...
Bu paralardan benim zimmetime geçen 20-25 milyon lira civarında
bir para vardır. Bu parayı da, kendisine daha fazla para veremediğimiz için
bir miktarını da kendisine iade ettim. Ayrıca en son bütün ağlamalarımıza
rağmen (...)’ı çok sıkıştırdı. (...) «biz mahvolduk, ne kadar bizden
istiyorsun.» En son iki tane 6’şar milyonluk çek verdi. Bir tanesi tahsil
edildi öbürününde karşılığı çıkmayınca yine benim üzerime hücum
etmeye başladı. Ben «bu adam mahvoldu, bitti. Gemilerine elkondu.
Parayı alamadı, ne istiyorsun bu adamdan.» Al şu çeki git. «Ben anlamam,
ben seni tanırım git bu parayı tahsil et, bana getir.»
(...)’ın da durumunu gözönünde tutarak, perişan vaziyette olduğunu
bildiğim için, bu parayı ödeyecek gücünü bildiğim için, (...)’a gittim ve
«çeki al kardeşim (...), şu çekini, ne yapalım, bu adamla boğuşulacaksa
ben boğuşacağım.» Ve o çeki geri iade ettim.» (K. 6, S. 170, 171, 173).
E.1981/2 448
Salih Zeki RAKICIOĞLU, kendisinin bu ödemeler sırasında zaman
zaman telefonla değişik kaynaklardan gelmek üzere tehdit edildiğini
bildirmiş ve bu tehditlerin nereden geldiği konusunda sorulan bir soruyu
da şöyle yanıtlamıştır :
«Tuncay MATARACI dışında bulunan kişilerde olur. Kendisi de
bu işi yaptırabilir. Kendisi de bu işi bizzat hazırlayabilir, tezgahlayabilir.
Buna da inanıyorum» (K. 6, S. 188).
Salih Zeki RAKICIOĞLU, Tuncay MATARACI’nın, Kocaeli
Valisiyle yapmış olduğu telefon görüşmesine de tanık olmuş ve bu konuda
şunları söylemiştir :
Kocaeli Valisiyle telefonla bu demirlere el konduğu için, «sen
gümrük sahasına nasıl girersin, nasıl yaparsın, seni nasıl ilgilendirir»
şeklinde konuşmuştur» (K. 6, S. 189).
Sanıklardan (...)’de, getirilen demirler konusunda :
«...1978 ve 1979 tarihlerinde, Tuncay MATARACI’nın Bakanlığı
döneminde, bizzat kendi adıma veya toplanan permi, lisanslar ve diğer
formalitelerini ikmal etmek suretiyle çektiğim demirler, 25 bin ton demir-
çeliğim vardır. Aşağı yukarı tahmin ediyorum ki, 60-70 bin ton vardır,
belki de fazladır-- » (K. 6, S. 220). Dedikten sonra ayrıca ödemeler
konusunda da şunları ilave etmiştir :
«İlk, hurdalar için verdiğim 20-30 milyon tutarındaki ödemeden
sonraki ödemelerde çok zorlandım, İlla para, illa para diye. İş yapılmış
değil, birşey getirmiş değilim. Piyasadan silindik çıktık. Bu kadar
zorlamayla, Salih ağabey bana baskı yapıyor; bu beni bırakmıyor, aman
para getir, dur bakalım ne bizi bu kadar zorluyorsun diyorum. «O. beni
zorluyor» diyor Salih ağabey. Kendisi de defalarca aramış beni telefonla.
Ben para vermeyince, benim yazıhanemden aramış birkaç defa Tuncay
bey...» (K. 6, S. 322).
d) RÜŞVET PARALARININ BELLİ KİŞİLERDE
TOPLANMASI OLGUSU :
Rüşvet anlaşması sonucu; (...)’den, Salih Zeki RAKICIOĞLU
ile intikal eden paralar, Tuncay MATARACI’nın direktifi ile; yakın
arkadaşlarına veya akrabası durumunda bulunan kimselere aktarılmış
ve bunların sarfı, Tuncay MATARACI’nın talimatına göre yapılmıştır.
449E.1981/2
Bunların Halil İbrahim DEMİR, Ali YILDIZ ve bir raslantı sonucu
10.000.000.—- TL. tutarındaki bir çekin hesabına geçtiği görülen Ahmet
BOZKURT, Yeğeni Hakkı KALKAVAN olduğu anlaşılmakla, ayrıca Salih
Zeki RAKICIOĞLU da, Tuncay MATARACI’ya iletilmek üzere kendi
zimmetinde yukarda belirtilen miktarlarda paranın bulunduğunu kabul
etmektedir.
Sanıklardan Halil İbrahim DEMİR, Ali YILDIZ ve Hakkı
KALKAVAN’a ilişkin eylemler, rüşvet suçu dışında ayrı birer suç konusunu
oluşturduklarından bu bölümde bunların üzerinde durulmayacaktır.
ESAS HAKKINDA MÜTALÂA
Cumhuriyet Başsavcısı esas hakkındaki mütalâasında :
«Biraz önce değinilen Haydarpaşa Gümrüklerinde bulunan
demirlerin ithali gerçekleştirilemeyince Tuncay MATARACI’nın (bırakın
bu hurda işini başka demir getirin para kazanalım) yolundaki teklifi
üzerine anlaşma zemini hazırlanır; kilo başına iki liralık- öneriye karşı
ayda 15-20 milyon lira istenir ve bu yolda iş yürütülür.
Öncelikle Kocaeli Gümrüğünde bir kadro oluşturulur. (...)’in adlarını
verdiği (Mehmet Ali BERK, Nuri YIĞILITAŞ, Ali CAN, İlyas BAYDAR
ve Özdemir TÜRKER) adındaki memur ve kolcular Kocaeli’ne atanırlar.
Bu konuda Müsteşar Yardımcısı Metin YAVUZ’un (Derince Gümrüğüne
tayin edilenler beyaz formülle oldu. Bu iş için seçilmiş kişilerdi) şeklindeki
sözleri ilginçtir.
Nuri YIĞILITAŞ sicil durumuna göre, 2.7.1977 tarihinde
kaçakçılığa iştirakten Bakanlık emrine alınmış, 2.9.1978’de de vergileri
ödenmeden eşya ithaline sebebiyet verdiği için memuriyetten çıkarılması
teklif olunmuş bir kimsedir.
Bu kişi Tuncay MATARACI tarafından müdür muavinliğine getirilir.
Özdemir TÜRKER hakkında 1918 sayılı Kanun’a göre işlem yapılmış,
24.8.1978 tarihinde emekliye sevk muameleleri onanmış ve 13.9.1978
de emekliliğe sevk edildiğine dair tutanak düzenlenmiş iken aynı tarihli
dilekçesi üzerine Tuncay MATARACI tarafından verilen 16.10.1978 tarihli
emirle bu kişinin emeklilik işlemleri iptal edilmiş, 9.11.1978 tarihinde de
bizzat Tuncay MATARACI tarafından Derince Gümrük Muhafaza Bölge
Amiri olarak atanmıştır.
E.1981/2 450
Ali CAN ve İlyas BAYDAR da gene 8.9.1978 ve 20.10.1978
tarihlerinde açıktan İzmit Gümrük Müdürlüğü kolculuklarına tayin
edilmişlerdir.
(...) bu kişilerin adlarını kendisinin verdiğini beyan ettiği gibi
bu hususu Salih Zeki RAKICIOĞLU’da doğrulamıştır. Bu şekildeki
düzenlemeden sonra (...)’in demir ithal işleri İzmit Derince Gümrüğünden
yoğun bir şekilde yapılmaya başlanmıştır.
(...), duruşmada, bu dönemde 400-500 milyon liralık demir ithalini
gerçekleştirdiğini ifade etmiştir.
Ancak Kocaeli Valisi İbrahim VURAL ve İzmit C. Savcılığının iki
gemiye el koyması üzerine durum karışmış olay basına aksetmiştir.
(...)’in Türk Ticaret Bankası Yeldeğirmeni Şubesindeki hesabından
21.9.1978 ile 13.1.1979 tarihleri arasında en az 2,5 milyon olmak üzere
sekiz kalemde (43.500.000) lira, aynı Bankanın Aksaray Şubesinden de
5.2.1979 ilâ 8.2.1979 tarihleri arasında en azı bir milyon olmak üzere
onbir kalemde 71 milyon liralık çeklerle ödemelerde bulunulmuştur.
Salih Zeki RAKICIOĞLU 18 milyon lira tutarındaki dört adet
çek bedelini önce kendi banka hesabına geçirmiş, bilahare Tuncay
MATARACI’ya hamiline düzenlediği çeklerle verdiğini ifade etmiştir. On
milyon lira tutarındaki çek Tuncay MATARACI’nın arkadaşı ve terzisi
Ahmet BOZKURT’a verilmiş, 51 milyon liralık 9 adet çeki de Salih Zeki
RAKICIOĞLU doğrudan doğruya Tuncay MATARACI’ya verdiğini ifade
etmiştir.
Çek bedellerinin tamamının (...)’in banka hesabından tahsil edildiği
saptanmıştır.
(...)’den tahsil edilen bu paranın (10.500.000) lirası Tuncay
MATARACI ve Köksal MATARACI’nın Vakıflar Bankası Rize
Şubesindeki; (1.275.000) lirası Köksal MATARACI’nın Akbank Rize
Şubesinde bulunan hesaplarına, (2.500.000) lirası Köksal MATARACI’nın
Akbank Arnavutköy Şubesindeki hesabına (25.000.000) lirası Vakıflar
Bankası Ankara Merkez Şubesindeki Ali YILDIZ’a ait YILDIZ Tuğla
hesabına, (40.200.000) lirası Halil İbrahim DEMİR adına Türk Ticaret
Bankası Altınbakkal şubesinde açılmış paravan hesaba aktarılmış, 200
bin lirası Köksal MATARACI, 850 bin lirası da Tuncay MATARACI’nın
yeğeni Hakkı KALKAVAN tarafından bankadan naklen tahsil olunmuş,
(210.000) lirası Sheraton Oteli harcamalarına, 200 bin lirası Mataracıların
451E.1981/2
Rize’de satın aldıkları arsa bedeli olarak satıcıya, ayrıca 150 ve 300 bin
lirada Köksal MATARACI’ya nakden ödendiği ekstraların incelenmesi
ve Salih Zeki RAKICIOĞLU, İbrahim Demir ve diğer ilgililerin
beyanlarından anlaşılmıştır.
(...)’den alınan bu paranın (23.500.000) lirası Salih Zeki
RAKICIOĞLU’nun ve (23.900.000) lirasıda Halil İbrahim DEMİR’in
uhdesindedir.
İzmit Derince Gümrüklerine yapılan tayinler, «ZEHRA GÜVELİ»
gemisine vali tarafından elkonulması üzerine Tuncay MATARACI’nın
gösterdiği tepki, banka hesaplarındaki artış, (...) ve Salih Zeki
RAKICIOĞLU’nun açık beyanları, tanıkların ifadeleri, olayların cereyan
şekli bu menfaat sağlama ilişkisinin akla durgunluk veren düzeye ulaştığını
kesin olarak kanıtlamaktadır.»
Normal yollarla, yani Kanun ve Kararnamelere uygun olarak
yapılacak ithalatta bu düzeyde rüşvetin verilip alınmasına olanak
bulunmayacağı gibi verilip alınan rüşvet bir sefer gelen mal için de
değildir.
Bu itibarla;
1 — Tuncay MATARACI’nın eylemine uyan TCK. 213/2, 80,
225/1, 227/2 ve 31 inci,
2 — (...)’in TCK. 225 ve 80 inci, maddeleri gereğince
cezalandırılmalarına karar verilmesine,
3 — Salih Zeki RAKICIOĞLU rüşvet anlaşmasına aracılık ettiği gibi
alınan paraların bir kısmını hesabında saklamıştır. Tuncay MATARACI ile
işbirliği içerisindedir. Bu nedenlerle eylemine uyan TCK’nun 226 maddesi
delaletiyle 231/2, 80, 225/1, 31 inci maddelere göre cezalandırılmasına,
karar verilmesini» talep etmiştir.
SANIKLARIN SORGULARI VE SAVUNMALARI :
A) SANIK TUNCAY MATARACI’NIN SORGUSU VE
SAVUNMASI :
1 — Sanık, Soruşturma Komisyonu önündeki ifadesinde :
«İzmit’teki demirler olayına elkoyan İzmit valisi haksızdı. 1918
sayılı Yasa hassas bir yasadır. Demir kaçakçılığı yapıldığı hakkındaki olay
teftiş kuruluna intikal ettirilmiştir. Oradaki arkadaşların bildirdiğine göre
E.1981/2 452
İzmit Valisi yanlış uygulama yapmıştır. Nitekim adamlarda beraat etti.»
demiştir. (K. 1, S. 75)
Suç konusu olarak gösterilen çekler ve banka işlemleri ile ilgili
olarakda;
«Salih Zeki RAKICIOĞLU, Şaban EYÜBOĞLU, Halil İbrahim
DEMİR’in kendi aralarındaki işlemlerden dolayı benim hakkımda
bir suç unsuru aramanın hukukta yeri yoktur. Kendi aralarında vergi
kaçırmak için yaptıkları muamelelerde beni alet etmek istemişlerdir. Bu
kimselerin çek işlemleri, yaptıkları işlemler için bir Bakanın bu şekilde
hareket edebilmesi akıldan yoksun olmasına bağlıdır. Benim bunlardan
hiçbirinden haberim yoktur» (K. 1, S. 164-165).
Erdinç ÖZERMAN’a telefonla talimat verdim. İzmit’e gitme
imkanımız yok. Telefon konuşma olanaklarımız yok. Haberleşme
olanağı bulunsa, bu duruma tevessül edilmezdi. Personeli evime
çağırıp konuşabilirim. Bunu kötüye yorumlamaya gerek yok. Erdinç
ÖZERMAN’ı Tarabya Oteline çağırdım. Oteldeki buluşma nedeni ile
dönen kombinezonu ben nerden bileceğim. Köksal MATARACI’ya, Ali
YILDIZ’a, Salih AYDIN’a, Hakkı KALKAVAN’a intikal etmiş çekler
kendileri ile ilgili borç alıp verme sonucudur. Ben bu çeklerin nasıl
intikal ettiğini, nasıl verildiğini şu anda nasıl kanıtlayayım. Bakan olarak
görevimi yaparken bu olayların cereyanını nasıl anlayabilirim. Bir insan
diğerinden borç alabilir, aralarında yardımlaşabilir. Ticarette normal
şeylerdir.» şeklinde açıklamıştır (K. 1, S. 169-171).
2) Sanık Yüce Divan’da şu açıklamaları yapmıştır :
«Soruşturma Komisyonunda ifade etmiştim. Tamamen hiç ilgisi
olmayan irtibatlar kurulmak istenmiştir. Ben (...)’i ilk defa Soruşturma
Komisyonunda görmüşüm,, kendisiyle denildiği şekilde konuşma
olmamıştır. Biraz önce Haydarpaşa’daki 30.000.000.— TL. rüşvet iddiası
edilen konuda Salih Zeki ve (...)’in ifadelerini hep beraber dinledik. O
zaman da arz ettim, buna bir kılıf hazırlamak için Ali YILDIZ eskiden
tanıdığım arkadaşım idi. Müteahhit olarak sıkıştığı zaman da oluyordu.
Halil’le kendisi borç olarak bir 10 milyon lira bir de 3 milyon lirayı, 13
milyon lira borç para almıştı. Bu parayı da kendisine ödediğini bana kendisi
söylemiştir. İzmit’te bir olay oldu. Olay neticesinde Teftiş Kurulu Başkanı
Necati KÜÇÜKMERİÇ zamanın Müsteşar Muavini Oğuz ANTER; bu
453E.1981/2
olayların sonucu hakkında, Valinin yanlış yol takip ettiğini ve Gümrük ve
Tekel Bakanlığı olarak bizimle müştereken hareket etmeleri gerektiğini
ifade etmişlerdi. Kocaeli Valiliğine bu konu ile ilgili yazdığımız bir yazı
olacak. «Buradan yarın doğacak olan herhangi bir sorumluluktan Bakanlık
olarak biz mesul değiliz. Burada yanlış yol takip edilmektedir.» diye
Valiliğe uyarır mahiyette bir yazı yazılmıştır. Sonunda öğreniyoruz ki, bu
demirler (...) denilen firmanın demirleri olduğunu ve sonunda zannımca
beraat ediyor. Ve bizim yazdığımız resmi yazıya karşılık da bize herhangi
bir yanıt da Kocaeli Valiliği vermemiştir. Faruk SÜKAN da «bana bu konu
için 50 milyon lira teklif ettiler» diye bir ifadesi vardır ve basında çıkmıştı.
Kocaeli Valisine : siz Faruk SÜKAN’ın Valiliğini mi yapıyorsunuz, yoksa
Hükümetin Valiliğini mi yapıyorsunuz, bize de ilgili Bakanlık olarak
haber veriniz ki size yardımcı olalım, diye aramızda bir tartışına olmuştu.
İzmit ve Derince Gümrüklerine yapılan atamalar politikacıların arzusu ve
istikametinde yapılmaktan öteye bir niyet taşımamaktadır. Arkadaşlarım,
dost olarak görünen insanlar, benim ismimi istismar etmek suretiyle
birtakım işlere girmişlerse benim bunlardan kesinlikle haberim olamaz.
Tarabya Otelinde, Erdinç ÖZERMAN’a: Eğer yasal yönden bir sakıncası
yoksa, herkese yaptığınız gibi, arkadaşlara yardımcı olun demenin
ötesinde kesinlikle başka bir şey olmamıştır.»
3) Sanık vekili savunmasında şu konulara yer vermiştir :
«Salih Zeki RAKICIOĞLU ve diğerleri, kişisel olarak menfaat
temin ederken, müvekkilime de hulus ile yanaşmakta, ondan yana ve yakın
görünmekte ve ihtiyacı mevcutsa yardım etmek istemektedir. Öte yandan
bir vesile ile evvelce açıklandığı üzere, Derince Limanından demirler
gelecek, Limana yanaşacak, bunlar tahliye edilecekler, tartıdan, vergiden
uzak tutulacak bunlar depolardan arabalarla başka yerlere nakledilecektir.
Gümrük ve Tekel Bakanı Tuncay MATARACI’nın görevi, mevkii ve işi
buna yetmez. Derince’den bu tür kaçak demir ithalinin gerçekleştirilmesi
sanık (...) ve Salih Zeki’den başka o yerin gümrük müdürünün, muayene
memurunun, ambar memurunun, tartı memurunun, nakliyecinin bu
fiillere iştirakleri ile mümkün olabilecektir. Yani açıkçası, tüm bu
şahıslar arasında işbu kaçakçılık toplu halde yapılacaktır. Parlementer
arkadaşlarımın tavassutu ile yapılan tayinler kaçakçılığın vukuuna delil
olamaz. Bu memurlar hakkında bu eylemlerinden ötürü dava açılmış
mıdır? Bu kimseler tahkikat sırasında ve duruşmalarda dinlenilmiş midir?
Oysa, ortada ne demir vardır, ne gemi vardır, ne da olayda hizmet ettikleri
E.1981/2 454
iddia edilen sanıklar hakkında hükme bağlanmış bir dava. Salih Zeki, (...),
Halil İbrahim DEMİR, Adem RAKICIOĞLU aralarında dönen çekler
1973 senesinden beri devam eden özel ilişkiler nedeniyle verilmiştir.
Yüce Divan, tevsii tahkikat isteğimizi kabul buyurmuş olsa idi belirtilen
yıldan itibaren bu sanıkların ticari ilişkileri, gizli para alış verişleri, resmi
defterleri ve belgeleri incelense idi durum ortaya çıkacaktı. Kaldı ki,
aslında Gümrük ve Tekel Bakanının görevi de ithalata ilişkin işlemlerde
etkili ve yetkili bulunmamaktadır. Bakan, bu demirleri (yani kaçak
gelecek demirleri) kaçak olarak yurda sokunuz diyemez, demiş olsa bunu
kim dinler. Tervici merama muktedir olmayan bir konu ve yukarıda arz
edilen nedenlerle müvekkilimin beraatine karar verilmesini talep ederim.»
4) Sanık Tuncay MATARACI’nın bu savunmaya eklediği
hususlar :
Sanık Tuncay MATARACI, vekilinin savunmasına aynen iştirak
etmiştir, ilave olarak, Soruşturma Komisyonunda ve Yüce Divan’da vermiş
olduğu beyanlarını tekrarlamış ve devamla Halil İbrahim DEMİR’le
aralarında borç-alacak, yardımlaşma mahiyetinde birtakım ilişkilerin
bulunduğunu, ancak (...)’den gelen çeklerin hiçbirini görmediğini ve
sanıklar Salih Zeki ve Halil İbrahim aralarında mevcut parasal ilişkilerin
kendisi tarafından bilinmiyeceğini, bu kimselerin Mamak’ta bir araya
gelerek ve gördükleri baskı sonucu bir senaryo hazırladıklarını söylemiştir.
B — SANIK (...)’İN SORGUSU VE SAVUNMASI :
1) Sanığın Soruşturma Komisyonu önündeki beyanları :
Soruşturma Komisyonunca sanığın, diğer sanıklarla yüzleş tirilmeleri
de dahil olmak üzere 5 kez ve ayrı tarihlerde ifadesine başvurulmuştur.
Sanık, 23.1.1981 günlü ilk sorgulamasında, suç konusu olaylara
ilişkin hiçbir açıklamada bulunmamış, sadece, İzmit Valisinin, gemide
bulunan mallarını kaçak olarak ihbar ettiğini bildirmiştir.
6.2.1981günlü ifadesinde ise sanık, yine rüşvet anlaşmasını kabul
etmemiş, yalnızca, dışarıdan ithal ettiği demirlere ilişkin açıklamalarda
bulunmuştur. Ayrıca kendisine, Salih Zeki RAKICIOĞLU dahil, piyasadan
birçok tüccarın kaçakçılık teklif ettiğini ve kendisinde kapital olduğu için
herkesin birşey söylediğini, çekememezlik olduğunu beyan etmiştir.
455E.1981/2
13.2.1981 tarihinde, Salih Zeki RAKICIOĞLU ile birlikte alınan
ifadesinde ise sanık rüşvet anlaşmasına ilişkin tüm bilgileri vermiştir.
Bunlara, yukarıda suçun maddi olgularının gösterildiği bölümlerde
ayrıntılarıyla değinilmiştir.
24.2.1981 günlü, Tuncay MATARACI’nın da hazır olduğu
ifadesinde sanık, bir önceki beyanlarını aynen tekrarlamıştır.
Sanığın 26.2.1981 günlü alınan ifadesinde ise bu suça ilişkin bir
açıklama yer almamıştır.
2) Sanığın son soruşturma sırasında alınan ifadesi :
Sanık son soruşturma sırasında, Soruşturma Komisyonu önünde
vermiş olduğu açıklamalara uygun düşer biçimde beyanda bulunmuş ve
olayın başlangıcından itibaren nasıl cerayan ettiğini ve MATARACI’nın
kendisine nasıl teklifte bulunduğunu ve kendisinin de gümrüklerde öteden
beri çekmiş olduğu sıkıntıları gözönünde tutarak böyle bir anlaşmaya
girdiğini izah etmiştir. Çeklerin tümünün kendisi tarafından ödendiğini,
ödemelerin 2.6.1979 tarihine kadar devam ettiğini, toplam 19 çek
bulunduğunu belirtmiştir. İzmit Limanına gelen demirlerin açığa geldiğini,
bunların kendisiyle ilişkisinin bulunmadığını ileri sürmüştür.
3) Sanık vekilinin savunması :
Sanık vekilleri savunmalarında şu görüşlere yer vermişlerdir :
Maddi hukuka ilişkin sorunlar :
a) Manifestoya aykırı olarak, cins ya da miktar açısından farklı
getirilen malların ithalini sağlamak, Bakanın görevi arasında değildir.
Hiçbir memur bu yolda verilmiş emre itaat etmek durumunda değildir. Bu
yolda alınmış para veya sağlanmış menfaatler fiilen, rüşvet alma ve verme
suçlarının yasal sınırları içinde değerlendirilemez.
Bir Bakan, kanunsuz ithalat yaptırmak için rüşvet alır ve ithali
gerçekleştirecek olan şahıslarla, görevlerini suiistimal suretiyle bu ithale
göz yummaları konusunda anlaşmaya varırsa; T.C.K.nun 213. ve 220.
maddedeki suçlar değil, 1918 sayılı Yasa da yazılı suçlardan biri veya
T.C.K.nun 313. maddesindeki suç irtikap edilmiş olur. Oysa, olayda böyle
bir anlaşmanın varlığı ispat edilmiş değildir.
E.1981/2 456
b) Rüşvet suçu ve teselsül :
T.C.K.nun 80. maddesinde, bir suç işleme kararının icrası
cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün ayrı ayrı zamanlarda bile olsa
birden fazla ihlalini tek (Müteselsil) suç saymıştır. Bunun anlamı; her biri
ayrı ayrı suç teşkil eden iki fiil olacaktır. Aynı suçun maddi unsuru içinde
mütalâa edilmesi gereken hareketler söz konusu ise ortada tek suç vardır.
Rüşvet, tarafları raşi ve mürteşi olan bir akittir. Vaad edilen, menfaatin
taksitlendirilmesi, rüşvet akdinin sayısını artırmaz. Soruşturma Komisyonu
raporu ile E.H.M. da iki adet olduğu iddia edilen rüşvet suçunun İkincisi
için teselsül hükmünün tatbiki talebinde bulunup birincisinde böyle bir
istemde bulunmamak bir çelişkidir. Öte yandan; ikinci suçlamaya esas
alınan görüşmenin bir kez olduğu kabul edildikten sonra, birden fazla
anlaşma yapmışcasına, 80. maddenin tatbikini istemek mümkün değildir.
Kaldı ki, yoğun ithalat yapıldığı varsayımı da, bu maddenin tatbikine esas
alınamaz. Bu ithalatların her birinin, tarih, fail, konularının belgelendikten
sonra yasaya aykırı olarak yapıldıkları ve her biri için ayrı rüşvet
anlaşmalarının ortaya çıkarılması zorunludur. Bu konudaki olaylara ilişkin
kamu davalarından biri, Yargıtay tarafından onanan kesin beraat hükmü ile
sonuçlanmış İkincisi henüz kesinleşmemiştir. Rüşvete mesnet gösterilen
iki gemi olayı ile, rüşvet arasında akılcı bağ kurulamamıştır. İddiaya göre,
ikinci rüşvet anlaşması hurda demirlerin ithallerinin yapılamayacağının
anlaşılmasından sonra yapılmıştır. Bu tarih 12.9.1979 olduğuna göre,
85 milyon liranın bu tarihten sonra verilmesi gerekirdi. Gemi olayları
da ve tayinler de bu tarihlerden önceye rastlamakta olduğundan irtibat
kurulamamıştır.
Delillerin tartışılması :
a) Yapıldığı iddia olunan atamalar rüşvetin icabı olarak
yapılmamıştır. Bir kere bu tayinlerin hepsi de; «beyaz» denilen usulün
men edildiği 5.1.1979 günlü yönetmelikten önce yapılmıştır. E.H.M.
da; usulsüz olarak gösterilen tayinler arasında yer almamıştır. Manifesto
servisinde şef olarak çalışan, Nuri YlĞILITAŞ zamanı geldiği; Özdemir
TÜRKER, İstanbul’da oturan ailesi ile birlikte olabilmesi; Mehmet Ali
BERK, gerekli koşulları haiz olduğu için atanmışlar; Ali CAN ve İlyas
BAYDAR belli bir amaç için değil, bu gümrüğe gidip gelişte ricaları
yerine getirmek amacıyla tayin olunmuşlardır.
457E.1981/2
b) İddia edildiği gibi İzmit Gümrüğünden yapılan ithalat yoğun bir
miktara ulaşmamıştır. İthal edilen demirlerin diğer Gümrük Müdürlüklerine
dağılımı tetkik edilmeden bu tarzda bir suçlamaya gidilemez. (...), Demir
tüccarı ve fabrikatör olan bir babanın oğludur. Küçük yaştan beri babası
yanında çalışmaya başlamış, bu mesleğin bütün özelliğini öğrenmiştir.
1977 yılına kadar Ankara’da yönettiği Sürtaş A.Ş.’ni çeşitli ekonomik
nedenlerle bırakarak daha fazla imkan aramak üzere İstanbul’a gelmiştir.
Bu piyasada tutulması için asıl görevini yapmayı, alacağı menfaat
miktarıyla değerlendirmeyi amaç haline getiren, görevli komisyoncu,
aracılara karşı amansız mücadeleye girmiştir. Bu sırada, zamanın rüşvet
isteyen Bakanına karşı direnememiştir. Ekli listelerde görüldüğü üzere,
1978 yılında İzmit Gümrüğünden ithal edilen demirin yekünü 21.943.752
kg.; 1979 yılında. 22.748.562 kg. dır. Derince’den bu iki yıl için toplam
tutar; 342.290 kg. dır. 1979 yılında; ithal edilen demirin çelik çubuk
olarak miktarı 13,818.216 kg. dır ve bunlar 4 parti halinde gelmiştir.
Bu demirler geçici pik ihracaatı karşılığı getirilen filmaşin demirlere ait
olduğu düşünülürse geriye kalan 8.930.346 kg. demir için yoğun ithalat
olarak söz edilemez.
c) İthalatlar sırasında; (...)’e gerek İzmit Derince gerekse
Haydarpaşa Gümrük Müdürlüklerinde büyük güçlükler çıkarılmış,
yasa hükümlerine rağmen astronomik rakamlarla ek vergilendirmeler
yapılmıştır.
d) Nicos, Zehra GÜVELİ gemileri olayında Bakan’ın yapmış
olduğu müdahalelerin rüşvet anlaşmasıyla ilgisinin olmadığı, Bakanlık
üst görevlilerinin birbirlerini müeyyit şahadetleri ile sabittir. Teoman
YAYIN, Oğuz ANTER, Necati KÜÇÜKMERİÇ beyanlarında; Vali Beyin
direkt bir müdahalesinin olduğunu, kaçakçılık suçlarına ilişkin teşebbüs
unsurlarının bu işten anlayan uzman kişilerce dile getirilmesi gerektiğini
ve gümrük Bakanlığı Müfettişlerinin adli zabıta gibi kullanılmak
istendiğini belirtmişlerdir.
e) «ZEHRA GÜVELİ» gemisi ile yapılan ithalat, bu konudaki
ithalat türlerinden mal mukabili ithalat olarak yapılmıştır. İthalatta, gelen
mal, ithal müsaadesinde yazılı bulunan miktardan fazla çıkarsa, bu konu
mevzuat hükümlerine göre; manifesto fazlalığını teşkil eder, sorumluluk
gönderen firmaya ait olur.
E.1981/2 458
f) Tanıklar Faruk SÜKAN ve Vali İbrahim URAL’ın beyanları,
tahkikat evrakları ile doğrulanmamıştır. Faruk SÜKAN, peşin hükümlerle
hareket etmiştir.
Kocaeli olayları, rüşvet anlaşması ile alakalı olmayıp Bakanlık
yetkililerinin de belirttiği gibi, olaya elkoyma, tahkik konusunda
Bakanlıkların tabi oldukları mevzuat yönünden bir sürtüşmenin akisleridir.
g) Tuncay MATARACI’nın talebi sonucu yapılan ödemelere
(...)’i iten maddi ve manevi nedenler vardı. Yukarıda açıklanan nedenler
yanında, Gümrüklerde karşılaştığı yersiz ve haksız engellemeler nedeniyle
milyonlarca liralık zarara uğrama tehlikesiyle karşı karşıya bırakılmış,
canından bezdirilmiş ve kendisine bu tür engellerin çıkarılmamasını
kurtuluş sebebi kabul etmiştir. Süresterya ücretinin ödettirilmesi, supalan
yapılan ithalatta malın, gümrük sahasına boşalttırılması ve buna bağlı
masraflar zorlukların belli başlıcalarındandır.
Oktay ERGÜL’ün bu konuda gösterdiği zorluklar da zikredilebilir.
İhtilaflarla ilgili dosyalar ekte sunulmuştur.
Aslında (...), düşündüğü gemi sacı hurdalarının ithalatını
gerçekleştirememiş ve Bakan’ın büyük zorlamaları, tehditleri ve baskıları
altında anılan ödemeleri yapmıştır.
Sonuç ve İstem :
1 — Anlaşma konusu, Bakan Tuncay MATARACI’nın görev ve
yetkisi dışındadır. Tuncay MATARACI bunları gerçekleştirmeye muktedir
görünerek hareket etmiş olduğundan dava konusu olay TCK. 227.
maddesi kapsamına girer, 252. madde dahi düşünülebilir. TCK. 213 ve
220. maddelerde sözü edilen suç oluşmamaktadır.
2 — (...), kendisine Gümrüklerde uygulanan hareketler, ceza
uygulamaları ve bıktırıcı menfaat istekleri karşısında rüşvet teklifini,
çaresizlikten kurtulmanın tedavi yolu olarak görmüş ve daha sonra
zorlandığı, baskı altında tutulduğu kabul edilerek TCK. 209. madde nazara
alınmalıdır.
3 — Teselsülün varlığı kanıtlanamadığından TCK. 80. madde
uygulanmamalıdır.
459E.1981/2
4 — Sanığın itirafları ile adaletin tecellisine büyük ölçüde yardımcı
olan ve mahkemedeki tavır ve hareketiyle bunu sürdüren müvekkil
hakkında 59. maddenin uygulanması hakkaniyete uygun düşecektir.
C) SANIK SALİH ZEKİ RAKICIOĞLU’NUN SORGU VE
SAVUNMASI :
1 — Sanığın Soruşturma Komisyonunda alınan ifadeleri:
Sanık 9.1.1981 günlü ilk ifadesinde bu suça ilişkin beyanlarda
bulunmamış, genel olarak, Tuncay MATARACI’nın İstanbul’a
gelişlerindeki yaşantı ve arkadaşları konusunda bilgiler vermiştir.
Sanık 4.2.1981 günlü ikinci ifadesinde, başlangıçta suçlamalara
ilişkin tüm durumları inkâr etmiş ve (...)’den gelen çekleri alacak borç
ilişkisi içinde söylemiş; daha sonra ise Haydarpaşa Gümrüğündeki
demirlerle ilgili rüşvet anlaşmasını anlatmıştır.
Üçüncü defa alınan 11.2.1981 günlü ifadesinde ise sanık, bu rüşvet
anlaşmasının oluşum ve şartları üzerine tüm bilgileri vermiş üçlü olarak
nasıl bir araya geldiklerini, Tuncay MATARACI’nın teklifini, pazarlık
konusunu, getirilecek demirler konusunu, daha sonra yapılan ödemeleri,
karşılaşmış olduğu baskı ve teklifleri, yani yukarıda açıklanan tüm bilgileri
aktarmıştır
Sanık daha sonra yüzleştirmeler sırasında da verdiği bu bilgileri
doğrulamıştır.
2 — Yüce Divan’da verilen ifade:
Sanık Yüce Divan’da da, Soruşturma Kurulunda vermiş olduğu
bilgileri doğrulamış ve bunları aynen kabul eder nitelikte beyanlarda
bulunmuştur.
3 — Sanık vekili tarafından yapılan savunma :
a) Rüşvet anlaşması iddia edildiği gibi iki değil birdir.
Sanık vekili bu bölümde, 1975 yılından beri Haydarpaşa’da bekleyip
ithali yapılamayan demirler konusunda, yukarıda birinci suçta gösterilen
dava konusuna ilişkin açıklamalarda bulunmuştur. Bu açıklamalar, birinci
suça ait olduğundan bu bölümde yinelenmesinde yarar bulunmamıştır.
E.1981/2 460
b) Bu anlaşmanın teselsül ettiği iddiası, dayanaktan yoksun ve
varsayımdan ibarettir. T.C.K.nun 80. maddesi, bir suç işleme kararının
icrası cümlesinden olarak, kanunun aynı hükmünün ayrı ayrı zamanlarda
olsa dahi birden fazla ihlalini tek suç saymıştır. Unsurları itibariyle
başlı başına suç teşkil etmeyip, bunun içinde maddi unsurları içerisinde
mütalâa edilmesi gereken fiiller mevcut ise ortada tek suç vardır. Rüşvet
suçu, tarafları raşi ve mürteşi olan bir akitdir. Teklif ve teklifin kabulü ile
tamam olur. Rüşvet suçu ile rüşvet karşılığı yapılacak eylemlerin birbiri
ile karıştırılmaması gerekir. Anlaşma konusu paranın muhtelif bölümler
halinde verilmesi, rüşvet suçunun birden ziyade olduğuna delil teşkil
etmez. Önemli olan rüşvet mukavelesinin adedidir. Rüşvet anlaşması
Tuncay MATARACI’nın «...bırakın hurda işini, buradaki hurdadan ne
olur, başka demir memir getirin de para kazanalım.» «...Ben kilo milo
anlamam ayda 15-20 milyon TL. isterim.» dediği ve (...)’in bunu kabul
etmesiyle anlaşma vücut bulmuş ve bir defada yapılmıştır. Fazlası
saptanamamıştır. Yoğun ithalat yapıldığı iddiası da doğru değildir. Derince
Gümrüğünden 1978 yılında sadece iki adet ve yekûn 342.290 kg. demir
ithal edilmiş, 1979’da hiç ithalat yapılmamıştır. Memur tayinleri ile yoğun
ithalatta gerçekleştirilmemiştir. Bu memurların hiç birisinin imzası ithalat
belgelerinde yoktur.
c) Rüşvet olayında; müvekkilimin aracılık yaptığı hususu
kuşkuludur. Anlaşmanın yapıldığı Sheraton Otelindeki buluşmada,
Salih Zeki RAKICIOĞLU davetli olarak hazır bulunmuştur. Tuncay
MATARACI, doğrudan raşi durumundaki (...)’i muhatap olarak teklifini
yapmıştır. Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun TCK. 65. maddeye göre iştiraki
yoktur. Rüşvet alan ve veren arasında suç konusu paranın, rüşvet verenden
alınıp rüşvet alana götürülmesi eyleminde suç unsurları tekevvün
etmemiştir.
d) Müvekkil, (...)’e yardımcı olmak amacıyla ortaya çıkmıştır.
Hurda demir hikayesi de, rüşvet anlaşmasına bir vesile olmuştur. Nitekim;
Tuncay MATARACI’da, müvekkili, devamlı (...)’in yanında görmüş
ve onun vasıtası olduğunu kabul etmiştir. Tuncay MATARACI her
gelişinde : «Nerede bu adam taahhüdünü yerine getirmiyor. Bana ne malı
yakalanmışsa, ben taahhüdümü yerine getirdim. Ben seni tanırım» gibi
sözleri mevcuttur.
e) Müvekkil aleyhine TCK.225/1. maddenin uygulanma yeri yoktur.
461E.1981/2
Bu konuda açıklama yukarıda bir no.lu suçta yapıldığından
yinelenmemiştir.
SONUÇ :
1 — Suç sayılan eylemleri ile bu eylemlere göre suçun tavsifi
delillere ters düştüğünden müvekkilin beraatine,
2 — Savunma kabul edilmeyip sanık hakkında hüküm kurulacaksa
a) Müvekkilin TCK. 226 madde delâleti ile 220., 65/3. maddeleri
ile tecziyesine,
b) Sanık hakkında TCK. 59. maddenin şartları bulunduğundan
uygulanmasına, TCK. 80. maddenin uygulanmasına yer olmadığına, TCK.
225. maddenin şartları olmadığından uygulanmamasına karar verilmesi
talep olunur.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE TAKDİRİ :
Bu suça ilişkin tüm maddi olguların ortaya konulması, savunmaların
belirlenmesinden sonra; bu bölümde, sırasıyla, rüşvet anlaşmasının gerçek
amacı ve konusu ortaya konacak, rüşvet suçunun unsurları belirlendikten
sonra, rüşvet anlaşmasına bağlı olarak kaçak demir organizasyonunun
ortaya çıkmasına neden olan «ZEHRA GÜVELİ» ve «NİCOS»
gemisi olayları üzerinde durulacak, TCK.nun teselsül hükümlerinin
uygulanmasının nedenleri gösterilecek ve son olarak suçun sübutuna
ilişkin gerekçelere yer verilecektir.
1) RÜŞVET ANLAŞMASININ KONUSU VE KAPSAMI :
Rüşvet suçunun yasal unsurlarını göstermeden ve bu konudaki
değerlendirmelere geçmeden önce; ilk olarak, tarafların rüşvet
anlaşmasıyla neyi amaçladıklarının, sanık Bakan’la anlaşmaya varılırken,
nelerden yararlanmak istendiğinin ve sonuçta rüşvet anlaşmasının gerçek
konusunun ne olduğunun açıklıkla ortaya konulması gereklidir.
Sanık Salih Zeki RAKICIOĞLU; Soruşturma Komisyonunda,
rüşvet anlaşmasının çerçevesini çizerken, anlaşma konusunu iç
piyasadan toplanacak permilere göre dış ülkelerden getirilecek demirlerin
oluşturduğunu, sanık Bakan’ın bu anlaşma gereği, ilgili müdürlere
söylemek suretiyle demirlerin yurda sokulmasını ve gümrük işlemlerinin
E.1981/2 462
yapılması sırasında kendilerine geçiş üstünlüğü ve kolaylık sağlayacağını
buna karşılık (...)’in aylık. 15 ila 20 milyon Türk Lirası ödeyeceğini
belirtmiştir.
Sanık (...) ise Soruşturma Komisyonunda ve Yüce Divan önünde
verdiği ifadelerde ve ayrıca savunmasında; kendisini böyle bir anlaşmaya
iten nedenin, Gümrüklerde karşılaştığı zorluklar olduğunu ileri
sürmektedir. Özellikle görevlilerin gümrüklerdeki işlemlerinde, yasa dışı
menfaat sağlanmak için kendisine sun’i birtakım zorluklar çıkardıklarını,
rüşvet anlaşmasını bu engelleri kaldırmak ve işlemlerinde sürati temin
etmek amacıyla yaptığını belirtmiştir.
Sanık Salih Zeki RAKICIOĞLU’da, (...)’in kendisine gümrüklerde
karşılaştığı engellerden zaman zaman bahsettiğini bildirmektedir.
Sanık (...), kendisinin rüşvet anlaşmasına bu amaçlar doğrultusunda
gittiğini açıklamasına karşın, rüşvet anlaşmasının hazırlanış ve ortaya
çıkışındaki olgular, anlaşma konusu sağlanacak paranın miktarı ve
ödenmesindeki yöntemi, anlaşmanın hemen sonrası ilgili gümrük
kuruluşlarında gerçekleştirilen değişiklik ve bunun sonucu oluşturulan
kadro, bunlara paralel olarak yurt dışında, demir ithalatını organize
edecek paravan şirketlerin ortaya çıkışı, sanık (...)’in ilişkili olduğu kaçak
demir getiren gemi olayları, Tuncay MATARACI tarafından ataması
gerçekleştirilen personelin bu olaylarda uyguladıkları yasa dışı yöntemler,
rüşvet paralarının ödenmesi konusundaki baskı ve zorlamalar, rüşvet
anlaşmasının meşru bir amaç için değil, şeklen yasal görünüm altında
olmakla beraber gerçekten, yasa dışı yollardan getirilecek demirlerin
yasalara aykırı biçimde yurda sokulmaları suretiyle gayrimeşru menfaat
elde edilmesi maksadına yönelik olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Gerçekten, taraflar, üçlü olarak 1978 yılı Eylül ayı başlarında Sheraton
Otelinde «hurda demir» vesilesi ile bir araya geldiklerinde, rüşvet konusu,
kapalı biçimde doğrudan, zamanın Gümrük Bakanı tarafından ortaya
getirilmiş, hurda demirin sağlayacağı menfaatin azlığına dikkat çekilerek,
yeniden demir getirilmesi, bunlarla para kazanılması önerilmiştir. Bakanın
amacının ne olduğu, (...) ve Salih Zeki RAKICIOĞLU tarafından
yapılan ikili görüşmede anlaşılmış, yapılacak iş ortaya konularak, sözü
edilen öneriye derhal olumlu cevap verilmiştir. Daha işin başlangıcında,
taraflar birbirlerinin niyetlerini anlamışlar ve hesaplarını yapmışlardır.
Yasal görünüm altında ve piyasadan toplanacak permi ve lisanslar bu
463E.1981/2
işlerde vasıta olarak kullanılacak ve Tuncay MATARACI’nın sağlayacağı
geçiş üstünlüğü ve kolaylıklarla bu demirlerin ithali temin edilecektir.
Daha açık bir anlatımla, sağlanacak olan bu kolaylıktan maksat, (...)’in
yapacağı gümrük işlemlerinin bir bölümünde gümrük mevzuatının
uygulanmamasıdır. Nitekim, bu yardımın karşılığı olarak sağlanacak
menfaat veya paranın saptanması sırasında, tarafların ortaya koydukları
pazarlık biçimi ve sonuçta karar kıldıkları ödeme yöntemi, gerçek amacı
belirtir niteliktedir. Önce kilogram üzerinden ödeme yapılması yolundaki
pazarlık ve anlaşma, sanık Bakanın kendisi yönünden bu tür ödemelerin
yaratacağı sakıncalar gözönünde tutularak, karşı tarafça getirilecek
demir miktarı gözetilmeden aylık 15 ilâ 20 milyon TL. arasında maktu
bir rakam ödenmesi biçiminde sonuçlandırılmıştır. Periyodik olarak ve
süreyle sınırlandırılmadan yapılacak bu ödemenin (...) tarafından hemen
kabul edilmesi gerçekten dikkat çekicidir. Elde veya piyasadan toplanmış
yeterli miktarda permi ve lisans mevcut değilken, üstelik bunlara göre
yapılacak ithalatta karşılaşılacak yasal engeller söz konusu olmadan,
geleceğe yönelik bir zaman sınırlaması da yapılmadan ve getireceği mali
yükümlülüğün ne olacağı hesaplanmadan böyle bir sorumluluk altına
girilmesi her halde, meşru bir hakkın elde edilmesi amacına yönelik
olamaz.
Gerçekten, anlaşmanın gereği olarak, yaklaşık altı aylık dönem
içerisinde ve kaçak demir olaylarının ortaya çıkması nedeniyle zorunlu
olarak ödemelerin kesildiği tarihe kadar yapılan rüşvet ödemelerinin 84
milyon 500 bin TL. ya ulaşması gözönünde tutulursa, yapılması amaçlanan
ve planlanan işin büyüklüğü ve yasalara aykırı yöntemlerin uygulanma
biçimleri daha kolay ve daha iyi anlaşılır.
Taraflar, anlaşmanın meşru bir amaca yönelik olmadığının bilinci
içerisinde, rüşvet anlaşmasının hemen akabinde, ilk iş olarak kendi
emellerine uygun ve istedikleri biçimde ithal işlemlerini yönlendirebilecek
bir ekibi, İzmit ve Derince Gümrüklerinde oluşturmayı düşünmüşler ve
bunu gerçekleştirmişlerdir. (...)’ce önerilerek Salih Zeki RAKICIOĞLU’na
verilen isimler, Tuncay MATARACI tarafından istenilen yerlere atanmış
ve böylece istenen kadro oluşturulmuştur. Bu atamalar hemen tesirini
göstermiş, Nuri YIĞILITAŞ tam yetki ile her nevi ithal evrakının
muayenesi ve havalesi ile görevlendirilmiş, İzmit Gümrüğünde görevli
olan tecrübeli iki müdür muavini devreden çıkarılmıştır. Ayrıca; bu
gümrük idaresine bağlı antrepo ve sundurmalardaki ekip yeni baştan
E.1981/2 464
düzenlenmiştir. Bu kadar seri ve tarafların anlaşmasına uygun olarak
atamaların gerçekleştirilmesi, İzmit Gümrük Müdürlüğüne çok süratli
biçimde ve Tuncay MATARACI tarafından Mehmet Ali BERK’in getirilip
göreve başlattırılması bir rastlantı olamaz.
Gümrük birimlerinde istenilen ekiplerin kurulması yanında, dış
ülkelerde de, ilgili kuruluşlarla işbirliğine geçilmiş, İsviçre’de bulunan
Türk asıllı kimselerin yönetimindeki şirketlerle anlaşmalar yapılmıştır.
Yukarıda açıklandığı üzere, UNIDOR S.A. ve Metal Union Etablissement
Şirketlerinin faaliyetlerinin, Türk asıllı kimselerin yönetiminde ve
Türkiye’ye yönelik olmak üzere 1978 ve 1979 yılları içerisinde çok arttığı
açıkça görülmektedir. Kayden yönetici olarak gözükmeyen bu kimselerin
faaliyetleri sonucu; yıllardır durgunluk içerisinde olan UNIDOR S.A.
Şirketinin 1978-1979 yıllarında ulaştığı yüksek kapasitesi bilançosundan
anlaşılmaktadır. İsviçre’de bulunan bu şirketlerin Bulgaristan’dan toplayıp
Burgaz Limanından yükledikleri demirleri Türkiye’ye sevketmeleri ise
çok dikkat çekicidir. Bu şirketlerin gönderdiği malların (...), İhsan ÖNAL,
Turan AYVANOĞLU tarafından kabul edilmesi ve sahip çıkılması da,
(...)’in rüşvet anlaşmasından sonra, piyasadan permi ve lisanslar toplamak
için demir tüccarları ile yaptığı işbirliğini göstermektedir. Nitekim,
(...), Sürtaş Haddecilik Sanayi ve T.A. Şirketinin, İhsan ÖNAL, ÖNAL
TİCARET; Turan AYVANOĞLU’da Sasçelik Firmasının yöneticisi ve
sahipleridirler.
Rüşvet anlaşmasına bağlı olarak kurulan işbirliği ve organizasyon
sayesinde getirilmesi planlanan demirlerin, şeklen yasal görünüm altında,
yasa dışı eylemlerle yurda sokulmak istenmesi de ortaya çıkan somut gemi
olaylarıyla anlaşılmaktadır. Yasa dışı olarak yapılan demir ithalatında
izlenen yöntemi iki grupda toplamak mümkündür. Birincisinde, gemi
manifestosu veya permilerde gösterilen miktardan fazla demirin,
belgelerde gösterilen miktarlara uygunmuşçasına yurda sokulması;
İkincisinde ise, ithali yasaklanmış cins ve nitelikteki demirlerin hurda
veya başka bir ad altında ithalinin gerçekleştirilmesidir. Böylece, rüşvet
anlaşması ile varılmak istenilen hedefin yasa dışı yollara yönelik olduğu,
(...) ve Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun savunmalarında ileri sürüldüğü gibi
bürokratik ve yasa dışı engellemelerin kaldırılmasını değil, aksine, ilgili
makamların yasa gereği yapmamaları gereken işlemleri, adı geçenlerin
menfaatlerine uygun olarak yapmalarını hedef aldığı kendiliğinden ortaya
çıkmaktadır.
465E.1981/2
2 — RÜŞVET SUÇUNUN UNSURLARI :
Bu kısımda rüşvet suçunun kanuni unsurları bulunup bulunmadığı
araştırılacak ve incelenecektir.
a) MEMURİYET VE GÖREV SORUNU :
Önceki bölümde yapılan açıklamalarda ortaya konulan rüşvet
konusu eylemlerin cereyan ettiği, 1978 Eylül ile 1979 yılı Temmuz
dönemi içerisinde, rüşvet almak suçunun sanığı olan Gümrük ve Tekel
eski Bakan’ı Tuncay MATARACI’nın, Bakanlık dönemine ilişkin bu suçu
nedeniyle «memur» sayılacağının kabulü tartışmasızdır.
TCK.nun 211. maddesi, rüşvet suçunu belirlerken memur kavramını,
«Maaşlı veya maaşsız, daimi veya muvakkat, mensup veya müntehap,
yeminli veya yeminsiz hükümete... ait bir işle tavzif ve tevkil edilen...
kimseler» olarak tanımlamaktadır. Sanık Tuncay MATARACI’nın ceza
hukuku ve tatbikatı açısından Bakan olarak memur kavramı içerisine
girdiği açıktır.
Konunun son derece belirgin olmasına rağmen, burada üzerinde
kısaca durulması gereken husus; rüşvet konusu olaylarla sanık Bakanın
görevi arasında bir ilişki bulunup bulunmadığıdır.
Sanık Bakanın rüşvet almak suçundan sorumlu tutulabilmesi ve
bu suçun yasal unsurlarının oluşabilmesi için bu tür bir ilişkinin ortaya
konulması gerekir.
Rüşvet konusu olaylarda, yasa dışı yollarla yurda kaçak demir
getirilmesinin amaçlandığı ve bunun elde edilebilmesi için Gümrük
Yasasının öngördüğü sistemlerin çalıştırılmamasının veya ihmal
edilmesinin istenmekte olduğu açıkça ortadadır. Oluşturulan bu kadro eli
ile her türlü yasa dışı eylemler geçerlik kazanmakta ve bu tür işlemler bizzat
Bakan tarafından onaylanmaktadır. Rüşvet anlaşmasının tamamlanması
sonucu, yasa dışı yollarla, ilk yükümlülüklerini yerine getirmeye başlayan
Bakan, ilgililerin önerisi üzerine istenilen atamaları gerçekleştirmiş ve
amaçlanan eylemlerin başarıya ulaşmasında tüm önlemlerini almıştır.
Ayrıca, başmüdürlük makamına bizzat direktif verilmiş, gerekirse, bu
kimsenin dahi derhal görevden alınabileceği açıklanmıştır. Akabinde,
rüşvet konusu paraların gelip gelmediği devamlı olarak takip edilmiş,
bazı gecikmeler durumunda, kendisinin üzerine düşeni yaptığını ve bu
E.1981/2 466
yoldan mecliste, basında devamlı hesap verdiğini belirterek karşı tarafın
yükümlülüğünü yerine getirmesi yolunda, tehditlere varan baskılar
kurmuştur. Öyleki, yasa dışı eylemlerin ortaya çıkması üzerine, bu konuya
elkoyan Vali ile doğrudan sürtüşmeye girmiştir.
Bu eylemlerin tamamının sanığın Bakanlık görevi ile doğrudan ilgili
bulunduğu açıktır. Gerçekten; «2825 sayılı Gümrük ve inhisarlar Vekilliği
Teşkilat ve Vazifeleri Hakkında Kanun» un 6. maddesi hükmüne göre;
«Gümrük Kanunlarının ve Gümrüklerle alâkalı diğer kanun, nizamname
muahede ve mukavelelerin iyi tatbikini temin ve gümrüklerin bu yoldaki
faaliyetlerini tanzim ve takip etmek ve gümrük şube ve servislerinin
verimli ve ileri çalışmalarına yarıyacak tedbirleri almak»la yükümlü
Gümrükler Umum Müdürlüğü ile aynı yasanın ek birincisi maddesinde
yer alan «Gümrük kapılarında ve Gümrük teşkilatı bulunan deniz
limanlarında ve serbest ve çeşitli antrepo ve iç gümrük sahalarında ve
Marmara Denizi... ve bu yerlerdeki gümrük saha ve bölgelerinde Gümrük
ve Muhafaza vazifeleriyle, kaçakçılığın meni takip ve tahkiki işleriyle»
görevli «Gümrükler Muhafaza Müdürlüğü», sözü edilen Yasanın birinci
maddesine göre; doğrudan Gümrük ve İnhisarlar Bakanlığına bağlı birer
daire hükmündedir. Merkeziyet sisteminin kabul edildiği, sözü edilen
Bakanlıkta Gümrük ve Tekel Bakanı teşkilatın başında yer almaktadır.
Bir Bakanın Devlet yapısındaki yeri, yönetimdeki etkinliği ve gücünün
nelerden oluştuğu, birinci suçta yeterince açıklanmıştır. Hizmet hiyerarşisi
bakımından en yüksek amir durumunda bulunan ve merkez teşkilâtı
üzerinde hiyerarşi kudretine sahip olan Bakanın; Gümrükler Genel
Müdürlüğü ve Gümrükler Muhafaza Müdürlüğü üzerinde de, bu kudrete
sahip olduğu tartışmasızdır.
Bu durumun tabii sonucu olarak; yukarıda sözü edilen hizmetlerle
Bakanın görevi arasındaki ilişki kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Sanık
Bakan, görev ilişkisi nedeniyledir ki, Bakanlığın ilgili birimlerinde gerekli
atamaları ve değişiklikleri yapmış, tüm yasa dışı eylemlerin yürütülmesine
yardımcı olmuş ve bu eylemleri ortaya çıkarmaya çalışanlarla da doğrudan
mücadeleye girebilmiştir.
b) SUÇUN MADDİ UNSURU :
TCK.nun 213. maddesinde rüşvet suçu; «Memurun» yapmaya
mecbur olduğu şeyi yapmamak veya yapmamaya mecbur olduğu şeyi
yapmak için menfaat temin etmesi olarak tanımlanmaktadır.
467E.1981/2
Dava konusu olaylarda ise bu durum söz konusudur. Sanık Gümrük
ve Tekel Bakanı olarak, maddi olgular bölümünde gösterildiği üzere,
«Kanunen ve nizamen» yapmamaya mecbur olduğu işlemleri yapması
nedeniyle, menfaat temin etmiş, rüşvet paralarının sirkülasyonunu
gösteren dökümlerde açıklandığı şekilde 84 milyon 500 bin TL. nın kendi
tasarruf alanına girmesini sağlamıştır.
Öte yandan, rüşvet veren olarak sanık (...) de sözü edilen miktardaki
meblağı, kendi mamelekinden çıkararak Salih Zeki RAKICIOĞLU
aracılığıyla Tuncay MATARACI emrine vermiştir
Böylece suçun maddi unsurlarının her iki sanık için de oluştuğu
görülmektedir.
c) SUÇUN MANEVİ UNSURU :
Rüşvet veren ile alan arasında yasal tabiriyle, «rüşvet mukavelesinin»
varlığına delalet edecek biçimde iradelerin birleştiği yukarıda açıklıkla
ortaya konulmuştur. Olayların cereyan ettiği dönemde zaman zaman bu
mukavelenin varlığı açıkça vurgulanmış ve tarafların kendilerine düşen
yükümlülükleri gösterilmiştir.
Suçun manevi unsurunu oluşturan kastın varlığı da bu şekilde ortaya
çıkmıştır.
3 — «ZEHRA GÜVELİ» VE «NİCOS» GEMİLERİNE
İLİŞKİN OLAYLAR :
Rüşvet suçuna ilişkin yasal unsurlar belirlendikten sonra, bu
bölümde rüşvet anlaşmasının uzantısı olarak ortaya çıkan olguların
değerlendirilmesi yapılacak ve özellikle, rüşvet anlaşmasına ilişkin yönler
açıklanacaktır.
Yukarıda; «rüşvet anlaşması sonrasında ortaya çıkan olguların»
belirtildiği bölümde gösterilen olayların bir rastlantı olmadığı belirtilmişti.
Yakından bakıldığında bütün olayların belli bir amaca yönelik olarak ve
önceden hazırlanan bir sistem içerisinde oluştukları görülmekte ve yasa
dışı olan demirlerin, gümrüklerden yasaya uymayan biçimde çekilmesi
işlemlerinin elde edilecek kazanç esası üzerine oturduğu ve rüşvet
anlaşmasının sonucu olduğu belirlenmektedir.
E.1981/2 468
«ZEHRA GÜVELİ» gemisinin «79/2» sefer sayılı olayında, bu
sistemin uygulanışını bütün ayrıntılarıyla izlemek kabildir. 12.7.1979
tarihli, İstanbul Emniyetinden, «ZEHRA GÜVELİ» gemisi ile kaçak demir
getirildiği konusundaki ihbar, Kocaeli Emniyet makamlarına ulaştığında,
14.7.1979 tarihine kadar beklenilip mal sahiplerinin ve kaptanın gemiye
gelmemesi üzerine soruşturmanın derinleştirildiğinde ortaya şöyle bir
tablo çıkmaktadır : İsviçre’nin Cenevre kentinde bulunan, UNIDOR S.A.
Şirketi, Bulgaristan’ın Burgaz Limanından, 1.055 ton olarak, manifestoda
gösterilen demir ürünlerini göndermiştir. Daha demirler limana gelmeden,
sanık (...) iş arkadaşıyla birlikte ortaya çıkmış ve sözü edilen demirlerin
«Yarımca» Belediye sahasına boşaltılmasını ve bu sahanın sundurma
olarak kabulünü talep etmişler, sundurma için gerekli koşulları taşımayan
bu yer, «rüşvet anlaşması» sonrası İzmit Gümrük Müdürlüğüne tayin
edilen Mehmet Ali BERK tarafından, yeterli bir inceleme yapılmadan
sundurma olarak kabul edilmiş ve gereğinin yerine getirilmesi de, özel
olarak atanan Nuri YIĞILITAŞ başkanlığında bir ekibe verilmiştir. Bu
ekipte, muayene memuru Kemal YETKİN, kolcular; Hüseyin USLU ve
Şiho ERDEM görev almışlardır. Bu kişilerin düzenledikleri tutanak ise
daha ilginçtir. Yasal hiçbir unsuru belirtilmeden ilgili saha, sundurma
rejiminin uygulanması için tüm şartları haiz bir yer olarak gösterilmiştir.
Böylece, rüşvet anlaşmasının gereği bir ölçüde yerine getirilmiş, her türlü
kontrol ve denetimden uzak, başıboş bir sahaya demirlerin indirilmesi için
gereken ortam hazırlanmıştır. Ne var ki, mahalli emniyet teşkilâtının olaya
el koyması sonucu demirler indirilememiştir.
Bu arada, ithali planlanan demirlerin tamamının manifestoda
gösterilen demirlere uymayan miktar ve nitelikte olduğu da saptanmaktadır.
Şöyle ki, 1055 ton olarak gözüken demir tutarı 2024 ton olarak saptanmış
ve nitelik yönünden de manifestoya uygunluk göstermediği anlaşılmıştır.
Bir an için yasa dışı eylemin ortaya çıkarılamadığı düşünülecek olursa,
yaklaşık 1 milyon kg. demirin, kaçak ve vergisi ödenmeden, rejime aykırı
olarak yurda sokulması ve bunun akabinde de karaborsadan piyasaya
sürülme imkanının doğması, gözden uzak tutulamaz.
Demirleri gönderen firmanın «paravan» bir kuruluş olması yanında;
demirleri taşıyan geminin «Çift tonaj» kullandığı, 499 gros, 1020 Dedweyt
ton olarak tonajı gösterilen geminin 2024 tonla limana gelmesi bir tesadüf
değildir. Kaldı ki, düşük tonajlı gemilerin İzmit Körfezinde yararlandıkları
kolaylıklar Liman Müdürlüğünün yazısından anlaşılmaktadır. Yargıtay
469E.1981/2
bozma ilâmında gösterilen olgular değerlendirildiğinde; «rüşvet
anlaşması» sonucu yaratılan sistemin nasıl çalıştığı daha yakından
görülebilmektedir.
Bu olayın yanı sıra, anılan geminin bir önceki seferinde de aynı
olguların sergilendiği, ancak, demirlerin indirilmesi sırasında gerekli
önlemler alınmadığından, malların gerçek miktar ve niteliği saptanamamış,
sadece yukarıda gösterilen sistemin bu olayda dahi aynen sergilendiği
sonucuna varılmıştır.
Devlet Kuruluşlarına ait ve yasanın öngördüğü biçimde sundurmalar
mevcutken; özel şahsa ait arsa, sundurma olarak kabul edilmiş, böylece
gümrük yetkililerinin kontrol ve denetiminden uzaklaştırılarak demirlerin
ithal işlemi gerçekleştirilmiştir. Yukarıda sözü edilen Yargıtay bozma
kararında, bu olaya ilişkin konulara da yer verilmiştir.
Burada üzerinde durulması gereken diğer bir gemi olayı da,
«NİCOS»a ilişkindir. Her ne kadar, bu gemi olayı nedeni ile, haklarında
toplu kaçakçılık suçlarından dava açılan sanıklar, İhsan ÖNAL, Turan
AYVANOĞLU, (...) haklarında beraat kararı verilmişse de; bu durum,
sözü edilen gemi olayına ilişkin olguların, bu davada gözönünde
tutulmasına engel teşkil etmemektedir. Kocaeli İkinci Ağır Ceza
Mahkemesince görülüp karara bağlanan «toplu kaçakçılık» suçuna
ilişkin kamu davasıyla, Yüce Divan’da görülmekte olan «Rüşvet» suçuna
ilişkin davanın konusu ve tarafları birbirlerinden ayrı bulunmaktadırlar.
Ağır Ceza Mahkemesinde; rüşvet suçuna ilişkin ne bir iddia, ne de bu
suçun olgularına ilişkin vakıalar yer almış, sadece üç sanığın bu gemi
olayına ilişkin soyut eylemleri değerlendirilmiştir. Oysa, rüşvet suçu;
konusu ve buna bağlı eylemleri itibariyle, anıları Ağır Ceza Mahkemesi
dosyasındaki bilgilerin dışında ve sonradan ortaya çıkarılan olgulara
dayanmaktadır. Ağır Ceza Mahkemesi dosyasında yer almayan olaylar bir
bütün halinde sonuçları ile birlikte ele alınıp incelendiğinde ortaya çok
değişik bir tablo çıkmakta, «NİCOS» gemisiyle amaçlanan plan daha da
belirginleşmektedir Şurası özellikle belirtilmelidir ki, «NİCOS» olayı
tek başına ve bağımsız bir olay değil, kendisinden önceki eylemlerin
bir devamını, olaylar zincirindeki halkalardan bir tanesini oluşturmakta,
rüşvet suçuna bağlı olarak ortaya çıkmaktadır.
Rüşvet suçuna bağlı olarak bu olayın incelenmesinde; anlaşmaya
uygun tüm eylemlerin sergilendiğini görmek mümkündür. Yasa dışı
E.1981/2 470
yollarla yurt dışından demir getirme konusunda, Gümrük ve Tekel
Bakanıyla anlaşmaya varan (...), bu gemi olayına da doğrudan karışmıştır.
Daha malların limana varmasından bir gün önce, İzmit Gümrükleri
Müdürlüğüne arkadaşı İhsan ÖNAL ile başvuran (...), «NİCOS»
gemisindeki malların tamamının kendilerine teslimini istemiştir. Bu
geminin dahi İsviçre kökenli «Metal Union Etablissement» Şirketinin
temsilcileri tarafından tutuldukları ve bu kimselerin Türk asıllı kimseler
olduğu ve geminin Bulgaristan’dan temin edilen demirlerle yüklendiği,
geminin İzmit Limanına gelmesinden sonra manifestosunun verildiği
ve bu manifestoda gösterilen demirlerin niteliklerinin nelerden oluştuğu
yukarıda açıklanmıştı. Ne var ki, «ZEHRA GÜVELİ» gemisindeki
demirler nedeniyle ortaya çıkan durum üzerine bu geminin uzunca bir süre
limanda bekleyiş içerisinde kaldığı ve sonuçta el konulduğunda, «ZEHRA
GÜVELİ» gemisine benzer olayların cereyan ettiği anlaşılmaktadır. Zira,
gemide bulunduğu bildirilen yaklaşık 3 bin ton demirin hurda olmadıkları
saptanmıştır. Nitekim, sonradan demirlerin niteliklerine uygun olarak
verilmek istenilen manifesto ilgili Başmüdürlük tarafından işleme
konulmamıştır. Bu durum dahi göstermektedir ki, rüşvet anlaşmasına
uygun olarak hurda adı altında getirilen demirler yurda bu vasıf altında
sokulmak istenmiş ancak, beklenmedik durumlar nedeniyle sanıklar
eylemlerinde başarıya ulaşamamışlardır.
Öte yandan, «HANNELİSSA» gemisi nedeniyle yaptırılan
tahkikatta da aynı yöntemin uygulandığı gözlenmektedir.
Tüm bu olgular sanık (...)’in, rüşvet anlaşması çerçevesi içerisinde
yasa dışı yollardan temin ettiği demirleri gene yasa dışı yöntemlerle yurt
içerisine soktuğunu ve bunda da büyük ölçüde Tuncay MATARACI
tarafından oluşturulan kadrodan yararlandığını ortaya koymakta ve
böylece rüşvet paralarının hangi amaç doğrultusunda verildiği açıkça
anlaşılmış bulunmaktadır.
4 — TESELSÜL KONUSUNA İLİŞKİN İNCELEME :
Bu bölümde, dava konusu olaylara, TCK.nun teselsül hükümlerinin
uygulanıp, uygulanmayacağı konusu üzerinde durulacaktır.
TCK.nun 80. maddesinde «Bir suç işlemek kararının icrası
cümlesinden olarak, kanunun aynı hükmünün birkaç defa ihlal edilmesi,
muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç sayılır...» hükmüne yer
471E.1981/2
verilmiştir. Türk Ceza Kanununun, müteselsil suçu özel bir içtima biçimi
olarak kabul ettiği söylenebilir.
Madde metninde yer alan unsurlar öğretide belirtildiği üzere: «Suç
işlemek kararı» suç işlemek kastı demek değildir. Kanun vazıı «Suç
işlemek kararı» deyimi ile daha geniş bir kavramı belirtmek istemiştir.
Genel bir «Saik» birliğine gitmemek şartıyla müteselsil suçu oluşturan
hareketlerin aynı gayeye tevcih edilmeleri bu hususta kıstas olarak kabul
edilebilir. Bu sebeple kararda birlik kavramı gayeye göre tayin olunmalıdır.
«Kanunun aynı hükmü» deyimi, biçimde değil hükümlerin özünde
aynı olması anlamına gelir. Aynı maddenin aynı fıkrasının veya ihlal
edilen fıkralar değişse bile aynı maddenin ihlalinin aynı hükmün ihlali
olabileceği şüphenin dışındadır.
Türk Ceza Kanunu «Suç işleme kararının icrası» cümlesinden olarak
kanunun aynı hükmünün birden ziyade ihlalini esas tuttuğuna göre, maddi
unsuru oluşturan hareketler «îcrai hareket» sayılmış, dolayısıyla suçun
tekliği esası kabul edilmiştir.
Burada bir noktanın açıkça ortaya konulması gereklidir. Kanunun
her ihlali, müstakil bir suç mahiyetindedir. Fiillerden bir kısmının
tamamlanması, diğerlerinin teşebbüs safhasında kalmaları halinde de aynı
hükmün birden fazla ihlali söz konusudur.
Bu fiil, müteselsil suçun tüm özelliklerini taşımaktadır.
Aslında rüşvet anlaşmasının temelinde, müteselsil suça ilişkin
özellikler yer almaktadır. Rüşvet anlaşması, konusu ve sağlanacak
menfaatler yönünden, geleceğe yönelik, maktu ödemeler biçimindedir.
Suç işleme kararı, açıkça belirlendiği üzere, yurt dışından temin edilen
demirlerin yasa dışı yollardan yurda sokulmalarını amaçlamaktadır
ve temelde gayrimeşru kazanca dayanmaktadır. Bu amacın
gerçekleştirilebilmesi için eylemlerin devamlı ve birden fazla yapılması
zorunludur. Suçun maddi unsurunu oluşturan ve Tuncay MATARACI
tarafından yasaya aykırı biçimde yapılan eylemler bir defaya inhisar
etmemektedir. Şöyle ki, yurt dışından gemilerle getirilen demirlerin
gümrüklerden yasa dışı yollarla çekilmesi planlı ve organize bir ekiple
gerçekleştirilirken, her defasında, yasa hükümleri de çiğnenmiş olmaktadır.
E.1981/2 472
Tuncay MATARACI’nın sağlamış olduğu kolaylıklardan ve yaratmış
olduğu ortamdan yararlanan (...), rüşvet anlaşması gereği oluşturulan bu
duruma muntazam ödemelerle karşılık vermiştir.
Her biri ayrı tarihlerde gerçekleştirilen bu eylemler ile bunların
karşılığı olarak sağlanan menfaatler, suçun maddi unsurları olarak
ortaya çıkmış ve böylece TCK.nun 80. maddesindeki unsurlar oluşmuş
bulunmaktadır.
5 — SUÇUN SÜBUTU VE SANIKLARIN HUKUKİ
DURUMLARI :
Bu bölümde, sanıkların eylemlerini sübuta götüren nedenler
üzerinde toplu olarak durulacak ve sanıkların yasa karşısındaki hukuksal
durumları ortaya konacaktır.
Bu suça ilişkin olarak, sanıklardan Salih Zeki RAKICIOĞLU ve
(...)’in, suçun oluşum ve kabulüne ilişkin ikrarları bulunmaktadır. Bu
sanıklar, rüşvet olgusunu, yapılan eylemleri, sağlanan menfaati ve bu
amaçla oluşturulan rüşvet düzenini belli ölçüde açıklamışlar, olaylar
arasındaki bağlantıları göstermişlerdir. Gerçi, yukarıda birinci suçta
belirtildiği gibi sanıklar, kendiliklerinden ve doğrudan bu tür bir açıklamaya
girmemişlerdir. İnkârı mümkün olmayan, belgelere ve kayıtlara dayanan
ve kendilerininde içinde oldukları birtakım işlemlerin ortaya çıkarılması
üzerine sanıklar ilk ifadelerinden dönmek ve daha fazla gerçeklere ters
düşmemek için açıklamalarda bulunmak zorunluluğunu duymuşlar ve
böylece suçun açıklık kazanmasına yardımcı olmuşlardır. Ancak, sözü
edilen iki sanık, olguları ortaya koyarken, gerçekleri tam olarak ifade
etmekten de özenle kaçınmışlardır. Özellikle; rüşvet anlaşması konusunda
başlangıçta yasal amaçlar doğrultusunda hareket edildiği izlenimini verir
biçimde açıklamada bulunmuşlardır. (...)’in, gümrüklerde, maksatlı olarak
birtakım güçlüklere maruz bırakıldığı, iş çevreleri dahil kendisi karşısında
bir grub oluşturulduğu ve gümrüklerdeki işlemlerin de bir çıkmaza girdiği,
işte bu sırada Bakanı karşılarına almamak için, yapılan bir teklifi kabul
ettikleri ileri sürülmüşse de asıl amacın gösterilmeye çalışılandan başka
olduğu anlaşılmıştır.
Suçun sübutu ve sanıkların eylemlerinin değerlendirilmesinde sadece
bu ikrarlara da dayanılmamıştır. Olaylar arasında bağlantı kurulurken,
473E.1981/2
elde edilebilen tüm kanıtlarda gözönünde tutulmuştur. Sanıklar Salih Zeki
RAKICIOĞLU ve (...) tarafından belirtilen 1978 yılı Eylül ayı başlarında
olduğu kabul edilen rüşvet anlaşması ortaya konduktan sonra, anlaşmaya
uygun atamaların hemen bu anlaşmadan sonra ve doğrudan Bakan Tuncay
MATARACI tarafından gerçekleştirildiği görülmektedir. Bu atamaların
birbiri arkasına, «beyaz formül» sistemiyle gerçekleştirilmesi tesadüf
değildir. Atanan kimselerin hangi şartlarda, buraya getirildikleri, göreve
başlatılmalarından geçmiş durumlarına kadar tüm olgular yeterince
açıklanmıştır. Nitekim, sonraki dönemlerde kaçak demir getiren gemi
olaylarında, atanmaların durumu, daha belirginleşmiş ve yaratılan sistem
amacı ile birlikte ortaya çıkmıştır.
Bu suçun maddi unsurları olarak kabul edilen; «temin edilen
menfaatin» cinsi, miktarı ve yöntemi suçun varlığı konusunda ortaya
konan en önemli kanıtlardandır.
Yukarıda gösterildiği üzere rüşvet anlaşmasından sonra ve 1978
yılı sonlarından başlamak suretiyle yurt dışından demirlerin gelmesiyle
birlikte; (...)’den, Tuncay MATARACI’nın tasarruf alanına milyonlarla
ifade edilen paraların aktarılmaya başlandığı görülmektedir. Çek olarak
verilen bu paraların, Salih Zeki RAKICIOĞLU aracılığıyla Tuncay
MATARACI’ya ulaştığı, bazı çeklerin Salih Zeki RAKICIOĞLU veya
paravan hesap olarak kardeşi Adem RAKICIOĞLU adına açılan hesapta
tutuldukları ayrı kalemler halinde gösterilmiştir.
Tuncay MATARACI, bu çek işlemlerinde odak noktasını
oluşturmakta kendi insiyatif ve direktifi ile bu paraların akışına yön
vermektedir. Gerçekten, paraların paravan olarak kendilerinde toplandığı
kimseler «Halil İbrahim DEMİR, Ali YILDIZ, Hakkı KALKAVAN» ve
(...)’den paraları çek halinde alan Salih Zeki RAKICIOĞLU, Tuncay
MATARACI’nın talimatına göre hareket etmek durumundadır. Adı
geçenlerden Halil İbrahim DEMİR, Tuncay MATARACI’nın Bakan
olduktan sonra yakın ilişkiler içerisine girdiği samimi arkadaşıdır. İleride
bu sanığa ait bölümde daha geniş açıklamalarla belirtileceği üzere Halil
İbrahim DEMİR, kendi adına fakat Tuncay MATARACI hesabına açtığı
banka hesaplarında, bu rüşvet paralarının gizlenmesine yardımcı olmuştur.
Sözü edilen sanığa, (...) kaynaklı çeklerin gelişinin, Tuncay MATARACI
dışında hiçbir izahı yapılamamaktadır. Halil İbrahim DEMİR, kanıtlarıyla
E.1981/2 474
ortaya konulduğu üzere; İstanbul’da özel inşaat müteahhidi olarak iş
hayatını sürdürmektedir. (...)’ le ticari ve mali yönden hiçbir parasal
ilişkisi bulunmamaktadır. Halil İbrahim DEMİR tarafından yapılan
harcamalar, Tuncay MATARACI’nın yeğeni Hakkı KALKAVAN’a
aktarılan paralar, Tuncay MATARACI’nın eşine verilen daireler ve
Tuncay MATARACI hesabına satın alınan arsa ve yapılan diğer tasarruflar
Tuncay MATARACI’nın rüşvet konusu paralara verdiği yönü açıklamaya
yeterli bulunmuştur.
Diğer sanık Ali YILDAZ’da rüşvet paralarının gizlenmesinde
rol oynayan kimselerdendir. Bu sanık rüşvet paralarından 25 milyon
TL. tutarını kendi hesapları içerisinde eritmek ve saklamak sureti ile
sanık MATARACI’nın yanında yer almıştır. MATARACI’nın çok yakın
arkadaşı durumunda olan Ali YILDIZ’a bu paraların gelişi Tuncay
MATARACI kanalıyla olmuştur. Bu konudaki açıklamalar ilerideki
bölümde yer alacaktır. Yalnız şurası belirtilmelidir ki, (...)’le Ali YILDIZ
arasında parasal hiçbir ilişki bulunmamaktadır. İşyerleri ayrı olduğu gibi
gördükleri işlerin nitelikleri farklıdır ve o güne kadar da birbirlerini hiç
görmemişlerdir. Ali YILDIZ’a çeklerin aktarılışını Tuncay MATARACI
organize etmiş, bir bölümünde de Halil İbrahim DEMİR’i devreye
sokmuştur. Nitekim, Ali YILDIZ yargılama sırasında Soruşturma
Komisyonundaki beyanından dönerek bu meblağın kendisine Tuncay
MATARACI tarafından intikal ettirildiğini belirtmiştir.
Tuncay MATARACI’nın rüşvet konusu paraların gizlenmesinde
yararlandığı bir kişi de yeğeni Hakkı KALKAVAN’dır Ticari kapasitesi
belli olan ve küçük işlerle uğraşan bu kişiye aralarında ticari hiçbir ilişki
bulunmayan Halil İbrahim DEMİR’le Salih Zeki RAKICIOĞLU’ndan
milyonlarca liralık paranın intikali de Tuncay MATARACI isteğiyle
olmuştur.
Bütün bu işlemler, dayanakları banka kayıtları ve hesaplarıyla
birlikte ileride açıklanacaktır. Öte yandan, rüşvet paralarının bir
bölümünün kendi üzerinde kaldığı Salih Zeki RAKICIOĞLU tarafından
kabul edilmektedir. Bu arada, Tuncay MATARACI’nın terzisi ve arkadaşı
olan ve aynı zamanda Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun da yakını bulunan
Ahmet BOZKURT’a bir tesadüf sonucu geçen 10 milyon TL. çok kısa
bir süre içerisinde Tuncay MATARACI tarafından verilen direktife göre
çekilmiştir.
475E.1981/2
Mali ve ticari yönden hiçbir, ilişkileri bulunmayan hatta, birbirlerini
tanımayan bu kişiler arasında kurulan parasal ilişkilerin müsebbibinin
Tuncay MATARACI olduğu ortaya çıkmaktadır. Tamamen kayıtlara dayalı
banka hesap ve ekstreleriyle doğrulanan çeklerin sirkülasyonunun, rüşvet
anlaşmasını ortaya koyan en önemli bulgulardan birini oluşturduğunda
kuşku duyulamaz. (...) kaynaklı toplam 84 milyon 500 bin TL. tutarındaki
çeklerin tek yönlü olarak akışı ve belli noktalarda birikmesi Tuncay
MATARACI’nın rüşvet eylemine bağlıdır ve bu eylemin başka biçimde
açıklanması olanağı yoktur.
Öte yandan sanık Tuncay MATARACI’nın rüşvet anlaşması
doğrultusunda Marmara Gümrükleri Başmüdürüne verdiği talimat ve
yaptığı baskı da dikkat çekicidir. Bir Başmüdürün, Bakan tarafından
İstanbul’da kaldığı oteldeki özel odasına çağrılıp, arkadaşları olduğunu
söylediği sanıklarla tanıştırılması ve işlerinde onlara yardımcı olunması
talimatının verilmesi bürokratik ilişkiler içerisinde düşünülemez. Öyle
ki, bu Başmüdürün bulunduğu işyerine gidemeyecek kadar zaman ve
imkân bulamadığını belirten Tuncay MATARACI’nın daha sonra Ferhan
AKKAN isimli bir hanıma yapmış olduğu para yardımını izah ederken bu
parayı, İzmit İstanbul arasındaki bir yerde oynadığı kumardan kazandığını
ve buraya rahatlıkla gitme imkanını bulabildiğini söylemesi açık bir
çelişkidir.
Yukarıdan beri açıklanmaya çalışılan tüm deliller
değerlendirildiğinde, Sanık Tuncay MATARACI’nın göreviyle ilgili olmak
üzere kanun ve nizam hükümlerine göre yapmamaya mecbur olduğu şeyi
yapmak için müteselsil suç teşkil edecek biçimde rüşvet aldığı,
Sanık (...)’in Gümrük ve Tekel Bakanı Tuncay MATARACI’ya;
kanun hükümlerine göre yapmamaya mecbur olduğu şeyi yapması için
rüşvet verdiği sabit olmaktadır.
Sanık Salih Zeki RAKICIOĞLU, olayın başından beri (...)’in yanında
yer almış, rüşvet anlaşmasının yapıldığı Shereton Otelindeki buluşmayı
da kendisi sağlamıştır. Tuncay MATARACI rüşvet anlaşmasından sonra,
Salih Zeki RAKICIOĞLU’nu devamlı (...)’in yanında görmüş, hatta,
demirlerin getirilmesi konusundaki teklifini her ikisine birden yapmıştır.
Salih Zeki RAKICIOĞLU atama isteklerini (...)’den aldığı direktife göre
Tuncay MATARACI’ya iletmiş ve hep (...)’in yanında ve onunla devamlı
E.1981/2 476
işbirliği içerisinde bulunmuş, ondan aldığı çekleri Tuncay MATARACI’ya
iletmiş ve çeklerin gecikmesi durumunda ise Tuncay MATARACI’nın
devamlı baskısına ve tehditlerine muhatap olmuştur. Olayın cereyan
tarzı ve buna uyan ikrar ve kabuller ve bunları doğrulayan deliller sanık
Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun rüşvet suçuna sanık (...)’in yanında ve
onun aracısı olarak katıldığım ortaya koymakta ve suçun sübuta erdiğini
göstermektedir.
III — RİZESPOR’A 1000 TON ÇAY TAHSİS EDİLMESİNİ
VE BU ÇAYLARIN TEKELİN PERAKENDE
FİYATLARINDAN DAHA YÜKSEK FİYATLA
SATILMASINI SAĞLAMAK KARŞILIĞINDA
RÜŞVET ALMA SUÇU :
İDDİA :
Soruşturma Komisyonu Raporunda :
A) Tuncay MATARACI’nın «Çay Kurumu Genel Müdürlüğünce
Anadolu Basın Birliğine, Rizespor Kulübüne ve Çocuk Esirgeme Kurumu
Rize Şubesine daha önceki yıllardan itibaren çay tahsis edilmekte olduğu,
Tuncay MATARACI’nın Bakan olduktan sonra Çay Kurumu Genel
Müdürlüğüne bir teleks çekerek bu uygulamayı durdurduğu ve böylece
çay tahsisi işinde büyük menfaatleri olan bazı ilgilileri rüşvet vermeye
sevkeden bir baskı ortamı yarattığı, nitekim Rize’deki Turist Otelde
Rizespor yöneticileri ile yaptığı konuşmada şayet 10 milyon lira verirlerse
1.000 ton çay tahsis edeceğini ve alacağı bu parayı Gençlerbirliği Spor
Kulübüne yardım olarak aktaracağını söyleyerek rüşvet anlaşmasına
yönelik ilkadımı attığı, Rizespor Yönetim Kurulu Üyesi olan Paşali
ALAMAN ile Rizespor Kulübü Başkanı Nuri AKBULUT’un bu teklifi
kabul ederek bilahare Bakanın kardeşi Köksal MATARACI ile rüşvet
anlaşması yaptıkları, Köksal MATARACI’nın (ağabeyim parayı istiyor)
demesi üzerine ileri tarihli üç çek düzenleyerek verdikleri; 5 milyon, 1,5
milyon ve 3,5 milyon lira tutarında olan bu çeklerin verilmesinden sonra
Gümrük ve Tekel eski Bakanı Tuncay MATARACI’nın Çay Kurmuna emir
vererek ve devamlı surette baskı yaparak Rizespor’a çay tahsis edilmesini
ve bu çayları 4223 sayılı Kanuna aykırı olarak piyasa fiyatından daha fazla
fiyatla satmalarına yol açan bir protokol imzalanmasını sağladığı, çeklerin
vadeleri geldiğinde 5 milyon ve 1,5 milyon lira tutarında olanların nakit
olarak ödendiği, 3,5 milyon liranın ise çek olarak Köksal MATARACI’ya
477E.1981/2
verildiği, Hakkı KALKAVAN vasıtasıyla İstanbul’da bankadan tahsil
olunan bu çek karşılığının Hakkı KALKAVAN tarafından bizzat Köksal
MATARACI’ya ödendiği, 10 milyon lira rüşvet veren Paşali ALAMAN’ın
bu işten 95.000.000.— TL. dolayında gelir sağladığı, bu paranın 46
milyon lirasını Rizespor’a verdiği, Rizespor yöneticilerinden 10 milyon
lira rüşvet isterken bu parayı Gençlerbirliği Spor Kulübüne vereceğini
söyleyerek suçun işlenmesini kolaylaştırıcı bir ortam hazırlayan Tuncay
MATARACI’nın, rüşvet olarak aldığı bu 10 milyon liraya karşılık
Gençlerbirliğine 510.000.—TL bağışta bulunmak suretiyle söylentileri
önlemeye ve gerektiğinde tevile müsait bir yol izlemeye çalıştığı ve bu
suretle Türk Ceza Kanununun 213 ve 225 inci maddelerini ihlal ettiği;»
B) Köksal MATARACI’nın; «Rizespor Kulübü yöneticileri Paşali
ALAMAN ve Nuri AKBULUT’dan 10 milyon lira rüşvet alınması
olayında rüşvet alanın aracısı sıfatıyla suça iştirak ettiği, rüşveti bizzat
alarak uygulanmasını sağladı ve böylece Türk Ceza Kanunu’nun 65 ve
226 ncı maddeleri delaletiyle aynı Kanunun 213 üncü madesini ihlal
ettiği;»
C) Rizespor Kulübü Yöneticisi Paşali ALAMAN’ın; «Gümrük
ve Tekel eski Bakanı Tuncay MATARACI tarafından, bazı kurum ve
kuruluşlara eskiden beri verilmekte olan çay tahsisini yasaklamasından
sonra Rizespor Kulübü adına 1.000 ton çay tahsis edilmesi ve bu
çayların perakende piyasa fiyatlarından daha fazla bir fiyatla satılmasını
sağlamak amacıyla Tuncay MATARACI’ya kardeşi Köksal MATARACI
aracılığıyla 10.000.000.— TL. tutarında rüşvet vermek suretiyle Türk
Ceza Kanununun 220 nci maddesini ihlal ettiği;»
D) Rizespor Kulübü Başkanı Nuri AKBULUT’un «Rizespor’a 1.000
ton çay tahsis edilmesi ve bu çayların 4223 sayılı Kanun hükümlerine
aykırı olarak fazla fiyatla satılmasını temin için Gümrük ve Tekel eski
Bakanı Tuncay MATARACI’ya Rizespor Kulübü Yöneticisi olan ve
çayların satış ve pazarlamasını bizzat ayarlayan Paşali ALAMAN’la
birlikte, Köksal MATARACI aracılığıyla
10.000.000.— TL. tutarında rüşvet vermek suretiyle Türk Ceza
Kanunu’nun 220 nci maddesini ihlal ettiği;»
E) Çay Kurumu eski Genel Müdür Yardımcısı Şahin BALTA’nın;
«Rizespor’a 1.000 ton çay tahsis edilmesi ve bunun 4223 sayılı Kanun
E.1981/2 478
hükümlerine aykırı olarak fazla fiyatla satılmasına izin verilmesi için
Gümrük ve Tekel eski Bakanı Tuncay MATARACI tarafından yapılan
kanunsuz müdahaleler ve etkiler sonucunda, Bakanın eylemine bağlı
olarak memuriyet görevini kötüye kullandığı ve bu suretle Türk Ceza
Kanunu’nun 64 ve 240 inci maddelerini ihlal ettiği;»
F) Çay Kurumu eski Genel Müdür Vekili Zeki GÖKTÜRK’ün;
«Rizespor’a 1.000 ton çay tahsis edilmesi ve bu çayların 4223 sayılı
Kanun hükümlerine aykırı olarak fazla fiyatla satılmasına izin verilmesi
için Gümrük ve Tekel eski Bakanı Tuncay MATARACI tarafından yapılan
kanunsuz müdahaleler ve etkiler sonucunda, Bakanın eylemine bağlı
olarak memuriyet görevini kötüye kullandığı ve bu suretle Türk Ceza
Kanunu’nun 64 ve 240 inci maddelerini ihlal ettiği;»
iddia olunmuştur.
ÇAYIN TAHSİS EDİLMESİ VE RÜŞVET VERME OLAYI :
Bu suça ilişkin rüşvet anlaşmasının varlığı, aşağıda gösterilen maddi
olgularla ortaya çıktığından, öncelikle bu olguların izlenmesinde yarar
görülmüştür.
Yürürlükteki yasa hükümleri uyarınca çayın satılması Devlet tekeli
altında olmasına rağmen, 1973 yılından itibaren, Rizespor’a çay tahsis
edildiği, bu kulübün ise Çay Kurumundan aldığı çay paketleyip perakende
olarak sattığı anlaşılmaktadır.
Tuncay MATARACI, Gümrük ve Tekel Bakanlığı görevine
başlayınca, Çay Kurumu Genel Müdürlüğüne bir telgraf çekerek, Tekel
Genel Müdürlüğü dışındaki bütün çay tahsislerini yasaklamıştır. 12-14
Mayıs 1979 günleri arasında resmi ziyaret için Rize’de bulunan Tuncay
MATARACI, Turist Otelde yaptığı bir toplantıda, Rizespor Kulübü
yöneticileri ile taraftarlarının; kulübün birinci lige yükselmiş olması
nedeniyle yeni futbolcu transfer etmek durumunda olduklarını, bu ihtiyacı
karşılayacak geliri sağlamak amacıyla yeniden çay tahsis edilmesi
gerektiğini söylemeleri üzerine, Bakan, önceki yasaklama kararına
rağmen, kendisinin de Ankara Gençlerbirliği Spor Kulübünün fahri
başkanı olduğunu, bu kulübe yardım etmek maksadıyla on milyon lira
verilirse Rizespor’a 1.000 ton çay tahsis edilebileceğini söylemiştir (K.
479E.1981/2
6, S. 376). Rizespor Başkanı Nuri AKBULUT’un, «Beyefendi makbuz
karşılığında veririz» demesi üzerine de Tuncay MATARACI, «tabiî
makbuz karşılığında olabilir» yanıtını vermiştir (K. 6, S. 376-378; Yüce
Divan Tutanakları, S. 360-367).
Rizespor yöneticileri Tuncay MATARACI’nın Rize’den
ayrılmasından bir gün sonra 15 Mayıs 1979 günlü dilekçe ile Çay Kurumu
Genel Müdürlüğüne başvurmuşlar ve 1.000 ton çay tahsis edilmesini
istemişlerdir. Genel Müdür Yardımcısı Şahin BALTA’nın anlatımına göre,
şifahen de, «Biz Bakan ile görüştük, bize1.0000 ton çay vereceksiniz,
hem size yardımcı olacağız, hem de Rizespor’un kalkınması için bu işte
faydamız olacak» demişlerdir (K. 6, S. 405-410).
Bu arada, Bakanın yakın arkadaşı olan ve önceki rüşvet suçlarının
oluşmasında büyük bir rol oynayan Salih Zeki RAKICIOGLU,
Rize’ye gelerek, Köksal MATARACI ile görüştükten sonra, Rizespor
yöneticileriyle de ilişki kurmuş ve Tuncay MATARACI’nın Ankara
Gençlerbirliğine yardım etmesi için 10 milyon lira verirlerse 1.000 ton
çayın tahsis edileceğini hatırlatmıştır (K. 6, S. 296).
Rizespor yöneticileri, futbolcu transfer edebilecek geliri sağlamak
amacıyla 1.000 ton çay almayı, bunun için de Rizespor Kulübü olarak
açıktan 10 milyon liralık çek vermeyi kararlaştırmışlardır (K. 6, S. 296-
297; K. 7, S. 100).
O günlerde, devreye giren ve Tuncay MATARACI’nın yasa
dışı eylemlerinde onunla işbirliği yaptığı anlaşılan kardeşi Köksal
MATARACI’nın, «ağabeyim acele parayı istiyor, Gençlerbirliğine söz
verdi, parayı verin, çekleri verin, söz verdiniz, yoksa çay alamazsınız»
diyerek kendilerini sıkıştırması ve Rizespor Kulübünün çeklerini kabul
etmemesi üzerine, daha önceki yıllarda da Rizespor Kulübüne tahsis
edilen çayları teslim alıp belli bir kârla satışını yapan Paşali ALAMAN 5
milyon, 3,5 milyon ve 1,5 milyon liralık olmak üzere şahsen düzenlediği
toplam 10 milyon liralık Üç çeki Köksal MATARACI’ya vermiştir (K. 6,
S. 295-306; S. 387-390; Yüce Divan Tutanağı, S. 359).
Öte yandan, Rizespor yöneticilerinin 15.5.1979 günlü dilekçe ile
1.000 ton çay istemeleri üzerine Çay Kurumu Genel Müdürlüğünce
E.1981/2 480
kendisinden hukuki mütalâa istenen Kurum Avukatı; Rizespor’a çay tahsis
edilmesinin yasal sakıncalarını ve çayın piyasa fiyatından yüksek bir
fiyatla satılmasına izin verilmesi hususunda Kurumun yetkili olmadığını
bildirmiştir (K. 22, S. 235).
Ancak, Bakan olur olmaz çay tahsis edilmesini yasaklayan Tuncay
MATARACI, bu kez, Rizespor’a 1.000 ton çay tahsis edilmesi için
baskı kurmuş, Çay Kurumu Genel Müdürü Atilla KORUYAN’a telefon
ederek, «Benden evvel veriliyordu, ben şu anda bölgenin Bakanıyım,
gene verilmesi bizim buradaki Bakanlığımızı anlamlı hale getirecektir.
Ben Bakanken bunun verilmesi gerekir.» demiştir (K. 4, S. 373-378, Yüce
Divan Tutanağı, S. 1672).
Yönetim Kurulunun toplanıp bu konuyu görüştüğü 1.6.1979
günü, Genel Müdür Vekili Salih Zeki GÖKTÜRK’e ve Genel Müdür
Yardımcısı Şahin BALTA’ya telefon ederek, «Bu çayı her sene alıyorduk,
sizin zamanınızda mı bu çay kalacaktı? Daha önce vermiştik, şimdi
niye vermiyoruz? Bakın çocuklar buralara geldiler, bu takım batacaktır,
bunda suç yoktur, varsa benimdir. Rizespor’a benim Yönetim Kurulu
Üyesi olduğum zaman çay veriyorduk, şimdi niye vermiyorsunuz, verin»
biçiminde konuşmuştur (K. 4, S. 67-76).
Nihayet Çay Kurumu Yönetim Kurulunun 1.6.1979 günlü, 1979/224
sayılı kararı ile:
«1) Kilogramı 85,75 TL. ndan
2) Üç ay vadeli
3) 1.000 ton çayın teslimi
4) İç piyasada perakende kg. satış fiyatının 100.— olması...»
kararlaştırılmıştır (K. 22, S. 232).
Daha sonra, 1.000 ton çayın kalitesini, imalat, paketleme, teslim
ve diğer koşulları belirleyen bir protokol düzenlenmiştir. Rizespor
Kulübünü temsilen Nuri AKBULUT ile Paşali ALAMAN’ın, Çay
Kurumunu temsilen Genel Müdür Yardımcısı Şahin BALTA ile Pazarlama
ve Satınalma Dairesi Başkanı İshak KARA’nın imzaladığı bu tarihsiz
protokolün 7. maddesinde; 1 kg. çayın Rizespor Kulübüne satış fiyatının
(istihsal vergisi hariç) 85,75 TL. olduğu, 8. maddesinde ise; Rizespor
481E.1981/2
tarafından piyasaya sürülecek çayların iç piyasadaki perakende satış
fiyatının 100.— TL. olduğu hükme bağlanmıştır (K. 22, S. 231).
Rizespor Kulübü Yönetim Kurulu, 28.8.1979 günlü toplantısında;
Çay Kurumundan alınan 1.000 ton çayın, masrafları kulübe ait olmak
üzere, kilogramı 177,50 TL.ndan Paşali ALAMAN ve ortakları Kollektif
Şirketine devredilmesine karar vermiştir. Çayın, Çay Kurumundan teslim
alınması, pazarlanması ve satılması için yetki alan Paşali ALAMAN da
Düzey Pazarlama Anonim Şirketi ile anlaşmış, pazarlama ve satışları
kısmen bu şirket eli ile yapmıştır.
Satış sırasında, 100 gramlık çay kutusunun üzerine (fiyat 10
TL) yazılmış, ayrıca, (teberru 10 TL) kaşesi de vurulmak suretiyle
100 gramlık çay 20 liradan satılmaya başlanmıştır. O tarihlerde, Tekel
Genel Müdürlüğünce, aynı kalite çayın 100 gramı 10 liradan satılmakta
olduğundan ve aynı kalite çayın piyasada tek fiyat üzerinden satılması
da zorunlu bulunduğundan, adli makamlarca, Rizespor yöneticilerinin
bu uygulaması soruşturma konusu yapılmıştır. Bunun üzerine Rizespor
yöneticileri, Çay Kurumu Genel Müdürlüğüne verdikleri 14.8.1979 günlü
dilekçe ile, 100 gramlık çayın (hediyesi 20 lira) üzerinden satılması için
izin istemişlerdir (K. 22, S. 224).
Çay Kurumu Yönetim Kurulu aynı gün toplanıp konuyu görüşmüş;
fiyatın 20 lira olarak saptanmasının 4223 sayılı Yasanın 3. maddesine
aykırı olacağı düşüncesi ile bir fiyat belirtmekten kaçınmış, ancak,
1.6.1979 günlü, 1979/224 sayılı kararın 4. maddesindeki, çayın perakende
satış fiyatını 100.— TL/kg. olarak belirleyen hükmü iptal ederek bir
boşluk yaratmış, böylece bir muvazaa ortamı hazırlamıştır (K. 22, S. 222).
Pazarlama ve Satınalma Dairesi Başkanı İshak KARA, bu fiyat
boşluğunu farkederek, 14.9.1979 günlü yazı ile Genel Müdürlük
Makamından, Rizespora verilen çayların piyasa satış fiyatının ne
olacağının belirlenmesini istemiştir (K. 22, S. 221). Bu yazının altına
Genel Müdür Yardımcısı Şahin BALTA, kendi el yazısı ile, 14.9.1979
gününde (şimdilik bekletilmesi) şeklinde not koymuş olmasına rağmen, 5
gün sonra 19.9.1979 günü, Rizespor Kulübünü temsilen Paşali ALAMAN
ile Sedat BIÇAKÇI, Çay Kurumunu temsilen Şahin BALTA ile Salih
Zeki GÖKTÜRK arasında ek protokol imzalanmıştır, Bu ek protoklün
1. maddesinde; Rizespor tarafından piyasaya sürülecek çayların 100
gramının 20 liradan satılması öngörülmüştür (K. 22, S. 220).
E.1981/2 482
Bu konunun görüşüldüğü ve fiyat saptanmasının (şimdilik
bekletilmesi) mülâhazasıyla ertelendiği günlerde, Tuncay MATA
RACI’nın yine telefon ederek; Rizespor yöneticilerinin talebinin, onların
istediği doğrultuda yerine getirilmesini ısrarla istediği Genel Müdür Vekili
Salih Zeki GÖKTÜRK’ün ifadesinden anlaşılmaktadır (Yüce Divan
Tutanağı, S. 389; K. 3, S. 343-355).
Yukarıda sergilenen maddi olgulardan önce gizli olarak yapıldığı
anlaşılan rüşvet anlaşması gereğince, Rizespor Kulübüne 1.000 ton çay
tahsis edilmesi ve bu çayların Tekelin perakende satış fiyatından daha
yüksek fiyatla satılması karşılığında, Paşali ALAMAN tarafından keşide
edilerek Köksal MATARACI’ya verilen üç adet vadeli çekin paraya
dönüştürülmesi olgusuna gelince :
Paşali ALAMAN’ın anlatımına göre, Köksal MATARACI, paraların
çek karşılığında Rize’deki bankalardan topluca çekilmesinin söylentilere
yol açacağı endişesi içerisinde bulunduğu için bu paraların nakden
verilmesine, vadeli olarak keşide edilen çeklerin geri alınıp yırtılmasına
özen gösterilmiştir (K. 6, S. 303). Bu üç çekin nakit paraya dönüştürülmesi
şu biçimde olmuştur :
5 milyon liralık çekin paraya dönüştürülmesi :
Paşali ALAMAN, kendisi Samsun’a gitmek üzere olduğu için
beş milyon lirayı paketleyip kardeşi Ali ALAMAN’a bırakmış ve Nuri
AKBULUT’a telefon ederek onu yazıhanesine çağırmasını ve bu paketi
vermesini tenbih etmiştir. Ali ALAMAN bu yolda hareket etmiş, Nuri
AKBULUT gelince paketi ona vermiştir. Ancak Nuri AKBULUT,
Ali ALAMAN’ı da yanına almış, arabası ile Köksal MATARACI’nın
yazıhanesine gelmişlerdir. Yazıhane kalabalık olduğu için, Köksal
MATARACI onları görünce dışarı çıkmış, arabanın yanına gelip paketi
almış ve yazıhanesine götürmüştür (K. 6, S. 301; K. 7, S. 185-186; K. 6,
S. 377). Samsun dönüşünde Paşali ALAMAN, Nuri AKBULUT’a «neden
kardeşimi de götürdün?» diye sorduğu zaman, «sonra parayı vermedi
derler, hiç olmazsa yanımda şahit bulunsun diye götürdüm» yanıtını
almıştır (K. 7, S. 99-102).
1.5 milyon liralık çekin paraya dönüştürülmesi :
483E.1981/2
Bu parayı, Köksal MATARACI’ya esasen çeki keşide eden Paşali
ALAMAN bizzat vermiştir (K. 6, S. 302).
Bu iki çekin tutarlarını nakit olarak verdikten sonra çekleri geri alıp
yırtmışlardır (K. 6, S. 303).
3.5 milyon liralık çekin paraya dönüştürülmesi :
19.11.1979 günlü, 430442 numaralı hamiline yazılı olan bu çek,
Paşali ALAMAN’ın, Türk Ticaret Bankası Rize Şubesindeki 011/486
numaralı hesabı üzerinden düzenlenmiştir. Köksal MATARACI, dosyada
mevcut bulunan bu çeki yeğeni Hakkı KALKAVAN’a vermiş ve
20.11.1979 tarihinde tahsil ettirmiştir.
ESAS HAKKINDA MÜTALÂA
Cumhuriyet Başsavcısının esas hakkındaki mütalâasında, özetle :
(1497, 440 ve 4223 sayılı Yasaların ilgili hükümleri uyarınca Çay
Kurumu, Gümrük ve Tekel Bakanlığına bağlı ve bu Bakanlığın denetimi
ve gözetimi altında bir iktisadi devlet teşekkülüdür. Ancak, vesayet
sınırının aşılması kanunlarda suç sayılan eylemlerin oluşmasına neden
olabilir.
Tuncay MATARACI, Bakanlık görevine başladıktan sonra, Tekel
Genel Müdürlüğü dışında hiçbir kurum ve kuruluşa çay verilmeyeceğini
bildirmiş olmasına rağmen, Rize’ye gittiğinde, Rizespor Kulübü
yöneticilerine, on milyon lira verdikleri takdirde Kulübe 1.000 ton çay
tahsisi yaptıracağını söylemiştir. Bu teklifin kabul edilmesi üzerine,
Tuncay MATARACI’nın emir ve direktifi ile Rizespor Kulübüne 1.000 ton
çay tahsis edilmiş ve 4223 sayılı Yasaya aykırı olarak çayın kilogramının
200 liradan satılması Şahin BALTA ve Salih Zeki GÖKTÜRK tarafından
imzalanan bir protokolle kabul edilmiştir.
Bu yasa dışı tahsis ve fiyatlandırmanın karşılığı olan rüşvetin beş
milyon lirası nakit olarak, Nuri AKBULUT ve Ali ALAMAN vasıtasıyla
Köksal MATARACI’ya verilmiş, kendisine verilen 3,5 milyon liralık
çeki ise Köksal MATARACI yeğeni Hakkı KALKAVAN’ın aracılığıyla
İstanbul’da tahsil etmiş, birbuçuk milyon lirayı da yine nakit olarak
almıştır) denilerek suçları böylece sübuta eren Tuncay MATARACI’nın
E.1981/2 484
TCK’nun 213/1, 225/1, 227/2 ve 31 inci; Köksal MATARACI’nın
TCK’nun 226 ncı maddesi delaletiyle aynı Kanunun 213/1, 225/1 ve
31 inci, Paşali ALAMAN ile Nuri AKBULUT’un da aynı Kanunun
220 nci maddelerine göre; görevlerini kötüye kullanan Salih Zeki
GÖKTÜRK ve Şahin BALTA’nın ise TCK’nun 240. maddesi uyarınca
cezalandırılmalarına karar verilmesi istenmiştir.
SANIKLARIN SORGU VE SAVUNMALARI :
Tuncay MATARACI, rüşvet veren kişilerin ifade ve ikrarlarını
kendisine karşı komplo olarak nitelendirip tüm savunmasını bu esasa
dayandırdığı için önce rüşvet verenlerin savunmalarını incelemek yerinde
olacaktır.
A) PAŞALİ ALAMAN’IN SORGU VE SAVUNMASI :
Paşali ALAMAN, ön soruşturmada verdiği 28.1.1981 ve 11.2.1981
günlü ifadelerinde; Tuncay ve Köksal MATARACI kardeşlere 10 milyon
lira para verdiğini kesinlikle inkâr etmiş, Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun
bu yoldaki beyanlarının iftiradan ibaret olduğunu ileri sürmüş, 3,5 milyon
liranın Hakkı KALKAVAN tarafından nasıl tahsil edildiğini bilmediğini
söylemiştir.
Kendisinin yazılı olarak başvurması üzerine yeniden alınan
12.2.1981 günlü ifadesinde; Rizespor’un birinci lige yükselmesi
üzerine, iyi oyuncular transfer edebilmek amacıyla çay tahsis ettirmek
istediklerini, oysa Tuncay MATARACI’nın, daha önce tahsis edilmiş
çaydan parası ödenmiş olan 42 ton çayın teslimini durdurduğunu; Tuncay
MATARACI, Gençlerbirliği’ne yardım görüntüsü altında on milyon lira
isteyince 1000 ton çayı alabilmek için bu parayı vermeye razı olduklarını,
Köksal MATARACI’nın sıkıştırması üzerine de 5 milyon, 3,5 milyon ve
1,5 milyon lira değerindeki çekleri vermek zorunda kaldığını; Köksal
MATARACI’nın, Rizespor’un çeklerini kabul etmeyip bizzat kendi
çeklerini vermesini şart koştuğunu; 1,5 milyon lira nakit parayı verip
çeki geri alarak yırttığını, kendisinin topladığı 5 milyon lira nakit parayı
da kardeşi Ali ALAMAN ile Nuri AKBULUT’un paket halinde götürüp
Köksal’a verdiklerini, çeki ise geri alıp yırttıklarını belirtmiştir.
Yüce Divan’daki sorgu ve savunmasında ise; diğer konularda aynı
ifadeyi yinelemekle birlikte, paranın verilmesi gerekçesini değiştirmiş
485E.1981/2
ve çayın normal olarak tahsis edilmesinden ve bir miktar çekilmesinden
sonra, on milyon lira verilmediği takdirde teslimatın kesileceği tehdidi
ile karşılaştıklarını; parayı, çayın kesilmemesi için vermek zorunda
kaldıklarını vekili ile birlikte ileri sürmüştür.
B) NURİ AKBULUT’UN SORGU VE SAVUNMASI :
Nuri AKBULUT’un ifadelerinde, tutum ve davranışlarında Paşali
ALAMAN’ınkilere genellikle paralellik görülmüştür. Ön soruşturmada
yapılan 17.2.1981 günlü yüzleştirmede, Paşali ALAMAN’ı dinledikten
sonra; «Paşali haklı konuşuyor efendim, ben de olayı anlatayım» demiş ve
gerek o gün, gerek 16.3.1981 günü Tuncay MATARACI da dahil olmak
üzere yapılan üçlü yüzleştirmede, özetle; Bakan’ın Rize’ye geldiğinde
Turist Otelinde toplantı yaptığını, Gençlerbirliği Spor Kulübüne fahri
başkan olduğundan bahisle Rizespor’un bu kulübe on milyon lira kadar
para aktarmasını istediğini; makbuz istemeleri üzerine de makbuz
verileceğini belirttiğini; daha sonra Paşali ALAMAN’ın, on milyon liralık
kişisel çek keşide edip Köksal MATARACI’ya verdiğini söylediğini;
bir gün Ali ALAMAN’ın telefonla kendisini çağırarak ağabeyinin
hazırlayıp bıraktığı paketi gösterdiğini; ikisi birlikte, bu paketi, Köksal
MATARACI’nın yazıhanesine götürüp verdiklerini; Ali ALA MAN’ın bu
pakette beş milyon lira para bulunduğunu söylediğini ifade etmiştir (K. 6,
S. 376-378). Köksal MATARACI’nın bulunduğu üçlü yüzleştirmede de
aynı ifadeyi vermiştir (K. 7, S. 102-104).
Sanıklar Paşali ALAMAN ile Nuri AKBULUT, avukatları eli
ile ortak olarak verdikleri yazılı savunmalarında ve Yüce Divan’daki
sorgulamalarında olayın yukarıda anlatıldığı biçimde geliştiğini kabul
etmişler, ancak bir noktada ön soruşturmadaki ifadelerinden ayrılmışlardır.
Savunmalarında; on milyon lirayı Tuncay MATARACI’ya rüşvet anlaşması
gereğince vermediklerini, MATARACI kardeşlerin uyguladıkları maddi
ve manevi cebir ve saldıkları korku sonucunda verdiklerini söyleyerek
suçu TCK’nun 209. maddesinde unsurları gösterilen irtikâp suçuna
dönüştürmeye çalışmışlardır. Bu nedenle, Rizespor’a 1974 yılından bu
yana çay tahsis edilegeldiğini, 15.5.1979 günlü dilekçe ile yaptıkları
başvuru üzerine Çay Kurumu Yönetim Kurulunun 1.6.1979 günlü,
224 sayılı kararı ile, yine olağan bir işlem kabilinden 1000 ton çay
tahsis edildiğini, ancak 150-200 ton çay teslim alındıktan sonra Tuncay
MATARACI’nın emri ve baskısı ile çay teslimatının kesildiğini, on milyon
liranın da çay tesliminin durdurulmaması, kesilmemesi, sürdürülmesi
E.1981/2 486
için verildiğini, 1977 yılı tahsisinden arta kalan, parası ödenmiş, fakat
henüz alınmamış 42 ton çayın teslimini, Tuncay MATARACI’nın Bakan
olur olmaz durdurmuş olmasının, yeni tahsis edilen çayın teslimini de
durdurabileceğine bir örnek teşkil ettiğini; bu nedenle ve ayrıca;
1000 ton çayın tamamını alabilecekleri düşüncesiyle Tifluruk
Matbaacılık A.Ş. den 4,5 milyon lira ödeyerek aldıkları çay kutularının
hurda kağıt fiyatına satılması;
Bankalardan alınan teminat mektupları için komisyon olarak ödenen
paraların boşa gitmesi;
Çayların tamamının satışı için anlaşma yapılan Düzey Pazarlama
Şirketinin yapmış olduğu ön masrafları istemesi;
Transfer edilen futbolculara verilen 15 milyon lira değerindeki
çeklerin karşılığı olan para, günü geldiğinde bulunamayacağı için
karşılıksız çek verilmesi durumuna düşülmesi; olasılıklarının baskısı
ve zorlaması altında bu parayı vermek mecburiyetinde kaldıklarını ileri
sürmüşlerdir.
C) TUNCAY MATARACI’NIN SORGU VE SAVUNMASI :
Tuncay MATARACI ise savunmasında; Bakan olunca geçici olarak
çay tahsislerini durdurduğunu, ardı arkası kesilmeyen ricaların etkisi ile
ve durumun aydınlanması üzerine tahsis işlemlerini eskisi gibi devam
ettirdiğini; şayet Gençlerbirliğine yardım yapılması istenmiş ise bu 10
milyon liralık yardımın neden nama muharrer bir çekle verilmediğini
Rizespor yöneticilerinin inandırıcı biçimde açıklayamadıklarını; nakit
olarak verildiği ileri sürülen 5 milyon ve 1,5 milyon liranın verilmesinin
iddiadan öteye gidememiş olduğunu; Köksal MATARACI’ya verilen
3,5 milyon liralık çekin ise, alış-veriş ilişkisi içerisinde ve ticari amaçla
verilmiş bulunduğunu; esasen Çay Kurumu 440 sayılı Kanuna bağlı, özerk
bir Kurum olup, çay tahsisinin ve fiyatının tesbitinin tamamen Kurumun
yetkisinde olduğunu; müessese ve görevlileri üzerinde Bakanın sadece
vesayet denetimi yetkisi bulunduğunu bu bakımdan, Bakanın görevine
dahil bir işin yapılması ya da yapılmamasının bahse konu edilemeyeceğini,
sonuç olarak, olayın bir tertipten ibaret bulunduğunu vekili ile birlikte ileri
sürmüştür.
487E.1981/2
D) KÖKSAL MATARACI’NIN SORGU VE SAVUNMASI :
Köksal MATARACI’nın vekilleri ise, yaptıkları savunmada;
Rizespor yöneticileri, Tuncay MATARACI’nın Rize’ye gelip 10 milyon
lira istemesi ile ilgili olayın Ekim ayında vukua geldiğini söylediklerine
göre, bu istemin, çay tahsisine takaddüm etmesinin mümkün olmadığını;
çünkü çayın 1.6.1979’da tahsis edildiğini; o halde Rize ziyaretinde çay
tahsisinin söz konusu edildiğinin düşünülemeyeceğini; ayrıca Ekim ayı
başlarında futbolcu transferlerinin de söz konusu olmadığını; transfer
ayının Haziran olduğunu; Hürriyet Gazetesinde yayımlanan bir resimde
de görüldüğü gibi, 2,5 milyon lira tutarındaki paranın 4 yaşındaki bir
çocuğun boyunu geçtiğini, 5 milyon lirayı ihtiva eden bir paketin Renault
marka otomobilin penceresinden verilemiyeceğini; ayrıca 1,5 milyon lira
nakit paranın da bir zarfa koyularak verilemeyeceğini; 3,5 milyon liralık
çekin ise, Paşali ALAMAN’dan borç-alacak ilişkisi içinde alınıp daha
sonra nakden ödenmiş olduğunu ileri sürmüşlerdir.
E — SALİH ZEKİ GÖKTÜRK VE ŞAHİN BALTA’NIN
SORGU VE SAVUNMALARI
Çay Kurumu Genel Müdür eski vekili Salih Zeki GÖKTÜRK ile
Genel Müdür eski yardımcısı Şahin BALTA ise, savunmalarında; Rizespor
yöneticilerinin 1000 ton çay tahsis edilmesini istedikleri 15.5.1979 günlü
dilekçelerinde, % 5 istihsal vergisi, % 1 sigorta, nakliye ve kutu masrafları
kendilerine ait olmak ve kilogramını 100 liradan alıp 200 liradan satmak
üzere çay istediklerini; Yönetim Kurulunun, diğer koşulları kabul edip,
çayın 85,75 liradan verilmesini, perakende olarak 100 liradan satılmasını
uygun gördüğünü; ancak, daha sonra, Rizesporluların satış fiyatının 200
liraya yükseltilmesini istemeleri üzerine, yine Yönetim Kurulunca, ilk
kararın 4. maddesinin yürürlükten kaldırılması suretiyle teklifteki 200
lira fiyatın zımnen kabul edilmiş olduğunu; böylece, protokol yapmakla
Yönetim Kurulunun atlanmış olmadığını; ayrıca Rizespor’a tahsis edilen
çaylar mahallinde ve sempatizanlara satıldığına göre fazladan ödenen 10
liranın teberru niteliğinde olduğunu ve sonuç olarak, 4223 sayılı Kanunun
3. maddesine bir aykırılığın söz konusu olmadığını vekilleri ile birlikte
beyan etmişlerdir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE TAKDİRİ
Bu suça ilişkin maddi olguların açıklanmasından ve savunmaların
belirtilmesinden sonra, bu kısımda, önce Çay Kurumu’nun Gümrük ve
E.1981/2 488
Tekel Bakanlığı ile yasal ilgi ve irtibatı ortaya konulacak, ayrıca, çayın
üretim ve satışının hukuki esasları ile savunmaların yerinde olup olmadığı,
sırasıyla açıklanacak ve sübuta ilişkin değerlendirmeler yapılarak suçun
hukuki niteliği belirlenecektir.
A — ÇAY KURUMUNUN GÜMRÜK VE TEKEL BAKANLIĞI
İLE İLGİ VE İRTİBATI :
1497 sayılı Çay Kurumu Kanununun 1. maddesi uyarınca, Çay
Kurumu; tüzel kişiliğe sahip, faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu
sermayesiyle sınırlı bir İktisadi Devlet Teşekkülüdür. Merkezi Rize’dedir.
İlgili olduğu Bakanlık Gümrük ve Tekel Bakanlığıdır.
İktisadi Devlet Teşekkülleri; Anayasanın öngördüğü ulusal
kalkınmayı ve bunun esasları ile kurallarını koyan kalkınma planını
gerçekleştirmek için, hizmet alanının özellik ve nitelikleri gereği olarak
iktisadi veya sınai müesseseler şeklinde kurulmuş bulunan hizmet
itibariyle yerinden yönetim teşkilatlarıdır.
440 sayılı İktisadi Devlet Teşekkülleriyle Müesseseleri ve İştirakleri
Hakkında Kanunun 8. maddesine göre; «Yönetim Kurulu, teşekküllerin
karar organı olup teşekkülün en yüksek seviyede yönetme ve karar alma
yetki ve sorumluluğunu taşır.»
1497 sayılı Kanunun 10. maddesi uyarınca, Çay Kurumu Yönetim
Kurulunda, diğer üyelerin yanında, Gümrük ve Tekel Bakanlığının inhası
üzerine Bakanlar Kurulunca atanan bir üye de bulunmaktadır. Bizzat
Gümrük ve Tekel Bakanının inhası ile Bakanlar Kurulunca atanan Genel
Müdür ve iki genel müdür yardımcısı da Yönetim Kurulunun üyesidirler.
Genel Müdür başkanlık görevini yürütmektedir.
Kanun; Yönetim Kurulu Üyelerinin inhasının ve değiştirme
teklifinin «Bakanlık» tarafından yapılacağını belirttiği halde, genel müdür
ve yardımcıları hakkıdaki inha işleminin ve değiştirme teklifinin bizzat
«Bakan» tarafından yapılacağını öngörmüş, bunu, Bakanlık teşkilatından
geçirmeksizin, özel kalem müdürü vasıtasıyla yapabileceği mutlak ve
şahsi bir yetki saymıştır.
Yukarıda belirtildiği gibi Genel Müdür, bir taraftan Yönetim
Kurulunun başkanı sıfatıyla karar organının bir üyesi, diğer taraftan icra
organı ve bütün icra teşkilâtının başıdır; teşekkülün temsilcisidir.
489E.1981/2
440 sayılı Kanunun 3. ve 9. maddeleri; İktisadi Devlet teşekküllerini,
faaliyet konularına göre ilgili bakanlıklara bağlamakta ve bu teşekküller
üzerinde, Yüksek Denetleme Kurulunun denetiminden başka bir de
Bakanlık denetimi kurmaktadırlar : «Teşekkülün ilgili olduğu Bakanlık;
teşekkül çalışmalarının kanun ve tüzük hükümlerine uygun olarak
yürütülmesini gözetmekle görevlidir.
Bu maksatla ilgili Bakanlıklar, gerekli hallerde teşekküllerin
hesaplarını ve işlemlerini teftişe, icabında tahkike tâbi tutmaya ve bunlar
nezdinde İktisadî ve malî durum tesbitleri yaptırmaya yetkilidirler.»
Hükümet gerekçesinde bu bağlılığın nedenleri ve sınırları şu biçimde
açıklanmıştır :
«İktisadî Devlet Teşekküllerinin Devlet teşkilatı içinde bir bakanlığa
bağlı bulunmaları bir zaruret olarak mütalâa edilmiştir. Teşekküller siyasi
organlarla münasebetlerini bağlı bulundukları bakanlıklar vasıtasıyla
sağlarlar. Çeşitli teşebbüslerin milli ekonomi içinde ahenkli bir şekilde
yürütülebilmesi, bu tasarı ile kurulan mekanizmada Bakanlıklar vasıtasıyla
tahakkuk ettirilmektedir:» «Her teşebbüs ve işletme için murakabe,
teftiş ve kontrol bir zarurettir. Bu müesseseler teşebbüsün idaresinin iyi
yürütülmesine, hata ve suiistimalleri önleyici tesir icra ederek ve yapılan
hataların meydana çıkarılması ve alınması gerekli tedbirlerin tespitine
imkân hazırlamak suretiyle hizmet ederler. Teşebbüs içi kontrollerin
yapılması ve Yüksek Murakabe Kurulunun yapacağı murakabe ilgili
Bakanlığın teftiş ve murakabesini lüzumsuz hale getirmemektedir. Bu
incelemeler idari teftiş, tahkikat, iktisadi ve malî durumu tespit şekillerinde
olabilecektir..............»
Hükümet gerekçesi teşekküllerin bünyesinde Yüksek Denetleme
Kurulunun denetimini dışarıdan yapılan bir kontrol saymakta; sınırlı bir
idari vesayetten ileri gitmemesi gereken Bakanlık müdahale ve kontrolünü
ise önleyici tedbirler alan, iyi yürütmeyi temin eden bir iç kontrol
olarak nitelemekte ve adeta Bakanlıkla teşekkül arasında bir hiyerarşi
bağı görmektedir. Gerçekten, bu kadar geniş ve sınırsız bir denetim ve
müdahaleyi idari vesayetten çok, bir hiyerarşi denetimi ve müdahalesi
niteliğinde görmek gerekir.
B — ÇAYIN ÜRETİM VE SATIŞININ HUKUKİ ESASLARI :
4223 sayılı Kahve ve Çay İnhisarı Kanununun 1. maddesi uyarınca;
E.1981/2 490
her nevi kahve ve çayın istihlâk için Türkiye’ye sokulması, çekirdek
kahvenin kavrulmuş veya çekilmiş olarak satışı hariç olmak üzere bu
maddelerin gerek haliyle ve gerek şekli değiştirilmiş olarak yurt içinde
satılması Devlet İnhisarı altındadır. 1497 sayılı Kanunun 26. maddesi
gereğince, çay hakkındaki inhisar, Çay-Kurumu tarafından işletilir ve
yürütülür.
1497 sayılı Kanunun 11. maddesinin 18. bendinde; Çay Kurumunun
mal ve hizmet fiyatlarının saptanması yetkisinin Yönetim Kuruluna ait
olduğu hükme bağlanmıştır. Öte yandan, 4223 sayılı Kanunun 3. maddesi
gereğince çayın perakende satışlarının yurdun her tarafında aynı fiyatla
yapılması da zorunludur.
C — PAŞALİ ALAMAN VE NURİ AKBULUT’UN EYLEMLE
RİNE İLİŞKİN DEĞERLENDİRME :
Tuncay MATARACI’nın Bakanlığı süresince yaptığı gezilerle
ilgili yolluk bordrolarının incelenmesinden, 12—14 Mayıs 1979 günleri
arasında Rize’de bulunduğu anlaşılmakta, Turist Otelde Rizespor
taraftarlarıyla toplantı düzenlemesi ve yöneticileriyle rüşvet anlaşması
yapması bu günlere rastlamaktadır. Nitekim, bundan sonra çay tahsis
işlemleri de sür’atle ikmal edilmiştir. Gerçekten, Bakanın Rize’den
ayrılışını izleyen 15.5.1979 günü Paşali ALAMAN ile Nuri AKBULUT,
1000 ton çay tahsisi için Çay Kurumuna başvurmuşlar, 1.6.1979 günü ise
Bakanın baskıları ile çay tahsisi yapılmıştır.
Maliye Bakanlığı Hesap Uzmanı ile Rize Çay Paketleme Fabrikası
Müdür ve Müdür Yardımcısının birlikte hazırlayıp imzaladıkları tutanağa
göre (K. 22, S. 305);
A) 1977 yılı içinde üç ayrı Yönetim Kurulu kararı ile tahsis edilmiş
olan (K. 22, S. 236) 800 ton çaydan, 1978 ve 1979 takvim yıllarında teslim
edilenlerin miktarları ve teslim tarihleri şöyledir :
Teslim Tarihi Miktarı (Ton)
4.5.1978 30
5.6.1978 60
11.9.1978 60
15.11.1978 100
24.1.1979 200
450
491E.1981/2
Görüldüğü gibi Tuncay MATARACI’nın Bakan olduğu 1978 yılı
başında, Rizespor’a daha önce tahsis edilmiş, fakat henüz teslim edilmemiş
çayın miktarı 42 ton değil, 450 tondur ve bu miktar çay yukarıda yazılı
tarihlerde teslim edilmiştir. Şu halde Tuncay MATARACI’nın, 1977 yılında
tahsis edilmiş, parası ödenmiş, fakat henüz teslim edilmemiş son parti 42
ton çayın teslimini durdurmuş olduğu savı, gerçeklere uymamaktadır.
Oysa, Tuncay MATARACI’nın, Bakan olur olmaz, yeniden yapılacak çay
tahsislerini bir teleksle durdurduğu ve yasakladığı bir vakıadır.
B) Bakanın, bu yasaklama ile oluşturduğu elverişli ortamdan
yararlanarak yaptığı rüşvet anlaşması gereğince tahsis ettirdiği 1000 ton
çayın teslim tarih ve miktarları şu biçimdedir :
Teslim Tarihi Miktarı (Ton)
8.6.1979 150
22.6.1979 165
31.7.1979 170
19.9.1979 160
4.10.1979 155
200
1000
Görüldüğü gibi 1000 ton çay, tahsisten sonra, yukarıda yazılı
tarihlerde, peyderpey teslim, edilmiştir. 150-200 tonluk kısmının
tesliminden sonra tahsisin durdurulmuş olması söz konusu değildir. Çünkü
Rizespor Kulübü yöneticileri 8.6.1979 günlü dilekçe ile (K. 22, S. 229)
150 ton, 21.6.1979 günlü dilekçe ile (K. 22, S. 227) 165 ton, 24.7.1979
günlü dilekçe ile (K. 22, S. 225) 170 ton çay çekmek istediklerini
bildirmişler; hemen arkasından süratli bir şekilde işlemler tamamlanıp,
«Olur»lar alınarak istenilen miktar çayları, başvurdukları ya da izleyen
günlerde çekmişlerdir. Bu dönemde, Kulüp yöneticileriyle Çay Kurumu
yetkilileri arasında, çay teslimatının durdurulmuş olmasından dolayı hiç
bir uyuşmazlık çıkmamıştır.
Rizespor’a 1000 ton çay tahsis edilmesi ve bunların piyasa
fiyatından daha yüksek fiyatla satılması karşılığında Paşali ALAMAN, 5
milyon, 3,5 milyon ve 1,5 milyon lira değerinde üç adet hamiline çeki
Köksal MATARACI’ya vermiş; bunlardan 5 milyon ve 1,5 milyon lira
değerinde olanlar, karşılığı nakden ödendikten sonra geri alınıp yırtılmıştır.
Çeklerin Rize’deki bankada paraya çevrilmesinin ve bu paraların topluca
E.1981/2 492
çekilmesinin söylentilere ve kuşkulara yol açabileceği endişesi içerisinde,
karşılığı olan paranın nakten verilip çeklerin geri alınmasının uygun
görülmüş olduğu anlaşılmaktadır. 3,5 milyon lira değerindeki çekin,
Köksal MATARACI tarafından Rize’de tahsil edilmeyip, İstanbul’da
yeğeni Hakkı KALKAVAN eli ile tahsile konulması bu endişe ve kuşku
içinde hareket edildiğini doğrulamaktadır.
19.11.1979 günlü, 430442 numaralı, 3,5 milyon lira değerindeki
hamiline yazılı çek, Paşali ALAMAN’ın, Türk Ticaret Bankası Rize
Şubesindeki 011/486 numaralı hesabı üzerinden keşide edilmiş ve
Köksal MATARACI’ya verilmiştir. Köksal MATARACI bu çeki
İstanbul’da yeğeni Hakkı KALKAVAN’a vermiş; O da, aynı Bankanın
İstanbul Bahçekapı Şubesinden, karşılığı olup olmadığı Rize Şubesine
sorularak 20.11.1979 tarihinde tahsil ettikten sonra parayı, otelde Köksal
MATARACI’ya teslim etmiştir. Hakkı KALKAVAN, Soruşturma
Komisyonunda verdiği ifadelerde; önce bu çeki kendisine Paşali
ALAMAN’ın vererek tahsil ettirdiğini savunmuş ise de, daha sonra dayısı
Köksal MATARACI’dan aldığını, tahsil ettikten sonra parayı, kendisine
otelde verdiğini söylemiş; ifadeleri arasındaki bu değişiklikle ilgili olarak
da, dayılarının ilk ifadesinde kendisine bu yolda ifade vermesi için
telkinde bulunduklarını beyan etmiştir (K. 1, S. 217-222-223).
Öte yandan, rüşvet anlaşmasının ilk aşamasında Rizespor Kulübüne
1000 ton çay tahsis ettirmesi karşılığında on milyon lira rüşvet isterken,
bu isteğine, fahri başkanı olduğu Gençlerbirliği Spor Kulübüne yardım
görüntüsü vermeye çalışan Tuncay MATARACI; bu spor kulübüne 510
bin lira bağışta bulunarak, hem Turist Oteldeki sözlerinde samimi olduğu
izlenimini yaratmak istemiş, hem de tedbirli olmaya çalışmıştır.
Kaldı ki bu 510 bin liranın yalnız on bin lirası Tuncay
MATARACI’nın maaşından verilmiştir. Gerçekten, Gençlerbirliği
yöneticisi Teoman YAZGAN, kulüp için kendisinden para istemeye
gittiğinde, Tuncay MATARACI, maaşını yeni aldığından bahisle,
cüzdanından 10 bin lira çıkarıp vermiştir (K. 7, S. 75). Geriye kalan 500
bin liranın dökümü ise şu biçimdedir :
Tuncay MATARACI, Gençlerbirliği Yöneticilerinden Rafet
GENÇ’e, Bakanlık makamında, koruma polisi Tahir BOZAY’ın
çantasından çıkardığı iki yüz bin lirayı vermiştir. Kağıda sarılı olarak
verilen bu paranın esas kaynağı belli değildir (K. 7, S. 69-71).
493E.1981/2
Tuncay MATARACI, Rafet GENÇ’e ayrıca, 200 bin liralık ve 100
bin liralık iki adet hamiline çek de vermiştir. Bu çeklerden 200 bin lira
değerinde olanı Şaban EYÜBOĞLU tarafından, Yapı ve Kredi Bankası
Yukarı Ayrancı Şubesindeki 43-44 numaralı hesap üzerinden düzenlenen
300863 numaralı; diğeri ise Ali YILDIZ tarafından, Türkiye İş Bankası
Mithatpaşa Şubesindeki 759 numaralı hesap üzerinden keşide edilen
539475 numaralı çektir.
Tuncay MATARACI’nın, maaşından ya da paravan hesaplarından
Gençlerbirliği Kulübüne daha fazla yardım yapmadığı bu kulübün, 1978-
1979 sezonunda yapılan tüm bağışlar toplamının 577.339.— lira olduğunu
belirten 2.3.1981 günlü, 39 sayılı yazısından anlaşılmıştır.
D — TUNCAY MATARACI’NIN EYLEMİNE İLİŞKİN
DEĞERLENDİRME :
Çay Kurumu ile Gümrük ve Tekel Bakanlığı arasındaki hukuki
ilişki yukarıda ayrıntılı olarak açıklanmış ve Bakanın bu Kurum ile, gerek
hukuken, gerek fiilen etkili bir denetim, gözetim, ve müdahale ilişkisi
içinde bulunduğu belirtilmiştir. Ayrıca sanığın, kendi savunması içinde
çelişkiye düşerek bir yandan, bu Kurumun özerk olduğunu belirtirken, öte
yandan, Bakan olunca çay tahsisini bir teleksle durdurup sonra yeniden
izin verdiğini ifade etmesi de Kurum üzerinde idari vesayetin sınırlarını
aşan bir etkisinin bulunduğunu ve bu etkiden yararlanmaya çalıştığını
göstermektedir.
Tuncay MATARACI, 16.3.1981 günü, Soruşturma Komisyonunda,
çay tahsislerini neden durdurduğu yolundaki bir soruya verdiği yanıtta
aynen şöyle demektedir : «Vallahi bilmiyorum. Zaman aradan çok
geçmiştir. Neden olduğunu bilmiyorum. Yalnız size söyledim, geçende
de ifade ettiğim gibi bir teleksle bunların şimdilik, çünkü göreve yeni
başlamıştık, Bakanlığı yeni teslim almıştık; nedir, ne değildir diye... İkinci
bir emre kadar durdurulmasını teleksle bildirmiştik.» (K. 1, S. 243).
İlk bakışta Bakanın bu tutumu ile 4223 sayılı Kanunun 1., 1497
sayılı Kanunun 26. maddelerine uygun olarak Devlet inhisarı altındaki
çayın sadece Çay Kurumu ve Tekel Genel Müdürlüğünce satılmasını
sağlamak amacını taşıdığı sanılabilir. Ancak aşağıda açıklanacağı üzere,
bu yasaklamadan çok kısa bir süre sonra bizzat Tuncay MATARACI’nın,
Rizespor Kulübü ile Anadolu Basın Birliğine çay tahsis edilmesini bir
E.1981/2 494
teleksle serbest bırakmış olması, daha sonra da bu kuruluşlara çay tahsis
edilmesi ve bu çayların piyasa fiyatından daha yüksek fiyatla satılmasına
izin verilmesi için yoğun bir baskı kurmuş bulunması gözönünde
tutulduğunda çay tahsislerinin durdurulmasındaki esas maksadın, Rizespor
yöneticilerini rüşvet vermeye sevk edici, uygun bir ortam yaratmaya
yönelik olduğu anlaşılmaktadır.
Sanık Bakan Ocak 1978 de, Tekel Genel Müdürlüğü dışındaki
kuruluşlara çay tahsisini bir teleksle yasaklamasına rağmen, 3.2.1978
günlü olup Çay Kurumu Genel Müdürlüğüne çekilen ikinci teleks emrinde
aynen şöyle demektedir :
«Rizespor ve Anadolu Basın Birliğine verilen çaylar evvelce
alınan bir karar uyarınca yapılmaktadır. Bu iki kuruluş dışında kalan bazı
kuruluşlara da aynı mealde çay verildiği hususu Bakanlığıma intikal etmiş
bulunmaktadır. Bundan böyle Rizespor ve Anadolu Basın Birliği dışında
hiçbir kuruluşa çay verilmeyecektir.
Bu emrimin harfiyen uygulanmasını ve bu konudaki müracaatlardan
haberdar edilmemi rica ederim.»
Çay Kurumu eski Genel Müdürü Bedirhan BİRBEN,
önsoruşturmada tanık olarak verdiği ifadede; Rizespor’a çay tahsis
edilmesi için mevzuatın müsait olmadığını, bu tür çay tahsislerinde
aracılık yapanların büyük menfaatler sağladıkları kanaatinde olduğunu,
Rizespor’un Çay Kurumundan aldığı çayı fahiş fiyatla sattığını; Tuncay
MATARACI’nın, Bakan olmasından birkaç gün sonra bir teleksle çay
tahsisini durdurduğunu, daha sonra aracı kesimlerin Bakana giderek
konuyu görüşüp, herkesin aradığı avantasını bulduğunu, sadece
Rizespor’dan Bakana 40 milyon lira verildiği söylentilerinin dolaştığını
belirtmiştir (K. 3, S. 241-247). Aynı tanık, Yüce Divandaki ifadesinde de,
önsoruşturmada vermiş olduğu ifadeyi aynen kabul ettiğini belirtmiştir
(Yüce Divan Tutanağı, S. 1638-1647).
10 milyon liranın neden doğrudan doğruya Gençlerbirliği
Spor Kulübü adına yazılı bir çekle verilmediği konusuna gelince; bu
yoldaki bir soruya Yüce Divan huzurunda Paşali ALAMAN; o tür çek
kullanmadıkları biçiminde yanıt vermiştir. Aslında, Rizespor yöneticileri
bir yandan suçu irtikâp şeklinde nitelendirmeye çalışırken, bir yandan
da 10 milyon liranın Tuncay MATARACI tarafından Gençlerbirliğine
495E.1981/2
yardım görüntüsü altında istenmesine ağırlık vererek kendilerini (rüşvet
veren) sıfatından ziyade (dolandırılan) sıfatına büründürmek istemişlerdir.
Ancak yukarıda açıklandığı üzere olayların oluşu ve akışı, örneğin,
Bakanın çayın tahsisinde gösterdiği özel gayret, vadeli olarak verilen
çeklerin nakte dönüştürülmesinde bir makbuz alınmamış olması, tahsis
edilen çayın piyasa fiyatından daha yüksek bir fiyatla satılmasına izin
verilmesinin de Bakan’ın baskısı ile kabul edilmiş bulunması, Rizespor
adına tahsis edilen çayların 200 TL./Kg. fiyatla satılıp, müfettiş raporlarına
göre (K. 22, S. 309) 1978 ve 1979 senelerinde toplam 95. 692.601,35 TL.
net kâr sağlanmış olmasına rağmen, ilgililerin, bu spor kulübünün defter
ve belgelerinin kaybolduğunu ileri sürerek hesap vermekten kaçınmaları
gözönünde bulundurulunca bu kişilerin rüşvet veren durumunda oldukları
hususunda hiç kuşku kalmamakta ve 10 milyon lirayı neden doğrudan
doğruya Gençlerbirliği adına yazılı bir çekle vermedikleri sorusu
yanıtlanmaktadır.
Paşali ALAMAN ve Nuri AKBULUT’un, sözü edilen parayı
Tuncay MATARACI’nın cebir ve baskısı altında verdikleri yolundaki
savunmalarına gelince :
Öğretide ve uygulamada kabul edildiği üzere Türk Ceza Kanunu’nun
210. maddesinde tanımlanan ikna suretiyle irtikâp suçu, kanunen ödenmesi
gerekmiyen bir paranın ödenmesi lüzumuna memurun, ferdi ikna etmesi
ile oluşur. Burada ferdin, parayı verirken gayrimeşru olduğunu bilmeyerek
vermiş olması; memurun yalan beyanları ile onu ikna etmiş ve mağdurun
rızası memur tarafından aldatılmak suretiyle elde edilmiş ve ödemenin
yasal olduğu hususunda kandırılmış bulunması zorunludur. Türk Ceza
Kanunu’nun 209. maddesindeki suçta ise, memurun, memuriyet sıfatını
veya memuriyetine ait görevi kötüye kullanmak suretiyle tazyik etmek,
bu tazyik sonucu ferdin de, memurun haksız işlemini önlemek zorunda
kalarak ona menfaat temin veya vaat etmesiyle tamamlanır. Burada
memur aktif, zorlayan (müteaddi), fert ise mağdur durumunda olup,
mağdurun gayrimeşru zemin içinde bulunmaması ve fail tarafından
istenen paranın meşru olmadığını bilmesi gerekir. Türk Ceza Kanunu’nun
213. maddesinde gösterilen rüşvet suçu ise; memurun kanun ve nizam
hükümlerine göre yapmaya mecbur olduğu şeyi yapmamak veya
yapmamaya mecbur olduğu şeyi yapmak için rüşvet alması, bir vait veya
taahhüdü kabul etmesi ile oluşmakta ve ayrıca bu suçta her iki tarafın da
gayrimeşru zemin içinde bulunmaları gerekmektedir.
E.1981/2 496
Yukarıda ayrıntılı biçimde açıklandığı gibi 1497 sayılı Kanun’un 26.
maddesi uyarınca Devlet inhisarı altında bulunan ve 4223 sayılı Kanunun
3. maddesi uyarınca yurdun her tarafında aynı fiyatla satılması zorunlu
olan çaydan Rizespor’a 1000 ton tahsis edilmesini ve yetkili makamlarca
belirlenen piyasa fiyatından daha yüksek bir fiyatla satılmasını talep etmek
mevzuat hükümlerine aykırı olduğuna göre, Paşali ALAMAN ve Nuri
AKBULUT’un gayrimeşru zemin içinde bulundukları, ödemiş oldukları
paranın da gayrimeşru olduğunu bildikleri kuşkusuzdur. Bu haksız
istemi tahakkuk ettirmek için uğraşırken karşılaştıkları zorlukları ve
engelleri aşmak amacıyla verilen paranın iğfal, ikna veya icbar sonucunda
verildiğini kabul etmek suretiyle eylemi irtikâp olarak nitelendirmek
mümkün değildir.
440 sayılı Kanunun Hükümet gerekçesinde de belirtildiği üzere, Çay
Kurumu ile Gümrük ve Tekel Bakanlığı arasında ilgi, irtibat ve bağlılık
kurulması ile bu bakanlığa denetim yetkisinin verilmesindeki amaç;
Çay Kurumunun iyi yönetilmesini, hata ve suiistimallerin önlenmesini,
yapılmış olan hataların ortaya çıkarılmasını sağlamaktır. Şu halde
Bakan; Çay Kurumunun hesaplarını ve işlemlerini teftişe ve tahkike tabi
tutarak, iktisadi ve mali durum tesbitleri yaptırarak, çalışmaların kanun
ve tüzük hükümlerine uygun olarak yürütülmesini gözetlemekle ve
aksine davranışları önleyici tedbirler almakla görevlidir. Hal böyle iken
Tuncay MATARACI, tam aksine bir davranışla, Çay Kurumu yetkilileri
üzerinde, 4223 sayılı Kanunun 1., 3. ve 1497 sayılı Kanun’un 11/18. ve
26. maddelerine aykırı olarak, Rizespor’a 1.000 ton çay tahsis etmeleri
ve bu çayların piyasa fiyatından daha yüksek bir fiyatla satılmasına izin
vermeleri için yoğun bir baskı kurmuştur.
Böylece, Tuncay MATARACI’nın, Rizespor yöneticilerinden aldığı
on milyon lira rüşvet karşılığında, TCK’nun 213. maddesinin birinci
fıkrasındaki anlatımla, kanun ve nizam hükümlerine göre yapmamaya
mecbur olduğu şeyi yapmak suretiyle bu maddede yer alan suçu işlediği
sübuta ermiştir.
Buna bağlı olarak, Rizespor yöneticileri Nuri AKBULUT ile Paşali
ALAMAN’ın, Tuncay MATARACI’ya, TCK’nun 220. maddesindeki
anlatımla, kanun hükmünce yapmamaya mecbur olduğu şeyi yapması için
on milyon lira rüşvet vermiş oldukları ve bu suretle anılan maddede yazılı
suçu işledikleri sübuta ermiş bulunmaktadır.
497E.1981/2
E — Köksal MATARACININ EYLEMİNE İLİŞKİN
DEĞERLENDİRME :
Tuncay MATARACI’nın Bakanlığı sırasında yaptığı seyahatleri
gösteren yolluk belgelerinin incelenmesinden 1979 yılı Ekim ayı
içinde Rize’ye gelmediği, bu ziyaretin 12-14 Mayıs 1979 da yapıldığı
anlaşılmıştır. Bu nedenle Ekim ayı içinde Rize’ye gelmiş olduğu yolundaki
sözlere ya da varsayıma dayalı olarak yapılan savunmalar geçersizdir.
5 milyon lira tutarındaki parayı ihtiva eden paketin boyutlarına
gelince : Köksal MATARACI’nın Yüce Divan’da ileri sürdüğü bu
savunma üzerine, Paşali ALAMAN’ın istemiyle Samsun 2. noterliğince
yapılan tesbitle ilgili tutanağa göre; her biri 1.000’er liralık olmak üzere
tamamı 5 milyon lira olan nakit paranın, 14 cm. yüksekliğinde, 32,4
cm. eninde bir paket oluşturduğu saptanmıştır. Bu boyuttaki bir paketin
otomobilin penceresinden verilebileceği mümkün bulunmuştur. Kaldıki,
gerek Nuri AKBULUT, gerek Ali ALAMAN, ifadelerinde; paranın sarılı
olduğu paketi otomobilin penceresinden verdiklerini beyan etmemişlerdir.
Nuri AKBULUT, 17.2.1981 günü, Paşali ALAMAN’la yüzleştirilmesinde
(K. 6, S. 377) ve Köksal MATARACI’nın da bulunduğu 26.2.1981
günlü üçlü yüzleştirmede (K. 7, S. 104); Ali ALAMAN’la birlikte,
kendisinin direksiyonda bulunduğu otomobili ile Köksal MATARACI’nın
yazıhanesine gittiklerini, kendilerini görünce Köksal MATARACI’nın
dışarı çıktığım anlattıktan sonra «aldı şu paketi tekrar içeri girdi» demekte;
Ali ALAMAN ise aynı olayı anlattıktan sonra (K. 7, S. 186) «sağ taraftan
paketi ver dedi Nuri Bey, ben de paketi verdim ve döndüm» demektedir.
19.11.1979 günlü, 430442 numaralı 3,5 milyon liralık hamiline çekin
borç-alacak ilişkisi içerisinde alındığı ve nakten iade edildiği yolundaki
savunmaya gelince; Köksal MATARACI’nın yukarda bahsedilen üçlü
yüzleştirmede bunu inkâr etmesine, Hakkı KALKAVAN’a tahsil ettirdiği
bu çekten haberi olmadığını söylemesine rağmen (K. 7, S. 104-105),
daha sonra bu parayı borç olarak aldığını, nakten iade ettiğini, borç veren
Paşali ALAMAN’ın kendisine komplo hazırlamak için rüşvet verdiği
yolunda iddiada bulunduğunu ileri sürmesi inandırıcı değildir. Kaldıki
3,5 milyon liralık bu çek, Rizespor’a tahsis edilip Paşali ALAMAN
tarafından pazarlama ve satışı yapılan 1.000 ton çayın parasının toplandığı
Türk Ticaret Bankası Rize Şubesindeki 011/486 numaralı hesaptan
tahsil edilmiştir. Bu nedenlerle Köksal MATARACI’nın ileri sürdüğü bu
savunma da kabule şayan değildir.
E.1981/2 498
Böylece sanık Bakanın kardeşi sanık Köksal MATARACI’nın hem
hazırlık faaliyetlerine katılmak, hem Tuncay MATARACI adına on milyon
lirayı bizzat almak suretiyle, rüşvet alanın aracısı olarak bu suça doğrudan
iştirak ettiği ve bu suretle TCK’nun 65. ve 226. maddeleri delaletiyle aynı
Kanunun 213/1. maddesinde yazılı suçu işlediği sübuta ermiştir.
F — SANIKLAR SALİH ZEKİ GÖKTÜRK VE ŞAHİN
BALTA’NIN EYLEMİNE İLİŞKİN DEĞERLENDİRME :
Çay Kurumu Yönetim Kurulunun 1.6.1979 günlü ve 224 sayılı
kararının 4. maddesinde çayın kg.’mının 100 liradan satılması kabul
edilmiş iken, uygulamada Rizespor yöneticileri (100 gram çayın fiyatı 10
TL. + teberru 10 TL.) formülü ile satış yapmaya başlamışlar, ancak bunun
hukuken sakıncalı olduğunun anlaşılması ve bazı vilayetlerde, örneğin
İzmir’de Cumhuriyet Savcılığınca soruşturma yapıldığını öğrenmeleri
üzerine 10.8.1978 tarihli dilekçe ile Çay Kurumu Genel Müdürlüğüne
başvurarak bu uygulamanın sakıncalarını belirtmişler ve 100 gram çayın
20 liradan satılması için yetki verilmesini talep etmişlerdir. Hal böyle iken
bu sanıkların, 100 gram çayın 20 liradan satılmasına yetki vermelerinde
bir fiyat saptanmasının değil, piyasa fiyatından fazla olan 10 liranın
teberru, hediye şeklinde düşünüldüğü yolundaki savunmalarının ciddi ve
samimi yönü bulunmamaktadır.
Bu konudaki diğer kanıtlara gelince :
Gümrük ve Tekel Bankanlığı eski müsteşarı Teoman YAYIN
önsoruşturmada ve Yüce Divanda tanık olarak verdiği ifadelerde Rizespor’a
1975 senesinden bu yana senede 50 ton civarında çay tahsis edildiğini,
bu çayın piyasa satış fiyatı üzerinden ve sadece o bölgede satılması
gerektiğini, o bölgenin dışında satılmamasının zorunlu bulunduğunu,
çayın tekel maddesi olması nedeniyle satışının da Tekel Genel Müdürlüğü
marifetiyle yapılmasının gerekli olduğunu, ancak, Çay Kurumunun
iktisadi devlet teşekkülü olarak bir tüccar gibi davranıp, parasını peşin
almak suretiyle 10—45 ton civarında çay tahsis edebileceğini, bu konuda
gene de kesin konuşmanın mümkün olmadığını, çayın fiyatının tespitinin
Yönetim Kurulunun yetkisinde bulunduğunu, çayın normal piyasa fiyatı
100 lira iken Rize halkı 200 liradan alıyor ise bunun halkın Rizespor’a bir
katkısı, bir yardımı olarak nitelendirilebileceğini belirtmiştir (K. 2, S. 74;
Yüce Divan Tutanağı, S. 568-578).
499E.1981/2
Çay Kurumu Pazarlama Dairesi Başkanı İshak KARA,
önsoruşturmada tanık olarak verdiği ifadede; Rizesporluların 100 gram
çayı 20 liradan satmak için başvurmaları üzerine Yönetim Kurulunun
toplanarak konuyu görüştüğünü, ilk karardaki 4. maddeyi yürürlükten
kaldırdığını, bunun üzerine fiyat konusunda bir boşluk doğduğunu, satış
fiyatının tespit edilmesi için makama yazılı olarak başvurulduğunu, bu
yazının altına Şahin BALTA’nın «şimdilik bekletelim» şerhini koyduğunu,
ancak 5 gün sonra ek bir protokol yapılarak çayın fiyatının Kg/200 lira
olarak tespit edildiğini, bu ek protokolün hazırlanması için genel müdür
veya yardımcısından mutlaka bir talimat verilmiş olabileceğini, aksi
halde kendisinin bu ek protokolü hazırlayıp paraf etmemesi gerektiğini
belirtmiştir (K. 3, S. 286-295).
Aynı tanık son soruşturmada verdiği ifadede ise; Rizespor’un,
(100 gram çayın fiyatı 10 TL. + teberru 10 TL.) biçimindeki satışını
yürütemediğini, vatandaşın teberru olarak 10 TL. ödemek istemediğini,
ikinci bir dilekçe ile başvurarak 100 gram çayı 20 TL. den satmak
istediklerini; Yönetim Kurulunun, bu talebi görüşüp tartıştıktan sonra ilk
karardaki 4. maddeyi kaldırmak suretiyle Rizespor’un talebini zımnen
kabul ettiğini, bu nedenle ek protokolün Yönetim Kurulunun kararma
uygun sayılması gerektiğini, her ne kadar o tarihte Yönetim Kurulunun
4. maddeyi kaldırması üzerine fiyatta bir boşluk doğduğu düşüncesiyle
fiyatın saptanmasını yazılı olarak istemiş ise de şimdi öyle düşünmediğini
ifade etmiştir (Yüce Divan Tutanağı, S. 1568-1592).
Çay Kurumu eski Genel Müdürü Atilla KORUYAN önsoruşturmada
tanık olarak verdiği ifadede; Tuncay MATARACI’nın, Rizespor’a
1.000 ton çay tahsis edilmesi konusunda baskıları olduğunu, Rizespor
yöneticilerinin 100 gr. çayı 20 liradan satmaları için başvurmaları üzerine
bunun mümkün olmadığını söyleyerek, «Yeni Ekstra paketlerini bizden
alıp 10 liranın yanına bir 10 lira daha yapıştırılıp 20 liradan satsanız
nasıl suç oluyorsa bu da aynı şekilde suç olur. Yakalandığınız takdirde
aynı cezayı görürsünüz» dediğini; perakende satış fiyatının 200 liraya
çıkarılmasına ilişkin bir yönetim kurulu kararı bulunmamasına rağmen
Genel Müdür Yardımcısı Şahin BALTA’nın ek bir protokol ile buna izin
verdiğine şu anda muttali olduğunu, kendisinin genel müdür olarak görüş
ve düşüncelerini bildiği halde Yönetim Kurulu kararını değiştirecek
nitelikte bir protokol yapmasını Şahin BALTA’nın Bakana yakınlığından
aldığı kişisel cesaretine bağladığını ifade etmiştir (K. 4, S. 373-378).
E.1981/2 500
Aynı tanık Yüce Divanda; Tuncay MATARACI’nın Rizespor’un son
yıllarda gösterdiği başarıya Çay Kurumu olarak katkıda bulunmalarını
rica etmesi üzerine Yönetim Kurulunca 1.000 ton çay tahsis edilmesinin
kararlaştırıldığını; Rizespor Yöneticilerinin bir süre sonra 100 gram çayın
10 liradan satılması halinde masraflarını karşılayamayacaklarını bildirerek
fiyatın 20 liraya çıkarılmasını istediklerini; icranın bunu Yönetim
Kuruluna teklif ettiğini; Yönetim Kurulunun da konuyu görüştükten sonra
ilk karardaki 4. maddenin kaldırılmasını uygun gördüğünü; her ne kadar
önsoruşturmada verdiği ifadede, Şahin BALTA’nın ek protokol yaparak
Yönetim Kurulu kararına ters bir işlem yaptığını ve bunu yaparken
Bakana yakınlığından cesaret aldığım belirtmiş ise de şimdiki düşüncesine
göre Yönetim Kurulunun 4. maddeyi kaldırmakla fiyatın saptanmasını
serbest bırakıp, icraya yetki vermiş veya idarenin teklif ettiği fiyatı kabul
etmiş sayılabileceğini, çay tahsisi konusunda Tuncay MATARACI’nın
baskı şeklinde ricalarının olduğu yolundaki ifadesini aynen kabul ettiğini
belirtmiştir (Yüce Divan Tutanağı, S. 1670-1672).
Görüldüğü gibi tanıkların bu konudaki ifadeleri genel olarak
sanıkların savunmalarında ileri sürdükleri hususları destekler nitelikte
ise de; ortada, tanık ifadesi ile doğruluğu saptanacak bir olaydan ziyade,
yorumlanıp değerlendirilecek hukuki bir durum söz konusudur.
Yukarıda, çayın üretim ve satışının hukuki esasları açıklanırken
belirtildiği gibi, 4223 sayılı Kanunun l.maddesi gereğince, çay istihlâk
için Türkiye’ye sokulması, gerek haliyle gerek şekli değiştirilmiş olarak
yurt içinde satılması Devlet inhisarı altındadır. 1497 sayılı Kanunun 26.
maddesi gereğince bu inhisar, Çay Kurumu tarafından işletilir ve kullanılır.
Bu açık ve âmir hükümler karşısında çayın, Tekel Genel Müdürlüğünden
başka bir özel veya tüzel kişi adına tahsis edilmesi, piyasada satışına
izin verilmesi söz konusu olamaz. Aksi halde çayın Devlet tekeli altında
bulundurulmasının anlamı kalmaz.
Her ne kadar Çay Kurumu ile Tekel Genel Müdürlüğü arasında
belirli sürelerde yapılan protokollara; «Çay-Kur, Tekel’le anlaşarak
muhtelif müesseselere çay satışı yapabileceği gibi, fuarda, panayırlarda,
işletmelerinde ve yurdun çeşitli yerlerinde açacağı reyonlarda çay satışı
yapabilecek veya yaptırabilecek ve Tekele bu satışlardan zamanında bilgi
verecektir» biçiminde hüküm konulmakta ise de, görüldüğü gibi, bu tür
hükümler, Tekel Genel Müdürlüğünün rızası ile işlerlik kazanmakta ve
Çay-Kur’un belirli yerlerde perakende olarak bizzat çay satışı yapmasını
501E.1981/2
ve en önemlisi, muhtelif müesseselere mensuplarının bizzat kullanmaları
için tahsis ve satış yapabileceğini öngörmektedir. Yoksa, «muhtelif
müesseselere» perakende olarak piyasada satıp gelir ve kazanç temin
etmeleri amacıyla çay tahsis edilebileceği öngörülmüş değildir. Bu
yoldaki bir protokol hükmünün yukarıda belirtilen yasal hükümlere aykırı
olacağında kuşku yoktur.
1.6.1979 günlü, 224 sayılı Yönetim Kurulu Kararında Rizespor’un
teslim aldığı çayların kilogramını 100 liradan satması kararlaştırılmış iken,
Rizespor yöneticilerinin isteği ve Bakanın baskısı ile, Yönetim Kurulu
yeniden toplanarak çayın kilogramının 200 liradan satılması yolundaki
teklifi görüşmüş; daha önce Kurum avukatının böyle bir uygulamanın
hukuken mümkün olmadığı yolundaki görüşü de bilindiği için, mevzuata
aykırı bir durum ve tutum içine düşüleceğinin bilinci içerisinde bu teklif
açıkça kabul edilememiş, ancak ilk karardaki 4. maddenin yürürlükten
kaldırılması ile yetinilmiştir. Böylece, çayın perakende satış fiyatının
ne olduğu konusunda tam bir boşluk yaratılmıştır. Yönetim Kurulu
toplantısında Şahin BALTA ve Salih Zeki GÖKTÜRK de bulunmuşlardır.
Durumu bilmektedirler. Pazarlama ve Satınalma Dairesi Başkanı îshak
KARA’nın, satış fiyatının belli edilmesini isteyen yazısının altına Şahin
BALTA, 14.9.1979’du, «şimdilik bekletilmesi» notunu koymuştur. Bütün
bu işlemler ve davranışlar göstermektedir ki; çayın satış fiyatının 100
lira olduğunu saptayan ilk kararın 4. maddesini yürürlükten kaldırmakla
Yönetim Kurulunun, fiyatın 200 lira olması yolundaki teklifi zımnen
kabul etmiş olmadığı, böyle bir yorumun mümkün görülmediği her
kademedeki görevlilerce bilinmektedir. Bu bilinç içerisinde iken, Bakanın
telkin ve baskıları ile, «şimdilik bekletilmesi» notunun konulmasından
beş gün sonra, bir protokalla çayın fiyatının 200 lira olması kabul
edilmiştir. Belirlenen tutum ve davranışlar, Şahin BALTA ile Salih
Zeki GÖKTÜRK’ün özel bir kasıt içinde bulunduklarını ve kötü niyetli
davrandıklarını açıkça ortaya koymaktadır.
Tahsis edilen çayın sadece mahallinde, yâni Rize’de satıldığı
ve fazladan ödenen 10 liranın teberru olduğu; bu nedenle, 4223 sayılı
Kanun’un 3. maddesine aykırı bir durumun bulunmadığı yolundaki
savunmalar da yerinde değildir. Çünkü, bizzat sanıkların yazılı
savunmalarında kabul ettikleri gibi çayı sadece mahallinde değil
Türkiye’nin muhtelif şehirlerinde, örneğin İzmir’de satmışlardır. 19.9.1979
günlü ek protokol ile fiyatın 200 TL./Kg. olarak saptanmasından itibaren,
E.1981/2 502
bir teberru da söz konusu değildir. Nitekim yine yazıh savunmalarında
sanıklar, (fiyatı 10 TL. + teberru 10 TL.) biçimindeki satışlar nedeniyle
İzmir Cumhuriyet Savcılığınca yapılan takibatı gerekçe göstererek, fiyatın
200 TL./Kg.olarak tesbit edilmesini istediklerini belirtmişlerdir.
Sonuç olarak, Çay Kurumunun eski Genel Müdür Vekili Salih
Zeki GÖKTÜRK ile Genel Müdür Yardımcısı Şahin BALTA’nın,
Rizespor’a 1.000 ton çay tahsis edilmesi ve bu çayların 4223 sayılı Kanun
hükümlerine aykırı olarak fazla fiyatla satılmasına izin verilmesi için
Gümrük ve Tekel eski Bakam Tuncay MATARACI tarafından yapılan
kanunsuz müdahaleler ve baskılar karşısında, Bakanın eylemine bağlı
olarak memuriyet görevlerini kötüye kullandıkları ve bu suretle TCK’nun
64. ve 240. maddelerindeki suçu işledikleri sübuta ermiştir.
IV — ANADOLU BASIN BİRLİĞİNE YÜZ TON ÇAY
TAHSİS EDİLMESİNİ VE ÇAYLARIN TEKEL’İN
PERA KENDE FİYATLARINDAN DAHA YÜKSEK
BİR FİYATLA SATILMASINI SAĞLAMAK
KARŞILIĞINDA RÜŞVET ALMA SUÇU :
— İDDİA —
Soruşturma Komisyonu Raporunda :
Tuncay MATARACI’nın;
«Gümrük ve Tekel Bakanlığının denetim ve gözetimi altında bulunan
Çay Kurumundan aynı şekilde Anadolu Basın Birliğine 100 ton çay
tahsis ettirmesi ve piyasada Tekel Genel Müdürlüğünce perakende olarak
100 liradan satılan bu çayların 4223 sayılı Kanunun 3 üncü maddesine
aykırı olarak 250 liradan satılmasına izin verilmesi için memuriyet
görev ve nüfuzunu kötüye kullanması karşılığında 2.750.000.— TL.
tutarında rüşvet aldığı, Anadolu Basın Birliği adına hareket eden Nihat
KARADERELİ ve Vural KAZMAZ’ın 19.000.000.— TL. dolayında
kazanç sağlamalarına karşılık Anadolu Basın Birliği Genel Merkezine
yalnızca 300.000.— TL. ödedikleri, bu kişilerin Köksal MATARACI
eliyle ödedikleri rüşvetin 2.400.000.— TL. nın çek olarak verildiği, bu
suretle Tuncay MATARACI’nın Türk Ceza Kanunu’nun 213. ve 225 inci
maddelerini ihlal ettiği;
B) Bakanın kardeşi Köksal MATARACI’nın;
503E.1981/2
«Anadolu Basın Birliği adına Nihat KARADERELİ ve Vural
KAZMAZ’a tahsis olunan çay karşılığında Gümrük ve Tekel eski
Bakanı Tuncay MATARACI tarafından Nihat KARADERELİ ve Vural
KAZMAZ adındaki kişilerden 2.750.000.— TL. tutarında rüşvet alınması
olayına, rüşvet alanın aracısı olarak iştirak ettiği, bu rüşveti bizzat alarak
uygulanmasını sağladığı ve böylece Türk Ceza Kanunu’nun 64. ve 226
ncı maddeleri delaletiyle aynı Kanunun 213 üncü maddesini ihlal ettiği;»
C) Matbaacı ve Gazeteci Nihat KARADERELİ’nin;
«Gümrük ve Tekel eski Bakanı Tuncay MATARACI tarafından, bazı
kurum ve kuruluşlara ve bu arada Anadolu Basın Birliğine verilmekte olan
çay tahsisini yasaklamasından sonra, Anadolu Basın Birliği adına 100 ton
çay tahsis edilmesi ve bu çayların 4223 saydı Kanun hükümlerine aykırı
olarak fazla fiyatla satılmasını sağlamak amacıyla Tuncay MATARACI’ya
iletilmek üzere kardeşi Köksal MATARACI aracılığıyla 2.750.000,—
TL. tutarında rüşvet vermek suretiyle Türk Ceza Kanunu’nun 220 nci
maddesini ihlal ettiği;
D) Gazeteci Vural KAZMAZ’ın;
«Yukarıda belirtildiği üzere Anadolu Basın Birliği adına 100 ton çay
tahsis edilmesi ve bu çayların fazla fiyatla satılmasını sağlamak amacıyla
Nihat KARADERELİ ile birlikte Anadolu Basın Birliği adına hareket
ederek Gümrük ve Tekel eski Bakanı Tuncay
MATARACI’ya iletilmek üzere kardeşi Köksal MATARACI
aracılığıyla 2.750.000.— TL. tutarında rüşvet vermek suretiyle Türk Ceza
Kanunu’nun 220 nci maddesini ihlal ettiği;»
E) Çay Kurumu eski Genel Müdür Yardımcısı Şahin BALTA’nın;
«Anadolu Basın Birliği adına çay tahsisi talebinde bulunan Nihat
KARADERELİ ve Vural KAZMAZ’a bu tahsisin yapılmasında ve ayrıca,
Yönetim Kurulu Kararını gerektiren konularda kendiliğinden tek başına
hareket ederek, Kamu İktisadi Teşekküllerinde mutlaka iki yetkilinin
imzasıyla tasarruflarda bulunulmasına rağmen (Çay Kurumu Genel
Müdürlüğü adına) sıfatını kullanarak 4223 sayılı Kanun hükümlerine
aykırı olarak Nihat KARADERELİ ve Vural KAZMAZ’ın fazla fiyatla
çay satmalarını temin etmek suretiyle memuriyet görev ve nüfuzunu
kötüye kullandığı, bu suçu aynı konularda menfaati olan Gümrük ve
E.1981/2 504
Tekel eski Bakanı Tuncay MATARACI’ya bağımlı olarak ve onun talimatı
uyarınca işlemiş olduğu ve bu suretle Türk Ceza Kanununun 240 inci
maddesini ihlal ettiği;»
İddia olunmaktadır.
ÇAYIN TAHSİS EDİLMESİ VE RÜŞVET VERME OLAYI :
Rizespor Kulübüne çay tahsis edilmesi olayında; Çay-Kur ile
Gümrük ve Tekel Bakanlığı arasındaki ilgi ve irtibat, çayın üretim ve
satışının hukuki esasları, Tuncay MATARACI’nın, Devlet tekeli altındaki
çayın Tekel Genel Müdürlüğünden başka bir kuruma tahsis edilmesini
yasaklamasından kısa bir süre sonra Rizespor’la Anadolu Basın Birliğine
verilmesini serbest bırakmasındaki gerçek amacının ne olduğu ayrıntılı
olarak açıklanmıştır. Bunların burada yinelenmesine gerek görülmemiştir.
Rize’de gazetecilik yapan Nihat KARADERELÎ ve Vural KAZMAZ
adındaki kişiler, merkezi Ankara’da bulunan Anadolu Basın Birliği adına
kendilerine çay tahsis edilmesi için girişimlerde bulunmuşlar ve bu
hususta yardımcı olmasını sağlamak amacıyla. Köksal MATARACI’yı
Rize’deki Turist Otele çağırarak konuşmuşlardır. Bu konuşmada, yüz
ton çay tahsisine karşılık Tuncay MATARACI’ya 2.750.000.— TL.
rüşvet verilmesi hususunda anlaşmışlar ve 2.750.000.— TL. lık bir senet
düzenleyerek Köksal MA TARACI’ya vermişlerdir.
Sanık Vural KAZMAZ 12.2.1981 günlü ifadesinde aynen şunları
söylemiştir : «Efendim çay konusunda dilekçemde de arz ettiğim gibi
biz üç arkadaş, Nihat KARADERELİ, Mecit CAN ve ben, Turist
Otelde toplandık, Köksal MATARACI’yı yanımıza çağırdık. Dedik
ki, «biz bu çayları almakta güçlük çekeceğiz, siz bize yardımcı olur
musunuz?» «Oluruz» dedi. Bizim düşündüğümüz meblağ budur diyerek
2.750.000.— TL. lık borç senedi tanzim edip kendisine verdik. «Peki ben
size haber veririm» diyerek ayrıldı. Bilahare bize geldi ve «iş tamamdır,
yapabilirsiniz» dedi» (K. 6, S. 288). Adıgeçen sanık yeniden dinlenmesini
istemek için Soruşturma Komisyonuna verdiği 11.2.1981 günlü dilekçede
ise Köksal MATARACI’nın, kendilerine durumu bildirmek için geldiğinde
«iş tamamdır, yapabilirsiniz» sözlerine ilâveten ayrıca, «emir verilecektir»
şeklinde konuştuğunu da belirtmiştir (K. 6, S. 137).
Nihat KARADERELİ ise önsoruşturmada, 28.1.1981 ve 10.2.1981
günlü ifadelerinde şunları söylemektedir :
505E.1981/2
«Anadolu Basın Birliğine müracaatı Vural Beyle beraber ettik,
aynı 100 ton çay verdiler, bu 100 ton çayı, Anadolu Basın Birliği Vural
KAZMAZ’la —Şube başkanı oydu, ikinci başkan bendim— bizi yetkili
kıldılar;biz de götürüp çayı İstanbul paketlemesinde yaptık. Yaptıktan
sonra işte Çay-Kur’un parası verildi, Anadolu Basın Birliğinin parası
verildi, bu arada Köksal MATARACI’ya da para verildi.» «Çayı O
(Köksal MATARACI) yaptı efendim, çayı o söyledi makamlara, yönetime
mi söyledi, ağabeyisine mi söyledi artık onu Allah bilir onlara söyledi,
çayı bize verdiler.» Çay yapacağım diye bize söz verdi, biz de senet
verdik; ne zaman gittik çay parasını verdik, senetlerimizi geri verdi» (K.
6, S. 311—313).
Köksal MATARACI ile anlaşan ve ona 2.750.000.— TL. tutarında
borç senedi veren Nihat KARADERELİ ile Vural KAZMAZ, Anadolu
Basın Birliği adına verdikleri 12.9.1978 günlü dilekçe ile Çay Kurumu
Genel Müdürlüğüne başvurmuş ve 67 ilde satmak üzere yüz ton çay tahsis
edilmesini istemişlerdir (K. 22, S. 215). Pazarlama ve Satınalma Dairesi
Başkanlığı 13.9.1978 günü konuyu Genel Müdürlük makamına sunarak
Yönetim Kuruluna havele edilmesini istemiş, bu yazı aynı gün Yönetim
Kuruluna sunulmuş (K. 22, S. 214). Yönetim Kurulu da 15.9.1978 günü
toplanarak, Anadolu Basın Birliğine bir Kg. poşet çayın fiyatı 100 lira
üzerinden, yüz ton çay verilmesine ve bedelinin 3 ay sonra tahsil
edilmesine karar vermiştir (K. 22, S. 212).
Yukarıda, Rizespor’a çay tahsisi olayında ayrıntılı olarak açıklandığı
üzere çayın perakende satış fiyatının saptanması ve bu fiyatın yetkili
kurumca belirlenen satış fiyatından daha yüksek olarak tesbit edilmesi
konusunda hiçbir yetkisi bulunmadığı halde, 4223 sayılı Kanun
hükümlerine aykırı olarak Şahin BALTA tek başına, Nihat KARADERELİ
ve Vural KAZMAZ’la imzaladığı bir protokol ile çayın bir kilogramının
250 liradan satılmasına izin vermiştir. Bu protokolün 8. maddesinde
aynen; (çay kutuları üzerine, «Çay Kurumu Genel Müdürlüğünce Anadolu
Basın Birliği için özel olarak imâl edilmiştir. Net 100 gram hediyesi 25.—
TL. dır.» ibaresi yazılacaktır) hükmü yer almıştır (K. 22, S. 211).
RÜŞVET ANLAŞMASINDAN SONRA ORTAYA ÇIKAN
OLGULAR VE GÖSTERİLEN KOLAYLIKLAR :
Gerek çayın tahsis edilmesi, gerek perakende satış fiyatının yetkili
kurumca belirlenen piyasa fiyatından yüksek tutulması, Rizespor olayında
E.1981/2 506
ayrıntılı olarak açıklandığı üzere sanık Bakan Tuncay MATARACI’nın
baskı ve müdahaleleri sonucunda sağlanmıştır.
Rüşvet veren durumundaki Nihat KARADERELİ ile Vural
KAZMAZ’a sağlanmış olan yarar ve kolaylıklar bunlardan ibaret değildir.
Şöyle ki :
Yönetim Kurulunun çay tahsisine ilişkin kararında öngörülen
3 aylık vade içinde çayın bedeli olan on milyon lira ödenmemiş,
5.12.1978 günlü dilekçe ile üç aylık bir süre daha istenmiş, 8.12.1978
günlü kararla vade 2 ay uzatılmıştır.
Bu süre içinde de ödeme yapılmaması ve 26.1.1979 günü 3 aylık
yeni bir süre istenmesi üzerine, 1.3.1979 günlü Yönetim Kurulu kararı
ile vade 3 ay daha uzatılmış ve çay bedelinin, 5.3.1979’ da 2.000.000—
TL., 5.4.1979’da 3.000.000— TL., 5.5.1979’da
5.000.000.— TL. olmak üzere taksitler halinde ödenmesine karar
verilmiştir (K. 22, S. 201).
Ne var ki, borçlular bu ödeme plânına da uymamışlar, on milyon
liralık çay bedelini 8.3.1979’da 1.000.000.— TL., 19.3.1979’da
1.000.000— TL., 27.3.1979’da 1.000.000— TL., 13.4.1979’da
1.500.000— TL., 19.4.1979’da 1.500.000— TL., 14.5.1979’da
1.000.000— TL„ 23.5.1979’da 1.000.000— TL. ve 1.6.1979’da
2.000.000.— TL. olmak üzere kendi istedikleri tarih ve miktarlarda
ödemişlerdir. Maliye Müfettişi Mustafa UZELER tarafından hazırlanan
7.4.1980 günlü ve 1 sayılı raporda, bu olayla ilgili olarak; Yönetim Kurulu
üyeleri ile Genel Müdür Yardımcısı Şahin BALTA’nın, hiçbir dayanağı
olmadan ve herhangi bir faiz ve teminat aramadan bu ödeme kolaylıklarını
sağlayarak, esasen kendisi aldığı kredilere faiz ödeyen Çay Kur’u
zarara uğratmış oldukları belirtilmiştir (K. 22, S. 245). Bu tutumun iyi
değerlendirilmesi için Çay Kurumunun 1979 yılında bankalardan aldığı
krediler karşılığında toplam 72.908.553.— TL. faiz ödediği gözönünde
tutulmalıdır (K. 22, S. 177).
Vural KAZMAZ ve Nihat KARADERELİ, yüz ton çayın
pazarlanması ve satışı için TEKFEN Pazarlama Anonim Şirketi ile
anlaşmışlar ve bu şirket tarafından satılan çaylardan elde edilen paraların
yatırılması için 18.10.1978 tarihinde Türk Ticaret Bankası Levent
507E.1981/2
Şubesinde, kendi adlarına 477 numaralı hesabı açtırmışlardır. Bu hesaba,
kapanış tarihi olan 20.11.1980 tarihine kadar 17.035.020 lira para
yatırılmıştır (K. 21, S. 283).
RÜŞVET ANLAŞMASI GEREĞİNCE YAPILAN ÖDEMELER
:
A — TEKFEN Pazarlama Anonim Şirketinin 2.000.000.—TL. lik
senedinin verilmesi :
Rüşvet anlaşması gereğince verilen 2.750.000 liralık borç senedinin
paraya dönüştürülmesi için Köksal MATARACI baskı yapınca, Nihat
KARADERELİ ve Vural KAZMAZ, çayın pazarlama ve satışını yapan
TEKFEN Pazarlama Anonim Şirketine ait 30.11.1978 vade tarihli
2.000.000.— TL. lık senedi kendisine vermişlerdir.
Bu konuda Yüce Divan huzurunda verdiği ifadede Vural KAZMAZ;
Köksal MATARACI’nın çayın tahsisi işini halletmesine karşılık ona
2.950.000 liralık senet verdiklerini belirttikten sonra aynen şöyle
demektedir : «Biz bu senedi veriyoruz; ancak, çaylardan tahsilat yapıldıkça
bunun karşılığını size ödeyebileceğiz dedik. 30.11.1978 tarihinde bizi
paraya sıkıştırınca, paramız yok, TEKFEN’e müracaat ettik, «Bize para
verin» dedik. Dediler ki, «Biz kendi paramızı size kullandırmayız. Ancak,
çaylar satıldıkça size para veririz, ama size kısa vadeli, bir ay vadeli bir
senet verebiliriz.» «Peki» dedik ve bu senedi aldık, arkasına kaşemizi
vurup BİRLİK adına ciro edip Köksal MATARACI’ya verdik.» (Yüce
Divan Tutanağı, S. 400). Nihat KARADERELİ de aynı konuda yine
Yüce Divandaki ifadesinde aynen; «akabinde, çayımız satıldığında biz
sana (Köksal MATARACI’ya parayı ödeyeceğiz diye söyledik. Akabinde
TEKFEN’den 2 milyon liralık 30.11.1978 tarihli bir senet verdik, biz
arkasını ciro ederek Köksal MATARACI’ya bunu verdik» demiştir (Yüce
Divan Tutanağı, S. 197).
Köksal MATARACI, 30.11.1978 günlü ve dosyada mevcut olan
bu senedi Salih Zeki RAKICIOĞLU’na vererek tahsil etmesini rica
etmiştir. Bu konuda Salih Zeki RAKICIOĞLU şöyle demektedir: «Köksal
MATARACI İstanbul’a geldi. İstanbul’da «Salih bu senedi tahsil eder
misin» dedi «olur» dedik. Ben de (...)’tan (...) rica ettim. Az bir vadeli
şeydi. O senedin karşılığında çek verdi. Ben (...)’tan parayı tahsil ettim»
(K. 7, S. 126).
E.1981/2 508
Salih Zeki RAKICIOĞLU (...)’e verdiği bu senet karşılığında,
kendisinden aynı miktar üzerinden bir çek almıştır, bu çek yine
dosyada mevcut bulunan ve (...)’in Türk Ticaret Bankası Yeldeğirmeni
Şubesindeki 620 no.lu hesabı üzerinden keşide edilen 30.11.1978 günlü,
602802 no.lu çektir. Salih Zeki RAKICIOĞLU bu çeki tahsil ederek
Akbank Manifaturacılar Çarşısı Şubesindeki 4379 no.lu paravan hesaba
geçirmiştir. Böylece, para, Salih Zeki RAKICIOĞLU adına açılmış olup
aslında Tuncay MATARACI mn tasarruf ve hakimiyetinde bulunan,
çeşitli kaynaklardan gelen rüşvet paralarının toplandığı ve onun talimatı
uyarınca yakınlarına dağıtıldığı paravan hesaba girmiştir. Nitekim bu
hesaptan, Tuncay MATARACI’nın talimatı ’ üzerine 1.12.1978 tarihli
495273 no.lu çekle (K. 20, S.73) damadı Salih AYDIN’a 2,5 milyon lira
ödenmiş, Salih AYDIN da bu parayı Etibank Çankaya Şubesindeki 3051
no.lu hesabına yatırmıştır. Ayrıca, Salih Zeki RAKICIOĞLU, yine Tuncay
MATARACI’nın talimatı ile bu hesap üzerinden keşide ettiği 1.12.1978
tarihli, 300.000— TL. lık hamiline yazılı çeki Köksal MATARACI’ya
vermiş, o da bu çeki Vakıflar Bankası Rize Şubesine 4.12.1978 günü ibraz
ederek Tuncay MATARACI ile ortaklaşa açtırdıkları 39/8 no.lu hesaba
(200. TL. telefon masrafı düşüldükten sonra) 299.300.— TL. olarak
yatırmıştır (K. 20, S. 86, 138).
Öte yandan (...) de Salih Zeki RAKICIOĞLU’ndan aldığı
TEKFEN Pazarlama Anonim Şirketine ait 30.11.1978 vade tarihli senedi
23.11.1978 tarihinde Türk Ticaret Bankası Yeldeğirmeni Şubesine vermiş,
mıntıkasında tahsil edilmek üzere bu senet, 34771 numara ile aynı
Bankanın Levent Şubesine gönderilmiş ve bu şube eli ile tahsil edilerek
1.12.1978 günü verilen telefon talimatı üzerine (...)’in daha önce sözü
edilen 620 no.lu hesabına kaydedilmiştir (K. 21, S. 192-194).
B — 21.2.1979 günlü, 520247 no.lu çekle 400.000.— TL.
ödenmesi :
Nihat KARADERELİ ile Vural KAZMAZ, çay satışlarından
sağladıkları hasılatın toplanması için Türk Ticaret Bankası Levent
Şubesinde müştereken açtırdıkları 477 no.lu hesaptan keşide ettikleri
21.2.1979 tarihli, 520247 numaralı, 400.000 liralık hamiline çeki Köksal
MATARACI’ya vermişlerdir. Köksal MATARACI, bu çeki 27.2.1979
günü Arnavutköy Şubesindeki 11945 no.lu hesabına geçirmiştir.
509E.1981/2
Bu durum, 520247 no.lu çekin arka yüzündeki Köksal
MATARACI’nın imzası (K. 21, S. 179), banka ekstresi (K. 20, S. 126),
mahsup fişi (K. 20, S. 105) ve buna ilişkin işlemlerle (K. 21, S. 283)
saptanmıştır.
C — 350.000.— TL. nın nakit olarak ödenmesi :
Rüşvet anlaşması gereğince Nihat KARADERELİ ve Vural
KAZMAZ, Köksal MATARACI’ya, 350.000.— TL. tutarında nakit para
da vermişlerdir. Böylece rüşvet anlaşmasının konusu olan 2.750.000.—
TL. nın tamamı ödenmiştir. Adı geçen sanıklar, Yüce Divan’da nakten
ödedikleri meblağın 550 bin lira olduğunu belirtmişlerse de bu beyan
samimi görülmemiştir. Çünkü, tüm ifadeleri ve yüzleştirmelerdeki
beyanları, rüşvet anlaşmasının 2.750.000 lira üzerinden yapıldığı, nakten
verilen miktarın ise 350.000 lira olduğu yönündedir.
2.750.000.— TL. böylece ödenince rüşvet anlaşmasının yapıldığı
sırada Köksal MATARACI’ya verilen vadesiz borç senedi geri alınmıştır.
ESAS HAKKINDA MÜTALÂA :
Cumhuriyet Başsavcısının esas hakkındaki düşüncesinde, özetle :
(Rizespor Kulübüne çay tahsis olayı ile ilgili olarak açıklandığı
üzere, Tuncay MATARACI tarafından, Tekel İdaresi dışındaki kurum
ve kuruluşlara çay tahsisi dondurulmuşken merkezi Ankara’da bulunan
Anadolu Basın Birliği adına kendilerine çay tahsis edilmesi için Nihat
KARADERELİ ile Vural KAZMAZ Köksal MATARACI’ya başvurmuşlar
ve onunla anlaşarak (2.750.000) liralık senet vermişlerdir.
Senedin alınmasından sonra yüz ton çayın tahsisis yapılmış ve fiyatı
da Şahin BALTA tarafından imzalanan bir protokol ile 250—TL/Kg.
olarak saptanmıştır.
Nihat KARADERELİ ile Vural KAZMAZ, daha sonra çayın
pazarlamasını yapan TEKFEN Şirketinin iki milyon liralık senedi ile
520247 no.lu çeki vererek senetlerini geri almışlardır.
Olayın bu şekilde cereyan ettiği, banka kayıtları; Salih Zeki
RAKICIOĞLU, Vural KAZMAZ, Nihat KARADERELİ ve İbrahim
METE’nin beyanlarından ve dosya münderecatlarından anlaşılmaktadır)
denilerek sübuta eren eylemlerinden dolayı Tuncay MATARACI’nın
E.1981/2 510
TCK’nun 213/1., 225/1., 227/2. ve 31., Köksal MATARACI’nın TCK’nun
226. maddesi delâletiyle aynı kanunun 213/1., 225/1. ve 31.; Nihat
KARADERELİ ve Vural KAZMAZ’ın, aynı kanunun 220., Yönetmi
Kurulu kararı olmadan tahsis edilen çayların fiyatını 250. TL /Kg. olarak
saptamak suretiyle görevini kötüye kullanan Çay Kurumu Genel Müdür
eski Yardımcısı Şahin BALTA’nın TCK’nun 240. maddelerine göre
cezalandırılmalarına karar verilmesi istenmektedir.
SANIKLARIN SAVUNMALARI :
A — SANIK TUNCAY MATARACI NIN SAVUNMASI :
Gümrük ve Tekel eski Bakanı, sanık Tuncay MATARACI,
savunmasında; Anadolu Basın Birliğine ötedenberi çay tahsis
edilegelmekte olup kendi bakanlığı sırasında verilmesinin de normal
sayılması gerektiğini, 440 sayılı Kanunla kurulan Çay-Kur müessesesine
ve onun görevlilerine karşı Bakanlığın sadece bir vesayet makamı
olduğunu, çayın tahsisi ve fiyatının tesbiti yetkisinin tamamen Kuruma
ait bulunduğunu, bu bakımdan görevine dahil bir işin yapılmasının veya
yapılmamasının söz konusu edilemeyeceğini; dolayısıyla, rüşvet isnadının
da geçerli sayılamayacağını, Köksal MATARACI’ya verilen senetten
bilgisi olmadığını vekili ile birlikte ileri sürmüştür.
B — Köksal MATARACININ SAVUNMASI :
Sanık Köksal MATARACI ise savunmasında; ağabeyi Tuncay
MATARACI ile arasında hiçbir ilgi olmadığını, dosyada bu ilginin
kurulamadığını, rüşvet ve irtikâpta öngörülen memur sıfatının
bulunmadığını; «tervici merama muktedir olma» durumunun söz konusu
edilemeyeceğini; Rize’den Ankara’ya telefon etmenin güçlüğü karşısında
Bakan olan Tuncay MATARACI’yı her aradığında Bakanlık numarasından
bularak görüşmesinin, böylece rüşvete aracı olmasının imkânsız olduğunu;
rüşvet veren durumundaki sanıkların sırf kendilerini kurtarmak için bu
olaylara kendisini de katmış olduklarını vekilleri ile birlikte ileri sürmüş
tür.
C — VURAL KAZMAZ VE NİHAT KARADERELİ’NİN
SAVUNMALARI :
Rüşvet veren durumundaki Nihat KARADERELİ ile Vural
KAZMAZ’ın savunmalarına gelince; bu kişiler gerek yazılı
511E.1981/2
savunmalarında, gerek Yüce Divan huzurundaki sorgulamalarında;
önsoruşturmada verdikleri ifadeleri genellikle kabul edip yinelemişler,
ancak bir noktada bundan ayrılmışlar ve savunmalarını da bu nokta
üzerinde kurmuşlardır. Vekilleri ile birlikte yaptıkları savunmalarına
göre; Anadolu Basın Birliğine 1977 yılında 64 ton çay tahsis edilmiştir.
Ancak satış ve organizasyon konusundaki bilgisizlikleri nedeniyle bu iş
150.000 lira zararla sonuçlanmıştır. Bu zararı kapatmak ve yeni gelir elde
etmek amacıyla 12.9.1978 günü tekrar başvuruda bulunularak 100 ton
daha çay istenmiştir Çay Kurumu Yönetim Kurulu, bu başvuruyu olumlu
karşılamış ve 15.9.1978 günlü, 386 sayılı kararla istenilen çayı tahsis
etmiştir. Ancak 20 ton kadar çay teslim alındıktan sonra çay paketleme
fabrikası, çay verilmesini durdurmuştur. Bu sırada Köksal MATARACI
devreye girerek çayın verilmesini devam ettirebileceğini, bunun
için 3.500.000 lira istediğini söylemiştir. Kendileri de 2.950.000 lira
verebileceklerini belirterek anlaşmışlardır. Çay-Kur’a 10 milyon lira çay
bedeli, 1.250.000.— TL. istihsal vergisi karşılığı olarak senet vermiş, 400
bin liralık da banka teminat mektubu ibraz etmiş olmaları; keşide olunan
çeklerin karşılıksız çıkması durumuyla karşılaşılmasının yanında kutu
imalâtçıları ile yapılan sözleşmenin iptal edilmesi halinde 400.000 liralık
bir zararın doğacak olması; çayın pazarlanması için anlaştıkları TEKFEN
Pazarlama Anonim Şirketi ile imzalanan sözleşmeyi iptal etmeleri halinde
ise bu şirketten aldıkları avansı geri vermek zorunluluğuyla karşılaşacak
olmaları gibi baskılar altında, başka bir anlatımla, çay tahsisini durduran
MATARACI kardeşlerin uyguladıkları maddi ve manevi cebir ve saldıkları
korku sonucu para vermek zorunda kalmışlardır.
D — SANIK ŞAHİN BALTA’NIN SAVUNMASI :
Çay Kurumu Genel Müdür eski yardımcısı Şahin BALTA ise
savunmasında; Anadolu Basın Birliğinin çay tahsisi konusundaki isteğinin
Yönetim Kuruluna intikal ettirildiğini; bu kurulun
15.9.1978 günlü, 386 sayılı karan ile 100 ton çay tahsis edildiğini;
adı geçen birliğin, başvurusunda, tahsis edilecek çayı, alış fiyatını % 100
oranında artırarak satacağını bildirdiğini; bu talebin Yönetim Kurulundan
geçtiğini, ancak uygulamada Yönetim Kurulunun perakende satış fiyatını
belirlemediğini, bunu icra organına bıraktığını, protokol ile fiyatın yüksek
saptanmasında bir kasıt olmadığı gibi Çay Kurumunun da herhangi
bir zarara uğramadığını, aksine kâr sağladığını; 440 sayılı Kanuna tâbi
olan Kurumun mal ve hizmet fiyatlarının tesbitinde serbest olduğunu,
E.1981/2 512
yapılan işlemlerin tamamen Çay-Kur’un verim ve kârlılığını sağlamak
amacına yönelik bulunduğunu, görevi kötüye kullanma suçunun kanuni
unsurlarının oluşmadığını vekili ile birlikte ileri sürmüştür.
SANIKLARIN EYLEMLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ :
A) TUNCAY MATARACI’NIN EYLEMİNE İLİŞKİN
DEĞERLENDİRME :
Sanığın savunmasındaki, Çay-Kur ile Bakanlık arasındaki ilgi ve
irtibata, görevine dahil bir işin yapılması ya da yapılmaması konusuna,
Anadolu Basın Birliğine önceki senelerde çay tahsis edilmekte iken Bakan
olunca bunun durdurulup kısa bir süre sonra sadece bilinen iki kuruma veı
ilmesini serbest bırakmasındaki gerçek amaca ilişkin hususlar Rizespor
olayı ile ilgili savunma yanıtlanırken açıklanmıştır. Bunların burada
yinelenmesine bu nedenle gerek görülmemiştir.
Köksal MATARACI’ya verilen senetten haberi olmadığı yolundaki
savunmaya gelince; Bu doğrultudaki savunma, Nihat KARADERELİ ve
Vural KAZMAZ tarafından verilen rüşvetin doğrudan doğruya Tuncay
MATARACI’ya değil Köksal MATARACI’ya verilmiş olması, bu rüşvet
anlaşmasının Tuncay MATARACI’nın bilgisi dışında cereyan etmiş, başka
bir anlatımla, Köksal MATARACI tarafından adının istismar edilmiş
olabileceğim akla getirmektedir. Ancak, Tuncay MATARACI’nın genel
durumu ve tutumu, kardeşi ile arasındaki ilişkiler, Çay Kurumu Genel
Müdürlügüne verdiği açık emir, yaptığı baskılar gözönünde tutulduğunda
bu ihtimal geçersiz kalmakta ve Köksal MATARACI’nın, Gümrük ve
Tekel eski Bakam Tuncay MATARACI’nın aracısı olarak, onun talep ve
talimatı çerçevesinde hareket ettiği sonucuna ulaşılmaktadır. Şöyle ki :
Köksal MATARACI, Rize-Turist Otelde, Nihat KARADERELİ
ve Vural KAZMAZ ile konuşup anlaştıktan soma «peki ben size
haber veririm» demiş ve müteakiben «iş tamamdır, yapabilirsiniz,
emir verilecektir» şeklinde haber getirmiş; bu konuşmalardan sonra,
12.9.1978’de, Çay Kurumuna başvurulmuş, üç gün içinde tüm işlemler
süratle tamamlanarak 15.9.1978’de Yönetim Kurulundan 100 ton çay
tahsisine ilişkin karar çıkarılmıştır. Doğru bir sonuca ulaşabilmek için
olayı ve ilgililerin sözlerini iyi değerlendirin gerekmektedir. Çay Kurumu,
özerk bir genel müdürlüktür. Oa / tahsisine, bu Kurumun Genel Müdür
ve yardımcılarının da katıldığı Yönetim Kurulu yetkilidir. Bu Kurula,
513E.1981/2
yapısı ve yasal statüsü gereği, Gümrük ve Tekel Bakanının dışında
ve O’nun altındaki hiç bir kişi tarafından emir ve talimat verilemez,
telkinde bulunulamaz. Özellikle yasa dışı bir işlem yapılması söz konusu
olduğunda, Bakanın dışındaki bir kişinin, örneğin kardeşinin böyle
bir gücünün bulunduğu düşünülemez. Rizespor’a çay tahsisi olayında
ayrıntılı olarak açıklandığı gibi, Çay-Kur ile Bakanlık arasındaki hukuki
ilgi ve irtibat gözönünde tutulduğunda, Kösal MATARACI’nın «emir
verilecektir» sözü ile kastetiği kişi eski Bakan Tuncay MATARACI’dan
başkası olamaz.
Tuncay MATARACI, bakan olur olmaz tüm Kurum ve kuruluşlara
çay tahsisini durdurmasından bir süre sonra 3.2.1978 günlü teleks
emriyle Anadolu Basın Birliği ile Rizespor dışında kalan hiçbir kuruluşa
çay verilmeyeceğini bildirmekte ve aynen «bu emrimin harfiyen
uygulanmasını ve bu konudaki müracaatlardan haberdar edilmemi rica
ederim» demektedir. Bu emire göre haberdar edilecek olan Gümrük ve
Tekel Bakanlığı değil, bizzat Tuncay MATARACI’dır. Şu halde çayın,
özerk bir kurum olan Çay-Kur Yönetim Kurulunun insiyatif ve serbest
kararı ile veya şu ya da bu kişinin telkin ve ricasıyla değil, doğrudan
doğruya Tuncay MATARACI’nın emir, direktif ve baskısı ile verildiği
açıklık kazanmaktadır.
Gerçekten Tuncay MATARACI, Bakan olur olmaz kurum ve
kuruluş ayırt etmeksizin çay tahsisini kesinlikle yasakladığı halde, kısa bir
süre sonra, sadece Rizespor’a ve Anadolu Basın Birliğine çay verilmesini
serbest bırakmış, bu kuruluşların yetkilileriyle rüşvet anlaşması yaparak
çay tahsis edilmesi ve satış fiyatının piyasa fiyatından iki, hatta iki buçuk
kat yüksek tutulması için Çay-Kur yöneticileri üzerinde sürekli ve yoğun
bir baskı kurmuştur.
Kararın ilgili bölümlerinde belirtildiği gibi Tuncay MATARACI
ile Köksal MATARACI arasında adeta (bütünleşmiş) hale gelen,
içiçe menfaat ilişkileri mevcuttur. Nitekim, bu olayda alınan rüşvetin
iki milyon lirası, Salih Zeki RAKICIOĞLU adına açılmış olmakla
beraber Tuncay MATARACI’nın tasarrufu altında bulunan, Akbank
Manifaturacılar Şubesindeki 4379 numaralı paravan hesaba yatırılmış,
diğer rüşvet kaynaklarından gelen paraların da toplandığı bu hesaptan
Tuncay MATARACI’nın talimatına uyularak 2,5 milyon lira damadı Salih
AYDIN’a verilmiş, 300 bin lira ise MATARACI kardeşlerin Vakıflar
Bankası Rize Şubesindeki 39/8 numaralı ortak hesaplarına aktarılmıştır.
E.1981/2 514
Gümrük ve Tekel Bakanı sıfatıyla, Çay Kurumunun iyi yönetilmesi,
hata ve suiistimallerin önlenmesi ve yapılmış olan hatalarla suiistimallerin
ortaya çıkarılması için bu Kurumun hesap ve işlemlerini teftiş ve tahkike
tabi tutup, çalışmaların kanun ve tüzük hükümleri uyarınca yürütülmesini
gözetlemek ve aksine davranışları engelleyen etkili önlemler almakla
görevli olan Tuncay MATARACI’nın 4223 sayılı Kanunun 1., 3. ve 1497
sayılı Kanunun 11/18. ve 26. maddelerine aykırı olarak Anadolu Basın
Birliğine yüz ton çay tahsis etmeleri ve bu çayların piyasa fiyatından
daha yüksek bir fiyatla satılmasına izin vermeleri için Çay-Kur yetkilileri
üzerinde yoğun bir baskı kurduğu; böylece, Anadolu Basın Birliğinin
Rize’deki temsilcileri Nihat KARADERELİ ile Vural KAZMAZ’dan
aldığı 2.750.000.- TL. rüşvet karşılığında, TCK’nun 213. maddesinin
birinci fıkrasındaki anlatımla yapmamaya mecbur olduğu şeyi yapmak
suretiyle bu maddede yazılı suçu işlediği sübuta ermiştir.
B) KÖKSAL MATARACI NIN EYLEMİNİN DEĞERLENDİ
RİLMESİ :
Köksal MATARACI, önsoruşturmada verdiği 28.1.1981 günlü
ifadesinde; Vural KAZMAZ ile parasal ilişkisi bulunmadığını söylemiş
olmasına rağmen (K. 5, S. 209), adıgeçen şahıslarla 26.2.1981 gününde
yapılan yüzleştirmede 520247 numaralı çeki bizzat tahsil ederek Akbank
Arnavutköy Şubesindeki 11945 numaralı hesabına geçirdiği söylenerek bu
çekin arkasındaki imzası kendisine gösterildiğinde «ama buradan ben para
aldığıma dair ve böyle bir şey hatırlamıyorum» demiş; hemen arkasından
yine ifade değiştirerek bu çeki borç-alacak ilişkisi içinde aldığını ve
naklen ödediğini ileri sürmüş (K. 7, S. 92-93), son soruşturmada da aynı
doğrultuda ifade vermiştir (Yüce Divan Tutanağı S. 394-395). Vural
KAZMAZ ise hem bahsedilen yüzleştirmede (K. 7, S. 97-98), hem de son
soruşturmada; bu çekin borç-alacak ilişkisi içinde verilmediğini, rüşvet
olarak verildiğini ikrar etmiştir (Yüce Divan Tutanağı, S. 401). Nihat
KARADERELİ de Yüce Divan huzurunda bunu doğrulamıştır. Böylece,
sanık Köksal MATARACI’nın savunmasında ileri sürdüğü hususlar
olayların oluşum ve gelişimi karşısında kabule şayan görülmemiştir.
Sonuç olarak; sanık Köksal MATARACI’nın, ağabeyi Tuncay
MATARACI adına rüşvet anlaşmasını uygulamak ve rüşvet paralarım
tahsil etmek suretiyle Bakanın fiiline iştirak eylediği ve bu suretle
TCK’nun 226. maddesi delaletiyle 213. maddesindeki suçu işlediği sübuta
ermiştir.
515E.1981/2
C) VURAL KAZMAZ VE NİHAT KARADERELİ’NİN
EYLEMLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ :
1977 yılında tahsis edilmiş olan 64 ton çayın satışından zarar
ettiklerini söylemiş olmalarına rağmen, bu işten 464.180.— TL. net
kâr sağlandığı, bunun 250.000 lirasının Anadolu Basın Birliği Genel
Merkezine intikal ettirildiği, müfettiş tahkikatıyla saptanmıştır (K. 22, S.
372). Bu husus dava konusu olayla doğrudan doğruya ilgili olmamakla
birlikte savunmanın ne ölçüde samimiyetten ve doğruluktan uzak
olduğunu göstermesi bakımından önem taşımaktadır.
100 ton çayın güçlük gösterilmeden tahsis edilip 20 ton kadarı
teslim alındıktan sonra kesildiği, 2.750.000.— liranın çay teslimatının
durdurulmaması için verildiği yolundaki savunmaya gelince; yukarıda
ayrıntılı olarak açıklandığı gibi, Anadolu Basın Birliğinin Rize’deki
temsilcileri Nuri AKBULUT ile Vural KAZMAZ’ın başvuruları üzerine
üç gün içinde 100 ton çay tahsis edilmiş, adı geçen kişiler tarafından Çay-
Kurun onayı alınmadan, protokolün 1. maddesine aykırı bir davranışla,
Kurumca pazar1anmakta olan 100 gramlık kaliteli poşet ambalajlar taklit
edilerek piyasaya çay sürülmüş (K. 22, S. 53), ancak buna müdahale
edilmesi üzerine dizaynı tasdik edilen kutularla satış yapılmaya başlanmış,
daha sonra bu kişiler, satışlarının çok az olduğunu öne sürerek 5.12.1978
ve 26.1.1979 tarihli dilekçelerle çay bedelinin ödenmesi için ek vade
istemişler; Yönetim Kurulunca sırasıyla 2 ay ve 3 ay olmak üzere iki kez ek
süre verilmiş; ayrıca çay bedelinin ödenmesi taksite bağlanmış; bu ödeme
planına da uyulmamasına ve süreyi, hiçbir yetki almadan kendiliklerinden
Haziran 1979’a kadar uzatmalarına rağmen Kurumca haklarında hiçbir
işlem yapılmamıştır. Bütün bu evrelerde, yapılan başvurularda, alınan
kararlarda ve oluşturulan işlemlerde çayın 20 ton kadarının verilmesinden
sonra teslimatın kesildiğine ilişkin en küçük bir bilgi ve belge bulunmadığı
gibi bu konuda herhangi bir uyuşmazlık da çıkmış değildir. Aksine
olayların oluşumu ve gelişimi, bu konuyu denetleyen müfettişin deyimi ile
«ticarî teamüller, kârlılık ilkeleri ve Kurum menfaatleri gözetilmeden ve
hiç bir mesnede dayanmaksızın» (K. 22, S. 249), adı geçen kişilere sürekli
olarak kolaylık ve yarar sağlandığını, Kurumun ise zarara uğratıldığını
göstermektedir.
Anılan açıklamaların ışığı altında, bu suçun irtikâp olarak
nitelendirilmesi olanaksızdır. Çünkü yukarıda ayrıntılı olarak belirtildiği
üzere Vural KAZMAZ ve Nihat KARADERELİ 2.750.000.— lirayı
Tuncay MATARACI’ya, Anadolu Basın Birliğine 100 ton çay tahsis
E.1981/2 516
edilmesi ve bu çayların Tekel Genel Müdürlüğünce saptanan piyasa
fiyatından daha yüksek bir fiyatla satılmasının sağlanması karşılığında
vermişlerdir. Ortada «icbar» unsuruna vücut veren bir cebir ve şiddet
uygulamasının bulunduğundan söz edilmesi mümkün değildir.
Kaldı ki, yine yukarıda açıklandığı gibi 1497 sayılı Yasa’nın 26.
maddesine göre Devlet İnhisarı altında bulunan ve 4223 sayılı Yasa’nın
3. maddesi uyarınca yurdun her tarafında aynı fiyatla satılması zorunlu
olan çayın Anadolu Basın Birliğine tahsis edilmesini ve yetkili Kurumun
saptadığı fiyattan daha yüksek bir fiyatla satılmasını istemenin mevzuata
aykırılığı ortadadır. Vural KAZMAZ ve Nihat KARADERELİ’nin
mevzuata aykırı ve dolayısıyla haksız olan bir istemi tahakkuk ettirmek
için uğraşırken karşılaştıkları zorlukları ve engelleri aşmak amacıyla
verdikleri paranın icbar sonucunda verildiğini kabul etmek ve bu olayı
irtikâp olarak nitelendirmek olanaksızdır.
Sonuç olarak, sanıklar Nihat KARADERELİ ve Vural KAZMAZ’ın,
olay bütünüyle ele alındığında, rüşvet suçunu değil irtikâp suçunu
oluşturacağı, bu nedenle kendilerinin suçlu sayılamayacağı yolundaki
savunmaları yerinde görülmemiş, adı geçenlerin Anadolu Basın Birliği
adına yüz ton çay tahsisi almaları ve piyasa fiyatından daha yüksek bir
fiyatla satabilmeleri içm Tuncay MATARACI’ya 2.750.000.— TL.
rüşvet vermek suretiyle Türk Ceza Kanununun 220. maddesindeki suçu
işledikleri sübuta ermiştir.
D) SANIK ŞAHİN BALTA’NIN EYLEMİNİN
DEĞERLENDİRİLMESİ :
Rizespor’a çay tahsisi olayında, aynı sanığın Salih Zeki GÖKTÜRK
ile birlikte yaptığı savunmanın incelenmesi ve değerlendirilmesi sırasında;
4223 sayılı Kanun’un 1. ve 1497 sayılı Kanun’un 26. maddeleri gereğince
çayın Devlet inhisarı altında bulunduğu ve bu inhisarın Çay-Kur
tarafından kullanıldığı, dolayısıyla çavın, piyasada satılması ve kazanç
temin edilmesi amacıyla, Tekel Genel Müdürlüğü dışında hiç bir özel
veya tüzel kişi nam ve hesabına tahsis edilemiyeceği; ancak Tekel Genel
Müdürlüğü ile Çay-Kur arasında yapılan protokol gereğince ve bu Genel
Müdürlüğün rızası ile, muhtelif müesseselere sadece kendi mensuplarının
bizzat tüketimlerine hasredilmek üzere çay verilebileceği açıklanmıştır.
517E.1981/2
Anadolu Basın Birliği adına 100 ton çay tahsis edilmesi istemini
içeren 12.9.1978 günlü başvuru dilekçesinde; savunmada ileri sürülenin
aksine, çayın toptan alış fiyatı, perakende satış fiyatı ve bedelinin ödenme
şekli hakkında hiçbir öneri ya da dilek mevcut değildir (K. 22, S. 215).
Satınalma ve Pazarlama Dairesi Başkanı Ishak KARA, işin Yönetim
Kuruluna intikal ettirilmesi için yazdığı 13.9.1978 günlü yazıda; 100 ton
çayın tahsisi için olumlu görüş bildirdikten sonra, toptan 100.-— TL./Kg.
fiyatla verilmesini ve bedelinin de 3 ay vade ile tahsil edilmesini önermiş,
ancak perakende satış fiyatı hakkında herhangi bir teklifte bulunmamıştır
(K. 22, S. 214). 15.9.1978 günlü ve 386 sayılı Yönetim Kurulu Kararında
«teklif görüşüldü ve uygun bulundu - sözcükleri ile kastedilen, yukarıda
belirtilen öneri ve tekliflerdir. Şu hale göre, Anadolu Basın Birliğinin
çayları perakende olarak kaç liradan satacağı üzerinde bu evrede
durulmamış, konu Yönetim Kuruluna getirilmemiş, orada görüşülmesi ve
karara bağlanması sağlanmamıştır (K. 22, S. 212). Sanık Şahin BALTA,
Yönetim Kurulu Üyesi olarak bu durumu bilmektedir. Yasal duruma
gelince; yine yukarıda belirtildiği gibi, 1497 sayılı Yasanın 11. maddesinin
18. ‘bendinde, Çay Kurumunca üretilen her türlü mal ve hizmet fiyatlarının
saptanmasında yetkinin Yönetim Kuruluna ait bulunduğu ve 4223 sayılı
Yasa’nın 3. maddesi gereğince, çayın perakende satış fiyatının yurdun her
tarafında .aynı olacağı açıkça hükme bağlanmıştır.
Hal böyle iken sanık Şahin BALTA, Anadolu Basın Birliği
temsilcileri ile Tuncay MATARACI’nın telkin ve baskıları altında, tek
başına yaptığı bir protokolla çayın, Anadolu Basın Birliği tarafından
piyasa fiyatının iki buçuk katı bir fiyatla, 250.— TL/Kg. üzerinden
satılmasını kabul etmiştir. Ayrıca yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı
gibi çayın bedeli vadesinde tahsil edilememiş; Yönetim Kurulu Kararı ile
süre iki kez uzatılmış; tahsilat takside bağlanmış; borçlular buna da riayet
etmeyip istedikleri zaman, istedikleri miktarda ödemede bulunmuşlar;
böylece Kurum, aldığı kredilerden dolayı faiz ödemekte ve hâzineden
desteklenmek suretiyle çayı tüketicilere maliyetinin altında saptanan
fiyatla satmakta iken, piyasa fiyatının çok üstünde satılmasına izin vermek
ve bedelinin tahsil edilmesini faizsiz ve teminatsız olarak ertelemek
suretiyle kamu yararına çalışan derneklerden olmayan Anadolu Basın
Birliğine kazanç sağlama olanağı yaratmış, Çay Kurumunun zararına
neden olmuştur.
E.1981/2 518
Bütün bu açıklamalar karşısında, sanık Şahin BALTA’nın yetkilerini
açıkça aştığı, yasalara aykırı olarak kullandığı ve bundan dolayı kamu
zararına yol açtığı ortaya çıkmaktadır.
Böylece, sanık Şahin BALTA’nın, 4223 sayılı Kanun hükümlerine
aykırı olarak çayın fazla fiyatla satılmasına izin verilmesi için Gümrük
ve Tekel eski Bakanı Tuncay MATARACI tarafından yapılan kanunsuz
müdahaleler ve baskılar sonucunda Anadolu Basın Birliğine 100 ton
çay tahsis edilmesini sağlamak suretiyle Bakanın eylemine bağlı olarak
memuriyet görevini kötüye kullandığı sübuta ermiştir.
V) TUNCAY MATARACI’NIN RAHİM MEYDAN’DAN ON
MİLYON LİRA RÜŞVET ALMASINA İLİŞKİN OLAY :
İDDİA :
Soruşturma Komisyonu Raporunda :
A) Gümrük ve Tekel eski Bakanı Tuncay MATARACI’nın
«Çay Kurumunun ihtiyacı için yapılan kutu ihalesini kazanan Rahim
MEYDAN’a, bu ihale nedeniyle kanun dışı yardımlar vaadederek bu
kişiden 10.000.000.— TL. rüşvet aldığı, 8 ve 2 milyon lira tutarında
hamiline yazılı iki çek şeklinde aldığı bu rüşveti, diğerlerinde olduğu gibi
önce bazı yakınları ve arkadaşları adına açılan paravan banka hesaplarında
topladığı, daha sonra verdiği talimatlar uyarınca yönlendirdiği ve bu
suretle Türk Ceza Kanunu’nun 213. ve 225 inci maddelerini ihlal ettiği;»
B) Kutu İmalâtçısı Rahim MEYDAN’ın; «Çay Kurumunun ihtiyacı
olan çay kutusu yapımı ihalesi işinde kendisine kanun dışı yardım ve
imkan sağlaması karşılığında Gümrük ve Tekel eski Bakanı Tuncay
MATARACI’ya 10.000.000.— TL. tutarında rüşvet vermek suretiyle Türk
Ceza Kanunu’nun 220 nci maddesini ihlal ettiği;»
iddia olunmaktadır.
KAMELYA ÇAY KUTULARININ YAPTIRILMASI İLE
İLGİLİ OLAYLAR:
Çay Kurumu Yönetim Kurulu, 12.5.1978 günlü, 20 sayılı karanı
ile «Kamelya çay taleplerini karşılamak bakımından 1/1 ve 1/2 Kg. lık
kutuların yeniden, Satınalma Yönetmeliğinin 24. maddesinde öngörülen
teklif alma usulü ile ihale edilmesine, ihalenin tasdiki ve kutu miktarının
519E.1981/2
tesbiti hususunda, Genel Müdürlüğün yetkili kılınmasına» karar vermiştir
(K. 14, S. 171).
Pazarlama ve Satınalma Dairesi Başkanlığı, Yönetim Kurulunun
bu kararı doğrultusunda, Kamelya çay kutusu gereksinimini karşılamak
amacıyla :
1/1 Kg.lık 1/2 Kg.lık
Rize Çay Fabrikası için :3.000.000 Adet 4.000.000 Adet
İstanbul Çay Fabrikası için :2.000.000 Adet 3.000.000 Adet
Ankara Çay Fabrikası için :1.000.000 Adet 1.000.000 Adet
olmak üzere toplam 6.000.000 adet 1/1 Kg. lık 8.000.000 adet 1/2 Kg.
lık Kamelya Çay kutusu yaptırılması işinin ihaleye çıkarılmasını onaya
sunmuştur. Bu teklif 11.7.1978 günü Genel Müdür tarafından onanmıştır.
Bu onay üzerine Kamelya çay kutusu yaptırma işi birbiri arkasına
üç kez ihaleye çıkarılmıştır. Bu ihaleler ve teklif edilen fiyatlar aşağıda
gösterilmiştir:
BİRİNCİ İHALE : Pazarlama ve Satın alma Komisyonunun
14.8.1978 günlü, 88 sayılı kararının (K. 14, S. 484) incelenmesinden
anlaşılmaktadır ki; Ankara ve İstanbul’da neşrolunan gazetelerle mahalli
gazetelerde ilân verilmek ve ayrıca ilgili firmalara teklif mektubu
gönderilmek suretiyle yukarıda belirtilen miktar ve büyüklükte Kamelya
çay kutusu yaptırılacağının duyurulması üzerine beş firma teklif vermiştir.
Bunlar, ÇAY-SAN, ANBAJ, MOSAŞ, TASAŞ ve AMİR Firmalarıdır. Bu
tekliflerde verilen fiyatlar şöyledir :
ANKARA İhtiyacı İSTANBUL İhtiyacı RİZE İhtiyacı
Firma adı 1/1 Kg.lık 1/2 Kg.lık 1/1 Kg.lık 1/2 Kg.lık 1/1 Kg.lık 1/2 Kg.lık
ÇAY-SAN 19,90 TL. 13,50 TL. 19,90 TL. 13,50 TL. 19.— TL. 12,65 TL.
TASAŞ 16,23 TL. 1.2,17 TL. 14,38 TL. 10,28 TL. — —
MOSAJ 24,10 TL. 16,94 TL. 21,94 TL. 15,23 TL. — —
ANBAJ — — 14,35 TL. 13.—TL — —
AMİR — 23,65 TL. — 12,95 TL. — —
Görüldüğü gibi, en düşük fiyatı, Rize ihtiyacı için alınacak 1/1 ve 1/2 Kg.
lık kutularda ÇAY-SAN, Ankara ihtiyacı için yaptırılacak 1/1 ve 1/2 Kg.
lık kutularda TASAŞ, İstanbul ihtiyacı için satın alınacak kutuların 1/1
E.1981/2 520
Kg. lık olanlarında ANBAJ, 1/2 Kg. lıklarında ise TASAŞ firmaları teklif
etmiştir. Bu ihale sonucunda en düşük fiyatı veren firma ile anlaşma
yapılmamış, ihale geçersiz sayılarak iş yeniden ihaleye çıkarılmıştır (K.
14, S. 484).
İKİNCİ İHALE: Birinci ihalenin geçersiz sayılmasından 18 gün
sonra 3.10,1978 günü yeni bir ihale açılmıştır. Bu ihaleye de birinci
ihaleye katılan beş firma katılmıştır. Teklif ettikleri fiyatlar şöyledir:
ANKARA İhtiyacı İSTANBUL İhtiyacı RİZE İhtiyacı
FİRMA : 1/1 Kg.lık 1/2 Kg.lık 1/1 Kg.lık 1/2 Kg.lık 1/1 Kg.lık 1/2 Kg.lık
ÇAYSAN : 21,70 TL. 16.04 TL. 23,05 TL. 17.00 TL. 19.00 TL 13,45 TL.
TASAŞ : 19,90 TL. 16,07 TL. 19,55 TL. 14,55 TL 23,55 TL. 17,08 TL
MOSAŞ : 19,85 TL. — 19,45 TL. — 25,— TL. —
ANBAJ : 20,64 TL. — 19,05 TL — 23,75 TL. —
AMİR : — 15,65 TL. — 14,82 TL. — 17.58 TL.
Görüldüğü gibi, bu kez de Rize ihtiyacı olan her iki tip kutu için
ÇAYSAN, Ankara fabrikasının kullanacağı 1/1 Kg. kutular için MOSAŞ,
1/2 Kg. lık kutular için AMİR, İstanbul fabrikası ihtiyacı olan 1/1 Kg. lık
kutular için ANBAJ 1/2 Kg.lık kutular için ise TASAŞ firmaları en düşük
fiyatı teklif etmişlerdir.
Şu duruma göre, yine ANBAJ Firması sadece İstanbul Fabrikasının
kullanacağı 1/1 Kg. lık 2.000.000 kutu için en düşük fiyatı teklif etmiştir.
Aşağıda delillerin değerlendirilmesi bölümünde açıklanacak
nedenlerle bu ihâle de geçersiz sayılmış ve işin üçüncü kez ihaleye
çıkarılması kararlaştırılmıştır.
ÜÇÜNCÜ İHALE : İkinci ihalenin de geçersiz sayılmasından sonra
açılan üçüncü ihaleye sadece ANBAJ ve AMİR firmaları katılmışlar ve
aşağıdaki teklifleri vermişlerdir :
İSTANBUL İhtiyacı ANKARA İhtiyacı
FİRMA : 1/1 K.lık, 1/2 Kg.lık 1/1 Kg.lık, 1/2 Kg.lık
ANBAJ : 20,15 TL. 15,75 TL. 21,55 TL. 16,85 TL.
AMİR : — 14,75 TL. — 15,50 TL.
Satınalma Komisyonu, İstanbul fabrikasının ihtiyacı olan kutuların
ANBAJ firmasından satın alınmasını, Ankara Çay paketleme fabrikasına
teslim şartıyla verilen teklifler pahalı görüldüğünden bunların satın
521E.1981/2
alınmasından sarfınazar edilmesini 22.12.1978 gününde kararlaştırmış
ve Genel Müdürlük makamına bu yolda öneride bulunmuştur (K. 14, S.
256). Ayrıca Satınalma Komisyonu Başkanı, 27.12.1978 günlü yazı ile,
kutu teslimatlarında fatura bedellerinin tümü derhal ödenmekte olduğundan
ANBAJ firmasının talep ettiği % 25 avansın peşin ödenmesinin mali
imkânsızlıklar nedeniyle mümkün olmadığını da makama bildirmiştir (K.
14, S. 254).
Bu yazının altına Genel Müdür Vekili Şahin BALTA, kendi el
yazısı ile, «Ankara Çay Paketleme Fabrikasının ihtiyacı olan Kamelya
kutu fiyatlarının pahalı görülmesi nedeniyle yeni ihalede aynı fiyat elde
edilmesi mümkün görülmediği cihetle ve opsiyon kullanılmaksızın 3
milyon 1/2 Kg. ve 2 milyon 1/1 Kg. Kamelya çay kutusunun İstanbul
İhtiyacı ile birleştirilmek suretiyle aynı fiyattan karşılanması ve yüzde
18,5.— TL. avans verilmesi şartıyla uygundur» şerhini yazarak onamıştır
(K. 14, S. 254).
Böylece, Ankara ve İstanbul Çay Paketleme Fabrikaları için
kutuya ihtiyaç olmadığı gerekçesi ile ikinci ihaleyi geçersiz kılan Şahin
BALTA, bu karardan bir ay sonra bu kez ihtiyaç bulunduğu gerekçesi
ile yeniden ihale açtırmış olmasının yanında, hiçbir yasal dayanağı
olmadan keyfi ve ihâle dışı bir kararla, satın alınacağı bildirilen kutu
miktarlarını da kendiliğinden değiştirerek 1/1 Kg. hk kutu miktarını
1.250.000 den 2 milyona, 1/2 Kg. lık kutu miktarım da 2.250.000 den 3
milyona yükseltmiştir. Ayrıca malî imkansızlıklara rağmen % 18,5 avans
verilmesini de kabul etmiştir.
Nihayet, 28.12.1978 gününde Rahim MEYDAN ile sözleşme
imzalanmış, 29.12.1978 de yani bir gün sonra 9.906.000.— TL.;
1.2.1979’da 5.643.250.— TL. olmak üzere toplam 15.549.250.— TL.
avans ödenmiştir.
İHALE ŞARTNAMELERİNİN ÖNEMLİ HÜKÜMLERİ :
Gerek Teknik ve İdari Şartnamelere (K. 14, S. 245, 243) gerek
sözleşme (K. 14, S. 249) hükümlerine göre taraflar aşağıdaki hak ve
yükümlülükleri üstlenmişlerdir :
Kutuların üst ağızlarında polietilen bir diyafram bulunacaktır
(Teknik Şartname m. 3).
E.1981/2 522
Burada bir hususu vurgulamakta yarar vardır : Aşağıda görüleceği
üzere ilk ihalede firmaların, kutuların diyaframlı fiyatı üzerinden teklif
vermiş olmaları, bu ihalenin geçersiz sayılmasında bir gerekçe olarak
gösterilmiş, işin ikinci ihaleye çıkarılması, kutuların diyaframsız yapılması
ve bu niteliğine göre teklif verilmesi gereğine dayandırılmak istenmiştir.
Oysa, üçüncü ihalenin teknik şartnamesinde de kutuların diyaframlı
olması şart koşulmuş ve Rahim MEYDAN’dan bu nitelikteki kutular
satın alınmıştır. Böylece, ilk ihalenin geçersiz sayılmasındaki gerekçelerin
samimi olmadığı bir kez daha anlaşılmıştır.
Sözleşmenin imzalanmasını izleyen beş gün içinde, müteahhit,
hazırlayacağı 5 numune kutuyu Kuruma teslim edecektir (Teknik şartname
m. 16).
Sözleşme imzalandıktan sonra Çay Kurumumun bildireceği, tarihte
başlamak suretiyle her hafta 40.000 adet 1/1 Kg.lık, 56.000 adet 1/2 Kg.
lık olmak üzere toplam 96.000 kutu teslim edilecektir (Sözleşme, m. 1).
Müteahhit çay kutularım, Çay-Kur’a ait büyük karton kutulara istif
ve ambalaj yaparak nakil ve teslim edecektir (Sözleşme, m. 4).
Kutuların imal edilmesi için gerekli olan her türlü malzeme yüklenici
firma tarafından temin edilecektir (Teknik Şartname, m. 11/a).
Müteahhit mukaveleyi müteakip 10 iş günü içinde ilk partiyi teslim
etmeye mecburdur (Teknik Şartname, m. 15).
İhale konusu kutular partiler halinde teslime hazır duruma getirilince
muayeneleri Çay Paketleme Fabrikaları Muayene Komisyonlarınca
idari ve teknik şartnamesine ve numunesine göre icra ve raporu tanzim
edilir. Her parti için önceden tesbit edilmiş olan miktarda kutu teslim
edilmedikçe muayeneye sevk edilemez. Muayyen miktarda yapılmayan
teslimatı kurum ambara alıp almamakta serbesttir. Muayyen miktardan
noksan teslim edilen mallar müstacel ahvalde lüzum görüldüğü takdirde
Kurumca muayeneye sevkolunabilir (Sözleşme, m. 5).
Muayene komisyonu veya gerektiğinde Kurumca teşkil olunacak
muayene heyeti lüzum gördüğü ahvalde bilcümle masraflar satıcıya ait
olmak üzere malları uygun bulduğu müesseselerde muayene ettirebilir
(Sözleşme, m. 5/E).
Taahhüdün ifa edilmemesi :
523E.1981/2
a) Firma şartname esasları dahilinde Kurumla yapacağı mukavelede
belirtilen teslim süresine riayet etmediği,
b) Yapılacak mukavelede teslim süresi içerisinde firmanın teslim
ettiği malzemenin Satınalma kararı, şartname, cins, evsaf veya numunesine
uygun olmadığı komisyonca tesbit edilerek malzemenin reddedilmesi,
c) İhale mevzuu çay kutusunu firma, yapılacak mukaveledeki
teslim süresi içinde noksan teslim ettiği,
hallerinden biri vaki olduğu takdirde mukavele, Kuramca feshedilir
ve firmanın bu iş için Kuram veznesine yatırdığı kati teminat kuruma irat
kaydedilir (Sözleşme m. 7).
Mukavelenin feshedilmesi halinde mukavele mevzuu çay kutusu
ihalesi firmanın nam ve hesabına olmak üzere Kurumun dilediği satınalma
usulü ile yeniden yapılır. İkinci ihalede Kurumun aleyhine fiyat farkı
zuhur ettiği takdirde bu farkı protesto çekmeye, hüküm almaya ve başkaca
kanuni merasim icrasına hacet kalmaksızın def’aten ödemeyi firma
şimdiden kabul ve taahhüt eder (Sözleşme, m. 8).
Cezai müeyyideler :
Malların teslimi için tayin edilen 48 hafta içinde gecikme olursa
firma her geçen gün için 500.— TL (Beşyüz lira) ceza ödeyecektir.
Haftalık partilerde eksik teslim veya gecikme halinde aynı ceza tatbik
edilir.
Bu gecikme 30 (günü) tecavüz ederse Kurum bu cezayı ve bunu
müteakip geçecek günlere .ait cezaları alarak beklemekte veya mukaveleyi
feshetmekte serbesttir (Sözleşme, m. 9).
Mücbir sebepler :
a) Fabrikalarda zuhur ve fabrikanın çalışmasına mâni teşkil
edebilecek olan yangın, infilâk, su baskını, yıkıntı, çöküntü ve yer
sarsıntısından mütevellit hasarat,
b) Grev ve hadiseleri,
c) İdarî ve askeri mülahazalarla mahallerinde vaz edilen ambargolar
mücbir sebep sayılır (Sözleşme, m. 11).
E.1981/2 524
Sözleşme süresi içerisinde 6. maddede niteliği yazılı teneke fiyatına
Hükümetçe zam yapılması halinde yapılan zam nisbeti, taraflar arasında
varılacak anlaşmaya göre firmaca teslim edilemeyen Kamelya çay kutusu
birim fiyatına in’ikâs ettirilir (Teknik Şartname, m. 11/c).
Her hafta teslim edilecek kutuların bedeli hemen ödenecektir
(Sözleşme, m. 6).
RÜŞVET PARALARININ VERİLME BİÇİMİ :
İkinci ihalede, Rize Çay Fabrikasının ihtiyacı olan kutuların ÇAY-
SAN’a yaptırılmasının onaydan çıkması üzerine, Rahim MEYDAN,
İstanbul fabrikasının ihtiyacı olan l/l Kg. lık 2.000. 000 çay kutusunun
yapımı için verdiği teklifin de kabul edilmesini sağlamak amacıyla çeşitli
girişimlerde bulunup, Çay-Kur yetkililerine defalarca şifahen başvurduğu
halde olumlu bir sonuç alamadığından bu ihalede verdiği teklif kabul
edilerek işin kendisine verilmesi için Bakan Tuncay MATARACI’ya
başvurması gerektiği kanısına vardığını, önsoruşturmada 3.3.1981
gününde verdiği ifadede şöyle anlatmaktadır :
(Geçici teminat mektupları bir ay sürelidir. Bu süre aşıldığında
teminatımın iade edilmesi ya da işimin onanması için Tuncay
MATARACI’ya çeşitli müracaatlarda bulundum. İlk kez Bakana ben
başvurdum. Bakan benim bu işten ne kazanacağımı hesap etmiş gibi, «bu
işten şu kadar para kazanacaksın, bana da şu kadar para vereceksin» dedi.
Bu ikinci ihalede Tuncay MATARACI benden resmen para talep etti.
«Bu parayı vermezseniz bu işinizi tasdik etmem» dedi. Rize için teklif
veren Çay-San’nın teklifi onandı, benim İstanbul için verdiğim teklif
sürüncemede bırakıldı. Kendi kanıma göre bu parayı vermeden bu işi
alamıyacağımı anladım. İşimin devamını sağlamak için bu parayı vermek
zorunda kaldım. Bir menfaat için değil, farklı bir fiyat uygulamak için
değil, bir haraç alır gibi baskı kurarak bu ihalenin bana verilmesi için 10
milyon lirayı açıkça benden istemiştir. İstanbul’da Tekel’de 8 ve 2 milyon
liralık iki adet çeki bizzat Tuncay MATARACI’nın kendisine verdim) (K.
7, S. 261-267).
Rahim MEYDAN’ın Tuncay MATARACI’ya bizzat verdiğini
söylediği çekler şunlardır :
1) 10.1.1979 günlü, 643208 no.lu, 8.000.000.-TL. lık hamiline
düzenlenen çek,
525E.1981/2
2) 15.2.1979 günlü, 643209 no.lu, 2.000.000— TL lık hamiline
düzenlenen çek.
Gerçeklen, bu çeklerin her ikisi de Rahim MEYDAN tarafın dan
Tuncay MATARACI’ya verilmiş. O da yakın arkadaşı Halil İbrahim
DEMİR’e iletmiştir. Daha sonraki olay ve suçlara ilişkin bölümlerde
gösterileceği üzere Halil İbrahim DEMİR adına Türk Ticaret Bankası
Altınbakkal Şubesinde açtırılan 111/4798 no.lu paravan hesaba bu paralar
da geçirilmiştir.
İHALE VE SÖZLEŞMENİN YAPILMASINDAN SONRA
RAHİM MEYDANA SAĞLANAN KOLAYLIKLAR:
28.12.1978 tarihinde sözleşme imzalandıktan sonra yüklenici
firmanın sahibi Rahim MEYDAN, sürekli olarak işi yavaşlatma ve
savsaklama çareleri aramıştır. Çünkü o sıralarda elinde teneke mevcut
değildir. Yukarıda belirtilen sözleşme ve şartname hükümlerine rağmen
Çay Kurumundan da sürekli kolaylıklar görmüştür. Şöyle ki:
A) Sözleşmenin imzalandığı 28.12.1978 gününü izleyen beş gün
içinde, yüklenici firmanın beş adet numune kutuyu, muayene komisyonuna
teslim etmesi gerekirken, bu gereği 65 gün gecikme ile ancak 9 Mart 1979
tarihinde yerine getirmiştir.
B) Sözleşmenin 3. maddesinin (b) bendi ile İdari şartnamenin
7. maddesinin (b) bendi uyarınca, ilk partiyi oluşturan 96.uw kutuyu
kurumca saptanan 29.1.1979 gününde teslim etmesi gereken yüklenici
firma, 36 gün gecikme ile 6.3.1979 da ve sadece 40.000 adet 1/1 Kg. lık
kutu teslim etmiştir.
Böylece, Sözleşmenin 7. maddesinin (a) bendi ile İdari Şartnamenin
11. maddesinin (a) bendi uyarınca, Kurumun, sözleşmeyi feshederek,
5.070.000 liralık kat’i teminatı irat kaydetme ve sözleşme konusu olan
çay kutularım yüklenici firmanın nam ve hesabına başka bir firmadan
satınalma hakkı doğmuştur. Kurum yetkilileri bu yola gitmedikleri
gibi, Sözleşmenin 9/a ve idari Şartnamenin 13/a. maddelerindeki âmir
hükümler uyarınca, her gecikme günü için firmadan alınması gereken 500.
TL. gecikme cezasını da uygulamamışlardır.
C) Rahim MEYDAN, işe başlaması için Çay Kurumunca
kendisine gönderilen yazıya verdiği 5.2.1979 günlü, 9 sayılı yanıtta
E.1981/2 526
(K. 14, S. 233); Ereğli Demir Çelik fabrikalarında ve serbest piyasada
elektrolitik kalaylı teneke bulamadığı için o tarihe kadar yükümlülüğünü
yerine getiremediğini, ancak temin edilen 50 ton teneke ile derhal imalâta
başladığını ve sevkiyatın hemen yapılacağını bildirmiştir.
19.2.1979 günlü, 15 sayılı başka bir yazıda (K. 14, S. 228) Rahim
MEYDAN, bu kez; çay kutularım teslim edemeyişinin nedenini Çay
Kurumunca, kendisine, büyük oluklu mukavva ambalaj kutularının teslim
edilememiş olmasına bağlamıştır. Oysa, müfettişlerce yapılan inceleme
sonucunda, 31.1.1979 tarihinde A firmasına üç bin adet büyük oluklu
mukavva ambalaj kutusunun teslim edildiği saptanmıştır.
İstanbul Paketleme Fabrikası Müdürlüğünce Rahim MEYDAN’a
yazılan 25.4.1979 günlü, 650 sayılı yazıyla (K. 14, S. 221); elde bulunan
karton ambalaj kutularından yararlanılması mümkün iken yazışmalarla
oyalama cihetine gidildiği, piyasada çay darlığı olduğu halde kutu teslim
edilmediği için üretim yapılamadığı bildirilerek sözleşmeye uygun
biçimde teslimatın sağlanması istenilmiştir.
Rahim MEYDAN, 7.5.1979 günlü, 38 sayılı cevabî yazıda,
gecikmenin yegâne sebebinin Ereğli Demir Çelik Fabrikalarının teneke
dağıtımı yapamamış olmasından ibaret bulunduğunu, Nisan ayının son
günlerinde 79 ton daha teneke temin edildiğini, en kısa zamanda normal
teslimata başlanacağını bildirmiştir (K. 14 S. 220).
Oysa, yine müfettişlerce saptanmıştır ki Rahim MEYDAN’a Ereğli
Demir Çelik Fabrikasınca, Şubat 1979’da 54 ton, Mart 1979’da 28 ton,
Mayıs 1979’da 87 ton olmak üzere toplam 169 ton teneke tahsis ve teslim
edilmiştir.
Bu yazışmaların sürüp gittiği sıralarda kutu teslimindeki durum
şöyledir :
6.3.1979 tarihinde yapılan ilk teslimden 28 gün sonra 3.4.1979’
da, yine eksik miktarda, sadece 1/2 Kg.lık 40.000 adet; 9.4.1979’da 1/2
Kg.lık ve 40.000 adet; bu tarihten itibaren 15 gün gecikme ile 26.4.1979
da, yine eksik olarak 1/1 Kg.lık 56.000 adet Kamelya çay kutusu teslim
edilmiştir. Böylece, bu aradaki teslimatlarda görülen 43 günlük gecikme
ve eksik teslimat nedeni ile yukarıda belirtilen sözleşme ve şartname
hükümleri uyarınca Çay Kurumu, sözleşmeyi feshetmeye, kat’i teminatı
irat kaydetmeye ve yüklenici firma nam ve hesabına sözleşme konusu
527E.1981/2
kutuları başka firmalardan satın almaya ikinci kez hak kazanmışken
Kurumca bu yola gidilmediği gibi, bu konuda herhangi bir hatırlatma da
yapılmamış, protesto keşide edilmemiş, ayrıca sözleşmede gecikme için
öngörülen cezaî şart da uygulanmamıştır.
D) 19.3.1979 tarihinde Bakanlar Kurulunca tenekeye zam yapılmış
ve fiyatı 18.000 TL/tona yükseltilmiştir. Yeni fiyata göre tenekenin Kg.
mına yapılan zam 8. TL.dır. Teknik Şartnamenin
11/c maddesi gereğince bu zammın yüklenici firmanın teslim
etmediği kutulara yansıtılması gerekmektedir. Nitekim, Rahim MEYDAN
da 4 Mayıs 1979 günlü dilekçe ile bu zammın teslim edilmeyen kutulara
yansıtılmasını istemiştir.
Öte yandan, 13.6.1979 tarihinde tenekeye ikinci bir zam daha
yapılmış, kilogramına 11.— TL. ek fiyat gelmiştir. Yüklenici Rahim
MEYDAN, 21.7.1979 günlü dilekçe ile teslim edilmeyen kutuların birim
fiyatlarına bu zammın da yansıtılmasını talep etmiştir.
Çay Kurumunca bu talepler kabul edilmiş, ancak müfettişlerin
ayrıntılı ve teknik hesaplamalarına göre iki yönden usülsüz ve fazla
ödemede bulunulmuştur. Şöyle ki :
a — Yüklenici firmanın, Sözleşmenin 3/c maddesi uyarınca kutu
teslimine 2.1.1979 günü başlaması ve her hafta 96.000 adet olmak üzere
tenekeye birinci zammın yapıldığı 19.3.1979 tarihine kadar 672.000
adet teslim etmesi gerekmekte iken sadece 40.000 adet teslim etmiştir.
Keza birinci zam tarihi ile ikinci zammın yapıldığı 13.6.1979 tarihi
arasında termin plânına göre teslim edilmesi gerekenden 776.000 adet
noksan teslim edilmiş; fakat Kurumca, bunlara da zam uygulanmıştır.
Müfettişlerin kanaatına göre; Rahim MEYDAN, elinde mevcut olan
tenekeleri, üretimin ilk safhası olan boyama işi tamamlandıktan sonra
bekletmiş, zammı takiben teneke kutu haline getirmiş (K. 14, S. 149) ve
zamlı fiyatla teslim etmiştir (K. 14, S. 130).
Böylece, termin plânına uygun olarak zam tarihlerinde esasen teslim
edilmiş olması gereken teneke kutulara zam uygulanmaması icabederken,
aksine bir uygulama ile toplam 2.586.000.— TL. fazla ödeme yapılmıştır
(K. 14, S. 130).
E.1981/2 528
b — Öte yandan, Satınalma ve Pazarlama Dairesi Başkanı İshak
KARA’nın teklifi, Genel Müdür Vekili Şahin BALTA’nın onayı ile zam
miktarının yansıtılmasında 1/1 Kg.lık bir teneke kutunun ağırlığı 419
gram 1/2 Kg.lık bir teneke kutunun ağırlığı ise 298 gram kabul edilmiştir.
Böylece 1/1 Kg.lık kutunun fiyatı, birinci zam sonunda 23, 23 TL. na (K.
14, S. 210), ikinci zam sonunda ise 27,85 TL. na yükselmiştir. 1/2 Kg.lık
kutunun fiyatına gelince, bu da birinci zam sonunda 17,13 TL. na (K. 14,
S. 210), ikinci zam sonunda ise 20,40 TL. na yükselmiş (K. 14, S. 196)
bulunmaktadır.
Oysa, üç müfettiş ile bir teknik elemandan oluşturulan kurulca
yapılan ölçüm ve hesaplamalarda; 1/1 Kg.lık bir teneke kutunun ağırlığı
334 gram; 1/2 Kg.lık bir teneke kutunun ağırlığı ise 238 gram olarak
belirlenmiş; buna göre, 1/1 Kg.lık teneke kutunun fiyatının birinci zamdan
sonra 22,57 TL. ikinci zamdan sonda 26,24 TL.; 1/2 Kg.lık teneke kutunun
fiyatının ise birinci zamdan sonra 16,59 TL., ikinci zamdan sonra 19,12
TL. olması gerektiği tesbit edilmiş ve belirlenen bu hesap ve ölçüm hatası
nedeni ile yüklenici firmaya toplam 1.433.200.— TL. fazla ödemede
bulunulduğu saptanmıştır,
E) Rahim MEYDAN ve firması, yukarıda açıklandığı üzere 1979
yılı Mayıs ayma kadar devam eden tutum ve davranışlarını 1979 yılı
boyunca da sürdürmüştür. Nitekim, bu yılın sonu itibariyle temin plânına
göre 4.704.000 kutu teslim etmesi gerekirken gecikmeli ve noksan
olarak sadece 1.888.000 kutu teslim etmiştir (K. 14, S. 191-192). Çay
Kurumu Genel Müdürlüğü yetkilileri ise, söz konusu tutum ve davranışlar
karşısında suskun kalmışlar, sözleşme ve şartnamelerin yukarıda açıklanan
hiçbir hükmünü uygulamamışlar ya da uygulayamamışlardır.
Burada, birinci ve ikinci ihalelerin geçersiz sayılıp, işin üçüncü kez
ihaleye çıkarılmasından dolayı Çay Kurumunun bir zararı olup olmadığı
sorusu ortaya çıkmaktadır. Birinci, ikinci ve üçüncü ihalelerde teklif edilen
fiyatlar karşılaştırılmak suretiyle yapılacak basit bir hesaplama sonucunda;
birinci ihalenin geçersiz sayılıp işin üçüncü ihalede verilen fiyatlarla
yaptırılması ile Kurumun 24 milyon lira; keza, ikinci ihalenin geçersiz
sayılması ile 2.300.0. — TL. zarar gördüğü açıkça anlaşılmaktadır.
TANIKLARIN İFADELERİ :
Kimi tanık beyanlarına gelince
529E.1981/2
A) Satınalma ve Pazarlama Dairesi Başkanı İshak KARA,
önsoruşturmada ve Yüce Divanda yaptığı açıklamalarda; olayların
yukarıda anlatıldığı biçimde oluşup geliştiğini ifade ettikten sonra, bu
konuda Bakanın hiçbir baskısı olmadığım (K. 3, S. 299-301; Yüce Divan
Tutanağı, S. 1593- 1599);
B) Satınalma Müdürü Osman Dudu HACIOĞLU, önsoruşturmada
ve Yüce Divanda verdiği ifadelerde; üçüncü ihalede en düşük fiyatı Rahim
MEYDAN’ın firması teklif ettiği için işin ona ihale edildiğini; avanslı
teklifte bulunduğundan avans da verildiğini; alt kademeye herhangi bir
baskı yapılmadığını, baskı ve telkin oldu ise üst makamlara yapılmış
olabileceğini (K. 3, S. 370-371; Yüce Divan Tutanağı, S. 1692);
C) Satınalma Komisyonu üyeleri Kenan ERGENÇ ile Oktay
TÜRECİ de önsoruşturmada ve Yüce Divanda verdikleri ifadelerde;
herşeyin yasalara uygun olarak yapıldığını, çalışmaları sırasında
herhangi bir baskı ve telkinde bulunulmadığını (K. 3, S. 378; Yüce Divan
Tutanağı, S. 1693-1696; K. 3, S. 376-377; Yüce Divan Tutanağı, S. 1698)
belirtmişlerdir.
D) Çay-San Yönetim Kurulu Üyesi Metin AKMEHMET ise
önsoruşturmada. «Ben Çay-San Yönetim Kurulu Üyesiyim, ve aynı
zamanda ortaklarındanım. Çay-San Firması, Çay-Kur’un bir yan
kuruluşu olup bir kiloluk ve 100 gramlık kutular imal ederek Çay-
Kur’a satmaktadır. 4 milyon yarım kiloluk, 3 milyon bir kiloluk kutu
ihalesine girdik. İhaleye ANBAJ Firması da girmişti. Yalnız ihale bizim
üzerimizde kaldı. 2 ay sonra zannediyorum ANBAJ firmasına da 5
milyon Kamelya kutusu siparişi verildiğini duyduk. Biz yönetim olarak
toplanıp bu tamamen ihale dışı tasarrufu görüştük. Bunun bize karşı bir
darbe olduğu sonucuna vardık, Çünkü 5 milyon kutunun imalini ANBAJ
firmasına vermemiş olsa idi, o zaman biz siparişi bitirdikten sonra Çay
Kurumunun bu ikinci ihalesine tekrar girmemiz mümkün olacaktı. Çay-
Kur’un % 25 hissesi Çay-San’da mevcut olduğu için Rahim MEYDAN’a
verilen bu kutu imali işinde ne yapabiliriz diye düşündük. O sırada Atilla
KORUYAN Bey Çay-Kur Genel Müdürü, Şahin BALTA Genel Müdür
Muavini. Zeki GÖKTÜRK keza Genel Müdür Muavini idiler. Bunlarla
temas ettik. Şimdi hangisinin söylediğini kesin olarak hatırlayamıyorum,
ancak, birisi, Bakanın bu işin üzerinde olduğunu ifade etti. Yönetim
Kurulu ile yeniden toplandık ve Bakanla bu konuyu şifahi olarak
konuşmaya karar verdik. Arkadaşlar bana, «Sen Tuncay Bey’in çocukluk
E.1981/2 530
arkadaşısın, mahalle arkadaşısın, kendisiyle, Ankara’ya gidip bu durumu
görüş» dediler. Ben Ankaraya gitmedim, ancak, telefon açtım. Kendisinin
İstanbul’da olduğunu söylediler. Dönünce beni mutlaka araması için not
bıraktım. Ertesi gün Tuncay MATARACI bana telefon etti, «Hayrola
Hacı Bey, bir emrin mi vardı?» dedi, «Estağfurullah, sayın Bakanım
durum böyle böyle neden ihale harici ANBAJ firmasına bu kutuların
imali işi veriliyor? Duyduğumuz budur» dedim, «sizi ne alâkadar eder?»
demesi üzerine, ben de «Hakikaten bizi direkt olarak alâkadar eden bir
durum yok, ancak pozisyonlar incelendikçe durumun en sonunda bize
dokunduğu görülecektir. Nitekim siz 5 milyon kutuyu ANBAJ firmasına
vermemiş olsaydınız, biz elimizdeki siparişi bitirdikten sonra bu 5 milyon
kutunun ihalesine de girip bunları yapmamız icabedecekti» dedim. Bunun
üzerine Sayın Bakan, «O, Kurumun bir sorunudur. Beni de pek alâkadar
etmiyor, sonra üstelik Çay-Kur zannedersem Çay-San’a angaje olmuş da
değildir. Başka bir arzunuz varsa onu görüşelim» dedi» (K. 3, S. 328-329)
biçiminde beyanda bulunmuştur.
Adı geçen tanık, Yüce Divandaki ifadesinde ise sonradan durumu
incelediğini, ilk ifadesindeki «ihale harici» sözünün doğru olmadığını,
Rahim MEYDAN’ın normal bir ihaleye girip aldığını, kendilerinin Çay-
San’a % 12,5 avans verilmesine rağmen Rahim MEYDAN’a % 18,5
avans verilmesi olayı üzerinde durduklarım beyan etmiştir.
İkinci ihalede, Rize Paketleme Fabrikasının ihtiyacı olan 7 milyon
teneke kutuyu satınalması için Çay-San ile yapılan sözleşmede verilen
avans oranı % 12,5 değil % 30’dur (K. 14, S. 488). Şu halde, Çay-San’a
Rahim, MEYDAN’a verilen avanstan çok daha yüksek oranda avans
verilmiştir. Metin AKMEHMET’in Yüce Divandaki; «Rahim MEYDAN’a
Çay-San’dan daha fazla oranda avans verilmesi olayı üzerinde durdukları,
ihalenin normal olduğu» yolundaki sözleri inandırıcı bulunmamış, bu
tanığın önsoruşturmadaki ifadesinin tutarlı, samimi olduğu ve olayların
gelişmesine uygun düştüğü sonucuna varılmıştır.
E) Öte yandan, Çay Kurumu eski Genel Müdürü Bedirhan
BİRBEN’in, önsoruşturmada verdiği ifade de Metin AKMEHMET’in
önsoruşturmadaki ifadesinin samimi olduğunu göstermektedir. Nitekim,
tanık bu ifadesinde. Çay-San’ın, Çay-Kur’un teneke kutu ihtiyacının
tamamını karşılayacak durumda bulunmadığım, bu firmanın faydasının,
ihalelere denge unsuru olarak girmek suretiyle diğer firmaların
aralarında anlaşmalarını önlemek olduğunu, Rahim MEYDAN’a yapılan
531E.1981/2
ihalenin fahiş bir fiyatla verildiği kanaatini taşıdığını belirtmiş ve Metin
AKMEHMET’ten duyduğuna göre Tuncay MATARACI’nın «Ben bunu
ANBAJ firmasına verdim. Bir başka kişiye yaptırmayacağım. Çay-San
zaten normal çalışan bir teşekkül değildir» dediğini ilâve etmiştir (K. 3, S.
231-238).
F) ANBAJ Sanayiinin fabrika müdürü olan tanık Figen TÜR de
16.3.1981 günü önsoruşturmada alınan ifadesinde; çay kutularıyla ilgili
ihalenin yapılmasından ve sözleşmenin imzalanmasından sonra Tuncay
MATARACI’nın telefonla Rahim MEYDAN’ı birkaç kez aradığını,
yerinde olduğu zaman konuştuğunu, görüşemediği zaman «çabuk bul,
benimle görüştür» diye kendisini azarladığını (K. 7, S. 377); Yüce Divanda
ise, buna ilâveten; Rahim MEYDAN’ın, fabrika müdürü olarak kendisini,
muhasebe ve işletme müdürlerini toplayıp, Tuncay MATARACI’nın
on milyon lira istediğini; bu parayı vermezse, muayene komisyonlarını
etkileyip, kutuların teslim alınmasını önleyebileceğini; müteahhit nam ve
hesabına ihaleye gidilebileceğini bildirip, böyle bir şey olursa firmanın
zararının ne olacağını sorduğunu, kendisine bu işin on milyon lira
kazanmayacağını bildirdiklerini; birkaç gün sonra Rahim MEYDAN’ın,
çek koçanını alıp 8 ve 2 milyonluk iki çek kestiğini bildiğini beyan
etmiştir.
Bu tanığın ifadesi; Rallim MEYDAN ile Tuncay MATARACI
arasındaki anlaşmanın 8.11.1978 gününde, yâni ikinci ihalenin geçersiz
sayılmasından önce yapılmış olduğu; konusunun ise, ikinci ihalenin de
birincisi gibi geçersiz sayılıp, işin yeniden ihaleye çıkarılarak Ankara
ve İstanbul fabrikalarının ihtiyacı olan 1/1 ve 1/2 Kg.lık kutuların
tümünün kendisinden satın alınması ve sözleşme süresince, daha önce
anlatılan yarar ve kolaylıkların sağlanması olduğu gerçeğini ve kanısını
değiştirmemektedir. Tanığın açıklamaları olsa olsa çeklerin, sözleşmenin
imzalanmasından sonra verilmiş olabileceğini akla getirmektedir ki bu
da zayıf bir olasılıktır. Zira, yukarıda anlatılan olaylar gözönünde tutulur
ve sözleşme hükümlerine hiçbir şekilde riayet etmediği halde, kutuların
müteahhit nam ve hesabına başka firmadan satın alınması yoluna
gidilmediği düşünülürse, bahsedilen bu endişe ve manevi baskı altında on
milyon liranın verildiğine ilişkin savunma inandırıcı olmamaktadır. Ayrıca,
kendi ifadesine göre o güne kadar tek bir kutusu dahi geri çevrilmemiş,
Satınalma komisyonunda hiçbir güçlük görmemiş olan Rahim
MEYDAN’ın ve tanık Figen TÜR’ün, şayet on milyon lira verilmeseydi
E.1981/2 532
teslim edilecek haftalık kutuların üst üste dört hafta geri çevrilebileceği;
böylece, 30 gün kutu teslim edilemediği için de kat’i teminatların irat
kaydedilip, kutuların, firmaları nam ve hesabına başka bir firmadan
satınalınabileceği kuşkusu ve bu kuşkunun doğurduğu baskı ve manevi
cebrin etkisi altında bulundukları yolundaki sözleri de inandırıcı değildir.
Kaldı ki, muayene komisyonunun, gerçekdışı bahanelerle evsafına ve
nümunesine uygun kutuları kabul etmemesi halinde, bunların başka bir
müessesede muayene ettirilmesine İdari Şartnamenin 9/E maddesi cevaz
verdiği gibi, yargı yerine başvurulması ve bilirkişi incelemesi yaptırılması
yolunun da açık olduğu gözden uzak tutulamaz.
ESAS HAKKINDAKİ MÜTALÂA:
Cumhuriyet Başsavcısının esas hakkındaki düşüncesinde, özet
le; (Ankara ve İstanbul ihtiyacı olan çay kutusu yaptırma işi ihaleye
çıkarılmış, fakat bilâhare yalnız İstanbul için ihale yapılmış ve ihale
komisyonu, Rahim MEYDAN’ın ANBAJ firması taralından yapılan teklifi
uygun bularak (750000) adet 1/2 Kg.lık (1.500.000) adet 1 Kg. lık olmak
üzere % 25 avans verilmesi şartı ile işin bu firmaya ihalesine karar vermiş
ise de, daha sonra Genel Müdür Vekili Şahin BALTA Yönetim Kurulundan
karar almadan 1/2 Kg. lığı (3.000.000)’a, l Kg. lığı (2.000.000’a çıkarmış
ve avansı da % 18,50 olarak saptamıştır.
Görüldüğü üzere, şartnamede avans öngörülmediği halde avans
verilmiş ve Yönetim Kurulu ile ihale Komisyonundan geçirilmeksizin
Şahin BALTA tarafından, imâl edilecek çay kutusu adedi yükseltilmiştir.
Her ne kadar avans % 25’ten % 18,50’ye düşürülmüş ise de, kutu
miktarının yükseltilmiş olması nedeniyle firmaya 15.549.250 lira avans
ödenmiştir.
84.050.000 liralık çay kutusu ihalesini almış olan Rahim MEYDAN,
Tuncay MATARACI’ya, 10.1.1979 tarihinde 8.000.000 ve 15.2.1979
tarihinde ise 2.000.000 liralık iki çek vermiştir.
Rahim MEYDAN, ihalenin uzun süre tasdik edilmemesi üzerine
Tuncay MATARACI’ya gittiğini, Bakanın kendisinden 10.000.000 lira
istediğini, kendisinin de bu parayı vermek zorunda kaldığım ifade eylemiş,
tanık Figen TÜR, Rahim MEYDAN’ın, MATARACI’nın kendisinden
10.000.000 lira istediğini söyleyerek 8.000.000 ve 2.000.000 olmak üzere
para çektiğini, çeşitli günlerde Tuncay MATRACI’nın Rahim MEYDAN’ı
533E.1981/2
aradığım beyan etmiş, tanık Metin AKMEHMET de idareden. Bakanın bu
işin üzerinde olduğunu söylediklerini bildirmiştir.
Rahim MEYDAN’ın beyanı, Halil İbrahim DEMİR’in ve diğer
tanıkların ifadeleri, banka hesapları, olayın cereyan şekli Tuncay
MATARACI’nın Rahim MEYDAN’dan 10.000.000 lira rüşvet aldığını
sübuta erdirmiştir.
Olayın cereyan şekli ve ihalesi yapılan kutu miktarının ihaleden
sonra arttırılması, avans verilmesi gibi olgular eylemin irtikap değil,
rüşvet suçu olduğunu kanıtlamaktadır) denildikten sonra:
Sübuta eren eylemleri nedeniyle;
1 — Tuncay MATARACI’nın, TCK’nun 213/L, 225/1., 227/2. ve 31
inci;
2 — Rahim MEYDAN’ın ise, TCK’nun 220. maddelerine göre
cezalandırılmalarına karar verilmesi istenmiştir.
SANIKLARIN SAVUNMALARI :
A) RAHİM MEYDANIN SORGUSU VE SAVUNMASI :
Sanık Rahim MEYDAN, 18.2.1981 günlü ifadesinde; Tuncay
MATARACI ile menfaat karşılığında herhangi bir ilişkisi olmadığını,
sözü edilen iki çeki kendisine vermediğini beyan ederek inkâr yolunu
tercih etmiş; ancak önsoruşturmada alınan 3.3.1981 günlü ikinci
ifadesinde; bundan önceki ifadesinin geçersiz olduğunu belirtip komisyon
üyelerinden özür dileyerek tamamen gerçeği söyleyeceğini ifade etmiş
ve birinci ihalede teklif ettiği 14 lira fiyatla Ankara ve İstanbul ihtiyacı
olan kutuların yapımı işinin üzerinde kaldığını, bu ihale geçersiz sayılarak
ikinci bir ihale açıldığını, yine İstanbul ve Ankara bölgelerinin ihtiyacı
olan kutuların satınalınmasında en düşük fiyatı teklif ettiği halde, İhalenin
uzun süre tasdik edilmeyip sürüncemede bırakıldığını, oysa aynı anda
ihaleye girmelerine rağmen Çay-San’ın Rize fabrikası için verdiği teklifin
çok daha önce onandığını, teklifinin kabul edilmesi veya teminatının iade
edilmesi için Çay Kurumuna yaptığı başvurulardan sonuç alamayınca
Tuncay MATARACI’ya gittiğini, ricada bulunduğunu, O’nun da bu
ihalenin kendisine verdirilmesi karşılığında on milyon lira para istediğini,
bu parayı vermeden ihaleyi alamayacağını Bakanın ifadesinden anladığını
E.1981/2 534
ve açıkça «bu parayı vermezseniz bu ihaleyi tasdik etmem» dediğini
belirtmiştir.
Rahim MEYDAN savunmasında, yukarıda belirtilen
sorgulamalarında ifade ettiği hususlara ilâveten; rüşvet suçunun
oluşabilmesi için bir memurun memuriyetine ait vazifeyi suiistimal
ile menfaat sağlaması gerektiğini oysa Bakanın, bir iktisadi Devlet
Teşekkülü olan Çay Kurumu üzerinde emir verme yetkisi bulunmadığını;
ancak denetim ve gözetim görevini suiistimal ederek menfaat sağlaması
halinde rüşvet suçunu işleyebileceğini; ihalenin hiçbir safhasında Tuncay
MATARACI ile kendisi .arasında rızaya dayanan bir rüşvet anlaşmasının
yapılmadığını; Bakanlık makam ve memuriyetinin nüfuzunu suiistimal
ederek ihale konusu kutu imaline başlatmayacağı, başlansa bile malların
kabulünü yaptırmayacağı yolunda manevi cebir kullandığını veya
kendisini ikna ettiğini; on milyon lirayı bu şekilde aldığını; bunun da
rüşvet değil irtikâp suçunu oluşturacağını; nitekim, sözleşme süresinde ve
Tuncay MATARACI’nın Bakanlığı sırasında tenekeye gelen iki zammın
kutu fiyatlarına yansıtılmasında kalaylı teneke fiyatı yerine, çıplak sac
fiyatının esas alındığını, bu nedenle eksik ödemeden dolayı 20 milyon
liralık alacak davası açtığını; şayet rüşvet vermiş olsa idi bu davayı açmaya
gerek kalmadan Bakanın yardımı ile bu hakkını alabilmesi gerektiğini,
vekilleri ile birlikte ileri sürmüştür.
B) TUNCAY MATARACI’NIN SAVUNMASI :
Tuncay MATARACI savunmasında; ihale Rahim MEYDAN’ın
üzerinde kaldığı için kutuların ondan satın alındığını, ihalenin hiçbir
safhasında herhangi bir etki ve müdahalesi olmadığını, böyle bir iddia
da ileri sürülmediğini, aslında bu ihalenin Bakan olarak kendisinin görev
alanı dışında kaldığını, rüşvet ve irtikâp gizli suçlardan olduğundan Rahim
MEYDAN’ın işyerinde «bu parayı Bakana verelim mi, vermeyelim mi?»
diye açık oturum yaptığı yolundaki sözlerinin ciddiye alınamayacağını,
bu paranın zorla veya rüşvet tarzında verilmiş olması halinde Rahim
MEYDAN’ın kendisinin Bakanlıktan düştüğü Kasım 1979’dan itibaren
resmî kuruluşlara başvurması gerekirken adı geçenin böyle bir yola
gitmediğini, Halil İbrahim DEMİR, Rahim MEYDAN ve Salih Zeki
RAKICIOĞLU arasında çek ve para alışverişi devamlı surette mevcut
olduğuna göre Rahim MEYDAN’m çeklerinin Halil İbrahim DEMİR’in
hesabından çıkmasının nedenini kendisinin bilemeyeceğini, Çay-Kur
üzerinde vesayet denetimi dışında bir görevi bulunmadığından vazifesine
535E.1981/2
dahil olmayan bir hususu yaptırmaya ve yapmaya muktedir olmadığını
vekili ile birlikte ifade etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE TAKDİRİ :
Rizespor Kulübüne çay tahsis edilmesi olayı incelenirken Çay
Kurumu ile Gümrük ve Tekel Bakanlığı arasındaki ilgi ve irtibat belirlenip,
bu konudaki mevzuat hükümleri açıklanarak iki kurum arasında vesayet
denetimini aşan bir «ilginin» varlığı özellikle vurgulandığından aynı
açıklamaların burada yinelenmesine gerek görülmemiştir.
Bu bölümde öncelikle yukarıda belirtilen ihalelerin değerlendirilmesi
yapılacaktır. Gerçekten, sanıkların eylemleri hakkında ve suçun tavsifinde
doğru, bir kanıya varabilmek için bu üç ihalenin ayrı ayrı ele alınıp
incelenmesi, ihaleye katılan firmaların tekliflerinin kıyaslanması, ilk iki
ihalenin geçersiz sayılmasının haklı nedenlere dayanıp dayanmadığının
araştırılması; bu ihalelerin geçersiz sayılıp üçüncü ihaledeki tekliflerin
kabul edilmesi sonucunda Kurumun uğradığı zararların belirtilmesi,
müteahhit Rahim MEYDAN m, on milyon lira tutarındaki rüşvetin
verilmesini takip eden dönemdeki tutum ve davranışları ile Kurumun
kendisine sağladığı kolaylık ve yararların ayrı ayrı ele alınıp tahlil edilmesi
ve toplu olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
A) BİRİNCİ İHALENİN DEĞERLENDİRİLMESİ :
Yukarıda, olayların oluşumu kısmında belirtildiği üzere birinci
ihale listesinde görülen en düşük fiyatı teklif eden firmalarla sözleşme
yapılması gerekirken, bu yola gidilmemiş, Satınalma Komisyonunca yeni
bir karar alınarak (K. 14, S. 484). işin yeniden ihaleye çıkarılması uygun
görülmüştür. Bu kararda aynen şöyle denilmektedir :
«1) Teklif veren firmaların her üç fabrika için ayrı fiyat vermeleri,
(mukayese imkânı bakımından)
2) İhale konusu kamelya çay kutularının zarsız (Diyaframsız)
olması,
3) Mukavele müddeti içinde tenekeye zam yapılması halinde,
zam nispetinin taraflar arasında anlaşarak kamelya çay kutularının birim
fiyatlarına (teslim edilmeyen) inikas ettirilmesi kaydıyla, yeniden teklif
alma usulü ile ihale edilmesine ve işbu kararımızın onaylanmak üzere
Genel Müdürlüğe arzına oybirliği ile karar verildi.»
E.1981/2 536
Bu gerekçelerin hiç birisi yerinde ve yapılan ihalenin geçersiz
sayılmasını gerektirecek nitelikte değildir. Çünkü birinci ihaleye ilişkin
listede görüldüğü gibi firmalar esasen her üç fabrika için ayrı ayrı teklif
vermişlerdir. Öte yandan, idari ve teknik şartnamelerde kutuların diyaframlı
olacağı şart koşulduğu için de bu biçimde teklifte bulunmuşlardır. Kararın
3. bendinde öngörülen hususa gelince, mukavele müddeti içinde tenekeye
yapılacak zammın çay kutularının birim fiyatlarına yansıyacağı, esasen
İdari Şartnamede yer almış ve firmalar tekliflerini bu bilgilerin ışığı
altında yapmışlardır.
Genel Müdürlük Makamının ŞİFAHİ EMİRLERİNE; uygun olarak
alınan bu karar 15.9.1978 gününde onanmıştır.
Ancak, yinelemek gerekir ki, bu ihalenin geçersiz sayılması ile
ANBAJ firması hedef alınmış değildir, Zira bu kararla :
ÇAY-SAN : 7.000.000 adet
TASAŞ : 5.000.000 adet
ANBAJ : 2.000.000 adet çay kutusu yapmaktan
mahrum edilmişlerdir.
Sanık Rahim MEYDAN’ın savunmasının karşılanması yönünden
önemi haiz olması nedeniyle hemen belirtilmelidir ki geçersiz sayılan
bu tekliflerde Rahim MEYDAN’ın ANBAJ firması, her üç şehirdeki
fabrikaların tüm ihtiyacı için satın alınacak 1/1 ve 1/2 Kg. lık tüm kutular
için en düşük fiyatı teklif etmiş değildir. Sadece İstanbul fabrikasının
kullanacağı 1/1 Kg. lık kutular için yani 14 milyon kutudan sadece 2
milyonu için en düşük fiyatı teklif etmiştir.
B) İKİNCİ İHALENİN DEĞERLENDİRİLMESİ :
Satınalma Komisyonu, 25.10.1978 günlü, 119 sayılı kararı ile (K.
14, S. 487) Rize fabrikasının ihtiyacı olan çay kutularının ÇAY-SAN
firmasına yaptırılmasını; ancak Kamelya çayın fiyatının 90.— TL.
dan 175— TL. ya yükseltilmesinin talebi azaltacağını, bu durumun da
Kamelya çay üretimini etkileyeceğini ve böylece üretimin plânlandığı
üzere yürütülmesi halinde büyük bir depo sorunu ile karşılaşılacağım ileri
sürerek Ankara ve İstanbul fabrikalarının ihtiyacı olan yedi milyon çay
kutusunun yaptırılmasından ve satınalınmasından vazgeçilmesini önermiş;
bu karar 8.11.1978 gününde onanmıştır. Satınalma Komisyonunun ileri
537E.1981/2
sürdüğü bu gerekçeler de doğru ve yerinde değildir; daha sonraki olayların
akışından anlaşılacağı üzere kötü niyete dayalı özel nedenleri gizlemek
için bulunmuş bahanelerden ibarettir. Çünkü söz konusu karardan hemen
30 gün sonra bu çay kutularına büyük bir ihtiyaç duyulduğu gerekçesiyle
iş yeniden ihaleye çıkarılmıştır. Ayrıca Kurumun, üçüncü ihaleyi almış
olan Rahim MEYDAN’a yazdığı 25.4.1979 günlü yazıda (K. 14, S. 221),
Kamelya çay kutusunun yeterli miktarda teslim edilmemesinin, üretimi
olumsuz yönde etkilediği, esasen ihtiyacı karşılanamayan piyasada çay
darlığı yarattığı belirtilmektedir.
Yine vurgulamakta yarar var ki Ankara ve İstanbul için verilen
tekliflerin geçersiz sayılması ile bu kez de münhasıran Rahim MEYDAN’ın
ANBAJ firması hedef alınmış değildir. Şayet ortada maksatlı bir davranış
varsa bu, teklif veren dört firmaya da yöneliktir. Çünkü bu davranışla :
TASAŞ : 3.000.000 adet
MOSAŞ : 1.000000 adet
AMİR : 1.000.000 adet
ANBAJ : 2.000.000 adet çay kutusu yapmaktan mahrum
bırakılmıştır.
Rahim MEYDAN’ın, ikinci ihalede, İstanbul fabrikasının ihtiyacı
olan 2.000.000 adet 1/1 Kg. lık çay kutusu için verdiği teklifin kabul
edilmesinde ve kendisi ile sözleşme yapılmasında yardımcı olması için
Tuncay MATARACI ile görüştüğü, ricada bulunduğu; O’nun da on milyon
lira istemesi üzerine aralarında bir rüşvet anlaşması yapıldığı ve Rahim
MEYDAN’m bizzat Tuncay MATARACI’ya, İstanbul Tekel Binasındaki
odasında 10.1.1979 günlü, 643208 numaralı, 8 milyon liralık hamiline
çek ile 15.2.1979 günlü, 643209 numaralı, 2 milyon liralık hamiline çeki
verdiği anlaşılmaktadır.
Ancak, Rahim MEYDAN, önsoruşturmada verdiği ifadede belirttiği
gibi bu parayı, ikinci ihalede İstanbul fabrikasının ihtiyacı olan 2 milyon
adet çay kutusu için verdiği teklifin kabul edilmesi ve kendisi ile sözleşme
yapılması karşılığında vermiş olamaz. Bir kez bu husus, paranın verilmiş
olmasına rağmen böyle bir sözleşmenin yapılmamış olması, aksine, bu
teklifin geçersiz savılması ile sabittir.
Öte yandan, Rahim MEYDAN’m, bu parayı, üçüncü ihale, kendi
üzerinde kalıp sözleşme yapıldıktan sonra Çay-Kur’dan bir türlü «işe
E.1981/2 538
başla» talimatının gelmemesi üzerine ve ayrıca ilerde teslim edeceği
kutuların muayene komisyonu tarafından evsafına uygun olmadıkları
bahanesiyle reddedilmesini ve işin kendi nam ve hesabına başka bir
firmaya yaptırılmasını önlemek amacıyla verdiği yolundaki Yüce Divanda
yaptığı savunmalar da olayların oluş biçimlerine uygun düşmemektedir.
Savunmanın yanıtlanması ve değerlendirilmesi kesiminde bu konuya
ayrıntılı olarak yeniden değinilecektir.
O halde, Rahim MEYDAN rüşvet anlaşmasını niçin yapmıştır?
Bunun yanıtı, aşağıda incelenecek olan olayların akışında, üçüncü ihalenin
açılmasından sonra Çay-Kur’la sözleşme yapan Rahim MEYDAN’m
tutum ve davranışlarında ve Çay Kurumu tarafından kendisine sürekli
olarak akıl almaz yararlar sağlanması için gerçekleştirilen işlemlerde
bulunmaktadır. Bu oluş ve akışa göre Rahim MEYDAN, Tuncay
MATARACI ile rüşvet anlaşmasını; yukarıda bahsedilen ve düşük fiyat
teklif ettiği ikinci ihalenin de geçersiz sayılması, işin üçüncü kez ihaleye
çıkarılması, bu ihalenin, aşağıda açıklanacağı gibi, ilânlarla geniş çapta
duyurulmadan yapılarak, Ankara ve İstanbul fabrikalarının ihtiyacı olan
kutuların tümünün kendisine yaptırılması, üstelik yüksek fiyatla ve
avans ödenmek suretiyle satın alınması, ayrıca bu sözleşmenin devamı
süresince Çay-Kur tarafından her türlü kolaylığın gösterilmesi, yararların
sağlanması için yapmıştır. Şöyle ki;
Ankara ve İstanbul Fabrikaları için çay kutusu satın alınmasına
ihtiyaç yoktur gerekçesi ile ikinci ihalenin iptal edilmesinden bir ay sonra
bu kez, ihtiyaç bulunduğu ileri sürülerek Ankara ve İstanbul fabrikaları
için 1/1 Kg. lık 1.250.000 adet (İstanbul için 750.000, Ankara için 500.000
adet), 1/2 Kg. lık 2.250.000 adet (İstanbul için 1.500.000, Ankara için
750.000 adet) çay kutusu satın alınması işi yeniden ve üçüncü kez ihaleye
çıkarılmıştır.
C) ÜÇÜNCÜ İHALENİN DEĞERLENDİRİLMESİ :
22.12.1978 günlü, 134 sayılı Satınalma Komisyonu kararında (K.
14, S. 256), bu ihalenin MOSAŞ, ANBAJ, T AS AŞ ve AMİR firmalarına
telgraf çekilerek duyurulduğu belirtilmekte ise de dosyada böyle bir
duyurunun yapıldığını ve ihalenin ilân edildiğini gösteren hiçbir belge
mevcut değildir. Nitekim, daha önceki her iki ihaleye de girerek en uygun
fiyatları teklif eden TASAŞ ve MOSAŞ firmaları bu ihaleye katılmamış;
önceki ihalelerde 1/1 Kg. lık kutu yapımı için teklif vermeyip, sürekli
539E.1981/2
olarak 1/2 Kg. lık kutu yapımına talip olmuş bulunan AMİR firması
katılmış, bu kez de yalnız 1/2 Kg. lık kutu için teklif vermiş, böylece
Rahim MEYDAN’ın ANBAJ firması özellikle 1/1 Kg. lık kutular için
verilen teklifte rakipsiz kalmıştır.
Çay-San Yönetim Kurulu üyesi Metin AKMEHMET,
önsoruşturmada verdiği ifadede özetle şöyle demektedir :
(ANBAJ Firmasına 5 milyon kamelya çay kutusu siparişi verildiğini
duyduk. Yönetim Kurulu olarak toplanıp tamamen ihale dışı bu tasarrufu
görüştük. Bunun Çay-San’a bir darbe olduğu sonucuna vardık. Çay
Kurumu Genel Müdürü ve Genel Müdür Yardımcıları ile konuyu görüştük.
Bakanın bu işin üzerinde olduğunu söylediler. Arkadaşların ısrarı üzerine
Bakana telefon edip «Sayın Bakanım, bu iş neden ANBAJ’a ihale harici
veriliyor, duyduğumuz bu» dedim. «Sizi ne alâkadar eder, Çay-Kur
zannedersem, Çay-San’a angaje olmuş değildir» dedi) (K. 3, S. 328-329).
Çay Kurumu eski Genel Müdürü Bedirhan BİRBEN, 7.1.1981
günlü ifadesinde; Rahim MEYDAN’la ilgili olarak Bakanın «Ben bunu
ANBAJ firmasına verdim, bir başkasına yaptırmayacağım» dediğini
Metin AKMEHMET’ten dinlediğini belirtmiştir (K. 3, S. 231-238).
Bu üçüncü ihaleye katılan iki firmanın, ANBAJ ve AMİR
firmalarının verdikleri teklifler şöyledir.
İSTANBUL İhtiyacı ANKARA İhtiyacı
FİRMA : 1/1 K.lık, 1/2 Kg.lık 1/1 Kg.lık, 1/2 Kg.lık
ANBAJ : 20,15 TL. 15,75 TL. 21,55 TL. 16,85 TL.
AMİR : — 14,75 TL. — 15,50 TL.
Görüldüğü gibi Rahim MEYDAN, 1/1 Kg. lık kutular içm rakipsiz
kaldığının bilinci içinde daha önce teklif ettiği fiyatlardan çok daha yüksek
fiyatlar teklif etmiştir. 1/2 Kg. lık kutular için en düşük fiyatı AMİR
firması teklif etmesine rağmen Rahim MEYDAN tek başına pazarlığa
davet edilerek fiyatlarda indirim yapması teklif edilmiş, O da 1/1 Kg.
lık kutunun fiyatını 19,90 TL. na, 1/2 Kg. lık kutunun fiyatım da AMİR
firmasının verdiği düzeye yâni 14.75 TL. na indirmiş, ancak Ankara’ya
teslim edilecek kutular için kutu başına 80 kuruş ilâve istemiştir. Böylece
verdiği fiyat yine AMİR firmasınınkinden daha yüksek olmuştur (K. 14,
S. 239).
E.1981/2 540
Oysa, İdari Şartnamenin 18. maddesinin (d) bendi uyarınca,
Satınalma Komisyonu kararının verildiği tarihten itibaren beş gün içinde
firmalardan biri asgari % 15 indirim yapabileceğini bildirdiği takdirde,
ihale üzerinde kalan ve indirim teklif eden firmalar komisyona çağrılıp,
aralarında açık eksiltme yapılması gerekmektedir. Dosyada, ANBAJ
firmasının böyle bir istemde bulunduğunu gösteren bir belge mevcut
değildir. İstemde bulunduğu kabul edilse bile onunla birlikte, 1/2 Kg.lık
kutular için en düşük fiyatı teklif etmiş olan AMİR firmasının da davet
edilmesi ve aralarında açık eksiltme yapılması gerekirdi. Bu zorunluluğa
da uyulmadığı görülmektedir.
D — SANIKLARIN EYLEMLERİNİN DEĞERLENDİRİLME
Sİ VE SUÇUN SÜBUTU :
Bu konuya, öncelikle Rahim MEYDAN’ın yukarıda belirtilen
sorgulama ve savunmasında ileri sürdüğü hususların değerlendirilmesiyle
başlanacaktır :
Rahim MEYDAN; birinci ve ikinci ihalelerde gerek 1/1 Kg. lık,
gerek 1/2 Kg.lık türlerden ihtiyaç duyulan tüm kutular için en düşük
fiyatı kendisinin verdiğini; ayrıca, Rize ihtiyacı olan kutular için Çay-San
tarafından verilen teklifin kabul edilmiş olmasına karşın, kendi teklifinin
sürüncemede bırakıldığım ileri sürmektedir. Bu iddialar yerinde değildir.
Bir kez ilk iki ihalede, Rahim MEYDAN, sadece İstanbul fabrikasının
ihtiyacı olan 1/1 Kg.lık iki milyon kutu için en düşük fiyatı vermiştir. Öte
yandan, Çay-San’ın Rize fabrikasında kullanılacak kutular için verdiği
teklifin kabul edilmesi ile Rahim MEYDAN’m İstanbul fabrikası ihtiyacı
olan kutular için verdiği teklifin reddedilmesi, başka bir anlatımla İstanbul
Fabrikası için kutu satın alınmasından vazgeçilmesi aynı yazı ve onayla
olmuştur. Ayrıca, yukarıda açıklandığı gibi, Tuncay MATARACI’ya on
milyon lirayı bu ikinci ihaledeki teklifinin kabul edilmesini sağlamak için
de vermiş değildir.
Bu ifadede doğru olan husus, Rahim MEYDAN’m Tuncay
MATARACI’ya, bu ikinci ihalede teklif ettiği fiyatın kabul edilip
sözleşmenin yapılmasını rica etmek için başvurmuş olması, Onun, 10
milyon lira rüşvet istemesi üzerine de konusu yukarıda açıklanan rüşvet
anlaşmasını yapmış bulunmasıdır.
Rahim MEYDAN, son soruşturmada bu ifadesini de değiştirmiş;
541E.1981/2
ikinci ihalenin evrelerinde Tuncay MATARACI’ya hiç başvurmadığım,
bu ihale geçersiz sayılınca kati teminatını aldığını, |8,12.1978’de açılan
üçüncü ihaleye de katıldığım, Ankara ve İstanbul’daki fabrikaların ihiyacı
olan kutuların yapılması işinin kendi üzerine kaldığını, sözleşme yapılıp
% 18,5 avansı adıktan sonra Çav Kurumundan bir türlü «işe başla»
talimatının gelmediğini, bu arada Tuncay MATARACI’nın kendisini aratıp
çağırdığını «ittiğinde, «bu ihaleyi aldın, bana on milyon lira vereceksin»
dediğini; bu söz üzerine şaşırdığını ve Ona «Sayın Bakanım neden
icabediyor, neden ileri geliyor, benden böyle bir para talep ediyorsanız
neden ihaleden önce söylemediniz, ihaleden önce işi görüşseydik, ben
herkesten fazla kırmışım, en düşük fiyatı vermişim 84 milyon liralık işin
10 milyon lira kazanması mümkün değildir» şeklinde cevap verdiğini;
ancak Bakanın muayene komisyonunu etkileyerek çay kutularını evsafına
uygun değildir diye kabul ettirmeyip, 30 gün geç veya noksan teslim
etmek zorunda bırakmak suretiyle mukavele ve şartname hükümleri
uyarınca işi başka bir firmaya yaptırıp farkını kendisinden alabilecekleri
endişesi ile istenilen parayı vermek zorunda kaldığını; oluşa göre rüşvet
suçunun varlığından söz edilemeyeceğini, tipik bir irtikâp olayı karşısında
bulunulduğunu ileri sürmüştür.
Bu sözlerin samimi ve doğru olmadığı yukarıda ayrıntılı olarak
açıklanan olayların gelişimi ile ortaya çıkmaktadır. Yinelemek gerekirse
«işe başla» talimatının geç ve yavaş işleyen bir yoldan gönderilmesi
esasen o sırada elinde teneke bulunmayan Rahim MEYDAN’ın lehinedir.
Üçüncü ihalenin tüm evrelerindeki işlemlerin bir iki gün ara ile süratle
yapılıp, avansı da ödenmiş olmasına rağmen, «işe başla» talimatının bir ay
geciktirilmesi, aslında Çay Kurumunun, yukarıda belirtildiği üzere, kamu
hizmetinin aksamasına ve piyasada çay darlığı olmasına rağmen, Rahim
MEYDAN a karşı uyguladığı koruyucu ve kayırıcı tutumun başlangıcıdır.
Ayrıca, Bakanın ihaleden önce böyle bir para isteyeceğini bilse idi
yüksek fiyat teklif edeceği, oysa herkesten daha düşük fiyat teklif ettiği için
ihalenin üzerinde kaldığı yolundaki sözleri de gerçeği aksettirmemektedir.
Aynı nitelik ve büyüklükteki çay kutusu için Rahim MEYDAN birinci
ihalede 14,35 TL., 18 gün sonra açılan ikinci ihalede 19,05 TL. ve 30 gün
sonraki üçüncü ihalede ise 20,15 TL. teklif etmiştir. İlk iki ihalede diğer 4
firmanın rekabet baskısı altında olmasına rağmen, son ihalede, önceki iki
ihaleye de katılan, ancak sadece 1/2 Kg. lık kutular için teklif veren, 1/1
Kg. lık kutular için rakip teşkil etmeyen tek firma ile, yâni AMİR firması
E.1981/2 542
ile başbaşa kalmasının rahatlığı içinde en yüksek fiyatı teklif etmiştir.
Bütün bunlar göstermektedir ki, Rahim MEYDAN, sözlerinin tam tersine,
üçüncü ihaleden önce Tuncay MATARACI ile on milyon lira rüşvet verilip
alınması konusunu görüşmüş ve buna uygun davranış göstermiştir.
Öte yandan, Rahim MEYDAN’ın, savunmasının esasını teşkil eden
ve teslim edeceği çay kutularının, çeşitli bahanelerle, muayene komisyonu
tarafından kabul edilmeyeceği, 30 gün geç ve noksan teslim etmek zorunda
bırakılarak işin, kendi nam ve hesabına başka bir firmaya yaptırılacağı
düşüncesinden kaynaklanan endişelerine ve parayı bunun baskısı altında
verdiği yolundaki sözlerine gelince:
İkna, iğfal ve icbar suretiyle irtikâp suçu ile rüşvet suçunun
özellik ve ayırımları yukarıda belirtilmiş olduğundan bunların burada
yinelenmelerine gerek yoktur.
Yine yukarıda açıklandığı üzere Rahim MEYDAN’ın, düşük fiyat
teklif ettiği ikinci ihalenin de geçersiz sayılması, işin üçüncü kez ihaleye
çıkarılması, bu ihale ilânlarla geniş çapta duyurulmaksızın Ankara ve
İstanbul fabrikalarının ihtiyacı olan kutuların tümünün kendisine ihale
edilmesi, üstelik fiyatların yüksek tutulması ve sözleşmede avans ödeme
imkânının sağlanması, ayrıca sözleşmenin devamı süresince Çay-Kur
tarafından her türlü kolaylığın gösterilmesi için Tuncay MATARACI ile
anlaştığı ve on milyon lirayı bu anlaşma çerçevesinde verdiği olayların
akışından anlaşılmıştır. Buna göre sanıkların her ikisinin de gayrimeşru
bir zemin içinde bulundukları açıktır.
5 milyon adet çay kutusunun yapım ve teslimine ilişkin sözleşmenin
uygulandığı süre boyunca Rahim MEYDAN, taahhütlerini zamanında,
noksansız ve usulünce yerine getirmemiş, sözleşme ve şartname
hükümlerine uygun davranmamıştır. Kendi kusurlu eylemleri, gecikmeleri
ve taahhütlerini savsaklaması sonucunda defalarca müteahhit nam ve
hesabına satın alma, teminatı irat kaydetme ve cezai şart uygulama hakları
doğmuş iken Çay- Kur yetkilileri, görev ve sorumluluklarının gereği
olan bu işlemleri hiçbir zaman yapmamışlar ya da yapamamışlardır.
Rahim MEYDAN’ın, on milyon lirayı Tuncay MATARACI’ya, muayene
komisyonunu etkileyerek çay kutularını teslim aldırmayıp geri çevirtmesi
olasılığının yol açtığı endişe, manevi baskı ve icbar altında vermiş olduğu
yolundaki savunmasına itibar edebilmek için evvelemirde bu ihalenin
kendi üzerinde mevzuata ve usulüne uygun işlemler sonucunda kalmış
543E.1981/2
olması ve sözleşme süresince de tüm Yükümlülüklerini usulünce yerine
getirmiş olması gerekirdi.
Gerek ihalenin üzerinde kalış biçimi gerek sözleşme süresi içindeki
tutum ve davranışları itibariyle esasen haksız ve gayrimeşru bir zemin
üzerinde bulunan Rahim MEYDAN’m, ödediği paranın iğfal, ikna veya
icbar sonucunda verildiği kabul edilememiştir.
Rahim MEYDAN’ın, Gümrük ve Tekel Bakanının, bir İktisadi
Devlet Teşekkülü olan Çay Kurumuna emir ve direktif verme yetkisi
bulunmadığı yolundaki savunması da geçerli değildir : İktisadi Devlet
Teşekkülleri ile «İlgili Bakan»lar arasındaki ilişkinin, hukuki bağlantının
anlam ve kapsamı, gözetim ve denetim yetkisinin ölçüsü ve sınırları, keza
Tuncay MATARACI’nın uygulamada, Çay Kurumu üzerinde kurduğu
otorite ve baskılar, Rizespor’a çay tahsisi olayının incelendiği bölümde
açıklanmış bulunmaktadır. Aynı hususların burada yinelenmesine gerek
yoktur.
Rahim MJEYDAN’ın, tenekeye gelen zamların kutulara noksan
yansıtılması nedeniyle Çay Kurumuna karşı 20 milyon liralık alacak
davası açtığı, rüşvet vermiş olsa idi bu davayı açmaya gerek kalmadan
Tuncay MATARACI’nın yardımı ile bu parayı kolayca almış olabileceği
yolundaki savunmasına gelince, Çay Kurumunca kendisine sağlanan
yarar ve kolaylıkların açıklanması sırasında bu husus üzerinde durulmuş
olmakla birlikte, konunun daha iyi açıklanması ve bu alacak davasının
niteliği ile amacının anlaşılması bakımından, kimi noktaların ayrıntılarıyla
belirtilmesi gerekmektedir.
Üç müfettiş ile bir uzman mühendis tarafından yapılan ölçümleme
ve hesaplara göre 1/1 Kg. lık bir adet kamelya çay kutusu yapımı için :
Kutu gövdesi : 195,5
Alt-üst kapak : 122,0
Doldurma kapağı : 39,0
356,5 gram teneke kullanıldığı
saptanmıştır (K. 14, S. 166). Ereğli Demir Çelik Fabrikasının ölçüm ve
hesabına göre de toplam 367 gram teneke gerekli görülmektedir (K. 14, S.
146). Oysa, Çay Kurumu 1/1 Kg. lık bir kamelya çay kutusuna 419 gram
teneke harcandığı varsayımından hareket etmiş ve buna göre fiyat farkı
ödemiştir (K. 14, S. 210). Keza, 1/2 Kg. lık bir teneke kutu yapımı için,
E.1981/2 544
müfettişlerle uzman kişiler 260,65 gram, Ereğli Demir Çelik Fabrikalarının
hesaplarına göre de 277,65 gram teneke harcanmaktadır (K. 14, S. 146).
Çay Kurumu bu büyüklükteki bir kutu için 298 gram teneke harcandığım
dikkate alarak fiyat farkı ödemiştir (K. 14, S. 210).
Ayrıca, yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı gibi temin plânı uyarınca
teslim edilmesi gerekip de henüz teslim edilmemiş kutular için zam
uygulanmaması gerekirken, bunlar için de fazla ödemede bulunulduğu
görülmektedir.
Nitekim, müfettiş raporlarında bu iki nedenle, Rahim MEYDAN’a
4.019.200.— TL. fazla ve haksız ödeme yapıldığı belirtilmektedir.
Rahim MEYDAN, sözleşmenin uygulanma safhasında ve sonrasında
Çay Kurumuna başvurarak bu zamların kutu birim fiyatına yansıtılması
yöntemine, teneke kutuların gramajına ya da hesaplama biçimine itiraz
etmemiş, bir fark talebinde bulunmamış, uyuşmazlık çıkarmamış iken
Soruşturma Komisyonunca sorgulamasının yapıldığı tarihlere rastlayan
16.2.1981 günü Çay Kurumuna noterlik kanalı ile protesto çekerek bir
hesaba göre 27.303.280.—TL., başka bir hesaba göre 40.332.240.—
TL. fiyat farkının ve yine o güne kadar hiç uyuşmazlık konusu olmayan
ve niteliği belirsiz faturalardan doğan 8.024.800.— TL. nın kendisine
ödenmesini istemiştir. Daha sonra da, sözleşme ve şartnamelerde,
uyuşmazlık halinde Rize Mahkemelerinin görevli olduğu açıkça
yazılı olmasına rağmen İstanbul 5 inci Asliye Ticaret Mahkemesinde
20.661.200.— TL. lık alacak davası açmış, mahkemenin yer itibariyle
yetkisizlik kararı vermesi üzerine de hükmü temyiz etmiş ve bu suretle
dosya Yargıtay 11. Hukuk Dairesine gönderilmiştir.
Belirlenen olay, belge, tutum ve davranışlar ,açılan bu davanın,
soruşturma sırasında, on milyon liranın Tuncay MATARACI’ya
rüşvet olarak verilmemiş olduğu yolundaki savunmada yararlanmayı
amaçladığını göstermektedir.
Öte yandan yukarıda açıklanan olayların oluşum ve akışı karşısında
beliren kanıya göre Rahim MEYDAN, ikinci ihalenin onanması için
yaptığı müracaatı fırsat bilerek, kendisinden on milyon lira rüşvet isteyen
Tuncay MATARACI ile rüşvet anlaşmasını yapmıştır. Bu anlaşmaya göre,
Tuncay MATARACI, Rahim MEYDAN’ın sadece 1/1 Kg.lık iki milyon
çay kutusu için en düşük fiyatı verdiği ve 38.100.000. TL. malî tutarı
olan ikinci ihalenin Ankara ve İstanbul fabrikalarına ilişkin kesimlerini
545E.1981/2
geçersiz kılacak, işin yeniden ihaleye çıkarılmasını ve her iki fabrikanın
ihtiyacı olan tüm kutuların yapımı işinin kendisine verilmesini sağlayacak,
ayrıca sözleşme süresince yukarıdan beri sıralanan kolaylıkların ve haksız
yararların sağlanması için yardımcı olacaktır. Rahim MEYDAN da bunlara
karşılık olarak Tuncay MATARACI’ya, 10 milyon lira verecektir, ikinci
ihale 3.10.1978 tarihinde açılmış, 8.11.1978 tarihinde geçersiz sayılmış
olduğuna göre rüşvet anlaşması, bu iki tarih arasında yapılmış; Rahim
MEYDAN 10.1.1979 günlü, 643208 numaralı 8.000.000.— TL. lık ve
15.2.1979 günlü, 643209 numaralı, 2.000.000.— TL. lık hamiline yazılı
çekleri, vadeli olarak keşide etmiş ve bizzat Tuncay MATARACI’ya
İstanbul’daki Tekel Genel Müdürlüğü binasında vermiştir. Rahim
MEYDAN, Yüce Divandaki sorgusunda; ikinci çeki vermek istemediğini,
ancak yoğun baskılar altında bir süre sonra onu da vermek zorunda
kaldığını belirtmekte ise de çeklerin seri numaralarının birbirini izlemesi,
her ikisinin birlikte keşide edilip verildiği kanısını uyandırmaktadır.
Tuncay MATARACI, bu çekleri yakın arkadaşı Halil İbrahim
DEMİR’e vermiş, vade tarihlerinde tahsil ettirmiş; Halil İbrahim DEMİR
de, kendi adına 12.1.1979 günü, Türk Ticaret Bankası Altınbakkal
Şubesinde, 111/4798 numaralı paravan hesabı açtırarak çek tutarını
yatırmıştır (K. 20, S. 176). Bu husus, Halil İbrahim DEMİR’in ikrarı, çek
numaraları ve banka ekstreleri ile sabit olmaktadır.
Açıklanan nedenlerle Gümrük ve Tekel eski Bakanı sanık Tuncay
MATARACI’nın, yapmamaya mecbur olduğu şeyi yapmak için Rahim
MEYDAN’dan on milyon lira rüşvet aldığı ve böylece TCK’nun 213.
maddesinde öngörülen suçu işlediği, Rahim MEY DAN’ın ise Gümrük ve
Tekel eski Bakam Tuncay MATARACI’ya, yapmamaya mecbur olduğu
şeyi yapması için on milyon lira rüşvet verdiği ve böylece TCK’nun 220.
maddesinde yazılı suçu işlediği sübuta ermiş bulunmaktadır.
VI — JANDARMA ASTSUBAYLIĞINDAN EMEKLİ HARUN
GÜREL’İN İPSALA GÜMRÜK MÜDÜRLÜĞÜNE ATANMASINA
İLİŞKİN RÜŞVET SUÇU :
İDDİA :
Soruşturma Komisyonu Raporunda :
A — SANIK TUNCAY MATARACI’NIN :
«Harun GÜREL adındaki emekli jandarma astsubayını, bazı
kaçakçılardan ve özellikle Abuzer UĞURLU’dan aldığı toplam
E.1981/2 546
10.925.000.— TL. tutarındaki rüşvet karşılığında İpsala Gümrük
Müdürlüğüne getirdiği, kaçakçılarla anlaşarak görevini kötüye kullandığı
için Edirne Valisi Bekir ÖZTÜRK tarafından işten el çektirilen Harun
GÜREL’in görevine iadesi için Bakanın Edirne’ye kadar giderek önce
rica ve yakarmalarda, sonra baskılarda bulunduğu, gümrük bölgesine
girmesi engellenen bu gümrük müdürünün (ben Bakanı tanırım. Vali kim
oluyor) diyerek cüretinin kaynağını açıkladığı, göreve iade edildikten
sonra kanunsuz eylemlerini sürdürmesi nedeniyle Edirne Valisi tarafından
yeniden işten el çektirilmesi üzerine bu defa Bakanın yazılı emir vermek
suretiyle Harun GÜREL’in İpsala Gümrük Müdürlüğüne dönmesini
sağladığı, bütün bu kanun dışı gayretlerinin kaçakçılardan ve özellikle
Abuzer UĞURLU’dan rüşvet almış olmasından kaynaklandığı, bu suretle
Türk Ceza Kanununun 213., 225 ve 80 nci maddelerini ihlâl ettiği»;
B — SANIK ŞABAN EYÜBOĞLU’NUN :
«Gümrük ve Tekel eski Bakanı Tuncay MATARACI tarafından
Harun GÜREL’in İpsala Gümrük Müdürlüğüne getirilmesi için
kaçakçılarla ve özellikle Abuzer UĞURLU ile yapılan rüşvet anlaşmasına
aracı olduğu, Harun GÜREL’in tayini için verilen toplam 10.925.000.—
TL. nın paravan banka hesaplarında gizlemek ve ayrıca Çankaya’daki
inşaatından üç apartman dairesini Tuncay MATARACI’ya satma
girişimleriyle bu rüşveti maskelemeye çalışarak suçun işlenmesine
müzaharet ve muavenette bulunmak suretiyle TCK’nun 65 ve 226 ncı
maddeleri delaletiyle aynı Kanunun 213 ve 80 nci maddesini ihlâl ettiği»;
C — SANIK ABUZER UĞURLU NUN :
«Harun GÜREL’in İpsala Gümrük Müdürlüğüne atanması için
muhtelif tarihlerde 10.925.000.— TL. rüşveti Gümrük ve Tekel eski
Bakanı Tuncay MATARACI’ya vermek suretiyle TCK’nun 220, 80 ve
225 nci maddelerini»; ihlâl ettiği;
D — SANIK UĞURCAN ELMASIN:
«Harun GÜREL’in İpsala Gümrük Müdürlüğüne atanmasıyla ilgili
olarak Abuzer UĞURLU tarafından verilen talimat gereğince Gümrük
ve Tekel eski Bakanı Tuncay MATARACI’ya iletilmek üzere müteahhit
Şaban EYÜBOĞLU adına açılmış paravan banka hesabına 600.000.— TL
de göndermek suretiyle Türk Ceza Kanununun 226 ncı maddesi delaletiyle
aynı Kanunun 220 nci maddesi ni ihlâl ettiği»;
547E.1981/2
E — SANIK HARUN GÜREL :
«İpsala Gümrük Müdürlüğüne tayini için bazı kaçakçılar ve özellikle
Abuzer UĞURLU’nun Gümrük ve Tekel eski Bakanı Tuncay MATARACI
ile yapmış oldukları rüşvet anlaşmaları gereğince, bu kişilerin kendisi için
verdikleri rüşvetin 10.075.000.— TL. nı Tuncay MATARACI’ya iletilmek
üzere müteahhit Şaban EYÜBOĞLU’nun paravan banka hesabına değişik
tarihlerde göndermek suretiyle Türk Ceza Kanununun 226 ncı maddesi
delaletiyle aynı Kanununun 220 nci ve 80 nci maddesini ihlâl ettiği»;
ileri sürülmüştür.
SUÇU OLUŞTURAN MADDİ OLGULAR VE SUÇ
DELİLLERİ:
Davanın konusu bu rüşvet suçuna ilişkin açıklamalara,
rüşvet anlaşmasına esas tutulan atama işleminin geçirdiği evrelerin
gösterilmesiyle başlanılacak, daha sonra rüşvet anlaşmasının oluşumu,
rüşvet paralarının ödenmesi delilleriyle birlikte belirtilecektir.
1 — RÜŞVET SUÇUNA KONU OLAN ATAMA İŞLEMİ :
Dosyadaki belgelere göre atama işleminin şu evrelerden geçmiş
olduğu anlaşılmaktadır.
Jandarma astsubaylığından 3 Kasım 1977 gününde emekliye ayrılan
sanık Harun GÜREL, sanık Tuncay MATARACI’nın Gümrük ve Tekel
Bakanı olmasından yaklaşık bir ay sonra, 9 Şubat 1978 günü bir dilekçe
ile başvurarak, adı geçen Bakanlıkta takdir edilecek bir göreve atanmasını
istemiştir. Dilekçede, sanık Tuncay MATARACI’nın el yazısı ile yazdığı
«Kadro incelensin, derhal tayini» yazısı ve imzası yer almakta olup,
başkaca bir kayıda rastlanmamaktadır (K. 12, S. 1).
Bu başvuru üzerine, açık bulunan 4. derece Gümrük Müdürü
kadrolarından biri Trakya Gümrükleri Başmüdürlüğü emrine tahsis
edildikten sonra, bu kadroya sanık Harun GÜREL’in atanması sanık
Tuncay MATARACI tarafından Başbakanlığa teklif edilmiş tir. Zira,
«Gümrük ve İnhisarlar Vekilliği Teşkilât ve Vazifeleri Hakkında»ki 2825
sayılı Kanuna 22.3.1954 günlü, 6410 sayılı Kanun ile eklenen ek madde
kuralına göre; «Gümrük ve İnhisarlar Vekâleti kuruluşundaki merkez
ve iller memurlarından kadroları dördüncü ve daha yukarı derecede
bulunanlarla müfettişlerin tayinlerinin, Başvekille Gümrük ve İnhisarlar
E.1981/2 548
Vekilinin müşterek kararı ile» yapılması gerekmektedir.
Ancak, sanık Tuncay MATARACI, müşterek tayin kararının
tamamlanmasını beklememiş, sözü geçen ek madde ile Bakana tanınmış
olan beşinci ve daha alt dereceli kadrolara atama yetkisini kullanarak,
9 Mart 1978 gününde, sanık Harun GÜREL’in bu kez beşinci derece
üzerinden «Trakya Gümrükleri Başmüdürlüğü emrinde Gümrük Müdürü»
olarak atanmasına ve ayrıca İpsala Gümrük Müdürlüğüne vekâleten
bakmasına «Olur» vermiştir (K. 12, S. 85). Aynı gün, Personel ve
Eğitim Genel Müdüıii Vecihi KUTENGİZ imzasıyla Trakya Gümrükler
Başmüdürlüğüne gönderilen yazıda; atama ve vekâlet vermeye ilişkin
Bakan «Olur» una dayanılarak, «ilgilinin, başmüdürlük emrinde Gümrük
Müdürü olarak göreve başlattırıldıktan sonra İpsala Gümrük Müdürlüğüne
vekâlet etmek üzere mezkûr yere gönderilmesi» istenilmiştir (K. 12, S.
2). Böylece sanık Harun GÜREL, İpsala Gümrük Müdür Vekili olarak
15 Mart 1978 gününde göreve başlamış, sözü edilen müşterek tayin
Kararnamesi ise daha sonra 23 Mart 1978 gününde çıkmıştır.
Kararname :
«1 — Trakya Gümrükleri Başmüdürlüğünde açık bulunan 4 üncü
derece kadrolu Gümrük Müdürlüğüne, emekli jandarma Astsb. Harun
GÜREL’in 657 sayılı Kanunun değişik 93 üncü maddesi ve 161 inci
maddesinin (B) bendi uyarınca atanması uygun görülmüştür.
2 — Bu Kararı Gümrük ve Tekel Bakanı yürütür» biçimindedir (K.
12, S. 72).
Kararnamenin bir Örneği, bilgi edinilmesi ricasıyla, 22 Mayıs 1978
günlü ve Personel ve Eğitim Genel Müdürü Vecihi KUTENGİZ imzalı
bir yazıya bağlı olarak Trakya Gümrükleri Başmüdürlüğüne gönderilmiş
olup, Kararname üzerine başkaca bir işlem yapıldığını gösterir herhangi
bir belge dosyada bulunmamaktadır.
Sanık Harun GÜREL belirtilen yollardan atandığı görevini
sürdürdüğü sırada, Gümrük Saymanı A. Mümtaz AKSOY’a darp ve
hakarette bulunması ve görev yapmasına engel olması nedenleriyle 24
Temmuz 1979 gününde Edirne Valiliğince görevden uzaklaştırılmıştır.
Sanık, hakkındaki bu önlemin yine Valilikçe kaldırılması üzerine 4
Ağustos 1979 günü görevi başına dönmüşse de «göreve başladığı günden
bu güne değin çeşitli olaylara adı karışan memurlarla işbirliği yaptığı»
549E.1981/2
anlaşıldığından 25 Eylül 1979 gününde Valilikçe yeniden görevden
uzaklaştırılmıştır. Ancak, adı geçen sanık 17 Ekim 1979 günlü dilekçe
ile Bakanlığa başvurarak göreve iade edilmesini istemiş, aynı gün
sanık Tuncay MATARACI’nın verdiği «göreve başlatılması uygundur»
biçimindeki yazılı emrin yerine getirilmesi üzerine 24 Ekim 1979 gününde
yeniden göreve başlamıştır.
Gümrük ve Tekel eski Bakam sanık Tuncay MATARACI’nın,
sanık Hftrun GÜREL’i İpsala Gümrük Müdür Vekili olarak atamasının
ve orada görev başında tutmak için özel çabalar göstermesinin bir rüşvet
anlaşmasına dayandığı yolunda aşağıdaki deliller elde edilmiştir.
2 — SUÇ DELİLLERİ :
Dava konusu rüşvet suçuna ilişkin olmak üzere; sanık Tuncay
MATARACI’nın Bakanlığı döneminde derlenmiş olup istihbarı bilgileri
içeren ve İçişleri Bakanlığınca Soruşturma Komisyonu’na aktarılan
raporda şu bilgiler yer almaktadır.
«Harun GÜREL, Avcılar Kaza Jandarma Komutanı iken emekli
olmuş, bilahare 1978’de İpsala Gümrük Müdürü olarak atanmıştır.
Bu tayin işini 6 milyona Abuzer UĞURLU gerçekleştirmiştir. Harun
GÜREL’in Gümrük ve Tekel Bakanlığında o günlerde üst düzeyde
bulunan birisinin ilkokul arkadaşı olduğu da söylenir. Harun GÜREL’in
tayininden 15-20 gün kadar önce Abuzer UĞURLU Anadolu Hisarındaki
Yaka Restoranda Gümrük ve Tekel Bakanlığında önemli birisiyle öğle
yemeği yemişler, bu yemekte adı geçenin 13 milyon verdiği takdirde
Kapıkule Gümrük Müdürü Yapılabileceği konuşulmuştur. İpsala Gümrük
Müdürü Harun GÜREL’i kaçakçılık faaliyetlerinde bulunduğu, bu amaçla
sık sık İstanbul’a gittiği, Gümrük ve Tekel Bakanlığındaki üst seviyedeki
yöneticilerin de durumdan haberdar olduğu ve buna karşılık her ay 1,5
milyon TL. sı menfaat sağladıkları hakkında haberler intikal etmiştir...
Diğer taraftan Harun GÜREL’in de İpsala Gümrük Kapısından sigara
kaçakçılığı yapılması için 6 milyon TL. sı rüşvet kabul ettiği mevcut
duyumlar arasında bulunmaktadır» (K. 18, S. 119).
Federal Almanya’nın Beyreut cezaevinde tutuklu bulunan ve
bu nedenle Dışişleri Bakanlığı kanalıyla ifadesinde başvurulmuş
olan Süleyman Necati TOPUZ, anılan cezaevinde 8.1.1981 gününde
Nürnberg Konsolosu ile katibi tarafından tutanağa geçirilen ifadesinde:
E.1981/2 550
«Türkiye’de çok güçlü bir mafya teşkilâtı vardır. Bu mafya teşkilâtı Türk
politik hayatında da etkili bir rol oynamaktadır. Birçok politikacılar,
şahsî menfaat veya politik kariyer temin etmek için bu mafya teşkilâtı
ile işbirliği yapmaktadırlar, Ben, UĞURLU ailesi ile birlikte ve onların
hesabına kaçakçılık işlerinde çalışmakta iken 1978 Şubat ayı ortalarında
İstanbul’a gitmiştim. Son altı ayda Gün SAZAK’ın Gümrük ve Tekel
Bakanı olması dolayısiyle Türk mafyası istediği görevlileri istediği
mevkilere getirmekte güçlük çekmekte idi. Bu sebepten kaçakçılık
işleri bir hayli bozuktu, birkaç namuslu kişinin Gün SAZAK tarafından
göreve getirilmesi dolayısiyle mafya ile çalışan diğer Gümrük Bakanlığı
mensupları etkisiz hale gelmişti. Bu sebepten Abuzer UĞURLU ile
aramda şöyle bir konuşma geçti: (Dayı yakında her şey eskisinden daha
iyi olacak — Abuzer UĞURLU aramızdaki sihri hısımlık dolayısiyle
bana dayı diye hitap eder — zira, Hükümet değişecek, bizimkiler Bakan
olacaklar) dedi. Ağustos 1978 de tekrar İstanbul’a gittiğimde Gümrük
şefleri, Gümrük muhafaza memurları, Gümrük muayene memurları ki
çoğunu eskiden şahsen tanırım, hergün UĞURLU’nun evine gelerek
Bakan nezdinde tavassutta bulunarak kendilerini şu veya buraya
tayir edilmelerini istiyorlar ve bu tayin gerçekleştiğinde eskisi gibi
çalışacaklarını söylüyorlardı. Nitekim bu şahıslar zaman içinde istedikleri
yere tayin ediliyorlardı. Örneğin, daha önce Kapıkule TIR Gümrük
Müdürü olan Yaşar beyin 1978 başlarında İstanbul Posta Gümrüğü
Müdürü iken, Abuzer UĞURLU’nun Yaşar beyle anlaşması sonucu Bakan
Tuncay MATARACI ile konuşarak Trakya Gümrükleri Başmüdürlüğüne
tayin ettirdi. Yalnız Abuzer UĞURLU bunları kendi hesabına değil,
mafya hesabına yapıyordu. Abuzer UĞURLU, Tuncay MATARACI ile
genel olarak tüm mafya adına görüşmelerde bulunuyordu. Bu arada şunu
da belirtmek isterim ki, UĞURLU ailesinin asıl şefi Mustafa UĞURLU
idi. Tuncay MATARACI her ay Trakya Gümrük kapılarından (Dereköy-
İpsala- Kapıkule kapılarından) beş milyon TL. sı alıyordu. Bu parayı, ya
Trakya Gümrük Müdürü Yaşar bey vasıtası ile, ya da ismini Bayram olarak
hatırladığım ve Bakırköy’de inşaat müteahhitliği yaptığını duyduğum kel
kafalı Karadenizli bir hemşehrisi vasıtası ile alıyordu. Bu Bayram isimli
kişi mafya ile Tuncay MATARACI arasındaki irtibatı temin ediyordu.
Diğer taraftan Tuncay MATARACI Abuzer UĞURLU’dan bizzat
öğrendiğim kadarı ile Tuncay MATARACI, Abuzer UĞURLU ile bir çok
defa Ankara’da Büyük ANKARA Otelinde buluşmuştur (K. 5, S. 2-3).
551E.1981/2
Öte yandan,rüşvet anlaşması ve konusu hakkında tanık Nizamettin
AYTEMİZ 26.12.1980 günlü ifadesinde şu bilgileri vermiştir :
«Tuncay MATARACI Bakan olduktan, sonra Mehmet ESKİÇIRAK
ve Ali YILDIZ; Harun GÜREL’in İpsala’ya Müdür olarak tayin edileceğini
ve bunu da Mustafa UĞURLU ile Abuzer UĞURLU’nun Tuncay
MATARACI’ya büyük rüşvetler vererek sağladıklarını bana açık açık
söylediler. Zira o zamanlar ben kendileriyle yakın bir arkadaştım. Özellikle
Harun’un İpsalaya Müdür olarak tayin edilmesi Abuzer UĞURLU’nun
çetesinin silâh, mermi, sigara ve diğer kaçakçılık olaylarını kolaylaştırmak
amacıyla idi. Burada yani İpsala kapısında kaçakçılık olayları artınca
Edirne Valisi Bekir ÖZTÜRK bazı Tırlara el koymaya başladı ve Harun
GÜREL’i görevden aldı, ancak Tuncay MATARACI, Harun GÜREL’i
tekrar göreve başlattı. Daha sonra ikinci sefer görevden alınınca Tuncay
MATARACI, Harun GÜREL hakkında yeni bir tayin çıkarmak zorunda
kaldı. İpsala kapısı bir darphaneydi. Darphaneden maksat kaçakçılık
yoluyla buradan büyük paralar elde ediliyordu ve bu paraların büyük bir
kısmı MATARACI’ya kadar dayanıyordu (K. 3, S. 140).
Tanık Yavuz Yaşar YAMAK da, aynen : «Harun beyi UĞURLU
ailesinin İpsala’ya tayin ettirdiğini herkes bilir. Ben dc duydum» şeklinde
açıklamada bulunmuştur (K. 4, S. 174-175).
3 — RÜŞVET KONUSU PARALARIN ÖDENMESİ VE BU
KONUDAKİ DELİLLER:
Rüşvet konusu paraların ödenmesi ve bir elde toplanmasında
paravan banka hesabı olarak kullanılan sanık Şaban EYÜBOĞL.U’nun
Yapı ve Kredi Bankası Yukarı Ayrancı Şubesindeki 43-44 sayılı hesabı
incelendiğinde, rüşvet suçuna ilişkin aşağıdaki olgular saptanmıştır:
a) Sanık Abuzer UĞURLU tarafından Şaban EYÜBOĞLU’na
çıkarılan 250.000.— TL. lık havale :
250.000. Sanık Abuzer UĞURLU’nun, Yapı ve Kredi Bankası
İstanbul-Elmadağ Şubesi aracılığıyla 18.9.1978 gününde çıkardığı
250.000.— TL. lık telefon haberli havalenin, haberleşme giderleri
düşüldükten sonra 249.837,50 TL. olarak aynı gün sanık Şaban
EYÜBOĞLU’nun yukarıdaki hesabına geçirilmiş bulunduğu, adı geçen
banka şubelerinin kayıtlarından anlaşılmaktadır. Havaleye ilişkin kasa
tahsil fişinde şunlar yazılıdır:
E.1981/2 552
«Gönderen : Abuzer UĞURLU
Bağdat Cad. Batı Dilleri Erenköy
Alacak olan : Şaban EYÜBOĞLU
nezdinizdeki 43/44 no.lu hesaba
Not: Yarın 250.000.— TL. Daha çıkarılacak» (K. 20, S. 383).
Banka kayıtları böylece, sanık Şaban EYÜBOĞLU ile sanık Abuzer
UĞURLU arasındaki parasal ilişkiyi kesin olarak ortaya koymaktadır.
Oysa, ön soruşturma sırasında 13.1.1981 günü ifade veren sanık
Şaban EYÜBOĞLU’nun, Abuzer UGURLU’yu tanıyıp tanımadığı
sorusuna karşılık yanıtı şöyle olmuştur: «Abuzer UĞURLU’yu ben
tanırım, ama Onun beni tanıyıp tanımadığımı bilmem... Kent Otelde veya
Bulvar’da gene böyle otururken arkadaşlar (meşhur Abuzer UĞURLU
şudur) dediler... Ben de kendisinden belki bir silâh alırım diye tanışmak
istemişimdir... ve ondan sonra da bir daha görmemişimdir Onu» (K. 4, s.
264-265).
Sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun bu ifadesinden sonra geliştirilen
Soruşturma, adı geçen sanığın, öteki sanık Abuzer UĞURLU ile
olan ilişkisinin tek bir karşılaşmadan ibaret kalmadığını göstermişin.
Örneğin, soruşturmanın seyrine göre 17.1.1981 günü ifadesi ahnan sanık
Harun GÜREL; sanıklar Şaban EYÜBOĞLU ve Abuzer UĞURLU ile
İstanbul’da Shereton Otelinde buluşup yemek yediklerini söylemiştir.
Bu arada sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun banka kayıtları ele alınıp
incelendiğinde elde edilen buldular nedeniyle 18.1.1981 gününde yeniden
ifadesine başvurulan sanık Şaban EYÜBOĞLU; «şimdi hatırladım»
diyerek sanık Harun GÜREL in ifadesini doğrulamak zorunda kalmış,
sanık Abuzer UĞURLU ile olan parasal ilişki yönünden de şunları
söylemiştir: «Yine bir defasında Bulvar Palasta Abuzer UĞURLU ile
görüştüm, Avrupadan bana bir saat alacaktı. Saat alınması için kendisine
250 bin lira para verdim. Parayı nakit olarak verdim. Fakat Avrupa’dan
bana bir saat getiremeyince, evvelce kendisine vermiş olduğum 250 bin
lirayı İstanbul’daki, şimdi ismini hatırlayamıyacağım bir banka şubesi
vasıtasiyle Ankara’daki hesabıma yatırmış» (K. 4, S. 392).
Ne var ki, sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun bu sözleri doğru olsaydı,
sanık Abuzer UĞURLU’nun, banka havale kağıdına «Yarın 250.000. TL.
daha çıkarılacak» biçiminde not koydurmasına gerek kalmayacaktı.
553E.1981/2
Sanık Şaban EYÜBOĞLU, 18.1.1981 gününde verdiği işte bu
ifade sırasında söz ve savunmalarının peş peşe tersi durumlarla yüz yüze
getirilmesi ve özellikle banka kayıtlarının kendisine gösterilmesi üzerine :
«Ben artık şu anda gerçeği açıklayacağım. Çünkü, vicdan azabı duyuyorum.
Bir memleket vazifesi yapmanın gerekli olduğuna şu anda inanıyorum.
Evvelce Çankaya’daki dairenin satımı ile ilgili olarak verdiğim malûmat
doğru değildir. Tuncay MATARACI bana (Ben Bakanım, namıma gelen
paralar dedikoduyu mucip olur. Onun için İstanbul’dan senin adına para
yatıracaklar veya ben İstanbul’dan senin hesabına, senin adına para
yatıracağım. Bunları alır bana verirsin) demişti. Ben de önceleri samimi
olarak bir arkadaş ve hemşehri olarak bu sözlerine inandığım için benim
hesabıma gelen, bilmediğim kişilerin yatırdığı paraları kabul ettim. Tuncay
MATARACI, bana şu kadar para gönderildi diyordu. Ben de benim banka
hesabıma gelen ve benim adıma gelen paralan çekerek ya kendisine
verirdim veya onun talimatı üzerine istediği kişilere verirdim. Meselâ
benim hesabıma gelen paralardan miktarını hatırlayamadığım bir meblağı
Tuncay MATARACI’nın talimatı üzerine damadı olan Salih AYDIN’a
verdim. Nakden bankadan çekip ödediğim paralar olduğu gibi hamiline
yazılı çek verdiğim de olmuştur. Banka hesabıma yatırılan bu paralardan
yine Tuncay MATARACI’nın talimatı üzerine Salih RAKICI isimli kişiye
3 milyondan fazla parayı birkaç defada verdim. Salih RAKICI ya nakden
ödediğim gibi hamiline çekle de bu şekilde ödemede bulunmuşumdur.
Yine Tuncay MATARACI’nın talimatı üzerine Hüseyin CEMADAN
isimli kişiye 2 milyonluk bir çek verdim : Halen benim üzerimde yalnızca
daire alımına bağlı olarak 2 milyon 620 bin lira kadar parası vardır. Yani
ben bu daireleri kendisine tapu etmediğime göre şu anda kendisine 2
milyon 620 bin lira borçlu durumdayım. Tuncay MATARACI, kimden
aldığını bilmediğim ve şu anda hatırlamadığım hamiline yazılı çekler
verirdi. Bunları ben ilgili banka şubelerinden bizzat tahsil eder hesabıma
yatırırdım» demiştir (K. 4, S. 392-393).
b) Sanık Uğurcan ELMAS’ın 600.000.— TL. lık Çeki :
Adıgeçen sanığın Denizcilik Bankası Sarıyer Şubesindeki hesabı
üzerinden keşide etmiş olduğu 3.4.1978 günlü hamiline çek karşılığı olan
600.000.— TL.nın, sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun sözü edilen 43-44
sayılı hesabına girdiği banka kayıtlarıyla sabittir.
E.1981/2 554
Sanık Uğurcan ELMAS, önsoruşturma sırasında ifade verirken; çek
üzerindeki yazıların kendi yazısı olduğunu, fakat imzanın kendisine ait
olmadığını ve bu çeki keşide ettiğini hatırlamadığını, iş yerinden geçici
sürelerle ayrılacağı zaman, yokluğunda da işlerin yürütülebilmesi için çek
defterini işyerinde çalışan bir kişiye bıraktığını bildirerek çekin bu suretle
düzenlenmiş olabileceğini söylemiştir. Başka bir anlatımla, adıgeçen sanık
kendi çekini sahiplenmeye başlangıçta yanaşmamıştır. Ancak, şu olgular
gözönünde tutularak sanıktan buna göre cevap vermesi istenmiştir :
Bankaların, tahsile konulan bir çek üzerindeki imzayı, bankada
saklı tutulan imza örneğiyle karşılaştırıp bir tutarsızlık gördükleri anda
ödemeden çekinecekleri kuşkusuzdur. Çek üzerindeki imzanın farklı
oluşu bankadaki görevlilerin dikkatinden kaçmış olabileceği varsayılsa
bile sanık Uğurcan ELMAS’ın, kendi iradesi dışında keşide ve tahsil
edilmiş bulunan bu çek dolayısıyla zamanında yasal işlemlere başvurmuş
olması gerekirdi. Oysa, sanık böyle bir başvuruda bulunmamıştır. Öte
yandan, 10 sayfalık banka hesap döküm kağıtları incelendiğinde, sanık
Uğurcan ELMAS’ın keşide etmiş olduğu çeklerin genellikle 50-100 bin
ve en çok 200 bin lira düzeylerinde kaldığı, buna karşılık 600.000.— TL.
üzerinden yalnızca suç konusu çeki keşide etmiş bulunduğu saptanmış,
hesabın kendi boyutları içerisinde büyük sayılan ve dikkati çeken bu çekin
hatırlanmamasının inandırıcı olamıyacağı belirtildiğinde adı geçen sanık;
«bu çeki ancak ve ancak ya Sabri UĞURLU’ya vermişimdir, ya Abuzer
UĞURLU’ya. Bunlardan başka kimseye veremem» demiştir (K. 6, S.
425).
Sanık Uğurcan ELMAS, önsoruşturma sırasında gerçeğe dönerek
sürdürdüğü ifadesinde, ayrıca; (İşletmekte olduğu lokantanın lobisinde bir
gün, Şaban EYÜBOĞLU ile Abuzer UĞURLU’nun yirmi dakika, ya da
yarım saat konuştuklarını, kapılara tayin konusunun konuşulmuş olduğunu
daha sonra Abuzer UĞURLU’dan öğrendiğini, Harun GÜREL’in tayininin
her halde Şaban EYÜBOĞLU vasıtası ile yapıldığını, sanık Tuncay
MATARACI ile Abuzer UĞURLU arasında tayinler dolayısıyla parasal bir
ilişki bulunduğunu bildiğini, hatta bir gün Abuzer UĞURLU’nun, «Şaban
EYÜBOĞLU beni çok sıkıştırıyor, çok daraldım» diyerek kendisine
yakınmada bulunduğunu, ancak bu ilişkideki para miktarını bilmediğini)
belirtmiştir (K.6, S. 413-434).
Sanık, Yüce Divan’daki sorgusunda ise; bu kez çekteki imzanın
kendi imzası olduğunu, fakat yazıların kendisine ait olmadığını açıklamış,
555E.1981/2
bunun dışında kalan yukarıdaki ifadesini aynen kabul etmiştir (Yüce
Divan Tutanağı, S. 79).
c) Sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun banka hesabına gelen öteki
havaleler:
Sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun yukarılara geçirilen ifadesinde belirtilen
biçimde, bankadaki hesabına gelen havaleler şunlardır:
Sıra Tarihi Tutarı
Banka kayıtlarına göre
Havaleyi Gönderen
1 20. 4.1978 1.500.000.— Mehmet Adıgüzel AS
2 20. 7.1978 625.000.— Mehmet Adıgüzel AS
3 25. 8.1978 1.000.000.— Şaban EYÜBOĞLU
4 27. 9.1978 2.050.000.— Şaban EYÜBOĞLU
5 21.11.1978 1.250.000.— Şaban EYÜBOĞLU
6 28. 2.1979 1.100.000.— Şaban EYÜBOĞLU
7 30. 3.1979 500.000.— Şaban EYÜBOĞLU
8 5. 4.1979 500.000.— Şaban EYÜBOĞLU
9 15. 8.1979 1.000.000.— Şaban EYÜBOĞLU
10 29. 8.1979 550.000.— ,
Şaban EYÜBOĞLU
10.075.000.— (K. 20, S. 389-397).
Banka kayıtlarında, havaleleri gönderenlerin Mehmet Adıgüzel AS
ve sanık Şaban EYÜBOĞLU görünmesine karşın, bunların aslında sanık
Harun GÜREL tarafından gönderilmiş olduğu ortaya çıkmıştır. Şöyle ki:
aa) Sanık Şaban EYÜBOĞLU, sözü edilen havalelerin kendisi
tarafından çıkarılmadığını önsoruşturma sırasında verdiği ifadelerde;
«Bilmediğim kişiler İstanbul’dan benim buradaki banka numarama
para gönderiyorlardı» diyerek belirtmiş, öte yandan gelen paraların
4-4,5 milyonunun sanık Harun GÜREL’e satılan dairenin bedeli olarak
ödendiğini Yüce Divan önünde savunarak paraların kaynağının sanık
Harun GÜREL olduğunu açığa vurmuş bulunmaktadır. Bu savunmaya
ileride yeri gelince ayrıca değinilecektir.
bb) İki havalenin göndericisi olan Mehmet Adıgüzel AS, bu
paraları kendisine sanık Harun GÜREL’in verdiğini ve O’nun buyruğu
gereğince havale ettiğini soruşturma evrelerinde ifade edegelmiştir.
E.1981/2 556
Bu ifadelerin değerlendirilmesinde, adıgeçen tanığın daha önce uzman
jandarma çavuşu olarak dört yıl süreyle sanık Harun GÜREL’in komutası
altında aynı karakolda çalışmış olduğu gözönünde tutulmalıdır. Üstelik,
tanığın, havalelerin gönderildiği tarihlerde kendisinin de gümrük
teşkilâtına alınmasını sanık Harun GÜREL’den istediği anlaşılmaktadır.
Nitekim, tayinlerle ilgili suç dolayısıyla belirtileceği üzere, sanık Tuncay
MATARACI tanık Mehmet Adıgüzel AS’ı, beyaz formülle, 17.8.1978
gününde İpsala Gümrük Muhafaza Bölge Âmiri olarak atamıştır.
cc) 25.8.1978 günlü, 1.000.000.— TL. lık havaleye ilişkin tahsil
fişinde, gönderen Şaban EYÜBOĞLU için «Nispetiye Mah. Zincirlikuyu
Cad. Deniz Sit. B BL, No: 3» adresi gösterilmiştir. Bu adresin sanık
Harun GÜREL’e ait olduğu, kendisinin ve eşi Ayşe GÜREL’in ifadeleriyle
sabittir.
dd) 15.8.1979 günlü, 1.000.000.— TL. lık havalenin de sanık Harun
GÜREL’in eşi Ayşe GÜREL tarafından gönderilmiş olduğu şöyle ortaya
çıkmıştır .
Havalenin çıkarıldığı Yapı ve Kredi Bankası Levent Şubesince
düzenlenmiş olan tahsil fişinde, havale tutarı olarak 1.000.000.— TL,
havale gideri olarak da 275.— TL. (toplam 1.000.275 — TL.) alındığı
yazılıdır. Aynı gün, Ayşe GÜREL’in adıgeçen banka şubesindeki
hesabından 1.000.275.— TL. çekmiş olduğu ayrıca saptanmıştır. Böylece,
aynı günde ve aynı banka şubesinde, bir yandan hesaptan çekilen para
tutarının, öte yandan sanık Şaban EYÜBOĞLU adına havale edilen para
ve havale giderleri toplamının eşit olması gerçek olguyu görüntülemiştir.
Bu nedenle, tanık olarak bilgisine başvurulan Ayşe GÜREL de, sözügeçen
havalenin kendisince çıkarıldığını kabul etmek zorunda kalmış, ancak bu
parayı sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun verdiğini ve O’nun istemesi üzerine
havale ettiğini ileri sürmüştür.
Kuşkusuz, bu olgu ileri sürüldüğü gibi gerçekleşmiş olsaydı,
göndericinin Şaban EYÜBOĞLU olarak gösterilmesine gereksinim
duyulmazdı. Kaldı ki, Ayşe GÜREL, banka hesabından çektiği parayı
havale etmiştir. Bu hesaba, havale tarihinden çok önce 19.3.1979 gününde
2.500.000.— TL. lık bir giriş vardır. Bu bakımdan, Ayşe GÜREL’in, sanık
Şaban EYÜBOĞLU’nun verdiğini iddia eylediği 1.000.000.— TL. yı önce
kendi hesabına yatırdığını ve daha sonra hesabından çekip gönderdiğini
kabule de olanak yoktur.
557E.1981/2
ee) 28.2.1979 günlü havalenin çıkarıldığı Yapı ve Kredi Bankası
Levent Şubesince; 30.3.1979 ve 5.4.1979 günlü havalelerin çıkarıldığı
Etiler Şubesince düzenlenmiş olan tahsil fişlerinde : «Gönderen Şaban
EYÜBOĞLU, Harman Sokak No: 18 — Gültepe» biçimindeki kayıtlar
yer almaktadır. Yazılı adreste, belirtilen tarihlerde Refik TÜRK ailesinin
oturduğu saptanmış, böylece üç adet havalenin adıgeçen kişi eliyle
yapıldığı, bankaların bir formalite gereği olarak kayıtlara geçirdikleri
adres sayesinde ortaya çıkarılmıştır.
Tanık olarak dinlenen Refik TÜRK’ün ifadelerine göre; sanık
Şaban EYÜBOĞLU, İstanbul’dan Ankara’ya otobüsle dönerken yolda
soyulmaktan korktuğu için bu paraları vermiş ve Ankara’daki banka
hesabına havale etmesini tanıktan istemiştir.
Adıgeçen tanık, her ne kadar sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun aracılığı
ve yardımıyla 24.11.1978 gününde İpsala Gümrük Müdürlüğünde odacı
kadrosuna şoför olarak atanmış ve bundan dolayı ikisi arasında bir bağlantı
kurulmuş ise de, tanığın belirlenen anlatımlarına itibar edildiği takdirde
sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun bu havaleleri yatırmak için her seferinde,
önce Refik TÜRK’ün Gültepe’deki evine kadar gitmiş ve haber bırakmış
olduğunu; ayrıca, tanığın, görevli bulunduğu İpsala dan, çocuklarını
görmek amacıyla İstanbul’a gelişinin sanık Şaban EYÜBOĞLU tarafından
arandığı tarihlere denk düşmüş bulunduğunu, böylece adıgeçen sanıkla
buluşma imkânının doğduğunu da kabul etmek gerekecektir.
Bu ifadenin, sanık Şaban EYÜBOĞLU tarafından kesinlikle
reddedilmiş olmasından başka, kendi içinde de çelişki ve olumsuzluklar
taşıdığı görülmektedir. Örneğin, banka kayıtları esas alınırsa, sanık Şaban
EYÜBOĞLU’nun 5.4.1979 günü İstanbul’da Refik TÜRK eliyle para
havale ettirdikten sonra otobüsle Ankara’ya gelerek, bu kez Ankara’da da
bankaya para yatırdığının kabulü zorunlu olacaktır.
Belirtilen bu olumsuzluk ve çelişkiler nedeniyle, tanık Refik
TÜRK’ün şahsen havale ettiği paraların kendisine sanık Şaban
EYÜBOĞLU tarafından verildiği yolundaki ifadesi geçerli
sayılmamıştır. O halde, 15. derecede, odacı kadrosunda çalışan ve dört
çocuk sahibi olduğu anlaşılan tanık Refik TÜRK, toplam 2.100.000.—
TL. yı nereden bulmuş ve hangi amaçla sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun
hesabına havale etmiştir?
E.1981/2 558
Yukarıdaki kanıtlar sözügeçen havalelerin sanık Harun GÜREL
tarafından çıkarıldığını ortaya koymuştur. Ancak, tanık Refik TÜRK
suç konusu paraların kendisine sanık Harun GÜREL tarafından verilip
gönderildiğini söyleyememiştir. Çünkü, adıgeçen tanığın, sanık Harun
GÜREL’in akrabası olduğu, her ikisinin ifadeleriyle sabittir. Bundan
başka, tanık olarak dinlenen Müfettiş İsmail YANLAR’un, İpsala’da
yaptığı uzun soruşturma sırasında edindiği izlenime dayanarak ifade
ettiğine göre; Refik TÜRK, odacı ve şoför olmakla beraber sanık Harun
GÜREL’in sağ kolu ve tanığın kullandığı özel deyimle, O’nun gorili’dir.
Açıklanan bu olgular karşısında tanık Refik TÜRK’ün havale ettiği
paraları sanık Harun GÜREL’den almış olduğu kesinlik kazanmıştır.
ff) Sanık Abuzer UĞURLU, Cumhuriyet Savcılığında verdiği ve
Yüce Divan önünde doğruladığı (Yüce Divan Tutanağı, S. 49) ifadesinde,
kendi adıyla gönderilmiş olan havale konusunda; «Harun GÜREL bana
böyle bir parayı gönder diye bırakmış olabilir, ben de böylece bu havaleyi
yapmış olabilirim» demiştir (K. 26, S. 15). Bu sözler havalelerin sanık
Harun GÜREL’den kaynaklandığının ayrı bir delili olmaktadır.
d) Sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun banka hesabından sanık Tuncay
MATARACI ve yakınlarına geçen paralara ilişkin kayıtlar:
Sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun bankadaki hesabına yukarıda söz
konusu edilen paraların girmesinden sonra sanık Tuncay MATARACI’nın
talimatı uyarınca ödemelerde bulunduğunu gösteren kayıt ve belgeler ise
şunlardır :
aa) 8.6.1978 gününde sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun, hesabından
1.000.000.— TL. çektiği, öte yandan sanık Salih AYDIN’ın da
1.000.000.— TL. yatırarak hesap açtırdığı, Yapı ve Kredi
Bankası Yukarıayrancı Şubesince çıkarılan hesap döküm kâğıtların
da yazılıdır. Belirtilen iki işlemin karşılaştırılması ve adları geçen
sanıkların önsoruşturma sırasında yüzleştirilmeleri sonunda sanık Şaban
EYÜBOĞLU’nun çektiği para ile sanık Salih AYDIN adına hesap açıldığı
anlaşılmıştır.
bb) Yine hesap döküm kâğıtlarında, sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun
28.6.1978 gününde 1.000.000— TL. çektiği ve sanık Salih AYDIN’ın
hesabına yatırdığı açıkça yazılıdır. Salih AYDIN’ın, sanık Tuncay
559E.1981/2
MATARACI’nın damadı olması nedeniyle bu ilişkilerin yarattığı
sorumluluk üzerinde ileride ayrıca durulacaktır.
cc) Sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun keşide ettiği 4.7.1979 günlü,
2.000.000.— TL. lık çekin, Hüseyin CEMADAN adındaki kişi tarafından
tahsil edildiği yine banka kayıtlarıyla sabittir. Adıgeçen kişi tanık olarak
dinlendiğinde; «çocukluk arkadaşı olan sanık Tuncay MATARACI’ya
senet kırdırmak amacıyla geldiğini, fakat O’nun verdiği talimat üzerine
sanık Şaban EYÜBOĞLU’ndan süzkonusu çeki aldığını ve karşılığında
güvence olarak bir ay vadeli çek verdiğini, ancak vade sonunda borcunu
ödeyemediğini, daha sonra sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun bankadaki
hesabına 1.1.50.000 TL. havale edip geri kalan 850.000.— TL. lık
borcunu sanık Tuncay MATARACI’nın akrabası Mehmet Ali MAT
ARAÇ I’dan olan alacağına sayarak ödediğini» bildirmiştir. Sanık Şaban
EYÜBOĞLU’nun bankadaki hesabına tanık Hüseyin CEMADAN ile
ilgili olarak 21.9.1979 günlü, 1.150.000.— TL. lık havaleden başka bir
girdiye rastlanmamıştır. Bu durum ve adıgeçen tanığın bu konuda verdiği
bilgiler sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun bankadaki hesabında sanık Tuncay
MATARACI’ya ait hesabında yattığını ortaya koymuştur.
dd) Sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun sözü edilegelen bankadaki
hesabı üzerinden keşide ettiği çeklerden bir bölümünün dip koçanları
defter halinde ciltli olarak önsoruşturma sırasında ele geçirilmiş
bulunmaktadır. Dip koçanlarının incelenmesi ve öteki belge ve
delillerle karşılaştırılmasıyla, adıgeçen sanığın banka hesabında Tuncay
MATARACI’ya ait paraların yattığı olgusu şöylece bir daha pekişmektedir:
12.4.1978 günlü, 259345 no.lu çekin dip koçanına sanık Şaban
EYÜBOĞLU tarafından (Tuncay) adının not edilmiş olduğu görülmüştür.
Banka kayıtlarından ise, çek karşılığı olan 100.000.— TL.nın Orhan
KALKA VAN tarafından tahsil edilmiş bulunduğu anlaşılmıştır.
5.10.1978 günlü, 300858 no.lu çekin dip koçanına da (Tuncay
MATARACI) adı not edilmiş, çek karşılığı olan 1.500.000. -TL sanık
Salih AYDIN tarafından tahsil edilmiştir.
24.11.1978 günlü, 300863 no.lu çekin dip koçanına ise
(Tuncay Teoman’a) ibaresi yazılmıştır. Banka kayıtlarına göre çek
karşılığı olan 200.000.— TL. Gençlerbirliği Yöneticilerinden olan Rafet
GENÇ tarafından tahsil edilmiştir. Rizespor Kulübü yöneticilerinin
E.1981/2 560
verdiği rüşvetle ilgili olay dolayısıyla belirtildiği üzere, sanık Tuncay
MATARACI, Gençlerbirliği Spor Kulübüne yardımda bulunmuş ve
kulübün onursal başkanı da olmuştur. Dip koçanında yazılı Teoman’ın,
adıgeçen spor kulübü yöneticilerinden Teoman YAZGAN olduğu
saptanmıştır. Bu bulgulardan çıkan sonuç şudur : Gençlerbirliği Spor
Kulübüne yardımda bulunacak olan kişi sanık Tuncay MATARACI’dır.
Nitekim, tanıklar Teoman YAZGAN ve Rafet GENÇ, yardım çekini
bizzat Tuncay MATARACI’nın elinden aldıklarını söylemişlerdir. Bu
durumda, sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun sözkonusu çeki keşide ederken
dip koçanına (Tuncay TEOMAN’a) ibaresini not etmesi kendi banka
hesabında sanık Tuncay MATARACI’ya ait paraların bulunduğunun başka
bir delilini oluşturmaktadır.
ee) Sanık Şaban EYtJBOĞLU’nun keşide ettiği 20.3.1979 günlü
çek karşılığı olan 2.000.000.— TL. da Adem RAKICIOĞLU’nun niteliği
yukarıda belirtilen banka hesabına geçmiştir. Bu geçiş için, iki hesap
arasında paravan banka hesapları olmaktan başka bir ilişki ve bağlantı
bulunamamıştır.
ESAS HAKKINDA MÜTALÂA
Cumhuriyet Başsavcısının esasa ilişkin düşüncesinde, Harun
GÜREL’in atanması işlemlerinin geçirdiği evreler belirtildikten sonra,
özetle :
(Sanık Tuncay MATARACI, Başbakanlığa gönderdiği 24.2.1978
günlü yazı ile «Trakya Gümrükleri Başmüdürlüğünde Şube Müdürü»
olarak atanmasını önerdiği Harun GÜREL’i, Kararname çıkmasını
beklemeden, bir alt derece kadro üzerinden o yere gününde atamış ve
ayrıca İpsala Gümrük Müdürlüğüne vekâlet görevi ile görevlendirmiştir.
Harun GÜREL’in 15.3.1978 günü başladığı İpsala Gümrük Müdür
Vekilliği görevi, 23.3.1978 gününde Kararnamenin çıkmasıyla sona
ermiştir. Çünkü, Kararname «Trakya Gümrükleri Başmüdürlüğünde açık
bulunan 4 üncü derece kadrolu Gümrük Müdürlüğüne» atama yolunda
olup İpsala’dan söz edilmemiştir. Buna rağmen sanık Tuncay MATARACI,
Harun GÜREL’i yetkisiz olarak İpsala Gümrük Müdürlüğünde
çalıştırmaya devam etmiştir. Kararnameden sonra vekâlet verildiğine dair
bir kayıt ve belge de bulunmamaktadır.
Harun GÜREL’in atanması, 10 Şubat 1978 tarihinde ilgili
mercilerden istenilmiş olan sicil dosyası gelmeden yapılmıştır. oysa, sicil
561E.1981/2
dosyasında, Harun GÜREL hakkında; askerî disipline türlü aykırılıklardan
ötürü yaptırımlar uygulandığı, İstanbul-Avcılar Jandarma Karakol
Komutanlığı görevini yaptığı sırada, kaçak eşya naklinde kullanılan bir
aracın daha önce çalınmış olduğu yolunda sahte zabıt tuttuğu iddiasıyla
kovuşturma yapıldığı kendisine haksız çıkar sağlama eğiliminde
bulunduğu komutanlarınca gözlenerek, davranışlarına dikkat etmesi
konusunda uyarıldığı yazılıdır.
Üstelik Harun GÜREL, karmaşık gümrük mevzuatı alanında bilgi
sahibi değildir ve yurt dışına çıkacak bir yolcunun kendisi ne verdiği Türk
parasını yurda gelen işçilerle mark karşılığında, değiştiğini ve bununla
Free Shop’tan sigara aldığını soruşturma sırasında ifade ederek halen dahi
Türk parasının kıymetini koruma ve Gümrük Kanunlarını bilmediğini
belli etmiştir.
Sanık Tuncay MATARACI’nın, Gümrük teşkilâtında başkası yokmuş
gibi, belirtilen durumdaki Harun GÜREL’i, kaçakçılık olaylarına çok
elverişli İpsala Gümrük Kapısına atamasının ve Edirne Valisi tarafından
iki kez görevden uzaklaştırılması üzerine olağandışı girişimlerde
bulunarak O’nu göreve iade etmesinin nedeni, Şaban EYÜBOĞLU’nun
Yapı ve Kredi Bankası Yukarıayrancı Şubesindeki 43-44 sayılı hesabında
görülmektedir.
Şaban EYÜBOĞLU, Tuncay MATARACI ile yakın ilişkiler
içerisinde bulunan bir kimse olup, Soruşturma Kurulunda verdiği ve
duruşmada tevilli beyanlarıyla inkâra çalıştığı ifadesinde, Tuncay
MATARACI’nın, «Ben Bakanım, namıma gelen paralar dedikoduyu
mucip olur, senin hesabına, senin adına para yatıracağım, bunları alır bana
verirsin» dediğini beyan etmiştir. O halde sözü edilen banka hesabı bir
paravan hesaptır. Nitekim, tanık Hüseyin CEMADAN; paraya ihtiyacı
olduğunu, Tuncay MATARACI’nın evine giderek para istediğini, O’nun da
Şaban’a telefon ettiğini, Şaban’ın iki milyon lirayı İstanbul’a çıkardığım,
kendisinin de tarihsiz bir çek verdiğini beyan etmiş ve böylece Tuncay
MATARACI ile Şaban EYÜBOĞLU’nun parasal ilişkilerini kanıtlamıştır.
Şaban EYÜBOĞLU’nun Ayrancı Şubesindeki hesabına 3.4.1978-
29.8.1979 tarihleri arasında toplam olarak 10.925.000. TL. para
yatırılmıştır. Bu paranın 600.000.— TL. Uğurcan ELMAS, 250.000. TL.
Abuzer UĞURLU, 2.025.000.— TL. Mehmet Adıgüzel AS, 2.100.000.—
TL. Refik TÜRK ve 1.000.000.— TL. da Harun GÜREL’in eşi Ayşe
E.1981/2 562
GÜREL tarafından yatırılmıştır. Ayşe GÜREL, kendisine bu parayı Şaban
ın verdiğini, önce kendi hesabına yatırdığını, sonra çekerek Şaban’ın
hesabına gönderdiğini; Şaban EYÜBOĞLU ise bu paranın kardeşinden
alınan daire bedeli olduğunu beyan etmişlerdir.
İstanbul’da bulunduğu sırada Şaban EYÜBOĞLU’nun 1.000.000.—
TL.nın kendisinin değil de, Ayşe GÜREL vasıtasıyla havale ettirmesi
ne kadar mantığa aykırı ve inandırıcı olmaktan uzak ise, Ayşe’nin de,
borcu olan parayı öderken gönderici olarak kendi adı yerine Şaban
EYÜBOĞLU’nun adını yazması o kadar inandırıcı değildir.
Refik TÜRK’ün, Şaban EYÜBOĞLU tarafından verilen parayı
O’nun hesabına gönderdiği yolundaki ifadesi de aynı nedenle kabul
edilemez. Bu para da Şaban EYÜBOĞLU’na verilmiş rüşvet parasından
ibarettir.
Mehmet Adıgüzel AS, paraları Harun GÜREL’in verdiğini ve O’nun
isteği üzerine gönderdiğini ifade eylemiştir.
Öte yandan, Şaban EYÜBOĞLU’nun hesabındaki paranın sarfının
Tuncay MATARACI’nın talimatıyla yapıldığı görülmektedir. Örneğin;
Tuncay MATARACI’nın talimatıyla Salih AYDIN’a 5.10.1978’de
1.500.000.—TL, 8.6.1978’de 1.000.000.— TL., 28.6.1978’ de
1.000.000.— TL. olmak üzere toplam 3.500.000.— TL.; Gençlerbirliğine
24.11.1978’de 200.000.— TL.; Salih Zeki RAKICIOĞLU’na
20.3.1979’da 2.000.000.—TL.; Mehmet Ali MATARACI’ya 22.3.1979’
da 150.000.— TL. ödenmiştir.
Böylece banka kayıtlarından ve dinlenen tanıkların birbirini
tamamlayan ifadelerinden, Harun GÜREL’in, Şaban EYÜBOĞLU
aracılığıyla alman rüşvet parası karşılığında İpsala’ya atandığı ve orada
işe devam etmesi için direnildiği anlaşılmıştır.
Abuzer UĞURLU’nun olaydaki durumu ve suçu istihbarat raporu
ve bizzat kendi ifadeleriyle belirmektedir. Gerçekten, adıgeçen sanık
İstanbul Emniyet Müdürlüğü 8. Şube Müdürlüğünde verdiği ifadede;
«Harun GÜREL ile İpsala Gümrük Kapısında altı iş yaptığını ve her iş
için yediyüz bin lira ödediğini» belirtmiş, Cumhuriyet Savcılığında
verdiği ve duruşmada da aynen doğruladığı ifadesinde ise; «kendisini
Şaban EYÜBOĞLU ile tanıştıranın Harun GÜREL olduğunu, Şaban’a
gönderilen ve altında (yarın 250.000 TL. daha çıkarılacak) şeklinde şerh
563E.1981/2
bulunan havaledeki parayı kendisine Harun GÜREL’in vermiş ve bu
havaleyi böylece yapmış olabileceğini, havaledeki adresin kendisine ait
olduğunu, Harun GÜREL’le çok eski arkadaş bulunduğunu» açıklamıştır.
İstihbarat raporuyla da, Abuzer UGURLU’nun, Anadolu Restoranda
Gümrük ve Tekel Bakanlığından önemli biriyle yediği öğle yemeğinde,
Harun GÜREL’in 13 milyon lira verildiği takdirde Kapıkule’ye Gümrük
Müdürü yapılabileceği konusunun konuşulduğu belirlenmiştir. Harun
GÜREL 13.1.1981 tarihli ve «...ben direkt olarak kapılar olsun diye
düşünmedim, kendileri öyle münasip gördüler, hattâ Kapıkule’ye
veriyorlardı, sonradan çevirdiler İpsala dediler» şeklindeki ifadesiyle
istihbarat raporunu doğrula mıştır. 1
Uğurcan ELMAS’ın suçluluğu, Abuzer UĞURLU ile Şaban
EYÜBOĞLU’nun gümrük kapılarına tayinleri konuştuklarını ve bu iş
için para verileceğini bizatihi Abuzer UĞURLU dan öğrenmiş olduğu
halde, 3.4.1978 günlü çekin Tuncay MATARACI’ya intikal ettirileceğini
bilerek bunu Abuzer UĞURLU veya Sabri UĞURLU’dan birine vermiş
olmasıyla sübuta ermektedir.
Şaban EYÜBOĞLU’nun suçluluğu ise, Uğurcan ELMAS’ın
lokantasında Abuzer UĞURLU ile birkaç kez buluşup konuştuğuna,
Abuzer UĞURLU’nun «Şaban EYÜBOĞLU beni çok sıkıştırıyor, çok
daraldım» şeklinde. sözler söylediğine değinen Uğurcan ELMAS’m beyanı
ve Şaban EYÜBOĞLU’nun Soruşturma Komisyonu önünde verdiği
ifadelerde, «Abuzer UĞURLU ile tanıştığını, Harun ve Abuzer ile birlikte
yemek yediklerini» açıklaması ve kendisine Tuncay MATARACI’nın
«Ben Bakanım, namıma gelecek paralar dedikoduyu mucip olur onun
için İstanbul’da senin adına para yatıracaklar, bunları alıp bana verirsin»
dediğini bildirmesi ve de banka hesabına İstanbul’dan göndericisi ve
alıcısı Şaban EYÜBOĞLU olan 10 küsur milyon lira gelmiş bulunmasıyla
sübuta ermiştir) denilmekte ve durumun böylece belirlenmesini takiben :
(1 — Tuncay MATARACI’nın, Harun GÜREL’i İpsala Gümrük
Müdürlüğünde çalıştırması ve bu görevde tutması karşılığında Abuzer
UĞURLU, Uğurcan ELMAS ve Harun GÜR EL.’den rüşvet aldığı sabit
olduğundan, eylemine uyan TCK’nun 213/2, 80, 225/1, 227/2 ve 31 inci;
2 — Abuzer UĞURLU’nun, Harun GÜREL’in tayinini sağlamak
için Şaban EYÜBOĞLU kanalı ile Tuncay MATARACI’ya rüşvet
verdiğinden eylemine uyan TCK’nun 220 nci;
E.1981/2 564
3 — Uğurcan ELMAS’ın, Harun GÜREL’in tayinini sağlamak
bakımından rüşvet verdiğinden TCK’nun 220 nci;
4 — Şaban EYÜBOĞLU nun, Harun GÜREL’in İpsala Gümrük
Müdürlüğünde çalıştırılması için verilen rüşvete ve rüşvet anlaşmasına
aracılık ettiği saptandığından eylemine uyan TCK’nun 226 ncı maddesi
delaletiyle aynı Kanunun 213/2, 80, 225/1 ve 31 inci;
5 — Soruşturma Kurulu raporunda Harun GÜREL’in eylemi,
kendisinin İpsala’ya tayini için toplanılan rüşvet parasının Tuncay
MATARACI’ya iletilmek üzere Şaban EYÜBOĞLU’nun banka hesabına
göndermesi şeklinde değerlendirilmiş ise de, toplanan deliller ve oluşa
göre, adıgeçenin sabit olan eylemi, tayinin sağlanması ve bilâhare
İpsala Gümrük Müdürlüğünde kalabilmesi için rüşvet vermekten ibaret
bulunduğundan bu eylemine uyan TCK’nun 220 ve 80 inci maddelerine
göre cezalandırılmalarına karar verilmesi) istenmektedir,
SANIKLARIN SAVUNMALARI :
İddia, toplanan deliller ve Cumhuriyet Başsavcısının esasa ilişkin
düşüncesi karşısında sanıkların bizzat veya vekilleri vasıtasıyla yaptıkları
esas hakkındaki savunmaları özet olarak şöyledir:
A) SANIK TUNCAY MATARACI’NIN SAVUNMASI:
Jandarma Astsubaylığından emekli Harun GÜREL, (Sicili müsbettir)
yazısı Jandarma Genel Kumandanlığından geldikten sonra atanmıştır. Bu
yazının, adıgeçen tarafından elden alınıp Getirilmesi dolayısıyla bir kuşku
duyulabilir, fakat bir bakan işlemlerin bu akışını izleyebilecek durumda
değildir.
Jandarmanın bir görevi de kaçakçılığı önlemektir. Bu nedenle
Harun GÜREL Gümrük Müdürlüğü görevini yapabilecek yeterlikte
görülmüştür. Aksi düşünülse, atama kararnamesi geri çevrilirdi.
Kararnamenin çıkmasıyla birlikte O’nun İpsala’daki görevinin sona erdiği
görevi isabetsizdir. Adıgeçen, oradaki görevini sürdürmüşse, kararname
ile emrine atanmış olduğu Başmüdürlükçe O’nun yine İpsala’da
çalışması uygun görülmüş demektir. Bu nedenlerle atama işleminin çıkar
karşılığında yapıldığı iddiası delil yönünden açıkta kalmaktadır.
Harun GÜREL’in İpsala’daki görevinde tutulması için Bakan
tarafından ayrıca rüşvet alındığı iddiasına gelince: İlgili hakkında
565E.1981/2
görevinden ötürü bir kovuşturma ve soruşturma yapılmış değildir.
Adıgeçenin odasında kayak takımı bulundurması ve yabancı para ile
Gümrük Pazarından sigara alması eylemlerinin Bakanla bir ilişiği olamaz.
Harun GÜREL hakkında yalnızca Vali Bekir ÖZTÜRK un bir delile
dayanmayan iddiaları üzerine soruşturma açılmıştır. Aslında, Gümrük
Başmüdürlüğü emrindeki bir gümrük müdürüne işten el çektirmesine
Valinin yetkisi yoktur. Bakan ile Vali arasındaki çekişme bu yetki
sorununda doğmuştur.
Sanık müfettiş İsmail YANLAR’m iddia ettiği işlemlerle Bakan
arasında bağ kurmak insafsızlıktır.
Şaban EYÜBOĞLU’nun banka hesabı kendisinden başkasına ait
olamaz. Bu hesabın paravan hesap olduğunu tanık sözleriyle kanıtlamaya
hukuk açısından olanak yoktur, Sonuç olarak bu suçtan ötürü beraat kararı
verilmelidir.
Bir an için, atama işlemi karşılığında çıkar sağlandığı kabul edilse
bile, eylem görevi kötüye kullanmak biçiminde nitelendirilmelidir. Harun
GÜREL’in söz konusu göreve atanmasını önleyen özel bir yasa kuralı
bulunmadığına göre olayda TCK’nun 213. maddesinin uygulanmasına
ayrıca olanak yoktur. Bundan başka, atama için bir işlem yapılmış
olduğundan aynı Yasanın 80. maddesi de uygulanamaz.
B) SANIK ŞABAN EYÜBOĞLU’NUN SAVUNMASI :
Sanık Tuncay MATARACI’nın, Harun GÜREL’in atanmasından
önce, O’nu Şaban EYÜBOĞLU’ndan sorduğu ve olumlu cevap aldıktan
sonra atamayı yaptığı yolundaki sözleri gerçeğe aykırıdır. Çünkü, Şaban
EYÜBOĞLU, birlikte destekledikleri siyasi partiden ayrılan Tuncay
MATARACI’ya darılmış olup, bu dargınlık Harun GÜREL’in tayini
tarihinde de sürmekte idi. Nitekim, Harun GÜREL, tayin işinde kendisine
dayısı Yakup CENGÎZ’in aracı olduğunu açıkça söylemekte ve bu durumu
tanık Sefer EYÜBOĞLU da doğrulamaktadır.
Öte yandan Şaban EYÜBOĞLU, Refik TÜRK’ün atanmasına aracı
olmaktan ayrıca suçlandığı halde «Onu. ben tayın ettirdim, diyebilecek
kadar samimidir.
Rüşvete aracılık konusunda tanık Süleyman Necati TOPUZ’un
ifadesi, içerdiği çelişkilerle kendiliğinden yalanlanmıştır. Gerçekten
E.1981/2 566
tanık, 1978 Şubat ayında Abuzer UĞURLU’nun Hükümetin yakında
düşeceğinden söz ettiğini açıklamaktadır. Oysa, daha önceden Hükümet
düşmüş, 5 Ocak 1978 günü kurulan yeni Hükümette Tuncay MATARACI
Bakan olmuştur.
Harun GÜREL’in atanmasında Şaban EYÜBOĞLU’nun aracı
olduğunu bildiren Uğurcan ELMAS ise, ifadesinin bir yerinde, Tuncay
MATARACI ile birlikte lokantasına gelenleri tanımadığını, başka bir
yerinde de, Şaban EYÜBOĞLU ve Abuzer UĞURLU ile beraber geldiğini
söyleyerek çelişkiye düşmüştür.
Abuzer UĞURLU tüm ifadelerinde, Harun GÜREL’in tayini ile
bir ilgisinin bulunmadığını söylemektedir. Onun tarafından gönderilen
havalenin, atamadan 6 ay sonraki bir tarihe rastlaması, havale ücretinin
gönderilen paradan kesilmiş bulunması bu havalenin tayin ile ilgili
olmadığını göstermeye yeter. Üstelik, havalede yer alan «yarın 250.000.—
TL. daha çıkartılacak» notunda sözü edilen para da gelmemiştir.
Dosyadaki istihbarat raporuna göre bu atamayı gerçekleştiren
Abuzer UĞURLU’dur. Salih Zehi RAKICIOĞLU’nun ifadesinden
anlaşılmaktadır ki Abuzer UĞURLU, Tuncay MATARACI’yı ABD
yolculuğuna uğurlamıştır. Görüldüğü üzere Abuzer UĞURLU ile Bakan
arasında aracıya gerek yoktur. Nitekim, Şaban EYÜBOĞLU’nun Abuzer
UĞURLU ile tanışması 1978 Haziran ayma rastlar.
Yapı ve Kredi Bankası Yukarıayrancı Şubesindeki hesaba gelen ve
suç konusu sayılan paralar, Tuncay MATARACI ile Harun GÜREL’in satın
aldığı apartman daireleri ile ilgilidir. Şaban EYÜBOĞLU’nun inşa ettiği
binanın 2 dairesinde halen Tuncay MATARACI ailesinin oturmakta olduğu
bir gerçektir. Bu durum, doğrudan alım satım sözleşmesine dayanmakta
olup iddianamenin kabulü de böyledir. Taraflar 3 daire için 7 milyon lira
üzerinden anlaşmışlardır. Sonradan Tuncay MATARACI’nın vazgeçmesi
ve bu arada bedel konusunda anlaşmazlık çıkması nedeniyle başlatılan
tapu işlemleri tamamlanamamıştır. İşte bu dairelerin bedeli olarak ilk
ödeme 3.4.1978 günlü, 600.000.—TL. lık çek ile yapılmıştır. Bu paraların
kabulünün suç sayılması, bunların bir cürümden kaynaklandığının
bilinmesine bağlıdır. Bu yönde ise en ufak bir delil yoktur.
Gelen paraların 4-4,5 milyonluk bölümü de Harun GÜREL’in,
Şaban EYÜBOĞLU’nun kardeşi Sefer EYÜBOĞLU’ndan satın aldığı
567E.1981/2
daire bedelidir. Bu bedelin tahsili, dairenin, iç dekorasyonu ve kiraya
verilmesi işleriyle Şaban EYÜBOĞLU’nun meşgul olduğu, kiracıdan
alınan 150.000.— TL. lık kira ücretinin Şaban EYÜBOĞLU’nun
20.5.1980 günlü çeki ile Harun GÜREL’e geçmiş olmasıyla sabittir. Tapu
işlemlerinde satış bedelinin 1.080 000.— TL. ve anlaşma tarihininde 1977
yılı olarak gösterilmesinin nedeni, az vergi ödemek ve 5 yıllık zamanaşımı
süresinden yararlanmaktır.
İddia ve esas hakkındaki mütalâa, Harun GÜREL’in İpsala Gümrük
Müdürlüğüne tayininin sanık Abuzer UĞURLU tarafından istendiği
yönündedir. Şaban EYÜBOĞLU’nun, rüşvet veren Abuzer UĞURLU’nun
rüşvet paralarım rüşvet alana intikal ettirdiği iddia olunduğuna göre, bu
eylemlerin rüşvet veren yararına yapılmış olduğu düşünülmeli ve bu
nedenle davada Türk Ceza Kanunu’nun 226, 65/3 ve 220 nci maddeleri
uygulanmalıdır.
C — SANIK ABUZER UĞURLU’NUN SAVUNMASI :
Bu davada aleyhte delil olarak gösterilen tanıklar Süleyman Necati
TOPUZ, Yavuz Yaşar YAMAK ve Nizamettin AYTEMİZ’in ifadeleri
sokak söylentilerine dayalıdır ve bu tanıklardan ilki «paranoid sendrom»
hastalığına müptelâdır.
Öte yandan sanık Uğurcan ELMAS’ın, 600.000.—TL. lık çeki
Abuzer UĞURLU’ya verdiğini kesin olarak ifade ettiği söylenemez.
Çünkü, adıgeçenin önsoruşturma sırasındaki ifadeleri tütümüyle, şöyle
olabilir, böyle olabilir biçiminde varsayımlardan ibarettir. Bilindiği gibi
suçlar genellikle ölü ya da gaip kişilere yükletilmek istenir. Sanık Uğurcan
ELMAS da, o tarihlerde gazetelerin yurt dışında bulunduğunu yazdığı
Abuzer UĞURLU’ya suç atfında bulunarak kendisini kurtarmak istemiştir.
Delil olarak gösterilen 250,000.— TL. lık havalenin Abuzer
UĞURLU tarafından gönderilmiş olamıyacağı, verilen adresin
yanlışlığından bellidir. Havale kâğıdındaki adreste Erenköy yazılıdır.
Oysa, gerçek adres, «Batı Dilleri Merkezi-Çiftehavuzlar» biçiminde olup,
Abuzer UĞURLU’nun kendi adresini bilmediği ve Çifte havuzlar ile
Erenköy’ü karıştırdığı söylenemez. Bu bakımdan, söz konusu parayı bir
başkası Abuzer UĞURLU’nun adını kullanarak göndermiş olmalıdır.
Cumhuriyet Başsavcısı, esasa ilişkin mütalâasında, Abuzer
UĞURLU’nun mali polis tarafından ölüm tehdidi altında alınmış
E.1981/2 568
ifadesinde geçen tır başına 700.000.- TL. verdiği yolundaki ifadesine
dayanmakla hataya düşmüştür. Çünkü, iddiaya göre birinci aşama olarak
Abuzer UĞURLU’nun babası, yüz milyonlarca lira harcayarak mevcut
bir hükümeti yıkmıştır. İddiada ikinci aşama olarak, Abuzer UĞURLU
ve Mustafa UĞURLU yine milyonlar harcayarak Tuncay MATARACI’yı
Gümrük ve Tekel Bakanı yaptırmışlardır. Üçüncü aşama olarak da, Abuzer
UĞURLU, MATARACI’ya 10.925.000,- TL. vererek Harun GÜRELİ
İpsala Gümrük Müdürlüğüne tayin ettirmiştir. Nihayet dördüncü aşamada
ise, Abuzer UĞURLU, kendi tayin ettirdiği Harun GÜREL’e tır başına
700.000.—TL. vererek kaçakçılık yapmıştır. Bu kadar mantıksız bir
düşünce tarzı olamaz. Abuzer UĞURLU’nun milyonlarca lira harcayarak
Tuncay MATARACI’yı Bakan yaptırdıktan sonra bir gümrük müdürüne
para vermesi düşünülemez. Şayet gümrük müdürüne para vermişse,
birinci, ikinci ve üçüncü aşamalarda verdiği paraların ne anlamı kalır?
Belirtilen bu nedenlerle beraat kararı verilmesi gerekir.
D — SANIK UĞURCAN ELMAS’IN SAVUNMASI:
Suç konusu çek Abuzer ve Sabri UĞURLU kardeşlerden biri ne
borç olarak verilmiştir. Çekin, rüşvet vermek kastıyla keşide edildiği
kanıtlanmış değildir. Paravan hesaba intikal edişi çek sahibinin iradesi
dışında oluşan bir olaydır. Bu bakımdan beraat kararı verilmesi, bu
olmazsa TCK’nun 226. ve 65. maddeleriyle kanunî ve takdirî hafifletici
nedenlerin uygulanması gerekir.
E — SANIK HARUN GÜREL İN SAVUNMASI
Cumhuriyet Başsavcısının esasa ilişkin düşüncesinde Harun
GÜREL’in önce Gümrük Müdürlüğüne tayini, daha sonra da kendisini
bu görevde tutması için Tuncay MATARACI’ya rüşvet verdiği kabul
edilmiştir. Bunun delili olarak Mehmet Adıgüzel 2.125.000.— TL. nı.
Ayşe GÜREL’in 1.000.000.— TL. nı Şaban EYÜB OĞLU’nun banka
hesabına havale etmiş bulunmaları gösterilmiştir. Bir yandan Şaban
EYÜBOĞLU, öte yandan Mehmet Adıgüzel AS, sözü edilen 2.125.100.—
TL. nın Harun GÜREL tarafından gönlerildiğini öne sürmüşlerse de, bu
iddia doğru değildir.
Şaban EYÜBOĞLU, gerek Mehmet Adıgüzel AS’ın, gerek
Arşe GÜREL’in gönderdiği paraların, Harun GÜREL tarafından satın
alınmış olan dairenin bedeli olarak gönderildiğini söylemektedir. Ancak,
569E.1981/2
anılan apartman dairesinin 1.080.000.— TL. na satın alındığı ve bunun
700.000.— TL. lık bölümünün peşin ödenmiş bulunduğu 10.8.1977 günlü
yazılı sözleşme ile sabittir. Bedelin geri kalan bölümü ise, öteki giderleri
de karşılamak üzere, Ayşe GÜREL tarafından keşide edilen 8.10.1979
günlü, 500.000.— TL. lık çekle ödenmiştir. Yazılı sözleşme ve sözü edilen
çek fotokopileri dosyaya konulmuştur.
Havale ettiği paraların kendisine Harun GÜREL tarafından
verildiğini bildiren tanık Mehmet Adıgüzel AS’un sözleri de doğru
değildir. Çünkü, adıgeçen tanık, havalelerin çıkarıldığı tarihlerde
İpsala’ya henüz tayin edilmemişti. Bundan başka, adıgeçen tanığın
ifadeleri çelişkilerle doludur. Örneğin, ilk ifadesinde havaleleri bir gün ara
ile çıkardığını söylediği halde, ikinci ifadesinde üç ay ara ile çıkardığını
bildirmiştir. Bunun gibi, kendi tayinine aracılıkta bulunanın önce Harun
GÜREL olduğunu söylemiş, ikinci ifadesinde ise Şaban EYÜBOĞLU’nun
aracılık ettiğini bildirmiştir. Belirtilen çelişkiler ve savunma dilekçesinde
yazılı benzerleri karşısında Mehmet Adıgüzel AS’ın ifadesine dayanılarak
2.125.000.— TL. nın Harun GÜREL tarafından havale ettirilmiş olduğu
kabul edilemez. Tanığın aleyhteki bu ifadesi, bir İran’lının eşyasını yağma
etmesi nedeniyle Harun GÜREL tarafından İpsala’dan uzaklaştırılmasının
doğurduğu kin duygularından kaynaklanmaktadır.
Ayşe GÜREL’in havale ettiği paraya gelince : Bunun da daire
bedeli ile ilgili olmadığı kanıtlanmıştır. Öte yandan, Şaban EYÜBOĞLU
ile Harun GÜREL arasındaki dedelerden gelen dostluk ve akrabalık
ilişkileri gözönünde tutulursa, söz konusu 1.000. 000.— TL. nın Şaban
EYÜBOĞLU tarafından, kendi hesabına gönderilmek üzere Ayşe
GÜREL’e bırakılması olağan sayılmalıdır. Bu paranın Ayşe GÜREL
tarafından doğrudan bankaya götürülmüş olmayıp, kendi banka
hesabından çekilerek havale edilmiş olması kuşkulu görülebilir. Fakat,
kuşkulu görülen bu durum doğrudan Harun GÜREL’e yükletilemez.
Ayşe GÜREL’in havaleyi çıkardığı 15.8.1979 tarihi, Harun GÜREL’in
tayin edildiği 9.3.1978 ve işten el çektirilip göreve başlatıldığı 3.8.1979
günlerinden sonraki bir tarih olduğundan, havaleyi tayin ya da göreve
iadeyi sağlamak amaçlarına bağlamak olanağı kalmamaktadır.
Açıklanan bu olgular karşısında Tuncay MATARACI’ya rüşvet
verildiğini dolaylı olarak kanıtlayabilecek bir delil dahi bulunmadığı
anlaşılmıştır.
E.1981/2 570
Harun GÜREL, jandarma astsubayı olarak 25 yıllık hizmeti sonunda
emekliye ayrıldıktan sonra, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 93.
ve 161 /B. maddeleri uyarınca Gümrük Müdürlüğüne atanmıştır. Bu atama
işleminde gerek esas, gerek biçim yönünden yasaya aykırı bir yön yoktur.
Dolayısıyla hukuksal açıdan, TCK’nun 220. maddesinin uygulanmasını
gerektiren şartlar ve unsurlar gerçekleşmemiş durumdadır.
Cumhuriyet Başsavcısının esasa ilişkin düşüncesinde yer alan
aşağıdaki noktalara da değinmek gerekir:
Üçlü Kararnamenin yayınlanmasıyla birlikte Harun GÜREL’in
İpsala’daki vekâlet görevinin sona erdiği görüşü kabul edilemez. Çünkü,
vekâlet görevi kadro derecesine bağlı bir görev olmayıp, kadro ünvanı
«Gümrük Müdürü» olan sanığın şahsına verilmiş bir görevdir. Kararname
ile Harun GÜREL’in görev ünvanında ve görev yerinde bir değişiklik
yapılmamış, yalnızca kadro derecesi değişmiştir.
Atama, iki generalin imzasını taşıyan «Sicili müsbettir» yazısına
dayanılarak yapılmıştır. Bu tür atamlarda, sicil dosyasının tüm olarak
getirilmesini zorunlu kılan bir yasa kuralı yoktur.
Sicil dosyasında bir iki olaya rastlanması, sicilin kötü olduğu
anlamına gelmez. Haksız menfaat sağlamak eğiliminde olduğu yolundaki
kanaat ise somut bir olaya dayandırılmamıştır. Oysa, sicil notunun somut
olaylara dayandırılması gereği personel hukukumuzun temel kuralıdır.
Yasalarımızda, gümrük müdürlüğü kadrosuna atanabilmek için daha
önce Gümrük teşkilâtında çalışmış olmak koşulu aranmamıştır. Bu görev
uzmanlığı gerektirmemektedir. 5.1.1979 günlü «Atama, Yükselme ve Yer
Değiştirme Yönetmeliği» de sonradan yürürlüğe girmiştir.
657 sayılı Kanunun 138. maddesiyle Valilere tanınan görevden
uzaklaştırma yetkisi, il idare ve ilçe idare şube başkanları hakkında
kullanılabilir. Doğrudan Gümrük ve Tekel Bakanınca tayin edilen bir
gümrük müdürünün görevden uzaklaştırılmasına ilişkin bulunan yetki
saptırılmasına karşı Bakanın seyirci kalması beklenemezdi. Üstelik Vali
Bekir ÖZTÜRK, sanık Harun GÜREL’i göreviyle ilgili bir konudan
dolayı değil, başka bir memurla olan kişisel çekişmesinden dolayı
görevden uzaklaştırmıştır. Harun GÜREL’in Vali tarafından yeniden
göreve başlatılması ise Tuncay MATARACI’nın gayretleri sonucunda
571E.1981/2
değil, Müfettiş Hüsnü YILMAZ’ın yaptığı soruşturma ve düzenlediği
rapor üzerine olmuştur.
Müfettiş İsmail YANLAR’ın soruşturma konusu yaparak, Harun
GÜREL’i kaçakçılığın elebaşısı gibi göstermeye çalıştığı kayak takımı
olayından dolayı Cumhuriyet Savcılığınca takipsizlik kararı verilmiştir.
Free-Shop olayına gelince: Olayın Gümrük mevzuatıyla bir ilgisi
yoktur. Cumhuriyet Başsavcısının, olayda adıgeçen Alman Adalet
Bakanını yurt dışına çıkacak bir yolcu olarak belirtmesi kaygı vericidir.
Harun GÜREL’in, Devletimizin konuğu olan Alman Adalet Bakanının
üzerindeki Türk parasından 1.000.— TL. ndan fazlasını yurt dışına
çıkarmasına müsaade etmemesi yasa gereğidir. Bu fazlalığı alıkoymak
konukseverliğimize aykırı düşeceğinden, bu parayla free-shop’tan sigara
ve viski alınarak Alman Adalet Bakanına verilmiştir. Bu işlemler free-
shop bünyesinde cereyan etmiş olup, yurda gelen işçilerle anlaşarak Türk
parasını mark ile değiştirmek sözkonusu değildir.
Olayda TCK nun 222. maddesinin uygulanması düşünülebilir.
Ancak, temel koşul olan rüşvet anlaşmasının varlığı kanıtlanamamıştır.
Esasen Tuncay MATARACI’nın, yasal bir işlemi, kendi hemşehrisinden
ıüşvet alarak yapması O’nun yapısına ve içinde bulunduğu siyasal ortama
ters düşer. Tuncay MATARACI ile Abüzer UĞURLU arasında bir rüşvet
anlaşması yapılmış olsa bile Harun GÜREL bu durumdan haberdar
olmamıştır.
Bu nedenlerle beraat kararı verilmelidir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ
1 TANIK İFADELERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ :
İfadelerine yukarıda yer verilen tanıklar Süleyman Necati
TOPUZ Nizamettin AYTEMİZ ve Yavuz Yaşar YAMAK’ın, kaçakçılık
olaylarına karışmış kişiler olduğu bizzat kendi sözlerinden ve sanıkların
savunmalarından anlaşılmakta; bunlardan Süleyman Necatı TOPUZ’un
kaçakçılık suçundan halen Almanya’da tutuklu bulunmasıyla da bu durum
belli olmaktadır.
Tanıkların belirtilen bu özellikleri, Kararın bu bölümüne konu olan
suçun niteliği açısından önem kazanmıştır. Gerçekten, bir gümrük kapısına,
Gümrük teşkilâtı dışından atanan bir müdürün, kimlerin yarar ve çıkarı
E.1981/2 572
için bu göreve getirildiğini en iyi bilecek olanlar, kuşkusuz, kaçakçılık
işleriyle yakından uğraşan kişiler olacaktır. Burada üzerinde durulması
gereken yön, adları geçen tanıkların doğru ve gerçeğe uygun bilgi verip
vermedikleridir. Tanık ifadeleri bu açıdan ayrı ayrı ele alınacaktır :
Interpol örgütünce üye ülkeler yargı mercilerine dağıtılmış olup bir
örneği dosyada yer alan istem bülteninin, Adalet Bakanlığınca yapılan
Türkçe çevirisinden; tanık Süleyman Necati TOPUZ’un, «1978 yılı
Haziran ayında, Suriye, Federal Almanya üzerinden Hollanda’ya cannabis
(kenevir) reçinasınm naklinden» dolayı Abuzer UĞURLU ve Uğurcan
ELMAS ile birlikte suç zanlısı olduğu anlaşılmaktadır. Böylece, adıgeçen
tanığın sanık Abuzer UĞURLU’ya olan yakınlığı ve kaçakçılık işlerinde
mafia hesabına çalıştığı yolundaki sözleri bu belge ile doğrulanmaktadır.
Tanığın «paranoid sendrom» hastalığına müptelâ olduğu, sanık
Abuzer UĞURLU vekili tarafından duruşmalarda öne sürülmüş ve
Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Baştabibliğinin 7.8.1981
günlü yazısının onansız fotokopisi ibraz edilmiştir. Hatice TOPUZ adlı
kişinin 7.8.1981 günlü dilekçesine karşılık olarak verildiği anlaşılan
bu yazıda, «Süleyman Necati TOPUZ’un 5.7.1972 tarihinde paranoid
sendrom teşhisiyle tedavi altına alınarak 7.7.1972 tarihinde taburcu
olduğu» belirtilmektedir. Savunmaya dayanak yapılan bu yazının kişiye
özel olması ve onansız bulunması bir yana, yazının içeriğine göre, iki
günlük bir tedaviyi geçirmiş olan tanığı akıl hastası olarak kabule ve
ifadesini değerden düşürmeye yer olmaması gerekir. Tanığın, İstanbul’a
geliş tarihi ile hükümetin düşmesi olayı arasında bir bağlantı kurarak
çelişkiye düştüğü ve ifadesini kendiliğinden yalanlamış olduğu ayrıca
ileri sürülmüştür. Ancak, tanığın tarihleri yanlış hatırlaması, ifadesinin
delil gücünü azaltmış sayılamaz. Zira, adıgeçen tanık, sanık Şaban
EYÜBOĞLU’nun adını da Bayram olarak hatırlamış, fakat, «Tuncay
MATARACI, Trakya Gümrük kapılarından... Bakırköy’de inşaat
müteahhitliği yaptığını duyduğu kel kafalı Karadenizli bir hemşehrisi
vasıtasıyla para alıyordu. Adını Bayram olarak hatırladığım bu müteahhit
Tuncay MATARACI ile mafia arasındaki irtibatı temin ediyordu» diyerek,
sanık Şaban EYÜBOĞLU’nu tam olarak tanımlayabilmiş ve O’nun
eylemlerini tümüyle kapsayabilecek biçimde özet bir bilgiyi yurt dışından
verebilmiştir. Bu bilgileri, sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun bankadaki
hesaplarına ilişkin kayıtlar doğrulamıştır.
Tanık Nizamettin AYTEMİZ’in ifadesine gelince : Adıgeçen
573E.1981/2
tanık Yüce Divan önünde dinlendiğinde; Harun GÜREL’in İpsala’ya
atanması konusunda gazetelerde yayınlanan haberler dışında bir bilgisi
bulunmadığını bildirmiş, önsoruşturma sırasında kendisine işkence
yapılarak ifadesinin alınmış olduğunu ileri sürmüştür. Bu nedenle önce
işkence iddiası üzerinde durulması gerekmektedir :
Tanık Nizamettin AYTEMÎZ’in ifadesi, kaçakçılık suçundan dolayı
İstanbul’da tutuklu bulunması nedeniyle Soruşturma Komisyonunca kendi
üyeleri arasında oluşturulmuş bulunan Altkurul tarafından 26.12.1980
gününde ve İstanbul’da alınmıştır. Tanık işkenceye maruz kaldığını
Soruşturma Komisyonu Altkuruluna da bildirmiş ve aynen şunları
söylemiştir : «Yaşar’ı ihbar ettim diye beni MİT’e götürdüler ve işkence
yaparak ifademi aldılar». Görüldüğü üzere adıgeçen tanığın işkence
iddiası; zamanı, yeri ve nedeni itibarıyle ve doğrudan kendi ifadesiyle
belli olup Harun GÜREL’in atanması konusu ile ilgili değildir.
Öte yandan, işkence yapılarak alındığı iddia olunan ifadelere
tutanaklar Soruşturma Komisyonunca ilgili yerlerden geçirtilerek dosyaya
konulmuştur. Bu tutanaklar incelendiğinde; adıgeçen tanığın, ifadesinin
23.10.1980 ve 1.11.1980 günlerinde Sıkıyönetim yetkililerince alındığı,
fakat Harun GÜREL’in İpsala’ya atanmasıyla ilgili olarak kendisine
herhangi bir soru yöneltilmiş olmadığı görülmektedir.
Belirtilen bu durumlar bir araya getirilince, tanık Nizamettin
AYTEMİZ’in, sanık Harun GÜREL’in atanması olayı ile ilgili olarak
ifade vermesi için herhangi bir yerde baskı altında tutulmadığı açık olarak
ortaya çıkmaktadır.
Bu konuda ayrıca, soruşturmanın seyri de önemle belirtilmelidir :
Tanık Nizamettin AYTEMİZ, sözü edilen ifadesinde şu bilgiyi vermiştir:
«İpsala kapısı bir darphaneydi. Darphaneden maksat, kaçakçılık
yoluyla buradan büyük paralar elde ediliyordu ve bu paraların bir kısmı
MATARACI’ya kadar dayanıyordu». İfadenin alındığı 26.12.1980 tarihi
soruşturmanın başlangıç aşaması sayılabilir. Bu aşamada, elde henüz
bir delil ve hatta sanık Harun GÜREL’in Tuncay MATARACI’ya rüşvet
olarak para gönderdiği yolunda bir iddia dahi bulunmadığından, kimse,
yukarıdaki sözleri bir tanığa söylettirebilecek kadar bilgi sahibi değildir.
Bu bilgi, ancak tanık Nizamettin AYTEMÎZ’in, kaçakçılık olaylarıyla
yakından ilgilenmesi dolayısıyla edindiği özel bir bilgi olmakta,
tanıklığının önem ve özelliği işte burada görülmektedir.
E.1981/2 574
Nihayet, tanık Yavuz Yaşar YAMAK’ın verdiği kısa bilgi de,
Kararın öteki bölümlerine konu olan suçlarla ilgili ifadelerinin bütünlüğü
içerisinde delil gücü taşımaktadır.
Buraya kadar açıklanan olgular gözönünde tutularak adları geçen üç
tanığın gerçeğe uygun ve doğru bilgi verdikleri kabul edilmiştir.
Tanık ifadeleri, sanık Abuzer UĞURLU’nun kaçakçılık işleriyle
uğraştığı ve O’nun bu işlerini kolaylaştırmak amacıyla sanık Harun
GÜREL’in de İpsala Gümrük Müdürlüğüne atandığı noktasında
birleşmektedir. O halde, kabule göre, sanık Abuzer UĞURLU’nun
kaçakçılık işleriyle uğraştığı ve sanık Harun GÜREL’in kişiliğini de iyi
bildiği kanıtlanmış olmalıdır ki, sanık Abuzer UĞURLU’nun, kaçakçılık
işlerinde kendisine yardımcı olacak kişinin tayini için rüşvet verdiği
mantık açısından düşünülebilsin. Rüşvet anlaşmasından önceki evreye
ilişkin olmak üzere şu olgular saptanmış bulunmaktadır.
a) Sanık Abuzer UĞURLU’nun kaçakçılık işleriyle uğraşısı :
Kaçakçılık eylemleri, yasalarımıza göre suç sayıldığından bu
yolda bir saptamanın kesinleşmiş bir mahkeme kararma dayanması
gerektiği yönü tartışmasızdır. Sanık Abuzer UĞURLU hakkında böyle
bir mahkûmiyet kararı bulunmadığı gibi, Yüce Divan’daki yargılama
da, sanığın kaçakçılık eylemlerini saptamaya yönelmiş değildir. Burada
değinilecek olgular, bir Gümrük kapısına yapılacak atamanın, adıgeçen
sanığı ilgilendirip ilgilendirmeyeceğini saptamaya yarayacaktır. Belirtilen
nedenlerle, sanığın kaçakçılık işleriyle uğraştığı olgusu daha çok kendi
sözleriyle belirlenecektir.
Sanık Abuzer UĞURLU, 17.4.1981 gününde İstanbul Cumhuriyet
Savcılığında verdiği ve duruşmalarda doğruladığı ifadesinde : «Ben
Bulgaristan’da 1969 yılından 1971 yılma kadar kalmış idim. 1971
yılından af çıkıncaya kadar yani 1974 yılına kadar Almnya’nın Münih
kentinde bulundum. Bu dönemde Almanya’da kaçakçılık yaparak
geçimimi sağlıyordum, yani Almanya’dan Bulgaristan’a ve Türkiye’ye
sigara gönderiyordum. Almanya’dan Tır ile veya trenle, serbest piyasadan
aldığım sigaraları varış gümrüğü olarak Bulgaristan gümrüğüne kadar
getiriyor ve oradan da Bulgar Hükümeti tarafından devlet teşkilâtı
olarak kurulmuş ve çalışmakta olan KİNTEX tarafından varış gümrüğü
olarak gereği yapılıyor ve İstanbul’dan gelen motorlara bu sigaralar o
575E.1981/2
firma tarafından yükletiliyor. O zamanlar bu sigara işini Türkiye’deki
kardeşim Mustafa UĞURLU ile yapıyordum. Türkiye’de bu bakımdan
gümrükle olan işleri Mustafa UĞURLU’nun yaptığını sanıyorum. Ben
Bulgaristan’da bu şekilde mal transportu yaptığım için ve oradan da silâh
ve sigara ve kahve alarak Türkiye’ye gönderdiğim için Bulgar Hükümeti
tarafından korunmuş oluyordum. Yani kendileri ile böyle bir alış verişe
girmiş bulunuyordum. Bunlar 1973 yılından önce olan ticari ilişkilerimdir.
Bu arada Türkiye’ye yine aynı yolla Bulgaristan’dan aldığım yani Bulgar
Hükümetinden aldığım, şimdi cinsini hatırlayamadığım silâhları da
Türkiye’ye Avni KARADURMUŞ adında birisi ile sokuyordum» demiştir
(K. 27, S. 17).
Sanık Abuzer UĞURLU’nun 1974 yılından sonraki kaçakçılık
uğraşısı hakkında verdiği bilgiler ise, Emniyet 8. Şube Müdürlüğündeki
15.4.1981 günlü ifadesinde yer almaktadır. Ancak, sanık, bu ifadesinin
kollarından asılı tutulmak suretiyle yapılan işkence altında alındığını
iddia etmekte olduğundan, önce bu yön üzerinde durmak gerekmiştir:
Adıgeçen sanık, anılan ifadesinde, açıkça; «Ben Tuncay MATARACI’ya
rüşvet vermedim, kendisiyle hiçbir yerde birlikte bulunmadım»
demektedir. Şayet, iddia edildiği gibi baskı ve işkence ile ikrar elde etmek
yoluna gidilmiş olsaydı, sanığın ifadesinde yukarıdaki sözlerin tersiyle
karşılaşılırdı. Başka bir anlatımla, sanık, kendisine yükeltilen rüşvet
vermek suçunu ret ve inkâr edebilmiştir. Kaldı ki, sanık, anılan ifadesini
tümüyle reddetmeyerek, «içerisinde doğru olan kısımlar» bulunduğunu.
Cumhuriyet Savcılığında verdiği ifade sırasında da belirtmiştir. Bu
nedenle, hükümde, sanık Abuzer UĞURLU’nun Emniyet Müdürlüğünde
alınan ifadesinde geçen bilgilere, öteki delillerle desteklenen ölçüde yer
verilecektir.
Anılan ifadesinde sanık, 1974 yılından sonraki kaçakçılık uğraşısı
ile ilgili olarak: «1974 Af’fı çıktı Türkiye’ye döndüm... Aradan ne kadar
zaman geçtiğini hatırlamıyorum. Bu arada İpsala Gümrük Başmemuru
olan Tali YALÇIN’ın görevli olduğu kapıdan kardeşi Nazif YALÇIN’ın
aracılığıyla bir iki sigara işini yaptık. Sofya’da tanıdığım, fakat şimdi
ismini hatırlayamadığım bir kaptan vardı. Hacı MİRZA ile birlikte bir
gemi ile bir sigara işi yaptık. Bunu Kartal kum iskelesine indirdik. Yıl 1976
idi. Tali KUT ve Yaşar APAK Kapıkule’de vazifede idiler, bu arkadaşlar
yalnız benim işimi yapmadılar... Bir gün Uğurcan’ın Restoranına gittim.
Uğurcan yanıma geldi, (elimde bir kanal var) dedi, beraber iş yapalım
E.1981/2 576
diye teklif etti. İş esrar işi idi. Ben kabul ettim. Sofya’dan tanıdığım
Suriye’li Ahmet ŞAHİN’i buldum. Araba işini ve Hollanda’daki işi de
Uğurcan yapacaktı. Araba 1977 senesinde Suriye’de yüklendi. Vapurla
Avrupa’ya gitti, yakalandı denildi. Bu dava öyle kapandı. Daha sonra
aynı araba kimin işini yapmışsa malla beraber yakalanıyor, şoför kaç kişi
tanıyorsa hepsini söylüyor. Anlayacağınız Necati TOPUZ bu davadan
yatıyor... Benim evim Büyükçekmece’de olduğu için Harun bana eve
uğradı. Yanında da bir adam vardı, kendisini bana tanıştırdı, hemşehrisi
olduğunu ve inşaat işi yaptığını söyledi. Harun’un buraya gümrük müdürü
olması için Şaban EYÜBOĞLU vasıtasıyla Ankara’ya bir söz vermesi
lâzımdı ki, onu da vermişti. Kendisine çok güveniyordu-Onun kapısından
kendisiyle 6 iş yaptık. Her iş için 700’er bin lira olmak üzere toplam
4.200.000.— TL. verdim. Bu arada İbrahim TELEMEN davası çıktı.
Harun’un havası çok değişmiş, Vali kendisini açığa almış tekrar göreve
iade edilmişti. Sonra Harun görevden yeniden alındı, yerine kim geldi
bilmiyorum. Böylelikle kapı kapandı. Tarih veremiyeceğim, aradan epey
zaman geçti, A.P. Hükümeti vardı. Başka bir gün Urfi beni aradı, dedi ki;
(benim İpsala ve hatta Trakya Başmüdürlüğüne birini tayin etme imkânım
var, yalnız gümrükçü tanımıyorum) dedi. Kendisine sordum (nasıl olacak
bu iş) diye. Emin KÖRPE’nin yapacağını söyledi. Yapacağı masrafa
katılıp katılmayacağımı sordu. Benim paramın olmadığını söyledim, sonra
öderim dedim. Süleyman YAVUZ’un ismini Yaşar APAK’tan öğrendim,
Urfi’ye verdim. İsim verdiğimden beş ay sonra Süleyman YAVUZ İpsala
Gümrük Müdürü oldu... Süleyman YAVUZ’la elektronik işi yaptım.
Yaptığımız her araba için 1.500.000.— TL. kapıya para ödüyorduk»
demiştir (K. 27, S. 6-12).
Sanık Abuzer UĞURLU’nun bu ifadesi, Interpol bültenine, tanıkların
ve özellikle Süleyman Necati TOPUZ’un verdiği bilgilere tamamen
uymaktadır. Sanık, 1976 yılında Kapıkule’de görevli Tali KUT ve Yaşar
APAK’a iş yaptıramadığım söylediğine göre, sanık Harun GÜREL’in
İpsala Gümrük Müdürü olarak atanmasındaki yarar daha belirgin biçimde
belli olmaktadır. Böylece, doğal olarak, sanık Harun GÜREL’in bu göreve
kimin tarafından getirildiğini ve kimler yararına çalıştığını en iyi bilecek
olanlar, yukarıda belirtildiği gibi, yine kaçakçılarla uğraşan kişiler olacak
tır.
Öte yandan, İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı Askerî Savcılığının
8.7.1981 günlü cevabî yazısında, sanık Abuzer UĞURLU hakkında 5 ayrı
577E.1981/2
kaçakçılık olayından dolayı soruşturma yapıldığı bildirilmiştir. Yazıya
göre soruşturma konulan şunlardır :
1 — 1973 yılından itibaren, özellikle deniz yoluyla Bulgaristan’ın
Varna şehrinden topluca yapılan silâh ve mermi kaçakçılığı;
2 — 1977 veya 1978 yıllarında, bir Tır dolusu oto yedek parçası
kaçakçılığı;
3 —1978 yılı Mayıs ayı sonunda Suriye’den Tır römorkuna yüklenen
1.450 Kg. esrarı yurt dışına göndermek;
4 — 1976 yılında, 300 adet Lama marka tabanca ve 600 bin adet
mermi kaçakçılığı;
5 — 1977 yılında, 3 ton sanayi malzemesi ve el aletleri kaçakçılığı;
Üçüncü sırada yazılı 1.450 Kg. esrar kaçakçılığının yabancı ülkeler
adlî makamlarınca ortaya çıkarıldığı İnterpol’ün sözü geçen bülteniyle
sabittir. Bunun dışında, sanık Harun GÜREL’in İpsala Gümrük Müdürü
olarak görev başında bulunduğu tarihlerde el konulmuş bir olay ve
soruşturma yoktur. Bu durum, Yüce Divanca rüşvet anlaşmasının doğal bir
sonucu olarak kabul edilmiştir. Başka bir anlatımla, sanık Harun GÜREL
tarafından ortaya çıkarılmış ve el konulmuş bir olay bulunsaydı, böyle bir
durumda rüşvet anlaşmasından söz edilemezdi.
b) Sanık, Harun GÜREL’in kişiliği ve sanık Abuzer UĞURLU’yla
rüşvet öncesinden başlayan ilişkisi :
Sanık Harun GÜREL’in Jandarma astsubayı olarak görev yaptığı
sırada askerî disipline aykırı davranışlar nedeniyle uğradığı soruşturmalar,
aldığı disiplin cezaları ve yetkili komutanlarının verdiği olumsuz notlar
kendi sicil dosyasında yazılıdır. Kuşkusuz, bu sicil durumunun sanık
Abuzer UĞURLU tarafından bilindiği söylenemez. Ancak, dosya
içerisinde yer alan, Bakırköy Cumhuriyet Savcılığının 8.4.1976 günlü
iddianamesinin onanlı örneğine göre, sanık Harun GÜREL hakkında,
kaçak sigara yüklü ve sahipsiz olarak bölge trafik ekibince 18.3.1976
gününde yakalanmış olan bir kamyonu kurtarmak için, sanki daha önceden
bilinmeyen kişilerce çalınmış gibi göstermeye çalışmak suretiyle görevini
kötüye kullanmak suçundan dolayı hakkında kamu davası açıldığı; aynı
yer 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 30.11.1976 günlü kararının onanlı
örneğine göre ise, sanığın mahkumiyetine yeterli ve olumlu deliller elde
E.1981/2 578
edilememesi nedeniyle beraatine karar verilmiş olduğu görülmektedir.
Sözü edilen olay dolayısıyla, Avcılar Jandarma Karakol Komutanı olan
Harun GÜREL’in görev yerinin değiştirilmesinin ilgili makamlarca
istenmesi üzerine adı geçenin anılan Karakoldan alınarak, 24.11.1976
günü Çatalca’da başka bir göreve başlatıldığı, yine dosyada yer alan
belgelerden anlaşılmıştır.
Sanık Abuzer UĞURLU işte bu görev değişikliğini bilecek kadar
sanık Harun GÜREL’le sıkı ilişkiler içerisindedir. Gerçekten, adı geçen
sanık, Cumhuriyet Savcılığında verdiği ve duruşmalarda doğruluğunu
kabul ettiği ifadesinde, Harun GÜREL’le olan ilişkilerini :
«1976 ya da 1977 yılları içerisinde Avcılar Jandarma Karakolunda
Başçavuş olarak çalışmakta olan Harun GÜREL ile Küçükçekmecede
yazlık evim olduğu ve genellikle yazları orada kaldığımdan ve üstelik
o günlerde bir arkadaşımın trafik olayına karışması nedeniyle tanıdım
ve tanıştım. Aslında kendisi Karakolda belli bir süre kaldı ve Trakya
tarafında bir yere tayin oldu. Bununla beraber Harun GÜREL arasıra,
özellikle Çekmece’deki evime gelir ve bana uğrardı. Kendisi emekli
olmayı düşünürdü ve ben de kendisine, Jandarma’dan geldiği için, iyi
bir muhafaza memuru olarak sivil çalışabileceğini söylerdim. Kendisi
ile olan arkadaşlığımız ve dostluğumuz böyle başladı ve böyle sürdü.
O arada kendisi. Gün SAZAK Gümrük ve Tekel Bakam iken gümrüğe
girmek üzere çalışmış fakat, başaramamış, sonra Tuncay MATARACI
Bakan olunca tekrar başvurmuş ve bu kez İpsala Gümrük Müdürlüğüne
tayin edilmiş olduğunu kendisi bana anlattı... Harun GÜREL ile samimi
arkadaşlığımız dolayısıyla kendisi benden zaman zaman 200.000.— TL.
ve 300.000.— TL. miktarlarında borç para aldığı olurdu. Bu parasal
ilişkimiz kendisi Gümrük Müdürü olduktan sonra da devam: etti» şeklinde
anlatmıştır.
Sanık Abuzer UĞURLU’nun ifadesinin son tümcesinde sözünü ettiği
parasal ilişkiyi borç verme biçiminde nitelendirmeye yer yoktur. Zira,
sanık Harun GÜREL’in eşi Ayşe GÜREL in Banka hesaplarında yatan
paranın tutarı, borç almayı gereksindirmiyecek düzeydedir. Bu bakımdan
yukarıdaki ifadenin son tümcesi gerçekte, sanık Abuzer UĞURLU’nun
Emniyet’te alınmış olup, gümrükten geçirdiği her Tır için sanık Harun
GÜREL’e 700.0000.- TL. verdiğini belirten sözlerini doğrulamaktadır.
579E.1981/2
2) BANKA KAYITLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ :
Kararın deliller kesiminde gösterilen bulgular; sanık Şaban
EYÜBOĞLU’nun Yapı ve Kredi Bankası Yukarıayrancı Şubesindeki
hesabına 3.4.1978 tarihinden itibaren sanıklar Uğurcan ELMAS, Harun
GÜREL ve Abuzer UĞURLU’dan para gelmeye ve 12.4.1978 tarihinden
itibaren de sanık Tuncay MATARACI’nın bu paralara tasarruf etmeye
başladığını ortaya koymuştur. Bu karşılıklı hesap hareketi sonunda,
2.620.000.— TL. nın kendi üzerinde kalmış bulunduğu, sanık Şaban
EYÜBOĞLU tarafından ayrıca ikrar edilmiştir. Ancak, adı geçen sanık,
esasa ilişkin savunmasında; banka hesabına gelen paraların bir suçtan
kaynaklandığını o tarihlerde bilmediğini ve sanıklar Tuncay MATARACI
ile Harun GÜREL’e satılan dairelerin bedeli olarak bu paralan kabul
ettiğini öne sürmüştür.
Sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun suç kastını belirleyebilmek için;
kararın aşağıda VII. bölümünde değinilecek olan rüşvet suçuna konu
olan 7.800.000.— TL. mn da, aynı banka hesabına girmiş olduğunu ve
yeri geldiğinde belirtileceği üzere, adı geçen sanığın, rüşvet paralarının
alınmasına aracı olmasının dışında, ayrıca eylemlerde bulunduğunu da bir
bütün olarak gözönünde tutmak gerekir.
Toplanan delillere göre, sanık Şaban EYÜBOĞLU, inşa ettiği
apartmandan iki daireyi, tapu işlemlerini yapmaksızın sanık Tuncay
MATARACI’ya haricen satmış ve teslim etmiştir. Bunun gibi sanığın
kardeşi Sefer EYÜBOĞLU da, başka bir apartmanın dairesini tapuda
sanık Harun GÜREL’e satmıştır.
Sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun, banka hesabına gelen paralardan
4-4,5 milyon liralık bölümün sanık Harun GÜREL’e satılan daire bedeli
olduğu yolundaki savunması tutarlı ve samimi görülmemiştir. Zira, adı
geçen sanık, 18.1.1981 günü Soruşturma Komisyonu önünde; «Harun
GÜREL, kardeşim Sefer EYÜBOĞLU’ndan 1,5 milyon liraya bir
daire almıştı» dediği halde, Yüce Divan’da daire bedelini bu kez 4-4,5
milyon liraya yükseltmiştir. Gerçek satış bedelinin ise, sanık Şaban
EYÜBOĞLU’nun bildirdiği bu değerlerden hiç biri olmayıp, 1.080.000.—
TL. ndan ibaret bulunduğu, sanık Harun GÜREL tarafından Yüce Divan’a
ibraz edilen 10.8.1977 günlü yazılı satış sözleşmesinin onanlı örneğinden
anlaşılmıştır. Ayrıca tanık olarak dinlenen Sefer EYÜBOĞLU’da, söz
konusu daireyi 1.100.000.— TL. na sattığım bildirmiş ve yazılı sözleşme
E.1981/2 580
altındaki imzanın kendi imzası olduğunu kabul etmiştir. Esasen sanık
Şaban EYÜBOĞLU, Soruşturma Komisyonunda verdiği ifadede; Mehmet
Adıgüzel AS adıyla gelen iki adet havalenin tutarlarını, 1.000.000.— ve
500.000.— TL. olarak hatırladığını bildirmiş ve satış bedelini de buna
göre belirlemiştir. Oysa, Mehmet Adıgüzel AS adıyla gelen havaleler,
1.500. 000.— ve 625.000.— TL. olmak üzere toplam 2.125.000.— TL.
dır. Adı geçen sanığın, «Gönderen : Şaban EYÜBOĞLU - Alacak, olan:
Şaban EYÜBOĞLU» biçiminde düzenlenen havalelerin sanık Harun
GÜREL tarafından gönderildiğinin ortaya çıkarıldığını İddianameden
öğrenmesinden sora duruşmalarda, daire bedelinin, bu kez 4-4,5 milyon
lira olduğunu savunması, Onun suç kastını açığa vurmuştur.
Özetlenirse, sanık Harun GÜREL’in satın aldığı daire bedelinin,
1.080.000. TL. ndan ibaret olduğu ve bunun 700.000.— TL. lık
bölümünün sözleşme tarihi olan 10.8.1977 gününde ödenmiş bulunduğu,
yazılı sözleşme, tanık Sefer EYÜBOĞLU’nun yeminli ifadeleri ve bizzat
sanık Harun GÜREL’in savunmalarıyla sübuta erdiğinden sanık Şaban
EYÜBOĞLU’nun bu konu ile ilgili savunmalarına itibar edilmemiştir.
Sanık Abuzer UĞURLU vekilinin, 18.9.1978 günlü havale
kağıdındaki adres yanlışlığına dayalı savunması da, bizzat sanık Abuzer
UĞURLU’nun, daha önce sorgusu sırasında duruşma tutanaklarına geçmiş
bulunan «adres benimdir» biçimindeki sözleriyle çürütülmüş durumdadır.
3) İSTİHBARAT RAPORUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ :
Türlü alanlarda Devlet çapında istihbarat elde etmek amacıyla
22.7.1965 gününde yürürlüğe konulan 644 sayılı «Milli İstihbarat Teşkilâtı
Kanunu» kuralları önünde, istihbarat raporlarının sözkonusu kurallar
açısından bir değer taşıdığında kuşku duyulamaz. Genel olarak yasal
bir değer taşımaktadır. Yukarıda deliller bölümüne geçirilen istihbarat
raporunun, içerdiği bilgiler bakımından, yukarıdaki deliller doğrultusunda
olduğu görülerek, delil gücü taşıdığı kabul edilmiştir.
Nitekim, rapora göre, sanık Harun GÜREL in Kapıkule Gümrük
Müdürü yapılabileceği, kendisinin İpsala’va tayininden 15-20 gün önce
haber alınmıştır. Adı geçen sanık da, evi İstanbul’da bulunduğu halde oraya
tayinini istememiş olmasının nedeni önsoruşturma sırasında kendisinden
sorulduğunda; «Ben direkt olarak kapılar olsun diye düşünmedim,
kendileri öyle münasip gördüler, hatta Kapıkule’ye veriyorlardı sonradan
581E.1981/2
çevirdiler İpsala’ya dediler» yanıtını vererek istihbarat raporunun
gerçekçiliğini ortaya koymuştur.
UYGULAMAYA İLİŞKİN AÇIKLAMALAR:
A — SANIK TUNCAY MATARACI NIN DURUMU :
Gümrük ve Tekel Bakanlığı’nın, sanık Tuncay MATARACI
dönemindeki üst düzey görevlileri tanık olarak dinlendiklerinde; sanık
Harun GÜREL’in Gümrük Müdürü olarak atanmasına karşı çıktıklarını ve
Bakanı bu atamayı yapmaktan vazgeçirmeye çalıştıklarını bildirmişlerdir.
Bu görevlilerin ifadesine göre, karmaşık Gümrük Mevzuatına ve
bunlarla ilgili uygulamaya yabancı bir kişinin Gümrük Müdürü olması
görülmüş şey değildir. Ancak, sanık Tuncay MATARACI, bu uyarı ve
engellemelere karşın, söz konusu atamayı, hizmet gereklerine aykırı olarak
gerçekleştirmiş ve böylece, Türk Ceza Kanunu’nun 213. maddesinin
anlatımıyla, yapmamaya mecbur olduğu şeyi yapmıştır. Sanık, atamayı
yapmakla yetinmemiş, Vali tarafından iki kez işten el çektirilmiş olan sanık
Harun GÜREL’in yeniden göreve başlatılması için gayret göstermiştir.
Sanık Tuncay MATARACI’nın belirtilen tutum ve davranışları yaptığı
rüşvet anlaşmasının içeriğinden kaynaklanmaktadır. Şöyle ki ;
Sanık Abuzer UĞURLU, Emniyet Müdürlüğünde verdiği ifadede;
«Harun GÜREL’in İpsala’ya Gümrük Müdürü olması için Şaban
EYÜBOĞLU vasıtasıyla Ankara’ya bir söz vermesi lâzımdı, onu da
vermişti, kendisine çok güveniyordu» diyerek, hem rüşvet anlaşmasının asıl
taraflarından birinin sanık Harun GÜREL olduğunu, hem de anlaşmanın
temel koşulunu belli etmiştir. Gerçi, sanık Harun GÜREL’in ne yolda söz
verdiği belirtilmiş değilse de, Onun eylemleri bu sözün niceliğini açıklığa
kavuşturmuştur. Adı geçen sanığın, toplam tutarı 10.075.000.— TL. na
ulaşan 10 adet havaleyi, aralıklı tarihlerde, sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun
hesabına göndermiş bulunmasından anlaşılmaktadır ki, kaçakçıların
yurda kaçak mal sokmalarını sağlayacağına ve bunun karşılığında
alacağı paraları sanık Tuncay MATARACI’ya aktaracağına söz vermiştir.
Nitekim, sanık Tuncay MATARACI’da, sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun
«Rizelidir, dürüsttür, iyi arkadaştır» biçimindeki sözleri üzerine sanık
Harun GÜREL’i İpsala Gümrük Müdürü olarak tayin ettiğini kaçamaklı
bir ifadeyle duruşmalarda açıklamış bulunmaktadır.
E.1981/2 582
Rüşvet anlaşmasının belirlenen koşul üzerinde oluşturulduğu, yine
sanık Abuzer UĞURLU’nun başkaca anlatımları ve rüşvet tanıklarının
sözleriyle de doğrulanmaktadır. Gerçekten, adı geçen sanık, Emniyet
Müdürlüğünde verdiği ifade sırasında şunları söylemiştir : «Gümrüklerden
Tır’ları geçirirken bizden para almıyordu, bu alınan paralardan Bakanlığa
yani o devrin Bakanı olan Tuncay MATARACI’ya para gönderilmiş
olabilir, fakat bu konuyu gümrükçüler daha iyi bilir».
Tanık Süleyman Necati TOPUZ’un; «Tuncay MATARACI her ay
Trakya Gümrük kapılarından (Dereköy-İpsala-Kapıkule kapılarından)
beş milyon TL. sı alıyordu», tanık Nizamettin AYTEMİZ’in; «İpsala
kapısı bir darphaneydi. Darphaneden maksat, kaçakçılık yoluyla buradan
büyük paralar elde ediliyordu ve bu paraların bir kısmı MATARACI’ya
kadar uzanıyordu» biçimindeki sözleri de rüşvet anlaşmasının belirlenen
içeriğini pekiştirmektedir.
Rüşvet anlaşmasının bu içeriği, ceza uygulamasına iki yönden etken
olmuştur:
a) Cezanın alt sınırının aşılmasına neden olarak kabul edilmiştir.
Zira, rüşvet anlaşması, milli ekonomi ve genel güvenlikle sıkı sıkıya
ilişkili bulunan gümrük kapılarının, kaçakçılar yararına aralanmasına
yol açmıştır. Kaçakçıların, sanık Harun GÜREL’in İpsala Gümrük
Müdürlüğü görevinde bulunduğu sırada Yurda hangi kaçak malları
getirdikleri belli değildir. Sanık Abuzer UĞURLU’nun, Cumhuriyet
Savcılığında verdiği ve doğruluğunu duruşmada kabul ettiği ifadesinde,
1974 yılından önce, Bulgaristan Hükümetinden aldığı silahları kaçak
olarak Türkiye’ye soktuğunu Af Yasasına sığınarak açık açık söylediği
gözönünde tutulunca, sanık Tuncay MATARACI’nın belirtilen biçimde
vaptığı rüşvet anlaşmasının ağırlığı belli olmaktadır. Bu nedenle. sanık
Tuncay MATARACI’nın, bu rüşvet suçundan dolayı cezalandırılmasında,
Türk Ceza Kanunu’nun 213/2 maddesinde yazılı cezanın alt sınırının
aşılması ve sanığın, işlediği öteki rüşvet suçlarından mahkûm olduğu
cezalardan daha fazla hürriyeti bağlayıcı bir ceza ile cezalandırılması
gerekli görülmüştür.
b) Rüşvet anlaşmasının saptanan içeriğine göre, anılan Yasa’nın 80.
maddesinin uygulanmasına da yer kalmamıştır.
Gerçekten, Soruşturma Komisyonu Raporunda rüşvet paralarının
değişik tarihlerde gönderilmiş bulunduğu olgusuna; Cumhuriyet
583E.1981/2
Başsavcısının esasa ilişkin düşüncesinde de, sanık Harun GÜREL’in
önce tayinini sağlıyabilmesi, sonra da İpsala Gümrük Müdürlüğünde
kalabilmesi için rüşvet verdiği gerekçesine dayanılarak, adı geçen sanık ile
birlikte sanıklar Tuncay MATARACI ile Şaban EYÜBOĞLU haklarında
Türk Ceza Kanununun 80. maddesinin uygulanması gerektiği görüşü yer
almıştır.
Ancak, sanık Tuncay MATARACI’ya, Türkiye’ye kaçak mal
sokuldukça para gönderilmesi esasen rüşvet anlaşmasında öngörülmüş
bulunmaktadır. Yasanın düzenlemesine göre rüşvet suçu, tarafların
anlaştıkları anda tamamlanmış olacağından, Soruşturma Komisyonu
Raporundaki gerekçeye dayanılarak anılan maddenin uygulanmasına yer
kalmamıştır.
Yine rüşvet anlaşmasının içeriğine göre, sanık Tuncay
MATARACI’nın bu anlaşmadan doğan menfaatinin sanık Harun GÜREL’
in görev başında kalmasını gerektirdiği de ortadadır. Bu nedenle,
sanık Tuncay MATARACI’nın Edirne Valisi tarafından iki kez işten
el çektirilmiş olan sanık Harun GÜREL’i yeniden göreve başlatmak
üzere gösterdiği çabalan sanık Harun GÜREL ile yaptığı yeni bir rüşvet
anlaşmasının varlığına değil, başlangıçta yapılan rüşvet anlaşmasının
içeriğine bağlamak gerekli görülmüş ve isteme aykırı olarak anılan 80.
madde uygulanmamıştır.
Sonuç olarak, Gümrük ve Tekel eski Bakanı sanık Tuncay
MATARACI’nın, Emekli Jandarma Astsubayı Harun GÜREL’in İpsala
Gümrük Müdürlüğüne atanması için sanıklar Abuzer UĞURLU, Uğurcan
ELMAS ve Harun GÜREL ile rüşvet anlaşması yaparak bunlardan toplam
10.925.000.— TL. rüşvet .aldığı sübuta ermiş, sanığın savunmaları geçerli
görülmemiş bulunduğundan, eylemine uyan Türk Ceza Kanununun 213/2.
ve 225/1. maddeleri gereğince mahkûmiyetine karar verilmesi gerekmiştir.
B — SANIK ŞABAN EYÜBOĞLU’NUN DURUMU
Toplanan delillere göre, Gümrük ve Tekel eski Bakam Tuncay
MATARACI ile çıkarcı çevreler arasında genelde irtibatı sağladığı
anlaşılan sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun; Emekli Jandarma Astsubayı
Harun GÜREL’in İpsala’ya atanması konusunda en az iki kez sanık Abuzer
UĞURLU ile görüşerek rüşvet anlaşması yapılmasını sağladığı ve rüşvet
anlaşması gereğince gelen paralan kendi banka hesabına kabul etmek ve
sonra sanık Tuncay MATARACI’ya ve onun talimatı üzerine yakınlarına
E.1981/2 584
aktarmak ve ayrıca para için sanık Abuzer UĞURLU’yu sıkıştırmak
suretiyle aracılığını, kesin biçimde sanık Abuzer MATARACI yararına
yaptığı sübuta erdiğinden,80. madde ayrık kalmak üzere, Cumhuriyet
Başsavcısının istemine uygun olarak Türk Ceza Kanunu’nun 226. ve 65.
maddeleri yoluyla aynı Kanunun 213/2. ve 225/1. maddeleri gereğince
cezalandırılması ve ceza miktarının saptanmasında, rüşvet anlaşmasının
yukarıda değinilen vehametinin gözönünde tutulması gerekli görülmüştür.
C — SANIK ABUZER UĞURLU NUN DURUMU :
Sanık Abuzer UĞURLU; kaçakçılık işlerini kolaylaştırabilecek
bir kişi olarak sanık Harun GÜREL’i bulmuş, Onu ve sanık Uğurdan
ELMAS’ı da yanma alarak, birlikte, sanık Şaban EYÜBOĞLU aracılığıyla
Gümrük ve Tekel eski Bakanı Tuncay MATARACI ile rüşvet anlaşması
yapmıştır.
Anlaşmanın rüşvet veren tarafında sanıklar Abuzer UĞURLU,
Uğurcan ELMAS ve Harun GÜREL’in bir arada bulunması ve suçun
anlaşmanın yapılmasıyla birlikte tamamlanmış olması nedenleriyle,
sanık Abuzer UĞURLU’nun, sanık Tuncay MATARACI’va gönderdiği
250.000.— TL.nın kendisine sanık Harun GÜREL tarafından verilmiş
olduğu yolundaki savunması sonuca etkili görülmemiştir. Zira, adı geçen
sanık, Gümrükten her Tır geçişinde sanık Harun GÜREL’e para vermiştir.
Bu oluşa göre sanık Abuzer UĞURLU’nun öteki sanık Harun GÜREL’in
aracısı kabul edilemez.
Rüşvet anlaşmasının konusu, sanık Harun GÜREL’in Bakan
tarafından uygun görülecek herhangi bir yere ve göreve tayin edilmesi
değildir. Atamanın, kaçakçılığa elverişli olan Kapıkule Gümrük Kapısına
yapılması rüşvet anlaşmasında öngörülmüş, sonradan İpsala daha uygun
bulunmuştur. Bu durum kanun ve nizamlara aykırılıkların derecesini
artırdığından, Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinde yer alan açık kural
gereğince burada da cezanın alt sınırının aşılması gerekli görülmüştür.
D — SANIK UĞURCAN ELMAS’IN DURUMU :
Sanığın eylemleri, Soruşturma Komisyonu Raporunda rüşvet verene
aracılık biçiminde nitelendirilmiş olmakla beraber, yapılan yargılama,
bu eylemlerin doğrudan rüşvet verme derecesine vardığım ve sanığın
tamamiyle sanık Abuzer UĞURLU’nun yanında yer aldığını göstermiştir.
585E.1981/2
Gerçekten, sanık Uğurcan ELMAS, ön soruşturma sırasında,
18.2.1981 günü verdiği ifadede sanık Abuzer UĞURLU tarafından,
1968-1969 yıllarında getirilen kaçak sigara işine ortak edildiğini açık açık
söylemiş bulunmaktadır.
Geçmişte böylesine bir ortaklık mevcut olduğuna ve sanık Abuzer
UĞURLU, gümrük kapılarına tayin konusunu sanık Şaban EYÜBOĞLU
ile konuşma yeri olarak sanık Uğurcan ELMAS’ın lokantasını seçtiğine
göre, adı geçen sanığın rüşvet anlaşmasının dışında kaldığı, yalnızca
para ödemesinde aracı olduğu düşünülemez. Nitekim, Abuzer UĞURLU,
Uğurcan ELMAS ortaklığının, rüşvet anlaşmasından sonra da sürdüğü,
1978 Haziran ayında yaptıkları 1450 Kg. lık esrar kaçakçılığından
dolayı her ikisinin de İnterpol örgütünce aranmakta olduğu, hem
Abuzer UĞURLU’nun Emniyet Müdürlüğünde verdiği ifadeden, hem
de İnterpolün daha önce sözü edilen bülteninden anlaşılmaktadır. Bu
nedenlerle, sanık Uğurcan ELMAS’ın 600.000.— TL. lık suç konusu
çeki, rüşvet anlaşmasının doğrudan doğruya bir tarafı olarak sanık Abuzer
UĞURLU’ya verdiği ve bu kanaldan sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun
paravan banka hesabına geçirdiği kabul edilmiş ve sonuçta Cumhuriyet
Başsavcısının istemine uygun olarak Türk Ceza Kanun’nun 220. maddesi
gereğince mahkûm edilmesi gerekli görülmüştür.
Anılan madde çerçevesinde ceza tutarlarının saptanmasında, sanık
Abuzer UĞURLU’nun suçluluk derecesinde değinilmiş olan durumlar
göz önünde tutulmuş ve her iki sanığa aynı cezanın verilmesi uygun
bulunmuştur.
E — SANIK HARUN GÜREL İN DURUMU :
Soruşturma Komisyonu Raporunda sanık Harun GÜREL;
kendisinin tayini için yapılmış olan rüşvet anlaşması gereğince, kimi
kaçakçılar ve özellikle sanık Abuzer UĞURLU tarafından verilen rüşvetin
10.075.000.— TL. lık bölümünü, rüşvet alan Tuncay MATARACI’ya
iletilmek üzere, değişik tarihlerde, sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun paravan
banka hesabına göndermiş bulunmasından dolayı suçlanmıştır. Toplanan
ve yukarıda açıklanmış olan delillerle sanığın, rüşvet verdiği sübuta
ermiştir.
Gerçekten, sanık Harun GÜREL, kimi kaçakçılardan ve bu
arada özellikle Abuzer UĞURLU’dan aldığı paraları sanık Şaban
E.1981/2 586
EYÜBOĞLU’nun banka hesabına göndermiştir. Ancak, sanığın,
Gümrükten Tır geçirmesi karşılığında kaçakçılardan para aldığı ve esasen
rüşvet anlaşmasının da bu koşula bağlı olarak yapılmış bulunduğu, sanık
Tuncay MATARACI’nın eylemleri dolayısıyle belirtilmiş, olup bunların
yinelenmesine gerek görülmemiştir. Yargılamanın sonucuna göre, sanık
Harun GÜREL’in, bu rüşvet anlaşmasının taraflarından biridir. Nitekim,
sanık Şaban EYÜBOĞLU, önsoruşturma sırasındaki 13.1.1981 günlü
ifadesinde; bir otelde, arkadaşlarının «meşhur Abuzer UĞURLU şudur»
diyerek gösterip tanışdırdıklarını bildirmiş, Yüce Divan’daki sorgusunda
ise; tanıştırmayı yapan arkadaşının sanık Harun GÜREL olduğunu
açıklamşıtır.
Belirtilen nedenlerle, sanık Harun GÜREL’in eyleminin soruşturma
Kurulu Raporunda yazılı olduğu gibi rüşvet verene aracılık değil,
Cumhuriyet Başsavcısınca esas hakkındaki düşüncesinde belirtildiği
üzere, «rüşvet vermek» biçiminde nitelendirilmiştir.
Sanığın eylemine uyan Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinde,
rüşvet vait, teklif ya da ita eden kimse için, «kanun ve nizama vukubulan
muhalefetin derecesine ve istenilen şeyin kısmen veya tamamen yapılmış
olup olmamasına göre» cezanın artırılabilmesi öngörülmüştür.
Sanık Tuncay MATARACI’nın cezasının artırılmasında gösterilen
nedenler sanık Harun GÜREL yönünden de geçerlidir. O halde, sanık
Harun GÜREL’e, rüşvet vermek suçundan dolayı eylemine uyan Türk
Ceza Kanununun 220. maddesinde yazılı cezanın üst sınırı uygulanmalıdır.
VII — HAYDARPAŞA GÜMRÜK MÜDÜR VEKİLLİĞİNE
ATANMASINDAN KISA BİR SÜRE SONRA
TUTUKLANMASI NEDENİYLE VEKALET
GÖREVİNDEN UZAKLAŞTIRILAN VE SONRA DA
AÇIĞA ALINAN ALİ GALİP KAYIRAN’IN YENİDEN
AYNI GÖREVE ATANMASI İÇİN RÜŞVET ALMAK VE
VERMEK SUÇ LARI :
İDDİA :
Soruşturma Komisyonu Raporunda ;
A — Sanık Tuncay MATARACI’nın :
«Haydarpaşa Gümrük Müdür Vekilliğine atanmasından kısa bir süre
sonra (babalar operasyonu) diye bilinen soruşturma sırasında tutuklanan
587E.1981/2
ve bir süre sonra tahliye olunan Ali Galip KAYIRAN ın yeniden aynı
göreve getirilmesi veya Haydarpaşa Gümrüğüne onun paralelindeki bir
müdürün atanması için Ali Galip KAYIRAN’dan 1.500.000.— TL.,
Yusuf YAMAN’dan 5.000.000- TL., et ihracatçısı Mustafa ÖZSOY’dan
2.800.000.— TL. olmak üzere toplanı 9.300.000.— TL. tutarında rüşvet
almak suretiyle Türk Ceza Kanununun 213, 225 ve 80 nci maddelerini
ihlâl ettiği»
B — Sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun :
«Ali Galip KAYIRAN’ın atanması işiyle ilgili olarak bir kısım
kaçakçılar ve Ali Galip KAYIRAN’la görüşerek Gümrük ve Tekel eski
Bakanı Tuncay MATARACI ile bu kişiler arasındaki rüşvet arılaşmasına
aracı olduğu ve bu meyanda demir ithalatçısı Yusuf YAMAN’ın verdiği
5.000.000.— TL. Mustafa ÖZSOY’un verdiği 2.800.000.— TL. ve Ali
Galip KAYIRAN’ın verdiği 1.500.000.— TL. paravan banka hesaplarında
gizlemek suretiyle ve bilahare Tuncay MATARACI’nın verdiği talimat
gereğince gerek Tuncay MATARACI’ya gerekse onun belirttiği diğer
kişilere intikalini sağlayarak suçun işlenmesine müzaharet ve muavenette
bulunduğu ve böylece Türk Ceza Kanununun 65 ve 226 ncı maddeleri
delaletiyle aynı Kanunun 213 ncü ve 80 nci maddesini ihlâl ettiği;
C — Sanık Ali Galip KAYIRAN’ın :
«Haydarpaşa Gümrük Müdür Vekilliği sırasında ünlü bir kaçakçılık
suçuna karıştığı iddiasıyla bazı kimselerle birlikte tutuklanması nedeniyle
işten elçektirildiği tahliye olduktan sonra, tekrar işe alınması için bir
kısım kaçakçılar tarafından sürdürülen çabalara iştirak ederek, Yaşar
YAMAK’tan borç adı altında aldığı 1,5 milyon liralık çeki Tuncay
MATARACI’ya iletmek suretiyle Türk Ceza Kanununun 220 nci
maddesini ihlâl ettiği»;
D —Sanık Yusuf YAMAN’ın :
«Ali Galip KAYIRAN’ın tayini ile ilgili olmak üzere Nusret
GERDAN eliyle 2.000.000.— TL. ve ayrıca Necati KUTLU eliyle
3.000.000.— TL. olmak üzere toplam 5.000.000.— TL. tutarındaki
rüşveti Gümrük ve Tekel eski Bakanı Tuncay MATARACI’ya iletilmek
üzere Şaban EYÜBOĞLU adına açılan paravan hesaba göndermek
suretiyle Türk Ceza Kanunu’nun 220 nci maddesini ihlâl ettiği»;
ileri sürülmüştür.
E.1981/2 588
İDDİALARA İLİŞKİN OLGULAR :
Sanık Tuncay MATARACI; görevi süresince olumlu bir sicile sahip
olmayan, yeteneksiz ve hakkında görevi ile çeşitli söylentiler bulunan, bu
nedenlerle de kendi Bakanlık döneminde Derince Gümrüğünden alınarak
etkin olmayan bir göreve getirdiği Ali Galip KAYIRAN’ı aradan bir süre
geçtikten sonra bu kez de 23.11.1978 tarihinde Bakanlık ileri gelenlerinin
karşı çıkmalarına rağmen önemli bir gümrük kapısı olan Haydarpaşa
Gümrük Müdürlüğü Vekilliğine atamıştır.
Sanık Ali Galip KAYIRAN, bu görevini sürdürürken 16.4.1979
günü İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığınca gözaltına alınmış, 23.4.1979
gününde de Sıkıyönetim Askeri Mahkemesince tutuklanmıştır. Tutuklama
kararının dosya içerisinde bulunan onanlı örneğinde tutuklama nedeni
olarak sanığın, toplu silâh kaçakçılığı yaptığı, 1567 ve 6136 sayılı Yasalara
aykırı davrandığı yolunda güçlü belirtilerin bulunması gösterilmiştir.
Sanık, 30.4.1979 gününde salıverilmiş olmakla beraber, hakkındaki
soruşturmanın devam etmekte olduğu getirtilerek incelenen hazırlık
soruşturma dosyasından anlaşılmıştır.
Ancak, sözü edilen hazırlık soruşturması dosyasında yeralan
belgelerden bir bölümünün onanlı örnekleri Soruşturma Komisyonunca
çıkartılarak sanık Tuncay MATARACI ve suç ortakları ile ilgili
soruşturma dosyasına daha önceden konulmuş bulunmaktadır. Önemli
belgelerden biri, İbrahim TELEMEN adlı kişinin İstanbul Sıkıyönetim
Komutanlığına göndermiş olduğu 25.3.1979 günlü ihbar mektubudur (K.
12, S. 152-155). Bu mektupta, kaçakçılığın nasıl yapıldığı, kaçakçıların
adı açıklanarak anlatılmakta ve Haydarpaşa Gümrük Müdür Vekili
Ali Galip KAYIRAN’ın kaçakçıların en büyük yardımcısı olduğu,
Haydarpaşa’dan her ay 15-20 bin tabancanın sokulup Abuzer’e verildiği
ileri sürülmektedir. Bu ihbar üzerine girişilen soruşturma dolayısıyla sanık
Ali Galip K.AYIRAN’ın evinde yapılan aramada 590.000. —TL. nakit
para, toplam tutarı 1.774.500.—TL. na ulaşan 19 adet bono, iki galon
viski, yabancı para kolleksiyonu ele geçirilmiş ve ayrıca adıgeçen sanık
adına 1.000.000.— TL.lık bir banka hesabının varlığı saptanmıştır.
Haydarpaşa Gümrük Müdürlüğünü vekâleten tedvire memur edilmiş
olan sanığın sözü edilen soruşturma nedeniyle gözaltına alınması üzerine
19.4.1979 tarihinde vekâlet görevine son verilmiş ve 30.4.1979 tarihinde
salıverilmesinden hemen sonra işten elçektirilmiş olması nedeniyle tekrar
aynı göreve iadesi konusunda girişimlere başlanılmıştır.
589E.1981/2
Yukarıda miktarları belirtilmiş olan paraların bu girişimlerden
olumlu sonuç alınmasını temin amacıyla rüşvet olarak verildiği
hususundaki delillere gelince;
1) RÜŞVET ANLAŞMASININ OLUŞUM VE KONUSU :
Tanık Ahmet ALTINAL 23.2.1981 günlü ifadesinde, özetle; sanık
Ali Galip KAYIRAN ile Mustafa ÖZSOY’u çok önceden tanıdığını,
Babalar Operasyonundan sonra, bir gün, yazıhanesine gelen Mustafa
ÖZSOY’un yanında getirdiği Şaban EYÜBOĞLU’nu; «Bakanın en
yakın dostlarından biridir» diye kendisine ve orada bulunan Ali Galip
KAYIRAN’a tanıttığını, konuşmalar sırasında Mustafa ÖZSOY’un «bir
tayin işiniz olursa evelallah yaparım» dediğini, bu arada beş milyon
liranın sanıklardan Şaban EYÜBOĞLU na verildiği ya da verileceğinden
söz edildiğini, bu buluşma ve görüşmeden sonra bir başka gün Mustafa
ÖZSOY’un kendisini telefonla arıyarak Kabataş’ta Hüseyin ÇİLİM’in
Set üstündeki yazıhanesine çağırdığını, sanıklar Şaban EYÜPOĞLU ve
Ali Galip KAYIRAN’m da hazır bulunduğu toplantıda sanık Ali Galip
KAYIRAN’ın açığa alınmasından sonra yeniden tayini konusunun ele
alındığını ve Mustafa ÖZSOY’un her an bu tayini yaptırabilecek tavır
takındığını ve bu iş için tutarını karşılayacağını belirttiği
2.250.000.— TL. lk bir çeki kendisinden istediğini, bu çeki
kendisinden istemesinin nedenini Mustafa ÖZSOY’un, adının
çeklerde görülmemesi tarzında yorumladığını, sözü geçen toplantıda
kendisinden istenilen bu hatır çekini vermemiş olmakla beraber sanık
Ali Galip KAYIRAN’m ısrarı üzerine ertesi gün verdiğini, tarihi açık
bırakılan 2.250.000.— TL. lık bu çekin 1980 yılı Haziran ayında İzzet
KÜÇÜKKAYA adındaki kişi tarafından tahsile konulmuş çek karşılığının
halen adıgeçen kişiye taksitler halinde ödenmekte olduğunu söylemiş;
(K. 7, S. 35—58) tanık Yavuz Yaşar YAMAK’da ön ve son soruşturma
aşamalarındaki ifadelerinde;
Ali Galip KAYIRAN’m salıverilmesinden 15—20 gün sonra
bürosuna geldiğini ve acilen paraya ihtiyacı olduğunu bildirerek 2 milyon
lira istediğini, bu 2 milyon liralık borç isteğine karşılık ona, çekle 1,5
milyon lira vermiş olduğunu ve bu alacağına karşı 10 gün sonra Mehmet
KURT adındaki kişiden 1 milyon lira alarak sanık Ali Galip KAYIRAN ile
olan borç ve alacak ilişkisini kestiğini, adıgeçen sanığın, salıverilmesinden
sonra yine eski görevine atanmayı ve böylece itibarını kazandıktan sonra
E.1981/2 590
görevden istifayı düşündüğünü, bu amaçla da sanıklar Yusuf Yaman, (...)
ve kimi sac tüccarlarıyla ilişki kurarak bir müteahhit aracılığıyla Tuncay
MATARACI’ya 5 milyon lira gönderildiğini, ancak kendisinin ya da kendi
paralelinde bir başka kişinin Haydarpaşa Gümrük Müdürlüğüne tayin
edilmemesi üzerine parayı verenler tarafından sıkıştırıldığını Ali Galip
KAYIRAN’dan öğrendiğini beyan etmiştir (K. 7, S. 144-158).
Tanık Nizamettin AYTEMİZ ise Soruşturma Komisyonu Altkurulu
önünde verdiği 26.12.1980 günlü ifadede;
Sanık Ali Galip KAYIRAN’la 1979 yılında İbrahim TELEMEN
adlı kaçakçının Beyoğlu’nda otelden düşerek ölmesi üzerine tutuklanması
nedeniyle Selimiye’de yattığı sırada tanıştığını, Ali Galip KAYIRAN’ın
bu sırada bunalımlar geçirdiğini, intihar etmeye kalkıştığını, kendisinden
neden böyle davrandığını sorunca (Elazığ Palu’lu Müstafa ÖZER adlı
kişi beni devamlı tehdit ediyor ve Tuncay MATARACI’ya 5 veya 7
milyon lira ödememi istiyor, bunun için intihar edeceğim cevabını
aldığını, bu tehditler sonunda Ali Galip KAYIRAN’ın Mustafa ÖZER’e
bir çek doldurup verdiğini, ancak, çeki zamanında ödeyemediğini,
çekin bir kere yenilendiğini, tekrar ödenemeyince de adıgeçen sanığa
Adana’dan arkadaşı Ahmet ALTINAL’ın kefil olduğunu; fakat, yine
ödenmemesi üzerine Mustafa ÖZER’in çeki icraya verdiğini, öte yandan,
Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığınca Ahmet ALTINAL hakkında tutuklama
müzekkeresi çıkarıldığını ve bir takım soruşturmalar yapıldığını, fakat
İstanbul Adliyesinde daha sonra çekin iptali yoluna gidildiğini, halen çekin
ortada olduğunu ve alacağın ne olduğunun da bilinmediğini bildirmiştir
(K. 3, S. 140).
2) RÜŞVET KONUSU PARALARIN ÖDENMESİ
HUSUSUNDAKİ OLGULAR ;
Sanık Yusuf YAMAN’ın verdiği 5.000.000.— TL.lık rüşvete ilişkin
banka kayıtları :
Yapı ve Kredi Bankası Kadıköy Şubesinden, Ankara Yukarıayrancı
Şubesindeki sanık Şaban EYÜBOĞLU hesabına geçirilmek üzere
10.5.1979 gününde çıkarılmış olan 3.000.000.— TL.lık havaleye ilişkin
istem kâğıdında; «Gönderen : Şaban EYÜBOĞLU, Rıhtım Cad. Fuatbey
İşhanı Kadıköy - İST. adına Necati KUTLU.
Alacak olan : Şaban EYÜBOĞLU 43-44 hes» ibareleri yazılıdır. Ay
591E.1981/2
rica, Necati KUTLU tarafından aynı gün ve yine Yapı ve Kredi Bankasının
havalenin çıkartıldığı Kadıköy Şubesinde sanık Yusuf YAMAN’a ait
3.000.000.— TL. lık çeki tahsil ettiği de saptanmış ve adıgeçen tanık
bu çekin ve Ankara’daki banka hesap numarasının kendisine sanık
Yusuf YAMAN tarafından verildiğini ve onun talimatı gereğince havale
çıkardığını bildirmiştir.
Anılan banka şubesinden yine Yukarıayrancı Şubesine
23.5.1979 gününde çıkarılmış bulunan 2.000.000.— TL. lık havaleye
ilişkin istem belgesinde ise : «Gönderen : Sn. Şaban EYÜBOĞLU, Rıhtım
Cad. Polat İşhanı K: 2 No: 28 Kadıköy adına Nusret GERDAN. Alacak
olan : Sn. Şaban EYÜBOĞLU 43-44.» ibareleri yazılıdır. Belgede adı ve
imzası bulunan Nusret GERDAN’ın sanık Yusuf YAMAN’m yeğeni ve
yazılı adresin de yine adıgeçen sanığın büro adresi olduğu saptanmıştır.
(K. 20, S. 275).
Tanık Nusret GERDAN; önsoruşturmadaki ifadesinde, 2.000.000.—
TL. nın ve Ankara’daki banka hesap numarasının kendisine sanık (...)
tarafından verildiğini ve onun buyruğu gereğince havale çıkardığını ısrarla
söylemiş bulunmasına karşın, son soruşturmada 2.000.000.— TL. nın
(...)’den borç olarak alınmış olması nedeniyle olayı karıştırdığını, paranın
aslında sanık olan dayısı Yusuf YAMAN’ın isteği üzerine havale ettiğini
bildirmiştir (Yüce Divan Tutanağı, S. 1339).
Sanık (...) ise, gerek soruşturmadaki yüzleştirme gerekse duruşma
sırasında; tanık Nusret GERDAN eliyle hiçbir yere havale göndermediğini
ve sanık Yusuf YAMAN’a da sözü geçen parayı borç olarak verdiğini
hatırlamadığını bildirmiştir. Bu durumda yukarıda gösterilen iki havalenin
sanık Yusuf YAMAN tarafından Şaban EYÜBOĞLU’nun adı verilerek
gönderildiği sonucuna varılmaktadır.
Diğer taraftan sanık Şaban EYÜBOĞLU da söz konusu toplam
5.000.000.— TL. nın sanık Tuncay MATARACI’ya gönderilen para
olduğunu kabul etmiştir.
Tanık Yavuz Yaşar YAMAK’ın, Türk Ticaret Bankası Göztepe
Şubesindeki hesabından keşide ederek sanık Ali Galip KAY IRAN’a
verdiği 14.6.1979 günlü hamiline çek karşılığı olan 1.500.000.— TL. nın
Adem RAKICIOĞLU tarafından tahsil edilerek İstanbul Bankası Unkapanı
Şubesindeki hesabına geçirildiği banka kayıtlarıyla belgelenmiştir.
E.1981/2 592
Sanık Salih Zeki RAKICIOĞLU, sözü edilen çekin tahsil edilmek
üzere kendisine sanık Tuncay MATARACI tarafından verildiğini
bildirmiştir. Öte yandan, çek sahibi Yavuz Yaşar Yamak ile gerek Adem
RAKICIOĞLU, gerek, sanık Salih Zeki RAKICIOĞLU arasında söz
konusu çekin verilmesini gerektiren kişisel ya da ticari nitelikte herhangi
bir ilişkinin varlığı da saptanamamıştır.
Adem RAKICIOĞLU’nun anılan banka şubesindeki hesabının,
sanık Tuncay MATARACI’nın aldığı rüşvet paralarından bir bölümünün
toplandığı paravan nitelikte bir hesap olduğu yukarılarda açıklanmış
bulunmaktadır.
Adının karıştığı silah kaçakçılığı nedeniyle tutuklanan sanık Ali
Galip KAYIRAN’ın salıverilmesini izleyen günlerde yeniden aynı
görevine iade edilmesi için girişimlerde bulunduğu tanık sözlerinden
anlaşılmaktadır.
Adıgeçen sanığın, salıverilmesinden bir süre sonra tanık Yavuz
Yaşar YAMAK’tan borç para istediği ve aldığı, aralarında bu tür bir
ilişkinin bir kez vuku bulduğu, her ikisinin sözlerine göre kesinlik kazanan
bir olgudur. Nitekim, tanık Mehmet KURT Soruşturma Kurulunda verdiği
ve doğruluğunu Yüce Divan önünde kabul ettiği ifadesinde, sanık Ali
Galip KAYIRAN’ın salıverilmesinden sonraki bir tarihte, birlikte dışarıda
yemeğe çıktıklarında demir işine yatırmak üzere bir arkadaşından borç para
alacağını söylenen sanığın Yavuz Yaşar YAMAK’ın Bağdat Caddesindeki
bürosuna uğradığını, dışarıda beklerken bir süre sonra kendisinin de çay
içmek için büroya çağrıldığını, birlikte bürodan çıktıklarında sanık Ali
Galip KAYIRAN’ın, «ben işimi hallettim» dediğini, sanığın elinde 1-1,5
milyon liranın konulabileceği paket ya da bir çanta olmadığından istediği
borç parayı Yavuz Yaşar YAMAK’tan çek olarak almış olması gerektiği
kanatinde olduğunu bildirmiştir.
Tanık Yavuz Yaşar YAMAK’ın keşide ettiği tüm çeklerin kullanıldığı
yerler banka kayıtlarıyla bellidir. Sanık Ali Galip KAYIRAN’ın tanık
beyanları hilâfına parayı nakden aldığına ilişkin savunması da hiçbir delil
ile doğrulanmadığı gibi, sanık bu tarz bir savunmayı yeğleyerek çekin
kullandığı yeri gizlemeye çalışmıştır. Bu durumda, yukarıda, belirtilen
olgular gözönünde tutulunca suç konusu 14.6.1979 günlü, 1.500.000.—
TL. İlk çek’in sanık Ali Galip KAYIRAN tarafından sanık Tuncay
MATARACI’ya verildiğinin kabulü gerekmektedir.
593E.1981/2
Kaçak olan Mustafa ÖZSOY’un verdiği 2.800.000.— TL. lık
rüşvete ilişkin banka kayıtları .
Mustafa ÖZSOY’un Türk Ticaret Bankası ve Osmanlı Bankası
Şubelerindeki hesapları üzerinden keşide etmiş olduğu Türk Ticaret
Bankası Çağlayan Şubesindeki hesaptan keşide edilen
15.6.1979 günlü, 658902 no.lu 400.000.— TL., Osmanlı Bankası
Adana Şubesindeki hesaptan keşide edilen 4.9.1979 günlü, 416761 no.lu
1.0. 000.— TL., aynı hesaptan keşide edilen 11.10.1979 günlü,
416762 no.lu 500.000.— TL., Osmanlı Bankası Kabataş Şubesindeki
hesaptan keşide edilen 30.11.1979 günlü, 462383 no.lu 900,000.— TL.
tutarındaki çeklerin sanık Şaban EYÜBOĞLU tarafından tahsil edilerek
Yapı ve Kredi Bankasının Yukarıayrancı Şubesindeki paravan hesabına
geçirilmiş bulunduğu banka kayıtlarıyla belgelenmiştir .
ESAS HAKKINDA MÜTALÂA
Cumhuriyet Başsavcısı bu suça ilişkin olarak aynen :
«Haydarpaşa gümrük müdürlüğünü vekâleten yürüten ve bu
sırada tutuklanan Ali Galip KAYIRAN tahliye olunduktan sonra Şaban
EYÜBOĞLU ile münasebet kurmuş, kendisi ve onun tayininden yararı
olacak kimseler eski görevine dönmesi için girişimde bulunmuşlardır.
Ali Galip KAYIRAN, Yaşar YAMAK’tan aldığı 14.6.1979 tarihli 1,5
milyon liralık çeki Tuncay MATARACI’nın paravan hesap sahibi Salih
Zeki RAKICIOĞLU’nun kardeşi Adem RAKICIOĞLU’nun İstanbul
Bankası Unkapanı Şubesindeki hesabına intikal ettirmiştir.
Ali Galip KAYIRAN ve Yaşar YAMAK’la bir ilişkisi olmayan Salih
Zeki RAKICIOĞLU çekin kendisine Tuncay MATARACI tarafından
verildiğini söylemiştir.
Ali Galip KAYIRAN’ın tahliyesinden 23 gün sonra Yapı ve Kredi
Bankasının Kadıköy Şubesinden iki milyon lira Nusret GERDAN
tarafından Şaban EYÜBOĞLU’nun Ayrancı Şubesindeki hesabına
gönderilmiştir. Nusret GERDAN duruşmada bu parayı Yusuf YAMAN’ın
sekreterine bıraktığını ve Yusuf YAMAN’ın talimatı gereği olarak ondan
alıp gönderdiğini ifade etmiştir.
E.1981/2 594
Gene Yusuf YAMAN’ın verdiği üç milyon liralık çek Necati KUTLU
tarafından Şaban EYÜBOĞLU’nun Ayrancı şubesindeki hesabına intikal
ettirilmişir.
Yusuf YAMAN 12.10.1981 tarihli dilekçesinde beş milyon lirayı
Tuncay MATARACI’nın Şaban EYÜBÜĞLU nezdindekı hesabına rüşvet
olarak gönderdiğini beyan ve kabul etmiştir.
Ayrıca, halen yurt dışında bulunan Mustafa ÖZSOY tarafından da 4
kalemde toplam olarak (2.800.000) lira Şaban EYÜBOĞLU’ nun Yapı ve
Kredi Bankası Yukarı Ayrancı Şubesindeki hesbına gönderilmiştir.
Banka kayıtları, Ahmet ALTINAL’ın Şaban EYÜPOĞLU ile
Ali Galip KAYIRAN’ın Mustafa ÖZSOY tarafından birbirleriyle
tanıştırıldıklarına dair ifadesi (13.8.1981), Yaşar YAMAK, Mehmet
KURT, Nusret GERDAN ve diğer tanıkların beyanlarıyla sübuta ermiştir.
Yukarıda sicil durumu belirtilen ve bu sicil dolayısiyle Haydarpaşa
gümrük müdürlüğüne atanmasına olanak bulunmayan Ali Galip
KAYIRAN’ın tekrar tayini sağlamak veya yatkın birini getirmek için
kendisi veya bu işten yararı olanlar rüşvet vermiş ve bu rüşvet parası
alınmış isede tayin gerçekleşmemiştir.
Bu itibarla :
1 — Tuncay MATARACI’nın Türk Ceza Kanununun 213/1,
80,225/1, 227/2 ve 31.,
2 — Ali Galip KAYIRAN’ın Türk Ceza Kanunun 220.,
3 — Yusuf YAMAN’m Türk Ceza Kanunun 220 inci,
4 — Şaban EYÜBOöLU’nun Türk Ceza Kanunun 226. maddesi
delaletiyle aynı Kanunun 213/1, 80, 225/1 ve 31 inci, maddelerine göre
cezalandırılmalarına karar verilmesini»
istemiştir.
SANIKLARIN SAVUNMALARI
A — SANIK TUNCAY MATARACI NIN SAVUNMASI :
Sanık savunmasında özetle : «Ali Galip KAYIRAN’ın tutuklanması
dolayısıyla memuriyetten kendiliğinden vazgeçtiğinin anlaşıldığını, bu
595E.1981/2
bakımdan Onun yeniden tayininin söz konusu olamayacağını, bu yön belli
olunca, da iddiada bu kez, (kendi paralelinde birisinin tayini) iddiası ortaya
atılarak böylece bilinmeyene doğru iddia ve davaya yön verildiğini kendi
paralelinde atanacak kişinin kim olduğunun dahi bilinmediğini, Salih Zeki
RAKICIOĞLU’nun kardeşinin banka hesabında çıkan ve Yavuz Yaşar
YAMAK’a ait olan çeki (Tuncay MATARACI verdi) demesinin aleyhte
delil olamayacağını, Şaban EYÜBOĞLU’nun hesabına Yusuf YAMAN ve
Mustafa ÖZSOY tarafından para gönderilmesi olgusuyla kendi arasında
bir irtibat kurmanın olası bulunmadığını, olayların kendisi dışında
oluştuğunu, herhangi bir ad altında para ya da çek almadığını beyanla
beraatına karar verilmesini» istemiştir.
B — SANIK ŞABAN EYÜBOĞLU’NUN SAVUNMASI :
Sanık savunmasında özetle: «Suçlamanın, Yavuz Yaşar YAMAK,
Nizamettin AYTEMİZ ve Ahmet ALTINAL’ın ifadelerine dayandırıldığını;
bunlardan Yavuz Yaşar YAMAK ilk ifadesinde, Ali Galip KAYIRAN’a iş
yapması için 1 milyon lira verdiğini ve bu alacağını sonradan tamamen
aldığını söylediği halde, sonraki ifadelerinde Ali Galip KAYIRAN’ı
saccıların baskısından kurtarmak için Ona çekle 1,5 milyon lira verdiğini
ve ancak 1 milyon lirasını geri alabildiğini, halen 500.000.— TL.
alacağı kaldığını bildirerek çelişkiye düştüğünü, Ali Galip KAYIRAN’ın
Haydarpaşa’ya atanmasından önce bu iş için Tuncay MATARACI
ile doğrudan doğruya görüştüğünün kendi sözleriyle sabit olduğunu,
tutuklanıp salıverilmesinden sonra yeniden görev isteğini duyurmak için
aracıya ihtiyacı bulunmadığı, nitekim tanık Yavuz Yaşar YAMAK’ında,
Alı Galip KAYIRAN’ın Tuncay MATARACI ile direkt görüştüğünü
söylediğini; suçlamanın diğer tanığı Nizamettin AYTEMİZ’in de bazı
olayları Ali Galip KAYIRAN ile bir arada tutuklu bulundukları 23.4.1979
- 30.4.1979 günleri arasında öğrendiğini bildirerek yanılgılara yolaçtığını,
adıgeçen tanığın sözünü ettiği çekin 6.6.1980 gününde Ahmet ALTINAL
tarafından Mustafa ÖZSOY’a verildiği soruşturmayla ortaya çıkarıldığına
göre, bu çekle ilgili çekişmelerin bir yıl önceki tarihte öğrenilmesi
olanağının bulunmadığını, Soruşturma Komisyonu’nunda bu yanlışlığın
farkına yarılamadığını, tanık Ahmet ALTINAL’ında, duruşmada, önceki
ifadesinin aksine, Mustafa ÜZSOY’un, kendisini göstererek (tayin işiniz
varsa Bakanın yakın dostudur) biçiminde bir beyanda bulunmadığını
açıklamış olduğunu, Mustafa ÖZSOY’la eskiden beri arkadaş olduğunu,
aralarında para alıp verdiklerini, ancak, kendisine yöneltilen bir sorunun
E.1981/2 596
içeriğine uygun olarak, atalarında tek kalemde 2,5 - 3 milyonluk para alıp
verme olmadığını önsoruşturma sırasında bildirmiş ise de, suç konusu
sayılan 2.800.000.— TL.nın bir bütün olarak gelmediğini dört kalem
halinde ayrı ayrı tarihlerde ve değişik miktarlarda gelmiş bulunduğunun
gözönünde tutulması gerektiğini, dördüncü kalem olarak gelen 900.000.—
TL. nın Tuncay MATARACI’nın Bakanlıktan ayrıldığı 16.11.1979
gününden sonra, 4.12.1979 gününde gönderildiğini, Bakanlığı
sona ermiş bir kişiye, hele olmayacağı anlaşılan bir iş için rüşvet
gönderilmesinin düşünülemeyeceğini, bu nedenle Mustafa ÖZSOY’un
kendisine gönderdiği 2.800.000. TL.nın, Ali Galip KAYIRAN’ın
tayiniyle ilgili olduğu iddiasının dayanaksız bulunduğunu, ayrıca Mustafa
ÖZSOY’a araba sattığının da bir gerçek olduğunu» belirterek beraati ne
karar verilmesini istemiştir.
C — SANIK ALİ GALİP KAYIRAN’IN SAVUNMASI :
Sanık savunmasında özetle : «Olayda Ali Galip KAYIRAN’ın tanık
Yavuz Yaşar YAMAK’a giderek Ondan bir miktar borç para istediği ve
aldığı doğrudur. Davada çözülmesi gerekli sorun, söz konusu paranın
ne amaçla, ne zaman ve ne miktarda istendiğinin; buna karşılık ne
miktarda ve ne biçimde para (nakitmi, çek mi?’) verildiğinin tam olarak
saptanmasıdır. İddia ve esas halikındaki mütalâa, tanık Yavuz Yaşar
YAMAK’ın soruşturma aşamalarındaki anlatımlarına dayandırılmıştır.
Ancak, adıgeçen tanık;
Paranın ne amaçla istendiği konusunda :
Soruşturma Komisyonu önünde; (Ali Galip KAYIRAN’m, tayin
işi için kimi tüccarlardan para aldığını ve şimdi bu tüccarların kendisini
sıkıştırdıklarını belirterek para istediğini) söylediği halde, Yüce Divan
önündeki tanıklığı sırasında Ali Galip KAYIRAN’ın borç para isteme
nedenini, Onun işsizliğine ve bir iş yapmak arzusuna bağlanmıştır.
Ne miktarda borç para istendiği konusunda :
Soruşturma Komisyonu önünde 9.1.1981 günlü ifadesinde; (bizden
iki milyon istedi ve ben iki milyon liraya karşılık kendisine bir milyon
lira para verdim), 27.2.1981 günlü ifadesinde de; (geçmiş tarihtir, benden
1 mi, 1,5 mu, 2 mi istedi, benim o günkü tarihe göre hatırladığım 1
dir... Ama bu paranın rakamı 1 de olabilir. 1,5 da olabilir) dediği halde,
597E.1981/2
Yüce Divan önünde; (kendisine ikiye müsait olmadığını, bir buçuk borç
verebileceğimi söyledim) demiştir.
Alınan borcun tamamen ödenip ödenmediği konusunda :
Soruşturma Komisyonu önünde; (bundan bakiye kalacak bir
alacağım yoktur) dediği halde, Yüce Divan önünde, halen 500 000.— TL.
alacağım vardır) demiştir.
Borç parayı ne biçimde verdiği konusunda ;
Bazı anlatımlarında nakit olarak, bazı anlatımlarında çek olarak
verdiğini söylemiştir.
Öte yandan, tanık Mehmet KURT Soruşturma Komisyonu önünde
yüzleştirme sırasında, Ali Galip KAYIRAN’ın (benim arabamla gittik,
elimde çanta vardı. Benim para mı, çek mi aldığımı Mehmet KURT
nereden bilecek) şeklindeki sözlerini doğrulamıştır.
Tanık Mahmut TUZCUOĞLU da; Ali Galip KAYIRAN’ın
Yavuz Yaşar YAMAK’m bürosuna geldiği zaman kendisinin de orada
bulunduğunu, Yavuz Yaşar YAMAK’ın yaptırdığı inşaatın ihtiyaçlarım
bir tarafa iterek 1 milyon lirayı Ali Galip KAYIRAN’a niçin borç
olarak verdiğini kendi kendine düşündüğünü, bir süre sonra Yavuz
Yaşar YAMAK’ın talimatı üzerine Kadıköy İş Bankası önüne giderek
tanık Mehmet KURT’un getirdiği 1 milyon lirayı alarak hemen inşaat
malzemesine yatırdığını bildirmektedir.
Bu ifadeler karşısında rüşvet vermek ve almak gibi bir iddiayı kabul
etmek mümkün değildir. Suçlamada özel bir yeri olan Yaşar YAMAK,
kendi anlatımlarına göre, eski ve ünlü bir kaçakçı olduğundan olaylardan
ve sorumluluktan kendisini dışlamak için türlü şekillerde konuşmuş ve
başkalarına cürüm yüklemeyi yeğlemiştir. Bu beyan, belge ve savunmalar
önünde sübuta varmak mümkün değildir. Nitekim Ali Galip KAYIRAN
veya paralelindeki bir kişi Haydarpaşa Gümrük Müdürlüğüne tayin
edilmiş de değildir. Bu nedenlerle BERAAT kararı verilmesi şayet rüşvet
vermek ve almak suçunun unsur ve koşullarının varlığı kabul edilecekse
olaydaki kanuna muhalefetin ciddi olmaması ve istenilen şeyin yerine
getirilmemiş bulunması nedenleriyle uygulamanın bir yıl hapis cezası
üzerinden yapılması gerekir.» demiştir.
E.1981/2 598
D — SANIK YUSUF YAMAN’IN SAVUNMASI :
Sanık savunmasında özetle : «Olayda Şaban EYÜBOĞLU’nun
banka hesabına kendisi eliyle toplam 5 milyon lira havale edildiğinin
gerçek olduğunu, fakat, bu havalenin rüşvet vermek kastıyla yapılmadığını,
zira, kendisinin Tuncay MATARACI’yı ve Şaban EYÜBOĞLU’nu
tanımadığını, havalenin Cemali SÖNMEZ adındaki kişinin talimatı
üzerine yapıldığını, olayları haricen bilen tek tanığın Yavuz Yaşar
YAMAK olduğunu, adıgeçen tanığın bildiklerinin ise sadece Ali Galip
KAYIRAN’dan duyduklarından ibaret bulunduğunu, buna göre, Ali Galip
KAYIRAN’ın kendisinin yeniden tayini ile ilgili olarak para toplandığını
ve bu parayı gönderttiğini, böylece masum kişileri yaktığını tanık Yavuz
Yaşar YAMAK’ın anlattığını, tanığın bu anlatımlarından anlaşıldığı
üzere kendisine verilen talimat gereğince bu paraları havale ettiğini, bir
rüşvet anlaşması varsa, bu anlaşmanın Ali Galip KAYIRAN ile Tuncay
MATARACI arasında yapılmış olması gerektiğini, Ahmet ALTINAL
ve Mustafa ÖZSOY’un topladığı paraların Şaban EYÜPOĞLU’nun
bankadaki hesabına gönderilmesine bilmeyerek aracı olduğunu, şayet
olayda iki ayrı rüşvet veren bulunursa, iki ayrı rüşvet suçunun varlığının
da kabulünün zorunlu olacağım, oysa, iddia ve esas hakkındaki mütalâada
Tuncay MATARACI hakkında TCK’nun 213. maddesinin iki kez
uygulanmasının istenmediğini; 12.10.1981 günlü dilekçesinde, paranın
rüşvet olarak gönderildiğini kendisinin bugün dosyayı okuyarak öğrendiği
biçimindeki sözlerini suç itirafı olarak niteleyen ve bu arada Nusret
GERDAN’ın tanıklığına dayanan Cumhuriyet Başsavcısının düşüncesinin
kabul edilemeyeceğini, zira, Nusret GERDAN’ın, havaleyi çıkartan
kişi olmakla beraber onun sözlerinde kendisinin suç kastını açıklayan
bir yön bulunmadığım, olayda TCK’nun 220. maddesinin «surlarının
kendisi açısından gerçekleşmediğini, zira, Ali Galip KAYIRAN’ın sicilini
bilecek durumda bulunmadığım, bu bakımdan. (kanunen yapılmaması
gereken bir şeyin yapılması) için rüşvet vermek kastının bulunduğundan
söz edilemeyeceğini, Ali Galip KAYIRAN’ın tayini mümkün olmayınca
onun paralelinde bir kişinin tayini için rüşvet verildiği iddiasının da
kabule değer olmadığını,, sonuç olarak, kendisinin rüşvet anlaşması
yaptığım gösterir hiçbir delil elde edilemediğini sadece tanık Yavuz
Yaşar YAMAK’m ilk tavin ile ilgili olarak söylediği (Yusuf YAMAN
adını Ali Galip’in Gümrük Müdürlüğüne getirilmesini sağlayanlar
arasında duydum) biçimindeki sözlerin yanlış değerlendirildiğini, kendisi
hakkında, Ali Galin KAYIRAN’m Haydarpaşa Gümrük Müdür Vekili
599E.1981/2
olarak tayini ile ilgili bir dava bulunmadığına göre, o olaya ilişkin tanık
sözlerine dayanılarak bu davada mahkûmiyet kararı verilemeyeceğini
belirterek BERAATİ’ne, suç sabit görüldüğü takdirde, TCK’nun 220, 226
ve 65/3. maddeleri gereğince cezanın asgari hadden tayinine ve cezanın
ertelenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ :
Kararın bu bölümüne konu olan olayda sanıklar arasındaki
rüşvet anlaşmasının içeriği, tanıklar Ahmet ALTINAL ve Yavuz Yaşar
YAMAK’ın beyanlarıyla belirlenmiştir.
Bunlardan Ahmet ALTINAL ile sanık Ali Galip KAYIRAN’ın yıllar
öncesinden başlayarak arkadaş oldukları, beraberce karpuz tarımı dahi
yaptıkları ve adıgeçen sanığın evinde Babalar Operasyonu sırasında ele
geçirilen bonoların Ahmet ALTINAL’a ait olduğu kendi anlatımlarıyla
sabittir. Bu yakın ilişkiler dolayısıyla tanık Ahmet ALTINAL’ın, sanık
Ali Galip KAYIRAN’ın Haydarpaşa Gümrük Müdür Vekilliği görevinden
uzaklaştırılmasından sonra aynı göreve yeniden getirilmesi amacıyla
başvurulan girişimleri bilecek durumda bulunduğu kabul edilmiştir.
Savunmada öne sürüldüğü gibi, adıgeçen tanık, olaya adı karışan
Mustafa ÖZSOY’un, sanık Şaban EYÜBOĞLU’nu Bakanın en yakın
dostu olarak tanıttığına ilişkin görgüye dayanan sözlerini duruşma
sırasında geri almış değildir Yukarıda belirtilen yakınlık nedeniyle olacak
ki adıgeçen tanık, Yüce Divan önündeki tanıklığı sırasında, yalnızca,
sanıkların girişim ve eylemlerini rüşvet anlaşması olarak nitelemeden
çekinmiştir. Ancak, tanık, önsoruşturma sırasında, «benim nazarımda bir
arkadaşım bana veya bir arkadaşıma yardımı para ile yapacak olursa ben o
arkadaşa arkadaş demem. Para ile bir tayin olacağını benden va gizlediler
ya da söylemediler» diyerek bu konudaki girişimlerin niteliğini acık ve
seçik belli etmiştir.
Tanık Yavuz Yaşar YAMAK’ın anlatımlarının suç kanıtı olma
gücüne gelince: Kimi sanıkların savunmalarında ayrıntılı biçimde
değindikleri gibi, adıgeçen tanığın ifadelerinde bazı noktalarda anlatım
ayrılıklarına rastlanılmaktadır. Fakat bu durum, ifadelerin geçersiz
sayılmasını gerektirir nitelikte görülmemiştir. Zira, adı gecen tanığın
Soruşturma Komisyonunca 9.1.1981 ve 27.2.1981 günlerinde iki kez
ifadesine başvurulmuş, bunlardan ilkinde, kendisine altı ayrı suç ile ilgili
E.1981/2 600
olarak ve genel biçimde sorular yöneltilmiş olduğu halde, ikinci ifadesi
sadece bu davaya konu olan olay ile ilgili bulunmaktadır. Genelden özele
doğru giden bu ifadelerde sonuca etkili olmayan anlatım farklarının
görülmesi bu itibarla doğal sayılmıştır.
Ayrıntılar bir yana bırakıldığında, tanık Yavuz Yaşar YAMAK’ın
ifadesiyle iki temel olgu aydınlığa çıkmıştır: Bunlardan biri rüşvet
anlaşmasının oluşmasında sanık Yusuf YAMAN’ın sanık Ali Galip
KAYIRAN ile bağlantı kurmuş olması diğeri, ise tanığın sanık Ali Galip
KAYIRAN’a borç parayı çek olarak vermiş bulunmasıdır. Bu olgular ayrı
ayrı ele alındığında : Birincisi, sanık Yusuf YAMAN, 12.10.1981 günlü
dilekçesinde ve ayrıca savunmasında; sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun
banka hesabına para gönderilmesi işinde sanık Ali Galip KAYIRAN’ın
tertiplerine kurban gittiğini bildirerek doğrulanmaktadır. İkincisi de,
Gümrük Kolcusu Mehmet KURT’un tanıklığıyla kesinlik kazanmaktadır.
Şöyle ki; tanık olarak dinlenmiş bulunan İstanbul Gümrükleri Başmüdürü
Oktay ERGÜL ifadesinde Gümrük Kolcusu Mehmet KURT ile sanık
Ali Galip KAYIRAN arasında çok samimi bağlılık ve arkadaşlık
bulunduğunu bildirmiş, bu yön de, sanık Ali Galip KAYIRAN’ın Yavuz
Yaşar YAMAK’a olan borcunun 1 milyonluk bölümünün Mehmet
KURT tarafından ödenmiş olmasıyla doğrulanmıştır. Sanık Ali Galip
KAYIRAN’a yakınlığı böylece sabit olan tanık Mehmet KURT; ayrıca
adıgeçen sanığın, tanık Yavuz Yaşar YAMAK’tan istediği borç parayı çek
ile almış olması gerektiğini söylemiştir. Zira, adıgeçen tanık, yukarıda
da belirtildiği gibi, sanık Ali Galip KAYIRAN ile birlikte tanık Yavuz
Yaşar YAMAK’ın bürosundan çıktıklarında, 1-1,5 milyon liralık paranın
konulabileceği bir paket ya da çantayı Ali Galip KAYIRAN’ın elinde
görmemiştir. O tarihte, en büyük kağıt paranın 1.000.— TL. olduğu
gözönünde tutulursa, 1-1,5 milyon liranın dikkati çekmeyecek biçimde
ceplere yerleştirilmesi de düşünülemez. Nihayet sözü edilen olgu, sanık
Ali Galip KAYIRAN’ın bu konuyla ilgili açıklamalarındaki tutarsızlıklar
dolayısıyla da güç kazanmıştır. Gerçekten, adıgeçen sanık ilk ifadesinde
Yavuz Yaşar YAMAK’tan aldığı borç parayla sac ithalatı işine girdiğini ve
buradan elde ettiği kazançla tanık Yavuz Yaşar YAMAK’a olan borcunu
ödediğini bildirmişse de; soruşturma aşamaları, adıgeçen sanığın Mehmet
KURT’tan borç, alarak Yavuz Yaşar YAMAK’a ödemede bulunduğunu
ortaya koymuştur.
Sanık Ali Galip KAYIRAN, savunmasında, Yavuz Yaşar
YAMAK’tan borç parayı nakit olarak aldığını Mahmut TUZCUOĞLU’nun
601E.1981/2
görmüş olduğunu bildirmiş olmasına karşın adıgeçen tanık,
önsoruşturmadaki tanıklığı sırasında bu konuda hiç bir bilgi vermemiş,
Yüce Divan’da da aynen: «Galip Beyin, Yaşar Beyden talepde bulunduğu
sırada yanlarındaydım, ama Yaşar Bey Galip Beye bu parayı borç verirken
yanlarında değildim» diyerek bu yoldaki savunmanın tutarsızlığını ortaya
koymuş, böylece tanıklar Yavuz Yaşar YAMAK ve özellikle Mehmet
KURT’un görgüye dayanan tanıklığı değerini korumuştur.
Özetlenirse, tanık Yavuz Yaşar YAMAK’ın ifadeleriyle açıklık
kazanan iki temel olgu, diğer kanıtlarla da doğrulanmış bulunduğundan,
adıgeçen tanığın sözlerine savunmada yöneltilen itirazlar yerinde
bulunmamıştır.
Yine savunmada ilişilen, kendisi gibi hareket edebilecek bir kişinin
tayini biçimindeki iddianın da saptanan rüşvet anlaşmasının içeriğine
ters düşen bir yanı yoktur. Gerçekten, tanık Yavuz Yaşar YAMAK’ın
27.2.1981 günlü ifadesine göre, sanık Ali Galip KAYIRAN, önce, yeniden
aynı göreve başlamak ve böylece iadei itibar ettikten sonra görevden
istifa etmeyi, fakat bu olmayınca, hazırlanmış ithalat işlerini yürütebilmek
için kendi paralelindeki bir kişiyi tayin ettirmeyi düşünmüştür. Nitekim,
İstanbul Gümrükleri Başmüdürü olan tanık Oktay ERGÜL’ün Soruşturma
Komisyonunda verdiği ifadeye göre; sanık Tuncay MATARACI, boşalan
Haydarpaşa Gümrük Müdürlüğü görevi için, «Oraya adam bulamıyoruz.
Hiç bilmeyen bir zatı oraya getireceğim» demiştir. Ancak, rüşvet
anlaşmasına konu olan bu tayin istemleri, Başmüdür Oktay ERGÜLün
karşı çıkması sonucu gerçekleşememiştir.
BANKA KAYITLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ :
Adem RAKICIOĞLU ile sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun
hesaplarına, tanık beyanlarıyla saptanan olgulara uygun biçimde, Mustafa
ÖZSOY ve sanıklar Ali Galip KAYIRAN ile Yusuf YAMAN’dan
para geldiği açıkça görülmektedir. Bu paraların, öteki rüşvet suçlarına
konu olan paralarla birlikte sanık Tuncay MATARACI’ya doğru nasıl
aktarıldığı, kararın önceki bölümlerinde kanıtlanmış bulunduğundan,
burada yinelenmem iştir. Ancak, kararın bu bölümündeki suça konu olan
paralardan belirli tutarların rüşvet parası olarak nitelendirilmesinin mantık
açısından olanak dışı bulunduğu yolunda savunmalar üzerinde de durmak
gerekir.
E.1981/2 602
Savunmada, halen kaçak olan Mustafa ÖZSOY tarafından rüşvet
olarak verildiği iddia edilen 2.800.000.— TL. ndan, özellikle 900.000—
TL. lık bölümüne ilişkin çek, sanık Tuncay MATARACI’nın Bakanlıktan
çekildiği 16.11.1979 gününden sonraki bir tarihi taşıdığına göre, yetkisi
kalmamış bir kişiye, üstelik gerçekleşmemiş bir istem dolayısıyla rüşvet
vermenin akıl ve mantık ölçülerine ters düşeceği öne sürülmüş ise de;
halen kaçak olduğu için Mustafa ÖZSOY hakkında dava açılmamış
ve bu nedenle onunla ilgili olarak bir yargıya varmak olanaksız ise
de savunmada öne sürülen görüş, özellikle rüşvet alan sanık Tuncay
MATARACI ve aracısı sanık Şaban EYÜBOĞLU’na uygulanacak cezaya
etkili bulunduğundan, konunun tartışılması gerekli görülmüştür :
Rüşvet suçu, açık ya da çoğu kez olduğu gibi örtülü biçimde yapılan
bir anlaşma ile vücut bulur. Vaad edilen para, veya menfaatin daha sonra
verilmesi ya da hiç verilmemiş olması suçun oluşumunu etkilemez.
Kaldı ki, olayda, vaad olunan menfaatin işin gerçekleşmeyeceğinin
.anlaşılmasından sonra yerine getirilmesinin nedeni de şöylece saptanmış
bulunmaktadır.
Örneği dosyada bulunan Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığının 8.8.1980
günlü iddianamesine göre; olay tanıklarından olan Ahmet ALTINAL
hakkında, 6.6.1980 günlü ve 2.250.000.— TL. lık çeki, karşılıksız
keşide etmiş bulunmasından dolayı kamu davası açılmıştır. İddianamede
müşteki olarak görülen İzzet KÜÇÜKKAYA, rüşvet suçuna ilişkin bu
davada tanık olarak dinlenmiş ve adıgeçen, önsoruşturmadaki ifadesinde;
Ahmet ALTINAL’a faizle borç para verdiğini, karşılığında da söz
konusu çeki aldığım bildirmişse de, Ahmet ALTINAL’ın ne iş yaptığını
dahi bilmediğinin anlaşılması ve tanımadığı bir kişiye nasıl borç para
verdiğinin sorulması üzerine, «Ben cahil bir kimseyim. Çeki, Mustafa
ÖZSOY verdi ve tahsil etmemi istedi. Çeki bankaya götürdüm, karşılığı
bulunmadığı anlaşılınca bu durumu çekin arkasına yazdırdım ve Mustafa
ÖZSOY’a geri vermek istedim. Fakat O, (biz hemşeriyiz, kendi adınla
bu çeki tahsil et) diyerek beni kandırdı. Ben de çeki götürüp Mahkemeye
verdim. Aslında Ahmet ALTINAL’ı tanımam, Mustafa ÖZSOY ile olan
ilişkisini de bilmem» dediği ve duruşmalarda da kabul ettiği bu ifadesi
tanık Ahmet ALTINAL’ın anlatımlarını doğrulamıştır. Buna göre, tanık
Ahmet ALTINAL’ın hatır için verdiği çek, İzzet KÜÇÜKKAYA eliyle
aslında Mustafa ÖZSOY tarafından tahsil edilmektedir. Şayet Mustafa
ÖZSOY söz konusu çeki yasal bir işlem sonucu elde etmiş bulunsaydı,
tahsili için üçüncü bir kişinin aracılığına gerek duymayacaktı. Bu
603E.1981/2
sonuç, tanık Nizamettin AYTEMİZ’in sözlerini de tümüyle doğrular
niteliktedir. Gerçi, adı geçen tanık, sözü edilen ifadenin baskıyla alındığım
duruşmalarda öne sürmüşse de, bunun gerçek olmadığı Kararın bir önceki
bölümünde belirtilmiştir. Bu nedenle, tanık Nizamettin AYTEMİZ’in
Soruşturma Komisyonu Altkurulu önünde verdiği ifadesinin doğru olduğu
kanısına varılmıştır. Bu ifadeden anlaşılmaktadır ki, Mustafa ÖZSOY,
sanık Ali Galip KAYIRAN’ı, tutuklanmasından önceki tarihlerde tehdit
etmeye ve Tuncay MATARACI’ya 5 milyon lira vermesi için zorlamaya
başlamıştır. Belli ki, sanık Tuncay MATARACI Kararın aşağıdaki
bölümlerinde belirtileceği üzere, görevini ağır biçimde kötüye kullanarak
sanık Ali Galip KAYIRAN’ı Haydarpaşa Gümrük Müdür Vekili olarak
atamak suretiyle Ondan, sanık Harun GÜREL olayında olduğu gibi
menfaat ummuş, bu olmayınca da Mustafa ÖZSOY sanık Ali Galip
KAYIRAN’ı tehdit etmeye başlamıştır. Sonuçta, Mustafa ÖZSOY, sanık
Ali Galip KAYIRAN’dan istediği bu parayı tanık Ahmet ALTINAL’dan
çek olarak elde etmiş, üstelik bu çek, yeni bir rüşvet .anlaşmasının aracı
olarak da kullanılmıştır. O halde, ihracaat işleriyle uğraşan ve halen kaçak
bulunan Mustafa ÖZSOY’un, sanık Ali Galip KAYIRAN’ın yeniden aynı
göreve getirilmesi konusunda yapıları rüşvet anlaşmasıyla vaad ettiği
paranın, tayinin yapılamıyacağının anlaşmasından sonra ödemiş olmasının
nedeni, nasıl olsa bu parayı ileride yine adı geçen sanıktan ve onun
kefili durumunda olan tanık Ahmet ALTINAL’dan alabilmek olanağına
sahip bulunduğu düşüncesidir. Görüldüğü üzere bu olanak kullanılmış
durumdadır. Bu bakımdan olayların akışında mantığa ters düşen bir yön
bulunmadığı gibi tanık Nizamettin AYTEMÎZ’in sözlerinde ve çelişkili
durum görülmemiştir.
Bundan başka, sanık Şaban EYÜBOĞLU, suç konusu 2.800.000,—
TL. nın 900.000.— Tl. lık son bölümünün Mustafa ÖZSOY’a sattığı
otonun bedeli olduğunu savunmasında ayrıca ileri sürmüşse de, ancak, adı
geçen sanık, 18.1.1981 günlü ifadesi sırasında otoyu Nevzat KAUZOĞLU
adındaki bir kişiye sattığını ve bedeli olarak 1.300.000.— TL.nı da
Osmanlı Bankasından çektiği yolundaki beyanı karşısında, daha sonra
otonun satış fiyatını 2.200.000.— TL.na çıkarması ve alıcısını da Mustafa
ÖZSOY olarak göstermesi samimiyetten uzak görülmüştür.
Sanık Yusuf YAMAN’ın, Cemali SÖNMEZ adlı kişi ile sanık Ali
Galip KAYIRAN’ın tertipleri sonucu sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun
banka hesabına para göndermiş olduğu yolundaki savunmasına gelince:
E.1981/2 604
Sanık Yusuf YAMAN’ın sözlerine göre; kendisiyle 5,5 milyon
liralık sac bağlantısı yapmış olan Cemali SÖNMEZ sonradan bu
bağlantıdan vazgeçmiş ve parasını istemiştir. Banka havalesinde gönderen
kendi hesabına para gönderdiğinde daha az masraf ödendiğinden, Cemali
SÖNMEZ’in parası sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun hesabına yine O’nun
adıyla gönderilmiştir. Ancak, Cemali SÖNMEZ ölmüş olduğundan
gerçekten böyle bir sac bağlantısı olayının cereyan edip etmediği yönünün
tahkiki mümkün olamamıştır.
Savunmalara göre sanık Şaban EYÜBOĞLU, Cemali SÖNMEZ
adındaki bir kimseyi tanımadığı gibi sanık Yusuf YAMAN’da, olay
öncesine kadar sanık Şaban EYÜBOĞLU’nu tanımamaktadır. Bu
durumda, sözü edilen paranın, iki tarafa da yabancı bir kimsenin hesabına
ve O’nun adıyla gönderilmesi muhal ve bu yoldaki savunma samimiyetten
uzaktır. Daha az havale ücreti ödemek maksadıyla bu yolun tercih
edildiğine ilişkin beyan da inandırıcı görülmemiştir.
Bu itibarla sanık Tuncay MATARACI’nın, sanık Şaban EYÜBOĞLU
aracılığıyla Mustafa ÖZSOY, Ali Galip KAYIRAN ve Yusuf YAMAN’dan
toplam 9.300.000.— TL. rüşvet almış olduğu toplanan delillerle sübut
bulmuştur.
Rüşvet olayına ilişkin maddi olgulardan sonra sanıkların bireysel
olarak cezaî sorumluluk durumlarına gelince :
A — Sanık Tuncay MATARACI’nın Durumu :
Sanık Tuncay MATARACI’nın, Haydarpaşa Gümrük Müdür
Vekili iken toplu kaçakçılık yaptığı, 1567 ve 6136 sayılı Yasalara aykırı
davrandığı iddialarıyla tutuklanıp ve bu nedenle görevinden alınması Ali
Galip KAYIRAN’ın yeniden aynı göreve getirilmesini temin için aldığı
9.300.000.—TL. lık rüşvet, alma suçunun niteliğine gelince :
Kararın XII. bölümünde belirtileceği üzere, sanık Ali Galip
KAYIRAN, esasen, sicili ve yeteneği bakımından Haydarpaşa Gümrük
Müdürlüğü görevine vekâleten de olsa getirilebilecek durumda bir memur
değildir. Asıl’da aranan niteliklerin vekilde de bulunması bir gerçektir.
Üstelik sanık Ali Galip KAYIRAN, toplu kaçakçılık gibi vahim bir suçtan
dolayı takip altındadır. Buna göre sanık Tuncay MATARACI, kamu
hizmetlerine aykırı bir tayin isteğine bağlı olarak, kanunen yapılmaması
gereken bir şeyi yapmak vaadi ile gerçekleştirilen rüşvet anlaşması
gereğince verilen paraları almış ve boşalan Haydarpaşa Gümrük
605E.1981/2
Müdürlüğü görevine uygun «adam bulamamak» gibi bir bahane ile rüşvet
anlaşmasını yerine getirmek için elverişli ortam aradığını da göstermiştir.
Belirtilen nedenlerle, sanık Tuncay MATARACI’nın eylemi, Türk
Ceza Kanunu’nun 213/1. ve 225/1. maddelerine uygun düşmektedir.
Suç konusu 9.300.000.— TL. üç ayrı elden peyderpey alınmış
olmakla beraber, rüşvet verenlerin, Ali Galip KAYIRAN’ın atanmasını
sağlamağa yönelik belirli bir amaca ulaşmak için birlikte hareket etmiş
olmaları ve tek bir rüşvet anlaşmasının yapılmış olması karşısında teselsül
hükümlerinin uygulanmasına gerek görülmemiştir.
B — Sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun Durumu :
Sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun, rüşvet veren Mustafa ÖZSOY
ve sanık Ali Galip KAYIRAN ile doğrudan doğruya, öteki sanık Yusuf
YAMAN’la da sanık Ali Galip KAYIRAN aracılığıyla bağlantı kurarak
rüşvet anlaşmasının yapılmasında Tuncay MAIARACI’nın aracısı olarak
yer almak, sanık Yusuf YAMAN ve Mustafa ÖZSOY’dan gelen rüşvet
paralarını banka hesabına kabul etmek ve bu paraları sanık Tuncay
MATARACI’nın talimatı doğrultusunda kullanmak suretiyle yardımda
bulunduğu sübuta ermiş, sanığın eylemi, Türk Ceza Kanunu’nun 226,
65/3. maddeleri yoluyla 213/1, 225/1. maddelerine uygun bulunmuştur.
C — Sanık Ali Galip KAYIRAN’ın Durumu :
Haydarpaşa Gümrük Müdür Vekilliği görevine 19.4.1979 günü
son verilmiş olan sanık Ali Galip KAYIRAN’ın 30.4.1979 gününde
salıverilmesinden sonra eski görevine tekrar atanması için sanık
Tuncay MATARACI’ya rüşvet olarak 1.500.000. TL. verdiği, yukarıda
değerlendirilen kanıtlarla sübut bulmuştur.
Anayasanın 58. maddesine göre kamu hizmetlerine girmek bir hak
olmakla beraber, ödevin gerektirdiği niteliklerin aranması da Anayasa
gereğidir.
Sanık Ali Galip KAYIRAN, sicili ve yetenekleri bakımından
Haydarpaşa Gümrük Müdürlüğü görevini vekâleten de olsa yürütecek
düzeyde bulunmadığını bilecek durumdadır. Çünkü, daha önce Derince
Gümrük Müdürlüğünden alınıp etkin olmayan bir göreve getirildiğinde
yürütmenin durdurulması istemi, Danıştay’ca idarenin savunması
alındıktan sonra reddedilmiştir. O halde, sanığın, daha üst bir görev
E.1981/2 606
sayılan Haydarpaşa Gümrük Müdür Vekilliği görevine atanmasını istemesi
«Hakka makrun» değildir. Bu nedenle, olayda, Türk Ceza Kanunu’nun
222. maddesinin öngördüğü öğe ve koşullar oluşmamakta, sanığın eylemi
doğrudan 220. maddeye uygun düşmektedir.
D — Sanık Yusuf YAMAN’ın Durumu :
Demir ithalatçısı olup Haydarpaşa Gümrüğünden ithalat yaptığı
kendi beyanlarıyla anlaşılan sanık Yusuf YAMAN’ın, sözü edilegelen
atamanın yapılması için rüşvet vermek istediğini sanık Ali Galip
KAYIRAN aracılığıyla sanık Şaban EYÜBOĞLU’na ilettiği ve bu
kanaldan elde ettiği hesap numarası üzerinden Şaban EYÜBOĞLU’nun
banka hesabına toplam 5.000.000.— TL. lık havale gönderdiği yukarda
sıralanan kanıtlarla sübuta ermiştir.
Öteki sanıkların suçluluk durumları ile ilgili açıklamalarda belirtilen
nedenlerle sanığın eylemi Türk Ceza Kanununun 220. maddesine uygun
ve uygulamada da anılan maddede yazılı cezanın alt sınırının aşılması
gerekli görülmüştür.
VIII — SANIKLAR HALİL İBRAHİM DEMİR, ALİ YILDIZ
HAKKI KALKAVAN, SALİH AYDIN, KÖKSAL
MATARACI’NIN EYLEMLERİ :
Soruşturma Komisyonu Raporunda :
A) Sanık Halil İbrahim DEMİR’in «Tuncay MATARACI’nın
demir ithalâtçısı (...)’den aldığı toplam 115.000.000.— TL. tutarındaki
rüşvetin 43.250.000.— TL. tutarındaki kısmını Türk Ticaret Bankası
Altmbakkal Şubesinde açtırdığı 111/4798 numaralı paravan banka hesabına;
11.000.000.— TL.lık kısmını ise Denizcilik Bankası Fermeneciler
Şubesinde açtırdığı 1371 numaralı paravan hesabına yatırarak; keza
Tuncay MATARACI’nın Rahim MEYDAN’ dan aldığı 10.000.000.—
TL. tutarındaki rüşvetin tamamım Türk Ticaret Bankası Altınbakkal
Şubesindeki 111/4798 numaralı paravan hesabına yatırmak ve bilâhare
Tuncay MATARACI’nın verdiği talimat üzerine damadı Salih AYDIN’a,
damadının kardeşi İbrahim AYDIN’a, yeğeni Hakkı KALKAVAN’a ve
arkadaşı Ali YILDIZ’a intikal ettirerek bu rüşvet paralarının gizlenmesine
yardımcı olmak ve dolayısıyla müzaheret ve muavenette bulunarak suçun
işlenmesine iştirak etmek suretiyle Türk Ceza Kanununun 65 ve 226 ncı
maddeleri delâletiyle aynı Kanunun 213 ve 80 ncı maddelerini ihlâl ettiği;»
607E.1981/2
B) Sanık Ali YILDIZ’ın;
«Tuncay MATARACI’nın değişik kaynaklardan elde etliği
rüşvetlerden 25 milyon liralık kısmını, kendi ticari hesapları içerisinde
gizleyerek rüşvet suçunun işlenmesini kolaylaştırdığı müzaheret ve
muavenette bulunduğu, bu suretle TCK’nun 65 ve 226 ncı maddeleri
delaletiyle aynı Kanunun 213 ncü maddesini ihlâl ettiği;»Sanık Hakkı
KALKAVAN’ın;
C) Sanık Hakkı KALKAVAN’ın;
«Değişik kaynaklardan alınan rüşvetlerin 9.800.000.— TL.
lık kısmını Yapı ve Kredi Bankası Arnavutköy Şubesinde açtırdığı
5604/4 numaralı paravan banka hesabına yatırmak ve bilâhare Tuncay
MATARACI’nın verdiği talimat doğrultusunda Tuncay MATARACI’ya
ve Köksal MATARACI’ya gerek çek gerekse nakit olarak vermek
suretiyle suçun işlenmesine yardımcı okluğu, Türk Ceza Kanununun 65
nci maddesinin ifadesiyle müzaheret ve muavenette bulunduğu ve böylece
Türk Ceza Kanununun 226 ncı maddesi delâletiyle ayın Kanunun 213 ve
80 nci maddeleri ihlâl ettiği;»
D) Sanık Salih AYDIN’ın;
«Kayınpederi olan Gümrük ve Tekel eski Bakanı Tuncay
MATARACI tarafından değişik kaynaklardan alınan rüşvetlerden toplam
10.650.000.— TL. lık kısmını Tuncay MATARACI’nın talimatı uyarınca
Şaban EYÜBOĞLU, Salih Zeki RAKICIOĞLU ve rüşvete aracı olan diğer
kişilerden alarak kendi paravan banka hesaplarına nakletmek suretiyle
rüşvet suçunun işlemesine müzaheret ve muavenette bulunarak suça
iştirak ettiği ve böylece Türk Ceza Kanununun 65 ve 226 nci maddeleri
delâletiyle aynı Kanunun 213 ve 80 inci maddelerini ihlâl ettiği;»
E) Sanık Köksal MATARACI’nın;
«Gümrük ve Tekel eski Bakanı Tuncay MATARACI’nın muhtelif
kaynaklardan elde ettiği ve özellikle demir ithalâtçısı (...)’den aldığı
rüşvetin 19.225.000.— TL. nı ve yapmış olduğu kanunsuz atamalar
karşılığında müteahhit Şaban EYÜBOĞLU vasıtasıyla alman rüşvetlerin
150.000.— TL. lık kısmını; ayrıntıları raporun ilgili bölümlerinde
açıklandığı üzere banka hesaplarında gizleyerek rüşvet suçunun
işlenmesine (müzaheret ve muavenette bulunmak suretiyle) Türk Ceza
E.1981/2 608
Kanunu’nun 65 ve 226 nci maddeleri delâletiyle aynı Kanunun 213 üncü
ve 80 inci maddesini ihlâl ettiği;»
iddia edilmiştir.
SANIK EYLEMLERİNE İLİŞKİN ÖN AÇIKLAMA :
Kararın ilk yedi bölümünde, sanık Tuncay MATARACI’nın, kimlerin
aracılığıyla rüşvet anlaşması yaptığı tüm ayrıntılarıyla gösterilmiştir.
Her ne kadar, sanıklar; Halil İbrahim DEMİR, Ali YILDIZ, Hakkı
KALKAVAN, Salih AYDIN ve Köksal MATARACI’nın yukarıda yedi
ayrı bölümde açıklanan rüşvet anlaşmalarını, rüşvet alanın yanında
suça katıldıkları iddia edilmişse de, adları geçen sanıkların, suç konusu
rüşvet anlaşmalarının dışında kaldıkları, bölümlerinde gösterilen
tüm olgu ve tanıklarla saptanmıştır. Daha açık bir anlatımla, adları
geçen sanıklar, rüşvet suçunun oluşum ve tamamlanması için yeterli
bulunan rüşvet anlaşmasının yapılmasına katılmış değillerdir. Ancak,
bu bölümde gösterilen sanıklar, rüşvet anlaşmalarının oluşumlarından
sonra sanık Tuncay MATARACI’nın, rüşvet olarak elde ettiği paralardan
yararlanmasını temin etmişlerdir. Gerçekten sanık Tuncay MATARACI,
1978 yılı başında Gümrük ve Tekel Bakanı olduktan sonra, basımları
tarafından sürekli olarak, yasa dışı yollarla menfaat sağladığı şeklinde
eleştirilere ve suçlamalara muhatap olmuş ve izlenmiştir. Böyle bir ortam
içerisinde sanık Tuncay MATARACI’nın rüşvet olarak elde ettiği paralarla
bankalarda bizzat kendi adına hesaplar açtırması ve bu paraları bankalarda
kendi adına sop laması beklenemezdi. Bu nedenle, rüşvet anlaşmalarının
tamamlanmaları ve rüşvet karşılığı elde edilen çek ve menfaatlerin, kendi
tasarruf alanına intikalinden sonra yukarıda adları geçen sanıklar ortaya
çıkmış ve sanık Tuncay MATARACI kendilerinden yararlanmıştır.
SANIK EYLEMLERİNE İLİŞKİN MADDİ OLGULAR VE
SUÇ KANITLARI :
A) Halil İbrahim DEMİR’in Eylemleri:
Bu sanıkça gerçekleştirilen ilk işlem, sanık Tuncay MATARACI
tarafından, sanık Rahim MEYDAN’dan rüşvet olarak alınan ve ANBAJ
Firmasına ait olup, yukarıda ilgili bölümde değinilen, 10.1.1979 günlü,
8.000.000.— TL. tutarındaki çeki tahsil ederek, Türk Ticaret Bankası
Altınbakkal Şubesinde 111/4798 sayılı, kendi adına banka hesabı
açtırmasıdır (K. 20, S. 176).
609E.1981/2
Rüşvet anlaşmaları sonucu elde edilmiş çeklere ilişkin olmak
üzere, bu hesaba yapılan aktarmalar aynen şöyledir :
BİRİNCİ İŞLEM : Bu hesabın açılmasına ilişkin olmak üzere,
yukarıda sözü edilen 8.000.000. —TL. na aittir.
İKİNCİ İŞLEM; Sanık Tuncay MATARACI’nın sanık (...)’den
aldığı rüşvet paralarının toplandığı paravan banka hesaplarından birisi
olan ve yukarıda sanık (...)’e ilişkin rüşvet suçlarının bölümlerinde
gösterildiği üzere, sanık Salih Zeki RAKICIOĞLU tarafından, küçük
kardeşi Adem RAKICIOGLU adına açtırılmış bulunan 533 no.lu hesaptan
düzenlenen 13.1.1979 günlü, 12.500.000.— TL. ve 5.000.000.— TL.
tutarındaki çekler, sanık Tuncay MATARACI tarafından sanık Halil
İbrahim’e iletilmiş, bu sanık da, 22.1.1979 günlü işlemle, söz konusu
çekleri birleştirerek bu hesaba geçirmiştir (K. 20, S. 157-176).
ÜÇÜNCÜ İŞLEM : Sanık Tuncay MATARACI tarafından, sanık
Rahim MEYDAN’dan rüşvet olarak alınan ve ANBAJ Firmasına ait olup
yukarıda ilgili bölümünde gösterilen, 2.000.000.— TL. tutarındaki çeke
ilişkindir. Sanık Tuncay MATARACI tarafın dan sanık Halil İbrahim’e
iletilen bu çek, 15.2.1979 günlü işlemle belirtilen hesaba aktarılmıştır (K.
20, S. 176).
DÖRDÜNCÜ İŞLEM: Sanık Tuncay MATARACI tarafından, sanık
(...)’den alınan üç ayrı çeke ilişkin işlemdir.
Yukarıda (...)’le ilgili ikinci rüşvet suçuna ilişkin bölümde
gösterildiği üzere (...)’ce düzenlenen;
6.2.1979 günlü, 715910 no.lu 3.000.000.— TL.
7.2.1979 günlü, 715912 no.lu 3.000.000.— TL.
8.2.1979 günlü, 715911 no.lu 1.000.000.— TL. tutarındaki çekler
Tuncay MATARACI’ya iletilmiş, bu sanıktan da Halil İbrahim’e iletilen
çekler birleştirilmek suretiyle ve 7.000.000.— TL. olmak üzere tek bir
kalemde, 15.2.1979 günlü işlemle belirtilen hesaba aktarılmıştır (K. 20, S.
176-229).
BEŞİNCİ İŞLEM : Sanık Tuncay MATARACI’nın, rüşvet olarak
sanık (...)’den aldığı 12.000.000.— TL. tutarındaki çeke ilişkindir. Sanık
(...)’e ilişkin ikinci rüşvet suçunun açıklandığı bölümde gösterildiği
E.1981/2 610
üzere, sanık (...) tarafından düzenlenen 2.6.1979 günlü, 136856 no.lu
12.000.000.— TL. tutarındaki çek sanık Tuncay MATARACI tarafından
sanık Halil İbrahim’e iletildikten sonra, bu sanık tarafından 4.6.1979
günlü işlemle söz konusu çek bedeli anılan hesaba geçirilmiştir (K. 20, S.
155-174).
Böylece bu hesapta, rüşvet suçlarının sonrasında toplanan paralar
tutarı 46.500.000.— TL. na ulaşmıştır.
BU HESAPTAN YAPILAN ÖDEMELER:
Sanık Halil İbrahim DEMİR tarafından sanık Tuncay
MATARACI’nın talimat ve arzusuna uygun olarak yapılan ödemeler
aynen şöyledir :
BİRİNCİ ÖDEME:
29.5.1979 günlü, 088736 no.lu, 450.000.— TL. tutarındaki çek,
sanık Tuncay MATARACI’nın damadının babası İbrahim AYDIN’a (K.
20, S. 151),
İKİNCİ ÖDEME:
5.10.1979 günlü, 085460 no.lu, 3.000.000.— TL. tutarındaki çek,
sanık Ali YILDIZ’a (K. 20, S. 150),
ÜÇÜNCÜ ÖDEME :
12.12.1979 günlü, 085468 no.lu, 3.000.000.— TL. tutarındaki çek,
sanık Hakkı KALKAVAN’a verilmiştir (K. 20, S. 153).
Sanık Tuncay MATARACI’nın direktiflerine uygun olarak
bu hesaptan yapılan ödemelerde böylece 6.450.000.— TL. olarak
belirlenmiştir.
DENİZCİLİK BANKASI FERMENECİLER ŞUBESİNDEKİ
1371 NO.LU HESABA İLİŞKİN İŞLEMLER :
Sanık Halil İbrahim DEMİR’in, sanık Tuncay MATARACI
tarafından elde edilen rüşvet paralarının yararlanılmasında kullandığı bir
hesap da sözü edilen bankaya ait paravan hesaptır.
Sanık Tuncay MATARACI’nın, sanık (...)’den rüşvet olarak aldığı
20.3.1979 günlü, 719086 numaralı 11.000.000.— TL. tutarındaki çek
611E.1981/2
doğrudan Halil İbrahim’e iletilmiş ve bu sanık da 20.3.1979 günlü işlemle
belirtilen hesabı açmıştır (K. 20, S. 208-209).
Bu hesaba belirtilen meblağdan başka para yatırılmamıştır.
Hesaptan yapılan ödeme :
Sanık Halil İbrahim DEMİR, sanık Tuncay MATARACI’nın
talimatına göre, bu hesaptan 4.5.1979 günlü, 236405 no.lu 10.000. 000.—
TL. tutarında çek düzenleyerek sanık Ali YILDIZ’a vermiş ve bu sanıktan
aşağıda gösterileceği üzere çeki kendi tasarruf alanında bulunan hesaba
aktarmıştır (K. 20, S. 167).
YAPI KREDİ BANKASI CADDEBOSTAN ŞUBESİNDEKİ 33-34
NO.LU HESABA İLİŞKİN İŞLEMLER :
Sanık Halil İbrahim DEMİR’in, daha ziyade kendi ticari
faaliyetlerinde yararlandığı bir hesaptır.
Bu hesaba intikal eden meblağ, sanık Ali YILDIZ tarafından
gönderilen 11.12.1979 günlü, 3.000.000.— TL. tutarındaki havale
tutarıdır.
Bu hesaptan yapılan ödeme ise, sadece bir kalemden ibarettir ve
şöyledir : Sanık Halil İbrahim DEMİR sanık Ali YILDIZ’dan gelen
ve yukarıda sözü edilen havale işleminden bir gün sonra, düzenlediği
12.12.1979 günlü, 425110 no.lu, 3.000.000.— TL. tutarındaki çeki, sanık
Tuncay MATARACI’nın direktifine uygun olarak bu sanığın yeğeni Hakkı
KALKAVAN’a vermiş ve sonuçta çek, adıgeçenin Yapı ve Kredi Bankası
Arnavutköy Şubesindeki 5604 no.lu hesabına intikal etmiştir (K. 20, S.
192-230).
TÜRK TİCARET BANKASI FENERYOLU ŞUBESİNDEKİ 11/1-
8 NO.LU HESABA İLİŞKİN İŞLEMLER:
Bu hesaba, sanık Tuncay MATARACI tarafından elde edilmiş rüşvet
suçlarına ilişkin çek ve menfaatler intikal etmemiş, buna karşın, sanık
Tuncay MATARACI’nın istemi doğrultusunda, bu hesaptan bazı ödemeler
yapılmıştır. Bu ödemeler aşağıdaki şekildedir :
E.1981/2 612
BİRİNCİ ÖDEME:
20.11.1979 günlü, 377137 no.lu 800.000.— TL. tutarındaki sanık
Hakkı KALKAVAN’a verilen çek (K. 20, S. 161),
İKİNCİ ÖDEME:
5.12.1979 günlü, 377144 no.lu, 500.000.— TL. tutarında sanık
Hakkı KALKAVAN’a verilen çek (K. 20, S. 160),
ÜÇÜNCÜ ÖDEME :
6.2.1979 günlü, 377145 no.lu, 2.500.000.— TL. tutarında Hakkı
KALKAVAN’a verilen çek (K. 20, S. 162),
DÖRDÜNCÜ ÖDEME:
17.3.1980 günlü, 376086 no.lu, 500.000.— TL. tutarında Hakkı
KALKAVAN’a verilen çek (K. 20, S. 163).
Görüldüğü üzere banka kayıtlarında izlenebildiği ölçüde sanık
Tuncay MATARACI’dan sanık Halil İbrahim DEMİR’e intikal ettirilen
çek ve menfaatlerin tutarı 57.500.000.— TL. na ulaşmış, bunlardan
yapılan ödemeler ise 23.750.000. —TL. nda kalmıştır.
B) SANIK ALİ YILDIZ IN EYLEMLERİ :
Maddi Olgular ve Suç Kanıtları :
Bu bölümde sanık Ali YILDIZ’a yükletilen suçun temel ve nesnel
olgusu, aşağıda yazılı üç çekin, adıgeçen sanığın kurucusu ve kendi
sözlerine göre ortak paylarının tamamına sahip bulunduğu Yıldız Tuğla
Sanayii Anonim Ortaklığı’na ait, Türkiye Vakıflar Bankası Merkez
Şubesindeki 107 no.lu hesaba girmesinden ibarettir ve bu yön banka
kayıtlarıyla sabittir. Çekler sırayla şunlardır:
1 — Sanık (...)’in, 18.4.1979 günlü, 10.000.000.— TL. lık çeki,
2 — Sanık (...)’in, 1.5.1979 günlü; 5.000 000.— TL. lık. çeki,
3 — Sanık Halil İbrahim DEMİR’in, 4.5.1979 günlü, 10.000.000
TL. lık çeki,
1. ve 2. çekin sanık (...) tarafından rüşvet olarak sanık Tuncay
MATARACI’ya verilmiş olduğu, kararın II. Bölümünde belirtildiği gibi
613E.1981/2
sübut bulmuştur. Anılan çeklerin geçirdiği evreler o bölümde 12. ve 13.
çek olarak ayrıntılı biçimde gösterilmiştir.
3. çek ise, sanık Tuncay MATARACI’nın, yine sanık (...)’den rüşvet
olarak aldığı 11.000.000.— TL. lık başka bir çekle sanık Halil İbrahim
DEMİR tarafından açılmış bulunan paravan nitelikteki banka hesabından
gelmektedir. Bu konuya, sanık Halil İbrahim DEMİR’in eylemleri
arasında yukarıda da değinilmiştir.
Sözü geçen 3 çekin sanık Ali YILDIZ’ın elinde geçirdiği işlemlerin
suç sayılabilmesi için, adıgeçen sanığın bu çekleri, rüşvet suçunun ürünü
olduğunu bilerek almış bulunmasının sübuta ermesi gereklidir. Suç
kastının varlığını ve dolayısıyla suçun manevi unsurunu oluşturacak bu
yön ise, doğrudan doğruya sanığın eylemleriyle belirlenecektir.
a) Sanık Ali YILDIZ’ın, sanık Tuncay MATARACI’ya olan
yakınlığı ve aralarındaki ilişkinin derecesi:
Her iki sanık, kendi anlatımlarına göre, ötedenberi arkadaştırlar. Sanık
Tuncay MATARACI’nın Bakanlığı döneminde çoğu geceler beraberce
eğlence yerlerine gitmişler ve yurt dışı gezilerde buluşup görüşmüşlerdir.
Sanık Ali YILDIZ’m, 11.2.1977 gününde sanık Tuncay MATARACI’ya
25.000.— TL. verdiği banka kayıtlarıyla sabittir. Her iki sanığın, 15
Temmuz 1978 tarihinde beraberce İzmir Büyük Efes Oteli’nde kaldıkları
ve sanık Tuncay MATARACI’nın özel koruyucusunun otel giderleri de
dahil olmak üzere tüm otel ücretinin sanık Ali YILDIZ tarafından ödendiği
otel kayıtlarıyla ve müfettiş raporuyla sabittir. Gençlerbirliği Spor Kulübü
vönetcileri olan tanıklar Rafet GENÇ ve Ekrem ÜSTÜNDAĞ’ın yeminli
sözlerine göre, sanık Tuncay MATARACI, adıgeçen spor kulübüne kendi
yardımı olarak sanık Ali YILDIZ’a ait 13.4.1979 günlü ve 100.000—
TL. lık çeki vermiştir. Sanık Salih Zeki RAKICIOĞLU. sanık Tuncay
MATARACI’ya çoğu kez sanık Ali YILDIZ’ın yazıhanesinde rastlamış
ve sanık Ali YILDIZ’ın bir patron gibi sanık Tuncay MATARACI’ya
hükmettiğini görmüştür.
b) Sanık Ali YILDIZ’ın, saptanan maddi olgular karşısında ön ve
son soruşturma boyunca yaptığı açıklamalar:
Adıgecen sanık; Soruşturma Komisyonu önünde 9.1.1981 gününde
ilk olarak verdiği ifadede, kendisi ile sanık Tuncay MATARACI arasında
bir iş ortaklığı ve borç alacak ilişkisinin bulunmadığını; aynı Komisyonda
E.1981/2 614
3.3.1981 günü verdiği ikinci ifadesi sırasında, Tuncay MATARACI ile borç
alacak ilişkisi olup olmadığı konusunda yeniden yöneltilen soruya karşılık
olarak, «bir ara para sıkıntısı olduğunu ve sanık Tuncay MATARACI
kanalıyla daha önceden tanımadığı Halil İbrahim DEMİR’den borç para
aldığını ve sonradan ödediğini» bildirmiştir. Sanığın verdiği bu bilgi
üzerine, konu Soruşturma Komisyonunca biraz daha açılmış ve adıgeçen
sanığa, Vakıflar Bankası Merkez Şubesindeki 107 sayılı, yukarıda sözü
edilen hesabın 18.4.1979 gününde açılışında yatırılmış olan 10.000.000.—
TL. nın nereden, temin edildiği sorulmuştur. Sanık Ali YILDIZ, bir
milyar liraya yakın istihkak aldığım, bankaya yatırılan 10.000.000.—
TL. nın buradan kaynaklandığını, başka hiçbir şekilde para temin
etmediğini kesin olarak söylemiştir. Sanığın ifadesinin bu aşamasında,
Soruşturma Komisyonunca, banka kayıtlarına dayanılarak daha önce
yapılan saptamaların açıklanması üzerine sanık Ali YILDIZ, sanık (...)’i
hiç tanımadığını, suç konusu çekleri Cemal İNCE adındaki arkadaşının
verdiğini, O’nun bu çekleri nereden aldığını da bilmediğini söylemiştir.
Bu durum üzerine derhal getirtilen ve Soruşturma Komisyonu önünde
tanık olarak dinlenen Cemal İNCE ise sanık Ali YILDIZ’a böyle bir çek
vermediğini bildirmiştir. Ortaya çıkan bu uyumsuzluğun giderilmesi için
4.3.1981. gününde yanılan yüzleştirmede sanık Ali YILDIZ; tanık Cemal
İNCE’ve hitaben «MATARACI’dan çek alıp bana vermedin mi» diyerek
sözlerine yeni bir vön kazandırmıştır.
Adıgeçen sanık, Yüce Divan’da. 17.6.1981 gününde yanılan
sorgusu sırasında, sanık Tuncay MATARACI’dan hiçbir surede çek ya
da para almadığını, söz konusu çekleri tanık Cemal İNCE’den aldığını,
fakat O’nun bu durumu inkâr ettiğini vinelemişse de, 15.7.1981 günlü
duruşmada, iki gün nezarette kalmış bulunmasının yarattığı psikolojik
hava içerisinde Soruşturma Komisyonu önünde doğru ifade vermediğini,
aslında sanık Tuncay MATARACT’dan borç para istediğini ve O’nun
da 15 milyon liralık çek verdiğini ve bu borcunu da sonradan tamamen
ödediğini bildirmiştir.
C) HAKKI KALKAVAN’IN EYLEMLERİ :
Bu sanık tarafından gerçekleştirilen evlemler Yapı ve Kredi
Bankasının Arnavutköy Şubesinde 3.3.1979 tarihinde açtırılmış bulunan
5604/4 no.lu hesaptan izlenmektedir.
Sanık Tuncay MATARACI tarafından, sanıklar; Halil İbrahim
DEMİR ve Ali YILDIZ’a intikal ettirilen çekler, bu sanıkların yukarıda
615E.1981/2
gösterilen biçimlerde paravan olarak açılan veya evvelce kendi ticarî
işlemlerinde kullandıkları banka hesaplarına geçirildikten sonra, bu
yeni hesaplar üzerinden sanık Tuncav MATARACI’nın yeğeni Hakkı
KALKAVAN’a ödemeler yapılmaya başlanılmıştır. Hakkı KALKAVAN’ın
biraz önce sözü edilen 5604/4 no.lu hesabına, kendisi tarafından yatırılan
bu tür çek ve hesap işlemleri aynen :
BİRİNCİ İŞLEM :
Sanık Halil İbrahim DEMİR’in, Türk Ticaret Bankası Feneryolu
Şubesinde bulunan 011/1-8 numaralı hesabı üzerinden düzenlendiği
26.11.1979 günlü, 377137 no.lu, 800.000.— TL. tutarındaki çek (K. 21,
S. 83),
İKİNCİ İŞLEM :
Sanık Halil İbrahim DEMİR’in, aynı banka hesabı üzerinde
düzenlediği 6.12.1979 günlü, 377145 no.lu, 2.500.000— TL. tutarındaki
çek (K. 21, S. 82),
ÜÇÜNCÜ İŞLEM :
Halil İbrahim DEMİR’in, Yapı Kredi Bankası Caddebostan
Şubesinde bulunan 33-34 no.lu hesabı üzerinden düzenlediği
12.12.1979 günlü, 425110 no.lu 3.000.000.— TL. tutarındaki çek
(K. 20, S. 230; K. 21, S. 81),
DÖRDÜNCÜ İŞLEM :
Halil İbrahim DEMİR’in, Türk Ticaret Bankası Altınbakkal
Şubesinde bulunan 4798 no.lu hesaptan düzenlenen 12.12.1979 günlü,
085468 no.lu, 3.000.000.— TL. tutarındaki çek (K. 21, S. 81),
BEŞİNCİ İŞLEM :
Sanık Ali YILDIZ’ın, Vakıflar Bankası Kavaklıdere Şubesi, 5171
no.lu hesabı üzerinden düzenlediği 27.12.1979 günlü, 801987 no.lu,
500.000.— TL. tutarındaki çek,
ALTINCI İŞLEM :
Sanık Ali YILDIZ’ın, Yapı Kredi Bankası Ziya Gökalp Şubesinden
gönderdiği, 6.2.1980 günlü, 500.000.— TL. tutarındaki havale,
E.1981/2 616
YEDİNCİ İŞLEM :
Aynı sanığın, Türkiye Öğretmenler Bankası Bahçelievler
Şubesindeki 368 no.lu hesabı üzerinden düzenlediği 11.2.1980 günlü,
165841 no.lu, 500.000.— TL. tutarındaki çek,
SEKİZİNCİ İŞLEM :
Aynı sanığın, Yapı Kredi Bankası Kızılay Şubesindeki hesabı
üzerinden düzenlediği 27.6.1980 günlü, 698.550.— TL. tutarındaki
havale,
biçiminde yapılmıştır.
Sanık Hakkı KALKAVAN’a, belirtilen banka hesabına geçirilmeden
sanık Halil İbrahim DEMİR tarafından 500’er bin TL. tutarında iki çek
verilmiş ve bu çekler sanık tarafından tahsil edilmiştir. Bu konu sanık Halil
İbrahim DEMİR’e ilişkin Türk Ticaret Bankası Feneryolu Şubesindeki
hesapta gösterilmiştir.
Sanık Hakkı KALKA VAN tarafından paravan olarak kullanılan bu
hesap üzerinden düzenlenen çeklerin dökümü şöyledir :
a) Tuncay MATARACI’nın aynı bankadaki 6050/9 no.lu hesabına
geçen çekler :
1 — 8.2.1980 günlü, 728802 no.lu 1.000.000.— TL. tutarındaki
çek,
2— 20.2.1980 günlü, 728809 no.lu 500.000.— TL. tutarındaki Çek,
3 — 27.2.1980 günlü, 728812 no.lu 350.000.— TL. tutarındaki
çek,
4 — 5.3.1980 günlü, 728817 no.lu 200.000.— TL. tutarındaki çek,
5 — 30.6.1980 günlü, 854935 no.lu 548.550.— TL. tutarındaki çek,
(K. 21, S. 66, 65, 64, 63, 62, 32).
b) Köksal MATARACI’ya intikal eden çekler :
1 — 17.3.1980 günlü, 728820 no.lu 3.000.000.— TL. tutarındaki
çek, (Köksal MATARACI bu çeki, Yapı Kredi Bankası Rize Şubesinden
tahsil etmiştir.) (K. 21, S. 61; K. 20, S. 236).
617E.1981/2
2 — 18.12.1979 günlü, 067220 no.lu 2.000.000.— TL. tutarındaki
çek, (Bu çek bedeli de Köksal MATARACI’nın Akbank Arnavutköy
Şubesindeki 11945 no.lu hesabına geçmiştir (K. 21, S. 72; K. 20, S. 100).
c) Salih AYDIN’a yapılan ödemeler :
1 — 15.6.1979 günlü, 40360 no.lu 14.500.— TL. tutarındaki çek,
2 — 9.1.1980 günlü, 358909 no.lu 50.000.— TL. tutarındaki çek,
3 — 14.1.1980 günlü, 358910 no.lu 250.000.— TL. tutarındaki çek,
(K. 21, S. 73, 69, 68).
Salih AYDIN, bu çeklerin sanık Hakkı KALKAVAN’dan kendisine
intikal ettiğini açıkça kabul etmiştir.
d) Ali YILDIZ’a yapılan ödeme :
Sanık Hakkı KALKAVAN söz konusu hesaptan 14.1.1980 günlü
havale ile Ali YILDIZ’a 500.000.— TL. göndermiştir (K. 21, S. 67).
D) SANIK SALİH AYDININ EYLEMLERİ :
Maddi olgular ve suç kanıtları :
Sanık Salih AYDIN’ın dava konusu edilen eylemleri banka kayıtları
ve öteki kanıtlara dayalı olarak aşağıda belirtilecektir. Eylemlerin, sanıklar
Şaban EYÜBOĞLU, Salih Zeki RAKICIOĞLU ve Halil İbrahim DEMİR
ile olan ilişkiler açısından üç. ayrı bölümde ele alınmıştır.
1 — Sanık Şaban EYÜBOĞLU ile ilgili eylemler :
a) Sanık Salih AYDIN’ın 8.6.1978 gününde Yapı ve Kredi Bankası
Yukarıayrancı Şubesinde 1.000.000.— TL. yatırarak kendi adına bir
hesap açtırdığı banka kayıtlarıyla sabittir. Sanık, önsoruşturma sırasındaki
ifadesinde, sözü geçen hesabı devletten aldığı hakedişlerden elde ettiği
para ile açtığını söylemiştir. Ancak, sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun aynı
banka şubesinde bulunan ve bu Kararda sözü edilegelen 43-44 sayılı
hesabından yine aynı gün 1.000.000.— TL. çekmiş olduğu da banka
kayıtlarıyla sabittir. Belirtilen bu olgu dolayısıyla ifadesine başvurulan
sanık Şaban EYÜBOĞLU, sanık Salih AYDIN ile birlikte bankaya
gittiklerini ve Tuncay MATARACI’nın talimatı gereğince hesabından
1.000.000, TL. çekerek bu parayı sanık Salih AYDIN’a verdiğini ve O’nun
E.1981/2 618
da bu para ile kendi adına, hesap açtırdığını önsoruşturma sırasında ikrar
etmiştir. Sanık Salih AYDIN bu ikrarı önce kabul etmemiş ise de, sanık
Şaban EYÜBOĞLU ile vapılan yüzleştirmesi sonunda adı geçen sanığın
sözlerinin doğruluğunu kabul etmek zorunda kalmıştır. Zira sanık Şaban
EYÜBOĞLU, olaya banka müdürünün dahi tanık olduğunu bildirerek
ikrarını soyut bir söz olmaktan çıkarmıştır.
Böylece sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun kendi banka hesabına rüşvet
parası olarak geldiği sabit bulunan paralardan 1.000.000.— TL.nı sanık
Tuncay MATARACI’nın talimatı gereğince sanık Salih AYDIN’a verdiği
kesinlik kazanmıştır.
b) Sanık Salih AYDIN adına açılmış olan bu banka hesabına,
«Şaban EYÜBOĞLU teslimatı» olarak 28.6.1978 gününde ayrıca
1.000.000.— TL. daha yatırıldığı, anılan banka hesabına ilişkin hesap
döküm kağıdında açıkça yazılıdır.
c) Sanık Salih AYDIN tarafından 6.10.1978 gününde, Etibank
Yukarıayrancı (Çankaya) Şubesine, sanık Şaban EYÜBOĞLU’na ait
5.10.1978 günlü, 1.500.000.— TL. lık çek verilerek yeni bir hesap açılmış
olduğu yine banka kayıtlarıyla sabittir.
Çekin sanık Şaban EYÜBOĞLU’nda kalmış bulunan dipkoçanı ele
geçirilmiş olup burada (Tuncay MATARACI) adının not edilmiş olduğu
görülmektedir. Sanık Şaban EYÜBOĞLU ifadesinde, hamiline ödenmek
üzere düzenlediği bu çeki sanık Tuncay MATARACI’ya verdiği için
dipkoçanına O’nun adını yazdığını açıklamıştır.
2 — Sanık Salih Zeki RAKICIOĞLU ile ilgili eylemler :
Sanık Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun 1.12.1978 günlü ve
2.500.0. TL. lık çeki, sanık Salih AYDIN tarafından tahsil edilerek,
telefon parası kesildikten sonra arta kalan 2.499.875.— TL. Etibank
Yukarıayrancı Şubesindeki hesabına geçirilmiştir.
Sanık Salih AYDIN’ın 20.8.1979 günlü ve 900.000.—TL. lık çeki
de Muhittin ÖZTÜRK tarafından tahsil edilmiştir. Bu kişi tanık olarak
dinlendiğinde kendisine bu çekin sanık Salih AYDIN ve babası tarafından
satın alınan Caterpillar bedeli olarak verildiğini bildirmiştir.
3 — Sanık Halil İbrahim DEMİR ile ilgili eylemler :
619E.1981/2
Adı geçen sanığın 20.8.1979 günlü, 3.750.000.— TL. lık çeki de
tanık Muhittin ÖZTÜRK tarafından ve yine Caterpillar bedeli olarak
tahsil edilmiştir.
E) SANIK KÖKSAL MATARACI’NIN EYLEMLERİ :
Sanık Tuncay MATARACI’nın, (...)’den rüşvet anlaşması sonucu
aldığı çeklerin bir bölümü de kardeşi Köksal MATARACI’nın muhtelif
bankalardaki hesaplarına aktarılmıştır. Bunların yanı sıra, Hakkı
KALKAVAN marifetiyle düzenlenen çeklerin doğrudan veya havale yolu
ile Köksal MATARACI’ya intikal ettirildiği de yukarıda gösterilmiştir.
Ayrıca Şaban EYÜBOĞLU’na intikal eden rüşvet paralarından 150.000.—
TL. Köksal MATARACI’ya intikal ettirilmiştir.
Sanık Köksal MATARACI tarafından, rüşvet olarak elde edilen
paraların, sanık Tuncay MATARACI’nın istifadesine bırakılması ve
gizlenmesi amacıyla kullanılan banka hesapları ve bu hesaplarda gözüken
işlemler şöylece belirlenmiştir.
Vakıflar Bankası Rize Şubesindeki 39/8 no.lu hesaba ilişkin işlemler:
Bu hesap sanık Tuncay MATARACI ile ortak olarak açılmıştır.
Sözü edilen hesaba Köksal MATARACI tarafından aktarılan çekler
şunlardır :
BİRİNCİ İŞLEM :
Sanık Salih Zeki RAKICIOĞLU tarafından, rüşvet paralarının
ödenmesinde paravan banka hesabı olarak kullanılan Akbank
Manifaturacılar Şubesindeki hesabından düzenlenip Tuncay
MATARACI’ya verilen 1.11.1978 günlü 493121 no.lu ve 5.000.000.—
TL. tutarındaki çek (K. 20, S. 61, 129),
İKİNCİ İŞLEM :
Aynı sanık tarafından aynı Banka hesabı üzerinden düzenlenip
sanık Tuncay MATARACI’ya verilen 3.11.1978 günlü 493108 no.lu,
1.000.000.— TL., 5.12.1978 günlü, 495258 no.lu 2.000.000.— TL.
tutarındaki çekler (K. 20, S. 63, 62),
E.1981/2 620
ÜÇÜNCÜ İŞLEM :
Sanık (...) tarafından düzenlenip, sanık Tuncay MATARACI’ya
verilen 6.10.1982 günlü, 611505 no.lu 2.500.000.— TL. tutarındaki çek
(K. 20, S. 127).
Sanık Tuncay MATARACI ile ortak bulunan Akbank Rize
Şubesindeki 4261 no.lu hesaba yapılan intikaller :
BİRİNCİ İŞLEM :
Sanık Salih Zeki RAKICIOĞLU tarafından, Akbank Manifaturacılar
Çarşısı Şubesindeki hesap üzerinden düzenlenen,
27.12.1978 günlü, 492646 no.lu 775.000.— TL. tutarındaki çek (K.
20, S. 123, 109),
İKİNCİ İŞLEM :
Sanık Salih Zeki RAKICIOĞLU tarafından düzenlenen,
23.3.1979 günlü, 421822 no.lu 500.000.— TL. tutarındaki çek,
olmak üzere bu hesaba toplam 1.275.000.— TL. aktarılmıştır (K. 20, S.
77)
Akbank Arnavutköy Şubesinde bulunan 11945 no.lu hesaba yapılan
intikaller :
BİRİNCİ İŞLEM :
Sanık Salih Zeki RAKICIOĞLU tarafından, Denizcilik Bankası
İstanbul Merkez Şubesindeki hesabı üzerinden düzenlenen 22.9.1978
günlü, 8481 no.lu 2.500.000.— TL. tutarındaki çek (K. 20, S. 106, 126),
İKİNCİ İŞLEM :
Hakla KALKAVAN tarafından yukarıda gösterilen 5604 no.lu
hesabı üzerinden düzenlenen 2.000.000.— TL. tutarındaki çek (K. 20, S.
100, 125).
Yapılan bu intikallerin yanı sıra doğrudan bankadan çekilen
havale bedelleri de yukardaki bölümlerde gösterildiğinden burada
yinelenmemiştir.
621E.1981/2
ESAS HAKKINDA MÜTALÂA :
Cumhuriyet Başsavcısının esas hakkındaki düşüncesinde aynen :
«Köksal MATARACI’nın eylemi :
Köksal MATARACI ağabeyi Tuncay MATARACI’nın muhtelif
kaynaklardan elde ettiği özellikle Demir İthalatçısı (...)’den aldığı rüşvet
parasının (19.255.000) lirasını ve Şaban EYÜBOĞLU aracılığı ile yapılan
atamalardan elde edilen paranın (150.000) liralık kısmını ayrıntıları
Soruşturma Kurulu Raporunda ve dosyada belirtildiği şekilde açtırdığı
banka hesaplarına aktarmıştır.
Köksal MATARACI bu suretle daha önce değinilen olaylardan ayrı
olarak Tuncay MATARACI’ya müzaheret, ve muavenette bulunmuştur.
Salih AYDIN’ın eylemi :
Tuncay MATARACI’nın damadı olan Salih AYDIN da Tuncay
MATARACI’nın talimatı üzerine Şaban EYÜBOĞLU, Salih Zeki
RAKICIOĞLU ve aracı diğer kişilerden aldığı (10.650.000) lirayı
kendi paravan hesabına nakletmiş ve kendisi kullandığı gibi ona da
kullandırmıştır.
8.6.1978 tarihinde Şaban EYÜBOĞLU’nun Yapı ve Kredi Bankası
Yukarıayrancı Şubesindeki 43-44 numaralı hesabından (1.000.000) lira
çekilmiş Salih AYDIN’a aynı bankada 175-177 numaralı hesap açılmıştır.
Şaban EYÜBOĞLU’nun aynı hesabından 28.6.1978 tarihinde
(1.000.000) lira, gene Salih AYDIN’ın bu hesabına intikal ettirilmiştir.
5.10.1978’de Şaban EYÜBOĞLU, tutarı (1.500.000) lira olan çeki
(300858 numaralı), Salih AYDIN’a keşide etmiş, o da adına Çankaya
Etibank Şubesindeki hesabına 6.10.1978’de intikal ettirmiştir.
Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun keşide ettiği 1.12.1978 tarihli ve
(2.500.000) liralık çek (495273 numaralı) bedeli Salih AYDIN’ın Çankaya
Etibank Şubesindeki hesabına telefon parası kesilerek (2.499.875) lira
olarak geçirilmiştir.
Salih Zeki RAKICIOĞLU kardeşi Adem RAKICIOĞLU adına
açtırdığı İstanbul Bankası Unkapanı Şubesine 20.8.1979 tarihli ve
(900.000) liralık çek (431408 numaralı) keşide edilmiş, bu çek Muhittin
E.1981/2 622
ÖZTÜRK tarafından tahsil edilerek Salih AYDIN’a satılan Caterpillar
bedeline mahsup edilmiştir.
Halil İbrahim DEMİR de Türk Ticaret Bankası Altınbakkal
Şubesindeki hesabından 20.8.1979 tarihinde keşide ettiği (3.750.000)
liralık çek (088749 numaralı) de Muhittin ÖZTÜRK ve Saffet ÇEBİ
Şirketi tarafından Salih AYDIN’ın satınaldığı Caterpillar bedeline mahsup
edilmiştir.
Salih AYDIN ve Avukatı, Salih Zeki RAKICIOĞLU’ndan intikal
eden (2.500.000) liranın, RAKICIOĞLU’na verecekleri (13.000.000)
liralık teminat mektubunun banka ve sair masrafları karşılığı olduğunu
beyan etmişler ise de (2.500.000) liralık çekin keşide tarihi 1.12.1978
olduğu halde (10.200.000) liralık teminat mektubu 7.5.1979, (3.300.000)
liralık olanı da 13.6.1979 tarihlidir. Esasen, aralarındaki 12.6.1979
tarihli Protokol’a göre bu teminat mektuplarının masrafları Salih Zeki
RAKICIOĞLU tarafından taahhüt edilmiştir. Masraflar peşin olarak beş
altı ay önce ödenemiyeceği gibi, peşin ödenen masraflar için Protokol’a
böyle bir kayıt koymaya da gerek yoktu. (13.500.000) liralık teminat
mektubunu banka ve sair masraflarının (2.500.000) lira tutacağı da söz
konusu değildir.
Esasen, Salih AYDIN duruşmada (Teminat mektubu masrafları
faizleri benim defterimde mevcuttur. Hesabımda da mevcuttur. 300.000
lirası 1980 senesine aittir.) şeklindeki sözleri de (2.500.000) liranın
Teminat Mektubu ile bir ilgisinin olmadığını göstermektedir.
Tuncay MATARACI’nın 10.9.1981 tarihli oturumda, Salih Zeki
RAKICIOĞLU sıkışık olduğundan bahsetti. Damadım ve kardeşime
mektup alıp verin demiştim yolundaki sözleri de mektuptan aylarca önce
verilen bu paranın mektupla ilgili bulunmadığını kanıtlamaktadır.
Halil İbrahim DEMİR’den intikal eden (3.750.000) liranın da Salih
Zeki RAKICIOĞLU’ndan genel para ile aynı olduğu ileri sürülmekte ise
de hesaba iki adet çekin geçirildiği görülmekte olup Halil İbrahim DEMİR
kendisinin verdiği (3.750.000) liranın RAKICIOĞLU ile ilgisi olmadığım
Tuncay MATARACI’nın talimatı ile bu parayı verdiğini ifade etmiştir.
Şaban EYÜBOĞLU. Tuncay MATARACI ve Salih Zeki
RAKICIOĞLU arasındaki ilişki daha önce açıklanmıştı. Şaban
623E.1981/2
EYUBOĞLU, Salih Zeki RAKICIOĞLU ve Halil İbrahim DEMİR den
intikal eden para Tuncay MATARACI’ya ait rüşvet parasıdır.
Salih AYDIN, kayınpederinin mali vaziyetini herkesten iyi bilecek
durumdadır. Bu paranın geliş kaynağı da onun malûmatı dışında olamaz.
Hakkı KALKAVAN’ın eylemi :
Hakkı KALKAVAN Tuncay MATARACI’nın yeğenidir.
Daha önceki bölümlerde belirtildiği üzere Tuncay MATARACI’nın
değişik kaynaklardan aldığı rüşvet parasından (9.800.000) i rayı Yapı
ve Kredi Bankası Arnavutköy Şubesinde kendi adına açtırdığı hesaba
yatırmış ve gerektiğinde istek üzerine Tuncay MATARACI’ya ve Köksal
MATARACI’ya çek veya nakit olarak intikal ettirmiştir. Bu husus banka
kayıtları ve kendi beyanı ile de sübut bulmuştur.
Tuncay MATARACI’nın yeğeni Hakkı KALKAVAN onun malî
durumunu yakınen bilen bir kimsedir. Kendisine verilen hamiline çekleri
paraya dönüştürerek açtırdığı hesaba yatırmış ve böylece Tuncay ve
Köksal MATARACI’ya müzaheret ve muavenette bulunmuştur.
Halil İbrahim DEMİR’in eylemi :
Halil İbrahim DEMİR Tuncay MATARACI ile yakın ilişki içindedir.
Otellerde, eğlence yerlerinde beraberdirler. Onun mali durumunu Halil
İbrahim yakınen bilmektedir.
Tahir BOZAY (12.8.1981, (Halil İbrahim ile Salih Zeki
RAK1ClOGLU’nun, İstanbul’a gidişlerinde Tuncay MATARACI’yı
havaalanında karşılandıklarını sık sık Ankara’ya telefon ettiklerini,
Bakanla Halil İbrahim’in evine, yazıhanesine gittiklerini) ifade eylemiştir.
Alman rüşvet paralarının büyük bir kısmının Halil İbrahim
DEMİR’e ne şekilde intikal ettiği ve onun tarafından nasıl kullanıldığı
önceki olaylarda izah olunmuştu.
Halil İbrahim DEMİR de bu hususları inkâr etmemektedir.
Böylece Halil İbrahim DEMİR kendisine verilen hamiline
çekleri paraya çevirerek kendi hesabına geçirmek suretiyle Tuncay
MATARACI’ya müzaheret ve muavenette bulunmuştur.
E.1981/2 624
Halen (23.900.000) lira rüşvet parası Halil İbrahim DEMİR’in
uhdesindedir.
Ali YILDIZ’ın Tuncay MATARACI’nın rüşvet alması olayına
iştiraki :
Ali YILDIZ Tuncay MATARACI ile yakıtı ilişki içindedirler.
Otellerde, eğlence yerlerinde ve hatta Avrupa da birlikte olmuşlardır.
Tuncay MATARACI’nın malî durumunu, imkânlarını yakınen
bilmektedir. Parasal ilişkileri ileri düzeydedir.
Tanık Cemal İNCE (12.8.1981), (Ali YILDIZ bir yerden para
bulmuştu, nereden buldun dedim, Tuncay Bey verdi dedi. 15.000.000
almıştı.) demiştir.
Nihat EKŞİ de (10.9.1981), (Tuncay MATARACI ile Ali YILDIZ’ın
arkadaşlığının çok eski olduğunu, aralarında ortaklık bulunduğunun
söylendiğini, Tuncay MATARACI’ya verdiği 1.500.000. - TL.nı Ali
YILDIZ’dan aldığını beyan etmiştir) ve Sudi GÖKSÜN da kendisinin
bankadan karşılığını aldığı ve Yıldız Tuğla’ya aktardığı çeki Ali
YILDlZ’ın Tuncay MATARACI’dan aldığını ifade eylemiştir.
Ali YILDIZ mali durumunu yakınen bildikleri Tuncay
MATARACI’dan kendisine intikal eden hamiline çeklerin normal yoldan
gelmediğini bilmekte ve bilecek durumda bulunmaktadır.
Ali YILDIZ bilâhare ifadesini değiştirerek Tuncay MATARACI’dan
borç aldığını ve bilâhare ödediğini ifade eylemişse de olayların akışı ve
dosya münderecatına göre önceki beyanının daha samimi ve gerçeğe daha
uygun olduğu sonucuna varılmıştır.
Ali YILDIZ’ın Tuncay MATARACI tarafından çeşitli yerlerden
sağlanan ve rüşvet karşılığı olan hamiline çekleri paraya çevirmek ve
Yıldız Tuğla hesabında gizlemek suretiyle ona müzaheret ve muavenette
bulunduğu sübuta ermiştir.
Halen yedinde (25.000.000) lira rüşvet parası bulunmaktadır.
Arzedildiği üzere Köksal MATARACI, Salih AYDIN, Hakkı
KALKAVAN, Halil İbrahim DEMİR ve Ali YILDIZ, Tuncay MATARACI
rüşvet alırken doğrudan doğruya onun rüşvet anlaşmasına katılmamışlar,
625E.1981/2
ancak, rüşvet karşılığı olarak verilmiş olan hamiline düzenlenmiş çeklerin
bedellerini tahsil ederek kendi hesaplarında gizlemişlerdir.
Adı geçenlerin bu konudaki eylemleri şevkteki gibi TCK’nun 65
inci maddesi ile ilgili bulunmamıştır. Çünkü rüşvet anlaşması ile alâkalı
değildirler.
Fiilleri, Tuncay MATARACI’nın işlediği cürümden istifadesine
matuf olup TCK’nun 296 ncı maddesine uygun bulunmaktadır.
Ancak, bu maddenin tatbikinde bir hususun gözönünde
bulundurulması icabeder. Madde de (Şu kadar ki bu ceza müddeti
asıl cürüm için Kanunda tayin edilen cezanın üçte birini geçemez)
denilmektedir.
Burada söz konusu olan asıl faile verilen ceza değil, faile Kanunda
tayin olunan cezanın azami haddidir.
Bu görüşümüz doğrultusunda uygulama yapılması gerekir.
0 halde;
1 — Hakkı KALKAVAN, Salih AYDIN, Halil İbrahim DEMİR ve
Ali YILDIZ’ın eylemlerine uyan TCK’nun 296, 80 ve 36 ncı maddelerine
göre cezalandırılmalarına ve ceza tayininde Halil İbrahim DEMİR ve Ali
YILDIZ’ın eylemlerinin vehametinin gözönünde bulundurulmasına,
2 — Köksal MATARACI, Tuncay MATARACI’nın kardeşi
olduğundan TCK’nun 296 ncı maddesinin son fıkrası nazara alınarak
bu eyleminden dolayı kendisine ceza verilmesine yer olmadığına, karar
verilmesini» istemiştir.
SANIKLARIN SAVUNMALARI :
A) SANIK HALİL İBRAHİM DEMİR’İM SAVUNMASI :
Sanık Halil İbrahim DEMİR; Soruşturma Komisyonunda verdiği
26.12.1980 günlü ilk ifadesinde, suç konusu eylemler hakkında hiçbir
beyanda bulunmamış, sanık Tuncay MATARACI’yla aralarında ev
satımına ilişkin bir işlem geçtiğini, Tuncay MATARACI’nın, kendisine bir
daire satmasını istediğini ve bu maksatla
4.800.000.— TL.nın kendisine çeklerle ödendiğini; ancak, daha
E.1981/2 626
sonra bu satıştan vazgeçildiğini, paranın da bir bölümünün kendi üzerinde
kaldığını diğer bölümün karşılığı olarak sanık Tuncay MATARACI’nın
kardeşi Köksal MATARACI adına inşaat malzemeleri gönderdiğini;
ayrıca, sanık Tuncay MATARACI ile samimi ilişkiler içerisinde olduğunu,
İstanbul’da sık sık eğlence yerlerinde bir araya geldiklerini, Salih Zeki’nin
de kendilerine refakat ettiğini, zamanla refakatçi sayılarının arttığını
açıklamıştır.
Sanık, aynı kurul önünde alman 12.1.1981 günlü ifadesinde, ilk
ifadesini yinelemiştir.
4.2.1981 günlü üçüncü ifadesinde de, sanık suç konusu olaylara
ilişkin açıklamalar yapmamış; Hakkı KALKAVAN’a aralarında bir
arsa alışverişi olduğunu, resmi kayıtlarda gözükmeyen bu satış karşılığı
kendisine 9 ila 9,5 milyon liranın verildiğini beyanla, Türk Ticaret Bankası
Altınbakkal Şubesinde ablasının 10.000.000.— TL. civarında parası
olduğunu, ANBAJ Firmasının adını ilk defa duyduğunu, bu firmaya belki
altın vermiş olabileceğini, Rahim MEYDAN’ı ve (...)’i hiç tanımadığım;
Salih Zeki’yle daire alışverişi nedeniyle ilişkisinin olduğunu, Adem
RAKICIOGLU’nun 533 no.lu hesabından intikal eden çeklere ilişkin
bilgisinin olmadığını; bu konuda birşey hatırlamadığım ve ablasının
cahil bir kadın okluğundan bahisle tüm eylemleri ısrarlı bir şekilde inkâr
etmiştir.
Sanık, yasa dışı eylemlere ilişkin açıklamalarını ve itiraflarını
11.2.1981 günlü Soruşturma Kurulunda dördüncü kez alınan ifadesinde
yapmıştır. Sanık, tekrar ifadesine başvurulmasını bizzat kendisi talep etmiş,
el yazısıyla kaleme aldığı ve açıkladığı olguları Soruşturma Komisyonu
önünde ayrıca sözlü olarak da doğrulamıştır. Sanık bu ifadesinde Tuncay
MATARACI’yla başlayan ilk ilişkilerinden itibaren son gelişmelere
kadarki durumları anlatmış ve özetle : Tuncay MATARACI’nın arzusuyla
arkadaşlık ilişkilerinin geliştiğini, bir keresinde kendisinden 200.000.—
TL. borç istediğini ve arkasından bir yakınının işini takip için Ankara’ya
sanık Tuncay MATARACI Tını yanına gittiğini ve bu iş takibi sırasında
sanık Bakanın kendisine, dürüstlük kurallarından söz ettiğini ve takip
edilen işin bırakılmasını istediğini; Tuncay MATARACI’nın bu tutumu
karşısında, kendisinde, sanık Bakanın çok dürüst bir insan olduğu
düşüncesinin yer ettiğini; ancak, bu olayın hemen arkasından sanık
Tuncay MATARACI Tını İstanbul’a geldiğinde kendisini Shereton
Oteline çağırarak, «Halil, sana sonsuz güvenim var, bana bir şey olursa
627E.1981/2
sana vereceğim parayı istediğin gibi kullan, alacağını al, ne oğluma ne
kardeşime bundan bahsetme, Rize’de bir yer sattım gerisi de gelecek,
yengene bir daire verirsin, gerisini de para olarak istediğin zaman
verirsin» dediğini; bunun üzerine 8 milyonluk bir çek verdiğini; ancak, bu
çeklerin zamanla verilmesine devam edilerek tutarlarının 57.500.000.—
TL. sına ulaştığını bildirmiştir. Sanık, bu açıklamasında ayrıca, kendisine
intikal eden paralardan Tuncay MATARACI Tını istemine uygun olarak
damadına 7.500.000.— TL., Hakkı KALKAVAN’a çek ve para olarak
9.500.000.— TL., Sabri’nin oğluna verilmek üzere Hakkı KALKAVAN’a
elden 1.000.000— TL., kardeşi Köksal MATARACI’ya nakit olarak
3.000.000.—TL, sanık Tuncay MATARACI’ya 2.000.000.— TL., daire
alışverişinden doğan 8.500.000.— TL. ve Kadıköy’de alınan arsa bedeli
16.000.000.— TL. şeklinde sarfedildiğini açıklamıştır. Sanık Halil İbrahim
DEMİR, sanık Tuncay MATARACI ve hanım arkadaşı Ferhan AKKAN
da yanlarında olduğu halde Paris’e gittiklerini Tuncay MATARACI’nın
burada kendisine 5.000 mark verdiğini söylemiş ve geçmiş ifadelerindeki
inkârların, maruz kaldığı tehditler sonucu olduğunu vurgulamıştır.
Sanık aynı günlü açıklamalarında, çeklerin kendisine gizli olarak
Tuncay MATARACI tarafından verildiğini ve Fermeneciler Şubesindeki
hesabın da Tuncay MATARACI’nın çekiyle açıldığını, sanık Tuncay
MATARACI’nın talimatıyla Ali YILDIZ’a çek verdiğini, bu çeklerin
(...)’e ait olduklarını, Salih ZEKİ’den öğrendiğini; Paris seyahatinde sanık
Tuncay MATARACI’nın birlikte getirdiği Ferhan AKKAN’a çok fazla
harcamalarda bulunduğunu belirtmiştir.
Sanık Halil İbrahim DEMİR yargılama sırasında, Soruşturma
Kurulu önünde yapmış olduğu açıklamaların doğru olduğunu belirtmiş;
ayrıca, 13.10.1981 günlü Yüce Divan Başkanlığına verdiği dilekçesinde,
kendisine intikal eden çeklerin toplamıyla, yapılan tüm harcamaları banka
hesaplan ve dayanakları gösterilmek üzere kalem kalem göstermiştir. Bu
açıklamaya göre, sanık Halil İbrahim DEMİR’e sanık Tuncay MATARACI
tarafından intikal ettirilen çeklerin tutarı 64.250.000.— TL. na ulaşmıştır.
Sanık vekili, savunmasında; rüşvet suçunun işlenmesinde, sanık
Halil İbrahim DEMİR’in maddi ve manevi yönden iştirakinin söz
konusu olmadığını, adıgeçenin rüşvet verene, alana veya aracıya talimat
vermediğini ileri sürmüş ve rüşvet akdinin yapılmasında ve icrasında
rol oynamadığını ifade etmiştir. İlâveten, esas hakkındaki düşüncede
ileri sürülen Türk Ceza Kanunu’nun 296 ncı maddesinin olaya uygun
E.1981/2 628
düşmediğini, bu durumda uygulanabilecek en ağır maddenin Türk Ceza
Kanununun 512. maddesi olduğunu ileri sürmek suretiyle her iki maddeye
ilişkin açıklama ve karşılaştırmalar yaparak rüşvet konusu çeklerin
alınmasıyla sanık Tuncay MATARACI’nın, işlediği suçtan istifadesinin
temin edilmemiş, olduğunu, suç nedeniyle yapılacak soruşturmanın yanlış
yola sürüklenmesi ve failin gizlenmesi hallerinin de söz konusu olmadığını
belirterek sanık Halil İbrahim DEMİR’in eyleminin «cürmün irtikâbına
iştirak etmeksizin bir cürümden hasıl olan parayı kabul ve muhafaza»
etmekten ibaret olduğunu ileri sürmüştür.
B — SANIK AI.İ YILDIZ IN SAVUNMASI :
Sanık Ali YILDIZ vekili savunmasında özetle :
Sanık Tuncay MATARACI ile Ali YILDIZ arasında eski bir parti
arkadaşlığı ve hemşehrilik ilişkisi bulunmakta ve her ikisi zaman zaman
eğlence yerlerinde bir arada görülmüşlerse de, bu ilişkiler, sanık Tuncay
MATARACI’nın malî durumunun yakınen bilinmesini sağlayacak
nitelikte değildir. Zira, hayat deneyimleri göstermiştir ki, bir kimsenin
öz varlığını kendi ailesi bireyleri dahi çoğu zaman bilmemektedir. Bu
nedenle, tahminlere ve varsayımlara dayanılarak ceza verilemez.
Ali YILDIZ’ın borç para isteğine karşılık sanık Tuncay MATARACI
hamiline yazılı çekler vermiştir. Bu çeklerin Tuncay MATA-RACI’nın öz
malvarlığına mı dahil olduğu, yoksa başkalarından mı aldığı hiçbir şekilde
bilinemez ve bu yönün araştırılması zorunluğu da yoktur. Halil İbrahim
DEMİR’den borç olarak alınan 10.000.000,— TL.nın aslında sanık
Tuncay MATARACI’ya ait para olduğu da hiçbir şekilde bilinemezdi.
Söz konusu paranın sanık Tuncay MATARACI’dan borç olarak alındığını
bilen 4 kişinin savunma tanığı olarak dinlenmesi isteği reddedilmiştir.
Buna rağmen, tanıklar Cemal İNCE, Sudi GÖKSÜN, Nihat EKŞİ ve Nihat
METE’nin ifadeleri, sanık Ali YILDIZ’ın sanık Tuncay MATARACI’ya
olan borcunu ne zaman ve ne şekilde ödediğini göstermektedir.
Öte yandan, sanık Tuncay MATARACI, 18.4.1979 gününden önce
toplam tutarı 67.500.000,— TL olan 11 adet çeki başka kişilere tahsil
ettirebilmiş olduğuna göre, bu konuda Ali YILDIZ’ın müzaheret ve
muavenetine ihtiyacı yoktur. O halde, çeklerin ödünç para olarak verildiği
kabul edilmelidir.
Cumhuriyet Başsavcısı, sanık Ali YILDIZ’ın söz konusu çekleri
629E.1981/2
sanık Tuncay MATARACI’dan borç olarak aldığını belirten sözlerini
samimi bulmamış, daha önceki anlatımlarını gerçeğe uygun görmüştür.
Sanık Ali YILDIZ, daha önce, söz konusu çekleri Cemal İNCE’den
aldığını söylemiş bulunduğuna göre, bu ifadeye dayanılıyor ve böylece
cezalandırma istemine yer kalmıyor demektir. Oysa, gerçek olan sonraki
beyanlardır ve bu gerçek cezalandırılma korkusundan zamanından
söylenememiştir.
Ortada, suç delillerini gizleme kastı yoktur. Çünkü, çekler açıktan
bankaya ibraz edilmiş, tahsil edilen karşılıkları da hesaplara geçirilmiştir.
Sanık Tuncay MATARACI yararına hareket etmek amacı da güdülmemiştir.
Esas amaç, borç para bulmaktadır. Bu nedenle olayda TCK’nun 296.
maddesinin unsurları yoktur. Aynı Kanunun 512. maddesinin unsurları
dahi olayda gerçekleşmemiştir. Çünkü anılan madde, hırsızlık, gasp gibi
suçlardan hasıl olan paralar yönünden uygulama alanına sahiptir.
Şayet sanık Ali YILDIZ mutlaka sorumlu sayılacak ise, eylemin
TCK’nun 580. maddesine uyduğu iddia edilebilir.
Bir an için olaya TCK’nun 296. maddesi uygulanacak olursa,
sanık yararına hareket edilerek asıl faile verilen cezanın asgari haddinin
gözönünde tutulması gerekir) demiştir.
C) SANIK HAKKI KALKAVAN’IN SAVUNMASI :
Sanık Hakkı KALKAVAN, 9.1.1981 günlü Soruşturma Komisyonu
önündeki ilk ifadesinde sadece, dayısı Tuncay MATARACI ile olan
ilişkilerinin borç-alacak şeklinde adı geçenin bakan oluşundan sonra
başladığını ve kendisinden 3.000.000.— TL. borç aldığını söylemiştir.
26.1.1981 günlü ikinci ifadesinde ise, Halil İbrahim DEMİR, Ali
YILDIZ ve Paşali ALAMAN’a ilişkin ortaya çıkan işlemleri de, borç
alacak ve normal ticari ilişkiler olarak izah etmiş tüm işlemlerin Tuncay
MATARACI dışında cereyan ettiğini ileri sürmüştür. Buna karşın,
16.3.1981 günlü ifadesinde, banka kayıtlarına ve gerçeklere uygun biçimde
açıklamada bulunmuştur. Sanık bu açıklamasında, Halil İbrahim tarafından
açılan paravan hesaplardan 5604/4 no.lu hesabına toplam 9.300.000.—
TL. nın çek olarak girdiğini, sanık Tuncay MATARACI’nın talimatı
ile bu çekleri almış olduğunu, ayrıca sanık Tuncay MATARACI’nın
talimatı, doğrultusunda onun adına acılan hesaba 3.000.000.— civarında
paranın çekle geçirildiğini, Paşali ALAMAN’dan alınan çekin dayısı
E.1981/2 630
Köksal MATARACI’dan kendisine geçtiğini, Halil İbrahim ve Ali
YILDIZ’ı, dayısı Tuncay MATARACI vasıtasıyla tanıdığını, Alı.
YILDIZ’la irtibatının aynı şekilde dayısı vasıtasıyla kurulduğunu, Köksal
MATARACI’ya gönderilen çekin, Tuncay MATARACI’dan intikal eden
paralardan sağlandığını, ilk ifadelerinin kendisine yapılan telkinler sonucu
yanlış verildiğini ve özellikle Köksal MATARACI’nın kendisine tesir
ettiğini söylemiştir.
Sanık yargılama sırasında ise, Tuncay MATARACI ile olan
ilişkisinin dayı-yeğen arasında olan bir ilişkiden öteye geçmediğini,
Soruşturma Kurulunda verdiği son ifadesinin, o günün şartları içerisinde
değerlendirilmesi gerektiğini, esasen kendisinin hasta bir kimse olduğunu
belirtmiş, Tuncay MATARACI ile müşterek iş yapacaklarını ve bu
maksatla bir yer tuttuklarını da açıklamalarına ilâve etmiştir.
Sanık savunucusu da rüşvet anlaşmasına ilişkin suçlardan, Tuncay
MATARACI’nın Bakanlıktan düşmesinden 4 ile 5 ay sonca rüşvet
naralarının Tuncay MATARACI’nın istifadesine sunulmasının mümkün
olmadığını, bu tarihe kadar istifadeyi önleyen bir durumun bulunmadığım
ve suçun gizlenmesinin de söz konusu olamayacağını ileri sürmüştür.
D) SANIK SALİH AYDIN’IN SAVUNMASI :
Sanık vekili savunmasında özetle :
Sanık Salih AYDIN ile öteki sanıklardan yalnızca Şaban
EYÜBOĞLU ve Salih Zeki RAK1CIOĞLU arasında parasal ilişki geçmiş
olup bu ilişkilerin gerçek nedenleri şöyledir :
Salih AYDIN, yaptığı işlerden paraya ihtiyacı olunca, hemşehrisi
ve aynı apartmanda komşusu sıfatıyla sanık Şaban EYÜBOĞLU’ndan
borç almıştır. Sanık Şaban EYÜBOĞLU bu borç ilişkisini söylemekten
önsoruşturma sırasında çekinmişse de, duruşma tutanağının 111, 117, 118,
128, 129, 130. ve 454. sayfalarına geçen açıklamalarla Salih AYDIN’a
borç verdiğini belirtmiştir.
Sanık Salih Zeki RAKICIOĞLU ile olan parasal ilişkilerin nedenleri
ise şöyledir :
Adı geçen sanık, 1.12.1978 günlü, 2.500.000 TL. lık çeki, ileride
Salih AYDIN’dan isteyeceği teminat mektubunun faiz ve öteki masraflarını
peşinen O’na ödemek için vermiştir. Zira, bir konuşma sırasında sanık
Salih AYDIN kuracağı bir şantiye dolayısıyle 2.500.000.— TL.na ihtiyacı
631E.1981/2
olduğunu, sanık Salih Zaki RAKICIOĞLU’da gireceği taahhüt işlerinde
teminat mektubu bulmakta zorluk çektiğini söylemiş ve böylece ikisi
arasında karşılıklı olarak yardımlaşmak için bir anlaşma olmuştur.
Sanık Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun, temini çok güç olan teminat
mektubunu elde edebilmek için faiz ve öteki giderlerini önceden
vermesi olağan sayılmalıdır. Nitekim, adı geçen sanığın, 8.6.1979
günü kurduğu ortaklık işinde daha önceki tarihli (7.5.1979) teminat
mektubunu kullanması, O’nun önceden hazırlıklı olmak tutumu içerisinde
bulunduğunu göstermektedir.
Öte yandan, sanık Salih AYDIN’m kendi adına aldığı 13.500.000.—
teminat mektubunu bir karşılık görmeden başkasına kullandırması
düşünülemez. Sanık Salih Zeki RAKICIOĞLU 2.500.000.— TL,.
lık çeki teminat mektubu ile ilgili olarak verdiğini Yüce Divan önünde
açıklamıştır. (Duruşma tutanağı, S. 457).
Aynı sanığa ait 900.000.— TL.lık çek ise Salih AYDIN’a olan
4.650.000.— TL.lık borcu ödemek için verilmiştir. Bu borç ilişkisi şöyle
doğmuştur :
Sanık Salih Zeki RAKICIOĞLU, sanık Salih AYDIN’ı 10.650.000
— TL. fiyat üzerinden satın aldığı yükleyici aracı (Caterpilların)
satıcısına verdiği toplam 4.650.000.— TL.lık 2 bonoya kefil olmuştur. Bu
bonoların vadeleri 15 ve 16 Ağustos 1979 günlerinde bitmekte olmasına
karşın, Salih AYDIN ve babası Ali Rıza AYDIN bonoların ödenecek
karşılıklarım 8.8.1979 gününde temin etmişlerdir, işte bunu duyan sanık
Salih Zeki RAKICIOĞLU, bonoların vadelerinin dolmasına daha zaman
bulunduğunu, oysa kendisinin nakit paraya ihtiyacı olduğunu bildirmiş
ve esasen kendisinin bonolara kefil olduğunu da öne sürerek 9.8.1979
gününde bu parayı alıp kullanmıştır. Sanık Salih Zeki RAKICIOĞLU,
işte bu borcuna karşılık olarak 20.8.1979 gününde sanık Salih AYDIN’a
900.000 ve 3.750.000 TL. iki adet çek vermiş, Salih AYDIN’da bu çekleri
Caterpillar’ın satıcısına devrederek bonoların karşılığını ödemiştir. Sanık
Salih Zeki RAKICIOGLU’nun 3.750.000.— TL. çeki, sanık Halil İbrahim
DEMİR’den borç olarak aldığı sonradan anlaşılmıştır. Nitekim adı geçen
sanığın Halil İbrahim DEMİR’e olan bu borcunu 4.9.1979 gününde
ödediği sanık Halil İbrahim DEMİR’e ait banka hesap döküm kağıtlarıyla
sabittir.
E.1981/2 632
Gerek sanık Şaban EYÜBOĞLU’ndan gerek Salih Zeki
RAKICIOĞLU’ndan alınan çekler banka kayıtlarına geçirilmiştir. Buna
göre banka kayıtları incelenerek paraların nereden gelip nereye gittiğinin
tesbiti mümkündür. Bu nedenlerle olayda suç delillerini gizleme hali ve
dolayısıyla TCK’nun 296. maddesinin uygulanmasına yer yoktur.
Bir an için sanık Salih AYDIN, sözü edilen ilişkilere konu olan
paraların bir cürümden hasıl olduğunu bilerek kabul ettiği ve sakladığı
varsayılsa dahi, eylem 296. maddeye değil aynı Kanunun 512. maddesine
uyar. Çünkü sanık Salih AYDIN’ın suç konusu paralardan Tuncay
MATARACI’nın faydalanmasını sağlamak amacı olmayıp, doğrudan
doğruya kendisinin ihtiyaçlarını gidermek için kullandığı söylenebilir.
Sonuçta tamamiyle suçsuz olduğu anlaşılan sanık Salih AYDIN’ın
beraetine, şayet cürümden doğduğunu bildiği parayı alıp sakladığı
kanaatine varılırsa, TCK’nun 512 ve 59. maddelerinin uygulanmasına,
cezanın para cezasına çevrilmesine ve ertelemeye karar verilmesini
istemiştir.
E) SANIK KÖKSAL MATARACI’NIN SAVUNMASI :
Sanık Soruşturma Komisyonu önünde alman tüm ifadelerinde, suç
konusu eylemlere ilişkin hiçbir açıklamada bulunmamış banka hesaplarına
intikal, eden işlemleri normal borç-alacak veya ticari ilişki içerisinde
göstermeye çalışmıştır.
Sanık 28.1.1981 günlü ilk ifadesinde; 1978 yılına kadar kardeşi
Tuncay MATARACI ile ortaklık kurdukları şirketi fesh ederek, kendi
adına dönüştürdüğünü, ağabeysiyle birlikte Rize’deki gayrimenkullerini
1975 yılına kadar sattıklarını, bu tarihten sonra satış olmadığını, Tuncay
MATARACI’nın ise Bakan olduğu tarihe kadar eline geçen paraları
harcamış olduğunu ve ayrıca parasının bulunmadığını, yıllık gelirinin
gayrimenkul kiralarından hissesine düşen 200.000.— TL.dan ibaret
olduğunu ve gene Tuncay MATARACI’ya zaman zaman kendisinin para
verdiğini, Rize’ye gelişinde kendisinden sanık Tuncay MATARACI’nın
para aldığını sanık Tuncay MATARACI’nın Bakanlık döneminde sadece
otel ve seyahat harcamaları karşılığı bulunan 1.750.000.— TL.yı bulan
masraflarını karşılayacak düzeyde geliri olmadığını, bunların ancak
kendisinden borç alman paralarla karşılanabileceğini belirtmiş, ayrıca Salih
Zeki RAKICIOĞLU ile borç-alacak ilişkisi içerisinde para alıp verdiğini,
633E.1981/2
borç alırken çek kullandığını ancak bunların iadesinin elden nakit olarak
yapıldığını söylemiştir. Halil İbrahim DEMİR’den de inşaat için malzeme
aldığını, ağabeysi Tuncay MATARACI tarafından gönderilen havalenin,
Hakkı KALKAVAN’dan alınıp gönderildiğini gizlemiştir.
Sanık 4 2.1981 günlü ifadesinde eski beyanlarına yeni bir husus
eklememiş, Salih Zeki RAKICIOGLU’nun bu tarihte yapmış olduğu
açıklamalarını kabul etmeyerek, bu kimseden 3-4 milyon TL. borç
alabileceğini, Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun kendisine yaklaşık 17
milyon TL. borç verecek güçte olabileceğini Salih Zeki RAKICIOĞLU,
Halil İbrahim DEMİR ve Şaban EYÜBOĞLU’nu Soruşturma Komisyonu
önünde gerçekleri açıklar nitelikteki ikrarlarının nedenini bilemediğini
belirtmiş, gerek Soruşturma Komisyonunda alman ifadeleri gerekse son
yargılama sırasında alman ifadelerinde eski beyanlarım tekrarlamıştır.
Sanık savunmasında ise bu suçlamaya ilişkin yeni bir durum ortaya
konulmamış, haklarında esasen Türk Ceza Kanununun 296. maddesinin
son fıkrasının uygulanması talep edilmiş olduğundan, bu suçlama üzerinde
durulmasına da gerek duyulmamıştır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ :
A) Sanık Halil İbrahim DEMİR, yargılama sırasında doğruladığı
ve soruşturma kurulunda yaptığı açıklamalarda dolaylı biçimde de olsa
kabullendiği üzere, sanık Tuncay MATARACI’dan rüşvet anlaşması
sonrası elde edilen çekleri, suç konusu olduğunu bilmesine rağmen kabul
etmiştir.
Tuncay MATARACI’nın Bakan olmasından kısa bir süre sonra
sanıkla aralarında Salih Zeki RAKICIOĞLU’da dahil olmak üzere çok
yakın bir dostluk ilişkisi başlamıştır. Bunların hemşehri olmaları nedeniyle
arkadaşlıkları zaten eski tarihlere dayanmaktadır. Sanık Halil İbrahim
DEMİR’in, kendi beyanları ile açıkladığı ve kayıtlara dayalı biçimde
gösterdiği üzere ileri düzeyde iş yapan bir inşaat müteahhitidir. Ayrıca
Tuncay MATARACI’nın çevresi ve özellikle Salih Zeki RAKICIOGLU
ile sıkı bir arkadaşlık ilişkisi içerisindedir. Tuncay MATARACI’nın
gerçek maddi varlığı ise kendisi tarafından çok iyi bilinmektedir, işte, bu
koşullaı altında, sanık Halil İbrahim DEMİR’in, rüşvet anlaşması sonucu
elde edilen çekler kendisine intikal ettirildiğinde, bu çekleri Rize deki
arsa bedeli olarak kabul etmesi düşünülemez. Aksi halde, kendi beyanıyla
E.1981/2 634
da sabit olduğu üzere, sanık Tuncay MATARACI tarafından bu çeklerin
kendisine gizlice verilmesinin ve bunlardan kimseye bahsedilmemesinin
istenmesinin nedeni kalmaz. Öte yandan, çeklerin kimlere ait olduğuda
üzerlerinde açıkça yazılıdır. İlk çek, ANBAJ Firması tarafından
düzenlenmiş ve 8.000.000.— TL. tutarındadır. Bunu takip eden çekler
Salih Zeki RAKICIOĞLU nun küçük kardeşi ve o güne kadar hiçbir
ticari faaliyeti bulunmayan Adem RAKICIOGLU’na aittir. Çok büyük
meblağlara ulaşan bu çeklerle; Tuncay MATARACI’nın Rize’de iddia
ettiği bir arsa satışı ve sözü edilen kimselerin faaliyetleri arasında hiçbir
nedensellik bağı bulunmadığı cihetle, sanık Halil İbrahim DEMİR’in bu
işleri anlayamayacağının ileri sürülmesi de samimi kabul edilemez.
Çok kısa bir süre içerisinde 57 milyon gibi büyük meblağa ulaşan
çek bedellerinin dört ayrı hesaptan idare edilmesi de, rüşvet anlaşması
sonucu elde edilen paraların gizlenmesi amacına yöneliktir. Gerçekten,
sanık Halil İbrahim DEMİR rüşvet anlaşmalarının dışındadır ve
anlaşmaların oluş ve icra safhalarında da bu konuya ilişkin herhangi bir
eylemi saptanamamıştır. Buna karşın rüşvet paralarından sanık Tuncay
MATARACI’nın istifadesini temin için gereken etkinliğini göstermiş,
ileri düzeyde bir iş adamı olmasının avantajlarından da yararlanarak bu
paraları istenilen biçimde yönlendirmiştir.
Bu cümleden olmak üzere, Tuncay MATARACI’nın damadı Salih
AYDIN, kardeşi Köksal MATARACI, Yeğeni Hakkı KALKAVAN, eşi
Nuran MATARACI ve bizzat Tuncay MATARACI’ya yapıları ödemelerde
ve Sanık Tuncay MATARACI için arsa alımında, tamamen sanık Tuncay
MATARACI’nın talimatı gözönünde tutulmuş, paraların tümünden
Tuncay MATARACI’nın istifadesi sağlanmıştır.
Yukarıda değinildiği gibi, sanık Tuncay MATARACI’nın dikkati
çeken bir bakan olması nedeniyle her an izlendiği düşünülürse, bu
yolla, rüşvet olarak alınan paraların gizlenmesine yardımcı olma ve suç
hakkında yetkililerce yaptırılacak soruşturmayı yanlış yola sevk etme
amacı kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.
Bu bölümde belirtilecek bir başka nokta da, sanık Halil İbrahim
DEMİR’in diğer sanıklardan farklı olan durumudur. Gerçekten sanık
Halil İbrahim DEMİR, sanık Tuncay MATARACI’nın birden fazla rüşvet
anlaşması sonucu elde ettiği rüşvet paralarının gizlenmesini ve sanık
Bakanın bunlardan istifadesini sağlamış ve bu paralar için ayrı paravan
635E.1981/2
hesaplar açmış ve aynı zamanda bu suçlara ilişkin olarak yapılacak
tahkikatları yanlış yola sevketmeyi amaçlamıştır.
Sanık nezdinde kalan ve rüşvet sonucu elde edilen maddi
menfaatlerin değeri de, kayıtlarla doğrulandığı ve sanık tarafından da ayrı
avrı kalemler halinde gösterildiği üzere 23.900.000.— TL olarak kabul
edilmiştir. Banka hesaplarına giren ve çıkan paralar arasında farklılık
varsa da, savunmada gösterildiği üzere bu tür suçlarda bir kısım paraların
nakit olarak elden verilmesinin mümkün olduğu sanığın zaman zaman bu
yola da başvurduğu, özellikle, bazı ödemelerin bankalarda nakit olarak
yapıldığının saptanması karşısında, sanık Tuncay MATARACI’dan intikal
edip bu sanık üzerinde kalan menfaatler toplamının 23.900.000.— TL
olduğu sonucuna varılmış tır.
B) Sanık Ali YILDIZ’a yükletilen suçun temel nesnel olgusu
banka kayıtlarıyla sabit bulunduğundan suçun sübutu yönünden üzerinde
durulacak konu sanığın esasa ilişkin savunmasından ibaret olmaktadır.
Sanığın, Tuncay MATARACI’dan borç para istediği ve ondan
üç adet çek aldığını, ancak, cezalandırılmak korkusuyla bu durum,
soruşturmanın önceki aşamalarında sanık tarafından dile getirilemediğine
ilişkin savunması şu yönleriyle gerçekçi ve geçerli görülmemiştir :
Yukarıda belirtildiği üzere sanık Ali YILDIZ, 9.1.1981 günlü
ifadesinde Tuncay MATARACI ile borç-alacak ilişkisi olmadığını
söylemiştir. Ancak, Soruşturma Komisyonunca, adı geçen sanığın
ifadesine 3.3.1981 gününde ikinci kez başvurulmuş ve soruşturmanın
durumuna göre, bir bakıma savunma hakkını da kullanabileceği kendisine
başlangıçta hatırlatılmıştır. Bu çerçeve içerisinde sanık Ali YILDIZ, maddi
olgular arasında belirtildiği üzere, sanık Halil İbrahim DEMİR’den gelen
çeki, sanık Tuncay MATARACI ile olan borç ilişkisine bağlamış, fakat
sanık (...)’den gelen çekler için bir savunmada bulunmamış, tersine, anılan
çeklerle tanık Cemal İNCE arasında bir bağlantı kurmaya çalışmıştır.
Adı geçen sanık, banka hesabına sanık Halil İbrahim DEMİR’in
çeki ile giren parayı sanık Tuncay MATARACI ile olan borç ilişkisine
bağladığına göre, cezalandırılma korkusu burada yer almamıştır. O halde
sanık (...)’in çekleriyle gelen paranın açıklanmasında niçin böyle bir korku
duyulmuştur. Bu noktada, sanık Ali YILDIZ’ın, sanık (...)’e ait çeklerin
rüşvet ürünü olduğunu açıkça bildiği kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.
E.1981/2 636
Adı geçen sanık yine bilmektedir ki, sanık Halil İbrahim DEMİR, sanık
Tuncay MATARACI’ya rüşvet vermiş değildir. Bu açıdan bakılınca, sanık
Ali YILDIZ’ın, Halil İbrahim DEMİR’den aldığı çeki saklamaya gerek
duymadığı, fakat sanık (...)’in Tuncay MATARACI ile rüşvet anlaşması
yaptığını bildiği içindir ki (...)’e ait çeklerin sanık Tuncay MATARACI
eliyle kendisine intikal ettiğini saklamak ve tanık Cemal İNCE’nin
arkadaşlık duygusuna sığınmak zorunda kaldığı kanısına varılmıştır.
Öte yandan, yukarıda gösterilen ilişkilerin derecesi, sanık Ali
YILDIZ, Tuncay MATARACI’nın eylemlerini bilecek duruma getirecek
niteliktedir.
Esasen, sanıklar Şaban EYÜBOĞLU, Salih Zeki RAKICIOĞLU
ve Halil İbrahim DEMİR’in ikrarlarıyla açıklığa kavuştuğu üzere, sanık
Tuncay MATARACI, kendisine yakın arkadaşlarına suç konusu çekleri
teslim etmekte ve çek tutarının banka hesaplarında saklanmasını bu
arkadaşlarından istemektedir. Nitekim, (...)’e ait olan 18.4.1979 günlü,
10.000.000.— TL. lık ilk çekle, yeni bir hesap açılmış durumdadır. Suç
konusu öteki iki çek de sonradan bu hesaba girmiştir. Böylece Adem
RAKICIOĞLU ve Halil İbrahim DEMİR adlarına açılmış bulunan ve
kararın önceki bölümlerinde incelenen paravan banka hesabının bir
benzeri de burada ortaya çıkmaktadır.
Özetlenirse, bizzat savunmanın ortaya koyduğu olgular ve yukarıda
ayrıca belirtilen kanıtlar önünde, sanık Ali YILDIZ’ın sanık Tuncay
MATARACI’dan borç aldığı yolundaki savunması gerçek olmaktan uzak
görülmüş; eylemin doğrudan doğruya, sanık Tuncay MATARACI’nın
rüşvet anlaşmalarıyla elde etmiş bulunduğu çeklerden yararlanmasını
sağlamak amacına yönelik olduğu kabul edilmiştir. Aynı nedenlerle,
tanıklar Cemal İNCE, Sudi GÖKSÜN, Nihat EKŞİ ve Nihat METE’nin,
Soruşturma Komisyonu önünde belirtmedikleri halde, duruşmalarda
söyledikleri borç alacak ilişkisi ile ilgili sözleri samimi bulunmamıştır.
Ayrıca, borç olarak alındığı savunulan 25.000.000.— TL.nın girişi
çeklerle belli olduğu halde bu borcun ödendiğini gösteren bir belgeye
rastlanılmamıştır.
Buna göre, sanık Tuncay MATARACI, yaptığı rüşvet anlaşmalarıyla
elde ettiği çekleri kendi eliyle tahsil edemediğinden sanık Ali YILDIZ’ın
eylemi, bu çekleri, rüşvet mahsulü olduğunu bilerekten tahsil ve kendi
637E.1981/2
banka hesabında saklamak suretiyle suç failinin paralardan yararlanmasını
sağlamaktan ibarettir ve böylece Türk Ceza Yasası’nın 296. maddesinde
yazılı suçun bütün unsurları oluşmuştur. Sanık Tuncay MATARACI’nın
bu paralarla bir anonim ortaklığa üstü kapalı biçimde ortak olması ya
da paraları başka alanlarla kullanması sonucu değiştirmeyeceğinden, bu
yönler üzerinde ayrıntılı biçimde durulmasına gerek görülmemiştir.
Yararlanmanın gerçekleştiğini gösteren somut olgular da
saptanmıştır:
Gerçekten, sanık Tuncay MATARACI, Gençlerbirliği Spor
Kulübüne yapmayı vaadettiği yardımın 100.000.— TL.lık bölümünü sanık
Ali YILDIZ’a ait 13.4.1979 günlü çekle yerine getirmiştir. Her ne kadar
belirtilen tarih, Yıldız Tuğla Sanayi A.O. adına çıkan paravan nitelikteki
banka hesabının açıldığı 18.4.1979 gününden 5 gün öncesine rastlamakta
ise de bu durumun hesabın açılışında kullanılan (...)’a ait suç konusu çekin
gelecekteki bir tarih üzerinden düzenlenmiş bulunmasından kaynaklandığı
kanısına varılmaktadır. Bu durum, sanık Tuncay MATARACI’nın, sanık
(...)’e ait 18.4.1979 günlü çeki, belirtilen tarihten önce sanık Ali YILDIZ’a
verdiğini ve ondan 100.000.— TL.lık çek alarak, rüşvet olarak verilen
paralardan bile yararlanmaya başladığını ortaya koymaktadır.
Sanık Ali YILDIZ’ın sonraki tarihlerde sanık Hakkı KAL KAVAN’a
ödemelerde bulunduğu ve buradan da sanık Tuncay MATARACI’ya
aktarma yapıldığı aşağıda ayrıca gösterilecektir.
C) Sanık Hakkı KALKAVAN, 1978 yılına kadar yıllık geliri
150.000. — TL. olan bir çay bahçesini işletmekte iken, bu yıldan itibaren
malî gücü birden bire artmaya başlamış, 1979 yılında Arnavutköy’de
Fuel-oil dağıtan bir firma kurmuştur. Öyle ki, yukarıda gösterilen banka
hesabına ilişkin açıklamalardan anlaşılacağı üzere, milyonlarla ifade
edilen işlemlere girişmeye başlamış ve dayısı Tuncay MATARACI
Bakanlıktan ayrıldıktan sonra birlikte ihracat ve ithalat işlerini yapacakları
bir büro açmıştır. Sadece bu büronun tefrişi için yapılan harcamaların
birkaç milyona ulaştığı düşünülürse, yaklaşık iki yıl içerisinde kaydedilen
parasal gelişmenin kaynağındaki kuşku kendiliğinden ortaya çıkar.
Sanık Hakkı KALKAVAN, dayısının çevresinde çok aktif bir
görünüm içerisindedir. Kısa zamanda Halil İbrahim DEMİR’le ve Ali
YILDIZ’la tanışmış ve bu kimselerle doğrudan mali ilişkiler içerisine
girmiştir. Diğer dayısı sanık Köksal MATARACI’nın kendisine verdiği
E.1981/2 638
yasa dışı yollardan elde edilen çek işlemlerini yürütmüştür. Halil
İbrahim’den kendisine gelen milyonlarca liranın büyük bölümü 5604 no.lu
hesapta toplanmış, daha sonra sanık Tuncay MATARACI’nın talimatına
uygun olarak, ya bizzat Tuncay MATARACI adına açılan hesaba veya
Köksal MATARACI’ya ve diğer kimselere gönderilmiştir.
Görüldüğü üzere önceleri Halil İbrahim’le sanık Hakkı KALKAVAN
arasında normal ticarî alışveriş görüntüsü altında yapılan işlemler, daha
sonra, dayı-yeğen ilişkisi içerisindeki hesaplara dökülmek istenilmiş ve
sonuçta rüşvet konusu paralardan sanık Tuncay MATARACI’nın istifadesi
sağlanmıştır.
Öte yandan, bu paraların yasa dışı yollardan ekle edildiğinin bu
sanık tarafından bilinmediği kabul edilemez. Dosyada bulunan belgeler,
Köksal MATARACI’nın beyanıyla doğrulandığı üzere sanık Tuncay
MATARACI’nın ve sanık Hakkı KALKAVAN’ın malî durumları ortadadır.
Tuncay MATARACI’nın Bakanlık döneminde hızla gelişen parasal
imkânların meşru yollardan sağlanmadığı aynı çevre içerisinde yaşayan
sanık Hakkı KALKAVAN tarafından bilinmediği söylenemez. Nitekim,
para kaynaklarının yasa dışı yollardan elde edildiği ve kendi eylemlerinin
dahi suç olduğu bilincinde olan Hakkı KALKAVAN soruşturma sırasında,
uzun süre inkâr yolunu yeğlemiş iken Soruşturma Komisyonundaki son
ifadesinde kısmen gerçekleri ortaya çıkarmıştır
Böylece, bu sanığın eylemi de TCK’nun 296. maddesine uygun
olarak, yukarıda belirtilen diğer sanıkların eylemleri gibi nitelendirilmiştir.
D) Sanık Salih AYDIN, sanık Şaban EYÜBOĞLU’ndan para
aldığını önce gizlemiş, daha sonra da ortaya çıkan gerçekler karşısında bu
parayı borç olarak aldığını savunmuştur.
Gerçekten, borç olarak alınan para sonradan geri verildiği takdirde
bir borç ve alacak ilişkisinden söz edilebilir. Oysa, sanık Salih AYDIN’ın,
sanık Şaban EYÜBOĞLU’ndan para aldığı belgelerle sabit olduğu
halde, sanık bunların geri verildiğini gösterir bir delil ve belgeyi ortaya
koyamamıştır.
Her ne kadar savunmada, duruşma tutanaklarında yeralan
ifadelerde sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun borç ilişkisini açıkladığı öne
sürülmüşse de, adıgeçen sanığın duruşma tutanaklarına geçen sözleri bu
anlamı taşımamaktadır. Tersine, sanık Şaban EYÜBOĞLU kendisinin
ancak 100.000-200.000.— TL. dolaylarında borç verebilecek durumda
639E.1981/2
olduğunu, fakat para Tuncay MATARACI’ya ait bulunduğundan O’nun
talimatı gereğince sanık Salih AYDIN’a 7-8 milyon lira ödediğini ve
kendisine geri verilen para olmadığını bildirmektedir.
Daha önce görüldüğü üzere, sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun banka
hesabına rüşvet parası olarak başlangıçta, 3.4.1978 gününde
600.000.— TL., 20.4.1978 gününde 1.500.000.— TL. girmiştir.
Sanık Salih AYDIN’a para verilmesi ise bu tarihten kısa bir süre
sonra başlamıştır. Yukarıda belirtilen deliller bu paraların sanık
Tuncay MATARACI’nın buyruğu gereğince verilmiş olduğunu ortaya
koymaktadır. Özellikle sanık Şaban EYÜBOĞLU’na ait 5.10.1978 günlü,
1.500.000.— TL. lık çekin dipkoçanında yer alan (Tuncay
MATARACI) biçimindeki nota göre anılan çekin önce sanık Tuncay
MATARACI’ya verildiği ve ondan da sanık Salih AYDIN’a geçtiği
kesindir.
Sanık Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun 1.12.1978 günlü çekle verdiği
2.500.000.— TL. na ilişkin savunmaya gelince :
Vakıflar Bankası’nca sanık Salih AYDIN’ın babası Ali Rıza AYDIN
adına verilmiş olan, toplam tutarı 13.500.000.— TL. lık iki adet teminat
mektubunun sanık Salih Zeki RAKICIOĞLU tarafından kullanıldığı
yargılamayla sabit olan bir olgudur. Ancak, suç konusu çek 1.12.1978;
teminat mektupları ise 7.5.1979 ve 13,6.1979 tarihlerini taşımaktadır. O
halde, henüz alınmamış, kullanılıp kullanılmayacağı belli olmayan bir
teminat mektubunu komisyon ücretinin 6 ay öncesinden peşin ödenmesi
düşünülemez. Nitekim, sanık Salih Zeki RAKICIOĞLU da (O çek
teminat mektubu alınmadan önce verilen bir çektir. Teminat mektubuna
mukabil verilen bir çek değildir... Altı ay önce bir ihalenin olup
olmayacağını biz kestiremeyiz) diyerek bu durumu açıkça dile getirmiştir
(Duruşma tutanağı, sayfa 1832-1835). Bundan başka adı geçen sanık
teminat mektubu komisyonlarını da Ali Rıza AYDIN’a ayrıca ödediğini
belgelendirmiş durumdadır. Gerçekten, Türkiye Vakıflar Bankası Samsun
Şubesince sanık Salih AYDIN’a hitaben, teminat mektubunun komisyon
ücretleri ile ilgili olarak yazılmış bulunan 27.10.1980 günlü mektubun
altında, elyazısı ile yazılmış (1979 ve senelerinin bankadan alınan teminat
mektupları masrafları olarak 1.673.500.— TL. nakten ödenmiştir) tümcesi
ve altında Ali Rıza AYDlN’ın imzası yer almaktadır.
E.1981/2 640
Sanık Salih Zeki RAKICIOĞLU vekili tarafından onanmış bulunan
belge örneğinin içeriğine karşı herhangi bir itiraz vuku bulmamıştır.
Böylece suç konusu 1.12.1978 günlü, 2.500.000.— TL. lık çekin, teminat
mektubu ile ilgili olmadığı yönü kesinlik kazanmıştır.
Buna karşılık sanık Salih AYDlN’ın, Caterpillar bedelinin
4.650.000.— TL. lık bölümünü ödemek için satıcı firmaya verdiği 900.000
ve 3.750.000. —TL, lık iki adet çekin sanıklar Salih Zeki RAKICIOĞLU
ile Halil İbrahim DEMİR arasında geçen kişisel borçlanmadan
kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Zira, Adem RAKICIOĞLU’nun İstanbul
Bankası Unkapanı Şubesindeki hesabına 10.8.1979 tarihinde Ali Rıza
AYDIN’a ait çekle 3.900.000.— TL. girdiği banka hesap döküm kâğıdıyla
sabittir. Buna göre yukarıdaki durumun tersi ortaya çıkmakta, böylece de
sanık Salih AYDIN’dan sanık Salih Zeki RAKICIOĞLU’na para geçişi
bulunmaktadır. Belirtilen geçişin gerçek bir borç sözleşmesine dayandığı
şu olgulardan anlaşılmıştır :
Sanık Salih AYDIN’ın Caterpillar için satıcı firmaya verdiği toplam
4.650.000.— TL. tutarındaki iki adet bononun vadelerinin 15 ve 16
Ağustos 1979 günleri olduğu ve bu bonolara kefil olarak sanık Salih Zeki
RAKICIOĞLU’nun imza attığı satıcı firmanın tanık sıfatıyla dinlenen
yetkililerinin verdiği bilgilerle de sabittir. Bonoların, vadesinden birkaç
gün sonra, 20.8.1979 gününde sanık Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun
kardeşi Adem RAKICIOĞLU’na ait 900.000.— TL. lık ve sanık Halil
İbrahim DEMİR’e ait 3.750.000.—TL.lık iki çekle ödendiği de banka
kayıtlarıyla bellidir. Öte yandan, Adem RAKICIOĞLU’nun 4.9.1979
günlü, 3.750.000.— TL. lık çeki sanık Halil İbrahim DEMİR’in Türk
Ticaret Bankası Altınbakkal Şubesindeki hesabına girmiştir. Gerek bu
durum, gerekse sanık Salih AYDIN ve babasından gelen 3.900.000.— TL.
nın 10.8.1979 gününde Adem RAKICIOĞLU’nun banka hesabına girmiş
bulunması karşısında, savunmada öne sürüldüğü üzere, sanık Salih Zeki
RAKICIOĞLU’nun; belirtilen günde sanık Salih AYDIN ve babasından
4.650.000.— TL borç aldığı, bu borcunu kardeşine ait 900.000— TL.
lık sanık Halil İbrahim DEMİR’e ait 3.750.000.— TL. lık iki çek ile
20.8.1979 gününde ödediği, bu vesileyle sanık Halil İbrahim DEMİR’e
borçlandığı 3.750.000.— TL. yı da 4.9.1979 gününde ödediği kabul
edilmiştir.
Toplanan delillere göre sanık Salih AYDIN’ın, sanık Şaban
EYÜBOĞLU’ndan aldığı 3.500.000.— TL. ile sanık Salih Zeki
641E.1981/2
RAKICIOĞLU’ndan aldığı 2.500.000.— TL. sanık Tuncay
MATARACI’nın elde ettiği rüşvet paraları olarak belirmektedir.
Adıgeçen sanık, rüşvet alan sanık Tuncay MATARACI’nın damadı
ve bu suça aracı olarak katılan sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun hemşehrisi
ve komşusudur. Bu nedenlerle adıgeçen sanık kendisine verilen paraların
rüşvet suçundan kaynaklandığını bilecek durumdadır. Öte yandan, sanık
kayınpederine, Bakanlığı döneminde, değişik tarihlerde 50.000.—
100.000.— TL. gibi nakit paralar verdiğini ve O’nun kira ücreti ile yakıt
giderlerini ödediğini Soruşturma Komisyonu önünde açık açık bildirmiştir.
Buna göre, sanık Salih AYDIN’ın kayınpederi Tuncay MATARACI’nın,
yaptığı rüşvet anlaşmalarıyla elde ettiği paralardan yararlanmasını
sağlamak amacıyla sanık Şaban EYÜBOĞLU’ndan 3.500.000.— TL,
sanık Salih Zeki RAKICIOĞLU’ndan da 2.500.000.— TL. aldığı ve
bu paraları elden sanık kayınpederine verdiği ve onun ihtiyaçları için
harcadığı sübut bulmuştur.
E) Sanık Köksal MATARACI Çay tahsisine ilişkin suçlarda
gösterildiği üzere, sanık Tuncay MATARACI’nın en yakın suç arkadaşı
ve tüm eylemlerinde, parasal konularda iç içe bulunduğu bir kimsedir.
(...)’den alınan 30 milyon lira rüşvet suçuna ilişkin bölümde,
bu sanığın yasa dışı eylemlerden, başından beri haberi olduğu
açıklanmıştır. Nitekim, rüşvet olarak alınan çeklerden büyük bir
bölümü bu sanık tarafından, kendi hesaplarına .aktarılmış ve bu yolla
Tuncay MATARACI’nın istifadesine terk edilmiştir. Öyle ki, Tuncay
MATARACI’nın tüm harcamaları kendisi tarafından karşılanmış ve
parasal yönden devamlı kendisine başvurulmuştur.
Doğrudan suç konusu eylemlere iştirak etmiş olan bu sanığın ayrıca
(...)’den rüşvet olarak alman ve Tuncay MATARACI’ nın kendisine
intikal ettirdiği çeklerin gizlenmesini ve sanık Tuncay MATARACI’nın
bunlardan istifadesini sağladığı açıkça anlaşılmıştır.
SANIK SUÇLARININ NİTELENDİRİLMESİ :
Bu bölümde eylemleri gösterilen sanıklara uygulanması istenilen
Türk Ceza Kanununun 296. maddesinde suçun maddi unsurunu madde
metninde açıkça gösterildiği üzere, suçtan istifadeyi temin etmek, tahkikatı
yanlış yola sevketmek, faili gizlemek, bir suçun eser ve delillerini yok
etmek, değiştirmek veya bozmak fiilleri teşkil etmektedir .
E.1981/2 642
Suçun oluşabilmesi; suç failleriyle cürmün icrasından önce
veya suçun işlenmesi sırasında ittifak edilmemiş olmayı ve cürmü
neticelendirmeye yardımı dokunmamış bulunmayı zorunlu kılar.
Suçun manevi unsuru, kastın bulunması ve suçun belli amaçlarla
«cürümden istifadeyi temin veya tahkikatı yanlış yola sevketmek gibi bir
maksatla» işlenmiş olmasıdır.
Bu bölümdeki sanıkların eylemlerinde suç unsurları oluşmuştur.
Gerçekten, sanıkların tümü ayrı ayrı gösterilen rüşvet anlaşmalarının
dışında kalmaktadırlar.
Buna karşın, sanık Tuncay MATARACI’nın çok yakın çevresini
oluşturan sanıkların, sanık Tuncay MATARACI’nın tüm eylemlerini ve
parasal durumunu yakından bildikleri, alman çek ve sağlanan menfaatlerin
suç konusu eylemlerden kaynaklandığını bilebilecek durumda oldukları,
sanıkların eylemlerinin, sanık Tuncay MATARACI’nın rüşvet konusu
paralardan istifadesini temin olarak çek ve paraların gizlenmesi ve bunun
sonucu sanık Tuncay MATARACI hakkında yapılacak tahkikatın yanlış
yola şevkini amaçladıkları kanaatine varılmış, sanıkların eylemleri, bu
nedenlerle Türk Ceza Kanununun 296. maddesi kapsamında görülmüştür.
Sanık Halil İbrahim DEMİR’in durumu nedeniyle, hakkında ayrıca
Türk Ceza Kanununun 80. maddesinin uygulanması da gerekmiştir.
Yukarıda, sanık (...)’e ilişkin ikinci rüşvet suçuna ait açıklamalar
yapılırken, 80. maddeye ait unsurlar gösterilmiştir. Sanık Halil İbrahim
DEMlR, ortaya konulduğu üzere, birden fazla rüşvet suçuna ilişkin elde
edilen suç konusu menfaatlerle ilgili eylemleri yerine getirmiş, ayrı ayrı
dört paravan banka hesabında, belirgin amaca hizmet etmiştir.
Bu nedenle, bu sanık hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 80.
maddesinin de uygulanması gerekmiştir.
Öte yandan, yukarıda sözü edilen Türk Ceza Kanunu’nun 296.
maddesinin son fıkrası hükmü, sanık Köksal MATARACI yönünden
gerçekleşmiş bulunmaktadır.
643E.1981/2
IX — TEKEL İŞYERLERİNE MEVZUAT HÜKÜMLERİNE
AYKIRI OLARAK İŞÇİ YERLEŞTİRMEK
SURETİYLE GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇU:
Soruşturma Komisyonu Raporunda; «Sanık Tuncay
MATARACI’nın, İş Kanununa dayanılarak çıkarılan ve 6.8.1975 gün,
7/6787 sayılı kararname ile yürürlüğe konulan tüzük hükümlerine göre,
Samsun bölgesindeki Tekel işçilerinin, 1978 yılına kadar İş ve İşçi Bulma
Kurumu aracılığı ile işe alındıkları, İş ve İşçi Bulma Kurumunun Şubesi
bulunmayan Bafra ilçesi ve yöresinde ise Kaymakamın başkanlığında
kurulan ve bütün muhtarlardan oluşan bir kurul tarafından (en çok muhtaç
olanlardan başlanmak üzere) genel ve objektif esaslara göre işçi alındığı
halde Bakan olur olmaz bu uygulamaları ortadan kaldırarak tamamen
keyfi ve politik yollarla işçi alımını yönlendirdiği, bu arada türeyen
birçok aracının işçi adaylarından büyük menfaatler sağladıkları, Tekel
fabrikalarına alınacak işçi miktarını senatör adayları arasında kontenjanlar
tespit ederek ayarladığı ve politik pazarlık konusu yaptığı, ilgililere emir
vererek ve baskı yaparak birçok kişileri keyfi bir şekilde işe yerleştirdiği
ve böylece Bakanlık görev ve nüfuzunu kötüye kullanarak Türk Ceza
Kanunu’nun 240. maddesini ihlâl ettiği» iddia edilmiştir.
SUÇA İLİŞKİN MADDİ OLGULAR VE SUÇ KANITLARI :
Kamu kesiminde çalıştırılacak işçilerin işe alınmalarında izlenecek
yöntem, 29.6.1973 günlü, 6786 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe
konulan bir tüzük ile saptanmıştır. Anılan Tüzüğün 2. maddesinde :
«Genel ve Katma Bütçeli Daireler İl Özel İdareleri, Belediyeler, Köy
İdareleri, Kamu İktisadi Teşebbüsleri, Özel Kanuna veya Özel Kanunla
verilmiş yetkiye dayanılarak kurulan banka ve kuruluşlarla bunlara
bağlı olan işyerlerinin işverenleri; vasıflı, vasıfsız butun işçi isteklerim
iş kolu, meslek, meslek pozisyonu, öğrenim, iş tecrübesi, ücret, sosyal
yardımlar, yaş, cinsiyet ve ihtiyacın karşılanması süresi gibi ayrıntılarla
bölgelerindeki İş ve İşçi Bulma Kurumu örgütüne bildirmek zorunda»
oldukları ve 3. maddede :
«2. maddede sayılan kamu kesimi işyerlerinin işverenleri, işçi
ihtiyaçlarını kurum aracılığı ile karşılarlar. Ancak o yerde kurum
örgütünün bulunmaması veya örgütü olup da işverenin kurumla
haberleşme güçlük eri işçilerin işyerlerine gönderilme ve gitme zorlukları
E.1981/2 644
gibi nedenlerle ihtiyacın karşılanmasında Kurumun etkili olamaması
veya iş verence verilen süre içinde Kurumca ihtiyacın karşılanmaması
hallerinde, işverenler işçi ihtiyaçlarını kendileri doğrudan doğruya
karşılayabilecekleri» hükmü getirilmek suretiyle bazı kurum ve
kuruluşların işçi alımları belli bir disipline bağlanmıştır.
Samsun Yaprak Tütün Bakım ve İşleme Atelyesi Merkez Müdürlüğü
ile buna bağlı işyerlerine sanık Tuncay MATARACI’nın Gümrük ve Tekel
Bakanı olduğu döneme kadar yukarıda gösterilen tüzük hükümlerine
göre işçi alınmıştır. Ne var ki, sanığın Bakan olmasından sonra adıgeçen
işyerlerine işçi alımında uygulanan yöntem değiştirilmiştir.
Yasa dışı yollarla, işçi alımına ilişkin ilk bilgiler Samsun İş ve
İşçi Bulma Kurumu Şubesi tarafından yukarıda sözü edilen merkez
müdürlüğünün, bu kuruma gönderildiği aylık bültenlerden fark edilmiştir.
Gerçekten, 1978 yılı Kasım ayma ilişkin işyeri durum çizelgesinde
45 işçinin fazla gözükmesi karşısında, durum, ilgili iş ve işçi bulma
kurumu şubesi tarafından 29.12.1978 günlü, 7809 sayılı yazı ile, işveren
merkez müdürlüğünden sorulmuş ve nedeninin bildirilmesi istenmiştir.
İşveren müdürlük ise, karşılık yazısında; işe alındığı belirtilen işçilerin,
Kurum örgütü bulunmayan işyerlerine ilişkin olduklarını bildirmiş ve
böylece yasa dışı bir uygulamanın bulunmadığı ifade edilmek istenmiştir.
İşverenin bu açıklamasını uygulamaya gerekçe olarak kabul etmeyen
ve yeterli bulmayan Kurum, işverene açıklamalı bir yazı göndererek;
Merkez Müdürlüğünün, tüzüğün 3. maddesine aykırı hareket ettiğini,
Merkez Müdürlüğü ile Kurum arasında 500 metreyi geçmeyen bir mesafe
bulunduğunu, işe alınan işçilerin işlemlerinin Merkez Müdürlüğünce
yapıldığını ve merkez müdürlüğü aracılığı ile işyerlerine aktarıldığını,
Samsun-Tekkeköy, Samsun-Çivril arasında devamlı belediye otobüsü
ve dolmuş işlediğini, bundan böyle Kurum bilgisi dışında işçi alındığı
saptandığında vilayet makamına duyurulacağı bildirilmiştir.
Ancak, işverenin bu uyarıya rağmen eski uygulamasını sürdürmesi
karşısında, Kurum, bu defa konuyu 19.1.1979 gün ve 404 sayılı yazısıyla
Samsun Valiliğine bildirmiştir. Bu yazıda Tekel Yaprak Tütün Bakım
İşleme Atelyeleri Merkez Müdürlüğünün muhtelif defalar uyarılmasına
rağmen, işçi almalarındaki Tüzük hükümlerine uymadığı, son defa Kurum
dışında ve işverenin kendiliğinden Tekkeköy (Köprübaşı), Ahıllı (Çivril)
işyerleri için 19 erkek, 186 kadın işçi almasına rağmen, ekli tutanaklardan
645E.1981/2
da anlaşılacağı üzere, her iki işyerinde de kadın işçinin çalıştırılmadığının
tespit edildiği, Kuruma haber verilmeden alınan bu işçilerin, belediye
hudutları dışında çalıştırılsalar bile, işe alınış şekilleri yönünden Tüzüğün
3. maddesine aykırı bulunduğunu, işverenin Kurum örgütünün bulunduğu
yerde olması, haberleşme, işçi gönderme ve gitme zorluklarının
bulunmaması, Kurumun etkisinin kesin ve istenilen süre içinde işçi
ihtiyaçlarının karşılanacağı gözönüne alınırsa Tekel tesislerinde iş için
yıllardır sıra bekleyen 14000 dolayındaki işsizin hakkının çiğnenmesinin
söz konusu olacağı belirtilmiş ve bir defa da ilgili işyerinin makamca
uyarılması istenilmiştir.
Kurum, uygulamanın yasaya uygun hale getirilmemesi karşısında,
bir taraftan işveren merkez müdürlüğüne gönderdiği, 16.2.1979 günlü,
0991 sayılı 15.5.1979 günlü, 2917 sayılı yazılarla yasaya aykırı işçi
alınılan konusunda uyarılarına devam etmiş, öte yandan da 23.2.1979
günlü, 1144; 2.3.1979 günlü, 1247 ve 11.4.1979 günlü, 2105 sayılı,
yazılarla konuyu ayrıca vilayet makamına duyurmuştur. (K. 17, S. 294 ve
müteakip) 1979 yılı işyeri durum çizelgelerinde; 1979 yılı Ocak ayında
25, Şubat’ta 26 Mart’ta 18, Nisan’da 60, Mayıs’da 127, Haziran’da 244,
Temmuz’da 243, Ağustos’da 284, Eylül’de 402 işçi olmak üzere toplam
1429 kişinin mevzuata aykırı olarak işe alındığı görülmektedir.
Her ne kadar Merkez Müdürlüğü karşılık yazılarında, işçi alımının
yapıldığı yerlerde Kurum örgütünün bulunmadığı bildirilmişse de, Merkez
Müdürlüğü ve buna bağlı işyerlerinin bir bölümünün tamamen Samsun
Belediyesi hudutları içerisinde ve işçi alanlarının yapıldığı Ahıllı işyerinin
Ankara-Samsun yolu üzerinde ve Samsun’a 14 Km. mesafede, Köprübaşı
işyerinin Samsun’a 20 Km. mesafede, Samsun-Çarşamba karayolu
üzerinde, Ballıcanın da Samsun’a 40 Km. mesafede ve Samsun-Bafra
karayolu üzerinde bulunduğu, böylece bu işyerlerinin tamamının asfalt yol
ile merkez bağlantılı olduğu Tüzüğün 3. maddesinde gösterildiği biçimde
İş ve İşçi Bulma Kurumu Samsun Şubesinin alanı içerisinde bulunduğu
saptanmıştır.
Kurumun etki alanı dışında kalan kesimde ise öteden beri değişik
bir yöntem uygulanagelmektedir. Bununla ilgili olarak Bafra ilçesinde
Tekel tesislerine işçi gerektiği zaman Kaymakamlıkça bütün muhtarlara
duyuru yapılmakta ve muhtarlarca düzenlenen listelerden muhtaçlık
derecesine göre Kaymakamın başkanlığındaki komisyon aracılığıyla işçi
alınmaktadır.
E.1981/2 646
Sanık Tuncay MATARACI’nın Bakanlık yaptığı dönemde bu tür
işyerleri için uygulanan yöntem değiştirilmiş ve keyfi biçimde sanık
Bakan tarafından önerilen ve aracılar kanalıyla bildirilen kimselerin işe
alınması gerçekleştirilmiştir.
Bu konuda işleme atelyesi merkez müdürlüğüne vekalet eden
Mustafa GÜR işçi atımları sırasında MATARACI’nın muhtelif tazyikleri
oldu. Bunları Genel Müdür vasıtası ile veya doğrudan bize intikal ettirildi.
Bu talepleri kanunlara uyar nisbette yerine getirmeye çalıştık. Ancak,
hiçbir tanesine İş Bulma Kurumu aracılığı ile işçi aldığımız bölgelerde
işe alma imkanımız olmadı çünkü onlar kart alamadılar. Fermantasyon
döneminde % 1, onun dışında % 2’ve kadar işçi ihtiyacımız olur.
Alacağımız işçileri aybaşlarında duyururduk. Bu arada MATARACI’nın
gönderdiği şahıslardan da gelmiş olanlar olursa kapıda sıraya koyardık.
Ve işe alınması için gerekli muameleleri yapardık. Bunların içerisinde
işe alınmayanlar olmuşsa ve o gün için orada bulunmayanlar olmuşsa
bunlar için tazyik yapılmıştır. Bir keresinde bazı isimler için Rize’ye, bir
keresinde de Ankara’ya çağrıldım. Her ikisinde de MATARACI vasıtası
ile çağrıldım. Yani kendisi çağırdı. Bir defa da İstanbul’a çağrıldım.
Hatta Bütçe Plân Karma Komisyonunda bir konuşma sırasında işçi alma
sırasındaki rüşvet meselesi söz konusu edilmiş, Ankara Savcılığı da bunu
ihbar telakki etmişti. Sonuç ne oldu bilmiyorum. Öyleki. o zamana kadar
tekelde hiç kullanılmamış evraklar ile onar veya onbeşerlik iki parti
halinde bu evraklar postalanmıstır. Bunlar işe alınmaları kararlaştırılan
kimseler olarak gösterilmişti. Bu tür belgelerle gelenleri işe almadık. Ama
gözümüzden kaçanlar olabilir. Ancak, MATARACI’nın şahsen herhangi
bir menfaat temin ettiğine inanmıyorum. Kendisi şu isimleri alacaksınız
şeklinde söylemiştir. Kendilerine imkan olduğu nisbette alacağımı
bildirdim. Ve müracaat edenlere yukarıda belirttiğim dönemlerde iş
verebildim. Ama bunun dışında bazıları benim verdiğim işi kabul
etmek istemediler. Bende bunları yerine getiremedim. Bakan tarafından
verilen isimler ve liste müfettişe verilmiştir. O zamanın Parti teşkilatının
hazırlamış olduğu bir listede vardır. Bu listeden fazla kimse alınamadı.
Orhan ÖZET bana söylediği isimleri, Bakanın ricası şeklinde intikal
ettirdi. Ayrıca Bakanın dünürü Ali Rıza AYDIN’ın da işçi alımlarına
tavassutu oldu. Kendisi bizzat geldi, ve takip etti. Sonunda işçiler
işe alındı. Ve Bakandan naklen bize bu işçileri söyledi. Ona izafeten
tavassutlarını yaptı. Bakanın gerek genel müdür vasıtası ile gerekse
şifahen söylediği isimlerin sonradan Ali Rıza AYDIN tarafından takip
edildiğine şahit oldum. Bu isimler bana geldikten sonra ne zaman işe
647E.1981/2
başlayacakları şeklinde sorularla karşılaştım. Hatta çok aşırı talep geldiği
için bir kısmının işini yapamadım. İşe alınma konusunda yapılan teklifler
resmi mektupla dahi oldu. «Falancanın işe alınması tensip edilmiştir,
neticenin bildirilmesi» şeklinde yüzlerce mektup geldi. Bu mektuplar
Genel Müdürlükten geliyordu. Ancak, elyazısıyla, bilemiyorum böyle bir
şey düşünmediğim için yapılan talebi saklamadım.
Bafra’da işe alınma ise kaymakam başkanlığında komisyon
kanalıyla olurlu. Komisyon yapılan başvuruları inceler ve müracaat
edenler arasında mali durumları zayıf olanların işe alınması istenirdi.
Ama bu zamanda dahi muhtarların kendi yakınlarını işe soktuğu hakkında
dedikodular olurdu» (K. 2, S. 315-323).
Merkez Müdürlüğüne yapılan baskılar konusunda zamanın Tekel
Genel Müdürü Orhan ÖZET’de Soruşturma Komisyonuna şu bilgileri
vermiştir :
«Türkiye’de yaprak tütünlerini stokeden, işleyen ünitelerden bir
tanesi de Samsun’da bulunan Merkez Müdürlüğüdür. Bu havalideki
stok merkezlerinin ve tütünlerin işlenmesi ile ilgili olarak işçi alımı ve
çıkarılması Merkez Müdürlüğüne bağlıdır. İşçiler iki grupta toplanır.
Devamlı çalışan işçiler Genel Müdürlük kanalıyla, mevsimlik işçiler ise
Merkez Müdürlüğü kanalıyla işe alınırlar. Ben 1950 den beri Tekeldeyim.
İşçi çalıştırılan Devlet Kuruluşlarının büyük rahatsızlığı vardır. Seçimlerle
meydana gelen değişiklik sonucu iktidarlar işçi yerleştirmek için bu
kuruluşlara baskı yapmışlardır. MATARACI döneminde de baskılar ve
istekler olmuştur. Özellikle Samsun bölgesinde çok yoğunlaşmıştır. Tuncay
MATARACI muhtelif dilekçeler havale etmiştir. Resmen Genel Müdür,
Bakanlıktan gönderilmiş veya elden verilmiştir. Bakan bu dilekçelerin
bir kısım için şifahen ve bunların işe alınması hususunda telkinlerde
bulunmuş, ricalarda bulunmuş direktifler vermiştir. Bu direktifler Merkez
Müdürüne intikal ettirilmiştir. Ve benim kanalımla intikal ettirilmiştir.
Söylenmiştir. Bu emirlerin ve ricaların kesin olarak yasalara uygun bir
şekilde yerine getirilmesi istenmiştir. Samsun’daki uygulama İş ve İşçi
Bulma Kurumu aracılığı ile yapılmıştır. Yalnız Samsun Merkezi için bu
uygulanmıştır. Ancak, Samsun dışı Bafra ve diğer köylerde İşçi Bulma
Kurumuna başvurulmadan Merkez Atelyesi takdiriyle işçi alınmıştır.
Bunlardan hangileri yerine getirilmiştir hangileri getirilmemiştir takip
etmedim.
E.1981/2 648
İşçi alımları konusunda ve özellikle Bafra işyerleri için işçi alımında
para alındığı iddiası Türkiye Büyük Millet Meclisinde söz edilmiştir. Konu
Cumhuriyet Savcılığına intikal ettirilmiştir. Bu konuda iki kişinin ilgili
olduğu kanaati vardı. Konuyu parlamenterlere anlattık. Hiç bilinmeyen
adamlar gelip tezgah kuruyorlar. Ve tekele işçi sokacağız. 10.000.— TL.
verir misin? İşe girerseniz 10.000.— TL. alırız giremezseniz iade ederiz
şeklinde tekliflerde bulunuyorlardı. Ama Bakanlık içinde veya Genel
Müdürlükte bu şekilde davrananlar olmamıştır.
Merkez Müdürü Mustafa GÜR’ün Rize, Ankara ve İstanbul’a Bakan
tarafından çağrıldığından benim haberim olmuştu» (K. 2, S. 341-344).
Sanık Tuncay MATARACI’nın tekel işçi abralarındaki keyfi
işlemlerini Bahri CÖMERT özetle şöyle belirtmektedir :
«Ben Tuncay MATARACI’nın Bakanlığı döneminde, Türkiye
Büyük Millet Meclisi Karma Bütçe Komisyonu üyesiydim. MATARACI
ile politik sahadaki çatışmam Samsun’da Tekele işçi alınması konusunda
olmuştur. O zamanlar Türkiye’de fevkalade bir işsizlik sorunu vardı. Ben
de bu konuda tecrübem ve tütün çevresi çocuğu olmam nedeniyle çok
hassas davranıyordum. MATARACI’da yeni Bakan olmuştu. Kendisine;
bu çok hassas bir konudur, dikkat et biz daha evvelce bir komisyon kuruyor
ve en fakirleri ekmeğe kavuşturma çareleri arıyoruz diye söyledim. Beni
dinledi veya dinlemedi tekrar Samsun ve Bafra’da işçilerin para ile Tekele
girdikleri, halkın şikayetinden anladım. Bana yapılan başvurular karşısında
kendisine telgraf çektim. Aldırmadı. Bütçe Komisyonunda bu konuda
konuşma yaptım. İş gazete sütunlarına geçmişti. Kime sorsam Tekele para
yedirildiğini söylüyordu. Başbakana konuyu götürdüm. Mecliste gensoru
verildi. Fakat karşılığında, «Tekel’de, takdir hakkım vardır, istediğim
işçiyi Tekel’e koyarım» şeklinde cevap verdi. Öyleki kadın işçiler
Ankara’ya kadar gurup halinde gelip, özel kaleme kadar rüşvet almalar
hakkında kulağımıza bilgiler geldi. Türkiye’de isbat külfeti ters işliyor.
Parayı alırken yakalamak gibi bu külfet iddia edene düşüyor. Bu nedenle
birçok hırsızlıklar kapatılıyor. Samsun’da sokakta kime sorarsanız Tekele
işçilerin parayla getirildiğini ve araya giren bir sürü insanın da 50.000,
100.000.— TL. aldığını söyler. Fakat halkımızın bir tuhaf tarafı var, korku
içerisindeler. Kadıncağızlara gittim. Bunlar, ineğimizi sattık, tarlamızı
sattık, Tekel’e girdik. Şikayette bulunsak hem işten olacağız, hem de
paramız gidecek düşüncesi içerisinde idiler. Araya giren kimselerden
Bafra’da Orhan ismindeki bir kişi ve Samsun’da Bakan’ın dünürü Ali
649E.1981/2
Rıza AYDIN’ı biliyorum. Araya girenlerin para aldıkları bilinen bir konu,
aralarında avukat var. Merkez Müdürü var. Bu Tekel Müdürü Mustafa
GÜR kanalı ile Bakan doğrudan emir verir» (K. 4, S 150-151).
Sanık Tuncay MATARACI’nın işçi almalarını nasıl ve kimler
aracılığı ile yönlendirdiği konusunda ise, Tek-Gıda İş Sendikası Rize Şube
Başkanı Reşat UÇAK Soruşturma Komisyonunda şunları söylemiştir:
«Köksal MATARACI yani Bakan’m kardeşi heryerde hazır ve
nazırdır. Her yerde geziyor önsafta idi. O zamanlarda yine Köksal
MATARACI kanalıyla muvakkat işçi almak için 5.000.— TL. almıyordu.
İşçi alma komitelerimize itibar edilmeden, kıdem ve kabiliyetlere
bakılmadan listeler halinde işçi alındığını şikayet ettik. Sendika olarak bu
gibi hadiselerin olduğunu şifahen Genel Müdüre anlattık. Ve kadroların
satıldığını, komitelere itibar edilmediğini Genel Müdürlüğe şifahen ilettik.
Ulaştırma Müdürlüğü Paketleme Fabrikasında görevlendirilen 60 küsur
işçide para karşılığında Köksal MATARACI aracılığıyla işe alınmışlardır»
(K. 4, S 150).
Bu konuda Çay Kurumu Genel Müdürü Bedirhan BİRBEN aynı tür
açıklamalar yapmıştır.
İşçi alımlarında birtakım aracıların rol oynadığı açıkça
görülmektedir. Yukarıdaki bölümlerde sanık Tuncay MATARACI’nın suç
ortağı olarak gözüken Şaban EYÜBOĞLU’nun sanık Bakanla birlikte
oldukları bir sırada kendilerine başvuruda bulunan bir gurup işçiyi bizzat
kendi arabasına doldurup Gümrük ve Tekel Bakanlığına getirdiğini ve
dilekçelerini bizzat kendisinin yazdığını ve sonuçta işçileri bu tür işlemle
işe yerleştirdiğini açıkça belirtmiştir.
Samsun Bölgesindeki Tekel İşyerlerine girebilmek ve işe alınmak
konusunda doğrudan Bakanlığın etkisi o derece boyutlara ulaşmıştır ki, o
güne kadar uygulaması görülmemiş biçimde birtakım işlemler yapılmaya
başlanmış, kimden verildiği belli olmayacak şekilde belgeler düzenlenmiş
ve birtakım kişiler bu konuyu istismar ederek işe yerleştirmek için aracılık
yapmışlardır. Bu konu dosya içerisinde bulunan 30.11.1979 günlü ve 8
sayılı raporda detaylarıyla birlikte açıkça dile getirilmiştir. Öte yandan,
sanık Tuncay MATARACI’nın Bakan olarak doğrudan Parti Teşkilâtı
marifetiyle hazırlanan bir listeyi Merkez Müdürlüğüne verdiği açıkça
saptanmıştır. 10 Ocak 1979 tarihini taşıyan bu belge ilgili müdürvekili
tarafından bu konuda inceleme yapan müfettişe verilmiştir.
E.1981/2 650
Dosya arasında bulunan 30.11.1979 günlü ve 9 sayılı Gümrük ve
Tekel Bakanlığı müfettişlerinden Celâl EREL tarafından yapılan tahkikatta
bu konuya ilişkin dökümler toplanmıştır. Tahkikat sonunda görevli
müfettiş, işçi abralarını doğrudan yürüten Merkez Atelyesi Müdürü
Mustafa GÜR hakkında lüzumu muhakemeye yer olmadığı sonucuna
varmış ve raporunu şöyle bağlamıştır. «Mustafa GÜR’ün tüzüğün 3.
maddesinin, belediye hudutları dışındaki işyerlerine Kurum kanalı
haricinden işçi alınmasına cevaz verdiği yolundaki savunması tahkik
konusu yönünden kabule şayan görülmemekle beraber, işçi alımlarında her
yönden kendisine baskılar yapıldığı, amirleri tarafından emirler verildiği
yolunda müdafaası yerinde olmakla, suçun maddi unsurları mevcut
bulunmasına rağmen, manevi unsurlarının teşekkül etmediği, bu sebeple
TCK’ nun 45. maddesi gözönüne alınarak hakkında meni muhakeme karar
verilmesi uygundur.»
CUMHURİYET BAŞSAVCISININ ESAS HARKINDAKİ
MÜTALÂASI:
Cumhuriyet Başsavcısı Esas Hakkındaki Mütalâasında :
«Samsun Yaprak Tütün Bakımı ve İşletme Atelyesi Merkez
Müdürlüğünce 1978 yılı ortalarına kadar İş ve İşçi Bulma Kurumu
aracılığı ile, Bafra’da ise Kaymakamın Başkanlığında kurulu bir heyet
tarafından, alınacak işçiler tespit ve ilan edilmekte, itiraz eden olmadığı
vakit işe alınmakta idiler.
Bu kuruluşlar üzerinde, Yasaya göre, Gümrük ve Tekel Bakanının
yalnız denetim görevi olduğu halde, Tuncay MATARACI Bakan olunca
bu konuya da elkoymuş, bizzat verdiği emirlerle istediği kimseleri işçi
olarak bu yerlere aldırmıştır.
Hatta Tuncay MATARACI ile önceki bölümlerde yakın ilişkilerinden
etraflı olarak bahsolunan Şaban EYÜBOĞLU kendisine gelen kimseleri
Tuncay MATARACI’ya götürerek işe yerleştirmiştir.
Tuncay MATARACI’nın bizzat emir ve direktif vererek istediklerini
işe aldırdığını Mustafa GÜR ve Orhan ÖZET açıkça beyan etmişlerdir.
Esasen Tuncay MATARACI’da bazı kimselerin işe alınmasını emrettiğini
beyan etmiştir.
Eski uygulamayı terk ettirerek, keyfi olarak, yasal yetkisi olmadığı
651E.1981/2
halde, istediği kimseleri ve bir kısmı yakınlarının tavassutu ile işe
alınmaları için emir vermiş ve böylece ayrıcalık yaratmış olması ve hatta
bu konuda menfaat sağladığının yaygınlaşmasına sebebiyet vermiş ve bu
suretle görevini kötüye kullanmış olan Tuncay MATARACI’nın, TCK’nun
240 inci maddesine göre cezalandırılmasına karar verilmesini» istemiştir.
SANIK SAVUNMASI :
Sanık Soruşturma Komisyonu önünde verdiği ifadesinde, işçi
alınılan konusunda yasal bir sistemin mevcut olmadığını, kısmî Senato
seçimleri sırasında Bahri CÖMERT’in kendisine gelerek, Bafra’daki
işçi kadrolarının tamamının kendisine verilmesini istediğini ve bu
talebin kabul edilmediğini bildirmiş, Samsun yöresinden zaman zaman
kendisine gelen ve işsiz, aç olduklarını bildiren kimselerin işe alınmaları
için dilekçelerini Genel Müdüre verdiğini ifade etmiş, yargılama
sırasında da ilk açıklamalarını tekrarlamış, işçi alınılan için muhalif
muvafık herkesin kendisinden iş istediğini ve tavassutta bulunduğunu,
kendisinin bir işsize iş bulma ötesinde hiçbir amaç gütmediğini, konunun
1978 Karma Bütçe Plân Komisyonunda ve aynı şekilde 1979 yılı Plân
Komisyonunda ortaya atıldığını belirtmiş bunun ötesinde olaylara ilişkin
bilgisinin bulunmadığını söylemiştir. Sanık vekili de; bu konunun devamlı
politika konusu yapıldığını, işçi, alımlarında herkesin kendisine göre bir
kural koyduğunu ileri surmuş, bir Bakan 3-5 işçinin göreve başlamasın,
istemişse bunun için görevi kötüye kullandığının ileri sürülemeyeceğini
beyan etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ :
Gümrük ve Tekel Bakanının, görev ve yetkileri yukarıda, (...)’e
ilişkin bir ve iki numaralı suçların yer aldığı bölümlerde açıkça ortaya
konmuştur. Tekel Genel Müdürlüğü, 2825 sayılı Gümrük ve İnhisarlar
Vekilliği Teşkilat ve Vazife en hakkındaki Kanunun birinci maddesine
göre, Gümrük ve Tekel Bakanlığının Merkez Teşkilâtı içerisinde Bakanlığa
bağlı bu daire durumundadır. Ayrıca 4036 sayılı İnhisarlar Umum
Müdürlüğü Teşkilât Kanununun birinci maddesinde de bu kuruluşun aynı
Bakanlığa bağlı olduğu belirtilmiştir. 2825 sayılı Yasanın 4. maddesinde
belirtildiği üzere Gümrük ve Tekel Bakanlığına bağlı Teftiş Heyeti, Bakan
adına ve ondan alacakları direktife göre Bakanlığa bağlı bütün kuruluşları
denetleme yetkisine sahip bulunmaktadır.
E.1981/2 652
4036 sayılı Yasanın 23. maddesine göre de Tekel Genel Müdürlüğü
için, Gümrük ve Tekel Bakanlığına bağlı bir tetkik ve murakabe heyeti
teşkil edilmiştir.
2825 sayılı Kanuna, 6410 sayılı Kanunla eklenen ek madde aynen
şöyledir :
«Gümrük ve İnhisarlar Vekâleti kuruluşundaki merkez ve iller
memurlarından kadroları dördüncü ve daha yukarı derecede bulunanlarla
müfettişlerin tayinleri, Başvekille Gümrük ve İnhisarlar Vekilinin
müşterek kararı ile, bunların dışında kalan diğer memurların tayinleri de
Gümrük ve İnhisarlar Vekili tarafından yapılır». Görüldüğü üzere Gümrük
ve Tekel Bakanı, Tekel Genel Müdürlüğü ile doğrudan doğruya ilişkilidir.
Bakanın, işçi alımları konusunda da doğrudan yetkili kimselere
zaman zaman emir verdiği görülmüş ve gerektiğinde yazılı başvuruları
Tekel Genel Müdürlüğüne intikal ettirmiştir.
Tanık olarak bilgilerine başvurulan bazı Tekel yetkililerince
doğrulandığı üzere, işçi almalarında, mevzuata dayalı olarak yürütülen
uygulama, sanığın Gümrük ve Tekel Bakanı olmasından sonra
durdurulmuş, bu konudaki işlemler tamamen sübjektif ve keyfi esaslara
göre yürütülmeye başlanılmıştır.
Türkiye genelinde olduğu gibi, Samsun yöresinde de işsizlik
sorununun bulunduğu ve binlerce işçinin, Tekel iş yerlerinde mevsimlik
veya geçicide olsa işe girebilmeleri için sıra bekledikleri İş ve İşçi Bulma
Kurumu yazılarından anlaşılmaktadır.
Böyle bir ortamda, sanık Bakan çeşitli nedenlerle, işçi alımlarına
doğrudan etkide bulunmuş ve söz konusu alınılan yönlendirmiştir. Öyle
ki, sanık, işçi alımında doğrudan yetkili ve işveren durumunda bulunan
Merkez Müdürlüğüne sözlü ve yazılı emirler vermiş, zaman zaman,
Merkez Müdürünü Ankara, İstanbul ve Rize’ye çağırarak istemlerini not
ettirmiştir.
Merkez Müdürüne yapıları bu baskılar, aynı biçimde sözü edilen
müdürlüğün bağlı bulunduğu Tekel Genel Müdürlüğüne de yapılmıştır.
Zamanın Tekel Genel Müdürü bu konuları açıkça dile getirmiştir.
Sanık Tuncay MATARACI işçi alanlarında bazı yakınlarının aracı
olarak faaliyette bulunmasına göz yummuş ve gerektiğinde bu kimseleri
doğrudan ilgili yerlere göndermekten çekinmemiştir.
653E.1981/2
İşçi alımlarının, sanık Tuncay MATARACI ve dolayısıyla Gümrük
ve Tekel Bakanlığından yönlendirildiği kanısı öyle bir boyuta ulaşmıştır
ki, iş yerlerinin bulunduğu yöreden bir çok kimse, büyük sıkıntılar
içerisinde, iş bulabilmek ümidiyle Ankara’ya koşmuş, buradan işlerini
takip etmek istemiştir.
Sonuçta, bu durum istismar edilerek, Bakanlık başlığını taşıyan
matbu kağıtlarla, Ankara’dan Tekel iş yerlerine işçi yerleştirilmesinin
planlandığı söylentileri yaygınlaşmış, bütün bu söylenti ve şayialar
karşısında sanık Tuncay MATARACI’nın konu üzerine eğilmek gereğini
duymadığı; tanık Bahri CÖMERT’in ifadesinde açıklandığı üzere, işçi
abralarının kendi takdirine bağlı olduğu gibi bir düşünce ile uygulamalarını
sürdürdüğü anlaşılmıştır.
Bu arada, mahalli parti teşkilâtının hazırladığı bir işçi listesine de
bizzat sahip çıkması, bu listede isimleri geçen kimselerin doğrudan işe
alınmalarını isteyerek, listeyi yetkililere vermesi sanığın hangi amaçlar
doğrultusunda hareket ettiğini göstermektedir.
Yeri gelmişken açıklanmalıdır ki, merkez müdürlüğünün, işçi
alanlarında mevzuat dışı eylemlerinin açıklanması yolunda, mahalli iş ve
işçi bulma kurumu müdürlüğüne gösterilen gerekçe de inandırıcı olmaktan
çok uzaktır. İşçi çalıştıran tüm kamu kuruluşlarının, işçi alımında uymakla
yükümlü bulundukları Tüzük hükümlerine göre, bu kuruluşlar, iş ve işçi
bulma kurumu aracılığı dışında işçi alamamaktadırlar. Kurum şubelerinin
etki alanları içerisindeki kamu kuruluşları, bulundukları yerin Belediye
sınırları ile sınırlandırılmamıştır. Yol ve ulaşım vasıtaları. iş yerlerinin,
kurum şubesine olan uzaklıkları, kurumun etki alanını belirlemektedir.
Merkez Müdürlüğünün belirttiği gibi, işçi almalarının yapıldığı
iş yerleri, kurumun etki alanı dışında bulunmamaktadır. Bu iş yerlerinin
hepsi, devlet karayolunun üzerinde, kuruma asfalt yol bağlantılı ve en
uzağı 40 kilometre mesafede bulunmaktadır. Üstelik işçi alımlarının
yapıldığı ve Tekel’in tüm işyerlerinin bağlı bulunduğu merkez müdürlüğü
ile mahalli kurum şubesinin arasında bir kaç yüz metre mesafe olduğu
anlaşılmaktadır. Ancak, merkez müdürlüğünün böyle bir uygulamasına
neden, Sanık Bakan Tuncay MATARACI’nın baskısıdır. Sanık Bakan,
görev ilişkisi içerisinde bulunduğu Genel Müdürlük ve buna bağlı birimler
üzerinde işçi alımları konusunda doğrudan görevli bulunmamasına
rağmen, Bakanlık yetkisini kötüye kullanarak. o güne kadar yörede
E.1981/2 654
ve işyerlerinde görülmemiş biçimde, keyfi uygulamanın yaratıcısı ve
takipçisi olmuştur.
Savunmada ileri sürülen husular yukarıdan beri açıklanan deliller
karşısında yerinde bulunmamış, sanık Tuncay MATARACI’nın, TCK’nun
240’ıncı maddesinin gösterdiği biçimde görevini kötüye kullandığı sübut
bulmuştur.
Yukarıdaki açıklamalar karşısında, suçun maddi unsurunu oluşturan
eylemlerin bir suç işleme kararına bağlı olarak gerçekleşmesinden dolayı,
sanık hakkında ayrıca Türk Ceza Kanunu’nun 80. maddesi hükmünün de
uygulanması gerekmiştir.
X) — İSTANBUL GÜMRÜKLERİ BAŞMÜDÜRÜ OKTAY
ERGÜL’Ü MÜSTAFİ SAYDIRMAK SURETİYLE
GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMAK SUÇU
İDDİA :
Soruşturma Komisyonu Raporunda;
«Tuncay MATARACI’nın yakın arkadaşı olan öğretmen Orhan
TÜRKER’i Gümrük ve Tekel Bakanlığında müşavir kadrosuna atandıktan
sonra; Bakanlıkta bir Teftiş Kurulu ve yeterince müfettişin bulunmasına
rağmen, demir kaçakçılarına karşı etkin önlemler alan İstanbul Gümrükleri
Başmüdürü Oktay ERGÜL’ü müstafi saydırarak görevinden uzaklaştırmak
için Müşavir Orhan TÜRKER’i fonksiyon gaspı suretiyle kanunsuz işlerde
kullanarak Türk Ceza Kanununun 240 inci maddesini ihlâl ettiği»;
iddia olunmaktadır.
SUÇA İLİŞKİN MADDİ OLGULAR VE SUÇ KANITLARI :
Sanık (...)’in birinci rüşvet suçuna ilişkin bölümünde açıklandığı
üzere, sanık Tuncay MATARACI’nın bakanlık döneminde İstanbul
Gümrükleri Başmüdürü olan Oktay ERGÜL; Başmüdürlük yetkisini
ve insiyatifini kullanmak suretiyle, sanık (...)’in mevzuata aykırı olarak
gümrükten çekmek istediği yaklaşık 2.000 ton demirin ithalini önlemiş ve
böylece bu yoldaki tertiplerin başarıya ulaşmasını engellemiştir.
Haydarpaşa Gümrük Müdürlüğüne vekâlet eden Ali Galip
KAYIRAN’ın ifadesinde belirttiği üzere, bu konudaki insiyatif, uygulanan
655E.1981/2
yöntem nedeniyle sözü edilen müdürlükten İstanbul Gümrükleri
Başmüdürlüğüne geçmiştir. Oktay ERGÜL, böylece, demirlerin
çekilmesini önledikten sonra, işin peşini bırakmamıştır. Kesin bir sonuca
ulaşmak amacıyla, Haydarpaşa Gümrük Müdürlüğü kanalıyla (...)’e
gönderttiği 2.2.1979 günlü bir yazı da hurdaların ayırımında bizzat
kendisinin bulunması gerektiğini belirtmiş ise de, (...)’in bu çağırıya
uymaması nedeniyle, İstanbul Gümrükleri Başmüdürlüğünden eşyanın
tasfiyesine gidilmesi yolunda emir verilmesini istemiştir (K. 15, S. 49).
Bu arada, İstanbul Gümrükleri Başmüdürlüğünce (...)’e gönderilen
bir yazı ile, (...)’in varislerine ilişkin vekâletname istenmiş ve
vekâletnamelerin ibrazına ilişkin yazının altına Başmüdür Oktay ERGÜL
tarafından el yazısı ile, eşyanın tasfiyeye tabi tutulması notu konularak bu
konudaki evrak tarife-kıymet servisine havale edilmiştir (K. 15, S. 46).
Demirlerin tasfiyesi işlemlerine başlanacağı sırada İstanbul
Gümrükleri Başmüdürü Oktay ERGÜL’ün, Gümrük ve Tekel Bakanlığı
Personel Eğitim Müdürlüğünün teklifi üzerine, Trakya Gümrükleri
Başmüdürlüğünde geçici olarak görevlendirilmesine ve ayrıca kendisinden
bu Başmüdürlük nezdinde alınacak önlemler için bir rapor hazırlanması
istenmiş, bu işlem aynı gün, sanık Tuncay MATARACI tarafından
uygundur şerhi verilerek onanmıştır (K.15, S. 41).
Oktay ERGÜL bu geçici görev yazısının gelmesinden sonra Trakya
Gümrükleri Başmüdürlüğünün bulunduğu Edirne’ye giderek 23.7.1979
tarihinde vekâlet görevine başlamış ve 6.8.1979 tarihine kadar verilen
görevi yerine getirip, ayrıca 11 sayfadan oluşan raporunu da hazırlayarak
Bakanlığa sunmuş ve aynı gün asıl görevine başlamıştır.(K. 15, S. 37)
Personel ve Eğitim Genel Müdürlüğünün 17.8.1979 günlü teklif
yazısı ile, Trakya Gümrükleri Başmüdürlüğünün münhal bulunduğu, dini
bayramların yaklaşmış olduğu, yurt dışından da yoğun bir şekilde işçi
alımının başladığı belirtilerek gereken önlemlerin alınmasının istenmesi
üzerine, sanık Gümrük ve Tekel Bakanı Tuncay MATARACI, daha önce
geçici görevle görevlendirilen ERGÜL’ün ikinci bir emre kadar Trakya
Gümrükleri Başmüdürlüğünde görevlendirilmesini ve yerine de Başmüdür
Yardımcısı Yaşar KIZILTUĞ’un vekâlet etmesini uygun görmüş ve bu
geçici görev emri yıldırım telle İstanbul Gümrükleri Başmüdürlüğüne
bildirilmiştir (K. 15, S. 35).
E.1981/2 656
İstanbul Gümrükleri Başmüdürü Oktay ERGÜL, kendisinin
görevlendirilmesi konusuna ilişkin olarak Soruşturma kurulundaki
ifadesinde:
«Tuncay MATARACI tarafından iki kez Ankara’ya çağırıldım.
Bu görüşme sırasında kendilerine, «İstanbul Başmüdürü Trakya’ya
gitmez Çünkü orası hem ayar bir kuruluştur.» dedim. Bana aynen şunu
söyledi: «Senin başmüdürlüğünden memnunum. Sağlamsın, teşkilâtı
iyi tanıyorsun, mevzuatı biliyorsun, ben senden oraya gidip”bir resim
çekmeni istiyorum.» dedi. «Sayın Bakan, en aşağı 20 kişi gitti, 20 müfettiş
gidip resim çekti. Herkesin eline verdik bunları» dedim. Nihayet gidip bir
inceleme yaparak ve müfettişlikten gelen bir alışkanlıkla gayet açık olarak
kusurun tamamen kendisinde olduğunu rapor ettim, sonra da görevime
döndüm, beni Ankara’ya çağırdı. «Bu ne biçim rapor? Bizi tenkit et diye
mi seni oraya gönderdik? dedi. «Normal bir rapor sayın Bakan doğrusu
ne ise o yazılmıştır.» dedim. «Peki sen git» dedi. «Nereye gideyim Sayın
Bakanım» dedim. Çünkü Trakya’ya veya İstanbul’a dönme konusu
gündemde idi. «Trakya’ya» dedi. «Onu konuşalım sayın Bakanım»
dedim. O zaman ayağa kalktı, boğazımı sıkmaya kalktı. İkimiz ayakta
duruyorduk. Sol eliyle boğazıma uzandı. Yani o noktada artık bir Bakan-
Bürokrat ilişkisi tükenmişti. Zaten biliyorsunuz Bakan olabilme yeteneği
diye bir mefhum vardır, o yetenekten bence mahrumdu.» şeklinde beyanda
bulunmuştur.
Oktay ERGÜL Soruşturma Kurulunda vermiş olduğu bu ifadesini
son soruşturma sırasında da tekrar etmiştir.
Oktay ERGÜL, ikinci kez geçici görevle Trakya Gümrükleri
Başmüdürlüğüne gönderilmesine ilişkin yazıya karşılık olarak Bakanlık
Makamına yazdığı 12.9.1979 günlü yazıda; kendisine vekâlet edeceği
bildirilen Başmüdür Muavini Yaşar KIZILTUĞ’un raporlu olması, dini
bayramın geçmiş ve turizm mevsiminin kapanmış bulunması, Trakya
Gümrükleri Başmüdürlüğünde de alınacak önlemlerin bulunmaması ve
ayrıca 1918 sayılı Kaçakçılık Yasası uyarınca hakkında gıyabi tutuklama
kararı verilmiş bulunan ve adı demir yolsuzluklarına karışmış olan (...)’in
yeniden demir ithaline tevessül etmesi, bu demirlerin ikinci muayenesinin
bizzat kendisi tarafından yapılmasının zaruri bulunması gibi gerekçelerle
Trakya Gümrükleri Başmüdürlüğüne geçici olarak görevlendirilmesine
ilişkin emrin kaldırılmasını istemiştir. Ancak, bu yazının daha
Bakanlığa ulaşmasından önce verilen görevi yerine getirmediği ileri
657E.1981/2
sürülerek 10.9.1979 günlü, Bakan onayı ile Bakanlık müşaviri Orhan
TÜRKER, Başmüdür Oktay ERGÜL hakkında soruşturma yapmakla
görevlendirilmiştir.
Sözü edilen soruşturma emri, 11.9.1979 günü kendisine tevdi edilen
Müşavir Orhan TÜRKER, o gün İstanbul’a giderek hazırladığı 13.9.1979
tarihli raporu Bakan Tuncay MATARACI’ya Yeşilköy Havaalanında
arzetmiş, Tuncay MATARACI’da raporun altına el yazısı ile aynen
«Gereğinin yapılması ve Oktay ERGÜL’ün yerine Başmüdür Yaşar
KIZILTUĞ’un ikinci bir emre kadar vekâlet etmesi uygundur. 12.9.1979»
talimatını vermiştir (K. 15, S. 107).
Orhan TÜRKER raporunda; Başmüdür Oktay ERGÜL’ün Trakya
Gümrükleri Başmüdürlüğü vekâlet görevinden makamın emri olmadan
ayrılıp 6.8.1979 günü İstanbul’da göreve başlamasını ve 17.8.1979 günlü
emir ile ikinci kez geçici göreve atanmasına ilişkin emre rağmen bu göreve
başlamamasını 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 94. maddesi
kapsamında görerek, görevinden çekilme isteğinde bulunmuş sayılmasını
ve görevini terkettiği için devlet memuru görevinden çıkarılmasını teklif
etmiştir.
Sanık Tuncay MATARACI’nın bu raporu onaylamasından sonra
Oktay ERGÜL’ün müstafi sayılmasına ilişkin olarak İstanbul Gümrükleri
Başmüdürlüğüne 13.9.1979 günlü çekilen Gümrük ve Tekel Bakanlığı
Personel Genel Müdürlüğü ifadeli Bakanlık yıldırım telgrafı aynı gün
adıgeçene tebliğ edilmiştir (K. 15, S. 38-39).
Oktay ERGÜL, müstafi sayılmasına ilişkin Orhan TÜRKER’in
yaptığı işlemleri ifadesinde aynen;
«Orhan TÜRKER diye bir vatandaş 10 Eylül, hatırladığım kadarı ile
Başmüdürlüğüme geldi bir mucip gösterdi efendim Trakya’dan geri gelip
gelmediğim konusunda inceleme yapacaklarmış, «Hay hay» dedim. Şube
Müdürüme talimat verdim, «Sicil dosyamı aşağıya indirin» dedim. Makam
odamda Orhan TÜRKER denen vatandaş incelemeyi yaptı. Ayın 11’inde
olabilir. İnceleme yapan kişi müfettiş değil, bir basit müşavir. Hüviyeti
belli değil. «Göreve gelmemek cürümdür» diyecek kadar hukuk bilgisiyle
mücehhez; böyle bir vatandaş. «Göreve gelmemenin karşılığı cürümdür»
diyor. «Başmüdür Oktay ERGÜL 15 kez bu cürümü işlemiş» diyor. Yani
15 gün ben göreve gelmemişim. 15 kez de, 15 defa adam mı öldürmüş
E.1981/2 658
demek istiyor; ama cürüm işlemişiz. 11 gün gelmedi dediği süre içinde de 5
günü sayın MATARACI’nın daveti üzerine Ankara’ya gitmişim, o da ayrı
bir durum. Boğazımı sıkma olayı o çağrılar sırasında olmuş. Bu apayrı bir
durum ama tabii tencere dibin kara, benim dibim kara, hepsi kara. Bir baktık
bir yıldırım telgraf, ayın 12’sinde müstafi sayılmışım. Allah Allah dedim,
nereden çıktı bu? Hangi yasa, hangi yetkiyi kullanıyorlar? Ben Trakya’dan
döndükten sonra Bakanlığa geldiğimi yazmışım, Bakanlık çağırmış
Ankara’ya gitmişim, onlarla müşterek görüşmüşüm ve diyor ki, 11 gün
göreve gelmedim. İşte 94. madde, sen müstafisin. Peki dedik. Müstafiyiz
kabul nihayet yapabileceğim yasal yollara başvurmak. Danıştay’a gittim,
tabii Danıştay’dan bir ay zarfında kararı çıkarttım. Geri geldik, bir hafta,
o zamanın Bakanı görevi verip vermeme konusunda mütereddit. Şunu da
söyleyeyim : Ayın 12’sinde bizim tespitlerimize göre (...) Firmasına ait iki
beyannamede o günün hesabına göre milyonu aşan bir noksanlık tespit
ettik. Buna ilâveten aynı firmanın daha önce yaptığı ithalât arttı. İzmit’ten
yaptığı ithalâtta da aynı noksanlıkların mevcudiyetini saptadık. Tabii bu
tedbirleri alırken müsafi de sayıldık. Arkadan bir toluen gemisi olayı çıktı.
Garip bir tesadüftür, iddia etmiyorum, 12.9’da geminin Kartal tesislerine
yanaşacağına dair teleks mevcut toluen yüklü geminin ve ben 12 akşamı,
çok acele yangından mal kaçırılıyor, rapor o gün verilmiş sözde, sonradan
görüyoruz rapor 13’ünde verilmiş, Bakan 12’sinde uygundur demiş, bir
yıldırım telgraf müstafisin. Şimdi, işlemin baştan aşağıya, baştan kara
olduğu şuradan da belli : Müfettiş dahi bir rapor yazdığında, o rapor doğru
mu yanlış mı idarece tetkik edilir. Önce Personel Şubesine gider. Hukuk
Müşavirliğine gider, yani normal prosedürünü geçilir; evet, müfettişin
yazdığı rapor doğrudur. İdare iştirak eder, uygulamasına geçer. Bunda
öyle bir şey yok. Bir vatandaş sokaktaki adam rapor yazmış, ondan sonra
Bakan telefon açmış, «Telgraf çekin» Yeşilköy’den açıyor telefonu. Çok
acele, çok önemli çünkü. İlle gitmem lâzım. Yeşilköy’den telefon açıyor
Personel Eğitim Genel Müdürlüğüne, telgraf çekin, diyor, müstafidir
o diyor. Yerine de bilmem kim bakacak diyor. Emri aldık, tabii normal
olarak yapabileceğimiz yasal hakkımı kullanmaktı, kullandım ve tekrar
görevime döndüm.» şeklinde açıklamaktadır (Yüce Divan Tutanakları, S.
1076 ve devamı).
Oktay ERGÜL’ün müstafi sayılması hususunda zamanın Gümrük ve
Tekel Bakanlığı Müsteşarı Teoman YAYIN ise ifadesinde :
«Sayın Bakan’ın özel müşavirini müfettiş şeklinde göndermek
659E.1981/2
suretiyle Oktay ERGÜL’ü müstafi saydırmaktaki maksadım bilemiyorum.
Ben kendisine «Niye alıyorsun, Oktay ERGÜL’ü» dediğim zaman, bana
«Herşeyi, iyi, dürüst, namuslu çocuk, fakat tipi hoşuma gitmiyor» cevabını
vermiştir. Bu cevap üzerine benim yapabileceğim bir şey yoktu. Oktay’ı
acele İstanbul’dan çağırdım ve gereken işlemleri yaptırdım.» şeklinde
açıklamalara yer verilmektedir (K. 6, S. 12-13).
Başmüdür Oktay ERGÜL hakkında soruşturmayı yürüten rapor
düzenleyen Orhan TÜRKER kendi beyanından anlaşıldığı üzere, uzun
yıllar Milli Eğitim Bakanlığı mensubu olarak, öğretmen ve idareci olarak
çalışmış bir kimsedir. Samsun Milli Eğitim Müdürlüğü sırasında Rize’de
siyasi bir partinin il başkanı olan Tuncay MATARACI’yla tanışmıştır.
Çankaya Lisesi Müdürlüğüne atandığı sırada Tuncay MATARACI da
lisenin yanıbaşındaki bir evde oturmaktadır. Lise Müdürlüğü görevinden
alınıp başka bir göreve verildiğinde, Tuncay MATARACI kendisini
Bakanlığı bünyesi içerisinde bir göreve atamış ve kısa bir süre sonra
da Bakanlık Müşaviri yapmıştır. Orhan TÜRKER, sanık Tuncay
MATARACI’nın yurt içi ve yurt dışı seyahatlerine iştirak etmiş ve
kendisinden özel dayanışman olarak yararlanılmıştır.
Orhan TÜRKER soruşturma konusunda şunları söylemektedir:
«Durum son derece ani oldu. Sayın Bakan o sırada müfettiş mi
bulamadı?, yoksa benim bu tahkikatı yapabileceğimi mi tahmin etti?
bilemiyorum. 11 Eylül’de bana bu görev verildi. 12 Eylül’de raporu
hazırlayıp o sırada İstanbul’da bulunan Bakana verdim. Çünkü, bana bu
işi günlü olarak vermişti. O günlerde İstanbul’da görevli müfettiş bulabilir,
bu incelemenin ona yaptırılması için talimat verebilirdi.» (K. 2, S. 377-
378).
ESAS HAKKINDA MÜTALÂA :
Cumhuriyet Başsavcısının Esas Hakkındaki Mütalâasında:
«Haydarpaşa Gümrüklerinde muhafaza edilen ve (...)’in miras bırakanı
(...) ’in getirdiği demirlerin ithalinin gerçekleşmesine karşı olan ve (...)’in
Haydarpaşa Gümrüklerindeki 940 ton tutarındaki diğer bir parti demirine
ait 29.8.1979 tarihli beyannamelerine el koymuş olan İstanbul Gümrükleri
Başmüdürü Oktay ERGÜL’e yapılan işlem de ilginçtir.
İstanbul Gümrükleri Başmüdürü Oktay ERGÜL, Tuncay
MATARACI tarafından;
E.1981/2 660
13.7.1979 tarihinde Trakya Gümrükleri Başmüdürlüğüne vekâlet
etmek ve Trakya’da alınması gerekli önlemler hakkında rapor düzenlemek
üzere görevlendirilir. Oktay ERGÜL, görevini ifa ile 6.8.1979’da
İstanbul’a vazifesinin başına döner.
Bakanlık müfettişleri dururken, durumunun incelenmesi için Tuncay
MATARACI Bakanlık müşaviri Orhan TÜRKER’i vazifelendirir.
Orhan TÜRKER, Çankaya Lisesinde öğretmen iken ve Gümrük
Teşkilâtı ile uzaktan ve yakından bir ilgisi ve uğraşı olmadığı halde
Tuncay MATARACI tarafından Gümrük ve Tekel Bakanlığı Müşavirliğine
atanmış bir kimsedir.
Orhan TÜRKER, Başmüdür Oktay ERGÜL’ün 13.7.1979 tarihinde
rapor düzenlemek üzere Trakya’ya gönderildiğini, dönmemesi gerektiği
halde bu görevden ayrılarak İstanbul’daki vazifesine döndüğünü, bunun
kanuna aykırı olduğunu, bu nedenle müstafi sayılması gerektiğinden
bahisle düzenlediği raporunu havaalanında Tuncay MATARACI’ya
vermiştir.
İlginçtir, bu rapor tarihinden bir gün önce Oktay ERGÜL müstafi
sayılmıştır.
Oktay ERGÜL 11.8.1981 günlü oturumda : «12 Eylül’de toluen
yüklü bir geminin Kartal’a yanaşacağına dair teleks geldi. Aynı gün ben
görevden alındım» demiştir.
Oktay ERGÜL’e verilen görev Trakya Gümrükleri hakkında rapor
hazırlamaktan ibaretti. Bu işi yerine getirdikten sonra asıl görev yeri olan
İstanbul Gümrükleri Başmüdürlüğüne dönmesi tabii ve gerekli iken,
vazifesinin başına döndü diye müstafi sayılması, onun müsbet tutum ve
davranışlarının hoşa gitmemiş olması sonucudur.
Bu eylemi ile Tuncay MATARACI’nın görevini kötüye kullandığı
ileri sürülerek TCK’nun 240. maddesi gereğince cezalandırılmasına karar
verilmesi» istenilmiştir.
SANIĞIN SORGU VE SAVUNMASI:
Sanık Soruşturma Komisyonu ve Yüce Divan önünde vermiş olduğu
ifadelerinde, Orhan TÜRKER’in kendisi tarafından, Bakanlık bünyesi
içerisinde müşavir olarak atandığını ve bu tayinin Orhan TÜRKER
661E.1981/2
tarafından istendiğini, adıgeçenin yurt içi ve yurt dışı seyahatlerinde
yanında yer aldığını ve kendisini teknik konular dışında özel danışman
olarak kullanıldığını, ayrıca, Oktay ERGÜL’le ilgili tahkikat için,
Orhan TÜRKER’in kendisi tarafından görevlendirildiğini, İstanbul
Gümrükleri Başmüdürü olan Oktay ERGÜL’ün emre riayetsizlik ettiğini,
bu nedenle, hakkında soruşturma açılmış olduğunu, ancak beşer olarak
hata yapılabileceğini, fakat bu hatanın da gene kendisi tarafından telâfi
edildiğini bildirmiştir.
Sanık savunucusu da Oktay ERGÜL’ün kişiliği üzerinde duracak
ve adıgeçenin dikbaşlı olduğunu, ben ederim, ben yaparım diyen bir hava
içerisinde bulunduğunu, verilen göreve rağmen kendi başına görevini
terkettiğini beyan etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE SUÇUN TAVSİFİ:
Toplanan kanıtlar ve gösterilen maddi olguların değerlendirilmesi
sonucu, İstanbul Gümrükleri Başmüdürü Oktay ERGÜL’ün müstafi
sayılması eyleminin iki temele dayandığı görülmektedir.
Bunlardan birincisi, Başmüdür Oktay ERGÜL’ün, sanık Tuncay
MATARACI ve suç arkadaşlarının yasa dışı eylemlerini engelleyen bir
kişi olarak ortaya çıkışı ve bunun karşı tarafça belirlenmesi; İkincisi de,
sözü edilen kimsenin her ne pahasına olursa olsun geçici veya daimi
olarak görevinden uzaklaştırılmak istenmesidir.
Gerçekten, Oktay ERGÜL’ün, sanık (...) tarafından mevzuata aykırı
yollarla çekilmek istenilen demirler konusunda gösterdiği görev anlayışı
ve aldığı önlemlerin ne derece etkili olduğu açıkça ortadadır.
Sanık Tuncay MATARACI ve suç arkadaşlarınca oynanmak istenen
oyun, Oktay ERGÜL tarafından zamanında farkedilerek müdahale
edilmek suretiyle bozulmuş olduğundan istenilen sonuç alınamamıştır.
Oktay ERGÜL, bununla da yetinmeyerek, kortu üzerine ısrarlı biçimde
gitmiş ve sorunu kökünden çözümlemek istemiştir. Soruna bu derece
eğinilmiş bulunduğu bir sırada, Oktay ERGÜL’ün, geçici bir görevle
de olsa, asıl görevinden uzaklaştırılmak istenmesi rastlantı olarak kabul
edilemez.
Türkiye’nin en büyük gümrüklerinden birinin başında bulunan
bir kamu görevlisinin, ciddi sayılamayacak birtakım nedenlerle görevi
E.1981/2 662
başından uzaklaştırılmak istenmesi tamamen maksatlıdır. Öyle ki, vekâlet
görevi ile birlikte yüklenilen ve Trakya Gümrüklerinde alınacak tedbirlerin
saptanmasına ilişkin ikinci bir görev verilmesi dahi tutarlı değildir. Aynı
konu hakkında, Oktay ERGÜL’ün açıklamalarından da anlaşılacağı üzere,
daha önceleri hazırlanmış raporlar bulunmaktadır. Bu raporların gereğinin
yerine getirilip getirilmediği araştırılmadan, tekrar bir rapor tanziminin
istenmesi hususu hizmet gerekleri ile bağdaştırılamaz.
Kaldı ki, Oktay ERGÜL’ün vekâlet görevini bitirir bitirmez tekrar
Ankara’ya çağırılarak merkezde, geçici olarak görevlendirilmesi ve
hemen akabinde yeniden, Trakya Gümrükleri Başmüdürlüğüne vekâlet
emri verilmesinin amacı başka türlü açıklanamaz. Oktay ERGÜL’ün
geçici olarak görevden uzaklaştırılması istenen sonucu vermeyince bu kez
Başmüdürün görevden tamamen alınması yolu seçilmiştir.
Gümrük ve Tekel Bakanlığında özel müşavirlik görevi ifa eden ve
şahsi dostluğu bulunduğu için Tuncay MATARACI tarafından yurt içi ve
yurt dışı seyahatlerine götürülen Orhan TÜRKER bu işte vasıta olarak
kullanılmıştır.
Nitekim çok seri biçimde soruşturma mahalline gelen Orhan
TÜRKER, bir gün içinde düzenlediği ve tamamladığı raporunu İstanbul’da,
havaalanında sanık Tuncay MATARACI’ya takdim etmiş ve sanık Bakan
da, yukarıda açıklandığı biçimde, önerilen teklif doğrultusunda işlem
yapılmasını yazılı olarak ilgili üniteye bildirmiştir. Sonuçta, yıldırım
telgrafla Başmüdür görevinden alınmıştır.
Tarihlerdeki farklılıklardan, müstafi sayma işleminin alelacele
hazırlanan bir rapora dayandırılmış olmasına rağmen, muhakkikin, bu
raporu esaslı bir inceleme sonucunda düzenlemiş olduğu izlenimini
vermek için altına 13.9.1979 tarihini attığı anlaşılmaktadır. Ancak
bu durum işin esasına etkili olmadığından bu tarih farklılığı üzerinde
durulmamıştır.
Önemli olan, sanık Bakanın, kendisine bağlı olan bir kuruluşun
Başmüdürü hakkında özel amaçlarını gerçekleştirmek doğrultusunda
tasarruflarda bulunmuş ve en yüksek hiyerarşik amir olarak bu işlemleri
yönlendirmiş olmasıdır. Sanık Bakan, doğrudan kendisine bağlı ve kendi
adına denetim yetkisine sahip uzmanlaşmış geniş bir teftiş kadrosuna sahip
olduğu halde, yüksek düzeydeki bir görevli hakkındaki soruşturmayı konu
663E.1981/2
ile ilgisiz bir kimseye yaptırmış ve sonuçta yasal dayanaktan yoksun olan
bir rapora geçerlilik sağlamıştır. Hukuki yönden ilgili birimlerden görüş
alınma gereği dahi duyulmadan bir Başmüdür, acele verilen bir emirle ve
yıldırım telle görevinden uzaklaştırılmıştır. Bu Başmüdürün, Kartal’da
kaçak toluen yüklü bir gemiye ilişkin ihbarların akabinde görevden
alınması da ayrıca dikkat çekicidir.
Böylece sanık Tuncay MATARACI, yasaların kendisine verdiği
Bakanlık görevini kötüye kullandığından TCK’nun 240. maddesindeki
suçun maddi ve manevi unsurları gerçekleşmiş ve sanığın suçu sübut
bulmuştur.
XI — YURDA KAÇAK SİLAH SOKULMASINA İLİŞKİN
SUÇ :
İDDİA :
Soruşturma Komisyonu raporunda;
«Sanık Tuncay MATARACI’nın, Gümrük ve Tekel Bakanı sıfatıyla
Amerika Birleşik Devletlerine yaptığı seyahat dönüşünde en az üç adet
Smith Wesson marka tabancayı ve bir tüfeği, Bakanlık sıfatının doğurduğu
nüfuzdan istifade ederek yurda soktuğu ve böylece 6136 sayılı Kanunun
12 ve 13 üncü maddelerini ihlâl ettiği;»
iddia edilmiştir.
MADDİ OLGULAR VE SUÇ KANITLARI :
Sanık Tuncay MATARACI’nın Gümrük ve Tekel Bakanı olarak,
Bakanlar Kurulunun 22.5.1978 günlü, 7/15836 sayılı kararnamesi
ile, 26.5.1978 tarihinden başlamak suretiyle üç hafta süre ile Türkiye
Cumhuriyeti Hükümetini temsilen Amerika Birleşik Devletlerine
gönderilmesi kararlaştırılmıştır (K. 8, S. 114).
Sanık Bakanın sözü edilen devlete yapmış olduğu ziyaret sırasında
kendisine, eşi, koruma polisi Tahir BOZAY ve Bakanlık Dış Anlaşmalar
Müdürü Doğan AKIN’de refakat etmişlerdir.
Sanığın, Washington’daki ikâmeti sırasında mihmandar olarak,
büyükelçilik mensuplarından Kemal DİRİÖZ görevlendirilmiştir. Sanık
Bakan, silah mağazalarını da dolaşarak birden fazla silah satın almıştır.
E.1981/2 664
Silah alımına ilişkin olarak Kemal DİRİÖZ, Soruşturma
Komisyonunda vermiş olduğu ifadesinde aynen;
«Seyahat Newyork’ta başladı, Washington’daki kısmında da
Büyükelçilik tarafından kendisine ben mihmandar olarak görevlendirildim.
Kendisinin arzusu üzerine Virginia Eyaletinin, Washington’un
hemen dışında iki silah mağazasına gidildi. Bunlardan birinden alış veriş
yapılmadı, diğerinden, Virginia Eyaletinin Falls Churc Kasabasında
Davies Gunslıop adındaki mağazadan ise hatırlayabildiğim kadarıyla
Tuncay MATARACI asgari üç tabanca aldı. Bu miktar daha fazla olabilir.
Üç tanesini kesinlikle hatırlamamın sebebi, bir tanesini kendisine, bir
tanesini kardeşine, bir tanesini damadına diye bunları teker teker saydığı
içindir. Bu miktar daha fazla olabilir; fakat kesinlikle hatırlamıyorum.
Tabanca satışları sırasında, bunu alan kişinin kimliğinin ve adresinin
tespiti gerekmektedir. Bu silahla Amerika içerisinde herhangi bir suç
işlemesi halinde bununla sorumlu olarak kimi bulacaklarını, nereden
araştırmaya başlayacaklarını öğrenmek içindir. Dolayısıyla her eyalette
satış yapılırken orada oturan birinin isminin ve adresinin verilmesi
gereklidir. Amerika’ya gelen bir ziyaretçinin orada sürekli bir adresi
bulunmadığından kendisine Amerika’da sürekli kalan birinin adeta
kefil olması gerekmektedir. Bunun için de bir form doldurulmaktadır.
Burada, silahın seri numarası, hangi tarihte kime satıldığı, adresi
bulunur. Dolayısıyla Tuncay MATARACI’nın Washington’da bulunduğu
tarihler bellidir. Bu dükkandan o tarihler arasında alınmış olan silahlar
sorulduğunda, bunların seri numaraları hangi tarihte satılmış oldukları
tespit edilebilir.
Tuncay MATARACI’nın refakatindeki koruma polisinin iki adet
tabanca satın aldığını hatırlıyorum. Hatta Tuncay MATARACI’da
kendisine biraz takılarak «Bu yaptığımız toplu kaçakçılığa girer.» şeklinde
kendisinin daha fazla silah almasını adeta bir yerde, artık çok oluyor,
şeklinde durdurdu.
Ben alınan her silah için form doldurdum.» demiştir (K. 3, S. 157 -
159).
665E.1981/2
Bu tanık daha sonra Dışişleri Bakanlığına göndermiş olduğu yazılı
açıklamada aynı hususları tekrarlamış ve Gümrük ve Tekel Bakanı Tuncay
MATARACI’nın üç adet, refakatindeki koruma görevlisinin de iki adet
tabanca satın aldığını ve bu kadarını hatırlayabildiğini bildirmiştir.
Sanık Bakanın bu seyahati sırasında birlikte bulunduğu Dış
Anlaşmalar Genel Müdürü Doğan AKİN’de bu konuda şunları
söylemektedir :
«Tuncay MATARACI’nın kendisini, özel eşyalar alırken gördüm.
Bir tanesini açıklamak zorundayım : Bir silâh mağazasına gidildi. Orada
silahlara bakıldı. Fakat ne kadar, kaç tane silâh alındı bilmiyorum. Ben
zaten silâhtan anlamam. Bir veya iki silâh alındığını tahmin ediyorum.
Kesin bir şey söyleyemeyeceğim. Silâh alınan yer Washington’un 4-5
kilometre uzağında bir yerdi. Elçilikte bir kâtip bize tavsiye etmişti ve bizi
de o götürdü, Tahir BOZAY’da yanmazdaydı. Silâh mağazasından birden
fazla silah alındı biliyorum. Ama kesin rakam söylesem yalan olur. Mss.
Falko diye bir kimse ile resmi randevumuz vardı. Ben buna yetişebilmek
için çok telaşlanıyordum. Ayrıca bu mağazadan sonra başka bir silâh
mağazasına daha götürdüler. Burası da şehrin bir hayli uzağında idi, silâh
deposu gibi bir yerdi. Buradan da zannediyorum bir veya iki silâh alındı.»
(K. 2, S. 307-314).
Tanık Yüce Divandaki ifadesinde önceki beyanını doğrulamış ve
her iki mağazadan alış veriş yapıldığını söyleyerek 3-4 tabanca veya daha
fazla alındığını bildirmiş, ama miktarıyla fazla ilgilenmediğini ve alınan
silâhların sanık Bakan için olduğunu vurgulamıştır.
Sanık Bakanın yanında refakatçi olarak bulunan koruma polisi Tahir
BOZAY’da sanık Bakanın bir adet Smith-Wesson marka tabanca aldığını
beyan etmiştir.
Dışişleri Bakanlığı görevlilerinden Kemal DİRİÖZ’ün beyanı
doğrultusunda Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla yaptırılan inceleme sonucu
tabancaların satın alındığı silâh mağazasındaki kayıtlara göre saptanan
bilgiler şöyledir :
30 Mayıs 1978 tarihinde satın alınanlar :
Ruger Security. 6 model GA 32 (357 Magnum) seri no. 153-65800
Smith Wesson’lar:
E.1981/2 666
Model No Seri No
27 N435301
28 N515162
0P 3D12169
EI J649303
39 A108264
T0 A399301
Öte yandan Ankara Valiliğinin dosya içerisinde bulunan 5.2.1981
günlü yazısıyla, sanık Tuncay MATARACI’nın, 2249 sayılı Kanunun
Ek. 3 maddesi gereğince Smith Wesson marka 9 mm. çapında A.399301
seri numaralı tabancasına taşıma belgesinin verilmesini talep ettiği ve
22.10.1979 tarihli onayla kendisine taşıma belgesi verildiği anlaşılmıştır.
Sanık Tuncay MATARACI’nın suç ortaklarından Şaban
EYÜBOĞLU Soruşturma Komisyonunda verdiği ve Yüce Divanda
doğruladığı beyanında, sanık MATARACI’nın evinde Amerika Birleşik
Devletleri dönüşü bir tabanca ile küçük bir tüfek gördüğünü bildirmiş
Halil İbrahim DEMİR ile sanık Bakanın oğluna ve yeğenine tabanca
verdiği konusunda bilgisinin bulunduğunu söylemiştir.
Sanık MATARACI’nın yakın arkadaşlarından Salih Zeki
RAKICIOĞLU da Soruşturma Komisyonundaki ifadesinde, sanık Tuncay
MATARACI’nın kendisine tabanca getireceğini ümit ettiğini, ancak
kendisinin yerine kardeşi Köksal MATARACI’ya ve Ali YILDIZ’a silah
getirdiğini söylemiştir.
ESAS HAKKINDA MÜTALÂA:
Cumhuriyet Başsavcısı Esas Hakkındaki Mütalâasında;
«Tuncay MATARACI, 25.5.1978 tarihinden 7.6.1978 tarihine kadar
Amerika Birleşik Devletlerinde resmi ziyarette bulunduğu sırada birden
çok ateşli silah aldığı Amerika Birleşik Devletlerinden gönderilen belge ve
şahitlerin beyanlarından anlaşılmıştır. Tuncay MATARACI bir adet Smith
Wesson marka tabanca alıp getirdiğini söylemiş, Şaban EYÜBOĞLU’da
onun Amerika’dan bir adet Smith Wesson tabanca ve bir adet ufak tüfek
getirmiş olduğunu ve hatta bu tüfeği kendisine vermesini istediğini beyan
etmiştir.
667E.1981/2
1615 sayılı Gümrük Kanununun ve Gümrük Yönetmeliğinin ikinci
maddesine göre Gümrük hattından geçerek Türkiye’ye giren şahıslar,
Türkiye’ye sokulacak eşya, mükellefiyet ve Gümrük işlemlerine tabidir.
Bu işlemler de yapacak olan Gümrük ve Tekel Bakanına doğrudan
doğruya bağlı gümrük teşkilatıdır. Bu teşkilat bu denetlemelerini yaparken
tabiatıyla yurda sokulması suç teşkil eden eşya üzerinde duracak ve
gerekli işlemleri yapacaktır.
Bu hususta görevli bulunan bir kimse fiili kendisi işlediği ve bu
eylemi suç teşkil ettiği takdirde tabiatiyle kanunda öngörülen ceza ile
cezalandırılacaktır. Ancak bu eylemi görevle ilgili bir suç olarak mütalâa
etmek gereklidir.
6136 sayılı Kanunun 12. maddesine göre; bu kanunun şümulüne
giren ateşli silahlarla bunlara ait mermileri memlekete sokmak, sokmaya
teşebbüs etmek veya bunların memlekete sokulmasını tavassut etmek
yasaklanmış ve cezayı müeyyide altına alınmıştır.
Gümrük teşkilâtının başında bulunan Bakan 6136 sayılı Kanunun
şümulüne giren ateşli silahı memlekete soktuğu takdirde bu kanuna
göre suç işlenmiş olduğu gibi eylemi aynı zamanda, göreviyle ilgili
bulunmaktadır. Görevini bu suretle kötüye kullanmış ve aynı zamanda
kanunun suç saydığı bir eylemde bulunmuştur.
O halde bu fiilden ötürüde Yüce Divan görevli bulunmaktadır :
Tuncay MATARACI sorgusunda milletvekillerine menşei
aranmaksızın ruhsat verileceğine dair kanun çıkarılmış olduğunu ve
kendisinede bu kanuna dayanılarak ruhsat verilmiş olduğunu ve bu itibarla
bu konuda suçu bulunmadığını savunmuştur.
6136 sayılı Kanunun olay tarihinde yürürlükte bulunan 2 nci
maddesiyle yurt dışından memlekete ateşli silah sokulması koşulsuz ve
kesin bir biçimde yasaklanmıştır.
Bu ikinci madde 22.6.1979 tarihinde yürürlüğe giren 2249 sayılı
Kanunla değiştirilmiş ve getirilen üç istisnai bentler halinde maddede
gösterilmiştir.
Bu istisnalar şunlardır :
E.1981/2 668
1 — Memleketimizde Akredite olup diplomatik ayrıcalık ve
bağışıklıklarından yararlanan kişilerin (karşılıklı olmak koşulu ile),
2 — Memleketimizdeki yabancı elçilik ve konsolosluklarda
görevli olupda diplomatik ayrıcalık ve bağışıklıklardan yararlanmayan
kişilerden lüzumuna binaen Dışişleri Bakanlığında teklif olunan ve İçişleri
Bakanlığınca uygun görülenlerin (karşılıklı olma koşulu ile) saptanan
belirli tipe göre,
3 — Dış temsilciliklerde güvenlik memuru olanlardan yurda kesin
dönüş yapanların,
Beraberinde getirdikleri silahların yurda sokulmasına müsaade
edilir.
Görüldüğü üzere bakan ve milletvekilleri için bir ayrıcalık
sözkonusu değildir.
Her ne kadar 6136 sayılı Kanunu eklenen (Ek 3) üncü maddede
(Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Bakanlar Kurulunun eski üyeleri ve
kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 3 ay içinde üyeleri ise üyelik
sıfatlarının devamı süresince beyan edecekleri bir adet tabancayı taşımaya
yetkilidirler.
Bu şekilde beyan edilen tabancanın her ne suretle olursa olsun
başkasına devredilmesi satılması satınalınması yasaktır).
Denilmekte ise de yurda kaçak olarak sokulan tabancanın bu ek
maddeye dayanılarak beyan edilmek suretiyle ruhsata bağlanılması daha
önce oluşmuş suçu ortadan kaldırmaz. Bu itibarla Tuncay MATARACI’nın
1308 sayılı Yasa ile değişik 6136 sayılı Kanunun olay tarihinde yürürlükte
bulunan 12 nci maddesinin birinci fıkrasına göre cezalandırılmasına ve
Türk Ceza Kanununun 36. maddesininde uygulanmasına karar verilmesi»
talep edilmiştir
SANIĞIN SORGU VE SAVUNMASI :
Sanık Soruşturma Komisyonundaki ifadesinde, Amerika seyahati
sırasında bir silâh mağazasına uğradığını, oradan Smith Wesson, 14’lük
bir silâh aldığını ve ona da dönüşte ruhsat çıkardığını bildirmiştir. Silâh
mağazasına gittiklerinde yanında elçilikten bir kâtibin bulunduğunu,
oradaki arkadaşların «İhsan Sabri ÇAGLAYANGİL geldiği zaman
669E.1981/2
hediyelik silah alıp götürdüğünü» ifade ettiklerini, ancak kendisinin
böyle bir şey yapmayacağını söylediğini bildirmiştir. Sanık sorgusunda
ayrıca, tabanca alırken form doldurmadığını, kendisinin mağazaya dahi
girmediğini ve dışarıda beklediğini, gerek sivil ve gerek asker devlet
ricalinin dışarıya gidip tabanca aldıklarını, bir silâh almak suç ise bunu
kabul ettiğini sözlerine eklemiştir. Yüce Divan’da verdiği ifadesinde ilk
beyanını tekrarlamıştır.
Sanık savunucusu savunmasında :
«Parlamenterler genellikle silâh taşıma eyilimindedirler. Bu, bir
bakıma da can güvenliği nedeniyle olmaktadır. Uyulamada Kırıkkale tipi
silâhların parlamenterlere verilmesi ve ruhsata bağlanması bir genelge ile
temin edilmiştir. Fakat, bu kimseler çalıştıkları dönemlerde Avrupa’ya,
Amerika’ya gitme olanağını bulmuşlar ve başka bir davada ifade edildiği
üzere, eski parlamenterlerin sahip oldukları ruhsatları tetkik edilirse en az
300 tanesinin Türkiye’yi ithali yasaklanmış Smith-Wesson tabancaların
teşkil ettiği görülecektir. Bir gün karşılarına bu davada olduğu gibi
çıkabileceğini hesaplamışlar, bunu yasalaştırmak istemişlerdir. 6136 sayılı
Yasanın değişen maddesiyle menşei aranmaksızın parlamenterlere bir
defaya mahsus olmak üzere ruhsat verilmesi kabul edilmiştir. Yargıtay’ın
bu konudaki uygulaması farklı olabilir. Ancak, Anayasa Mahkemesi,
Yüce Divan, Anayasada teşkil edilen özel bir bahse oturtulmuş en üst bir
yargı organıdır, özel bir yargı organıdır. Burada kanunun tahlilleri yapılır.
Yargıtay pratiktedir. Burası nazariyattadır. Her şeyin temeline iner. Yalnız
yasalarla bağlı değildir, genel hukuk kurallarıyla, insan haklarını da
gözönüne alarak hüküm tesis etmek zorundadır.
Tuncay MATARACI Amerika’dan bahsi geçen silâhı getirmiştir.
Ancak yasa çıkar çıkmaz merciinden ruhsatını almıştır. Eğer o gün bu
mercii ruhsat vermemiş olsa, bu silâha el konacaktır, hiçbir ihbar ve şikayet
bulunmadan kaçakçılık yaptığı hakkında gereken işlem yapılacaktır. Oysa,
resmî mercî buna mani olmuş ve ruhsatı vermiştir. 6136 sayılı Kanunun
«menşei aranmaksızın» sözünü sanık lehine geniş tutmak lâzımdır. Kaldı
ki, Amerika’da tabanca almak, sanık Bakanın görevi ile ilgili değildir.
Bu yönden görevsizlik kararı verilerek bu suça ilişkin davanın adli
mahkemeye gönderilmesi gerektiği» görüşlerine yer vermiştir.
E.1981/2 670
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ :
Bu bölümdeki açıklamalara girmeden önce, sanık Bakan tarafından
işlendiği iddia olunan bu suçun, bakanlık görevine ilişkin olup olmadığı
sorunu üzerinde durulmuştur.
Sanık Tuncay MATARACI, Gümrük ve Tekel Bakanı olarak resmi
görevle ABD’e gitmiştir.
Sanık Bakanın, bu ülkede bulunduğu sırada, silâh mağazasına
uğrayıp bu mağazalardan alışveriş yapmasının, ilk bakışta Bakanlık görevi
ile ilgili olmadığı düşünülebilir.
Ancak, sanık Bakanın, bu silâhları, Gümrük ve Tekel Bakanı olarak
gümrük sınırından geçirip yurda sokması halinde, bu eylemin niteliği
değişmektedir.
1615 sayılı Gümrük Kanununun 2. maddesi: «Türkiye Cumhuriyeti
gümrük hattından geçen veya eşya geçiren her şahıs, bu kanun ile buna
dayanılarak çıkarılan tüzükler, kararname ve yönetmelikler hükümlerine
uymakla mükelleftir. Bu mükellefiyet, gümrük idarelerinin gerek bu
kanunda gerek başka kanun, tüzük ve kararnamelerde yazılı hükümlere
göre yapacağı denetlemelere tabi olmak ve kanunları gereğince kendi
adına veya başka idareler nam ve hesabına tahsil edeceği her nevi vergi,
resim, harç ve ücretleri ödemek veya bunları teminata bağlamak ve
kanun, tüzük, kararname ve yönetmeliklerin ifasını şart koyduğu her türlü
işlem ve formaliteyi yerine getirmiş olmaktadır» hükmünü getirmiştir.
Sözü edilen hükümlerinin uygulanması ve işlemlerin mevzuata uygun
biçimde yürütülmesinden sorumlu bulunan kuruluş ise, Gümrükler Genel
Müdürlüğüdür.
2825 Sayılı Yasanın 6. maddesinde ise Gümrükler Genel
Müdürlüğünün işlevi;
«Gümrük Kanunlarının ve gümrüklerle alâkalı diğer kanun,
nizamname, muahede ve mukavelelerin iyi tatbikini temin ve gümrüklerin
bu yoldaki faaliyetlerini tanzim ve takip etmek ve gümrük şube ve
servislerinin verimli ve ileri çalışmalarına yarayacak tedbirleri almak»
biçiminde belirlenmiştir.
Öte yandan, Gümrükler Genel Müdürlüğü, doğrudan Gümrük ve
Tekel Bakanlığına bağlı bir birimini oluşturmaktadır. Öyle ki; yukarıda
671E.1981/2
ilgili suç bölümlerinde gösterildiği üzere, 2825 sayılı Gümrük ve Tekel
Bakanlığının Kuruluş ve Vazifeleri Hakkında Kanunun 1. maddesine göre,
Bakanlığa bağlı bu kuruluşun en yüksek hiyerarşik amiri Gümrük ve Tekel
Bakanıdır. Teşkilâtın her kademesi üzerinde, böyle bir yetkiye sahip olan
Bakanın, kendisine bağlı bulunan tüm kuruluşlarda, yapılan işlemlerin
yasa hükümlerine uygun bulunup bulunmadığının belirlenmesinde son söz
sahibi olduğu kuşkusuzdur.
Sanık Bakan, Yasalara göre, yurda sokulması taşınması yasaklanmış
silahları, sıfatının kendisine sağladığı kolaylıktan yararlanarak yurda
sokmak suretiyle kendi görev alanına giren bir konuda yasalara aykırı
davranmıştır. Bu nedenle Yüce Divan, Bakanın görevi ile ilgili bu davaya
bakmak durumundadır. Yüce Divan’ın görevli bulunduğu belirtildikten
sonra suçun sübutuna ilişkin inceleme ve değerlendirmeye gelince :
Sanık Tuncay MATARACI tarafından, açıkça kabul edildiği ve
tanıkların görgüye dayalı beyanları, silâh mağazasından elde edilen
kayıtlar, Ankara Valiliğinin yazısı ile doğrulandığı üzere, sayısı kesinlikle
tesbit edilemeyen birkaç ateşli silahın kaçak biçimde yurda sokulduğu
kesin olarak anlaşılmaktadır.
Burada üzerinde durulacak sorun, A. 39930 seri no.lu bu tabancaya
idare tarafından ruhsat verilmekle, artık bu tabancanın menşei hakkında
yasal yönden herhangi bir kovuşturma yapılıp yapılamayacağı başka bir
anlatımla, parlamenterlere, istedikleri bir silah için ruhsat alma olanağını
veren 2249 sayılı Yasanın ek 3. maddesinin, ruhsat çıkarılmış bulunan bu
tür silâhlar hakkında, geçmişte ilişkili bulundukları suçlar için bir çeşit af
niteliğini taşıyan bir hüküm getirip getirmediği olmaktadır.
Savunmada, özellikle, bu nokta üzerinde durularak sanık Bakan
tarafından yukarıda numarası gösterilen tabancaya ruhsat alınmakla, artık
2249 sayılı Kanun hükümlerine göre, tabancanın menşei hakkında bir
inceleme yapılmasının sözkonusu olamayacağı, eğer geçmişte tabancanın
menşeine ilişkin bir suç varsa, bunun, ortadan kalkacağı ileri sürülmüştür.
Bu görüşe aşağıda açıklanacak olan nedenlerle geçerlik tanımak
mümkün değildir.
Gerçekten, 2249 sayılı Kanunun parlamenterlere, beyan edecekleri
bir tabanca için ruhsat alma olanağını veren ilgili maddesinde, savunmada
ileri sürülen görüşe hak verecek bir hüküm veya ibare yer almamaktadır.
E.1981/2 672
Sözü edilen madde; ruhsat alınmış tabanca için, geçmişte işlenen
suçların bütün sonuçlarıyla birlikte affa uğradıklarını veya bu tür suçlar
için her ne suretle olursa olsun yasal soruşturma yapılamayacağını
gösteren bir hüküm getirmemektedir. Kaldı ki, kimlerin yurt dışından silâh
getirebilecekleri ayrı bir yasa hükmüyle teker teker sayılmak suretiyle
gösterilmiş bulunmaktadır.
Anılan Yasanın 2. maddesine göre;
«1 — Memleketimizde akredite olup diplomatik ayrıcalık ve
bağışıklıklardan yararlanan kişilerin (karşılıklı olmak koşulu ile),
2 — Memleketimizdeki yabancı elçilik ve konsolosluklarda
görevli olup da diplomatik ayrıcalık ve bağışıklıklardan yararlanmayan
kişilerden lüzumuna binaen Dışişleri Bakanlığınca teklif olunan ve İçişleri
Bakanlığınca uygun görülenlerin (karşılıklı olma koşulu ile saptanan
belirli tiplere göre),
3 — Dış temsilciliklerde güvenlik memuru olanlardan yurda kesin
dönüş yapanların,
4 — Memuriyetleri devamınca bir defaya ve tek bir silaha
mahsus olmak üzere, dış temsilciliklerimizde elçi sınıfında olanlar ile
konsolosların,
5 — Yabancı devlet veya hükümet başkanları, hükümet üyeleri
tarafından veya hükümetler adına kendilerine silahın hatıra olarak
verildiğini belgeleyenlerin» yurda silâh sokabilecekleri kabul edilmiştir.
Sanık Bakan bu maddede sözü edilen kimselerden bulunmadığı gibi
kendisine hatıra silah verildiği de iddia edilmiş değildir.
Öte yandan, sözü edilen bu yasa kuralına göre, elde edilmiş
ve ruhsata konu tabancanın menşeiüe ilişkin suçların tamamen yasa
kapsamı dışında tutulduğu ve bu tür suçların hiçbir şekilde affa uğramış
sayılmayacağı, gayrimeşru yollardan elde edilen silahlara ruhsat
verilmesinin söz konusu bulunamayacağı ilgili maddenin Millet Meclisi
görüşmelerinde açıkça vurgulanmıştır. Ger çekten, Adalet Komisyonu
Başkanvekili bir soru üzerine, silâh elde edilmesine ilişkin olarak aynen
«Sayın Başkan bir silâhın meşru yoldan elde edilmesinin şartları bugüne
kadar Türkiye’mizde belli edilmiştir. Yani, kaçakçılarla irtibat kurmak
suretiyle bir kamyon silâh elde etmek ve onları taşımak gibi bir keyfiyet
söz konusu değildir. Size, ya Kırıkkale’den silâh verilir, ya babanızdan
673E.1981/2
hatıra kalır, ya da şu veya bu şekilde bir bulundurma vesikası devralırsınız.
Bunun dışında silahın iktisabının meşru bir yolu var mıdır?»
biçiminde açıklamış ve sözlerine devamla;
«Diğer yönden, eğer bu meşru vazifelerden birisiyle bir milletvekili
ya da eski milletvekili silahının kaybından sonra silah tedarik eder, yeni
bir bulundurma vesikasını sade vatandaş gibi satın alırsa, onu beyan
etmesinde herhangi bir sakıncanın bulunmaması gerekir» demiştir (Millet
Meclisi Tutanak Dergisi, 5. Dönem 2. Toplantı 17-43. Birleşime ilişkin
8/1. Cilt, S. 234-235).
Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, 6136 sayılı Yasa
hükümlerine aykırı olarak işlenen bu suçla, suç konusunu oluşturan
silâhlardan birisine, yasaya aykırı eylemin gizlenmesi suretiyle ruhsat
alınması işlemi, birbirinden tamamen farklı iki olgudur ve idari işlem
niteliğinde bulunan ruhsat alınmasına ilişkin tasarrufun, takip ve
sonuçlandırılması yargı organlarının görev alanına giren bir suçu ortadan
kaldırması da düşünülemez.
Bu konuda son olarak, 2583 sayılı Yasa ile eklenen maddenin, dava
konusu suça etkisi olup olmadığı sorunu üzerinde durulacaktır. Yukarıda
tüm kanıtlarıyla ortaya konulduğu üzere, sanık Bakanın eylemi; birden
fazla ateşli silahı kaçak olarak yurda sokma suçuna ilişkindir. Sözü edilen
ek maddede ise, 6136 sayılı Yasanın 12. maddesinin kapsamı içerisinde
kalan ve Yasanın kabulünden önce dava konusu olan bu tür suçların takibat
dışı bırakılacağı yolunda bir hüküm yer almamaktadır. Konusu ve amacı
ile tamamen faklı durumlar düzenleyen 2583 sayılı Yasanın ek maddesinin
bu davada uygulanma alanı bulunmamaktadır.
Sonuç olarak, Sanık Tuncay MATARACI’nın, birden fazla ateşli
silâhı kaçak olarak yurda sokma suçunu işlediği sabit olmuştur.
XII— SANIK TUNCAY MATARACI’NIN MEMUR
ATAMALARI DOLAYISIYLA GÖREVİNİ KÖTÜYE
KULLANMA SUÇU :
Soruşturma Komisyonu Raporunda sanık Tuncay MATARACI’nın;
A) 1 — Bakanlık yaptığı süre içerisinde yalnızca Gümrük ve
Tekel Bakanlığının merkez kadrolarıyla Gümrük Muhafaza Genel
Müdürlüğünün teşkilât kadrolarında yaptığı toplam 1972 personel
atamasının tamamına yakın kısmını, kanun ve yönetmelik Hükümlerine
E.1981/2 674
aykırı olarak gerçekleştirdiği; atama ve yer değiştirme işlemlerini genel
ve objektif esaslara göre yapmak üzere Bakanlık bünyesinde yönetmelikle
bir komisyon kurulmuş olmasına, komisyondan geçirmeksizin yalnızca
Bakan Oluru ile yaptığı birçok atamanın kanunlara ve hizmet gereklerine
aykırı olduğu yolunda ilgililer tarafından yazılı ve sözlü olarak birçok
kereler uyarılmasına rağmen, kanunsuz işlemlerini sürdürmek suretiyle
Türk Ceza Kanunu’nun 240 ve 80 inci maddelerini ihlâl ettiği;
2 — Harun GÜREL’in İpsala Gümrük Müdürlüğüne
atanmasından sonra, hemşehrisi ve yakın arkadaşı olan müteahhit Şaban
EYÜBOĞLU’nun azmettirmesi üzerine Refik TÜRK, Mehmet Adıgüzel
AS ve Mehmet ELBİR adındaki kişileri, Atama Komisyonunun kararı
olmaksızın yalnızca Bakan Olur’u ile açıktan İpsala Gümrük Kapısına
atayarak Harun GÜREL’in maiyetinde ve O’nun doğrultusunda bir kadro
oluşturduğu, bunlardan Refik TÜRK’ün atamasının yapıldığı sırada
gerekli hiçbir evrakının bulunmayıp, sadece dilekçesine dayanılarak
atama işleminin gerçekleştirildiği, zorunlu olan evrakının sonradan
tamamlandığı, böylece memuriyet görevini kötüye kullanarak Türk Ceza
Kanunu’nun 240. ve 80 inci maddelerini ihlâl ettiği;
3 — Karayolu ile yapılan kaçakçılıklarda, yalnızca bir gümrük giriş
kapısındaki personelin elde edilmesinin yeterli olmadığı, yüklerini yurt
içinde boşaltan kaçak TIR kamyonlarının çıkış işlemlerinin formalitesine
uydurulabilmesi için ayrıca bir gümrük çıkış kapısındaki personelin de
kaçakçılara yardımcı olmaları gerektiği gerçeğinden hareket edilerek,
güneydeki Habur Gümrük Kapısının İslahı için önlemler alınmaya
başlandığı, bu konuda ilk iş olarak teşkilatça dürüst ve namuslu tanınan
personelden oluşan bir ekibin Habur’a gönderilmesi için Mersin ve
İskenderun Gümrükleri Başmüdürleri Bakanlıktaki Atama ve Yer
Değiştirme Komisyonunun yoğun bir faaliyete geçtiği, ancak bu aşamada
Bayındırlık eski Bakanı Şerefettin ELÇİ’nin, Gümrük ve Tekel eski
Bakanı Tuncay MATARACI’yı azmettirmesi sonucunda, Komisyonca
seçilen kadronun gönderilemediği, onların yerine bir kısmı Şerefettin
ELÇİ’nin yakın akrabaları olan İsmail SALMAN, Şerif YİĞİT, Selim
YİĞİT, Ata ELÇİ, Cemalettin ONURSAL, İsmail DEĞER, Necati
ONUR, Sait ÖZAL, Nizamettin ÇELEBİ, Ahmet DAĞDELEN, Gündüz
OĞUZ, Mehmet Ali ARAS, Ali ŞİMŞEK ve Hüseyin MÜLDÜR
adındaki kişilerin, komisyon kararı olmaksızın yalnızca Bakan Olur’u ile
atandıkları, atama ve yer değiştirme yönetmeliğine göre gümrük kapılarına
675E.1981/2
o yöre sakinlerinin atanmaları kesinlikle yasaklanmış olmasına rağmen,
Habur Gümrük Kapısına Şerefettin ELÇİ’nin iştirakiyle atanmış olan bu
kişilerin hepsinin o yöreden oldukları ve bu suretle Gümrük ve Tekel eski
Bakanı Tuncay MATARACI’nın, Bayındırlık eski Bakanı Şerefettin ELÇİ
ile iştirak halinde Türk Ceza Kanununun 240 ve 80 inci maddelerini ihlâl
ettiği;
4 — Mehmet KEKİLİ ismindeki personelin atama formuna (Mersin
Gümrükleri Başmüdürlüğü Giriş Gümrük Müdür Muavini) şeklinde
tamamen istisnai ve maksatlı bir kayıt koyarak Mersin Gümrükleri
Başmüdürünün insiyatifini ve hizmet gereklerine ilişkin takdir yetkisini
ortadan kaldırarak Mehmet KEKİLİ’yi, kaçakçılık yönünden etkin olan bir
göreve özellikle getirmek suretiyle memuriyet görevini kötüye kullandığı
ve böylece Türk Ceza Kanununun 240 ncı maddesini ihlâl ettiği;
5 — Lise mezunu olan ve tahsili itibariyle Trakya Gümrükleri
Başmüdürlüğüne getirilmemesi gereken Yaşar APAK ismindeki personeli
Abuzer UĞURLU’nun isteği üzerine ve yalnızca Bakan Oluruna
dayanarak (Müdürlüğe vekâlet) adı altında bu göreve getirmek suretiyle
Türk Ceza Kanununun 240 ncı maddesini ihlâl ettiği;
6 — Refakatine koruma polisi olarak verilen ve gelirleri ile
giderleri arasında büyük bir dengesizlik olan Tahir BOZAY’ı yalnızca
kendi oluru ile Gümrük Muhafaza Genel Müdürlüğünde bir memuriyete
atadığı halde, artık polislikle ilgisi kalmayan bu kişiyi (koruma polisi)
adı altında bütün seyahatlerine iştirak ettirecek ortaokul mezunu olan bu
kişiye uçak bileti üzerinden yolluk ödettiği, menfaat çevreleri ile kendisi
arasındaki ilişkilerde aracı olduğu iddia olunan bu kişiyi Bakanlıktan
ayrılacağı günlerde Karaköy Gümrük Muhafaza Müdürlüğüne atadığı,
ancak çok büyük tepkilerle karşılaşan bu atama işleminin uygulanamadığı
ve Tahir BOZAY’ın Gümrük Muhafaza Genel Müdürlüğünde pasif bir
göreve alındığı, bu suretle memuriyet görevini kötüye kullanan Bakanın
Türk Ceza Kanununun 240 ncı maddesini ihlâl ettiği;
7 — Derince Gümrük Müdürlüğünde görevli bulunduğu sırada
şaibeli faaliyetleri nedeniyle Gümrük ve Tekel Bakanlığında pasif bir
göreve alınan Ali Galip KAYIRAN adındaki kişiyi kaçakçıların ve bir
kısım demir ithalatçılarının isteği üzerine, komisyon kararı olmaksızın
ve bütün uyarılara rağmen yalnızca kendi oluru ile Haydarpaşa Gümrük
Müdür Vekilliğine getirdiği bu kanunsuz işlemden dolayı kimlerden ve
E.1981/2 676
ne miktarda rüşvet aldığı tespit edilemediği için suç vasfının (memuriyet
görevini kötüye kullanmak) düzeyinde kaldığı ve böylece Türk Ceza
Kanununun 240 ncı maddesini ihlâl ettiği;»
İleri sürülmüştür.
MADDİ OLGULAR VE SUÇ KANITLARI :
A — İddiadaki sıraya göre maddi olgular ve suç kanıtları şöyledir:
1 — Sanığa isnat olunan bu suçlarda, Gümrük ve Tekel Bakanlığı
bünyesinde görev alan memurlara ilişkin atama işlemleri söz konusudur.
Maddi olgular, Gümrük ve Tekel Bakanlığı Müfettişlerince düzenlenmiş
olup dosya içerisinde yeralan 14.12.1979 günlü, 9 sayılı, 11.2.1980 günlü,
2 sayılı, 22.2.1980 günlü, 3 sayılı, 31.3.1980 günlü, 6 sayılı ve 28.11.1980
günlü, 4 sayılı raporları ile öteki belgelerde ve Bakanlığın sanık Tuncay
MATARACI dönemindeki üst düzey görevlilerinin tanık olarak verdikleri
ifadelerinde yer alan bilgilerde toplanmaktadır. Buna göre:
Sanık Tuncay MATARACI döneminde, Gümrük ve Tekel Bakanlığı
merkez ve taşra teşkilâtı gümrük memurluklarına 1520, gümrük muhafaza
memurluklarına da 452 yeni memur alındığı, bunlardan ilk kez kamu
görevine girenlerin bazı belediyelerden elde ettikleri sınav belgelerine
dayanılarak atandıkları, ancak bu belgelerden bir bölümünün sahte olduğu
ilgili müfettişlerce yapılan inceleme sonucunda saptanmış bulunmaktadır.
Ancak, bu durumun sadece müfettişlerce yapılan inceleme sonunda ortaya
çıkarılmış bir olgu olmayıp, bu hususun atama işlemlerinin yapıldığı
tarihlerde sanık Tuncay MATARACI ve öteki görevlilerce bilinmekte
olduğu anlaşılmıştır. Gerçekten, Personel ve Eğitim Genel Müdürlüğünce,
«6.1.1978 tarihinden sonra Bakanlıkta açıktan ataması yapılan memurların
sınav belgelerinin yasa ve yönetmelik hükümlerine uygunluğunun
araştırılması»na gereksinim duyulmuş ve durum Başbakanlıktan gelen
bir genelge dolayısıyla 24.5.1978 gününde yazılı olarak Bakanın
«olur’una» sunulmuşsa da, sanık Tuncay MATARACI yalnız Bakanlık
görevine başladığı 6.1.1978 gününden önceki işlemlerin araştırma konusu
yapılmasına olur vermiştir. Böylece adıgeçen sanığın, sahte belgelerle
memuriyete girmiş olanların durumunu inceleme konusu yaptırmamakla
görevini bu yönden kötüye kullanmış bulunduğu kabul edilmiştir.
Anılan dönemin Personel ve Eğitim Genel Müdürü olan İsmet
ERGÖKMEN belirtilen durum üzerine 24.5.1978 gününden sonra hiçbir
677E.1981/2
atama işlemine imza koymadığını, esasen sanık Tuncay MATARACI’nın
görev başlamasından sonra atamalar konusunda müsteşar dahil kimseye
yetki vermediğini açıklamıştır. Oysa, Gümrük ve İnhisarlar Vekilliği
Teşkilât ve Vazifeler Hakkında 2825 sayılı Kanunun 8. maddesi
«memurların, tayin, terfi, nakil» gibi özlük işlerini yerine getirme görevini
«Zat ve Sicil İşleri Müdürlüğüne» yeni adı ile Personel ve Eğitim Genel
Müdürlüğüne vermiştir. Sanık Tuncay MATARACI belirtilen tutumuyla,
Personel ve Eğitim Genel Müdürünü ve öteki yetkilileri atama işlerinde
devreden çıkarmış ve böylece «beyaz formül» adıyla anılan ve kendi imzası
ile yapılan atamaları uygulama alanına sokmuştur. Ancak, bu uygulamanın
sayısız sakıncalar getirdiği ve kötü sonuçlar doğurduğu görüldüğünden,
5.8.1978 gününde sanık Bakanın yeniden uyarılması gereğinin duyulması
üzerine Bakanlık makamına yazılan ve Bakanlık Müsteşarı Teoman
YAYIN, Teftiş Kurulu Başkanı, Necati KÜÇÜKMERİÇ, Müsteşar
Muavini Oğuz ANTER, Gümrükler Genel Müdürü Metin YAVUZ ve
Gümrük Muhafaza Genel Müdürü Hayrettin HANAĞASI’nın imzalarını
taşıyan uyarı yazısında :
«Bilindiği üzere, 18.5.1978 tarihinde olur’Iarına iktiran etmiş
muciple Bakanlığımız hizmetlerinin daha rasyonel bir şekilde yürütülmesi
için Tayin ve Nakil Komisyonu kurulmuş bulunmaktadır, 29.5.1978
tarihinden itibaren sözü edilen Komisyon fiilen mevcut olduğu halde;
yapılan bütün tayin ve nakillerin bu komisyonun görüşü alınmadan
gerçekleştiği, bu yüzden pek çok aksaklıkların meydana geldiği müşahade
olunmaktadır.
Yapılacak atama, nakil ve terfi işlemlerinde Makamlarına sunulmak
üzere sözü edilen tayin ve nakil kurulunun yazılı karar alması gerektiği»
belirtilmiştir.
Yazılı ve sözlü olarak yapılan bu uyarılara karşın, sanık Tuncay
MATARACI’nın beyaz formül adı ile anılan yöntem üzerinden sürdürdüğü
atamalarda rastlanılan ve müfettiş raporlarıyla saptanmış olan mevzuata
aykırılıkların kimi örnekleri aşağıda belirtilecektir.
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 40. maddesine göre ancak,
«genel olarak 18 yaşını tamamlayanlar» devlet memuru olabilecekleri
halde, 10987 sicil sayılı Nuray BAŞER, 11292 sicil sayılı Hülya ÜLKER,
11282 sicil sayılı Günay ACAR, 18 yaşını doldurmadan, ya da haklarında
E.1981/2 678
ilgili yargı kuruluşlarından erginlik kararı alınmadan memur olarak
atanmışlardır.
Anılan Yasanın 46. maddesine göre ilk defa devlet memurluğuna
atanacakların yarışma veya yeterlik sınavından geçirildikten sonra
memuriyete alınmaları asıl olduğu halde, Halil Volkan ALİKOÇ adlı kişi
3.9.1979 günü memuriyete atandıktan sonra, 7.9.1979 günü Sinop-Türkeli
Belediye Başkanlığının açtığı sınava girmiş ve memuriyete atanmanın
ön koşulunu sonradan yerine getirmiştir. Bunun gibi Merih ŞENDİL adlı
kişi de 10.10.1979 tarihinde memuriyete atanmış, 15.10.1979 gününde de
Eskişehir Belediye Başkanlığının açtığı sınava girmiştir.
5 Ocak 1979 günlü Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe
giren «Gümrük ve Tekel Bakanlığı Gümrük ve Muhafaza Kuruluşları
Memurlarının Atama, Yükselme ve Yer Değiştirme Yönetmeliği»nin
koyduğu kurala göre, «Müdür muavinliği» unvanı ile daha üst dereceli
kadroya atama yapılabilmesi için ilgilinin en az üç yıl şef olarak çalışması
gerektiği halde, 10910 sicil sayılı M. Ali ÖZDEMİR’in 3.8.1979 günlü
beyaz formülle Ankara Emniyet Müdürlüğündeki Polis Memurluğu
görevinden Mersin Gümrükleri Başmüdürlüğü Emrine Şef Ünvanı ve
10. kadro derecesi verilecek naklen atandığı, çok kısa bir süre sonra da
18.10.1979 gününde ve aynı başmüdürlük emrinde 9/3 maaş ve 8 nci
kadro derecesi üzerinden müdür yardımcılığı görevine yükseltildiği
saptanmıştır.
2 — İpsala Gümrük Kapısına Yapılan Atamalar :
Dosya içerisinde yer alan ve yalnızca sanık Tuncay MATARACI’nın
imzasını taşıyan atama belgelerine göre :
a) Kâğıthane Belediyesi Zabıta Komiseri olan, ortaokul mezunu
Mehmet ELBİR, 1.8.1978 gününde, İpsala Gümrük Muhafaza Bölge
Amirliğinde Kısmı Âmiri olarak;
b) Uzman Jandarma Çavuşluğundan emekli Mehmet Adıgüzel AS,
17.8.1978 gününde, İpsala Gümrük Muhafaza Bölge Âmiri olarak;
c) Refik TÜRK, 24.11.1978 gününde, Trakya Gümrükleri
Başmüdürlüğü emrine odacı adayı olarak, şoförlük yapacağı kaydıyla;
atanmışlardır.
679E.1981/2
Bunlardan Mehmet Adıgüzel AS’ın, Harun GÜREL’in emrinde
daha önce 4 yıl süre ile Çeliktepe Jandarma Karakolunda çalıştığı, Refik
TÜRK’ün de Harun GÜREL’in akrabası olduğu kendi ifadelerinden
anlaşılmıştır. Mehmet ELBİR de Harun GÜREL tarafından ötedenberi
tanınan ve bilinen bir kişidir.
İpsala Gümrük Müdürü Harun GÜREL, birçok memurun ve bu
arada adları geçen üç kişinin İpsala Gümrük Kapısına atanmalarını, orada
çalışmakta olan bazı memurların da yerlerinin değiştirilmesini istediğini,
genelde bu isteklerini zaman zaman Ankara’ya gelerek, kimi zamanda
Başmüdürlüğe bildirerek, Başmüdürlüğünde bu istekleri özel olarak
Ankara’ya iletmesi yolu ile gerçekleştirdiğini açıklamıştır.
Öte yandan, Şaban EYÜBOĞLU’da, Refik TÜRK’ün odacı
olarak tayin edilmesini sanık Tuncay MATARACI’dan istediğini
söylemiştir. Ayrıca tanık Mehmet Adıgüzel AS da, kendisinin ve Mehmet
ELBİR’in tayini için Harun GÜREL tarafından Şaban EYÜBOĞLU’na
gönderildiklerini ve Şaban EYÜBOÖLU ile Ankara’da buluşup Bakanlığa
gittiklerini, bu yolda Mehmet ELBİR’in hemen tayini çıktığını, kendi
tayininin ise önceki görevinde kazandığı maaş derecesine uygun bir kadro
bulunamaması nedeniyle ancak birkaç gün sonra gerçekleşebildiğini
söylemiştir.
Dosyada yer alan dilekçelere göre, Mehmet Adıgüzel AS ile Mehmet
ELBİR’in 25.7.1978 gününde, Gümrük ve Tekel Bakanlığına dilekçe ile
başvurdukları, Mehmet ELBİR’in bağlı bulunduğu kurumdan muvafakat
alınmaksızın atama işleminin bir haftaya sığdırılmış olduğu görülmektedir.
Öte yandan Personel ve Eğitim Müdürlüğünün dosya içerisindeki
24.11.1978 günlü yazısı içeriğinden; Refik TÜRK’ün belirtilen günde
tayini yapılırken kendisinden mal ve aile durumu ve özgeçmişi ile ilgili bir
beyanname alındığı, bunun dışında diploma, sınav kazandı belgesi, nüfus
cüzdanı onanlı örneği, terhis belgesi, 6 adet fotoğraf ve sağlık kurulu
raporu gibi bir atama işlemi için gerekli tüm belgelerin tamamlanmasının,
atamadan sonra, Trakya Gümrükleri Başmüdürlüğünce istenilmiş olduğu
anlaşılmıştır.
3 — Habur Gümrük Kapısına Yapılan Atamalar :
Habur Gümrük Kapısının, yeni düzenlemeden önceki genel
durumu : Habur Gümrük kapısı, Karayolu transit taşımacılığı yönünden,
E.1981/2 680
Türkiye’nin en önemli çıkış kapılarından birisidir. Sanık Tuncay
MATARACI’nın Bakan olduğu dönem içerisinde ve 1979 yılının Nisan-
Mayıs aylarına kadarki bölümünde bu kapıda tam bir kargaşa hüküm
sürmekte ve kapıdan, büyük bir kaçakçılık trafiği işlemektedir.
Bu konuları 8.8.1978 tarihinde İskenderun gümrüklerinde Başmüdür
olarak göreve başlayan Yunus Nadi KURAL :
«Göreve başladıktan sonra evimi taşımak, çevreyi tanımak için
geçirdiğim üç ay zarfında endişe duyduğum bazı olaylar oldu, fakat
saptayamadım. Üçüncü ay dolmadan şöyle bir olay cereyan etti.
Gaziantep’te Jandarma tarafından İskenderun’dan çıkış yapılmış bir
kamyonun boşaltılırken yakalanması olayı cereyan etti. Boşaltılan arabada
2500 tane tabanca ele geçirildi.
Mahiyeti şöyle; İskenderun’a deniz yoluyla gelen kamyonlar deniz
yoluyla gelen eşya, İskenderun’da kamyonlara yüklenir, manifesto tanzim
edilir ve Habur gümrüğünden çıkmak üzere yurt dışına sevk edilir. Habur
gümrüğü çıkıştan sonra çıkış belgesini onaylar bize gönderir, biz de çıkış
kaydını kapatırız.
Bu olaydan sonra incelemelere başladım. Nejat SÖYLER’in sahibi
bulunduğu kaçakçılığın yapıldığı büroya baskın yaptım, evraklara el
koydum. Tarama sonucu bu şahsın geçmişte bu işlerden çok miktarda
yaptığını saptadım. Şöyle ki 51 kamyonun çeşitli zamanlarda, 1978 yılı
içerisinde yüklü olarak genellikle sigara, elektronik eşya ve içki taşıyan bu
kamyonlar Türkiye’de boşaltılmış olabileceği endişesine kapıldım. Daha
sonra 2500 tabanca olayına paralel bir olay daha saptadım. Aynı partide
2 kamyon daha sevk edilmiş. Bunu emniyet kuvvetlerine bildirdim. Bu
kamyonu Urfa üzerinde yol üzerinde boş olarak yakaladılar.
Bu İskenderun - Habur kaçak trafiğinin ortaya çıkmasına sebep
oldu. Yıllarca çalışmış milyarlarca liralık kaçak trafiğin ortaya çıkmasına
neden oldu.
Öğrendiğimize göre Habur Gümrüğü kapıya gitmeyen yani kendi
kapısından yurt dışına çıkmayan vasıtalar için sahte olaylar yapıyor.»
demektedir.
Aynı konuda Bakanlık müfettişlerinden İbrahim TEZER de : «Habur
Kapısı kanayan bir yara gibi idi ve bir devlet sorunu haline gelmişti. Ben
de birkaç kere yetkili olarak oraya gidip tetkik yaptım. Tır kamyonları yurt
681E.1981/2
dışına çıkmadıkları halde çıkmış gibi gösteriliyor ve işlem yapılıyordu.»
demektedir.
Dönemin Bakanlık Müsteşarı Teoman YAYIN da yaptığı açıklamada;
«Bakanlığın bu kapıya giremediğini ve bu kapıdan çok büyük şikayetlerin
geldiğini» bildirmiş; durumun halk arasında «İskenderun’da bağla,
Habur’dan salla» tekerlemesinin yaygınlaşmasına yol açacak boyutlara
ulaştığı tanık sözleriyle doğrulanmıştır.
Tır kamyonları sahiplerinden ve kaçakçılık olaylarına karışanlardan
Nejat SÖYLER’in beyan ettiği üzere, para karşılığı, İskenderun’dan
yüklenen kamyonlar, bu kapıdan bekletilmeden ve süratli olarak
geçirilmektedir. Böyle bir gümrük kapısındaki atamaların büyük
bölümünün, 1978 yılında, sanık Tuncay MATARACI tarafından Beyaz
Formül denilen yöntemle yapıldıkları görülmektedir.
Gerçekten, 31.3.1978, 24.10.1978 tarihleri arasında toplam 14 atama,
sanık Tuncay MATARACI tarafından beyaz formülle gerçekleştirilmiştir.
Habur Gümrük kapısının yeniden düzenlenmesi yolundaki
çalışmalar ve bu çalışmaları askıda bırakan atamalar:
Sözü edilen gümrük kapısının belirlenen durumu üzerine, konu
Gümrük ve Tekel Bakanlığının yetkili kimselerine iletilmiş ve bu
görevlilerin onayı alındıktan sonra, İskenderun-Mersin Gümrükleri
Başmüdürlerinin işbirliği yaparak bu kapıda gerekli ıslahatın yapılması
istenmiştir.
Bu amaçla hazırlanan liste Bakanlık Atama Komisyonundan
geçtikten sonra, atama formları onay alınarak sanık Bakana sunulmuştur.
Sanık Bakan bu listeden 9 görevliyi kabul etmiş ve 2.5.1979
tarihinde tayinlerini onamıştır. Bir gün sonra, 3.5.1979 tarihinde bu kez
yasal komisyon tarafından önerilen kimseler bir kenara itilerek, doğrudan
beyaz formül yöntemi ile 4 görevliyi kendisi atamıştır. Bu kimseler
müdür, müdür muavini, muayene memuru olarak atanmışlardır. Bakanın
bu tutumu teşkilatta büyük tepkilere neden olmuştur.
Sanık Bakanın, sanık Şerefettin ELÇİ’nin isteği gözönünde tutularak
yapılan bu atamaları, yeni atamalar takip etmiştir. Böylece kapıdan
düşünülen düzenleme gerçekleşememiş ve işler eski biçimde devam
etmiştir.
E.1981/2 682
Bu konuda Yunus Nadi KURAL :
«Müsteşar ve müsteşar muavininin önerileri ile Habur’da
namuslu bir kadro oluşturmak için, Mersin Gümrükleri Başmüdürü Arif
KUTLUTUNA ile birlikte oturup çalıştık, müdüründen memuruna kadar
tüm kadroyu değiştirecek bir organizasyon yaptık ve bunu bir raporla
Bakanlığa sunduk.
Teklifimiz başlangıçta kabul edildi. Habur Gümrüğü ıslah olacak
diye mutluyduk. Fakat daha düzenleme tahakkuk etmeden bir haber aldık
ve 5 kişinin değişeceğini ve bunların isimlerini öğrendim. Daha önce
saptadığım yolsuzluğun faillerinden bir tanesi müdür muavini olarak,
bir tanesi müdür, birkaç tanesi de muayene memuru olarak atandılar. Bu
kişiler kaçakçı ve elebaşı Nejat SÖYLER’in teşviki ile Habur’a yönetici
olarak tayin edildiler.
Bunu derhal müsteşar muavini Metin YAVUZ’a bildirdim. Metin
bey bunu müsteşar beye arz etti. Müsteşar bey sayın Bakana durumu arz
ettiğinde sayın Bakan : «Bu kadar kişi sizden, bunlar da bizden» şeklinde
cevap vermiş, Bu arkadaşlar gittiler. İsimlerini vereyim : Müdür Halil
ŞİMŞEK, müdür muavini Saadettin SÜER. Özellikle Saadettin SÜER,
İskenderun’da bundan evvelki yolsuzlukların organizatörü idi. Geç farkına
vardım. Muayene memuru Muzaffer KORKMAZ, muayene memuru
Eyüp ERDOĞAN gittiğinin ertesi ay tutuklandı.
Bizim oraya gönderdiğimiz ve gerçekten Bakanlıkta temayüz etmiş
arkadaşlar, Şenol DİCLE ve Ahmet GANİOĞLU rapor alıp kaçtılar.
Çirkefe ve batağa bulaşmak istemediler. Ayrıca kolculardan gönderdiğimiz
memurlardan kaçmak isteyen ve kaçanlar oldu. Sonuç, Habur gene
Habur Gümrüğü olarak kaldı, yüzlerce arabanın sahte çıkış beyannamesi
onaylandı.» demiştir.
Zamanın Mersin Gümrükleri Başmüdürü Arif KUTLUTUNA da
özetle şunları söylemiştir : «Bakanlık yetkililerinden, takdir ettiğiniz
kişilerden bir kadro oluşturun ve bu ekibi biz oraya götürüp yerleştiririz»
yolunda bir öneri aldıktan sonra Yunus Nadi KURAL ile birlikte ehliyetli,
dürüst kişilerden oluşan bir kadronun buraya atanması için çaba sarfettim.
En kıymetli elemanlarımızdan fedekârlık yaparak bir ekip oluşturup
Bakanlığın onayına sunduk. Atama Komisyonu marifetiyle bu kişiler
Habur’a atandılar. Ancak, 20 gün sonra her biri izin veya rapor alarak
683E.1981/2
geri dönmeye başladılar. Nedenini sorduğumuz zaman bize dediler ki,
«Biz zannediyorduk ki, oradaki eski ekip görevden çekilecek ve biz
yeni bir ekip olarak görev yapacağız. Maalesef eski ekip olduğu gibi
duruyor ve yeni gelen bazı kişilerle birlikte bizi çalıştırmıyorlar. Oranın
yöresel elemanları var. Her türlü yolsuzluğu yapıyorlar. Bu kişiler gece
yattığımız yeri basıyor, bizi tehdit ediyor, sataşıyor ve silâh çekiyorlar.
Ya bizim bahsettiğimiz yolda çalışırsınız aksi halde ölürsünüz veya
burayı terketmeniz gerekir biçiminde tehdit ediliyoruz. Can güvenliğimiz
yoktur. Bu nedenle orayı terketmeyi yeğledik. Konuyu incelediğimizde
gördük ki, bizim gönderdiğimiz kişilerin dışında Tuncay MATARACI
münhasıran kendi imzasını taşıyan ve beyaz formül denilen usûl ile
kaçakçıların birtakım adamlarını buraya atamış, eski kadroyu görevden
almamıştır. Böylece Habur düzeltilemedi ve kusur tamamen Tuncay
MATARACI’nındır.»
Müsteşar Muavini Oğuz ANTER’de bu konuda şunları
söylemektedir:
«Habur Gümrük kapısına, mahalli memurlardan ve memuriyet
vasfı olmayan kişilerden bazılarının atanması aslında teşkilatın önemli
sorunlarından birini teşkil eder. 8-10 senelik periyod içerisinde, özellikle
1975 yılından sonra mahalli memurların örneğin Kapıkule’de, Edirne’de
görev aldığını gördük. Bu politikacılar vasıtasıyla oldu. Hazırladığımız
yönetmelikte öngörülen kurallardan bir tanesi Gümrük kapılarına o
yer doğumlu kişilerin atanmaması idi. Bu önemli bir sorun olduğundan
yönetmeliğe bir madde olarak ilave ettik. Fakat daha sonra personel
atamaları doğrudan doğruya Bakan ve personel arasında oluşturulmuş
ve müsteşar, müsteşar muavini olarak bizim dışımızda cereyan etmiştir.
Habur Gümrük Kapısından özellikle o zamanki Mardin Valisi şikayetçi
olmuştur.»
Komisyon marifetiyle Habur Gümrük Kapısına atanan ve Gümrük
Müdür Muavini olarak gönderilen Ahmet GANİOĞLU ise şunları
söylemektedir :
«Mersin Gümrükleri Başmüdürlüğünde Müdür Muavini olarak
çalıştığım sırada, Habur’da, kanun ve nizam olmadığı söylenerek ve
Başmüdür kanalıyla buraya tayinim çıkarıldı. Ve nasıl görev yapacağımız
bize açıklandı. Bu kapıda 1,5 ay çalıştım. Bize 1 ay iyi muamele ettiler.
Nedeni bizi kazanmakmış. Ama arkasından başka şeyler yapmaya
E.1981/2 684
kalktılar. Beni ve Şenol DİCLE arkadaşımı makamında tehdit ettiler.
İzin alıp Bakanlığa geldim. Ancak burada bir şey yapamadım. Bizler
Komisyon marifetiyle seçilip gönderilmiştik. Ancak 4 kişinin nasıl
tayinlerinin çıktığını Müsteşar Muavini dahi bilmiyordu. Habur’da bize
yasa dışı işler teklif ettiler. Biz yapmak istemedik, tehdit ettiler. Güya,
Müdür bey yapmak istiyormuş ben engelliyormuşum. Silahla öldüreceğiz
diye söylediler. Bizde kaçtık geldik. Komisyon kanalıyla gidenler bir daha
oraya geri dönmedi. Duyduğuma göre Habur’a tayini yapılan Müdür Halil
ŞİMŞEK, Muavin Saadettin SÜER ve iki muayene memurunun tayinlerini
Nejat SÖYLER yaptırmış.»
Zamanın Personel ve Eğitim Genel Müdürü olarak çalışan İsmet
Nuri ERGÖKMEN’de Halil ŞİMŞEK ve arkadaşlarının atanmaları
konusunda, son soruşturma sırasında olayı özetle şöyle anlatmıştır :
«Mardin Valiliği’nden, Habur Kapısında bazı silâh kaçakçılığı
olayları olduğunu, özellikle bunların o yöreli kişilerden oluşan ve
Suriye’den geçen Arapça ve Kürtçe dili bilmelerinden ileri geldiğini,
dolayısıyla Habur Kapısındaki bu kişilerin alınması gerektiği yolunda bize
teklif yapıldı. Aynı şekilde İçişleri Bakanlığı da teklifi kabul etmiş. Tuncay
MATARACI durum kendisine intikal ettirildiğinde derhal bu kapının
dağıtılmasını kabul etti. Ancak, Şerefettin ELÇİ’nin fikrini almak için
kendisini Bakanlığa davet etti. Şerefettin ELÇİ’de, odacı ve kapıcı gibi
olanların dışında hepsini alabileceğini söyledi. Ancak sonradan Tuncay
MATARACI’ya dört isim verdi, bunlar : Hali! ŞİMŞEK, Müdür, Saadettin
SÜER Müdür Muavini ve Muayene memurları Muzaffer KORKMAZ ile
Eyüp ERDOĞAN’dır.»
Bu açıklamalardan sonra yapılan atamalara ilişkin bilgilerde
şöyledir.
Komisyon marifetleriyle seçilip atanan 9 kişi: Ahmet GANİOĞLU,
Şenol DİCLE, Memduh MENEKŞE, Abdullah PARACI ve arkadaşlarıdır.
Bunların atanmaları 2.5.1979 tarihinde gerçekleştirilmiştir.
3.5.1979 tarihinde doğrudan «beyaz formül» yoluyla, sanık Bakan
Tuncay MATARACI tarafından atananlar şunlardır :
Halil ŞİMŞEK Müdür olarak, Saadettin SÜER Müdür Muavini,
Mehmet Ali ARAŞ ve Eyüp ERDOĞAN.
685E.1981/2
Sanık Tuncay MATARACI’nın 10.5.1979 tarihinde beyaz formülle
atadığı görevlilerde şunlardır :
Muzaffer KORKMAZ, Mehmet YAVRUTÜRK ve İsmail
SALMAN.
Sanık Bakanın daha sonra doğrudan kendisi tarafından yapılan
atama ve bu atamaların tarihleri de şöyledir :
Atama Tarihi Atanan Kişi Doğum Yeri Geldiği Görev Yeri
15. 6.1979 Cemalettin ONURSAL Cizre Sağlık Ocağı Sekreterliği.
9. 7.1979 Nizamettin ÇELEBİ Midyat
Kars Gümrük
Müdürlüğünde
24. 7.1979 Tahir ASLAN Ağrı
Mersin Gümrük Muh.
Kısım Amir.
3. 9.1979 Ata ELÇİ Cizre Açıktan
10.10.1979 Selim YİĞİT Cizre Açıktan
10.10.1979 Necati ÖNÜR Cizre Belediye Zabıta Memuru
8.11.1979 Hüseyin MÜLDÜR Gripkamo
Samsun Güm. Muh. Md.
Odacı
Bu atamalarda sözü edilen kimselerden Saadettin SÜER, hakkında
düzenlenen 22.2.1979 günlü sicil örneğinde; kendisine idarecilik görevi
verilemiyeceği ve iş sahipleri ile bürolarında ilişki kurduğu, 5.3.1979
günlü Personel Genel Müdürlüğü tarafından, Bakanlık makamına verilen
teklif yazısı ile, Bölge kaçakçılarıyla işbirliği yaptığından hakkında
tahkikat istendiği saptanmıştır. Ancak, bu kişi Bakanlığa tayini için
doğrudan başvurmuş ve Tuncay MATARACI tarafından dosyasındaki
bu kayıtlara rağmen doğrudan atanmıştır. Tayindeki isabetsizlik kısa bir
süre sonra anlaşılmış, bizzat müdür Halil ŞİMŞEK tarafından Bakanlığa
yazılan 8.10.1979 günlü, yazıda Saadettin SÜER’in güvenilemiyecek bir
kişi ve bölge halkıyla bir hayli samimi ilişkiler içerisine girdiği belirtilerek
başka göreve atanması istenilmiştir. Sonuçta tenzili memuriyetle başka
göreve atanmasına rağmen uzun süre görev yerinden ayrılmadığı, görevde
kalmasının sakıncaları da 15.11.1979 günlü Personel ve Eğitim Genel
Müdürlüğü yazısı ile belirtilmiştir.
Önce Habur Gümrük Kapısına müdür olarak atanıp sonra Mardin
Gümrük Müdürlüğüne atanan Halil ŞİMŞEK’in de görev yerinde ve
E.1981/2 686
başında kalmasının sakıncalı olduğu da Personel Genel Müdürlüğünün
15.11.1979 günlü yazısından anlaşılmıştır.
Muzaffer KORKMAZ’ın başka bir göreve naklen atanmasını
istemesi üzerine Personel Genel Müdürlüğünün kendisine yazdığı
19.1.1979 günlü yazısında, itimada şayan olmadığı, görevde iyi davranış
göstermediği, bu durumunu düzeltmediği takdirde hakkında kanunî
işlem yapılacağı bildirilmiştir. Buna rağmen adıgeçen kısa bir süre sonra
Habur’a Tuncay MATARACI tarafından beyaz formülle atanmıştır.
4 — Mehmet KEKİLİ’nin Mersin Giriş Gümrük Müdür Muavini
olarak atanması :
Sanık Tuncay MATARACI’nın tek imzasını taşıyan atama belgesine
göre Mehmet KEKİLİ, Gümrükler Genel Müdürlüğü Geçici Muaflıklar
Müdür Muavini iken 24.5.1978 gününde, (Mersin - Giriş Gümrük
Müdürlüğü Müdür Muavini) olarak atanmıştır.
Gümrük ve Tekel Bakanlığı Müfettişlerinden Necati CAN,
Soruşturma aşamalarında verdiği ifadelerde, bir ihbar dolayısıyla 1978 yılı
sonlarında Mersin’e soruşturmaya gittiğini, orada bir muhbirin, Mehmet
KEKİLİ’nin kaçakçıların işini yürütmek üzere Mersin’e tayin edildiğini
ihbar ettiğini, bu konuda bilgisine başvurduğu Nejat SÖYLER adındaki
komisyoncunun, Irak veya Kuveyt’e gönderilecekmiş gibi Mersin’e gelen
ve belgesi orada düzenlenen eşyaların yurt içinde bırakıldığını, fakat bu
eşyaların bir gümrük kapısından çıkmış gibi gösterildiğini, belirtilen bu
işlemlerin arzu edilen şekilde yürütülebilmesi için Mehmet KEKİLİ’nin
Mersin’e tayin edildiğini özel olarak anlattığını açıklamıştır.
Tanık Nejat SÖYLER ise, Mehmet KEKİLİ’nin tayinini bilmediğini
ön soruşturma sırasında bildirmiş, böylece iki tanığın ifadeleri arasında
çelişki belirmiş, ancak Nejat SÖYLER’in sonradan ortadan kaybolması
nedeniyle gerek önsoruşturmada gerekse son soruşturmada bu çelişki
giderilememiştir.
Ne var ki, Nejat SÖYLER, Soruşturma Komisyonundaki
ifadesinde, «Antep kaçakçıları Mehmet KEKİLİ’yi iyi bir vere getirmeyi
düşünmüşlerdir» demekten de geri kalmamıştır
Bundan başka adıgeçen görevli, Mersin’deki görevi sırasında
gösterdiği tutum ve davranışları ile kendisinin özel amaçla giriş
gümrüğüne atandığını ortaya koyduğunu, Mersin Gümrükleri Başmüdürü
687E.1981/2
tanık Arif KUTLUTUNA’nın verdiği bilgilerden ve dosyadaki belgelerden
anlaşılmıştır. Buna göre; Mehmet KEKİLİ 10.11.1978 günlü transit
beyannameleri konusu sigara ve saatlerle ilgili olarak kendisi hakkında
açılan idari soruşturmanın selâmeti bakımından başka bir göreve
verilmiş, ancak, Danıştay’dan aldığı yürütmeyi durdurma kararının yerine
getirilmesi sırasında atama belgesindeki kayda dayanarak kendisinin
mutlaka giriş gümrüğünde görevlendirilmesini ısrarlı biçimde istemiştir.
5 — Yaşar APAK’ın Trakya Gümrükleri Başmüdürlüğüne Atanması:
Sanık Tuncay MATARACI’nın tek imzasını taşıyan 5.6.1978 günlü
atama belgesinde Yaşar APAK’ın söz konusu tayini ile ilgili şu bilgiler yer
almaktadır :
«Tahsil derecesi : Lise
Şimdiki görevi : İstanbul Posta Gmr. Md. (Yüksekova Gmr.
Md. nakledilmişse de göreve başlamamıştır.)
Aylığı : 6,8/2 —
Atanılacağı yer : Trakya Gümrükleri Başmüdürlüğü emrinde
Müdür (Başmüdürlük görevini yapacak)
Kadro aylığı : 6,8/2 —
Atanmayı gerektiren sebepler : Adıgeçenin Trakya Gümrükleri
Başmüdürlüğü görevini yapması
hususu»
Tanık Arif KUTLUTUNA’nın Yüce Divanda, verdiği bilgiler
üzerine yapılan araştırma sonunda Gümrük ve Tekel Bakanlığı Personel
ve Eğitim Genel Müdürlüğünün 3 Aralık 1981 günlü yazısı ile buna ekli
belgelerden şu olgular saptanmıştır :
a) Sanık Tuncay MATARACI, bu atamayı yapmadan önce, Trakya
Gümrükleri Başmüdürü Yılmaz AKTAN’ın başka göreve atanmak üzere
bu görevden alınmasına ve adıgeçenden açılacak Trakya Gümrükleri
Başmüdürlüğüne, Trakya Gümrükleri Başmüdür Yardımcısı Arif
KUTLUTUNA’nın atanması yolunda hazırlattığı kararnameyi 8.5.1978
gününde Başbakanlığa sunmuştur.
E.1981/2 688
Tanık Arif KUTLUTUNA, kendisinin Trakya Gümrükleri
Başmüdürlüğüne atanması yolunda sanık Tuncay MATARACI tarafından
hazırlatılmış ve Başbakanlığa sunulmuş olan kararname taslağında Devlet
Memurları Kanununun ilgili maddesinin yanlış yazıldığı belirtilerek sözlü
talep üzerine geri alındığını haricen duyduğunu bildirmiştir.
Gerçekten Personel ve Eğitim Genel Müdürlüğünün yukarıda
sözü edilen yazısında, söz konusu kararın Bakanlıkça geri istendiğini
ve Başbakanlıkça da geri gönderildiğini gösterir bir yazıya dosyasında
rastlanılmadığı belirtilmiştir. Böylece tanık Arif KUTLUTUNA’nın
Trakya Gümrükleri Başmüdürlüğüne atanmasına ilişkin kararname
taslağının sözlü bir istem üzerine geri gönderildiği yolundaki sözleri
doğrulanmış olmaktadır.
b) Yukarıda sözü edilen kararname taslağının geri alınmasından
sonra sanık Tuncay MATARACI, bu kez Trakya Gümrükleri Başmüdürü
Yılmaz AKTAN’ın başka göreve atanmak üzere bu görevden alınması
yolunda yeni bir kararname taslağı hazırlatmış ve bunu 12.5.1978 gününde
Başbakanlığa sunmuş ve bu kararname onaylanarak kesinleşmiştir.
c) Sanık Tuncay MATARACI, yukarıda belirtildiği üzere
Yılmaz AKTAN’dan boşalan 1. derece kadrolu Trakya Gümrükleri
Başmüdürlüğüne müktesep kadrosu 6. derece olan Yaşar APAK’ı 24.5.
1978 gününde atamıştır.
6 — Polis memuru Talıir BOZAY’ın Muhafaza Müdürü olarak
atanması;
Sanık Tuncay MATARACI’nın yine tek imzasını taşıyan atama
belgesine göre, ortaokul mezunu Talıir BOZAY polis memuru olarak
görev yaptığı sırada 3.9.1979 gününde Gümrükler Muhafaza Genel
Müdürlüğüne bağlı Muhafaza Müdürü olarak 8/1 derece maaşla atanmıştır.
Tanık olarak dinlenen Gümrük Muhafaza Genel Müdürü Hayrettin
HANAĞASI, Gümrük Muhafaza Teşkilâtının uzmanlığı gerektiren
bir kuruluş olduğunu, bu alanda bir kurs görmemiş ve yalnızca koruma
polisi olarak görev yapmış olan Tahir BOZAY’ın atandığı görevi
başaramayacağını sanık Tuncay MATARACI’ya bildirdiği halde atamanın
yapıldığını söylemiştir. Bunun gibi o dönemin müsteşarı tanık Teoman
YAYIN da atamaya karşı çıktığını sonraki Hükümet döneminde kendisine
689E.1981/2
görev verildiği takdirde ilk olarak Tahir BOZAY’ın atama işlemini
bozacağını sanık Tuncay MATARACI’ya bildirdiğini beyan etmiştir.
7 - Ali Galip KAYIRAN’ın Haydarpaşa Gümrük Müdür Vekili
olarak atanması:
Dosyadaki belgelere göre Ali Galip KAYIRAN, çalıştığı gümrük
teşkilâtında 1965 yılından bu yana sicil amirlerinden ve bu arada geçirdiği
müfettiş denetimlerinden sürekli biçimde olumsuz not almış bir memur
olarak görülmektedir.
Gerçekten, adıgeçenin:
16.11.1968 günlü teskiye varakasında, meslekî bilgisinin son derece
zayıf olduğu ve vazifesine karşı ilgisiz kaldığı, iş sahipleri ile son derece
laubali olduğu ve itimada şayan bir memur sayılmadığı, 21.11.1968 günlü
müfettiş raporunda; yolcu muayenelerinin ve yurt dışı işlemlerini büyük
ölçüde kötüye kullandığı; 5.10.1970 günlü müfettiş raporunda; reiskâr
bir görevde isihdam edilmemesi gerektiği; 13.3.1971 günlü teskiye
varakasında; çok tehlikeli olduğu daimi kontrol altında ve sıkı müdürler
yanında çalıştırılması gerektiği; yazılıdır.
28.1.1975 günlü seçme komisyonu kararında, adıgeçenin Yeşilköy
ya da Sirkeci Gümrüğüne atanması isteği, anılan gümrüklerin iş
sahipleri ile devamlı teması olan faal kapı gümrükleri olduğu belirtilerek
reddedilmiştir.
Ali Galip KAYIRAN, bu olumsuz görev sürecinde, çalışmaları
vasatın altında olduğu ve bu nedenle iş hacmi ve kapasitesi yoğun olan
Derince Gümrüğünde görev yapmasının kamu hizmeti açısından sakıncalı
olacağı gerekçesi ile hazırlanan 31.10.1977 günlü ortak kararnameyle
Derince Gümrük Müdürlüğü görevinden alınmıştır. Adıgeçen, bu işlemin
iptali ve yürütmenin durdurulması istemi ile dava açmış ve Danıştay 5.
Dairesi, idarenin savunması alınmasına dek yürütmenin durdurulmasına
12.1.1978 gününde karar vermiş ve karar yerine getirilerek ilgili yeniden
Derince Gümrük Müdürlüğü görevine başlatılmış ise de Danıştay’ın,
idarenin savunmasını aldıktan sonra yürütmenin durdurulmasını
19.4.1978 gününde reddetmiş olduğu dosyadaki belgelerden anlaşılmıştır.
Ali Galip KAYIRAN; Danıştay’ın yürütmeyi durdurma kararı gereğince
Derince Gümrük Müdürlüğü görevine başlamışsa da, bu kez, sanık
Tuncay MATARACI döneminde 11.5.1978 günlü üçlü kararname ile bu
E.1981/2 690
görevden yeniden alınmıştır. Görevden alınma gerekçesi yine adıgeçenin
«Derince Gümrüğündeki faaliyet ve çalışmasının vasatın altında olduğu
ve bu nedenle iş hacmi ve kapasitesi yoğun olan Derince Gümrüğünde
çalışmasının kamu hizmeti açısından mahsurlu olacağı»dır. Nitekim, Ali
Galip KAYIRAN, daha sonra Kontrol Genel Müdürlüğüne bağlı Şube
Müdürü olarak atanmıştır.
Ancak, sanık Tuncay MATARACI’nın, Derince Gümrük Müdürü
olarak çalışmasını kamu hizmetleri açısından sakıncalı gördüğü Ali Galip
KAYIRAN’ı bir süre sonra, Türkiye’nin ikinci ya da üçüncü büyüklükte
sayılan Haydarpaşa Gümrük Müdürlüğüne atamak üzere kadro derecesine
göre ortak kararname hazırlanmasını istediği, Bakanlık üst düzey
görevlilerinin 11.5.1978 günlü kararnamedeki imzasını ve gerekçeyi
sanık Tuncay MATARACI’ya göstererek bu atamaya karşı çıktıkları,
sanık Tuncay MATARACI’nın ise atamanın siyasal nitelik taşıdığını öne
sürdüğü, dinlenen tanık ifadelerinden anlaşılmıştır. Sonuçta, Ali Galip
KAYIRAN’ı Haydarpaşa Gümrük Müdürü olarak asaleten ve ortak
kararname ile atayamayacağını anlayan sanık Bakan Tuncay MATARACI
bu defa, adıgeçeni belirtilen göreve müdürvekili olarak göndermiştir.
CUMHURİYET BAŞSAVCISININ ESASA İLİŞKİN
DÜŞÜNCESİ :
Cumhuriyet Başsavcısı «Genel olarak memur tayinleri» ile ilgili ve
esasa ilişkin düşüncesini aynen şu şekilde açıklamıştır :
«Tuncay MATARACI, 5.1.1978 tarihinde Gümrük ve Tekel
Bakanlığı görevine başlamıştır.
Gümrük ve Tekel Bakanlığı Gümrük ve Muhafaza Kuruluşları
Memurlarının Atama ve Yükselme ve Yer Değiştirme Yönetmeliği 5 Ocak
1978 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
O halde, 5 Ocak 1979 tarihine kadar yapılacak atamalarda
657 sayılı Kanununun 46 ve onu takip eden maddelerinin ve 7/7734
sayılı 15.1.1974 tarihli kararname ile yürürlüğe konulan yönetmeliğin
gözönünde bulundurulması ve 5 Ocak 1979 tarihinden itibaren de bu
tarihli yönetmeliğe de riayet edilmesi gerekmektedir.
Tuncay MATARACI’nın Bakanlık görevine başladığı günden
itibaren gerek dışardan yapılan atamaların ve gerek içeride yapılan
691E.1981/2
nakillerin ve verilen vekâletlerin Kanun, Yönetmelik ve işin gereklerine,
hizmet icaplarına uygun düşmediği Bakanlığın üst yöneticileri tarafından
da gözlenmiş ve Bakan çeşitli kez sözlü ve yazılı olarak uyarılmıştır.
Nihayet 5 Ocak 1979 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Gümrük
ve Tekel Bakanlığı Gümrük ve Muhafaza Kuruluşları Memurlarının
Atama, Yükselme ve Yer Değiştirme Yönetmeliği kabul edilerek yürürlüğe
konulmuştur.
Ancak, bu yönetmelikten sonra da Tuncay MATARACI, kendisini
hiçbir kurala bağlı görmeden atamalara devam etmiştir.
Müsteşar Yardımcısı Ali Metin YAVUZ, O’nun yönetmeliği
uygulamak istemediğini, Habur Kapısına tayin ettiği bazı personelin
tayin edilmemelerini söyleyince Bakanın, «Onlar sizden, bunlar bizden»
dediğini, Derince Gümrüğüne tayin edilenlerin atamalarının da beyaz
formülle olduğunu, bunların bu iş için seçilmiş olduğunu söylemiş, Teftiş
Kurulu Başkanı Necati KÜÇÜKMERİÇ de Komisyonun tayin ettiği
memurların tensip edilen yerden başka yerde çalıştırıldıklarını gördüklerini
ifade eylemiş, Edirne Valisi Bekir ÖZTÜRK bir ilkokul mezununa kısım
amirliği verilerek Kapıkule’ye atandığını beyan eylemiştir.
Tuncay MATARACI, Soruşturma Komisyonunda (K. 1, S. 81
84), «Yönetmelikten sonra, Yönetmeliğe rağmen beyaz formülle tayin
yaptım, bunu inkâr etmiyorum» diye beyanda bulunduğu gibi duruşmada
da (S. 167-168), (Personel Yönetmeliği Bakanlığın daha iyi çalışması
için yapılmış, bu yönetmelik Bakan tarafından yapılan bir yönetmeliktir.
Hem yönetmeliği yapacaksınız, hem yönetmeliğe uyacaksınız, o zaman
oturursunuz, Bakansınız, iki satırla bu yönetmeliği değiştirmeye yetkiniz
var, yapılan yönetmelik bir kanun değil, Bakan bunu kendi imzası ile
derhal değiştirme olanağına sahiptir. Ben bunu böyle izah ederken eğer
bana yönetmelik bir suç isnat edecekse, ben yönetmeliği arz ediyorum,
Kanun değildir, kendisini iki satır yazı ile değiştirme yetkisine sahibim,
değiştiririm de bunu, bana suç teşkil edecek olan bir yönetmeliğe ben
niye şey edeyim...) diye beyanda bulunmuş ve 5 Ocak 1979 tarihli
Atama, Yükselme ve Yer Değiştirme Yönetmeliği hakkındaki görüş ve
düşüncesini açıklamıştır.
Atamalarda 18 yaşından küçük olan bazı kişilerin işe alındıkları,
bazılarının işe alındıktan sonra sınava sokuldukları, bir kısmının da kadro
olmadığı halde atandıkları izlenmiştir.
E.1981/2 692
657 sayılı Kanun ve Yönetmeliklerde öngörülen imtihan kazanma
koşulu da, çeşitli belediyelerden alınan imtihan kazandı belgeleri ile
giderilmeye çalışılmış, üçlü kararname gerektiren tayinlerde de bu
kararname zorunluluğundan (vekâleten tayin) formülü ile kurtulmaya
çalışılmıştır.
Başbakanlıktan alınan ve Belediyelerin imtihan belgelerinin
incelenmesini öngören genelge dolayısıyla düzenlenen mucibe bizzat
Tuncay MATARACI’nın (6.1.1978’den öncesi uygundur) diye yazmış
olması O’nun bu işlemleri bilerek ve isteyerek yaptığının kanıtı olup,
kanun ve yönetmelikleri bir tarafa itmekteki kastını göstermektedir.
Hele kendisinin düzenletip, Resmi Gazetede yayınlatarak yürürlüğe
koydurduğu yönetmelik hükümlerine uymaması dahi üzerinde durulacak
ve kastın varlığını gösteren bir durum arz etmektedir.
Tayinlerde ilgisiz bazı kişilerin açıktan etkisi olmaktadır. Nitekim,
Refik TÜRK evrakını Şaban EYÜBOĞLU’na verdiğini, O’nun «git başla,
ben tayinini yaptırırım» dediğini ifade etmiştir.
Özellik arz eden bir kısım tayinlere gelince .
1 — Tuncay MATARACI yakın arkadaşı ve hemşehrisi Cemil
TARAKÇI’yı Dereköy Gümrük Müdürlüğüne asaleten veüçlü kararname
ile getiremiyeceğini bildiğinden O’nu vekaleten tayin etmiştir .
2 — Müteahhit Şaban EYÜBOĞLU aracılığıyla ve İpsala Gümrük
Kapısına yerleştirmek amacıyla Harun GÜREL’in, atama Mehmet
Adıgüzel AS ve Refik TÜRK ile Mehmet ELBİR’i atama komisyonunda
karar almaya gerek görmeksizin tayin etmiştir.
3— Kaçakçılıkta önemli bir kapı olan Habur Kapısının dürüst ve
tecrübeli personelle oluşturulacak bir ekiple düzeltilmesine çalışıldığı ve
bu tip memurlar seçildiği sırada İsmail SALMAN, Şerif YİĞİT, Selim
YİĞİT, Ata ELÇİ, Cemalettin ONURSAL, İsmail DEĞER, Necati ONUR,
Sait ÖZAL, Nizamettin ÇELEBİ Ahmet DAĞDELEN, Gündüz OĞUZ,
Mehmet Ali ARAS, Ali ŞİMŞEK Hüseyin MÜLDÜR, Komisyon kararı
alınmadan ve Bakanlık üst kademe yöneticilerinin karşı koymalarına
rağmen Bakan oluru ile atanmışlardır.
4— Gümrük teşkilatınca etkin çalışmaları bilinen birçok TIR olayına
elkoyan Yeşilköy Havaalanı Muhafaza Müdürü Vefik ÖZKOSE alelacele
Çanakkale Gümrük Müdürlüğüne; Büyükdere Gümrük Muhafaza Bölge
693E.1981/2
Amiri iken İhsan KALK AV AN’a ait tolion ile yüklü bir gemiye elkoymuş
olan Niyazi EREN’de aynı süratle Çanakkale’ye tayin olunmuştur.
5 — Tuncay MATARACI’nın refakat polisi olan Tahir BOZAY’ın
Gümrükler ve Gümrük mevzuatı hakkında herhangi bir bilgisi olmadığı
halde keyfi olarak Karaköy Gümrük Muhafaza Müdürlüğüne tayin
edilmiştir.
6 — Hakkında çeşitli soruşturmalar yapılan Mehmet KEKİLİ’nin
Mersin Gümrükleri Başmüdürlüğü emrine verilmekle yetinilmemiş,
bizzat Tuncay MATARACI tarafından yapılan işlemlere nazaran istisnai
bir muamele ile tayin emrine (Giriş Gümrük Müdürlüğü Müdür Muavini)
kaydı konulmuş ve kaçakçıların adamı olduğu ifade edilen bu kişi böyle
etkin bir görevde çalıştırılmıştır.
7 — Hakkındaki raporlara göre iş sahipleri ve kaçakçılık yaptığı
söylenilen kişilerle ilişki kurduğu belirlenen ve İskenderun Gümrük
Müdürlüğünde pasif bir göreve alınan Turan DOĞAN Gürbulak Gümrük
Müdürlüğüne atanmıştır.
8 — Kapıkule yolcu salonu Gümrük Müdürü iken hakkındaki
ihbarların incelenmesi üzerine İstanbul Posta Gümrük Müdürlüğüne
alıman ve burada da aynı şekilde faaliyetlerini sürdürdüğü için Yüksekova
Gümrük Müdürlüğüne nakledilen Lise mezunu Yaşar APAK bu görevine
gitmemiş, doğrudan Tuncay MATARACI tarafından taltif edilircesine
Trakya Gümrükleri Başmüdür vekilliğine getirilmiştir.
Dosyada detayları etraflı olarak tespit edilen bu olaydaki, bu
tayinlerin olağan bulunmadığı Gümrük ve Tekel Bakanlığının üst düzey
yöneticileri tarafından ifade olunmuştur.
Dosya muhteviyatı ve olayların akışı sonunda, Tuncay
MATARACI’nın kaçakçılık çevreleriyle yakın ilişki içinde bulunduğu
ve onların telkin ve tavsiyeleriyle, yönetmelikleri bir tarafa bırakarak,
komisyon kararları almaya da gerek görmeden bu tayinleri yaptığı ve
böylece Bakan olarak gümrük teşkilatının iyileştirilmesi yerine olmaması
gerekenleri ifa etmek suretiyle görevini kötüye kullandığı ve bu işlemleri
aynı kasıt altında icra eylediğinden,
Eylemine uyan TCK’nun 240 ve 80 inci maddelerine göre
cezalandırılmasına karar verilmesini arz ederim.
E.1981/2 694
Her ne kadar Şaban EYÜBOĞLU hakkında Mehmet Adıgüzel
AS, Refik TÜRK ve Mehmet ELBİR için Tuncay MATARACI’yı
azmettirmekten ötürü dava var ise de bu olay, Harun GÜREL’in tayinine
ait eylem içinde incelenmiştir.»
SANIK TUNCAY MATARACI’NIN SAVUNMASI :
(Soruşturma Komisyonu Raporunda sayılan ve Cumhuriyet
Başsavcılığının esasa ilişkin düşüncesinden ayrıca belirtilen memur
tayinleri idari bir tasarruftur. Hizmetin ve o günün şartlarına göre bu
tasarrufları yapmak Bakan’ın takdirine bırakılmıştır. Gümrük ve Tekel
Bakanlığının bir önceki iktidar döneminde parti merkezi haline getirildiği
inancı sözü edilen takdir hakkının kullanılmasında etkili olmuştur.
Ayrıca unutmamak gerekir ki Bakanlığın bir Personel Müdürlüğü
mevcuttur ve yapılan tayinlerin ayrıntılarını izlemekle görevlidir. Bu
açıdan Bakanın cezalandırılması söz konusu olamıyacağından beraat
kararı verilmesi) istenmiştir.
MADDİ OLGULARIN VE SUÇ KANITLARININ
DEĞERLENDİRİLMESİ :
2825 sayılı «Gümrük ve İnhisarlar Vekilliği Teşkilat ve Vazifeleri
Hakkında Kanun’a 22.3.1954 günlü ve 6410 sayılı Kanun ile getirilen ek
maddede «Gümrük ve İnhisarlar Vekaleti kuruluşundaki merkez ve iller
memurlarından kadroları dördüncü ve daha yukarı derecede bulunanlarla
müfettişlerin tayinleri, Başvekille Gümrük ve İnhisarlar Vekilinin
müşterek kararı ile, bunların dışında kalan diğer memurların tayinleri de
Gümrük ve İnhisarlar Vekili tarafından yapılır» denilmektedir.
Maddi olgular kesiminde gösterilen suç kanıtları ve özellikle tanık
sözleri, sanık Tuncay MATARACI’nın, yukarıdaki yasa kuralı ile Gümrük
ve Tekel Bakanına tanınmış olan 5. ve daha alt dereceli memurları atama
yetkisini, bir ilkeye bağlı olmayan sınırsız ve mutlak bir yetki olduğu
anlayışı içerisinde kullandığını ortaya koymuştur. Varılan bu kanıyı,
sanığın, Yönetmelik Kurallarını istediği zamanda değiştirmek yetkisine
sahip olduğuna göre, o kurallarla kendisinin bağlı sayamayacağını
söylemesi de doğrulamaktadır. Ne var ki, Anayasanın 113. maddesine göre
yönetmelikler yasalara ve tüzüklere aykırı olamıyacağından, yönetmelik
çıkarmak ya da değiştirmek yolu ile yasaların koyduğu ilkelerin göz ardı
edilemiyeceği açıktır.
695E.1981/2
657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 3. maddesi temel ilkeleri
göstermiş ve bu arada kariyer ilkesini «Devlet Memurlarına, yaptıkları
hizmetler için bilgilere ve yetişme şartlarına uygun şekilde sınıfları içinde
en yüksek derecelere kadar ilerleme imkânını sağlamaktır» biçiminde
tanımlamıştır. Oysa sanık Tuncay MATARACI’nın, bu ilkeyi hiçe sayarak
Gümrük Teşkilatına yeni aldığı kişileri derhal bölge amiri veya kısım amiri
olarak görevlendirdiği maddi olgular halinde yukarıda gösterilmiştir.
Edirne eski valisi tanık Bekir ÖZTÜRK, teşkilat içerisinde 10-
15 yıl hizmet etmiş ortaokul ve hatta lise mezunları kısım amirliğine
atanmayı beklerken ilkokul mezunu olup altı aylık adaylık süresini yeni
dolduranların kısım amiri olarak görevlendirilmelerini doğru bulmadığını
ve bunların soruşturma konusu yapılmasını Gümrük ve Tekel Bakanlığının
yanı sıra İçişleri Bakanlığından ve Başbakanlıktan istediğini bildirmiştir.
Görüldüğü üzere meslek içerisinde yükseltilmelerini bekleyen memurların
koruyucusu olarak bir vali harekete geçmiştir. Bu durum, sanık Tuncay
MATARACI’nın, yasanın kendisine tanıdığı atama yetkisini tam bir
keyfilik içerisinde kullandığını göstermektedir.
Sonuçta, sanık Tuncay MATARACI’nın, yukarıda 7 bent içerisinde
gösterilen atama ve yer değiştirme işlemlerini keyfi olarak yaptığı, bu
nedenle belirtilen eylemlerin bir suç işleme kararının icrası cümlesinden
olarak Kanunun aynı hükmünün çeşitli zamanlarda ihlâli niteliğinde
görülerek bir suç sayılmış ve Türk Ceza Kanununun 80. maddesinin
uygulanması gerekli bulunmuştur. Öte yandan suç konusu atama
işlemlerinden bir bölümünün işleniş tarihleri, maddi olgular kesiminde
belirtildiği üzere, Türk Ceza Kanununun 240. maddesinde değişiklik
yapan 2248 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 22.6.1979 gününden
sonrasına rastlaması bakımından sanık Tuncay MATARACI hakkında
Türk Ceza Kanununun sözü edilen Kanun ile değişik 240. maddesinin
uygulanması gerekmiştir.
Sanıklar Şaban EYÜBOĞLU, Şerefettin ELÇİ, Abuzer UĞURLU
hakkında yukarda gösterilen suçlara ilişkin Soruşturma Komisyonu
raporunda yer alan iddialar aynen şöyledir :
B) Sanık Şaban EYÜBOĞLU için:
«Tuncay MATARACI tarafından kaçakçılardan ve özellikle
Abuzer UĞURLU’dan alınan 10.925.000.—TL. rüşvet karşılığında
İpsala Gümrük Müdürlüğüne getirilen emekli Jandarma Astsubayı Harun
E.1981/2 696
GÜREL’in maiyetinde bir kadro oluşturulmasını temin amacıyla Mehmet
Adıgüzel AS, Mehmet ELBİR ve Refik TÜRK ismindeki kişilerin İpsala
Gümrük Kapısına tayinleri için Gümrük ve Tekel eski Bakanı Tuncay
MATARACI’yı suça azmettirmek ve Bakanın memuriyet görevini kötüye
kullanmak suçuna iştirak etmek suretiyle Türk Ceza Kanununun 240 ve
80 nci maddelerini ihlâl ettiği;»
C) Sanık Bayındırlık eski Bakanı Şerefettin ELÇİ için :
«Kaçakçılığa karşı etkin önlemler alındığı ve özellikle güneydeki
Habur Gümrük Kapısının personel kadrosu itibariyle ıslaha çalışıldığı
bir dönemde, Gümrük ve Tekel eski Bakanı Tuncay MATARACI’yı
azmettirerek ve onun eylemlerine iştirak ederek, Gümrük ve Tekel
Bakanlığındaki atama ve yer değiştirme komisyonunca oluşturulan
dürüst ve namuslu personelden müteşekkil kadro yerine, içlerinde
yakın akrabaları da olan kişilerin Habur Gümrük Kapısına atanmalarını
sağlamak suretiyle Türk Ceza Kanununun 64, 240 ve 80 nci maddelerini
ihlâl ettiği;»
D) Sanık Abuzer UĞURLU için;
«Yaşar APAK’ı Trakya Gümrükleri Başmüdürlüğüne vekâleten
atamak üzere eski Bakan Tuncay MATARACI’yı azmettirmek suretiyle
TCK’nun 64 ve 240 nci maddelerini ihlâl ettiği; iddia olunmuştur.
MADDİ OLGULAR VE SUÇ KANITLARI :
Kararın XII. bölümü içerisinde yer alan (B), (C) ve (D) kesiminde
gösterilen sanıklardan Şaban EYÜBOĞLU, Şerefettin ELÇİ ve Abuzer
UĞURLU haklarındaki suçlamalara ilişkin maddi olgular şöyledir:
Tanık Mehmet Adıgüzel AS’ın Soruşturma Komisyonu önünde
verdiği ve duruşmalarda doğruladığı 12.3.1981 günlü ifadesine göre
kendisinin ve Mehmet ELBİR’in Gümrük Teşkilatına dışardan atanmaları
konusunda sanık Harun GÜREL’in önerisi ve yol göstermesi üzerine
Ankara’ya gelip sanık Şaban EYÜBOĞLU ile buluştuklarını ve beraberce
Bakanlığa gittiklerini ve orada sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun personel
genel müdürünün odasına giderek görüştüğünü ifade etmiştir.
Tanık Refik TÜRK de Gümrük Teşkilatına tayin edilmesini Şaban
EYÜBOĞLU’ndan rica ettiğini söylemiş, nitekim adıgeçen sanık söz
konusu tayinini kendisinin yaptırdığını açıkça bildirmiştir.
697E.1981/2
Sanık Şerefettin ELÇİ ise, Habur Gümrük Kapısının kendi seçim
bölgesi içerisinde bulunduğunu, bu nedenle kimi seçmen vatandaşın ve
yakınlarının artılan gümrük kapısına tayin edilmeleri isteği ile kendisine
başvurduklarını ve bu isteklerin aynı kabinede Bakan olarak görev almış
bulunması bakımından sanık Tuncay MATARACI’ya aktardığını beyan
etmiştir.
Tanık Süleyman Necati TOPUZ’un ifadesine göre daha önce
Kapıkule TIR Gümrük Müdürü ve 1978 başlarında İstanbul Posta
Gümrüğü Müdürü olan Yaşar APAK, Abuzer UĞURLU ile anlaşması
sonucu, sanık Tuncay MATARACI ile konuşularak Trakya Gümrükleri
Başmüdürlüğüne tayin edilmiştir.
Bu konuda tanık Arif ’KUTLUTUNA’nın Soruşturma Komisyonu
önünde verdiği 26.12.1980 günlü ifadesine göre, kendisinin Trakya
Gümrükleri Başmüdürlüğüne atanacağı sırada sanık Ali YILDIZ’ın
devreye girmesi sonunda anılan göreve Yaşar APAK atanmıştır. Adıgeçen
tanığın Yüce Divan önünde verdiği ifadeye göre, kendisinin tayini ile ilgili
kararname geri döndükten sonra bunun nedenini araştırmış ve çevreden
Abuzer UĞURLU’nun devreye girmiş olduğunu duymuştur. Tanık, bu iki
ifadesi arasındaki farkı, etraftan duyduklarının farklı olmasına bağlamıştır.
ESAS HARKINDAKİ MÜTALÂA:
Cumhuriyet Başsavcısı sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun bu bölümde
gösterilen eylemini «Harun GÜREL’in İpsala Gümrük Müdürlüğüne
atanması»na ilişkin III. no.lu suç içerisinde görmüş, bu sanık için Esas
Hakkındaki mütalaasında aynen :
«Şaban EYÜBOĞLU’nun, Harun GÜREL’in emrinde bir kadro
oluşturmak, amacıyle Mehmet Adıgüzel AS, Mlehmet ELBİR ve Refik
TÜRK’ün İpsala Gümrük Kapısına tayinleri için Tuncay MATARACI’yı
azmettirme eyleminden ötürü Soruşturma Kurulu Raporunda ayrıca sevk
varisede, Onun bu azmettirme eylemi bu fiil içinde mütalâa edilmiştir.»
Sanık eski Bayındırlık Bakanı Şerefettin ELÇİ için:
«Şerefettin ELÇİ Tuncay MATARACI ile Birlikte Bakanlar Kurulu
Üyesi idi. Türk milleti kendisine vekâlet görevi vermişti.
Seçim bölgesi bulunması nedeniyle Habur Kapısının kaçakçılık
eylemlerindeki önemini bilmektedir ve bilmesi icabeder. Bu itibarla bu
kapının iyileştirilmesi için gereken uyarılarda bulunması gerekirdi.
E.1981/2 698
Bu uyarıları yapmamakla birlikte bu kapıya bir kısım kişilerin tayini
için Tuncay MATARACI’ya tavassutta bulunmuştur.
Şerefettin ELÇİ o dönemde Bayındırlık Bakanı olup Gümrük ve
Tekel Bakanlığı ile görevi gereği ilgisi bulunmamakta idi. Bu itibarla gerek
Turan DOĞAN’ın Gürbulak Gümrük Müdürlüğüne tayin olunması için ve
gerekse bazı kişilerin Habur Kapısına atanmaları ve bazı kişilerin oradan
alınmamaları için Tuncay MATARACI’ya ricada bulunması keyfiyetinde,
onun Bakan Tuncay MATARACI’yı etkisi altına alarak, isteklerini yerine
getirmek zorunda bıraktığı ve böylece onu azmettirdiğini kabule olanak
yoktur.
Bu itibarla Şerefettin ELÇİ’nin üzerine atılan bu suçlardan ötürü
beraatine karar verilmesini»
Sanık Abuzer UĞURLU için :
«Kaçakçılıkta kullanılan TIR kamyonlarına el koyan Yeşilköy
Havaalanı Gümrük Müdürü Vefik ÖZKÖSE’nin İstanbul’dan
uzaklaştırılması ile Yaşar APAK’ın Trakya Gümrükleri Başmüdürlüğüne
vekâleten atanması olaylarından Abuzer UĞURLU’nun Tuncay
MATARACI’yı azmettirdiği ileri sürülerek cezalandırılması istenilmiş
ise de, Vefik ÖZKÖSE’nin tayini ve Yaşar APAK’a vekâlet verilmesi
konularının normal işlemlerden olmadıkları evvelce açıklanmıştı.
Ancak bu tayin ve vekâlet işlemlerinde Abuzer UĞURLU’nun
Tuncay MATARACI’yı azmettirdiğini kanıtlayacak ve onun
mahkûmiyetine yeter bir delil elde edilememiştir.
Bu itibarla Abuzer UĞURLU’nun Vefik ÖZKÖSE ve Yaşar APAK
için Tuncay MATARACI’yı azmettirmek fiillerinden beraatine karar
verilmesini» istemiştir.
MADDİ OLGULARIN VE SUÇ KANITLARININ
DEĞERLENDİRİLMESİ :
Kararın bu bölümüne konu olan kimi memur atamaları ile ilgili
olarak sanıklar Şaban EYÜBOĞLU, Şerefettin ELÇİ ve Abuzer UĞURLU
haklarındaki suçlamaların ortak yanı, adıgeçen sanıkların bu atamaları
yapması için sanık Tuncay MATARACI’yı azmettirmiş oldukları
iddiasıdır.
699E.1981/2
Azmettirme, bir kişide suç işleme kastını yaratmaktır. Oysa sanıklar
Şaban EYÜBOĞLU ile Şerefettin ELÇİ’nin saptanan eylemleri Türkiye
genelinde günlük yaşamda sıkça görülebilen ve bu nedenle olağan
kabul edilen istemler niteliğinde kalmıştır. Bu istemlerin sanık Tuncay
MATARACI’nın suç işleme kararını güçlendirecek düzeyde bulunduğunu
gösterir başkaca bir kanıt da elde edilememiştir.
Öte yandan, tanık Arif KUTLUTUNA’nın, Trakya Gümrükleri
Başmüdürlüğüne tayinine ilişkin kararnamenin geri alınması ve sonradan
bu göreve Yaşar APAK’ın atanması için devreye giren kişilerin kimler
olduğunu değişik biçimde öğrenmiş bulunması yolundaki şahadetin tutarlı
olmaması ve başkaca bir kanıt elde edilememesi karşısında sanık Abuzer
UĞURLU’nun, bu konuda sanık Tuncay MATARACI’yı suç işlemeye
azmettirdiğini kabul etmeye olanak görülmemiştir.
XIII — SANIK TUNCAY MATARACI’NIN DİĞER
SUÇLARI:
Sanık Tuncay MATARACI hakkında Soruşturma Komisyonu
Raporunda yeralan suçlamalar aynen şöyledir :
1) «Gümrük ve Tekel Bakanlığının Teşkilât ve Görevleri Hakkındaki
2825 sayılı Kanuna 6410 sayılı Kanunla eklenen madde gereğince,
kadroları 4 ncü derece ve daha yukarı olan memurlarla müfettişlerin
atamalarının üçlü kararname ile yapılması zorunlu olduğu halde, bu
konudaki bazı atama önerilerinin Cumhurbaşkanınca onaylanmayıp geri
çevrilmiş olmasından dolayı, bu defa yalnızca Bakan Oluru ile (vekaleten)
atamalar yapmak suretiyle hileli yollara saptığı, yakın arkadaşı olan Cemil
TARAKÇI’yı bu yolla Dereköy Gümrük Müdür Vekilliğine getirdiği,
bu kişinin bu göreve atanmasından çok kısa bir süre sonra tutuklandığı,
böylece Gümrük ve Tekel eski Bakanı Tuncay MATARACI’nın memuriyet
görevini kötüye kullanarak Türk Ceza Kanununun 240 ncı maddesini ihlâl
ettiği;»
2) «İçlerinde Abuzer UĞURLU’ya ait araçların da bulunduğu
kaçak TIR kamyonlarına el koyan Yeşilköy Havaalanı Gümrük Muhafaza
Müdürü Vefik ÖZKÖSE’nin buradan (sürülmesi), İstanbul Mafiası
diye tanınan kaçakçılar tarafından görüşüldükten sonra bu müdürün,
Çanakkale Gümrük Muhafaza Müdürlüğüne nakledildiği, bazı çevrelere
taviz verildiğini kanıtlarcasına bu işlemin acele bir telgrafla tebliğ
E.1981/2 700
edildiği, ancak adıgeçen müdürün emekliliğini istediği, bu suretle Gümrük
ve Tekel eski Bakanı Tuncay MATARACI’nın memuriyet görevini kötüye
kullanarak Türk Ceza Kanununun 240 ncı maddesini ihlâl ettiği;»
3) «İhsan KALKAVAN adındaki kişiye ait toluen maddesi yüklü bir
gemiye el koyduğu için İhsan KALKAVAN tarafından «şimdi gidiyorum.
Sen 15 gün sonra görürsün» denilerek tehdit edilen ve hakkındaki bu
tehdit olayı Bakanlığa da intikal ettirilen İstanbul Büyükdere Gümrük
Muhafaza Bölge Amiri Niyazi EREN’i bu olaydan sonra ve müdürlüğe
yükseltmek bahanesiyle Çanakkale Gümrük Muhafaza Müdürlüğüne
naklettiği ve böylece, teşkilattaki dürüst ve cesur elemanları kaçakçıların
istekleri doğrultusunda sindirmeye çalışarak memuriyet görevini kötüye
kullandığı ve bu suretle Türk Ceza Kanununun 240 inci maddesinin ihlâl
ettiği;»
4) «Hakkında düzenlenmiş olan soruşturma raporlarına göre
kaçakçılarla bürolarında ilişki kurduğu tespit olunan ve bu nedenle
Cilvegözü Gümrük Müdürlüğünden alınarak İskenderun Gümrükleri
Başmüdürlüğünde pasif bir göreve verilmiş olan Turhan DOĞAN adındaki
kişiyi; kaçakçılık olaylarına adı karışan Necat SÖYLER’in istediği
ve Bayındırlık eski Bakanı Şerafettin ELÇİ’nin azmettirmesi üzerine
Gürbulak Gümrük Müdürlüğüne atamak suretiyle Türk Ceza Kanununun
240 ncı maddesini ihlâl ettiği;»
5) «Dursun Ali ÇIRAKOĞLU ismindeki bir hemşehrisini, Çay
Kurumuna bağlı çay paketleme fabrikasında geçici işçi kadrosuna
aldırdıktan sonra, burada bir gün bile çalışmayan bu geçici işçinin
Bakanlıkta görevlendirilmesi ve resmi tatillerle bayram tatilleri de dahil
olmak üzere günde üç saat fazla mesai ücreti ödenmesi için Çay Kurumu
Genel Müdürlüğüne emir verdiği, geçici işçi kadrosunda gösterilen bu
kişiyi Bakan sıfatiyle çıktığı bütün seyahatlere iştirak ettirirerek uçak
bileti üzerinden yalnızca seyahat masrafı olarak 109.497.— TL. ödeme
yapılmasını sağladığı ve bu suretle Türk Ceza Kanununun 240 ncı
maddesini ihlâl ettiği;»
6) «Kadrosu ve görevi Petrol Ofisi Genel Müdürlüğünde olan bir
memureyi, hizmet gerekleri yönünden herhangi bir ihtiyaç ve zorunluluk
bulunmamasına rağmen, tamamen özel nedenlere ve ilişkilere bağlı olarak
Gümrük ve Tekel Bakanlığının Özel Kaleminde istihdam ettiği, bu fiili
durumu daha sonraki tarihlerde yapılan yazışmalarla resmi bir hüviyete
701E.1981/2
sokmak istediği ve bu suretle Türk Ceza Kanununun 240 ncı maddesini
ihlâl ettiği;»
7) «724.000.000.— TL. üzerinden planlanan İzmir Yaprak Tütün
Bakım ve İşleme Evi Kompleksi ihalesine, müteahhitlik karnesindeki
miktar itibariyle katılamayan Ali YILDIZ ismindeki yakın arkadaşının
ihaleye girmesini sağlamak için ilgililere telkin ve müdahalelerde
bulunarak 724.000.000.— TL. dan ibaret ihaleyi iki kısma böldürdüğü,
müteahhit Ali YILDIZ’ın bu ihaleyi kazanmasından sonra inşaatın kontrol
mühendisini değiştirerek Ali YILDlZ’ın hemşehrisi olan ve görevi
sırasında şüphe çekici faaliyetlerde bulunduğu müfettiş raporu ile de
tespit olunan Tevfik ATASELİM ismindeki mühendisi bu inşaatın kontrol
mühendisliğine getirdiği, bu hizmetlerine karşılık Ali YILDIZ’dan edindiği
menfaatin niteliği ve parasal miktarının kesin olarak tespit edilemediği;
ancak diğer kişilerden aldığı rüşvetlerin 25.000.000,— TL lık kısmını Ali
YILDIZ m ticari şirket hesaplarına intikal ettirerek gayriresmi şekilde ona
ortak olduğu, Ali YILDIZ’ın ticari hesaplarını paravan olarak kullandığı,
bu suretle ihaleye müdahalesinin ve kontrol mühendisini değiştirmesinin
Bakanlık görev ve nüfuzunu kötüye kullanması sonucu gerçekleştiği ve
böylece Türk Ceza Kanununun 240 ncı maddesini ihlâl ettiği;»
8) «7.1.1978 tarihinde Kemerburgaz Çiftalan Köyü mevkiinde
karaya oturan, Amerikan sigarası ve viski yüklü Honduras bandıralı 300
gros tonluk BOLERO gemisinde 12.1.1978 günü çıkan yangın sırasında
hiçbir yetki ve sıfatı olmadığı halde gemiye çıkan Rıza KALKAVAN’ın
bu hareketini, 1978 yılı Bütçe Karma Komisyonunda kendisine yöneltilen
soruya verdiği cevapta gemi acentesi tarafından yangından bir gün sonra
verilmiş olan bir yazıya dayanarak meşru imiş gibi göstermek ve Rıza
KALKAVAN’ ın bu gemi ve yüklerle ilgili müteakip faaliyetleri hakkında
kasten herhangi bir işlem yapmamak suretiyle Bakanlık görev ve nüfuzunu
kötüye kullandığı ve bu suretle Türk Ceza Kanununun 240 ncı maddesini
ihlâl ettiği;» iddia edilmiştir.
MADDİ OLGULAR:
A 1) Cemil TARAKÇI’nın atanması:
Dosyada yeralan belgelere göre, İktisadi ve Ticari İlimler
Akademisi mezunu olan Cemil TARAKÇI, 11.4.1978 gününde Gümrük
ve Tekel Bakanlığına dilekçe ile başvurarak İstanbul çevresinde görev
E.1981/2 702
verilmesini istemiştir. Bu istem üzerine adıgeçenin İstanbul Gümrükleri
Başmüdürlüğü emrine memur adayı olarak 9/1 derece üzerinden atanması
14.4.1978 gününde onaya sunulmuş ve aynı gün Bakan tarafından atama
işlemi gerçekleştirilmiştir. Adıgeçen daha sonra 28.2.1979 gününde
sanık Tuncay MATARACI’nın tek imzasını taşıyan atama belgesi ile
ve 9/1 derece üzerinden Trakya Gümrükleri Başmüdürlüğü genel idare
hizmetleri sınıfına naklen atanmış ve ayrıca müdür yardımcılığını tedvir
etmesi Bakanın Olurundan geçmiştir. Belirtilen yerde göreve başlayan
Cemil TARAKÇI, Başmüdürlükçe yolcu salonu Gümrük Müdürlüğünde
müdür muavini olarak 27.3.1979 gününde görevlendirilmiş, daha sonra
yine Başmüdürlükçe müdür muavinleri arasında yer değişikliği yapılarak
adıgeçen 5.4.1979 günü Dereköy Gümrük Müdür muavinliği görevine
getirilmiştir. Dereköy Gümrük Müdürlüğünün 19.4.1979 günlü ve Gümrük
Müdürü adına Tamer GÖREN imzalı yazıda müdür muavini Cemil
TARAKÇI ile müdür muavini Fethi ŞENGÜL’ün 16.4.1979 gününde
belirtilen yerde göreve başladığı Trakya Gümrükleri Başmüdürlüğüne
bildirilmiştir.
2 — Vefik ÖZKÖSE’nin Çanakkale Gümrük Muhafaza
Müdürlüğüne naklen atanması:
Vefik ÖZKÖSE önsoruşturmadaki ifadesinde; Yeşilköy Gümrük
Muhafaza Müdürlüğünde başarılı, çalışkan, görevine bağlı ve bu nedenle
her Bakanın takdirlerini toplayan bir memur iken Abuzer UĞURLU’ya
ait TIR kamyonlarını yakaladıktan sonra durumun değiştiğini Mafianın
etkisi ile göreve getirilen gümrük görevlilerinin kapıdan geçirdikleri TIR
kamyonlarının yurt içinde yakalanmalarından memnun olmadıklarını, bu
nedenle Mafia’nın ileri gelenleri ile bu görevliler bir gece Arnavutköy’deki
Boğaziçi Kulubüne toplanarak kendisinin görevden alınıp başka bir yere
atanması için girişimde bulunmayı kararlaştırdıklarını; aynı gece Bakan
Tuncay MATARACI’nın Personel Genel Müdürü İsmet ERGÖKMEN’in
evine telefon ederek kendisinin yıldırım telgrafla, çok gizli olarak
Çanakkale’ye atanmasını istediğini, ertesi gün de bu atamanın yapıldığını
beyan etmiştir.
3) Niyazi EREN’in atanması :
Niyazi EREN Gümrük Muhafaza Teşkilâtında başarılı hizmetleri
geçmiş bir görevlidir. Büyükdere Gümrük Muhafaza Müdürlüğünde
görevli bulunduğu bir tarihte, Armatör İhsan KALKAVAN’ın toluen
703E.1981/2
yüklü bir gemisinin kontrolü sırasında gemide fazla mal bulunmasından
şüphe edilmiş ve gemi tartısının yapılması için Haramidere gümrüğüne
sevkedilmiştir.
Sonuçta, gemi hamulesinde bir miktar fazlalık saptanmışsa da,
bunun, yasal işlem yapılmasını gerektirir derecede olmadığı anlaşılmıştır.
Ne var ki, konu burada kapanmamış ve Niyazi EREN, İhsan
KALKAVAN’ın kendisine, «ben yarın Ankara’dayım Bakana gidiyorum»
şeklinde bir söz sarfettiğinden bahisle bir zabıt tutulmuştur.
Bu arada, Niyazi EREN’in Bakanlığa ve ayrıca bizzat sanık Tuncay
MATARACI’ya başvuruda bulunup müdür olarak atanmasını istediği
ve bir süre sonrada 12.9.1979 tarihinde adıgeçenin, muhafaza bölge
amirliğinden muhafaza müdürlüğüne atandığı saptanmıştır.
4) Turhan DOĞAN’ın Gürbulak Gümrük Müdürlüğüne atanması:
Dosyada yeralan belgelere göre, Cilvegözü Gümrük Müdürü olan
Turhan DOĞAN 30 Kasım 1978 günlü üçlü kararname ile açık bulunan 4
üncü derece kadrolu Gürbulak Gümrük Müdürlüğü’ne 657 sayılı Yasa’nın
değişik 68 inci maddesinin (B) bendi ile 76 ncı maddesi uyarınca atanmış
ve 10.1.1979 tarihinde göreve başlamıştır. Adıgeçen sözkonusu atama
ile ilgili olarak değişik yerlere sık sık tayin edildiğini, bu nedenle sürekli
kalabilecek bir yere atanmasını istediğini ve bu amaçla da Nejat SÖYLER
adındaki kişi aracılığı ile Şerefettin ELÇİ’den ricada bulunduğunu
söylemiştir.
5) Dursun Ali ÇIRAKOĞLU’nun özel ve kayırıcı işlemlerle
Bakanlıkta görevlendirilip kendisine fazla ödemede bulunulması:
Gümrük ve Tekel eski Bakanı sanık Tuncay MATARACI, Dursun
Ali ÇIRAKOĞLU isimli bir hemşehrisinin 1.4 1978 tarihinde Çay
Kurumuna bağlı Çay Paketleme Fabrikasına «geçici işçi» olarak alınmasını
sağlamıştır. Adıgeçenin bu kadroda görülmesine rağmen Bakanlığın
isteği ve «uygun görmesi» üzerinde Çay Kurumu Genel Müdürlüğünün
19.4.1978 günlü, 1049 sayılı olur’u ile 4.4.1978 tarihinden itibaren
Bakanlıkta geçici görevle çalıştırılması kararlaştırılmıştır. Dursun Ali
ÇIRAKOĞLU, bu tarihten itibaren Bakanlık özel kaleminde, Bakanı
ziyarete gelen Rize’lilerin bekletilmeden Bakanla görüştürülmelerini
sağlamak; seyahatlerde Bakanın hasımlarını gözlemek ve şüpheli kişilere
E.1981/2 704
karşı tedbir alınmasını önermek suretiyle koruma görevlilerine yardımcı
olmak gibi görevler ifa etmiş, bu nedenle de seyahat yolluğu ve günde 2-3
saat üzerinden fazla mesai ücreti ile bayram ve diğer tatil günlerinde ek
ücret almıştır.
6) Gülay ALIŞ’ın Gümrük ve Tekel Bakanlığı Özel Kaleminde
geçici olarak istihdamı:
Gülay ALIŞ, 8 yıl süreyle Petrol Ofisi Genel Müdürlüğünde
sekreterlik görevini yürütmüş bir memuredir.
Sanık Tuncay MATARACI Gümrük ve Tekel Bakanı olduğunda
sözü edilen memureyi, Bakanlığında çalıştırmak üzere Petrol Ofisi Genel
Müdürlüğünden istemiş, kadrosu ve özlük hakları Petrol Ofisi’nde kalmak
kaydıyla yapılan bu isteme Petrol Ofisi Genel Müdürlüğü olumlu cevap
vermiştir.
Sonuçta Bakanlık Özel Kaleminde göreve başlatılan Gülay
ALIŞ, sanık Tuncay MATARACI’nın Bakanlığı döneminde bu görevini
sürdürmüş ve tüm haklarını da bağlı bulunduğu Petrol Ofisi Genel
Müdürlüğünden almıştır.
7 — İzmir Yaprak Tütün Bakım ve İşleme Evi Kompleksi İnşaatı
İhalesinin İkiye Bölünmesi :
26 Mayıs 1941 günlü, 4036 sayılı Kanuna göre, Tekel Genel
Müdürlüğü mülhak bütçe ile idare edilen tüzel kişiliği haiz bir Devlet
Kuruluşudur. Bu kuruluşun yatırımlar programı arasında 1976 yılında
iki proje öngörülmüştür. Dosyadaki belgelere göre bunlardan birincisi
240.000.000.— TL. proje tutarlı İzmir Yaprak Tütün Bakımevi, İkincisi
ise 85.790.000.— TL proje tutarlı İzmir Yaprak Tütün Bakım İşleme
Evidir.
Projeler, 1977 yılında gözden geçirilerek proje tutarları
475.000.000.— TL. ve 135.000.000.— TL. dan ihaleye çıkarılmış ve iki
proje de Devlet Plânlanma Teşkilatınca da onaylanmıştır.
Projelerin uygulanmasına 1978 yılında geçilmiş olup yasaya göre
bu konuda yetkili bulunan Müdürler Kurulu, 27.7.1978 günü iki projenin
birleştirilerek Merkez Satınalma Komisyonunca kapalı zarf usulü ile
eksiltmeye çıkarılmasına karar vermiştir.
705E.1981/2
Ancak, sözü edilen iki projeye, idare binası, sosyal tesisler ve saha
düzenlemesi dahil bulunmadığından bu işlerin de yapılması amacıyla
proje yeniden ele alınmış ve Müdürler Kurulunca, önceki karar iptal
edilerek «1978 programına dahil 76.C0 300.10 proje nolu İzmir Y.T.B.
Evi ile 76.C0.300.30 proje no.lu İzmir Y.T.B. İşleme Evi inşaatı için
iki proje birleştirerek 724.000.000— TL. keşif bedeli olarak ihaleye
çıkartılmasına» 8.8.1978 gününde karar verilmiştir.
Dinlenen tanık ifadelerine göre, belirtilen karardan sonra sanık
Tuncay MATARACI konu ile ilgilenmiş ve keşif bedelinin yüksek olması
bakımından ihaleye fazla talip çıkmayacağını, daha çok firmanın ihaleye
katılmasını sağlamak amacıyla ihalenin ikiye bölünmesi düşüncesini
Tekel Genel Müdürü Orhan ÖZET’e ve Grup Müdürü Tanzer KURUL’a
birkaç kez söylemiştir.
Yine dosyadaki belgelerden 724.000.000.— TL. liralık bir ihaleye
müteahhitlik karnesi itibariyle ancak dört firmanın katılma hakkına sahip
olduğu ve bunlardan birine ait müteahhitlik karnesinin de sonradan geri
alındığı saptanmıştır.
Belirtilen fikrin ortaya atılması üzerine Müdürler Kurulunca
15.8.1978 gününde konu görüşülmüş ve «keşif bedelinin yüksekliği
nedeniyle işe çok sayıda talip bulunamaması olasılığı düşünülerek»
8.8.1978 günlü kararın iptali ile keşiflerin yeniden düzenlenmesine karar
verilmiştir.
Karar gereğince yeniden keşif düzenlenerek, projesinde dört adet
olan bakım ve işleme blokları ikiye indirilmiş ve keşif bedeli olarak
468.400.000.—• TL. olarak saptanmıştır.
Müdürler Kurulu belirtilen keşif bedeli üzerinden ve kapalı zarf
usulü ile ihaleye çıkarılmasına 22.8.1978 gününde karar vermiştir.
İhaleye 12 firma ve bu arada 560.000.000.— TL. lık müteahhitlik
karnesine sahip olan sanık Ali YILDIZ da katılmıştır. Sonuçta adıgeçen
sanığın önerdiği % 25,55 oranındaki eksiltme en yüksek eksiltme
olduğundan ihale onun üzerinde kalmıştır.
İdare ile sanık Ali YILDIZ arasında 25.10.1978 günü sözleşme
yapılmış ve çevredeki İzmir Sigara fabrikası inşaatının kontrol
başmühendisliğini yapan Yılmaz İNKAYA geçici olarak Y.T.B. Kompleks
E.1981/2 706
inşaatının da denetimi ile görevlendirilmiştir. Ancak Genel Müdürlükten
12.12.1978 günlü olur ile söz konusu inşaat kontrol başmühendisliğine
Tuncay KARANACAK ve kontrol mühendisliğine de Tevfik ATASELİM
getirilmiştir.
İş yeri, sanık Ali YILDIZ’a 26.1.1979 gününde teslim edilmiştir.
Adıgeçen sanık yükümlülüğünün belirli bir bölümünü yerine
getirdikten sonra Bakanlar Kurulunun 8/505 sayılı Kararnamesi gereğince
işin tasfiye edilmesi isteminde bulunmuştur.
Dosya içerisinde yeralan 1.7.1980 günlü müfettiş raporunda,
müteahhitin hakediş keşif özetlerinde kayıtlı bazı malzemelerin
alınmadığı, buna karşılık müteahhitin bazı malzemeleri getirdiği ve bazı
işyeri yaptığı halde hakediş keşif özetlerine geçirilmediği ve bedellerinin
ödenmediği, ancak müteahhite 10.5.1980 tarihi itibariyle fazla bir
ödemenin yapılmadığı, aksine yaptığı işe göre müteahhitin idareden
2.995.989.— TL. alacaklı durumda bulunduğu belirtilmiştir.
8— Bolero Gemisi Olayı:
Konişmentosuna göre 800 kaza viski ve 3.000 baks Amerikan
sigarası yüklü olarak Bulgaristan’ın Varna Limanı’ndan hareket eden
Bolero Gemisi, 1.1.1978 tarihinde Kemerburgaz-Çiftelan Köyü mevkiinde
karaya oturmuştur. Bu olay, basında (kaçakçıları polis değil fırtına
yakaladı) şeklinde kamuoyuna yansıtılmıştır. Olaya İstanbul İl Jandarma
Alay Komutanlığı Ekiplerince el konulmuş, İstanbul Gümrük Muhafaza
Başmüdürlüğünün emirleriyle gemi ambarları mühürlenerek jandarma
nezareti altına alınır. Ancak, 12.1.1978 günü mürettebatın gemide ısınmak
ve yemek pişirmek için kullandıkları gaz tüpünün patlaması sonucu
yangın çıkmıştır. Yangın söndürme çalışmalarına Rıza KALKAVAN’da
katılmıştır. Armatör Rıza KALKAVAN, «ben bu geminin sahibi değilim,
yük de bana ait değil, ancak bu gemiyi hurda olarak satın almak istiyorum,
onun için buradaki denizcilere yardımcı olmak istedim» demiştir. Yangın
sırasında 2 numaralı ambarın bir kısım kapakları yanmış ve mühürleri
eriyerek bozulmuştur. Sözü edilen ambarların yeniden mühürlenmesi için
memur gönderilmiş ise de buna imkân bulunamadığından, 14.1.1978 günü
ambarlar yeniden mühürlenmiştir. Gemi ambarının açık kaldığı süre içinde
viski ve sigaraların noksanlaşıp noksanlaşmadığı sorulduğunda gemi
kaptanı, esasen o kısmın su içerisinde bulunduğunu ve hiçbir noksanlığın
da meydana gelmediğini söylemiştir.
707E.1981/2
Eyüp Cumhuriyet Savcılığınca, toplu şekilde viski ve kaçak kökenli
sigaraları Türkiye’ye sokmak suretiyle, tekel kaçakçılığı yapmak ve
dikkatsizlik ve tedbirsizlik sonucu yangına sebebiyet vermek suçundan
sanıklar hakkında takipsizlik kararı verilmiştir. İstanbul Gümrükleri
Başmüdürlüğüne izafeten Hazine avukatları tarafından bu karara yapılan
itiraz da İstanbul 2. Ağır Ceza Malı kemesince reddedilmiştir (K. 10, S. 74).
ESAS HAKKINDAKİ MÜTALÂA
1, 2, 3 ve 4 no.lu suçlara ilişkin Başsavcının esas hakkındaki
mütalâası yukarıda açıklanmıştır.
5 — Bu suça ilişkin Başsavcılık Mütalâası aynen şöyledir :
Tuncay MATARACI, hemşehrisi olan Dursun Ali ÇIRAKOĞLU’nu
Çay Kurumuna bağlı Çay Paketleme Fabrikasına 1.4.1978 tarihinde geçici
işçi olarak aldırdıktan sonra aynı günlü yazılı bir emirle Gümrük ve Tekel
Bakanlığında görevlendirmiştir. Hatta adı geçene günde 3 saat fazla mesai
verilmesi, bayram ve genel tatil günlerinde de çalışıyor gösterilerek ücret
tahakkuk ettirilmesi hususu bizzat Tuncay MATARACI tarafından Çay
Kurumu Genel Müdürlüğüne emredilmiştir.
Dursun Ali ÇIRAKOĞLU, Tuncay MATARACI’nın yurtiçi ve yurt
dışı seyahatlerine katılmış ve gene Tuncay MATARACI’nın emri ile uçak
biletlerinin bedelleri ve harcırahı Çay-Kur tarafından ödenmiştir.
Böylece Tuncay MATARACI Gümrük ve Tekel Bakanlığının
denetiminde bulunan bir Kurumdaki hizmetliye ayrılacak tanımak ve o
Kurumdaki hizmetliyi Bakanlıkta çalıştırmak, kendisine fazla mesai, tatil
ücreti, seyahat yollukları ödetmek suretiyle görevini kötüye kullandığından
eylemine uyan TCK’nun 240 mcı maddesine göre cezalandırılmasına
karar verilmesini arzederim.
6 — Bu suça ilişkin mütalâa da aynen şöyledir :
«Tuncay MATARACI Petrol Ofisinde memur olan Gülay ALIŞ’ı
sözü edilen kuruluştan maaşını almak suretiyle Gümrük ve Tekel
Bakanlığında ve özel kalemde çalıştırmıştır.
Petrol Ofisi Gümrük ve Tekel Bakanlığına bağlı olmadığı gibi,
Petrol Ofisi üzerinde Tuncay MATARACI’nın herhangi bir denetimi de
sözkonusu değildir.
E.1981/2 708
Bu olaydaki sorumluluk ofis yetkililerine aittir. Başka yerde çalışan
Gülay’ın devamlı olarak ücretini ödemişlerdir.
Bu itibarla bu olayda Tuncay MATARACI’ya bir suç
atfedilemeyeceğinden bu eyleminden ötürü beraatına karar verilmesini
arzederim.»
7 — Bu suça ilişkin esas hakkındaki mütalâa da aynen şöyledir :
«Sözü edilen tesisin yapımının projesine göre (724.000.000.—)
lira keşif bedelle ihaleye çıkarılmasına müdürler komisyonunca karar
alınmışken, devreye Bakan Tuncay MATARACI girer ve ihalenin
ikiye bölünmesini önerir. Alınmış karar iptal edilerek ihalenin ikiye
bölünmesine ve (468.400.000.—) liralık kısmının ihaleye çıkarılmasına
22.8.1978 tarihinde karar verilir.
İhaleyi Ali YILDIZ % 25,55’lik bir tenzilatla alır ve toprak
hafriyatını yapar, istihkakları alır ve işi bırakır.
Tuncay MATARACI ile Ali YILDIZ ötedenberi çok yakın ilişki
içindedirler. Daha önce değinildiği gibi Tuncay MATARACI aldığı rüşvet
parasının 25 milyon lirasını ona intikal ettirmiştir.
Otellerde, eğlence yerlerinde ve Avrupa’da birlikte olmuşlardır.
Aralarında parasal ilişki de vardır.
Ali YILDIZ’ın karnesi (724 milyon) liralık ihaleye girmeye elverişli
değildir. Bir kısım tanıklar kişisel kanaatları olarak ihalenin bölünmesinin
Ali YILDIZ’ın ihaleye katılmasını temin amacına yönelik olduğunu beyan
etmişlerdir.
Tuncay MATARACI’nın hazine yararı güdülmüştür sözleri olaya
uygun düşmemektedir. Çünkü, % 25,55 kıran ve çok az iş yapan Ali
YILDIZ keşif bedelinin yarısına yakın bir meblağı istihkak olarak aldıktan
sonra işi bıraktığı gibi daha da alacağı bulunduğunu iddia etmektedir.
Bu durumda hazine yararının nerede olduğu ve nasıl korunduğu
anlaşılamamaktadır.
Tuncay MATARACI’nın bu inşaat dolayısıyla aşağı kademeye
kadar inerek kontrol mühendisi Yılmaz İNKAYA’yı değiştirerek onun
yerine Ali YILDIZ’la yakın ilişki içinde olan ve sık sık onun bürosuna
gittiği saptanan Tevfik ATASELİM’in görevlendirilmesini sağlaması da
bu konudaki kastını göstermektedir.
709E.1981/2
Nitekim Tuncay MATARACI duruşmada, Tevfik ATASELİM’i Ali
YILDIZ istedi, tayin ettim dedikten sonra Ali YILDIZ’ın müdahalesi
üzerine de bu sözlerini tevile çalışmıştır.
Tanık Tanzer KURUL (13.8.1981), (Tuncay MATARACI Tevfik
ATASELİM’i tavsiye etti. Sözleşme daha Sayıştay’da tescil edilmeden
Yılmaz İNKAYA’nın değiştirilmesini söyledi.)
Turhan ÖZGÖKMEN de (13.8.1981), (Yılmaz İNKAYA’nın
alınması Bakanlıktan talep edildi.)
Orhan ÖZET (8.9.1981), (İhalenin bölünmesi yolundaki isteği
hemen yerine getirmedik, Bakan uygulama dairesi elemanlarını, kasıtlı
olarak büyük tutulduğu yolunda itham etti. Bunun üzerine böldük. Tevfik
ATASELİM’in ismini Bakan verdi. Müteaddit defa tayinini söyledi)
şeklindeki ifade ve beyanları olaya açıklık getirmektedir.
Her ne kadar Ali YILDIZ’ın sayın Avukatı TCK’nun 240.
maddesinde öngörülen suça azmettirmenin sözkonusu olmayacağı
görüşünde ise de, olayları kendi içinde mütalâa ettiğimiz zaman, bazı
ahvalde görevi kötüye kullanmak suçuna azmettirmenin de bahis konusu
olabileceği görülür. Biraz önce kısaca değinilen ilişkileri nedeniyle
Tuncay MATARACI, Ali YILDIZ’ın istemini yerine getirmek hususunda
kendisini mecbur hissedecek durumdadır. Yapılmaması gereken bir işi
Ali YILDIZ ondan talep etmiş o da ifa eylemiştir. Böylece Ali YILDIZ
Tuncay MATARACI’yı suça azmettirmiştir.
Tuncay MATARACI, Tekel Genel Müdürlüğünün alt düzeydeki
işlerine yasal yetkisi olmadığı halde karışmış, verdiği emir ve baskılarla
izah edilen işlemleri yaptırmış ve böylece görevini kötüye kullanmıştır.
Bu itibarla;
1 — Tuncay MATARACI’nın eylemine uyan TCK’nun 240 inci,
2 — Ali YILDIZ’ın TCK’nun 64/2, 240 inci maddelerine göre
cezalandırılmalarına karar verilmesini, ceza tayininde olayın öneminin
gözönünde bulundurulmasını arzederim.»
8 — Bolero Gemisi olayına ilişkin esas hakkındaki mütalâa ise
aynen şöyledir:
E.1981/2 710
«Bolero Gemisinin karaya oturması ve bu gemide yangın çıkması,
geminin satılması, yükünün bir kısmının çalınması veya boşaltılması
bir vakıa ise de bu olaylarla Tuncay MATARACI’nın bir ilgisi
saptanamamıştır. Bu itibarla bu olaydan ötürü onun beraatına karar
verilmesini arz ederim.»
SANIĞIN SAVUNMASI:
Sanık Tuncay MATARACI yukarıda gösterilen suçlara ilişkin
iddiaları kabul etmemiş ve bu suçlara ilişkin başkaca bir açıklamada
bulunmamıştır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ :
1 — Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 257. maddesinin
birinci fıkrası kuralına göre «hükmün mevzuu, duruşmanın neticesine
göre iddianamede gösterilen fiilden ibarettir.»
Soruşturma Kurulunun raporunda sanık Tuncay MATARACI’ya
yükletilen eylem, yakın arkadaşı olan Cemil TARAKÇI’yı kimi atama
önerilerinin Cumhurbaşkanınca onaylanmayıp geri çevrilmiş olması
karşısında hileli yollara saparak Dereköy Gümrük Vekilliğine atamasıdır.
Ancak, maddi olgular kesiminde belirtildiği üzere sanık Tuncay
MATARACI, Cemil TARAKÇI’yı 9. derece üzerinden atamıştır. Bu
bakımdan ortak kararname ile atanma durumu burada sözkonusu değildir.
Öte yandan sanık Tuncay MATARACI’nın eylemi, adıgeçen kişiyi
Trakya Gümrükleri Başmüdürlüğü emrinde Müdür Yardımcısı olarak
atamaktan ibarettir. Adıgeçenin Dereköy Gümrük Müdürlüğünde Müdür
Muavini olarak görevlendirilmesi Başmüdürlüğün tasarrufu ile olmuştur.
Başka bir anlatımla ortada Müdür Vekilliği görevine getirilme durumu da
yoktur.
Belirtilen bu olgular ve yasa kuralı önünde sanık Tuncay
MATARACI’nın, Cumhuriyet Başsavcısının düşüncesine iştirak
edilmeyerek bu suçtan beraatına karar verilmesi gerekli görülmüştür.
2 — Yeşilköy Havaalanı Gümrük Muhafaza Müdürü Vefik
ÖZKÖSE’nin buradan «sürülmesi» İstanbul Mafiası diye tanınan
kaçakçılar tarafından görüşüldükten sonra, bu müdürün Çanakkale
Gümrük Muhafaza Müdürlüğüne naklen atandığı; işlemin yapılmasında
711E.1981/2
sanık Tuncay MATARACI’yı, yakalanan TIR kamyonlarının sahibi
Abuzer UĞURLU’nun azmettirdiği yolundaki iddialar atama işleminin
mağduru durumundaki Vefik ÖZKÖSE’nin ifadesine dayanmaktadır.
Vefik ÖZKÖSE önsoruşturmada; sanık Bakanın, yeraltı dünyasına
taviz verdiğini kanıtlamasına, kendisini telgraf emri ile acele tayin
ettiğini; bu işlemin yapılması için gece saat 02’de Personel Müdürü İsmet
Nuri ERGÖKMEN’e telefonla emir verdiğini duyduğunu; bu işlemin
yapılmasında, Abuzer UĞURLU’nun etkili olduğunu belirtmekte ise de,
Yüce Divan’da verdiği ifadede TIR kamyonlarının Abuzer UĞURLU’ya
ait olduğunu müfettiş Necati CAN’dan duyduğunu; Uğurcan ELMAS’ın
Gazinosunda görüşmeleri sırasında da Abuzer UGURLU’nun, bu atama
işleminde hiçbir dahli olmadığını kendisine söylediğini; tanık müfettiş
Necati CAN ise, TIR kamyonlarının Abuzer UĞURLU’ya ait olduğu
yolundaki ihbardan başka herhangi bir delil bulunmadığını beyan etmiştir.
Ayrıca iki TIR kamyonunun yakalanması hakkındaki dava ile ilgili 1979/47
Esas sayılı dava dosyası İpsala Asliye Ceza Mahkemesinden getirtilerek
incelenmiş ve bu konuda herhangi bir belge ve delile rastlanamamıştır.
Açıklanan nedenlerle, sanık Tuncay MATARACI’nın Vefik
ÖZKÖSE’yi başka bir göreve tayin etmek suretiyle görevini kötüye
kullandığı iddiasını sübuta erdirecek bir delil elde edilememiş
bulunduğundan sanığın bu suçtan da beraatine karar verilmesi gerekmiştir.
3 —Niyazi EREN’in atanmasına ilişkin olguların izah edildiği
bölümde gösterildiği üzere, İhsan KALKAVAN’ın teşvik veya istemi
üzerine Niyazi EREN’in Çanakkale Gümrük Muhafaza Müdürlüğüne
atandığı yolunda hiçbir delil elde edilememiştir.
Aksine Niyazi EREN’in, son yargılama sırasında açık
anlatımlarından anlaşıldığı üzere, kendisi uzun süre müdür olamamamın
sıkıntı ve üzüntüsünü çekmektedir. Bu nedenle MATARACI’ya başvurmuş
ve mektup göndermiştir. Hatta kendisi ile görüşmüştür. İşte bu görüşmeden
ve Niyazi EREN’in şahsi sorunlarının intikalinden kısa bir süre sonra
kendisi Gümrük Muhafaza Bölge Amirliğinden Gümrük Muhafaza
Müdürlüğüne terfian atanmıştır. Bu atamada yasa dışı eylemlere ilişkin
başkaca delil bulunamamıştır. Her ne kadar yapılan atama “beyaz formül”
denilen yöntemle yapılmışsa da iddia edildiği gibi, kaçakçıların istekleri
doğrultusunda bir atamanın sözkonusu bulunmadığı ve bu atamada
teşkilattaki dürüst ve cesur elemanların sindirilmesinin amaçlandığını
sübuta erdiren yeterli başkaca bir delilin bulunmadığı anlaşılmıştır.
E.1981/2 712
4 — Maddi olgular kesiminde belirtildiği üzere Turhan DOĞAN
Gürbulak Gümrük Müdürlüğüne ortak kararname ile atanmıştır. Atama
işleminde yasaya aykırılık bulunmamış, adıgeçenin bu isteğini sanık
Şerafettin ELÇİ’ye ileten Nejat SÖYLER’in Gürbulak Kapısı ile ilgisi
saptanamamış, görevini kötüye kullandığını gösteren başkaca delil elde
edilemeyen sanığın, bu suçtan da beraatine karar verilmiştir.
5 — İstanbul Çay paketleme Fabrikası geçici işçilerinden
Dursuns Ali ÇIRAKOĞLU, Rize’lilerin Bakanla fazla bekletilmeden
görüştürülmelerini sağlamak ve böylece özel kalem müdürüne yardım
etmek; Bakanın seyahatlerine katılarak gerekli koruyucu önlemleri almak
üzere Gümrük ve Tekel Bakanlığında geçici görevli olarak çalıştırılması
sanık Bakan tarafından uygun görülmüş; Çay Kurumu Genel Müdürlüğü
de 19.4.1978 günlü, 1049-1 sayılı Olur’la bu atamayı gerçekleştirmiştir.
Gümrük ve Tekel Bakanlığı müsteşarının imzası ile İstanbul Çay
Paketleme Fabrikasına yazılan 23.5.1978 günlü, 66530 sayılı yazıyla
Dursun Ali ÇIRAKOĞLU’nun, Bakanlıktaki görevi sırasında günde 3
saat fazla mesai yaptığı, bayram ve genel tatil günlerinde de çalıştırıldığı
bildirilerek buna göre ücret tahakkuk ettirilmesi istenmiş; daha sonra
adıgeçenin sürekli işçi kadrosuna atanıp bu statüde yine Bakanlıkta geçici
olarak görevlendirilmesini takiben yazılan 3.10.1979 günlü, 13591 sayılı
Bakanlık yazısı ile günde iki saat fazla mesai yaptığı, bayram ve genel
tatil günlerinde çalıştırıldığı Çay Kurumu Genel Müdürlüğüne bildirilerek
buna göre ücret tahakkuk ettirilmesi emri verilmiştir.
Gümrük ve Tekel Bakanlığında geçici görevli olarak çalıştırıldığı
sırada Bakanla birlikte çıktığı seyahatler dolayısıyla adıgeçen kişiye
usulüne göre düzenlenen yolluk bildirimleriyle 109.497.— TL. harcırah
tahakkuk ettirilmiştir.
657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 15.5.1975 günlü, 1897
sayılı Yasa ile değişik 178. maddesinde, günlük çalışma saatleri dışında
fazla çalışılması ve belirli koşulların gerçekleşmesi halinde fazla
çalışmaların ücretle karşılanacağı hükme bağlanmıştır. 6245 sayılı
Harcırah Kanununun 4. maddesinde de genel, katma ve özel bütçeli
idareler ile özel kanunlarla kurulmuş banka ve teşekküllerden aylık, ücret,
ödenek ve yevmiye alan memur ve hizmetlilerle bunların aile fertlerine
harcırah verilmesi öngörülmüştür.
713E.1981/2
Yukarıda açıklandığı üzere, olayın oluşumunda ve gelişmesinde
herhangi bir kötü niyet ve özel himaye kastı ile hareket edildiği
hakkında bir delil elde edilememiş ve vicdani kanaat da bu suretle
oluşmuş bulunduğundan eski Gümrük ve Tekel Bakanı sanık Tuncay
MATARACI’nın bu olayda görevini kötüye kullanma suçundan beraatına
karar verilmesi gerekmiştir.
6 — Sanık Tuncay MATARACI’nın, kadrosu Petrol Ofisi Genel
Müdürlüğünde bulunan Gülay ALIŞ’ı özel nedenlerle kendi özel
kaleminde istihdam ettiği ve böylece görevini kötüye kullandığına ilişkin
iddiayı doğrulayan yeterli delil elde edilememiştir.
Sözü edilen memure Gülay ALIŞ, Gümrük ve Tekel Bakanlığı
dışında ve arada hiçbir organik bağı bulunmayan bir kuruluşun
mensubudur. Bağlı bulunduğu Petrol Ofisi Genel Müdürlüğü, aldığı bir
kararla, kadrosu ve özlük hakları kendilerinde kalmak koşulu ile, Gülay
ALIŞ’ı Gümrük ve Tekel Bakanlığına göndermiştir. Bu konuda üzerine
durulması gereken eylem Gümrük ve Tekel Bakanlığını değil Petrol Ofisi
Genel Müdürlüğünü ilgilendirir.
Bu nedenlerle sanık Gümrük ve Tekel Bakanı Tuncay
MATARACI’nın üzerine atılan suçtan dolayı mahkumiyetine yeterli delil
elde edilemediğinden beraatine karar verilmesi gerekmiştir.
7— İzmir Yaprak Tütün Bakım ve İşleme Evleri inşaatlarına ilişkin
projeler başlangıçta ayrı ayrı hazırlanmış ve bu şekilde Devlet Planlama
Teşkilatının onayından geçmiştir. Bu iki projenin Tekel Genel Müdürlüğü
Müdürler Kurulunca sonradan birleştirilmesinde hangi amaçların
hedef alındığı belli değildir. Genel Müdürlük Yatırım Uygulama Grup
Müdürü Tanzer KURUL, sanık Tuncay MATARACI’dan gelen önerinin
baskı niteliğini taşımadığını, işi tetkik ettiklerinde bölünebilecek bir iş
olarak gördüklerini, yine tanık olarak dinlenen Yatırım Uygulama Grup
Müdürlüğü İnşaat Müdürü olan Tarhan ÖZGÖKMEN de, 724.000.000.—
TL. lık ihalenin Bayındırlık Bakanlığında dahi bulunmayan büyüklükte
bir ihale olduğunu, ihalenin ikiye bölünmesinin firmalar arasında rekabeti
artıracağı ve böylece Devlet yararına sonuç elde edileceğini bildirmiştir.
724.000.000.— TL. lik bir ihaleye dört firma katılabilecek iken
ihalenin ikiye bölünmesinden sonra 12 firmanın katılması tanık sözlerini
doğrulayan bir olgu olarak kabul edilmiştir.
E.1981/2 714
Öte yandan ihale kapalı zarf yöntemi üzerinden yapılmıştır. Buna
göre ihalenin kimin üzerinde kalacağı önceden kestirilemiyeceğinden
sanık Tuncay MATARACI’nın ihaleyi ikiye böldürmek önerisini arkadaşı
Ali YILDIZ yararına yaptığı kabule olanak bulunamamıştır.
İhalenin sanık Ali YILDIZ üzerinde kalmasından sonra inşaat
denetim mühendisinin değiştirilmesi olgusuna gelince : Gerek dosyalardaki
belgelerden, gerekse değiştirilen mühendis Yılmaz İNKAYA’nın tanık
olarak verdiği bilgilerden adıgeçenin aslında Sigara Fabrikası inşaatının
denetim Başmühendisi olduğu, bu görevine ek olarak ve idareten söz
konusu inşaatın denetim başmühendisliğine getirildiği anlaşılmıştır.
Belirtilen bu olgular ve ayrıca sanık Ali YILDIZ’a fazladan
ödenmiş hakediş parası bulunmadığı müfettiş raporu ile saptanmış olduğu
gözönünde tutularak sanık Tuncay MATARACI’nın belirtilen eyleminden
ötürü beraatine karar verilmesi gerekli görülmüştür.
8— Eyüp Cumhuriyet Savcılığı tarafından 7.2.1978 tarihinde
yaptırılan bilirkişi raporunda; Bolero adındaki geminin, Türk sularından
transit olarak geçmekte olduğu sırada karaya oturduğu; olayın 7.1.1978
günü meydana geldiği, gemide çıkan yangın sırasında mürettebat yaşama
mahallinin tamamen yanmış olduğu; gemi kaptanının, gemi makinasında
arıza çıkması nedeniyle çok kuvvetli olan hava muhalefetine karşı
koyamayıp karaya oturduğu yolundaki beyanının doğru olup olmadığı
hususunda kesin bir kanıya varılamadığı belirtilmiştir.
Kontuar Maritim Vapur Acentalığı tarafından Büyükderc Gümrük
Muhafaza Müdürlüğüne yazılan 13.1.1978 günlü yazıda, Bolero gemisinin
ve yükünün kurtarılması işinin, gemi armatörünün talimatı üzerine Rıza
KALKAVAN firmasına verildiği bildirilmiştir.
O tarihlerde İstanbul Gümrükleri Başmüdürü olan Oğuz ANTER ile
Eyüp İlçe Jandarma Bl. Komutanı Yüzbaşı Harun UYSAL, tanık olarak
verdikleri ifadelerinde, olayın Gümrük Teşkilatının görev ve yetki alanı
dışında olduğunu, bu nedenle de Cumhuriyet Savcılığı ve Jandarma
yetkilileri tarafından olaya elkonulmuş bulunduğunu belirtmişlerdir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle Rıza KALKAVAN’ın 12.1.1978 günü
Bolero gemisinde çıkan yangın sırasında hiçbir yetki ve sıfatı olmadığı
halde gemiye çıkmasını meşru imiş gibi göstermek ve adı geçenin bu gemi
ve yüklerle ilgili faaliyetleri hakkında kasten herhangi bir işlem yapmamak
715E.1981/2
suretiyle Bakanlık görev ve nüfuzunu kötüye kullanmak suçunun sübuta
erdiğini gösterecek herhangi bir delil elde edilememiş bulunduğundan
eski Gümrük ve Tekel Bakam sanık Tuncay MATARACI’nın bu suçtan
beraatine karar verilmesi gerekmiştir.
Yukarıdaki bölümde gösterilen suçlara ilişkin sanıklar Şerefettin
ELÇİ, Abuzer UĞURLU, Ali YILDIZ’a ilişkin Soruşturma Kurulu
Raporunda yeralan iddialar aynen şöyledir :
B) Sanık Şerefettin ELÇİ için :
«Hakkındaki Soruşturma Raporlarına göre kaçakçılarla bürolarında
ilişki kurduğu tespit olunan ve bu nedenle Cilvegözü Gümrük
Müdürlüğünden alınarak İskenderun Gümrükleri Başmüdürlüğünde pasif
bir göreve verilmiş olan Turhan DOĞAN adındaki kişiyi, kaçakçılık
olaylarına adı karışan Nejat SÖYLER’in isteği üzerine, Gümrük ve
Tekel eski Bakanı Tuncay MATARACI’yı etkileyerek Gürbulak Gümrük
Müdürlüğüne atanmasını sağlamak suretiyle Gümrük ve Tekel eski
Bakanı Tuncay MATARACİ’nın memuriyet görevini kötüye kullanmak
suçuna iştirak ettiği ve bu suretle Türk Ceza Kanununun 64 ve 240 ncı
maddelerini ihlâl ettiği»
C) Sanık Abuzer UĞURLU için :
«Kaçak TIR Kamyonlarına elkoyan Yeşilköy Havaalanı Gümrük
Muhafaza Müdürü Vefik ÖZKÖSE’yi buradan uzaklaştırması için
başka bir göreve tayini hususunda eski Bakan Tuncay MATARACI’yı
azmettirmek suretiyle TCK’nun 64 ve 240 ncı maddelerini ihlâl ettiği,»
D) Sanık Ali YILDIZ için :
«724.000.000. TL. lık İzmir Yaprak Tütün ve İşleme Evi Kompleksi
inşaatı ihalesine, haiz bulunduğu müteahhitlik karnesi itibariyle girmesine
imkan bulunmaması karşısında bu ihale bedelini Gümrük ve Tekel eski
Bakanı Tuncay MATARACI’nın Bakanlık sıfatından doğan görev ve
nüfuzunu kötüye kullandırarak iki kısma böldürmek ve bu suretle ihaleye
girme imkanına kavuşmak; ayrıca bu inşaatın kontrol mühendisini keza
bakanın kanalıyla değiştirmek suretiyle Tuncay MATARACI’nın memuriyet
görevini kötüye kullanmak suçuna iştirak ettiği ve böylece TCK’nun 64.
maddesi delaletiyle aynı Kanunun 240. maddesini ihlâl ettiği,»
iddia edilmiştir.
E.1981/2 716
MADDİ OLGULAR:
Bu sanıkların eylemlerine ilişkin maddi olgular yukarıdaki
suçlamalarda esas sanık olan eski Gümrük ve Tekel Bakanı Tuncay
MATARACI nın eylemlerine ilişkin maddi olguların anlatımı sırasında
yeterince sergilenmiştir. Bu nedenle bunların burada yinelenmelerine
gerek görülmemiştir.
ESAS HARKINDAKİ MÜTALÂA :
Cumhuriyet Başsavcısının bu sanıkların eylemlerine ilişkin olarak
vermiş bulunduğu esas hakkındaki mütalâa da yukarıda açıklanmıştır.
Bunların da burada yinelenmelerine gerek görülmemiştir.
OLAYLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :
Tanık Nejat SÖYLER’in Soruşturma Kurulu önünde verdiği ifadeye
göre; sanık Şerefettin ELÇİ, Turhan DOĞAN’ın tayinine
yardımcı olması kendisinden istenildiğinde; «mazisi temiz bir
insansa yardımcı olurum» demiş ve aleyhinde başkaca delil elde
edilememiş bulunduğundan, eylemde suç unsuru görülememiştir.
Vefik ÖZKÖSE’nin yakaladığı kaçak TIR kamyonlarının sanık
Abuzer UĞURLU’ya ait olduğunu gösteren ve dolayısıyla adıgeçen
sanığın Vefik ÖZKÖSE’nin Yeşilköy Havaalanı Gümrük Muhafaza
Müdürlüğünden naklen başka bir göreve atanması olayında ise sanık
Tuncay MATARACI’yı görevini kötüye kullanma suçunu işlemeye
azmettirdiği kanısını veren herhangi bir delil elde edilemediğinden ve
esasen bu olayın esas sanığı Tuncay MATARACI’nın cezalandırılmasına
yeterli delil bulunmadığından; sanık Abuzer UĞURLU’nun da bu suçtan
beraetine karar verilmesi gerekir.
Yukarıda belirtildiği üzere İzmir Yaprak Tütün Bakım ve
İşleme Evi Kompleksi inşaatının ikiye bölünmesi ve denetim
mühendisinin değiştirilmesi konusunda sanık Tuncay MATARACI’nın
cezalandırılmasına yeterli delil elde edilemediğinden aynı nedenle
sanık Ali YILDIZ’ında kendisine isnat olunan bu suçtan beraetine karar
verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
717E.1981/2
KİMİ SANIKLARIN CEZALANDIRILMASINDA ALT
SINIRIN AŞILMASI NEDENİ :
Yukarıdaki bölümlerde sanıklara ve eylemlerine ilişkin tüm olgular
ve kanıtlar ortaya konulmuştur.
Bu bölümde, son olarak, kimi sanıklar yönünden haklarında
uygulanacak cezayı artırıcı nedenler açıklanacaktır: Gerçekten, sanık
Bakan Tuncay MATARACI’nın kendisine yükletilen suçları sıfatının
sağladığı kolaylıklardan rahatlıkla yararlanarak işlediği, olgular içerisinde
açıkça görülmektedir. Kimi sanıklar da, sanık Bakanın yarattığı bu
imkânlardan azami ölçüde yararlanmış ve sonuç almışlardır. Öyle ki,
bu rüşvet suçları ülke ekonomisini, genelde, olumsuz yönde etkileyecek
boyutlara ulaşmıştır. Öte yandan, bazı suçların, Bakanlık ve tüm ülke
sathında yarattığı ahlâki bunalım da küçümsenemez. Belirtilen bu nedenler
kimi sanıklar yönünden şiddet unsuru olarak kabul edilmiştir.
HÜKÜM :
I —
A— 1975 yılından beri Haydarpaşa Gümrüğünde bekleyen
Yurda sokulması Kanuna uygun olmaması nedeniyle ithaline müsaade
olunamayan yaklaşık ikibin ton demirin, hurda adı altında çekilmesini
temin için otuz milyon lira rüşvet aldığı sabit olan sanık Tuncay
MATARACI’nın eylemine uyan Türk Ceza Kanununun 213/1. maddesi
uyarınca takdiren ve teşdiden beş sene ağır hapis, 225/1. maddesi
gereğince yüzelli milyon lira ağır para cezası ile hükümlülüğüne, sanığın
aynı Kanunun 227/2. maddesine göre memuriyetten temelli olarak
yoksun kılınmasına, adıgeçen sanığa Rize Trafik Şubesince verilmiş
olan 25.4.1977 günlü, 7095 sayılı şoför ehliyetnamesinin 6085 sayılı
Kara Yolları Trafik Kanununun 60/E maddesi gereğince yukarıda yazılı
hürriyeti bağlayıcı ceza süresine eşit sürece geri alınmasına, suçun
sübutu, memuriyetten yoksun kılınma ve ehliyetnamenin geri alınması
konularında oybirliğiyle, öteki konularda oyçokluğu ile;
B — 1975 yılından beri Haydarpaşa Gümrüğünde bekleyen
söz konusu demirlerin Yurda sokulmasını temin için sanık Tuncay
MATARACI’ya otuz milyon lira rüşvet verdiği sabit olan sanık (...)’in,
eylemine uyan Türk Ceza Kanununun 220. maddesi gereğince takdiren ve
teşdiden bir sene üç ay hapis ve bin lira ağır para cezası ile hükümlülüğüne,
E.1981/2 718
cezadan takdiren indirim yapılmasına neden olmadığına, adıgeçen sanığa
Ankara Trafik Şubesince verilmiş olan 17.11.1966 günlü, 36375 sayılı
Amatör Şoför ehliyetnamesinin yukarıda sözü edilen Yasa kuralı gereğince
hürriyeti bağlayıcı ceza süresine eşit sürece geri alınmasına, suçun sübutu
ve ehliyetnamenin geri alınması konularında oybirliğiyle, öteki konularda
oyçokluğuyla,
C — (...) firmasına ait olup 1975 yılından beri Haydarpaşa
Gümrüğünde bulunan demirlerin Yurda sokulması için Tuncay
MATARACI ile sanık (...) arasında yapılan rüşvet anlaşmasında sanık
(...)’in aracısı olduğu sabit olan Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun eylemine
uyan Türk Ceza Kanununun 226. maddesi delâletiyle aynı Kanunun 220.
maddesi gereğince takdiren ve teşdiden bir sene üç ay hapis, bin lira
ağır para cezası ile hükümlülüğüne, Türk Ceza Kanununun 65. maddesi
gereğince cezasının yarısı indirilerek neticeten yedi ay onbeş gün hapis ve
beşyüz lira ağır para cezası ile hükümlülüğüne, adıgeçen sanığa İstanbul
Trafik Şubesince verilmiş olan 12.6.1973 günlü, 182928 sayılı ağır vasıta
şoför ehliyetnamesinin sözü geçen yasa kuralı gereğince, yukarıda yazılı
hürriyeti bağlayıcı ceza süresine eşit sürece geri alınmasına, suçun sübutu
ve ehliyetnamenin geri alınması konularında oybirliğiyle, öteki konularda
oy çokluğuyla,
KARŞIOYLAR
1 — Kararın (I) ve (II) numaralı kesimlerinde yeralan rüşvet
suçu, bir suç işleme kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı
hükmünün birden çok ihlâli niteliğinde bulunduğundan, bunların ayrı
suç sayılmayarak, Kanunen muayyen cezanın Türk Ceza Kanununun
80. maddesi ile artırılması gerektiği yolundaki Adil ESMER, Hüseyin
KARAMÜSTANTİKOĞLU ve Necdet DARICIOĞLU’nun,
2 — a) Kararın (A) kesiminde cezanın alt sınırının aşılması
için bir neden bulunmadığı yolundaki Adil ESMER, Nihat O.
AKÇAKAYALIOĞLU ve Necdet DARICIOĞLU’nun
b) (B) ve (C) kesiminde cezanın alt sınırının aşılması için bir neden
bulunmadığı yolunda Adil ESMER ve Necdet DARICIOĞLU’nun,
3 — Türk Ceza Kanununun 59. maddesinin uygulanması gerektiği
yolundaki (B) kesiminde Muammer TURAN’ın, (C) kesiminde Nahit
SAÇLIOĞLU ve Muammer TURAN’ın; ayrıca (C) kesiminde Türk Ceza
719E.1981/2
Kanununun 220. maddesi yerine 213/1. maddesinin uygulanması gerektiği
yolunda Nahit SAÇLIOĞLU ve Muammer TURAN’ın karşıoylarıyla,
II —
A — Demir ithalâtçısı olan sanık (...) in Yurt dışından getireceği
demirlerin Yurda sokulmasında her türlü kolaylığın gösterilmesi
karşılığında adıgeçenden değişik tarihlerde toplam olarak seksendört
milyon beşyüzbin lira rüşvet aldığı sabit olan sanık Tuncay
MATARACI’nın, eylemine uyan Türk Ceza Kanununun 213/1.
maddesi gereğince, takdiren ve teşdiden altı sene ağır hapis cezası ile
hükümlülüğüne, aynı Kanunun 80. maddesi uyarınca cezanın dörtte biri
artırılarak neticelen yedi sene altı ay müddetle ağır hapis ve aynı Yasanın
225/1. maddesi uyarınca dörtyüzyirmiiki milyon beşyüz bin lira ağır
para cezasiyle hükümlülüğüne, sanığın Türk Ceza Kanununun 227/2.
maddesine göre temelli olarak memuriyetten yoksun kılınmasına, yukarıda
gün ve sayısı yazılı amatör şoför ehliyetnamesinin 6085 sayılı Yaşartın
60/E maddesi gereğince yine yukarıda belirlenen hürriyeti bağlayıcı ceza
süresine eşit sürece geri alınmasına; suçun sübutu, memuriyetten yoksun
kılınma ve ehliyetnamenin geri alınması konularında oybirliğiyle, öteki
konularda oyçokluğuyla;
B — Sözü edilen demirlerin Yurda sokulması nedeniyle sanık
Tuncay MATARACI’ya muhtelif tarihlerde toplam olarak seksendört
milyon beşyüzbin lira rüşvet verdiği sabit olan sanık (...)’in, eylemine
uyan Türk Ceza Kanununun 220. maddesi gereğince takdiren ve teşdiden
iki sene hapis ve ikibin lira ağır para cezasıyle hükümlülüğüne, 80. madde
gereğince cezasının dörtte biri artırılarak iki sene altı ay hapis ve ikibin
beşyüz lira ağır para cezası ile hükümlülüğüne; cezadan takdiren indirim
yapılmasına neden olmadığına, yukarıda sözü edilen ehliyetnamenin
hürriyeti bağlayıcı ceza süresine eşit sürece geri alınmasına; suçun sübutu
ve ehliyetnamenin geri alınması konularında oybirliğiyle, öteki konularda
oyçokluğu ile;
C — işbu rüşvet olayına sanık (...)’in aracısı sıfatıyla katıldığı
sabit olan sanık Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun eylemine uyan Türk
Ceza Kanununun 226. maddesi delâletiyle aynı Yasanın 220. maddesi
uyarınca takdiren ve teşdiden ikisenc süre ile hapis ve ikibin lira ağır
para cezası ile hükümlülüğüne, Türk Ceza Kanununun 65/3. maddesi
gereğince cezaları yarı nisbetinde indirilerek bir sene hapis ve bin lira
E.1981/2 720
ağır para cezası ile hükümlülüğüne, 80. madde uyarınca ceza 1/4 oranında
artırılarak neticeten bir sene üç ay hapis ve binikiyüzelli lira ağır para
cezası ile hükümlülüğüne, cezadan takdiren indirim yapılmasına gerek
bulunmadığına, yukarıda sözüedilen ehliyetnamenin hürriyeti bağlayıcı
ceza süresine eşit sürece geri alınmasına; suçun sübutu ve ehliyetnamenin
geri alınması konularında oybirliğiyle öteki konularda oyçokluğu ile;
KARŞIOYLAR :
1 —- I numaralı suçta (1) sayı ile belirtilen nedenlerle Adil ESMER,
Hüseyin KARAMÜSTANTİKOĞLU ve Necdet DARICIOĞLU’nun;
2 — a) Kararın (A) kesiminde cezanın alt sınırının aşılması
için bir neden bulunmadığı yolundaki Adil ESMER, Nihat O.
AKÇAKAYALIOĞLU ve Necdet DARICIOĞLU’nun;
b) (13) ve (C) kesimlerinde cezanın alt sınırının aşılması için bir
neden bulunmadığı yolunda Adil ESMER ve Necdet DARICI OĞLU’nun;
3 — Türk Ceza Kanununun 59. maddesinin uygulanması gerektiği
yolunda (B) kesiminde Muammer TURAN’ın, (C) kesiminde Nahit
SAÇLIOĞLU ve Muammer TURAN’ın;
4 — (c) kesiminde, sanığa Türk Ceza Kanununun 220. maddesi
yerine 213/1. maddesinin uygulanması gerektiği yolunda Nihat O.
AKÇAKAYALIOĞLU, Nahit SAÇLIOĞLU, Semih ÖZMERT, Muammer
TURAN, Servet TÜZÜN ve Yekta GÜNGÖR ÖZDEN in;
karşıoylarıyla;
III —
A — Rizespor Kulübüne bin ton çay tahsisinin ve çayların 4223 sayılı
Yasaya aykırı olarak Tekel perakende satış fiyatının üstünde satılmasının
temini için yapacağı çeşitli yardımlar karşılığında, kulüp yöneticilerinden
Paşali ALAMAN ve Nuri AKBULUT’tan on milyon lira rüşvet aldığı
sabit olan sanık Tuncay MATARACI’nın, eylemine uyan Türk Ceza
Kanunu’nun 213/1. maddesi uyarınca takdiren ve teşdiden beş sene ağır
hapis ve aynı Yasanın 225/1. maddesi gereğince ellimilyon lira ağır para
cezası ile hükümlülüğüne, sanığın, 227/2. maddesine göre temelli olarak
memuriyetten yoksun kılınmasına, sanığa ait yukarıda gün ve sayısı yazılı
amatör şoför ehliyetnamesinin sözügeçen yasa kuralı gereğince yukarıda
721E.1981/2
belirlenen hürriyeti bağlayıcı ceza süresine eşit sürece geri alınmasına;
suçun sübutu,memuriyetten yoksun kılınma ve ehliyetnamenin geri
alınması konularında oybirliğiyle, öteki konularda oyçokluğu ile;
B— Sözü edilen rüşvet suçuna sanık Tuncay MATARACI’nın aracısı
sıfatıyla katıldığı sabit olan sanık Köksal MATARACI’nın, eylemine uyan
Türk Ceza Kanunu’nun 226. maddesi delâletiyle aynı Kanunun 213/1.
maddesi gereğince takdiren ve teşdiden beş sene ağır hapis ve 225/1.
maddesi gereğince ellimilyon lira ağır para cezasıyla hükümlülüğüne,
hükmedilen cezanın Türk Ceza Kanunu’nun 65/3. maddesi uyarınca
yarısı indirilerek, neticelen iki sene altı ay ağır hapis ve yirmibeşmilyon
hra ağır para ceza ile hükümlülüğüne, sanığın Türk Ceza Kanunu’nun
227/2. maddesine göre temelli olarak memuriyetten yoksun bırakılmasına,
adıgeçen sanığa Rize Trafik Şubesince verilmiş olan 5.6.1958 günlü ve
654 sayılı ağır vasıta şoför ehliyetnamesinin 6085 sayılı Yasanın 60/E
maddesi gereğince, yukarıda yazılı hürriyeti bağlayıcı ceza süresine eşit
sürece çeri alınmasına; suçun sübutu, memuriyetten yoksun kılınma ve
ehliyetnamenin geri alınması konularında oybirliğiyle, öteki konularda
oyçokluğu ile,
C — Söz konusu bin ton çayın tahsisi için sanık Tuncay
MATARACI’ya onmilyon lira rüşvet verme suçunu birlikte işledikleri
sabit olan sanık Paşali ALAMAN ve Nuri AKBULUT’un, eylemlerine
uyan Türk Ceza Kanununun 64.ve 220. maddeleri gereğince birer sene
hapis ve beşyüzer lira ağır para cezası ile hükümlülüklerine, aynı Kanunun
59. maddesi gereğince cezalarının altıda biri indirilerek neticeten onar ay
hapis ve dörtyüzonaltışar lira ağır para cezası ile hükümlülüklerine, sanık
Paşali ALAMAN’a Rize Trafik Şubesince verilmiş olan 13.12.1978 günlü
ve 8739 sayılı ağırvasıta şoför ehliyetnamesinin, sanık Nuri AKBULUT’a
aynı ver Trafik Şubesince verilmiş olan 23.10.1970 günlü ve 1569 sayılı
ağırvasıta şoför ehliyetnamesinin 6085 sayılı Yasanın 60/E maddesi
Gereğince ve yukarıda belirlenen hürriyeti bağlayıcı ceza sürelerine eşit
sürece geri alınmasına; suçun sübutu ve ehliyetnamelerinin geri alınması
konularında oybirliğiyle; öteki konularda oyçokluğu ile;
D — Rizespor Kulübüne çay tahsisine ve tahsis olunan çayın 4223
sayılı Yasa hükümlerine aykırı olarak Tekelin perakende satış fiyatı
üstünde satılmasını temin etmek suretiyle görevlerini kötüye kullandıkları
sabit olan sanık Şahin BALTA ve sanık Salih Zeki GÖKTÜRK un
eylemlerine uyan Türk Ceza Kanununun 2248 sayılı Yasa ile değişik 240.
E.1981/2 722
maddesi gereğince ve cezayı hafifletici nedenlerin bulunması sebebiyle
altışar ay hapis, ikişerbin lira ağır para cezası ile hükümlülüklerine, üçer
ay süre ile memuriyetten yoksun kılınmalarına, sanıkların kişiliklerine
ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre hükmolunan hapis cezalarının
647 sayılı Kanun’un 4. maddesi gereğince beher gün karşılığı ikiyüz lira
üzerinden otuzaltışarbin lira ağır para cezasına çevrilmesine, erteleme
isteklerinin reddine, sanıklardan Şahin BALTA’ya Rize Trafik şubesince
verilmiş olan 17.4.1974 günlü ve 4882 sayılı amatör şoför ehliyetnamesi
ile sanık Salih Zeki GÖKTÜRK’e yine Rize Trafik Şubesince verilmiş
olan 13.9.1977 günlü ve 7454 sayılı amatör şoför ehliyetnamesinin 6085
sayılı Yasanın 60/E maddesi gereğince ve yukarıda belirlenen hürriyeti
bağlayıcı ceza sürelerine eşit sürelerce geri alınmasına; suçun sübutu ve
ehliyetnamelerinin geri alınması konularında oybirliğiyle, öteki konularda
oyçokluğu ile,
KARŞIOYLAR:
1 — Eylemin Türk Ceza Kanununun 209/1. maddesine uyduğu,
kararın (A) kesiminde yeralan sanık Tuncay MATARACI’nın sözü edilen
bu madde uyarınca ve (B) kesiminde yeralan Köksal MATARACI’nın da
aynı Yasanın 209/1 ve 65. maddelerine göre cezalandırılmaları, rüşvet
verdikleri iddia olunan sanıkların bu nedenle beraetlerine karar verilmesi
yolunda Hüseyin KARAMÜSTANTÎKOĞLU’nun,
2 — a) Türk Ceza Kanununun 225/1. maddesi uyarınca (A) kesiminde
ağır para cezasının üçmilyon beşyüzbin liralık çekin beş katı üzerinden
hesaplanması gerektiği yolunda Nihat O. AKÇAKAYALIOĞLU,
Orhan ONAR, Selâhattin METİN, Muammer TURAN ve Necdet
DARICIOĞLU’nun;
b) Türk Ceza Kanununun 225/1. maddesinde rüşvet alanın kendisine
hükmolunması öngörülen ağır para cezasının, onun vasıtası olan aracısına
«Raiş’e» uygulanmasına yasal olanak bulunmadığından (B) kesiminde
Şevket MÜFTÜGİL, Ahmet H. BOYACIOĞLU, Adil ESMER, Nihat O.
AKÇAKAYALIOĞLU, Muammer TURAN, Necdet DARICIOĞLU ve
Servet TÜZÜN’ün;
3 — a) (A) kesiminde cezanın alt sınırının aşılması için bir neden
bulunmadığı yolunda Âdil ESMER, Nihat O. AKÇAKAYALIOĞLU,
Selâhattin METİN, Necdet DARICIOĞLU ve Servet TÜZÜN’ün,
723E.1981/2
b) (B) kesiminde cezanın alt sınırının aşılması için bir neden
bulunmadığı yolunda Âdil ESMER, Selâhattin METİN ve Necdet
DARICIOĞLU’nun,
4 — a) (D) kesiminde, olayda cezayı hafifletici nedenler
bulunmadığı gibi ayrıca cezanın alt sınırının aşılmasını gerektiren
sebepler bulunduğundan, Türk Ceza Kanununun 240. maddesinin birinci
tümcesindeki cezaların alt sınırları aşılarak saptanması yolundaki Nahit
SAÇLIOĞLU ve Muammer TURAN’ın;
b) (D) kesiminde sanıklara verilen hürriyeti bağlayıcı cezaların
647 sayılı Yasa uyarınca para cezasına çevrilmemesi yolunda Ahmet H.
BOYACIOĞLU, Nihat O. AKÇAKAYALIOĞLU, Nahit SAÇLIOĞLU,
Muammer TURAN ve Mahmut C. CUHRUK’un;
c) Hürriyeti bağlayıcı cezadan çevrilen ağır para cezalarının
ertelenmesi gerektiği yolunda Necdet DARICIOGLU’nun;
karşıoylarıyla.
IV —
A — Anadolu Basın Birliğine 100 ton çay tahsisi ve çayların
4223 sayılı Yasaya aykırı olarak Tekel perakende satış fiyatının üstünde
satılmasını sağlamak için yapacağı çeşitli yardımlar karşılığında, anılan
Birliğin Rize Şubesi yetkililerinden Nihat KARADERELİ ve Vural
KAZMAZ’dan, Köksal MATARACI aracılığıyla 2.750.000.— TL. rüşvet
aldığı sabit olan sanık Tuncay MATARACI’nın, eylemine uyan Türk Ceza
Kanununun 213/1. maddesi gereğince 4 yıl ağır hapis ve 225/1. maddesi
uyarınca 13.750.000.— TL. ağır para cezası ile hükümlülüğüne, sanığın
aynı Yasanın 227/2. maddesine göre temelli olarak memuriyetten yoksun
bırakılmasına, yukarıda gün ve sayısı yazılı amatör şoför ehliyetnamesinin
6085 sayılı Yasanın 60/E maddesi gereğince yukarda belirlenen
hürriyeti bağlayıcı ceza süresine eşit sürece geri alınmasına, suçun
sübutu, memuriyetten yoksun kılınma ve ehliyetnamenin geri alınması
konularında oybirliğiyle, öteki konularda oyçokluğuyla;
B — Bu rüşvet suçuna sanık Tuncay MATARACI’nın aracısı
sıfatıyla katıldığı sabit olan sanık Köksal MATARACI’nın, eylemine uyan
Türk Ceza Kanununun 226. maddesi delâletiyle aynı Kanunun 213/1.
maddesi gereğince takdiren 4 sene ağır hapis ve 225/1. maddesi uyarınca
E.1981/2 724
13.750.000.— TL. ağır para cezası ile hükümlülüğüne, hükmolunan
cezanın Türk Ceza Kanununun 65/3. maddesi uyarınca yarısı indirilerek
neticeten 2 sene ağır hapis ve 6.875.000.— TL. ağır para cezası ile
hükümlülüğüne, sanığın aynı Kanunun 227/2. maddesi gereğince temelli
olarak memuriyetten yoksun bırakılmasına, sanığın yukarıda gün ve sayısı
yazılı şoför ehliyetnamesinin 6085 sayılı Yasanın 60/E maddesi uyarınca,
yine yukarıda belirlenen hürriyeti bağlayıcı ceza süresine eşit sürece geri
alınmasına; suçun sübutu, memuriyetten yoksun kılınma, ehliyetnamenin
geri alınması konularında oybirliğiyle, öteki konularda oyçokluğuyla;
C— Söz konusu 100 ton çayın tahsisi için sanık Tuncay
MATARACI’ya adıgeçenin aracısı Köksal MATARACI eliyle 2.750.000.—
TL. rüşvet verdikleri sabit olan sanık Nihat KARADERELİ ve Hamza
Vural KAZMAZ’ın, eylemlerine uyan Türk Ceza Kanunu’nun 64. ve 220.
maddeleri uyarınca birer sene hapis ve beşyüzer lira ağır para cezası ile
hükümlülüklerine, aynı Kanunun 59. maddesi gereğince cezalanılın 1/6
indirilerek neticelen onar ay süre ile hapis ve dörtyüzonaltışar lira ağır
para cezası ile hükümlülüklerine, sanık Nihat KARADERELİ’ye Rize
Trafik Şubesince verilmiş bulunan 15.8.1958 günlü, 1569 sayılı şoför
ehliyetnamesinin, sanık Hamza Vural KAZMAZ’a Rize Trafik Şubesince
verilmiş olan 12.12.1962 günlü, 2148 sayılı ehliyetnamenin ayrı ayrı 6085
sayılı Trafik Kanunu’nun 60/E maddesi gereğince yukarıda yazılı hürriyeti
bağlayıcı ceza süresine eşit sürece geri alınmasına, suçun sübutu ve
ehliyetnamelerin geri alınması konularında oybirliğiyle, öteki konularda
oyçokluğuyla;
D — Anadolu Basın Birliğine çay tahsisini ve tahsis olunan
çayın 4223 sayılı Kanun hükümlerine aykırı olarak Tekel’in perakende
satış fiayatı üstünde satılmasını temin etmek suretiyle görevini kötüye
kullandığı sabit olan sanık Şahin BALTA’nın, eylemine uyan Türk Ceza
Kanunu’nun 6123 sayılı Yasa ile değişik 240. maddesi gereğince cezayı
hafifletici nedenlerin de bulunması sebebiyle üç ay hapis ikiyüz lira ağır
para cezasıyla hükümlülüğüne, ayrıca üç ay süre ile memuriyetten yoksun
bırakılmasına, sanığın kişiliğine ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre
hükmolunan hapis cezasının 647 sayılı Yasanın suç tarihinde yürürlükte
bulunan 4. maddesi gereğince, beher gün karşılığı kırk lira üzerinden,
üçbinaltıyüz lira ağır para cezasına çevrilmesine, erteleme isteğinin
reddine, sanığın yukarıda sözü edilen şoför ehliyetnamesinin anılan yasa
kuralı gereğince yukarıda yazılı hürriyeti bağlayıcı ceza süresine eşit
725E.1981/2
sürece geri alınmasına, suçun sübutu, memuriyetten yoksun kılınma ve
ehliyetnamenin geri alınması konularında oybirliğiyle, öteki konularda
oyçokluğuyla;
KARŞIOYLAR :
1 — Eylemin Türk Ceza Kanunu’nun 209/1. maddesine uyduğu,
kararın (A) kesiminde yer alan sanık Tuncay MATARACI’nın sözü edilen
bu madde uyarınca ve (B) kesiminde yer alan Köksal MATARACI’nın da
aynı Yasanın 209/1. ve 65. maddelerine göre cezalandırılmaları, rüşvet
verdikleri iddia olunan sanıkların bu nedenle beraetlerine karar verilmesi
yolunda Hüseyin KARAMÜSTANİKOĞLU’nun,
2 —a) Türk Ceza Kanunu’nun 225/1. maddesi uyarınca (A)
kesiminde ağır para cezasının toplam olarak 2.400.000.— TL. tutan çekler
üzerinden hesaplanması gerektiği yolunda Adil ESMER, Orhan ONAR,
Selâhattin METİN, Muammer TURAN ve Necdet DARICIOĞLU’nun,
b) Türk Ceza Kanunu’nun 225/1. maddesinde rüşvet alanın
kendisine hükmolunması öngörülen ağır para cezasının, onun vasıtası
olan aracısına «raiş’e» uygulanmasına yasal olanak bulunmadığından
(B) kesiminde Şevket MÜFTÜGİL, Ahmet H. BOYACIOĞLU, Âdil
ESMER, Nihat O. AKÇAKAYALIOĞLU, Muammer TURAN, Necdet
DARICIOĞLU ve Servet TÜZÜN’ün,
c) (B) kesiminde Türk Ceza Kanunu’nun 225/1. maddesinde
öngörülen ağır para cezasının toplam olarak 2.400.000.— TL. tutan çekler
üzerinden hesaplanması gerektiği yolunda Orhan ONAR ve Selâhattin
METİN’in,
3— a) (D) kesiminde, olayda cezayı hafifletici nedenler
bulunmadığı gibi ayrıca cezanın alt sınırının aşılmasını gerektiren
sebepler bulunduğundan Türk Ceza Kanunu’nun 240. maddesinin birinci
tümcesindeki cezaların alt sınırları aşılarak saptanması yolundaki Nahit
SAÇLIOĞLU ve Muammer TURAN’ın,
b) (D) kesiminde sanığa verilen hürriyeti bağlayıcı cezanın
647 sayılı Yasa uyarınca para cezasına çevrilmesi yolunda Ahmet H.
BOYACIOĞLU, Nihat O. AKÇAKAYALIOĞLU, Nahit SAÇLIOĞLU,
Muammer TURAN ve Mahmut C. CUHRUK’un,
E.1981/2 726
c) Hürriyeti bağlayıcı cezadan çevrilen ağır para cezasının
ertelenmesi gerektiği yolunda Necdet DARICIOĞLU’nun karşıoylarıyla.
V —
A — Çay Kurumunun ihtiyacı olan çay kutusu alımında, gerek
ihalede, gerek ihaleden sonra yapacağı çeşitli yardımlar karşılığı, üstlenici
Rahim MEYDAN’dan onmilyon lira rüşvet aldığı sabit olan Tuncay
MATARACI’nın eylemine uyan Türk Ceza Kanunu’nun 213/1. maddesi
gereğince takdiren ve teşdiden beş sene ağır hapis, 225/1. madde uyarınca
ellimilyon lira ağır para cezası ile hükümlülüğüne ve aynı Yasanın
227/2. maddesine göre temelli olarak memuriyetten yoksun kılınmasına,
sanığa ait yukarıda gün ve sayısı yazılı amatör şoför ehliyetnamesinin
hürriyeti bağlayıcı ceza süresine eşit sürece geri alınmasına; suçun
sübutu, memuriyetten yoksun kılınma ve ehliyetnamenin geri alınması
konularında oybirliğiyle, öteki konularda oyçokluğu ile;
B — Sözü edilen çay kutusu almunda kendisine sağlanacak kolaylık
ve yardımlar karşılığı sanık Tuncay MATARACI’ya onmilyon lira rüşvet
verdiği sabit olan sanık Rahim MEYDAN’ın eylemine uyan Türk Ceza
Kanunu’nun 220. maddesi uyarınca takdiren ve teşdiden iki sene hapis ve
ikibin lira ağır para cezası ile hükümlülüğüne, cezadan takdiren indirim
yapılmasına gerek bulunmadığına, suçun sübutu yönünden oybirliğiyle,
öteki konularda oyçokluğu ile;
KARŞIOYLAR :
1 — Eylemin Türk Ceza Kanununun 209/1. maddesine uyduğu,
kararın (A) kesiminde yer alan sanık Tuncay MATARACI’nın sözü
edilen bu madde uyarınca cezalandırılması, rüşvet verdiği iddia olunan
(B) kesimindeki sanığın da bu nedenle beraetine karar verilmesi yolunda
Hüseyin KARAMÜSTANTİKOĞLU’nun,
2 — a) (A) kesiminde cezanın alt sınırının aşılması için bir neden
bulunmadığı ‘yolunda Âdil ESMER, Nihat O. AKÇAKAYALIOĞLU ve
Necdet DARICIOĞLU’nun,
b) (B) kesiminde cezanın alt sınırının aşılması için bir neden
bulunmadığı yolunda Âdil ESMER, Orhan ONAR, Muammer TURAN ve
Necdet DARICIOĞLU’nun,
727E.1981/2
3 — (B) kesiminde Türk Ceza Kanunu’nun 59. maddesinin
uygulanması gerektiği görüşü ile Selâhattin METİN ve Muammer
TURAN’m,
karşıoylarıyla,
VI —
A— Emekli Jandarma astsubayı Harun GÜREL’in İpsala Gümrük
Müdürlüğüne atanması için Abuzer UĞURLU, Uğurcan ELMAS ve
Harun GÜREL’den Şaban EYÜBOĞLU aracılığıyla toplam olarak
10.925.000.— TL. rüşvet aldığı sabit olan sanık Tuncay MATARACI’nın,
eylemine uyan Türk Ceza Kanunu’nun 213/2. maddesi uyarınca takdiren
ve teşdiden sekiz sene ağır hapis, 225/1. maddesi gereğince 54.625.000.—
TL. ağır para cezasıyla hükümlülüğüne, aynı Kanunun 80. maddesinin
uygulanmasına yer olmadığına, sanığın Türk Ceza Kanununun 227/2.
maddesine göre temelli olarak memuriyetten yoksun kılınmasına; yukarıda
gün ve sayısı yazılı şoför ehliyetnamesinin anılan Yasanın 60/E maddesi
gereğince, yine yukarıda belirlenen hürriyeti bağlayıcı ceza süresine eşit
sürece geri alınmasına; suçun sübutu, memuriyetten yoksun kılınma ve
ehliyetnamenin geri alınması konularında oybirliğiyle, öteki konularda
oyçokluğuyla,
B — Bu rüşvet suçuna, sanık Tuncay MATARACI’nın aracısı
sıfatıyla katıldığı sabit olan sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun, eylemine uyan
Türk Ceza Kanunu’nun 226. maddesi delâletiyle 213/2. maddesi uyarınca
takdiren ve teşdiden sekiz sene ağır hapis ve aynı Kanunun 225/1. maddesi
gereğince 54.625.000.— TL. ağır para cezası ile hükümlülüğüne, aynı
Kanunun 65/3. maddesine göre cezasının yarısı indirilerek neticeten dört
yıl ağır hapis, 27.312.500.— TL. ağır para cezası ile hükümlülüğüne, 80.
maddenin uygulanmasına yer olmadığına, sanığın Türk Ceza Kanunu’nun
227/2. maddesine göre temelli olarak memuriyetten yoksun kılınmasına,
cezadan takdiren indirim yapılmasına gerek bulunmadığına, adıgeçen
sanığa Ankara Trafik Şubesince verilmiş olan 27.3.1977 günlü, 105775
sayılı şoför ehliyetnamesinin, 6085 sayılı Karayolları Trafik Kanununun
60/E maddesi gereğince, yukarıda yazılı hürriyeti bağlayıcı ceza süresine
eşit sürece geri alınmasına, suçun sübutu, memuriyeten yoksun kılınma,
ehliyetnamenin geri alınması konularında oybirliğiyle, öteki konularda
oyçokluğuyla,
E.1981/2 728
C — Harun GÜREL’in İpsala Gümrük Müdürlüğüne atanması ve bu
görevde tutulması karşılığında, sanık Tuncay MATARACI’ya adıgeçenin
aracısı Şaban EYÜBOĞLU aracılığıyla 250.000.— TL. rüşvet verdiği sabit
olan sanık Abuzer UĞURLU’rtun, eylemine uyan Türk Ceza Kanunu’nun
64 ve 220. maddeleri uyarınca takdiren ve teşdiden iki sene hapis ve ikibin
lira ağır para cezası ile hükümlülüğüne, 80. maddenin uygulanmasına
yer olmadığına, adıgeçen sanığa İstanbul Trafik Şubesince verilmiş olan
13.9.1967 günlü, 26088 sayılı şoför ehliyetnamesinin yukarıda sözü edilen
yasa kuralı gereğince hürriyeti bağlayıcı ceza süresine eşit sürece geri
alınmasına, suçun sübutu ve ehliyetnamenin geri alınması konularında
oybirliğiyle, öteki konularda oyçokluğuyla,
D — Harun GÜREL’in İpsala Gümrük Müdürlüğüne atanması ve bu
görevde tutulması maksadıyla Tuncay MATARACI’ya adıgeçenin aracısı
Şaban EYÜBOĞLU vasıtasıyla 600.000,— TL. rüşvet verdiği sabit olan
sanık Uğurcan ELMAS’ın, eylemine uyan Türk Ceza Kanunu’nun 64,
220. maddeleri uyarınca takdiren ve teşdiden iki sene hapis ve ikibin lira
ağır para cezasıyla hükümlülüğüne, aynı Kanunun 80 ve 59. maddelerinin
uygulanmasına ver olmaçlığına, adıgeçen sanığa İstanbul Trafik Şubesince
verilen 4.6.1965 günlü, 104753 sayılı şoför ehliyetnamesinin yukarıda
sözü edilen yasa kuralı gereğince hürriyeti bağlayıcı ceza süresine eşit
sürece geri alınmasına, suçun sübutu ve ehliyetnamenin geri alınması
konularında oybirliğiyle, öteki konularda oyçokluğuyla,
E — İpsala Gümrük Müdürlüğüne atanması ve bu yerde görevini
sürdürmesi için Tuncay MATARACI’ya adıgeçenin aracısı Şaban
EYÜBOĞLU vasıtasıyla 10.075.000.— TL. rüşvet verdiği sabit olan
sanık Harun GÜREL’in, Türk Ceza Kanunu’nun 64 ve 220. maddeleri
uyarınca takdiren ve teşdiden üç yıl hapis ve beşbin lira ağır para cezasıyla
hükümlülüğüne, 80. maddenin uygulanmasına yer olmadığına, adıgeçen
sanığa Rize Trafik Şubesince verilen 3.10.1969 günlü, 4836 sayılı şoför
ehliyetnamesinin yukarıda sözü edilen yasa kuralı gereğince hürriyeti
bağlayıcı ceza süresine eşit sürece geri alınmasına, suçun sübutu ve
ehliyetnamenin geri alınması konularında oybirliğiyle, öteki konularda
oyçokluğuyla,
KARŞIOYLAR :
1 — a) (A) kesiminde cezanın alt sınırının aşılması için bir neden
bulunmadığı yolunda Âdil ESMER, Nihat O. AKÇAKAYALIOĞLU ve
Necdet DARICIOĞLU’nun,
729E.1981/2
b) (B), (D), (E) kesimlerinde cezanın alt sınırının aşılması için bir
neden bulunmadığı yolunda Âdil ESMER ve Necdet DARICIOĞLU’nun,
c) (C) kesiminde cezanın alt sınırının aşılması için bir neden
bulunmadığı yolunda Âdil ESMER, Necdet DARICIOĞLU ve Yekta
Güngör ÖZDEN’in,
2 — Türk Ceza Kanunu’nun 225/1. maddesinde rüşvet alanın
kendisine hükmolunması öngörülen ağır para cezasının onun vasıtası
olan aracısına «raiş’e» uygulanmasına yasal olanak bulunmadığından
(B) kesiminde Şevket MÜFTÜGİL, Ahmet H. BOYACIOĞLU, Âdil
ESMER, Nihat O. AKÇAKAYALIOĞLU, Muammer TURAN, Necdet
DARICIOĞLU ve Servet TÜZÜN’ün,
3— (B) Kesiminde Türk Ceza Kanunu’nun 59. maddesinin
uygulanması gerektiği görüşüyle Muammer TURAN’ın karşıoylarıyla.
VII—
A— Haydarpaşa Gümrük Müdür Vekilliğine atanmasından kısa
biı süre sonra tutuklanması nedeniyle vekâlet görevinden ve bilâhare
de açığa alınan Ali Galip KAYIRAN’ın, tekrar Haydarpaşa Gümrük
Müdürlüğüne atanması karşılığında, Şaban EYÜBOĞLU aracılığı ile
Ali Galip KAYIRAN, Yusuf YAMAN ve Mustafa ÖZSOY’dan toplam
olarak dokuzmilyon üçyüzbin lira tutarında rüşvet aklığı sabit olan Tuncay
MATARACI’nın, eylemine uyan Türk Ceza Kanununun 213/1. maddesi
uyarınca dört sene ağır hapis ve 225/1. maddesi gereğince kırkaltımilyon
beşyüzbin lira ağır para cezası ile hükümlülüğüne, 80. maddenin
uygulanmasına yer olmadığına, sanığın aynı Kanunun 227/2. maddesine
göre temelli olarak memuriyetten yoksun kılınmasına, sanığa ait yukarıda
gün ve sayısı yazılı amatör şofor ehliyetnamesinin hürriyeti bağlayıcı ceza
süresine eşit surece gen alınmasına; suçun sübutu, memuriyetten yoksun
kılınma ve ehliyetnamenin geri alınması konularında oybirliğiyle, öteki
konularda oyçokluğu ile,
B— Söz konusu rüşvet suçuna, sanık Tuncay MATARACI’nın
aracısı sıfatıyla katıldığı sabit olan sanık Saban EYÜBOĞLU’nun,
eylemine üyen Türk Ceza Kanununun 226. maddesi delâletiyle aynı
Kanunun 213/1. maddesi gereğince dört sene müddetle ağır hapsine ve
225/1. maddesi uyarınca kırkaltımilyonbeşyüzbin lira ağır para cezası
ile hükümlülüğüne, cezalarının 65/3. maddesi yarısı indirilerek iki
E.1981/2 730
sene ağır hapis ve yirmiüçmilyon ikiyüzellibin lira ağır para cezası ile
hükümlülüğüne, aynı Kanunun 227 maddesine göre sanığın temelli olarak
memuriyetten yoksun kılınmasına, sanığa ait olup yukarıda gün ve sayısı
yazılı olan şoför ehliyetnamesinin hürriyeti bağlayıcı ceza süresine eşit
surece gen alınmasına; suçun sübutu, memuriyetten yoksun kılınması ve
ehliyetnamenin geri alınması konularında oybirliğiyle, öteki konularda
oyçokluğu ile,
C Eski görevine tekrar atanmasını temin için sanık Tuncay
MATARACI ya birbuçukmilyon lira rüşvet verdiği sabit olan sanık Ali
Galip KAYIRAN’ın, eylemine uyan Türk Ceza Kanununun 64. ve 220.
maddeleri gereğince takdiren ve teşdiden iki sene hapis ve ikibin lira ağır
para cezası ile hükümlülüğüne, adıgeçen sanığa Maraş Trafik Şubesince
verilmiş olan 5.6.1968 günlü, 4396 sayılı amatör şoför ehliyetnamesinin
yukarıda belirlenen hürriyeti bağlayıcı ecza süresine eşit sürece geri
alınmasına, suçun sübutu ve ehliyetnamenin geri alınması konularında
oybirliğiyle, öteki konularda oyçokluğu ile,
D — Sanık Ali Galip KAYIRAN’ın eski görevine atanmasını temin
için Şaban EYÜBOĞLU aracılığı ile Tuncay MATARACI’ya toplam
beşmilyon lira rüşvet verdiği sabit olan sanık Yusuf YAMAN’ın Türk
Ceza Kanunu’nun 64 ve 220. maddeleri gereğince takdiren ve teşdiden bir
sene altı ay hapis ve bin lira ağır para cezası ile hükümlülüğüne, adıgeçen
sanığa İstanbul Trafik Şubesince verilmiş olan 21.8.1962 günlü, 246028
sayılı ağır vasıta şoför ehliyetnamesinin yukarıda belirlenen hürriyeti
bağlayıcı ceza süresine eşit sürece geri alınmasına; suçun sübutu ve
ehliyetnamenin geri alınması konularında oybirliğiyle, öteki konularda
oyçokluğu ile,
KARŞIOYLAR:
1 — Türk Ceza Kanunu’nun 225/1. maddesinde rüşvet alanın
kendisine hükmolunması öngörülen ağır para cezasının onun vasıtası
olan aracısına «Raiş’e» uygulanmasına yasal olanak bulunmadığından
(B) kesiminde Şevket MÜFTÜGİL, Ahmet H. BOYACIOĞLU, Âdil
ESMER, Nihat O. AKÇAKAYALIOĞLU, Muammer TURAN, Necdet
DARICIOĞLU ve Servet TÜZÜN’ün,
2 — a) (C) ve (D) kesimlerinde cezanın alt sınırının aşılmasını
gerektiren bir neden bulunmadığı yolunda Âdil ESMER, Ordan ONAR,
Mehmet ÇINARLI ve Necdet DARICIOGLU’nun,
731E.1981/2
b) (B) kesiminde Türk Ceza Kanunu’nun 59. maddesinin
uygulanması gerektiği görüşü ile Selâhattin METİN ve Muammer
TURAN’ın karşıoylarıyla.
VIII —
A — Sanık Tuncay MATARACI’nın Rahim MEYDAN’dan aldığı
onmilyon ve (...)’den aldığı kırkyedimilyon beşyüzbin lirayı, kendi
adına açtırdığı paravan banka hesaplarında gizlemek suretiyle failin
bu cürümden istifadesini temin ve Hükümetçe yapılacak soruşturmayı
yanlış yola sevkettiği sabit olan sanık Halil İbrahim DEMİR’in eylemine
uyan Türk Ceza Kanunu’nun 296. maddesi gereğince iki sene süre ile
hapsine, aynı Kanun’un 80. maddesi gereğince cezası altıda bir oranında
artırılarak iki sene dört ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 59. madde
uyarınca cezasının altıda biri indirilerek neticeten bir sene onbir ay on
gün hapis cezası ile hükümlülüğüne, adıgeçen sanığa İstanbul Trafik
Şubesince verilmiş olan 9.6.1962. gün ve 42534 sayılı profesyonel şoför
ehliyetnamesinin yukarıda belirlenen hürriyeti bağlayıcı ceza süresine
eşit sürece geri alınmasına; suçun sübutu ve ehliyetnamenin geri alınması
konularında oybirliğiyle, öteki konularda oyçokluğu ile,
B — Sanık Tuncay MATARACI’nın (...)’den aldığı rüşvetlerden
yirmibeşmilyon liralık bir kısmını adıgeçenin bundan istifadesinin temin
ve Hükümetçe yapılacak soruşturmayı yanış yola sevketmek maksadıyla
ticari hesapları içinde gizlediği sabit olan Sanık Ali YILDIZ’ın, eylemine
uyan Türk Ceza Kanununun 296. maddesi uyarınca takdiren ve teşdiden iki
sene altı ay hapis cezası ile hükümlülüğüne, 80. maddenin uygulanmasına
yer olmadığına adıgeçen sanığa İstanbul Trafik Şubesince verilmiş olan
23.2.1970 günlü 84097sayılı profesyonel şoför ehliyetnamesinin yukarıda
belirlenen hürriyeti bağlayıcı ceza süresine eşit sürece gen alınmasına,
suçun sübutu, 80. maddenin uygulanmasına yer olmadığı, ehliyetnamenin
geri alınması konularında oybirliğiyle, öteki konularda oyçokluğuyla;
C— Sanık Tuncay MATARACI’nın aldığı rüşvetlerden dokuz
milyon sekizyüz bin liralık kısmını adıgeçenin bundan istifadesini
temin ve hükümetçe yapılacak soruşturmayı yanlış yola sevketmek
maksadıyla sözü edilen paraları kendi adına açtırdığı banka hesabına
gizlediği sabit olan sanık Hakkı KALKAVAN’ın eylemine uyan Tük Ceza
Kanununun 296. maddesi uyarınca iki sene süre ile hapsine, 80. maddenin
uygulanmasına yer olmadığına, Türk Ceza Kanununun 59. maddesi
E.1981/2 732
gereğince cezasının altıda biri indirilerek neticeten bir sene sekiz ay hapis
cezası ile cezalandırılmasına, 647 sayılı Kanunun uygulanmasına yasal
olanak bulunmadığına, adı geçen sanığa Rize Trafik Şubesince verilmiş
olan 19.11.1974 günlü ve 254410 sayılı amatör şoför ehliyetnamesinin
yukarıda belirlenen hürriyeti bağlayıcı ceza süresine eşit sürece geri
alınmasına oybirliğiyle,
D — Kayınpederi olan sanık Tuncay MATARACI’nın elde ettiği
rüşvet paralarından toplam altımilyon liralık kısmını, adıgeçenin bundan
istifadesini temin ve Hükümetçe yapılacak soruşturmayı yan ış yola
sevketmek amacıyla banka hesabında gizlediği sabit olan sanık Salih
AYDIN’ın, eylemine uyan Türk Ceza Kanununun 296. maddesi uyarınca
iki sene süre ile hapsine, 59. madde uyarınca cezanın altıda biri indirilerek
bir sene sekiz ay hapis cezası ile mahkûmiyetine, aynı Yasanın 80. maddesi
ile 647 saydı Yasanın uygulanmasına yer olmadığına, adıgeçen sanığa
Samsun Trafik Şubesince verilmiş olan 10.2.1968 gün ve 6635 sayılı
ağırvasıta şoför ehliyetnamesinin yukarıda belirlenen hürriyeti bağlayıcı
ceza süresine eşit sürece geri alınmasına oybirliğiyle,
E — Sanık Tuncay MATARACI’nın değişik kaynaklardan elde
ettiği rüşvetin ondokuzmilyon üçyüzyetmişbeşbin liralık, kısmını kendi
hesabında gizlediği ve bu suretle Türk Ceza Kanununun 296. maddesinde
yazılı suçu işlediği sabit olan sanık Köksal MATARACI’ya, fiili kardeşi
yararına işlemiş olması nedeniyle, anılan maddenin son fıkrası uyarınca
ceza tayinine yer olmadığına, suçun sübutu yönünden oybirliğiyle, öteki
konularda oyçokluğu ile;
KARŞIOYLAR :
1 — (A) kesiminde teselsül hükümlerinin uygulanamıyacağı yolunda
Şevket MÜFTÜGİL, Ahmet H. BOYACIOĞLU, Âdil ESMER, Orhan
ONAR, Mahmut C. CUHRUK ve Necdet DARICIOĞLU’nun,
2 — a) (B) kesiminde cezanın alt sınırının aşılması için bir
neden bulunmadığı yolunda Ahmet H. BOYACIOĞLU, Âdil ESMER,
Orhan ONAR, Selâhattin METİN, Mahmut C. CUHRUK ve Necdet
DARICIOĞLU’nun,
b) (B) kesiminde Türk Ceza Kanununun 80. maddesinin uygulanması
gerektiği yolunda Nihat O. AKÇAKAYALIOĞLU, Nahit SAÇLIOĞLU
ve Yekta Güngör ÖZDEN’in,
733E.1981/2
3 -— (E) kesiminde söz konusu edilen fiilin Türk Ceza Kanunu’nun
226. maddesi yollaması ile 213/1 ve 65. maddeleri kapsamına girdiği
yolunda Şevket MÜFTÜGİL, Ahmet H. BOYACIOĞLU, Nahit
SAÇLIOĞLU, H. Semih ÖZMERT, Muammer TURAN, Mahmut C.
CUHRUK ve Servet TÜZÜN un karşıoylarıyla,
IX — Mevzuat hükümleriyle bu konuda yerleşik genel ve objektif
esaslar bir yana bırakılarak keyfî ve politik nedenlerle Samsun ve
yöresinde bulunan Tekel işyerlerine işçi alınmasını yönlendirmek suretiyle
görevini kötüye kullandığı sabit olan Sanık Tuncay MATARACI’nın,
eylemine uyan Türk Ceza Kanunu’nun 2248 sayılı Kanun ile değişik 240.
maddesi uyarınca cezayı hafifletici nedenlerin varlığı da dikkate alınarak,
altı ay hapis ve ikibin lira ağır para cezasıyla hükümlülüğüne ve üç ay
süre ile memuriyetten yoksun kılınmasına, aynı Kanunun 80. maddesi
gereğince cezası altıda bir oranında artırılarak neticeten yedi ay hapis
ikiyüzotuzüç lira ağır para cezasıyla hükümlülüğüne, üç ay onbeş gün süre
ile memuriyetten yoksun kılınmasına oybirliğiyle,
X — Demir kaçakçılarına karşı etkin önlemler alan İstanbul
Gümrükleri Başmüdürü Oktay ERGÜL’ü ciddi, yeterli bir neden
bulunmadan görevinden çekilmiş saymak suretiyle görevini kötüye
kullandığı sabit olan sanık Tuncay MATARACI’nın eylemine uyan
Türk Ceza Kanununun 2248 sayılı Yasa ile değişik 240. maddesi
uyarınca, cezayı hafifletici nedenlerin varlığı da dikkate alınarak altı ay
hapis ve ikibin lira ağır para cezası ile hükümlülüğüne ve üç ay süre ile
memuriyetten yoksun bırakılmasına oybirliğiyle,
XI —
1 — Resmi ziyaret için gittiği Amerika Birleşik Devletlerinden
dönüşünde yurda birden çok ateşli silâh sokmak suretiyle 6136 sayılı
Yasaya aykırı harekette bulunmaktan sanık Tuncay MATARACI’nın işbu
eyleminin Bakanlık göreviyle ilgili bulunması nedeniyle Yüce Divanın
görevli olduğuna oyçokluğuyla,
2 — Yukarıda açıklanan suçu sabit görüldüğünden sanığın, eylemine
uyan 6136 sayılı Yasanın, suç tarihinde yürürlükte bulunan 1308 sayılı
Yasa ile değişik 12. maddesinin birinci fıkrası gereğince iki sene müddetle
hapis ve bin lira ağır para cezası ile hükümlülüğüne, halen Makina ve
Kimya Endüstrisi Kurumu emanetinde bulunan Smith Wesson A. 399301
E.1981/2 734
seri no.lu tabancanın Türk Ceza Kanununun 36. maddesi gereğince
zoralımına oybirliğiyle,
KARŞIOY:
Yargılama görevinin, XI no.lu kararın (1) no.lu kesiminde Yüce
Divan’ın görevi dışında kaldığı yolunda Nihat O. AKÇAKAYALIOĞLU,
Mehmet ÇINARLI, Necdet DARICIOĞLU, Servet TÜZÜN ve Yekta
Güngör ÖZDEN’in karşıoylarıyla.
XII —
A — Sanık Tuncay MATARACI’nın:
1 — Bakardık yaptığı süre içerisinde Gümrük ve Tekel Bakanlığı
Merkez kadrosuyla Gümrük Muhafaza Genel Müdürlüğü’nün teşkilât
kadrolarına mevzuat hükümlerine aykırı olarak çeşitli atamalar yaptığı,
2 — Harun GÜREL’in İpsala Gümrük Müdürlüğü’ne atanmasından
sonra adıgeçenin maiyetinde bir kadro oluşturulmasını sağlamak
maksadıyla Refik TÜRK, Mehmet Adıgüzel AS ve Mehmet ELBİR’i
mevzuat hükümlerine aykırı olarak sözügeçen kapıda görevlendirdiği,
3 — Güney sınırımızdaki Habur Gümrük Kapısında süregelen
kaçakçılığın önlenmesi amacıyla teşkilâtça bu kapıda yapılmak istenen
ıslahat ve yeni bir personel kadrosu oluşturulması çabalarını, Yönetmelik
hükümlerine aykırı biçimde yaptığı kimi atamalarla etkisiz kaldığı,
4 — Mehmet KEKİLİ adındaki Gümrük Müdür Muavinini
kaçakçılık yönünden önemli bulunan Mersin Gümrükleri Başmüdürlüğü
Gümrük Giriş Müdür Muavinliğine özel amaçla atadığı,
5 — Kadrosu itibariyle Trakya Gümrükleri Başmüdürlüğü’ne
atanmasına mevzuat hükümleri müsait olmayan Yaşar APAK’ı sözü edilen
Müdürlüğe özel amaçla atadığı,
6 — Bakanlığı döneminde kendisine koruma polisi olarak hizmet
etmiş olan Tahir BOZAY’ı Gümrük Bakanlığı teşkilât kadrosuna aldığı ve
kısa bir süre içinde Karaköy Gümrük Muhafaza Müdürlüğü’ne mevzuat
hükümlerine ve hizmet gereklerine aykırı düşecek biçimde adıgeçeni
kayırdığı;
7 — Derince Gümrük Müdürlüğü’nde görevli bulunduğu sırada
735E.1981/2
hizmet gereklerine aykırı davranışları nedeniyle merkezde bir göreve
alınmış bulunan Ali Galip KAYIRAN’ı maksatlı olarak Haydarpaşa
Gümrük Müdür Vekilliğinde görevlendirdiği sübuta erdiğinden sanığın
işlediği görevi kötüye kullanma suçlarının bir suç işleme kararına
dayandığı sonucuna varılmakla eylemine uyan Türk Ceza Kanunu’nun
2248 sayılı Yasa ile değişik 240. maddesi uyarınca takdiren ve teşdiden iki
sene müddetle hapsine ve beşbin lira ağır para cezası ile hükümlülüğüne
ve sanığın bir yıl memuriyetten yoksun bırakılmasına, Türk Ceza
Kanunu’nun 80. maddesi uyarınca cezaları altıda biri oranında artırılarak
neticeden iki sene dört ay hapis ve beşbinsekizyüzotuzüç lira ağır para
cezası ile hükümlülüğüne, ayrıca bir sene iki ay süreli memuriyetten
yoksun kılınmasına oyçokluğuyla,
B — Sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun İpsala Gümrük Kapısı’nda
Harun GÜREL’in maiyetinde bir kadro oluşturulması konusunda sanık
Tuncay MATARACI’yı azmettirdiğine ilişkin hükümlülüğe yeterli delil
elde edilemediğinden beraatine oybirliğiyle,
C — Sanık Şerefettin ELÇİ’nin güney sınırımızdaki Habur Gümrük
Kapısında etkin önlemler alabilecek yeni bir kadronun oluşturulması
çabalarım etkisiz kılmak maksadıyla yakın adamlarının bu kapıya
atanmasını sağlamak için eski Bakan Tuncay MATARACI’yı görevi
kötüye kullanma suçuna azmettirdiğine ilişkin hükümlülüğüne yeterli
delil elde edilemediğinden beraetine oyçokluğuyla,
D — Sanık Abuzer UĞURLU’nun Yaşar APAK’ın Trakya
Gümrükleri Başmüdürlüğüne atanmasında sanık Tuncay MATARACI’yı
azmettirdiği yolunda hükümlülüğüne yeterli delil elde edilemediğinden
beraetine oybirliğiyle,
KARŞIOY:
1 — Bu kesimin (A-l) no. su içinde bulunan her suçun bağımsız
olduğu yolunda Muammer TURAN’ın,
2— Bu kesimin (A-2, 3, 4, 5, 6, 7) no. larında yazılı eylemlerin
bağımsız suçlar olduğu yolunda Nahit SAÇLIOĞLU ve Muammer
TURAN’ın,
3 — (C) kesiminde Muammer TURAN’ın,
karşıoylarıyla.
E.1981/2 736
XIII —
A — Sanık Tuncay MATARACI’nın,
1) Cemil TARAKÇI’yı Dereköy Gümrük Müdür Vekilliğine,
2) Vefik ÖZKÖSE’yi Çanakkale Gümrük Muhafaza Müdürlüğüne,
3) Niyazi EREN’i Çanakkale Gümrük Muhafaza Müdürlüğüne,
4) Turhan DOĞAN’ı Gürbulak Gümrük Müdürlüğüne
ataması,
3) Çay-Kur işçilerinden Dursun Ali ÇIRAKOĞLU’nun Gümrük
ve Tekel Bakanlığı özel kaleminde görevlendirilip kendisine fazla mesai
ücreti ödetmesi,
6) Petrol Ofisi Genel Müdürlüğünde memur olan Gülay ALIŞ’ı
Gümrük ve Tekel Bakanlığı özel kaleminde geçici olarak çalıştırması.
7) İzmir Yaprak Tütün Bakım ve İşleme Evi Kompleksi inşaatı
ihalesini ikiye böldürtmesi ve kontrol mühendisini üstleniciyi himaye
amacıyla değiştirmesi,
8) Karaya oturan Bolero Gemisinde 12.1.1978 günü çıkan yangının
söndürülmesi sırasında Rıza KALKAVAN’ın bu gemiye çıkması, ayrıca
gemi ve yüklerle ilgili faaliyetleri hakkında herhangi bir işlem yaptırmamış
olması,
bakımlarından görevini kötüye kullandığı iddia olunan sanığın
hükümlülüğüne yeterli delil elde edilemedeğinden beraetine,
1, 5, 6, 7, numaralı bentlerde oyçokluğuyla, diğerlerinde oybirliğiyle,
B — Sanık Şerefettin ELÇİ’nin,
Turhan DOĞAN’ın Gürbulak Gümrük Müdürlüğüne atanmasında
Tuncay MATARACI’yı görevi kötüye kullanma suçuna azmettirdiği
hususunda, hükümlülüğüne yeterli delil elde edilemediğinden beraetine,
oybirliğiyle,
C — Sanık Abuzer UĞURLU’nun Vefik ÖZKÖSE’yi Çanakkale
Gümrük Muhafaza Müdürlüğüne ataması hususunda Tuncay
737E.1981/2
MATARACI’yı görevi kötüye kullanmak suçuna azmettirdiğine dair
hükümlülüğüne yeterli delil elde edilemediğinden beraetine, oybirliğiyle,
D — Sanık Ali YILDIZ’ın, İzmir Yaprak Tütün Bakım ve İşleme
Evi Kompleksi inşaatı ihalesinin ikiye bölünmesi ve kontrol mühendisinin
değiştirilmesi için Tuncay MATARACI’yı, görevi kötüye kullanma suçuna
azmettirdiğine dair hükümlülüğüne yeterli delil elde edilemediğinden
beraetine,
oyçokluğuyla,
KARŞIOYLAR :
1 — (A) kesiminin (1) sırasında yazılı suçun sübuta erdiği yolunda
Nahit SAÇLIOĞLU, Selâhattin METİN, Muammer TURAN ve Servet
TÜZÜN’ün,
2 — (A) kesiminin (5) numarasında yazılı suçun sübuta erdiği
yolunda Nihat O. AKÇAKAYALIOĞLU, Nahit SAÇLIOĞLU, Muammer
TURAN ve Mehmet ÇlNARLI’nın,
3 — (A) kesiminin (6) numarasında yazılı eylemin sübuta erdiği
yolunda Muammer TURAN’ın,
4 — (A) kesiminin (7) numarasında yazılı suçun sübuta erdiği
yolunda Nahit SAÇLIOĞLU, Muammer TURAN ve Yekta Gün gör
ÖZDEN’in,
5— (D) kesiminde yazılı olan eylemin sübuta erdiği yolunda Nahit
SAÇLIOĞLU, Muammer TURAN ve Yekta Güngör ÖZDEN’in,
karşıoylarıyla.
XIV —
Haklarında aynı ve başka neviden şahsi hürriyeti bağlayıcı cezalara
mahkûm edilmiş olan sanıklardan :
1— Sanık Tuncay MATARACI’nın sabit görülen yedi rüşvet
almak suçundan dolayı hükmolunan beş sene, yedi sene, beş sene,
dört sene, beş sene, sekiz sene ve dört sene ağır hapis, yüzellimilyon
dörtyüzyirmiikimilyon beşyüzbin, ellimilyon, onüçmilyon yediyüzellibin,
elli milyon, ellidörtmilyon ve kırkaltımilyon beşyüzbin lira ağır para
E.1981/2 738
ve memuriyetten temelli olarak yoksun kılınmasına ilişkin cezaları
ile, dört görevi kötüye kullanmak suçundan dolayı hükmolunan iki
sene dört ay, iki sene yedi ay ve altı ay hapis, beşbinsekizvüzotuzüç,
ikibinüçyüzotuzüç, ikibin ve bin lira ağır para ve üç ay onbeş gün,üç
ay ve bir sene iki ay memuriyetten yoksun kılınması cezaları Türk
Ceza Kanununun 71/1, 72, 74, 75/2 ve 76. maddeleri gereğince içtima
ettirilerek otuzsekiz yıl altı ay ağır hapis, dört sene onyedi ay hapis ve
yediyüzseksenyedimilyon üçyüzseksenaltı bin yüzaltmışaltı lira ağır
para cezası ile cezalandırılmasına, temelli olarak memuriyetten yoksun
kılınmasına,
Türk Ceza Kanunu’nun 77. maddesinin birinci fıkrasına
göre sadece ağır hapis cezalan miktarı otuzaltı seneyi aştığından
hükmolunan hapis cezalarının tamamı ile ağır hapis cezasından iki
sene altı ay’ın tenzili suretiyle İÇTİMAEN VE NETİCETEN OTUZ
ALTI SENE AĞIR HAPİS, YEDİYÜZSEKSENYEDİMİLYON
ÜÇYÜZSEKSENALTIBİN YÜZALTMIŞALTI LİRA AĞIR PARA
CEZALARIYLA MAHKUMİYETİNE ve memuriyetten temelli olarak
yoksun bırakılmasına, 6085 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 60/E
maddesi gereğince şoför ehliyetnamesinin altı yıl süre ile geri alınmasına;
2 — Sanık Köksal MATARACI’nın sabit görülen iki rüşvet almak
suçuna aracılık etmekten dolayı hükümlü bulunduğu iki sene altı ay ve
iki sene ağır hapis, yirmibeşmilyon ve altı milyon sekizyüzyetmişbeşbin
lira ağır para cezasıyla temelli olarak memuriyetten yoksun bırakılma
cezalarının Türk Ceza Kanununun 71/1, 72 ve 76. maddeleri gereğince
içtimai suretiyle neticeten DÖRT SENE ALTI AY AĞIR HAPİS VE
OTUZBİRMİLYON SEKİZYÜZYETMİŞBEŞBİN LİRA AĞIR PARA
CEZASIYLA HÜKÜMLÜLÜĞÜNE ve memuriyetten temelli olarak
yoksun kılınmasına, 6085 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 60/E
maddesi gereğince şoför ehliyetnamesinin dörtsene altı ay süre ile geri
alınmasına,
3 — Sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun sabit görülen iki rüşvet almak
suçuna aracılık etmekten dolayı hükümlü bulunduğu dört sene ağır hapis,
27.312.500.— TL. ağır para ve iki sene ağır hapis ve 23.250.000.— TL.
ağır para cezaları ile temelli olarak memuriyetten yoksun kılınmasına
ilişkin cezalarının Türk Ceza Kanunu’ nun 71/1, 72 ve 76 maddeleri
gereğince içtimai suretiyle neticeten ALTI SENE AĞIR HAPİS,
ELLİMİLYON BEŞYÜZALTMIŞİKİBİN BEŞYÜZ LİRA AĞIR PARA
739E.1981/2
CEZASIYLA HÜKÜMLÜLÜĞÜNE ve memuriyetten temelli olarak
yoksun kılınmasına, 6085 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 60/E
maddesi gereğince şoför ehliyetnamesinin altı yıl süre ile geri alınmasına,
4 — Sanık Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun sabit görülen iki rüşvet
verme suçuna aracılık etmekten dolayı hükümlü bulunduğu yedi ay onbeş
gün hapis, beşyüz lira ağır para cezası ve bir sene üç ay hapis, binikiyüzelli
lira ağır para cezalarının Türk Ceza Kanununun 71/1 ve 72. maddeleri
gereğince içtimai suretiyle neticeten BİR SENE ON AY HAPİS, BİNYEDİ
YÜZELLİ LİRA AĞIR PARA CEZASI İLE HÜKÜMLÜLÜĞÜNE,
6085 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 60/E maddesi gereğince şoför
ehliyetnamesinin bir sene on ay süre ile geri alınmasına,
5 — Sanık Şahin BALTA’nın sabit görülen iki görevi kötüye
kullanması suçundan hükümlü bulunduğu 36.000.— TL. ağır para cezası
3.600.— TL. ağır para cezasının Türk Ceza Kanunu’nun 72. maddesi
gereğince içtimai suretiyle neticeten OTUZDOKUZBİN ALTIYÜZ
LİRA AĞIR PARA CEZASI İLE HÜKÜMLÜLÜĞÜNE, 6085 sayılı
Karayolları Trafik Kanunu’nun 60/E maddesi uyarınca 9 ay süre ile şoför
ehliyetnamesinin geri alınmasına.
XV — RÜŞVET SUÇLARI NEDENİYLE ELDE EDİLEN
PARALARIN MÜSADERESİ :
A — Sanık Halil İbrahim DEMİR:
Sanığın yedinde olduğunu belirttiği ve 29.12.1981 günlü Yüce
Divan kararıyla tedbir konulan Türk Ticaret Bankası Feneryolu Şubesinin
18.12.1981 günlü, A/143-8399 sayılı yazıda belirtilen 23.900.000.—
liralık teminat mektubunun nakde çevrilmesine ve muhteviyatının
TCK’nun 225/2. ve 36. maddeleri uyarınca müsaderesine, Yekta Güngör
ÖZDEN’in rüşvet parasıyla alınan arsanın müsaderesi gerektiği yolundaki
karşıoyuyla;
B — Sanık Salih Zeki RAKICIOĞLU :
Sanığın uhdesinde olduğu anlaşılan 23.500.000.— lira rüşvet
parasının TCK.nun 225/2. ve 36. maddeleri gereğince müsaderesine,
ödeme tamamlanıncaya kadar malvarlığı üzerindeki tedbirin devamına,
Ahmet H. BOYACIOĞLU, Âdil ESMER, Nihat O. AKÇAKAYALIOĞLU,
Necdet DARICIOĞLU’nun, sanığın Tuncay MATARACI’ya ve Onun
E.1981/2 740
talimatı üzerine ilgili kişilere verdiğini bildirdiği miktar gözönüne
alınarak müsadere kararı verilmesi ve Yekta Güngör ÖZDEN’in koşulları
oluşmadığından, müsadere kararı alınmaması yolundaki karşıoylarıyla;
C — Sanık Ali YILDIZ :
Sanık Ali YILDIZ’ın ticarî hesabı içinde gizlenen rüşvet
paraları ele geçmediği için TCK’nun 225/2. ve 36. maddelerinin
uygulanmasına ve müsadere hükmü tesisine yer olmadığına, ibraz
ettiği ve üzerine tedbir konulan banka teminat mektubunun serbest
bırakılarak tedbirin kaldırılmasına, Nahit SAÇLIOĞLU, Hüseyin
KARAMÜSTANTİKOĞLU, Muammer TURAN ve Mehmet ÇINARLI
’nın karşıoylarıyla;
D — Sanık Şaban EYÜBOĞLU :
Sanığın rüşvet paralarından yedinde olduğunu belirttiği
2.620.000.— liranın TCK’nun 225/2. ve 36. maddeleri gereğince
müsaderesine, müsadere kararı gerçekleşinceye kadar sanığın malvarlığı
üzerine konulan tedbirin sürdürülmesine, Nahit SAÇLIOĞLU,
Hüseyin KARAMÜSTANTİKOĞLU, Muammer TURAN ve Mehmet
ÇINARLI’nın karşıoylarıyla;
E — Malvarlığı üzerine tedbir konulmasına karşın haklarında
müsadere kararı verilmeyen öteki sanıkların malvarlıkları
üzerindeki tedbirlerin kaldırılmasına, Nahit SAÇLIOĞLU, Hüseyin
KARAMÜSTANTİKOĞLU; Muammer TURAN ve Mehmet
ÇINARLI’nın karşıoylarıyla;
XVI— Tutuklu sanıkların gözaltında ve tutuklulukta geçen
sürelerinin hükümlülük sürelerinden mahsubuna; nakdî kefalet
karşılığında tahliyelerine karar verilen sanıklar hakkında hükmün infaza
geçildiği tarihte kefaletlerinin Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun
121. maddesi gereğince serbest bırakılmasına;
16.3.1982 gününde kesin olarak karar verilerek açıkça anlatıldı.
16.3.1982
741E.1981/2
Başkan
Şevket MÜFTÜGİL
Karşıoy Yazısı eklidir.
Başkanvekili
Ahmet H.
BOYACIOĞLU
Karşıoy Yazısı eklidir.
Uye
Adil ESMER
Karşıoy Yazısı eklidir.
Üye
Nihat O.
AKÇAKAYALIOĞLU
Ölümü nedeniyle imzası
alınamamıştır.
Üye
Nahit SAÇLIOĞLU
Üye
Hüseyin
KARAMÜSTANTİKOĞLU
Üye
H. Semih ÖZMERT
Karşıoy Yazısı eklidir.
Üye
Orhan ONAR
Karşıoy Yazısı eklidir.
Üye
Selâhattin METİN
Karşıoy Yazısı eklidir.
Üye
Muammer TURAN
Karşıoy Yazısı eklidir.
Üye
Mehmet ÇINARLI
Karşıoy Yazısı eklidir.
Üye
Mahmut C. CUHRUK
Karşıoy Yazısı eklidir.
Üye
Necdet DARICIOĞLU
Karşıoy Yazısı eklidir.
Üye
Servet TÜZÜN
Karşıoy Yazısı eklidir.
Üye
Yekta Güngör ÖZDEN
Karşıoy Yazısı eklidir.
742
YÜCE DİVAN
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1
Karar günü : 16.3.1982
KARŞIOY YAZISI
Kararın III., IV., VI. ve VII. kesimlerinin (B); VIII. kesiminin (A)
ve (E) bölümlerine ilişkin olup, birlikte karşıoy kullandığımız konularda
sayın Başkanvekili Ahmet H. BOYACIOĞLU tarafından açıklanan
karşıoy gerekçelerine aynen katılıyorum.
Başkan
Şevket MÜFTÜGİL
743
YÜCE DİVAN
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1
Karar günü : 16.3.1982
KARŞIOY YAZISI
I — Türk Ceza Kanunu’nun 225. maddesinde, «Vazifesini ihlâl eden
veya ihlâle tasaddi eyliyen mürteşiye hükmolunacak asıl cezadan maada
aldığı paranın veya taahhüt olunan menfatlerin miktar veya değerinin beş
misli kendisinden ağır para cezası olarak alınır.
Muhik olmayan bir menfaate hizmet emeliyle rüşvet veren
kimselerin mahkûm olacakları cezadan başka vermiş oldukları rüşvetin
müsaderesine de hükmolunur» denilmekte, ayrıca, 226. maddede «Raiş
olan şahıs raşi ve mürteşiden hangisinin vasıtası ise onun fer’an zimethali
sayılır» hükmü yer almaktadır.
Türk Ceza Kanunu’nun kimi maddelerinde ve özellikle yukarıda
belirtilen maddelerinde yer alan hukuki terimlerin, yaşayan ve kullanılan
dilin gerisinde kaldığı, ayrıca Yüce Divan kararlarının geleceğe yönelik
bir karakter taşıması olgusu gözönüne alındığında, karşıoy yazısının
özüne girmeden önce;
«Raşi» = rüşvet veren,
«Mürteşi» = rüşvet alan,
«Raiş» = rüşvet alana veya rüşvet verene vasıta olan,
«Fer’an zimethal» = fer’i fail,
anlamına geldiğinin açıklanması, fikrin anlaşılabilir olmasının
sağlanması yönünden zorunlu bulunmuştur.
Türk Ceza Kanunu’nun söz konusu edilen 225. maddesinin birinci
fıkrasının özünde ve sözünde yatan anlamın, vazifesini ihlâl veya ihlâle
tasaddi eylemek suretiyle rüşvet alan sanığı, mahkûm olduğu asıl cezadan
ayrı olarak, ayrıca rüşvet biçiminde aldığı paranın veya taahhüt olunan
menfaatlerin miktar veya değerinin beş katı tutarında ağır para cezası
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1 744
ile cezalandırmak olduğunda kuşku duyulamaz. Bu fıkra hükmünde,
rüşvet alana vasıta olan kişinin, kanunî deyimle raişin, ayni ceza ile
cezalandırılacağı yolunda bir sarahat veya delâlet yer almış değildir, öte
yandan sözü edilen Kanunun 226. maddesinde, aracının (raiş’in), rüşvet
veren veya rüşvet alandan hangisine vasıta olmuşsa onun fer’an zimethali
sayılır denilmiş olması, Türk Ceza Kanunu’nun 225. maddesinin birinci
fıkrasının rüşvet alan için öngördüğü ağır para cezasının rüşvet alana vasıta
olan sanığa da aynen uygulanmasının nedeni olarak gösterilemez. Çünkü
hukukun üstün kurallarından olan ve ayrıca Anayasalarımızda da yer alan
«Kanunsuz suç ve ceza olmaz» ilkesi, kıyas yolu ile suç ve ceza ihdasına
veya suçların sınırlarıyla şümul alanlarının kıyasla genişletilmesine olanak
vermez.
Bu nedenlerle bu davada, rüşvet alan «mürteşi» sanıklara aracılık
eden «raiş» sanıkların, mahkûm oldukları asıl cezadan maada, aynen rüşvet
alanlar için 225. maddenin birinci fıkrasında öngörülen ağır para cezası ile
tecziye edilmelerini kanuna uygun bulmuyor ve çoğunluğun bu sanıkların
ağır para cezası ile mahkûmiyetlerine ilişkin kararına katılmıyorum.
II — Sanıklardan Şahin BALTA ve Salih Zeki GÖKTÜRK
haklarında verilen kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezaların, suçun işleniş
biçimi ve sanıkların üstlendikleri ve yerine getirmekle yükümlü oldukları
görevler nazari dikkate alındığında 647 sayılı Kanun’un 4. maddesi
uyarınca ağır para cezasına çevrilmesinde yasanın öngördüğü yararın
gerçekleşemiyeceği kanaatiyle hükmolunan hürriyeti bağlayıcı cezaların
ağır para cezasına çevrilmesine ilişkin çoğunluk kararına katılmıyorum.
III — Sanık Halil İbrahim DEMİR hakkında deliller
değerlendirilirken aşağıdaki düşüncelere yer verildiği görülmektedir :
«Sanık Halil İbrahim DEMİR, yargılama sırasında doğruladığı ve
Soruşturma Kurulunda yaptığı açıklamalarda dolaylı biçimde de olsa
kabullendiği üzere, sanık Tuncay MATARACI’dân rüşvet anlaşması
sonucu elde edilen çekleri, suç konusu olduğunu bilmesine rağmen kabul
etmiştir... Gerçekten sanık Halil İbrahim DEMİR rüşvet anlaşmalarının
dışındadır ve anlaşmaların oluş ve icra safhalarında da bu konuya ilişkin
herhangi bir eylemi saptanamamıştır. Buna karşın rüşvet paralarından
sanık Tuncay MATARACI’nın istifadesini temin için gereken etkinliği
göstermiş, ileri düzeyde bir iş adamı olmasının avantajlarından da
yararlanarak bu paraları istenilen biçimde yönlendirmiştir...»
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1 745
Kararda yer verilen bu açıklamalara ve elde olunan delillere göre,
gizlenen paranın çok olması veya gizlendiği banka hesaplarının birden
ziyade bulunması, Türk Ceza Kanununun 296. maddesinin birden çok
ihlâl edildiği anlamına gelemiyeceği, böylece sözü edilen Kanunun 80.
maddesinde öngörülen unsurların gerçekleşmemesi nedeniyle teselsül
hükümlerinin uygulanamayacağı kanaatiyle bu konudaki çokluk görüşüne
de katılmıyorum.
IV — Sanık Ali YILDIZ hakkında kanunda öngörülen cezanın alt
sınırının aşılmasını gerekli kılan bir nedeni dosyada göremediğim için bu
sanığın cezasının artırılması yolundaki çokluk görüşüne karşıyım.
V — Son olarak sanık Köksal MATARACI’nın sabit olan eylemi,
Türk Ceza Kanununun 296. maddesine uymamaktadır. Toplanan deliller
karşısında, sanık Köksal MATARACI’nın sanık Tuncay MATARACI ile
ortaya çıkan ittifakı ve ona olan yardımı da gözönünde tutulduğunda,
eylemin, Türk Ceza Kanununun 296. maddesinin değil, 226. maddesinin
özel yollaması nedeniyle Türk Ceza Kanununun 213/1. ve 65. maddelerinin
ihlâli biçiminde ortaya çıktığı kanaatiyle aksine müttehaz çokluk kararma
da bu düşünce ile katılmıyorum.
Ahmet H. BOYACIOĞLU
Başkanvekili
746
YÜCE DİVAN
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1
Karar günü : 16.3.1982
KARŞIOY YAZISI
Kararın I. ve II. kesimlerinin A, B, C; III., IV. ve V. kesimlerinin A,
B; VI. kesiminin A, B, C, D, E; VII. kesiminin B, C, D; VIII. kesiminin A,
B bölümlerine ve XV. kesiminin B bölümüne ilişkin olup, birlikte karşıoy
kullandığımız konularda Üye Necdet DARICIOĞLU tarafından yazılan
karşıoy gerekçelerine aynen katılmaktayım.
Üye
Adil ESMER
747
YÜCE DİVAN
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1
Karar günü : 16.3.1982
KARŞIOY YAZISI
Yüce Divan’ın sanık Tuncay MATARACI ve arkadaşları hakkında
verdiği kararlardan çoğunluk oyuna katılmadıklarımın gerekçeleri
hükümdeki tertip ve sıraya uyularak aşağıda belirtilmiştir :
I— Sanık (...)’in, Haydarpaşa Gümrüğünde bulunanlardan ayrı
olarak yurt dışından getireceği ve durumu gerekçeli kararda ayrıntıları ile
belirtilmiş bulunan demirlerin yurda sokulmasında kendisine sağlayacağı
kolaylıklara karşılık olarak Tuncay MATARACI’ya verdiği rüşvette Salih
Zeki RAKICIOĞLU çoğunluk kararında rüşvet verenin aracısı kabul
edilmiş ve uygulama bu kabule göre yapılmıştır.
Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun, rüşvet alan Tuncay MATARACI’nın
eski arkadaşı olması, Tuncay MATARACI Bakan olduktan sonra da onunla
yakın ve sürekli ilişkiler içinde bulunması, Tuncay MATARACI’nın
bildiği özelliklerine dayanarak (...)’i bulup her ikisinin buluşma ve
konuşmalarını sağlaması, gösterilecek kolaylıklarla sağlanacak olanaklar
konusundaki görüşme ve tartışmalara katılması, kolaylık sağlıyacak
memur kadrolarının oluşturulmasında rol alması, (...)’in rüşvet olarak
verdiği çeklerin hepsini kabul etmesi ve bunların bir kısmını kendisinin,
bir kısmını da kardeşinin hesaplarına yatırıp Tuncay MATARACI’nın
talimatına göre kullanmış bulunduğunun kendi ifadesinden, dosyadaki
belgelerden, tanık ve ilgililerin birbirlerini doğrulayan beyanlarından
anlaşılması karşısında Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun yalnız (...)’in
değil Tuncay MATARACI’nın da aracısı olduğu ve hakkında Türk Ceza
Kanunun 220. maddesi yerine 79. madde de nazara alınarak 213/1.
maddesinin uygulanması gerektiği kanaatında olduğumdan aksine beliren
çoğunluk oyuna karşıyım.
II — Sanıklardan Ali YILDIZ, sanık Tuncay MATARACI’nın sanık
(...)’den aldığı rüşvetlerden, toplamı yirmibeşmilyon lirayı bulan kısmını
Tuncay MATARACI’nın bundan yararlanmasını sağlayabilmesi için kendi
ticari hesapları arasında gizlemiştir.
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1 748
Ali YILDIZ’ın bu paraları alış, dağıtış ve kendi hesabında gizleyiş
biçimi, bunların taaddüt etmesi, görüşme defterindeki notlar, yüzleştirme
tutanağı, inkârdan ikrara kadar değişebilen çelişkili ve tevilli beyanları hep
birlikte gözönünde bulundurulduğunda sanık Ali YILDIZ’ın bir suç işleme
kararı ile yasa hükmünü birkaç kez ihlâl ettiğini ortaya koyduğundan,
hakkında ceza tayin edilirken Türk Ceza Kanununun 80. maddesinin de
uygulanması gerekirdi. Böyle bir uygulama yapılmadığı için kararın bu
kısmına karşıyım.
III— Sanık Tuncay MATARACI’nın İzmir Yaprak Tütün Bakım ve
işleme Evi Kompleksinin yapımı için ihalenin ikiye bölünmesinde etkili
olduğu ve yükleniciyi koruyup yararlandırmak amacıyle kontrol mühendisi
Yılmaz İNKAYA’nın değişmesini sağladığı dosya münderecatı belgeler,
tanık beyanları, olayların akış biçimi ve birbiri ile münasebetinden
anlaşılmakta olması ve bu durumun görevi kötüye kullanmak suçunu
oluşturması karşısında «....Yeterli delil elde edilemediğinden beraatına»
biçiminde karar verilmesine karşıyım.
IV — Yukarıda değinilen olayda sanık yüklenici Ali YILDIZ’ın
sanık Tuncay MATARACI’yı görevini kötüye kullanması için azmettirdiği
dosya içindeki belgeler, işlemler, tanık beyanları, ilişkiler ve olayların
mantığından anlaşılmakta olduğundan kararda «Yeterli delil elde
edilemediğinden beraatine..» denilmesine karşıyım.
V — Türk Ceza Kanununun 225 inci maddesinin ikinci fıkrası
«Mühik olmayan bir menfaate hizmet emeliyle rüşvet veren kimselerin
mahkûm olacakları cezalardan başka vermiş oldukları rüşvetin
müsaderesine de hükmolunur.» demektedir.
Rüşvetin ne olduğu ise Türk Hukuk Lügatinde : «Ceza tatbikatında
memur sayılan bir kimsenin, vazifesine giren bir iş için, kendi tarafından
icbar, ikna veya iğfal şeklinde bir hareket vaki olmaksızın, kanunen
yapmaya mecbur olduğu şeyi yapmak veya yapmamak, yapmamağa
mecbur olduğu şeyi yapmamak veya yapmak için kanunen verilmesi
icabetmiyen bir para veya mal alması veya herhangi bir menfaat temin
etmesi, yahut para, mal veya menfaat hakkında taahhüt veya teminat kabul
eylemesidir. Başkasının, memuru bu yolda ifsat veya mücerret ifsada
teşebbüs etmesi de kendi hakkında rüşvet cürmünü meydana getirir.»
biçiminde tanımlanmıştır.
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1 749
Tanımlamaya dikkat edildiği zaman bunun TCK. 211, 212.
maddelerindeki unsurlardan meydana getirilmiş geniş kapsamlı genel bir
sentez olduğu görülür.
TCK. 225/2. maddesine göre müsaderesine hükmolunacak şey
«RÜŞVET» dir ve bu terim yasada çok genel bir biçimde ifade edilmiştir.
Tanımlamaya göre de rüşvete yalnız para değil, para dışında pek çok
şey hatta vaadedilen menfaat bile konu olabilmektedir.
Paranın özelliği sadece sabit bir şey «ayn» olmayıp pek çok şey
haline dönüşebilen bir değiştirme ve değişme aracı olabilmesi veya pek
çok şey’in hatta bazı ahvalde menfaat’in bile para ile ölçülebilmesi ve
ifade edilebilmesidir.
Yasanın amacı, kamu görevi ve görevlileri için büyük bir tehlike
olan rüşveti önlemeye çalışmaktır. Bu amaca ulaşmak için de bir taraftan
rüşvet vereni, alanı ve aracısını cezalandırırken rüşvet’e konu olan şeyi
de müsadere yolu üe ellerinden alıp hâzineye intikal ettirmek, bir başka
deyişle onları bir de mali yönden cezalandırmaktır.
Yasa «... vermiş oldukları rüşvetin müsaderesine hükmolunur.»
demiştir. İfade son derece geneldir. Bu ifadede ne yalnız veren ya da alan
şahıs kast edilmiştir, ne rüşvet mevzuunun elde edilip edilmemesi ve ne
de rüşvet konusu olan şeyin verildiği andaki vasıf ve mahiyetini koruması
gerektiği kast edilmiştir.
Kast edilen, yukarıki metinler ve çağdaş yorum ilkesi olan amaşcı
yorum karşısında —ki bu yorum metodunda ve hukuku hayata uydurmak
ve ona dinamizm kazandırmak ilkesi karşısında yasa gerekçelerinin ve
lafzın «sözlerin» bile her zaman pek önem ve değeri olamaz— rüşvet
mevzuu aynen elde edilmemişse onun dönüştüğü şeyi veya ona eşit bir
değeri faillerden alıp müsadere yoluyla Hâzineye intikal ettirmektir.
Rüşvet çok taraflı ve iştirak halinde işlenebilen bir suç olması itibariyle,
rüşvet mevzuu elde edilmemişse uygulamada ona eşit bir değerin yalnız
verenden değil suça iştirak edenlerden eşit oranda ve müteselsilen tahsil
edilmesi cihetine gidilmesinin de yasanın amacına daha uygun düşeceği,
bugüne kadar yapılagelmiş olan ele geçmeyen rüşvetin —para veya
herhangi bir şeyin— müsaderesine karar vermemek şeklindeki yorum
ve uygulamaları yukarıda açıklanan sebeplerle yasanın temel amacına
hatta bir ölçüde lafzına «sözüne» de aykırı gördüğümden bu gerekçelerle
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1 750
hüküm fıkrasının XV/C bendinde, sanık Ali YILDIZ da kaldığı anlaşılan
yirmibeş milyon lira rüşvetin müsadere edilmemesine; XV/D bendinde
sanık Şaban EYÜBOĞLU’nda kaldığı anlaşılan 12.725.000 lira rüşvetten
yalnız 2.620.000 lirasının müsaderesine karar vermekle yetinilmesine;
XV/E bendinde de diğer sanıkların uhdelerinde kaldığı sübuta eren rüşvet
paralarının müsadere edilmemesine ve malvarlıkları üzerindeki tedbirin
kaldırılmasına karar verilmesine karşıyım.
VI — Ayrıca karşıoy yazısı yazmadığım, ancak Sayın Üye Muamer
TURAN’la birlikte muhalif kaldığımız diğer konu ve noktalarda onun
karşıoy gerekçelerine katılıyorum.
Üye
Nahit SAÇLIOĞLU
751
YÜCE DİVAN
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1
Karar günü : 16.3.1982
KARŞIOY YAZISI
I — Toplanan delillere ve dosya kapsamına göre, Gümrük ve Tekel
eski Bakanı sanık Tuncay MATARACI’nın, sanık (...)’den muhtelif
zamanlarda aldığı ve toplamı 114 milyon beşyüzbin lira olan rüşvet parası,
TCK’nun 80. maddesinin uygulanmasını gerektiren tek rüşvet suçunu
oluşturmuştur. Bu eylemde, aracı (Raiş) sanık Salih Zeki RAKICIOĞLU,
Türk Ceza Kanunu 226. maddesi uyarınca rüşvet veren (Raşi) (...)’in
fer’an zimmethali durumundadır.
TCK’nun 80. maddesinde «bir suç işlemek kararının icrası
cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün birkaç defa ihlâl edilmesi,
muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç sayılır. Fakat bundan dolayı
terettüp edecek ceza altıda birden yarıya kadar artırılır..» denilmiştir.
Demek ki, bir suç işlendiği zaman, bunun müstakil bir suç olup olmadığı
ya da teselsül edip etmediği 80. maddede yer alan kuralla saptanacaktır.
Olaya gelince : Ankara’da, (...)’in yazıhanesinde, hurda demir
konusu kendisine anlatılan sanık Salih Zeki RAKICIOĞLU, İstanbul’da
olduğunu öğrendiği (...)’den demir olayım dinlemek üzere İstanbul’a
giderek, (...)’in oradaki yazıhanesinde kendisiyle görüştükten sonra
durumu eski Bakan Tuncay MATARACI’ya duyurmuştur. Tuncay
MATARACI, Salih Zeki RAKICIOĞLU’na «tamam, bakalım» diye
karşılık vermiş, böylece ilk görüşme 1978 yılı içerisinde Salih Zeki
RAKICIOĞLU aracılığı ile meydana gelmiştir. (...) tarafından Salih Zeki
RAKICIOĞLU eliyle Tuncay MATARACI’ya rüşvet verilmesi 21.9.1978
günlü, 612349 numaralı 3.000.000 liralık hamile yazılı çekle başlamıştır.
Sanık (...)’in, 25.6.1976 tarihinde vefat eden babası (...) tarafından
1975 yılında, Derince Gümrüğüne getirilip oradan Haydarpaşa
Gümrüğüne nakledilen ve hurda olduğu ileri sürülen yaklaşık 2.000 ton
demirin başvurma, inceleme ve bilirkişi raporları üzerine çekilemiyeceği,
73.03 pozisyonuna girmediği, 73.09, 73.10, 73.13 pozisyonlarına girdiği,
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1 752
hurda demir olmadığı ve 1615 sayılı Gümrük Kanunu hükümleri uyarınca
tasfiyesi gerektiği ortaya çıkmıştır. Bu arada, sanık (...)’in işlerinin
yapılması için sanık Salih Zeki RAKICIOĞLU aracılığı ile hamile
yazılı çeklerle Tuncay MATARACI’ya vermekte olduğu rüşvet devam
etmektedir.
Gümrük Tekel Bakanlığından yazılan 15.12.1978 ve 27.12.1978
tarihli ve sonuncusu bizzat eski Bakanın imzaladığı yazılarla bu demirlerden
hurda olanların (...)’e verilmesi İstanbul Gümrükleri Başmüdürlüğünden
istenilmiştir. Yeniden yapılan inceleme sonunda, Gümrük İdaresince
iadenin yapılamayacağı birkez daha 10.1.1979 tarihinde ortaya konulmuş,
demirlerin tasfiye edilmesi gerektiği belirlenmiştir.
Sanık Salih RAKICIOĞLU’nun soruşturma komisyonunda verdiği
11.2.1981 günlü 3. ifadesi ile rüşvet olayı açıklık kazanmaya başlamıştır.
Bu ifadesinde Salih Zeki RAKICIOĞLU, Tuncay MATARACI’nın
İstanbul’a geliş ve gidişinde «ne oldu bizim iş, ne oldu hurda işi» diye
devamlı olarak konuyu sorduğunu, Ekim 1978’de İstanbul’da hurda işinin
olmadığını ilettiği Tuncay MATARACI’nın «nasıl olur, olmaz öyle şey.
Hurda işi tamamdır, bitmiştir, biz işimize bakalım» dediğini, sanık (...)’in
hurda işinin halledilmediğini ifade etmesi üzerine Sheraton Otelindeki
görüşmede, Tuncay MATARACI’nın «bırakın, ne hurda işi, buradaki
hurdadan ne olur, başka demir getirin para kazanalım, bu fi. sat bir daha
elimize geçmez» diye söylediğini açıklamıştır.
Sanık (...), soruşturma komisyonunda verdiği 13.2.1981 günlü
ifadesinde, «MATARACI ile Sheraton Otelinde yemekte birkaç defa
konuştuk» kendisinin bu iş için «kiloda dört lira para isterim» şeklinde
konuya girdiğini, buna karşılık, «kesinlikle bu iş beni kurtarmaz» dediğini
söylemiştir.
Rüşvet olayının ortaya çıkmasında bu ifadeler ağırlık kazanmıştır.
Muhtelif tarihli çekler, tanıklar; Oktay ERGÜL, Oğuz ANTER, Cemal
ERBAY, Ali Metin YAVUZ, Teoman YAYIN ve o tarihte İzmit Gümrükleri
Başmüdürü olan Hüseyin Erdinç ÖZERMAN’ın ifadelerinden, (21.9.1978
günlü, 612349 numaralı çek’le başlayıp 7.6.1979 günlü, .136857
numaralı sekiz milyon liralık çek’le son bulan) 30 milyon ve 84 milyon
beşyüzbin liralık rüşvet olayında iki suç değil, temadi eden tek bir rüşvet
suçunun işlendiği anlaşılmaktadır. Bu eylemlerin birbirinden ayrı iki suç
olarak değil teselsül eden bir suç olarak değerlendirilmesi gerekir. Bu
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1 753
değerlendirme TCK’nun yukarıda sözü edilen 80. maddesinin içerdiği
öğelere, «sanık yararına» kuralına da uygun düşmektedir.
Demir ithali nedeni ile rüşvet alıp verme eylemlerini iki ayrı suç
şeklinde düşünmek şu olgu karşısında mümkün görülmemektedir : Zira,
birinci rüşvet suçu için verildiği kabul edilen çeklerin tarihleri ile yeniden
hurda demir ithalinin görüşülüp konuşulduğu ve bunun için çeklerle
ödemenin başladığı tarihlerin birbirine yakın ve adeta içiçe bulunması,
rüşvet verenle alanın aynı kimseler olması karşısında, iki müstakil
suçun meydana geldiği kabul edilemez. TCK. nun 80. maddesiyle ilgili
uygulama ve bilimsel görüşler bu düşünceyi doğrulamaktadır.
Muhtelif zamanlarda, kanunun bir hükmünü birkaç defa ihlâl
suretiyle verilen paraların, rüşvet suçunun taksitleri biçiminde
düşünülmesi de olanaksızdır. Çünkü, toplanan deliller, rüşvet alanla veren
arasında önceden belli bir paranın ödenmesinin kararlaştırılmadığnıı,
taksitli ödeme yapılmadığını açıkça ortaya koymaktadır.
Açıklanan nedenlerle, sanık Tuncay MATARACI’ya TCK’nun
213/1., 80., sanık (...)’e 220., 80. ve sanık Salih Zeki RAKICIOĞLU’na
226. madde delâletiyle 220., 65. ve 80. maddeleri uyarınca bir ceza
verilmesi gerekir. Sanıklara iki suçtan dolayı fazla ceza verilmesine
karşıyım.
II — Gerekçeli kararda ayrıntılı olarak belirtilen Rizespor
yöneticileri Paşali ALAMAN, Nuri AKBULUT ve Anadolu Basın Birliği
adına hareket eden Nihat KARADERELÎ, Hamza Vural KAZMAZ, çay
kutusu imalatçısı ANBAJ Firması sahibi Rahim MEYDAN’ın, Tuncay
MATARACI ve kardeşi Köksal MATARACI ile olan ilişkilerinde
meydana gelen eylemin rüşvet ya da irtikâp suçlarının öğelerini oluşturup
oluşturmadığı üzerinde de durmak gerekir.
Gerekçeli kararda eylemin rüşvet suçunu meydana getirdiği
görüşünden hareketle uygulama yapılmıştır. Mevcut delillere göre her üç
olayda da irtikâp suçu gerçekleşmiştir. Şöyle ki :
a) 5.1.1978 günü Gümrük Tekel Bakam olan sanık Tuncay
MATARACI, önceki yıllarda Rizespor Kulübü ile Anadolu Basın Birliğine
verilmekte olan çayın durdurulmasını bir emir ile ÇAYKUR Genel
Müdürlüğüne bildirmiştir. Sonradan yapılan temaslar ve eski Bakan’ın
kardeşi Köksal MATARACI’nın girişimleri sonunda, Soruşturma
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1 754
Komisyonunun raporunun 158. sayfasında açıkça belirtildiği üzere,
eski Bakan, Tuncay MATARACI’nın yaptığı baskı ile Rizespor kulübü
yöneticileri Sanın Paşali ALAMAN ve Nuri AKBULUT’tan 10 milyon
lira istediği. adıgeçen sanıkların bu parayı muhtelif zamanlarda kısmen
nakit ve kısmen çek’le Anadolu Basın Birliği temsilcileri, sanıklar Nihat
KARADERELİ ve Vural KAZMAZ’ın da kararda yazılı 2.750.000 lirayı
çek ve nakit olarak Tuncay MATARACI’ya, kardeşi Köksal MATARACI
eliyle ödedikleri toplanan delillerle gerçekleşmiştir.
b) Kutu yapma işini üçüncü ihalede alan sanık Rahim MEYDAN’ın,
ihalenin lehine sonuçlanmasından sonra 1979 yılı Ocak ayının ilk
günlerinde, İstanbul’da bulunan Tuncay MATARACI tarafından telefonla
arandığı, adıgeçenim Tekel Genel Müdürlüğü’ndeki Bakan odasına
çağrıldığı, eski Bakan’ın 10 milyon lira istediği, Rahim MEYDAN’ın
parayı vermek istemediği, aralarında geçen konuşmada, Bakanın
sıfatından ve yapılan kutuların tesliminde çıkarılacak güçlükten çekinerek
bu parayı vermek zorunda kaldığı, 10.1.1979 tarihinde sekiz milyon liralık
hamile yazılı bir çekle; 15.2.1979 tarihinde de hamile yazılı iki milyon
liralık bir çeki Tuncay MATARACI’ya verdiği, sonradan bu on milyon
liralık iki çekin sanık Halil İbrahim DEMİR’in paravan hesabında çıktığı
saptanmıştır.
c) Bu açıklamadan sonra irtikap ve rüşvet suçlarının öğeleri üzerinde
durulmalıdır.
TCK’nun 211. maddesinde rüşvetin tanımı yapılmış, 212.
maddesinde de kanuna uyan bir işi yapmak veya yapmamak için para
almak, vaat ya da taahhüt kabul etmekten söz edilmiş; 213 maddesin de
ise kanunun yasakladığı bir eylemin yapılması ya da yapılmaması için
rüşvet alınması hükme bağlanmıştır.
İrtikap suçunun yer aldığı 209. maddede, memuriyet sıfatının ya
da memuriyete ait görevin kötüye kullanılması suretiyle para ve yarar
sağlaması öngörülmüştür.
765 sayılı TCK’nun 209. maddesinde sadece «memurlardan her
kim, memuriyetine ait vazifeyi suiistimal suretiyle» kaydı mevcut
iken 1936 yılında 3038 sayılı Kanunla yapılan değişiklikte, Adalet
Komisyonunun 8.11.1936 günlü, 51 sayılı raporunda, irtikâp suçunun
işlenmesinde memuriyete ait görevin kötüye kullanılmasında ayrı olarak
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1 755
«memuriyet sıfatı» deyimi ilave edilmiştir. Böylece, Kanunlaşan metinle
memurun, memuriyet görevini yaparken işlediği irtikâp suçundan başka
memuriyet görevinin yapılması ile ilgili olmayarak, memuriyet sıfatını
kullanarak kendisine haksız yere para, sair menfaatler temin etmesi ya da
vaadedilmesini sağlaması da irtikâp suçu olarak nitelendirilmiştir.
d) Rüşvet ve irtikâp suçlarının öğeleri böylece açıklanmış
bulunmaktadır. Sanık eski Bakan’ın hukukî durumu üzerinde de
durulmalıdır.
ÇAY-KUR’un kuruluşuna ilişkin 1497 sayılı Kanunun 1. maddesinde
bu kuruluşun tüzel kişiliğe sahip, faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğunun
sermayesi ile sınırlı bir İktisadi Devlet Kuruluşu olduğu, çalışmalarının
440 sayılı Kanunun 9. maddesi uyarınca kanun ve tüzük hükümlerine
uygun olarak yürütüleceği, (Gümrük ve Tekel Bakanlığının) gözetimine
tabi bulunduğu belirtilmiştir. 1497 sayılı Kanunun 13. maddesi uyarınca
ÇAY-KUR Genel Müdürü, 16. madde uyarınca da iki Genel Müdür
Yardımcısı 440 sayılı Kanunun 10. maddesi uyarınca Gümrük ve Tekel
Bakanının inhası üzerine Bakanlar Kurulu Kararıyla atanır.
9.7.1961 günlü, 334 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının
105. maddesinin ikinci fıkrasında, yetkisi içindeki işlerden ve emri
altındakilerin eylem ve işlemlerinden bakanların sorumlu olduğu esası
kabul edilmiştir. Bu siyasi sorumluluk yanında Anayasa ve yürürlükteki
kanunlarda, bakanların hukuki ve cezai sorumluluklarını ortadan kaldıran
bir hüküm bulunmamaktadır. Kamu hizmetini üstlenen kişilerin hakları
kadar sorumluluklarının da bulunması «yasalara uyma», «hukuk nizamına
bağlı olma» ilkesinin bir sonucudur.
TCK’nun 279. maddesinin anlamı da uygulama bakımından
bakanların memur sayıldığını doğrulamaktadır. Demek oluyor ki,
bir bakanın, bakanlığına bağlı bir kuruluşun işlemlerinde yolsuzluğu
saptandığı takdirde, irtikâp, rüşvet alma ve görevi kötüye kullanma gibi
suçlardan yargılanıp cezalandırılması yoluna gidilebilir.
e) Bu açıklamadan sonra rüşvet ile irtikâp arasındaki farklı durum
üzerinde durulmalıdır :
1) İrtikâp tek taraflı bir suç olup memurdan kişiye karşı işlenir.
2) Rüşvet suçu, memurun memuriyetine ait işlerde görevini
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1 756
yaparken kanun hilâfına hareket etmek mukabilinde, iş sahibi yada onun
aracı kıldığı kimse ile haksız yarar sağlama konusunda bir anlaşmaya
varması suretiyle meydana gelir.
3) Rüşvet suçunda, memurun «tervici merama muktedir olması»
gerekli olduğu halde irtikâp suçunda memurun görevini ya da sıfatını
kötüye kullanması yeterlidir.
5.10.1948 tarihli Divan-î Ali kararında «rüşvetin bahis mevzu
olabilmesi için, memur tarafından ferde veya fert tarafından memura
doğrudan doğruya veya bilvasıta bir teklif şarttır.» denilmiştir.
Sanık Rahim MEYDAN’ın İstanbul’da, eski Bakan Tuncay
MATARACI’ya verdiği 10.1.1979 günlü, 643208, 15.2.1979 günlü,
643209 numaralı hamile yazılı iki çekin, ihaleden evvel, 1978 Kasım
ayında Gümrük ve Tekel Bakanlığında verildiği kesinlik kazanmış
sayılamaz. Soruşturma Komisyonunda Tuncay MATARACI ile yapılan
yüzleştirmede, sanık Rahim MEYDAN hamile yazılı iki adet çeki (ihale
tasdik olunduktan sonra, 10 milyon lira vereceksiniz şeklinde, Tuncay
MATARACI’nın zorlaması üzerine) kendisine elden verdiğini beyan
etmiş, 3.3.1981 günlü ifadesinde de, ikinci ihalenin uzun bir zaman tasdik
edilmediğini, bu nedenle zamanın Bakanı Tuncay MATARACI’ya giderek
ricada bulunduğunu, bu ihalenin kendisine verilmesi için 10 milyon
lira para vermesini istediğini, baskı yaptığını, kendi açısından bir haraç
olduğunu, ÇAYKUR’a bağımlı tezgâhlarında 70-80 kişi çalıştırdığını,
Tuncay MATARACI’nın kendisini telefonla TEKEL’e çağırarak baskı
yaptığını, ikinci ihalede resmen para talep ettiğini «bu parayı vermezseniz
bu işinizi tasdik etmem» dediğini söylemiştir. Sanık Rahim MEYDAN,
Yüce Divanda 19.6.1981 günü verdiği ifadesinde de, ihaleye iki müteahhit
olarak katıldıklarım, İstanbul-Ankara bölgesinin kendi üzerinde kaldığını,
sonradan avans aldığını, 1979 Ocak ayının 3 veya 4. günü İstanbul’da
Bakan Tuncay MATARACI’nın kendisini telefonla aradığını, TEKEL
Genel Müdürlüğüne görüşmek üzere gittiğinde Tuncay MATARACI’nın
kendisine «ihaleyi aldım, 10 milyon lira vereceksin» dediğini bu parayı
veremeyeceğini kendisine söylediğini, sonradan kendisini tekrar arattığını,
kutuların teslim ve tesellümden geçemeyeceğini bildirmesi üzerine önce 8
milyon, sonra da 2 milyon liralık iki çek verdiğini, bir rüşvet anlaşmasına
girmediğini, Tuncay MATARACI’yı 1967 yılından beri Salih Zeki
RAKICIOĞLU vasıtası ile tanıdığını söylemiştir. Tanık Figen TÜR’ün
Yüce Divandaki ifadesi bu savunmayı doğrulamıştır. Çeklerin Tuncay
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1 757
MATARACI’ya elden verildiğine ilişkin itiraf, bu çeklerin Bakanlık
makamında verildiğine tek başına bir delil olamaz.
Eylemin irtikâp olmayıp rüşvet olduğunu kesinlikle belirleyen
başka bir delil bulunmadığına göre Rahim MEYDAN’ın ifadesinin
doğru olduğunu kabul etmek zorunludur. Kaldı ki, çek’ler üzerinde
Kasım 1978’de (3. ihaleden çok önce) verildiğini gösteren bir tarih
de bulunmamaktadır. Olayın ortaya çıkmaması, rüşvet verildiğinin
bilinmemesi, gizliliğin korunması için ileri bir tarih konulmuş olması
varsayımı da ceza uygulamasında mahkûmiyete yeter bir delil sayılamaz.
Çek’in öğeleri teslim ve cirosu, ibraz günü, ödenmesi, çekten cayma,
poliçeye ait hükümlerin uygulanması ile ilgili Türk Ticaret Kanununun
692, 700, 707, 708, 711, 730. maddeleri, az önce değinilen varsayımı
kabule yeterli değildir. Ceza Yargılamaları Usulü Kanununun 148.
maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kamu davası «Kâfi emareler teşkil
edecek vakıalar mevcut ise» açılabilir. Ancak, mahkûmiyeti gerektiren
delillerin, Ceza Yargılamaları Usulü Kanununun 254 ve 260. maddeleri
uyarınca «sabit ve muhakkak adledilen vakıalarsa dayanması gereklidir.
Bu nedenle, işlenen irtikâp suçunu, buna müzaheret ve muaveneti, rüşvet
alıp verme biçiminde düşünmek olanağı bulunmamaktadır.
Sanık Rahim MEYDAN’ın, çekleri Tuncay MATARACI’ya
vermesinden sonra ÇAY-KUR’la yaptığı sözleşme şartlarına uymadığı,
taahhüdün ifasında gecikme olduğu, kurum zararına yol açtığı hususları,
kendisinden manevî cebirle para alınması suretiyle oluşan irtikâp suçunu
etkilemez. Hatta, bu suçtan sonra eski Bakanın, Rahim MEYDAN’a
gösterdiği müsamaha, sempati ve kolaylık, etki ve nüfuzunu ÇAY-KUR
görevlileri üzerinde yoğunlaştırması gibi davranışlar irtikâp suçunu rüşvet
suçuna dönüştüremez.
Rizespor’a ve Anadolu Basın Birliğine çay tahsisinde eski
Bakanın davranışı, kardeşi Köksal MATARACI’nın bu eylemlerdeki
müzaheret ve muaveneti, sanıklar Paşali ALAMAN, Nuri AKBULUT
Nihat KARADERELİ ve Hamza Vural KAZMAZ’ın, ÇAY-KUR
ile olan ilişkileri ve olayların gelişimi, Rahim MEYDAN olayından
farklı bulunmamaktadır. Bu bakımdan, adı geçen sanıkların Tuncay
MATARACI’ya kardeşi Köksal MATARACI eli ile verdikleri çek ve
paralar rüşvet verme değil, tamamıyla irtikâp suçunun tipik örneğidir.
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1 758
Toplanan delillere göre, sanık Tuncay MATARACI’nın her üç
olayda da TCK’nun 209/1., kardeşi sanık Köksal MATARACI’nın Rahim
MEYDAN’dan para alınması olayı dışında, TCK’nun 65/3 ve 209/1.
maddeleri ile cezalandırılmaları, Rizespor Kulübü görevlileri Paşali
ALAMAN ve Nuri AKBULUT’un, Anadolu Basın Birliği ilgilileri sanık
Nihat KARADERELİ, Hamza Vural KAZMAZ’ın ve kutu imalâtçısı
Rahim MEYDAN’ın beraatlerine karar verilmesi gerekir. Bu nedenlerle
çoğunluk görüşüne karşıyım.
III — TCK.nun 225. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, «Muhik
olmayan bir menfaate hizmet emeliyle rüşvet veren kimselerin mahkûm
olacakları cezalardan başka vermiş oldukları rüşvetin müsaderesine de
hükmolunur.»
Sanık Tuncay MATARACI’ya rüşvet veren sanıkların çeklerle
ödedikleri paralar, muhik olmayan bir menfaate hizmet emeliyle verildiği
sabit görülerek eylemlerine sadece 220. madde uygulanmış, sanık Tuncay
MATARACI, TCK. nun 213. maddesiyle tecziye edilmiştir. Rüşvet alana
212., verene 222. madde uygulandığı takdirde 225. maddenin ikinci fıkrası
gereğince rüşvet parası müsadere edilemez. Bugüne kadar olan uygulama
da bu yoldadır.
Ele geçmemiş rüşvet parasının zoralımı gerekmez. Ancak, ceklerle
verilen ve paravan hesaplarda, hatta el değiştirerek, gizlenmiş rüşvet
parası, ele geçmeyen paradan farklıdır.
Zaman zaman rüşvet olarak alınmasından sonra yapılan ara ma
ve el koymalarda ele geçen para zaptedilen para sayıldığı için bunun
225/2. maddeye göre müsaderesi yoluna gidildiği, ele geçmeyen paranın
müsaderesine karar verilmediği uygulamada görülmektedir. Yüce
Divan’da, görülen bu davadaki gibi, bir rüşvet olayının tespiti hemen
hemen çok az rastlanan bir olaydır. Muhik olmayan bir menfaate hizmet
maksadıyle verilen rüşvetin hangi hesaba, hangi mameleke dahil olursa
olsun meşruiyet kazanmasından söz edilemez.
«Devlet İdaresi Aleyhine İşlenen Cürümler»e dahil bulunan
rüşvet suçunda muhik olmayan bir menfaata hizmet için verilen para
ve malın bulunduğu yerden alınarak Devlet Hâzinesine mal edilmesi,
Devlet İdaresinin düzenli hizmet ve işlerliğinin bir gereğidir. Bu nedenle
müsadere hükmümün uygulanmayıp kısmen uy gulanmasma karşıyım.
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1 759
IV — Rüşvet alıp verme suçlarından hüküm giyen sanıkların bundan
önceki bentte yazılı gerekçe ile malları içerisinde bulunan rüşvet parasının
Devlet Hâzinesine intikalini sağlamak ve kolaylaştırmak üzere tedbirin
devamının isabetli olacağı oyundayım.
Üye
Hüseyin KARAMÜSTANTİKOĞLU
760
YÜCE DİVAN
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1
Karar günü : 16.3.1982
KARŞIOY GEREKÇEM
1 — Dışarıdan getireceği demirlerin yurda ithalinde sağlanacak
kolaylıklar karşılığında Sanık (...)’in verdiği rüşvetde, sanık Salih Zeki
RAKICIOĞLU sanık Tuncay MATARACI’nın aracısıdır. Çünkü, adıgeçen
sanığın, Tuncay MATARACI’nın eski arkadaşı olduğu yakın ilişkiler
içinde bulunduğu, (...)’i arayıp bularak konuyu görüştüğü, rüşvet olarak
verilen çekleri kabul ettiği, banka da hesap açtığı, Tuncay MATARACI’nın
istediği kişilere ödemelerde bulunduğu, dosyadaki belgeler, tanıkların
beyanlarıyla sabittir.
Sanık Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun rüşvet alanın aracısı olduğunun
lcabûlüyle Türk Ceza Kanunu’nun 226. maddesi delaletiyle aynı Kanunun
213/1 maddesi uyarınca cezalandırılması gerekir.
2 — Sanık Köksal MATARACI, ağabeyisi sanık Tuncay
MATARACI’nın muhtejif kaynaklardan elde ettiği; özellikle, Demir
ithalatçısı (...)’den aldığı rüşvet parasının (19.255.000) lirasını ve
kanunsuz atamalar karşılığında Şaban EYÜBOĞLU vasıtasıyla alınan
rüşvetlerin (150.000) liralık kısmını banka hesaplarında gizlemiştir.
Köksal MATARACI’nın, ağabeysi Tuncay MATARACI ile olan
münasebeti, bankadaki müşterek hesapları, olayların oluş biçimi ve
dosyadaki deliller nazarı itibare alınırsa, Köksal MATARACI’nın Tuncay
MATARACI ile önceden anlaştığı ve bu anlaşma gereği müzaharet
ve muavenette bulunduğu sübuta ermektedir. Bu nedenle Köksal
MATARACI’nın, Türk Ceza Kanunu’nun 226. maddesi yollamasıyle aynı
Kanunun 213/1 ve 65. maddelerine göre cezalandırılması gerekir.
Üye
H. Semih ÖZMERT
761
YÜCE DİVAN
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1
Karar günü : 16.3.1982
KARŞIOY YAZISI
1 — Sanık Tuncay MATARACI’nın, Rizespor Kulübüne çay tahsisi
ve tahsis olunacak çayların yasaya aykırı olarak Tekel perakende satış
fiyatının üstünde bir fiyattan satılmasını temin karşılığında rüşvet alması
olayında, rüşvet anlaşması gereği alınan paranın üç milyon beşyüzbin lira
olduğu elde edilen çekler ve banka kayıtları ile sabit olduğu ve fazlası
hakkında delil bulunmadığı halde, bunun üstünde bir meblağın ağır para
cezasının tâyininde esas alınmasında;
2 — Dosya içeriği, elde edilen çekler ve banka kayıtları rüşvet
karşılığının 2 milyon 400 bin lira olduğunu gösterdiği halde, 2 milyon
700 bin lira rüşvet alındığı kabul edilerek, Anadolu Basın Birliğine çay
tahsisi karşılığında rüşvet almak ve bu suça iştirak eden sanıklar Tuncay
MATARACI ve Köksal MATARACI hakkında fazla para cezasına
hükmolunmasında;
3 — Sanık Halil İbrahim DEMİR’in, sanık Tuncay MATARACI’nın
Rahim MEYDAN ve (...)’den aldığı paraları kendi banka hesaplarında
gizlemesi eyleminde, sanık Halil İbrahim DEMİR’in, rüşvet karşılıklarının
değişik kaynaklardan geldiğini bildiğini gösterir deliller gösterilmeden bu
sanık hakkında tâyin edilen cezanın Türk Ceza Kanununun 80. maddesiyle
artırılmasında;
isabet görmediğimden kararın bu kısımlarına karşıyım.
Üye
Orhan ONAR
762
YÜCE DİVAN
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1
Karar günü : 16.3.1982
KARŞIOY YAZISI
Genel olarak gerekçelerine ve sonuçlarına katıldığım Yüce Divan’ın
yukarıda tarih ve numarası yazılı kararının kimi kısımlarına aşağıda
belirtilen nedenlerle karşıyım.
Şöyle ki :
1 — Rizespor Kulübüne bin ton çay tahsisi ve çayların 4223
sayılı yasaya aykırı olarak Tekel perakende satış fiyatının üstünde
satılmasının temini için yapacağı yardımlar karşılığında adı geçen kulüp
yöneticilerinden sanık Paşali ALAMAN ve Nuri AKBULUT’dan rüşvet
aldığı sabit olan sanık Tuncay MATARACI’nın, aldığı bu rüşvetin,
kararda belirtildiği üzere onmilyon değil, üçmilyon beşvüzbin lira olarak
kabulü zorunlu bulunmuştur. Çünkü verildiği ileri sürülen onmilyon lira
rüşvetten sadece üç milyon beşyüzbin liralık bir çekin tahsil edilerek sanık
Tuncay MATARACI’ya ait paravan hesaba kaydedildiği, incelenen banka
kayıtlarıyla anlaşılmış, geriye kalan miktarın zarf ve paket içerisinde
götürülüp sanığın kardeşi Köksal MATARACI’ya verilmiş olduğu
yolundaki iddia ise, sanık Paşali ALAMAN’ın beyanı dışında kabule
değer başkaca bir delil ve belge ile kanıtlanamamıştır.
Bu nedenle, TCK’nun 225/1 maddesi uyarınca sanık Tuncay
MATARACI’ya verilmesi gereken ağır para cezasının, onmilyonun beş
katı olarak değil, yukarıda açıklandığı üzere üçmilyon beşyüzbin liranın
beş katı üzerinden hesaplanarak hükmedilmesi gerekeceği görüşüyle
kararın bu kısmına,
2 — Rizespor Kulübüne bin ton çay tahsisi için kulüp
yöneticilerinden rüşvet alan sanık Tuncay MATARACI’ya bu suça ilişkili
kararın (A) kesiminde, sanık Tuncay MATARACI’nın bu eylemine
adıgeçenin aracısı sıfatıyla katılan sanık Köksal MATARACI’ya keza bu
kararın (B) kesiminde verilen ağır hapis cezalarında, yukarıdaki kabule
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1 763
göre cezanın alt sınırının aşılması için bir neden bulunmadığı düşüncesiyle
kararların bu kısmına,
3 — Anadolu Basın Birliğine 100 ton çay tahsisini ve bu çayların
Tekel perakende satış fiyatının üstünde satılmasını sağlamak için yapacağı
yardımlar karşılığında, anılan Birliğin Rize Şubesi yöneticilerinden
sanık Nihat KARADERELİ ve Vural KAZMAZ’dan rüşvet aldığı sabit
olan sanık Tuncay MATARACI’ya, TCK’nun 225/1 maddesi uyarınca
verilmesi gereken ağır para cezasının, kararda kabul edilen ikimilyon
yediyüzellibin lira üzerinden değil, ikimilyon dörtyüzbin lira üzerinden
hesaplanması gerekmektedir. Çünkü biri ikimilyon diğeri dörtyüzbin lira
olmak üzere verilen iki çek muhteviyatı, sanık Tuncay MATARACI’ya
ait paravan banka hesabında gözükmekte, geriye kalan üçyüzellibin
lira ise, Soruşturma Komisyonu Raporunda da belirtildiği üzere
rüşvet veren sanıkların iddiaları dışında başkaca bir delil ve belge ile
kanıtlanamamaktadır.
Bu nedenle Anadolu Basın Birliğinden alınan rüşvetle ilgili olarak bu
suça ilişkin kararın (A) kesiminde Tuncay MATARACI’ya, (B) kesiminde
Köksal MATARACI’ya TCK’nun 225/1. maddesi uyarınca verilen ağır
para cezalarının, ikimilyon yediyüzellibin liranın beş katı üzerinden değil,
yukarıda açıklandığı üzere ikimilyon dörtyüzbin liranın beş katı üzerinden
hesaplanması gerekeceği görüşüyle çoğunluk kararının bu kısmına,
4 — Çay Kurumunun ihtiyacı olan çay kutusu alımmda, gerek ihale
sırasında gerekse ihaleden sonra yapacağı yardımlara karşılık olarak,
sanık Tuncay MATARACI’ya onmilyon lira rüşvet vermekten mahkûm
edilen üstlenici sanık Rahim MEYDAN hakkında, olayın oluş biçimine,
Soruşturma Komisyonuna, birinci ifadesinden hemen sonra verdiği ikinci
ifadesinde ikrarda bulunmuş olmasına ve duruşmadaki tutumuna göre
TCK’nun 59. maddesinin uygulanmasının yerinde olacağı görüşüyle
çoğunluk kararına bu nedenle,
5— Birtakım eylemlerinden dolayı Haydarpaşa Gümrük Müdür
Vekilliği görevinden açığa alınan sanık Ali Galip KAYIRAN’nın,
tekrar aynı yer Gümrük Müdürlüğüne atanması için rüşvet alan sanık
Tuncay MATARACI’nın, bu suçuna aracısı sıfatıyla katılan sanık Şaban
EYÜBOĞLU’na, bu eyleminden dolayı verilen cezadan, söz konusu
tayin işleminin gerçekleşmemesi, ikrarı ve duruşmadaki hal ve etvarı
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1 764
gözönünde tutularak TCK’nun 59. maddesi uyarınca indirim yapılmasının
uygun olacağı düşüncesiyle kararın bu kısmına,
6— Sanık Tuncay MATARACI’nın, (...)’dcn rüşvet olarak aldığı
paralardan yirmibcş milyonluk bir kısmını (adıgeçenin bundan istifadesini
temin ve hükümetçe yapılacak soruşturmayı yanlış yola sevk etmek
amacıyla) kendi ticari hesapları içerisinde gizlediği anlaşılan sanık Ali
YILDIZ’a, bu konuya ilişkin kararın (B) bölümünde verilen cezada, olayın
niteliği açısından, cezanın alt sınırının aşılması için bir neden bulunmadığı
görüşüyle çoğunluk kararının bu kısmına,
7—Gümrük ve Tekel Bakanlığı’nın Teşkilat ve Görevleri
Hakkındaki 2825 sayılı Kanunun ilgili hükümleri uyarınca 4. ve daha
yukarı derecedeki memurların üçlü kararname ile atanmaları zorunlu
bulunmaktadır. Bu zorunluğu bilmek durumunda olan sanık Tuncay
MATARACI, üçlü kararname ile gerçekleştiremiyeceğini analadığından,
yakın arkadaşı Cemil TARAKÇI’yı -Kanuna karşı hile yoluna giderek-
Dereköy Gümrük Müdürlüğüne Bakan Oluru ile «vekaleten» atamış ve bu
suretle görevini kötüye kullanma suçu sübuta ermiş bulunduğundan, aksi
yönde oluşan çoğunluk kararına bu nedenle, karşıyım.
Üye
Selâhattin METİN
765
YÜCE DİVAN
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1
Karar günü : 16.3.1982
KARŞIOY YAZISI
Karara ve gerekçelerine, genel olarak, katılıyorum. Katılmadığım
bazı kısımları ile ek ve değişik gerekçelerimi, çok kısa ve özet olarak,
belirteceğim :
I — A) Kararda I ve II numaralar altında gösterilen suçlar;
birbirinden ayrı ve müstakil suçlar olmakla beraber I inci kısımdaki
hurda demirlerin ithaline imkân kalmayınca II inci kısımdaki demir
ithali ve rüşvet anlaşması yapılması, olgulara uygun değildir. Bu I ve
II numaralardaki rüşvet olaylarının, hemen hemen aynı zamanlarda
ve birbirlerine paralel olarak yürütüldüğü, kararda da belirtilen, çeşitli
delillerden anlaşılmaktadır.
B) Kararın VII ve XII - A/7 bölümlerinde belirtilen, hüviyeti, sicili
ve sürekli bir şekilde hizmet gereklerine aykırı davranışları, pek çok belge
ile ortada olan ve bu halleri sanık Tuncay MATARACI tarafından da
bilindiği mevsuk bulunan, Ali Galip KAYIRAN’ın, Haydarpaşa Gümrük
Müdür Vekilliğine ilk defa getirilmesinin de I ve II numaralı rüşvet olayları
ile yakınen ilgili olduğu anlaşılmaktadır.
C) Uygulamada, çeklerin üzerine keşide ve vade tarihlerininde
konduğu bir olgudur. Ancak, (...)’in de: «Bugün düzenlediğimiz çeke on
gün sonraki tanzim tarihini yazıyoruz. Bir ay vade, yirmi gün vade, iki
ay vadeli çek verebiliyoruz. (K. 7, S. 138- 140)» dediği gibi, çeklerin
üzerindeki tarihler çok zaman gerçeği ifade etmemekte ve kanun
nazarında da tarihler önem taşımamaktadır. Kanuna göre çekler ibraz
vadelidir. Yani üzerindeki tarihler nazara alınmadan ibraz edildiğinde
karşılığının verilmesi gerekmektedir. Bu nedenleri de gözönünde tutarak
ben, I numaralı suçun rüşveti için (...)’in, Ticaret Bankası Yeldeğirmeni
Şubesindeki hesabına ait, numaraları en küçük olan ilk dört adet çekle
otuz milyon lira verdiği kanısını taşıyorum. (602407 numaralı çekle on
milyon lira, 602410 numaralı çekle beş milyon lira 602411 numaralı çekle
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1 766
beş milyon lira, 602412 numaralı çeklede onmilyon lira olarak ödenen
paraların I numaralı suç için ödendiği kanısındayım).
D) Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun, yalnız (...)’in değil, Tuncay
MATARACI’nın da çok eski ve yakın arkadaşı olduğu, ilk önce (...)’i
Ankara ve İstanbul’da arayıp görüştüğü, sonraki tarihlerde de Tuncay ve
Köksal MATARACI’larla (...)’e yakınlığı daha fazla kabul edilse dahi,
RAKICIOĞLU’nun, diği çeklerin hepsini RAKICIOĞLU’nun aldığı,
bir kısmını kendi hesaplarına, bir kısmını kardeşinin hesaplarına yatırıp
MATARACIN’ın talimatına göre başka hesaplara aktardığı kendi ifadesi,
bankaların kayıtları ve diğer kanıtlarla sabit olduğuna göre; (...)’e yakınlığı
daha fazla kabul edilse dahi, RAKICIOĞLU’nun, rüşvet alanında vasıtası
olduğundan, Türk Ceza Kanununun 79, 226 ve 213. maddelerine göre
cezalandırılması gerekirdi.
E) Sanıklar Salih Zeki RAKICIOĞLU, (...), Rahim MEYDAN,
Şaban EYÜBOĞLU, Soruşturma Komisyonu ve Yüce Divanda belirli bir
safhadan sonrada olsa, ikrar ve itiraflarıyle gerçeğin ortaya çıkmasına ve
adaletin tecellisine yardımda bulunduklarından .cezalarının Türk Ceza
Kanununun 59. maddesine göre indirilmesi gerekirdi.
II — A) III ve IV numaralı suçlarda rüşvet verenler, on milyon lira ve
ikimilyonyediyüzellibin lira verdiklerini ileri sürmüşlersede, onların ifade,
itiraf ve ikrarlarından ancak, III numaralı suçta üçmilyonbeşyüzbin liralık
IV numaralı suçta da ikimilyondörtyüzbin liralık kısımları çek, banka
kayıtları ve diğer delillerle teyit ve tevsik edilebildiğinden bu miktarlardan
fazlası kakkındaki hüküm kısımlarına katılmıyorum.
B) Cezada mümaselet (suça uygunluk) esastır. Bu esastan hareketle,
Türk Ceza Kanununun 225. maddesinde öngörülen mütemmim ceza,
alındığı veya kendisine taahhüt edildiği sabit olan, para ve menfaatin
miktarı ile oranlı, bir para cezasıdır. Halbuki mürteşiye vasıta olan raiş’in,
aldığı veya kendisine taahhüt edildiği sabit olmuş, para veya menfaat
yoktur. Yani raiş’in kendisine sağlanan belirli ve bir somut bir menfaatin
varlığı sabit değildir. Bu nedenle mürteşi hakkında konulmuş 225.
maddedeki mütemmim ve sağlanacak menfaatle mütenasip para cezasının,
raiş’ede uygulanması yolundaki, kararın III, IV, VI ve VII numaralarında
belirtilen hüküm kısımlarını haksız ve kanunsuz buluyorum.
C) 4223 sayılı «Kahve ve Çay İnhisarı Kanunu»nun, birinci
maddesindeki «çayın yurt içinde satılması devlet inhisarı altındadır»;
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1 767
üçüncü maddesindeki «perakende satışlar yurdun her tarafında aynı fiyatla
yapılır» açık hükümlerine aykırı olarak; 440 sayılı Kanunun 23 ve 24.,
1497 sayılı Kanun’un 11/18 inci maddeleri ile Bakanlar Kurulu ve Çay
Kurumu Yönetim Kuruluna tanınan yetkilerle saptanan fiyatları bir kenara
iterek; o fiyatların çok üstünde bir fiyatla satılmasını, yetki ve kanun dışı
bir şekilde protokola bağlayarak; sırf rüşvet alanın emrini yerine getiren;
mürteşi ve raşilerin haksız ve kanunsuz menfaatlenmelerine yardım
eden, bu suretle görevini ağır bir şekilde kötüye kullandıkları sabit olan
Salih Zeki GÖKTÜRK ve bilhassa Şahin BALTA’ya kararın III ve IV
numaralarında belirtilen suçlarından dolayı Türk Ceza Kanununun 240
mcı maddesindeki ceza miktarlarının alt sınırı aşılarak ceza verilseydi,
cezada mümaselet (suça uygunluk) kuralına ve adalete daha uygun
düşecekti.
III — Sanık Köksal MATARACI’nın, I ve II numaralarda belirtilen
rüşvet olaylarındaki eylemleri ve bütün rüşvetlerden aldığı paraları gerek
müstakil hesaplarına gerekse sanık Tuncay MATARACI ile müşterek
hesaplarına yatırma ve bu hesaplardan çekip müşterek menfaatlerine
harcama biçimleri; rüşvetlerin alınmasına muavenet ve müzaharetleri ile
suçların ortaya çıkmaması için yaptığı çeşitli eylemler, kararın da muhtelif
yerlerinde yeterince açıklanmıştır. Bu haraketleri, kanımca, Türk Ceza
Kanununun, 226 ve 65 inci maddelerinin göndermede bulunduğu 213
üncü maddesine göre kendisinin cezalandırılmasını gerektirmektedir. Bu
nedenle kararın VIII/F fıkrasına katılamadım.
IV — A) Sanık Tuncay MATARACI’nın :
1) «Gümrük ve inhisarlar Vekilliği Teşkilât ve Vazifeleri Hakkındaki
Kanun»a 6410 sayılı Kanun’la eklenen madde hükmüne,
2) 657 sayılı «Devlet Memurları Kanunu»nun çeşitli maddelerindeki
açık hükümlere,
3) Bakanlar Kurulunca 15.1.1974 gün ve 7/7734 sayılı kararla
kabul edilip 29.1.1974 günlü Resmî Gazetede yayımlanan «Devlet
Memurluğuna Atanacaklar İçin Zorunlu Yeterlik ve Yarışma Sınavları
Genel Yönetmeliği» hükümlerine,
4) 5.1.1979 gün ve 16510 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan
«Gümrük ve Tekel Bakanlığı Gümrük ve Muhafaza Kuruluşları
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1 768
Memurlarının Atama, Yükselme ve Yer Değiştirme Yönetmeliği»
nin çeşitli ve açık hükümlerine aykırı olarak :
5.1.1978’den 16.11.1979 tarihine kadar, Bakanlığın merkez ve
taşra teşkilâtına 1972 adet yeni memur atadığı, çeşitli nakiller ve terfiler
sağladığı, bu işlemlerin hemen hepsinde de suç işlemeye yönelik planlı ve
programlı bir istihdam politikası güttüğü pek çok belge ve kanıtla sübuta
ermiştir. Ezcümle :
a) Personel ve Eğitim Genel Müdürünün önerisi; Atama ve Seçme
Komisyonunun kararı olmadan hatta bazen aksine öneri ve kararlar
olmasına rağmen yalnız kendi imzası ile atama, nakil ve yükselme
işlemleri yaptığı,
b) İlk kez memuriyete atananların hemen tümünün bir belediye
sınavını kazandıklarını belirten belgelerle işe alındığı, bu belgelerden bir
bölümünün sahte olduğu,
c) Memuriyete girişte aranması gereken belgelerin noksan veya
sonradan tamamlandığı,
d) Atananların çoğunun, tahsil durumuna göre girebilecekleri
derecelerin üstündeki derecelere atandıkları,
e) 18 yaşını tamamlamamış olanların memuriyete alındığı,
f) Bir kısım naklen atamalarda gümrük memurluğuna atama
yapıldıktan sonra geldikleri kurumlarda atanmalarının gerçekleştirildiği,
g) Atanan bir kısım memurların sınav kazanmadan memuriyete
alındıkları,
h) Naklen gelen veya teşkilât içinde naklen ve vekâleten atanan
memurların kötü şöhrete ve sicile sahip oldukları,
i) İlk kez yapılan atamalarda veya nakillerde memuriyet tecrübesi
olmayan bir çok kişiye atanmadan çok kısa bir zaman sonra şef, müdür
muavini, müdür olarak kadro verildiği; bu görevlerin kendilerine Bakan
emri, Bakan mucibi ile tebliğ edildiği,
k) Kadrosuz atamalar yapıldığı,
Belgelerle saptandığına göre, bütün bu işlemlerin «bir suç işleme
kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün bir kaç defa
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1 769
ihlal edilmesi» şeklinde tek bir suç sayılması kanımca olanaksızdır. Onun
için bütün kanunsuzlukların ayrı ayrı üzerinde durulması; suç işleme
kararlarına göre gruplandırılması ve kaç adet suç işleme kararı saptanırsa
suçlunun o sayıda ceza ile cezalandırılması gerekirdi.
Kararın XII/A-1, 2, 3, 4, 5, 6 ve 7 numaralı kısımlarına da bu
nedenlerle katılamadım.
B) Kararın bilhassa XII/A bölümünde de açıklandığı üzere: «Gümrük
ve Tekel Bakanlığı Gümrük ve Muhafaza Kuruluşları Memurlarının
atama, yükselme ve yer değiştirme yönetmeliği»nin 18 inci maddesindeki
«Kara ve Demiryolu giriş-çıkış kapılarına, o yer il veya ilçe nüfusuna
kayıtlı memurlar atanmazlar» hükmüne aykırı olarak ve kaçakçılığa karşı
etkin önlemler alınması ve bu arada güneydeki Habur Kapısına dürüst
ve namuslu personelden oluşan bir ekibin gönderilmesi için Mersin ve
İskenderun Gümrükleri Başmüdürleri ve Bakanlıktaki atama ve yer
değiştirme komisyonu tarafından gerekli işlemler yapılırken Bayındırlık
eski Bakanı Şerafettin ELÇİ’nin, sanık Tuncay MATARACI’yı suça
azmettirerek kaçakçılığın önlenmesi için elzem bulunan ekibin teşkiline
mani olduğu ve bunlar yerine Habur Kapısına, içlerinde kendi akrabaları
bulunan, Cizre’li Ata ELÇİ, Selman YİĞİT, İsmail SALMAN, Cemal
ONURSAL, Necati ÖNÜR, İsmail DEĞER, M. Sait ÖZALP; Midyat
nüfusuna kayıtlı Nizamettin ÇELEBİ, Ahmet DAĞDELEN Gündüz
OĞUZ; Nusaybin’li Mehmet Ali ARAS; Silopi doğumlu Hüseyin
MÜLDÜR ve yine Mardin’li Ali ŞİMŞEK isimli kişilerin atanmalarını
sağlamak suretiyle, Gümrük ve Tekel eski Bakanı Tuncay MATARACI’nın
suçuna iştirak ettiği ve böylece Türk Ceza Kanununun 64 ve 240 inci
maddelerini ihlal ettiği anlaşılmaktadır.
Bu hususu belirten ifadeler şöyle özetlenebilir:
1) Gümrük ve Tekel Bakanlığı Müsteşarı Teoman YAYIN :
«Personel atamaları konusunda çok muhtemelen Şerafettin ELÇİ’nin de
isteği olabilir. Odasına gittiğim zamanlarda gördüğüm kişilerden birisi de
odur (K. 6, S. 34)».
2) Müsteşar Yardımcısı Metin YAVUZ : «Habur Kapısında o
zamanki Bayındırlık Bakanı Şerafettin ELÇİ’nin de etkili olduğuna, hatta
bir kaç defa Tuncay Beyin yanında iken Şerafettin ELÇİ’nin gelip Habur
ile ilgili taleplerde bulunduğuna muttali olmuştum (K. 2, S. 131 -132)».
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1 770
3) İskenderun Gümrükleri Başmüdürü Yunus Nadi KURAL:
«Habur Kapısının bütün tayinleri zannediyorum Şerafettin ELÇİ’nin
tazyiki ile yapılıyordu».
4) Tanık Necati SÖYLER’de detaylı bir şekilde açıklama yaparak
birçok kişinin, Şerafettin ELÇÎ’nin aracılığıyle Habur Gümrük Kapısına
tayin edildiğini belirtmiş ve «Tabir ÖKTEM, Şerafettin Beye yaptırmıştır.
Siyasi yönden, particilik yönden bir bağlantı sorunu olabilir veya daha
başka.............(K. 4, S. 326)».
5) Sanık Tuncay MATARACI: «Şerafettin ELÇİ benden bir kaç
atama için ricada bulunmuştu. Bana bir iki tayin oraya yaptırdı (K. 1, S.
89)».
6) Bizzat Şerafettin ELÇİ (yukarıda isimleri yazılanları tanıyıp
tanımadığı kendisine sorulduğunda) : «Bu kişileri tanırım. Çünkü bizim
oralı bunlar. Bunlardan Ata ELÇİ, Selman YİĞİT, İsmail SALMAN,
Cemal ONURSAL benim ricalarım üzerine tayin edilmiştir.»
Demişlerdir.
Başlıca bu nedenlerle Şerafettin ELÇİ’nin, müstakil bir milletvekili
ve aynı kabinede bakan olarak etkinliğini de gözönünde tutup hakkındaki,
kararın XII-C fıkrasında belirtilen, beraata katılmıyorum.
V — A) Kararın XIII -A/l fıkrasında belirtildiği üzere, Kanun
ve Yönetmelik hükümlerine aykırı olarak sanık Tuncay MATARACI,
CEMİL TARAKÇI isimli arkadaşını, sınavsız, Personel ve Eğitim Genel
Müdürünün önerisi ve atama ve yer değiştirme komisyonunun kararı
olmadan ilk defa 14.4.1978 tarihinde İstanbul Gümrüklerine memur
adayı olarak atamış; adaylık süresi dolmadan Trakya’ya nakletmiş;
uzun süreler başarılı hizmetlerden sonra ve ancak üçlü kararname ile
atanılabilecek müdür yardımcılığım tedvir ile görevlendirmiş; daha
sonra da müktesebi 9 uncu derecede iken 7 inci dereceye yükseltmiş;
Danıştay’ın asilde bulunması gereken niteliklerin vekilde de aranması
gerektiği yolundaki kararını Başbakanlığın benimseyip buna göre işlem
yapılmasını tebliğ etmesine rağmen, 5.4.1979 tarihinde Dereköy Gümrük
Müdür Yardımcılığına vekâleten atamıştır. Cemil TARAKÇI, bu görevde
iken kısa bir zaman sonra 17.5.1979 tarihinde görevindeki yolsuzlukları
nedeniyle tutuklanmıştır.
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1 771
B) Bu atama, nakil ve yükseltme işlemlerindeki görevi
kötüye kullanmada mevsuk ve müdellel olduğundan beraat kararma
katılamıyorum.440 ve 1497 sayılı Kanunlara göre bir çok bakımlardan
özerk bir kuruluş olan Çay Kurumunun, Gümrük ve Tekel Bakanlığı ile
resmî ve hukukî bağlantıları ve yetkilileri sınırlandırılmış; kamu İktisadî
teşekküllerine alınacak işçilerin vasıfları, işe alınma koşulları, bunların
yapacakları görevler ve özellikle geçici işçi statüsünde bulunanların
yapacakları işler yasalarla, yönetmelik ve tüzük hükümleri ile hukukî
ve objektif kurallara bağlanmıştır. Buna rağmen Gümrük ve Tekel eski
Bakanı Tuncay MATARACI, DURSUN ALİ ÇIRAKOĞLU isimli,
ilkokulu dışarıdan bitirmiş hemşehrisini önce Çay Kurumuna bağlı Çay
Paketleme Fabrikasına 1.4.1978 tarihinde geçici işçi olarak aldırmış; bu
kadroda gözükerek ve bir gün bile çalışmadan, Bakanın aynı günlü ikinci
bir emri ile Bakanlıkta görevlendirilmesi sağlanmıştır.
Hiçbir mevzuatla bağdaşmayan bu hileli ve muvazaalı davranışa
ek olarak, «adı geçen işçiye Bakanlıkta görevi müddetince günde üç
saat fazla mesai verilmesi, bayram günleri ile genel tatil günlerinde de
çalışıyor şeklinde gösterilerek tahakkuk yapılması» hususu bizzat Bakan
tarafından yazılı olarak Çay Kurumu Genel Müdürlüğüne emredilmiştir
(K. 22, S. 472-489). Ayrıca birinci derecedeki bir memurun, hatta bir
müsteşarın imkânlarından bile fazla olarak, Bakan sıfatı ile yurt içi ve yurt
dışına yaptığı seyahatlere iştirak ettirerek uçak bileti üzerinden, yalnızca
seyahat masrafı için Dursun Ali ÇIRAKOĞLU’na 109.497 lira ödeme
yaptırmıştır.
Bu eylemleri ile de kanımca Türk Ceza Kanununun 240 inci
madesini ihlal etmiştir (Kararın XIII-A/5 inci fıkrasına da katılamadım).
C) Kadrosu ve görevi Petrol Ofisi Genel Müdürlüğünde olan, Gülay
ALIŞ isimli bir memuriyeyi, kuruluş yönünden yasal olmıyan, hizmet
gerekleri yönünden de herhangi bir ihtiyaç ve zorunluluk bulunmamasına
rağmen, tamamen özel nedenlere ve ilişkilere bağlı olarak Gümrük ve
Tekel Bakanlığı Özel Kaleminde istihdam ettiği, bu fiili durumu daha
sonraki tarihlerde yapılan yazışmalarda resmi bir hüviyete sokmak istediği
sabit olan sanık Tuncay MATARACI’nın bu suçundan dolayı da Türk
Ceza Kanununun 240 inci maddesine göre cezalandırılması gerekirdi
(Kararın XIII - A/6 inci fıkrasınada katılamıyorum).
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1 772
VI— Kararın XIII - A/7 ve D fıkralarına karşı muhalefetime
gelince:
A) İzmir Yaprak Tütün Bakım ve İşleme Evi Kompleksi, 1976
yılında Bakım Evi (76C030010) ve İşleme Evi (76C030020) adı ile iki
kısımda ele alınmış ise de 1977 yılında bu iki kısım birleştirilmiş ve
kompleksin idare binaları, ihata duvarları, lojmanları ve bekçi kulübesinin
yapım işleri 20.1.1977 gün ve 135 sayılı Müdürler Kurulu Kararı ile
Aydemir GÖKKAYA’ya ihale edilmiştir.
Kompleksin, birinci ihale dışında kalan, inşaatına ait etüt ve
projeler, teknik elemanlarca ve ilgili ihtisas birimlerince yeniden gözden
geçirilmiş; Devlet Planlama Teşkilatının da inceleme ve onayından sonra,
Tekel İdaresi Yatırım ve Uygulama Genel Müdürlüğünün teklifi üzerine
Müdürler Kurulunca 724 milyon hra üzerinden ihaleye çıkarılması
8.8.1978 gün ve 1627 sayı ile kabul edilmiştir. Bu duruma göre tamamen
teknik ve bir ihtisas konusu olan bu işe, politik bir makamı işgal etmekte
bulunan Bakanın müdahalesini meşru bir gerekçeye dayandırmak
mümkün değildir.
Genel Müdür Orhan ÖZET, Genel Müdür Başyardımcısı Kerim
DEMİREL, Yatırım Uygulama Grubu Müdürü Tanzel KURUL, Yatırım
Uygulama inşaat Müdürü Tarlıan ÖZGÖKMEN’in ifadelerinden
anlaşılacağı üzere (K. 2, S. 346 - 356 ve K. 3, S. 184 - 220) sanık Bakan
Tuncay MATARACI’nın sürekli ve ısrarlı isteği ve baskısı neticesinde,
Müdürler Kurulu, aldığı ilk kararını bir hafta sonra 15.8.1978 gün ve
1652 sayılı yeni bir kararla değiştirmek ve kompleks inşaatını, Bakım Evi
ve İşleme Evi olarak değil, Bakım ve İşleme Evlerinin her ikisinin bazı
kısımlarını sun i bir şekilde ayırmak ve bir bölümünü ihale dışı bırakmak
mecburiyetinde kalmıştır.
Bu suretle; Sanık Bakanın Milletvekili olmadan da 11.2.1977
tarihinde kendisinden 25.000 lira aldığı, çok yakın ve samimi ilişkileri
bulunduğu, demir ihalatçısı (...)’den aldığı rüşvet paralarından 25 milyon
lirasını kendisine verdiği, onun da hesaplarına karıştırıp gizlediği ve
Yıldız Tuğla ve Seramik Sanayii A.Ş. nin işlerinde kullandığı, banka
kayıtları, çekler ve diğer kanıtlarla sabit olan, sanık Ali YILDIZ, ihaleye
girebilmiş ve kompleksin inşaat işini yüklenmiştir. (Sanık Ali YILDIZ,
elindeki müteahhitlik karnesi 560 milyon liralık olduğu için —ki bu
karneninde daha sonra, gerçek dışı belgeler ibraz edilerek alındığından
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1 773
Bayındırlık Bakanlığınca iptal edildiği anlaşılmaktadır— kompleks inşaatı
bölünmeseydi ihaleye katılannyacaktı).
B) Sanık Ali YILDIZ, ihaleden sonra da işe zamanında başlayıp
inşaatı yürütmemiş; buna rağmen açıp doldurduğu temel kazısı ve imlası
için ihale bedelinin yarısını aldıktan sonra 14.3.1980 gününde 8/505 sayılı
kararname çıkınca işi tasfiye etmiştir.
C) Kontrol Mühendislerinin Değiştirilmesi Olayı :
23.11.1978 tarihinde bu inşaatın Kontrol Başmühendisliğine Yılmaz
ÎNKAYA, Kontrol Mühendisliğine Tuncay KARANACAK getirildiği
halde, aradan 20 gün geçmeden Yılmaz ÎNKAYA işin başından alınmış,
12.12.1978 tarihinde Tuncay KARANACAK Başmühendisliğe, müteahhit
Ali YILDIZ’m hemşehrisi ve onun şantiye şefi gibi çalıştığı anlaşılan
Tevfik ATASELÎM’de Kontrol Mühendisliğine getirilmiştir. Bir ay sonra
12.1.1979 tarihinde Tuncay KARANACAK’da işin başından alınarak, bu
tarihten itibaren fiilen (nitekim 15.2.1979 tarihli bir yazıya Başmühendis
olarak Tevfik ATASELİM imza atıyor), 6.4.1979 tarihinden itibaren
de hem fiilen ve hem de hukuken Tevfik ATASELÎM Başmühendis ve
Kontrol Mühendisi olarak çalıştırılmış. Ancak, Tuncay MATARACI’nın
Bakanlıktan ayrılmasından sonra 5.12.1979 tarihinde Tevfik ATASELÎM
işin başından uzaklaştırılarak tekrar Tuncay KARANACAK inşaatın
kontrolü ile görevlendirilmiştir.
Bu değişikliklerin de sanık Tuncay MATARACI’nın ısrarlı isteği,
baskı ve müdahalesiyle vuku bulduğu tanıkların açık ve detaylı olarak
yaptıkları beyanlardan anlaşılmaktadır: Mevzuat ve şartname esaslarının
uygulanmasını titizlikle takip ettiği anlaşılan Yılmaz ÎNKAYA daha
işin ihaleye çıkarıldığında bir «yer gösterme belgesi» dolayısiyle Ali
YILDIZ’m kendisini «tarttığım, denediğini, aksi» görüp beğenmediğini
bildirmektedir.
Tekel Genel Müdürü Orhan ÖZET, sanık Tuncay MATARACI’nın:
«Kötü muamele yapılıyor. Zamanında istihkak ödenmiyor... zorluklar
çıkarılıyor gerekçesiyle Kontrol Mühendislerinin değiştirilmesini istedi...
Tevfik ATASELİM’in ismini Bakan verdi müteaddit defa tayinini söyledi»
demektedir.
Tanzel KURUL : «Tuncay MATARACI Tevik ATASELÎM’i tavsiye
etti. Sözleşme daha Sayıştay’da tescil edilmeden Yılmaz İNKAYA’nın
değiştirilmesini söyledi.»
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1 774
Turan ÖZGÖKMEN’de : «Yılmaz ÎNKAYA’nın alınması
Bakanlıktan talep edildi» beyanında bulunmaktadırlar (K. 2, S. 346-356,
K. 3. S. 145-220, K. 5, S. 320-322 ve adı geçen tanıkların Yüce Divandaki
13.8.1981 ve 8.9.1981 günlü ifade tutanakları).
D) Ali YILDIZ ve Tevfik ATASELÎM’in düzenlediği gerçek dışı
hakediş raporları:
Tekel Genel Müdürlüğü Müfettişi Ahmet BIÇAKÇI’nın 1.7.1980
gün ve 44 sayılı raporu ve eki belgelerden :
1) inşaat Yüksek Mühendisi Doğan GENÇOĞLU, inşaat
Mühendisi Gündoğan SEZGÎN, inşaat Yüksek Teknikeri Ahmet
ÖZTÜRK’ün bilirkişi olarak düzenledikleri 11.5.1980 günlü rapora göre
: Tekel Genel Müdürlüğünün 16.4.1979 gün ve 37089 numaralı yazısında
müteahhitlikçe düzenlenip idareye verilmesi gerektiği bildirilen «vaziyet
planı ve diğer projelerin tanzim edilerek idaremize verilmesi ve bu projeler
idaremizce tasdik edilinceye kadar da inşaat sahasında hafriyat ve hiçbir
imalat yapılmaması» hususu açıkça emredildiği halde Tevfik ATASELlM
«tasdikli kazı planının şantiyeye gelmesini beklemeden» 248128 m3 kazı
yaptırmıştır ki bunun 124733 m3’imün tasdikli kazı planı dışında kaldığı
saptanmıştır (Bedeli 22.456.139,89 lira etmiş 6 6.1979’da düzenlenen 3
numaralı hakedişle ödenmiştir).
2) Şantive defterinde, inşaat mahalline getirilen kum ve çakıl
miktarının 475 m3 göründüğü; 11.5.1980 günlü rapora göre de
10.5.1980 tarihine kadar inşaat mahalline ancak 2500 m3 kum
ve çakıl getirildiği; buna mukabil hakedişlerde (bilhassa Haziran ve
Eylül 1979 aylarında düzenlenen 3 ve 5 numaralı hakedişlerde) Tevfik
ATASELÎM’in 150.000 m3 kum ve çakılın Turgutlu’dan temin edildiğini
belirterek, bunun için 6.000.000 lira temin bedeli, 35.539.500 lira da
nakliye bedeli olarak tahakkuk ettirip ödettiği saptanmıştır.
3) 10.5.1980 tarihine kadar dahi demı’rsiz beton hiç yapılmadığı
halde Tevfik ATASELlM düzenlediği hakedişlerde 300 m3, 250 dozlu,
demirsiz beton yapıldığını belirterek haksız olarak 203.667 lira bedelin
ödenmesine sebep olmuştur.
4) Müfettiş Ahmet BIÇAKCI’nın isteği üzerine görevlendirilen
Ege Üniversitesi Yerbilimleri Fakültesi elemanlarından Doç Dr. Yılmaz
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1 775
SAVAŞÇI, Dr. Jeolog Rezzan BİRSOY, Dr. Jeolog Hüseyin YILMAZ’ın
bilirkişi olarak, gerek inşaat mahallinde gerekse laboratuvarlarda yaptıkları
inceleme ve tahliller sonunda düzenledikleri ve Yerbilimleri Fakültesi
Dekanlığının 6.3.1980 gün ve 690 sayılı yazısına ekli raporda : «İzmir
Y.T.B. işletme inşaatı şantiyelerinde bulunan dolgu malzemesinden,
Turgutlu ve Işıklar Malzemesinin toplam oranı % 10’u geçmez» denmiş
olduğu halde Kontrol Mühendisi Tevfik ATASELÎM’in düzenlediği,
bilhassa 3 ve 5 numaralı hakedişlerde 180.000 m3 olarak gösterilen bu
dolgu malzemesinin 170.000 m3’ünün Turgutlu’dan (70 km. mesafeden)
getirildiği, ancak 10.000m3’ünün Menemen’den (22 km. mesafeden)
taşındığı, bu suretle her m3 dolgu malzemesinin nakliyesi için 102,87 lira
yerine 236,82 lira ödendiği, toplam olarak ödenen 41.306.800 liradan
yarısından fazlasının gerçek dışı bir şekilde hakedişlere dahil edile rek
ödendiği saptanmıştır.
5) Sanık Ali YILDIZ, Yüce Divanda görülen, Sosyal Güvenlik eski
Bakanı Hilmi İŞGÜZAR’la ilgili davada da, 13.4.1982 gün ve E. 1981/1,
K. 1982/2 sayılı kararla, rüşvet vermek ve görevi kötüye kullanmıya
iştirakten mahkum olmuştur. O dava dolayısıyla dinlenen tanıklar
(şoförler), S.S.K. Eşrefpaşa Hastanesi yeri hafriyatından çıkarılanların
bir kısmım, bu Y.T.B. îşletme inşaatı yerine imlâ için, getirdiklerini
söylemişlerdir. (Halbuki Eşrefpaşa’daki hafriyat artıklarını 47 km.
uzaklıktaki Torbalıya taşıyıp attığını belirterek bunun için 50358013 lira
istihkakta S.S.K.ndan aldığı mevsuktur).
E) Milli Güvenlik Konseyince kabul edilen Soruşturma Kurulu
Raporunda da belirtildiği üzere : «Tuncay MATARACI, İzmir Yaprak
Tütün Bakım ve İşleme Evi Kompleksi ihalesini iki kısma böldürerek Ali
YILDIZ’in ihaleye girmesini sağlamış ve ayrıca Kontrol Mühendislerini
değiştirerek karşılığında Ali YILDIZ’m şirketlerine gayriresmî ortak
olmak şeklinde menfaatler elde etmiştir. Sağladığı menfaatlerin rüşvet
suçu yönünden, bir unsur olarak, kesin miktarı belirlenemediği içindir
ki, aslında bir rüşvet anlaşmasının uygulanması şeklinde tezahür eden bu
eylemi, memuriyet görevini kötüye kullanma gibi daha alt düzeydeki bir
suç olarak kabul etmek zorunluğu doğmuştur.» (Kendisinin Türk Ceza
Kanununun 240 mcı maddesine göre cezalandırılması gerekirdi).
F) Sanık Ali YILDIZ’da, memuriyet görevini kötüye kullanması
için Gümrük ve Tekel eski Bakanı Tuncay MATARACI’vı azmettirdiği
ve bu konuda onunla iştirak halinde bulunduğu, gerek aralarındaki
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1 776
ilişkilerden gerekse olayın niteliği ve cereyan şeklinden anlaşılmakla
kendisinin Türk Ceza Kanununun 64 üncü maddesi yolu ile aynı Kanunun
240 inci maddesine göre cezalandırılması gerekirdi.
VII — Zapt ve müsadere hakkında, Türk Ceza Kanununun, 36
inci maddesindeki genel hükme rağmen, 225 inci maddesine de özel bir
müsadere hükmü konulmuştur.
225 inci maddenin ikinci fıkrası : «Muhik olmayan bir menfaate
hizmet emeliyle» verilen rüşveti (kimin eline geçmiş olursa olsun), raşinin
(rüşvet verenin) mülkiyetinde (sahipliğinde) görmektedir. Medeni Hukuk
ve Borçlar Hukuku da bir İktisadî kıymet, gayri meşru bir şekilde ele
geçirildiğinde, iktisap edilmiş saymaz (lulcata ve zamanaşımı ile iktisap
hükümleri ve Borçlar Kanununun 65 inci maddesindeki haller hariç). O
iktisadi kıymet, gayrî meşru bir şekilde kimin eline ve hesabına geçerse
geçsin onun aynî ve mülkiyeti (sahipliği), onu meşru bir şekilde iktisap
etmiş olanda kalır. Ancak, rüşvet olarak verileni, meşru bir şekilde
ve hüsniniyetle ele geçirmiş; dolayısiyle onun aynîni ve mülkiyetini
(sahipliğini) de iktisap etmiş olanlarda bulunabilir. O hallerde rüşvet
verilenin aynî ve mülkiyeti (sahipliği) değil, onun karşılığı olarak alınan,
rüşvet yerine kaim olur. Aynî ve mülkiyeti, değiştirilmiş olarak dahi,
mürteşi, raiş ve diğer gayri meşru aracılara geçmesi mümkün olmıyan;
onlardan, zilyetliği, vazulliyetliği v.s. ninde muhakkak suretle geri
alınması gereken rüşvetin, aynîni, malikiyetini ve zilyetliğini raşide
(rüşvet verende) bırakmayıda, Türk Ceza Kanununun 225 inci maddesi,
yerinde, uygun ve adil bulmadığından, müsadere edilmesini öngörmüştür.
Bu nedenle :
B) A) Sanık Tuncay MATARACI’nın rüşvet olarak aldığı
paralardan 25 milyon lirası sanık Ali YILDIZ’a geçtiği, tanıklar, çekler,
banka kayıtları, diğer sanıkların beyanları ve nihayet Yüce Divanda ikrar
ve itiraf etmek mecburiyetinde kalan Ali YILDIZ’m beyanları ile sabit
olmuştur. Ali YILDIZ’ın, bu paraları gayrî meşru bir şekilde; kurduğu
şirketlerin hesaplarına karıştırıp gizlediği, kullandığı da sübuta erdiğinden,
kararın VIII/B maddesinde belirtildiği üzere, kendisi hapis cezasına
mahkum edilmiştir. Bu rüşvet paralarını aldığı, belgelerle mevsuk olmasına
mukabil geri verdiğine dair kendisinin ifadesinden başka en küçük bir delil
bulunamadığı; aksine paranın geri verilmediğine dair tanık ifadeleri bulun
duğu gibi olayların akışıda paranın geri verilmediğini gösterdiğinden Ali
YILDIZ’daki bu 25 milyon liralık rüşvetin de müsadereye tabi tutulması
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1 777
gerekirdi (Kararın XV/C fıkrasınada katılmıyorum).A ynı düşüncelerle,
sanık Şaban EYÜBOĞLU’nun uhdesinde kaldığı anlaşılan, 12.725.000
lira rüşvet parasından yalnız 2.620.000 lirasının müsaderesine karar
verilmesini de yeterli bulmuyorum.
C) Yine aynı düşünce ve gerekçelerle öteki sanıklardan,
uhdelerinde kaldığı sabit olan, rüşvet paralarının müsadere edilmemesini
de kanuna, hakka ve adalete uygun görmediğimden kararın XV/E fıkrasına
da katılamadım.
VIII — SONUÇ : Başlıcalarını, çok kısa olarak, yukarıda yazdığım
nedenlerle, kararın bazı kısımlarına ek ve değişik gerekçelerle katılıyorum;
bazı kısımlarına da karşıyım.
Üye
Muammer TURAN
778
YÜCE DİVAN
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1
Karar günü : 16.3.1982
KARŞIOY YAZISI
1 — 9.7.1961 tarihli ve 334 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının
147 nci maddesinde, Anayasa Mahkemesi’nin, Bakanlar Kurulu Üyelerini,
«görevleriyle ilgili suçlardan dolayı» Yüce Divan sıfatıyla yargılayacağı
belirtilmiştir.
Tuncay MATARACI’nın, Amerika’da bulunduğu sırada satın aldığı
silâhları, gelirken Türkiye’ye getirmesi göreviyle ilgili bir suç değildir.
Sanığın, bu silâhları yurda sokarken, Bakanlık göreviyle ilgili herhangi
bir işlem yaptığı, herhangi bir memura bu konuda emir veya talimat
verdiği kanıtlanmamış, hattâ ileriye sürülmemiştir. Böyle olunca, Tuncay
MATARACI’nın işlediği suç, Bakanlık göreviyle ilgili olmayıp, yurda
kaçak silâh getiren herhangi bir vatandaşın (özellikle, diplomatik pasaport
taşıdığı için gümrüklerde kolaylık gören herhangi bir Devlet adamının)
işleyebileceği suçlardandır.
Bu sebeple, Sanığın, yurda kaçak silâh sokmaktan dolayı, /üce
Divan’da değil, ilgili mahkemede yargılanması gerektiği kanaatındayım.
2— Tuncay MATARACI’nın, hemşehrisi Dursun Ali
ÇIRAKOĞLU’nu, kanun, tüzük ve yönetmeliklerde yazılı usullere riayet
etmeden, Çay Kurumu’na bağlı Çay Paketleme Fabrikası’nda geçici işçi
olarak işe aldırdığı; aynı gün, ikinci bir emirle, kendisinin Bakanlık’ta
görevlendirilmesini sağladığı, Bakanlık’taki görevi süresince günde üç
saat fazla çalışma yapıyor ve bayram ve genel tatil günlerinde çalışıyor
gösterilerek bunlarla ilgili ek ücretlerden faydalandırılması için Çay
Kurumu Genel Müdürlüğü’ne emir verdiği, Bakan sıfatı ile yaptığı yurt içi
ve yurt dışı seyahatlara adıgeçenı iştirak ettirip, kendisine, seyahat masrafı
olarak büyük meblâğlara varan ödemeler yaptırdığı; bu suretle, adıgeçen
hemşehrisini himaye maksadıyla görevini kötüye kullandığı, dosya
münderecatına ve toplanan delillere göre sabit olduğundan, Sanığın Türk
Ceza Kanunn’nun 240 mcı maddesine göre cezalandırılması gerektiği
kanaatındayım.
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1 779
3 — Türk Ceza Kanunu’nun 225 inci maddesinin ikinci fıkrasında
«Muhik olmayan bir menfaate hizmet emeliyle rüşvet veren kimlerin
mahkûm olacakları cezalardan başka vermiş oldukları rüşvetin
müsaderesine de hükmolunur» denilmektedir
Tuncay MATARACI’ya «muhik olmayan» sebeplerle rüşvet verildiği
yapılan yargılama sonunda sübuta ermiş, rüşvet alan Tuncay MATARACI
ile kendisine rüşvet verenlerin mahkûmiyetlerine hükmedilmiştir.
Sanık Ali YILDIZ’ıri bu rüşvet paralarından yirmibeş milyon liralık
bir kısmını ticarî hesapları içinde gizlediği de sabit görülerek, Türk Ceza
Kanunu’nun 296. Maddesi’ne göre cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Duruşmaların devamı sırasında, Yüce Divan kararıyla üzerine tedbir
konulan bu yirmibeş milyon liranın «ele geçmediği» nin kabulüne imkân
görmüyorum. Para, Türk Ceza Kanunu’nun 36. maddesi’nde yazılı suç
âletleri v.s. gibi ayniyle değil, misliyle de ele geçirilmiş olabilir. Sanık
Ali YILDIZ’m yirmibeş milyon liraya karşılık ibraz ettiği aynı değerdeki
teminat mektubu üzerine tedbir konulmuş olması, haklı olmayan bir
sebeple verilmiş bulunan rüşvet parasından bir kısmının ele geçirildiğinin
açık bir delilidir.
Bu itibarla, sanık Ali YILDIZ’m, üzerine tedbir konulmuş bulunan
yirmibeş milyon liralık banka teminat mektubu karşılığının müsaderesine
karar verilmesi gerektiğinden, bu teminat mektubunun serbest bırakılarak
tedbirin kaldırılması yolundaki karara katılmıyorum.
4 — Yukarıda açıkladığım gerekçelerle, Şaban EYÜBOĞLU’nun
uhdesinde kaldığı anlaşılan rüşvet parasının tamamı ile öteki sanıkların
uhdelerinde kaldığı sabit olan rüşvet paralarının müsaderesine karar
verilmesi ve sanıkların mal varlıkları üzerine konulmuş olan tedbirin,
ödeme gerçekleşinceye kadar devam ettirilmesi lâzım geldiğini
düşündüğümden, Yüce Divan kararının bu düşünceme ters düşen
bölümlerine de katılmıyorum.
Üye
Mehmet ÇINARLI
780
YÜCE DİVAN
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1
Karar günü : 16.3.1982
KARŞIOY YAZISI
1 — Gümrük ve Tekel eski Bakanı Tuncay MATARACI’nın Çay
Kurumu’na çay kutusu imalatını üstlenmiş olan Rahim MEYDAN dan
rüşvet olarak aldığı on milyon lira ile demir ithalatçısı (...)’den aldığı
rüşvetin kırkyedi milyon beşyüzbin liralık kısmını, kendi adına açtırdığı
banka hesaplarında gizlemek ve aldığı talimata göre başkalarına intikal
ettirmek suretiyle adı geçenin bunlardan istifadesini temin ve hükümetçe
yapılacak soruşturmayı yanlış yola sevkettiği sabit görülerek Türk Ceza
Kanunu’nun 296. maddesine göre cezalandırılan Halil İbrahim DEMİR’in,
Bakan tarafından kendisine verilen para ve çeklerin, verildikleri tarihte
bunların iki ayrı rüşvet suçu ürünü olduğunu bildiği hususunda yeterli
ve inandırıcı delil yoktur. Bu itibarla; hükmolunan cezanın Türk Ceza
Kanunu’nun 80. maddesi gereğince artırılmasına,
2 — (...)’in babası tarafından 1975 yılında getirtilen ve tarife
pozisyonuna uyumsuzluğu nedeniyle ithaline izin verilmeyerek
Haydarpaşa liman sahasında tutulan ve daha sonra idarece tasfiyesi
kararlaştırılmış bulunan yaklaşık 2.000 ton demirin, hurda adı altında
gümrükten çekilmesini temin için Tuncay MATARACI tarafından (...)’den
alınan ve Yüce Divanca sübuta kabul olunan otuz milyon liralık rüşvet
olayında, sanık Köksal MATARACI’nın, ağabeyine yapılan rüşvet
teklifi ve onun talimat üzerine, rüşvet veren (...) ve aracısı Salih Zeki
RAKICIOĞLU ile buluşup görüşerek anlaşmaya varılmasını sağlamak,
rüşvetin bir kısmını bizzat almak suretiyle rüşvet alanın aracı olarak olaya
karıştığı yeterli ve inandırıcı delillerle sabit ve fiili Türk Ceza Kanunu’nun
226 inci maddesi delaletiyle aynı 213/2 ve 65 inci maddelerine mümas
iken, adı geçenin Türk Ceza Kanunu nun 296 inci maddesine göre
cezalandırılmasına,
Karşıyım.
Üye
Mahmut C. CUHRUK
781
YÜCE DİVAN
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1
Karar günü : 16.3.1982
KARŞIOY YAZISI
16.3.1982 günlü, Esas : 1981/2 ve Karar : 1982/1 sayılı Karar’m
azınlıkta kaldığım bölümlerine ilişkin karşıoylarımın gerekçeleri aşağıda
belirtilmiştir :
1 — TCK.’nun 4055 sayılı Yasayla değişik 80. maddesinin açık
ifadesine göre; «Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak
kanunun aynı hükmünün birkaç defa ihlâl edilmesi, muhtelif zamanlarda
vâki olsa bile» bir suç sayılmaktadır.
Yasanın aynı hükmünün birden fazla ihlâli biçiminde beliren
eylemler, bir suç işlemek kararma bağlı olarak gerçekleştiği takdirde,
anılan maddenin buyurucu hükmü gereği olarak, «bir suç» un oluştuğu
kabul edilecek ve bu suçtan dolayı verilecek ceza «altıda birden yarıya
kadar» arttırılacaktır.
TCK’nun 80. maddesinin 4055 sayılı Yasayla değiştirilmesinden
önce, madde metninde, müteselsil suçun manevi öğesi olarak «aynı kasdı
cürmi» den söz edilmiş olmasına rağmen, yapılan değişiklikle bu öğe «bir
suç işlemek kararı»na dönüştürülmüş, maddi unsuru belirleyen «kanunun
aynı hükmünün birkaç defa ihlâl edilmesi» biçimindeki ibare ise aynen
muhafaza edilmiştir.
Bu durumda; «kanunun aynı hükmünü» ihlâl eden eylemlerin
birbirinden ayrı ve bağımsız olarak tekevvün etmesi ve her eylemin
başhbaşına bir suçu oluşturması gerektiğinde kuşku yoktur. Her biri ayrı
«kasdı cürmi» den kaynaklandığı halde, bu oluşumda tek olan, aynı olan,
işlenen suçları birleştirip bütünleştiren ve «bir suç» sayılmasını gerektiren
etken, aynı suçu defaatle işlemeye yönelik genel iradenin, niyetin
ifadesi mesabesindeki «suç işleme kararı» dır ve bu karardaki birliktir,
bütünlüktür.
Dosya içeriğine göre :
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1 782
1975 yılından beri Haydarpaşa Gümrüğünde bekleyen ve Yurda
sokulması yasalara uygun olmadığından ithaline müsaade edilmeyen
yaklaşık ikibin ton demirin «hurda adı altında» çekilmesini temin için
otuzmilyon lira rüşvet aldığı sabit olan sanık Tuncay MATARACI ile;
Söz konusu demirlerin Yurda sokulmasını sağlaması karşılığında
Tuncay MATARACI’ya otuzmilyon lira rüşvet verdiği sübuta eren sanık
(...)’in ve;
Bu olayda, Tuncay MATARACI ile (...) arasında yapılan
rüşvet anlaşmasında (...)’in aracısı olduğu sabit olan sanık Salih Zeki
RAKICIOGLU’nun, daha sonra;
Aynı yasa hükmünü «birkaç defa» ihlâl etmek amacıyla Önceden
oluşturulup uygulama alanına aktarılan «bir suç işlemek kararı»
çerçevesinde, bu kez, sanık (...) tarafından Yurtdışından getirtilecek
demirlerin Yurda sokulmasında kolaylık sağlanması için nitelikçe aynı
suçları ikinci defa işledikleri anlaşılmaktadır.
Bu durumda, demir ithalâtçısı olan sanık (...)’in Yurtdışından
getirteceği demirlerin Yurda sokulmasında her türlü kolaylığın gösterilmesi
karşılığında toplam olarak seksendörtmilyonbeşyüzbin lira rüşvet aldığı
sabit olan sanık Tuncay MATARACI ile;
Sözü edilen demirlerin Yurda sokulması için Tuncay MATARACI’ya
toplam olarak seksendörtmilyonbeşyüzbin lira rüşvet verdiği sübuta eren
sanık (...)’in ve;
Bu olaya da (...)’in aracısı sıfatıyla katıldığı sabit olan sanık Salih
Zeki RAKICIOĞLU’nun;
Her iki rüşvet olayı nedeniyle ortaya çıkan, «ayrı kasdı cürmî» lere
bağlı ikişer eylemi mevcut olduğu halde, bu eylemlerin, «bir suç işlemek
kararının icrası cümlesinden olarak» kanunun aynı hükmünü ikişer kez
ihlâl etmiş bulunmaları karşısında «bir suç» sayılmaları gerekmektedir.,
3.4.1975 günlü ithal müsaadesi gereğince 1975 yılı içinde sanık
(...)’in babası (...) tarafından Batı Almanya’dan getirtilen ve ithali yasalara
uygun olmadığı için çekilemeyen, bu nedenle Haydarpaşa Limanında
bekletilmekte olan ve tasfiyesi zorunlu bulunan 1.999.385 Kg. demirin
kurtarılması konusunda Salih Zeki RAKICIOĞLÜ’dan yardım isteyen
sanık (...)’in :
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1 783
«Mesele 1975 senesinde gelen hurda ile başlamıştır... Tuncay
MATARACI, o tarihte, hurda olan malların verilmesi diye Haydarpaşa
Gümrüğüne yazı yazdı... Bu iş olmayınca başka ithalât yapmamız söz
konusu oldu. Bu da hurda ithalâtıdır. 73.03 pozisyonuyla yapacağımız
ithalâttır...» biçimindeki ifadesi (K. 6, S. 316- 339);
Durumu Tuncay MATARACI’ya intikal ettiren ve ondan olumlu
cevap alan sanık Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun :
«...(...)’la İstanbul’a geldiğinde görüştüm. Kendisi de konuyu bana
tekrarlayarak, (MATARACI’dan rica etsek de bize yardımcı olsa) şeklinde
teklifte bulundu... Bu vesileyle MATARACI’ya durumu intikal ettirdik. O
da (tamam, bakalım) dedi. Yazılar yazıldı... (Hurda işi tamamdır) dedi...
Birkaç gün daha bekledik... Geliş ve gidişinde, (Ne oldu bizim iş, ne
oldu hurda işi) diye devamlı bizi baskı altına soktu. Ben de hurda işinin
olmadığını söyledim. (Nasıl olur? olmaz öyle şey. Hurda işi tamamdır,
bitmiştir, biz işimize bakalım dedi)... (...)’a sorduğumda (Hurda işini
halledemedik, olmadı) şeklinde bana malûmat verdi... Bunun üzerine
MATARACI ile muhatap olduk. O zaman MATARACI bize (Bırakın ne
hurda işi, buradaki hurdadan ne olur, başka demir memir getirin de para
kazanalım. Bu fırsat bir daha ele geçmez) dedi... (...) da, (bende olan
permiler çoktur. Senin de muhitin vardır. Permi toplayalım ve dışarıdan
demir ithal edelim) dedi... Bunun üzerine konunun Tuncay MATARACI
ile ilgisinin ne olduğunu sordum, bana, (çok eskiden beri Gümrükte bana
taktılar, güçlük çıkartılıyor, Gümrükte muamelelerin rahat ikmali için
MATARACI bize yardımcı olsun) dedi. Bunu MATARACI’ya aktardık. O
da kabul etti... MATARACI bize, (...)’ın beyanına göre, üstünlük tanıyacak
ve buradaki Müdür’e, İzmit’teki, Derince’deki Müdüre söyleyecek ve
muamelelerimizi rahat yapacaktık. Bizim söylediklerimizi MATARACI
kabul etti...» şeklindeki sözleri (K. 6, S. 166- 193);
Sanık Tuncay MATARACI’nın, demir ithalâtında, (...)’in işlerine
yardımcı olması hususunda İzmit Gümrükleri Başmüdürü Erdinç
ÖZERMAN’a telefon ederek talimat vermesi, bilâhare Başmüdürü
İstanbul’a Tarabya Otelindeki özel dairesine ve Ankara’ya Bakanlığa
çağırarak baskı yapması;
Son soruşturmada sanık (...)’in de :
«Tuncay MATARACI, demir getirmemizi, böyle bir fırsatın ele
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1 784
geçmeyeceğinden bahsetmiştir. Benim de ötedenberi Gümrük İdarelerinde
çekmiş olduğum sıkıntılar, haksız yere uğraşlarım, birtakım Gümrük
yetkili memurlarının bana karşı basımca ve kasıtlı davranışlarından
milyonlara varan bir çok kayıplarım olmaktaydı... Bunların karşısında
Tuncay MATARACI’nın böyle bir teklifiyle karşılaşınca, çekmiş olduğum
sıkıntıları da gözönüne alarak, bana bu konuda yardımcı olmasını rica
ettim... Ve kendisi belli bir miktar istedi. Önce bana çok pahalı gelen
bu miktar üzerinde tartışma yaptık. Bilâhare bu miktarı bırakarak ayda
belli bir miktara dönüştürdük...» demesi (D.T. S. 309-310) karşısında,
bu ifadeler ile bunların Gerekçeli Karara aktarılan ayrıntıları, öteki
ifadeler, tanıkların açıklamaları ve konuya ilişkin tüm belgeler birlikte
değerlendirildiğinde :
1976 yılında ölen (...)’i ve onun ölümünden sonra, şirketlerinin
ve mallarının idaresini (...) ailesinin en büyüğü olarak üstlenen sanık
(...)’i yakından tanıyan; sanık Tuncay MATARACI’nın da hemşehrisi
ve yakın arkadaşı olan sanık Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun girişimiyle,
zaman zaman biraraya gelen sanıkların, gelişen ilişkiler içinde, «Para
kazanalım... Bu fırsat bir daha ele geçmez» parolasından hareket ederek,
özellikle, demir ithalâtından yarar sağlamayı amaçlayan ortak bir karar
oluşturdukları, «kanunun aynı hükmünü» defaatle ihlâl etmeye yönelik
işbu karar uyarınca işe başladıkları, eylemlerine yön veren bu düşünce
sistemi ve suç işleme plânı çerçevesinde sanık Tuncay MATARACI’nın
TCK.nun 213/1. ve 225/1., sanık (...)’in ise aynı Yasanın 220. ve sanık
Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun da TCK.nun 226. maddesi delâletiyle
bu Yasanın 220. maddesini ikişer kez ihlâl ettikleri kesinlikle ortaya
çıkmaktadır.
Böylece, 1975 yılından beri Haydarpaşa Gümrüğünde bekletilen
ve yasal koşulları gerçekleşmemiş olması nedeniyle ithâl işlemleri
tamamlanamayan yeni ve kullanılmamış demirlerin, hurda niteliği izale
edilmek suretiyle kurtarılması için işlenen suçlarla;
Dış ülkelerden deniz yoluyla getirtilecek demirlerin, İzmit ve
Derince Gümrüklerinden, her türlü kolaylık ve geçiş üstünlüğü sağlanarak
Yurda sokulmalarını amaçlayan suçlar;
Çeklerin tanzim ve tahsili ile ilgili işlemlerin nitelikleri, bu çeklerin
alınıp verilmesinde, Tuncay MATARACI’ya ve onun direktifiyle
yakınlarına aktarılmasında izlenen yöntemler, sonuçta bütün çeklerin
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1 785
belli odaklarda toplanmış ve doğrudan sanık Tuncay MATARACI’nın
tasarruf alanına intikal etmemiş olması, rüşvet sözleşmelerinin zamanı ve
uygulanma biçimleri, iki rüşvet sözleşmesi arasında, yeni bir suç işleme
kararının karinesi sayılacak uzunca bir zaman aralığının bulunmaması,
râşi ve mürteşî ile raiş’in her iki olayda pozisyonlarını değiştirmemiş
olmaları karşısında, müteselsil suçun tipik örneğini oluşturmaktadır.
Hüküm fıkrasının I ve II numaralı kesimlerinde yeralan rüşvet
suçlarının, ayrı suç işleme kararlarına ve kasdı cürmilere bağlı olarak,
birbirinden ayrı ve bağımsız iki suçu oluşturduğu kabul edilmek suretiyle
yapılan uygulamaya bu nedenlerle katılmamaktayım.
Belirtilen hususlar ve hükmün dayanağını teşkil eden iki rüşvet
sözleşmesinden başka bir sözleşmenin mevcut olmaması; tarafları râşi
ve mürteşi olan rüşvet sözleşmeleri gereğince vaad ve taahhüt edilen
menfaatlerin taksitlere bağlanması ve aylık ödemeler biçiminde yerine
getirilmesi keyfiyetinin ise rüşvet sözleşmelerinin sayısını arttırmaması
karşısında ikinci rüşvet suçunun kendi bünyesinde teselsül ettiği de
düşünülemeyecektir.
2— TCK’nun 80. maddesinin, aslında, maddi ve manevi öğeleri
bakımından her biri başlı başına bir suç teşkil eden, ancak, bir suç işlemek
kararma bağlı olarak tekevvün eyledikleri için «bir suç» sayılan aynı
nitelikte eylemlerle ilgili hükümleri içermekte olduğuna yukarıda ayrıntılı
olarak işaret edilmiştir.
Sanık Tuncay MATARACI’nın Rahim MEYDAN’dan aldığı
onmilyon ve (...)’den aldığı kırkyedimilyonbeşyüzbin lirayı, kendi
adına açtırdığı paravan banka hesaplarında gizlemek suretiyle failin bu
cürümden istifadesini temin ve hükümetçe yapılacak soruşturmayı yanlış
yola sevk ettiği sabit olan Halil İbrahim DEMÎİR hakkında, TCK’nun
80. maddesi uyarınca uygulama yapılmasını gerektiren yasal koşullar
oluşmadığı halde, TCK.nun 296. maddesi gereğince hükmedilen cezada
aynı Yasanın 80. maddesine dayanılarak altıda bir oranında arttırma
yapılması, anlam ve içeriği daha önce belirlenen TCK’nun 80. maddesi
hükümlerine uygun düşmemektedir.
— TCK’nun 225/1. maddesinin, «Vazifesini ihlâl eden veya ihlâle
tasaddi eyleyen» mürteşi için hükmolunacak asıl ceza yanında ve bu
cezadan ayrı olarak uygulanmasını öngördüğü, «alman paranın veya
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1 786
taahhüt olunan menfaatlerin» miktar veya değerinin beş katı oranındaki
ağır para cezasına ilişkin yaptırımın fer’i failler, özellikle memur olmayan
fer’î failler hakkında uygulanmasına olanak yoktur.
Gerçekten anılan maddenin birinci fıkrası, yalnız, görevlerini
kötüye kullanarak rüşvet alan memur failler için hükmedilecek ağır para
cezalarından fer’î failler, özellikle, memur olmayan fer’i failler hakkında
herhangi bir kural içermemektedir.
Rizespor Kulübüne bin, Anadolu Basın Birliğine ise yüz ton çay
tahsisini ve bu çayların 4223 sayılı Yasaya aykırı olarak perakende satış
fiyatınm üstünde bir fiyatla satılmasını sağlamak için yapacağı çeşitli
yardımlar karşılığında Kulüp yöneticileri sanıklardan onmilyon, Anadolu
Basın Birliği Rize Şubesi yetkilileri sanıkar an da ikimilyon yediyüzellibin
lira rüşvet alan sanık Tuncay MATARACI’nın aracısı olarak bu suçlara
katıldığı sabit olan ve fakat memuriyet sıfatı bulunmayan, üstelik
mürteşinin vasıtası ve onun fer an zimethalî olarak, râşi’den para almamış,
bir vaad veya taahhüt kabul etmemiş bulunan sanık Köksal MATARACI,
keza;
Emekli Jandarma Astsubayı Harun GÜREL’in İpsala Gümrük
Müdürlüğüne atanması için Abuzer UĞURLU, Uğurcan ELMAS ve
ve Harun GÜREL den toplam olarak onmilyondokuzyüzyirrnibeşbın;
Haydarpaşa Gümrük Müdür Vekilliğine atanmasından kısa iı süre sonra
tutuklanması nedeniyle vekâlet görevinden alman ve bilâhare açığa ihraç
olunan Ali Galip KAYIRAN’ın tekrar Haydarpaşa Gümrük Müdürlüğüne
atanması karşılığında Ali Galip KAYIRAN, Yusuf YAMAN ve Mustafa
ÖZSOY’dan toplam olarak dokuzmilyonüçyüzbin lira rüşvet alan sanık
Tuncay MATARACI’nın vasıtası olarak bu suçlara katıldığı sübuta eren
ve fakat memuriyet sıfatı bulunmayan, üstelik mürteşinin aracısı ve onun
fer’an zimethalî olarak, râşi den para almamış, bir vaad veya taahhüt
kabul etmemiş bulunan sanık Şaban EYÜBOĞLU hakkında, TCK’nun
225/1. maddesine dayanılarak, ayrıca ağır para cezasına hükmolunması
yolundaki uygulamayı da bu nedenlerle benimsememekteyim.
Ceza türlerini soyut ve genel olarak, her suç için hangi tür cezanın
ne miktarda verilebileceğini de soyut ve özel olarak saptayan yasa
koyucu, uygulama evresinde, başka bir deyişle cezanın somut olarak
tayin edilmesinde mahkemelere geniş ölçüde takdir yetkisi tanımış
bulunmaktadır. Bununla birlikte mahkemelerin, uygulamada, suçun
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1 787
ağırlığı ya da hafifliği yanında failin kişiliğini, suça ve suçluya bağlı öteki
etkenleri de gözden uzak tutmamaları, böylece, aşağı ve yukarı sınırlar
arasında, suçun objektif ağırlığı ile failin sübjektif durumuna uygun, adil
bir ceza tayini cihetine gitmeleri, cezanın suçlunun kişiliğine uydurulması
ve ferdileştirilmesi yolunda tüm olanakları kullanmaları kaçınılmaz bir
zorunluluktur. Bu yöntemin, cezanın genel önleme etkisinden, uyarıcılık
ve caydırıcılık niteliğinden yararlanılmasındaki rolü gerçekten çok
büyüktür.
Hükmün I ve II numaralı kesimlerinin A, B, C bölümleri, III ve
V numaralı kesimlerinin A ve B bölümleri, VI numaralı kesiminin A,
B, C, D, E bölümleri, VII numaralı kesiminin C, D bölümleri ve VIII
numaralı kesiminin B bölümü bu açıdan değerlendirildiğinde, örneğin,
karar tarihinden yıllarca önce işlenmiş bulunan rüşvet suçlarından
dolayı uygulama yapılırken, TCK’nun 213/1. ve 220. maddelerinde
yeralan cezaların aşağı sınırlarının yasa koyucu tarafından esasen yüksek
tutulduğu, 213/2. maddesinde yazılı ağır sonuçların doğması halinde
bile bu sınırın sadece bir yıl aşıldığı, TCK’nun 220. maddesinde ise ceza
miktarının, «kanun ve nizama vukubulan muhalefetin derecesine ve
istenilen şeyin kısmen veya tamamen yapılmış olup olmamasına» göre
saptanması gerektiğine bililtizam işaret olunduğu gözönünde tutularak,
anılan bölümlerde cezalandırılan tüm sanıkların kişilikleri, sabıkasız ve
temiz geçmişleri, suçun işlenmesinden önceki yaşam biçimleri, Yüce
Divan huzurundaki tutum ve davranışları, tahsil durumları, içtimai
mevkileri de değerlendirilmek suretiyle sonuca ulaşılması ve kararda,
takdir ölçülerinin isabetle seçilip kullanıldığını kesinlikle belirleyen
açıklamalara da yer verilmesi gerekirken bu hususun tam olarak yerine
getirilmediği gözlenmektedir.
Sanıkların kişiliklerinin olumlu yönlerini açıklıkla ortaya koyan
somut nedenler karşısında, örneğin, Anadolu Basın Birliğine çay tahsisi
ve Ali Galip KAYIRAN’ın tekrar Haydarpaşa Gümrük Müdürlüğüne
atanması ile ilgili suçlarda ve VIII. kesimin A bölümünde kimi suçlular için
yapıldığı gibi, temel cezanın, uygulanan maddelerde yazılı cezaların alt
sınırlan esas alınarak saptanmasında; bu cezaların suç teşkil eden fiillere
ve faillerin kişiliklerine uyduruması, suçla ceza arasında adil ve ölçülü bir
denge kurulması, özellikle cezaların ferdileştirilmesi bakımından ve kamu
yararı açısından herhangi bir sakınca bulunmadığı sanılmaktadır.
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1 788
5 — TCK’nun 89. maddesiyle uygulama alanına konulan ve 647
sayılı Yasanın 6. maddesiyle kapsamı genişletilen «Cezaların tecili» ne
ve 647 sayılı Yasanın 4. maddesinin öngördüğü «Kısa süreli hürriyeti
bağlayıcı cezalar yerine uygulanabilecek ceza ve tedbirler» e ilişkin
hükümler, cezanın ve infazın suçlunun kişiliğine uydurulmasını ve
fecileştirilmesini amaç edinen, bundan dolayı cezalar ve ıslah sistemi
içinde hem bu sistemi, hem de birbirini tamamlayan iki önemli müesseseyi
oluşturmaktadır.
İlgili maddelerde öngörülen objektif ve sübjektif koşulların
durumlarda, hükmedilen cezaların yerine getirilmesini, belli süre için,
şartlı olarak geri bıraktıran ve deneme süresi içinde yeni bir suç işlenmesi
halinde, hükümlülüğün «esasen vâki olmamış» sayılmasını, aksi takdirde,
yerine getirilmesi geri bırakılan cezanın yeniden işlenen suçun cezasıyla
birlikte çektirilmesini gerektiren erteleme müessesesi ile «suçlunun
kişiliğine, sair hallerine ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre» kısa
süreli hürriyeti bağlayıcı cezaların, kabahatlerde hafif ve cürümlerde ağır
para cezasına ya da 647 sayılı Yasanın 4. maddesinde yeralan tedbirlerden
iline çevrilmesi müessesesinin başlı başına varlığa sahip iki ayrı müessese
durumunda bulunmaları, koşullar elverişli ise, bu müesseseleri düzenleyen
hükümlerin ayrı ayrı uygulanmasına engel teşkil etmemektedir.
.., Ceza müeyyidesi failin kişiliğine uygun olarak saptandıktan ve
hükmedilen kısa süreli hürriyeti bağlayıcı ceza 647 sayılı Yasa’nın 4/1.
maddesine göre hafif ya da ağır para cezasına çevrildikten sonra, objektif
ve sübjektif tüm koşulların gerçekleşmiş olmasına rağmen bu cezanın,
isteğe aykırı olarak, ertelenmemesi, suçluyu deneme süresi içinde yeni bir
suç işlememesi halinde yararlanacak yasal hak ve olanaklardan yoksun
bırakma sonucunu doğuracaktır.
Ceza türleri ile süreleri ve yaşamlarından soyutlanamayacak
kişisel durumları elverişli olan sanıklar hakkında hükmedilen cezaların
çektirilmesinde kamu yararı görülmemesi, yargısal şahsileştirme
müessesesi olarak erteleme müessesesinin yasallaştırılmasına neden
olduğuna göre; yasal şartların oluştuğu ve istemin reddi için haklı yasal
nedenlerin bulunmadığı durumlarda mahkemelerin kendiliklerinden de
ertelemeye karar vermeleri kamu yararı nın gereği sayılmalıdır.
Rizespor Kulübüne çay tahsisini ve tahsis olunan çayların 4223
sayılı Yaşa hükümlerine aykırı olarak perakende satış fiyatının üstünde bir
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1 789
fiyatla satılmasını temin etmek suretiyle görevlerini kötüye kullandıkları
sabit olan sanıklar Şahin BALTA ile Salih Zeki GÖKTÜRK ve;
Anadolu Basın Birliğine çay tahsisi olayında da aynı suçu işlediği
sübuta eren sanık Şahin BALTA hakkında, TCK’nun suç tarihlerinde
yürürlükte bulunan 240. maddesinin «cezayı hafifletici nedenlerin
bulunması» haline ilişkin fıkrasına ve «suçluların kişiliklerini ve suçların
işlenmesindeki özellikleri» önkoşul olarak benimseyen 647 sayılı Yasanın
4/1. maddesine dayanılarak hükmedilen ve tazminat kabilinden olmayan
ağır para cezalarının, bu kez de, yine suçluların kişilikleri, geçmiş halleri,
ahlâki temayülleri, yaşları, işleri, hayattaki başarıları, tahsil ve kültür
durumları gözönünde tutularak ve haklarında olumsuz bir kanı oluşmasına
elverişli herhangi bir bilgi ve belgenin de elde edilememiş olması
nedeniyle ertelenmesi gerektiği kanısını taşımakta olduğum için «erteleme
isteklerinin reddine» ilişkin çoğunluk kararlarına katılmadım.
6 — Olağan yargılama makamları arasında yeralan ve belli suçların
ve kişilerin daha iyi yargılanmaları amacıyla kurulan özel mahkemelerden
biri olan Yüce Divan, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 147. ve 44
sayılı Yasanın 20/3. maddelerinde yazılı kişileri «görevleriyle ilgili»
suçlarından dolayı yargılamakla görevli ve yetkili kılınmış bulunmaktadır.
«Görev ile ilgili suçlar» deyiminin; «görev sırasında işlenen» ve
«görevden doğan» suçlan kapsayan bir içerik taşıdığında kuşku yoktur.
İlgililerin «görev suçu» niteliği taşımayan suçları nedeniyle Yüce
Divan’da yargılanmaları bu bakımdan olanaksızdır.
Konuya bu açıdan yaklaşıldığında; resmî ziyaret için gittiği Amerika
Birleşik Devletleri’nden dönüşünde, Yurda, birden çok ateşli silâh
sokmak suretiyle 6136 sayılı Yasaya aykırı harekette bulunduğu kabul
edilen Tuncay MATARACI’nın, bu suçu, oluşumu bakımından, sanığın
olay tarihinde taşımakta olduğu Bakanlık sıfatından kaynaklanan «görev
ile ilgili bir suç», başka bir anlatımla, «görev sırasında işlenen» veya
«görevden doğan» bir suç olarak nitelendirilememektedir.
Bakanlar Kurulu Üyeleri şahsî suçlarından dolayı Yüce Divan’da
yargılanamayacaklarına göre, anılan davaya bakılması, Yüce Divan
yönünden şahıs itibariyle yetki kurallarını düzenleyen Türkiye
Cumhuriyeti Anayasasının 147. ve 44 sayılı Yasanın 20/3. maddelerine
aykırı düşmektedir.
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1 790
7— Sanık Tuncay MATARACI hakkında, Rizespor Kulübüne bin
ton, Anadolu Basın Birliğine ise yüz ton çay tahsisinin ve çayların 4223
sayılı Yasaya aykırı olarak perakende satış fiyatının üstünde bir fiyatla
satılmasının temini için yapacağı çeşitli yardımlar karşılığında, kulüp
yöneticileri Paşali ALAMAN ile Nuri AKBULUT’tan onmilyon, Anadolu
Basın Birliği Rize Şubesi yetkililerinden de ikimilyonyediyüzellibin lira
rüşvet aldığı sabit kabul edilerek uygulama yapılmış ve işlenen suçun
TCK’nun 213/1. maddesini ihlâl ettiğinde ihtilâfa düşülmemiş ise de:
Rizespor Kulübünde yönetici olarak görevli sanıklar tarafından
verildiği kabul edilen rüşvetin üçmilyonbeşyıizbin liralık; Anadolu
Basın Birliği Rize Şubesi yetkilileri olan sanıklar tarafından verildiği
kabul edilen rüşvetin ise ikimilyondörtyüzbin liralık kesimleri çek 1er,
banka kayıtları ve öteki belgelerle kanıtlanmış bulunduğundan, bu husus
nazarı itibara alınmadan, TCK’nun 225/1. maddesine dayanılarak yapılan
uygulama sırasında, ağır para cezalarının, üçmilyonbeşyüzbin liralık çek
ile toplamı ikimilyondörtyüzbin lira olan çeklerin beş katı üzerinden
hesaplanması gerekirken, bu cezanın saptanmasında, onmilyon ve
ikimilyonyediyüzellibin liralık değerlere itibar edilmesi çoğunluk kararına
katılmamı bu yönden engellemiştir.
8— Sanık Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun uhdesinde kaldığı
anlaşılan yirmiüçmilyonbeşyüzbin lira tutarındaki rüşvet parasının
TCK.nun 225/2. ve 36. maddeleri gereğince müsaderesine, ödeme
tamamlanıncaya kadar malvarlığı üzerindeki tedbirin devamına ilişkin
çoğunluk kararma katılmayışımın nedenleri Hüküm Fıkrasının XV
numaralı kesiminin B bölümünde yeterince açıklanmış bulunduğundan
orada yazılı hususların ayrıca yinelenmesine gerek görülmemiştir.
Üye
Necdet DARICIOĞLU
791
YÜCE DİVAN
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1
Karar günü : 16.3.1982
KARŞIOY YAZISI
1 — Dosya münderecatına göre, (...) Firmasına ait demirlerin yurda
sokulması için, sanık Tuncay MATARACI ile sanık (...) arasında yapılan
rüşvet anlaşmasının oluşmasına «mürteşi» Tuncay MATARACI’nın
vasıtası olarak katıldığı anlaşılan sanık Zeki RAKICIOĞLU’nun, bu
sanığın fer’an zimethali sayılarak hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 226.
maddesi delâletiyle aynı Kanunun 213/1. ve 65. maddelerinin uygulanması
gerektiği;
2 — Türk Ceza Kanunu’nun 225/1. maddesi ile «Vazifesini ihlâl
veya ihlâle tesaddi eyliyen mürteşiye hükmolunacak asıl cezadan maada
aldığı paranın veya taahhüt olunan menfatlerin miktar veya değerinin
beş misli kendisinden ağır para cezası olarak alınır.» Biçiminde tedvin
olunan mütemmim cezanın uygulama koşulları birlikte değerlendirildikçe,
bu madde de yer alan ağır para cezasının sadece asli fail olan mürteşiye
hükmolunması gerektiği anlaşıldığına göre, raiş olarak rüşvet suçuna
katıldıkları kabul olunan sanıklardan Köksal MATARACI ve Şaban
EYÜBOĞLU haklarında işbu maddenin uygulanmasında isabet
bulunmadığı;
3 — Sanık Tuncay MATARACI ile sanık (...) arasında yapılan rüşvet
anlaşmasına mürteşi Tuncay MATARACI’nın vasıtası olarak katıldığı dava
dosyasında mevcut delillerle zahire çıkan sanık Köksal MATARACI’nın,
adıgeçen mürteşi’nin fer’an zimethali sayılarak hakkında Türk Ceza
Kanunu’nun 226. maddesi delâletiyle ayni Kanununun 213/1. ve 65.
maddeleri gereğince ceza tayin edilmesi icap ederken, eyleminin Türk
Ceza Kanunu’nun 296. maddesinde yazılı suçu oluşturacağı şeklinde
değerlendirildiği;
4— Sanık Tuncay MATARACI’nın Cemil TARAKÇI ismindeki
kişiyi Dereköy Gümrük Müdür Yardımcılığına ataması işleminin, kayırma
kastı ile ve mevzuatta gösterilen usul ve esaslara uyulmamak suretiyle
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1 792
yapılmış olduğuna dair dava dosyasında yeterli delil bulunduğu halde,
aksi kanaatle bu suçtan beraetine karar verildiği;
5 — Sanık Tuncay MATARACI’nın, Rizespor Kulübüne bin ton
çay tahsisine ilişkin olarak bu kulüp yöneticilerinden Paşali ALAMAN
ve Nuri AKBULUT’tan on milyon lira rüşvet alması suçunun işlenme
şekli, mahiyeti ve sanığın hareket tarzı nazarı itibara alındıkta, cezanın alt
sınırının aşılması için bir neden bulunmadığı;
6 — Anayasanın 147. maddesine göre Bakanlar, görevleriyle ilgili
suçlardan dolayı Yüce Divan’da yargılanırlar. Bu itibarla Yüce Divan’m
görevi sadece sanıkların sıfatı ile değil ayrıca bu kimselerin suçları
bakımından da sınırlıdır. Burada önemli olan ve üzerinde durulması
gereken husus, «görevleriyle ilgili suç» deyimi olmaktadır. Yüce Divan’ın
görevi, belli kişilerin «görevleriyle ilgili suçları» işlemiş olmaları şartına
bağlandığına göre, dava konusu olayda sanık Bakımın, Bakanlık görevi ile
işlenen suç arasında illiyet bağının mevcut olup olmadığının saptanması
gerekmektedir. Sanığa isnat olunan eylem ise, resmi ziyaret için gittiği
Amerika Birleşik Devletlerinden dönüşünde yurda birden çok ateşli
silâh sokmak suretiyle 6136 sayılı Kanuna aykırı harekette bulunmaktır.
Yurt dışına çıkan herkesin işliyebileceği suçu işleyen sanık Bakan’m
bu eylemi ile Bakanlık görev ve yetkisi arasında illiyet bağının varlığı
düşünülemiyeceği gibi olayda Bakanlık görev ve yetkisinin kötüye
kullanıldığına dair bir delil ve karinede bulunmadığı cihetle, sözü edilen
suça ilişkin davaya Yüce Divanda bakılamayacağı görüşü ile çoğunluk
kararma bu nedenlerle katılmıyorum.
Üye
Servet TÜZÜN
793
YÜCE DİVAN
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1
Karar günü : 16.3.1982
KARŞIOY GEREKÇEM
Yüce Divan kararının, karşıoy kullandığım bölümlerinde çoğunluk
görüşüne katılmama gerekçelerimi olaylara ve hüküm dizisine uyarak
belirtiyorum :
1 — Sanık (...)’in, Haydarpaşa Gümrüğünde bekletilen hurda
demirlerden ayrı olarak yurtdışından getireceği ve durumu kararda
ayrıntılarıyla açıklanan demirlerin yurda sokulmasında sağlanacak
olanaklarla kolaylıklar karşılığında sanık Tuncay MATARACI’nın aldığı
ikinci rüşvette aracılık yapan Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun, Tuncay
MATARACI’nın eski arkadaşı olduğu, Bakan olunca yakın ilişkiler
içinde bulunduğu, Tuncay MATARACI’nın elverişli ve yatkın tutumuna
dayanarak (...)’i arayıp bularak konuyu görüştüğü, olanak ve kolaylık
sağlama koşullarıyla bunların karşılıklarını tartıştığı, çek’leri kabulü,
hesap açtırıp Tuncay MATARACI’nın istediği kişilere ödemelerde
bulunduğu, belgelerle tanık ve ilgililerin birbirini doğrulayan sözleriyle
doğrulanmıştır. Olayların akışı, dosya içeriğinin tümü ve bu tür
olayların yapılarıyla sanıkların olaylardaki yerleri karşısında Salih Zeki
RAKICIOĞLU’nun rüşvet alanın aracısı olduğunun kabûlüyle Türk Ceza
Yasasının 226. maddesi yoluyla 213/1. maddesi gereğince cezalandırılması
uygun olurdu.
2 — Sanık Tuncay MATARACI’ya Sanık Harun GÜREL’in İpsala
Gümrük Müdürlüğüne atanması ve bu görevde tutulması karşılığında sanık
Şaban EYÜBOĞLU aracılığıyle 250.000.— TL. rüşvet verdiği kanıtlanan
sanık Abuzer UĞURLU’ya özel bir neden ve gerekçeye dayanmadan,
varsa, eyleminin değişik, ağır yönünü göstermeden ve kanımca böyle bir
durum olmadan alt sınırı aşılarak ceza takdiri uygun değildir.
3 — Sanık Tuncay MATARACI’nın sanık (...)’den aldığı
rüşvetlerden 25 milyon TL.nı ticari hesaplarında gizlemek için başvurduğu
yol ve yöntemlerle rüşveti alış ve dağıtış biçimleri, eylemlerinin dizi
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1 794
biçimde birkaç kezde, olduğu yüzleştirme tutanağı, görüşme defteri,
Köksal MATARACI’ya verdiği vekâletname, ikrarı ve inkarı çelişkili ve
dönüşlü anlatımlarıyla ortaya çıkan, böylece bir suç işlemek kararının
uygulanmasında yasa hükmünü birkaç birkaç kez çiğnediği savı kanıtlarla
doğrulanan sanık Ali YILDIZ hakkında ayrıca, Türk Ceza Yasası’nın
80.maddesi uygulanmalı idi.
4 — Sanık Tuncay MATARACI’nın, resmî ziyaret amacıyla gittiği
Amerika Birleşik Devletlerinden yurda dönerken birden çok ateşli silâh
alması, getirip yurda sokması, başlangıcından sonuna değin, göreviyle
ilgili olmayan özel nitelikte bir eylemidir. Sıfatından yararlanarak alıp
getirdiğinin kabûlü olanaksızdır. 6136 sayılı Yasaya aykırı davranışın
Bakanlık göreviyle ilişkisini kurmak hukuksal güçlükler taşımaktadır. Bu
nedenle, konunun Yüce Divan’ın görev dışında kaldığı kanısındayım.
5 — Sanık Tuncay MATARACI’nın İzmir Yaprak Tütün Bakımı
ve İşleme Evi Kompleksi yapımının ihalesini ikiye böldürdüğü ve
yükleniciyi koruyup yararlandırmak amacıyla konrol mühendisi Yılmaz
ÎNKAYA’nın değişmesini sağladığı belgeler, tanık sözleri, olayların akışı,
birbiriyle bağlantısı ve dosya içeriğiyle doğrulandığından görevini kötüye
kullanmaktan cezalandırılması için yeterli kanıt bulunmaktadır.
6 — Sanık Ali YILDIZ’ın, yukarda 5. sırada açıklanan karşıoy
nedeni görevi kötüye kullanma eyleminde, sanık Tuncay MATARACI’yı
azmettirdiği, belgeler, işlemler, ilişkiler, tanık sözleri ve dosya içeriğiyle
kanıtlandığından Türk Ceza Yasasının 64/2 ve 240. maddeleri gereğince
cezalandırılması uygun olurdu.
7 — Sanık Halil İbrahim DEMİR’in rüşvet parasıyla aldığı saptanan,
böylece paranın yerine geçtiği, alınan rüşvetin tümüyle arsaya dönüştüğü
anlaşılan arsa ortada iken rüşvetle ilgisi bulunmayan özel hesabındaki
paranın zoralımı hukuka ve yasa kurallarına aykırı düşmektedir. Verilip
alman rüşvetin, gerçekte somut biçimde, özü ve niteliği değişmeden,
olduğu gibi elkonulmasıyla zoralımı gerekir. Rüşvetin eklendiği paradan
ancak rüşvet oranındaki zor alınabilir. Rüşvet parasının kullanımında
alınan taşınır ya da taşınmaz malın rüşvetin sonradan bunlara dönüştüğü
sayılarak zoralımı, yürürlükteki yasa kuralları karşısında olanaksızdır.
Yakalama ya da aynen bulma durumunda para ve taşınır mal olan rüşvetle,
rüşvet olarak verilip alınan taşınmaz mallar zoralınabilir.
Esas sayısı : 1981/2
Karar sayısı : 1982/1 795
Arsanın rüşvet parasıyla, rüşvet konusu olarak (arsanın kendisi
rüşvet olarak) alınma durumunda bulunursa zoralınabilir.
8 — Sanık Salih Zeki RAKICIOĞLU’nun üzerinde kaldığı
kabul edilen rüşvet artığı para, somut olarak yakalanmamış paraya
elkonulmamıştır. Rüşvet belgelerinin (çekler) karmaşık trafiği
adıgeçen sanığın aracılıkla başlayan etkinliği kanıtlanmış, savunmalar
doğrulanmamıştır. Ancak, rüşvet paralarını tam dağıtamadığı, üzerinde
kaklığı benimsenip borçlusu sayılarak rüşvet artığı tutarında tedbirin
sürdürülmesi ve malvarlığının zoralımı yukarda 7. sırada özetlenen
nedenlerle doğru değildir. Yargıtay’ın bu konudaki kararları da görüşümü
doğrulamaktadır. Zoralımın hukuksal ve yasal koşullar oluşmadığından,
buna aykırı düşünceyle alman karara karşıyım.
Üye
Yekta Güngör ÖZDEN
Full & Egal Universal Law Academy