Ahmet Mesut Yılmaz
ve
Güneş Taner
Kararı
158
159
İÇİNDEKİLER
Giriş ................................................................................................................... 163
I‐ Davaların Yüce Divan’a Geliş Biçimi....................................................... 164
II‐ Sanıklara Yüklenen Suçlar......................................................................... 167
III‐ Suçlamalara İlişkin Maddi Olgular.......................................................... 167
A- Soruşturma Önergeleri ........................................................................... 167
B- Meclis Soruşturma Komisyonu Raporu. ............................................... 172
IV‐ Yargılamanın Aşamaları ............................................................................. 196
A- Sanıkların Sorguları................................................................................. 196
1- Sanık Ahmet Mesut Yılmaz’ın Sorgusu ............................................ 196
2- Sanık Güneş Taner’in Sorgusu ........................................................... 200
B- Kanıtlar ...................................................................................................... 203
1- Yazılı Kanıtlar ....................................................................................... 203
2. Tanıklar .................................................................................................. 205
C- Davaya Katılan ve Savları....................................................................... 209
D- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Esas Hakkındaki Görüşü ...... 211
E- Savunmalar ............................................................................................... 225
1- Sanık Ahmet Mesut Yılmaz ................................................................ 225
a)- Esas Hakkındaki Savunması ....................................................... 225
b)- Müdafilerinin Esas Hakkındaki Savunmaları........................... 229
2- Sanık Güneş Taner ............................................................................... 232
a)- Esas Hakkındaki Savunması ....................................................... 232
b)- Müdafiinin Esas Hakkındaki Savunması .................................. 234
V‐ Usul Sorunları............................................................................................... 245
A- TBMM’nin Yüce Divan’a Sevk Kararına Yönelik İtirazlar ve Kararlar . 245
B- Diğer İstemlerle İlgili Ara Kararları....................................................... 256
160
VI‐ Esasa İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler ............................................... 258
A- Türkbank’ın Statüsü ve Mali Durumu ile Hazine Hisselerinin Devrine
İlişkin Gelişmeler.................................................................................... 258
1- Bankanın Yapısı ve Sermayesindeki Değişiklikler .......................... 258
2- Türkbank’ın Satılmasına Yönelik Önceki Girişimler ...................... 262
3- İhale Mevzuatına Göre İhale Süreci................................................... 263
4- Türkbank’ın Tasfiye Süreci ................................................................. 271
B- Sanıklara Yöneltilen Suçlamalarla İlgili Değerlendirme ve Kabul .... 283
VII‐ Kabul ve Varılan Sonuç ....................................................................... 311
A- Sanıkların Eylemleri ve Hukuki Değerlendirme................................. 311
B- Zamanaşımı Sorunu................................................................................. 322
1- Milletvekillerinin İşledikleri Suçlarda Dava Zamanaşımı.............. 322
2- Bakanların İşledikleri Suçlarda Dava Zamanaşımı ......................... 323
C- 4616 Sayılı Kanun Bakımından Değerlendirme................................... 331
VIII‐ Hüküm .................................................................................................... 331
Karşıoy Gerekçesi................................................................................. 333
TÜRK MİLLETİ ADINA
YÜCE DİVAN KARARI
Esas Sayısı : 2004/2 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2006/3
Karar Günü : 23.6.2006
Başkan Tülay TUĞCU
Başkan vekili Haşim KILIÇ
Üye Sacit ADALI
Üye Fulya KANTARCIOĞLU
Üye Ahmet AKYALÇIN
Üye Mehmet ERTEN
Üye A. Necmi ÖZLER
Üye Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye Şevket APALAK
Üye Serruh KALELİ
Üye Osman A. PAKSÜT
Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısı: Nuri OK
Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcı Vekili: Abdurrahman YALÇINKAYA
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı: Çetin ARSLAN
Anayasa Mahkemesi
Raportörleri: Alparslan ALTAN
Ayşegül ATALAY
Ömer ZENGİN
Tutanak Yazmanları: Cengiz TANRIVERDİ
Alaattin AYTEN
Numan GÜNAY
Bedri TATLI
Kadir KARAGÜLMEZ
162
Davacı: Kamu Hukuku
Katılan: Türk Ticaret Bankası Munzam
Sosyal Güvenlik Emekli ve Yardım
Sandığı Vakfı
Katılan Vekili: Av. İsmail PİLAVCI
Sanıklar: 1. AHMET MESUT YILMAZ: Hasan ve
Güzide oğlu, 6.11.1947 doğumlu, İstanbul
Beyoğlu Gümüşsuyu nüfusuna kayıtlı, Bey-
koz Konakları C/97 İstanbul adresinde otu-
rur, evli, sabıkasız, ehliyetli, Almanya Ruhr
Üniversitesinde Öğretim Üyesi, eski Başba-
kan.
Müdafiileri : Av. Uğur ALACAKAPTAN
Av. Aydın METİN
2. GÜNEŞ TANER: Süheyla ve Cengiz Tahir
oğlu, 14.11.1949 doğumlu, İstanbul Sarıyer
Büyükdere nüfusuna kayıtlı, Büyükdere
Kocataşbağ Mevkii, Faysal Korusu Evleri,
No:68, Sarıyer- İstanbul adresinde oturur,
evli, sabıkasız, ehliyetli, emekli, eski Devlet
Bakanı.
Müdafii: Av. Ömer Lütfü AVŞAR
Suç: İhaleye fesat karıştırmak
Suç Tarihi: 13.10.1998 ve öncesi
Uygulanması İstenen
Kanun Maddeleri: 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 64. mad-
desinin birinci fıkrası delaletiyle aynı Ka-
nun’un 205. maddesi, 219. maddesinin birin-
ci, dördüncü fıkraları ve 33. maddesi.
GİRİŞ
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 148. maddesinin 3. fıkrasına göre;
Cumhurbaşkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargı-
tay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkan ve
üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Hakimler ve Savcılar
Yüksek Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini görevleriyle ilgili suçlardan
dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılama görevi Anayasa Mahkemesi’ne veril-
miştir.
Anayasa Mahkemesi’nin Yüce Divan sıfatıyla bakacağı işlerde izlenecek
yöntem ve yapılacak işlerle ilgili düzenlemeler, 2949 sayılı Anayasa Mah-
kemesi’nin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’da düzenlenmiş
olup, Anayasa’da ve 2949 sayılı Yasa’da hüküm bulunmayan durumlarda,
ilgili kanunlar uygulanacaktır.
Anayasa Mahkemesi Yüce Divan olarak görev yaparken bir ceza yargı-
laması faaliyetinde bulunmaktadır. Ceza yargılamasının ise, Mahkemenin
asli işlevi olan “Anayasa yargısı”ndan farklı özellikleri ve yönleri olduğu
açıktır. Bu yüzden yasa koyucu 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluş
ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 35-40. maddelerinde Anayasa
Mahkemesi’nin Yüce Divan olarak çalışırken, hangi kurallara göre hareket
edeceğini düzenlemiştir. Buna göre, Yüce Divan olarak Anayasa Mahkemesi
öncelikle yürürlükteki kanunlara göre duruşma yapıp hüküm verecektir.
2949 sayılı Yasa ile diğer usul yasalarının çatışması halinde ise, öncelikle adı
geçen kanun hükümleri uygulanacaktır.
Dava dosyası, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Genel Sekreter-
liği tarafından 16.7.2004 günü Yüce Divan Başkanlığına gönderilmiştir. 1412
sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümleri uyarınca görülen dava,
1412 sayılı Kanun’un 23.3.2005 günlü, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanu-
nunun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun ile yürürlükten kaldı-
rılmasıyla birlikte, anılan Kanun’daki geçiş hükümleri ve Ceza Usul Huku-
kunda geçerli olan derhal uygulama ilkesi gereğince, 1.6.2005 tarihinde yü-
rürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri uyarınca
yürütülmüştür.
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
164
I‐ DAVALARIN YÜCE DİVAN’A GELİŞ BİÇİMİ
Davanın Yüce Divan’a gelişi aşağıdaki şekilde olmuştur:
TBMM’nin 9.12.2003 günlü, 790 sayılı kararı ile kurulan 9/5-6 Esas nu-
maralı Meclis Soruşturması Komisyonu’nun 25.6.2004 günlü,
E:A.01.1.GEÇ.9/5,6-143, K:8 sayılı raporu, TBMM Genel Kurulu’nun
13.7.2004 günlü 114. birleşiminde görüşülerek, eski Başbakan Ahmet Mesut
Yılmaz ve eski Devlet Bakanı Güneş Taner’in; Türkbank ihalesi sürecinde,
ihalenin yapımında ve fiyat oluşumunda fesat karıştırmak suretiyle gü-
dümlerinde bir medya düzeni kurmak için tüm organizasyonları gerçekleş-
tirdikleri, böylece siyasi rant amaçladıkları, ayrıca, Türkbank ihalesi ile doğ-
rudan ilişkisi bulunmayan üçüncü şahıs konumundaki Kamuran Çörtük’e,
ihalede üstlendiği aracılık misyonunun karşılığı olarak, Genç TV’nin bedel-
siz olarak verilmesini sağladıkları ve bu eylemlerine uyan Türk Ceza Ka-
nunu’nun 64. maddesinin birinci fıkrası delaletiyle, aynı Kanun’un 205.,
219/1-4. ve 33. maddelerine göre yargılanmak üzere Anayasa’nın 100. mad-
desi uyarınca Yüce Divan’a sevkine 3 çekimser ve 15 red oyuna karşı 429
kabul oyuyla karar verilmiştir
Bu karar, 9/5-6 Esas sayılı Meclis Soruşturma Komisyonu Raporu ile
bağlı dosyalar TBMM Başkanlığı Genel Sekreterliği’nin 16.7.2004 günlü K. K.
Md. A. 01.0.GNS. 0.10. 00.02-6780 sayılı yazısı ekinde Yüce Divan Başkan-
lığı’na (Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na hitaben) gönderilmiştir.
Yüce Divan’a gönderme yazısının ekinde, Meclis Soruşturma Dosyası(1
dosya), Dizi Pusulasına Bağlanan Ekler (31 Klasör) ve Komisyon Raporu (2
Dosya) gönderilmiştir.
Başvuru yazısı sevk kararı ve Meclis Soruşturma Komisyonu Raporu,
soruşturma dosyası örneği, 20.7.2004 günlü 909 sayılı yazı ekinde Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiştir.
2004/2 Yüce Divan Esas sayısını alan bu işle ilgili olarak Yüce Divan’ın
23.7.2004 günlü oturumunda alınan karar aynen şöyledir:
“YÜCE DİVAN KARARI
Esas Sayısı: 2004/2 (Yüce Divan)
Karar Günü: 23.7.2004
TBMM’nin 815 sayılı sevk kararı, (9/5,6) sayılı Meclis Soruşturma Ko-
misyonu Raporu ve ekleri, raportörlerce hazırlanan rapor, ilgili Anayasa,
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
165
Yasa ve İçtüzük kuralları okundu, gereği görüşülüp düşünüldü:
TBMM’nin 9.12.2003 günlü ve 790 sayılı kararı ile kurulan (9/5,6) Esas
numaralı Meclis Soruşturma Komisyonu’nun 25.6.2004 tarihli ve Esas No:
A.01.1.GEÇ.9/5,6-143, K:8 sayılı raporu, TBMM Genel Kurulu’nun 13.7.2004
tarihli 114. birleşiminde görüşülerek, birlikte yapılan oylama sonucu alınan
815 sayılı Kararla;
Eski Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz ve eski Devlet Bakanı Güneş Ta-
ner’in; Türkbank ihalesi sürecinde, ihalenin yapımında ve fiyat oluşumunda
fesat karıştırmak suretiyle güdümlerinde bir medya düzeni kurmak için tüm
organizasyonları gerçekleştirdikleri, böylece siyasi rant amaçladıkları, ay-
rıca, Türkbank ihalesi ile doğrudan ilişkisi bulunmayan üçüncü şahıs konu-
mundaki Kamuran Çörtük’e, ihalede üstlendiği aracılık misyonunun karşı-
lığı olarak, Genç TV’nin bedelsiz olarak verilmesini sağladıkları ve bu ey-
lemlerine uyan Türk Ceza Kanunu’nun 64. maddesinin birinci fıkrası dela-
letiyle, aynı Kanun’un 205., 219/1-4. ve 33. maddelerine göre muhakeme
edilmek üzere Anayasa’nın 100. maddesi uyarınca Yüce Divan’a sevkine 3
çekimser ve 15 red oyuna karşı 429 kabul oyuyla karar verilmiştir.
Anayasa’nın 100. maddesinin üçüncü fıkrasında, “Rapor Başkanlığa ve-
rildiği tarihten itibaren on gün içinde dağıtılır, dağıtımdan itibaren on gün için-
de görüşülür ve gerek görüldüğü takdirde ilgilinin Yüce Divan’a sevkine karar
verilir. Yüce Divan’a sevk kararı ancak üye tamsayısının salt çoğunluğunun
gizli oyuyla alınır.” denilmektedir. Buna göre, Meclis Soruşturması Komisyonu
Raporunda yer alan ilgililerin Yüce Divan’a sevklerinin Türkiye Büyük Millet
Meclisi Genel Kurulu’nda ayrı ayrı oylanarak yapılması gerekmektedir.
Öte yandan, TBMM İçtüzüğü’nün 112. maddesinin üçüncü, dördüncü ve
beşinci fıkralarında;
“Görüşmeler tamamlandıktan sonra komisyon raporu Genel Kurulca ka-
rara bağlanır.
Komisyonun Yüce Divan’a sevk yönündeki raporları ile Genel Kurulun
Yüce Divan’a sevk kararlarında hangi ceza hükmüne dayanıldığı belirtilir.
Komisyonun Yüce Divan’a sevk etmeme yönündeki raporların reddi,
ancak, yüce Divan’a sevke dair verilen ve sevk kararının hangi ceza hük-
müne dayanacağını gösteren bir önergenin kabulüyle mümkün olur” denil-
mektedir. Bu kural, Anayasa’nın 100. maddesi karşısında, Komisyon Rapo-
runun ilgililer hakkında ayrı ayrı oylanmasını gerektirir.
Anayasa’nın 100. maddesindeki “…gerek görüldüğü takdirde ilgilinin
Yüce Divan’a sevkine karar verilir“ ibaresi uyarınca oylamanın ilgililer hak-
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
166
kında ayrı ayrı yapılacak olması ceza hukukunun genel ilkelerinden olan suç
ve cezanın şahsiliği ilkesinin de gereğidir.
Açıklanan nedenlerle, ilgililer için ayrı ayrı oylama yapılarak karar alın-
ması gerektiğinden dosyanın TBMM Başkanlığı’na gönderilmesine,
23.7.2004 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi”.
Yüce Divan’ın bu kararının 20.7.2004 günlü yazı ile TBMM’ne gönderil-
mesinden sonra, TBMM’ce sanıklar eski Başbakan A. Mesut YILMAZ ve eski
Devlet Bakanı Güneş TANER’in Yüce Divan’a sevkine ilişkin Komisyon
Raporu Meclis Genel Kurulu’nda 27.10.2004 günü ayrı ayrı oylanmış ve
aşağıdaki kararlar alınmıştır:
“Eski Başbakan A. Mesut YILMAZ’ın Yüce Divan’a Sevkine İlişkin
Karar No: 824 Karar Tarihi: 27.10.2004
TBMM’nin 9.12.2003 tarihli ve 790 numaralı kararı ile kurulan 9/5-6 Esas
numaralı Meclis Soruşturması Komisyonu’nun 25.6.2004 günlü, Esas No:
A.01.1.GEÇ.9/5,6-143, K:8 sayılı raporu ile Yüce Divan’a sevki istenen, eski
Başbakan A. Mesut Yılmaz hakkındaki oylama, Yüce Divan’ın 23.7.2004 tarih
ve E.2004/2 sayılı kararı gereğince TBMM Genel Kurulu’nun 27.10.2004 tarihli
11. birleşiminde yeniden yapılmış ve eski Başbakan A. Mesut Yılmaz’ın:
Türkbank ihalesi sürecinde, ihalenin yapımında ve fiyat oluşumunda fe-
sat karıştırmak suretiyle güdümünde bir medya düzeni kurmak için tüm
organizasyonları gerçekleştirdiği, böylece siyasi rant amaçladığı, ayrıca,
Türkbank ihalesi ile doğrudan ilişkisi bulunmayan üçüncü şahıs konumun-
daki Kamuran Çörtük’e, ihalede üstlendiği aracılık misyonunun karşılığı
olarak, Genç TV’nin bedelsiz olarak verilmesini sağladığı ve bu eylemlerine
uyan Türk Ceza Kanunu’nun 64. maddesinin birinci fıkrası delaletiyle, aynı
Kanun’un 205., 219/1-4. ve 33. maddelerine göre muhakeme edilmek üzere
Anayasa’nın 100. maddesi uyarınca Yüce Divan’a sevkine 5 çekimser, 4 boş,
2 geçersiz ve 14 red oyuna karşı 419 kabul oyuyla karar verilmiştir.
“Eski Devlet Bakanı Güneş TANER’in Yüce Divan’a Sevkine İlişkin
Karar No:825 Karar Tarihi: 27.10.2004
TBMM’nin 9.12.2003 tarihli ve 790 numaralı kararı ile kurulan 9/5-6 Esas
numaralı Meclis Soruşturması Komisyonu’nun 25.6.2004 günlü, Esas No:
A.01.1.GEÇ.9/5,6-143, K:8 sayılı raporu ile Yüce Divan’a sevki istenen, eski
Devlet Bakanı Güneş Taner hakkındaki oylama, Yüce Divan’ın 23.7.2004 tarih
ve E.2004/2 sayılı kararı gereğince TBMM Genel Kurulu’nun 27.10.2004 tarihli
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
167
11. birleşiminde yeniden yapılmış ve eski Devlet Bakanı Güneş Taner’in:
Türkbank ihalesi sürecinde, ihalenin yapımında ve fiyat oluşumunda fe-
sat karıştırmak suretiyle güdümünde bir medya düzeni kurmak için tüm
organizasyonları gerçekleştirdiği, böylece siyasi rant amaçladığı, ayrıca,
Türkbank ihalesi ile doğrudan ilişkisi bulunmayan üçüncü şahıs konumun-
daki Kamuran Çörtük’e, ihalede üstlendiği aracılık misyonunun karşılığı
olarak, Genç TV’nin bedelsiz olarak verilmesini sağladığı ve bu eylemlerine
uyan Türk Ceza Kanunu’nun 64. maddesinin birinci fıkrası delaletiyle, aynı
Kanun’un 205., 219/1-4. ve 33. maddelerine göre muhakeme edilmek üzere
Anayasa’nın 100. maddesi uyarınca Yüce Divan’a sevkine 2 çekimser, 5 boş,
4 geçersiz ve 7 red oyuna karşı 403 kabul oyuyla karar verilmiştir.”
TBMM Başkanlığı Genel Sekreterliği Kanunlar ve Kararlar Daire Baş-
kanlığının 1.11.2004 günlü yazısı ile TBMM Genel Kurulunun 27.10.2004
günlü 11. birleşiminde yapılan oylamalara ilişkin kararlar Yüce Divan’a
gönderilmiştir.
Her iki karar Resmi Gazete’nin 2.11.2004 günlü, 25631 sayılı nüshasında
yayımlanmıştır.
II‐ SANIKLARA YÜKLENEN SUÇLAR
TBMM’nin 824-825 sayılı kararlarına esas alınan Meclis Soruşturma Ko-
misyonu’nun 25.6.2004 günlü ve E:9/5-6, K:8 sayılı raporunda sanıklar hak-
kındaki suçlamalar özetle şöyledir:
Eski Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz ile eski Devlet Bakanı Güneş Ta-
ner’in Türkbank ihalesi sürecinde, ihalenin yapımında ve fiyat oluşumunda
fesat karıştırmak suretiyle güdümlerinde bir medya düzeni kurmak için tüm
organizasyonları gerçekleştirdikleri, böylece siyasi rant amaçladıkları, ay-
rıca, Türkbank ihalesi ile doğrudan ilişkisi bulunmayan üçüncü şahıs konu-
mundaki Kamuran Çörtük’e, ihalede üstlendiği aracılık misyonunun karşı-
lığı olarak, Genç TV’nin bedelsiz olarak verilmesini sağladıkları anlaşıldı-
ğından; sanıkların eylemlerine uyan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 64.
maddesinin birinci fıkrası delaletiyle, aynı Kanun’un 205. maddesi, 219.
maddesinin birinci ve dördüncü fıkraları ve 33. maddesi gereğince cezalan-
dırılmaları istenmiştir.
III‐ SUÇLAMALARA İLİŞKİN MADDİ OLGULAR
A. SORUŞTURMA ÖNERGELERİ
Sanıklar hakkında benzer suçlamalar içeren iki farklı önerge verilmiştir.
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
168
Sanıklar hakkında İstanbul Milletvekili Hüseyin Besli ve 58 Milletvekili
tarafından verilen önerge aynen şöyledir:
“TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
Türkiye’nin yakın geçmişinde kamuoyuna mal olmuş skandallarla ülkemizi iki bü‐
yük ekonomik kriz batağına sürükleyen yolsuzlukların en önemli simgelerinden birisi,
Türkbank ihalesidir. Siyasîlerin merkezinde olduğu bu çok tartışılan skandalın siyasî
boyutunun aydınlatılması ve varsa sorumlularının bağımsız yargı önünde hesap verme‐
si, Türk siyasetinin üzerine bu olayla düşen şaibenin temizlenmesi için zorunludur.
Yüce Meclisin kararıyla görev yapan “yolsuzlukların sebeplerinin, sosyal ve
ekonomik boyutlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi ama‐
cıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonu (10/9)”, raporunda, yeni belge ve delil‐
lerin ışığında bu olaya geniş biçimde yer vermiştir. Söz konusu raporda ayrıntılı
olarak açıklandığı üzere;
4.8.1998 tarihinde yapılan açık artırmada; ihale, 600 000 000 ABD dolarıyla en
yüksek teklifi veren Korkmaz İnşaat Taahhüt ve Ticaret A.Ş. üzerinde kalmıştır.
TMSF, T.C. Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı Banka ve Kambiyo Genel Mü‐
dürlüğüne yazdığı 4.8.1998 günlü, 84623 sayılı yazıyla devir işlemleri için izin
istemiştir.
TMSF tarafından, açık artırma sonucunda ihaleyi kazandığı açıklanan Korkmaz
Yiğit İnşaat Taahhüt ve Ticaret A.Ş.’ne bir yazı yazılarak; 21.8.1998 tarihinde fir‐
madan alınan taahhütnamenin metni belirtilmiş ve ihale bedelinin peşinatını teşkil
eden en az 240 000 000 Amerikan Dolarının peşin ödenmesi, vadeli ödenecek tutar‐
lar, işin faizlerini de içerecek şekilde 414 000 000 Amerikan Doları tutarındaki te‐
minat mektuplarının teslimi istenmiş ve hisse devrinin imzalanması için 8.12.1998
tarihine kadar süre verilmiştir.
İhale sürecinde dikkati çeken hususlardan birisi de, teklif veren grupların Emniyet
Genel Müdürlüğü tarafından araştırılması sürecidir. TMSF, bu dönemde yazılı med‐
ya tarafından da sıkça gündeme taşınan ihaleye fesat karıştırma ve mafya haberleri
nedeniyle 24.6.1998 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğüne bir yazı yazarak, ihalenin
spekülasyondan uzak ve şeffaf bir şekilde gerçekleştirilmesini teminen bu haberlerin
doğru olup olmadığı konusunda bilgi istemiştir. Emniyet Genel Müdürlüğünün
TMSF’ye yazdığı, ihale günü olan 4.8.1998 tarihini taşıyan yazı, ihalenin sonuçlan‐
masından yarım saat sonra TSMF’ye ulaşmıştır. İhaleye katılan söz konusu diğer
grupların, halen yurt dışında bulunan ve aranan organize suç liderleri ve elemanları
tarafından tehdit edildikleri, ihalenin Korkmaz Yiğit lehine sonuçlanması için diğer
firmaların baskıya maruz kaldıkları ve bazı firma sahiplerinin bu kişilerle yakın ilişki
içerisinde olduklarına ilişkin bilgiler yer almıştır. Bütün bu olaylar sonrasında, Bakan‐
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
169
lık makamının 13.10.1998 ve 98/1822 sayılı onayı ile, hisse devri işlemlerinin soruş‐
turma tamamlanıncaya kadar durdurulması uygun görülmüş ve bu karar 14.10.1998
günlü, 68627 sayılı yazı ile TMSF’ ye tebliğ edilmiştir.
Devlet Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı Makamının 19.2.1999 günlü, 12057
sayılı oluru uyarınca, TMSF’ye ait yüzde 84,52 oranındaki hissenin Korkmaz Yiğit
İnşaat Taahhüt ve Ticaret AŞ’ne devrine ilişkin olarak Devlet Bakanlığı makamının
8.9.1998 günlü, 5388 sayılı oluru ile verdiği izin iptal edilmiştir.
Eski Başbakan Mesut Yılmaz, komisyon önündeki beyanlarında, ihaleyi yapan‐
ların ve ihaleye katılanların kendisi tarafından yönlendirildiğini kabul etmiştir.
Oysa, ihale komisyonunun görev ve yetkisindeki işleri bir başka organ, kişi ve
yürütme organı üyelerinin üstlenmesi mümkün değildir. Dönemin başbakanı ve
ilgili bakanın komisyonu aşarak ihaleye katılacak olanlarla görüşmeleri ve fiyat ko‐
nuşmaları, ihalenin amacı ve usulü ne olursa olsun hukuk dışıdır.
Ayrıca, bir üyenin sorusu üzerine, eski Başbakanlardan Tansu Çiller hakkında
özellikle mal varlığı ve kendisi hakkında Türkbank konusuyla ilgili olarak kurulan
komisyonların karşılıklı aklama kararları hakkında “...Ama, kendi aralarında, arka‐
daşlarımız, komisyon üyeleri, grup başkan vekilleri istişare etmişler ve bu meselenin
bir siyasî istismar konusu yapıldığını, siyasî polemik malzemesi olarak kullanılaca‐
ğını, tam seçimler öncesinde buna mahal vermeme konusunda anlaşmışlar ve dedi‐
ğiniz gibi, hakikaten, karşılıklı olarak oy kullanmak suretiyle bu komisyonların o
şekilde karar almasını sağlamışlar. Bunda benim ne bilgim oldu, ne dahlim oldu”
şeklinde beyanlarda bulunmuş, dolayısıyla, soruşturma komisyonu’nun kararının
siyasî nitelikli bir karar olduğunu zımnen kabul etmiştir.
TMSF yönetiminin, Emniyet Genel Müdürlüğünden aldığı 4.8.1998 tarih ve
3399 sayılı ve ihaleye fesat karıştığı, Korkmaz Yiğit’in Alaattin Çakıcı’yla ilişkisi
olduğu yönünde istihbarat notu ortada iken, ihaleyle ilgili olarak herhangi bir işlem
yapmaması da ayrıca dikkat çekicidir. Aynı bilgi notunun Başbakanlığa da iletilme‐
sine rağmen kaybolması ve bu kozmik yazıyı yitiren memur hakkında disiplin soruş‐
turması dahi yapılmadığı gibi, sonradan, dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz’ın Özel
Kalem Müdürü olması da bilgi dahilindedir.
Bu itibarla, 4.8.1998 tarihinde ihalenin gerçekleştiği, bu ihaleden sonra hem Re‐
kabet Kurulundan hem de Hazineden onay ve izin alındığı ve bu izne istinaden,
17.9.1998 tarihinde bu ihalenin onaylandığı ortaya çıkmıştır. Oysa, Alaattin Çakıcı
ve Korkmaz Yiğit arasındaki konuşmayı içeren kaset olayının gündeme gelmesi
üzerine, sanki ihale onaylanmamış gibi, ihalenin iptal edilmesi düşündürücüdür.
Gerçekten, kasetler ortaya çıkmamış ya da kasetlerdeki ifadeler kamuoyuna yansı‐
mamış olsa, ihalenin iptali söz konusu olmayacaktı. Ancak, bu kasetler, Başbakanın
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
170
konunun araştırılmasına yönelik talimatları sonucu ortaya çıkmamıştır.
Hazine Müsteşarlığı Banka ve Kambiyo Müdürlüğü çıkışlı ve Bakanlık Maka‐
mına muhatap 31.8.1998, 1.9.1998 ve yine 1.9.1998 günlü Banka ve Kambiyo Genel
Müdürü tarafından imzalandıktan sonra tekemmül etmeyen 3 adet onay taslakla‐
rında; Korkmaz Yiğit İnşaat AŞ’nin aktif varlıklarının önemli bir bölümünün ya‐
bancı kaynaklarla finanse edildiği, Türkbank’ın ihale bedeli ve taahhüt edilen serma‐
yenin aynı süre içerisinde şirketin sağlayacağı kredilerden veya kendi kaynakların‐
dan karşılamasının mümkün görülmediği, ayrıca, bankanın satışında ihaleye fesat
karıştırıldığı ve ihaleye giren kişilerin emniyet güçlerince aranan bazı kişilerin teh‐
ditlerine maruz kaldığı yönünde basında çeşitli haberlerin yer aldığı, Bankalar Ka‐
nununun 5 inci maddesinde banka ortaklarının ihaleye fesat karıştırma suçunu
işlememiş olmalarının amir olduğu, her ne kadar basında yer alan iddialar mahkeme
kararıyla sabit olmasa da, belirtilen hüküm dolayısıyla, bu aşamada banka devir izni
verilmesine ihtiyatla yaklaşılması gerektiğinin belirtilmesi, Banka ve Kambiyo Genel
Müdürlüğünün, Korkmaz Yiğit’in satın aldığı hisselere devir izni verilmesi yö‐
nünde başlangıçta ciddî çekincelerinin bulunduğu ortaya çıkmaktadır.
Ancak, akabinde, 4.9.1998 günlü hisse devirlerine izin verilen Bakan olurunda
ise; Korkmaz Yiğit İnşaat AŞ’nin ödeme gücüne ve ihaleye fesat karıştırıldığına ilişkin
hususlara değinilmeden ve alt birimlerce paraflanmadan (dosyada paraflı nüsha bu‐
lunmamıştır) doğrudan Hazine Müsteşarı ve Bakanı imzalı 4.9.1998 günlü olur ha‐
zırlandığı ve hisse devirlerine bazı taahhütler alınarak izin verildiği görülmektedir.
Bundan, alt kademe bürokratların bu ihaleyle ilgili olarak hisse devir onayına
paraf koymayarak ihaleye fesat karıştığı inançlarını ortaya koydukları ve Hazine
bürokratlarının ihaleye fesat karıştırıldığını onaya sundukları, Devlet Bakanı Güneş
Taner’e bildirdikleri anlaşılmaktadır.
Türkbank ihalesiyle ilgili olarak; 20 nci Yasama Döneminde (9/43) esas numa‐
ralı Soruşturma Komisyonu kurularak, soruşturma sonucunda, 8/7 oy çokluğuyla
TCK 240 ıncı maddesi uyarınca görevin kötüye kullanılması suçundan Yüce Di‐
vana sevkine gerek olmadığına dair kararla sonuçlandırılmış ise de;
İhaleye ilişkin Devlet Denetleme Kurulu raporunun Meclis Soruşturma Komis‐
yonu’nun kararından sonraki bir tarihe rastlaması, yine ihale sürecinde Mesut Yıl‐
maz ve Güneş Taner’in söz ve eylemlerinin ihaleye müdahale anlamını taşıdığı açık
olduğundan ve sonradan elde edilen yeni deliller ve Araştırma Komisyonunca bilgi‐
sine başvurulan Mesut Yılmaz’ın kusurlu olduğuna dair zımnî beyanlarıyla,
Korkmaz Yiğit ve Hayyam Gariboğlu ve Güneş Taner’in cevapları doğrultu‐
sunda, Araştırma Komisyonu raporunda yer alan belge ve bilgilerden,
Başbakan ve ilgili bakanın “500 000 000 dolardan aşağı verirseniz iptal ederim” di‐
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
171
yerek ihaleye direkt müdahalede bulundukları, ihaleye katılanlardan biri hariç hepsiyle
görüştükleri, birinden aldığı bilgiyi bir başkasına aktardıkları açıkça anlaşılmakta olup,
Bu haliyle, mülkiyeti TMSF’na ait olması sebebiyle devlet malı olduğundan
kuşku bulunmayan Türkbank’ın ihalesinde (kapalı teklif usulü artırma) anlatılan
şekildeki eylemlerde, ihale sürecinde, malın satımında ve değerinde fesat oluşturacak
ilişki ve görüşmelere girilmesi şeklinde gerçekleşen fiilleri, Mesut Yılmaz ve Güneş
Taner bakımından, ilk soruşturma talebinde olduğu gibi görevi kötüye kullanma
olarak değil TCK’nun 205 inci maddesi kapsamında değerlendirmesi gerekmektedir.
Bu nedenlerle, dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz ve Hazineden Sorumlu Devlet
Bakanı Güneş Taner haklarında TCK 205 inci maddesinde tarif edilen devlet hesa‐
bına yapılan alım‐satıma fesat karıştırma fiilinden Anayasanın 100, İçtüzüğün 107
nci maddeleri uyarınca Meclis Soruşturması açılmasını arz ve teklif ederiz”.
Sanıklar hakkında Samsun Milletvekili Haluk Koç ve 55 Milletvekili ta-
rafından verilen önerge aynen şöyledir:
“TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
Yolsuzlukların sebeplerinin, sosyal ve ekonomik boyutlarının araştırılarak alın‐
ması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırması Komis‐
yonu (10/9) raporunda açıklandığı üzere;
Türkbank ihalesiyle ilgili olarak, 20 nci Yasama Döneminde (9/43) esas numa‐
ralı Soruşturma Komisyonu kurularak, soruşturma sonucunda 8/7 oy çokluğuyla
TCK 240 ıncı maddesi uyarınca görevin kötüye kullanılması suçundan Yüce Di‐
vana sevkine gerek olmadığına dair kararla sonuçlandırılmış ise de,
Devlet Denetleme Kurulu raporunun Meclis Soruşturma Komisyonu’nun kara‐
rından sonraki bir tarihe rastlaması, yine, ihale süreciyle ilgili yapılanların ihaleye
müdahale anlamını taşıdığı açık olduğundan ve sonradan elde edilen yeni deliller ve
komisyonumuzca bilgisine başvurulan Mesut Yılmazʹın kusurlu olduğunu kabul
ettiğine ilişkin beyanlarından,
Korkmaz Yiğit ve Hayyam Gariboğlu ve Güneş Taner’in cevaplar doğrultusun‐
daki, raporda yer alan belge ve bilgiler,
Karara muhalefet eden üyelerin gerekçelerinin daha haklı mesnetlere dayandığı,
Suçun niteliğinin, TCK 240 anlamında olmayıp Başbakan ve ilgili bakanın
ʺ500 000 000 dolardan aşağı verirseniz iptal ederimʺ diyerek ihaleye direkt müda‐
halede bulundukları, ihaleye katılanlardan biri hariç hepsiyle görüştükleri, birinden
aldığı bilgiyi bir başkasına aktardıkları, raporun bu doğrultuda hazırlandığı halde
kararın fiile uygun olmadığı,
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
172
Bu haliyle, mülkiyeti TMSF’na ait olması sebebiyle devlet malı olduğunda kuş‐
ku bulunmayan Türkbank’ın ihalesinde (kapalı teklif usulü artırma) anlatılan şekil‐
deki eylemlerle ihale sürecinde malın satımında ve değerinde fesat oluşturacak ilişki
ve görüşmelere girilmesinin Mesut Yılmaz ve Güneş Taner bakımından, TCK’nun
205 inci maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği düşüncesine ulaşılmıştır.
Dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz ve Devlet Bakanı Güneş Taner’in fiillerinin
TCK 205 inci maddesinde tarif edilen devlet hesabına yapılan alım‐satıma fesat
karıştırma suçunu oluşturacağı düşüncesiyle haklarında, Anayasanın 100, İçtüzü‐
ğün 107 nci maddesi gereğince Meclis soruşturması açılmasını arz ve teklif ederiz.”
B. MECLİS SORUŞTURMA KOMİSYONU RAPORU
Eski Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz ve eski Devlet Bakanı Güneş Taner
haklarında, İstanbul Milletvekili Hüseyin Besli ve 58 arkadaşı tarafından
verilen 19.11.2003 günlü, Samsun Milletvekili Haluk Koç ve 55 arkadaşı
tarafından verilen 3.12.2003 günlü, Türkbank ihalesi sürecinde malın satı-
mında ve değerinde fesat oluşturacak ilişki ve görüşmelere girdikleri ve bu
fiillerinin Türk Ceza Kanununun 205 inci maddesine uyduğu iddiasıyla
Anayasa’nın 100. ve İçtüzüğün 107. maddeleri uyarınca bir Meclis soruş-
turması açılmasına ilişkin olarak hazırladıkları (9/5) ve (9/6) esas numaralı
önergeleri Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na tevdi etmişlerdir.
TBMM Genel Kurulu’nda okunan Meclis soruşturması önergeleri
9.12.2003 günlü 25. birleşimde görüşülmüş, yapılan gizli oylama sonucun-
daki 790 sayılı karara göre iddiaları soruşturmak üzere bir Meclis soruştur-
ması açılmasına karar verilmiştir.
Genel Kurul kararında ayrıca, soruşturmayı yapacak 15 kişilik komisyo-
nun iki aylık çalışma süresinin Başkan, Başkanvekili, Sözcü ve katip üye
seçiminden sonra başlaması da öngörülmüştür.
Bu karar üzerine Genel Kurul’un 21.1.2004 tarihli 45. birleşiminde yapı-
lan seçimin sonucunda; Adalet ve Kalkınma Partisi ve Cumhuriyet Halk
Partisine mensup milletvekilleri arasından Komisyon üyesi olarak görev
yapacak olan milletvekilleri seçilmişlerdir. Buna ilişkin Türkiye Büyük Mil-
let Meclisi’nin 21.1.2004 tarih ve 798 sayılı kararı 17 Şubat 2004 tarihli Resmi
Gazete’de yayımlanmıştır.
Komisyon 10.2.2004 günlü ilk toplantısını, en yaşlı üye sıfatıyla İstanbul
Milletvekili İsmet Atalay başkanlığında yapmış, 15 üyenin katıldığı bu top-
lantıda gerçekleştirilen gizli oylamada;
Soruşturma Komisyon Başkanlığına Samsun Milletvekili Mustafa Demir,
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
173
Başkan Vekilliğine Konya Milletvekili Kerim Özkul, Sözcülüğe Çorum Mil-
letvekili Muzaffer Külcü, Kâtipliğe Uşak Milletvekili Ahmet Çağlayan se-
çilmişlerdir.
Komisyon çalışmaları sırasında, Diyarbakır Milletvekili Cavit Torun’un
Komisyon üyeliğinden çekildiğine dair dilekçesi Türkiye Büyük Millet Mec-
lisi Genel Kurulu’nun 25.2.2004 tarihli 57. birleşiminde okunmuş, Genel
Kurul’un 6.4.2004 tarihli 69. birleşiminde boş bulunan komisyon üyeliğine,
Van Milletvekili Cüneyt Karabıyık seçilmiştir.
Daha sonra Hatay Milletvekili Fuat Geçen’in Komisyon üyeliğinden ay-
rıldığına dair dilekçesi TBMM Genel Kurulu’nun 13.04.2004 tarihli 72 nci bir-
leşiminde okunmuş ve Genel Kurulun 21.04.2004 tarihli 76 ncı birleşiminde,
Komisyon üyeliğine Muğla Milletvekili Orhan Seyfi Terzibaşıoğlu seçilmiştir.
Adalet ve İçişleri Bakanlıkları ile Başbakanlık Yüksek Denetleme ve
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu Başkanlıklarından, komisyon
çalışmalarında teknik yardım sağlamaları için uzman istenmiş, bu amaçla
Bakanlıkları ve Kurullarınca Adalet Başmüfettişi Sadık Demircioğlu, Mül-
kiye Başmüfettişi Murat Koca, Denetçi Sami İskender ve Bankalar Yeminli
Murakıbı Haluk Tözüm geçici olarak görevlendirilmiştir.
Soruşturma Komisyonu 10.2.2004 günü çalışmalarına başlamıştır. Türkiye
Büyük Millet Meclisi’nin 4.3.2004 günlü 63. birleşiminde aldığı 799 sayılı ka-
rarla, 9.3.2004 tarihinden itibaren faaliyetine 15 gün ara vermesi üzerine, ilk iki
aylık çalışma süresini 25.4.2004 tarihinde tamamlamış, ancak kendisine verilen
iki aylık süre içerisinde Soruşturmayı tamamlayamadığından İçtüzüğün 110
uncu maddesi uyarınca, iki aylık ek süre verilmesi için, 14.4.2004 tarihinde
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’ndan talepte bulunmuştur.
Bu istem; Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nun 20.4.2004 ta-
rihli 75. birleşiminde 804 sayılı kararla kabul edilerek, 25.4.2004 tarihinden
başlamak üzere Komisyona iki aylık ek süre verilmiştir.
Komisyon çalışmaları sonrasında, “eski Başbakan Ahmet Mesut Yıl-
maz’ın ve eski Devlet Bakanı Güneş Taner’in eylemlerine uyan Türk Ceza
Kanunu’nun 205. maddesi gereğince tecziyeleri için Yüce Divan’a sevkle-
rine” dair 25.6.2004 tarihli raporu hazırlayarak çalışmalarını bitirmiştir.
Türkbank ihalesi sürecinde malın satımında ve değerinde fesat oluştura-
cak ilişki ve görüşmelere girdikleri ve bu fiillerinin Türk Ceza Kanunu’nun
205 inci maddesine uyduğu iddiasıyla eski Başbakan A. Mesut Yılmaz ve eski
Devlet Bakanı Güneş Taner haklarında, İstanbul Milletvekili Hüseyin Besli ve
58 arkadaşı ile Samsun Milletvekili Haluk Koç ve 55 arkadaşı tarafından Mec-
lis soruşturması açılmasına ilişkin verilen önergelerde (9/5-6); “Yolsuzlukların
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
174
Sebeplerinin, Sosyal ve Ekonomik Boyutlarının Araştırılarak Alınması Gere-
ken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu
(10/9)” nun raporunda da ayrıntılı olarak açıklandığı belirtilerek;
- Türk Ticaret Bankası A.Ş.’nin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na ait %
84,52 oranındaki hissesinin 4.8.1998 tarihinde gerçekleştirilen ihalede
600.000.000 USD teklif veren Korkmaz Yiğit İnşaat-Taahhüt ve Ticaret A.Ş.
üzerinde kaldığı,
- TMSF’nin, T.C. Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı’na gönderdiği 4.8.1998
gün ve 084623 sayılı yazı ile devir için gerekli iznin verilmesini istediği,
- Korkmaz Yiğit İnşaat-Taahhüt ve Ticaret A.Ş.’ye, 21.8.1998 tarihinde
alınan taahhütnamedeki koşullardan peşinat kısmı ile vadeli ödenecek tu-
tarların faizlerini de içerecek şekilde teminat mektuplarının teslimi istene-
rek, hisse devrinin imzalanması için 8.12.1998 tarihine kadar süre verildiği,
- Türkbank İhalesi sürecinin dikkati çeken hususlarından birisinin de
teklif veren grupların Emniyet Genel Müdürlüğü’nce araştırma safhası ol-
duğuna değinilerek, bu dönemde yazılı medya tarafından da sıkça gündeme
getirilen, ihaleye fesat karıştırma ve mafya haberleri üzerine, TMSF’nin,
ihalenin spekülasyondan uzak ve şeffaf bir biçimde yapılmasını temin açı-
sından, Emniyet Genel Müdürlüğü’nden bilgi talebine ilişkin, 24.6.1998 gün-
lü yazıya verilen cevabın, ihalenin gerçekleştirildiği 4.8.1998 tarihinde ve
açık arttırmanın sonuçlanmasından yarım saat sonra ulaştırıldığı, aynı ta-
rihli bu yanıtta, halen yurt dışında bulunan ve aranan organize suç liderleri
ve elemanlarının, ihaleye katılan diğer grupları baskı ve tehdide maruz bı-
rakarak, ihalenin Korkmaz Yiğit lehine sonuçlanması için bazı firma sahip-
leri ile yakın ilişki içine girdiklerine dair bilgilerin yer aldığı,
- Tüm bu olaylar sonrasında Devlet Bakanlığı Makamı’nın 13.10.1998
gün ve 98/1822 sayılı onayı ile, hisse devri işlemlerinin durdurulduğu,
19.2.1999 tarihli 12057 sayılı olur ile de, TMSF’ye ait % 84,52 oranındaki his-
senin Korkmaz Yiğit İnşaat ve Ticaret A.Ş.’ye devrine ilişkin 8.9.1998 gün ve
5388 sayılı onayın iptal edildiği,
- Eski Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz’ın; ihaleyi yapanları ve katılanları
kendisinin yönlendirdiğini, ayrıca; eski Başbakanlardan Tansu Çiller’in mal
varlığı, kendisinin de Türkbank konusuyla ilgili olarak 20 inci yasama dö-
neminde kurulan soruşturma komisyonlarında, komisyon üyelerinin grup
başkan vekilleri ile yaptıkları istişare neticesinde seçimler öncesinde istismar
ve polemik malzemesi yapılmaması maksadıyla anlaşarak, karşılıklı oy kul-
lanmak suretiyle, Yüce Divan’a sevk edilmemeleri yönünde karar alınmasını
sağladıklarını kabul ettiği,
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
175
- Amacı ve usulü ne olursa olsun, ihale komisyonunun görev ve yetki-
sindeki işleri, ilgililerini aşarak ihaleye teklif verecek olanlarla görüşmesinin
ve fiyat konusunda konuşmasının hukuka aykırı bulunduğu,
- Emniyet Genel Müdürlüğü’nce gönderilen 4.8.1998 gün ve 3299 sayılı
yazı ortada iken, TMSF yönetiminin herhangi bir işlem yapmamasının, keza
aynı yazının Başbakanlık’ta kaybolmasının ve sonrada bu kozmik yazıyı
yitiren memurun dönemin Başbakanı Ahmet Mesut Yılmaz’ın Özel Kalem
Müdürü olmasının dikkat çektiği,
- 4.8.1998 tarihinde ihalenin gerçekleşmesinin ardından, Rekabet Ku-
rulu’ndan ve Hazine Müsteşarlığı’ndan izin ve onay alındığı, oysa ki
Alaettin Çakıcı ile Korkmaz Yiğit arasındaki konuşmayı içeren kasetler or-
taya çıkmamış ve kamuoyuna yansımamış olsaydı iptalin söz konusu olma-
yacağı,
- Hazine Müsteşarlığı Banka ve Kambiyo Genel Müdürlüğü çıkışlı ve
Bakanlık Makamı’nı muhatap 31.8.1998, 1.9.1998 ve yine 1.9.1998 günlü
olup, Hazine Bürokratları tarafından imzalanan ancak sonrasında tekemmül
etmeyen üç adet onay taslağında; Korkmaz Yiğit İnşaat A.Ş.’nin aktif var-
lıklarının önemli bir bölümünün yabancı kaynaklar ile finanse edildiği,
Türkbank’ın ihale bedeli ve taahhüt olunan sermayenin aynı süre içerisinde
şirketin sağlayacağı kredilerden veya öz kaynaklarından karşılamasının
mümkün görülmediği, ayrıca bankanın satışında ihaleye fesat karıştırıldığı
ve ihaleye giren kişilerin, emniyet güçlerince aranan bazı kimselerin tehdit-
lerine maruz kaldığı doğrultusunda basında çeşitli haberlerin yer aldığı,
Bankalar Kanunu’nun 5 inci maddesinin banka ortaklarının ihaleye fesat
karıştırma suçunu işlememiş olmalarını öngördüğünü, her ne kadar bu id-
dialar mahkeme kararı ile sabit olmasa da bu aşamada banka devir izni ve-
rilmesine ihtiyatla yaklaşılması gerektiği belirtilerek, anılan Genel Müdürlü-
ğün ciddî çekinceler ortaya koyduğu,
- Buna karşın, hisse devirlerine izin verilen 4.9.1998 günlü Bakan olu-
runda ise; yukarıdaki hususlara değinilmeden ve alt birimlerce paraflanma-
dan, doğrudan Hazine Müsteşarı ve Bakan imzasının yer aldığı, böylece; alt
kademe bürokratlarının paraf atmayıp, bu hususu eski Devlet Bakanı Güneş
Taner’e de intikal ettirerek, ihaleye fesat karıştırıldığı inançlarını ortaya
koydukları,
vurgulanmıştır.
Söz konusu önergede ayrıca; Türkbank ihalesi ile ilgili olarak 20 nci ya-
sama döneminde kurulan 9/43 Esas sayılı Soruşturma Komisyonu’nun ça-
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
176
lışmaları neticesinde, Eski Başbakan A.Mesut Yılmaz ile eski Devlet Bakanı
Güneş Taner’in, TCK’nın 240 ıncı maddesinde temas edilen görevi kötüye
kullanma suçundan 8/7 oy çokluğu ile Yüce Divan’a sevklerine mahal olma-
dığı yönünde karar ittihaz ettiği, ancak, Devlet Denetleme Kurulu raporu-
nun, anılan Soruşturma Komisyonu’nun kararından sonraki bir tarihe rast-
laması, yine ihale sürecinde Dönemin Başbakanı Ahmet Mesut Yılmaz ile
eski Devlet Bakanı Güneş Taner’in, söz ve eylemlerinin ihaleye açıkça mü-
dahale anlamı taşıdığı, karara muhalefet eden üyelerin gerekçelerinin daha
haklı sebeplere dayandığı, elde edilen yeni delillerin yanında, Araştırma
Komisyonunda bilgisine başvurulan Ahmet Mesut Yılmaz’ın, kusurlu oldu-
ğuna dair zımnî beyanı ve bu rapordaki yer alan diğer bilgi ve belgeler ile
ilgili Başbakan ve Bakan’ın, “500 milyon Dolardan aşağı verirseniz iptal
ederim” demek suretiyle ihaleye direkt müdahalede bulundukları, ihaleye
katılanlardan biri hariç hepsiyle görüştükleri, birinden aldıkları bilgileri
diğerlerine aktardıkları, dolayısıyla mülkiyeti TMSF’ye ait bulunması nede-
niyle, Devlet malı olduğuna kuşku duyulmayan Türkbank’ın satışına ihale
sürecinde malın satımında ve değerinde fesat oluşturacak ilişki ve görüş-
melere girmeleri şeklinde gerçekleşen fiillerinin, görevi kötüye kullanma
olarak vasıflandırılamayacağı, TCK’ nın 205 inci maddesi kapsamında de-
ğerlendirilmesi gerektiği, belirtilmiştir.
Bu açıklama ve gerekçelerle; dönemin Başbakanı Ahmet Mesut Yılmaz
ile Hazineden sorumlu eski Devlet Bakanı Güneş Taner haklarında TCK’nın
205 inci maddesinde tarif edilen eylemlerinden ötürü, Anayasa’nın 100. ve
İçtüzüğün 107. maddeleri uyarınca Meclis Soruşturulması açılması isten-
miştir.
Meclis soruşturma Komisyonu’nun 25.6.2004 günlü ve 9/5‐6 Esas sayılı
raporunun suçlamaya ve delillere ait değerlendirmelere ilişkin bölümü
özetle şöyledir:
“…1997-2001 dönemi içinde TMSF tarafından Banka’ya aktarılan kaynak
toplamı, ilgili dönem döviz kurları dikkate alındığında 953.3 milyon USD
seviyesine ulaşmıştır. Buradan da anlaşılacağı üzere, önce eski Banka yöne-
timinin yanlış uygulamaları ve ekonomik konjonktür nedeniyle mali bün-
yesi zaafiyete uğrayan ve TMSF yönetimine geçen Banka’nın ürettiği zarar,
sonra da Banka’nın satılması amacıyla yapılan ihale sürecinde yaşanan
olumsuz gelişmeler nedeniyle elden çıkarılamaması ve yönetim zaafiyetleri
nedeniyle sürekli biriken zararlar Kamu Hazinesine 1 milyar USD’ye yakın
bir yük getirmiştir. Denilebilir ki, şayet ihale piyasa koşulları ve müdebbir
bir devlet yönetiminin gerekleri doğrultusunda gerçekleştirilseydi, makul
bir fiyattan satılmış olacak ve en azından ihale tarihinden sonraki süreçte
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
177
oluşan zararların Kamuya yüklenmesi söz konusu olmayacaktı...
İhale öncesinde Türkbank’ın kasasında 485.000.000 USD’ye tekabül eden
Devlet tahvili bulunmaktadır. Her ne kadar bu rakam Banka’nın değerini
göstermiyorsa da ihale sonucu Banka’yı alacak malikin banka içerisinde
kullanabileceği bir meblağ olup, bu durum ihaleye süresince etkili bir faktör
olmuştur.
Korkmaz Yiğit, kendi ifadesine göre; 1998 Ocak ayında Davos’a gitmekte
olan Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel ile aynı uçakta yaptığı yolculuktan
sonra , Türkbank’a ilgi duymaya başlamıştır. Ancak, daha evvel iki kez iha-
leye çıkmakla birlikte Alaettin Çakıcı’nın Erol Evcil yanında ihaleye müdahil
olmasından dolayı satışın gerçekleşmediğini, hatta bu ihalelerden birisinde
Adil Öngen’in de vurulduğunu bildiğinden kafasında tereddütler oluş-
maktadır.
İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün İçişleri Bakanlığı’nı muhatap
03.02.1998 gün ve B.05.1.EGM.4.34.00.06.700/53-9 (1410-98) sayılı yazısı
ekindeki dört sayfalık bilgi notunda, özetle, Alaettin Çakıcı ile Erol Evcil
ilişkisine yer verilmiş, bu ikilinin Türk Ticaret Bankası’nı satın almak için
daha önceki ihalelerinde aldıkları aktif rol ve Adil Öngen’in bu yüzden
Alaettin Çakıcı tarafından vurdurulmasına dair bilgiler bulunmakta olup
yine telefon görüşmesi çözümlerinde de Alaettin Çakıcı-Erol Evcil arasında
geçen konuşmalar yer almaktadır. Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz’a,
Alaettin Çakıcı’nın Türkbank ihalesi ile ilgilendiği hususunda dönemin İs-
tanbul Valisi Kutlu Aktaş tarafından bu bilgi notu sunulmuş ve bu bilgi
notundan daha sonra İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu, Emniyet Genel Mü-
dürü Necati Bilican ve İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun haberdar ol-
muşlardır.
Korkmaz Yiğit’in 10.11.1998 tarihinde Kanal 6’da yayınlanan kasetindeki
kendi beyanında, 1998 Mart ayı içerisinde Güneş Taner’in evinde Türkbank
konusunu görüştüğünü, Güneş Taner’in aynen Gazi Erçel gibi, Türkbank
ihalesi ile ilgilenmesinin uygun ve kendi yararına olacağını ifade ettiğini
belirtmiştir.
Korkmaz Yiğit, Alaettin Çakıcı engelini aşmak için, Mayıs 1998 ayı içeri-
sinde Kamuran Çörtük aracılığıyla Alaettin Çakıcı tarafından arandığını ve
böylece aralarında irtibat sağlandığını söylemiştir.
Aynı günlerde İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün Emniyet Genel Mü-
dürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı’nı muhatap 13.5.1998 gün ve 7956 sayılı
yazısında, aralarındaki ilişkinin eski dönemlere dayandığı bilinen Korkmaz
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
178
Yiğit-Alaettin Çakıcı’nın Türkbank ihalesi için anlaştığı, ihalede Korkmaz
Yiğit’in yalnız kalması ve nihayetinde Bankanın Korkmaz Yiğit tarafından
alınmasını sağlamak amacıyla çeşitli girişimlerde bulunacağı hususları be-
lirtilerek, bu amaçla Alaettin Çakıcı’nın Türkbank’ın Korkmaz Yiğit tarafın-
dan alınmasını sağlamaya yönelik olarak banka ihalesine katılan diğer ku-
ruluşların sahiplerine karşı, tehdit ve şantaj unsurunu kullanacağı, hatta
korkutma maksadıyla silahlı eylemlere tevessül edebileceği bildirmiştir.
Bu esnada önce DGM kararı olmadan 3 adet dinleme, sonra da DGM ka-
rarı ile 21.5.1998 tarihinde yapılan bir adet dinlemede, Alaettin Çakıcı-
Korkmaz Yiğit telefon görüşmesi İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından
kayda alınmış, böylece Çakıcı’nın Korkmaz Yiğit yanında Türkbank ihale-
sine katılmak için dosya alan ve sonra da ihaleye teklif veren firma sahiple-
rini tehdit ettiği açıkça ortaya çıkmış ve delillendirilmiştir.
İstanbul Emniyet Müdürlüğü, istihbarat kaynakları ve teknik takip so-
nucu ulaştığı telefon görüşmelerine ilişkin bilgileri, 8.6.1998 gün ve 9721
sayılı yazısı ile Emniyet Genel Müdürlüğü’ne tekrar iletmiştir. Bu yazıda,
Türkbank ihalesinde Alaettin Çakıcı-Korkmaz Yiğit ilişkisine ilişkin bir ön-
ceki yazısını teyit etmiş, ayrıca; ihaleye katılmak için başvuruda bulunan iş
adamlarına Alaettin Çakıcı tarafından baskı yapıldığı ve ihaleye girmeleri-
nin engellendiği gibi, yönlendirildikleri ve anlaşmalı olarak talimat doğrul-
tusunda ihaleye katıldıkları, böylece ihalenin Korkmaz YİĞİT tarafından
alınmasını sağlamak doğrultusunda çaba harcandığı bildirilmiştir…
İhaleye katılmak üzere teklif veren 5 firma, 05.06.1998 tarihinde TMSF
tarafından basına açıklanmış ve ihaleye girmelerinde sakınca bulunup bu-
lunmadığı hususu Hazine Müsteşarlığı’ndan istenilmiştir. Bunun üzerine
Hazine Müsteşarlığı 20.07.1998 tarihli yazısında, Bankalar Kanunu’nun 5
inci maddesine göre teklif sahiplerinin Banka ortağı olmalarında sakınca
olmadığını, ancak satış sonrasında devir izni verilmesi esnasında, Banka’yı
alacak olan firmanın, mali bünyesi takviyeye muhtaç bulunan Türkbank’ı
rehabilite etme gücüne sahip olup olmadığının değerlendirileceği, ayrıca
TMSF tarafından Banka’ya tahsis edilen kaynakların da satış sırasında göz
önünde bulundurulması gerektiği hususlarını TMSF’ye bildirmiştir...
3182 sayılı Bankalar Kanunu’nda mali güç ve itibar kavramı bulunma-
maktadır. Ancak, Kanun’da lafzen böyle bir hükmün bulunmaması, Kamu
otoritesinin banka sahibi olacak, dolayısıyla halkın paralarını toplama imti-
yazına sahip olacak kişilerde mali güç ve itibarı aramaması gerektiği anla-
mına gelmez. Tam tersine, gerek Banka’nın alımında gerekse daha sonraki
süreçte ilave sermaye gereksiniminin karşılanması zorunluluğu durumunda
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
179
mali gücün en önemli koşul olduğu açıktır. Ayrıca, geçmiş uygulamalar ve
ticaret ahlakı da yine en başta incelenmesi gereken özelliklerdir. Bu, müdeb-
bir bir kamu yönetiminin lazımı olduğu gibi, normal ticari faaliyetlerde bile
aranan asgari koşul olarak değerlendirilmektedir…
İhaleye teklif veren beş firmadan Zorlu grubu hariç, diğerlerinin hakim
sermayedar oldukları bankaların mali bünyeleri, 3182 sayılı Bankalar Ka-
nunu’nun 5 inci maddesi ve aynı Kanun’un 1 inci maddesi bir arada değer-
lendirildiğinde, söz konusu grupların yeni bir banka sahibi olmalarının uy-
gun olmadığı açıkça ortaya çıkmaktadır. Ancak bu gerçeklere rağmen Ha-
zine Müsteşarlığı bu bankaların söz konusu ihaleye girmelerine ön izin ver-
miştir.
Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz 9/43 Esas sayılı Soruşturma Komis-
yonu’na 25.05.2000 tarihinde verdiği ifadesinde;
‘...Daha ihale öncesinde, Emniyetten bize gelen bilgilerde, bu Alaettin Çakıcı
denilen kişinin yaptığı telefon konuşmalarında ‐ki bu telefon konuşmaları mahkeme
kanalıyla Emniyet tarafından izlenen konuşmalardır‐ bu ihaleyle ilgili bazı telkin‐
lerde bulunduğuna ilişkin bilgiler geldi. Bu bilgiler bazı kişileri ihaleye girmekten
caydırmak ve kendisinin Korkmaz Yiğit’in bankayı almasını desteklediği şeklinde
bilgilerdir.
Bu bilgiler bize ulaştıktan sonra, ben Güneş Taner’e bizde böyle bir bilgi oldu‐
ğunu, bu nedenle bu şahsın hiçbir şekilde ihaleyi almaması gerektiğini söyledim...’
demiştir.
Bunun üzerine Güneş Taner, hisse devir izni için onaya gerek olduğunu,
her zaman bunu yapabileceklerini söylemiştir. Bu cevap, adı geçenin mafya
bağlantısına rağmen ihaleye girmesi öncesinde kendisine müdahale edilme-
yeceği ve ihaleye girebileceği anlamına gelmektedir. Nitekim gelişmeler de
bu yönde olmuştur…
Güneş Taner ile Korkmaz Yiğit arasında, 12.6.1998 tarihinde Bankalar
Birliği’nin İstanbul Akmerkez’deki bürosunda gerçekleşen görüşmede, Gü-
neş Taner’in Korkmaz Yiğit’e karşı tavrı değişmiştir. Çakıcı vasıtasıyla bazı-
larını rahatsız ettiği iddiasını sert bir çıkışla dile getirerek, kırıcı davranmış-
tır. Tabii ki bu şekilde değişmesine İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün
13.5.1998 ve 8.6.1998 tarihli yazıları ile Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz’ın,
Korkmaz Yiğit’in ihaleye sokulmaması yönündeki talimatı etkili olmuştur.
Korkmaz Yiğit ifadelerinde, bu gelişmeler üzerine ihaleye teklif vermeme
kararı aldığını söylemektedir. Bu nedenle Korkmaz Yiğit, bir çıkış yolu ara-
ma sürecine girmiştir…
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
180
Alaettin Çakıcı’nın iki adamının Pamukbank’a eylem hazırlığı içindey-
ken yakalandığı ve tutuklandığı haberlerinin 19.6.1998 günü basında yer
alması üzerine, TMSF’nin, Emniyet Genel Müdürlüğü’ne gönderdiği
24.6.1998 tarihli yazısıyla, konunun araştırılarak kendilerine bildirilmesi
istenmiştir…
Kaçakçılık ve Organize Suçlar Daire Başkanı Emin Arslan, Terörle Mü-
cadele Daire Başkanlığı’nın 14.7.1998 gün ve 251 sayılı yazısı ekindeki
TMSF’nin 24.6.1998 tarihli yazısına ilişkin bilgi ve sanık ifadeleri kendisine
gönderildiği, ardından İstihbarat Daire Başkanlığı’nın 23.7.1998 tarihli yazısı
intikal ettiği halde, TMSF’ye cevap vermemiş, canlı olarak televizyonların
naklen yayınladığı Türkbank ihalesi TMSF tarafından tamamlandıktan ve
sonucu açıklandıktan sonra, aynı gün ihalenin bitiminden yaklaşık altı saat
sonra bildirmiştir…
30.6.1998 tarihinde Korkmaz Yiğit, 55 inci Hükümetin ortağı olan DTP
Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk’un tavassutuyla, bu partinin İstanbul
Milletvekili Cefi Kamhi ile birlikte Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz’ı
TBMM’deki makamında ziyaret ederek, Alaettin Çakıcı ile ilişkisi olmadı-
ğını, kendisine haksızlık yapıldığını, aslında ihaleden tasfiye edilmek iste-
nen kişinin kendisi olduğunu söylemiştir. Bu arada Başbakan Ahmet Mesut
Yılmaz ve Cefi Kamhi girdikleri TBMM Genel Kurulu’ndaki oylamadan
çıkışta, Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz kendisinde mevcut bilgilere rağmen,
başkaca hiçbir araştırma yapmadan ilgilinin beyanını yeterli bularak,
Türkbank ihalesine katılabileceğini bildirmiştir. Ayrıca, Güneş Taner’i ara-
yan Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz, Korkmaz Yiğit’in Türkbank ihalesine
alınması talimatını vermiştir…
Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz 11.11.1998 tarihinde Arena Prog-
ramı’nda; yukarıdaki konuya açıklık getirerek;
‘...Doğrusunu isterseniz o görüşme sonrasında kafam karıştı. Yani kendisi bana
o kadar inandırıcı, o kadar kefil göstererek, yemin ederek o kadar ikna edici bir şe‐
kilde söyledi ki, ben adama karşı haksızlık yapabileceğimiz düşüncesine kapıldım.’
demiştir.
Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz’ın bu konuşması, Türkbank ihalesine ka-
tılacak firmaların Merkez Bankası ve TMSF yetkililerinden oluşan İhale Ko-
misyonunca değil, Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz ve Hazineden Sorumlu
Devlet Bakanı Güneş Taner tarafından belirlendiğini ortaya koymaktadır. Bu
durum aynı zamanda, Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz ve Devlet Bakanı
Güneş Taner’in ihaleye katılacak firmaların Merkez Bankası tarafından belir-
lendiği ve teklif veren firmaların daha önce banka sahibi olmaları nedeniyle
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
181
Merkez Bankası ve Hazine Müsteşarlığı’nın izin vermek zorunda oldukları
yolundaki savunmalarını da doğrulamamaktadır.
Yukarıda açıklanan hadiselere derinlemesine bakıldığında ve altları
açıldığında, sözü edilen görüşmedeki kısa zaman zarfında başkaca hangi
konuların görüşüldüğü net olarak bilinmemekle birlikte, sonraki gelişmele-
rin seyri takip edildiğinde, bu farklılığın neden kaynaklandığı açık seçik
görülecektir. Bu süreç çerçevesinde 30.6.1998 tarihi, Türkbank ihalesi açısın-
dan mîlat olarak karşımıza çıkmaktadır.
Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz ifadelerinde, Korkmaz Yiğit’in kendi-
siyle görüşmesinde, A. Çakıcı ile ilişkisi olmadığını söylemesi üzerine, Em-
niyet Genel Müdürü ve MİT Müsteşarına konu hakkında bilgi vermeleri
talimatını verdiğini, bu birimlerin ellerinde bilgi olmadığını söylemiştir.
Halbuki Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun
tarafından Komisyonumuza gönderilen 6.3.2004 tarih ve 39329 sayılı yazıla-
rında; ‘Münhasıran Türk Ticaret Bankası ile ilgili eski Başbakan A. Mesut Yıl‐
maz’ın talimat vermesi sözkonusu değildir.’ diyerek Ahmet Mesut Yılmaz’ı doğ-
rulamamaktadır...
Tüm bu anlatımlar, bilgiler ve belgelerden Başbakan Ahmet Mesut Yıl-
maz’ın beyanlarında samimi olmadığını açıkça ortaya koymaktadır.
Korkmaz Yiğit’in Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz’dan ihaleye girebilme
izini aldığını her nasılsa haber alan Kâmuran Çörtük, bu sırada yine devreye
girmiş, ertesi gün Korkmaz Yiğit ile buluştuklarında, Kanal E’ye ortak olma
teklifini gündeme getirmiştir.
Korkmaz Yiğit 9.7.1998 günü Hazine Müsteşarı Gazi Erçel ile görüşerek
Türkbank’ın satımında düşünülen rakamı öğrenmek için girişimlerde bu-
lunmaktadır. Erçel’in 400.000.000 USD’nin altına düşülemeyeceğini söylemesi
üzerine kendisi de 415.000.000 USD’ye kadar çıkacağını ifade ederek, ihalede
oluşacak fiyatı önceden belirleme çabalarına girilmiştir. Bu davranışlar, ihalenin
şeffaf ve sağlıklı yapılmasına müdahale anlamı taşımaktadır…
Öte yandan TMSF, 28-29.7.1998 tarihlerinde bilgilendirme görüşmeleri-
nin yapılacağı ve ihaleye teklif verenlerden 1 inci revize teklifler alınacağını
21.7.1998 tarihli basın bildirisi ile kamuoyuna duyurmuş ve bu konu yazılı
ve görsel basında yer almıştır. Dolayısıyla, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün
bütün yetkilileri ve özellikle TMSF’nin yazısına cevap verme konumundaki
Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı, bu dönemdeki
bütün gelişmelerden haberdardır…
TMSF’nin yazdığı yazının akıbeti konusunda takipçi olması ve yazıya
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
182
muhatap emniyet yetkililerinin de ihale gerçekleşene kadar söz konusu ya-
zıya cevap vermeleri gerekir ve beklenirdi. Ancak bu yapılmayarak her iki
kurumun yetkilileri görev kusuru işlemişlerdir…
4.6.1998 tarihi itibariyle (5) firma ihaleye teklif vermiştir. Başbakan Ah-
met Mesut Yılmaz’ın Gazi Erçel ile Türkbank’ın değerinin ne olduğu hak-
kındaki görüşmesi, daha sonra da ihale gecesi Ahmet Nazif Zorlu ve Kamu-
ran Çörtük ile görüşmesi, 5 firmanın Türkbank ihalesine ilişkin teklif mek-
tuplarının TMSF’nin kasasında olduğu bir dönemde yapılan görüşmelerdir.
Korkmaz Yiğit’in 14.7.1998 tarihinde 41.200.000 USD’ye satın aldığı Genç
TV’nin, bu kez 17 gün sonra 31.7.1998 tarihinde yine aynı bedelle Kamuran
Çörtük’e satışına ilişkin sözleşme düzenlenmiştir… Yapılan incelemelerdeki
tespitler dikkate alındığında; Genç Tv’nin, ihalenin kendi lehine sonuçlan-
ması için Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz ile Devlet Bakanı Güneş Taner’i
devreye sokma çabaları karşılığında, Korkmaz Yiğit tarafından iş adamı
Kamuran Çörtük'e komisyon olarak bedelsiz verildiği iddialarının doğru
olduğu kanaati oluşmuştur…
İhale süreci hızla devam etmekte iken 03.08.1998 tarihinde İstihbarat Daire
Başkanlığınca “Bilgi Notu” hazırlanarak, Başbakan ve İçişleri Bakanına gön-
derilmiştir. Bilgi notu içinde geçen ‘makamlarına arzedilen bilgi notlarında; Bank
Ekspres’in sahibi ve inşaat müteahhidi Korkmaz Yiğit’in, Türk Ticaret Bankası ihale‐
sini alması için Alaettin Çakıcı’nın bir takım girişimlerde bulunduğu bildirilmişti.’
sözleri, aynı konuya ilişkin olarak daha önce Başbakan Ahmet Mesut Yıl-
maz’ın konudan haberdar olmadığına dair beyanları ile örtüşmemektedir…
Aynı gece Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz Başbakanlık Konutunda, önce
ihaleye katılacak firmalardan birinin sahibi olan Ahmet Nazif Zorlu ile aka-
binde de gece saat 01.00-02.00 sıralarında Kamuran Çörtük’ü Konuta çağıra-
rak görüşmüştür. Bu görüşmeye ilişkin olarak Kamuran Çörtük, Pakistan
Başbakan’ının müteakip günlerde Türkiye’yi ziyaret edeceğinden, bu ülke-
deki otoyol ihalesi için Başbakan’la görüştüğünü ifade etmiştir. Halbuki
Dışişleri Bakanlığı’nın konuya ilişkin yazısına göre ne bu dönemde, ne de
1998 yılı içerisinde Pakistan Başbakan’ının Türkiye’yi resmi veya özel bir
amaçla ziyareti söz konusu değildir.
Yine aynı görüşmeye ilişkin olarak Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz, Ka-
muran Çörtük’e ‘Türkbank’ı 500 milyon doların altında vermeyeceğimizi söyle‐
dim’ dediğini ifadelerinde belirtmiş; ayrıca, bundan önce görüştüğü Ahmet
Nazif Zorlu’nun ‘Korkmaz Yiğit’in Alaettin Çakıcı ile beraber olduğunu bütün
İstanbul biliyor’ sözü ile bağlantılı olarak da Kamuran Çörtük’e ‘Böyle bir ilişki
varsa vazgeçsin ihaleye girmesin’ demiştir.
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
183
Bu görüşmeden sonra Kamuran Çörtük, gecenin 02.30’unda ihaleye ka-
tılacak olan Korkmaz Yiğit ile görüşerek, Başbakan’la görüşmesi konusunda
bilgi aktarmıştır. Bu ifadeler ve Kamuran Çörtük’ün Başbakanlık Konutuna
gidişi ile ilgili gerçek dışı açıklaması, gündemin Türkbank ihalesi olduğunu
göstermektedir.
Yürütmenin başındaki bir Başbakan, Türkbank’ın kaça satılabileceğine
dair fiyatı, ihaleye katılacak olan Ahmet Nazif Zorlu ve Korkmaz Yiğit’e
iletmek üzere Kamuran Çörtük’e bildirmiş; ayrıca eğer Korkmaz Yiğit’in
A.Çakıcı ile ilişkisi var ise ihaleye girmemesini, Kamuran Çörtük’ten iste-
miştir. Bir ülkenin Başbakanının, ihaleye saatler kala ihaleye katılacak olan
kişiye doğrudan ve ihaleyle hiçbir ilişkisi bulunmayan Çörtük vasıtasıyla da
Korkmaz Yiğit’e ihaleye ilişkin rakamlar telaffuz etmesini; Emniyet Genel
Müdürlüğü’nden Korkmaz Yiğit’in Alaettin Çakıcı ile ilişkisi olduğuna dair
kendisine daha önce iletilen bilginin teyidini hiçbir resmi görevi olmayan bir
şahıstan istemesini, demokratik bir hukuk devletinde makul bir yönetim
tarzı olarak kabul etmek mümkün değildir.
Korkmaz Yiğit ise, aynı gece yaşanan olaylara ilişkin olarak, akşam sa-
atlerinden itibaren Kamuran Çörtük ile birlikte saat 20.00’den gece 01.00’e
kadar Kamuran Çörtük’e ait restoranda beklediklerini, bu esnada Başbakan
Ahmet Mesut Yılmaz ile Ahmet Nazif Zorlu’nun görüştüğünü, gece 01.00
sıralarında Başbakan’ın Kamuran Çörtük’ü telefonla arayarak Konuta çağır-
dığını, gece 02.30-03.00 sıralarında Kamuran Çörtük’ün kaldığı otele gelerek
kendisine, Başbakanla görüştüğünü, ‘Zorlu 505 milyon dolara kadar çıkma izni
istedi. Korkmaz 510 milyon dolara çıksın. Aradaki farkın telafi edilebilmesi için
kendisine yardımcı olacağız.’ dediğini aktarmıştır. İfadelerin bu kadar birbiri
ile çakışması, Korkmaz Yiğit’in konuya ilişkin beyanlarının gerçeği yansıttı-
ğını göstermektedir.
İhaleye katılanlardan Erol Aksoy, Komisyonumuza vermiş olduğu
07.04.2004 tarihli ifadesinde, ihale öncesi gecesi Devlet Bakanı Güneş Taner
tarafından arandığını ve Güneş Taner’in Türkbank ihalesine girip girmeye-
ceğini sorduğunu, kendisi hakkında bir dosya olduğundan bahsettiğini be-
lirtmektedir. Güneş Taner ise, böyle bir görüşmeyi inkar etmemekte, dosya-
dan söz ettiğini kabul etmekte, ancak, bu görüşmenin daha önce olduğunu
söylemektedir. Aynı konuya ilişkin olarak Korkmaz Yiğit ise ifadelerinde,
Kamuran Çörtük’e atfen, ‘Zorlu grubu Başbakanın, Erol Aksoy’ da Güneş Ta‐
ner’in sözünden çıkmaz.’ demektedir. Yine ifadesinde devamla, Güneş Ta-
ner’in Erol Aksoy’u arayarak, elinde bir dosya bulunduğunu, bu itibarla
Türkbank ihalesine fazla asılmamasını söylediğini belirtmektedir. Bu ifade-
ler, Güneş Taner’in tevil yollu ikrarı olarak kabul edilmiştir. Hem Başbakan
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
184
Mesut Yılmaz’ın, hem de Devlet Bakanı Güneş Taner’in, ihaleye katılacak
firma sahipleri ile birebir görüşmeleri, biriyle görüşmesini diğerine aktar-
maları, ihale sonucunu etkileyecek oluşumlar içine girdiklerini bir kez daha
karşımıza çıkarmaktadır…
Başbakan Mesut Yılmaz’ın 9/43 Esas sayılı Soruşturma Komisyonunda
öylediği; ‘O gün bana bu iddialar ortaya atılınca Ahmet Zorlu tarafından, tekrar
aradım Kamuran Beyi, tesadüfen o sırada beraberlermiş ve bu televizyon pazarlığı
için.’ şeklindeki sözleri de gerçekleri yansıtmamaktadır. Zira Genç TV’nin
devri, 31.7.1998 tarihinde sözleşmeye bağlamış olup, bu tarih Korkmaz Yiğit
ile Kamuran Çörtük’ün görüşmelerin yapılmasından daha öncedir. Dolayı-
sıyla 3.8.1998 tarihinde Genç TV’nin pazarlığı söz konusu değildir.
Başbakan Mesut Yılmaz, Türkbank ihalesine teklif veren beş kişiden biri
hariç dördü ile görüştüğünü beyan etmektedir. Nitekim, ihale gecesi ve ön-
cesinde Korkmaz YİĞİT, Ahmet Nazif Zorlu, Erol Aksoy ve Hayyam
Garipoğlu ile görüşmüştür. Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz’ın görüşmediği,
Ali Avni Balkaner ise, Komisyonumuza verdiği ifadesinde bu duruma deği-
nerek, Başbakanla konuşmayan tek kişinin kendisi olması nedeniyle, ihale-
nin kendisinde kalmayacağının baştan belli olduğunu söylemiştir. İhalenin
sonucunu baştan gören Ali Avni Balkaner, bu durum üzerine ihaleye bizzat
katılmamış, yetkilileri ihaleye iştirak etmiştir.
İhalenin yapılmasından sonra aynı gün Emniyet Genel Müdürlüğü Ka-
çakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı, gereği için Tasarruf
Mevduatı Sigorta Fonu’na, bilgi için Başbakanlık’a gönderdiği Müsteşar Yahya
Gür imzalı 4.8.1998 gün ve B.05.1.EGM.0.09.06.01./ 375-3299 sayılı yazısında;
‘Türk Ticaret Bankası A.Ş.’nin satış ihalesiyle ilgili olarak; İlgi yazınızda ismi
geçen firmaların, halen yurtdışında bulunan ve aranır durumdaki organize suç
liderleri ve elemanları tarafından tehdit edildikleri, ihalenin söz konusu firma sa‐
hiplerinden olan Korkmaz Yiğit lehine sonuçlanması için diğer firmaların ihaleye
katılmak şartıyla herhangi bir artırmada bulunmamaları yönünde baskıya maruz
kaldıkları, bununla birlikte; ismi geçen firma sahiplerinin bazı organize suç liderleri
ile de ilişki içerisinde bulundukları yönünde istihbari bilgiler elde edilmiş olup, bu
bilgiler ile Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığınca 3.8.1998
tarihinde ilgili bütün yetkililere bildirilmiştir.’ şeklinde cevap vermiştir.
Başbakan Mesut Yılmaz ifadelerinde, bilgi için Başbakanlık’a gönderilen
bu yazının eline geçmediğini savunmuştur.
Emniyet Genel Müdürlüğünün 4.8.1998 günlü yazısı, Tasarruf Mevduatı
Sigorta Fonu’na 4.8.1998 günü Türk Ticaret Bankası A.Ş.’nin satış ihalesin-
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
185
den yaklaşık beş saat sonra saat 18:00’de intikal ettirilmiştir. İhale Komis-
yonu Başkanı olan TMSF Genel Müdürü ve Fon İcra Kurulu Üyesi olan Er-
dal Aslan tarafından teslim alınmış ve Fon’un bağlı olduğu Merkez Bankası
Başkanı ve Fon İcra Kurulu Başkanı Gazi Erçel’e bu yazı götürülmüştür.
Gazi Erçel, Erdal Arslan’ın talebi üzerine, ‘Yazı 4 Ağustos 1998 Saat 18.00’de
alınmıştır. 24.6.1998 tarihli yazımıza bu kadar geç ve ihale yapıldıktan sonra cevap
verilmesi sonucu, bir işlem yapılması şu aşamada mümkün değildir. Kaldı ki ilgi
yazı Başbakanlığa da iletilmiştir.’ şeklinde not düşmüş, görevliler de bu notu
dosyasına koymuşlardır.
Gazi Erçel’in, 28.8.1998 tarihinde Başbakanlık Yeni Binasında yapılan ve
Başbakan Mesut Yılmaz, Devlet Bakanı Güneş Taner, Maliye Bakanı Zekeriya
Temizel, Hazine Müsteşarı Yener Dinçmen’in katıldığı toplantıda, yazıdan hiç
bahsetmemesi ve daha önce de yazıyı hıfzetmesi, bilinçli olarak böyle davran-
dığını, aynen Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz gibi hisse devrinin Korkmaz
Yiğit lehine sonuçlanması amacını güttüğünü açıkça göstermektedir.
Bu toplantıda Güneş Taner’in ‘Türkbank’ı ne yapacağız, arkadaşlar rahatsız’
sözlerine karşılık Başbakan Mesut Yılmaz’ın ‘MİT Raporundan bir şey çıkmadı’
şeklinde cevap vermesi, kendisine ulaştırılan bilgileri sakladığını, ihalenin iste-
diği istikamette sonuçlanması amacına yönelik hareket ettiğinin bir kanıtıdır.
Merkez Bankası ve TMSF yetkililerinden oluşan ihale komisyonu, ihale
şartnamesinin 15. maddesindeki “İhale, Fon İdare Meclisi Kararı ile kesinleşir.
Fon İdare Meclisi ihaleyi dilediğine verip vermemekte serbest olduğu gibi,
ihalenin herhangi bir aşamasında gerekçe göstermeksizin ihaleyi iptal edebi-
lir.” Hükmü gereğince işlem tesis ederek ihaleyi iptal etme yetkisine sahipken,
Merkez Başkanı Gazi Erçel’in Emniyet Genel Müdürlüğü’nün yazısına iliştir-
diği nota itibar ederek üzerine düşen vazifeyi yapmaktan kaçınmıştır.
Bir başka dikkat çeken nokta da ihale esnasında açık artırma devam
ederken, Korkmaz Yiğit’in fiyatın çok yükselmesi üzerine yapmış olduğu
telefon görüşmeleridir. Korkmaz Yiğit ifadelerinde; iki kez görüşme yaptı-
ğını, bunlardan birincisi Ali Balkaner’le olduğunu belirtmiştir. Korkmaz
Yiğit ifadelerinde görüştüğü ikinci kişinin önemli bir Devlet adamı oldu-
ğunu söylemekle yetinmiştir… Yukarıdaki hadisenin gidişatına göre, Kork-
maz Yiğit’in ikinci telefon görüşmesini Başbakan Mesut Yılmaz ile yaptığı
kanaati ağırlık kazanmaktadır.
Türkbank ihalesinin ertesi günü Korkmaz Yiğit, Ankara’da önce döne-
min Devlet Bakanı Güneş Taner, ardından da Başbakan Mesut Yılmaz ile
görüşmüştür. Bu görüşmeye ilişkin olarak Korkmaz Yiğit, Güneş Taner’e
atfen ‘Onunla ilişkini kes diyenler, şimdi Korkmaz’a yardımcı oluyorlar’ Mesut
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
186
Yılmaz’a atfen ise ‘Adamlar 505 milyon dolardan yukarı çıkmayacaklarına söz
verdikleri halde çıktılar, güven olmuyor. Sorunlarını Güneş Taner çözecek.’ dedik-
lerini belirtmiştir. Olayların izlediği yol, Korkmaz Yiğit’in bu iddiasını doğ-
rular niteliktedir...
TMSF’nin 4.8.1998 tarihli, banka hisselerinin Korkmaz Yiğit Grubuna
devrine izin verilmesine ilişkin yazısı üzerine, Hazine Müsteşarlığı Banka
Kambiyo Genel Müdürlüğü bürokratlarınca hazırlanan Bakanlık Makamı’nı
muhatap 31.8.1998, 1.9.1998 ve yine 1.9.1998 günlü üç adet onay taslağında
özetle;
‘Korkmaz Yiğit İnş. Tic. A.Ş’nin aktif varlıklarının önemli bir bölümünün ya‐
bancı kaynaklarla finanse edildiği, ihale bedeli ve taahhüt edilen sermayenin karşıla‐
nacağı temel kaynak olan ve toplam değeri 15 milyar ABD Doları olarak tahmin edilen
gayrimenkul projelerinin yapılabilirliği ve finansmanının ne şekilde karşılanacağı
hususunda herhangi bir bilgi ve belge sunulamadığı, grubun geçmiş yıllardaki işlem
hacmi ve karlılığı da göz önüne alındığında ihale bedeli ve taahhüt edilen sermaye
konusunda kesin bir kanaate ulaşılamadığı, diğer taraftan aynı grubun bu ihaleden
sonra Kanal 6, Kanal E, Yeni Yüzyıl ve Ateş Gazetesi gibi görsel ve yazılı basın kuru‐
luşlarını 200 milyar ABD dolarını (Bu rakam 200 milyon ABD doları olacak) aşan bir
bedel ödeyerek aldığı anlaşıldığından Türkbank’ın ihale bedeli ve taahhüt edilen ser‐
mayenin aynı süre içerisinde şirketin sağlayacağı kredilerden veya kendi kaynakların‐
dan karşılamasının mümkün görülmediği, ayrıca bankanın satışında ihaleye fesat
karıştırıldığı ve ihaleye giren kişilerin emniyet güçlerince aranan bazı kişilerin tehdit‐
lerine maruz kaldığı yönünde basında çeşitli haberlerin yer aldığı, Bankalar Kanunu‐
nun 5. maddesinde banka ortaklarının ihaleye fesat karıştırma suçunun işlememiş
olmalarının amir olduğu, her ne kadar basında yer alan iddialar mahkeme kararı ile
sabit olmasa da belirtilen hüküm dolayısıyla bu aşamada banka devir izni verilmesine
ihtiyatla yaklaşılması gerektiği, söz konusu hisse devrine izin verilmesine hukuken bir
sakınca olmamakla birlikte yukarıda izah edilen hususlarda göz önünde bulundurula‐
rak yapılacak işlemin Makamları takdirine sunulması’
şeklinde Banka ve Kambiyo Genel Müdürlüğü yetkilileri parafladıktan
sonra tekemmül etmeyen onay taslaklarının bulunduğu görülmektedir.
Hazine Bürokratlarının, Türkbank’ın Korkmaz Yiğit Grubu’na satışına
teknik gerekçelerle karşı çıktıkları ve bu sorumluluğu üzerlerine almamak
amacıyla da yukarıda belirtilen taslakları hazırladıkları, ancak, Hazine’nin
bağlı olduğu siyasi iradenin onay vermemesi nedeniyle bu taslaklar imza-
lanmamış, siyasi iradenin isteği doğrultusunda bir onay metni hazırlanarak
işleme konmuştur. Nitekim, onay metninde söz konusu bürokratların pa-
rafları bulunmamaktadır… 4.9.1998 günlü hisse devirlerine izin verilen ilgili
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
187
görevlilerce paraflanmayan Bakan onayında, Korkmaz Yiğit İnşaat Taah.
Tic. A.Ş.’nin ödeme gücüne ve basında yer alan ihaleye fesat karıştırıldığına
ilişkin hususlara değinilmemiş, sahibi olduğu, Bank Ekspres’in mali yapısı
dikkate alınmamış ve doğrudan Hazine Müsteşarı Yener Dinçmen ve Devlet
Bakanı Güneş Taner tarafından imzalanmıştır.
Komisyonumuza ifade veren Güneş Taner, Bankaların mali yapısı ile il-
gili bilgi istendiğinde altı saat içerisinde alınabilir demektedir. Böyle düşün-
ceye sahip Devlet Bakanı Güneş Taner, hisse devri onayında çok önemli
faktör olan Bank Ekspres’in mali yapısını dikkate almadan onay taslağını
imzalamıştır. Güneş Taner ve Hazine Müsteşarlığı yetkililerinin dikkate
almadığı Bank Ekspres’in mali yapısı ile Bankalar Yeminli Murakıp Raporla-
rını değerlendiren Yargıtay 11. Ceza Dairesi 24.3.2004 tarih ve Esas:2004/70,
Karar:2004/2245 sayılı kararında, Bank Ekspres’in hakim sermayedarı
Korkmaz Yiğit’in 20.3.1997-23.10.1998 tarihle arasında hukuken ve fiilen var
olmayan kendi paravan şirketlerine aktararak nitelikli dolandırıcılık ve em-
niyeti suistimal suçunu işlediklerine karar vermiştir. Suç tarihleri, ihale ta-
rihi olan 4.8.1998 tarihinin çok öncesinden 17 ay önce başlamıştır. Bankanın
bu mali yapısının Hazine Müsteşarlığınca önceden bilinmemesi mümkün
değildir. Dolayısıyla, Devlet Bakanı Güneş Taner ve Hazine Müsteşarlığı
yetkilileri, bankanın mali yapısını dikkate almadan onay vermiştir.
Başbakan Mesut Yılmaz 22.9.1998 tarihinde ABD’ye gitmiş, böylece Bü-
lent Ecevit Başbakan Vekili olmuştur. Bülent Ecevit ertesi gün MİT Müste-
şarı Şenkal Atasagun’u Başbakanlığa çağırmış ve bilgi almıştır...
Korkmaz Yiğit 30 Eylülde İçişleri Bakanı Kutlu Aktaş’ı ziyaret etmiş, A.
Çakıcı ile ilişkisini itiraf ettiği bu görüşme, Bakan Aktaş tarafından kayda
alınmıştır.
Daha sonra bu bilgiler Kutlu Aktaş tarafından Başbakan Yardımcısı Bü-
lent Ecevit’e iletilerek ve DSP’li bakanlarla birlikte değerlendirilmiştir. Bu
amaçla, Bülent Ecevit, Hüsamettin Özkan, Hikmet Uluğbay ve Zekeriya
Temizel, Başbakan Yardımcısı Bülent Ecevit’in Makamı’nda, İçişleri Bakanı
Kutlu Aktaş ile 2.10.1998 tarihinde bir toplantı yapmışlardır. Bu toplantıda
Türkbank ihalesinin iptal edilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Bülent
Ecevit, Hüsamettin Özkan’ı o anda yurt dışında bulunan ve İstanbul’a gele-
cek olan Ahmet Mesut Yılmaz’la görüşmesi konusunda görevlendirmiştir.
Bu talimat üzerine Hüsamettin Özkan İstanbul’a gelerek Başbakan Yılmaz
ile Swıss Otel’de 4,5 saat başbaşa görüşmüşler ve Özkan, Mesut Yılmaz’a
Bülent Ecevit’in bu konudaki görüşünü aktarmıştır. Hüsamettin Özkan daha
sonra aynı gece Korkmaz Yiğit ile Suadiye’deki evinde görüşerek, durumu
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
188
aktarmış ve ona ‘Sana Başbakan ve Başbakan Yardımcısı adına yanıt veriyorum.
Bu işte sana zarar var.’ demiştir.
Daha sonra 5.10.1998 tarihinde Bülent Ecevit, Hüsamettin Özkan, Kutlu
Aktaş, Mesut Yılmaz’la Başbakanlık Konutunda görüşmüşler, ilk kez ihaleyi
iptal eğilimi doğmuş ve Mesut Yılmaz ABD’de olan Güneş Taner’i aramıştır.
Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz konuya ilişkin olarak Güneş Taner’e ‘hisse
devrini durdurun’ dediğini ifadelerinde belirtmektedir. Bilindiği üzere Devlet
idaresinde devamlılık esastır. Şayet Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz sözle-
rinde samimi ise, bu talimatı, Amerika’da olan ve bir işlem tesis etmesi hu-
kuken ve fiilen mümkün olmayan Güneş Taner’e değil, o sırada ona vekalet
eden Cavit Kavak’a vermesi gerekirdi. Fakat Devlet Bakanı Cavit Kavak’a
bu yönde herhangi bir talimat verilmemiştir…
Dönemin CHP Milletvekili Fikri Sağlar, 8.10.1998 tarihinde Alaettin Çakıcı-
Korkmaz Yiğit telefon görüşmesinin kasetini Gazeteci Tuncay Özkan’a dinlet-
miş, o da aynı gece durumu Başbakan Mesut Yılmaz’a iletmiştir. Ancak Başba-
kan Mesut Yılmaz, Ülkenin gündemine bomba gibi düşen ve sonrasında Hü-
kümetin düşmesine neden olan süreci başlatan kaset konusunda Fikri Sağlar’ı
aramayarak, hadiseyi önemsememiş neredeyse görmezlikten gelmiştir.
Başbakan Mesut Yılmaz, ertesi gün Kaçakçılık ve Organize Suçlar Daire
Başkanı Emin Arslan ile İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun’dan Çakıcı-
Yiğit bandını istemiş, bant çözümü 11.10.1998 tarihinde Antalya’da iken
Emin Arslan tarafından kendisine verilmiş, ancak Başbakan Mesut Yılmaz
Korkmaz Yiğit-Alaettin Çakıcı ilişkisi Mahkeme kararı ile belgelenmiş,
delillendirilmiş, tüm bunlarda elinde bulunmasına rağmen, Türkbank ihale-
sinin durdurulması ve onayın iptali için hiçbir adım atmamıştır.
Nihayet, CHP Mersin Milletvekili Fikri Sağlar’ın 13.10.1998 tarihinde ba-
sın toplantısı yaparak Alaettin Çakıcı-Korkmaz Yiğit telefon görüşme ban-
dını açıklamasından sonra, kamuoyu ve medya baskısına dayanamayacağını
anlayıp, artık ardına sığınacak bir gerekçe de kalmayınca, Devlet Bakanı
Güneş Taner imzası ile Türkbank’ın Korkmaz Yiğit’e satışı sonucu adı ge-
çene yapılacak hisse devir izni durdurulmuştur…
Başbakan Mesut Yılmaz, 11.11.1998 tarihinde Arena Programında Uğur
Dündar’ın, ‘POAŞ konusunda, üçüncü olan firmayı birinci ilan ettiler, skandaldır
diyor Sayın Baykal’ sözü üzerine yaptığı açıklamalarında;
‘POAŞ ihalesinden sonra, aynı Türkbank satışı ihalesinde olduğu gibi, MİT’e dedim
ki, bana birinci olan şahısla ilgili dosyayı getirin. Korkmaz Yiğit’le ilgili bana hiçbir bilgi
getirmeyen MİT Müsteşarlığı, bana kalın bir dosya getirdi....’ demiştir…
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
189
MİT Müsteşarlığı’nın konuya ilişkin olarak hazırladığı 2.7.1998 tarihli 2,5
sayfalık Cumhurbaşkanlığına ve Başbakanlığa dağıtımlı bilgi notu, Soruş-
turma Komisyonumuzun 1.3.2004 gün ve A.01.1.GEÇ.9/5,6-26 sayılı yazısına
karşılık, MİT Müsteşarlığının 8.3.2004 gün ve 10.2.001.01.000.390.168-
392/7845 sayılı cevabi yazısında gönderilmiş olup, bu bilgi notu raporun
ilgili bölümünde aynen yer almıştır.
Bilgi notunda konuya ilişkin olarak sadece ‘Petrol Ofisinin özelleştirilmesinin
arkasında, eski milletvekili Mehmet Kocabaş’ın olduğu ve M.. Kocabaş’ın bu gücünü
A. Çakıcı’dan aldığı, muhtemelen A. Çakıcı ile H. Garipoğlu’nu M. Kocabaş’ın tanış‐
tırdığı, M.Kocabaş’ın A. Çakıcı’dan, H. Garipoğlu’nun Türk Ticaret Bankası ihalesine
girmesi için, ihaleye girecek olan şahsın ismini belirtmeden icazet aldığı ve H.
Garipoğlu’nun bu gücü kullanarak, Petrol Ofisi ihalesine girdiği’ şeklindeki bilgiler-
le, Alaettin Çakıcı ile Hayyam Garipoğlu’nun ilişkisi ortaya konulmuştur.
Diğer bir ifadeyle, POAŞ ihalesinin en yüksek teklifi veren Hayyam
Garipoğlu’na verilmemesinin sebebi olarak Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz bu
bilgileri ileri sürmüştür. Ancak Alaettin Çakıcı ile ilişkisi sebebiyle POAŞ iha-
lesini Hayyam Garipoğlu’na vermeyen aynı zamanda Özelleştirme Yüksek
Kurulu Başkanı Başbakan Mesut Yılmaz ve üyesi Devlet Bakanı Güneş Taner,
bu kez 4.8.1998 tarihinde yapılan Hayyam Garipoğlu’nun Türkbank ihalesine
girmesini görmezlikten gelmişlerdir. Daha sonra da aynı Başbakan, kendisine
bizzat müteaddit defalar bildirilen Alaettin Çakıcı-Korkmaz Yiğit telefon gö-
rüşmelerini, Alaettin Çakıcı’nın adamlarının ifadelerini, İçişleri Bakanı Kutlu
Aktaş’ın Korkmaz Yiğit ile görüşmesine ilişkin ifadesini ve bant ile yaptığı
tespiti, Türkbank ihalesinin iptali için yeterli görmemiştir. Halbuki MİT Müs-
teşarlığının, Alaettin Çakıcı’nın POAŞ ihalesine müdahale ettiğine dair bilgi
notu, Türkbank ihalesindeki delillerin yanında çok zayıf kalmaktadır. POAŞ
ihalesi için bu kadar bilgiyi yeterli gören ve ihaleyi iptal eden Başbakan Mesut
Yılmaz, Türkbank ihalesinde aynı davranışı sergilememiştir…
Devlet Bakanı Güneş Taner Türkbank ihalesinden sonraki dönemde ay-
rıca Korkmaz Yiğit’e ihale bedelinin %40 oranındaki peşinatını tamamlamak
üzere kredi için Yapı Kredi Bankası sahibi Mehmet Emin Karamehmet ile
görüşmesine aracılık etmiş ve bu konuda devreye girmiştir. Ayrıca peşinattan
geriye kalan % 60 için de kamu bankalarından teminat mektubu için Emlak
Bankası Genel Müdür Erdin Arı’yı aradığına dair iddialar vardır. Korkmaz
Yiğit’in bu iddiası hadisenin akışına da aykırı düşmemektedir. Zira, daha önce
Korkmaz Yiğit ile karşılıklı kredi ilişkisi olan Hayyam Garipoğlu, Komisyo-
numuza verdiği 4.3.2004 tarihli ifadesinde, Korkmaz Yiğit ile ihaleden sonra
görüştüğünde, krediye ihtiyacı olup olmadığını sorduğunda, kredi ihtiyacı
olmadığını, kredi ile ilgili tüm işlerini iktidarla hallettiğini söylemiştir.
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
190
Nitekim, Korkmaz Yiğit’in kredi ve teminat mektubu temini için kendi
inisiyatifi ile bir çaba ve arayış içerisinde olduğuna dair dosyada herhangi
bir bilgi mevcut değildir. İhaleye katılanlardan aynı zamanda Yurtbank’ın
sahibi ve daha önce Korkmaz Yiğit ile yine karşılıklı kredi ilişkisi olan Ali
Avni Balkaner, Komisyonumuza verdiği 5.4.2004 tarihli ifadesinde, Kork-
maz Yiğit’in hem ihale öncesi, hem de ihale devam ederken mola isteyip
telefonla kendini arayarak fiyatların yükselmesi nedeniyle ortaklık teklif
ettiğini, ancak ihale sonrasında Korkmaz Yiğit’in kredi talebinde bulunma-
dığını, Korkmaz Yiğit’in kendisine ‘Vakıflar Bankası’ndan 100‐200 milyon dolar
alıyorum.’ dediğini belirtmiştir. Korkmaz Yiğit’in, maddi gücünün zayıf ol-
ması nedeniyle kendisine yakın bulduğu ve ortaklık teklif ettiği Ali Avni
Balkaner’den dahi kredi talebinde bulunmaması, Korkmaz Yiğit’in kredi ve
teminat mektubu ihtiyacının kamu bankalarından temin edileceği iddiasını
teyit etmektedir…
Burada Türkbank ihale süreci ile paralel bir şekilde devam eden Kork-
maz Yiğit’in medya sektörüne girişine, gazete ve televizyon kanallarının
alımına, bu alımlardaki siyasilerin rolüne, bunların hedef ve amaçlarına da
temas etmek gerekmektedir. Bu bağlamda, Korkmaz Yiğit’in medya sektö-
ründeki kaydettiği aşamaları sırayla incelemekte yarar vardır.
Korkmaz Yiğit medya alanına 2.6.1998 tarihinde Kanal E’yi 27 milyon
USD’ye satın alarak girdiği,
Akabinde 14.7.1998 tarihinde 41 milyon 200 bin USD’ye Genç TV’yi,
Daha sonra 14.8.1998 tarihinde, 110 milyon USD’ye Kanal 6’yı,
Bunun ardından 27.8.1998 tarihinde, 75 milyon USD’ye Yeni Yüzyıl ve
Ateş Gazetelerini,
Kısa bir süre sonra da, 6.10.1998 tarihinde, 273 milyon USD’ye Milliyet
Gazetesini,
Aldığı tespit edilmiştir.
Böylece Korkmaz Yiğit’in, Türkbank ihalesi öncesinde başlayıp, sonra-
sında da artarak devam eden gazete ve televizyon kanallarının toplam de-
ğeri 526 milyon 200 bin USD’ye ulaşmaktadır.
Korkmaz Yiğit 4.8.1998 tarihinde Türkbank’ı bilindiği gibi 600 milyon
dolara satın almıştır. Aynı ihale sonucunda yine Korkmaz Yiğit’in 21.08.1998
tarihli taahhütname ile Türkbank içerisine koymayı taahhüt ettiği miktar 500
milyon dolardır, ki bunun 100 milyonu 1998, 200 milyonu da 1999 yılında
banka içerisine koymak durumundadır.
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
191
Konuya ilişkin olarak ifadesine başvurulanlar ittifakla, bu kadar bir
meblağın Türkiye’de hiçbir işadamında toplu olarak bulunmadığını, Kork-
maz Yiğit’in inşaat sektöründe faaliyet gösterdiğini, dolayısıyla ne Türk
Ticaret Bankası ve ne de medyadaki bu alımlarını ödeyecek mali güce sahip
olmadığını belirtmişlerdir…
Komisyonumuza ifade veren, Korkmaz Yiğit’in yazılı ve görsel medyaya
girişine Başbakan Mesut Yılmaz’ın ve eski Devlet Bakanı Güneş Taner’in bu-
rada aldığı rollere ilişkin olarak, meslekleri icabı konuyu yakından takip eden
gazetecilerden Sedat Ergin, 30 Haziran 1998 tarihine kadar ihaleye sokulması-
na şiddetle karşı çıkılan Korkmaz Yiğit’in, ihaleye katılmasına izin verilmesi-
nin dikkat çekici bulunduğunu … Gazeteci İsmet Berkan ise Korkmaz Yiğit’in
aldığı gazete ve televizyonların bir milyar doları aşan bir yekûne ulaştığını,
böyle bir paranın Korkmaz Yiğit’te olamayacağını … gazeteci Uğur Dündar
da, aslında Korkmaz Yiğit’in o güne kadar kirlenmemiş, başarılı bir müteahhit
olarak isim yapmış, İstanbul’un elit çevresi tarafından iyi bilinen kullanılabile-
cek seçilmiş bir piyon olduğunu, böylece yüzde yüz o günkü iktidarın başına
bağlı olabilecek bir medya gücü yaratıldığını söylemişlerdir…
Kanal 6 Televizyonu eski Genel Müdürü Mehmet Turan Akköprülü;
Başbakan Mesut Yılmaz’ın tavsiyesi üzerine, kendisinin Kanal 6’da 1,5 ay
süreyle Genel Yayın Yönetmenliği yaptığını söylemiştir...
Bütün bu açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, tam da seçim kararı-
nın tartışıldığı ve karar alındığı bir dönemde Başbakan Mesut Yılmaz ve
onunla aynı doğrultuda hareket eden eski Devlet Bakanı Güneş Taner’in,
kendi güdümlerine girecek ve yüzde yüz talimatları çerçevesinde hareket
edecek bir basın gücüne ihtiyaçları bulunmaktadır. Henüz çok fazla tanın-
mayan, yıpranmamış, basınla ilgili tecrübesi bulunmayan, telkin ve teşvike
çok müsait olan Korkmaz Yiğit bu iş için özellikle seçilmiş bir kimsedir.
Korkmaz Yiğit Kanal 6’daki ifadesinde bu durumu kabul ve teyit etmiştir...
Korkmaz Yiğit’in Türkbank ihalesi sonucu oluşan 600 milyon USD’lik
meblağ, Türkbank’ın iyileştirilmesi için bankaya konacak 500 milyon USD’lik
meblağ ve aynı dönemde medya alımları sonucu ödemesi gereken 526 milyon
200 bin USD’lik alımının toplamı 1 milyar 626 milyon 200 bin USD’ye tekabül
etmektedir. Korkmaz Yiğit’in Türkbank ihalesi sonucu TMSF’ye ödemesi ge-
reken ihale bedelinin % 40’ı olan 240 milyon doları dahi temin etmekte güçlük
çekmesi ve kredi bulmak için hemen ihalenin ertesi günü Başbakan Mesut
Yılmaz ve Devlet Bakanı Güneş Taner ile temasa geçerek bu konuda onların
yardımlarını istemesi, olayı bütün çıplaklığı ile ortaya koymaktadır. Bu du-
rum Başbakan Mesut Yılmaz ve Devlet Bakanı Güneş Taner tarafından da
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
192
bilinmesine rağmen, hisse devir iznini vermeme yerine, Korkmaz Yiğit’e kredi
ve teminat mektubu bulmak için çaba sarf etmişlerdir.
Yukarıda belirtilen 1 milyar 626 milyon 200 bin doların Korkmaz Yiğit
tarafından ödenmesi mümkün olmadığına göre, Komisyona ifade veren bir
kısım tanığın da belirttiği gibi, bu ödemelerin Türkbank’tan karşılanacağı
anlaşılmaktadır...
Dosyada mevcut belgeler ve değerlendirme bölümündeki izahatların
ışığında olayın birlikte değerlendirilmesinde;
TCK’ nun 205. maddesi; ‘Bir kimse Türkiye Devleti hesabına olarak almaya
veya satmaya yahut yapmaya memur olduğu her nevi eşyanın alım veya satımında
veya pahasında veya miktarında veya yapmasında fesat karıştırarak her ne suretle
olursa olsun irtikap eylerse on seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezası ile
cezalandırılır ve zarar kendisine ödettirilir.’ hükmünü amir bulunmaktadır.
Bu suçun unsurlarının olayımıza göre incelenmesinde;
Türk Ceza Kanununun 279/1. maddesine göre, ceza kanunu uygulaması
açısından teşrii, idare ya da amme hizmeti görenler memur sayılır. Dolayı-
sıyla, haklarında soruşturma yapılan Eski Başbakan Mesut Yılmaz ve eski
Devlet Bakanı Güneş Taner’i bu itibarla memur kabul etmek gerekmektedir.
Suçun maddi unsuru, Türkiye Devleti hesabına her tür eşyanın alım, sa-
tım ve yapımı sırasında bunların fiyat, miktar ya da yapımına fesat karıştıra-
rak haksız çıkar sağlamaktır. Soruşturma konusu olan hadisede, bu etkenle-
rin neler olduğuna göz atmakta yarar bulunmaktadır.
Konuya ilişkin olarak İstanbul Emniyet Müdürlüğünün Emniyet Genel
Müdürlüğüne muhatap 03.02.1998 günlü, 13.05.1998 günlü, 08.06.1998 günlü,
26.06.1998 günlü ve 19.08.1998 - 26.08.1998 tarihli yazılarına istinaden Emniyet
Genel Müdürlüğünce hazırlanan bilgi notları ile ihaleden bir gün önce
03.08.1998 tarihli bilgi notu ve 04.08.1998 gün ve 375-3299 sayılı ‘Çok Gizli’ ve
‘Kişiye Özel’ yazılardaki, Türkbank ihalesinde Alaettin Çakıcı’nın Korkmaz Yiğit
lehine devreye girdiği, bu amaçla ihaleye katılacak olanları tehdit ederek ihaleye
katılmalarını engellediği, ihaleye girenleri yönlendirdiği, ihalenin Korkmaz
Yiğit tarafından alınmasını sağlamaya yönelik çabalar sarfettiği, işi bombalama
eylemi girişimine kadar götürdüğüne dair bilgiler, Başbakan Mesut Yılmaz’a
iletilmesine karşılık, Korkmaz Yiğit’in ihaleden engellenmesine ve hakkında
kanuni işlem tesisine tevessül etmemiştir. Aksine tüm bu bilgileri göz ardı ede-
rek ihalenin ve hisse devrinin Korkmaz Yiğit lehine sonuçlanması için çaba
harcamıştır. Başbakan Mesut Yılmaz, Arena Programında, Alaettin Çakıcı’nın
Türkbank ihalesindeki bu rolüne karşılık bu iş için ihaleyi kim kazanırsa kazan-
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
193
sın % 5 pay almak üzere anlaştığını, Korkmaz Yiğit’ten de bunun bir kısmını
peşin aldığını da ayrıca belirtmiştir.
Eski Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz ve özellikle eski Devlet Bakanı Güneş
Taner ve Hazine Müsteşarı Yener Dinçmen, bu bölümde de ayrıntılarıyla açık-
landığı üzere, ihaleye teklif verenlerden Zorlu grubu hariç diğer dört firmanın
önceki sahip oldukları bankaları nedeniyle durumlarının Bankalar Kanunun-
da aranan şartlara haiz olmadıkları halde, bunların ihaleye katılmalarına iliş-
kin olarak ön izin vermek suretiyle bu firmaların ihaleye katılmalarına imkan
vermişlerdir. Daha sonra ise, Hazine Müsteşarlığı Banka ve Kambiyo Genel
Müdürlüğü bürokratlarının Korkmaz Yiğit’in mali gücünün yetersizliği ve
mafya ile ilişkisine dair ihtirazî kayıtlarını içeren üç ayrı onay taslağını imza-
lamaksızın iade ederek, bu kayıtların yer almadığı ve bürokratların muhteva-
sına katılmadıkları için paraflamadıkları onayı ise imzalayarak, Türk Ticaret
Bankası hisselerinin Korkmaz Yiğit’e devrini sağlamışlardır.
Eski Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz ve eski Devlet Bakanı Güneş Taner,
ihalenin her aşamasında, zaman ve mekân mefhumu gözetmeksizin müte-
addit kez, başta Korkmaz Yiğit olmak üzere, ihaleyi yapan Merkez Bankası
Başkanı Gazi Erçel, ihaleye teklif veren ve katılan firma sahipleri ve ihalede
üçüncü şahıs konumundaki Kamuran Çörtük ile gerek telefonla, gerek yüz
yüze, ihalede fiyat oluşumunu görüşmüşler, pazarlık yapmışlar, bazılarının
ihaleye girmemesi için gayret etmişler, böylece ihaleye fesat karıştırma ey-
lemini gerçekleştirmişlerdir.
İhale Şartnamesinin 15. maddesinde belirtildiği gibi, ‘ihale, Fon İdare Mec‐
lisi kararıyla kesinleşir. Fon İdare Meclisi ihaleyi dilediğine verip vermemekte ser‐
best olduğu gibi, ihalenin herhangi bir aşamasında gerekçe göstermeksizin ihaleyi
iptal edebilir’. denilmektedir.
Emniyet Genel Müdürlüğü’nden gelen yazı yetkililerin eline Saat 18.00’de
geçmiştir. Bu yazı Güneş Taner’in de deyimiyle ihalenin iptali için yeterlidir.
TMSF İdare Meclisi Başkan ve üyeleri şartnameye göre ihaleyi iptal etmemek-
le; Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel de kendine gelen yazıyı Hazine Müste-
şarlığına ve ilgili bakan Güneş Taner’e iki ayı aşkın bir süre bildirmemekle,
yine Başbakan’a 400 milyon USD üzerindeki bir satışa onay veririm diyerek,
eski Başbakan Mesut Yılmaz ile eski Devlet Bakanı Güneş Taner’e isnat olu-
nan suçun işlenmesi sırasında müzaharet ve muavenetle icrasını kolaylaştır-
mışlar, diğer yandan; dönemin Başbakanı A. Mesut Yılmaz ile Devlet Bakanı
Güneş Taner’in bu fiillerini Gazi Erçel ve TMSF İdare Meclisi Başkan ve üyele-
rinin iştiraki olmaksızın irtikabının mümkün olmadığı anlaşılmıştır.
Türk Ticaret Bankası hisselerinin Korkmaz Yiğit’e devri izninden son-
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
194
raki günlerde hem İçişleri Bakanı Kutlu Aktaş’ın Korkmaz Yiğit ile görüş-
mesi esnasında bizzat Alaettin Çakıcı ile ilişkisini itiraf etmesine, aynı gün-
lerde, Alaettin Çakıcı-Korkmaz Yiğit arasındaki 1998 Mayıs ayında İstanbul
Emniyet Müdürlüğü’nce kayda alınan ve Mersin Milletvekili Fikri Sağlar’a
gönderilen telefon görüşmelerinde, yine bu ilişki açıkça yer aldığı ve bu
bilgiler Başbakan Mesut Yılmaz’a mükerreren iletildiği halde, Hükümet
ortağı DSP yetkililerinin de ısrarlı taleplerine rağmen, hisse onayının iptali
için hiçbir teşebbüse geçmemiştir. Hisse onayının durdurulması, ancak CHP
Milletvekili Fikri Sağlar’ın 13.10.1998 tarihinde bu telefon görüşmesine iliş-
kin kaset çözümünü basın toplantısı ile açıklamasından ve kamuoyunun
olaydan haberdar olmasından sonra yapılmıştır.
Olayın cereyan ettiği günler, gerek Başbakan, gerekse Bakanlar hakkında
Meclis Soruşturmaları açılmaya başlandığı, genel ve mahalli seçimlerin ya-
pılmasının gündeme geldiği ve karar verildiği bir zamana tesadüf etmektedir.
Başbakan Mesut Yılmaz ve dolayısıyla Devlet Bakanı Güneş Taner, ken-
dilerinin ve partilerinin siyasi gelecekleri lehine, bir medya gücü oluşturma
organizasyonuna girişmişlerdir. Bu amaçlarına ulaşmaya en uygun kişi olarak
Türkbank’ı almak isteyen Korkmaz Yiğit’i bulmuşlardır. Korkmaz Yiğit’in
Türkbank’ı alma, kendilerinin de güdümlerindeki bir medya gücü oluşturma
hedefine hizmet etmek üzere, usulsüz olarak Türkbank’ın Korkmaz Yiğit’e
devrini sağlamışlardır. Bu şekilde Korkmaz Yiğit vasıtasıyla, bir yandan fi-
nans sektörüne, diğer taraftan da basın alanına rahatlıkla nüfuz etme imkanı-
na kavuşmuşlardır. Böylece, haksız çıkar sağlamayı amaçlamışlardır.
Bu arada, Kâmuran Çörtük’ün, Türkbank ihalesine giren Korkmaz Yiğit
ile Başbakan Mesut Yılmaz arasındaki ilişkinin kurulup sürdürülmesini
sağladığı, ihalenin her aşamasında Başbakan adına müdahil olup, zaman ve
yer ayrımı gözetmeksizin birinin söylediğini, diğerine aktardığı, bu misyonu
karşılığında, Korkmaz Yiğit’ten Genç TV’yi komisyon olarak bedel ödeme-
den alarak haksız çıkar sağladığı; Başbakan Mesut Yılmaz’ın da Türk Ticaret
Bankasını, ihalenin açıklık ve serbest rekabet ortamının sağlanmasını önle-
yecek müdahaleler sonucu Korkmaz Yiğit’in almasını temin ederek, bu kişi
eliyle medya gücü oluşturarak siyasi menfaat sağladığı anlaşılmıştır.
Başbakan A. Mesut Yılmaz ve Devlet Bakanı Güneş Taner, bu fiilleri, çı-
kar sağlamaya yönelik olarak işlemişler ve böylece suçun manevi unsuru da
tekemmül etmiştir.
TMSF tarafından Banka’ya aktarılan kaynak toplamı, ilgili dönem döviz
kurları dikkate alındığında 953.3 milyon USD seviyesindedir. Şayet ihale
piyasa koşulları ve müdebbir bir devlet yönetiminin gerekleri doğrultu-
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
195
sunda gerçekleştirilseydi, makul bir fiyattan satılmış olacak ve en azından
ihale tarihinden sonraki süreçte oluşan zararların Kamuya yüklenmesi söz
konusu olmayacaktı. Dolayısıyla ihalenin objektif gerçekleşmemesi nede-
niyle Devlet 953.3 milyon USD zarara uğratıldığı tespit edilmiştir.
Eski Başbakan Mesut Yılmaz ve eski Devlet Bakanı Güneş Taner’in, Türk
Ticaret Bankası ihale süreci öncesinde ve sonrasında, usul ve yasalara aykırı
hareket ederek, Devlet ciddiyeti ile de bağdaşmayacak şekilde, mafya ile ilişkili
iş adamlarıyla irtibat kurdukları, ihaleyi yönlendirdikleri, ihale öncesi fiyat oluş-
turdukları, ihalenin Korkmaz Yiğit lehine sonuçlanmasını temin ettikleri; diğer
yandan, ilgili bürokratlara baskı yaparak ihalenin tekemmül etmesine aşama
aşama olanak sağladıkları; kamu ve özel bankalara baskı uyguladıkları; bu ara-
da üçüncü kişi konumundaki Kâmuran Çörtük’e medya gücü ve maddi imkan
sağladıkları; Türkbank kaynaklarını kullanarak yerel ve genel seçim kararları-
nın alındığı bu dönemde, kendilerine bağımlı ve güdümlerinde medya yarata-
rak siyasi çıkar sağlamayı amaçladıkları, ihalenin objektif ve serbest rekabet
ortamında yapılmasını engelledikleri; yasalara aykırı bu fiillerinin neticesi ola-
rak, Türkbank’ın usulüne uygun satışının gerçekleşmemesine sebebiyet verdik-
leri, böylece kamuyu 953.3 milyon USD zarara uğrattıkları kanaatine varılmış,
olayların bu şekilde oluştuğu kabul edilmiştir.
Türkbank ihalesi sürecinde ayrıntıları yukarıda açıklanan fiilleri işleyen
Merkez Bankası Eski Başkanı Gazi Erçel, TMSF İdare Meclis Başkan ve üye-
leri, Hazine Eski Müsteşarı Yener Dinçmen ile ihalede üçüncü şahıs konu-
mundaki Kamuran Çörtük hakkında kanuni gereğinin takdir ve ifası için suç
duyurusunda bulunulması uygun bulunmuştur…
Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
Eski Başbakan Mesut Yılmaz ile eski Devlet Bakanı Güneş Taner’in;
Türkbank ihalesi sürecinde, ihalenin yapımında ve fiyat oluşumunda fesat
karıştırmak suretiyle güdümlerinde bir medya düzeni kurmak için tüm or-
ganizasyonları gerçekleştirdikleri, böylece siyasî rant amaçladıkları; ayrıca
Türkbank ihalesi ile doğrudan ilişkisi bulunmayan üçüncü şahıs konumun-
daki Kamuran Çörtük’e ihalede üstlendiği aracılık misyonunun karşılığı
olarak Genç TV’nin bedelsiz olarak verilmesini sağladıkları anlaşıldığından,
1- Eski Başbakan Mesut Yılmaz’ın eylemine uyan Türk Ceza Ka-
nunu’nun 64/1. maddesi delaletiyle, aynı Kanunun 205, 219/1, 4 ve 33. mad-
deleri gereğince tecziyesi için YÜCE DİVANA SEVKİNE,
2- Eski Devlet Bakanı Güneş Taner’in eylemine uyan Türk Ceza Ka-
nunu’nun 64/1. maddesi delaletiyle, aynı Kanunun 205, 219/1, 4 ve 33. mad-
deleri gereğince tecziyesi için YÜCE DİVANA SEVKİNE,
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
196
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 100. ve Türkiye Büyük
Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 112. maddelerine istinaden oybirliği ile karar
verilmiştir...”.
IV‐ YARGILAMANIN AŞAMALARI
A‐ SANIKLARIN SORGULARI
1‐ Sanık Ahmet Mesut Yılmaz’ın Sorgusu
Sanık Ahmet Mesut Yılmaz, Yüce Divan’ın 16.2.2005 günlü oturumun-
daki sorgusunda;
Türk Ticaret Bankasının daha önce de 1990’lı yılların başlarında iki defa
satışa konu olduğunu, ancak, bir organize suç örgütünün suikast girişimi ve
tehditleri nedeniyle bu satışın gerçekleşemediğini, nihayet, 1997 yılında
Türkbank’ın %85 hissesinin TMSF’ye geçtiğini ve TMSF’nin de 1998 yılı
Mayıs ayında, bu hisselerin blok satış yoluyla satılması için ihale açtığını ve
bu ihalenin 4.8.1998 tarihinde yapılarak televizyonlarda naklen yayınlanan
açık arttırma ile sonuçlandığını,
Merkez Bankasının bağımsız bir denetim kuruluşuna yaptırdığı incele-
meye göre, piyasa değeri 250 milyon dolar olarak hesaplanan Türk Ticaret
Bankasının %85 hissesinin ihalede 600 milyon dolarla en yüksek teklifi veren
Korkmaz Yiğit inşaat firması üzerinde kaldığını,
İhaleyi yapmakla yetkili kuruluşun Merkez Bankası bünyesindeki TMSF
icra kurulu olduğunu, Yani ihaleyle görevli olan kuruluşun Fon İdaresi ve
bu kurumun teşkil etmiş olduğu ihale komisyonu olduğunu, bir kamu tüzel
kişiliği statüsüne sahip olan Merkez Bankası’nın ihaleyle ilgili işlemleri baş-
tan sona kadar kendi bünyesinde ve kendi yetkisiyle yürüttüğünü, kendisi-
nin Başbakan olarak bu ihaleye fesat karıştırdığını ileri sürmenin akıl, vic-
dan ve hukuk ölçüleri dışında tamamen siyasi saiklerle mümkün olabilecek
bir davranış olduğunu,
Başbakanlığa bağlı olan Hazine Müsteşarlığının bu ihaleye ilişkin iki tür-
lü yetkisinin olduğunu, bu yetkilerden birincisinin, ihaleye katılacak olanla-
ra ön izin verilmesi, yani, TMSF’nin bu ihaleyi açtığı zaman, ihaleye katılma
yeterliliğine sahip olan kişi veya kuruluşlar hakkında Hazine Müs-
teşarlığının görüşünü ve onayını almak durumunda olduğunu, ikinci yetki-
nin ise, ihale sonuçlandıktan sonra banka hisselerinin devir işlemini onay-
lamak olduğunu, ancak daha sonra mevzuat değişikliğinin yapıldığını, Ha-
zine Müsteşarlığının bu yetkileri, özerk bir kuruluş olan yeni kurulan Ban-
kacılık Düzenleme ve Denetleme Kuruluna devrettiğini, eğer aynı olay bu
gün yaşansa idi, Hükümetin bu olayla ilgisinin olmayacağını,
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
197
O zamanki bankacılık mevzuatına göre, Hazine Müsteşarlığına gerekse
bugün yürürlükte olan bankacılık mevzuatına göre, BDDK’ya verilen banka
hisse devirlerini onaylama yetkisinin amacının, bankaların, yanlış ellere
geçmesini önlemek olduğunu, bu yanlış kişilerin suç işleyen kişiler oldu-
ğunu, bu ihale sürecinin başlaması ile birlikte, Başbakan olarak kendisine,
emniyetten bazı istihbarat notları geldiğini, bu istihbarat notlarında, bir or-
ganize suç örgütünün o sırada yurt dışında bulunan liderinin, başının, Tür-
kiye’deki bazı kişileri telefonla aradığı ve ihaleye katılanlardan, Korkmaz
Yiğit lehine onlara baskıda bulunduğu konusunda duyumlar olduğunu
bildirdiğini, bu bilgiyi aldıktan sonra durumu Devlet Bakanı Güneş Taner’e
aktardığını ve Korkmaz Yiğit’in ihaleye girebilmesi için ön izin verilmeme-
sini istediğini, ancak, daha sonra bu şahsın daha önce Bank Ekspres isimli
bankayı devraldığı ve devir işleminin Hazine Müsteşarlığı tarafından onay-
landığını öğrendiğini, bu durumda sadece duyuma dayalı bilgiler ihtiva
eden istihbarat notlarını delil olarak kullanamayacağını,
Bu süreç devam ederken, Korkmaz Yiğit’in kendisinden çeşitli kanallarla
randevu istediğini, randevu vermediğini, 30 Haziran 1998 günü, Demokrat
Türkiye Partisi Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk’un kendisini telefonla
aradığını ve Korkmaz Yiğit ile görüştüğünü ve kendisinin de görüşmesinin
faydalı olacağını düşündüğünü ilettiğini, aynı gün TBMM Başkanlık maka-
mında Korkmaz Yiğit’i kabul ettiğini, 10 dakikalık bir görüşmesi olduğunu,
bu görüşmede Cefi Kamhi’nin de orada olduğunu, görüşmede Korkmaz
Yiğit’in üç konuyu dile getirdiğini, bunlardan birincisinin; kendisinin, suç
örgütü lideri olarak bilinen kişiyle bu ihale sürecine ilişkin hiçbir temasının
olmadığını, o şahsın kendisi lehine devreye girmesinin, emniyet tarafından
konuşmaları dinlendiği için, kendisini saf dışı etmeye yönelik bir tertip ol-
duğunu, suç örgütü liderinin devreye girmesiyle, kendisinin bu ihaleden
uzaklaştırılmasının amaçlandığını ifade ettiğini,
İkinci olarak, bu tertibin diğer bir parçasının da, ihalenin belli bir gruba
verilmesi, katılan diğer bir gruba verilmesi olduğunu ve İstanbul’daki iş
çevrelerinde bu konuda yaygın bir söylentinin bulunduğunu söylediğini,
Üçüncü olarak ta; Korkmaz Yiğit’in bu bankayı satın almak için yeterli
mali kaynaklara fazlasıyla sahip olduğunu belirttiğini,
Ancak, daha sonra yaşanan gelişmeler karşısında, Korkmaz Yiğit’in söy-
lemiş olduğu bu üç hususun da doğru olmadığının ortaya çıktığını, bu gö-
rüşmede Halit Cıngıllıoğlu ve Kamuran Çörtük isimli iki iş adamı ile
Türkbank’a ortak olmak için teklif götürdüğünü, ancak, kabul görmediğini,
kendisinin muteber bir iş adamı olduğunu, her türlü incelemeye açık oldu-
ğunu, o tarihte Başbakanlık başmüşavirliği yapan Güven Erkaya’dan du-
rumu tahkik edebileceğini söylediğini,
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
198
Daha sonra Meclis Genel Kurulundan çıkarken tekrar yanına geldiğini ve
ne yapması gerektiğini sorduğunu, kendisinin de teklifi vermesini söylediğini,
bunu söyledikten sonra hemen odasından Güneş Taner’i aradığını ve arala-
rında geçen görüşmeyi aktardığını ve kendisiyle ilgili incelemeyi devam et-
tirmesini söylediğini, Güneş Taner’in de, verilecek iznin bir ön izin olduğunu,
meselenin her zaman kendi kontrollerinde seyredeceğini ifade ettiğini,
İzleyen günlerde, MİT ve Emniyet’ten Korkmaz Yiğit ve Çakıcı ilişkisi
konusunda bilgi istediğini, istihbarat notlarının hukuki anlamda delil ifade
etmediğini, delil olma özelliğini taşımadığını, bunların maddi delillerle des-
teklenmesi gerektiğini söylediğini, ancak, ihaleden yaklaşık iki ay sonraya
kadar, dönemin İçişleri Bakanı Kutlu Aktaş’ın Korkmaz Yiğit ile yaptığı ve
banda kaydettirdiği görüşme ki, bu görüşmede, Korkmaz Yiğit ile Alaettin
Çakıcı arasındaki ilişkiyi ikrar ettiğini öğrenene kadar herhangi bir delil elde
edemediğini, Kutlu Aktaş’ın bu görüşmenin deşifre metnini verdiğini, Ame-
rika dönüşü 5.10.1998 günü Başbakan Yardımcısı Bülent Ecevit ile Başbakan-
lık Konutunda bir toplantı yaptıklarını ve ihalenin durdurulması konusunda
TMSF’ye yazı yazılmasını kararlaştırdıklarını, o sırada Devlet Bakanı Güneş
Taner’in Amerika’da bir toplantıda olduğunu, kendisini o gün telefonla
aradığını ve aldıkları karar doğrultusunda hazırlık yapmasını istediğini, üç
gün sonra basın mensubu olan Tuncay Özkan’dan Korkmaz Yiğit ile Çakıcı
arasındaki telefon konuşmasını öğrendiğini, Emniyet yetkililerini bu konuda
sıkıştırınca, 11.10.1998 günü bir toplantı için Antalya’da bulunduğu sırada
Korkmaz Yiğit ile Çakıcı arasında geçen telefon konuşmalarının deşifre
metnini getirdiklerini, 13.10.1998 günü de, Güneş Taner’in Amerika’dan
dönmesini müteakip hem ihalenin durdurulması, hem de Korkmaz Yiğit ile
ilgili Devlet Güvenlik Mahkemesine suç duyurusu yapılmasına ilişkin onay
yazısının imzalandığını ve TMSF’ye gönderildiğini,
Söz konusu ihale ile bir Başbakan olarak yakından ilgilenmesinin ne-
denlerini ise; 1998 yılının dünyada meydana gelen krizler nedeniyle Türk
ekonomisinde hassasiyetin arttığı bir dönem olduğunu ve 600 milyon dolara
varan bir kamu varlığının satışının, ekonomik boyutu itibariyle Türkiye’de
her zaman bir Başbakan’ın ilgi alanına giren bir konu olduğunu, ikinci bir
husus olarak da bankacılık sektöründe önemli bir yere sahip olan
Türkbank’ın sürekli zarar ettiğini ve acil bir tedbir alınmadığı takdirde, bu
durumun tüm finans sektörüne sirayet etmesini engellemek olduğunu,
İstanbul Emniyet Müdürlüğü, 18.5.1998 tarihinde DGM Nöbetçi Hakim-
liğinden Korkmaz Yiğit’in telefonunun bir ay süreyle dinlenmesi için karar
aldığını, 21.5.1998 tarihinde ise dinlenen telefon görüşmelerinin deşifre met-
ninin tespit edildiği ve bu metinde Korkmaz Yiğit ile Alaettin Çakıcı’nın suç
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
199
niteliğindeki telefon görüşmesinin tespit edildiğini ve kasete alındığını, an-
cak, bu tespitin 8.10.1998 tarihine kadar kendisine ulaştırılmadığını, Başba-
kan’dan saklanan, Emniyet Genel Müdüründen saklanan bu delilin siyasi
bir komploya malzeme yapıldığını,
Kendi güdümünde bir medya oluşturmak için bu organizasyonu ger-
çekleştirdiği iddiasının ise, doğru olmadığını, kendisinin böyle bir ihtiyacı-
nın olmadığını, böyle bir ihtiyacı olsa bile, bunu, o tarihte hiç tanımadığı,
basında hiç tecrübesi olmayan üstelik de fevkalade şüpheyle baktığı bir şa-
hıs olan Korkmaz Yiğit ile yapacağını düşünmek için insanın mantığını kay-
betmiş olması gerektiğini, medyada bir numara olma hedefinin kendi hedefi
değil, Korkmaz Yiğit’in kendi hedefi olduğunu,
İhaleyi ancak iki konu tespit edilirse, iptal edebileceklerini, birisinin, suç
örgütlerinin iltisakı olduğunu, ikincisinin ise; tespit edilen değere ulaşıla-
maması olduğunu, bunun ihaleyle ilgisinin olmadığını, ihaleye fiyat yönün-
den karışmak anlamına da gelmeyeceğini, bunun kamu hakkının korunması
anlamına geldiğini, 250 milyon dolar değer biçilen bankanın %85 hissesinin
satılacağını, bu hisse satılırken TMSF ‘dan konulan kaynağı da dikkate al-
mak zorunda olduğunu, bu nedenle, 500 milyon doların altında ihale so-
nuçlanırsa, Hazine olarak biz bu ihaleyi onaylamayacağız dediğini,
Ahmet Nazif Zorlu’nun Türkbank ihalesine katılan 5 firmadan birisi ol-
duğunu, ihaleden bir gün önce kendisini ziyarete gelmesinin nedeninin;
kendi ürettiği televizyonlara karşı Avrupa Komisyonu’nun damping uygu-
laması nedeniyle soruşturma açmasından dolayı hükümet olarak kendile-
rinden yardım talep etmek olduğunu, ziyareti sırasında ertesi gün ihaleye
gireceğini hatırlattığını, ve kendisine, “bu ihale ile ilgili çok laflar kulağıma
geliyor, hakikaten bu ismini söylediğim mafya liderinin bu işe müdahalesi
var mı?” dediğini, kendisinin de, “bunu İstanbul’da bilmeyen yok” diye
cevap verdiğini, bu ifadeden çok rahatsız olduğunu ve bu görüşmeden son-
ra o gün kendisini 3-4 kez aramış olan Kamuran Çörtük’ü arayarak, “bak
senin bana aktardığından başka bir bilgiyle karşı karşıyayım, gel konuşalım”
dediğini, onun kendisinden randevu istemesinin nedeninin kendi işiyle ilgili
olduğunu, geldiğinde Ahmet Nazif Zorlu’nun aktardığı bilgiyi söylediğini
ve “bu varitse, hiç boşuna ihaleye girmesinler, çünkü, böyle bir ilişkiyi tespit
ettiğimizde biz zaten bu işi iptal ederiz” dediğini,
Bu süreç sırasında Başbakan olarak kendisi adına belli görüşmeleri
yapmak için hiç kimseyi yetkili kılmadığını, Genç TV’nin satışı olayıyla en
ufak bir ilgi ve bilgisinin olmadığını, böyle bir TV satışına da aracılık etme
iddiasını reddettiğini,
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
200
söylemiştir.
Sanık Ahmet Mesut Yılmaz, Kanal D’de 11.11.1998 tarihinde yayınlanan
Arena Programında, 19 Kasım 1998 Günü Yapılan Gensoru Görüşmelerinde
TBMM Genel Kurulunda, 25.3.2004 tarihinde İstanbul 7. Ağır Ceza Mahke-
mesinin 2002/5 Esas Sayılı Dosyasında ve (10/9) Esas sayılı Araştırma Ko-
misyonu’nun 13.6.2003 tarihli oturumunda konuyla ilgili açıklamalarda
bulunmuş, (9/43) Esas sayılı Soruşturma Komisyonun 25.5.2000 tarihli ve
(9/5-6) Esas Sayılı Soruşturma Komisyonu’nun 13.5.2004 tarihli oturumla-
rında savunmalarını bildirmiştir. Sanığın önceki beyan ve savunmaları ile
Yüce Divandaki savunmalarının benzer nitelikte olduğu anlaşılmıştır.
2‐ Sanık Güneş Taner’in Sorgusu
Sanık Güneş Taner, Yüce Divan’ın 16.2.2005 günlü oturumundaki sorgu-
sunda;
Türkbank ihale sürecini dörde böldüğünü, birinci kısmın, TMSF’nun
özel sektör tarafından üzerine düşen görev konumuyla almış olduğu ban-
kayı ayakta tutup canlandırması, yürütmesi ve bunu yaparken de Hazineyle
yaptığı çalışma, işbirliği arasında olan bir hadise olduğunu, ikinci kısmın ise;
TMSF’nin bugünkü yapısından farklı olarak bir fon olduğunu, bankalardan
mevduatı sigorta fonu olarak alıp kenara koyduğunu, ve bankalardan her-
hangi biri buna ihtiyaç duyduğunda buraya verdiğini, geçmiş dönemde,
Türk Ticaret Bankası vermiş olduğu krediler geri dönmeyip de kendisi çok
büyük bir krize girince TMSF’nin buna el koyduğunu, aldığı bankanın yeteri
kadar idare edilmediğini ve bu boyutta böyle gitmenin mümkün olmadığını
görünce, ilave kaynak koymak istediğini ve o günkü kanunlara göre Ha-
zine’den izin alması gerektiğini, Hazine’ye müracaat ettiğini, 500 milyon
doları verdikten sonra bu para ile Hazine Bonosu aldıklarını, kredi vermek
yerine böyle yapmakla bir taşla iki kuş vurmuş olduklarını, paranın nakit
olarak devlette kalacağını, banka yönetimine üç aylık nemaları vereceklerini,
bu şekilde gidebilecekleri yere kadar gideceklerini,
Daha sonra TMSF’nin bankayı kendi yöntemiyle ihaleye çıkarttığını ve
satmak istediğini, kendisinin ihale ile ilgili şartlar konusunda bir bilgiye
sahip olmadığını, ancak, satışın 500 milyon doların altında olamayacağını,
çünkü; bankanın içerisinde, satıldığı gün nakit olarak 500 milyon dolar’ın
hazine bonosu olarak durduğunu, uyanık, kendisini bir hafta fonlayan biri-
sinin bir yerden kredi alsa, bir hafta sonra bankayı teslim alsa, bir hafta içeri-
sinde buradaki 500 milyon doları alıp gidebileceğini, bu tarafta aldığı parayı
verdiği takdirde, bankanın kendisine bedava geleceğini,
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
201
Hazine’yi yöneten bir bakan olarak, tedbir almanın zorunlu olduğunu,
Hazine’ye aranacak şartların sorulduğunu, ancak, ihaleye katılanların hep-
sinin ön şartları daha evvel bu konularda bankacılık yaptıkları için verildi-
ğinden kağıt üzerinde ihaleye giriş ehliyetlerinin olduğunu, ancak, bu ban-
kaların çoğunun hazine’nin yakın gözetim ve denetiminde olduğunu, ancak,
bu durum ilan edildiğinde o bankaya hücum olacağını ve bankanın sistem
içerisinde çökeceğini ve domino gibi öbür bankalarında çökeceğini, bu du-
rumun kontrol edilmesi gerektiğini,
İhale sonuçlandığı gün Merkez Bankasına Emniyet Genel Müdürlüğün-
den bir yazı geldiğini, bu yazıdan haberdar olmadığını, bilmedikleri için de,
ön izni verdiklerini,
Hazine olarak, yeni sahibinin zor durumda olan bu bankanın kaynakla-
rına elini uzatmaması, kendi bankasından para çekip o parayı çevirerek bu
bankayı satın almak için imkan yaratmaması, kendi bankasından herhangi
bir başka bankaya teminat mektubu verip oradan kredi alıp, sanki o para
onda varmış gibi kendi bankasının mevduatını burada kullanmakta yanlış
yapmaması gibi teminatları aldığını, ayrıca; bu bankanın sermayesinin ol-
madığını, ve sermayeyi arttırmasını, yatırım yapmasını, çalışanların güven-
lik haklarını sağlamasını istediklerini,
Normal şartlarda bu isteklerin mali portresinin onun ihale şartlarında
aldığı fiyata eklendiği zaman, ilk sene için 1 milyar doların üzerinde bir
rakama ulaştığını, çünkü, bankanın ayakta kalabilmesinin şartının bu oldu-
ğunu, sadece ihaleyi kazanmanın yeterli olmadığını, ön izni 90 gün süreli
olarak verdiklerini,
İzin vermeden önce, ihale yapıldıktan bir süre sonra, bir ekonomik top-
lantı sonrası, Başbakan, Maliye Bakanı, Hazine Müsteşarı, Merkez Bankası
Başkanı ve kendisinin bulunduğu toplantıda, Başbakan’a “Hazine’deki bü-
rokratlar bu izni vermekte zorlanıyorlar, zorlanıyoruz, çünkü bu konuda
bilgimiz yok. Lütfen siz bu konuda bilginizi bizimle paylaşır mısınız?” dedi-
ğini, Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz’ın sorun olmadığını söylemesi üzerine,
Müsteşara herkesin ortasında, “bu belgeler Hazine Bürokrasisinin bu izni
istihsali için yeterli midir?” dediğini, onun da yeterli dediğini ,
Merkez Bankası Başkanı’nın da orada oturduğunu, ancak, hiçbir şey söy-
lemediğini, 4 Ağustos 1998 günlü Emniyet Genel Müdürlüğünden gön-
derilen yazıdan hiç bahsetmediğini, Hazine bürokratlarının onay yazısını
hazırlayıp getirdiklerini, ancak, bu onay yazısında çekincelerin olduğunu,
bu çekincelerin yer almasının kendilerini hukuki yönden zora sokacağını, bu
nedenle çekincelerin çıkarılmasını istediklerini, bunun üzerine bürokratların
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
202
paraflamadıkları ve çekincelerin yer almadığı onayı getirdiklerini, bu onay
yazısında Korkmaz Yiğit’in Türkbank’a sahip olabilmesi için çeşitli koşullar
belirlendiğini ve koşulları yerine getirmesi için 90 günlük süre verildiğini,
Söz konusu kaset hakkında hiçbir bilgisi olmadığını, kaset açıklandıktan
sonra, Meclis’teyken haberdar olduğunu, kaset deşifresini okur okumaz,
Hazine’yi aradığını ve derhal iptal yazısı hazırlayın dediğini, daha sonra
durumu Başbakan’a bildirdiğini,
Korkmaz Yiğit’in ihaleyi kazandıktan sonra Kanal 6’yı, Yeni Yüzyıl’ı,
Milliyet’i aldığını, bir taraftan da bankaya para koyması gerektiğini, kendi-
sine bu parayı nereden alacağı sorulduğunda, o zaman siz diğer basına nasıl
verdiyseniz bana da aynısını verirsiniz dediğini, ancak, kendilerinin böyle
bir durumun söz konusu olmadığını, bir taraftan devletten ihaleye çıkarıp,
diğer taraftan cepten para veremeyeceğini söylediğini, Korkmaz Yiğit’in
bunu anlamak istemediğini ve “biz büyük basın olduk, onlara nasıl yaptıy-
sanız bize de yapacaksınız” diyerek tehdit ettiğini,
Genç TV’nin satılması ile alakasının olmadığını, Kamuran Çörtük’ü ha-
yatında bir kere 15 dakika gördüğünü,
Türkbank ihalesi olana kadar da Korkmaz Yiğit’i, Hayyam Gariboğlu’nu
tanımadığını, Erol Aksoy’u ise, tanıdığını, aralarında arkadaşlık olduğunu, Erol
Aksoy’a ihaleye girip girmemesi konusunda baskı yapmadığını, kendisini ara-
dığını, ihaleye gireceği için kaynaklarını araştırıp sormak zorunda olduğunu,
Erol Aksoy’a hakkında bir dosya olduğunu ve bu konuyu görüştüğünü,
Korkmaz Yiğit ile Alaettin Çakıcı arasındaki telefon görüşmelerinin yer
aldığı kasetin ortaya çıkması ile birlikte, Bank Ekspres’te çekilme başladı-
ğını, halkın korktuğunu ve mevduatlarını çekmeye başladıklarını, belli çe-
kilmeden sonra TMSF’nin geldiğini ve bankayı ayakta tutabilmek için içine
para koyacaklarına dair onay getirdiklerini, kendilerine Bank Ekspress’i
tahkik edip etmediklerini sorduğunu, araştırma yapılınca bankanın parasını
Korkmaz Yiğit’in çektiğini tespit ettiklerini, Korkmaz Yiğit’i çağırdıklarını
ve görüşmede bir milyar gibi bir rakam karşılığında bankayı devretmeye
rıza gösterdiğini, bu olaydan sonra bankaya parayı aktardıklarını, ancak,
Korkmaz Yiğit’in ağız değiştirip, bu hususların kendini ilgilendirmediğini
söylemesi üzerine, savcılığa suç duyurusunda bulunulduğunu, bunun üze-
rine korkmaz Yiğit’in Kanal 6’da yayınlanan kaseti yayınladığını,
Sonuç olarak, ellerinde henüz sonuçlanmamış iptal edilmiş bir ihale ol-
duğunu ve bu ihalenin Devlet İhale Kanunu’na tabii olmadığını, bu ihalenin
içeriğini meydana getiren komisyon’un kendi atadığı komisyon olmadığını,
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
203
kendilerine bağlı olmadığını, Devletin bu işten hiç zararı olmadığını, bugün
aynı mevkide otursa, bu süreç içinde yaptıklarını aynen yapacağını,
söylemiştir.
Sanık Güneş Taner, Kanal D’de 11.11.1998 tarihinde yayınlanan Arena
Programında, 23 Kasım 1998 günü yapılan gensoru görüşmelerinde TBMM
Genel Kurulunda, 26.1.2004 tarihinde İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesinin
2002/5 Esas Sayılı Dosyasında ve (10/9) Esas sayılı Araştırma Komis-
yonu’nun 10.6.2003 günlü oturumunda konuyla ilgili açıklamalarda bulun-
muş, (9/43) Esas sayılı Soruşturma Komisyonun 25.5.2000 günlü ve (9/5-6)
Esas Sayılı Soruşturma Komisyonu’nun 25.5.2004 günlü oturumlarında sa-
vunmalarını bildirmiştir. Sanığın önceki beyan ve savunmaları ile Yüce Di-
vandaki savunmalarının çelişmediği, benzer nitelikte olduğu anlaşılmıştır.
B‐ KANITLAR
1‐ Yazılı Kanıtlar
- Türk Ticaret Bankası İhalesi Kronolojisi.
- Alaettin Çakıcı- Korkmaz Yiğit arasındaki 21.5.1998 günü kayda alınan
telefon görüşme kayıtları.
- İstanbul 5 Nolu DGM Başkanlığının 1998/179 Müteferrik No’lu,
18.5.1998 tarihli Korkmaz Yiğit’in 05322122251 numaralı telefonun bir ay
süre ile teknik takibe alınmasına ilişkin kararı ve ekleri .
- MİT Müsteşarlığının 2.7.1998, 31.3.2000 ve 8.4.2004 günlü Türkbank
ihalesi ve Hayam Garipoğlu ile ilgili yazıları ile bilgi notları.
- İstanbul Emniyet Müdürlüğünün 3.2.1998 günlü yazısı ve ekindeki
Erol Evcil ile Alaettin Çakıcı arasındaki ilişkilere ilişkin ayrıntılı bilgi notu .
- İstanbul Emniyet Müdürlüğünün 13.5.1998 günlü Türkbank ihalesi ve
Alaettin Çakıcı ile Korkmaz Yiğit arasındaki ilişkiler konusunda İstihbarat
Daire Başkanlığına yazdığı yazı.
- İstanbul Emniyet Müdürlüğünün 8.6.1998 günlü Türkbank ihalesi ve
Alaettin Çakıcı ile Korkmaz Yiğit arasındaki ilişkiler konusunda İstihbarat
Daire Başkanlığına yazdığı yazı .
- Türkbank ihale şartnamesi belgesi.
- Türkbank İhale İlanı.
- Türkbank İhalesinde Uygulanacak Esaslar.
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
204
- Hazine Müsteşarlığının 20.7.1998 tarihli ön izin yazısı ve ekleri.
- Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığınca hazırlanarak
Başbakan ve İçişleri Bakanına gönderilen 3.8.1998 günlü Alaettin Çakıcı’nın
Hayam Garipoğlu’na Türkbank ihalesine katılması, ancak fiyatı arttırma-
ması yönünde tehdit ve telkinde bulunduğuna dair bilgi notu.
- TMSF‘nin Emniyet Genel Müdürlüğüne yazdığı 24.6.1998 tarihli yazı
üzerine, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Müca-
dele Daire Başkanlığı çıkışlı, İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Yahya Gür imzası
ve 4.8.1998 günlü Kişiye Özel-Çok Gizli kaydıyla TMSF’ye gönderdiği ce-
vabi yazısı.
- Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun Türk Ticaret Bankası ihalesinin en
yüksek teklifi veren firma olan Korkmaz Yiğit İnşaat-Taahüt ve Ticaret
A.Ş.‘ne devredilmesi için 3182 sayılı Bankalar Kanunu’nun 5. maddesine
göre gerekli iznin verilmesi hususunda yazılan 4.8.1998 tarihli yazı.
- TMSF‘nin Türk Ticaret Bankası A.Ş.‘ne 4.8.1998 ihale tarihi itibariyle
aktarılan toplam kaynak miktarını bildiren 28.3.2005 günlü yazısı.
- Emniyet Genel Müdürlüğünün 4.8.1998 tarihli yazısının TMSF’ye ve
Başbakanlığa teslim edildiğine dair zimmet defteri ve Gazi Erçel’in bu yazı-
nın üzerine koyduğu şerh yazısı.
- Hazine Müsteşarlığının resmiyet kazanmayan 31.8.1998 ve 1.9.1998
günlü hisse devri onay taslakları.
- Hazine Müsteşarlığının Türk Ticaret Bankasının % 84.52 oranındaki
hissesinin Korkmaz Yiğit İnşaat-Taahüt ve Ticaret A.Ş.’ne devredilmesine
dair TMSF’ye gönderdiği 8.9.1998 tarihli yazısı.
- Rekabet Kurumunun 20.8.1998 günlü hisse devri onay yazısı ve eki.
- Kutlu Aktaş ile Korkmaz Yiğit arasında, Kutlu Aktaş’ın makamında
30.8.1998 tarihinde gerçekleşen görüşmeye ilişkin tutanak ve bant çözümü.
- Arena Programı bant çözümü.
- Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulunun 6.12.2001 günlü “Yö-
netimi TMSF’ye devredilen Türk Ticaret Bankasına İlişkin Araştırma ve
Değerlendirme Raporu”.
- Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Polis Labaratuarları Daire Baş-
kanlığının 02.06.2004 gün ve 8019 sayılı yazısı ekindeki 1.6.2004 gün ve BLG-
2004-0451 sayılı Ekspertiz Raporu.
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
205
- Dışişleri Bakanlığının 18.5.2004 günlü Pakistan Başbakanının Tür-
kiye’yi ziyaretinin gerçekleşmediğine ilişkin yazısı.
- Güneş Taner’in Korkmaz Yiğit aleyhine, Ahmet Mesut Yılmaz’ın
Korkmaz Yiğit ve Kanal 6 Radyo ve Televizyon Yayıncılığı ticaret A.Ş. aley-
hine açtığı manevi tazminat davalarına ilişkin Yargıtay bozma ilamları.
- İhaleye teklif veren grupların sahip olduğu bankaların mali bünyesi
konusunda yapılan araştırmalar.
- Genç TV, Kanal 6 Televizyonu, Yeniyüzyıl, Ateş ve Milliyet Gazeteleri-
nin alımları ile ilgili belgeler.
- Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun T.C. Merkez Bankası nezdinde Tasarruf
Mevduatı Sigorta Fonu'nca, kendilerine intikal etmiş olan ve içeriği itibariyle
bu konudaki karar ve tasarrufları etkileyecek mahiyetteki Emniyet Genel
Müdürlüğü'nün söz konusu yazısına rağmen, Türk Ticaret Bankası A.Ş.'nin
hisselerinin ihale suretiyle satışına ilişkin işlemlere devam edilmesi ve satışa
konu hisselerin Korkmaz Yiğit inşaat- Taahhüt ve Ticaret A.Ş. 'ne devrine
izin verilmesi hususunda Hazine Müsteşarlığı 'ndan talepte bulunulduğu
sırada veya daha sonra Emniyet Genel Müdürlüğü'nün yazısı hakkında bilgi
verilmemesi konusunun incelenerek sorumluların belirlenmesine yönelik
31.12.1998 günlü, 27/98-41 sayılı raporu.
- İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesinin, sanık Korkmaz Yiğit ve diğer sa-
nıklar haklarında cürüm işlemek için oluşturulan silahlı teşekküle katılmak,
resmî ihaleye fesat karıştırmak, cürüm işlemek için oluşturulan silahlı teşek-
küle yardım etmek suçlarından dolayı açılıp yürütülen 2002/5 Esas sayılı
dava dosyası.
- İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesinin, sanık Alaettin Çakıcı hakkında İs-
tanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 24.6.2004 günlü, 2003/3007 Hazırlık ve
2004/958 numaralı iddianamesi ile, Türkbank ihale sürecinde gerçekleştir-
diği eylemleri ile ilgili olarak cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve
Türk Ticaret Bankası ihalesine fesat karıştırmak suçlarından dolayı
TCK.’nun 313/1-4 ve 366/1. maddeleri ile cezalandırılması istemiyle açılıp
yürütülen 2004/243 Esas sayılı dava dosyası.
- Korkmaz Yiğit’in Kanal 6’da yapmış olduğu açıklamaları içeren video
kaset çözüm tutanağı.
- Aktif Analiz Serbest Muhasebecilik Mali Müşavirlik A.Ş. tarafından
Türk Ticaret Bankası A.Ş.’nin 31 Aralık 1997 tarihi itibariyle değerleme ve
danışmanlık raporu.
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
206
- Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı Banka ve Kambiyo Genel Müdürlü-
ğünün 13.10.1998 tarih ve 68624 sayılı banka hisselerinin devrine yönelik
Bakan onayının iptaline ilişkin yazı.
- Sanıklar Ahmet Mesut Yılmaz ile Güneş Taner’in görev yaptıkları sü-
reler ile Güneş Taner’in suç tarihinde görev ve yetki alanının ne olduğu ko-
nusunda Başbakanlık Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğünün yazısı.
- Sanıklar Ahmet Mesut Yılmaz ile Güneş Taner’in doğum ve sabıkasız-
lık kayıtları.
- Radyo ve Televizyon Üst Kurulundan NTV Yayın Kuruluşu’nda
28.11.1998 tarihinde yayınlanan Enine Boyuna programına ait yayın bandı.
- Tanık Celal Balabanlı’nın 24.3.2005 günlü duruşmada sunduğu Türk
Ticaret Bankası Munzam Sosyal Güvenlik Emekli ve Yardım Sandığı Vakfı-
nın Türk Ticaret Bankasındaki hisseleri ile ilgili işlemlere ait belgeler.
- Av. Ömer Lütfü Avşar’ın 24.3.2005 günlü duruşmada sunduğu Hazine
Müsteşarlığına ait onay taslakları ve fotoğraf hakkındaki belgeler.
- Sabri Uzun tarafından televizyon görüntüsü sırasında tespit edilen fo-
toğraf.
- Katılan Vakıf vekili Av. İsmail Pilavcı’nın 14.4.2005 ve 4.10.2005 tarihle-
rinde sunduğu Türk Ticaret Bankası Munzam Sosyal Güvenlik Emekli ve
Yardım Sandığı Vakfının Türk Ticaret Bankasındaki hisselerine ait değişik-
likler, buna ilişkin mahkeme kararları ve yazılardan oluşan belgeler.
- 23.3.2005 günlü, 3.8.2005 tarihli bilgi notunun ilgililere ulaştırılması ko-
nusunda Emniyet Genel Müdürlüğünün yazısı.
- Korkmaz Yiğit’in Turgut Yılmaz’a 14 milyon dolar verdiği iddiasına
ilişkin olarak, kimin tarafından gönderildiği belli olmayan belgeler.
- Av. Uğur Alacakaptan tarafından Korkmaz Yiğit’in Turgut Yılmaz’a 14
milyon dolar verdiği iddiasının doğru olmadığına ilişkin olarak sunduğu
belgeler.
- Korkmaz Yiğit’in Turgut Yılmaz’a 14 milyon ABD doları ödediği iddi-
alarına dair gönderilen belgelerin gerçeği yansıtıp yansıtmadıkları yönünde
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan yazışmalar ve verilen cevaplar.
- Kamuran Çörtük’ün 8.9.2005 günlü duruşmada ibraz ettiği ödemelere
ilişkin belgeler.
- Sedat Ergin tarafından 14.6.2005 günlü duruşmada sunulan Türkbank
ihalesi ile ilgili köşe yazılarını içeren gazete küpürleri ve Bülent Ecevit’in
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
207
Sedat Ergin’e verdiği yazı örneği.
- Sanık Güneş Taner vekili Av. Ömer Lütfü Avşar tarafından 9.11.2005
gününde sunulan belgeler.
- Ali Rıza Adaş tarafından 4.10.2005 günü ibraz edilen belgeler.
- Victor Karahan tarafından gönderilen Korkmaz Yiğit’in Turgut Yıl-
maz’a 14 milyon ABD doları ödediği iddialarına dair 5.7.2005 günlü dilek-
çeler ile bu dilekçe konusunda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından
yapılan yazışmalar.
- Korkmaz Yiğit’in Turgut Yılmaz’a 14 milyon dolar verdiği iddiasına
ilişkin olarak yazılan talimatlar üzerine Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk Da-
ire Başkanlığı ile yapılan yazışma cevapları.
- Türkbank ihalesinin Korkmaz Yiğit uhdesinde kaldığına ilişkin 4.8.1998
gün ve 30239 sayılı tespit tutanağı.
- Devlet Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı Makamının onayları ile
Devlet Bakanlığının 8.9.1998 günlü, 59388 sayılı hisse devir izninin iptaline
ilişkin yazı.
- TMSF’nun Türkbank İhalesinin iptaline ilişkin 2.3.1999 günlü yazısı.
- Hesap Uzmanları Kurulu Başkanlığı’nın 28.09.1998 gün ve
HUK.O.OI.219-218/6 sayılı yazı ile 22.10.1998 gün ve HUK.O.OI.344-II/7
sayılı yazılarına istinaden, Maliye Bakanlığı Hesap Uzmanları Serken
Özyurt ve Muzaffer Kökver tarafından düzenlenen 03.02.2000 gün ve
999/172-34 sayılı Müteferrik İnceleme Raporu.
- Hesap uzmanı Ünal Tayyan tarafından hazırlanan 24.12.2001 günlü,
1075/226-3 sayılı Müteferrik İnceleme Raporu.
2. Tanıklar
TANIĞIN
ADI VE SOYADI
OLAY TARİHİNDEKİ
SIFATI
DİNLENDİ
Ğİ
OTURUM
TARİHİ
DİNLEN
ME
NEDENİ
Celal Balabanlı
Türk Ticaret Bankası Munzam San-
dık Vakfı Başkanı 24.3.2005 Resen
Yener DİNÇMEN Hazine Müsteşarı 24.3.2005 Resen
Osman TUNABOYLU Hazine Müsteşar Yardımcısı 24.3.2005 Resen
Adnan YAYLACI
Hazine Müsteşarlığı Banka ve Kam-
biyo Genel Müdürü
24.3.2005 Resen
Kutlu AKTAŞ İçişleri Bakanı 24.3.2005 Resen
Aydın ESEN Merkez Bankası Başkan Yardımcısı 24.3.2005 Resen
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
208
Sema ERDEM Başbakanlık Özel Kalem Müdürü 24.3.2005 Resen
İbrahim OKTAY Başbakanlık Özel Kalem Müdürlü-ğü Görevlisi 24.3.2005 Resen
Necati BİLİCAN Emniyet Genel Müdürü 15.4.2005 Resen
Sabri UZUN İstihbarat Daire Başkanı 15.4.2005 Resen
Emin ARSLAN
Kaçakçılık ve Organize Suçlarla
Mücadele Eski Daire Başkanı 15.4.2005 Resen
Hasan ÖZDEMİR İstanbul Emniyet Müdürü 15.4.2005 Resen
Mehmet Emin
KARAMEHMET
İşadamı 15.4.2005 Resen
Erdoğan
DEMİRÖREN İşadamı 15.4.2005 Resen
Aslan Tekin ÖNEL İşadamı 15.4.2005 Resen
Niyazi PALABIYIK
İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstih-
barat Eski Şube Müdürü 15.4.2005 Resen
Yaşar YAZICIOĞLU Başbakanlık Müsteşarı 17.5.2005 Resen
Serkan ÖZYURT Hesap Uzmanı 17.5.2005 Resen
Muzaffer KÖKVER Hesap Uzmanı 17.5.2005 Resen
Erdal ASLAN TMSF Genel Müdürü 17.5.2005 Resen
Altan KOÇER Vakıflar Bankası Genel Müdürü 17.5.2005 Resen
Erdin ARI Emlakbank Genel Müdürü 17.5.2005 Resen
Durmuş Fikri
SAĞLAR Milletvekili 17.5.2005 Resen
Eyüp AŞIK Milletvekili 17.5.2005 Resen
Osman BERKMEN İşadamı 17.5.2005 Resen
Sedat ERGİN Gazeteci 14.6.2005 Resen
Tuncay ÖZKAN Gazeteci 14.6.2005 Resen
İsmet BERKAN Gazeteci 14.6.2005 Resen
Uğur DÜNDAR Gazeteci 14.6.2005 Resen
Mehmet Turan
AKÖPRÜLÜ
Kanal 6 Eski Genel Müdürü 14.6.2005 Resen
Korkmaz YİĞİT İşadamı 8.7.2005 Resen
Ali Avni BALKANER İşadamı 8.7.2005 Resen
Cefi Jozef KAMHİ İşadamı 8.7.2005 Resen
Şenkal ATASAGUN MİT Müsteşarı 8.9.2005 Resen
Gazi ERÇEL Merkez Bankası Başkanı 8.9.2005 Resen
Kamuran ÇÖRTÜK İşadamı 8.9.2005 Resen
Ahmet Nazif ZORLU İşadamı 8.9.2005 Resen
Erol AKSOY İşadamı 8.9.2005 Resen
Hüsamettin ÖZKAN Devlet Bakanı 8.9.2005 Resen
Hüsamettin
CİNDORUK Milletvekili 8.9.2005 Resen
Ünal TAYYAN Hesap Uzmanı 8.9.2005 Resen
Muhammet ÜNAL TMSF Genel Müdür Yardımcısı 4.10.2005 Resen
Ali Rıza ADAŞ Türk Ticaret Bankası Munzam San-dık Vakfı Bşk. Yardımcısı 4.10.2005 Resen
Zafer KÜLTÜRLÜ Türkbank Genel Müdürü 4.10.2005 Resen
Savaş ÖZCAN Bank Ekspres Genel Müdürü 4.10.2005 Resen
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
209
Ahmet KARAHAN
Korkmaz YİĞİT Holding Genel
Koordinatörü
4.10.2005 Resen
Murat
BAŞESGİOĞLU İçişleri Eski Bakanı 9.11.2005
Savunma-
nın Tale-
biyle
Tanık Hayyam Gariboğlu tüm aramalara rağmen bulunamadığından
önceki beyanlarının okunması ile yetinilmiş ve İstanbul DGM Cumhuriyet
Başsavcılığının 1997/666 Hazırlık numaralı soruşturma dosyasındaki
9.11.1998 günlü, İstanbul 6 Nolu DGM Başkanlığının 1998/350 Esas sayılı
dosyasındaki 12.4.1999 günlü, 10/9 Esas sayılı Meclis Araştırma Komisyo-
nundaki 6.6.2003 günlü ve 9/5-6 Esas sayılı Meclis Soruşturma Komisyo-
nundaki 4.3.2004 günlü ifadeleri okunmuştur.
C‐ DAVAYA KATILAN VE SAVLARI
1. Türk Ticaret Bankası Munzam Sosyal Güvenlik Emekli ve Yar‐
dım Sandığı Vakfı’nın Katılma İstemi
Türk Ticaret Bankası Munzam Sosyal Güvenlik Emekli ve Yardım San-
dığı Vakfı vekili Av. İsmail Pilavcı tarafından 14.4.2005 günlü katılma tale-
bini içeren dilekçesi ile;
Müvekkili Vakfın, 11 Aralık 1997 tarihli hisse satış kararında Türk Ticaret
Bankası A.Ş.’nin %12.35 hissedarı olduğunu, sanıkların Türk Ticaret Bankası-
nın hisselerinin satışında ihaleye fesat karıştırmaları neticesinde Bankanın
satılamadığını ve bu nedenle Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kuru-
lu’nun 15 Haziran 2001 tarihinde Bankanın bankacılık işlemleri yapma mev-
duat kabul etme izninin kaldırıldığını, müvekkil Vakfın sanıkların suça konu
olan fiillerinden dolayı doğrudan zarara uğradığını, sanıkların ihale satış şart-
namesinin tabi olacağı yasayı, kanuna karşı hile ile değiştirdiklerini, müvekkil
Vakfın hissedarı olduğu bankanın hisselerinin satışının 2886 sayılı Devlet
İhale Kanunu ve/veya 4046 sayılı Özelleştirme Kanunu hükümlerine göre
yapılmasının zorunlu olduğunu, ancak, sanıkların fiilleri neticesinde; kanuna
karşı hile ile şartnamenin tabi olacağı mevzuat değiştirilerek ve bu suretle
alıcısı belli ihale düzenleme kastı ile Bankanın satışının gerçekleştirilmek is-
tendiğini, Fonun herhangi bir bankanın hisselerine rüçhan hakkını kullanmak
suretiyle, iştirak etmesinin hukuken mümkün olmadığını ileri sürmüştür.
Açıklanan nedenlerle, 1412 sayılı CMUK’nun 366. maddesi gereğince mü-
dahale istemlerinin kabulüne ve 765 sayılı TCK.’nun 37. ve 205. maddeleri
gereğince, sanıkların eylemleri neticesinde müvekkili Vakfın uğramış olduğu
zararın davalılardan tazmin ettirilmesine karar verilmesini istemiştir.
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
210
17.5.2005 günlü oturumda sanıklar ve vekilleri ile Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısı’nın da görüşü alınmak suretiyle, CMUK’un 365 ve müteakip mad-
deleri uyarınca, suçtan zarar görmesi ihtimali nedeniyle, Türk Ticaret Bankası
Munzam Sosyal Güvenlik Emekli ve Yardım Sandığı Vakfı’nın müdahil ola-
rak, yöntemine uygun vekaletname uyarınca Av. İsmail Pilavcı’nın da müda-
hil vekili olarak duruşmalara kabulüne oybirliği ile karar verilmiştir.
2. Katılan Vekilinin Esas Hakkındaki İddiaları
Katılan vekili 3.3.2006 günlü oturumda da tekrarladığı 3.3.2006 havale
tarihli 15.2.2006 günlü dilekçesiyle; usul açısından, Türkbank ihalesiyle ilgili
soruşturma ve kovuşturmada Anayasa’nın 83. maddesi gereğince sanıklar
açısından dava zamanaşımı süresinin durduğunu, bu nedenle; zamanaşımı
süresi hesaplanırken Anayasa’nın 83. maddesi ile 765 sayılı TCK’nun 106.
maddesinin gözönünde bulundurulmasını istemiştir.
Esas hakkındaki iddia da ise; sanık Ahmet Mesut Yılmaz’ın Korkmaz
YİĞİT ile Alaettin Çakıcı arasındaki ilişkiyi ihale tarihinden önce bildiğini,
dosyadaki İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün 13.5.1998, 8.6.1998, TMSF’nin
24.6.1998, EGM Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkan-
lığı’nın 14.7.1998, 4.8.1998, EGM İstihbarat Daire Başkanlığı’nın 23.7.1998 ve
3.8.1998 tarihli yazıları ile EGM Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele
Daire Başkanlığı’nın zimmet defteri fotokopisi’nin ve özellikle tanık Murat
Başesgioğlu’nun Yüce Divan huzurunda vermiş olduğu ifadenin bu iddiayı
desteklediğini, keza sanık Ahmet Mesut Yılmaz’ın İstanbul 7. Ağır Ceza Mah-
kemesi’nin 2002/5 Esas sayılı dosyasındaki ifadesinde, mahkeme kararı ile
dinlenen telefon görüşmelerini bildiğini açıkça ifade ettiğini, sanık Ahmet
Mesut Yılmaz’ın Korkmaz Yiğit’e devletin istihbarat notlarını aktardığını,
sanıklar Ahmet Mesut Yılmaz ile Güneş Taner’in ihaleye fesat karıştırıldığı
konusunda yeterli bilgiye sahip olmalarına rağmen Korkmaz Yiğit’in ihaleye
girmesine engel olmadıklarını ve ertesinde de ihalenin iptal edilebilmesi için
hiçbir girişimde bulunmadıklarını, sanık Güneş Taner’in kanuna aykırı bir
şekilde Türk Ticaret Bankasının sermayesini arttırarak Korkmaz Yiğit’e men-
faat sağladığını, sanık Güneş Taner’in 16.2.2005 günlü Yüce Divan’da vermiş
olduğu savunmasında; “ihale komisyonunu kimler yaptı, bilmem. Komisyondakileri
bu güne kadar içinde kim olduğunu hatırlamam, görmedim, konuşmadım. Şartları,
beni ilgilendirmez, ama, demin bahsettiğim 500 milyon doların altındaki para olmaz.
Niye olmaz sualin bir cevabı var, Bankanın içerisinde sattığımız gün, nakit olarak 500
milyon dolar para duruyor. Hazine bonosu olarak, Yani, uyanık kendisini bir hafta
fonlayan birisi, bir yerden kredi alsa, bir hafta sonra bankayı teslim alsa, bir hafta
içerisinde buradaki 500 milyon doları alır, bu tarafa aldığı parayı verir ve kendisi
bedava…Ha,ileride karlı mıdır, değil midir, gider mi, gitmez mi, o belli olmaz; ama bir
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
211
bankaya sahip olur. Bu almış olduğu bankanın o günkü likidite içerisindeki imkanla‐
rından da hiç tahmin etmeyeceğiniz kadar miktarda nemalanır. Bunu da yakalamanız
mümkün değildir.” şeklinde beyanda bulunmak suretiyle, sanık Güneş Taner’in
uyanık birisine fon sağlamak suretiyle bankayı bedavaya nasıl ihale ettiklerini
açıkça mahkeme huzurunda ikrar ettiğini, Bankaya, kanuna aykırı bir şekilde,
sermaye artırma talimatını bizzat veren kişinin de sanık Güneş Taner olduğu-
nu, ikinci sermaye artırımının tamamen keyfi bir şekilde sanık Güneş Taner
tarafından yapıldığını, yine sanığın kanuna karşı hile ile Türk Ticaret Bankası
ihalesini tabi olması gerektiği devlet ihale kanunundan kaçırdığını, TMSF’nin
Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre, bankaya iştirak ettiğini, sanık Güneş
Taner tarafından Türk Ticaret Bankasının, Fon kapsamında olmadığının çok
açık bir şekilde bilindiğini, buna rağmen, bankanın diğer hissedarı Hazine’nin
rüçhan hakkını kullanmasını engelleyerek, Fonu 3182 sayılı Bankalar Kanu-
nuna mugayir bir şekilde bankanın hissedarı yaptığını ve bu suretle Hazi-
ne’nin tabi olacağı 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerinden “Bankanın
belli alıcısını muaf tutmayı planladığını, sanık Güneş Taner’in Türk Ticaret
Bankası ihalesinin 500 milyon dolardan aşağı verilmeyeceğini belirterek, gerek
ihale şartnamesinde ve gerekse gazete ilanlarında muhammen bedel belir-
tilmediği halde ihale sürecinde fiilen fiyat oluşturulması ve bu konuda etki
ettiğini belirtilerek, sanıklar Ahmet Mesut Yılmaz ve Güneş Taner’in ceza-
landırılmalarına, Hazine Müsteşarı Yener Dinçmen ile Hazine Müsteşar Yar-
dımcısı Osman Tunaboylu hakkında CMK 158. maddesinin 2. ve 4. fıkraları
gereğince; Türk Ticaret Bankası ihalesine fesat karıştırmaktan dolayı suç du-
yurusunda bulunulmasına, Tasaruf Mevduatı Sigorta Fonu İdare Meclisi Baş-
kanı Süleyman Gazi Erçel hakkında CMK 158. maddesinin 2. ve 4. fıkraları
gereğince, Türkbank İhalesine fesat karıştırmaktan dolayı suç duyurusunda
bulunulmasına ve anılan şahıs hakkında verilmiş bulunan Ankara Cumhuri-
yet Başsavcılığı’nın 13.3.2001 tarihli 2001/17333 Hazırlık ve 2001/58 Karar sayı-
lı kararının kaldırılması için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazı yazılma-
sına, sanıkların eylemleri neticesinde müvekkil Vakfın hissedarı olduğu Türk
Ticaret Bankası A.Ş.’nin uğramış olduğu 485 milyon Amerikan doları zararın
sanıklardan tazmin ettirilmesine karar verilmesini istemiştir.
D‐ YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞININ ESAS HAKKIN‐
DAKİ GÖRÜŞÜ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 3.3.2006 günlü oturumda sözlü
olarak açıkladığı esas hakkındaki görüşünün kabul, hukuki değerlendirme
ve sonuç bölümleri şöyledir:
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
212
“Ğ. KABUL
İddia, savunma ve delillerin bir bütün olarak değerlendirilmesi sonucunda sabit
gördüğümüz ve buraya kadar yaptığımız açıklamalarda ayrıntılarına kadar temas
ettiğimiz vakıaları;
1. Türk Ticaret Bankası A.Ş’nin satış sürecinin başlamasıyla birlikte Korkmaz
Yiğit’le Alaattin Çakıcı’nın bağlantı kurdukları ve Alaattin Çakıcı’nın ihaleye ka‐
tılma ihtimali olan ve katılan firmaların sahip ve yetkililerini tehdit ve etkileme
girişimlerini başlatıp sürdürdüğü,
2. Alaattin Çakıcı’nın ihaleye fesat karıştırma mahiyet ve boyutundaki faaliyet‐
lerinden başlangıcından itibaren haberdar olunması nedeniyle, Korkmaz Yiğit’in
ihaleye sokulmamasının kararlaştırıldığı,
3. İhaleye iştirak ettirilmeyeceğini anlayan Korkmaz Yiğit’in çeşitli yollardan
Ahmet Mesut Yılmaz ile buluşmaya çalıştığı ve nihayet aracılar yardımıyla TBMM
yaptığı kısa bir görüşme sonrasında önceki bilgilerin aksini ortaya koyan yeni ve
değişik bir bilgi olmamasına rağmen, adı geçene ihale ön izni verildiği,
4. Korkmaz Yiğit’in ihaledeki kimi rakipleri ile görüşüldüğü, fiyat ve strateji
konularında edinilen bilgilerin adı geçene aktarıldığı,
5. Korkmaz Yiğit ile bağlantıyı Kamuran Çörtük’ün sağladığı,
6. Korkmaz Yiğit’in Türkbank ihalesi ve medya alımları konusunda gerek doğ‐
rudan gerekse Kamuran Çörtük aracılığıyla yönlendirip kararlılığının takviye edildiği,
7. Korkmaz Yiğit’in Türkbank’ı alacak mali gücünün olmadığının önceden bi‐
lindiği,
8. Alaattin Çakıcı’nın tehdit de kullanmak suretiyle yaptığı etkileme faaliyetle‐
rinin baştan sona bilinmesine ve bir gün önce de bilgi gelmesine rağmen, açık art‐
tırmanın engellenmediği,
9. İhaleye fesat karıştırıldığına ilişkin bilgi ve haberlere ve Hazine bürokratları‐
nın ısrarlı uyarılarına rağmen Korkmaz Yiğit’e hisse devri izninin verildiği,
10. İhale şartnamesi imkan verdiği halde en yüksek ikinci ve üçüncü fiyat tek‐
liflerin değerlendirmeye alınmayarak Devletin önemli oranda (585‐595 Milyon
USD) zarara uğratıldığı,
11. Bu şekilde beliren hareket tarzına Korkmaz Yiğit’in kurmakta olduğu medya
gücünden siyasi alanda yararlanmak düşüncesinin etken olduğu,
Şeklinde özetle sıralayabiliriz.
V. SANIKLARA İSNAT EDİLEN SUÇUN, SABİT GÖRÜLEN FİİLLERLE
BİRLİKTE HUKUKİ DEĞERLENDİRMESİ
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
213
A. GENEL OLARAK
Yüce Divana sevk kararından sonra 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu 01.06.2005
tarihinde yürürlüğe girmiş ve aynı tarihte, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu yürürlük‐
ten kaldırılmıştır.
İhaleye fesat karıştırma suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Ekonomi,
Sanayi ve Ticarete İlişkin Suçlar” başlıklı 2.Kitap 3. Kısım 9.Bölümde yer alan
235.maddede düzenlenmiştir. Bu madde kapsamına 765 sayılı Türk Ceza Ka‐
nunu’nun 205.maddesindeki suçtan başka 366, 367 ve 368.maddelerindeki suçlar da
dahil edilmiştir.
Anayasamız ve Ceza Yasamızda da yer alan hiç kimsenin, işlendiği zaman yü‐
rürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaması ve
suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza‐
nın verilememesine ilişkin “Ceza Hukuku”nun evrensel kuralı karşısında, sanıkla‐
rın sabit kabul edilen fiillerinin öncelikle işlendikleri tarihte yürürlükte olan 765
sayılı Türk Ceza Kanunu’nda suç sayılıp sayılmadığı, sayılmakta ise sonradan yü‐
rürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda da bir suç tanımı içinde yer alıp
almadığının irdelenmesi, her iki kanunda suç olarak öngörülmüş ise, hangisinin lehe
hükümler içerdiğinin tespit edilmesi gerekmektedir. Bu nedenle, her iki kanundaki
ihaleye fesat karıştırma suçlarıyla ilgili düzenlemelerin, kısa bir karşılaştırma ve
değerlendirilmesinin yapılması zorunluluğu bulunmaktadır.
B. 765 SAYILI TCK’NİN 205. MADDESİNDE DÜZENLENEN SUÇUN
5237 SAYILI TCK’NİN 235.MADDESİNDE DÜZENLENEN SUÇLA KISA BİR
KARŞILAŞTIRMASI
1. İlk bakışta her iki suç tipinde önemli farklar mevcut olduğu açıkça görülmek‐
tedir. Önce ortaya konması gereken, bir fiilin suç olarak kabul edilme nedeni olarak
da ifade edebileceğimiz, korunan hukuki yarardaki farklılıktır. Gerçekten 765 sayılı
Türk Ceza Kanunu’nun 205.maddesinde düzenlenen “Devlet Alım Satım ve Yapı‐
mına Fesat Karıştırmak Suçu”nun koruduğu hukuki yarar, kamu fonksiyonunun
itibarının korunması ve ayrıca dürüstlük ilkesinin sağlanarak1 kamu idaresinin
zarara uğramasının engellenmesi2 olduğu halde, 5237 sayılı Türk Ceza Ka‐
nunu’nun 235.maddesinde düzenlenen “ihaleye fesat karıştırma suçu”nun vazediliş
nedeni, ekonomik kurallar ile bunların başında gelen serbest rekabet mekanizması‐
nın işleyişinin bir takım hileli ve kanunun fesat saydığı diğer fiillerle bozulmasının
1 Erman, Sahir/Özek, Çetin, Ceza Hukuku Özel Bölüm Kamu İdaresine Karşı İşlenen Suç-
lar, İstanbul 1992, s.55; Karş. Özgenç, İzzet, Ekonomik Çıkar Amacıyla İşlenen Suçlar, Seç-
kin Yayınevi, Ankara 2002, s.236; Yazıcıoğlu, Yılmaz, Devlet Alım-Satım ve Yapımına Fe-
sat Karıştırma Suçu, İstanbul Barosu Dergisi, 1994/1-2-3, s.135.
2 Dönmezer, Özel Ceza Hukuku Dersleri, s.91; Benzer mahiyette: Gözübüyük, A. Pulat,
Türk Ceza Kanunu Şerhi, Cilt 2, 5.Baskı, Kazancı Yayınları, İstanbul (Tarihsiz), s.697.
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
214
engellenmesidir.3 Her ne kadar madde gerekçesinde (bkz.madde gerekçesi, p.2) bu
hüküm ile korunan hukuki yararın “kamusal faaliyetlerin dürüstlük ilkesine uygun
olarak yürütüldüğüne dair ve özellikle, kamu adına yapılan mal veya hizmet alım
veya satımı gibi ihale işlemlerinin yapılmasıyla ilgili olarak, kamu görevlilerine
duyulan güven” olduğu belirtilmekte ise de, bu husus ikinci plandadır.
Biraz sonra üzerinde daha ayrıntılı duracağımız üzere yeni düzenlemenin özündeki
bu değişiklik, suçun temel şeklinin 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 205.maddesine
göre değil, 366, 367 ve 368.maddelerine paralel şekilde düzenlenmesine neden olmuş,4
sanıklara uygulanması istenen 205.maddedeki zarar ve haksız menfaat sağlama unsuru
ise 3 ve 4. fıkralarda ağırlatıcı nedenler olarak hükme dahil edilmiştir.
2. 205.maddede “fesat sayılan fiillerin” neler olduğunun belirtilmediği, bunun
takdirinin hakime bırakıldığı yani, “serbest hareketli suç” tipi öngörüldüğü halde,
235.maddede “fesat sayılan haller” tek tek sayılmak suretiyle tahdidi olarak göste‐
rilmiş, böylece “bağlı hareketli suç” tipi öngörülmüştür.
3. 5237 sayılı TCK’nin 235.maddesindeki suçun temel şeklinin oluşması için,
önceki düzenlemede zorunlu unsur olarak öngörülen, failin kendisi veya başkası
yararına bir menfaat temin etmesi hususu aranmamaktadır.
4. 205.maddedeki suç bir zarar suçu olduğu ve devlete verilen zararın ödettiril‐
mesi zorunlu olduğu halde, yeni düzenlemede suçun oluşumunda zarar bir öneme
haiz değildir. Ancak bu husus suçun ağırlatıcı nedeni olarak öngörülmüştür (f.3).
5. Yine 205.maddenin öngördüğü ceza 10 yıldan 24 yıla kadar ağır hapis ol‐
duğu halde, 235.maddedeki suçun cezası 5 yıldan 12 yıla kadar hapistir.
Görülüyor ki, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 235.maddesi ceza süresi yö‐
nünden lehe, suçun zarar ve menfaat unsurları yönünden aleyhedir. Bu nedenle
Kanunun yürürlüğünden önceki tarihlerde işlenen suçlarda zarar ve menfaat unsu‐
runun varlığı aranacak, bu unsurların yokluğu halinde ise suç oluşmayacaktır.
C. 765 SAYILI TÜRK CEZA KANUNU’NUN 205.MADDESİNDEKİ
DEVLET ALIM SATIM VE YAPIMINA FESAT KARIŞTIRMAK SUÇU
1. Maddi Unsur
Buradaki suçun5,6maddi unsuru, bir memur veya memur sayılan kişinin Devlet
3 Arslan, Çetin/Azizağaoğlu, Bahattin, Yeni Türk Ceza Kanunu Şerhi, Asil Yayın Dağıtım,
Ankara 2004, s.978.
4 Aynı yönde: www.mersin.adalet.gov.tr/.../ Kamu%20Güvenine,%20Ekonomi%20-
Sanayi%20 ve %20 Ticarete%20 Karşı %20 Suçlar.doc; Erdağ, Ali İhsan, “Ekonomi, Sanayi ve
Ticarete İlişkin Suçlar, İhaleye fesat karıştırmak suçu ( m. 235 )”, http:// www. ceza-bb.adalet.
gov.tr/makale/100.doc (03.01.2006).
5 Madde 205 - (Değişik: 9/7/1953 - 6123/1 md.) Bir kimse Türkiye Devleti hesabına olarak
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
215
hesabına olarak almaya veya satmaya yahut yapmaya memur olduğu her nevi eşya‐
nın alım veya satımında veya pahasında veya miktarında veya yapımında “fesat
karıştırarak, her ne suretle olursa olsun irtikap etmesi”dir. Dolayısıyla suçun oluş‐
ması için öncelikle Türkiye Devleti hesabına bir alım, satım veya yapım işinin mev‐
cut olması gerekir. Bununla birlikte suçun oluşması için ihale yapılması şart olma‐
dığı gibi, bir ihalenin söz konusu olması durumunda dahi, bunun Devlet ihalelerini
düzenleyen bir kanuna tabi olması zorunlu değildir.7 Başka bir anlatımla suçun,
ihalesiz yapılan alım satımlarda da oluşması mümkündür.
Alınacak, satılacak veya yapılacak eşya, taşınır veya taşınmaz olabileceği gibi bir
tüketilecek bir mal da olabilir.8
TMSF’ nin ihaleye konu Türk Ticaret Bankası A.Ş’deki % 84.52 oranındaki
hissesinin gerek isnat edilen suç, gerekse 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun
235.maddesi kapsamında satışa konu bir devlet malı olduğu hususunda herhangi bir
tereddüt yoktur.
Kelime olarak, “kötü bir iş yapma, kötülük etme”, “yiyicilik, rüşvet alma”, “ya‐
lan söyleme, hile yapma” anlamına gelen “irtikap” sözcüğü, “irtikap suçu”nu işaret
etmemekte, bununla devlet adına yapılan alım, satım veya yapıma şiddet, tehdit, hile
ya da herhangi bir şekilde “fesat karıştırmak” suretiyle “haksız bir menfaat” sağ‐
lanması kastedilmektedir. Ancak önemle belirtelim ki bu menfaat kendisi yararına
olabileceği gibi başkasının yararına da olabilecektir.9 Ayrıca sağlanacak menfaatin
almaya veya satmaya yahut yapmaya memur olduğu her nevi eşyanın alım veya satımında
veya pahasında veya miktarında veya yapmasında fesat karıştırarak her ne suretle olursa
olsun irtikap eylerse on seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezasıyla cezalandırılır ve
zarar kendisine ödettirilir.
6 765 sayılı TCK’nin kaynak kanununda olmayan bu hüküm, 1274 tarihli Eski Ceza Kanu-
numuzun 83.maddesinden aktarılmıştır (Bkz.Önder, Ayhan, Türk Ceza Hukuku Özel Hü-
kümler, Yenilenmiş ve Genişletilmiş 4.Bası, Filiz Kitabevi, İstanbul 1994, s.132.).
7 Bu suçun niteliği hakkındaki görüşler için bkz. Önder, Türk Ceza Hukuku Özel Hüküm-
ler, s.132; Yazıcıoğlu, s.136; Artuk, Mehmet Emin/Gökcen, Ahmet/Yenidünya, Cener, Ce-
za Hukuku Özel Hükümler, 5.Baskı, Turhan Kitabevi, Ankara 2004,s.327; Dönmezer,
Sulhi, Özel Ceza Hukuku Dersleri, Fakülteler Matbaası, İstanbul 1984, İÜHF Yayın No:
688, s.90; Erem, Faruk/Toroslu, Nevzat, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 9.Baskı, Savaş
Yayınevi, Ankara 2003, s. 163.
8 Erman/Özek, Kamu İdaresine Karşı İşlenen Suçlar, s.57;Özgenç, Ekonomik Çıkar Amacıy-
la İşlenen Suçlar, s. 237.
9 Dönmezer, Özel Ceza Hukuku Dersleri, s.91; Erman/Özek, Kamu İdaresine Karşı İşlenen
Suçlar, s.59; Erem/Toroslu, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, s.164; Önder, Türk Ceza
Hukuku Özel Hükümler, s.133; Özgenç, Ekonomik Çıkar Amacıyla İşlenen Suçlar, s.240; ;
Artuk/ Gökcen/ Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 5.Baskı, s. 333; Aynı yönde: 5.
CD, 31.12.1953, 4381/4574 (zkr. Önder, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, s. 133).
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
216
niteliği10 ile miktarının azlığının veya çokluğunun, suçun oluşması açısından bir
önemi yoktur.
Keza kelime olarak “fesat”; “bozukluk, çürüklük, yolsuzluk, karışıklık, nifak”,11
“hile”,12 anlamlarına gelmekte olup, maddedeki anlamıyla aslında alım, satım veya
yapımın gerçekleştirilmesinde hileli bir hareketi veya şiddeti yahut tehdidi de13 kap‐
sayacak şekilde ve ancak bunlarla sınırlı olmaksızın genel olarak, failin görevini
yerine getirirken, kamu idaresinin menfaati yerine kendisine veya başkasına bir
çıkar elde etmeye elverişli her türlü fesat fiilini ifade eder.
Görüldüğü üzere, bu maddedeki “fesat” kavramı, biraz sonra değineceğimiz 5237
sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 235.maddesindeki “fesat”ın aksine, gerçekleştirilmesi
zorunlu olan belli fiiller olarak sınırlanmamıştır. Ayrıca 235.maddenin 2.fıkrasının (a)
bendinde “hileli davranışlarla” gerçekleştirilecek olan eylemler de sınırlı bir şekilde
sayılmıştır. Bu yönüyle 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 205.maddesindeki suç daha
öncede açıkladığımız üzere “serbest hareketli” bir suç olup, sanığın aleyhinedir. Zira
fesadı takdirde sınırlayıcı hükümler ve çerçeve öngörülmemiştir.
2. Suçun Faili
765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 205.maddesinde tanımlanan suçun failinin
kimler olabileceği hususunda öğretide iki değişik görüş vardır. Bir fikre göre, mad‐
dede “bir kimse…” ibaresi kullanıldığına göre herhangi bir kimsenin “Türkiye Dev‐
leti hesabına olarak almaya veya satmaya yahut yapmaya memur edilmiş bu‐
lunması” suçun faili olması için yeterli olup, ayrıca TCK’nin 279.maddesi anla‐
10 Bkz. Önder, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, s. 134; Gözübüyük, Türk Ceza Kanunu
Şerhi, Cilt 2, s. 698; Yazıcıoğlu, s.138 Artuk/Gökcen/Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hü-
kümler, 5. Baskı, s. 332. Bu çıkarın sadece maddi menfaat olabileceğine ilişkin aksi düşünce
için bkz. Erman/Özek, Kamu İdaresine Karşı İşlenen Suçlar, s.59; Çetin, Açıklamalı …
Memur Suçları, Ankara 2000, s.588; Özgenç, Ekonomik Çıkar Amacıyla İşlenen Suçlar, s.
240; Malkoç/Güler, Memurlar ve Suçlar, s.108. Taşdemir, Kubilay/ Özkepir, Ramazan,
Açıklamalı- İçtihatlı Ağır Ceza Davaları ve İlgili Mevzuat, Adil Yayınevi, Ankara 2002, s.
82.
11 Doğan, Büyük Türkçe Sözlük, s. 354.
12 TDK Türkçe Sözlük, s. 775.
13 Bkz. ve karş. Erman/Özek, Kamu İdaresine Karşı İşlenen Suçlar, s.58; Erem/Toroslu, Türk
Ceza Hukuku Özel Hükümler, s.164; Özgenç, Ekonomik Çıkar Amacıyla İşlenen Suçlar,
s.238; Maddedeki “her ne suretle olursa olsun irtikap…” tabirinden menfaat temin için hi-
lenin kastedildiği de ileri sürülmektedir. Bkz. Kara, Şinasi, Devlet İdaresi Aleyhine İşlenen
Cürümler ve Memurlar Hakkında Yargılama Usulleri, İstanbul 1974, s.41; Gözübüyük,
Türk Ceza Kanunu Şerhi, Cilt 2, s.698; Çetin, Açıklamalı … Memur Suçları, s. 588; Dündar,
A. Nihat, “3628 Sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele
Kanunu Kapsamına Giren Suçlar ve Soruşturulması”, Türk İdare Dergisi, Yıl: 64, Sa. 395,
Haziran 1992, s. 182.
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
217
mında “memur” olması gerekmez.14 Bizim de katıldığımız diğer fikre göre ise mad‐
dede her ne kadar “bir kimse…” ibaresi kullanılmakta ise de bu suçun faili ancak bir
“memur” veya “memur sayılan” bir kişi olabilir. Zira suç devlet idaresi aleyhine
işlenen suçlarla aynı bölümde yani, “basit ve nitelikli zimmet ile devlet alım ve sa‐
tımlarında menfaat sağlama” başlığı altında düzenlenmiş olup, bu suçlar ancak
memurlar tarafından işlenebilir. Bunun yanında Kanunun 219. maddesi, 205. mad‐
de uyarınca mahkum olanlara ayrıca “memuriyetten müebbetten men cezası” verile‐
ceğine dair hüküm içermesine göre, maddede düzenlenen suçun failinin ancak me‐
mur olabileceğinin kabulü gerekir.15 İşaret edelim ki, failin ayrıca kanunen veya
kanuni dayanağı olan hukuki bir tasarruf ile devlet hesabına alınan veya satılan
yahut yapılan işlerde görevli olması gereklidir.16
Başbakanlık Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğünün 7.2.2005 günlü yazı‐
sından da anlaşılacağı üzere ihale sürecine isabet eden zaman zarfında Ahmet Me‐
sut Yılmaz Başbakan, Güneş Taner ise Hazinden Sorumlu Devlet Bakanı olarak
görev yapmaktadır.
Başbakan ile bakanlar arasındaki ilişkiyi de düzenleyen Anayasanın
112.maddesine göre Başbakan, Bakanlar kurulunun başkanı olarak, Bakanlıklar
arasında işbirliğini sağlar ve hükümetin genel siyasetinin yürütülmesini gözetir
(f.1). Ayrıca bakanlar, Başbakana karşı sorumlu olup, kendi yetkisi içindeki işlerden
ve emri altındakilerin eylem ve işlemlerinden de sorumludur (f.2). Bunun yanı sıra
Başbakan, bakanların görevlerinin Anayasa ve kanunlara uygun olarak yerine geti‐
rilmesini gözetmek ve “düzeltici önlemleri” almakla yükümlüdür (f.3). Bu hükme
paralel olan Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin De‐
ğiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunun 4.maddesine göre ise Başbakan, “bakanlar
Kurulunun başkanı, bakanlıkların ve Başbakanlık teşkilatının en üst amiridir”.
Başbakanın anayasal sistem içinde görev ve sorumluluğuna ilişkin bu hüküm‐
lerle birlikte “Hazine Müsteşarlığı ile Dış Ticaret Müsteşarlığı Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanun”un 1.maddesindeki;
“…Müsteşarlıklar; Başbakana bağlı olup, Başbakan, Müsteşarlıkların yönetimi ile
ilgili yetkilerini bir Devlet Bakanı vasıtasıyla kullanabilir…”, ve 4. maddesindeki;
14 Kıyak/Çağlayan/Şenel, s.31 (zkr. Önder, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, s.133);
Özütürk, Nejat, Türk Ceza Kanunu Şerhi ve Tatbikatı, Cilt 1, 2.Baskı, Filiz Kitabevi, İstan-
bul 1970, s. 775.
15 Önder, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, s. 133; Erem/Toroslu, Türk Ceza Hukuku Özel
Hükümler, s.163; Özgenç, Ekonomik Çıkar Amacıyla İşlenen Suçlar, s.242.
16 Dönmezer, Özel Ceza Hukuku Dersleri, s. 91; Erman/Özek, Kamu İdaresine Karşı İşlenen
Suçlar, s.56-58; Erem/Toroslu, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, s.163-164; Özgenç, Eko-
nomik Çıkar Amacıyla İşlenen Suçlar, s. 242.
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
218
“…Müsteşarlar, Başbakana veya görevlendirilecek Devlet Bakanına karşı so‐
rumludurlar...”
Şeklindeki düzenlemeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, Ahmet Mesut
Yılmaz’ın Türk Ticaret Bankası A.Ş ihalesinde, üstlendiği başbakanlık görevi gereği
olarak doğrudan etkili olduğu tartışmasız şekilde ortaya çıkmaktadır. Kaldı ki kendi‐
sinin aşamalardaki beyanlarından ihale sürecine baştan sona kadar müdahil olduğu
anlaşılmakta, bunu da devletin çıkarlarını korumak için yaptığını ifade etmektedir.
Güneş Taner’in ise, Hazineden Sorumlu Devlet Bakanı sıfatıyla Hazine Müste‐
şarlığı ile Dış Ticaret Müsteşarlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 1 ve
4.maddelerindeki hükümler ile Türkbank İhale Şartnamesinin 12/2.maddesindeki
hisse devrini onaylama yetkisi ve ihaleye teklif veren kişilerin Bankalar Kanununa
göre sakıncalı olup olmadığına göre ön izin verme yetkisine sahip olduğundan, doğ‐
rudan ihalenin içinde yetkili bulunmaktadır.
D. 5237 SAYILI TÜRK CEZA KANUNU’NUN 235. MADDESİNDEKİ
İHALEYE FESAT KARIŞTIRMAK SUÇU
Bu suçun da maddi unsuru, kamu kurum veya kuruluşları ve maddede yer alan
diğer kurum ve kuruluşlar, şirketler, vakıflar, dernekler ve kooperatifler adına yapı‐
lan mal veya hizmet alım veya satımlarına ya da kiralamalara veyahut yapımına;
‐FESAT KARIŞTIRILMASIDIR.
“Fesat”ın buradaki kelime anlamı önceki açıklamalarımızdan farklı değilse de,
maddenin 2.fıkrasında bu suç açısından “fesat” niteliğindeki eylemler dört bent
altında tek tek sayılıp hakimin takdir yetkisi sınırlandırılmış, 2.fıkranın (a) bendinin
dört alt bendinde gösterilen fesat hallerinde ise “hileli davranışlar”, zorunlu ortak
unsur olarak öngörülmüştür. Buna göre bu alt bentlerdeki fesat hallerinin gerçek‐
leşmesi suçun oluşması için yeterli olmayacak, bu fiillerin hileli davranışlarla işlenip
işlenmediği araştırılacak, hilenin olmaması halinde ise bu suç oluşmayacaktır.
Maddenin 2.fıkrasında ihaleye fesat karıştırılma olarak kabul edilen haller şu şe‐
kilde sıralanmıştır:
“a) Hileli davranışlarla;
1. İhaleye katılma yeterliğine veya koşullarına sahip olan kişilerin ihaleye veya
ihale sürecindeki işlemlere katılmalarını engellemek,
2. İhaleye katılma yeterliğine veya koşullarına sahip olmayan kişilerin ihaleye
katılmasını sağlamak,
3. Teklif edilen malları, şartnamesinde belirtilen niteliklere sahip olduğu hâlde,
sahip olmadığından bahisle değerlendirme dışı bırakmak,
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
219
4. Teklif edilen malları, şartnamesinde belirtilen niteliklere sahip olmadığı hâlde,
sahip olduğundan bahisle değerlendirmeye almak,
b) Tekliflerle ilgili olup da, ihale mevzuatına veya şartnamelere göre gizli tu‐
tulması gereken bilgilere başkalarının ulaşmasını sağlamak,17
c) Cebir veya tehdit kullanmak suretiyle ya da hukuka aykırı diğer davranış‐
larla, ihaleye katılma yeterliğine veya koşullarına sahip olan kişilerin ihaleye, ihale
sürecindeki işlemlere katılmalarını engellemek,
d) İhaleye katılmak isteyen veya katılan kişilerin ihale şartlarını ve özellikle fi‐
yatı etkilemek için aralarında açık veya gizli anlaşma yapmaları.”
Seçimlik bu hareketlerden bir veya birkaçının yapılmasıyla ihalenin amaca uy‐
gun sonuçlanması engellenmiş olacağından, yani fesat karıştırıldığından maddedeki
suç oluşacaktır. Belirtelim ki birden fazla seçimlik hareketin yapılması suç tekliğini
etkilemeyecektir.
Suçun temel şeklinin oluşumu için failin kendisine veya başkasına menfaat sağ‐
laması ile kamu kurum veya kuruluşu açısından bir zarar meydana gelmiş olması
aranmamaktadır. Bununla birlikte failin bu suçu oluşturan fiili ile menfaat temin
etmesi halinde ayrıca ilgili suç hükmüne göre de cezalandırılması benimsenmiş (f.4),
kamu kurum veya kuruluşu açısından bir zararın oluşması ise ağırlatıcı neden ola‐
rak kabul edilmiştir (f.3).
Maddenin 2.fıkrasının (b), (c) ve (d) bentlerindeki fiillerin “hileli davranışlar”
ile gerçekleştirilmesi aranmamıştır. Ancak biraz önce de vurguladığımız üzere (a)
bendinin alt bentleri açısından ortak unsur “hileli davranışlar” dır. Dolayısıyla bu
bent kapsamındaki bir fiilin suç olarak kabul edilmesi, mutlaka hileli davranışlarla
gerçekleştirilmiş olmasına bağlıdır.
Yeni düzenlemedeki “hileli davranışlar” kavramı üzerinde de durulmasında zo‐
runluluk vardır.
TDK Güncel Türkçe Sözlükte, “birini aldatmak, yanıltmak için yapılan düzen,
dolap, oyun, desise, entrika; çıkar sağlamak için bir şeye değersiz bir şey katma”18
anlamına geldiği belirtilen ve hukuk sözlüklerinde BK’nin 28.maddesine paralel
şekilde, “bir kimsenin kendi davranış biçimi veya sarf ettiği sözlerle diğer bir kim‐
seyi bir irade beyanında bulunmaya veya bir sözleşme yapmaya yöneltmek için yan‐
17 Burada aslında hile yoktur. Ancak, gizli kalması gereken bilgilerin başkalarının bilgisine
sunulması, ihalenin objektif ve serbest rekabet şartlarında yapılmasını engelleyeceğinden
(bkz. madde gerekçesi) bu husus ihalenin fesada uğraması/bozulması nedeni olarak öngö-
rülmüştür.
18 http://www.tdk.gov.tr/TDKSOZLUK/SOZBUL.ASP?kelime=hile, 03.01.06; Aynı şekilde: Büyük
Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi, Milliyet Yayınları, Cilt 10, İstanbul (tarihsiz), s. 5273.
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
220
lış bir fikir doğuşuna veya yanlış fikrin devamına bile bile neden olması”19 şeklinde
tanımlanan “hile”, meydana getirdiği hukuki sonuçlara göre ya özel hukukun ya
ceza hukukunun veya her ikisinin alanına giren bir kavramdır.20
Genel olarak insan ilişkilerine ve özellikle hukuki sözleşmelerin oluşumuna aşırı
müdahaleleri önlemek gerekçesiyle özel hukuk hilesi ile ceza hukuku hilesi arasında
bir ayrım olduğu gerek öğretide gerekse uygulamada kabul edilmiş ve özel hukuk
hilesinin varlığının kabulü için mağdurun basit bir yalanla dahi aldatılmış olması
yeterli sayılırken, ceza hukuku hilesinin söz konusu olabilmesi için sahte fiilleri
geçerli göstermeye yönelik bir “sahneye koyma”nın varlığı aranmıştır.21 Bu fikre
göre yalanın aldatılan kişinin iradesini zorlayacak biçimde hazırlanmış bir takım
kurnazlıklara dayandırılmamış olması halinde cezalandırılması mümkün olmayıp,
kimse başkalarının sözlerine hemen inanmak zorunda değildir, buna rağmen inan‐
mışsa sonucuna katlanmalı, devletten koruma beklememelidir.22
“Hile”nin Ceza Kanunlarında bir tanımı yapılmamıştır. Yargıtay CGK’ nin
son içtihatlarında “hile”den söz edebilmek için, onun, “olaylara ilişkin yalan açık‐
lamaların ve sarf edilen sözlerin doğruluğunu kuvvetlendirecek ve böylece muhata‐
bın inceleme eğilimini etkileyebilecek yoğunluk ve güçte olması, bu bakımdan gerek‐
tiğinde bir takım dış hareketler eklenerek ve böylece var olan halden ve koşullardan
yararlanılarak, bir kimseye almayacağı bir kararı verdirmek suretiyle onu aldatması,
bu suretle başkasının zihin, fikir ve eylemlerinde bir hata meydana getirerek kişinin
iradesinin fesada uğratması, sakatlaması” (YCGK 27.4.2004, 6‐85/104) gerekmekte‐
dir. Gerçekten Yargıtay, ceza hukuku alanında basit bir yalanı hile olarak kabul
etmemekte, onun belli nitelikleri olmasını gerekli görmektedir. Buna göre hile olarak
kabul edilebilecek yalan “…belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş
açısından fiil ve hareketlerle mağdurun denetleme olanağını ortadan kaldırmalı‐
dır…”. (11. CD. 21.11.2002 7260/9321) (6.CD. 20.11.2002 617/9247).
E. SANIKLARIN SABİT GÖRÜLEN FİİLLERİNİN BU AÇIKLAMALAR
IŞIĞINDA DEĞERLENDİRİLMESİ
Daha önce suçun “Maddi Unsuru” başlığı altında yaptığımız ayrıntılı açıklamada,
19 Yılmaz, Ejder, Hukuk Sözlüğü, Genişletilmiş 5. Baskı, Ankara 1996, s. 351; Türk Hukuk
Lügati, Türk Hukuk Kurumu, 4. Baskı, Ankara 1998, s.128.
20 Özellikle Borçlar Kanunu açısından hile kavramı için geniş bilgi için bkz: Yıldırım, Mustafa Fadıl,
Borçlar Kanununa Göre Sözleşmenin Kuruluşunda Hile, Nobel Yayan Dağıtım, Ankara 2002.
21 Bkz. Toroslu, Nevzat, Ceza Hukuku Özel Kısım, Savaş Yayınevi, Ankara 2005, s.175-176 ve
orada atıf yapılan yazarlara; Bu konudaki tartışmalar için ayrıntılı bilgi için ayrıca bkz:
Dönmezer, Sulhi, Kişilere ve Mala Karşı Cürümler, Gözden Geçirilmiş 16.Bası, İstanbul
2001, s.450-465; Ekinci, Mustafa/Esen, Sinan, Anlatımlı Gerekçeli Yeni Türk Ceza Kanu-
nunda Yer Alan ….Suçlar, Adalet Yayınevi, Eylül 2005, s.154 vd.
22 ANTOLISEI, Par. spec., I, s.350’den aktaran Toroslu, Ceza Hukuku Özel Kısım, s.176.
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
221
765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 205.maddesindeki “Devlet Alım Satım ve Yapımına
Fesat Karıştırmak” suçunun maddi unsurunun, Devlet hesabına olarak yapılan herhangi
bir eşyanın alım veya satımında, pahasında, miktarında veyahut yapımında, “fesat karıştı‐
rarak, kendine veya başkasına her ne şekilde olursa olsun haksız menfaat sağlanması”
olduğunu belirtmiştik. Dava konusu olay açısından maddi unsurunu değerlendirdiğimiz‐
de; hem ayrıntılı olarak açıkladığımız, hem de çok kısa olarak özetlediğimiz vakıaların kimi‐
lerinin tek başına, kimilerinin ise birlikte, suç kalıbındaki hareket, fesat, haksız menfaat ve
zarar unsurlarını oluşturduğu açıkça görülmektedir. Gerçekten sanıklar bilerek ve isteye‐
rek, ihaleye fesat karıştırma mahiyetindeki harici (Alaattin Çakıcı’nın) eylemlerini göz ardı
etmişler ve ayrıca kendileri de fesat karıştırmışlardır. Bu hareketleriyle Korkmaz Yiğit’e
haksız menfaat sağlamışlar ve Devleti zarara sokmuşlardır. Bu şekilde 765 sayılı Türk Ceza
Kanunu’nun 205.maddesindeki “Devlet Alım Satım ve Yapımına Fesat Karıştırmak”
suçu tüm unsurlarıyla oluşmuştur.
Fiillerinin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 235.maddesi açısından değerlen‐
dirilmesine gelince:
Daha önce irdelediğimiz maddenin 2.fıkrasının (a) bendinin (2) numaralı alt
bendi, “İhaleye katılma yeterliğine veya koşullarına sahip olmayan kişilerin ihaleye
katılmasını sağlamak”ı, bir “fesat” hali olarak kabul etmiştir. Sanıkların ihaleye
fesat karıştıran Korkmaz Yiğit’in 2886 sayılı DİK’in 83. ve 84.maddesine aykırı
olarak ihaleye katılmasını sağladıklarında duraksama yoktur. Ancak burada önem
kazanan husus, bu fiillerin maddede “ortak ve zorunlu unsur” olarak öngörülen
“hileli davranışlar”la işlenip işlenmediği, diğer bir anlatımla, Korkmaz Yiğit’in
ihaleye alınmasında hileli bir davranış gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğidir. Kork‐
maz Yiğit’e ihaleye iştirak için ön izin verilmesinde ve açık arttırmaya katılmasında
yetkili kişi ve/veya kurumları yanıltacak, onların inceleme ve araştırma eğilimini
etkileyebilecek yoğunluk ve güçte bir davranış gerçekleştirildiğine dair yeterli delil
mevcut olmadığından, sanıkların fiilleri bu madde çerçevesinde suç olarak değerlen‐
dirilmeye elverişli olmadığı gibi, maddede sayılan diğer fesat karıştırma tanımları
kapsamına da girmemektedir.
F. SANIKLARIN FİİLLERİNİN GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇU
AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ
Bu hukuksal sonuç, sanıkların fiillerinin genel nitelikte ve tamamlayıcı hüküm
olan “görevi kötüye kullanma suçu” açısından değerlendirme yapılmasını zorunlu
kılmaktadır.
“Görevi kötüye kullanma suçu”, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun
257.maddesinde, mülga Türk Ceza Kanunu’nun görevi kötüye kullanma (md.240),
görevi ihmal (md.230), keyfi muamele (md.228/1) ve basit rüşvet alma (md.212/1)
suçlarını kapsamına alacak şekilde yeniden düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
222
fıkrasında, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 228/1 ve 240. maddelerine karşılık gele‐
cek şekilde, “kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında”, görevinin gerekle‐
rine aykırı hareket ederek kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan
ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisinin cezalandırılması öngörül‐
müştür. Görüldüğü üzere eski düzenlemeden farklı olarak suçun gerçekleşmesi için,
kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesinden dolayı “kişilerin”
veya “kamunun zarar görmesi” ya da “kişilere haksız bir kazanç sağlanması” sonuçla‐
rının meydana gelmesi zorunlu hale getirilmiş ancak, suçun daha önce olduğu gibi
genel, tamamlayıcı ve tali hüküm olma özelliği korunmuştur.
“Mağduriyet” madde gerekçesinde de belirtildiği üzere sadece ekonomik bakım‐
dan uğranılan zararı ifade etmez. Bu kavram, zarar kavramından daha geniştir.
Maddi anlamda ekonomik bakımdan uğranılan zararı içinde barındırdığı gibi, eko‐
nomik bir sonuç doğmadan da (Örneğin, imar planı uygulamasında, sahibine du‐
yulan husumet nedeniyle bir parselin plan tekniğine aykırı olarak yeşil alan olarak
gösterilmesi gibi) mağduriyetin doğması mümkündür.
“Zarar” kavramı ise, hem hukuksal ve hem de ekonomik anlam ifade etmektedir.
Zarar kavramının, sadece ekonomik anlamda bir zararı ifade ettiğinin kabulü, mad‐
denin lafzına ve ruhuna uygun bulunmamaktadır.
Maddede geçen “haksız kazanç” kavramı, öncelikle ekonomik anlam içermekle
birlikte, yalnızca fiilin işlendiği anda sağlanan bir kazancı ifade etmemektedir. Kişi‐
ler yönünden gelecekte elde edilecek kazanç veya hak edilmeyen yetkilerin elde edil‐
mesi ve bir statünün kazanılması da kazanç kapsamındadır.
Görevin; Anayasa, yasa, tüzük ve yönetmeliklerle belirlenen kurallara ve yerle‐
şik ilkelere göre, kamu ve birey yararı dengesi sağlanarak, amaçlanan sonucun ma‐
kul sürede elde edilmesi biçiminde yapılması gerekir.
“Görevi kötüye kullanma”, görevin hangi nedenle olursa olsun, yasa ve kuralla‐
rın gösterdiği usul ve esaslara aykırı bir biçimde yapılması veya yerine getirilmesi‐
dir. Yasal yetkinin aşılması, yasal yöntem ve biçime, ön koşullara uyulmaması,
takdir yetkisinin hukukun öngördüğü amacın dışında kullanılması suretiyle işlenen
fiiller, görevi kötüye kullanma örneklerindendir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde:
Daha önce “Delillerin Değerlendirilmesi” kısmında ayrıntılı, “Kabul” kısmında
ise özetle açıkladığımız fiilleriyle, sanıkların ihaleye girmesinin engellenmesi gereken
Korkmaz Yiğit’i ihaleye iştirak ettirmek, ihalenin adı geçende kalmasını sağlamak
için hukuka aykırı eylemlerde bulunmak, ihalenin sonucunda ise uyarılara ve mali
açıdan yetersizliğine rağmen hisse devri izni vermek suretiyle Korkmaz Yiğit’e hak‐
sız kazanç sağladıkları, Devlet ile müdahilin zarar görmesine neden oldukları; sa‐
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
223
nıkların hareketlerini bilinçli olarak gerçekleştirdikleri ve sonucu istedikleri anlaşıl‐
makla, yürürlükten kalkan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 240. maddesi ile yü‐
rürlükte olan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257.maddesindeki “Görevi Kötüye
Kullanma Suçu” bütün öğeleriyle oluşmuştur.
G. SANIKLARIN SUBUT BULAN FİİLLERİNİN ZAMANAŞIMI SÜRESİ
AÇISINDAN İRDELENMESİ
Sanıkların fiilleri “görevi kötüye kullanma suçu”nu oluşturmakla birlikte, ön‐
görülen cezanın üst sınırı ve suç tarihi itibariyle, zamanaşımına uğrayıp uğramadı‐
ğını irdelemek zorunludur.
Bazı suçlar açısından benimsenmiş özel düzenlemeler bir tarafa bırakıldığında
zamanaşımı 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 102 ilâ 118, 5237 sayılı Türk Ceza
Kanunu’nun ise 66 ilâ 72. maddelerinde düzenlenmiştir.
Zamanaşımının hukuki niteliği konusunda uzlaşma yoktur.23 Kimi hukukçular za‐
manaşımını ceza muhakemesi kurumu olduğunu savunmakta ise de, zamanaşımının
süresi, başlangıcı, kesilmesi, durması ve sonuçlarının ceza kanunlarında düzenlenmesi
(765 sayılı TCK md. 102 ilâ 118; 5237 sayılı TCK md. 66 ilâ 72) ve Anayasanın
38/2.maddesinde24 zamanaşımına ilişkin olarak suç ve cezalara ilişkin esasların uygula‐
nacağının benimsenmiş olması da gözetildiğinde, zamanaşımının hukukumuzda bir
maddi ceza hukuku kurumu olarak kabul edildiği kesinlikle söylenebilir; uygulama da bu
yöndedir. Bunun sonucu olarak zamanaşımı uygulamasında sonradan yapılan aleyhe
düzenlemeler dikkate alınmayacak ve bu hükümlerin uygulanmasında kıyas veya kıyasa
yol açacak şekilde yorum yapılamayacaktır (5237 sayılı TCK md. 2).
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda öngörülen dava zamanaşımı süreleri daha uzun
olduğundan, sanıklar hakkında uygulama kabiliyeti olan yasa, lehlerine düzenlemeler
içeren 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’dur. Gerçekten “görevi kötüye kullanma suçu”
açısından konuya baktığımızda, asli zamanaşımının 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda
5, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda ise 8 yıl olarak belirlendiğini görmekteyiz.
23 Bu konudaki görüş ve tartışmalar için bkz. Dönmezer, Sulhi/Erman, Sahir, Nazari ve Tatbiki
Ceza Hukuku, Genel Kısım, C. 3, 11.Bası, İstanbul 1994, no: 2006; Artuk/Gökcen/Yenidünya,
CHGH II, s. 361 vd.; Erem, Faruk/Danışman, Ahmet/Artuk, Mehmet Emin, Ceza Hukuku Ge-
nel Hükümler, Ankara 1997, s. 993; İçel,Kayıhan/Sokulu‐Akıncı, Füsun/ Özgenç, İzzet/ Sözüer,
Adem/Mahmutoğlu, Selami F/Ünver, Yener, İçel Yaptırım Teorisi, 3.Kitap, 2. Baskı, Beta Yayı-
nevi, İstanbul 2002, s.337 vd; Uzun, Mehmet Ali, Ceza Hukukunda Zamanaşımı (Doktora Tezi),
İstanbul 1994, s. 19 vd. (zkr. Artuk/Gökcen/Yenidünya, CHGH II, s. 362; Demirbaş, Timur, Ce-
za Hukuku Genel Hükümler, Sekçin Yayınevi, Ankara 2002, s. 625;
24 MADDE 38 - Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir
fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş
olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.
Suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkûmiyetinin sonuçları konusunda da yukarıdaki fıkra
uygulanır.
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
224
Zamanaşımı, işlemeye başladıktan sonra sonucunu doğuruncaya kadar devam
etmesi kural, engelleri ise istisnadır. Bu sebeple zamanaşımı engelleri kanunları‐
mızda sınırlı olarak gösterilmiştir.25
765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda zamanaşımının kesilmesi 104, durması ise
107. maddede düzenlenmiştir.26
107. maddeye göre dava zamanaşımı, kamu dâvasının açılması izin (mezuniyet)
veya karar alınmasına ya da diğer bir mercide çözülmesi gereken bir meselenin so‐
nucuna bağlı bulunduğu takdirde, izin veya kararın alınmasına yahut meselenin
çözümüne kadar zamanaşımı duracaktır. 27
Anayasanın “yasama dokunulmazlığı” başlıklı 83.maddesi zamanaşımı konu‐
sunda milletvekillerine özgü hüküm içermektedir.28 Bu maddenin 3.fıkrasının
1.cümlesine göre “Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi hakkında, seçiminden önce
veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik sıfatının sona
ermesine bırakılacak”, 2.cümlesi gereğince ise “üyelik süresince zamanaşımı işleme‐
yecektir”. Madde, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 107.maddesiyle birlikte değer‐
lendirildiğinde, suç işlediği iddia edilen bir milletvekilinin yasama dokunulmazlığı‐
nın kaldırılmasına karar verilirse, 107.madde gereğince kararın alınması için yapı‐
lan başvuru tarihinden, kararın verilmesi tarihine kadar geçen süre içinde zamana‐
şımı durmuş olacak ve karar tarihinden itibaren kaldığı yerden işlemeye devam
edecek, aksi takdirde yani kaldırılmazsa, zamanaşımı artık, Anayasamızın 83. mad‐
desine göre durmuş olacaktır.29
Milletvekili sıfatına sahip olsun olmasın30 bir bakanın görevinden kaynaklanma‐
yan bir suç işlemesi halinde, milletvekilleri için açıkladığımız bu prosedür uygula‐
nacak, ancak görev suçlarında uygulanması söz konusu olmayacaktır. Zira Anaya‐
samızın “Meclis Soruşturması” başlıklı 100. maddesinde, Başbakan ve bakanlar
hakkında görev suçları sebebiyle soruşturma açılması, sürdürülmesi ve sonuçlandı‐
rılması konusunda özel usul benimsenmiş, zamanaşımına ilişkin bir düzenlemeye
yer verilmemiştir. Gerek Anayasanın 83, gerekse 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun
107.maddeleri anlamında bir başvuru imkanı tanınmamıştır. Kaldı ki, suç ihbar ve
25 Erem, Faruk, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara 1984, s. 493-506.
26 Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. Kunter, Nurullah, Ceza Hukukunda Zamanaşımının
Kesilmesi, Adalet Dergisi, Yıl 37, Sayı 6, Haziran 1946, s. 547-567.
27 Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. Kunter, Nurullah, Ceza Davası Zamanaşımının Durma-
sı, İstanbul Barosu Dergisi, Yıl XXII, Sayı 4, Nisan 1948, s. 166-179.
28 Centel, Nur/Zafer, Hamide/ Çakmut, Özlem, Türk Ceza Hukukuna Giriş, 3. Bası, Beta
Yayınevi, İstanbul 2005, s.643; Artuk /Gökcen/Yenidünya, CHGH II, s. 380.
29 Dönmezer/Erman, Cilt 3, no: 2049; Öztürk, s. 88; Centel/Zafer/Çakmut, Türk Ceza Huku-
kuna Giriş, s.643; Aksi görüş: Erem/Artuk/Danışman, s. 1015.
30 Milletvekili olmayan bakanlar bakan sıfatını taşıdıkları sürece milletvekillerinin tabi olduk-
ları kayıt ve şartlara uyarlar ve ayrıca yasama dokunulmazlığına sahip bulunurlar.
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
225
şikayetlerini kabul edecek bir makam, yani muhatap da gösterilmemiştir. Bu nedenle
milletvekilleriyle ilgili durma hükmünün burada uygulama yeri olmayacaktır. Su‐
çun hemen sonrasında delillerin toplanamaması zaafiyetini de eklediğimizde bu özel
usulün, ceza muhakemesi ilkeleriyle, eşitlik, kamu vicdanı ve ceza adaletine uygun‐
luğunun değerlendirilmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır.
Bu açıklamalar ışığında hukuki durumu değerlendirdiğimizde: 765 sayılı Türk Ceza
Kanunu’nun 240.maddesindeki “görevi kötüye kullanma suçu”na öngörülen hapis
cezasının üst sınırı itibariyle, 102.maddesinin 4.bendi uyarınca asli zamanaşımı süresi‐
nin beş yıl olduğunu, daha önce ifade etmiştik. Suç tarihi teselsülün sona erdiren hisse
devri iznine “OLUR” verildiği 04.09.1998’dir. Suç tarihinden sanıkların Yüce Divana
sevk edildikleri 13.07.2004 tarihine kadar geçen zaman zarfında kesici herhangi bir işlem
yapılmaksızın, beş yıllık asli zamanaşımının gerçekleştiği görülmektedir.
VI. SONUÇ VE İSTEM
Bu nedenlerle;
1. Yargılamada sanıklara yüklenen fiillerin “Görevi Kötüye Kullanma Suçu”
olarak ortaya çıktığı ve değişen bu niteliği itibariyle suçun Yüce Divana sevk tari‐
hinden önceye isabet eden 04.09.2003 tarihinde beş yıllık asli zamanaşımının dol‐
duğu anlaşıldığından, davanın 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 102/4 ve CMK’
nin 223/8.maddeleri gereğince DÜŞÜRÜLMESİNE,
2. Müdahilin şahsi hak talebi konusunda hukuk mahkemesinde dava açmakta
muhtariyetine,
Karar verilmesi, kamu adına talep ve mütalaa olunur.”
E‐ SAVUNMALAR
1‐ Sanık Ahmet Mesut Yılmaz
a)‐ Esas Hakkındaki Savunması
Sanık Ahmet Mesut Yılmaz 20.4.2006 günlü oturumda Yüce Divan’da
verdiği esas hakkındaki savunmasında özetle şu açıklamaları yapmıştır:
“Sayın Başsavcı mütalaasında, eski Ceza Kanununun 205 inci madde-
sindeki, yani, İhaleye Fesat Karıştırma Suçunun bütün unsurlarıyla gerçek-
leştiği hükmüne varmıştır. Bu hükme varırken, aynı soruşturma komisyonu
raporu gibi, hatta soruşturma komisyonundaki bazı cümlelere aynen iktibas
etmek suretiyle iki kabulden hareket etmektedir. Bu iki kabulden birincisi,
Korkmaz Yiğit’le organize suç örgütü lideri arasında mahkeme kararıyla
tespit edilen telefon görüşmesinden benim ihale tarihinde haberdar oldu-
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
226
ğum kabulüdür. İkinci kabul de, benim kendime bağlı bir medya oluştur-
mak gayesiyle hareket ettiğim kabulüdür.
Bu iki kabulün hiçbiri doğru değildir. Benim ihale tarihinde bu telefon din-
lemesinden haberdar olduğuma dair dosyada en ufak bir delil mevcut değildir.
Özelleştirme İdaresi tarafından yapılan ihalelerle, Özelleştirme İdaresi tara-
fından yapılan Petrol Ofisi gibi, Sümerbank gibi bazı ihalelerle Türkbank ihalesi
arasında paralellik kurulamaz. Bu iki ihale süreci, birbirinden tamamen farklı-
dır. Bugün Maliye Bakanlığına, ama, olay tarihinde Devlet Bakanlığına, dolayı-
sıyla, Başbakanlığa bağlı bir kuruluş olan Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tara-
fından yapılan ihalelerde, bu idare başkanlığı, yani, Özelleştirme İdaresi Baş-
kanlığı teklifleri alır, en yüksek üç teklifi Özelleştirme Yüksek Kuruluna götü-
rür. Başbakanın başkanlığındaki Özelleştirme Yüksek Kurulu, bu üç teklif ara-
sında uygun göreceği birisine karar verir ve ihale süreci tamamlanır.
Özelleştirme İdaresinin yaptığı ihalelerde Başbakan, sürecin içindedir, ni-
hai kararı veren Özelleştirme Yüksek Kurulunun Başkanıdır. Ama, Türkbank
ihalesinde ihaleyi yapan kuruluş özerk bir kurum olan Türkiye Cumhuriyeti
Merkez Bankası bünyesindeki Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonudur. Sigorta
Fonunun kurduğu ihale komisyonu teklifleri almıştır, kararını vermiştir, fon
icra kurulu onay vermiştir, ihale süreci tamamlanmıştır. Bana bağlı olmayan
bir kuruluş tarafından başlatılan ve tamamlanan bir ihaleye Başbakan olarak
benim fesat karıştırmam maddî olarak mümkün değildir.
Hazinenin onayına tabi olan, Hazinenin iznine tabi olan konu, sadece
banka hisselerinin devriyle ilgilidir. Bunun ihale süreciyle doğrudan bir
ilişkisi söz konusu değildir.
Bana yöneltilen ihaleyi neden iptal etmedim veya ikinciye neden verme-
diğim soruları hukukî duruma uygun olmadığıdır.
Benim ısrarlı taleplerime rağmen 11 Ekim 1998 tarihine kadar maalesef,
bu telefon dinlemesinin deşifresi benden gizlenmiştir. Ancak, o tarihte, be-
nim ısrarlı talebim üzerine, Antalya’da burada dinlenen tanıklardan Emin
Aslan’ın da dile getirdiği gibi, bu metin bana verilmiştir. Yani, benim bu
dinlemeden haberim 11 Ekim 1998 tarihinde olmuştur. Daha doğrusu, bu-
nun varlığından haberim ondan 5-6 gün önce bir gazetecinin bana iletme-
siyle olmuştur ama bizzat deşifre bana emniyet tarafından 11 Ekim 1998
tarihinde verilmiştir.
Savcının iddia ettiği gibi, ihale tarihinden bir gün önce bana verilen her-
hangi bir bilgi notu yoktur. İçişleri Bakanımıza da böyle bir bilgi notu veril-
memiştir. Böyle bir bilgi notu verildiğinin teslim zaptı yoktur. İhale günü,
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
227
ihale tamamlandıktan sonra Başbakanlıktaki bir özel kalem görevlisine bıra-
kılan bilgi notunun, niçin usulüne uygun olarak Başbakanlık Kozmik Büro-
suna verilmediğinin izahı yoktur. Ama, bütün bunların hepsinden daha
önemli olarak, benim elime ulaşan veya ulaşmayan hiçbir bir bilgi notunda -
ki, bu bilgi notları dava dosyasında mevcuttur, emniyetten alınmıştır- hiçbir
bilgi notunda bu telefon dinlemesine, mahkeme kararıyla yapılan bu yasal
telefon dinlemesine atıf yoktur.
Kendi medyasını kurma iddiasını ortaya atanlar bazı medya mensup-
larıdır. Bunlardan bir tanesi tanık sıfatıyla huzurunuzdaki ifadesinde,
Ankara’daki bazı gazetecilerin kendi aralarındaki en önemli meşgalesi-
nin dedikodu üretmek olduğunu dile getirmiştir. Benim siyasî yaşantım
boyunca zaman zaman medyayla sorunlar yaşadığım doğrudur. Bana
yapılan haksız suçlamalardan rahatsızlık duyduğum olmuştur; ama,
bunlara karşı her zaman yasal haklarımı kullandım. Tekzip davası açtım,
manevî tazminat davası açtım; ama, hiçbir zaman kendi medyamı kur-
mayı düşünmedim.
Benim inancıma göre, kendi medyasını kuran siyasetçi aslında kendi
mezarını kazar. Çünkü, böyle bir girişim, medyanın diğer bütün bölümünü
karşısına alır ve kamuoyunun büyük kısmının da böyle tek yanlı yayın ya-
pan bir medyaya itibar etmesi mümkün değildir.
Benim hayatımda hiç görmediğim, hiç tanımadığım, üstelik de hakkında
olumsuz kanaat beslediğim bir insanla 5-10 dakikalık bir görüşme sonunda,
bu kişi aracılığıyla kendime bağlı bir medya kurmaya kalkışacağım iddiası,
akla aykırı olduğu gibi, gülünçtür.
Bizzat Korkmaz Yiğit huzurunuzda verdiği ifadede, benimle kastedilen
anlamda hiçbir ilişkisinin olmadığını, benimle toplam görüşme sayısının 2
veya 3 olduğunu söylemiştir.
Bir hukuk devletinde hiç kimse yasanın açıkça kendisine tanımadığı bir
yetkiyi kullanamaz ve hiçbir yetki kullanımı da yargı denetimi dışında tu-
tulamaz. Benim böyle bir yetkimin olmadığını biraz önce ifade ettim. Yani, bu
ihaleyi yapan makam dikkate alındığında, ihale sürecinde benim konumum
dikkate alındığında, benim ihaleyi ne iptal etme yetkim vardır ne de bu ihale
sonuçları üzerinde herhangi bir değişiklik yapma yetkim vardır.
Hukuken bana sorulabilecek olan soru şudur: Hazine, netice itibariyle ba-
na bağlı bir kuruluştur, Hazinenin burada bir yetkisi var. Ne yetkisi var; bu
kişiyi, sakıncalı gördüğü kişiyi ihaleye girmekten men edebilir. Nasıl men
edebilir; çünkü, Tasarruf Mevduatı Fonu Hazineye soru soruyor, diyor ki, bu
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
228
kişiler ihalemiz için teklif vereceklerdir, bunlar arasında banka sahibi olma
yeterliliğine haiz olmayan var mı; Hazine diyebilir ki evet, Korkmaz Yiğit
banka sahibi olma yeterliliğine sahip değildir. Hazine demezse, ben Hazineye
diyebilirim ki, böyle, böyle deyin, bende böyle bilgi var. Ben, eminim ki, böyle
bir durum olsaydı, Hazine benden yazılı talimat isteyecekti ve bu idari işlemin
bütün sorumluluğunu ben üstlenecektim, böyle bir yazılı talimat verseydim.
İkinci bir yetki daha var. İhale sonrası banka hisselerinin devri için Mer-
kez Bankası Hazineye gene sordu; bu ihale sonuçlandı, bu banka hisseleri-
nin devrinde herhangi bir sakınca var mı; Hazine burada resen veya benim
talimatım üzerine diyebilir ki, evet, bu banka hisselerinin devri sakıncalıdır.
Bana bunların sorusu sorulabilir. Yani, hukuken denebilir ki, bu yetkini niye
kullanmadın, Hazine aracılığıyla bu şahsı ihaleye girmekten niye men etme-
din veyahut da banka hisselerinin devrinin yapılmaması için niye inisiyatif
kullanmadın; bu sorular bana sorulabilir.
Korkmaz Yiğit o tarihte esasen bir bankanın sahibidir ve banka sahipliği
daha önce, bu olaydan tahminim iki-üç sene önce Hazine tarafından onay-
lanmıştır. Şimdi, eğer, bir bankanın çoğunluk hisselerini iktisap etmiş ve
banka sahipliği Hazine tarafından onaylanmış birisi hakkında bu yetkinizi
kullanıyorsanız, o zaman idare olarak çok dikkatli davranmak zorundasınız.
Elinizde çok sağlam, çok yeterli deliller olmadan böyle bir işe tevessül et-
memeniz lazımdır. Çünkü, eğer yetersiz delillerle, hukukî olmayan delillerle
böyle bir tasarrufta idare bulunursa, bu idari tasarruf idari yargıya götürü-
lür ve idari yargı tarafından iptal edilir. Ayrıca, idare açısından da tazminat
yükümlülüğü doğar. Eğer, benim talimatımla böyle bir durum ortaya çıkar
ise, bu söylediğim hususlar benim için varit olur.
Ama, burada dönemin ekonomik şartlarını da unutmamak gerekir.
Uzakdoğu’da patlak veren bankacılık krizinin şoku henüz daha geçmemiş-
tir. Rusya’da da çok ağır bir ekonomik kriz patlak vermiştir. Bu iki olay,
Türkiye’deki malî piyasaları fevkalade duyarlı hale getirmiştir, olumsuz
etkilemiştir. Atılacak en ufak bir yanlış adım, Türkiye’de bir bankacılık kri-
zini tetikleyebilir.
Nitekim bu olaydan iki sene sonra Türkiye çok ağır bir bankacılık krizi
yaşamıştır. Şimdi ben eminim ki, eğer o tarihte elimde olan yetersiz delil-
lerle, ben, Hazine aracılığıyla bu yetkilerimi kullansaydım, bundan dolayı
Korkmaz Yiğit’e ait olan Bank-Ekspres’e bir hücum yaşansaydı, bu banka bir
likidite kriziyle karşı karşıya kalsaydı, bundan dolayı bankacılık sisteminde
bir krize yol açılsaydı, aynı soruşturma komisyonu ve aynı başsavcı, bu sefer
huzurunuza gelip, benim yetersiz delillerle böyle bir tasarrufta bulundu-
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
229
ğumu, dolayısıyla görevimi kötüye kullandığımı ve bunun da kamu zara-
rına yol açtığını iddia edeceklerdi; yani, bugün söylediklerinin tam tersini
söyleyeceklerdi; çünkü, bu soruşturma komisyonu raporu da, bu savcılık
mütalaası da, şartlar ne olursa olsun, hukuk ne derse desin, suç ve suçlu
yaratma mantığıyla hazırlanmıştır. Şimdi, herkes bilir ki, bir ihaleye fesat
karıştırmanın amacı, rekabeti önlemek ve malı ucuza kapatmaktır. Halbuki
Sayın Başsavcı dahil herkes burada ifade etti ki, bu olayda kıyasıya bir ya-
rışma yaşanmıştır, kıran kırana bir yarışma yaşanmıştır ve yapılan fiyat tek-
lifleri, bankanın belirlenen değerinin katbekat üstündedir.
Hazine çok ağır şartları ihtiva edecek şekilde bu devre şartlı olarak izin
vermiştir. Bakın, bu şartlar nelerdir: 600 milyon dolar, bu ihale bedelinin yüz-
de 40’ı peşin olarak ödenecektir, 90 gün içinde zannediyorum, peşin olarak
ödenecektir; ama, bu 600 milyon dolara ilaveten alan şahıs, bankanın içine 200
milyon dolar daha kaynak koyacaktır; yani, 600 milyon doları Tasarruf Mev-
duatı Sigorta Fonuna ödeyecek, ayrıca bankanın içine de 200 milyon dolar
daha kaynak koyacaktır. Bana göre de doğrusu yapılmıştır. İlgiliden bu konu-
da taahhütname alınmıştır. Bu şu demektir: Yani, bu şartlar yerine getirilme-
diği takdirde bankanın devri gerçekleşmeyecektir, bu devir hiçbir zaman ger-
çekleşmeyecektir, ihalede verdiği fiyat ne olursa olsun, verdiği teminat mek-
tupları ne olursa olsun, imzaladığı bu taahhütnameyi yerine getirmediği tak-
tirde bu devir gerçekleşmeyecektir. Bence doğrusu da budur.
Ben siyasete iş dünyasından geldim. İş hayatının zorluklarını bilirim.
Onun için Başbakan olduğum zaman, öyle dedikodu medikodu çıkar korku-
suyla, işadamlarıyla görüşmekten kaçan bir başbakan olmadım. Bana gelen
bütün görüşme taleplerini karşılamaya çalıştım. Bu görüşmelerimi çoğun-
lukla akşam saatlerinde yaptım, bazen gece yarılarına kadar yaptım. Bütün
görüşmelerimi benim resmî çalışma ofisim olan Başbakanlık Konutunda
yaptım.
Ne ihaleye fesat karıştırdığımı ne de görevimi kötüye kullandığımı ka-
bul etmiyorum. Ben, aslında burada, görevimi ciddiye almanın bedelini
ödüyorum. Bana vereceğiniz en ağır ceza, Sayın Başsavcının isteği doğrultu-
sunda, bu meseleyi belirsizliğe terk etmektir. Ben, sizlerden, suçluysam ce-
zalandırılmamı, eğer suçsuzsam üstümdeki bu bulutun dağıtılmasını bekli-
yorum. Ne zamanaşımından yararlanmak istiyorum ne af yasasına tabi ol-
mak istiyorum; ben sadece adalet istiyorum. En adil kararı vereceğinize olan
inancımla saygılar sunuyorum”.
b)‐ Müdafilerinin Esas Hakkındaki Savunmaları
Sanık Ahmet Mesut Yılmaz müdafii 20.4.2006 günlü esas hakkındaki sa-
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
230
vunmayı içeren ve aynı günlü oturumda da şifahen açıkladığı dilekçesinde
özetle;
“Cumhuriyet Başsavcısının yargılama boyunca sadece birinci ve mütala-
asını sunduğu oturuma katılmakla yetinerek, Esas Hakkındaki Mütalaa-
sında yapmış olduğu değerlendirmeler ile ileri sürmüş olduğu suçlama-
larda, duruşma aşamasını yöneten temel ilkelerden biri olan doğrudan
doğruyalık ilkesini ihlal etmiştir.
CMK’nın 170. maddesinin beşinci fıkrasına göre, Savcılığın iddiasının
sonuç kısmında sanığın sadece aleyhinde olan hususları değil, lehine olan
hususları da belirtmesi gerekir. Ancak İddia Makamı bu hükmü büyük öl-
çüde ihmal ve ihlal etmiştir. Esas Hakkında Mütalaa’nın en çarpıcı diğer bir
özelliği de, davanın konusu olan hadisenin baş mimarı, uygulayıcısı ve kah-
ramanı durumundaki Korkmaz Yiğit’in, Soruşturma Komisyonu raporunda
olduğu gibi, en makbul tanık olarak nitelendirilmesidir.
Esas Hakkında Mütalaa’da Ahmet Mesut Yılmaz’ın çok sınırlı sayıdaki
Korkmaz Yiğit ile görüşmelerinin sayısı ve nedenleri mesnetsiz ve haksız
olarak, “birçok kez” nitelemesi ile abartılmış ve Ahmet Mesut Yılmaz’ın
suçlanması amacı ile hayali bir delil yaratılmaya çalışılmıştır.
İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün 8.6.1998 gün ve 9721 sayılı, Emniyet
Genel Müdürlüğü’nü muhatap alan yazısının, ihaleye katılmak isteyenle-
rin doğrudan veya örtülü olarak tehdit edildiğini ortaya koyduğu yolun-
daki iddiaya karşın, 8.6.1998 tarihli yazının sadece istihbari mahiyette bir
not olduğu ve bu notu muhtevi yazının gönderildiği tarihte hukuki delil
mahiyetinde, mahkeme kararıyla elde edilmiş bant kayıtları mevcut iken,
bu delilin saklanması ve sıradan bir istihbarat notu formatı içeriğinde
gönderilmesi nedeniyle geçerli olmadığının da göz önünde bulundurul-
ması gerekir.
Savcılık mütalaasında İçişleri Eski Bakanı Murat Başesgioğlu’nun ifade-
sinde kendisinin Korkmaz Yiğit- Alaettin Çakıcı arasındaki iletişimin din-
lenmesinden ve kayda alınmasından bilgisi olduğunu ve bu bilgileri Başba-
kanla paylaştığını ifade ettiği belirtilmekte ise de, tanık Murat
Başesgioğlu’nun bu beyanının duruşmada hafızasındaki yanılmadan kay-
naklanan yanlış bilgi verişi, bir önceki komisyonda zapta ve komisyon rapo-
runa aynen geçen ve ifadesi okunmak suretiyle çelişkinin hatırlatılmamış ve
giderilmesine çalışılmamış olmasından kaynaklanmaktadır.
Ahmet Mesut Yılmaz’ın Yiğit- Çakıcı arasında gerçekleşen ve mahkeme
kararı ile tespit edilen görüşmelerden basına açıklandığı tarihten önce haberi
bulunmamaktadır.
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
231
Mütalaada, Ahmet Mesut Yılmaz’ın 30.6.1998 tarihinde Hüsamettin
Cindoruk’un ricası üzerine Korkmaz Yiğit ile yaptığı görüşmede, Korkmaz
Yiğit’e “gireceksen gir” anlamında yaptığı konuşmaya ihaleye girmesini
sağlayan ön izin niteliğinde bir işlem gibi gösterilmiş olması doğru bir yo-
rum tarzı değildir.
Cumhuriyet Başsavcısının iddia ettiği gibi teklif verme izni veya ön izin
diye bir müessesenin mevcut olmayıp, Rekabet Kurulu ve Hazine Müsteşar-
lığının onayları sayesinde teklif sahipleri ihaleye katılabilmektedir ve bu
süreçte de Ahmet Mesut Yılmaz’ın hiçbir dahli bulunmamaktadır.
Esas hakkında mütalaada, “Ahmet Mesut Yılmaz’ın, 3.8.1998 tarihli
Ahmet Nazif Zorlu ile yaptığı görüşmeden hemen sonra…Korkmaz Yiğit ile
beraber olduğunu bildiği Kamuran Çörtük’ü Başbakanlık Konutuna çağır-
dığı, Ahmet Nazif Zorlu ile yaptığı görüşme ile ilgili bilgi aktardığı ve “Zor-
lu 505 milyon dolara kadar çıkacak, Korkmaz Yiğit 510 milyon dolar versin
ve alsın, aradaki farkın telafi edilebilmesi için kendisine yardımcı olaca-
ğız…” dediği anlaşılmaktadır” iddiası ileri sürülmüştür. Ancak, bu suçla-
mada yer alan 505-510 milyon dolar ile ilgili sözler ne Ahmet Mesut Yılmaz,
ne de Kamuran Çörtük’ün beyanlarında yer almamaktadır. Ahmet Nazif
Zorlu’nun da hiçbir aşamada böyle bir beyanı bulunmayıp, bu iddiaların tek
dayanağı Korkmaz Yiğit’in gerçeği yansıtmayan beyanlarıdır.
Korkmaz Yiğit’in mali açıdan yetersizliğine ilişen Hazine Bürokratları-
nın itirazlarına rağmen hisse devri onayı verilmesi hususunda ise, MİT Müs-
teşarı Şenkal Atasagun’un beyanları karşısında, iddia makamınca yapılan bu
değerlendirme ile suçlama da hukuka uygun davranma kuralının açıkça
ihlal edilmesi anlamına gelmektedir.
Esas hakkında mütalaada yapılan değerlendirmeler siyasi mülahazalar
ile hazırlanmış olan Soruşturma Komisyonu raporuna dayanmaktadır.
Korkmaz Yiğit’e ait Saber Halkla İlişkiler şirketinin Dubai Ulusal Banka-
sında bulunan 0127058715 numaralı hesabından, bu şahıs adına, Saber Halk-
la İlişkiler şirketinin talimatı ile 14.000.000 USD’nin Grand Cayman UBS
deki Turgut Yılmaz’a ait hesaba havale edildiğine ilişkin olarak dosyaya
sahte kimlikle ihbarda bulunulmuş, bilahare, bu ihbarla ilgili olarak, ihbarın
doğruluğuna dair tanıklık yapmak üzere Victor Karahan adlı Viyana-
Avusturya ikamet adresli bir kişi Yüce Divan’a yazılı olarak başvuruda bu-
lunmuştur. Uluslararası tebligat usullerine riayet ederek, ihbar ve beyanların
doğruluğu araştırıldığında bu ihbarların bütünüyle uydurma olduğu ortaya
çıkmıştır.
Cumhuriyet Başsavcısının hisse devrinin iptali sürecinin sanıkların ira-
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
232
desi dışında başladığına dair kanaati dosya münderecatına uygun bulun-
mamaktadır.
Yine Esas hakkında mütalaada Hazine bürokratlarının ısrarlı uyarılarına
ve ilgili bilgi ve haberlere rağmen hisse devrine izin verildiği iddia edilmiş,
ancak, hisse devrinin gerçekleştirilebilmesinin çok esaslı taahhütlerin veril-
mesi kayıt ve şartına bağlanmış olduğu hususu gözardı edilmiştir.
Sonuç olarak; müvekkilimiz hakkında beraat kararı verilmesi, kamu da-
vasının zamanaşımı kurallarının uygulanması suretiyle düşürülmesi hük-
münün uygulanmaması ve Ahmet Mesut Yılmaz’ın üzerine sürülmek istenen
lekenin iz bırakmadan yok edilmesini sağlayacak bir sonuca varılması gerekir.”
şeklinde savunma yapmıştır.
2. Sanık Güneş Taner
a)‐ Esas Hakkındaki Savunması
Sanık Güneş Taner 2.5.2006 günlü oturumda Yüce Divan’da verdiği esas
hakkındaki savunmasında özetle şu açıklamaları yapmıştır:
“Benim, Kamuran Çörtük ile hiçbir ilişkim olmadığı şahitler huzurunda
ispat edilmişken, nasıl olsa Ahmet Mesut Yılmaz bununla konuşuyordu,
Güneş Taner de Ahmet Mesut Yılmaz’la konuşuyor, dolayısıyla onun bil-
memesi düşünülemez gibi bir yorum yapılamaz.
İhale yapıldıktan sonra ikinci gelen kişiye verilmemesinin nedeni benim
ihale yapma ve iptal etme yetkimin bulunmamasıdır. İkinciye verilme bir
şarttır. Bu şart ihale dosyasında bulunmamaktadır. Zira, bu ihale Özelleş-
tirme Kurulunun ihalesi değildir.
Raporda belirtilen üç tane onay taslağı var. Birbirine benziyorlar, arkala-
rında bir sürü de bazısında olan, bazısında olmayan paraflar var. Deniyor ki,
Güneş Taner’e götürüldü bunlar, Güneş Taner bunları imzalamadı. Öyle mi?
Ne yapıyorsunuz siz; yani, biz, bakıyoruz, diyoruz ki, bize o gelen bunlar
değil. Niye değil; benim onu imzalamamamın sebebi var. Niye; çünkü, bu tam
anlatmıyor, bu içindeki risk görevi yapıyor. Devlet yönetiminin içerisinde
bürokrasi ve siyasî iradenin kendi üzerlerine düşen görevde zaman zaman
kaçma yolları aradıkları ve mesuliyetleri bazı insanların üzerine yükleme te-
amülleri var, ondan dolayı siz resmi tam olarak görmek zorundasınız.
Türkbank ihalesi de Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından yapıl-
mıştır. Bunun benimle uzaktan yakından bir ilişkisi yoktur. Benim ne bu
komisyonu teşkil etme yetkim var, etmemişimdir, ne tarih saptama yetkim
vardır, etmemişimdir, televizyonlardan açık olarak yapılan bir ihale vardır.
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
233
İhale de neticede, devletin elindeki bir malı, bir kuruluşun kendi düzenle-
diği sistem içerisinde satışıdır, bu satış yapılmıştır. Peki, satış yapıldıktan
sonra benim görevim başlıyor. Eğer, bu satış, bugünkü Tasarruf Mevduat
Sigorta Fonunun elindeki herhangi mal mülklerden biri olsaydı, bizimle,
hazineyle hiçbir ilişkisi olmayacaktı. Ne zamanki bunun bir banka olması ve
bankanın normal anonim şirketlerden farklı olarak sermaye yapısına ilave-
ten vatandaştan mevduat toparlaması, bu mevduatın da devlet güvencesi
altında olması hasebiyle, bu çalışan bankanın boyutu itibariyle, ekonomideki
diğer bankacılık sistemindeki entegrasyonu söz konusu olduğu zaman siz,
kanun koyucunun size vermiş olduğu talimat dolayısıyla burada bir devir
müsaadesi vereceksiniz. Bu devir müsaadesi neye benzer; bir ehliyet ver-
meye benzer. Şartları taşıyan kişiye ehliyet verildiği gibi, şartları taşıyan kişi
veya kuruluşa da devir izni verilir. Türkbank ihalesine katılan Korkmaz
Yiğit’in daha önceden de banka sahibi olması nedeniyle kendisine koşullu
ve süreli olarak devir izni verilmiştir.
Bu banka daha evvel içine düştüğü sorunlardan dolayı devlet tarafından
mülkiyeti alınmış bir bankadır. Sistemin içerisinde çöktüğü, iflasa doğru
gittiği için, bunu ayakta tutabilmek için Tasarruf Mevduat Sigorta Fonunun
içerisine koyduğu kaynakla ayakta duran; ama, büyüklüğü itibariyle de
sisteme kazandırılması gerektiği düşünülen ve bütün bunlar, devletin bize
vermiş olduğu yetkiler içerisinde verilen bürokrasiyle beraber alınan karar-
lardır, bunlar keyfî kararlar değildir. Bu kararların ne olup olmadığı, öyle mi
yapsaydınız böyle mi yapsaydınız bu da tartışmaya açık değildir. Yetkiler,
yetkileri veren kişiler tarafından kullanılır. Bundan dolayı sorgulayabilirsi-
niz, bundan dolayı yargılayabilirsiniz; ama, o yetkileri kullandığı esnada
onların bu yetkisini kullanmasını engelleyemezsiniz.
Ben görevimi kötüye kullanmadım. Kanunun bana verdiği yetkileri kul-
landım ve bundan dolayı ben kendimi savunuyorum.
Türkbank ihalesi, Merkez Bankası Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu tara-
fından yapılmıştır; sorumluluğumuz yok. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu
mülkiyet devri işlemini tamamlayabilmek için ihale sonucunu Hazine Müs-
teşarlığına bildirmiş ve meri kanuna göre izin istemiştir, devir izni istemiştir.
Banka devir ön izni, Hazinenin öngördüğü ilave şartlar da alınarak 90 gün
süreyle verilmiş. Türkbank, Hazinenin istediği bu şartları yerine getirilme-
diği için bir gün bile devredilmemiş, yani, mülkiyeti kapıdan içeri verilme-
miştir. İhaleyi kazanan Korkmaz Yiğit’e veya şirketlerine kredi veya teminat
mektubu verilmemiştir bir lira bile.
İhaleyi, daha sonra, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu iptal etmiştir. İçinin
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
234
boşaltıldığı, parasının çalındığı tespit edilince Korkmaz Yiğit’in öbür ban-
kası da devlet tarafından el konulmuştur zamanında müdahale edilerek.
Bununla da kalmamış, Başbakanlık Teftiş Kurulunu, bu devlet içerisinde
yapılan işlerde eksiklik, usulsüzlük var mıdır diye, ben, görevlendirilmek
için talep ettim. Daha o sırada hiç şeyler yok. Bununla da kalmayarak hâlâ
bugün geçerli olan Anayasanın 100 üncü maddesine göre milletvekili, ba-
kanlara verilen dokunulmazlık zırhına da sığınmayarak, o günkü devlet
güvenlik mahkemesine giderek ifade verdim sıcağı sıcağına. Bütün bildikle-
rimi, yapılanları, ki, yapılanlar, benim yaptığım görevde kağıtlıdır hepsi,
altında imza vardır, bir silsile takip eder, keyfi bir işlem yoktur.
Özetle, kronoloji budur. Geçen bu süre içerisinde geldiğimiz noktada
neyi yargıladığımıza bakarsanız, devlete zarar ettirilmemiş, devlete, hem
çalan insan savcılığa teslim edilmiş, yapılan eksiklikler, yanlışlıklar ve ku-
rulan komplolar ortaya çıkarılmış ve bir mahkeme tarafından değil, Danış-
tay tarafından değil, başkası tarafından değil, ihale, devletin kendisi tarafın-
dan kendi sistemi içerisine uygun, kendi yetkileri içerisinde iptal edilmiş ve
bu noktaya gelinmiştir.
Kendisiyle birkaç kez görüşmüş ve diğer siyasilerle de sürekli görüşme-
ler yapan birisini kullanarak medya düzeni oluşturmaya çalıştığımız iddiası
da asılsızdır.
Ben görev ve yetki sınırlarım içerisinde o tarihte sorumlu bir Bakanın
yapması gereken tavır ve davranış içerisinde bulundum. Görevimi kötüye
kullandığım iddiası doğru değildir, beraatimi istiyorum”.
b)‐ Müdafiinin Esas Hakkındaki Savunması
Sanık Güneş Taner müdafii 2.5.2006 günlü duruşmada da aynen tekrar-
ladığı esas hakkındaki savunmasında özetle;
“Türk Ceza Kanununun 205 inci maddesinde düzenlenen ihaleye fesat
karıştırma suçu için öngörülen ceza süresi 10 seneden az olmamak üzere
hapis ve 102 nci maddenin üçüncü bendine göre de bu suçun öngörülen
zamanaşımı süresi 10 yıldır. Türk Ceza Kanunu 240 ıncı maddeye göre, gö-
revi kötüye kullanma suçu için 1 yıldan 3 yıla kadar hapis ve 102 nci madde
dördüncü bendine göre de zamanaşımı süresi 5 yıldır.
Hukukumuzda, bakanların cezaî sorumluluğu görevlerini yerine getirir-
ken görevleri ile ilgili işlem ve eylemlerin yürürlükteki ceza kanunlarına
göre bir suç oluşturması halinde ortaya çıkar. Anayasanın 148 inci maddesi,
Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkileri arasında başbakan ve bakanların
Yüce Divan adı altında yargılanmasını da saymıştır; fakat, Anayasada baş-
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
235
bakanlar ve bakanlar tarafından işlenebilecek suçlar belirtilmediğinden,
Türk Ceza Kanununda yer alan memur suçları olarak bilinen suçlar göz
önüne alınmaktadır.
Anayasanın 83 üncü maddesi tüm milletvekillerini kapsamına almış
olup, bakan, milletvekili ayrımı yapmamıştır. Anayasanın 112 nci maddesi-
nin dördüncü fıkrası “Bakanlar Kurulu üyelerinden milletvekili olmayanlar;
81 inci maddede yazılı şekilde Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde
andiçerler ve bakan sıfatını taşıdıkları sürece milletvekillerinin tabi oldukları
kayıt ve şartlara uyarlar…”. Ve asıl önemlisi bu noktada “…Yasama doku-
nulmazlığına sahip olurlar.” Yani, bir milletvekili olmayan kişi dahi bakan
olarak atandığında yasama dokunulmazlığına kavuşacak, milletvekili olan
bakan yasama dokunulmazlığındaki zamanaşımı süresinden faydalanmaya-
cak; ona böyle bir ayrıcalık vereceksiniz. Böyle bir şey mümkün müdür?
Türkiye Büyük Millet Meclisinde bakan veya milletvekilliği görevi yapan
herkes için zamanaşımı süresi kesilmiştir. Bu nedenle, Anayasa hükmünün
Yargıtay Başsavcılığının yorumu şeklinde algılanması sakat bir yorum ola-
caktır. Anayasanın 83 üncü maddesiyle 100 üncü maddesi arasında bir illiyet
kurulması mümkün değildir.
Anayasanın 100 üncü maddesi, yürütmeyi oluşturan bakanlar için sa-
dece soruşturma usulü belirlemiştir. Bir milletvekilinin adlî yargı merciinde
yargılanmasına karşılık, bir bakan veya başbakan farklı bir kurum önünde
yargılanacaktır. Sadece belirtilen husus budur. 112 nci madde, zamanaşı-
mına ilişkin hususu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Kaldı ki, milletve-
kili, bakan veya başbakan için uygulanacak ceza usulü de Ceza Kanununda
hükümler de aynıdır.
Tüm bu düzenlemelerde zamanaşımı itibariyle farklı bir süre belirlen-
memiştir. Kıyas ve yoruma ihtiyaç kalmaksızın bakan olan kişinin aynı za-
manda bir milletvekili olması veya 112 nci madde kapsamında yer alan dü-
zenlemeyle 83 üncü madde kapsamına girmesi nedeniyle dokunulmazlık
süresi sonuna kadar zamanaşımı işlememesi gerekmektedir.
İsnat edilen suçun isnada göre tamamlandığı tarih Tasarruf Mevduatı
Sigorta Fonuna ait hisselerin Korkmaz Yiğit’e devrine izin verildiği iddia
edilen 4.9.1998 tarihidir. Müvekkil bu tarihte milletvekilidir. Müvekkil,
3.11.2002 genel seçimlerine katılmamıştır. Bu arada 4 yıl 1 ay 29 gün süreyle
Güneş Taner hakkında yasama dokunulmazlığı nedeniyle zamanaşımı dur-
muştur. Müvekkilin Türkiye Büyük Millet meclisi tarafından Yüce Divana
sevk kararı tarihi 13 temmuz 2004’tür. Bu tarih zamanaşımının kesildiği
andır ve topu topu 1 yıl 8 aydır. O halde, müvekkile isnat edilen 765 sayılı
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
236
Türk Ceza Kanununun 205 veya 240 ıncı maddeleri kapsamında suçlar ile
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 257 nci maddesinde yer alan görevi kö-
tüye kullanma suçunun zamanaşımı kapsamına girdiği iddiası hiçbir hukukî
gerekçeye dayanmamaktadır.
Kaldı ki, Anayasanın 105 ve İçtüzüğün 107, 108 inci maddelerinde dü-
zenlenen Meclis soruşturması, Meclis araştırmasından farklı olup burada
cezaî açıdan bir itham söz konusudur. Bir ihbar üzerine veya bir Meclis araş-
tırması sırasında veya başka bir nedenle bir ithamda bulunmuş olabilir.
Meclis soruşturması yargısal nitelikte bir denetim aracıdır ve ilk soruşturma
hazırlık soruşturması olarak nitelendirilmektedir. Meclis soruşturma komis-
yonu, kamusal ve özel kuruluşlardan bilgi belge isteyebilme, gerekli gör-
düklerine el koyabilme, Bakanlar Kurulunun bütün vasıtalarından faydala-
nabilme, Bakanlar Kurulu üyelerini, diğer ilgilileri, bilirkişileri tayin ede-
bilme, ifadelerini alabilme, naip ve istinabe yöntemini kullanabilme, adlî
mercileri göreve davet edebilme, yardımını isteyebilme şeklinde Ceza Mu-
hakemeleri Usulü Kanununda Cumhuriyet savcısına tanınan tüm hak ve
yetkileri fazlasıyla kullanabilmektedir.
Görüldüğü üzere komisyon, Cumhuriyet savcısının hazırlık soruştur-
ması aşamasındaki tüm yetkilerine sahiptir. Türk Ceza Kanununun 104 ün-
cü maddesi: “Hukuku amme davasının müruruzamanı, mahkûmiyet hük-
mü, yakalama, tevkif, celp veya ihzar müzekkereleri, adlî makamlar huzu-
runda maznunun sorguya çekilmesi, maznun hakkında son tahkikatın açıl-
masına dair olan karar veya Cumhuriyet Müddeiumumisi tarafından mah-
kemeye yazılan iddianame ile kesilir” demektedir. Tevkif, celp, ihzar mü-
zekkeresi, sorguya çekilme, son tahkikat aşaması için alınmış karar ve iddia-
namenin yazılmasıyla zamanaşımının kesileceği düzenlenmiştir.
Meclis soruşturma komisyonu raporu, iddianame hükmünde olduğun-
dan, hem Türk Ceza Kanunu 205 hem de 240 anlamında bir önceki Meclis
iradesinde ve bu davanın açılmasına neden olan Meclis iradesi dönemle-
rinde zamanaşımı kesilmiştir.
Müvekkil her iki soruşturma komisyonunda da ifade vermiştir. Bu dö-
nemde müvekkil, ifadelerini verdiği süreç içerisinde ilk Meclis soruşturma
komisyonunda da zaten milletvekili olduğu için tek gözetilmesi gereken
husus, 7 nci ay 2004 itibariyle Yüce Divana sevk kararı verilmesi tarihine
kadar olan süredir.
İkinci soruşturma komisyonu 9.12.2003 tarihinde kurulmuştur. Türkiye
Büyük Millet Meclisinde soruşturma komisyonu raporu 13.7.2004 tarihinde
görüşülmüş ve müvekkilin Yüce Divana sevk edilmesi kararı alınmıştır.
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
237
Türkiye Büyük Millet Meclisi Soruşturma Komisyonu’nun görevinin hazır-
lık soruşturması niteliği taşıdığı ve müvekkilin vermiş olduğu ifadelerle
zamanaşımının kesildiği ortadadır.
Bu nedenlerle müvekkil Güneş Taner hakkında, zamanaşımı nedeniyle
yargılamanın durdurulmasına karar verilemez. Zamanaşımı süresi dolma-
mıştır, davanın esastan görüşülüp karara bağlanması gerekmektedir. Bu
halin en mühim zarureti şudur: Müvekkilim hakkında görülen davanın za-
manaşımına uğradığını belirten, ancak iddianame içinde suçun her halü-
kârda da sübuta erdiğini söyleyen Yargıtay Başsavcılık Makamı, iç huku-
kumuzda da temel bir ilke olan ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 6.
maddesinin ikinci fıkrasında da düzenlenen “Hakkında suç isnadında bulu-
nulan bir kimse, hukuka göre suçlu olduğu kanıtlanıncaya kadar masum-
dur” hükmünü kasten ihlal etmiştir.
Davanın dayanağı iddianame hakkında şu hususları belirtmek istiyo-
rum: Davaya dayanak teşkil eden iddianame, Türkiye Büyük Millet Meclisi-
nin, kanun yapma işlemi dışında kalan işlemlerinden olan, Meclis kararına
konu (9/5,6) numaralı Meclis Soruşturma Komisyonu raporudur. Bu rapor
ile müvekkilim Güneş Taner, Türk Ceza Kanununun 64/1 inci maddesi de-
laletiyle, aynı Kanunun 205, 219. maddesinin birinci ve dördüncü fıkraları ve
33 üncü maddesi gereği tecziyesi talep olunmuştur.
Bu talebi içeren iddianame toplam 673 sayfadan ibarettir. 20 inci sayfa-
sına kadar usulü işlemler anlatılmıştır. 20, 21 ve 22 nci sayfalarında “Soruş-
turmanın Konusu” başlığı vardır. 22, 23 ve 24 üncü sayfalarında “İsnat Edi-
len Suç” ve 25 inci sayfadan itibaren 111 inci sayfaya kadar “İncelemeler,
Tespitler ve Toplanan Deliller” 148 inci sayfaya kadar “Delillerin Değerlen-
dirilmesi” 153 üncü sayfaya kadar ise “Sonuç ve Karar” başlığı yer almakta
olup, 154 üncü sayfadan itibaren ekler mevcuttur; 153 üncü sayfanın so-
nunda “Yukarıda Açıklanan Gerekçelerle” ibaresiyle talep kısmı yer almak-
tadır. Gerekçe; hükmün dayandığı nedeni gösteren açıklamadır, esbabı mu-
cibedir, gerektiren nedenin belirlenmesidir.
Anayasa Mahkemesi 18.6.1970 tarihli ve 1970/32 sayılı kararında Meclis
Soruşturması ve Genel Kurul kararını adlî bir karar olarak kabul etmekte,
Meclis soruşturması, soruşturma tarihinde yürürlükte olan 1412 sayılı Ceza
Muhakemeleri Usulü Kanunu açısından hazırlık soruşturması safhası olarak
kabul edilip, oluşan raporun Meclis Genel Kurulunda kabulü ise son soruş-
turmanın açılması kararı olarak değerlendirilmektedir. Kaldı ki, Yüce Divan
sıfatıyla yargılama yapan Anayasa Mahkemesi 1995/1 sayılı kararında da
Meclis kararını iddianame olarak tanımlamıştır.
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
238
1412 sayılı Kanunun “Kamu Davasının Açılması” başlıklı 163 üncü
maddesinin ikinci fıkrası, “İddianamede sanığın açık kimliği, isnat olunan
suçun neden ibaret olduğu, suçun kanunî unsurlarıyla uygulanması gereken
kanun maddeleri, deliller ve duruşmanın yapılacağı mahkeme gösterilir
düzenlemesiyle iddianamede “İsnat olunan suçun neden ibaret olduğu”nun
belirlenmesini emreder. 1412 sayılı Kanunun “Tahkikat ve Hükmün Hu-
dudu” başlıklı 150 nci maddesinde “Tahkikat ve hüküm, yalnız iddiana-
mede beyan olunan suça ve zan altına alınan şahıslara hasredilir” der.
“Hükmün Mevzuu ve Suçu Takdirde Mahkemenin Salahiyeti” başlıklı 257
nci madde “Hükmün mevzuu, duruşmanın neticesine göre iddianamede
gösterilen fiilden ibarettir” der.
258 inci madde “Suçun Mahiyeti ve Vasfının Değişmesi” başlığını taşı-
yıp, “iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun temas ettiği kanun
hükümlerinden başkasıyla mahkûm edilemez” der. Bu hükümlere göre,
iddianamede isnat edilen ve sonuçla arasında illiyet bağı kurulan fiil somut
bir şekilde belirtilmemiştir. İsnat olunan suçun ne olduğu ile isnat edilen
suçun neden ibaret olduğu açısından iddianamede yokluk, boşluk, oldu-
ğundan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı son mütalaasında suçun neden
ibaret olduğunu, iddianameyi; yani Meclis soruşturma komisyonu raporunu
yorumlamak mecburiyetinde kalarak ortaya koymuştur.
İddianamede suçun neden ibaret olduğunun belirlenmesinin kanun
koyucu tarafından zaruri kılınmasından kasıt, sanığa yüklenen eylemin
neler olduğunun açıklanmasıdır. “Siyasî rant elde etmek için medya düze-
ni kurmak” “Üçüncü bir şahsın bir TV’yi bedelsiz olarak almasını sağla-
mak” iddiaları, suç konusu eylem değildir. Bunlar ancak suç olduğu iddia
edilen eylemlerin veya eylemin sonuçları olabilir. İddianamede, sonucun
hangi fiille elde edildiği, sonuca hangi fiilin sebep olduğu, failin; tek tek ve
somut olarak fiilerinin sonuca etkisi belirlenmek ve açıklanmak zorunda-
dır. Fiil tespit edilmeden herhangi bir şahsa kötü bir sonucun yüklenmesi
söylemi iftiradır. Fiil ile sonuç arasında bağın kurulmasından ise yorum-
dan değil, fiilin sonucunda etkisinden hareket edilir. Fiille sonuç arasında-
ki ilişkinin yorumla sağlanmaya çalışılması durumunda yapılan yorum
dedikodudur, şayiadır.
Türkbank ihalesiyle ilgili olarak 20 nci Yasama Döneminde kurulan 9/43
Esas sayılı Soruşturma Komisyonu çalışmaları neticesinde “eski Başbakan
Ahmet Mesut Yılmaz ile eski Devlet Bakanı Güneş Taner’in Türk Ceza Ka-
nununun 240 ncı maddelerinde temas edilen görevi kötüyü kullanma su-
çundan 8/7 oyçokluğuyla Yüce Divana sevklerine mahal olmadığı yönünde
karar ittihaz edilmiş olup” demekte ve verilen önergelerde şu hususlar be-
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
239
lirtilmektedir. Bu hususlar iddianamenin tespit ettiği fiiller değildir. Şikâyet
dilekçesinin, önergenin içerisindeki hususlardır ve bu duruma göre, biz
savunma makamı olarak, aynen Meclis soruşturma komisyonu üyelerinin ve
maalesef, Yargıtay Başsavcılığının da yaptığı gibi, mecburen bu durumlar-
dan savunabileceğimiz fiilleri tespit etmek zorunda kaldık.
Soruşturma Komisyonu raporu yöntemine uygun, somut olarak kanıt ve
suçlama içeren nitelikten yoksundur.
Güneş Taner, Hazineden sorumlu Devlet Bakanıdır ve bu bakanlıktaki
görev ve yetkisine dayanarak, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun yaptığı
bir ihaleyi iptal etme yetkisine sahip değildir. Korkmaz Yiğit, Mart sonları
98’de, 16 Mayısta ve bir ay sonra 12 Haziran 98’de olmak üzere müvekkilim
Güneş Taner’le görüşmüştür.
Güneş Taner’in, Bank Ekspresin sahibi olan Korkmaz Yiğit ile bankaların
düzenleme, denetlemesinden sorumlu Bakan olarak, toplam 3 ayda 3 kere
bir banka sahibiyle görüşmesinden doğal bir şey yoktur. Hazineden so-
rumlu hiçbir devlet bakanının banka sahiplerinin randevu taleplerini kabul
etmeme lüksü yoktur. Görevinin bir parçası da devlet veya özel bankalardır.
Güneş Taner’e bağlı Hazine bürokratları, Güneş Taner’in peşkeş çek-
meye çalıştığı, ortak iradeyle hareket ettiği iddia olunan Korkmaz Yiğit’in
aldığı bankanın şartnamesinde hiçbir şekilde yer almayan, o şartnameyi
değiştiren, ağırlaştıran bir taahhütname almışlardır.
Güneş Taner’in, ihaleye katılan işadamlarından Korkmaz Yiğit’le görüşme
dışında, mensubu olduğu ve birlikte kurucusu oldukları siyasî partinin üyesi,
partiden arkadaşı, banka sahibi Erol Aksoy’la ihaleden önceki tarihte telefonla
görüşmesi sözkonusu olmuştur. Üçüncü işadamı Zorlu Holding hakim ser-
mayedarıyla da uçakta karşılaşmıştır. Bu bankanın 500 milyon doların altında
satılmasına müsaade etmeyeceği iradesini açıklamak dışında herhangi bir
baskı, tehdit veya müdahale sözkonusu olmamıştır. Diğer işadamları,
Hayyam Gariboğlu ve Ali Balkaner’le ise hiç görüşmemiştir.
Korkmaz Yiğit’in medya patronu olma iradesi ve işlemleri ile Güneş Ta-
ner arasında hiçbir illiyet bağı bulunmamaktadır. Kaldı ki, Ahmet Mesut
Yılmaz ile Güneş Taner arasında ortak bir siyasî istikbal iradesi bulunacağı
iddiası, tüm siyasî çevrelerce malum, komik ve soyut bir iddiadır.
Anayasa Mahkemesinin, iş bu dosyada müvekkil hakkında Türk Ceza
Kanununun 240. maddesi kapsamında suç nitelemesinde bulunması da
mümkün değildir. Şöyle ki; müvekkil hakkında Meclis iradesi tecelli etmiş-
tir. Başbakan ve bakanların, görevleri dolayısıyla işlemiş oldukları suçlar
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
240
dolayısıyla yargılanmaları için Yüce Divana sevk edilmeleri bakımından, bu
yöndeki Meclis soruşturma komisyonu raporunun oylanarak Genel Kurul
tarafından kabul edilmesi, bir başka ifade ile, bu yönde Meclisin iradesini
gösteren bir Meclis kararı bulunması gerektiği ve mevcut olduğu izahtan
varestedir.
Halbuki, bir önceki Meclis soruşturma raporu, müvekkilin, Türk Ceza
Kanunu 240 kapsamında suç oluşturabilecek bir fiil gerçekleştirmediği so-
nuç ve kanaatine varmış ve Genel Kurul iradesi olarak bunu ortaya koy-
muştur. Dolayısıyla, müvekkilin, Türk Ceza Kanunu madde 240 kapsa-
mında yargılanamayacağına ilişkin halen geçerli ve yürürlükte olan bir Mec-
lis kararı bulunmaktadır. Bu karar, Anayasa Mahkemesini de ve Yüce Divan
sıfatıyla görev yapan Heyeti de bağlamaktadır.
İddiaya konu tarihte, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu “Genel müdürlük”
yapılanmasında, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası içinde ve Türkiye
Cumhuriyeti Merkez Bankası tarafından temsil ve idare edilen bir kuruluş
olup, çalışanların özlük hakları dahil, denetim ve incelemeleri dahi 1211 sayılı
Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Kanununa tabidir. Türkiye Cumhuriye-
ti Merkez Bankası ise, bu özel kanuna tabi özerk bir kuruluş olup, hazineden
sorumlu devlet bakanlığına bağlı değil, ilgili kuruluş statüsündedir.
Hazineden sorumlu devlet bakanlığının gerek Türkiye Cumhuriyeti Mer-
kez Bankası üzerinde gerekse Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası bünye-
sindeki Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu üzerinde; hiyerarşik düzeni; yani,
Anayasa Mahkemesi kararında yer aldığı şekilde mafevke; yani, üste, madu-
nun muamelelerini tekemmülden evvel tetkik etmek, emir ve direktif vermek,
tekemmülünden sonra da tadil ve nihayet iptal etmek salahiyeti yoktur. Bu
salahiyetin bulunup bulunmadığının tespiti zorunluluk arz etmektedir.
Ayrıca, bu suç zararın varlığına bağlı bir suç olduğundan, o işin yapımıyla
görevlendirilmiş devlet memuru failin, hileye konu fiilin devlet aleyhine zarar
doğurmuş olması da zorunludur. Zararın oluşmadığı fiilin sonucunda, failin
suçundan bahsedilemez. Eksik veya tam teşebbüs söz konusu olamaz. Ancak,
zarar oluşmakla birlikte, failin fiilinin eksik veya tam teşebbüsten fesada konu
hareketin herhangi bir engelle karşılaşması sonucu fiilin tamamlanmamış
olması veya fiilin tamamlanmasına rağmen menfaatin yine herhangi bir engel
nedeniyle elde edilmemiş olması halinde Türk Ceza Kanununun 205 inci
maddesindeki konu suç nakıs; yani, tam teşebbüs haline gelir.
Bu madde konusu suçun oluşması için o işin yapılmasıyla görevlendi-
rilmiş devlet memurunun “genel kast” kapsamında hareket etmesi suçun
manevî unsurudur. Bilgisizlik, tecrübesizlik, yanılma, uygulama hatası ya
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
241
da teamüllere riayetsizlik ile suç oluşmaz. Bu madde kapsamında genel
kastın mevcudiyetinin tespiti yöntemi; failin görevlendirilmesine konu me-
muriyetini kişisel ve/veya üçüncü şahıs lehine çıkar sağlamak amacıyla ha-
reket ederek suçu işlediğine yönelik iradeye sahip olduğunun karine olarak
değil, kesin delil ile tespiti şeklinde ispatlanması gerekir.
765 Sayılı Türk Ceza Kanununun 366 ncı maddesi bakımından durumun
değerlendirilmesi şu şekilde olacaktır: Türk Ceza Kanununun 6 ncı babında
“Ammenin itimadı aleyhine cürümler” başlığı altında düzenlenen iş bu
hükmün 2 nci fıkrası, Türk Ceza Kanununun 279 uncu maddesi kapsamın-
daki memurun değil, ihalede bizzat arttırma ve eksiltmeyle vazifelendirilmiş
memurun, ihaleye konu işin arttırma ve eksiltmesinde, ihale rekabetini ber-
taraf etmeye yönelik fiillerine uygulanması gereken yaptırımı düzenler.
Türk Ceza Kanununun 366 ncı maddesinin birinci fıkrasının muhatabı ise
herkes olabilir. Bu noktada o ihale ile görevlendirilmiş vazifeli memur dışında
kalan Türk Ceza Kanununun 279 uncu maddesi kapsamındaki memuru, ka-
nun koyucu, herhangi bir şekilde burada suç kapsamında kabul etmiştir; her-
hangi bir kişi olarak kabul ederek. İşte bu madde kapsamında suç, hileye yö-
nelik vasıtalarla ve bu vasıtalara ilişkin fiillerle işlenebilmektedir. Madde
hükmü şiddet, tehdit, menfaat, gizli anlaşma gibi halleri hile olarak tespit
edip, bunlara benzer hilelerin suçun kapsamında olduğunu belirleyip, sınır-
landırıldığından rica, istem, talepte bulunma ile bu suç işlenmiş olmaz. Vasıta-
ların cebir, tehdit, menfaat sonucu vermekle suç tekemmül eder.
Kısaca, devlet adına yapılmış ihaleden iş bu cebir, tehdit ve/veya menfa-
atin elde edilmiş veya sağlanmış olması sebebiyle ihaleye pey sürenin artı-
rım veya eksiltmeden çekilmesiyle suç oluşur. İhaleye katılması halinde bu
suç oluşmaz.
Türk Ceza Kanununun 240. maddesi kapsamında bir fiilin suç olarak
değerlendirilebilmesi için, o fiilin memurun vazifesi ile direkt ilgilendiril-
mesi gerekmektedir. Bu noktada memurun, yine Türk Ceza Kanununun 279
uncu maddesi kapsamındaki memuriyeti değil, memuriyetin kapsamında
olan vazifenin tespiti önem arz etmektedir. Kısaca, memur, memuriyetiyle
ilgili salahiyet alanı belirlenmiş vazifesi dışında, fakat memuriyetinden kay-
naklanan otorite, nüfuz kullanma, baskı, tehdit ve benzeri hususlarla isnat
ediliyorsa, bu hal memurluk sıfatının kötüye kullanılmasıdır ve bu madde
hükmüyle alakalı değildir.
Vazifenin/görevin kötüye kullanılması: Görev nedeniyle sahip olunan, o
göreve ilişkin yetkinin, yani, o görevdeki yetkinin suiistimalidir. Suiistimali
belirleyen temel kıstas, memurun o görev için sahip olduğu yetkisini hukuki
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
242
düzenlemelerin belirlediği usul ve esaslara göre yerine getirip getirmediği-
nin incelenmesidir. Bu noktada tekrar Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu ile
Hazineden Sorumlu Devlet Bakanlığı arasındaki hiyerarşik etkileşimin bu-
lunmadığını hatırlatmak gerekecektir.
Genel kastın varlığının gerektirdiği bu suçun oluşabilmesi için, suça ko-
nu ve/veya isnat olan fiilden bir zararın doğmuş olması veya menfaat elde
etme iradesinin bulunması şart değildir.
3182 sayılı Kanunda “ön izin” diye bir kavram yoktur. Bu maddenin yo-
rumlanmasında, yukarıda detaylı olarak belirttiğimiz üzere, failin kimliği
söz konusu olduğunda öncelikle eski Türk Ceza Kanunu madde 279 kapsa-
mında “Türk Devleti hesabına” görevli bir “memur” olması ve isnat konusu
eylemin onun görevi dahilinde olması şartları birlikte aranmalıdır.
Bakanların, yerine getirdikleri idarî vazifeler nedeniyle, 1948/24 Esas,
1949/3 Karar ve 16.3.1949 tarihli Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında be-
lirtildiği üzere, Türk Ceza Kanununun 279 anlamında “memur” olarak ka-
bul edildikleri konusunda hiçbir çekince yoktur.
Bununla birlikte, müvekkil Güneş Taner’in, iddianamede belirtildiği şek-
liyle, Türk Ceza Kanununun 205 inci anlamında Türkbank’ın yüzde 84.52
oranındaki hissesinin satışında herhangi bir şekilde vazifeli, görevli, memur
olduğu yolundaki iddiaya katılmak mümkün değildir.
Bu ihale 2886 sayılı Yasa kapsamında yapılmazken ve müvekkil de bu
Yasa kapsamında ihalede görevli değilken, kendisinin 2886 sayılı Yasa’ya
tabi tutulması ve buna göre suç ve ceza isnadı çok açık bir şekilde hukuka
aykırıdır.
Bütün bu yasal düzenlemeler açıkça göstermektedir ki, ihalenin düzen-
lenmesinde, sonuçlandırılmasında ve kesinleştirilmesinde tek yetkili sadece ve
sadece Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu ve onu yöneten Merkez Bankasıdır.
Müvekkil Güneş Taner’in veya Başbakanın ne ihalenin başlatılmasında ne de
yürütülmesinde ne de sonuçlandırılmasında hiçbir görev ve yetkisi yoktur.
Gerek Meclis Araştırma Komisyonu gerek Meclis Soruşturma Komis-
yonu gerek İddia Makamı gerekse de Yüce Divan Heyetinin büyük bir özen
ve itinayla ilgilendiği, sürekli olarak araştırma konusu yaptığı en önemli
husus, Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından İstanbul 5 Nolu DGM Başkan-
lığının 18.5.1998 tarihli yasal dinleme kararıyla elde edilen ve Korkmaz Yiğit
ile Alaettin Çakıcı arasındaki 21.5.1998 tarihli konuşmalarının dökümünü
içeren belgelerin ihale sonuçlanmadan önce, Ahmet Mesut Yılmaz’a teslim
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
243
edilip edilmediği, bir başka ifadeyle, Mesut Yılmaz’ın hukuka aykırı geliş-
melerden bir hukukî belgeyle haberdar olup olmadığıdır.
Ancak, diğer sanık Ahmet Mesut Yılmaz ile ilgili tüm değerlendirme ve
irdelemelerin ardından, anlatım sonucunda, müvekkilin bu bilgilere sahip
olup olmadığına dair hiçbir değerlendirme yapılmamış, somut bir kanıt
ortaya konmamış, tek bir tanık ifadesinde dahi böyle bir anlatım yer alma-
mıştır. Bu konudan hiçbir şekilde haberdar olmayan müvekkil, sırf bu ne-
denlerle 28 Ağustos 1998 tarihinde, kendi Bakanlığında yapılan bir toplan-
tıda Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz’a, Maliye Bakanı Zekeriya Temizel’e,
ihaleyi yapan özerk kuruluş Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Başkanı
ve TMSF’nin Yönetim Kurulu Başkanı Gazi Erçel’e, Hazine Müsteşarı Yener
Dinçmen ve Hazine bürokratlarının huzurunda, Hazine bürokrasisinin
Korkmaz Yiğit’e banka hisselerinin devrinin izin verilmesinde hassasiyetle-
rini iletmiş, bakanlığa iletilmesi gereken bir bilgi veya belgenin bulunmadı-
ğını sormuş, herhangi bir belge veya bilgi olmadığı cevabını almıştır.
İddianamenin 332 ve 340 ncı sayfalarında yer alan üç taslaktan hiçbirisi;
Güneş Taner’in onayına sunulmamıştır. Kaldı ki, sunulup sunulmadığının
da hiçbir önemi yoktur. Anılan bu üç taslaktan ikisi 1.9.1998, bir tanesi de
31.8.1998 tarihli olup, 31.8.1998 tarihli olan Genel Müdür Yardımcısı unva-
nına kadar, diğer aynı tarihli olanlar Genel Müdür unvanına kadar paraf
içermektedir. Bu halde Müsteşar Yardımcısı, Müsteşar parafı ve Müsteşar
onayı taşımayan bu müsveddelerin Bakan onayına sunulduğu iddiası, dev-
letin idarî sisteminde uygulanan protokol, teamül ve kurallarla bağdaşmaz
ve karine olarak da bu kuralların ihlal edildiği kabul edilemez.
Güneş Taner’in onayına sunulan metin 24 Mart 2005 tarihinde, üzerinde
tüm Hazine bürokratlarının, uzman kadrosundan başlayan silsileye tabi
olarak, Müsteşarın da imzasının bulunduğu, 1.9.98 tarihine havi, ıslak imzalı
orijinalini Yüce Divana teslim ettiğimiz belgedir.
İşte, bu belge Bakana sunulmuş bir onay yazısı olmakla birlikte, Bakana
seçenek sunan, iki aşamalı sonucu olan bir yazıdır.
a) TMSF’nin bankanın hisselerini Korkmaz Yiğit’e devri talebinin tak-
dirlerinin Bakana bırakılması. Hiçbir devlet kurumunda böyle bir onay ya-
zısı gitmez.
b) Bu, tabiî, seçenek zımnî oluyor Bakan eğer onay verirse.
c) Korkmaz Yiğit’ten 21.8.1998 tarihinde alınan taahhütlerin eksiksiz ve
zamanında yerine getirilmesini talep edilmektedir.
Hazineden Sorumlu Devlet Bakanı bu metne neden olur vermiştir?
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
244
1- Hazine bürokratlarının kendisine sunduğu metinlerde hukuken bir
sakınca bulunmadığı hepsinde ısrarla belirtilmiştir.
2- 28 Ağustos 1998 tarihinde, Güneş Taner, kendi bakanlığında yapılan
bir toplantıda, Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz’a, Maliye Bakanı Zekeriya
Temizel’e, ihaleyi yapan özerk kuruluş Merkez Bankası Başkanına, TMSF
Başkanı Gazi Erçel’e, Hazine Müsteşarı Yener Dinçmen ve Hazine bürok-
ratları huzurunda, herhangi bir engel olup olmadığını, belge, bilgi olup ol-
madığını sormuştur.
3- Malî yönden Hazine bürokratlarının kaygısına katıldığı için de,
Korkmaz Yiğit’in, ihale sonucu ile yükümlülüklerini yerine getirirken, Bank
Ekspres ve Türk Ticaret Bankası kaynakları kullanmasını engelleyerek, Ha-
zine bürokrasisinin iki yönetim kurulu üyesini bankaya atamasını, 240 mil-
yon dolar peşinatla birlikte, anılan iki banka dışında; ki, bu bankaların kay-
naklarını kullanması yasaklandığından, 360 milyon dolarlık teminat mektu-
bunun 90 gün içinde verilmesi, bankanın Vakfa karşı yükümlülüklerinin
devamı şartı ve 98-2000 yılları için de sermayenin 500 milyon dolar artırıl-
ması şartıyla TMSF’ye bu hisseleri devredebilirsin demiştir.
4- Şartlı izin verilmesinin nedeniyle, ihale makamı TMSF’nin, bu şartlar
kapsamında durumu değerlendirip, tabi olduğu mevzuatın sorumluluğu ile
işlem tesis etmek yönünde karar vermesi gerektiği de ortadadır.
5- İhale makamının Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, 4 Ağustos 98 tarih
ve 84623 sayılı banka hisselerinin devri iznin talebinin, sadece ve sadece
3182 sayılı Kanunun 5 inci maddesine göre izin verilmesini talep etmiş olup
-ki, buradaki anlatımlarda ve hep dosyada Bankalar Kanunu kapsamında
değerlendirilmesi ibaresi geçmektedir, halbuki yazıda açık ve net şekilde 5
inci maddesi kapsamında demektedir- ihaleye katılanların, bütün buna
rağmen, Hazine bürokratları ve bakan, ihaleye katılanların malî yapılarının
değerlendirilmesi gerektiğini hem ön izin tabir edilen izinde hem de bu şart-
lı izinde TMSF’ye bildirdiği için, TMSF’nin, devirleri yaparken gerekli ted-
birleri almak ve uygulaması gerektiğinden, bu metne imza atmıştır.
Müvekkilim Güneş Taner, iş bu davaya konu banka ihalesi sürecinde
hiçbir kabahat, ihmal, hata içinde ve menfaat kaygısında olmamıştır.
Müvekkilim eski Devlet Bakanı Güneş Taner’in, iş bu dava kapsamında
isnat edilen suçlar neticesinde hiçbir suç işlememiştir ve bu nedenle hak-
kında beraat kararı verilmesini talep ederim.”
şeklinde savunma yapmıştır.
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
245
V‐ USUL SORUNLARI
Bu bölümde, yargılama sırasında sanıklar ve müdafileri, katılan ve vekili
ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ileri sürülen usule ilişkin
sorunlar incelenmiş ve bu sorunları çözümleyen ara kararlarının gerekçele-
rine yer verilmiştir.
A‐ TBMM’NİN YÜCE DİVAN’A SEVK KARARINA YÖNELİK
İTİRAZLAR VE KARARLAR
Sanık Ahmet Mesut Yılmaz vekilleri Av. Uğur Alacakaptan ve Av. Ay-
dın Metin 1.12.2004 günlü dilekçede ve 16.2.2005 günlü duruşmada özetle;
‐ Sanıklar hakkında Soruşturma Komisyonu Raporunda belirtilen ve Yü-
ce Divan’a sevke dayanak yapılan iddiaların önceki dönemde de Meclis
Soruşturması açılmasına konu olduğunu, ancak TBMM Genel Kurulunda
istemin reddedildiğini belirterek bunun kesin hüküm oluşturduğunu ve
aynı konuda yeni vakıa ve deliller ortaya çıkmadıkça, yeniden soruşturma
açılamayacağını, Yüce Divan’a sevk kararı verilemeyeceğini,
‐ Meclis Soruşturma Komisyonu’nun görevini Anayasa’nın 100. ve
TBMM İçtüzüğü’nün 110. maddesinde belirtilen hak düşürücü süre içinde
tamamlamadığını ve bu nedenle açılan davanın reddine karar verilmesi
gerektiğini,
‐ Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasının usulüne uygun olmadığını,
Meclis Araştırma Komisyonu’nun görev ve yetki sınırlarını aşarak sanıklar
hakkında Soruşturma Komisyonu kurulması yönünde karar almış olmasının
Anayasa ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nde yer alan düzenle-
melere aykırı olduğunu, bu yöntemle sanıkların masumiyetlerine gölge dü-
şürüldüğünü,
ileri sürerek, davanın CMUK.’nun 253. maddesi uyarınca reddine, gerek
görülürse yeni delil olup olmadığının soruşturulması ve Yüce Divan’a sevk
kararı verilmesini eylemli bir İçtüzük değişikliği olarak değerlendirip,
CMUK’nun 253. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, davanın reddine ve
aynı zamanda İçtüzük niteliğindeki bu işlemin de iptaline karar verilmesini
istemişlerdir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı yukarıda belirtilen savlara ilişkin görü-
şünde:
‐ Meclis soruşturmasının yargısal bir faaliyet olduğunu, Yüce Divan’a
sevk kararının işlevi itibariyle iddianame niteliği taşıdığını, Yüce Divan’a
sevk etmeme kararının ise CMUK.’nun 164. maddesi uyarınca Cumhuriyet
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
246
Savcısının verdiği takipsizlik kararına benzetilebilirse de aralarında önemli
farklar olduğunu, TBMM Genel Kurulunda Meclis Soruşturması sonucu
elde edilen delillerin yapılan görüşmelerde değerlendirildiğini, bunun sonu-
cunda; gerek görüldüğü takdirde sevk edilmemesine karar verildiğini, bu
kararların organik olarak parlamento kararı olup, gerek kendi iç prosedürü
gerekse yargısal bir prosedür içinde denetimden geçmediğini, bu nedenle
söz konusu işlemi yargısal nitelikli bir işlem olarak kabul edip, kesin hükme
benzetmenin veya kesin hükmün sonuçlarını atfetmenin yasal bir dayanağı-
nın olmadığını, TBMM Genel Kurulunun, Soruşturma Komisyonu’nun ra-
porunu kabul etmesini CMUK.’nun 165-170. maddelerindeki yasal denetime
yani ağır ceza mahkemesi başkanının ret kararına benzeterek, soruşturma-
nın tekrar açılmasını, yeni delil veya vakıanın ortaya çıkmasına bağlayan ve
bu gerekçelere dayanarak Yüce Divan’a sevk kararındaki isnadın kesin hü-
küm kapsamında olduğuna ilişkin itirazın hukuki dayanağının bulunmadı-
ğını, kesin hükümden bahsedebilmenin temel unsurunun yargılama ma-
kamları tarafından verilmiş bir hükmün varlığını gerektirdiğini, kaldı ki
mahkemelerce verilen kesin hükümlere rağmen, CMUK.‘nda kimi durum-
larda yargılamanın yenilenmesinin kabul edildiğini, ilk kurulan Soruşturma
Komisyonu’nun ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nun kara-
rına konu fiil ile bu davanın konusunu oluşturan fiilin tamamen farklı oldu-
ğunu,
‐ Meclis Soruşturma Komisyonu’nun soruşturma raporunu Anayasa’nın
100., İçtüzüğün 110. maddelerine göre öngörülen süreler içerisinde TBMM
Başkanlığına verdiğini, bu sürelerin “hak düşürücü“ nitelikte de olmayıp,
Meclis Soruşturmasının uzun ve belirsiz bir zamana yayılarak ilgilinin siyasi
baskı altında tutulmasını engellemeye ve çalışmaları hızlandırmaya yönelik
düzenleyici bir süre olduğunu ve uyulmaması halinde yapılan işlemlerin
geçersiz hale gelmeyeceğini,
‐ Sanık Ahmet Mesut Yılmaz hakkında tekrar Meclis Soruşturması açıla-
rak Yüce Divan’a sevk kararı verilmesinin bireysel ve subjektif nitelik taşı-
yan bir karar olup, bu haliyle fiili bir içtüzük düzenlemesi olarak nitelendi-
rilemeyeceğini, ayrıca, İçtüzük hükümlerinin iptal davasına konu olabilece-
ğinden bu nitelikteki düzenlemelerin itiraz, yani somut norm denetimi yo-
luyla Anayasa Mahkemesi önüne getirilmesinin olanaksız olduğunu,
belirterek sanık vekillerinin usule ilişkin itirazlarının tamamının reddine
karar verilmesini istemiştir.
1‐ Kesin Hüküm İtirazı
Sanıklar hakkında daha önce verilmiş olan 9/43 Esas sayılı Yüce Divan’a
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
247
sevklerine mahal olmadığına yönelik kararın kesin olduğuna ilişkin itirazla-
rın incelenmesinde;
TBMM.’nin 20. Yasama Döneminde Aydın milletvekili Ali Rıza Gönül ve
57 arkadaşı tarafından verilen Türk Ticaret Bankasının satışı ihalesiyle ilgili
olarak ortaya atılan yolsuzluk iddiaları konusunda gerekli tedbirleri alma-
yarak görevini kötüye kullandıkları ve bu eylemlerinin Türk Ceza Ka-
nunu’nun 240. maddesine uyduğu iddiasıyla eski Devlet Bakanı Güneş Ta-
ner ve eski Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz haklarında Anayasa’nın 100. ve
İçtüzüğün 107. maddeleri uyarınca Meclis Soruşturması açılmasına ilişkin
önerge verildiği ve 9/43 Esas sayılı Meclis Soruşturma Komisyonu’nun Ra-
poru üzerine, 22.6.2000 günü TBMM tarafından, eski Devlet Bakanı Güneş
Taner ve eski Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz’ın Yüce Divan’a sevklerine
mahal olmadığına karar verildiği TBMM tutanaklarından anlaşılmıştır.
Gerek doktrin ve gerekse uygulamada, TBMM’nin Yüce Divan’a sevk ka-
rarına kadar geçen süreç hazırlık soruşturmasına, Yüce Divan’a sevk kararı da
iddianameye benzetilmektedir. Bu durumda TBMM’nin Yüce Divan’a sevk
etmeme yönünde vereceği karar da, CMUK’nun 164. maddesinde düzenlenen
kovuşturmaya yer olmadığı (takipsizlik) kararına benzemektedir .
Olay tarihinde yürürlükte olan “Takibata yer olmadığına dair karar”
başlıklı CMUK’nun 164. maddesinde; “ Yapılan hazırlık tahkikatı sonunda,kamu
davasının açılması için yeterli delil bulunmaması veya keyfiyetin takibe değer gö‐
rülmemesi halinde Cumhuriyet Savcısı takibata yer olmadığına karar verir. Bu
karar, evvelce sorguya çekilmiş veya tutuklama müzekkeresi verilmiş sanığa, suçtan
zarar gören şikayetçiye ve dava açılması talebi ile dilekçe verene bildirilir.” denil-
miş; 253. maddesinde de sanığın beraatine veya mahkumiyetine, davanın
reddine veya düşmesine veya muhakemenin durmasına dair kararların hü-
küm niteliğinde olduğu açıkça belirtilmiştir. Takipsizlik kararı ise bunlar
arasında sayılmamıştır.
Cumhuriyet Savcısının daha önceden açtığı davayı geri çekerek takip-
sizlik kararı verme yetkisi yoktur. Takipsizlik kararı hüküm niteliğinde ol-
madığından Cumhuriyet Savcısının yeni kanıtlar ortaya çıkması duru-
munda ya da yeni değerlendirme yaparak aynı konuda dava açması olanak-
lıdır. Başka bir anlatımla, itiraz üzerine kesinleşmemiş kovuşturmaya yer
olmadığı kararları Cumhuriyet Savcısını bağlamaz. Sanık açısından bu du-
rum kazanılmış hak oluşturmadığı gibi itiraz edilmemiş bulunması kesin-
leşme sonucunu doğurmaz.
Öte yandan, Anayasa’nın 7. maddesinde yargı yetkisinin Türk Milleti
adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağı açıklanmıştır. Bu yetkinin açılan
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
248
davayı sonuçlandırarak verdiği hükümle uyuşmazlığı sona erdiren mahke-
meye ait olduğu şüphesizdir. Suçluları arama Cumhuriyet Savcıları ile adli
zabıtaya ait görevlerden olması kovuşturmanın Cumhuriyet Savcısı ve bazı
hallerde şahsi davacı tarafından veya Anayasa’nın 100. ve İçtüzüğün 110.
maddeleri uyarınca TBMM tarafından Meclis Soruşturması yöntemiyle ya-
pılması Anayasa ve usul kanunları gereğindendir. Fakat bu işleri yapan ve
kararları veren makam ve mercilere Anayasa’nın öngördüğü anlamda yargı
mercii denilemeyeceği gibi bu iş ve işlemler sonucunda verilen kararları da
yargı kararı niteliğinde görmek ve kesin hüküm olarak kabul etmek müm-
kün değildir.
TBMM’nin bu konuda gerek görmesi halinde, daha önce Yüce Divan’a
sevk etmediği Bakan ya da Başbakan hakkında Meclis Soruşturması açıp
Yüce Divan’a sevk kararı vermesi mümkündür.
Öte yandan, aksi düşüncenin kabulü TBMM’de çoğunluğu ele geçiren
siyasi partilerin Bakan veya Başbakan olarak görev yapan kendi mensupla-
rını aklamalarına ve sorumluluktan kurtulmalarına olanak sağlayacaktır.
Bu nedenle sanıklar hakkında Soruşturma Komisyonu raporunda belir-
tilen ve Yüce Divan’a sevke dayanak yapılan iddiaların daha önceki dö-
nemde de Meclis Soruşturması açılmasına konu olduğu, ancak Türkiye Bü-
yük Millet Meclisi Genel Kurulunda istemin reddedildiği belirtilerek, bunun
kesin hüküm oluşturduğu ve aynı konuda yeni vakıa ve deliller ortaya çık-
madıkça yeniden soruşturma açılamayacağı ve Yüce Divan’a sevk kararı
verilemeyeceğine yönelik itirazların, 16.2.2005 gününde, Başkan Mustafa
BUMİN, Başkan vekili Haşim KILIÇ, Üyeler Sacit ADALI, Ahmet
AKYALÇIN, Mustafa YILDIRIM ve Serdar ÖZGÜLDÜR’ün oyları, Üyeler
Fulya KANTARCIOĞLU, Tülay TUĞCU, Mehmet ERTEN, Fazıl SAĞLAM
ve A. Necmi ÖZLER’in karşı oyları ve OYÇOKLUĞU ile REDDİNE karar
verilmiştir.
Karşı oy kullanan üyelerin gerekçeleri şöyledir:
“Başbakan ve Bakanlar hakkındaki ceza soruşturması, Anayasa’da özel
olarak düzenlenmiş ve bu düzenleme TBMM İç Tüzüğünde somutlaştırıl-
mıştır. Bu prosedür meclis soruşturması önergesi ile başlamakta ve soruş-
turma açılmasına karar verilmesi halinde soruşturma komisyonunun ku-
rulması, bu komisyonun belli bir süre içinde çalışmalarını tamamlaması ve
raporunu TBMM’ne sunması, raporun Mecliste görüşülmesi aşamalarından
geçerek TBMM üye tam sayısının salt çoğunluğu ile ilgilinin Yüce Divana
sevkine ya da ilgilinin Yüce Divana sevkinin reddine karar verilmesiyle
sonuçlanmaktadır.
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
249
Bu prosedür, araya herhangi bir adli makamı koymaksızın doğrudan
doğruya Yüce Divan ile başlayacak olan yargılamaya geçişi sağlamaktadır.
Öyle ki bu yargılamada Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın görevi de ancak
dosyalar Yüce Divana intikal ettikten ve Yüce Divan tarafından Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildikten sonra başlamaktadır. Nitekim,
Mahkememiz 2004/1 ve 2004/2 esas sayılı dosyaları ilgililer hakkında ayrı
ayrı oylama yapılmadığı gerekçesiyle Meclise iade ederken, Anayasa hü-
kümlerine göre yargılamayı başlatmadığı için Yargıtay Cumhuriyet Başsav-
cısının görüşünü almamıştır.
Bu hukuksal prosedürün açık anlamı, Yüce Divanın görevli olduğu suç-
larda ceza yargılaması sürecinin Yüce Divana sevk ya da sevketmeme kara-
rına kadar olan bölümünün TBMM’nin yetki alanı içinde kalmasıdır. Bir
başka deyişle CMUK’ya göre son tahkikatın görevli mahkemede başlama-
sına kadar geçen aşamalar Anayasa ve İç Tüzük hükümlerinin yetkili kıldığı
TBMM organlarınca yerine getirilmektedir. Buna göre, CMUK’na göre
C.Başsavcılığınca verilecek takipsizlik kararı ve buna yapılacak itirazın yet-
kili yargı merciince reddi hangi sonucu doğuracaksa, TBMM’nin Yüce Di-
vana sevketmeme kararı da aynı sonucu doğuracak ve TBMM ancak yeni bir
delilin varlığı halinde, yeni bir meclis soruşturması başlatarak Yüce Divana
sevk kararı alabilecektir. Nitekim sanıklar hakkında verilen Yüce Divana
sevk kararına esas teşkil eden aşamalarda da yeni delillerin varlığına daya-
nılmıştır. Başka bir deyişle Meclis iradesi de yeni delil varsayımına göre
oluşmuştur.
Bu durumda TBMM’nin Yüce Divana sevketmeme kararına karşı bir
yargı yerinde itiraz yolu bulunmadığı, ancak böyle bir yargı yerinin varlığı
ve ona yapılacak itirazın reddi halinde TBMM kararının kesinlik kazanabile-
ceği şeklindeki gerekçe, Anayasa’daki özel düzenlemenin amaç ve işlevini
gözardı eden bir anlayışı yansıtmaktadır. Meclis soruşturmasının birincil
amacı, icraatını beğenmediği ya da hatalı bulduğu bakanı cezalandırmak
değil, bakanların görevlerini siyasal cezalandırma tehlikesi ya da tehdidine
maruz kalmadan yapabilmelerini sağlamaktır. Oysa yukarda anılan gerekçe,
bakanı sade vatandaştan daha az güvenceli bir duruma düşürmekle Meclis
Soruşturması kurumunun birincil amacıyla çelişmektedir. Ayrıca bu anlayış,
TBMM’nde belli bir dönemde çoğunlukta olanlara önceki dönemde ikti-
darda olan siyasal rakipleri üzerinde baskı kurma ve onları siyaseten yıp-
ratma olanağını tanımış olmaktadır. Böyle bir yaklaşım, Meclis Soruşturma-
sının amaç ve işleviyle bağdaşamaz. Çünkü Yüce Divanda aklanma güven-
cesi bile, yargılanma süreci içinde yaşanacak olanların telafisini sağlayamaz.
Öte yandan Meclis Soruşturması süreci içinde tüm deliller değerlendi-
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
250
rildikten sonra, ilgili bakanın Yüce Divana sevkine gerek görmeyen Meclis
iradesine, sonradan aynı delillere göre sevk kararını veren meclis iradesinin
üstün tutulmasını haklı kılabilecek bir neden gösterilemez. Sonraki iradenin
öncekine üstünlüğü ancak yasama sürecinde söz konusu olabilir. Yargısal
bir işlem olan Yüce Divana sevk iradesi, bakımından böyle bir üstünlük
ancak yeni delillerin varlığı halinde haklı görülebilir.
Partilerin anlaşarak birbirlerini aklamaları olasılığı gerekçe gösterilerek
sonraki meclis iradesine yeni bir delil olmaksızın üstünlük tanımak,
TBMM’ne güvensizlik ifade etmesi bir yana suçsuzluk karinesine de aykırı
düşer. TBMM’de belli bir dönem çoğunlukta olan partileri potansiyel suçlu
saymak bir yargı organının yaklaşımı olamaz.
Partilerin anlaşarak birbirlerini aklamaları olasılığının önlenmesi, Ana-
yasa ve İçtüzükte buna yönelik düzenlemeler yapılarak sağlanır. Böyle bir
olasılığa göre karar oluşturmak Yüce Divanın görevi değildir.
Açıklanan nedenlerle, sanıkların Yüce divana sevkini gerektirecek yeni
delillerin var olup olmadığı araştırılarak buna göre bir karar verilmesi gere-
kirken, böyle bir incelemeden bağımsız olarak, daha önceki dönemde aynı
fiillerle ilgili olarak kurulan meclis soruşturma komisyonu raporu uyarınca
TBMM Genel Kurulu tarafından verilen Yüce Divana sevketmeme kararının
yargılamaya engel teşkil etmeyeceği yolundaki çoğunluk kararına katılmı-
yoruz”.
2‐ Meclis Soruşturma Komisyonu’nun Görevini Süresinde Tamamla‐
maması Nedeniyle Davanın Yöntemine Uygun Olarak Açılmadı‐
ğına İlişkin İtirazlar
Meclis Soruşturma Komisyonu’nun görevini Anayasa’nın 100. ve TBMM
İçtüzüğü’nün 110. maddesinde belirtilen hak düşürücü süre içinde tamam-
lamadığından davanın yöntemine uygun açılmadığına ilişkin itirazın ince-
lenmesinde;
Anayasa’nın 100. maddesinin ikinci fıkrasında, “Komisyon, soruşturma
sonucunu belirten raporunu iki ay içinde Meclise sunar. Soruşturmanın bu sürede
bitirilememesi halinde, Komisyona iki aylık yeni ve kesin bir süre verilir. Bu süre
içinde raporun Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına teslimi zorunludur.”
;TBMM İçtüzüğü’nün 110. maddesinin son fıkrasında da ise,“Soruşturma
komisyonu, raporunu Anayasa’nın 100 üncü maddesine göre kuruluşundan itiba‐
ren iki ay içinde verir. Soruşturmanın bitirilememesi halinde, komisyona iki aylık
yeni ve kesin bir süre verilir. Komisyonun bu konudaki istem yazısı Genel Kurulun
bilgisine sunulur. Bu süre içinde raporun Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlı‐
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
251
ğına teslimi zorunludur.” denilmektedir.
Meclis Soruşturma Komisyonu’nun görev süresi Anayasa’da açıkça be-
lirtilmiştir. Bu durumda Soruşturma Komisyonu, çalışmalarını en fazla dört
ay içinde tamamlamak zorundadır.
“Tatil” ve “ara verme” TBMM İçtüzüğü’nün 5. ve 6. maddelerinde ta-
nımlanmıştır. Buna göre, Tatil, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmalarının
belli bir süre ertelenmesidir. Danışma Kurulunun önerisi üzerine Genel Kurulca
başka bir karar alınmadıkça Türkiye Büyük Millet Meclisi 1 Temmuz günü tatile
girer. Bir yasama yılı içinde üç aydan fazla tatil yapılamaz. Ara verme, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin onbeş günü geçmemek üzere çalışmalarını ertelemesidir.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin ara verme kararı alması, Danışma Kurulunun bu
konudaki görüşü alındıktan sonra teklifin Genel kurulca oylanması suretiyle olur.
TBMM İçtüzüğü’nün 183. maddesinde, “Bu içtüzükte gösterilen süreler,
aksi, Anayasa, Yasa veya İçtüzükte belirtilmedikçe, tatil sırasında işlemez” denil-
mektedir. Kural olarak komisyonlar Meclis’in çalışma dönemi içinde faaliyet
gösterirler. Komisyonların tatil sırasında çalışmalarına devam edebilmeleri
için Meclis’e başvurarak bu konuda karar istemeleri gerekmektedir. Bu du-
rumda Meclis tarafından karar verilmediği takdirde, tatil veya ara verme
süresince komisyonun görev süresi işlemeyecektir.
Somut olayda, 9/5-6 Esas sayılı Meclis Soruşturma Komisyonu 10.2.2004
tarihinde çalışmalarına başlamıştır. TBMM‘nin 4.3.2004 tarihli 63. birleşimde
alınan 799 sayılı kararla, 9.3.2004 tarihinden itibaren faaliyetine 15 gün ara
vermiştir. Komisyon kendisine verilen iki aylık süre içerisinde soruşturmayı
tamamlayamadığından, İçtüzüğün 110. maddesi uyarınca iki aylık ek süre
verilmesi için, 14.4.2004 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığın-
dan talepte bulunmuş ve TBMM Genel Kurulu’nun 20.4.2004 tarihli 75. Bir-
leşiminde 804 sayılı kararla talep kabul edilerek, 25.4.2004 tarihinden başla-
mak üzere Komisyona iki aylık ek süre verilmiştir. Komisyon’un çalışmasını
25.6.2004 tarihinde sonuçlandırması gerekmektedir. Nitekim Komisyon ça-
lışmaları sonrasında, “eski Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz’ın ve eski Devlet
Bakanı Güneş Taner’in eylemlerine uyan Türk Ceza Kanunu’nun 205. mad-
desi gereğince tecziyeleri için Yüce Divan’a sevklerine” dair 25.6.2004 tarihli
raporu hazırlayarak çalışmalarını bitirmiştir. Bu durumda, Komisyon’un
çalışmalarını Anayasa’nın 100. ve TBMM İçtüzüğü’nün 110. maddelerinde
öngörülen süreler içerisinde tamamladığı ve bu yönden bir aykırılığın söz
konusu olmadığı görülmektedir.
Belirtilen nedenlerle; Anayasa’nın 100. maddesinin ikinci fıkrasında ön-
görülen sürelere riayet edilmemesi nedeniyle Yüce Divan’a sevk kararının
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
252
geçersiz olduğu yolundaki istemin, 16.2.2005 gününde, Başkan Mustafa
BUMİN Başkan vekili Haşim KILIÇ, Üyeler Sacit ADALI, Fulya
KANTARCIOĞLU, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN,
Mustafa YILDIRIM, Fazıl SAĞLAM, A. Necmi ÖZLER ve Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün oylarıyla, Üye Tülay TUĞCU ve Fazıl SAĞLAM’ın gerek-
çedeki farklı görüşleriyle OYBİRLİĞİ ile REDDİNE karar verilmiştir.
Anılan üyelerin farklı görüşleri şöyledir:
“1- Gerek Anayasa'nın 100/2. maddesi ve gerekse İçtüzüğün 109. mad-
desi, ‘ad çekme suretiyle kurulacak onbeş kişilik bir komisyon’ dan söz etmektedir.
Şu halde meclisteki ad çekme ile birlikte komisyon 10.2.2004 tarihinde ku-
rulmuş olmaktadır. Komisyon'un başkan, başkanvekili, kâtip ve sözcü seç-
mesi ise ad çekme ile kurulmuş bulunan komisyonun görev dağılımı ile ilgili
bir husustur.
Her ne kadar Anayasada öngörülen 2+2 aylık sürelerin ne zaman başla-
yacağı Anayasa'nın 100. maddesinde belirtilmemişse de, bu kuralı somut-
laştıran İçtüzüğün 110. maddesinin üçüncü fıkrası: ‘Soruşturma komisyonu,
raporunu Anayasanın 100 üncü maddesine göre kuruluşundan itibaren iki ay içinde
verir.’ hükmünü içermektedir. Soruşturma Komisyonu 10.2.2004 tarihinde
kurulduğuna göre, sürenin de bu tarihten başlaması gerekir.
2- İçtüzüğün 25. maddesinde yer alan ‘Hangi komisyonların tatil ve ara
verme sırasında çalışacağı, Başkanın teklifi üzerine Genel Kurulca tespit edilir.’
şeklindeki hüküm ise, daimi komisyonlar için öngörülmüştür. İçtüzükte
düzenleniş yeri de bunu açıkça göstermektedir. Bu kural, İçtüzüğün ikinci
kısmının üçüncü bölümünde Komisyonlar başlığı altında 20 - 48. maddeler
arasında yer almıştır. Anılan kuralın yalnızca burada düzenlenmiş bulunan
komisyonlar için geçerli olacağı, sistematik yorum kuralının bir gereğidir.
Buna karşılık Soruşturma Komisyonu, ‘Denetim Yolları’ başlıklı 6. kıs-
mın ‘Meclis Soruşturması ve Yüce Divana sevk’ başlıklı 5. bölümünde 109.
ve 112. maddeler arasında yer almaktadır. Bu kurallar içinde ara vermeyi
haklı kılacak hiçbir hüküm yer almamaktadır. Tam aksine 110. madde Ana-
yasa'nın 100. maddesini tekrarlayarak Raporun 2+2 aylık süreler sonunda
TBMM Başkanlığına teslimini zorunlu kılmaktadır.
3- İçtüzüğün 183. maddesinde yer alan ‘Bu İçtüzükte gösterilen süreler,
aksi Anayasa, kanun veya İçtüzükte belirtilmedikçe, tatil sırasında işlemez.’
şeklindeki kural da 15 günlük ara verme süresinin Soruşturma Komisyonu'-
nun görev süresine eklenmesini haklı kılamaz. Çünkü yukarda açıklanan
Anayasa ve İçtüzük kuralları, sürelerin tatil sırasında işlemiyeceği kuralının
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
253
aksini belirten hükümler olarak değerlendirilmelidir. Çünkü Anayasa'nın
100/2. maddesi: ‘iki aylık yeni ve kesin bir süre verilir.’ dedikten sonra, aynı
maddeye 3.10.2001 tarih ve 4709 sayılı Yasa ile eklenen cümle ‘Bu süre içinde
raporun Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına teslimi zorunludur.’ ifadesini
kullanmak suretiyle bu kesinliği daha da pekiştirmiş bulunmaktadır.
4- Kaldı ki bir an için İçtüzüğün 183. maddesinin Soruşturma Komis-
yonu için öngörülen süreleri de kapsadığı varsayılsa bile, bu maddede açık-
ça belirtilen şey, sürelerin ‘tatil sırasında’ işlemiyeceğidir. Gerek Anayasa ve
gerekse İçtüzük tatil ve ara vermeyi farklı anlamlarda kullanmaktadır. Ana-
yasanın 93. maddesinin ikinci fıkrasında ‘Bir yasama yılında en çok üç ay tatil
yapılabilir’ denildikten sonra, onu izleyen ikinci cümlecikte ve dördüncü
fıkrada, üç kez ‘ara verme veya tatil’ ibaresi kullanılmıştır. Bu ayırım, Türk
Parlamento terminolojisinde "ara verme" ve "tatil" kavramlarının farklı an-
lamlarda kullanılmış olmasının bir sonucudur. Nitekim İçtüzüğün 5. mad-
desi "tatil" başlığını taşımakta ve bu kavram altında şu tanımı getirmektedir:
‘Tatil, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmalarının belli bir süre ertelenmesi‐
dir.ʹ Bu tanımdan sonra maddenin ikinci fıkrasında Genel Kurulca başka bir
karar alınmadıkça Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 1 Temmuz günü tatile
gireceği belirtilmekte ve Anayasa'nın yalnızca tatil sözcüğüne bağladığı
kural tekrarlanmaktadır: ‘Bir yasama yılı içinde üç aydan fazla tatil yapılamaz.’
Buna karşılık İçtüzüğün 6. maddesi, ‘Ara Verme’ başlığı altında şu ta-
nımı getirmektedir: ‘Ara verme, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onbeş günü
geçmemek üzere çalışmalarını ertelemesidir.’
Bu farklı terminoloji öğretide de aynı şekilde kullanılmakta, hatta bun-
dan pratik sonuçlar çıkarılmaktadır. Örnekler: ‘Anayasaʹnın tatil ve ara ver‐
meyi ayrı ayrı isimlendirmesi karşısında, ara verme ile geçen sürelerin Meclisin en
çok üç aylık tatil süresi dışında tutulduğunu kabul etmek gerekir.’ :(Tanör -
Yüzbaşıoğlu, Türk Anayasa Hukuku, 6. bası, s.246) ; ‘Meclis bir yasama yılında
en çok üç ay tatil yapabilir. ...: Ancak Meclis, tatilin dışında da daha kısa sürelerle
çalışmalarına ara verebilir.’ ÖZBUDUN, Türk Anayasa Hukuku, 7. bası, s. 298;
‘TBMM bir yasama yılında en çok üç ay tatil yapabilir. ... Ancak bu Anayasa hük‐
mü meclisin tatil dışında, bir seferinde 15 günü geçmemek koşuluyla çalışmalarına
ara vermesine engel değildir’: SABUNCU, Anayasaya Giriş, 9. bası, s. 183.)
Sonuç olarak 100/2. maddede öngörülen sürenin aşıldığında hiçbir kuş-
ku yoktur.
Ancak sürenin aşılmış olması, kendiliğinden soruşturma raporunun
yokluğu ya da bu rapora dayanılarak açılmış bulunan davanın düşmesi
sonucunu doğurmaz. Her ne kadar Anayasanın 100. maddesinin ikinci fık-
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
254
rasının sonuna 2001 Anayasa değişikliği ile eklenen ‘Bu süre içinde raporun
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına teslimi zorunludur.’ şeklindeki cümle
kesin ve zorlayıcı bir ifade taşımaktaysa da bu ifadenin konuluş amacına
göre yorumlanması gerekir. 100. madde ile ilgili değişiklik gerekçesinde
‘Böylece bu konudaki işlerin sürüncemede kalmasının önlenmesi sağlanacak ayrıca
Meclis Soruşturması gibi önemli bir denetim mekanizmasının siyasallaşmasının
önüne geçilecektir.’ denilmektedir. Şu halde bu süre hak düşürücü süre niteli-
ğinde olmayıp, iki amaçla düzenlendiği anlaşılmaktadır: l) ’İşlerin sürünce-
mede kalmasını önlemek’; 2) ‘Meclis soruşturmasının siyasallaşmasının
önüne geçmek’ Bu amaçlardan birincisi yeni eklenen cümleden önceki cüm-
le ile zaten karşılanmıştı: ‘Soruşturmanın bu sürede bitirilememesi halinde, ko‐
misyona iki aylık yeni ve kesin bir süre verilir.’ Buradaki kesin süre esasen so-
ruşturmanın sürüncemede kalmasını önlemek için konulmuştu.
Bu nedenle ek cümlenin yorumunda ve davadaki ön sorunun çözü-
münde asıl belirleyici olan ikinci amaç, yani ‘Meclis Soruşturması gibi önemli
bir denetim mekanizmasının siyasallaşmasının önüne geçme’ amacıdır.
O zaman sorun, ‘Anayasada öngörülen soruşturma süresinin konuyu si-
yasallaştırma amacıyla aşılıp aşılmadığı’ sorusunda düğümlenmektedir.
Bu duruma göre, olayda komisyonun kuruluşundan 25 gün kadar sonra
görev bölümü yapması ve görevinin Meclis Genel Kurulu'nca bu tarih itiba-
riyle başlatılması ve buna ek olarak 15 günlük ara verme süresinin de top-
lam süreye eklenmesi, sürenin hesaplanması yönünden hatalı bir yorum ve
değerlendirme olsa da, bunun, soruşturma sürecinin somutluğu içinde so-
ruşturmayı siyasallaştırma amacı ya da kastı ile yapıldığını kabul etmek
mümkün görünmemektedir.
Soruşturma süresine ilişkin talebin açıklanan nedenlerle reddi gerekir-
ken, soruşturmanın süresi içinde yapıldığı yönündeki çoğunluk görüşüne
katılmıyoruz”.
3‐ Meclis Araştırma Komisyonu’nun Görev ve Yetki Sınırlarını Aştı‐
ğına İlişkin İtirazlar
Meclis Araştırma Komisyonu’nun görev ve yetki sınırlarını aşarak sa-
nıklar hakkında Soruşturma Komisyonu kurulması yönünde karar almış
olmasının, Anayasa ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde yer alan
düzenlemelere ve Meclis Araştırma Komisyonu kurumunun niteliğine ay-
kırı olduğuna ilişkin itirazının incelenmesinde;
Anayasa’nın 98. maddesi ve İçtüzüğün 104 ve 105. maddelerine uygun
olarak, “Yolsuzlukların Sebeplerinin Sosyal ve Ekonomik Boyutlarının Araştı-
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
255
rılarak Alınması Gerekli Önlemlerin Belirlenmesi Amacı İle 10/9 Esas sayılı
Meclis Araştırma Komisyonu” kurulmuştur. Ancak, sanıklar hakkında Meclis
Soruşturması açılmasına ilişkin TBMM Genel Kurulu Kararının iddia edildiği
gibi, Meclis Araştırma Komisyonu’nun vermiş olduğu karar gözetilerek değil,
usulüne uygun verilen önergeler üzerine alındığı anlaşılmıştır. Meclis Soruş-
turması açılmasına ilişkin TBMM Genel Kurulu kararının yöntemine uygun
önergeler üzerine alınmış olması karşısında, konunun daha önceden Meclis
Araştırma Komisyonunda incelenerek ilgililer hakkında Meclis Soruşturması
açılması yönünde karar verilmesinin Soruşturma Komisyonu’nun yaptığı
işlemlerin geçerliliği üzerinde bir etkisi bulunmamaktadır.
Bu nedenle Meclis Araştırma Komisyonu’nun görev ve yetki sınırlarını
aşarak sanıklar hakkında soruşturma Komisyonu kurulması yönünde aldığı
karara ilişkin itirazın 16.2.2005 gününde, Başkan Mustafa BUMİN Başkan
vekili Haşim KILIÇ, Üyeler Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Tülay
TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Mustafa YILDIRIM, Fazıl
SAĞLAM, A. Necmi ÖZLER ve Serdar ÖZGÜLDÜR’ün oylarıyla
OYBİRLİĞİ ile REDDİNE karar verilmiştir.
4‐ Önceki Dönemde Meclis Genel Kurulu’nda Yüce Divan’a Sevk
Edilmeme Kararı Verilmiş Olmasına Rağmen Aynı Konuda Tekrar
Soruşturma Açılarak Yüce Divan’a Sevk Kararı Verilmesinin Ey‐
lemli Bir İçtüzük İhlali Niteliğinde Bulunması Nedeniyle Anılan
Kararın İptaline Yönelik İtirazlar
Anayasa Mahkemesi’nin görev alanı Anayasa’da çerçevelenmiştir. Ana-
yasa Mahkemesi’nin görevleri arasında, Meclis’in “karar” şeklindeki işlem-
lerinin Anayasa Mahkemesi’nce denetlenmesi yer almamaktadır. Ancak istis-
nai olarak hangi tür parlamento kararlarının Anayasa Mahkemesi’nce denet-
lenebileceği, Anayasa’nın 85. ve 148. maddelerinde gösterilmiştir. Bu nedenle,
Meclis Soruşturması açılıp açılmaması, Meclis Soruşturmasının yürütülmesi,
Soruşturma Komisyonu’nun kurulması, bu komisyona üye seçilmesi gibi ko-
nulardaki TBMM kararları aleyhine, Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle
Anayasa Mahkemesi’ne iptal istemiyle başvurulması imkânı yoktur.
Meclis Soruşturmasının değişik aşamalardaki kararların alınışı sırasında
ortaya çıkabilecek İçtüzük ihlallerinin bir içtüzük değişikliği şeklinde nite-
lendirilmesi halinde, bu kararlar aleyhine Anayasa Mahkemesi’ne kimlerin
başvurabilecekleri Anayasa’da açıkça belirlenmiştir. Buna göre kanun, KHK
ve TBMM İçtüzüğü’nün veya bunların belli madde veya hükümlerinin Ana-
yasa’ya aykırı olduğu iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’nde iptal davası açma
yetkisi, Cumhurbaşkanına, İktidar ve Anamuhalefet partilerinin Meclis
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
256
gruplarına ve TBMM’nin üye tamsayısının en az beşte biri tutarındaki mil-
letvekillerine tanınmıştır. Sanıkların sayılanlar arasında olmadığı açıktır.
Belirtilen nedenlerle daha önceki dönemde Meclis Genel Kurulunda Yü-
ce Divan’a sevk edilmeme kararı verilmiş olmasına rağmen, aynı konuda
tekrar soruşturma açılarak Yüce Divan’a sevk kararı verilmesinin, aynı za-
manda eylemli bir İçtüzük değişikliği niteliğinde bulunduğu, Ceza Muha-
kemeleri Usulü Kanunu’nun 253. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca dava-
nın reddine ve aynı zamanda İçtüzük değişikliği niteliğindeki işlemin ipta-
line karar verilmesi gerektiği yönündeki itirazlarının 16.2.2005 gününde,
Başkan Mustafa BUMİN Başkan vekili Haşim KILIÇ, Üyeler Sacit ADALI,
Fulya KANTARCIOĞLU, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet
ERTEN, Mustafa YILDIRIM, Fazıl SAĞLAM, A. Necmi ÖZLER ve Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün oylarıyla OYBİRLİĞİ ile REDDİNE karar verilmiştir.
B‐ DİĞER İSTEMLERLE İLGİLİ ARA KARARLARI
- Eşref ve Münire Albay’ın, sanık Ahmet Mesut Yılmaz’ın kendileri hak-
kında gerçekleştirilen bir işlemle ilgili olarak, sorumlu olduklarını düşün-
dükleri kimi kamu görevlilerinin yargılanmalarını engellediği, bu nedenle
maddî ve manevî zarara uğramalarına sebep olduğu savıyla, davaya katılma
istemlerini içeren 19.11.2004 ve 3.1.2005 günlü dilekçeleri ile ilgili olarak
tarafların görüşleri alındıktan sonra, iddiaya konu olayların görüşülmekte
olan kamu davasıyla her hangi bir ilgisinin bulunmaması, ayrıca sanık Ah-
met Mesut Yılmaz’a isnat edilen suçtan dolayı doğrudan veya dolaylı bir
zarar görmemiş olmaları karşısında, adı geçen kişilerin 1412 sayılı Ceza Mu-
hakemeleri Usulü Kanunu’nun 365. maddesine uygun olmayan katılma
istemlerinin REDDİNE karar verilmiştir.
-Sanık Güneş Taner ve müdafii Av. Ömer Lütfü Avşar’ın bu yöndeki is-
temleri üzerine, Yüce Divan 16.2.2005 günlü kararı ile sanık Güneş Taner’in
rahatsızlığı nedeniyle sonraki duruşmalardan, gerektiğinde çağrılmak üzere
vareste tutulmasına OYBİRLİĞİ ile karar vermiştir.
- Güneş Taner müdafii Av. Ömer Lütfü Avşar’ın, 11.2.2005 günlü dilek-
çesinde ileri sürdüğü, sevk kararı açık olmadığından tavzihi gerektiğine
ilişkin isteminin suçlama konusunun net ve anlaşılabilir olması nedeniyle
REDDİNE karar verilmiştir.
- Sanık Güneş Taner müdafii Av.Ömer Lütfü Avşar, 24.3.2005 günlü otu-
rumda ve 31.3.2005 günlü dilekçesi ile;
İhale öncesinde Ankara 8. İdare Mahkemesine açılan dava sonunda
mahkemesince verilen kararın, Sabri Uzun tarafından Komisyona sunulan
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
257
Güneş Taner, Cem Uzan ve bilinmeyen bir şahsın bulunduğu fotoğrafın,
Soruşturma Komisyonu Raporunun 298 ve 340. sayfalarında yer alan eklerin
orijinallerinin, Soruşturma Komisyonunda dinlenen tüm tanıkların dinleme
tutanaklarının Yüce Divan dava dosyasına sunulmaması nedeniyle tüm
Komisyon çalışmalarının bant kayıtlarının orijinallerinin, Aktif Analiz Ser-
best Muhasebecilik Mali Müşavirlik A.Ş. tarafından düzenlenen Türk Ticaret
Bankası Değerlendirme Raporunun orijinalinin istenilmesini, Hazineden
Sorumlu Devlet Bakanı Güneş Taner tarafından İçişleri Bakanlığına yazılan
20.10.1998 günlü yazının akibetinin sorulmasını talep etmiştir.
Soruşturmanın esasını doğrudan ilgilendirmeleri nedeniyle İçişleri Ba-
kanlığı Müsteşarı imzalı Emniyet Genel Müdürlüğü antetli 4.8.1998 günlü, B-05-
1-EGM-009.06.01/375-3299 sayılı yazının muhatap TMSF’deki orijinali ile bu
yazının İçişleri Bakanlığındaki karşılığı ve dayanağı yazışmaların tamamının,
Emniyet Genel Müdürlüğündeki müstenidatların tamamının ve Hazine Müste-
şarlığındaki üç tane onay yazısı taslağının ıslak imzalı orijinallerin ilgili kurum-
lardan istenilmesine, bunun dışındaki taleplerinin ise soruşturmanın esasını
doğrudan ilgilendirmemesi nedeniyle REDDİNE karar verilmiştir.
- Ahmet Mesut Yılmaz müdafileri, Yüce Divan Başkanlığına kim tara-
fından gönderildiği belirlenemeyen üç sayfası Türkçe’ye çeviriden ibaret
bulunan, içeriğinde 17 Şubat 1998 tarihinde Korkmaz Yiğit’e ait olduğu be-
lirtilen Saber Halkla İlişkiler isimli şirketin hesabından Aloha isimli hesap
sahibi Turgut Yılmaz’a 14 000 000 ABD dolarının havale edildiğine ilişkin
altı sayfalık belgelerin dosyadan çıkartılmasına karar verilmesi isteminde
bulunmuşlardır. Sanık Ahmet Mesut Yılmaz’ın kardeşi Turgut Yılmaz ile
Korkmaz Yiğit arasında ticari ilişki olup olmadığı, gönderilen belgelerdeki
işlem tarihi ve suçlama konusu eylemler değerlendirildiğinde, yapılan ihba-
rın araştırılmasının uygun olacağı sonucuna varılarak, sanık Ahmet Mesut
Yılmaz vekillerinin ihbar mektubunun dosyadan çıkarılmasına karar veril-
mesi yönündeki istemlerinin REDDİNE karar verilmiştir.
Meclis Soruşturma Komisyonu Raporunda yer almayan, ancak, sanıklar
hakkındaki iddialarla ilgili görülebilecek ve içeriğinde 17 Şubat 1998 tarihle-
rinde, Korkmaz Yiğit adına Saber Halkla İlişkiler Şirketi’nin Dubai Ulusal
Bankası’nda bulunan 0127058715 numaralı hesabından, bu şahıs adına Saber
Halkla İlişkiler Şirketi’nin talimatıyla 14.000.000 Amerikan dolarının, Grand
Cayman UBS’deki “Aloha” adlı Turgut Yılmaz’a ait hesaba havale edildi-
ği”ne yönelik bilgiler bulunan belgeler duruşma sırasında Yüce Divan Baş-
kanlığına gönderilmiştir. Anılan belgelerin ve belge içeriğinde belirtilen
hususların gerçeği yansıtıp yansıtmadığının saptanması amacıyla ilgili ülke-
ler adli makamlarıyla yazışmalar yapılmış ve cevaplar alınmıştır.
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
258
Korkmaz Yiğit’in Turgut Yılmaz’a 14.000.000 ABD doları ödediği iddia-
larına ilişkin olarak elinde bilgi ve belge olduğunu belirten ve Victor
Karahan ismiyle imzalanan bir dilekçe ile ilgili olarak, dilekçede belirtilen
bilgilere göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yazışmalar ya-
pılmış ve verilen cevaplar Yüce Divan Başkanlığına gönderilmiştir.
Yapılan yazışmalar neticesinde, Victor Karahan isimli bir şahsın belirti-
len adreste bulunmadığı, belge içeriğindeki hususların gerçeği yansıtmadığı,
belgede geçen tarihlerde Saber Halkla İlişkiler isimli şirketin anılan Bankada
hesabının bulunmadığı ve bu hesaba belirtilen nitelikte bir para transferinin
de gerçekleşmediğinin bildirildiği görülmüştür.
Açıklanan nedenlerle, sanıklara yönelik bu iddialara itibar edilmemiştir.
VI‐ ESASA İLİŞKİN TESPİT VE DEĞERLENDİRMELER
TBMM Genel Kurulunca 27.10.2004 günü sanıklar hakkında ayrı ayrı oy-
lanarak alınan 824 ve 825 sayılı kararlar gereğince 9/5-6 Esas sayılı Soruş-
turma Raporu ile sanıklar eski Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz ve eski Devlet
Bakanı Güneş Taner’in Türk Ticaret Bankası(Türkbank) ihalesi sürecinde,
ihalenin yapımında ve fiyat oluşumunda fesat karıştırmak suretiyle gü-
dümlerinde bir medya düzeni kurmak için tüm organizasyonları gerçekleş-
tirdikleri, böylece siyasi rant amaçladıkları, ayrıca Türkbank ihalesi ile doğ-
rudan ilişkisi bulunmayan üçüncü şahıs konumundaki Kamuran Çörtük’e
ihalede üstlendiği aracılık misyonunun karşılığı olarak Genç TV’nin bedelsiz
olarak verilmesini sağladıkları iddiasıyla sanıkların eylemlerine uyan 765
sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 64. maddesinin birinci fıkrası delaletiyle aynı
Kanun’un 205., 219. maddesinin birinci ve dördüncü fıkraları ve 33. maddesi
gereğince cezalandırılmaları istenmiştir.
A‐ TÜRKBANK’IN STATÜSÜ VE MALİ DURUMU İLE HAZİNE
HİSSELERİNİN DEVRİNE İLİŞKİN GELİŞMELER
1‐ Bankanın Yapısı ve Sermayesindeki Değişiklikler
a)‐ Banka Hakkında Genel Bilgi
TBMM Meclis Soruşturma Komisyonu Raporunda Banka’nın yapısı ile
ilgili bilgiler özetle şöyledir:
Türkbank, İslam Ticaret Bankası A.Ş. adı altında, 9.3.1913 tarihinde
Adapazarı’nda mahalli bir banka olarak kurulmuştur. Ticaret unvanı
31.3.1937 tarihinde değiştirilen Türk Ticaret Bankası A.Ş. olarak ülke banka-
ları arasında yerini almıştır.
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
259
Banka’nın sermayesi 15.12.1993 tarihinde 1 trilyon liraya çıkarılmıştır.
31.12.1993 tarihi itibariyle, Bankanın ortaklık yapısı aşağıdaki gibidir:
Pay Sahipleri: Payların Dağılımı (%)
Türkiye Ticaret Bankası Mensupları
Sosyal Güvenlik Sandığı Vakfı 84,19
Hazine Dış Ticaret Müsteşarlığı 13,55
Diğer 2,26
Türk Ticaret Bankası’nın mali bünyesinin zafiyete uğraması nedeniyle,
Devlet Bakanlığının 2.9.1994 gün ve 94/1061 sayılı onayı ile 3182 sayılı Ban-
kalar Kanunu’nun 64. maddesinin 1. fıkrası kapsamına alınmıştır. Bu madde
ile Hazine’den sorumlu Bakana banka yönetiminden, mali yapının güçlendi-
rilmesi ile ilgili tedbirler almasını isteme yetkisi, banka yönetimine de bu
tedbirleri uygulayarak sonuçlarını Hazine Müsteşarlığı’na bildirme görevi
vermektedir. Ayrıca Bakana, yönetim kurulu, müdürler kurulu ve denetim
kurulu üyelerini kısmen ya da tamamen görevden alma ve yerlerine yenile-
rini atama yetkisi tanınmaktadır.
Söz konusu onay ile Hazine Müsteşarlığı banka yönetiminden sermaye
artırımı yapmasını, satılabilir taşınmazlarını satmasını, risk doğurucu iş-
lemlerden kaçınmasını, nitelikli personel istihdam etmesini ve rasyonel bir
yönetim anlayışı geliştirmesini istemiştir.
Bankanın mali durumunu bozan en önemli etken, Sümer Holding Gru-
buna kullandırılan krediler olmuştur. Zamanla tahsil kabiliyeti yitirilen söz
konusu kredilerin tasfiye edilmesi amacıyla 28.4.1994 tarihinde Kamu Or-
taklığı İdaresi, Sümer Holding ve Banka arasında bir protokol düzenlenmiş
ve Banka 3,6 trilyon liralık alacağından vazgeçmiş, kalan alacakları ise nakde
dönüşme kabiliyeti bulunmayan gelir ortaklığı senetlerine bağlanmıştır.
Bankanın mali durumunu bozan bir diğer etken; TYT Bank ve Marmara
Bankasına yapılan yüksek tutardaki repoların, adı geçen bankaların 1994 yı-
lında batması nedeniyle geri dönüşünün sağlanamamasıyla ortaya çıkmıştır.
1994 yılında yaşanan döviz kurlarındaki yüksek oranlı artış sonucunda,
Banka daha da zor duruma düşmüştür.
Bu dönem içerisinde Bankanın gerek yönetim, gerek denetim kurullarına
Hazine temsilcileri de katılmıştır. Bankanın 3182 sayılı Bankalar Ka-
nunu’nun 64. maddesi kapsamına alınmasından sonra ise, gerek yönetim,
gerekse de denetim kurulları Bankalar Kanunu’nun verdiği yetkiye dayana-
rak Hazine Müsteşarlığı tarafından atanmıştır. Bu dönemde geri dönüş ola-
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
260
nağı bulunmayan krediler verilmeye devam edilmiş ve gerçek durumu giz-
leyen bilançolar düzenlenmiştir.
Türk Ticaret Bankası Munzam Sosyal Güvenlik ve Emekli Sandığı Vakfı
kendi içerisinde yönetim değişikliğine gittikten sonra, 5.11.1996 ve 5.12.1996
tarihlerinde iki kez olağanüstü genel kurul toplantısı isteminde bulunmuştur.
Bankanın zarar üretmeye devam etmesi ve yapısal sorunlarının çözüle-
memesi üzerine, Banka, 26.5.1997 günlü olurla TMSF’na devredilmiştir.
Banka yönetimi, Bankanın devir tarihi olan 26.5.1997 tarihi itibariyle bi-
lânço ve kar zarar tablolarını TMSF’ye yollamıştır. Buna göre, Banka’nın
toplam zararının 70,2 trilyon lira, özkaynak açığının ise, 68,9 trilyon lira ol-
duğu görülmektedir. 26.5.1997 tarihi esas alınarak bağımsız denetim kuru-
luşu Aktif Analiz Serbest Muhasebecilik Mali Müşavirlik A.Ş. tarafından
yapılan denetim sonucunda düzenlenen 12.8.1997 tarihli raporda, 45,108
trilyon lira cari dönem zararı olmak üzere, Banka’nın toplam zararı 106,372
trilyon lira olarak belirlenmiştir. Bağımsız denetim raporunda yer alan devir
bilânçosunun, Bankalar Yeminli Murakıbı Sinan Çam tarafından incelenmesi
sonucunda düzenlenen 31.7.1997 tarihli mütalaaya göre ise, toplam zarar
105,603 trilyon lira, özkaynak açığı ise 81,282 trilyon liradır. Aynı bilânço
rakamlarına dayanılarak banka toplam zararı, Bankacılık Düzenleme ve
Denetleme Kurulu tarafından 107,228 trilyon lira olarak hesaplanmıştır.
Türk Ticaret Bankası Munzam Sosyal Güvenlik ve Emekli Sandığı Vakfı
tarafından, Banka’nın TMSF’ye devri hakkında açılan dava sonucunda; An-
kara 8. İdare Mahkemesinin 14.7.1997 günlü yürütmeyi durdurma kararı
üzerine, Banka 4.8.1997 günlü olurla yeniden 64. maddesinin birinci fıkrası
kapsamında izlemeye alınarak eski sahiplerine iade edilmiştir.
Türk Ticaret Bankası A.Ş.’nin 29.8.1997 tarihli olağanüstü genel kuru-
lunda sermayesi 3 trilyon liradan 50 trilyon liraya çıkarılmıştır. Süresi içeri-
sinde kullanılmayan rüçhan hakları 6.11.1997 tarihinde TMSF tarafından
kullanılmış ve banka hisselerinin % 84,52 oranındaki hissesi TMSF’nun mül-
kiyetine geçmiştir.
3182 sayılı Bankalar Kanunu’nun 64. maddesinin “bankanın yönetimini
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının görüşünü de alarak TMSF’na tevdi
etmeye veya” bölümünün Anayasa Mahkemesi’nin 9.10.1997 günlü, 1997/65
Karar sayılı kararıyla iptal edilmesi üzerine, Fon Yönetimi ile bankanın ço-
ğunluk hissesine sahip Sandık Yönetimi, Türk Ticaret Kanunu’nun 324.
maddesine göre Fonun sermaye artırımına katılarak banka hisselerine sahip
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
261
olması hususunda aralarında anlaşmışlardır. Adı geçen madde hükmü ay-
nen şöyledir:
“Son yıllık bilançodan esas sermayenin yarısının karşılıksız kaldığı anlaşılırsa,
idare meclisi derhal toplanarak durumu umumi heyete bildirir. Şirketin aciz halinde
bulunduğu şüphesini uyandıran emareler mevcutsa idare meclisi aktiflerin satış
fiyatları esas olmak üzere bir ara bilançosu tanzim eder. Esas sermayenin üçte ikisi
karşılıksız kaldığı takdirde, umumi heyet bu sermayenin tamamlanmasına veya
kalan üçte bir sermaye ile iktifaya karar vermediği takdirde şirket feshedilmiş sayılır.
Şirketin aktifleri şirket alacaklarının alacaklarını karşılamaya yetmediği takdirde
idare meclisi bu durumu derhal mahkemeye bildirmeye mecburdur. Mahkeme bu
takdirde şirketin iflasına hükmeder. Şu kadar ki; şirket durumunun ıslahı mümkün
görülüyorsa idare meclisi veya bir alacaklının talebi üzerine mahkeme iflas kararını
tehir edebilir. Bu halde mahkeme, envanter tanzimi veya bir yediemin tayini gibi
şirket mallarının muhafazası için lüzumlu tedbirleri alır.”
Türkbank’ın 3.2.1998 tarihli olağanüstü genel kurulunda sermayesi 50
trilyon liradan 120 trilyon liraya çıkarılmış ve rüçhan hakları yine TMSF
tarafından kullanılmıştır. 31.6.2001 tarihi itibariyle (tasfiye tarihi) 120 trilyon
lira tutarındaki sermayesinin hissedarlar arasındaki dağılımı ise şöyledir.
Pay Sahipleri: Payların Dağılımı (%)
TMSF 92,84
TTB Mun.Sos.Güv.Em.Yrd.S.V. 5,65
Hazine M. 0,96
Diğer 0,55
b)‐ Türkbank’a Aktarılan Kamu Kaynakları
Türkbank, TMSF’na 26.5.1997 tarihinde devredilmiştir. Bu tarih itibarıyla
zararı 107.228 milyar liradır. Bu tutarın karşılığı ise 777.577.955 dolardır.
Fonlama zararı 213.920 milyar liradır. Bu tutarın karşılığı ise, tasfiyeye ilişkin
yürütmeyi durdurma tarihi olan 30.9.2001 döviz kuruna göre, 138.893.872 do-
lardır. Toplam zararı 321.148 milyar lira ve 916.471.827 dolardır.
TMSF tarafından Türkbank’a;
3.6.1997 tarihinde 3 trilyon,
19.6.1997 tarihinde 37 trilyon,
6.11. 1997 tarihinde 2,262 trilyon,
16.12.1997 tarihinde 70 trilyon,
olmak üzere toplam 112,262 trilyon lira kaynak aktarılmıştır. Bu tutarın
karşılığı 628.315.526 dolardır. Bu tutarın 99.167 trilyon lirası sermaye artırı-
mında kullanılmıştır. Bu tutarın karşılığı ise, 573.915.043 dolardır. Sermaye
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
262
artırımında kullanılmayan 10.833.312.301.000 lira ise, faizsiz ve vadesiz
mevduat olarak aktarılmıştır. Bu tutar 23.6.1999 tarihinde Fon’a iade edil-
miştir. Aktarma tarihindeki döviz karşılığı 54.358.915 dolardır. İade tarihin-
deki döviz karşılığı 26.024.475 dolardır. Fark tutar olan 28.374.440 dolar ka-
dar Bankaya katkı sağlanmıştır.
6.11.1997 tarihinde aktarılan 2.262 milyar liranın döviz karşılığı
12.359.980 dolardır.
26.4.2000 tarihinde bankaya 63.009 milyar lira aktarılmış, bu tutar
19.06.2000 tarihinde geri alınmıştır. Aktarma tarihindeki döviz karşılığı
104.302.786 dolardır. İade tarihindeki döviz karşılığı 102.727.096 dolardır.
Fark tutar olan 1.575.680 dolar kadar bankaya katkı sağlanmıştır.
Bu durumda, aktarılan kaynak ve sağlanan menfaat toplamı 616.224.152
dolar olmaktadır (573.915.043+12.359.980+28.374.440+1.575.680).
Ayrıca, 7.12.2000.14.05.2001 tarihlerinde aktarılan Devlet İç Borçlanma
senetlerinin Bankaya verildikleri tarihlerdeki karşılıkları toplamı da
367.017.804 dolardır.
İkisinin toplamı 983.242.956 dolardır.
Bankanın 30.9.2001 tarihli net öz kaynak tutarı ise, 200.007 milyar liradır.
Bu tutarın döviz karşılığı 130.470.349 dolardır.
Bu durumda, Türkbank’ın kamuya maliyeti 852.772.607 dolar
(983.242.956 -130.470.349) olmaktadır.
Sanık Ahmet Mesut Yılmaz 30.6.1997 - 11.1.1999 tarihleri arasında, sanık
Güneş Taner ise, 30.6.1997 - 25.11.1998 tarihleri arasında görev yapmıştır.”
2‐ Türkbank’ın Satılmasına Yönelik Önceki Girişimler
Türk Ticaret Bankasının, 4 Ağustos 1998 tarihindeki satış ihalesinden
önce, iki kez daha satılması gündeme gelmiştir.
Türkbank hisselerinin satışıyla ilgili (9/43) Esas sayılı önceki Meclis So-
ruşturma Komisyonu, MİT Müsteşarlığından birinci satış teşebbüsü ile ilgili
bilgi istemiştir. Müsteşarlık tarafından Komisyona iletilen 31.3.2000 tarihli
bilgi notunda; “Erol Evcil’in Türk Ticaret Bankasını satın alarak, bankaya olan
borçlarını tasfiye etmek, hatta banka kaynaklarından yararlanmak suretiyle, diğer
bankalara olan borçlarını ödemek istediği, bu nedenle adı geçen bankayı satın almak
için büyük çaba sarfettiği, bu konuda Alaettin Çakıcı’dan yardım talep ettiği, Erol
Evcil’in Bankayı satın alamaması üzerine, Alaettin Çakıcı’nın Mehmet Üstünkaya,
Adil Öngen ve Ali Balkaner’i işe mani olmakla suçlayarak, hedef gösterdiği ve bu
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
263
çerçevede İMKB danışmanı Adil Öngen’e silahlı saldırıda bulunulduğu, şeklinde
duyumlar intikal etmiştir” denilmektedir.
İkinci alım teşebbüsü ise, işadamı Aydın Bolak’ın sahibi olduğu Türk
Petrol A.Ş. tarafından gerçekleştirilmiştir.
Türk Ticaret Bankası Munzam Sosyal Güvenlik Emekli ve Yardım Sandığı
Vakfı, Türkbank hisselerinin % 67.77’sini Türk Petrol A.Ş.’ne satmak için,
18.10.1997 tarihli yazısı ile Hazine Müsteşarlığına başvurmuştur. Ancak, Türk
Petrol A.Ş. 23.10.1997 tarihinde Vakfa, 24.10.1997 tarihinde de Müsteşarlığa bir
yazı yazarak, hisselerin alımından vazgeçildiğini bildirmiştir.
Vakıf Başkanı Celal Balabanlı (9/5,6) Esas numaralı Meclis Soruşturma
Komisyonu’nunda 2.3.2004 tarihinde vermiş olduğu ifadesinde; “Bankanın
% 85 hissesini ön protokolle Türk Petrol A.Ş.’ne sattıklarını, 1 trilyon kaparo
aldıklarını, alımdan vazgeçilmesi üzerine kaparoyu irat kaydettiklerini, ilgi-
linin kaparoyu geri almak için mahkemeye başvurduğunu, fakat alamadı-
ğını” söylemiştir.
Organize suç örgütleriyle ilgili (9/40-41) Esas Numaralı Meclis Soruş-
turma Komisyonu, bu konuyla ilgili olarak Alaettin Çakıcı’yı dinlemiştir.
Çakıcı bu konuda özetle; “Aydın Bolak Bankayı satın almak için emekli san-
dığı ile görüşmüş ve 5 milyon dolar da para vermişti. Mehmet Kocabaş’a;
Aydın Bolak’a gidip, bu bankanın bizim namus meselemiz olduğunu ve bu
işe girmemesini söylemesini istedim. Aydın Bolak’da 5 milyon dolarını yaktı
ve bizi kırmayarak bu işten vazgeçti” demiştir.
Daha önceki bu girişimlere rağmen Türkbank hisselerinin satışı gerçek-
leşememiştir.
3‐ İhale Mevzuatına Göre İhale Süreci
a)‐ İhaleye Hazırlık Aşaması
Hazine Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Devlet Bakanlığının 11.12.1997
tarih ve 58760 sayılı onayı ile Türk Ticaret Bankasının TMSF’na ait hissesinin
satışına izin verilmiştir.
Bunun üzerine, TMSF İdare Meclisi, 20.1.1998 tarih ve 2 sayılı kararı ile
Özelleştirme İdaresinden destek alınarak satış işleminin Fon tarafından ya-
pılmasını kararlaştırmıştır.
İhale öncesinde Türkbank’ın kasasında 485.000.000 dolar karşılığı devlet
tahvili bulunmaktadır. Mevcut Banka yönetimi bu tutarın sadece nemalarını
kullanmaya yetkilidir.
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
264
TMSF, Türk Ticaret Bankasının kendisine ait %84.52 oranındaki hissesini
satmak için öncelikle Tanıtım Dokümanı (Değer Tespit Raporu ile Tanıtım
Kitapçığı) ve İhale Şartları Belgesini hazırlamıştır. Tanıtım Dokümanı Aktif
Analiz Serbest Muhasebecilik Mali Müşavirlik A.Ş.’ne (Arthur Andersen)
hazırlattırılmıştır. TMSF İdare Meclisi 11.2.1998 tarih ve 7 nolu kararı ile,
tanıtım dokümanının hazırlanmasında Türk Ticaret Bankası A.Ş.’nin mevcut
bağımsız denetçisi olan Ergin Uluslararası Denetim ve Yeminli Mali Müşa-
virlik A.Ş. (Grant Thornton) tarafından hazırlanan 1997 yılı denetim raporu-
nun esas alınmasını kararlaştırmıştır. Aktif Analiz Serbest Muhasebecilik
Mali Müşavirlik A.Ş.’nin seçilmesinde Türk Ticaret Bankası A.Ş.’nin önceki
yıllarda denetim raporlarının bu firma tarafından hazırlanmış olması göz
önünde bulundurulmuştur. Değer Tespit Raporu ile bankanın değeri;
- İndirgenmiş Nakit Akımları yöntemine göre; 28.225.000.-59.980.000 do-
lar,
- Defter Değeri yöntemine göre; 92.503.000 dolar,
- Net Aktif Değeri yöntemine göre; 52.020.000 dolar,
- Piyasa Değeri yöntemine göre; 251.272.000 dolar,
olarak tespit edilmiştir.
İhale Şartları Belgesi(İhale Şartnamesi)nde ise satış işleminin sonuçlandı-
rılmasına kadar geçerli olacak esaslar belirlenmiştir. Satış ihalesinin teklif
alma ve pazarlık olmak üzere iki aşamada tamamlanması kararlaştırılmıştır.
İhalenin yapılmasında, katılımcılara eşit davranmak koşuluyla fon idare
meclisine, “İhale Usulü” başlıklı 4. madde ile geniş yetkiler tanınmıştır. Yine
geniş yetkiler içeren 10. ve 15. madde hükümleri de aynen şöyledir:
10. Geçici Teminatların İrat Kaydedilmesi ve Diğer Teklif Sahiplerine Çağrı
Yapılması
“Satışın kendisine yapılmasına karar verilen teklif sahibinin fon tarafından bil‐
dirilecek süre içerisinde sözleşmeyi imzalamaktan imtina etmesi veya diğer yüküm‐
lülüklerini yerine getirmemesi halinde, geçici ve ek geçici teminatları irat kaydedilir.
Bu durumda ikinci en yüksek teklifi verenden başlamak üzere diğer TEKLİF
SAHİPLERİ’ne sırasıyla çağrıda bulunarak aynı usul ve şartlar uygulanır.”
15. İhalenin Kesinleşmesi veya İptali
“İhale, FON İDARE MECLİSİ kararıyla kesinleşir. FON İDARE MECLİSİ
ihaleyi dilediğine verip vermemekte serbest olduğu gibi, ihalenin herhangi bir aşa‐
masında gerekçe göstermeksizin ihaleyi iptal edebilir.”
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
265
TMSF 30.4.1998 tarihli Resmi Gazete ile yerli ve yabancı gazetelerde ilan
vererek ihale sürecini başlatmıştır. İlan metninde Bankanın ödenmiş serma-
yesinin 50 trilyon lira olduğu ve Fon’un 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’na
tabi olmayıp, ihaleyi yapıp yapmamakta veya dilediğine yapmakta serbest
olduğu belirtilmiştir.
6 Ağustos 1997 tarih ve 23072 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Tasar-
ruf Mevduatı Sigorta Fonu Yönetmeliği’nin 22. maddesine göre, Fon, 2886
sayılı Devlet İhale Kanunu’na tabi değildir. Aynı Yönetmeliğin 12. madde-
sine göre de, Fon zorunlu hallerde sermayenin en az % 51’ine sahip olmak
koşuluyla sermaye artırımına iştirak etmek veya banka hisse senetlerini
satın almak suretiyle bankaya ortak olabilmektedir.
b)‐ İhalenin Yapılması
Türkbank ihalesiyle ilgili olarak süresi içerisinde toplam 26 firma şart-
name satın almıştır. Son teklif verme tarihi olan 4.6.1998 günü itibarıyla beş
istekli ihaleye teklif vermiştir. Bu firmalar şunlardır:
- Zorlu Holding A.Ş.( Ahmet Nazif Zorlu-Denizbank)
- Korkmaz Yiğit İnşaat Taahhüt ve Ticaret A.Ş.(Kokmaz Yiğit- Bank Eks-
pres)
- AS Yapı Endüstrisi A.Ş.(Ali Balkaner-Yurtbank)
- İpeks İplik Tekstil Sanayi A.Ş.( Hayyam Garipoğlu-Sümerbank)
- Avrupa ve Amerika Holding A.Ş.(Erol Aksoy-İktisat Bankası).
TMSF 5.6.1998 tarihli yazıları ile Rekabet Kurumu ile Hazine Müsteşarlı-
ğından katılımcılar hakkında ön izin talep etmiştir. Bu yazılarda teklif sa-
hipleri sıralanarak, 3182 sayılı Bankalar Kanunu ve 4054 sayılı Rekabetin
Korunması Hakkında Kanun çerçevesinde, ihaleye devam edilmesi için ka-
tılımcılar yönünden bir sakınca bulunup bulunmadığı sorulmuştur.
Rekabet Kurumu 6.7.1998 tarihli yazısı ile Hazine Müsteşarlığı ise,
20.7.1998 tarihli yazısı ile ön izni vermiştir.
4054 sayılı Kanun’un “Birleşme ve devralmalar” başlıklı 7. maddesine
göre:
“Bir ya da birden fazla teşebbüsün hakim durum yaratmaya veya hakim du‐
rumlarını daha da güçlendirmeye yönelik olarak, ülkenin bütünü yahut bir kısmında
herhangi bir mal veya hizmet piyasasındaki rekabetin önemli ölçüde azaltılması
sonucunu doğuracak şekilde birleşmeleri veya herhangi bir teşebbüsün ya da kişinin
diğer bir teşebbüsün mal varlığını yahut ortaklık paylarının tümünü veya bir kıs‐
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
266
mını ya da kendisine yönetimde hak sahibi olma yetkisi veren araçları, miras yoluyla
iktisap durumu hariç olmak üzere, devralması hukuka aykırı ve yasaktır.
Hangi tür birleşme ve devralmaların hukuki geçerlilik kazanabilmesi için Ku‐
rula bildirilerek izin alınması gerektiğini Kurul, çıkaracağı tebliğlerle ilan eder.”
Bu madde gereğince çıkarılan 1997/1 sayılı Rekabet Kurulu Tebliğine gö-
re, bir birleşme veya devralma işleminde, birleşmeyi veya devralmayı ger-
çekleştiren teşebbüslerin ilgili ürün piyasasında, toplam pazar paylarının
%25’i aşması veya bu oranı aşmasa bile toplam cirolarının 25 trilyon Türk
Lirasını aşması halinde, Rekabet Kuruluna izin için başvurulması gerek-
mektedir.
Rekabet Kurumu izin yazısında katılımcılardan herhangi birinin ihaleyi
kazanması durumunda sektördeki payı % 3,5’u aşmayacağından, rekabetin
olumsuz yönde etkilenmeyeceği, bu nedenle de ihaleye devam edilmesinde
4054 sayılı Kanun yönünden bir sakınca bulunmadığı belirtilmiştir.
Hazine Müsteşarlığı izin yazısında, teklif sahiplerinin banka sahibi ol-
maları nedeniyle 3182 sayılı Kanun’un 5. maddesine göre ihaleye devam
edilmesinde bir sakınca bulunmadığı ve katılımcıların Türkbank’ı rehabilite
etme gücüne sahip olup olmadıklarının ihale fiyatı da dikkate alınmak sure-
tiyle hisse devri izni verilmesi aşamasında değerlendirileceği bildirilmiştir.
5. maddeye göre bir bankanın %5 ve daha fazlasına sahip olacak ortakların,
kurucularda aranan nitelikleri taşımaları ve Hazine Müsteşarlığından izin
almaları gerekmektedir.
TMSF İdare Meclisi 22.7.1998 gün ve 24 numaralı kararında belirtilen
esaslar ile Türk Ticaret Bankası A.Ş.’nin TMSF’na ait %84.52 oranındaki his-
sesinin blok satışı için beş kişilik bir ihale komisyonu kurmuştur. Ayrıca,
satış işleminin Fon Genel Müdürlüğünce belirlenen esaslara göre yürütül-
mesi ve sonuçlandırılmasına karar verilmiştir.
Belirlenen bu esaslara göre:
- 28 ve 29.7.1998 tarihlerinde birinci toplantı yapılarak, katılımcılardan
revize teklifleri istenecektir.
- 4.8.1998 tarihinde ikinci toplantı yapılacak ve önce elemesiz revize tek-
lifler alınacaktır. Sonra, ihale komisyonunca en yüksek teklif açıklanarak, iki
adet elemeli tur yapılacak ve iki turda en düşük teklif veren katılımcı elene-
cektir.
- Üç teklif sahibi kaldığında ihaleye açık artırma ile devam edilecek ve 5
milyon dolar aralığı ile artırım yapılacaktır.
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
267
- Son teklif Fon İdare Meclisinin değerlendirmesine ve Hazine Müste-
şarlığı ile Rekabet Kurumunun onayına sunulacaktır. Olumlu izinden sonra
kati teminat ve peşinat alınarak hisselerin devir işlemleri teknik ve hukuki
yönden tamamlanmış olacaktır.
Basında çıkan söylentiler üzerine TMSF 24.6.1998 tarihinde Emniyet Ge-
nel Müdürlüğüne yazı yazarak ihaleyle ilgili söylentiler konusunda araş-
tırma yapılarak bilgi verilmesini istemiştir.
Türk Ticaret Bankası A.Ş ihalesi bilgilendirme toplantısına Korkmaz Yi-
ğit İnşaat Taahhüt ve Ticaret A.Ş.’ni temsilen, Korkmaz Yiğit ve Savaş Özcan
katılmış ve 28.5.1998 tarihinde gizlilik taahhütnamesini imzalamışlardır.
20.7.1998 gününde Hazine Müsteşarlığı tarafından katılımcılar açısından
ihaleye katılmalarında bir sakınca olmadığına dair ön izin verilmiştir.
TMSF 21.7.1998 tarihli yazısı ile Korkmaz Yiğit İnşaat Taahhüt ve Ticaret
A.Ş.’ni revize teklifini vermesi için 29.7.1998 gününde birinci tur görüşmeye
çağırmıştır.
TMSF 30.7.1998 tarihli yazı ile blok satışa ilişkin nihai görüşmenin (açık
artırma) 4.8.1998 tarihinde saat 10.30 da Merkez Bankası İdare Merkezi,
ANKARA adresinde yapılacağını katılımcılara bildirmiştir.
İhale Komisyonu 4.8.1998 tarihinde yapılan pazarlık sonucunda; ihale-
nin en yüksek teklifi 600.000.000- dolar karşılığında Korkmaz Yiğit İnşaat
Taahhüt ve Ticaret A.Ş. uhdesinde kaldığını tespit tutanağı düzenleyerek
kayıt altına almıştır. İhalede Korkmaz Yiğit İnşaat Taahhüt ve Ticaret
A.Ş.’ni, Korkmaz Yiğit, Ahmet Karahan ve Savaş Özcan temsil etmiştir.
İhale süreci aşağıda gösterildiği şekilde sonuçlanmıştır:
- Önce elemesiz revize teklifler alınmış ve ihale komisyonu en yüksek
teklifin 360 milyon dolar olduğunu açıklamıştır.
- Birinci elemeli turda, en düşük teklifi (380 milyon dolar) veren İpeks
İplik Tekstil Sanayi A.Ş. elenmiştir.
- İkinci elemeli turda, Zorlu Holding A.Ş. ile Korkmaz Yiğit İnşaat Taah-
hüt ve Ticaret A.Ş. aynı teklifi (445 milyon dolar) verdiği için tur tekrarlan-
mıştır. Bu turda en düşük teklifi (450 milyon dolar) veren AS Yapı Endüstrisi
A.Ş. elenmiştir.
- Avrupa ve Amerika Holding A.Ş., Zorlu Holding A.Ş. ile Korkmaz Yi-
ğit İnşaat Taahhüt ve Ticaret A.Ş.’nin katılımı ile ve 490 milyon dolar baş-
langıç tutarı ile pazarlık aşamasına geçilmiştir.
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
268
- Avrupa ve Amerika Holding A.Ş. 8. turda ve 585 milyon dolarda, Zorlu
Holding A.Ş. 8. turda ve 595 milyon dolarda ihaleden çekilmişlerdir. İhale 8.
turda 600 milyon dolar veren Korkmaz Yiğit İnşaat Taahhüt ve Ticaret
A.Ş.’nde kalmıştır.
4.8.1998 tarih ve 1 numaralı yazısı ile de İhale Komisyonu, TMSF İdare
Meclisi Başkanlığından son teklifler (en yüksek teklifi veren üç istekli) belir-
tilmek suretiyle, değerlendirme sonucu belirlenecek ticaret şirketine Fona ait
hissenin devredilebilmesi için gereken izinlerin Rekabet Kurumu ve Hazine
Müsteşarlığından alınması için gereğinin yapılmasını istemiştir. TMSF İdare
Meclisi 4.8.1998 tarih ve 25 nolu kararı ile söz konusu hissenin Korkmaz
Yiğit İnşaat Taahhüt ve Ticaret A.Ş.’ne devredilmesi için Rekabet Kurumu
ve Hazine Müsteşarlığına başvurulmasını kararlaştırmıştır. Bu izinler, ihale-
nin usulüne uygun yapılıp yapılmadığıyla ilgili olmayıp, Rekabetin Korun-
ması Hakkındaki Kanun ile Bankacılık Kanunundan kaynaklanmaktadır.
TMSF 24.6.1998 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğüne yazdığı ihaleyle
ilgili söylentilerin araştırılarak bilgi verilmesi istemli yazıda cevabın veril-
mesi için bir süre belirtmediği gibi, ihale sonuçlanana kadar herhangi bir
tekit de yazmamıştır. Yazıya rağmen satışla ilgili prosedür işlemeye devam
etmiştir. İçişleri Bakanlığı ihalenin yapıldığı gün olan 4.8.1998 tarihinde yaz-
dığı cevapta halen aranmakta olan bir organize suç örgütü mensubunun
ihaleye katılan Korkmaz Yiğit lehine baskılar yaptığını bildirmiştir. Yazı,
ihale sonuçlandıktan sonra TMSF’ye intikal etmiştir. TMSF İdare Meclisi
Başkanı Gazi Erçel, ihaleden sonra gelmiş olması ve ilgili yerlere de gönde-
rilmiş bulunması nedenleriyle, kendilerince değerlendirilmesini gerektirecek
bir hususun bulunmadığı düşüncesiyle, belirtilen durumu şerh düşerek
yazıyı saklamakla yetindiğini ifade etmiştir. Hazine yetkilileri ve sanıklarla
olan görüşmeler sırasında da bu yazı hakkında Gazi Erçel tarafından her-
hangi bir bilgi verilmemiş ve açıklama yapılmamıştır.
c)‐ Onay Aşaması
Rekabet Kurulu 20.08.1998 tarih ve 80/615-117 sayılı toplantısında
“Korkmaz Yiğit İnşaat Taahhüt ve Ticaret A.Ş‘nin Türk Ticaret Bankası
A.Ş.’nin %84,52 hissesini devralması işleminin 4054 sayılı Rekabetin Korun-
ması Hakkında Kanun’un 7. maddesiyle yasaklanan, bir ya da birden fazla
teşebbüsün hakim durum yaratmaya veya hakim durumlarını güçlendir-
meye yönelik olarak, ülkenin bütünü yahut bir kısmında herhangi bir mal
veya hizmet piyasasındaki rekabetin önemli ölçüde azaltılması sonucunu
doğuracak şekilde bir devralma olmadığı, dolayısıyla söz konusu devralma
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
269
işlemine izin verilmesi gerektiği” kararını almış ve 20.8.1998 günlü, 1893
sayılı yazı ile devre izin verildiğini bildirmiştir.
Hazine Müsteşarlığı da 8.9.1998 tarih ve 59582 sayılı yazısı ile ilgili fir-
madan alınan ek taahhütname karşılığında izin verildiğini bildirmiştir. Bu
yazıya esas 4.9.1998 tarihli bakan olurunda sadece Müsteşar Yener Dinçmen
ve Bakan Güneş Taner’in imzası bulunmaktadır. Müsteşar dışındaki bürok-
ratlar onay belgesini imzalamamışlardır.
Bürokratlarca hazırlanıp paraflanan fakat Müsteşar ve Bakan tarafından
imzalanmadığı için tekemmül etmeyen onay taslaklarında;
- Alıcının ihale bedeli ve Bankanın rehabilitasyonu için gereken yaklaşık
1,1 milyar dolarlık finansmanın kaynağı konusunda tatmin edici bir açık-
lama getiremediği,
- Alıcının yazılı ve görsel basında yüksek tutarlı alımlar yaptığı,
- Kamuoyunda ihaleye fesat karıştırıldığına ilişkin spekülasyonlar ya-
pıldığı,
şeklindeki bilgilerin değerlendirilmesinin gerektiği ifade edilmiştir.
Hazine Müsteşarlığı izin verirken Korkmaz Yiğit İnşaat Taahhüt ve Tica-
ret A.Ş.’nden bir taahhütname almıştır. 21.8.1998 tarihli bu taahhütnamede:
- Banka sermayesinin 2001 yılı sonuna kadar 500.000.000- dolar artırıl-
ması,
- Gerek hisse bedeli ödemesinde gerekse de sermaye artırımında
Türkbank ve Bank Ekspres kaynaklarının kullanılmaması,
- Türkbank Emekli Sandığı Vakfına karşı olan yükümlülüklerin sürmesi,
- Korkmaz Yiğit İnşaat Taahhüt ve Ticaret A.Ş. tarafından banka hissele-
rinin satılması durumunda önceden Hazine Müsteşarlığı’ndan izin alınması,
- 21.8.1998 günlü bu taahhütnamede belirtilen hususlara uyulmaması
durumunda 3182 sayılı Kanun’un uygulanmasından doğacak sonuçların
kabul edildiği,
cayılmaz ve süresiz olarak taahhüt edilmiştir.
TMSF İdare Meclisi, 17.9.1998 tarih ve 29 sayılı kararı ile Korkmaz Yiğit
İnşaat Taahhüt ve Ticaret A.Ş’ne satış sözleşmesinin imzalanması için
8.12.1998 tarihine kadar süre tanınmasına karar vermiştir.
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
270
TMSF Genel Müdürlüğü 17.9.1998 tarih ve 99813 sayılı yazı ile bu kararı
Korkmaz Yiğit İnşaat Taahhüt ve Ticaret A.Ş.’ne bildirmiştir.
5.10.1998 tarihinde, sanık Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz, Başbakan
Yardımcısı Bülent Ecevit, Devlet Bakanı Hüsamettin Özkan ve İçişleri Ba-
kanı Kutlu Aktaş Başbakanlık Konutunda toplanarak ihale sürecinin durdu-
rulmasını kararlaştırmışlardır. Durum Amerika’da bulunan sanık Devlet
Bakanı Güneş Taner’e de iletilmiştir. Bu süreç, Korkmaz Yiğit ile Kutlu
Aktaş arasında İçişleri Bakanlığında 29.8.1998 tarihinde yapılan görüşmede,
Yiğit’in Çakıcı ile ilişkisini itiraf etmesi ve Başbakan Yardımcısı Bülent Ece-
vit’in bundan haberdar olmasıyla başlamıştır.
8.10.1998 tarihinde gazeteci Tuncay Özkan sanık Ahmet Mesut Yılmaz’ı
ziyaret etmiş ve Fikri Sağlar’ın elindeki kaset hakkında bilgi vermiştir.
9.10.1998 tarihinde sanık Ahmet Mesut Yılmaz Emniyet yetkililerinden
kaset hakkında bilgi istemiş ve 11.10.1998 tarihinde deşifre metni kendisine
Antalya’da iletilmiştir.
13.10.1998 tarihinde Mersin milletvekili Fikri Sağlar kaset içeriğini ka-
muoyuna açıklamıştır. Kaset Fikri Sağlar’ın eline 29.9.1998 tarihinde geç-
miştir.
Hazine Müsteşarlığı, 14.10.1998 tarih ve 68627 sayılı yazı ile söz konusu
ihale hakkında meclis araştırması açılması talep edildiğinden, araştırmalar
sonuçlanıncaya kadar devre ilişkin izin ve satış sürecinin durdurulmasının
Bakanlık Makamının 13.10.1998 tarih ve 68624 sayılı oluru ile uygun bulun-
duğunu TMSF‘ye bildirmiştir.
TMSF İdare Meclisi, 14.10.1998 tarih ve 31 sayılı kararı ile satış sürecinin
durdurulması ve İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığına suç
duyurusunda bulunulmasına karar vermiştir. 15.10.1998 tarihinde TMSF suç
duyurusunda bulunmuştur.
Devlet Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı makamının 19.2.1999 gün ve
12057 sayılı oluru ile hisse devrine ilişkin olarak Devlet Bakanlığı makamı-
nın 8.9.1998 gün ve 5388 sayılı oluru ile verilen izin iptal edilmiştir. Hazine
Müsteşarlığı 22.2.1999 tarih ve 12438 sayılı yazı ile satış şartnamesinin 15.
maddesine göre ihaleyi iptal konusunda yetkili olan TMSF‘nun ihaleyi iptal
etmesinin uygun olacağını TMSF’ye bildirmiştir.
TMSF İdare Meclisi, 2.3.1999 tarih ve 30 sayılı kararı ile ihalenin iptal
edilmesine, teminat mektuplarının iadesine karar vermiştir.
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
271
4‐ Türkbank’ın Tasfiye Süreci
9.8.2002 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında bankanın infisah ve
tasfiyesine karar verilmiş ve tasfiye kararı 14.8.2002 tarihinde Ticaret Sicil
Memurluğunda tescil ve 19.8.2002 tarih ve 5616 sayılı Ticaret Sicil gazete-
sinde ilan edilmiştir.
Tasfiye kurulunun 1.12.2003 tarihli kararıyla şubelerinin tümünün sis-
temsel olarak kapatılma kararı alınmış ve 2.12.2003 tarihli kararı ile de gö-
revli tüm personelin iş akitlerinin feshine karar verilmiştir.
3.7.2003 gün ve 25257 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2003/5745 sayılı
Bakanlar Kurulu Kararı ile; Türk Ticaret Bankası Emeklilik Sandığı Vakfının,
bütün aktif ve pasifleriyle birlikte Sosyal Sigortalar Kurumuna devredilmesi
kararlaştırılmıştır.
5‐ İhale Sürecinde Gerçekleşen Olaylar
Türk Ticaret Bankası, mali bünyesindeki bozulma nedeniyle ilk kez
2.9.1994 tarihinde 3182 sayılı Bankalar Kanunu’nun 64. maddesinin birinci
fıkrası kapsamına alınmıştır. Bu madde, Hazine’den sorumlu Bakana, banka
yönetiminden mali yapının güçlendirilmesi ile ilgili tedbirler almasını isteme
yetkisi, banka yönetimine de bu tedbirleri uygulayarak sonuçlarını Hazine
Müsteşarlığı’na bildirme görevi vermektedir. Ayrıca Bakana, bankanın yöne-
tim kurulu, müdürler kurulu ve denetim kurulu üyelerini kısmen ya da ta-
mamen görevden alma ve yerlerine yenilerini atama yetkisi de tanınmaktadır.
Türk Ticaret Bankasının mali bünyesinin bozulması nedeniyle, Devlet
Bakanlığının 2.9.1994 gün ve 94/1061 sayılı onayı ile Hazine Müsteşarlığı
banka yönetiminden sermaye artırımı yapmasını, satılabilir taşınmazlarını
satmasını, risk doğurucu işlemlerden kaçınmasını, nitelikli personel istih-
dam etmesini ve rasyonel bir yönetim anlayışı geliştirmesini istemiştir.
TMSF İdare Meclisi Kararı ile Türk Ticaret Bankasına 2.6.1997 tarihinde 3
trilyon, 19.6.1997 tarihinde 37 trilyon ve 15.12.1997 tarihinde 70 trilyon ol-
mak üzere toplam 112.2 trilyon lira mevduat aktarılmıştır. Mevduat aktarımı
bankanın Merkez Bankası Ankara Şubesi nezdindeki Menkul Kıymetler
Depo Hesabına TMSF adına bloke edilerek, devlet iç borçlanma senedi kar-
şılığı yapılmıştır.
Gerek mevduat aktarımları gerekse de sermaye artırımları Hazine Müs-
teşarlığınca alınan Bakan olurlarına dayanılarak yapılmaktadır (26.5.1997
tarih ve 22768 sayılı onay ile 11.12.1997 tarih ve 58760 sayılı onaylar). 40
trilyon liralık mevduat aktarımı sanıkların göreve başladıkları 30.6.1997
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
272
tarihinden önce yapılmıştır.
26.5.1997 tarihinde dönemin Devlet Bakanı Ufuk Söylemez’in imzasıyla
Türkbank’ın idaresi Bankalar Kanunu’nun 64. maddesinin ikinci fıkrasına
göre TMSF’na devredilmiştir. TMSF tarafından Türk Ticaret Bankası hissele-
rinin devralınmasında, Bankalar Kanununun 5 inci maddesi gereğince alın-
ması gereken izin alınmamıştır.
Devir işlemine karşı Türk Ticaret Bankası Munzam Sosyal Güvenlik ve
Emekli Sandığı Vakfı Ankara 8. İdare Mahkemesine yürürlüğün durdurul-
ması istemli bir dava açmıştır. Mahkemenin isteme uygun olarak 14.7.1997
tarihinde yürürlüğün durdurulmasına karar vermesi nedeniyle Banka his-
seleri 4.8.1997 tarihinde tekrar eski ortaklarına iade edilmiştir.
Bu gelişme üzerine, Devlet Bakanlığı sermaye artırımı suretiyle
Türkbank’ın hisselerinin çoğunluğunun TMSF’ye devrinin sağlanması ve
satışa hazırlanması şeklinde bir çözüme başvurmuştur. Hazine Müsteşar-
lığı’nın Bakan Güneş Taner imzalı 31.2.1997 tarihli olurunda; “Bu durumda,
Fon tarafından yapılan sermaye artırımı ile ilgili işlemlerin iptalinin iç ve dış piya‐
salardaki olumsuz yansımalarının tüm bankacılık sistemini etkileyecek mahiyette
olması ve bankanın sorunlarının mevcut sermaye yapısıyla çözümüne imkan bu‐
lunmaması karşısında; mali bünyesi tüm sistemi tehdit eder derecede zafiyete uğra‐
mış olan bankanın durumunun, Bankalar Kanununun konuluş ve TMSF’nun ku‐
ruluş amaçları doğrultusunda ele alınıp, Bankalar Kanununun 64/1 inci maddesi‐
nin son paragrafındaki “Bakan mali bünyenin takviyesi için gerekli tüm tedbirleri
almaya yetkilidir” hükmü çerçevesinde değerlendirilmesi zorunluluk arzetmektedir.
Banka sermayesinin, 31.12.1996 tarihli bilançoda yer alan yeniden değerleme
fonu mevcudunun da kullanılması suretiyle, 50 trilyon liraya çıkarılması husu‐
sunda genel kurulun Ağustos 1997 sonuna kadar toplantıya çağrılmasının, serma‐
yenin genel kurul kararını izleyen 15 gün içinde taahhüt edilmesinin ve ödenmesi‐
nin banka yönetim kurulundan ve en büyük ortak konumunda bulunan Türk Tica‐
ret Bankası Munzam Sosyal Güvenlik Emekli ve Yardım Sandığı Vakfından isten‐
mesi,
Bu süre içinde taahhüt edilmeyen ve ödenmeyen sermayenin TMSF Yönetmeli‐
ğinin 11/3 üncü maddesi uyarınca TMSF tarafından, daha önce yapılmış bulunan
ödemelere mahsup edilmek üzere, taahhüt edilerek ödenmesinin,
uygun olacağı düşünülmektedir” denilmektedir.
29.8.1997 tarihinde yapılan Şirket Olağanüstü Genel Kurul toplantısında
Türk Ticaret Bankasının sermayesi 3 trilyon liradan 50 trilyon liraya çıkarıl-
mıştır. Ortaklar tarafından rüçhan haklarının kullanılmaması ve yapılan
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
273
olağanüstü genel kurul toplantısında “ortaklar tarafından rüçhan hakkının
kullanılmaması halinde sermaye artırımına katılma konusunda yalnız ve
yalnız TMSF’na kullandırılabileceği”nin aralarında katılan Vakıf temsilcile-
rinin de bulunduğu bir kısım ortaklar tarafından verilen bir değişiklik öner-
gesiyle kararlaştırılması üzerine, TMSF tarafından bu hakkın kullanılması
sonucunda Türk Ticaret Bankasının % 84.52 oranındaki çoğunluk hissesi
TMSF’na intikal etmiştir. Hazine hisselerinin temsilcileri verilen değişiklik
önergesinin usule aykırı olduğunu ileri sürerek karara muhalif kalmışlardır.
Fon İdare Meclisinin 15.12.1997 günlü 30 sayılı kararı ile sermaye artı-
rımı sonucu Fon’a düşen payın Banka nezdinde Fon adına açılmış bulunan
faizsiz ve vadesiz mevduat hesabından karşılanmasına karar verilmiştir.
11.12.1997 tarihinde Türkbank’ın satışı için eski Devlet Bakanı Güneş
Taner’den onay alınmıştır.
3.2.1998 tarihinde Banka ortakları tekrar Olağanüstü Genel Kurul top-
lantısına çağrılmıştır. Yapılan genel kurul toplantısında ise Bankanın serma-
yesi bu kez 50 trilyon liradan 120 trilyon liraya çıkarılmıştır. Karara muhalif
kalan hissedarlar bu kadar büyük sermayenin kısa bir süre içerisinde taah-
hüt edilerek ödenmesinin Medeni Kanun’daki objektif iyiniyet kuralları ile
bağdaşmadığını, bu konudaki ticari örf ve adete aykırı olduğunu, kısa sü-
rede sermayenin 3 trilyondan 120 trilyona çıkarılmasının ve bu toplantıyla
70 trilyonluk büyük bir artış yapılmasının amacının katılan Vakfı saf dışı
etmeye yönelik bir davranış olduğunu tutanağa yazdırmışlardır.
Fon tarafından Bankaya muhtelif tarihlerde toplam 112.2 trilyon tuta-
rında vadesiz ve faizsiz mevduat aktarılmıştır. Aktarılan bu tutarların 40
trilyon lirası 6.11.1997 tarihinde, 59.166.687.699.000 lirası ise 16.3.1998 tari-
hinde sermaye artırımına mahsup edilmiş ve hesaplar üzerindeki blokeler
de bu tarihler itibariyle kaldırılmıştır. 70 triyon liranın sermaye artırımında
kullanılmayan 10.833.312.301.000 lirası banka tarafından 21.6.1999 ve
22.6.1999 tarihlerinde Fona iade edilmiştir. Ayrıca Fon 6.11.1997 tarihinde,
2.261.919.785.000 lira nakdi sermaye artırımı yapmıştır. Sermaye artırımla-
rında kullanılan tutarların TCMB’nın aynı tarihli döviz alış kuruna göre
karşılığı 482.317.714 dolardır.
20.1.1998 tarihinde, TMSF İdare Meclisi Türkbank hisselerinin satışı için
karar almıştır.
Türkbank, ihale öncesinde 3182 sayılı Bankalar Kanunu’nun 64. madde-
sinin birinci fıkrasına göre izlemeye alınmış bir banka ise de, aynı maddenin
ikinci fıkrası anlamında TMSF’ye devredilmiş bir banka durumunda değil-
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
274
dir. Bu nedenle TMSF Türkbank’la ilgili sermaye artırımına iştirak ederek
Türkbank’ın %84,52 oranındaki hissesine sahip ortak konumunda bulun-
makta ve yapılan ihale ise söz konusu hisselerin satışına ilişkin olmaktadır.
TMSF, buradaki satış işlemini 3182 sayılı Bankalar Kanunun 64. maddesinin
ikinci fıkrası uyarınca, kendisine devredilen Bankaların satışına ilişkin usule,
Devlet İhale Kanunu’na veya Özelleştirme mevzuatına göre değil, belirlediği
şartnameye göre gerçekleştirmiştir.
Mart 1998 sonlarında Korkmaz Yiğit, sanık Güneş Taner ile görüştüğünü
ve ihaleye girmesi konusunda Güneş Taner tarafından teşvik edildiğini söy-
lemiştir. Güneş Taner ise kendisinin teşvik olarak herhangi bir beyanının
olmayıp, ihaleye girme koşullarını taşıyan herkesin ihaleye girebileceğini
söylediğini belirtmiştir.
4.5.1998 tarihinde ihaleye katılmak için bir aylık teklif süresi başlamış ve
26 firma tanıtım dökümanı ve ihale şartnamesi belgesi almış, bunlardan
teklif verme süresinin son günü olan 4.6.1998 tarihine kadar toplam 5 yatı-
rımcı teklif vermiştir. Bu teklif sahiplerinden birisi de Korkmaz Yiğit’tir.
5.6.1998 tarihinde TMSF tarafından ihaleye katılmak üzere teklif veren 5
firma basına açıklanmış ve ihaleye girmelerinde bir sakınca bulunup bu-
lunmadığı hususu Hazine Müsteşarlığı ve Rekabet Kurumu’ndan sorul-
muştur.
12.6.1998 tarihinde Korkmaz Yiğit, Güneş Taner ile Bankalar Birliğinin
Akmerkez’de bulunan yerinde görüştüğünü ve Güneş Taner tarafından,
kendisinin Çakıcı vasıtasıyla bazılarını rahatsız ettiğini iddia ederek, sert
davranması üzerine ihaleye girmeme kararı aldığını belirtmiş, Güneş Taner
ise Bankalar Birliği ofisinde yaptıkları görüşmede, Korkmaz Yiğit’e “Alaettin
Çakıcı ile ilişkisi olduğu duyumlarının Başbakanlıkça kendisine iletildiğini,
bu duyumlar çerçevesinde bankayı kendisine veremeyeceklerini, mevcut
bankasını da incelemeye alacaklarını, bir daha aramaması gerektiğini” söy-
lediğini belirtmiştir.
Dönemin Başbakanı Ahmet Mesut Yılmaz’a İstanbul Emniyet Müdürlü-
ğünce hazırlanan 3.2.1998, 13.5.1998 ve 8.6.1998 tarihli bilgi notları gönde-
rilmiş, bu bilgi notlarında, Alaettin Çakıcı’nın Korkmaz Yiğit yararına
Türkbank ihalesine katılacakları tehdit ettiği ve teklif verenlerin yönlendiri-
lerek Alaettin Çakıcı’nın talimatları doğrultusunda ihaleye katıldıkları, iha-
lenin Korkmaz Yiğit üzerinde kalması için çaba sarfedildiği bildirilmiştir.
Ahmet Mesut Yılmaz ve Güneş Taner anılan bilgi notları ve medyadaki
söylentileri de dikkate alarak aralarında Korkmaz Yiğit’in Türkbank ihale-
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
275
sine girmesinin engellenmesi konusunda görüşmeler yapmışlardır.
30.6.1998 tarihinde, Korkmaz Yiğit, Ankara’da önce DTP Genel Başkanı
Hüsamettin Cindoruk ile ardından da Hüsamettin Cindoruk’un aldığı ran-
devu üzerine İstanbul Milletvekili Cefi Kamhi ile birlikte TBMM’deki ma-
kamında sanık eski Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz ile görüştüğü, bu gö-
rüşmede Alaettin Çakıcı ile ilişkisinin olmadığını söylediği, Ahmet Mesut
Yılmaz’ın da Meclis Genel Kurulundaki oylamadan çıkışında Korkmaz Yi-
ğit’in ihaleye katılabileceği yönünde beyanda bulunduğu sanık savunmaları
ve tanık anlatımlarından anlaşılmıştır.
Ahmet Mesut Yılmaz, Korkmaz Yiğit ile 30.6.1998 günü yaptığı görüş-
mede, Korkmaz Yiğit’in üç konuyu dile getirdiğini, bunlardan birincisinin,
kendisinin suç örgütü lideri olarak bilinen kişiyle bu ihale sürecine ilişkin
hiçbir temasının olmadığını, hatta bu konuda yemin dahi ettiğini, ikincisinin
ise, bu tertibin bir parçasının da, ihalenin belli bir gruba verilmesi, katılan
diğer gruba verilmesi olduğunu, bu konuda İstanbul’daki iş çevrelerinde
çok yaygın bir söylentinin bulunduğunu, üçüncü olarak ise, kendisinin bu
bankayı satın almak için yeterli mali kaynaklara fazlasıyla sahip olduğunu,
kendisi hakkında o tarihte Başbakanlık baş müşavirliği yapan Güven
Erkaya’nın çok eski bir dostu olduğunu ve kendisini ondan tahkik edebile-
ceğini söylediğini, kendisinin de Meclis Genel Kurulundan çıkarken Kork-
maz Yiğit’e teklifini verebileceğini söylediğini, ancak, bunu yaptıktan sonra
eski Devlet Bakanı Güneş Taner’i arayarak durumu anlattığını ve Korkmaz
Yiğit ile ilgili incelemeyi devam ettireceğini beyan ettiğini, Güneş Taner’in
de verilecek olan iznin bir ön izin olduğunu, meselenin her zaman kendi
kontrolleri altında seyredeceğini söylediğini belirtmiştir.
Ahmet Mesut Yılmaz ve Güneş Taner ellerinde mevcut bulunan bilgi
notlarına istinaden daha önce Korkmaz Yiğit’in Türkbank ihalesine girme-
sine sıcak bakmamalarına rağmen, Korkmaz Yiğit ile konuştuktan sonra bu
fikirlerini değiştirmişlerdir. Korkmaz Yiğit’in bu beyanını ihaleye girmesine
izin verilmesi açısından yeterli görmüşlerdir.
Korkmaz Yiğit’in beyanlarına göre, eski Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz
ile görüştükten 1,5 saat sonra Kamuran Çörtük’ün kendisini aradığını, “bu
akşam görüşebilir miyiz?” dediğini, “Tabii görüşelim” demesi üzerine, “ma-
lum yeri ziyaret etmişsiniz, bu konuyla alakalı görüşmemiz lazım” dediğini,
Tarabya otelinde, gece 10.00 da görüştüklerini, Türkbank için ne kadar pa-
rayı gözden çıkardığını sorduğunu, 400, 405, 410, 415’e kadar demesi üzeri-
ne “Biz bunu senin 380 milyona almanı sağlayacağız. Ama, sen de bize bir
televizyon alacaksın” diye söylediğini belirtmiştir.
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
276
Ancak, Kamuran Çörtük bu iddiaların doğru olmadığını, kendisini
Korkmaz Yiğit’in aradığını ve görüşmek istediğini, Tarabya otelinde buluş-
tuklarını, bu görüşmede Korkmaz Yiğit’in Bankacılıkla ilgili ortaklık teklifini
reddettiğini, Kanal 6’yı alması halinde Genç TV’yi kendisine devretme tekli-
fini olumlu karşıladığını ifade etmiştir.
Bu tarihten sonra, Korkmaz Yiğit 14.7.1998 gününde Raks Holding’ten
Genç TV’yi 41 200 000 dolara satın almış ve 31.7.1998 tarihinde, aynı bedelle
Kamuran Çörtük’e sattığına dair sözleşme düzenlenmiştir.
6.7.1998 tarihinde Rekabet Kurumu, 4054 sayılı Kanun yönünden teklif
sahiplerinin Türkbank ihalesine girmelerine engel olmadığını, Hazine Müs-
teşarlığı da, 20.7.1998 tarihinde Bankalar Kanunu’nun 5. maddesine göre,
teklif sahiplerinin Banka ortağı olmalarında sakınca bulunmadığını, ancak
satış sonrasında devir izni verilmesi esnasında, bankayı alacak olan firma-
nın, mali bünyesi takviyeye muhtaç bulunan Türkbank’ı rehabilite etme
gücüne sahip olup olmadığının değerlendirileceği, ayrıca, TMSF tarafından
Banka’ya tahsis edilen kaynakların da satış sırasında göz önünde bulundu-
rulması gerektiği hususlarını bildirmişlerdir.
TMSF İdare Meclisi 22.7.1998 tarihinde Türkbank İhale Komisyonu ku-
rulmasına karar vermiş ve 28-29.7.1998 tarihlerinde Türkbank ihalesi teklif
sahipleriyle görüşülerek 1. revize teklifleri alınmıştır. 30.7.1998 günü teklif
sahiplerine açık arttırmanın basın önünde 4.8.1998 tarihinde yapılacağına
dair davet mektupları gönderilmiştir.
Gazete haberlerinden etkilenen TMSF yetkililerinin 24.6.1998 tarihinde
Emniyet Genel Müdürlüğüne yazdıkları yazıda, ihaleye teklif veren yatırım-
cılardan bazılarının ihaleye katılmamaları için tehdit edildikleri ve bu yatı-
rımcılara karşı suikast hazırlıklarında bulunduklarının iddia edilmesi karşı-
sında, ihalenin her türlü spekülasyonlardan uzak ve şeffaf bir şekilde ger-
çekleştirilmesi için, bu hususların araştırılarak bilgi verilmesi istenmiş; bu
yazı üzerine, Kaçakçılık ve Organize Suçlar Daire Başkanı Emin Arslan’ın
14.7.1998 tarihinde, bu yazıya cevap teşkil edecek bilgi ve belgelerin gönde-
rilmesini istediği, 23.7.1998 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat
Daire Başkanlığı’nın Kaçakçılık ve Organize Suçlar Daire Başkanlığı’na yaz-
dığı yazıda, Banka ihalesine katılan kuruluş yöneticilerine yönelik tehditte
bulunulduğu yolunda bilgi intikal ettiğinin belirlendiği incelenen yazı içe-
riklerinden anlaşılmıştır.
İhalenin yapılacağı günden bir önceki 3.8.1998 günü gecesi, sanık eski
Başbakan Ahmet Ahmet Mesut Yılmaz’ın işadamı Ahmet Nazif Zorlu ile
görüşme yaptığı, bu görüşme sırasında Korkmaz Yiğit ile Kamuran
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
277
Çörtük’ün bir restoranda birlikte oldukları iddia edilmiş, bu görüşmede,
sanık Ahmet Mesut Yılmaz’ın beyanına göre, Zorlu’nun sahip olduğu fir-
manın Avrupa Komisyonu damping uygulamasından kaynaklanan sorun-
ları olduğunu ve bu konuda hükümetten yardım talep ettiğini, kendisinin
yardım ettiğini, bu nedenle, kendisiyle o sırada yoğun bir diyalogunun ol-
duğunu, ziyareti sırasında, ertesi gün ihaleye gireceğini hatırlattığını, kendi-
sine, ‘bu ihaleyle ilgili çok laflar kulağıma geliyor, hakikaten bu ismini söylediğim
mafya liderinin bu işe müdahalesi var mı?’ dediğini, Ahmet Nazif Zorlu’nun da
kendisine ‘bunu İstanbul’da bilmeyen yok’ dediğini, daha sonra kendisinin bu
Bankanın içinde 500 milyon dolarlık bir hazine kaynağının olduğunu söyle-
diğini, Ahmet Nazif Zorlu’nun gülümseyerek ‘ne demek istiyorsunuz?’ dedi-
ğini söylemiştir.
Ahmet Nazif Zorlu ise, ihaleden bir önceki gece eski Başbakan Ahmet
Mesut Yılmaz ile görüştüğünü, ancak ihale ile ilgili olarak görüşmediğini,
sadece, ‘giriyor musunuz?’ dediğini, kendisinin de ‘giriyoruz’ dediğini, başka
bir görüşmenin olmadığını söylemiştir. Duruşmada, sanık Ahmet Mesut
Yılmaz kendi beyanlarını hatırlattığında Ahmet Nazif Zorlu, Ahmet Mesut
Yılmaz’ın beyanlarını doğrulamıştır.
Aynı gece, 00.00-01.00 sıralarında Ahmet Nazif Zorlu’nun ayrılmasından
sonra sanık Ahmet Mesut Yılmaz’ın Kamuran Çörtük’ü arayarak görüşmek
için çağırdığı, yaptıkları görüşme sonucunda, Kamuran Çörtük’ün Korkmaz
Yiğit’in kaldığı Sheraton oteline giderek onunla tekrar görüştüğü ve Kamu-
ran Çörtük’ün Ahmet Mesut Yılmaz’a atfen ‘Zorlu 505 milyon dolara kadar
çıkacak, Korkmaz Yiğit 510 milyon dolar versin ve alsın’ dediğini aktardığı
Korkmaz Yiğit tarafından iddia edilmiştir.
Sanık Ahmet Mesut Yılmaz savunmasında; Ahmet Nazif Zorlu’nun ay-
rılmasından sonra kendisini arayanlar listesinde 3-4 kere aramış gözüken
Kamuran Çörtük’ü aradığını, ve ‘bak senin bana aktardığından farklı bir bilgiyle
karşı karşıyayım, gel şunu konuşalım’ dediğini, aslında Kamuran Çörtük’ün
kendisinden randevu talep etmesinin nedeninin kendi işiyle ilgili olduğunu,
geldiğinde Ahmet Nazif Zorlu’nun kendisine aktardığı bilgiyi söylediğini,
‘eğer bu varitse hiç boşuna ihaleye girmesinler, çünkü böyle bir ilişki tespit ettiği‐
mizde biz zaten bu işi iptal ederiz’ dediğini, Kamuran Çörtük’ün Korkmaz Yi-
ğit’e nasıl mesaj götürdüğünü bilemeyeceğini söylemiştir.
Kamuran Çörtük ise kendisinin Ahmet Mesut Yılmaz’dan randevu tale-
binde bulunduğunu, randevu talebinin kendisine yemekte iken geç saat-
lerde geldiğini, Ahmet Mesut Yılmaz’ın yanına Pakistan ile ilgili konu için
gittiğini, görüştükten sonra kendisinin Ahmet Nazif Zorlu’nun daha önce
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
278
gelip gitmesi sebebiyle konuyu açtığını, Korkmaz Yiğit ile arasında yemekte
geçen, Korkmaz Yiğit’in hiçbiriyle, hiçbir kişiyle veya hiçbir güçle bir işbirli-
ğinin olmadığını, çok yanlış anlaşıldığını söylediğini ilettiğini, Başbakanla
Pakistan konusunu konuştuklarını, kalkarken Ahmet Mesut Yılmaz’ın ‘biraz
önce Zorlu grubu buradaydı, ihale için gelmişler, iddialı ve hevesli gördüm, bu beni
mutlu ediyor, iyi bir rekabet olacak, ihaleyle ilgili bir çok söylenti var, bunların doğ‐
ru olmadığını gördüm, bir başka grup gelmiş ihaleye giriyor, rekabet oluşacağını
gördüm’ gibi şeyler söylediğini, ‘bu tip duyumların var mı piyasada’ diye sor-
duğunu, kendisinin ‘Vallahi, bir şeyler konuşuluyor ama birileri ihaleye gelip
girebiliyorsa bunu çok ciddiye almamak, rekabete bakmak lazım’ dediğini, daha
sonra Korkmaz Yiğit ile yemek yediğini, yemekte de, bu duyumlarla ilgili
bazı şeyler varsa, ileride kendisinin zor durumda kalabileceğini kendisine
söylediğini, Ahmet Mesut Yılmaz’ın ise ‘yahu iyi söylemişsin inşallah yanlış bir
şey olmaz, hiç kimse sıkıntıya uğramaz’ dediğini, kendisinin de Korkmaz Yiğit’i
bir daha gördüğünde fırsat olursa bunları söyleyeceğini belirterek ayrıldı-
ğını, çıktıktan sonra Korkmaz Yiğit’i aradığını, yarın görüşelim dediğini
ancak Korkmaz Yiğit’in ‘ben uyuyamıyorum zaten, çok stres içindeyim, yakınsa
otelin lobisine kadar geliver’ diyerek otelin lobisinde iki dakika ayakta konuş-
tuklarını, kendisine konuşmayı özetlediğini, Korkmaz Yiğit’in de kendisinin
ne kadar saygın bir iş adamı olduğunu söylediğini, bunun dışında bir ko-
nuşma geçmediğini, iddiaların doğru olmadığını belirtmiştir.
İhaleden bir gün önce sanık Güneş Taner tarafından aranan tanık Erol
Aksoy beyanında; ihaleye girmeden bir gün önce Güneş Taner’in kendisini
aradığını, ihaleye girip girmeyeceğini sorduğunu, elinde bir dosya oldu-
ğunu söylediğini, ayrıca Türkbank ihalesine ne kadar vereceği ile ilgili ko-
nuştuklarını, kendisi ile yapılan bu görüşmeyi bir baskı olarak algılamadı-
ğını, fiyat ile devletin koyduğu para konusunda konuştuklarını hatırladığını
söylemiştir.
Sevk kararında sanıkların Korkmaz Yiğit’i kullanarak güdümlerinde bir
medya düzeni kurmak için tüm organizasyonları gerçekleştirdikleri iddia
edilmektedir. Korkmaz Yiğit tarafından yapılan medya alımlarının toplam
tutarı 546.650.000- dolardır.
Kanal E Televizyonu 2.6.1998, Genç TV 14.7.1998, Kanal 6 Televizyonu
14.8.1998, Yeni Yüzyıl Gazetesi 27.8.1998, Ateş Gazetesi 27.8.1998, Milliyet
Gazetesi 6.10.1998 tarihlerinde Korkmaz Yiğit tarafından satın alınmıştır.
Korkmaz Yiğit Genç TV’yi 21 gün sonra aldığı fiyattan Kamuran
Çörtük’e satmıştır.
Korkmaz Yiğit’in medya alımlarının Türkbank satış ihalesinin gazete-
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
279
lerde ilan edildiği tarih olan 30.4.1998 tarihinden sonra başladığı ve 30.6.1998
tarihinde Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz ile görüşerek ihaleye katılma izni
aldıktan sonra hızlandığı görülmektedir.
Meclis Soruşturma Komisyonu Raporunda, “Korkmaz Yiğit’in banka alma,
kendilerinin de güdümlerindeki bir medya gücü oluşturma hedefine hizmet etmek
üzere, usulsüz olarak Türkbank’ın Korkmaz Yiğit’e devrini sağladıkları, Kâmuran
Çörtük’ün, Türkbank ihalesine giren Korkmaz Yiğit ile Başbakan Ahmet Mesut
Yılmaz arasındaki ilişkinin kurulup sürdürülmesini sağladığı, ihalenin her aşama‐
sında Başbakan adına müdahil olup zaman ve yer ayrımı gözetmeksizin birinin
söylediğini diğerine aktardığı, bu misyonu karşılığında Korkmaz Yiğit’ten Genç
TV’yi komisyon olarak bedel ödemeden alarak haksız çıkar sağladığı” iddia edil-
miştir. Bu iddialar Korkmaz Yiğit’in Komisyonlarda verdiği beyanlara da-
yandırılmıştır. Ancak, Korkmaz Yiğit’in bu konudaki beyanları arasında
çelişkiler mevcut olup diğer tanık beyanları ile desteklenmemiştir.
4.8.1998 tarihinde gerçekleştirilen ihale en yüksek teklif veren Korkmaz
Yiğit’te kalmıştır. Aynı gün, TMSF’nin 3182 sayılı Bankalar Kanununa göre
hisse devri için Hazine Müsteşarlığından, 4054 sayılı Kanuna göre de Reka-
bet Kurumundan gerekli izinlerin verilmesinin istendiği görülmüştür.
İhaleden bir gün önce 3.8.1998 tarihinde ise İstihbarat Daire Başkanlı-
ğınca, daha önce Türkbank ihalesini Korkmaz Yiğit’in alması konusunda
Alaettin Çakıcı’nın bir takım girişimlerde bulunduğu, Alaettin Çakıcı’nın bu
ihaleye katılacak olan Hayyam Garipoğlu’na “ihalenin kendisini ölüme gö-
türebileceği, ihaleye katılması, ancak fiyatı arttırmaması” yönünde tehdit ve
telkinde bulunulduğuna ilişkin Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz’a uyarıcı
içerikte bir istihbarat notu gönderildiği, aynı zamanda bu bilgi notunun
ayrıca Kaçakçılık ve Organize Suçlar Daire Başkanlığına da iletildiği ve bu
Dairenin de bilgi notunu yazıya çevirerek, ihale sonuçlandıktan sonra,
4.8.1998 günü saat 17.25’te Başbakanlık Özel Kalem’de görevli İbrahim Ok-
tay’a, saat 18.00’de ise, TMSF Genel Müdürü Erdal Aslan’a zimmetle teslim
edildiği anlaşılmıştır.
TMSF’ye gelen yazı üzerine, TMSF Başkanı Gazi Erçel tarafından ‘Yazı 4
Ağustos 1998 saat 18.00’de alınmıştır. 24.6.1998 tarihli yazımıza bu kadar geç ve
ihale yapıldıktan sonra cevap verilmesi sonucu, bir işlem yapılması şu aşamada
mümkün değildir. Kaldı ki yazı Başbakanlığa da iletilmiştir’ şeklinde yazı üzerine
not düşülmüş ve dosyasında muhafaza edilmiştir. Gazi Erçel’e söz konusu
yazıyı neden Hazine Müsteşarlığına bildirmediği sorulduğunda, yazının
dağıtımlı olup Başbakanlığa da gönderildiğini, orada işlemin tamamlanaca-
ğını ve gönderileceğini düşündüğünü, bu nedenle göndermediğini, Hazine
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
280
yetkilileri ile yaptıkları görüşmelerde de bu konunun gündeme gelmediğini,
28.8.1998 günü Başbakan, Devlet Bakanı ve Hazine Müsteşarı Yener
Dinçmen’in de bulunduğu toplantıda Güneş Taner’in ‘Türkbank ihalesi konu‐
sunda arkadaşların çekinceleri var’ dediğini ve eski Başbakan Ahmet Mesut
Yılmaz’ın ‘Ben MİT Müsteşarına ve Sayın Erkaya’ya sordum, yok öyle bir şey’
dediğini duyduğunu, burada Emniyet’ten gelen yazıdan bahsetmemesinin
nedeninin, Başbakan ve Bakan’ın söz konusu yazıdan haberdar olduklarını
düşünmesi olduğunu belirtmiştir.
Bu konu ile ilgili olarak dinlenilen Emniyet görevlileri Necati Bilican,
Sabri Uzun, Emin Arslan, Hasan Özdemir ve Niyazi Palabıyık beyanlarında,
yazının TMSF’ye geç ulaştırılması konusunda kendilerine herhangi bir baskı
ve tehdit gelmediğini, bunun sadece bilgilerin kendilerine geç gelmesinden
kaynaklandığını ileri sürmüşlerdir. Ayrıca gönderilen bilgi notlarının telefon
kaydına dayandığını ve bu bilgi notları Başbakan’a iletilirken telefon ko-
nuşmalarına dayalı olarak verildiğinin bilindiğini, ancak, ayrıntılı olarak
telefon tapesi vermediklerini belirtmişlerdir.
4.8.1998 tarihli yazıyı teslim alan tanık İbrahim Oktay, söz konusu yazıyı
alıp almadığını hatırlamadığını, ancak aldığına dair imzasının olduğunu,
şimdiye kadar aldığı belgeleri yerine ulaştırdığını söylemiştir.
Başbakanlık Özel Kalem Müdürü tanık Sema Erdem de beyanlarında,
çok gizli veya gizli kaydı ile gelen belgelerin nerede olursa olsun Başbakana
iletildiğini, söz konusu belgenin iletilip iletilmediğini bilmediklerini, ancak
bu olay dışında ulaşmayan bir evrak olmadığını söylemiştir.
Bu konuda dinlenen sanık eski Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz ise;
3.8.1998 tarihli bilgi notu ve TMSF’ye dağıtımlı, Başbakanlığa bilgi olarak
gönderilen 4.8.1998 tarihli yazının kendisine ulaştırılmadığını, Alaettin Ça-
kıcı ve Korkmaz Yiğit arasında geçen telefon konuşmasının bulunduğu ka-
seti ilk defa 8.10.1998 gününde basın mensubu olan Tuncay Özkan’dan
duyduğunu, kasetin deşifre metnini Emniyet görevlilerini sıkıştırınca,
11.10.1998 gününde Antalya’da verdiklerini, Korkmaz Yiğit ile Alaettin Ça-
kıcı arasındaki ilişkinin varlığını ise, Kutlu Aktaş ile Korkmaz Yiğit arasında
yapılan ve kayda alınan görüşmenin 30.9.1998 tarihinde Kutlu Aktaş tara-
fından kendisine iletildiğini, 3.8.1998 tarihli bilgi notunun kendisine iletil-
mediğini, ancak iletilse dahi, duyuma dayalı bilgiler ihtiva etmesi nedeniyle
delil olarak kullanılamayacağını, 3.8.1998 tarihli bilgi notundan önce de ben-
zer içerikli bilgi notlarının kendisine ulaştığını ifade etmiştir.
TMSF’nin yapılmasını istediği araştırma sonucunu bildiren yazı cevabı
ihale sonuçlandıktan sonra, akşam saatlerinde iletilmiş, ancak, gönderilen
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
281
bu bilgiler resmi kanallardan Hazine yetkililerine gönderilmediği gibi, TMSF
görevlileri tarafından da Hazine yetkililerine bildirilmemiştir.
Bu gelişmelerden habersiz olan Hazine bürokratları, 4.8.1998 tarihli
TMSF’nin, banka hisselerinin Korkmaz Yiğit grubuna devredilmesine izin
verilmesine ilişkin yazısı üzerine, biri 31.8.1998, diğer ikisi 1.9.1998 günlü
onay taslakları hazırlamışlardır. Ancak, hazırlamış oldukları bu taslaklarda
Hazine bürokratlarının Türkbank’ın Korkmaz Yiğit Grubuna devrine izin
verilmesine teknik gerekçelerle karşı çıktıkları ve hazırladıkları onay taslak-
larında çekincelerini belirttikleri anlaşılmaktadır. Kabul görmeyen onay
taslakları dosya içerisinde bulunmaktadır.
Bu onay taslaklarında Hazine Bürokratlarınca;
- Korkmaz Yiğit İnş. Tic. A.Ş.‘nin aktif varlıklarının önemli bir bölümü-
nün yabancı kaynaklarla finanse edildiği,
- İhale bedeli ve taahhüt edilen sermayenin karşılanacağı temel kaynak
olan ve toplam değeri 15 milyar dolar olarak tahmin edilen gayrimenkul
projelerinin yapılabilirliği ve ne şekilde finanse edileceği hususunda her-
hangi bir bilgi ve belge sunulmadığı,
- Grubun geçmiş yıllardaki işlem hacmi ve karlılığı da göz önüne alındı-
ğında ihale bedeli ve taahhüt edilen sermaye konusunda kesin bir kanaate
ulaşılamadığı,
- Bu ihaleden sonra Kanal 6, Kanal E, Yeni Yüzyıl ve Ateş Gazetesi gibi
görsel ve yazılı basın kuruluşlarını 200 milyon doları aşan bir bedel ödeye-
rek aldığı anlaşıldığından Türkbank’ın ihale bedeli ve taahhüt edilen serma-
yenin aynı süre içerisinde şirketin sağlayacağı kredilerden veya kendi kay-
naklarından karşılanmasının mümkün görülmediği,
hususları çekince olarak belirtilmiş bulunmaktadır.
Bu taslakların kabul edilmemesi üzerine yeni hazırlanan 4.9.1998 tarihli
onayda bu çekincelere yer verilmemiş, Korkmaz Yiğit İnşaat Taah. Tic.
A.Ş.’nin ödeme gücü ve basında yer alan ihaleye fesat karıştırıldığına ilişkin
iddialara değinilmemiş, sözkonusu onay doğrudan Hazine Müsteşarı Yener
Dinçmen ve Devlet Bakanı Güneş Taner tarafından imzalanmıştır.
Tanık Sedat Ergin’in beyanlarına göre(ki bu beyanlar olay tarihinde Baş-
bakan Yardımcısı olan Bülent Ecevit’in 1.11.1998 günlü Hürriyet Gazete-
sinde yayınlanan açıklamalarına ve Sedat Ergin’e verdiği yazı içeriğine da-
yalıdır), Türkbank’ın satışıyla aynı günlerde Korkmaz Yiğit’in, olağanüstü
bedeller ödeyerek bir çok basın yayın organını satın almaya girişmesi üze-
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
282
rine Devlet Bakanı Hüsamettin Özkan ve Maliye Bakanı Zekeriya Temizel
ile bir araya geldikleri ve alışların kaynaklarını ve amacını araştırma gereği
duydukları, bu araştırmalar sürecinde, Erol Evcil, Nesim Malki gibi kimse-
lerle Korkmaz Yiğit’in ilişkilerini gösteren ipuçlarının ortaya çıkmaya başla-
dığı, bu arada Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz’ın Amerika’ya gitmesinden
bir gün sonra, Başbakanlığa vekalet etmekte olduğu için Bülent Ecevit’in
MİT Müsteşarı ve Hüsamettin Özkan’la birlikte görüştüğü, duyum ve de-
ğerlendirmelerini karşılaştırdıkları ve MİT Müsteşarı ile aynı kaygıları pay-
laştıkları ifade edilmiştir.
Bu tarihten sonra Korkmaz Yiğit, İçişleri Bakanı Kutlu Aktaş’ı 29.9.1998
günü ziyaret etmiş, bu görüşmede geçen konuşmalar Kutlu Aktaş tarafından
Emniyet görevlilerince gizlice kayda alınmış ve bu görüşmede Korkmaz
Yiğit, Alaettin Çakıcı ile olan ilişkisini itiraf etmiştir.
Bu görüşmeden sonra, İçişleri Bakanı Kutlu Aktaş, kaseti alarak
30.9.1998 tarihinde durumu sanık Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz’a bildirdi-
ğini, Ahmet Mesut Yılmaz’ın “ben değerlendireceğim” dediğini söylemiştir.
Sanık Ahmet Mesut Yılmaz savunmasında, Alaettin Çakıcı ile Korkmaz
Yiğit arasında bir ilişki olduğunu ilk kez Kutlu Aktaş’ın getirmiş olduğu
kasetten öğrendiğini belirtmiştir.
Bu bilgilerin 2-3 gün sonra Kutlu Aktaş tarafından Bülent Ecevit’e de akta-
rıldığı, Hüsamettin Özkan, Zekeriya Temizel’in de bulunduğu toplantıda
ihalenin iptal edilmesi gerektiği kanaatine varıldığı, yurt dışında bulunan
Ahmet Mesut Yılmaz ile görüşmek üzere Hüsamettin Özkan’ın görev-
lendirildiği, 2.10.1998 günü Hüsamettin Özkan ile Ahmet Mesut Yılmaz ara-
sında Swiss Hotel’de yapılan görüşmede, Hüsamettin Özkan’ın Ecevit’in ihale
hakkındaki görüşünü bildirdiği, Hüsamettin Özkan’ın aynı gece Korkmaz
Yiğit ile kendi evinde görüşerek, durumu ona anlattığı ve Başbakan ile Başba-
kan Yardımcısının vazgeçme kararını bildirdiği ve kendisinin de vazgeçmesi-
ni söylediği, Korkmaz Yiğit’in de vazgeçtiğini belirtmesi üzerine kendisinin
Ecevit’i arayarak durumdan haberdar ettiği, Hüsamettin Özkan, Korkmaz
Yiğit ve sanık Ahmet Mesut Yılmaz tarafından doğrulanmıştır.
Bu olaydan sonra, 5.10.1998 tarihinde Başbakanlık Konutunda Ahmet
Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit, Hüsamettin Özkan ve Kutlu Aktaş arasında
yapılan görüşmede ihaleyi iptal etme yönünde eğilimin ortaya çıktığı, sanık
Ahmet Mesut Yılmaz’ın yurtdışında bulunan eski Devlet Bakanı Güneş Ta-
ner’i arayarak hisse devrini durdurmalarını istediği sanık savunmaları ve
tanık anlatımlarından anlaşılmıştır.
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
283
Bu olay üzerine sanık Ahmet Mesut Yılmaz Emniyet görevlilerini araya-
rak Çakıcı- Yiğit görüşmesine ilişkin kaset dökümünü istemiş ve 11.10.1998
tarihinde Antalya’da iken Kaçakçılık ve Organize Suçlar Daire Başkanı Emin
Arslan tarafından kaset çözüm tutanakları kendisine ulaştırılmıştır.
13.10.1998 günü Fikri Sağlar tarafından Alaettin Çakıcı ile Korkmaz Yiğit
arasında geçen telefon görüşmeleri basına açıklanmış, aynı gün Devlet Ba-
kanı Güneş Taner imzası ile Türkbank’ın Korkmaz Yiğit’e satışı sonucu ya-
pılacak olan hisse devri izni durdurulmuştur.
Kaset açıklandıktan sonra, 25.11.1998 günü, sanıklar Başbakan Ahmet
Mesut Yılmaz ile Devlet Bakanı Güneş Taner hakkındaki güvensizlik istemi
kabul edilmiş ve Devlet Bakanı Güneş Taner ile Başbakan Ahmet Mesut
Yılmaz’ın düşürülmesine karar verilmiştir.
19.2.1999 günlü, 12057 sayılı Devlet Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı
Makamının onaylarıyla Devlet Bakanlığının 8.9.1998 günlü, 59388 sayılı
hisse devir izninin iptaline karar verilmiştir.
2.3.1999 günlü, 30 sayılı TMSF İdare Meclisi kararı ile Türk Ticaret Ban-
kası A.Ş.’nin Fona ait % 84.52 oranındaki hissesinin satışı amacıyla 4.8.1998
gününde yapılan ihalenin İhale Şartları Belgesinin 15. maddesine dayanıla-
rak iptal edilmesine karar verilmiştir.
B‐ SANIKLARA YÖNELTİLEN SUÇLAMALARLA İLGİLİ DEĞER‐
LENDİRME VE KABUL
Sanıklara yönelik olarak TMSF’ye ait Türkbank hisselerinin satışı ihalesi
ile ilgili çeşitli suçlamalarda bulunulmuştur. Sanıklara yöneltilen suçlamalar;
Türk Ticaret Bankası ihale süreci öncesinde ve sonrasında, usul ve yasalara
aykırı hareket ederek, Devlet ciddiyeti ile de bağdaşmayacak şekilde, mafya
ile ilişkili iş adamlarıyla irtibat kurdukları, ihaleyi yönlendirdikleri, ihale
öncesi fiyat oluşturdukları, ihalenin Korkmaz Yiğit lehine sonuçlanmasını
temin ettikleri; diğer yandan, ilgili bürokratlara baskı yaparak ihalenin te-
kemmül etmesine aşama aşama imkan verdikleri, kamu ve özel bankalara
baskı uyguladıkları, bu arada üçüncü kişi konumundaki Kâmuran Çörtük’e
medya gücü ve maddi imkan sağladıkları, yerel ve genel seçim kararlarının
alındığı bu dönemde, Türkbank kaynaklarını kullanarak kendilerine bağımlı
ve güdümlerinde medya gücü oluşturarak siyasi çıkar sağlamayı amaçla-
dıkları, ihalenin objektif ve serbest rekabet ortamında yapılmasını engelle-
dikleri; yasalara aykırı bu fiillerinin neticesi olarak, Türkbank’ın usulüne
uygun satışının gerçekleşmemesine sebebiyet verdikleri, böylece kamuyu
953.3 milyon dolar zarara uğrattıkları iddialarını içermektedir.
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
284
Sanıklara yüklenen eylemler başlıklar halinde aşağıdaki savları içer-
mektedir:
1- Yasadışı organize suç örgütü mensuplarıyla ilişkili olduğu öne sü-
rülen Korkmaz Yiğit’in ihaleye sokulduğu; ihalenin Korkmaz Yiğit lehine
sonuçlanmasının sağlandığı ve ilgili bürokratlara baskıda bulunularak
ihalenin tekemmül etmesine aşama aşama olanak sağlandığı,
2- Türkbank kaynaklarını kullanarak, yerel ve genel seçim kararları-
nın alındığı bu dönemde, kendilerine bağımlı ve güdümlerinde bir med-
ya yaratarak siyasi çıkar sağlamayı amaçladıkları,
3- Türkbank ihalesinde üstlendiği aracılık misyonunun karşılığı ola-
rak, üçüncü kişi konumundaki Kamuran Çörtük’e Korkmaz Yiğit tara-
fından Genç TV’nin bedelsiz şekilde devrinin sanıklarca sağlattırıldığı ve
böylelikle Kamuran Çörtük’e medya gücü ve maddi imkan temin edil-
diği,
4- Sanıkların ihaleye girecek kişilerle ihale öncesinde görüşmeler
yapmak suretiyle ihaleyi yönlendirdikleri, ihale öncesi fiyat oluşturduk-
ları, böylelikle ihalenin objektif ve serbest rekabet ortamında yapılmasını
engelledikleri.
Bu savlar aşağıdaki başlıklar halinde incelenmiştir:
1‐ Yasadışı organize suç örgütü mensuplarıyla ilişkili olduğu öne sü‐
rülen Korkmaz Yiğit’in ihaleye sokulduğu; ihalenin Korkmaz Yi‐
ğit lehine sonuçlanmasının sağlandığı ve ilgili bürokratlara baskı‐
da bulunularak ihalenin tekemmül etmesine aşama aşama olanak
sağlandığı
a)‐ 9/5-6 Esas sayılı Meclis Soruşturma Komisyonu’nun raporunda;
“Emniyetin çeşitli birimlerince yürütülen araştırma ve takipler sonucunda, Alaettin
Çakıcı isimli şahsın, Türk Ticaret Bankası (Türkbank) ihalesi ile ilgilendiği, daha
önce yapılan ihalelerde bu şahsın Erol Evcil, Yavuz Ataç gibi şahıslarla işbirliği
içerisinde birtakım teşebbüslerde bulunduğu, suçlamaya konu olayların gerçekleştiği
son ihale öncesinde Çakıcı’nın bu kez ihaleye katılmayı düşünen Korkmaz Yiğit’le
işbirliğine girdiği, bu iki şahıs arasında ihale ile ilgili olarak zaman zaman telefon
görüşmeleri yapıldığı, bu görüşmelerle bağlantılı olarak Çakıcı’nın ihaleye girmesi
muhtemel kişileri saptayarak, önceden belirli bir şekilde davranmaları hususunda
tehditlerde bulunarak yönlendirdiği tesbit edilmesine, tüm bu gelişmeler o tarihlerde
medyada geniş olarak yer almış olmasına ve dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz’a ve
dolaylı olarak da Güneş Taner’e değişik tarihlerde görevlilerce de iletilmiş olmasına
rağmen, Çakıcı‐Yiğit konuşmasını içeren kaset Fikri Sağlar tarafından 13.10.1998
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
285
tarihinde açıklanıncaya, kamuoyu olaydan ayrıntılarıyla haberdar oluncaya, hatta,
koalisyonu oluşturan diğer partiler ısrarla iptal yönündeki iradelerini ortaya koyun‐
caya kadar, sanıklar bu konuda gerekli işlemleri yapmadıkları, sağlıklı bir şekilde
yapılamayacağı/yapılmadığı anlaşılan ihalenin iptali, hisse onayının durdurulması
için gerekli girişimlerde bulunmadıkları, hisse onayının iptali için hiçbir teşebbüse
geçmedikleri” iddia edilmektedir.
İhale süreci devam etmekte iken, Emniyet Genel Müdürlüğü ve İstanbul
Emniyet Müdürlüğü tarafından yapılan çalışmalar sonucu elde edilen çeşitli
bilgi notları ilgili makamlara gönderilmiştir.
İstanbul Emniyet Müdürlüğünün 3.2.1998 tarihli yazısında; “İlgi sayılı
Mahkeme kararlarıyla dinlemeye aldırılan telefonların takibi neticesinde hedef şa‐
hısların önümüzdeki günlerde T.B.M.M. içerisinde veya dışarısında Anavatan Par‐
tisi içerisinden bir milletvekili veya bakanımıza yönelik suikast girişiminde buluna‐
cakları yönünde bilgiler alınmıştır.
Konu hassasiyetle takip edilmekte olup, gelişmelerden ayrıca bilgi verilecektir.”
denilmiş ve ekinde 4 sayfalık “Çok Gizli” bilgi notu gönderilmiştir.
İstanbul Emniyet Müdürlüğünün 13.5.1998 tarihli yazısında ise; “Son dö‐
nemde yaşanan gelişmeler ışığında, organize suç örgütlerinin finans sektörü içeri‐
sinde yer alabilme gayretlerini arttırdıkları, bu sektör içinde direkt olarak yer alma‐
salar bile dolaylı yollardan ilişkili oldukları iş adamlarına destek vermek sureti ile
gerek bu iş adamlarının gerekse kendilerinin finans sektörü içerisinde yer alma ça‐
bası içinde oldukları görülmektedir.
Son günlerde Türk Ticaret Bankasının özelleştirme çalışmalarına hız verilmesi
ile bazı yerli ve yabancı kuruluşların adı geçen bankanın alımı hususunda talip
oldukları, bu kuruluşlar arasında Doğan Grubu, Koç Grubu, Sabancı Grubu, Gür‐
İş Holding gibi şirketler ile birlikte, Çukurova Şirketler Grubunun sahibi Mehmet
Emin Karamehmet, Bayındır Holding’in sahibi Kamuran Çörtük, Üniversal Hol‐
ding’ten Murat Demirel, Vatan Hastanesinin sahi Azmi Ofluoğlu, Yiğit İnşaat ve
Bankekspres’in sahibi Korkmaz Yiğit gibi iş adamlarının da geçtiği,
Geçmiş dönemlerde Türk Ticaret Bankasının satın alınmasını engellemek amacı
ile çeşitli girişimlerde bulunan, Trabzon‐ Arsin‐ Fındıklı köyü nüfusuna kayıtlı,
Trabzon‐1953 doğumlu, Ali‐ Şakire oğlu Alaettin Çakıcı’nın gelinen son aşamada
anılan bankayı almak isteyenler arasında adı geçen ve kendisi ile arasındaki ilişkinin
eski dönemlere dayandığı bilinen Korkmaz Yiğit isimli iş adamı ile anlaştığı, banka
ihalesinde Korkmaz Yiğit’in yalnız kalması ve nihayetinde bankanın Korkmaz Yiğit
tarafından alınmasını sağlamak amacı ile çeşitli girişimlerde bulunacağı yolunda
istihbari mahiyette bilgiler elde edilmiştir.
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
286
Alaettin Çakıcı ve benzeri organize suç liderlerinin banka sahibi olma veya ola‐
madıkları takdirde banka sahipleri ve finans sektörü içinde faaliyet gösteren şahıslar
ile yakın ilişkiler kurma çabalarının, gerek yurt içinde gerekse yurtdışında ticari ve
sosyal anlamda hareket alanlarını arttırmak, her türlü para transferini kanuni iş‐
lemler çatısı altında gerçekleştirmek, ekonomik ve siyasi ilişkilerinde denge unsuru
olarak kullanmak gibi sebeplere dayandığı, bu amaçla Alaettin Çakıcı’nın Türk Tica‐
ret Bankasının Korkmaz Yiğit isimli işadamı tarafından alınmasını sağlamak amacı
ile banka ihalesine katılan diğer kuruluşların sahiplerine karşı her türlü tehdit ve
şantaj unsurunu kullanacağı hatta korkutma amacı ile silahlı eylemlere tevessül
edebileceği değerlendirilmektedir” denilmiştir.
İstanbul Emniyet Müdürlüğünün 8.6.1998 tarihli yazısında da; “İlgide ka‐
yıtlı yazı ile Türk Ticaret Bankasının özelleştirilmesi çalışmalarına hız verildiği ve
geçmiş dönemlerde anılan bankanın satılmasını engellemek amacı ile çeşitli girişim‐
lerde bulunan, Trabzon‐Arsin‐Fındıklı köyü nüfusuna kayıtlı, Trabzon‐ 1953 do‐
ğumlu, Ali‐ Şakire oğlu Alaettin Çakıcı’nın gelinen son aşamada anılan bankayı
almak isteyenler arasında adı geçen ve kendisi ile arasındaki ilişkinin eski dönemlere
dayandığı bilinen Korkmaz Yiğit isimli iş adamı ile anlaştığı, banka ihalesinde
Korkmaz Yiğit’in yalnız kalması ve nihayetinde bankanın Korkmaz Yiğit tarafından
alınmasını sağlamak amacı ile çeşitli girişimlerde bulunacağı yolunda istihbari ma‐
hiyette bilgiler elde edildiği ve bu hususlarda Alaettin Çakıcı isimli şahsın banka
ihalesine katılmak isteyen diğer kuruluşların sahiplerine karşı her türlü tehdit ve
şantaj unsurunu kullanacağı hatta korkutma amacı ile silahlı eylemlere tevessül
edebileceğinin değerlendirildiği bildirilmiş olup,
4.6.1998 tarihi itibari ile Türk Ticaret Bankası İhalesine katılma hususunda
başvuru süresinin sona erdiği, bu tarih itibarı ile anılan bankanın ihalesine katılmak
için; Erdoğan Demirören, Ali Balkaner, Hayyam Garipoğlu, Azmi Ofluoğlu, Kork‐
maz Yiğit isimli işadamlarına başvuruda bulunulduğunun bilindiği, banka ihalesine
katılmak isteyen diğer iş adamlarına ise, Alaettin Çakıcı tarafından baskı yapıldığı
ve ihaleye girmelerinin engellendiği, ihaleye katıldıkları bilinen ve yukarıda isimleri
belirtilen iş adamlarının ise Alaettin Çakıcı tarafından yönlendirildikleri ve Alaettin
Çakıcı ile anlaşmalı olarak onun talimatları doğrultusunda ihaleye katıldıkları, böy‐
lece Türk Ticaret Bankasının özelleştirilmesi konusundaki ihalenin iş adamı Kork‐
maz Yiğit tarafından alınmasının sağlanması hususunda çaba sarfedildiği,
Türk Ticaret Bankasının özelleştirilmesi ile ilgili olarak T.C. Merkez Bankası
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonundan medya organlarına yansıyan bilgilere göre
anılan ihaleye Zorlu Holding A. Ş., İpeks İplik Tekstil A.Ş., As Yapı Endüstri A.Ş.,
Avrupa ‐ Amerika Holding A.Ş., Korkmaz Yiğit İnşaat Taahüt Ticaret A.Ş. isimli
firmaların katıldığı yolunda bilgiler elde edilmiş olup, yaşanan gelişmeler doğrultu‐
sunda Alaettin Çakıcı‐ Korkmaz Yiğit ikilisinin kendilerinden habersiz değişik fir‐
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
287
maların da ihaleye girmesini önemsemedikleri bankanın satın alınması konusunda
ihalenin kendi insiyatifleri doğrultusunda gerçekleşeceği hususunda emin oldukları
şeklinde istihbari mahiyette bilgiler elde edilmiştir” denilmiştir.
3.8.1998 tarihinde İstihbarat Daire Başkanlığınca “Bilgi Notu” hazırlana-
rak, Başbakan ve İçişleri Bakanına gönderilmiştir. Bu bilgi notunda;
“Türk Ticaret Bankasının özelleştirilmesi kapsamında, organize suç örgütleri‐
nin bu ihaleden çıkar sağlamak için bir süreden beri faaliyet gösterdikleri yapılan
çalışmalardan anlaşılmıştır.
Makamlarına arz edilen bilgi notlarında; Bank Ekspres’in sahibi Korkmaz Yi‐
ğit’in, Türk Ticaret Bankası ihalesini alması için Alaettin Çakıcı’nın bir takım giri‐
şimlerde bulunduğu bildirilmişti.
Konu ile ilgili olarak son alınan bilgilere göre, bahse konu ihaleye katılacak olan
Hayyam Garipoğlu’na, Alaettin Çakıcı; “Bu ihalenin kendisini ölüme götürebile‐
ceği, ihaleye katılması, ancak fiyatı arttırmaması” yönünde tehdit ve telkinde bu‐
lunmuştur” denilmiştir.
İhalenin yapılmasından sonra, aynı gün Emniyet Genel Müdürlüğü Ka-
çakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı, gereği için Tasar-
ruf Mevduatı Sigorta Fonu’na, bilgi için Başbakanlık’a gönderdiği Müsteşar
Yahya Gür imzalı 4.8.1998 gün ve B.05.1.EGM.0.09.06.01./ 375-3299 sayılı
yazısında;
“Türk Ticaret Bankası A.Ş.’nin satış ihalesiyle ilgili olarak; İlgi yazınızda ismi
geçen firmaların, halen yurtdışında bulunan ve aranır durumdaki organize suç
liderleri ve elemanları tarafından tehdit edildikleri, ihalenin söz konusu firma sa‐
hiplerinden olan Korkmaz Yiğit lehine sonuçlanması için diğer firmaların ihaleye
katılmak şartıyla herhangi bir artırmada bulunmamaları yönünde baskıya maruz
kaldıkları, bununla birlikte; ismi geçen firma sahiplerinin bazı organize suç liderleri
ile de ilişki içerisinde bulundukları yönünde istihbari bilgiler elde edilmiş olup, bu
bilgiler ile Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığınca 3.8.1998
tarihinde ilgili bütün yetkililere bildirilmiştir” denilmektedir.
Meclis Soruşturma Komisyonu Raporunda; “Başbakan Mesut Yılmaz 9/43
sayılı Soruşturma Komisyonuna 25.5.2000 tarihinde verdiği ifadesinde; ‘...Daha
ihale öncesinde, Emniyetten bize gelen bilgilerde, bu Alaettin Çakıcı denilen kişinin
yaptığı telefon konuşmalarında‐ki bu telefon konuşmaları mahkeme kanalıyla Emni‐
yet tarafından izlenen konuşmalardır‐bu ihaleyle ilgili bazı telkinlerde bulunduğuna
ilişkin bilgiler geldi. Bu bilgiler bazı kişileri ihaleye girmekten caydırmak ve kendisi‐
nin Korkmaz Yiğit’in bankayı almasını desteklediği şeklinde bilgilerdir.
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
288
Bu bilgiler bize ulaştıktan sonra, ben Güneş Taner’e bizde böyle bir bilgi oldu‐
ğunu, bu nedenle bu şahsın hiçbir şekilde ihaleyi almaması gerektiğini söyledim’
demiştir.
Bu ifade, Mesut Yılmaz’ın daha ihaleden çok önce, İstanbul Emniyet Müdür‐
lüğü’nün DGM kararı ile dinlenen Alaettin Çakıcı‐Korkmaz Yiğit telefon görüşmesi
ve bu konuşmanın içeriğindeki bilgilere sahip olduğunu tartışmasız bir şekilde or‐
taya koymaktadır…
Konuya ilişkin olarak İstanbul Emniyet Müdürlüğünün Emniyet Genel Mü‐
dürlüğüne muhatap 3.2.1998 günlü, 13.5.1998 günlü, 8.6.1998 günlü, 26.6.1998
günlü ve 19.8.1998‐26.8.1998 tarihli yazılarına istinaden Emniyet Genel Müdürlü‐
ğünce hazırlanan bilgi notları ile ihaleden bir gün önce 3.8.1998 tarihli bilgi notu ve
4.8.1998 gün ve 375‐3299 sayılı “Çok Gizli” ve “Kişiye Özel” yazılardaki,
Türkbank ihalesinde Alaettin Çakıcı’nın Korkmaz Yiğit lehine devreye girdiği, bu
amaçla ihaleye katılacak olanları tehdit ederek ihaleye katılmalarını engellediği, iha‐
leye girenleri yönlendirdiği, ihalenin Korkmaz Yiğit tarafından alınmasını sağla‐
maya yönelik çabalar sarfettiği, işi bombalama eylemi girişimine kadar götürdüğüne
dair bilgiler, Başbakan Mesut Yılmaz’a iletilmesine karşılık, Korkmaz Yiğit’in ihale‐
den engellenmesine ve hakkında kanuni işlem tesisine tevessül etmemiştir. Aksine
tüm bu bilgileri göz ardı ederek ihalenin ve hisse devrinin Korkmaz Yiğit lehine
sonuçlanması için çaba harcamıştır. Başbakan Mesut Yılmaz, Arena Programında,
Alaettin Çakıcı’nın Türkbank ihalesindeki bu rolüne karşılık bu iş için ihaleyi kim
kazanırsa kazansın % 5 pay almak üzere anlaştığını, Korkmaz Yiğit’ten bunun bir
kısmını peşin aldığını da ayrıca belirtmiştir”(sh.145,146) denilmektedir.
Konu ile ilgili olarak tanık anlatımları dışında, Emniyet Genel Müdürlü-
ğünün 3.8.1998 tarihli bilgi notu, İstanbul Emniyet Müdürlüğünün 3.2.1998,
13.5.1998 ve 8.6.1998 tarihli yazıları ve bilgi notlarının asılları ile Emniyet
Genel Müdürlüğünün 4.8.1998 tarihli yazısı ile yazının ilgili yerlere teslim
edildiğine dair zimmet kaydı ve Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel’in notu
dosyaya konulmuştur.
Meclis Soruşturma Komisyonu Raporunda, “DGM kararı olmadan 3 adet
dinleme, sonra da DGM kararı ile 21.5.1998 tarihinde yapılan bir adet dinlemede,
Alaettin Çakıcı‐Korkmaz Yiğit telefon görüşmesi İstanbul Emniyet Müdürlüğü
tarafından kayda alınmış, böylece Çakıcı’nın Korkmaz Yiğit yanında Türkbank
ihalesine katılmak için dosya alan ve sonra da ihaleye teklif veren firma sahiplerini
tehdit ettiği açıkca ortaya çıkmış ve delillendirilmiştir”(sh.122) denilmektedir.
Sanıklar ise İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin kararı ile dinle-
meye alınan Korkmaz Yiğit ile Alaettin Çakıcı arasında geçen telefon gö-
rüşmelerinden haberdar olmadıklarını, bu delilin ilgililer tarafından kendile-
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
289
rine bildirilmediğini, ihale iptal aşamasına gelene kadar bu durumdan ha-
bersiz olduklarını iddia etmektedirler.
18.5.1998 tarihli İstanbul 5 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin kararı
ile dinlenilmesine karar verilen ve Alaettin Çakıcı ile Korkmaz Yiğit ara-
sında geçen telefon konuşmalarını içeren kasetin varlığı ve bu durumun
ilgili yerlere bildirilip bildirilmediği konusunda Emniyet ve Başbakanlık
görevlileri olan tanıklar dinlenmiştir. Ayrıca, söz konusu konuşmaları içeren
kaset çözüm tutanakları ve ilgili mahkeme kararı dosyada bulunmaktadır.
Komisyon Raporunda, ihale duyurusundan itibaren bu ihalenin Kork-
maz Yiğit’te kalması için organize suç örgütü başı Alaettin Çakıcı’nın telefon
görüşmeleri yaparak ihaleye müdahale ettiği ve bu durumun Emniyet gö-
revlilerince tespit edilerek üst makamlara bildirilmesine rağmen sanıklar
tarafından gerekli işlemlerin yapılmadığı ileri sürülmektedir. Tanık sıfatıyla
bilgilerine başvurulan Emniyet görevlileri Necati Bilican, Sabri Uzun ve
Hasan Özdemir görev yaptıkları dönem içerisinde birçok telefon görüşme-
sinin takibinin ve kaydının yapıldığını, bunların bilgi notuna dönüştürüle-
rek ihaleden önceki değişik tarihlerde Başbakan ve İçişleri Bakanına iletil-
mek üzere üst makamlara bildirildiğini, 3.8.1998 günlü bilgi notu ile 4.8.1998
günlü yazının Başbakan ve İçişleri Bakanına ulaştırıldığını ifade etmişlerdir.
Dönemin İçişleri Bakanı olan ve tanık sıfatıyla bilgisine başvurulan Murat
Başesgioğlu 3.8.1998 tarihinden önce kendisine ulaştırılan ve içeriklerinin de
bir organize suç liderinin yapılacak olan Türkbank ihalesine ilgi duyduğuna
ve bunun için bazı organizasyonlara girme konusunda bir hazırlıkları oldu-
ğunu ifade eden duyumlardan derlenmiş olan bilgi notlarının genelde telefon
dinlemelerine dayandığını ve bu durumu Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz’a
ilettiğini söylemiş, 21.5.1998 günlü Çakıcı-Yiğit görüşmesine ilişkin telefon
görüşmesinin tamamının içeriği hakkında sonradan haberdar olduğunu, kase-
tin kendilerine intikal etmediğini, ancak bu telefon görüşmelerinde geçen
hususların parçalar halinde bilgi notlarına yansıdığını ifade etmiştir.
Sanık Ahmet Mesut Yılmaz kendisine ulaştırılan notların okunduktan
sonra imhası kaydını taşıyan bilgi notlarından ibaret bulunduğunu, delil
niteliğini taşımadığını, kamuoyuna açıklanan 21.5.1998 günlü telefon gö-
rüşmesine ilişkin kayıt ve bilgilerin de kendisine bildirilmediğini, sonradan
Emniyet görevlileri ile yaptığı görüşmelerde onların da iletmediklerini kabul
ettiklerini, ancak bunun kasıt veya kötüniyete dayanmadığını söylediklerini,
3.8.1998 günü kendisine gönderildiği iddia edilen bilgi notu ile 4.8.1998 gün-
lü Emniyet yazısının kendisine ulaşmadığını ifade etmiştir.
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
290
Soruşturma Komisyonu Raporunda ve müdahil vekilinin esas hakkın-
daki görüşlerinde, sanıkların bilgi notu niteliğindeki istihbarat notlarına
dayalı olarak tasarrufta bulunamayacakları yönündeki iddialara karşılık
olarak, daha önce yapılan POAŞ ihalesinde en yüksek teklif veren Hayyam
Gariboğlu’na hakkında MİT Müsteşarlığınca düzenlenen 2.7.1998 günlü
bilgi notuna dayalı olarak ihalenin iptali ve ihalede en yüksek teklifi veren 3.
firmaya verildiği, bu bilgi notunun Türkbank’la ilgili olarak düzenlenen
bilgi notlarına benzer nitelikte olmasına rağmen ihale iptal edilirken,
Türkbank ihalesinde somut delil ve belge aranmasının bir çelişki oluştur-
duğu ifade edilmiştir.
Emniyet yazısının ulaştırılması ile ilgili bilgilerine başvurulan Başba-
kanlık görevlilerinden İbrahim Oktay ve Sema Erdem kendilerine Başba-
kan’a iletilmek üzere gelen tüm evrakın Başbakan’a iletildiğini ifade etmiş-
ler, ancak özel olarak bu yazının iletilip iletilmediğini hatırlamadıklarını
söylemişlerdir.
Ayrıca, TMSF tarafından gazete haberlerinden etkilenilerek 24.6.1998 ta-
rihinde Emniyet Genel Müdürlüğüne yazılan yazıya, ihalenin sonuçlanma-
sından 6 saat sonra cevap verildiği ve söz konusu yazıda, halen yurt dışında
bulunan ve aranan organize suç liderleri ve elemanlarının, ihaleye katılan
diğer grupları baskı ve tehdide maruz bırakarak, ihalenin Korkmaz Yiğit
lehine sonuçlanması için bazı firma sahipleri ile yakın ilişki içine girdikleri
bildirilmesine rağmen, sanıkların bu durumu yetkililere bildirmedikleri ve
ihalenin gerçekleşmesi için gereken işlemlerin devam etmesine izin verdik-
leri iddia edilmektedir.
TMSF’ye yazılan 4.8.1998 günlü yazının bilgi için Başbakan’a iletilip ile-
tilmediği ve Hazine yetkililerinin durumdan haberdar olup olmadıkları
konusunda Gazi Erçel, Aydın Esen, Erdal Aslan, Yener Dinçmen, Osman
Tunaboylu, Adnan Yaylacı ve Muhammet Ünal tanık olarak dinlenmişlerdir.
Tanıklardan Gazi Erçel Emniyet Genel Müdürlüğünden gelen 4.8.1998
günlü yazının içeriğinde bu bilgilerin Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat
Daire Başkanlığı’nca 3.8.1998 tarihinde ilgili bütün yetkililere bildirildiğinin
ve dağıtımında Başbakanlığa da gönderildiğinin belirtilmesi nedeniyle, Baş-
bakanın bilgileri olduğunu ve ihale ile ilgili evrakın Hazineye gönderilmiş
olması nedeniyle de yapılacak bir işlemin bulunmadığını düşünerek evrakın
üzerine bu durumu şerh düşmekle yetindiğini ifade etmiştir. Sanıklar Ah-
met Mesut Yılmaz ve Güneş Taner’in, Emniyetin bu yazısından haberdar
olmadıklarını, TMSF ve Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel’in de hazır bu-
lunduğu toplantıda konu ele alınmasına rağmen Gazi Erçel’in yazıdan bah-
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
291
setmediğini, kaldı ki ihalenin iptali ile ilgili yetkinin kendilerinde olmayıp
TMSF’de bulunduğunu ifade etmişlerdir. Sanıklar ayrıca, Çakıcı-Yiğit ilişki-
sinin ilk kez ortaya çıkarıldığı İçişleri Bakanı Kutlu Aktaş-Korkmaz Yiğit
görüşmesinden hemen sonra kendi yetkileri dahilindeki devir izninin dur-
durulması ve sorumluluğun tesbiti için Başbakanlık Teftiş Kurulunun gö-
revlendirilmesi konularında gerekli girişimleri yaptıklarını bildirmişlerdir.
Mevcut delillerin değerlendirilmesinde; sanıklar Ahmet Mesut Yılmaz
ve Güneş Taner’in 4.8.1998 günlü yazıdan haberdar olduklarına ilişkin ye-
terli delil elde edilememiş ise de, Korkmaz Yiğit’le bir organize suç örgütü
mensubu arasında Türkbank ihalesi ile ilgili ilişkiyi gösteren istihbari bilgi-
lerin ihale öncesindeki tarihlerde sanıklara ulaştırılması karşısında;
sözkonusu bilgilendirmelerin Korkmaz Yiğit’in ihaleye katılmasına ve iha-
lenin sonuçlanmasından sonra da adı geçene hisse devri izni verilmesine
engel teşkil edecek düzeyde olduğu kanısına varılmış ve sanıkların bu ne-
denle görevlerinin gereklerini yerine getirmedikleri sonucuna ulaşılmıştır.
b)‐ Meclis soruşturma Komisyonu Raporunda; “İhaleye katılmak üzere tek‐
lif veren 5 firma, 05.06.1998 tarihinde TMSF tarafından basına açıklanmış ve ihale‐
ye girmelerinde sakınca bulunup bulunmadığı hususu Hazine Müsteşarlığı’ndan
istenilmiştir. Bunun üzerine Hazine Müsteşarlığı 20.7.1998 tarihli yazısında, Ban‐
kalar Kanunu’nun 5 inci maddesine göre teklif sahiplerinin Banka ortağı olmaların‐
da sakınca olmadığını, ancak satış sonrasında devir izni verilmesi esnasında, Ban‐
ka’yı alacak olan firmanın, mali bünyesi takviyeye muhtaç bulunan Türkbank’ı
rehabilite etme gücüne sahip olup olmadığının değerlendirileceği, ayrıca TMSF
tarafından Banka’ya tahsis edilen kaynakların da satış sırasında göz önünde bulun‐
durulması gerektiği hususlarını TMSF’ye bildirmiştir…(sh.122,123)
TMSF’nin 4.8.1998 tarihli, banka hisselerinin Korkmaz Yiğit Grubuna devrine
izin verilmesine ilişkin yazısı üzerine, Hazine Müsteşarlığı Banka Kambiyo Genel
Müdürlüğü bürokratlarınca hazırlanan Bakanlık Makamı’nı muhatap 31.8.1998,
1.9.1998 ve yine 1.9.1998 günlü üç adet onay taslağında özetle; “Korkmaz Yiğit İnş.
Tic. A.Ş’nin aktif varlıklarının önemli bir bölümünün yabancı kaynaklarla finanse
edildiği, ihale bedeli ve taahhüt edilen sermayenin karşılanacağı temel kaynak olan ve
toplam değeri 15 milyar ABD doları olarak tahmin edilen gayrimenkul projelerinin
yapılabilirliği ve finansmanının ne şekilde karşılanacağı hususunda herhangi bir bilgi
ve belge sunulamadığı, grubun geçmiş yıllardaki işlem hacmi ve karlılığı da göz önüne
alındığında ihale bedeli ve taahhüt edilen sermaye konusunda kesin bir kanaate ulaşı‐
lamadığı, diğer taraftan aynı grubun bu ihaleden sonra Kanal 6, Kanal E, Yeni Yüzyıl
ve Ateş Gazetesi gibi görsel ve yazılı basın kuruluşlarını 200 milyar ABD dolarını (Bu
rakam 200 milyon ABD doları olacak) aşan bir bedel ödeyerek aldığı anlaşıldığından
Türkbank’ın ihale bedeli ve taahhüt edilen sermayenin aynı süre içerisinde şirketin
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
292
sağlayacağı kredilerden veya kendi kaynaklarından karşılamasının mümkün görülme‐
diği, ayrıca bankanın satışında ihaleye fesat karıştırıldığı ve ihaleye giren kişilerin
emniyet güçlerince aranan bazı kişilerin tehditlerine maruz kaldığı yönünde basında
çeşitli haberlerin yer aldığı, Bankalar Kanununun 5. maddesinde banka ortaklarının
ihaleye fesat karıştırma suçunun işlememiş olmalarının amir olduğu, her ne kadar
basında yer alan iddialar mahkeme kararı ile sabit olmasa da belirtilen hüküm dolayı‐
sıyla bu aşamada banka devir izni verilmesine ihtiyatla yaklaşılması gerektiği, söz
konusu hisse devrine izin verilmesine hukuken bir sakınca olmamakla birlikte yukarıda
izah edilen hususlarda göz önünde bulundurularak yapılacak işlemin Makamları
takdirine sunulması” şeklinde Banka ve Kambiyo Genel Müdürlüğü yetkilileri paraf‐
ladıktan sonra tekemmül etmeyen onay taslaklarının bulunduğu görülmektedir...
Sözkonusu onay taslakları Hazine Bürokratlarının, Türkbank’ın Korkmaz
YİĞİT Grubu’na satışına teknik gerekçelerle karşı çıktıklarını ve bu sorumluluğu
üzerlerine almamak amacıyla da yukarıda belirtilen taslakları hazırladıklarını, an‐
cak, Hazine’nin bağlı olduğu siyasi iradenin onay vermemesi nedeniyle bu taslaklar
imzalanmamış, siyasi iradenin isteği doğrultusunda bir onay metni hazırlanarak
işleme konmuştur. Nitekim, onay metninde söz konusu bürokratların parafları bu‐
lunmamaktadır. Diğer taraftan, bu kabul görmeyen onay taslakları Hazine Bürok‐
ratlarının ihale sonucuna bakışını ve Korkmaz Yiğit grubu hakkında ciddi kaygılar
taşıdıklarını da göstermesi bakımından ilginçtir. Zira, yukarıdaki onay taslağından
da görüleceği üzere, Korkmaz Yiğit İnş. Tic. A.Ş’nin aktif varlıklarının önemli bir
bölümünün yabancı kaynaklarla finanse edildiği, ihale bedeli ve taahhüt edilen ser‐
mayenin karşılanacağı temel kaynak olan ve toplam değeri 15 milyar USD olarak
tahmin edilen gayrimenkul projelerinin yapılabilirliği ve finansmanının ne şekilde
karşılanacağı hususunda herhangi bir bilgi ve belge sunulamadığı, grubun geçmiş
yıllardaki işlem hacmi ve karlılığı da göz önüne alındığında ihale bedeli ve taahhüt
edilen sermaye konusunda kesin bir kanaate ulaşılamadığı ve bu ihaleden sonra
Kanal 6, Kanal E, Yeni Yüzyıl ve Ateş Gazetesi gibi görsel ve yazılı basın kuruluş‐
larını 200 milyon USD’yi aşan bir bedel ödeyerek aldığı anlaşıldığından
Türkbank’ın ihale bedeli ve taahhüt edilen sermayenin aynı süre içerisinde şirketin
sağlayacağı kredilerden veya kendi kaynaklarından karşılamasının mümkün görül‐
mediği, Hazine Bürokratlarınca öngörülmüş ve onay taslağında belirtilmiştir. An‐
cak, söz konusu endişelerin onay metnine derc olması durumunda Bakanlık Makamı
onay vermeyeceğinden düzeltilmesi için iade edilmiş ve yukarıda açıklanan husus‐
lardan sarfınazar edilerek talimatlar doğrultusunda bir onay metni hazırlanmıştır.
Nitekim, 04.09.1998 günlü hisse devirlerine izin verilen ilgili görevlilerce pa‐
raflanmayan Bakan onayında, Korkmaz YİĞİT İnşaat Taah.Tic. A.Ş.’nin ödeme
gücüne ve basında yer alan ihaleye fesat karıştırıldığına ilişkin hususlara değinil‐
memiş, sahibi olduğu, Bank Ekspres’in mali yapısı dikkate alınmamış ve doğrudan
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
293
Hazine Müsteşarı Yener DİNÇMEN ve Devlet Bakanı Güneş TANER tarafından
imzalanmıştır…(sh.135)
Fonun hisselerinin yapılan açık arttırma sonunda Korkmaz Yiğit İnş. Taah. Tic.
A.Ş.’ye devredilmesine dair izin talepli 4.8.1998 günlü yazısı üzerine, Devlet Ba‐
kanı Güneş Taner imzalı 8.9.1998 günlü 98/1584 sayılı Bakanlık Makamı Onayı ile
Hazine Müsteşarlığı, Türk Ticaret Bankasındaki Tasarruf Mevduatı Sigorta
Fon’una ait %84.52 oranındaki hisselerin Bankalar Kanunu hükümleri çerçevesinde
Korkmaz Yiğit İnş. Taahüt Ticaret A.Ş.’ye devrinde hukuken bir sakınca bulunma‐
dığı sonucuna varılarak hisse devirlerine izin vermiştir...”(sh. 46)
denilmektedir.
İddia ile ilgili olarak Soruşturma Komisyonunda ve kovuşturma sıra-
sında onay taslaklarında isimleri bulunan ve süreçte görevleri olan tanıklar
dinlenmişlerdir.
Onay taslaklarını hazırlayan Hazine bürokratları Müsteşar Yener
Dinçmen, Müsteşar Yardımcısı Osman Tunaboylu, Bankacılık ve Kambiyo
Genel Müdürü Adnan Yaylacı tanık sıfatıyla Yüce Divan’da yaptıkları açık-
lamalarda, Banka’nın yapısı ve o dönemdeki gelişmeler gözetildiğinde,
Korkmaz Yiğit firmasının Türkbank’ın alımı ile ilgili finansmanı karşılaya-
bilecek mali güç ve yeterliliğinin bulunmadığını, mevcut girişimlerinin mali
kaynağının, büyük ölçüde yabancı kaynaklara dayandığını, mali yetersizliğe
rağmen Korkmaz Yiğit tarafından ihaleden sonraki tarihlerde yazılı ve gör-
sel basın kuruluşlarına da fazla miktarda yatırım yaptığını, dolayısıyla onay
yazısında anılan hususların yer alması gerektiğini düşündüklerini ifade
etmişlerdir. Sanık Güneş Taner ise, Hazine bürokratları tarafından hazırla-
nan, ancak resmiyet kazanmayan onay taslaklarının, sorumluluğun kendisi
üzerine bırakılmasına yönelik bir girişim olduğunu, elde somut bir delil
olmaksızın bu tür bir onay yazısının yazılamayacağını, kaldı ki onayın be-
lirtilen sakıncaları önleyecek ve ortadan kaldıracak nitelikte ayrıntılı koşul-
lar içerdiğini, sonradan resmiyet kazanan onay yazısının da hazine bürok-
ratlarının imzalarını taşıdığını, dolayısıyla bu yönden bir usulsüzlüğün
sözkonusu edilemeyeceğini belirtmiştir. Soruşturma Komisyonu Rapo-
runda, paraflanan ancak geçerlilik kazanmayan üç adet onay taslağından
sözedilmekte ise de, sanık Güneş Taner vekili tarafından sunulan ve yazış-
malarla BDDK’dan temin edilen ıslak imzaları havi beş adet onay taslağının
bulunduğu görülmektedir.
Soruşturma Komisyonlarındaki beyanlarında Hazine bürokratı tanıklar,
Bakan tarafından 4.9.1998 günü onaylanan onay taslağını kendi çekinceleri-
nin yer almaması nedeniyle paraflamadıklarını belirtmişlerdir. Ancak, tanık
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
294
Adnan Yaylacı, Yüce Divan’daki beyanında, memur olarak görevlerinin,
ilgili onayı verecek makama tüm bilgileri aktarmak olduğunu, bu amaçla
tereddütlerini de hazırlamış oldukları onay taslağına yazdıklarını ve paraf-
ladıklarını, kendisinin bu çekinceleri sözlü olarak da Bakan Güneş Taner’e
bildirdiğini ancak, sonradan Müsteşarlık makamından, bu tereddütleri çok
açık bir şekilde değil, ama, kısa bir cümleyle özetleyen bir metin hazırlan-
ması istenmesi üzerine kendilerinin bu metni hazırlanarak verdiklerini, an-
cak son haliyle ve onaylanmış şekliyle genel müdürlüğe dönmesi nedeniyle
kendilerinin son metni paraflama imkanlarının olmadığını ifade etmiştir.
Dönemin Hazine Müsteşarı olan tanık Yener Dinçmen ise, Yüce Di-
van’daki beyanında, “Şimdi, bir kişi böyle bir ihaleye girdiği zaman, biz onun için
bütün hesaplarını, kaç lirası var, nerede bu, böyle bir prosedür yoktur. Böyle bir
taahhüdü alırız, bu parayı götürüp Mevduat Sigorta Fonuna ödemediği takdirde,
kendi bankasından ve öbür şeyden almamak kaydıyla ödemediği takdirde, ödeyeme‐
miştir taahhüdünü, o zaman bu bankayı size vermiyoruz denilir. Usul budur. Ka‐
nundaki denilen şeyde Bankalarca yüz kızartıcı suç işlemiş midir işte, sabıka kaydı
var mıdır, budur efendim” demiştir. Sanık Güneş Taner de, savunmasında,
onay yazısında sıkı koşullar öngörülmüş olması ve iznin süreye bağlanma-
sının onayın diğer sakıncalarını ortadan kaldırdığını ifade etmiştir.
Kendileri hakkında yürütülen soruşturma kapsamında Hazine uzmanı
Levent Deveci, Daire Başkanı Mesut Yıldırım ve Genel Müdür Yardımcısı
Binnur Berberoğlu Başbakanlık Teftiş Kurulu müfettişlerine verdikleri sa-
vunmada; Hazine Müsteşarlığı tarafından banka devir izni verilirken iki
hususun değerlendirilmesinin zorunlu olduğunu, bunlardan birisinin banka
ortağı olacak kişilerin Kanun’da belirtilen şekil şartlarına, ikincisinin ise
banka sahibi olacak kişilerin gerekli maddi güç ve itibara sahip olup olma-
dığının belirlenmesi olduğunu, Türkbank ihalesi ile ilgili olarak bu açılardan
yapılan değerlendirmede Korkmaz Yiğit firmasının anılan nitelikleri taşı-
madığı kanaatine vardıklarını ifade etmişlerdir.
Hazine bürokratları, 4.8.1998 tarihli TMSF’nin, banka hisselerinin Kork-
maz Yiğit grubuna devredilmesine izin verilmesine ilişkin yazısı üzerine,
31.8.1998, 1.9.1998 ve 1.9.1998 günlü onay taslakları hazırlamışlardır. Ancak,
hazırlamış oldukları bu taslaklarda Hazine bürokratlarının Türkbank’ın
Korkmaz Yiğit Grubuna devrine izin verilmesine teknik gerekçelerle karşı
çıktıkları ve hazırladıkları onay taslaklarında çekincelerini belirttikleri anla-
şılmaktadır. Bu onay taslaklarında Hazine Bürokratlarınca;
- Korkmaz Yiğit İnş. Tic. A.Ş.‘nin aktif varlıklarının önemli bir bölümü-
nün yabancı kaynaklarla finanse edildiği,
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
295
- İhale bedeli ve taahhüt edilen sermayenin karşılanacağı temel kaynak
olan ve toplam değeri 15 milyar dolar olarak tahmin edilen gayrimenkul
projelerinin yapılabilirliği, finansmanının ne şekilde karşılanacağı husu-
sunda herhangi bir bilgi ve belge sunulmadığı,
- Alıcının ihale bedeli ve bankanın rehabilitasyonu için gereken yaklaşık
1,1 milyar dolarlık finansmanın kaynağı konusunda tatmin edici bir açık-
lama getiremediği,
- Grubun geçmiş yıllardaki işlem hacmi ve karlılığı da göz önüne alındı-
ğında ihale bedeli ve taahhüt edilen sermaye konusunda kesin bir kanaate
ulaşılamadığı,
- Bu ihaleden sonra Kanal 6, Kanal E, Yeni Yüzyıl ve Ateş Gazetesi gibi
görsel ve yazılı basın kuruluşlarını 200 milyon doları aşan bir bedel ödeye-
rek aldığı anlaşıldığından Türkbank’ın ihale bedeli ve taahhüt edilen serma-
yenin aynı süre içerisinde şirketin sağlayacağı kredilerden veya kendi kay-
naklarından karşılamanın mümkün görülmediği,
hususları çekince olarak belirtilmiş bulunmaktadır.
Bu taslakların kabul edilmemesi üzerine yeni hazırlanan 4.9.1998 tarihli
onayda bu çekincelere yer verilmediği Korkmaz Yiğit İnşaat Taah. Tic.
A.Ş.’nin ödeme gücü ve basında yer alan ihaleye fesat karıştırıldığına ilişkin
iddialara değinilmediği ve doğrudan Hazine Müsteşarı Yener Dinçmen ve
Devlet Bakanı Güneş Taner tarafından imzalandığı görülmüştür.
Sanık Güneş Taner savunmalarında, Hazine bürokratlarının çekince ko-
yarak bilgi notları düzenlemelerinin nedeninin sorumluluğu kendi üzerine
yıkmaya yönelik bir davranış olduğunu, bu çekinceleri ortadan kaldırmak
amacıyla onayın ağır koşullara bağlandığını ileri sürmüştür. Ancak, yalnızca
devir izninin koşullara bağlanmış olmasının sanığın sorumluluğunu ortadan
kaldırmayacağı, devir izni verildikten sonra devrin hukuki sonuçlarını do-
ğurmaya başlayacağı sonucuna varılmıştır.
İhale sonucunda en yüksek teklifi vererek ihaleyi kazanan Korkmaz Yi-
ğit firması ile ilgili olarak ihale süreci öncesinden beri mevcut olan bilgiler,
Korkmaz Yiğit’in o dönemde sahibi bulunduğu Banka’nın ve şirketlerinin
mali durumu ve Hazine bürokratlarının bu hususlara vurgu yapan çekince
notlarına karşın, bunların gözardı edilmesi suretiyle devir izni verilmesi
sanık Güneş Taner’in cezai sorumluluğunu gerektiren davranışlardan birisi
olarak değerlendirilmiştir.
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
296
2. Türkbank kaynaklarını kullanarak, yerel ve genel seçim kararları‐
nın alındığı bu dönemde, kendilerine bağımlı ve güdümlerinde
bir medya yaratarak siyasi çıkar sağlamayı amaçladıkları
Meclis Soruşturma Komisyonu Raporunda;“ Olayın cereyan ettiği günler,
gerek Başbakan, gerekse Bakanlar hakkında Meclis Soruşturmaları açılmaya başlan‐
dığı, genel ve mahalli seçimlerin yapılmasının gündeme geldiği ve karar verildiği bir
zamana tesadüf etmektedir. Başbakan Mesut YILMAZ ve dolayısıyla Devlet Bakanı
Güneş TANER, kendilerinin ve partilerinin siyasi gelecekleri lehine, bir medya gücü
oluşturma organizasyonuna girişmişlerdir. Bu amaçlarına ulaşmaya en uygun kişi
olarak Türkbank’ı almak isteyen Korkmaz Yiğit’i bulmuşlardır. Korkmaz Yiğit’in
Türkbank’ı alma, kendilerinin de güdümlerindeki bir medya gücü oluşturma hede‐
fine hizmet etmek üzere, usulsüz olarak Türkbank’ın Korkmaz Yiğit’e devrini sağ‐
lamışlardır. Bu şekilde Korkmaz Yiğit vasıtasıyla, bir yandan finans sektörüne,
diğer taraftan da basın alanına rahatlıkla nüfuz etme imkanına kavuşmuşlardır.
Böylece, haksız çıkar sağlamayı amaçlamışlardır.
Bu arada, Kâmuran ÇÖRTÜK’ün, Türkbank ihalesine giren Korkmaz Yiğit ile
Başbakan Mesut YILMAZ arasındaki ilişkinin kurulup sürdürülmesini sağladığı,
ihalenin her aşamasında Başbakan adına müdahil olup, zaman ve yer ayrımı gözet‐
meksizin birinin söylediğini, diğerine aktardığı, bu misyonu karşılığında, Korkmaz
Yiğit’ten Genç TV’yi komisyon olarak bedel ödemeden alarak haksız çıkar sağladığı;
Başbakan Mesut YILMAZ’ın da Türk Ticaret Bankasını, ihalenin açıklık ve serbest
rekabet ortamının sağlanmasını önleyecek müdahaleler sonucu Korkmaz Yiğit’in
almasını temin ederek, bu kişi eliyle medya gücü oluşturarak siyasi menfaat sağla‐
dığı anlaşılmıştır…(sh. 147)
Korkmaz Yiğit’in 27.08.1998 tarihinde Başbakan Mesut YILMAZ’la Ankara’da
buluştuğu, bu görüşme esnasında Başbakan Mesut YILMAZ’ın Mehmet Turhan
AKKÖPRÜLÜ’yü telefonla arayıp‘Korkmaz Yiğit sana Kanal 6 için Genel Mü‐
dürlük teklif edecek kabul et. Seni ben tavsiye ettim. Korkmaz Yiğit bildiğim kada‐
rıyla düzgün bir adamdır’ dediği…(sh.116),
Kanal 6 Televizyonu eski Genel Müdürü Mehmet Turan AKKÖPRÜLÜ; Baş‐
bakan Mesut YILMAZ’ın telefon açarak,“Korkmaz diye birisi var, Kanal 6’ yı aldı,
sen oraya genel müdür olur musun? seni ben tavsiye ettim” şeklinde bir ifadede
bulunduktan sonra, Korkmaz YİĞİT’ in kişiliğini sorduğunda Başbakan Mesut
YILMAZ’ın cevaben, “bildiğim kadarıyla düzgün bir adamdır” dediğini, Korkmaz
Yiğit’in Başbakan’dan mutlaka isteklerde bulunmuş olabileceğini, siyasilerin med‐
yaya karşı her zaman zaafiyet gösterdiğini, basın ile iyi geçinmek ve destek almak
maksadıyla davrandıklarını nitekim, kendisi Kanal 6’da 1.5 ay süreyle Genel Yayın
Yönetmenliği yaptığını, Mesut YILMAZ aleyhindeki Korkmaz YİĞİT tarafından
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
297
doldurulan bandın yayınlanmasını engelleyemeyince istifa ettiğini söylemiştir”(sh.
143) denilmektedir.
Yine Meclis Soruşturma Komisyonu Raporuna göre;
“Korkmaz Yiğit medya alanına 2.6.1998 tarihinde Kanal E’yi 27 milyon dolara
satın alarak girdiği,
Akabinde 14.7.1998 tarihinde 41 milyon 200 bin dolara Genç TV’yi,
Daha sonra 14.8.1998 tarihinde, 110 milyon dolara Kanal 6’yı,
Bunun ardından 27.8.1998 tarihinde, 75 milyon dolara Yeni Yüzyıl ve Ateş
Gazetelerini,
Kısa bir süre sonra da, 6.10.1998 tarihinde, 273 milyon dolara Milliyet Gazete‐
sini,
aldığı tespit edilmiştir.
Böylece Korkmaz Yiğit’in, Türkbank ihalesi öncesinde başlayıp, sonrasında da
artarak devam eden gazete ve televizyon kanallarının toplam değeri 526 milyon 200
bin dolara ulaşmaktadır.
Korkmaz Yiğit 4.8.1998 tarihinde Türkbankı 600 milyon dolara satın almıştır.
Aynı ihale sonucunda yine Korkmaz Yiğit’in 21.8.1998 tarihli taahhütname ile
Türkbank içerisine koymayı taahhüt ettiği miktar 500 milyon dolardır, ki bunun 100
milyonu 1998, 200 milyonu da 1999 yılında banka içerisine koymak durumundadır…
Bütün bu açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, tam da seçim kararının tar‐
tışıldığı ve karar alındığı bir dönemde Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz ve onunla
aynı doğrultuda hareket eden eski Devlet Bakanı Güneş Taner’in, kendi güdümle‐
rine girecek ve yüzde yüz talimatları çerçevesinde hareket edecek bir basın gücüne
ihtiyaçları bulunmaktadır. Türkiye’nin seçkin gazetecilerinin yukarıdaki yoruma
muhtaç bulunmayan açık anlatımlarında da vurguladıkları gibi, henüz çok fazla
tanınmayan, yıpranmamış, basınla ilgili tecrübesi bulunmayan, telkin ve teşvike çok
müsait olan Korkmaz Yiğit bu iş için özellikle seçilmiş bir kimsedir. Korkmaz Yiğit
Kanal 6’daki ifadesinde bu durumu kabul ve teyit etmiştir”(sh.141‐143).
Bu konu ile ilgili olarak tanıklar İsmet Berkan, Tuncay Özkan, Uğur
Dündar, Sedat Ergin, Mehmet Turan Akköprülü, Kamuran Çörtük ve
Korkmaz Yiğit dinlenmişlerdir. Ayrıca, konu ile ilgili olan bilgi ve belgeler
getirtilerek dosyaya konulmuştur.
Korkmaz Yiğit, sanıkların güdümlerinde bir medya düzeni kurmak
amacıyla girişimlerde bulunduklarını, bu amaca ulaşmak üzere yıpranma-
mış ve piyasada adı duyulmamış birisini aradıklarını, en uygun kişi olarak
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
298
kendisini seçtiklerini, önceki beyanlarında, kendisinin medya alımı gibi bir
düşüncesinin olmadığını, özellikle Milliyet Gazetesini alma gibi bir düşün-
ceye sahip bulunmadığını, sanıkların yönlendirmesi ve isteği ile bu işlere
giriştiğini ileri sürmüştür. Yine Korkmaz Yiğit, Kamuran Çörtük aracılığıyla
kendisiyle yapılan görüşmelerde satın alacağı medya kuruluşları için yöne-
tici ve görevli atanması gibi ayrıntıların dahi görüşüldüğünü ifade etmiştir.
Korkmaz Yiğit’in bu iddiaları Kamuran Çörtük ve sanıklar tarafından kesin-
likle reddedilmiştir.
Sanık Ahmet Mesut Yılmaz ile tanık Mehmet Turan Akköprülü arasında
geçen ve Komisyon Raporuna da yansıyan görüşmelerden, Korkmaz Yiğit’in
sorması üzerine sanık Ahmet Mesut Yılmaz tarafından Kanal 6’nın başına
genel müdür olarak Mehmet Turan Akköprülü’nün önerildiği ve durumdan
adı geçenin haberdar edildiği, bu önerinin kabul edilmesinden sonra Meh-
met Turan Akköprülü’nün göreve başladığı anlaşılmaktadır. Sanık Ahmet
Mesut Yılmaz ise, savunmasında Korkmaz Yiğit’in genel müdür adayı ola-
rak birkaç isim sayması üzerine bunlardan sadece Mehmet Turan
Akköprülü’yü çok eskiden tanığını belirttiğini, bu şekildeki belirlemesinin
bir tavsiye olarak değerlendirilmemesi gerektiğini, ancak bir referans olarak
anlamanın daha doğru olacağını, Korkmaz Yiğit’le olan bu görüşmeden
sonra Mehmet Turan Akköprülü’yü arayarak kendisine böyle bir talep gele-
bileceğini söylediğini, ancak bunu yaparken iddia edildiği gibi medya gücü
oluşturmak gibi bir niyet ve düşüncesinin olmadığını ifade etmiştir.
Sanıkların güdümlerinde bir medya düzeni kurmak amacıyla eylemler
gerçekleştirdikleri yönündeki iddialar, Korkmaz Yiğit’in Komisyonlarda
verdiği beyanlara dayandırılmıştır. Ancak, Korkmaz Yiğit’in bu konudaki
beyanları arasında çelişkiler mevcut olup, diğer tanık beyanları ile destek-
lenmemiştir. Sanık Ahmet Mesut Yılmaz’ın Mehmet Turan Akköprülü ile
Kanal 6’nın yönetimi ile ilgili olarak görüşme yaptıkları kendi beyanların-
dan da anlaşılmış ise de, bu durumun sanık Ahmet Mesut Yılmaz’ın cezai
yönden sorumluluğunu gerektirecek bir eylem niteliğinde bulunmadığı
sonucuna varılmıştır.
Korkmaz Yiğit’in medya ile ilgili olarak yaptığı alımlarda sanıkların söz
konusu medya kuruluşlarının satın alınması ve bedellerinin ödenmesi konu-
sunda Korkmaz Yiğit yararına herhangi bir girişimlerinin bulunmadığı,
Korkmaz Yiğit’in anlatımları dışında savın değerlendirilmesine yarayacak
herhangi bir beyan ya da belgenin mevcut olmadığı anlaşılmaktadır.
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
299
Belirtilen nedenlerle, sanıkların güdümlerinde bir medya düzeni kur-
mak amacıyla girişimlerde bulunduklarına yönelik suçlamalar bakımından
yeterli delil elde edilememiştir.
3. Türkbank ihalesinde üstlendiği aracılık misyonunun karşılığı ola‐
rak, üçüncü kişi konumundaki Kamuran Çörtük’e Korkmaz Yiğit
tarafından Genç TV’nin bedelsiz şekilde devrine sanıklarca imkan
sağlandığı ve böylece Kamuran Çörtük’e medya gücü ve maddi
olanak temin edildiği
Meclis Soruşturma Komisyonu Raporunda; “Korkmaz Yiğit’in Başbakan
Mesut Yılmaz’dan ihaleye girebilme izini aldığını her nasılsa haber alan Kâmuran
Çörtük, bu sırada yine devreye girmiş, ertesi gün Korkmaz Yiğit ile buluştukla‐
rında, Kanal E’ye ortak olma teklifini gündeme getirmiştir(sh.126)…Korkmaz Yi‐
ğit’in 14.7.1998 tarihinde 41.200.000 USD’ye satın aldığı Genç TV’nin, bu kez 17
gün sonra 31.7.1998 tarihinde yine aynı bedelle Kamuran Çörtük’e satışına ilişkin
sözleşme düzenlenmiştir...
Korkmaz Yiğit’in İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlar Şube Mü‐
dürlüğünde verdiği 11.11.1998 tarihli ifadesinde: ‘Genç TV’yi 41.200.000 dolara
Raks firmasından satın aldım, peşin olarak 2 milyon dolar ödedim. Geri kalanı 2000
yılına kadar vadelidir. Bugüne kadar vadesi gelen 9 milyon dolar borcumu ödedi‐
ğimi hatırlıyorum. Genç TV’yi satın aldıktan 15 gün sonra Kamuran Çörtük’e
Türkbank İhalesini almamda bana yardımcı olması karşılığında para almadan ver‐
dim. Bu şahısla kredi ilişkilerim vardır. Bu kredi ilişkileri kapsamında o bankasından
benim şirketlerime, bende bankamdan onun şirketlerine kredi verdim. Onun bana
yapmış olduğu ödemeler bu kredilerin karşılığıdır. Genç TV’nin satışı ile ilgili de‐
ğildir. Genç TV’nin geri kalan borçlarını da ben ödeyeceğim’ şeklinde sözleri ile
aslında Genç TV.’nin Kamuran Çörtük’e satılmadığını, satılmış gibi sözleşme dü‐
zenlendiğini açıkça ifade etmiştir…”.(sh.128)
Meclis Soruşturma Komisyonu Raporuna(sh.70, 71) da alıntıları yapılan
Maliye Bakanlığı Hesap Uzmanları Serken Özyurt ve Muzaffer Kökver tara-
fından düzenlenen 3.2.2000 gün ve 999/172-34 sayılı “Müteferrik İnceleme
Raporu”nun ‘Genel Değerlendirme’ bölümünde;
“…Tarafların açıklamalarındaki tutarsızlıklar ve yalanlamalar ile bu açıklama‐
ların belgelerle çelişiyor olmaları Genç TV’nin Korkmaz Yiğit’ten Kamuran
Çörtük’e devrinin normal bir alım satımdan çok bedelsiz gerçekleştiği yönündeki
iddianın(Korkmaz Yiğit’in TV kanallarında yapmış olduğu ‘Genç TV’nin Türk
Ticaret Bankası ihalesinin gerçekleşmesi karşılığı bedelsiz olarak devri suretiyle fesat
karıştırıldığı’ biçimindeki açıklamanın) doğru olduğu sonucuna götürmektedir.
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
300
Şöyle ki;
‘‐Kamuran Çörtük tarafından Korkmaz Yiğit’e verildiği ileri sürülen iki adet
senetten Korkmaz Yiğit’in haberi dahi yoktur. Senetlerin fotokopilerini ilk defa uz‐
manlığımızda görmüştür.(23.11.1999 tarihinde) Ancak Korkmaz Yiğit’in hiç gör‐
mediği bu senetleri yaklaşık bir yıl önce Kamuran Çörtük’ün bankasında tahsile
verilmiştir(2.10.1998). En ilginç çelişki de Korkmaz Yiğit’in tahsile verdiği tarihten
iki ay sonra aynı senetleri Beşiktaş 5. Noterliği vasıtasıyla aramaktadır.(senedi kim
düzenledi, tutarı ne kadar, ne zaman düzenlendi şeklinde sorular sora‐
rak)(28.12.1998). Yani yaklaşık iki ay önce tahsile verdiği senetlerin peşine noter
aracılığı ile düşen Korkmaz Yiğit yaklaşık bir yıl sonra aradığı senetlerin fotokopile‐
rini ancak uzmanlığımızda görebilmiştir.
Kamuran Çörtük’ün başka yollardan (Yurtdışı krediler, hak edişler vb.) finanse
ettiğini ileri sürdüğü ancak uyarılarımızla görüş değiştirerek kabul ettiği, banka
kanallı ödemenin ise Korkmaz Yiğit’e ait bir bankadan açılan kredi ile yapılmış gö‐
züküyor olması ve kredinin geri dönme tarihinin yaşanan olaylardan (Alaettin Ça‐
kıcı ve Korkmaz Yiğit’e ilişkin konuşma kasedinin ortaya çıkması) sonraya tekabül
etmesi yapılan bu ödemenin de başlangıçta kanalın bedeli olarak yapılmamış olabile‐
ceği şüphelerini doğrulamaktadır. Banka ve şirket kayıtlarına göre Korkmaz Yiğit’in
bankasından alınan kredi ile yapılan bu ödeme Bayındır Holding A.Ş. tarafından
yapılıyor gözükmektedir. Halbuki Bayındır Holding A.Ş. Genç TV.’deki payının
tamamını Kamuran Çörtük vasıtasıyla (elden ve nakit olarak ödendiğini ileri sürü‐
len kısım) ödemiştir. Yine Bayındır Holding A.Ş. geriye kalan borcun tamamını
üstlenerek iki adet borç senedi düzenlemiştir. Buna göre Bayındır Holding A.Ş.
Genç TV.’nin tamamını ödemiş gözükürken gerçekte Genç TV’nin küçük bir bölü‐
müne sahiptir. Geriye kalan payın büyük bir bölümü gerçek şahıslara ait olmasına
karşın ödemelerin ve borcun tamamını Bayındır Holding A.Ş. üstlenmiştir.
Elden yapılmış olduğu ileri sürülen kısma ilişkin önceden sadece Kamuran
Çörtük ve şirketlerinin iç işlemleriyle düzenlenmiş belgeler ibraz edilip başkaca bir
belge sunulmazken tam bir yıl sonra Korkmaz Yiğit ve yakınlarınca imzalanmış
belgeler ibraz edilmektedir’.
Korkmaz Yiğit, basına yapmış olduğu açıklamada Genç TV.‘nin devri gibi bir
takım önemli iddialarda bulunmuş olmasına karşın sonradan bu iddiaların bir ço‐
ğundan vazgeçmiş gözükmekte hatta kendisini yalanlamaktadır. Aslında iddiaların
doğruluğunun ortaya konması Korkmaz Yiğit’i iddia ettiği suç fiillerinin içine soka‐
caktır. Bu nedenle, kendi açısından iddialarından vazgeçmesi hatta kendi söyledikle‐
rini yalanlaması kadar pozitif bir şey olmayacaktır. Kamuran Çörtük ile Korkmaz
Yiğit arasındaki nihai uzlaşıyı da aynı şekilde değerlendirmek yerinde olacaktır.
Tüm bu açıklamalar neticesinde Genç TV. olarak anılan kanalın satışı ve bedeli‐
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
301
nin ödenmesi konularında ortaya çıkan uyumsuzluklar ve ibraz edilen evrakların
düzenleme tarihleri ile ilgili tereddütler, bu konudaki Korkmaz Yiğit’in avukatının
ödemeye ilişkin senetlerden haberdar olmadıklarına dair ihtarnamesi, komisyonu‐
muz tarafından incelenmiş, bu konu ile ilgili evraklar Emniyet Genel Müdürlüğü
Kriminal Polis Laboratuar’ına gönderilmiş, belgelerin tetkiki sonucunda hazırlanan
Ekspertiz Raporunda; ‘Korkmaz Yiğit adına düzenlenmiş senetlerin, Bayındırbank
Levent Şubesinden tahsili konusundaki Korkmaz Yiğit dilekçelerindeki imzaların adı
geçene ait olmadığına ve başkası tarafından imzalandığına dair kanaat oluştuğu’
belirtilmiştir. Ekspertiz raporundaki bu tespitler dikkate alındığında; Genç TV.’nin,
Türk Ticaret Bankası ihalesinin lehine sonuçlanması için siyasileri (dönemin Başba‐
kanı Mesut Yılmaz, dönemin Devlet Bakanı Güneş Taner) devreye sokma çabaları
karşılığı olarak, Korkmaz Yiğit tarafından iş adamı Kamuran Çörtük’e komisyon
olarak bedelsiz olarak verildiği, bu suretle ihaleye fesat karıştırıldığı yönündeki iddi‐
aların doğru olduğu kanaati oluşmuştur” denilmektedir.
Aynı konuyla ilgili olarak Maliye Bakanlığı Hesap Uzmanları Kurulu
hesap uzmanı Ünal Tayyan tarafından da 24.12.2001 tarih ve 1075/226-3
sayılı müteferrik inceleme raporu düzenlenmiştir. Raporun düzenleniş ama-
cı Genç TV hisselerinin Korkmaz Yiğit’ten Kamuran Çörtük’e devriyle ilgili
olarak yapıldığı ileri sürülen ödemelerin, Bayındır Holding yasal def-
terlerine ne surette kaydedildiğinin de araştırılması suretiyle yukarıda ay-
rıntıları gösterilen 999/172-34 sayılı müteferrik inceleme raporunda yer alan
hususlarla ilgili araştırma yapılmasıdır. Raporun sonuç kısmında; “Bu tes‐
pitler ve hesap uzmanları Muzaffer Kökver ve Serkan Özyurt tarafından hazırlanan
3.2.2000 tarih ve 999/172‐34 sayılı müteferrik inceleme raporundaki tespitler bir‐
likte değerlendirildiğinde; her ne kadar yasal defter kayıtları, belgeler ve ifadeler
arasında bazı tutarsızlıklar bulunmakta ise de, yalnızca bu tespitlerin kesin bir so‐
nucu ispatlamaya yeterli olmaması, yapılan araştırmalarda kesin bir kanaatin oluş‐
masına yeterli ilave deliller bulunamaması ve konunun yargı mercilerinde derdest
olması da göz önünde bulundurularak, bu aşamada, Türk Ticaret Bankası ihalesi ile
ilgili olarak Genç TV’nin bedelsiz olarak verilip verilmediği konusu hakkında kesin
bir kanaat belirtmenin mümkün olmadığı sonucuna ulaşılmıştır” denilmektetir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi (9/5-6) Esas sayılı Meclis Soruşturma Ko-
misyonu; 27.5.2004 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Polis
Laboratuvarları Daire Başkanlığına bir yazı yazarak, Korkmaz Yiğit ve Çiğ-
dem Yiğit imzalı birtakım belgeler üzerinde bulunan imza ve yazıların kar-
şılaştırılması suretiyle aynı kişilere ait olup olmadıklarının belirlenmesini
istemiştir. Bunun üzerine Emniyet Genel Müdürlüğü’nce 2.6.2004 tarihli
“Ekspertiz Raporu” hazırlanmıştır. Bu raporda:
“a‐ 2.10.1998 tarihli ve 30.4.1999 vadeli ve 6.313.283‐dolar bedelli senet ile
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
302
30.9.1999 vadeli ve 38.283‐dolar bedelli senedin tahsil edilmesi için Korkmaz Yiğit
tarafından Bayındırbank Levent Şubesine yazılan talimatta yer alan imzaların,
Korkmaz Yiğit’in elinden çıkmayıp, adı geçenin hakiki imzalarının model alınması
suretiyle adına sahte olarak atıldıkları kanaatine varılmıştır.
b‐ 30.4.1999 vadeli ve 6.313.283‐dolar bedelli senet ile 30.9.1999 vadeli ve
38.283 dolar bedelli senet fotokopilerinde (senetlerin aslı yok) yer alan Korkmaz
Yiğit adına atılı bulunan imzalar, ilgilinin mukayese imzaları ile karşılaştırılmışlar;
imzanın genel şekli itibariyle benzediği görülmüş, fakat, söz konusu belgelerin foto‐
kopi olması ve fotokopi niteliğinin teşhise imkan verir düzeyde olmaması nedeniyle
bahse konu imzaların Korkmaz Yiğit’in elinden çıkıp çıkmadığı veya senetlerin arka
yüzlerine montaj yoluyla oluşturulup oluşturulmadıkları hususunda müspet veya
menfi herhangi bir kanaat beyanında bulunulabilmesi mümkün olmamıştır” denil-
mektedir.
Korkmaz Yiğit Yüce Divan’da 8.7.2005 tarihli duruşmadaki beyanında;
Kamuran Çörtük ile Tarabya otelinde yaptıkları görüşmede Çörtük’ün
kendisine Türkbank için ne kadar parayı gözden çıkardığını sorduğunu, 415
milyon dolar civarı diye cevaplaması üzerine de, ihaleyi 380 milyon dolara
almasını sağlaması karşılığında da kendi için Genç TV ya da Flash TV’yi
istediğini, kendisinin de Genç TV’yi alarak Çörtük’e verdiğini, Çörtük’ün
daha sonra böyle bir alışverişten rahatsız olduğunu söyleyerek, televizyon
bedelinin önemli bir kısmını ödediğini, kalan 8.300.000-doları ise hala öde-
mediğini; Kamuran Çörtük’ün, Genç TV satış bedelinin 24.867.000- dolarlık
kısmının karşılığı olan 6,8 trilyon lirayı kendi bankasından aldığı kredi ile
ödediğini, bunun da olağan bir uygulama olduğunu; 30.4.1999 vadeli ve
6.313.283 dolar bedelli senet, 30.9.1999 vadeli ve 38.283.000 dolar bedelli
senet ile bu senetlerin tahsil edilmesi için yazılan talimat yazılarından, ceza-
evindeyken, hesap uzmanlarının bahsetmesi üzerine haberdar olduğunu,
kendisinin hazırlamadığını fakat daha sonra bu tutarları tahsil ettiğini ifade
etmiştir.
‘Kamuran Çörtük’ün Cefi Kamhi vasıtasıyla haber göndererek ihaleye girmeme‐
niz konusunda sizi uyardığı, sonradan ise ihaleyi kazanmanız için gayret gösterdiği
biçimindeki beyanlarınız arasındaki çelişkiyi nasıl açıklıyorsunuz?’ sorusuna;
‘Genç TV nedeniyledir’ diye cevap vermiştir.
Sanık Ahmet Mesut Yılmaz’ın, yaptığı medya alımları ve Genç TV’yi
alarak Kamuran Çörtük’e vermesi konusunda herhangi bir etkisinin olup
olmadığı şeklindeki soruya ise, ‘olmamıştır’ diye cevap vermiştir.
Kamuran Çörtük, Yüce Divanda 8.9.2005 tarihli duruşmadaki beya-
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
303
nında;
Tarabya otelinde Korkmaz Yiğit ile yaptıkları görüşmede; Yiğit’in kendi-
sine, Kanal 6’yı alınca Genç TV’yi kendisinin almayı düşünüp düşünmeye-
ceğini sorduğunu, Genç TV anlaşmasına, bu şirketin bir yabancı kuruluş
tarafından iş denetiminin yapılması, geçmişe dayalı risklerinin araştırılması
ve araştırma sonucunun olumlu çıkması durumunda anlaşmanın geçerli
olacağı hususunda madde koyduklarını, denetimin Eylül başında bittiğini,
herhangi bir risk bulunmamakla birlikte yapılan inceleme sonucunda tespit
edilmesi mümkün olmayan riskler ortaya çıkabileceği konusunda uyarıl-
dıklarını; her ne kadar Korkmaz Yiğit Yüce Divan’da, bir miktar alacağının
kaldığını söylemişse de, şirket üzerindeki kendisinin kaldırması gerekirken
kaldırtmadığı kefaletler nedeniyle ve Hakem kararı gereği bu ödemenin
yapılmadığını bilmesine rağmen açıklamadığını; MASAK üyelerinden biri-
sinin, biz devreye girdikten sonra ödemeler yapıldığı şeklinde haksız bir
iddiada bulunduğunu, MASAK’ın kendilerinden 1999 yılının son aylarında
bilgi istediğini, kendilerinin ise bu tarihe kadar satış bedelinin yaklaşık
35.000.000 dolarlık kısmını ödediklerini; Korkmaz Yiğit’in Hakem’de kay-
bettikten sonra işyerine gelerek görüşme talebinde bulunduğunu, reddetti-
ğini, Kamuran Çörtük televizyon üzerindeki kefaleti çözerek kalan borcunu
ödesin, yoksa kendisini bu olayın içinde tutacağım diyerek çalışanlarına
tehditler savurduğunu; Bayındır Grubunun 1998 yılında Genç TV’yi alacak
gücünün bulunduğunu, hesaplarına yatan paraların bunu karşılamaya yete-
ceğini, Bank Ekspres’ten alınan kredinin de zamanında ödendiğini; Ahmet
Mesut Yılmaz’ın Genç TV’yi aldıklarını, 3 Ağustos gecesi yapılan görüşmede
kendisinin bahsetmesi üzerine öğrendiğini; Genç TV anlaşmasının 30 Tem-
muzda, Türkbank ihalesinin ise dört gün sonra yapıldığını, eğer Genç TV
bedelsiz verilmiş olsaydı sonuçlanan ihalede beklentilerin hiçbirinin ger-
çekleşmemiş olması karşısında, mukavelenin de bozulmasının gerekeceğini
oysa bozulmadığını; Bayındırbank tarafından TBMM Soruşturma Komisyo-
nuna gönderilen Korkmaz Yiğit’e ait talimat yazılarındaki imzaların, Polis
Laboratuvarları Ekspertiz Raporuna göre sahte olduğunun anlaşıldığı ve
kendisinin bunu nasıl açıklayacağı sorusuna; Raporun tam olarak açık ol-
madığını ve bu soruya cevap vermeye hazır olmadığını ifade etmiştir.
Korkmaz Yiğit ve Kamuran Çörtük’ün Genç TV alım satımı ve ödeme-
lerle ilgili tüm beyanları karşılaştırıldığında, birçok çelişkilerin bulunduğu,
kayıtların zamanında ve düzenli tutulmamış olması nedeniyle bu konudaki
gelişmelerin kesin olarak ortaya çıkarılamadığı, o dönemde yapılan araş-
tırma raporlarında da bu hususların belirtildiği görülmektedir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı esas hakkındaki mütalaasında:
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
304
“Korkmaz Yiğit’in bu devir işlemini başlangıçta Türk Ticaret Bankası ihalesi‐
nin lehine sonuçlanması için, sanıklarla diyalogunu sağlamasına karşılık bedelsiz
gerçekleştirdiği; daha sonra Maliye Bakanlığı hesap uzmanlarının araştırma yap‐
maya başlamaları, bedelsiz devir konusundaki iddiaların basın ve yayın organla‐
rında gündeme taşınması, Türkbank ihalesi konusundaki gelişmelerin Korkmaz
Yiğit aleyhine gelişmesi ve nihayet iptal edilmesi nedenleriyle Kamuran Çörtük
tarafından Korkmaz Yiğit’e bazı ödemeleri yapıldığı, bir kısım ödemelerin yapıldı‐
ğını kanıtlamak için bazı çelişkili belgelerin düzenlendiği ve hukuki uyuşmazlık
nedeniyle bazı ödemelerin ise hiç yapılmadığı anlaşılmaktadır.
Öte yandan, tarafların beyanlarından da anlaşılacağı üzere Kamuran Çörtük ile
Arslan Tekin Önel arasında geçmişe dayalı bir dostluk olduğu ve Kamuran
Çörtük’ün uzun süreden beri bir televizyon kanalı alma arayışı içinde olduğu anla‐
şılmaktadır. Bu durumda Kamuran Çörtük’ün bu televizyon kanalını doğrudan
Arslan Tekin Önel’den satın alması olağan davranışken, Korkmaz Yiğit’ten, üstelik
de kısa bir süre sonra ve aynı bedelle devralması, kanalın, yüklenilen aracılığın kar‐
şılığı olarak bedelsiz devredildiğini göstermektedir” demiştir.
Sanık Ahmet Mesut Yılmaz müdafii Aydın Metin esas hakkındaki sa-
vunmasında, Genç TV’nin satışı ile ilgili iş ve ilişkilerin tamamen Korkmaz
Yiğit ile Kamuran Çörtük arasında gerçekleşen bir televizyon kanalı alışve-
rişi olduğunu, müvekkilinin bu alışverişle bir ilgisinin bulunmadığını, bu
şekildeki bir alışverişle müvekkilinin üçüncü bir kişiye menfaat temin ettiği
iddiasının tamamen asılsız olduğunu ifade etmiştir.
Sanık Ahmet Mesut Yılmaz ve müdafii Uğur Alacakaptan ile sanık Gü-
neş Taner ve müdafii Ömer Lütfü Avşar esas hakkındaki savunmalarında
bu konuya değinmemişlerdir.
Sanıkların güdümlerinde bir medya düzeni kurmak amacıyla girişim-
lerde bulundukları iddiasında olduğu gibi, Genç TV’nin Türkbank ihalesi
sürecinde sanıklarla Korkmaz Yiğit arasındaki ilişkilerde üstlendiği aracılık
misyonunun karşılığı olarak Kamuran Çörtük’e bedelsiz verildiği iddiası da
Korkmaz Yiğit’in bu yöndeki beyanlarına dayandırılmıştır.
Genç TV’nin Kamuran Çörtük’e satışı konusunda denetim uzmanlarınca
düzenlenen raporlarda, tarafların beyanları ile alım satıma ilişkin belgeler ve
defter kayıtları arasında noksanlık ve çelişkiler saptanmış ise de, sanıkların
bu işlemlerle ilgili olarak iddiada belirtildiği şekilde cezai sorumluluğu ge-
rektirecek yeterli delil bulunamamış; önceki suçlamada olduğu gibi, Kork-
maz Yiğit’in bu yöndeki beyanları arasında çelişkilere rastlanmış, iddia di-
ğer tanık beyanları ve delillerle doğrulanmamıştır.
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
305
4. Sanıkların ihaleye girecek kişilerle ihale öncesinde görüşmeler
yapmak suretiyle ihaleyi yönlendirdikleri, ihale öncesi fiyat oluş‐
turdukları, böylece ihalenin objektif ve serbest rekabet ortamında
yapılmasını engelledikleri
Meclis Soruşturma Komisyonu Raporunda: “Başbakan Mesut Yılmaz
11.11.1998 tarihinde Arena Programı’nda ‘...Doğrusunu isterseniz o görüşme son‐
rasında kafam karıştı. Yani kendisi bana o kadar inandırıcı, o kadar kefil göstererek,
yemin ederek o kadar ikna edici bir şekilde söyledi ki, ben adama karşı haksızlık ya‐
pabileceğimiz düşüncesine kapıldım. Bizim oylamaya inmemiz gerekti, acilen Kamhi
de benimle beraber oylamaya geldi. Oylamadan beraber çıktık. Korkmaz Yiğit bizi
Meclisin lobisinin kapısında bekliyordu. Ben dedim ki, ‘Tamam gidin teklif verebi‐
lirsiniz’ dedim. Yukarı çıktım. Güneş Taner’e telefon açtım, dedim ki; ‘Bak daha
önce sana böyle böyle demiştim. Çakıcı’yla irtibatı konusunda bilgi var demiştim,
ama adam bana geldi, bunları bunları söyledi, ben bunları tahkik edeceğim; ama
adama bir haksızlık yapmayalım, siz ihaleye sokun bunu’ dedim. Sayın Taner de
bana dedi ki, ‘Zaten ihaleye girmesinin bir önemi yok, netice itibariyle kim alırsa
ihaleyi, bize gelecek, şeyi biz yapacağız, ben buna göre o zaman söylüyorum Merkez
Bankasına...’ demiştir.
Başbakan Mesut Yılmaz’ın bu konuşması, Türkbank ihalesine katılacak firmala‐
rın Merkez Bankası ve TMSF yetkililerinden oluşan İhale Komisyonunca değil,
Başbakan Mesut Yılmaz ve Hazineden Sorumlu Devlet Bakanı Güneş Taner tara‐
fından belirlendiğini ortaya koymaktadır. Bu durum aynı zamanda, Başbakan Me‐
sut Yılmaz ve Devlet Bakanı Güneş Taner’in ihaleye katılacak firmaların Merkez
Bankası tarafından belirlendiği ve teklif veren firmaların daha önce banka sahibi
olmaları nedeniyle Merkez Bankası ve Hazine Müsteşarlığı’nın izin vermek zorunda
oldukları yolundaki savunmalarını da doğrulamamaktadır… (sh. 125, 126).
Aynı gece Başbakan Mesut Yılmaz Başbakanlık Konutunda, önce ihaleye katıla‐
cak firmalardan birinin sahibi olan Ahmet Nazif Zorlu ile akabinde de gece saat
01.00‐02.00 sıralarında Kamuran Çörtük’ü Konuta çağırarak görüşmüştür. Bu
görüşmeye ilişkin olarak Kamuran Çörtük, Pakistan Başbakanı’nın müteakip gün‐
lerde Türkiye’yi ziyaret edeceğinden, bu ülkedeki otoyol ihalesi için Başbakan’la
görüştüğünü ifade etmiştir. Halbuki Dışişleri Bakanlığı’nın konuya ilişkin yazısına
göre ne bu dönemde, ne de 1998 yılı içerisinde Pakistan Başbakan’ının Türkiye’yi
resmi veya özel bir amaçla ziyareti söz konusu değildir.
Yine aynı görüşmeye ilişkin olarak Başbakan Mesut Yılmaz, Kamuran Çörtük’e
‘Türkbank’ı 500 milyon doların altında vermeyeceğinizi söyledim’ dediğini ifadele‐
rinde belirtmiş; ayrıca, bundan önce görüştüğü Ahmet Nazif Zorlu’nun ‘Korkmaz
Yiğit’in Alaettin Çakıcı ile beraber olduğunu bütün İstanbul biliyor’ sözü ile bağ‐
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
306
lantılı olarak da Kamuran Çörtük’e ‘Böyle bir ilişki varsa vazgeçsin ihaleye girme‐
sin’ demiştir.
Bu görüşmeden sonra Kamuran Çörtük, gecenin 02.30’unda ihaleye katılacak
olan Korkmaz Yiğit ile görüşerek, Başbakan’la görüşmesi konusunda bilgi aktarmış‐
tır. Bu ifadeler ve Kamuran Çörtük’ün Başbakanlık Konutuna gidişi ile ilgili gerçek
dışı açıklaması, gündemin Türkbank ihalesi olduğunu göstermektedir.
Yürütmenin başındaki bir Başbakan, Türkbank’ın kaça satılabileceğine dair fi‐
yatı, ihaleye katılacak olan Ahmet Nazif Zorlu ve Korkmaz Yiğit’e iletmek üzere
Kamuran Çörtük’e bildirmiş; ayrıca eğer Korkmaz Yiğit’in A.Çakıcı ile ilişkisi var
ise ihaleye girmemesini, Kamuran Çörtük’ten istemiştir. Bir ülkenin Başbakanının,
ihaleye saatler kala ihaleye katılacak olan kişiye doğrudan ve ihaleyle hiçbir ilişkisi
bulunmayan Çörtük vasıtasıyla da Korkmaz Yiğit’e ihaleye ilişkin rakamlar telaffuz
etmesini; Emniyet Genel Müdürlüğü’nden Korkmaz Yiğit’in Alaettin Çakıcı ile
ilişkisi olduğuna dair kendisine daha önce iletilen bilginin teyidini hiçbir resmi gö‐
revi olmayan bir şahıstan istemesini, demokratik bir hukuk devletinde makul bir
yönetim tarzı olarak kabul etmek mümkün değildir.
Korkmaz Yiğit ise, aynı gece yaşanan olaylara ilişkin olarak, akşam saatlerinden
itibaren Kamuran Çörtük ile birlikte saat 20.00’den gece 01.00’e kadar Kamuran
Çörtük’e ait restoranda beklediklerini, bu esnada Başbakan Mesut Yılmaz ile Ahmet
Nazif Zorlu’nun görüştüğünü, gece 01.00 sıralarında Başbakan’ın Kamuran
Çörtük’ü telefonla arayarak Konuta çağırdığını, gece 02.30‐03.00 sıralarında Kamu‐
ran Çörtük’ün kaldığı otele gelerek kendisine, Başbakanla görüştüğünü, ‘Zorlu 505
milyon dolara kadar çıkma izni istedi. Korkmaz 510 milyon dolara çıksın. Aradaki
farkın telafi edilebilmesi için kendisine yardımcı olacağız.’ dediğini aktarmıştır.
İfadelerin bu kadar birbiri ile çakışması, Korkmaz YİĞİT’in konuya ilişkin beyanla‐
rının gerçeği yansıttığını göstermektedir.
İhaleye katılanlardan Erol Aksoy, Komisyonumuza vermiş olduğu 07.04.2004
tarihli ifadesinde, ihale öncesi gecesi Devlet Bakanı Güneş Taner tarafından arandı‐
ğını ve Güneş Taner’in Türkbank ihalesine girip girmeyeceğini sorduğunu, kendisi
hakkında bir dosya olduğundan bahsettiğini belirtmektedir. Güneş Taner ise, böyle
bir görüşmeyi inkar etmemekte, dosyadan söz ettiğini kabul etmekte, ancak, bu gö‐
rüşmenin daha önce olduğunu söylemektedir. Aynı konuya ilişkin olarak Korkmaz
Yiğit ise ifadelerinde, Kamuran Çörtük’e atfen, ‘Zorlu Grubu Başbakanın, Erol
Aksoy da Güneş Taner’in sözünden çıkmaz’ demektedir. Yine ifadesinde devamla,
Güneş Taner’in Erol Aksoy’u arayarak, elinde bir dosya bulunduğunu, bu itibarla
Türkbank ihalesine fazla asılmamasını söylediğini belirtmektedir. Bu ifadeler, Güneş
Taner’in tevil yollu ikrarı olarak kabul edilmiştir. Hem Başbakan Mesut Yılmaz’ın,
hem de Devlet Bakanı Güneş Taner’in, ihaleye katılacak firma sahipleri ile birebir
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
307
görüşmeleri, biriyle görüşmesini diğerine aktarmaları, ihale sonucunu etkileyecek
oluşumlar içine girdiklerini bir kez daha karşımıza çıkarmaktadır.
Başbakan Mesut Yılmaz’ın 9/43 sayılı Soruşturma Komisyonunda söylediği; ‘O
gün bana bu iddialar ortaya atılınca Ahmet Zorlu tarafından, tekrar aradım Kamu‐
ran Beyi, tesadüfen o sırada beraberlermiş ve bu televizyon pazarlığı için.’ sözleri de
gerçekleri yansıtmamaktadır. Zira Genç TV’nin devri, 31.7.1998 tarihinde sözleş‐
meye bağlanmış olup, bu tarih Korkmaz Yiğit ile Kamuran Çörtük’ün görüşmeleri‐
nin yapılmasından daha öncedir. Dolayısıyla 3.8.1998 tarihinde Genç TV’nin pa‐
zarlığı söz konusu değildir.
Başbakan Mesut Yılmaz, Türkbank ihalesine teklif veren beş kişiden biri hariç
dördü ile görüştüğünü beyan etmektedir. Nitekim, ihale gecesi ve öncesinde Kork‐
maz Yiğit, Ahmet Nazif Zorlu, Erol Aksoy ve Hayyam Garipoğlu ile görüşmüştür.
Başbakan Mesut Yılmaz’ın görüşmediği, Ali Avni Balkaner ise, Komisyona verdiği
beyanında bu duruma değinerek, Başbakanla konuşmayan tek kişinin kendisi olması
nedeniyle, ihalenin kendisinde kalmayacağının baştan belli olduğunu söylemiştir.
İhalenin sonucunu baştan gören Ali Avni Balkaner, bu durum üzerine ihaleye biz‐
zat katılmamış, yetkilileri ihaleye iştirak etmiştir... (sh.129,131)
Korkmaz Yiğit’in, 10.11.1998 tarihinde Kanal 6 Televizyonunda yayınlanan
kaseti üzerine, Eski Başbakan Mesut Yılmaz ve eski Devlet Bakanı Güneş Taner;
yayın yoluyla kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu gerekçesiyle Korkmaz Yiğit ve
Kanal 6 aleyhine manevi tazminat istemiyle dava açmışlardır. Yargılama netice‐
sinde verilen hükümleri temyizen inceleyen Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, davacı Me‐
sut Yılmaz ile ilgili olarak 24.12.1999 gün, 1999/8858‐11538 ve 19.09.2000 gün,
2000/5180‐7642 sayılı ilâmlarında; manevi tazminatın miktarını tayin ederken
dikkate alınması gereken hususları belirttikten sonra, davaya konu olan bu işte,
davacının bu tür bir yayının yapılmasına kendi eylemi ile neden olması ve olay
tarihindeki konumu da yukarıdaki ilkeler ile birlikte gözetildiğinde hükmedilen ma‐
nevi tazminatın fazla olduğu gerekçesiyle; davacı Güneş Taner’e ilişkin olarak ise
14.06.2001 gün, 2001/2545‐6314 sayılı ilamında, ‘...olayın gösterdiği tüm özellikler,
davacının siyasi kişiliği ile görevi ile yapılan konuşmanın içeriği, hep birlikte değer‐
lendirildiğinde, o tarihte ülkenin en önemli gündem maddelerini oluşturan bir ko‐
nunun tarafı durumundaki kişinin konuşma ve açıklamalarının aynen verilmesinde
hukuka aykırılık bulunmadığı, ihale konusunda söz sahibi konumundaki davacının
ihaleye girecek olan kişilerle fiyat oluşumunu etkileyecek nitelikte görüşme ve ko‐
nuşmalar yapmış olduğunun anlaşılması karşısında böyle bir durumun doğmasına
kendi kusuru ile neden olduğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken
manevi tazminat takdir edilmiş olması, gerekçeleriyle Mahkeme hükmünün bozul‐
masına karar verilmiştir. Eski Başbakan Mesut Yılmaz ile eski Devlet Bakanı Güneş
Taner’in yürüttükleri görevleri itibariyle Türkbank ihalesine katılan firmaların
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
308
sahipleri ile fiyat oluşumuna tesir edecek mahiyette görüşme ve konuşmalar yaptık‐
ları yüksek Mahkemenin kararıyla da subuta ermiştir... (sh.144,145)
Eski Başbakan Ahmet Mesut YILMAZ ve Devlet Eski Bakanı Güneş TANER,
ihalenin her aşamasında, zaman ve mekân mevhumu gözetmeksizin müteaddit kez,
başta Korkmaz Yiğit olmak üzere, ihaleyi yapan Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel,
ihaleye teklif veren ve katılan firma sahipleri ve ihalede üçüncü şahıs konumundaki
Kamuran Çörtük ile gerek telefonla, gerek yüz yüze, ihalede fiyat oluşumunu gö‐
rüşmüşler, pazarlık yapmışlar, bazılarının ihaleye girmemesi için gayret etmişler,
böylece ihaleye fesat karıştırma eylemini gerçekleştirmişlerdir.” (sh.146) denil-
mektedir.
Bu konu ile ilgili olarak tanıklar Ahmet Nazif Zorlu, Kamuran Çörtük,
Korkmaz Yiğit, Ali Avni Balkaner ve Erol Aksoy dinlenmiştir. Hayyam
Garipoğlu ise adresi belirlenemediğinden duruşmada dinlenememiş, önceki
beyanlarının okunması ile yetinilmiştir.
Sanıkların ihale öncesinde ihaleye girecek kişilerle görüşüp, ihalede kaç
liraya kadar çıkacaklarını belirledikleri ve onlarla görüşerek ihale fiyatını
etkiledikleri iddia edilmektedir. Sanıklar daha önceki beyanlarında olduğu
gibi Yüce Divan’daki savunmalarında da Banka’nın içerisine 485 milyon
dolar kamu kaynağı aktarılması nedeniyle, satışın 500 milyon doların al-
tında gerçekleşmesi halinde ihaleye onay verilmeyeceğini çeşitli platform-
larda ifade ettiklerini kabul etmişlerdir.
Sanık Ahmet Mesut Yılmaz 9/43 Esas sayılı Meclis Soruşturma Komis-
yonu ile Yüce Divanda vermiş olduğu ifadelerde, Ali Avni Balkaner dışın-
daki tüm katılımcılarla görüştüğünü, görüşme gerekçesini de ihaleye suç
örgütlerinin müdahalede bulunmalarını ve bankanın TMSF tarafından akta-
rılan kaynağın altında satılmasını önlemek olarak açıklamıştır.
Sanık Ahmet Mesut Yılmaz, Ahmet Nazif Zorlu ve Korkmaz Yiğit ile
yapmış olduğu görüşmeler hakkında bilgi vermiş, Hayyam Garipoğlu ile
görüşüp görüşmediği konusunda bilgi vermemiştir. Hayyam Garipoğlu 9/5-
6 Esas sayılı Meclis Soruşturma Komisyonunda vermiş olduğu ifadede, ihale
sürecinde hiçbir siyasiyle görüşmediğini söylemiştir. Erol Aksoy ile görüş-
tüğünü ise diğer sanık Güneş Taner Yüce Divan’daki savunmasında kabul
etmiştir.
Sanık Ahmet Mesut Yılmaz Arena programında; “Ben dedim ki 500’ü
geçmeniz lazım. Ahmet Nazif Zorlu da bana dedi ki ‘o zaman biz de mecburen 505’e
çıkarız’. Bunun üzerine ben, gece saat 12.00‐01.00 Kamuran Çörtük’ü aradım.
Kamuran Çörtük, zannediyorum, o sırada Korkmaz Yiğit’le berabermiş, bu televiz‐
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
309
yonun pazarlığını yapıyorlarmış. Benim arama sebebim şu: Ahmet Zorlu bu ko‐
nuşma sırasına bana dedi ki ‘o şahsın, Alaaddin Çakıcı’yla beraber olduğunu bütün
İstanbul biliyor.’ Korkmaz Yiğit için. Bunun üzerine ben de Kamuran Çörtük’ü
aradım, dedim ki ‘bak bu şahısla ilgili böyle bir iddia var’, bana dedi ki, ‘beraberim
şimdi ben geleyim.’ Bana geldi, bir saat kadar evde oturduk, aynı şeyi ona da söyle‐
dim; yani, dedim ki, ‘500’ ün altında bizim vermemiz söz konusu değil, eğer ciddiyse
bir kere 500’ ün üstüne çıkması lazım. İkinci olarak, böyle bir şey söylendi; yani, bu
ilişkiyi herkes biliyormuş; bize henüz resmen gelmedi ama, bütün İstanbul bunu
biliyormuş, böyle bir şey varsa, yine vazgeçsin dedim, girmesin bu işe’ şeklinde
açıklamalarda bulunmuştur. Sanık Ahmet Mesut Yılmaz 16.2.2005 günlü
Yüce Divan’da vermiş olduğu savunmasında benzer açıklamalar yapmıştır.
Ahmet Nazif Zorlu, Yüce Divan ile Soruşturma Komisyonlarındaki be-
yanlarında; “Uçakla Ukrayna’ya giderken, Güneş Taner’in sohbet esnasında; biz
buraya 500 milyon dolar para koyduk, bu rakamın aşağısına satmayız, dediğini
duydum. İhaleden önceki gece Ahmet Mesut Yılmaz ile evinde görüştüm. İhaleye
katılacağımı ve ortaklarımın kim olduğunu söyledim. Başbakanla fiyatla ilgili bir şey
konuşmadık” demiştir.
Kamuran Çörtük ise Yüce Divan’da ve diğer anlatımlarında; “Genç TV’yi
aldığımı, Başbakan, benim bir vesileyle söylemem üzerine ihaleden önceki gece yap‐
tığımız görüşmede öğrenmiştir” şeklinde beyanda bulunmuştur.
Sanık Güneş Taner 9/5-6 Esas sayılı Meclis Soruşturma Komisyonunda
vermiş olduğu ifadede; “Erol Aksoy ihaleden üç hafta veya bir ay evvel bana bir
gelmişti. Onunla konuştuğumuz sırada ben dedi Türkbanka giriyorum. İyi dedim,
Türkbanka gir ama, o sırada onun bankasını da, Hazinede biz takipteyiz, bazı so‐
runları var, yani daha fazla sermaye artırması falan lazım. Dedim, peki kaynak bulabi‐
lecek misin? Yurtdışından dedi finansman bulacağım. Peki, o zaman sana bir şey daha
sorayım dedim, bu, yarın ortaya çıktığı zaman sana rahatsızlık vermesin, senin dedim,
hakkında iki tane dosya varmış. Nedir bu dosyalar? Bunu sorduğum sırada iki dosya
olduğunu biliyorum, ama, dosyanın içeriğini bilmiyorum. Ama biliyorum ki, onun
bankası kazanır da bizden izin almak için masaya geldiği takdirde hakkında soruştur‐
ma yapılan iki dosyayı açacağız, bakacağız, ne olduğunu göreceğiz. O da bana anlattı.
Dedi ki, ben bu bankayı aldığım sırada dedi, bu bankayı ben bir şirketten satın aldım
dedi, Denizli bilmem ne şirketiymiş, onun da bin tane bakır madeni varmış veya bakır
işliyormuş, o işledikleri bakırı işlerken bakırın içerisinden belli miktarda altın çıkıyor‐
muş, o altını da ihraç ediyorlarmış, kablo olarak mı ihraç ediyorlar, bir şey, bununla
ilgili; iyi dedim” demiştir. Sanık Yüce Divan’daki sorgusunda da konu ile ilgili
benzer açıklamalarda bulunmuştur.
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
310
Erol Aksoy Meclis Soruşturma Komisyonu ile Yüce Divan’da vermiş ol-
duğu ifadelerde; “Güneş Taner; ihaleden bir gün önce saat 6‐7 civarında beni
aradı ve katılıp katılmayacağım ile ne kadar fiyat düşündüğümü sordu. İhaleye
katılacağımızı, fiyat için arkadaşların hazırladıkları rapora bakmam gerektiğini,
tahminen 400‐500 milyon dolar arası bir rakam olabileceğini söyledim. Bana bir
dosyam olduğunu ve bunun hayali ihracatla ilgili olduğunu söyledi. Bence araması‐
nın nedeni, Türkbank ihalesiyle ilgili değildi. Bana ihaleye fazla asılma şeklinde bir
şey söylemedi. Bu konuyla ilgili Korkmaz Yiğit ile bir konuşmam olmadı. Bana göre
aramasının nedeni, ihaleye girişimin iyi olacağı hususunda teşvik içindir. Bu rapor
sonradan Savcılık kanalıyla bize intikal etmiştir” demiştir.
Sanıklar ise savunmalarında, Türkbank ihalesinde yetkinin özerk bir ku-
ruluş olan TMSF tarafından kullanıldığını, kendilerinin ancak onay aşama-
sında bir yetkilerinin olduğunu, bu yetkilerinin kullanılması bakımından ise
bu ihalede özellikle ihaleye organize suç örgütlerinin karışmaması ve akta-
rılmış bulunan kamu kaynağının garanti altına alınması hususlarını gözet-
tiklerini, içerisine konulan miktarda kamu kaynağının garanti altına alınma-
sını kamu menfaatleri açısından gözetmek durumunda olduklarını, hatta o
dönemde rakam da telaffuz ederek 500 milyon doların altında olursa bu
ihaleyi onaylamayacaklarını söylediklerini, bu yöndeki eylem ve davranışla-
rının sahip bulundukları görevlerinin gerektirdiği sorumluluktan kaynak-
landığını ifade etmişlerdir.
Bu bölümde ve “Değerlendirme ve Kabul”ün 1 numaralı alt başlığı al-
tında ayrıntıları belirtilen olaylar ve anlatımlar sanıkların ihaleye girecek
kişilerle ihale öncesinde görüşmeler yaparak ihalede fiyat oluşumunu etki-
lemeye çalıştıklarını, böylece ihalenin objektif ve serbest rekabet ortamında
yapılmasını engellediklerini açıkça ortaya koymaktadır. Sanıklar; yukarıda
özetlenen eylemleriyle suç örgütlerinin ihaleye müdahalesinin engellenmesi
için gerekli girişimlerde bulunmamış, ihalenin yapılması ve tamamlanma-
sında yetkili kurum ve organların görev alanlarına olumsuz yönde müda-
halede bulunmuş, böylece kendi memuriyet görevlerinin sınırlarını aşarak
ihaleyi yönlendirme yolunda gayret göstermişlerdir. Sanıkların ihaleye maf-
yanın karışmasını engellemeye çalıştıkları yolundaki beyanları ise bu kabul
karşısında inandırıcı bulunmamış ve bunlara itibar edilmemiştir.
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
311
VII‐ KABUL VE VARILAN SONUÇ
A‐ SANIKLARIN EYLEMLERİ VE HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Sanıklarla ilgili olarak ileri sürülen ve önceki bölümlerde ayrıntılı olarak
incelenen eylemlerinden bir kısmı sabit görülmüş, diğer bir kısmı ile ilgili
olarak sanıkların cezai sorumluluğunu gerektirecek yeterlilikte delil elde
edilememiştir. Sanıkların sabit görülen eylemlerine göre hukuki durumları-
nın belirlenmesi gerekecektir.
Sanıklar Ahmet Mesut Yılmaz ile Güneş Taner’in görev yaptıkları süre-
ler ile Güneş Taner’in suç tarihinde görev ve yetki alanının ne olduğu ko-
nusu Başbakanlık Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğünden sorulmuş,
Ahmet Mesut Yılmaz’ın 30.6.1997 tarihi ile 11.1.1999 tarihleri arasında Baş-
bakanlık, Güneş Taner’in de 30.6.1997 tarihi ile 25.11.1998 tarihleri arasında
Devlet Bakanı olarak görev yaptığı ve ayrıca Güneş Taner’in suç tarihinde
görev ve yetki alanının içerisinde Hazine Müsteşarlığı ve T.C. Merkez Ban-
kası Başkanlığı olduğu bildirilmiştir.
‐ Başbakanın görev ve sorumlulukları 3056 sayılı Başbakanlık Teşkilatı
Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hak-
kında Kanun’un 4. maddesinde;
“Başbakan, Bakanlar Kurulunun Başkanı, bakanlıkların ve Başbakanlık Teşkila‐
tının en üst amiridir.
Başbakan;
a) Türkiye Cumhuriyetinin yüksek hak ve menfaatlerini korumak ve gözetmek,
milletin huzur ve güvenini sağlayıcı önlemleri almak, genel ahlakı ve kamu düzenini
muhafaza etmek, ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmayı sağlamak, refahı yaygın‐
laştırmak, Hükümetin genel siyasetini yürütmek ve diğer maksatlarla bakanlıklar
arasında ahengi ve işbirliğini temin eder.
b) Bakanların görevlerinin Anayasa ve kanunlara uygun olarak yerine getiril‐
mesini gözetir ve düzeltici önlemleri alır.
c) Anayasa ve kanunlarla kendisine verilen diğer görevleri ya‐
par.”denilmektedir.
‐Başbakan Yardımcıları ve Devlet Bakanlarının görev ve sorumlulukları
ise 3046 sayılı Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları Hakkında 174 Sayılı
Kanun Hükmünde Kararname İle 13.12.1983 Gün ve 174 Sayılı Bakanlıkların
Kuruluş ve Görev Esasları Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kal-
dırılması ve Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında 202 Sayılı Kanun
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
312
Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun’un 4.
maddesinde ;
“(Değişik ilk cümle: 23/6/1999‐ 4391/1 md.) Başbakana yardım etmek ve Ba‐
kanlar Kurulunda eşgüdüm sağlamak üzere Hükümetin oluşumu ve genel siyaseti‐
nin yürütülmesinin gerektirdiği sayıda bakan, Başbakan Yardımcısı olarak görev‐
lendirilebilir. Ayrıca Başbakana yardım etmek ve Başbakan tarafından verilecek
görevleri yerine getirmek, Bakanlar Kurulunda koordinasyonu sağlamak, özel önem
ve öncelik taşıyan konularda tecrübe ve bilgilerinden istifade edilmek amacıyla Baş‐
bakanın teklifi ve Cumhurbaşkanının onayı ile sayıları yirmiyi geçmemek kaydıyla
Devlet Bakanları görevlendirilebilir. Devlet Bakanlarının danışma ve büro hizmetle‐
rini yürütecek personele ait kadrolar Başbakanlık kadro cetvelinde gösterilir.
Bu Kanunun 11 inci maddesinde belirtilen bakanlık ilgili kuruluşları, Başbaka‐
nın teklifi ve Cumhurbaşkanının onayı ile, Başbakanlıkla veya diğer bakanlıklarla
ilgilendirilebilir.”
‐ Bakanların görev, yetki ve sorumluluklarını düzenleyen aynı Kanun’un
21. maddesinde de;
“Bakan, bakanlık kuruluşunun en üst amiridir.
Bakanlar, bakanlık hizmetlerini mevzuata, Hükümetin genel siyasetine, milli
güvenlik siyasetine, kalkınma planlarına ve yıllık programlara uygun olarak yürüt‐
mekle ve bakanlığın faaliyet alanına giren konularda diğer bakanlıklarla işbirliği ve
koordinasyonu sağlamakla görevli ve Başbakana karşı sorumludur.
Her bakan, ayrıca emri altındakilerin faaliyet ve işlemlerinden de sorumlu olup,
bakanlık merkez, taşra ve yurt dışı teşkilatı ile bağlı ve ilgili kuruluşların faaliyetle‐
rini, işlemlerini ve hesaplarını denetlemekle görevli ve yetkilidir.” denilmektedir.
Türkbank’ın satış işlemi, Hazineden sorumlu Devlet Bakanı oluru ile
başlamıştır. Hazine Müsteşarlığı, TMSF’ye yazdığı yazıda satış işleminin her
aşamasında kendisinin bilgilendirilmesini istemiştir. Satış işleminin amacı
mali sistemde önemli bir yeri bulunan Türkbank’ın tekrar ekonomiye ka-
zandırılması ve devletin Bankaya sağlamış olduğu kaynağın devlete iadesi
olarak öngörülmüştür. Bankalar Kanun’unun 65. maddesinde, “Müsteşarlık
Fonun hesap ve işlemlerini denetlemeye ve bu hususta Fondan her türlü bilgiyi
istemeye yetkilidir” hükmü yer almaktadır. Yine olay tarihinde yürürlükte
bulunan 3182 sayılı Bankalar Kanunu ile Hazine Müsteşarlığına bankaların
açılması, düzenlenmesi ve denetlenmesi konularında birçok yetkiler veril-
miştir. 4059 sayılı Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlıkları hakkında Kanun’un
1. maddesinde; “Müsteşarlıklar; Başbakana bağlı olup, Başbakan, Müsteşarlıkların
yönetimi ile ilgili yetkilerini bir Devlet Bakanı vasıtasıyla kullanabilir”, 4. madde-
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
313
sinde ise, “Müsteşarlar, Başbakan veya görevlendirilecek Devlet Bakanına karşı
sorumludurlar” hükümleri yer almaktadır.
Başbakan; Bakanlar Kurulunun Başkanı, bakanlıkların ve Başbakanlık
Teşkilatının en üst amiridir. Bu nedenle Başbakan’a, Başbakanlık Teşkilatı ve
doğrudan kendisine bağlı birimlerce hazırlanan işlemleri tetkik etmek, emir
ve direktif vermek, işlemlerin tamamlanmasından sonra da bu işlemler üze-
rinde değişiklik ve düzeltmeler yapmak ya da söz konusu işlemleri iptal
etmek; bakanlık işlemleri yönünden ise bakandan işlemi geri almasını, de-
ğiştirmesini veya kaldırmasını istemek gibi yetkilerin mevzuatla tanındığı
anlaşılmaktadır.
Bakanlar da, bakanlık örgütünün en yüksek amiri olduğundan, Bakanlık
teşkilatı üzerinde hiyerarşik bir yetkiye sahiptirler. Bu durumda Bakanların
hazırlanan işlemleri tetkik etme, emir ve direktif verme, işlemlerin tamam-
lanmasından sonra da bu işlemler üzerinde değişiklik ve düzeltme yapma
ya da söz konusu işlemleri iptal etme yetkisi bulunmaktadır.
Bu belirlemelere göre Başbakan ve Bakanların yukarıda gösterilen görev
ve yetkileri incelendiğinde; Hazine Müsteşarlığının, TMSF’nun işlemlerini
denetleme yetkisine sahip olduğu açık olduğuna göre, TMSF tarafından
yapılan Türkbank ihalesinden sanıkların sorumlu oldukları anlaşılmaktadır.
Sanıklar Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz ve Hazineden sorumlu Devlet
Bakanı Güneş Taner savunmalarında, yukarıda belirtilen satış amacının
gerçekleşmesini temin için ihaleyle yakından ilgilendiklerini belirtmekte-
dirler.
Devlet idareciliği, siyasi kişiliğin önünde tutulması gereken bir niteliktir.
Bir Başbakan veya bakan’ın herhangi bir ihalenin aşamalarındaki ilişkile-
rinde ölçü, özel sektörün pazar ekonomisine bakışı yaklaşımı dışında, kay-
nağını hukuktan alan organlar aracılığı ile yapılmasını ve kabul edilebilir
sınırların aşınmasına sebep olacak özel sohbet ya da yakınlaşmalar ya da
devleti birey ilişkisi bazına indiren değerlendirmelerden uzak tutacak ciddi-
yet ve mesafenin korunmasına özen gösterilmesini gerekli kılar.
Bir Başbakan’ın hukuksal yolları kullanması gerekir iken, ihaleye katıla-
cak kişiler ile ihaleye saatler kala gece yarısı Başbakanlık konutunda ihale
konusunda görüşmesi ya da ihaleye katılacak kişiyi muhtemel olumsuzluk-
lar konusunda uyarma amaçlı olsa dahi aracı kişiler marifeti ile mesaj gön-
derip bilgilendirilmesinin istenmesi şeklindeki sanık eylemi, devlet göre-
vinde kastı aşan bir yaklaşımdır, görev gerekleri ile bağdaştığı söylenemez.
Buna göre; sanıklardan eski Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz’ın Türkbank
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
314
ihalesi ile ilgili olarak ihale sürecinden önceki tarihlerden ihale süreci so-
nuna kadar kendisine gönderilen istihbarat ve bilgi notları ile, Türkbank
ihalesine yasadışı suç örgütlerinin müdahale ettikleri yönünde bilgiler ulaş-
tırılmasına rağmen bu yazıların gereğini yerine getirmemesi, görev sınırla-
rını aşarak ihaleye katılacak kişiler ve ihalede oluşacak fiyatı belirlemeye
yönelik eylem ve davranışlarda bulunması, ihaleye katılacak kimselerle iha-
le öncesinde ihaleyle ilgili görüşmeler yapması şeklinde gerçekleşen ey-
lemlerinin cezai sorumluluğu gerektiren nitelikte bulunduğu sonucuna va-
rılmıştır.
Sanık Güneş Taner’in ise, Türkbank ihalesi ile ilgili olarak ihale sürecinden
önceki tarihlerden ihale süreci sonuna kadar kendisine diğer sanık eski Başba-
kan Ahmet Mesut Yılmaz aracılığıyla Türkbank ihalesine yasadışı suç örgütle-
rinin müdahale ettikleri yönünde bilgiler ulaştırılmasına rağmen bu yazıların
gereğini yerine getirmemesi, görev sınırlarını aşarak ihaleye katılacak kişiler
ve ihalede oluşacak fiyatı belirlemeye yönelik eylem ve davranışlarda bulun-
ması, ihaleye katılacak kimselerle ihale öncesinde ihaleyle ilgili görüşmeler
yapması ve hazine bürokratlarının gerçek durum ve mevzuata uygun çekince-
lerine rağmen, ihalede en yüksek fiyatı veren Korkmaz Yiğit firmasına Ban-
ka’nın devrine onay vermesi şeklinde gerçekleşen eylemlerinin cezai sorumlu-
luğu gerektiren nitelikte bulunduğu sonucuna varılmıştır.
Sanıkların güdümlerinde bir medya düzeni kurmaya teşebbüs ettikle-
rine, Genç TV’nin ihalede üstlendiği aracılık misyonunun karşılığı olarak
Kamuran Çörtük’e bedelsiz şekilde devredildiğine ilişkin yeterli delil elde
edilememiştir.
Sanıklar hakkındaki sevk kararı ile her iki sanığın ihaleye fesat karıştır-
mak suçundan dolayı 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 64. maddesinin
birinci fıkrası delaletiyle, aynı Kanun’un 205. maddesi, 219. maddesinin
birinci ve dördüncü fıkraları ve 33. maddesi gereğince cezalandırılmaları
istemiyle kamu davası açılmıştır.
Sanıkların sabit kabul edilen eylemlerinin suçun işlendiği tarihte yürür-
lükte bulunan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda yer alan hangi suç tipine
uyduğunun saptanması, bu saptama yapıldıktan sonra, eylemin, 1 Haziran
2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda karşılığı-
nın bulunup bulunmadığı ve karşılığının bulunması halinde ise sanık lehine
olan kanunun tespit edilmesi gerekmektedir.
765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 205. maddesindeki “Devlet Alım Sa-
tım ve Yapımına Fesat Karıştırmak” suçunun maddi unsuru, Devlet hesa-
bına olarak yapılan herhangi bir eşyanın alım veya satımında, pahasında,
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
315
miktarında veyahut yapımında, “fesat karıştırarak, kendine veya başkasına
her ne şekilde olursa olsun haksız menfaat sağlanması”dır.
Sanıkların sabit görülen eylemleri, Devlet alım ve satımına fesat karış-
tırmak suretiyle kendilerine veya bir başkasına haksız menfaat sağlamaya
yönelik olarak gerçekleştirdiklerine ilişkin yeterli delil elde edilememiş ol-
ması karşısında, sanıkların davranışlarının 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun
205. maddesinde düzenlenmiş bulunan ihaleye fesat karıştırmak suçunun
unsurlarını oluşturmadığı anlaşılmıştır.
Her ne kadar 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 7. maddesinin ikinci
fıkrasında, “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yü‐
rürlüğe giren kanun hükümleri farklı ise fail lehine olan kanun uygulanır” denil-
mekte ise de, sanığa atılı eylemlerin işlendiği tarihte yürürlükte bulunan 765
sayılı Yasa’nın 205. maddesinde aranan suçun unsurlarının oluşmaması
karşısında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 235. maddesi ile karşılaştırma
yapılmasına gerek kalmamıştır.
Sanıkların belirtilen eylemlerinin, bir kısmı görev gereği yapılması gere-
ken işlemlerin yapılmaması, bir kısmı ise görevde yetki sınırlarının aşılması
ve takdir yetkisinin amacı dışında kullanılması suretiyle gerçekleştirildiğin-
den görevi kötüye kullanma suçuna uyduğu sonucuna varılmıştır.
Bu durum karşısında, görevin genel nitelikte kötüye kullanılmasına iliş-
kin kuralların olayda uygulanma olanağı bulunup bulunmadığının belir-
lenmesi gerekmiştir.
765 sayılı Türk Ceza Kanunu’ndaki görevi kötüye kullanma suçu:
765 sayılı TCK’nun 240. madde metni aynen şöyledir:
“Yasada yazılı hallerden başka hangi nedenle olursa olsun görevini kötüye kul‐
lanan memur derecesine göre bir yıldan üç yıla kadar hapsolunur. Cezayı hafifletici
nedenlerin bulunması halinde altı aydan bir yıla kadar hapis ve her iki halde oniki
bin liradan altmış bin liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılır. Ayrıca memu‐
riyetten süreli veya temelli olarak yoksun kılınır.”
Maddenin birinci cümlesinde suçun öğeleri açıklanmakta, ikinci cümle-
sinde cezayı hafifleten nedenlerin bulunması halinde faile daha az bir ceza
verileceği bildirilmekte, üçüncü ve son cümlesinde de süreli ya da temelli
olarak memurluktan yoksunluk cezası öngörülmektedir.
TCK’nun 240. maddesindeki suçun unsurları şöylece sıralanabilir:
‐ Suçun Faili: Diğer memur suçlarında olduğu gibi, bu suçu da ceza
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
316
yargılamasında memur olanlarla, tabi oldukları özel yasalarında memur
sayılacağı ya da yasada gösterilen eylemleri nedeniyle memurlar gibi ceza-
landırılacağı bildirilen kişiler işleyebilir. Bu suçta da “memur sıfatı” suçun
önkoşulu olduğundan idare hukuku anlamında memur oldukları halde ceza
hukukunda memur sayılmayanlarla, özel yasalarındaki hükümlere göre
memur gibi cezalandırılmalarına olanak bulunmayan kuruluşlarda çalışan-
lar bu suçun faili olamazlar.
‐ Suçun maddi unsuru
240. madde 765 sayılı Ceza Yasamızdaki tamamlayıcı(genel) hükümler-
dendir. Bu nedenle, memurun görevde sahip olduğu yetkiyi kötüye kul-
lanma eylemi yasada yazılı başka bir suçu oluşturuyorsa o hükmün uygu-
lanması, tersi durumda 240. maddenin düşünülmesi gerekir.
Görevin kötüye kullanılması demek, görev sırasında sahip olunan yetki-
nin kötüye kullanılması demektir.
240. maddedeki suçun maddi unsuru, “memurun, yetkisine giren hiz-
mette görevini, her ne suretle olursa olsun kötüye kullanılmasıdır.”
240. maddedeki “görevi kötüye kullanma” ifadesi, memurluk görevinin
kanun ve nizamın gösterdiği usul ve esaslardan, başka suretle yapılmış ol-
masıdır. Buna göre memurun;
a) Herhangi bir biçimde yasal yetkisini aşması,
b) Yasanın koyduğu usul ve şekle uymaması,
c) Takdir yetkisini gayesi dışında kullanması,
d) Hareketinin yasa ve nizama uyduğu hallerde, bu hareketin gerektir-
diği ön koşullara aykırı hareket eylemesi,
e) Yargı kararlarına uyulmaması
birer görevi kötüye kullanma tarzı olarak belirtilebilir.
Memurluk görevi ile memurluk sıfatının karıştırılmaması gerekir. Gö-
revde sahip olunan yetkinin kötüye kullanılması demek, memurun yasa ve
diğer hukuksal düzenlemelerle kendisine verilen görevleri yasanın göster-
diği usul ve esaslara aykırı biçimde yapması demektir. Memurluk sıfatının
kötüye kullanılması ise, memurun yasal görevine giren işler dışında me-
murluk nüfuzunun, memurluk unvan ve sıfatının kötüye kullanılması de-
mektir. Memurluk sıfat ve nüfuzunun kötüye kullanılması durumunda
TCK.240. maddesinde yazılı suç oluşmaz.
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
317
‐ Suçun Manevi Unsuru
240. maddede amaç gözetilmediğinden bu suçun oluşumu için sanığın
genel suç kastı ile davranması yeterlidir. Ayrıca özel kasta gerek bulunma-
maktadır.
5237 Sayılı Kanundaki Görevi Kötüye Kullanma Suçu:
26.9.2004 gün ve 5237 sayılı TCK’nun 257. maddesindeki “görevi kötüye
kullanma” kenar başlığını taşıyan düzenleme aynen şöyledir.
“Madde 257: (1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevi‐
nin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamu‐
nun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi,
bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini
yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun
zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, altı
aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) İrtikap suçunu oluşturmadığı takdirde, görevinin gereklerine uygun dav‐
ranması için veya bu nedenle kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlayan
kamu görevlisi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır.”
5237 sayılı TCK’nun 257. maddesinin kenar başlığı “görevi kötüye kul-
lanma” şeklinde ise de, maddenin yalnızca (1) numaralı fıkrasında dar an-
lamda görevi kötüye kullanma suçu düzenlenmiştir, (2) numaralı fıkrada
“görevi ihmal”, (3) numaralı fıkrada ise; kamu görevlisinin, görevinin ge-
reklerine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerden kendisine veya
bir başkasına çıkar sağlamasının, bazı hallerde görevi kötüye kullanma su-
çunu oluşturması hükme bağlanmıştır.
Bu yaklaşımı itibariyle, 5237 sayılı TCK’nun 257. maddesinde, “görevi
ihmal- görevi kötüye kullanma” ayrımı kaldırılmış, (2) numaralı fıkradaki
suç, görevi kötüye kullanmanın bir türü olarak görülmüştür. Nitekim, 257.
maddenin gerekçesinde bu konuda şu açıklamalara yer verilmiştir; “Görevin
gereklerine aykırı davranış sonucunda, bir insan ölmüş veya yaralanmış olabilir. Bu
durumda; kamu görevlisinin görevinin gereği olan belli bir icrai davranışta bulun‐
mak yönündeki yükümlülüğünü yerine getirmemesi dolayısıyla, görevi kötüye kul‐
lanma suçunun oluştuğunda şüphe yoktur. Ancak, bu durumda aynı zamanda ih‐
mali davranışla öldürme veya yaralama suçu oluşmaktadır.”
Maddedeki fiillerin suç olarak nitelendirilmesiyle korunan hukuki men-
faat; kamu görevinin ifasında disiplini tesis etmek, bu görevin hiç veya za-
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
318
manında yerine getirilmemesi sebebiyle bundan umulan ve beklenen genel
yararın sekteye uğramadan elde olunmasını ayrıca, kamu görevinde disipli-
nin geçerli olmasını sağlamak ve bu suretle kamu idaresinin zarar görmesini
önlemektir.
‐ Suçun Faili
Madde de belirtilen suçların faili bir kamu görevlisi(m.6) olabilir.
‐ Suçun Maddi Unsuru
257. maddenin kenar başlığı da “görevi kötüye kullanma” şeklindedir.
Ancak, 257. maddede suçun unsuru olarak, “görevin gereklerine aykırı hareket
etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da
kişilere haksız bir kazanç sağlayan” şeklinde bir ifadeye de yer verilmiştir.
Görülüyor ki, 257. maddesinin birinci fıkrasındaki görevi kötüye kul-
lanma suçunun maddi unsurunda;
1- Görevin gereklerine aykırı hareket etmek ve
2- Bu fiil nedeniyle;
a) Kişilerin mağduriyetine neden olmak veya
b) Kamunun zararına neden olmak ya da
c) Kişilere haksız bir kazanç sağlamak
gerekmektedir.
257. maddenin 1. fıkrasındaki suçun oluşabilmesi için, yukarıda sayılan
(1) ve (2) numaralı unsurların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Ancak,
(2) numaralı unsurda, üç ayrı durumdan birinin gerçekleşmesi gerekli ve
yeterlidir.
‐ Görevin gereklerine aykırı hareket etmek
Madde gerekçesinde belirtildiği üzere, bir kamu göreviyle görevlendiri-
len kişi, bu kamu faaliyetinin yürütülmesi sırasında, görevin gerekli kıldığı
yükümlülüklere uygun hareket etmek zorundadır. Öyle ki, kamu faaliyetle-
rinin gerek eşitlik, gerek liyakatlilik açısından adalet ilkelerine uygun yü-
rütüldüğü hususunda toplumda hakim olan güvenin, inancın sarsılmaması
gerekir. Bu yükümlülükle bağdaşmayan davranışlar, belli koşullar altında
suç olarak tanımlanmıştır.
Görevi kötüye kullanma suçu, genel, tali ve tamamlayıcı bir suç tipidir.
Bu nedenle, görevin gereklerine aykırı davranışın başka bir suç oluşturma-
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
319
dığı hallerde, kamu görevlisini bu suçu düzenleyen kurala göre cezalandır-
mak gerekir.
Görevi kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için, gerçekleştirilen fii-
lin, kamu görevlisinin görevi alanına giren bir hususla ilgili olması gerekir.
Kamu görevinin gereklerine aykırı olan her fiili cezai yaptırım altına almak,
suç ve ceza siyasetinin esaslarıyla bağdaşmamaktadır. Bu nedenle, görevin
gereklerine aykırı davranışın belli koşulları taşıması halinde, görevi kötüye
kullanma suçunu oluşturabileceği kabul edilmiştir. Buna göre, kamu göre-
vinin gereklerine aykırı davranışın, kişilerin mağduriyetine veya kamunun
ekonomik bakımdan zarara uğramasına neden olması ya da kişilere haksız
bir kazanç sağlanmasına neden olması halinde, görevi kötüye kullanma
suçu oluşabilecektir.
Haklı olan işin görülmesinden sonra kişilerden yarar sağlanması da, gö-
revi kötüye kullanma suçunu oluşturur. Çünkü, bu yarar, kamu görevlisi
sıfatını taşıması ve işi görmüş olması dolayısıyla kişiye sağlanmaktadır. Bu
gibi durumlarda, kişiler hakkının teslim edilmesi konusunda en azından bir
kaygıyla hareket etmektedirler. Kamu görevlisine yarar sağlanması görü-
nüşte rızaya dayalı olsa bile, kamusal görevlerin eşitlik ve liyakat esasına
göre yürütüldüğü hususunda taşınan kaygı dolayısıyla, burada da bir mağ-
duriyetin varlığını kabul etmek gerekir.
‐ Kişilerin mağduriyetine neden olmak
Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere, görevin gereklerine aykırı
davranışın, kişinin mağduriyetine neden olması gerekir. Bu mağduriyet,
sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararı ifade etmez. Mağduriyet kav-
ramı, zarar kavramından daha geniş bir anlama sahiptir. Örneğin, kişi tabi
tutulduğu sınavda başarılı olmasına rağmen, başarısız gösterilmiş olabilir.
Bir imar planı uygulamasında, belli bir parsel, sahibine duyulan husumet
dolayısıyla, plan tekniğine aykırı olarak, yeşil alan gösterilmiş olabilir. Kişi-
nin, kamusal bir finans kaynağından yararlanması için gerekli şartları taşı-
dığı halde, yararlanması engellenmiş olabilir. Kişinin, belli bir sınai veya
ticari faaliyetle ilgili olarak gerekli koşulları taşıdığı halde, bu faaliyeti en-
gellenmiş olabilir.
‐ Kamunun zararına neden olmak
Madde gerekçesinde, ”görevin gereklerine aykırı davranış dolayısıyla, kamu açı‐
sından bir zarar meydana gelmiş olabilir. Örneğin orman alanında veya kamu arazisinin
işgaliyle yapılan işyeri veya konutlara elektrik, su, gaz, telefon ve yol gibi alt yapı hiz‐
metleri götürülmekte, görevin gereklerine aykırı davranılmış olabilir” denilmiştir.
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
320
Burada belirtilen konular yalnızca birkaç örnektir. Kamunun zararına
neden olmak konusu, uygulamada mahkemece her somut olayda takdir
edilip değerlendirilecektir.
‐ Kişilere haksız bir kazanç sağlamak
Madde gerekçesinde belirtildiği üzere, görevin gereklerine aykırı dav-
ranmak suretiyle kişilere haksız bir kazanç sağlanmış olabilir. Örneğin kişi,
kamusal bir finans kaynağından yararlanması için gerekli şartları taşımadığı
halde, yararlandırılmış olabilir. Kişiye, belli bir sınai veya ticari faaliyetle
ilgili olarak gerekli izin koşullarını taşımadığı halde, bu faaliyetin icrasına
yönelik olarak izin verilmiş olabilir. Bir imar planı uygulamasında, belli bir
parsel üzerinde, plan tekniğine veya imar planına aykırı olarak yapılaşmaya
imkan sağlanmış olabilir.
‐ Manevi Unsur
Bu suçların manevi unsuru ”kast” olup, saik önemsizdir. Taksirle işle-
nemez.
765 ve 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunlarındaki Görevi Kötüye Kul‐
lanma Suçunu Düzenleyen Kuralların Karşılaştırılması
5252 sayılı TCK’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 9.
maddesinin (3) numaralı fıkrasındaki; “ Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki
kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların bir‐
birleriyle karşılaştırılması sonucu belirlenir” şeklindeki kurala göre, lehe kanun
kurallarının belirlenmesinde, 765 sayılı TCK’nun 240. maddesinin, 5237 sa-
yılı TCK’nun 257. maddesinin (1) numaralı fıkrasıyla karşılaştırılması ge-
rekmektedir.
240. maddedeki “Yasada yazılı hallerden başka hangi nedenle olursa ol-
sun”, 257. maddedeki “Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dı-
şında” ibareleri karşısında, her iki maddede de, genel nitelikte görevin kö-
tüye kullanılması fiilinin yaptırım altına alındığı görülmektedir. Sanığın fiili,
başka bir kuralla özel nitelikte bir fiil olarak cezalandırılmadığı takdirde,
görevi kötüye kullanma suçundan uygulama yapılabilecektir. Bu nedenle,
her iki madde de; “genel”, “tali” ve bu itibarla da “tamamlayıcı” hüküm
niteliğine sahiptir.
240. maddede, “görevini kötüye kullanan memur” ibaresinin karşılığı ola-
rak 257. maddede, “görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle,…kamu
görevlisi” ifadesi yer almaktadır.
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
321
765 sayılı TCK’nun uygulamasında kimlerin memur olduğu veya sayıl-
dığı, bu Kanun’un 279. maddesinde belirtilmiştir.
5237 sayılı TCK’nun 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendinde
ise; “Kamu görevlisi deyiminden; kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya
seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan
kişi, anlaşılır” tanımı bulunmaktadır.
Tanımları bakımından, 257. maddedeki “kamu görevlisi” kavramı, 240.
maddedeki “memur” kavramıyla paralellik taşımaktadır.
765 sayılı TCK’nun 240. maddesi ile 5237 sayılı TCK’nun 257. maddesi
arasında suçun maddi unsuru ile ilgili yukarıda belirtilen türden farklılık
bulunmaktadır.
Genel olarak lehe kanunun belirlenmesinde, karşılaştırılan yasa madde-
lerinde fiil için, öngörülen yaptırımlara (cezalara) bakılmaktadır. 765 sayılı
TCK’nun 240. maddesinde “bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ve ağır para
cezası” öngörülmektedir. 5237 sayılı TCK’nun 257. maddesinde ise; özgür-
lüğü bağlayıcı ceza “bir yıldan üç yıla kadar hapis” cezası ile aynı olup, ağır
para cezası bulunmamaktadır. Ayrıca; 765 sayılı TCK.’nda feri ceza niteli-
ğinde olan memuriyetten yoksunluk yaptırımı da öngörülmektedir. 5237
sayılı TCK’nun 53. maddesinde güvenlik tedbirine yer verilmiş ise de, bu-
rada belirtilen hak yoksunluğu süresiz değildir ve söz konusu hak yoksun-
lukları cezanın infazı tamamlanıncaya kadar devam edecektir. Oysa; 765
sayılı TCK’nun 240. maddesinde belirtilen memuriyetten yoksun kılınma
cezası temelli verilebilir.
Ağır para cezasını içermemesi ve güvenlik tedbiri süresinin kısa olması
hususları değerlendirildiğinde, 5237 sayılı TCK’nun 257. maddesinin 765
sayılı TCK’nun 240. maddesine göre daha lehe olduğu anlaşılmaktadır.
Ancak 765 sayılı TCK’nun 240. maddesinin 2. cümlesindeki cezayı ha-
fifletici hüküm, yeni Kanun’da düzenlenmediğinden dolayı 240. maddesinin
ikinci fıkrasındaki hüküm daha lehe bir kural içermektedir.
Nitekim Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 3.6.2005 günlü, E:2003/15292 ve
K:2005/3164 sayılı kararında da;“…765 sayılı TCK.’nun 240/2. maddesi ile 5237
sayılı TCK.’nun 257/1 maddesinde öngörülen cezalar karşılaştırıldığında, 765 sayılı
Yasanın 240/2. maddesi uyarınca yapılan uygulamanın sanıkların lehine olduğu..”
belirtilmiştir.
Belirtilen gerekçeler dikkate alındığında 765 sayılı TCK.’nun 240. mad-
desinin, 5237 sayılı TCK.’nun 257. maddesine göre daha lehe olduğu sonu-
cuna varılmaktadır.
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
322
B‐ ZAMANAŞIMI SORUNU
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı esas hakkındaki görüşünde, yargıla-
mada sanıklara yüklenen fiillerin “görevi kötüye kullanma suçu” olarak ortaya
çıktığı ve değişen bu niteliği itibariyle suçun Yüce Divana sevk tarihinden
önceye isabet eden 4.9.2003 tarihinde beş yıllık asli zamanaşımının dolduğu
gerekçesiyle sanıklar hakkında açılan davanın “765 sayılı Türk Ceza Ka-
nunu’nun 102. maddesinin 4 üncü fıkrası ve CMK’nun 223.maddesinin 8 inci
fıkrası gereğince düşürülmesine” karar verilmesini talep etmesi karşısında
zamanaşımı sorununun öncelikle ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zamanaşımı, hem 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda ve hem de 5237 sa-
yılı yeni Türk Ceza Kanunu’nda genel hükümler arasında yer almaktadır.
(765 sayılı TCK. m. 102 ilâ 118; 5237 sayılı TCK. m. 66 ilâ 72).
765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 117. maddesinde “Gerek dava ve gerek
ceza müruru zamanı re’sen tatbik olunur ve bundan ne maznun ve ne de mahkum
vazgeçemezler” denilmiş, 5237 sayılı Yeni Türk Ceza Kanunu’nun 72. madde-
sinin ikinci fıkrasında da benzer bir ifade şekliyle “Dava ve ceza zamanaşımı
re’sen uygulanır ve bundan şüpheli sanık ve hükümlü vazgeçemezler” şeklinde bir
kurala yer verilmiştir.
Zamanaşımı, devletin yargılama hakkının sona ermesi gibi bir sonuç do-
ğurması nedeniyle soruşturma, kovuşturma, istinaf ve temyiz aşamalarının
tümünde re’sen nazara alınır. Verilen bir karar kesinleşip hüküm halini alın-
caya kadar, dava zamanaşımı işlemeye devam eder.
Sanıklar hakkında 765 sayılı Türk Ceza Yasası’nın 205. maddesinin uy-
gulanması istemiyle kamu davası açılmış ise de, yapılan yargılama sonucu
eylemlerinin aynı Yasa’nın 240. maddesine uyduğu, bu eylemler için geçerli
zamanaşımı süresinin aynı Yasa’nın 102. maddesinde belirtildiği gibi beş yıl
olduğu görülmektedir. Ancak, bu sürenin işleyiş tarihlerini belirlemek için,
öncelikle Başbakan ve bakan olan sanıkların bu sıfatlarının milletvekilleri
gibi değerlendirilip değerlendirilmeyeceği, Anayasa koyucunun Başbakan
veya bakanların sorumluluğunda zamanaşımı yönünden farklı bir uygu-
lama öngörmeyi isteyip istemediği, bu konuda nasıl bir çözüm getirilebile-
ceği konusunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
1‐ Milletvekillerinin İşledikleri Suçlarda Dava Zamanaşımı
Milletvekilleri hakkında zamanaşımı konusu, Anayasa’nın “Yasama do-
kunulmazlığı” başlıklı 83. maddesinin üçüncü fıkrasında;
“Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi hakkında, seçiminden önce veya sonra ve‐
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
323
rilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır;
üyelik süresince zamanaşımı işlemez.” biçiminde düzenlenmiştir.
Doktrinde, 83. maddenin 3. fıkrasında düzenlenen zamanaşımının “ceza
zamanaşımı” olduğu konusunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Ancak, hakim
olan görüş, 83. maddenin üçüncü fıkrasının, aynı zamanda, “dava zamana-
şımı”nı da kapsayacak şekilde yorumlanması gerektiği yönündedir.
Anayasa’nın 83. maddesinin üçüncü fıkrası ve TCK’nun 107. maddeleri
birlikte değerlendirildiğinde, milletvekilliği süresince zamanaşımının işle-
meyeceğine ilişkin kuralda kanun koyucunun iradesinin hem ceza hem de
dava zamanaşımını kapsadığı ve milletvekilliği süresince dava zamanaşımı-
nın işlemeyeceği sonucuna varılmaktadır. Bir başka ifade ile, suç işleyen
milletvekilleri hakkında, herhangi bir karara gerek olmaksızın, milletvekil-
liği süresince dava ve ceza zamanaşımı süreleri işlemeyecektir.
Yasama dokunulmazlığı kurumunun ortaya çıkmasındaki neden, ikti-
dara karşı görünen temsilcilerin iktidar tarafından keyfi, temelsiz ve zaman-
sız kovuşturmalara uğratılarak yasama çalışmalarından alıkonulmamaları
düşüncesidir. Dokunulmazlığın amacı milletvekillerini görevleri ile ilgili
olmayan eylemlerden dolayı suçsuz saymak olmadığından suç olduğu ko-
nusunda duraksama olmayacak bir eylemin failini bu ayrıcalıktan yararlan-
dırmak kurumun amacına ters düşer. Dokunulmazlık Meclisin kararı ile
kaldırılabileceği için mutlak bir nitelik taşımaz. Dokunulmazlık, sorumsuz-
luk gibi sürekli değildir. Milletvekilliği sıfatının devamı süresince sonuç
doğurur, bu sıfatın ortadan kalkmasıyla son bulur. Üyelik sıfatı sona erdik-
ten sonra meclis üyesi hakkında ceza kovuşturması yapılabilir. Bu nedenle
de, 83. maddenin üçüncü fıkrasında üyelik süresince zamanaşımının işleme-
yeceği kabul edilmiştir.
Milletvekilinin dokunulmazlığının sona ermesinden sonra takibat yapı-
labilir. Yasama dokunulmazlığı da, üyelik süresinin bitmesi ve Meclis üyesi-
nin yeniden seçilmemesi veya Anayasa’nın 84. maddesi gereğince üyelik
sıfatının düşme sebeplerinden biri ile sona ermesi ya da yasama dokunul-
mazlığının Meclis tarafından kaldırılması ile sona erer.
2‐ Bakanların İşledikleri Suçlarda Dava Zamanaşımı
Bakanların işlediği suçları, görevleriyle ilgili işledikleri suçlar ve görev-
leriyle ilgisi olmayan suçlar olarak ikiye ayırmak mümkündür.
Bakanların görevleriyle ilgili olmayan suçları bakımından, milletvekille-
rinin tabi olduğu kayıt ve şartların aynen geçerli olduğu konusunda, dokt-
rinde ve uygulamada her hangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Anayasanın
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
324
112. maddesine göre, milletvekili olmayan bakanlar da bu sıfatları sona ere-
ne kadar, milletvekillerinin tabi olduğu hak ve yükümlülüklere sahiptirler.
Dolayısıyla, zamanaşımı konusunda, milletvekilleri için geçerli olan durum,
burada aynen geçerlidir.
Bakanların görevleriyle ilgili suçlarla ilgili değerlendirmeye gelince;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının konuya ilişkin mütalaasında; “Mec‐
lis soruşturmasını düzenleyen Anayasamızın 100. maddesinde Başbakan ve bakan‐
lar hakkında görev suçları sebebiyle soruşturma açılması, sürdürülmesi ve sonuç‐
landırılması konusunda özel usul benimsenmiş, zamanaşımına ilişkin bir düzenle‐
meye yer verilmemiştir. Gerek Anayasa’nın 83., gerekse 765 sayılı Türk Ceza Yasa‐
sı’nın107. maddeleri anlamında bir başvuru imkanı tanımamıştır. Kaldı ki, suç
ihbar ve şikayetlerini kabul edecek bir makam, yani muhatap da gösterilmemiştir. Bu
nedenle, milletvekilleriyle ilgili durma hükmünün burada uygulama yeri olmayacak‐
tır. Suçun hemen sonrasında delillerin toplanmaması zafiyetini de eklediğimizde bu
özel usulün, ceza muhakemesi ilkeleriyle, eşitlik, kamu vicdanı ve ceza adaletine
uygunluğunun değerlendirilmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır.
Bu açıklamalar ışığında hukuki durumu değerlendirdiğimizde: 765 sayılı Türk
Ceza Kanunu’nun 240. maddesindeki ‘görevi kötüye kullanma suçu’na öngörü‐
len hapis cezasının üst sınırı itibariyle, 102. maddesinin dördüncü bendi uyarınca
asli zamanaşımı süresinin beş yıl olduğunu, daha önce ifade etmiştik. Suç tarihi
teselsülün sona erdiren hisse devri iznine ‘OLUR’ verildiği 04.09.1998’dir. Suç
tarihinden sanıkların Yüce Divana sevk edildikleri 13.07.2004 tarihine kadar geçen
zaman zarfında kesici herhangi bir işlem yapılmaksızın, beş yıllık asli zamanaşımı‐
nın gerçekleştiği görülmektedir” denilmektedir.
Başbakan ve bakanlar aynı zamanda milletvekili olmaları nedeniyle
Anayasa’nın 83. maddesindeki yasama sorumsuzluğu ve dokunulmazlığın-
dan yararlanmaktadırlar. Bakanlık sıfatı milletvekilliği sıfatını ortadan kal-
dırmamaktadır. Başbakan ve bakanlar hakkındaki Meclis Soruşturma yön-
temini düzenleyen Anayasa’nın 100. maddesinde, bu kişilerin görevleriyle
ilgili suçları yönünden zamanaşımının düzenlenmemiş olması, bu kişilerle
ilgili eylemler bakımından genel zamanaşımı kurallarının uygulanması ge-
rektiği anlamına gelmemelidir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının esas hakkında görüşünde de ileri
sürülen, Anayasanın 100. maddesinde bakanlar için zamanaşımına ilişkin
düzenlemelere yer verilmemesi nedeniyle, bakanların görevleriyle ilgili işle-
dikleri suçlarda 83. maddenin uygulanamayacağına ilişkin görüşe itibar
edilmemiştir. Çünkü, Anayasada milletvekili olmayan bakanların dahi, ba-
kan sıfatını taşıdıkları sürece, milletvekillerinin tabi olduğu kayıt ve şartlara
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
325
uyacakları ve yasama dokunulmazlıklarına sahip oldukları (md. 112/4) be-
lirtilmişken; milletvekili olan bakanların bu hükümden (yasama dokunul-
mazlığı) muaf olduklarını ileri sürmek mümkün değildir.
Bu bağlamda, zamanaşımı konusunda, Anayasanın 83. maddesinin kı-
yas yoluyla bakanlar hakkında uygulanamayacağı düşüncesi de yerinde
değildir. Çünkü, ortada, bir kıyas durumu yoktur. “Kıyas” sözcüğü, kelime
olarak, “bir tutma”, “denk sayma” ve “benzetme yolu” anlamlarına gel-
mektedir. Hukuksal anlamda kıyas ise “Muayyen bir hadise için isdar edilen
kanuni bir hükmün işbu hadiseden yalnız cüzi bir tarzda inhiraf ederek içtimai bün‐
yesi itibariyle aynı olan veya hukuki mahiyeti itibariyle benzeyen bir hadiseye teş‐
mili”dir. Görüldüğü üzere, kıyas, benzer durumlarda olan kişi, kurum veya
olaylar arasında söz konusu olabilir. Oysa, milletvekili ile milletvekili olan
bakan dokunulmazlık yönünden benzer durumda değil; aynı durumdadır.
Dolayısıyla, bakan olan milletvekili, aynı zamanda milletvekili olduğundan,
milletvekillerinin sahip olduğu hak ve yükümlülüklere bizatihi sahiptir. Bu
nedenle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bu yöndeki görüşüne katıl-
mak mümkün görülmemektedir.
Bir başka ifade ile Anayasa’da bakanlar ve milletvekilleri için geçerli
olan tek bir dokunulmazlık vardır. O da Anayasa’nın 83. maddesinde dü-
zenlenen yasama dokunulmazlığıdır. Milletvekilleriyle bakanların doku-
nulmazlıkları konusundaki farklılık, dokunulmazlıkların kaldırılması usul
ve şartları bakımındandır. Bu konunun, milletvekilleri ile bakanların görev
suçları açısından, Anayasa’da farklı düzenlenmesi, dokunulmazlığın esası
bakımından bir farklılık bulunduğu anlamında yorumlanamaz. Bu nedenle
milletvekilleri, Başbakan ve bakanlar aynı dokunulmazlığa sahiptirler ve bu
dokunulmazlık nedeniyle TBMM üyelikleri süresince haklarında zamana-
şımı da işlemez.
Anayasa’nın 100. maddesindeki farklı düzenleme yalnızca dokunul-
mazlığın kaldırılması bakımından getirilen bir farklılıktır. Diğer hükümler
yönünden milletvekili olmaları nedeniyle Başbakan ve bakanlar da millet-
vekillerinin tabi olduğu kurallara tabi tutulmalıdır. Zamanaşımının bu şe-
kilde uygulanmaması, haklı ve mantıklı bir izahı olmaksızın suç ve suçlular
arasında ayrımlar yapılması gibi sonuçlara neden olacaktır.
TBMM üyeleri arasından seçilen Başbakan ve bakanların dışında, Ana-
yasanın 100. maddesinin sağladığı olanakla TBMM dışındaki milletvekili
seçilme yeterliği olanlar arasından seçilen bakanların da, yasama dokunul-
mazlığına sahip olduklarının Anayasanın 112. maddesinin dördüncü fıkra-
sında ayrıca belirtilmesi bu görüşün açık kanıtıdır.
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
326
Başbakan ve bakanlar hakkında suç tarihinden itibaren zamanaşımının
işlemesi durumunda, başbakanlığı veya bakanlığı sırasında ve sonrasında
iktidar partisi mensubu olanlar hakkında zamanaşımı süresinin dolması
kaçınılmaz olacaktır.
Tüm bu nedenlerle, Anayasa’nın 83. maddesinin üçüncü fıkrası ile
TCK’nun 107. maddesi birlikte değerlendirildiğinde, kanun koyucunun ira-
desinin hem ceza hem de dava zamanaşımını kapsadığı, milletvekilleri hak-
kında milletvekillikleri süresince dava zamanaşımının işlemeyeceği sonu-
cuna varılmaktadır.
Bu saptamalar ışığında somut olaya bakıldığında; sanıklar Ahmet Mesut
Yılmaz ve Güneş Taner’in suç tarihlerinde Başbakan ve bakan olarak görev
yapmakta oldukları ve aynı zamanda milletvekili sıfatını taşıdıkları tartış-
masızdır. Sanık Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz ve sanık eski Devlet Bakanı
Güneş Taner 24.12.1995-18.4.1999 tarihleri arasında 20. Dönemde ve 18.4.1999-
3.11.2002 tarihleri arasında 21. Dönemde milletvekili olarak görev yapmışlardır.
Bu tarihlerin sona ermesine kadar yukarıda açıklanan gerekçelerle zamanaşımı
işlemeyecek ve duracaktır. Bu tarihten sonra zamanaşımı tekrar işlemeye başla-
yacak ve sanıklar hakkında verilen soruşturma önergelerinin TBMM Genel
Kurulunca kabul edilmesi ile Yüce Divan’a sevkine ilişkin karar alınıncaya ka-
darki dönemde zamanaşımı yine duracaktır. Sanıklar hakkındaki zamanaşımı
süresi, zamanaşımını kesen sebepler nedeniyle, 765 sayılı TCK’nun 104. madde-
sinin ikinci fıkrası gereğince; aynı Yasa’nın 240. maddesinde öngörülen suçun
işlenmesi durumunda geçmesi gereken beş yıllık asli zamanaşımının yarısının
eklenmesi suretiyle bulunacak yedi buçuk yıllık süreye çıkacaktır.
Sanıkların 20. ve 21. dönemde milletvekili sıfatını taşıdıkları süreler top-
lamı ve suç tarihleri dikkate alındığında beş yıllık süre geçmemiş oldu-
ğundan sanıklar hakkındaki kamu davası zamanaşımına uğramamıştır.
Belirtilen gerekçelerle davada zamanaşımı olmadığına, 23.6.2006 gü-
nünde, Başkanvekili Haşim Kılıç, Üyeler Sacit ADALI, Ahmet AKYALÇIN,
Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün oyları,
Başkan Tülay TUĞCU, üyeler Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, A.
Necmi ÖZLER ve Şevket APALAK’ın karşı oyları ve OYÇOKLUĞUYLA
karar verilmiştir.
Karşı oy kullanan üyelerin gerekçeleri şöyledir:
Yapılan delil değerlendirmesine göre, eylemin ihaleye fesat karıştırma
suçunu oluşturmadığı, unsurlarının oluşması halinde görevi kötüye kul-
lanmak suçunu düzenleyen TCK’nin 240. ve YTCK’nin 257. maddelerine
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
327
uyabileceği sonucuna varıldıktan sonra suçun işleniş tarihi dikkate alındı-
ğında dava zamanaşımı süresinin dolmuş olduğu anlaşılmaktadır. Bu hu-
sustaki gerekçe, dava zamanaşımı konusu genel nitelikte iki başlık altında
irdelendikten sonra üçüncü başlıkta somut davaya ilişkin olarak açıklana-
caktır.
A) Bakanların Görev Suçu Dışındaki Suçları İle Milletvekillerinin Suçları
Açısından
Anayasa’nın “Yasama Dokunulmazlığı” başlıklı 83. maddesinde,
“Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerin‐
den, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanı’nın
teklifi üzerine Meclisce başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarla‐
mak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar.
Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen milletvekili, Meclisin ka‐
rarı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Ağır
cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak
kaydıyla Anayasa’nın 14 üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır.
Ancak,, bu halde yetkili makam durumu hemen ve doğrudan doğruya TBMM’ ne
bildirmek zorundadır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi hakkında seçimden önce veya sonra veril‐
miş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır;
üyelik süresince zamanaşımı işlemez.
Tekrar seçilen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma, Meclisin yeni‐
den dokunulmazlığını kaldırmasına bağlıdır.
Türkiye Büyük Millet Meclisindeki siyasi parti gruplarınca,yasama dokunul‐
mazlığı ile ilgili görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.”
Denilmiş, 112. maddesinin son fıkrasında da “Bakanlar Kurulu üyelerinden
milletvekili olmayanlar; 81 inci maddede yazılı şekilde Millet Meclisi önünde
andiçerler ve bakan sıfatını taşıdıkları sürece milletvekillerinin tabi oldukları kayıt
ve şartlara uyarlar ve yasama dokunulmazlığına sahip bulunurlar…” hükümle-
rine yer verilmiştir.
Anılan maddelere göre yasama dokunulmazlığı çerçevesinde milletve-
killeri ile milletvekili olmayan bakanlara tanınan güvencelerin;
1- Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri
düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisçe
başka bir karar alınmadıkça, bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa
vurmaktan sorumlu tutulmamaları,
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
328
2- Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına
başlanılmış olmak kaydıyla Anayasa’nın 14. maddesindeki durumlar hariç
olmak üzere; seçimden önce veya sonra bir suç işledikleri ileri sürüldüğünde
Meclisin kararı olmadıkça tutulamayacakları, sorguya çekilemeyecekleri,
tutuklanamayacakları ve yargılanamayacakları,
3- Seçimlerinden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine ge-
tirilmesinin üyelik sıfatının sona ermesine bırakılacağı,
Olduğu anlaşılmaktadır.
Bu güvencelerden birincisinin zamanaşımı ile ilgisi yoktur. İkinci gü-
vence, ceza soruşturması ve kovuşturması aşamalarında tanınan güvence-
lerdir. Ancak,, ilgili hakkında dava açılmasına yetecek deliller elde edilmişse
iddianame tanzim edilmesine de engel bulunmamaktadır. Bu fıkrada zama-
naşımı ile ilgili bir kurala yer verilmemiştir. Üçüncü güvence ise kesinleşmiş
ceza hükümlerinin yerine getirilmesine ilişkindir. İnfazın, üyelik sıfatının
sora ermesine bırakılması halinde, üyelik süresince zamanaşımının işleme-
yeceği hükme bağlanmıştır.
Bu duruma göre, Anayasa’nın 83. maddesinin üçüncü fıkrasındaki za-
manaşımının ceza zamanaşımı olduğu hususunda duraksama olmamakla
beraber, bunun aynı zamanda dava zamanaşımını da kapsayıp kapsamadı-
ğının tartışılması gerekmektedir.
Anayasa’nın 83. maddesinin gerekçesinde, dava zaman aşımı ile ilgili bir
açıklamaya yer verilmemiş, yasama dokunulmazlığı konusunda 1961 Ana-
yasası’nın 79. maddesinin aynen benimsendiği ifade edilmiştir.
1961 Anayasası’nın 79. maddesinin üçüncü fıkrasında “Bir Meclis üyesi
hakkında seçiminden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine
getirilmesi, üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır. Üyelik süresince zama-
naşımı işlemez.” hükmü yer almıştır. Bunun 1982 Anayasası’nın 83. madde-
sinin üçüncü fıkrasından farkı, “Üyelik süresince zamanaşımı işlemez.” ku-
ralının fıkranın sonunda ayrı bir cümle olarak yer almasıdır. Bu maddenin
gerekçesinde de dava zaman aşımı ile ilgili bir açıklık bulunmamaktadır.
1961 Anayasası’nın 79. maddesinin üçüncü fıkrasındaki zamanaşımı ku-
ralı, ayrı bir cümle olsa da, ceza hükmünün infazının ertelenmesini düzenle-
yen fıkrada bulunduğundan, bu kuralın da dava zamanaşımını kapsamadı-
ğının kabulü gerekir. 1982 Anayasası’nın 83. maddesinin üçüncü fıkrasında
ise ceza hükmünün ertelenmesinin düzenlenmesi yanında “üyelik süresince
zamanaşımı işlemez.” Kuralı, tek cümle içinde yer aldığından bu husustaki
bütün duraksamalar giderilmiştir. Bu nedenle, madde metni çok açık oldu-
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
329
ğundan kuralın dava zamanaşımını da kapsayacak şekilde geniş yorumlan-
ması olanaksızdır. Kuralın kıyas yoluyla dava zamanaşımına da uygulan-
masına ise zamanaşımının maddi ceza hukukuna ait bir kavram olması ve
kanunilik ilkesine tabi bulunması engel oluşturmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın 83. maddesinde dava zamanaşımı-
nın düzenlenmediği ve bu konuda ceza hukuku genel kurallarının uygu-
lanmasının benimsendiği sonucuna varılmıştır. Bu durumda, ceza kanun-
larının dava zamanaşımının başlamasına, durmasına ve kesilmesine ilişkin
hükümleri uygulanacaktır. Nitekim, Askeri Yargıtay Daireler Kurulu’nun
08.06.2000 tarih ve 2000/114-114 Esas-Karar sayılı kararı da bu doğrultuda-
dır.
B) Bakanların Görev Suçları Açısından
Anayasa’nın 148. maddesinde, Anayasa Mahkemesi’nin Bakanlar Kurulu
üyelerini Yüce Divan sıfatıyla yargılayacağı öngörülmüş ve 100. maddesinde
de başbakan ve bakanlar hakkında görev suçları nedeniyle soruşturma açıl-
ması, sürdürülmesi ve sonuçlandırılması hususunda özel usul benimsenmiş-
tir. Maddede zamanaşımı ile ilgili bir kural bulunmamaktadır. TBMM İçtüzü-
ğü’n’nde de Meclis Soruşturmasının ayrıntıları düzenlenmiştir.
Bu hükümlerden de anlaşılacağı gibi, Bakanlar Kurulu üyelerinin görev
suçları söz konusu olduğunda, suç ihbarı adli makama yapılamamakta,
Anayasa’nın 100. maddesinde belirtilen şartları taşıyan bir önerge ile soruş-
turma açılması Meclisten istenilmektedir. Meclisin soruşturma açılmasını
kabul etmesi halinde soruşturmayı Melis Soruşturma Komisyonu yapmak-
tadır. İlgilinin Yüce Divana sevk edilip edilmemesine de Meclis Genel Ku-
rulu karar vermektedir. Bu suretle, Bakanlar kurulu üyelerinin görev suçla-
rında, suç ihbarından Yüce Divana sevke kadar bütün işlemler(soruşturma
aşaması) Meclis tarafından yürütülmekte olup, bu konuda yetkili ve görevli
başka bir adli makam da bulunmadığından, Meclis soruşturması ve Yüce
Divana sevk kararı ile TBMM adli bir fonksiyon ifa etmektedir.
Meclis Soruşturması, Anayasa’da TBMM’nin denetim yollarından biri
olarak düzenlenmiş ise de, bu müessesenin birincil amacı, göreve ilişkin suç
ihbar ve şikayetleri ile bunların soruşturulması ve karara bağlanması konu-
sunda Bakanlar Kurulu üyelerine güvence sağlamaktır. Bu nedenle, Başba-
kan ve bakanlara görev suçlarında yasama dokunulmazlığından farklı böyle
bir güvence sağlandığı için Anayasa’nın 83. maddesinde yer alan yasama
dokunulmazlığına ilişkin hükümlerin uygulanması olanaksızdır.
Bir görev suçu isnadı ile karşı karşıya olan Bakanlar Kurulu üyelerinin,
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
330
bu husus bir sonuca ulaştırılmadan görevlerini sürdürmeleri hukuken ve
siyaseten uygun ve doğru olmayacağından, Anayasa’da, isnadın bir an önce
sonuçlandırılmasının amaçlandığı ve bunu sağlamaya yönelik düzenleme-
lere yer verildiği, genel hükümler dışında zamanaşımı ile ilgili ayrı bir kural
konulmasına da gerek görülmediği anlaşılmaktadır.
Bu duruma göre; Bakanlar Kurulu üyelerinin görev suçlarına ilişkin da-
valarda TCK’nin 104. ve YTCK’nin 67. maddelerinde belirtilen hallerin vu-
kuunda, örneğin Yüce Divana sevk kararı verilerek haklarında dava açıldı-
ğında ve Yüce Divanda sorgusu yapıldığında zamanaşımı kesilmiş olacak,
buna mukabil TCK’nin 107. ve YTCK’nin 67. maddelerinde düzenlenen za-
manaşımının durmasına ilişkin nedenler gerçekleşemeyeceğinden zamana-
şımının durması söz konusu olmayacaktır. Yüce Divanın 12.04.1995 tarih ve
E.1993/1- K.1995/1 sayılı kararında da, sanıklardan S.G. hakkındaki dava
zaman aşımının dolması nedeniyle davanın ortadan kaldırılması istemi,
sanığın bakan olması nedeniyle zamanaşımının işlemeyeceği gerekçesiyle
değil, yargılama konusu suçun müteselsil suç olması ve teselsülün bittiği
gün itibariyle dava zaman aşımının dolmadığı gerekçesiyle reddedilerek, bu
düşüncenin kabul edildiği görülmektedir.
C) Somut Davada Zamanaşımı
Sanığa isnad olunan suçun tamamlandığı tarihin 19.09.1997 olduğu, da-
va konusu eylemleri nedeniyle 17.04.1998 tarihinde hakkında görevi kötüye
kullanmak suçundan Soruşturma Önergesi verildiği, önergenin TBMM tara-
fından 12.05.1998 tarihinde kabul edildiği, Meclis Soruşturma Komisyonu
raporunun (9/19) TBMM’ce 26.06.2000 tarihinde görüşülüp oylandığı ve adı
geçenin Yüce Divana sevk edilmemesine karar verildiği, 03.11.2002 tarihinde
milletvekilliğinin sona erdiği, 03.12.2003 tarihinde aynı eylemler nedeniyle
ihaleye fesat karıştırma suçundan Soruşturma Önergesi verildiği, önergenin
TBMM tarafından 06.01.2004 tarihinde kabul edildiği, Meclis Soruşturma
Komisyonu raporunun (9/9) TBMM’ce 10.11.2004 tarihinde görüşülüp oy-
landığı ve sanığın Yüce Divana sevkine karar verildiği, davanın açıldığı
tarihe kadar zaman aşımını kesen bir sebebin gerçekleşmediği, dosya kap-
samından anlaşılmaktadır.
Yukarıda açıklandığı gibi dava zamanaşımının durması söz konusu ol-
madığından ve suç tarihi olan 19.09.1997 tarihinden sanığın Yüce Divana
sevk tarihine kadar TCK.nun 240. maddesindeki görevi kötüye kullanma
suçuna ilişkin beş yıllık dava zamanaşımı süresi içerisinde zamanaşımını
kesen bir sebebin de gerçekleşmemesi nedeniyle bu davadaki zamanaşımı
süresi 19.09.2002 tarihinde, yani sanığın Yüce Divana sevk tarihinden önce
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
331
dolmuş olmaktadır. Bu nedenle, sanık hakkındaki davanın düşmesine karar
verilmesi gerektiği görüş ve düşüncesinde olduğumuz için aksi yöndeki
çoğunluk kararına katılmadık.
C‐ 4616 SAYILI KANUN BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME
Yapılan tüm değerlendirmelerden sonra sanıkların sabit görülen eylem-
leri, 765 sayılı TCK.’nın 240. maddesinde olduğu gibi 5237 sayılı TCK’nun 257.
maddesi yönünden de suç oluşturduğundan, eylem tarihlerine göre 765 sayılı
TCK.’nın 240. maddesinde öngörülen suçun 4616 sayılı “23 Nisan 1999 Tarihi-
ne Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların
Ertelenmesine Dair Kanun” kapsamında kaldığı sonucuna varılmıştır.
4616 sayılı, “23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı
Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun” bu ta-
rihe kadar işlenen suçlar yönünden erteleme olanağı tanımış bulunmaktadır.
Her ne kadar 4616 sayılı, “23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan
Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Ka-
nun”un 21.5.2002 günlü, 4758 sayılı Kanun’la değişik 4. bendi, Anayasa
Mahkemesi’nin, 15.10.2003 günlü, E:2003/84 ve K:2003/89 sayılı kararı ile
"...haklarında...son soruşturma aşamasına geçilmiş olmakla beraber henüz
hüküm verilmemiş..."ler yönünden iptal edilmiş ise de, suç tarihlerine göre
lehe olan Kanun uygulaması da dikkate alındığında, bu Kanun’a göre sa-
nıklar hakkındaki kamu davasının hükme bağlanmasının ertelenmesine
karar verilmesine bir engel bulunmamaktadır.
765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 240. maddesinin, 21 Aralık 2000 günlü,
4616 sayılı “23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla
Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun”un 1. maddesi-
nin 5. bendinde sayılan kapsam dışı suçlar arasında yer almaması nedeniyle,
4616 sayılı Yasa’nın 1. maddesine 4758 sayılı Yasa ile eklenen 4. bent uya-
rınca, sanıklar hakkında açılan kamu davasının kesin hükme bağlanmasının
ertelenmesine karar verilmesi gerekir.
Bu kabule üyeler Mehmet ERTEN, A.Necmi ÖZLER ve Serdar
ÖZGÜLDÜR sanıkların beraati gerektiği düşüncesiyle katılmamışlardır.
VIII‐ HÜKÜM
Sanıklar Ahmet Mesut YILMAZ ve Güneş TANER hakkında ihaleye fe-
sat karıştırmak suçundan dolayı 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 64 üncü
maddesinin 1 inci fıkrası delaletiyle, aynı Kanun’un 205 inci maddesi, 219
uncu maddesinin 1 inci ve 4 üncü fıkraları ve 33 üncü maddesi gereğince
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
332
cezalandırılmaları istemiyle Yüce Divan’a sevk kararı ile açılan kamu dava-
sında;
1- Davada zamanaşımı olmadığına, Başkan Tülay TUĞCU, Üyeler Fulya
KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Şevket APALAK’ın
karşı oyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- Dosyadaki delillerin değerlendirilmesi sonucu, sanıkların eylemleri-
nin, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 240 ıncı maddesine uymasına, 23 Ni-
san 1999 tarihinden önce gerçekleştirilmiş olmasına ve görevi kötüye kul-
lanma suçunun 21.12.2000 günlü, 4616 sayılı Yasa’nın 1 inci maddesinin 5
inci bendinde sayılan kapsam dışı suçlar arasında yer almamasına göre, 4616
sayılı Yasa’nın 1 inci maddesine 4758 sayılı Yasa ile eklenen 4 üncü bend
uyarınca, DAVANIN KESİN HÜKME BAĞLANMASININ
ERTELENMESİNE, Üyeler Mehmet ERTEN, A.Necmi ÖZLER ve Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün sanıkların beraatleri gerektiği yolundaki karşıoyları ve
OYÇOKLUĞUYLA,
Suçla ilgili dosya ve delillerin, dava zamanaşımı süresi sonuna kadar
muhafaza edilmesine ve yargılama giderinin kamu üzerinde bırakılmasına,
OYBİRLİĞİYLE,
23 Haziran 2006 gününde isteme aykırı ve kesin olarak verilen karar, sa-
nıklar Ahmet Mesut YILMAZ ve müdafiileri ile Güneş TANER ve müdafi-
ine, katılan Türk Ticaret Bankası Munzam Sosyal Güvenlik Emekli ve Yar-
dım Sandığı Vakfı Başkanı Celal BALABANLI ve vekilinin yüzlerine karşı,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Vekili ve Savcısı hazır bulunduğu halde
açıkça okundu, anlatıldı. 23.6.2006
Başkan
Tülay TUĞCU
Başkanvekili
Haşim KILIÇ
Üye
Sacit ADALI
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
Üye
Ahmet AKYALÇIN
Üye
Mehmet ERTEN
Üye
A. Necmi ÖZLER
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Şevket APALAK
Üye
Serruh KALELİ
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
333
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. TÜRKBANK ihalesini verdiği en yüksek teklifle (600 milyon USD) ka-
zanan Korkmaz YİĞİT'in, bu ihale öncesinde, ihalenin kendi üzerinde kal-
ması konusunda bir organize suç örgütü mensubu ile ilişkili olduğu yolun-
daki emniyet yazıları ve bilgi notlarının kendilerine ulaştırılmasına ve bu
durumdan haberdar olmalarına rağmen, sanıklarca gereğinin yerine getiril-
mediği savı Yüce Divan çoğunluğunca benimsenmesine karşın, bu kabule
aşağıdaki nedenlerle katılamıyoruz:
A. Türkbank hisselerinin satışının ilan edildiği tarih olan 30.4.1998'den
önce, İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Vali Kutlu AKTAŞ imzasıyla İçişleri
Bakanlığına yazdığı 3.2.1998 tarihli, "Duyum" konulu yazıda, ilgi tuttuğu
dört adet İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığı yazısıyla, Mahkeme
(DGM) kararlarıyla dinlemeye aldırılan telefonların takibi neticesinde,
hedef şahısların yakın tarihte bazı siyasetçilere yönelik eylemlerde buluna-
cakları yolunda bilgiler alındığını, konunun hassasiyetle takip edilmekte
olup, gelişmelerden ayrıca bilgi verileceğini belirtmiş ve aynı yazının eki
olarak, ʺ4 sayfa bilgi notu ile 43 sayfa telefon çözümüʺnü sunmuştur.
İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Emniyet Müdürü imzasıyla Emniyet Ge-
nel Müdürlüğüne (İstihbarat Daire Başkanlığına) yazdığı 13.5.1998 tarihli
"Duyum" konulu yazıda ise, ilk kez TÜRKBANK ihalesi ile ilgili olarak
Korkmaz YİĞİT-Alaattin ÇAKICI ilişkisinden söz edilmiş ve bu amaçla
Alaattin ÇAKICI'nın TÜRKBANK'ın Korkmaz YİĞİT tarafından alınmasını
sağlamak amacı ile banka ihalesine katılacak diğer kuruluşların sahiplerine
karşı her türlü tehdit ve şantaj unsurunu kullanacağı, hatta korkutma amacı
ile silahlı eylemlere tevessül edebileceği istihbaratından söz edilmiştir. Ya-
zıda bu istihbaratın somut bir delile dayalı olup olmadığı belirtilmediği gibi,
yazının sonuna herhangi bir ek de konulmamıştır. Yargılama sonunda, bu
istihbaratın, yasal dinlemeye dayalı olmayan telefon görüşmelerinin emni-
yetçe tespiti kaynaklı olduğu anlaşılmıştır.
Bu yazıyı takiben, İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nün 18.5.1998 tarihli ta-
lebi, İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığı'nın aynı tarihli istemi üzerine,
İstanbul 5 No'lu DGM'nin 18.5.1998 tarihli kararı ile bir cep telefonu numa-
rasının (ki bu telefon Korkmaz YİĞİT'in sekreteri üzerine kayıtlı olup, ken-
disince kullanılmaktadır) bir ay süreyle teknik takip altına alınmasına
(yani dinlenmesine) karar verilmiş ve bu Mahkeme kararı uyarınca Kork-
maz YİĞİT-Alaattin ÇAKICI telefon görüşmeleri dinlenerek, tutanak altına
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
334
alınmıştır. (TBMM Soruşturma Komisyonu Raporu, s. 170-176'da yer alan
tapeler)
Söz konusu yasal dinleme ve görüşmelerin tutanağa geçirilmesinden
sonra, yine İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Emniyet Müdürü imzasıyla Em-
niyet Genel Müdürlüğüne (İstihbarat Daire Başkanlığına) yazdığı 8.6.1998
tarihli, "Duyum" konulu yazıda, 4.6.1998 tarihi itibariyle TÜRKBANK'ın
ihaleye başvuru süresinin sona erdiği, Alaattin ÇAKICI tarafından bazı işa-
damlarına baskı yapılarak ihaleye girmelerinin engellendiği, ihaleye katıla-
cak olanların da adı geçen tarafından yönlendirildikleri, ihalenin Korkmaz
YİĞİT üzerinde kalması için adı geçenin büyük çaba sarfettiği istihbaratın-
dan söz edilmiştir. Yazıda bu istihbaratın somut bir delile dayalı olup olma-
dığı belirtilmediği gibi, keza yazının sonuna herhangi bir ek de konulma-
mıştır. Oysa, söz konusu istihbarat mahkeme kararına dayalı yasal dinleme
kayıtlarının içerik özeti olup, bu hukuki gerçek her nedense metinde açıkça
ifade edilmemiş ve "istihbarat-duyum" seviyesinde kaldığı gibi, metni oku-
yanın aksini düşünemeyeceği bir içerikte kaleme alınmıştır. Oysa, yukarıda
işaret edildiği üzere, İstanbul Valisinin imzasıyla İçişleri Bakanlığına yazılan
İstanbul Emniyet Müdürlüğünün 3.2.1998 tarihli yazısında, iletilen istihba-
ratın DGM dinleme kararlarına dayalı olduğu açıkça belirtildiği gibi, ekine
de 43 sayfa telefon dinleme çözümü eklenmiştir. Yasal ve doğru olan bu
yöntem 8.6.1998 tarihli yazıda izlenmemiş; üstelik dinleme kararı veren
Mahkeme (DGM) ve bu konuda talepte bulunan DGM Cumhuriyet Başsav-
cılığı da, 21.5.1998 tarihli karara dayalı telefon dinleme tutanaklarını (bant
tapelerini) yaklaşık 5 ay sonra 16.10.1998 tarihinde, İstanbul Emniyet Mü-
dürlüğünün ilgili biriminin bant kaydını kendilerine teslimi üzerine göre-
bilmişlerdir. Diğer bir deyişle değil sanıklar, dinleme kararı talep eden ve bu
konuda karar veren adli merciler dahi, ortada yasal bir delilin mevcut oldu-
ğundan 16.10.1998 tarihine kadar haberdar değildir. Milletvekili Fikri
SAĞLAR'ın 13.10.1998 tarihinde basın toplantısı yaparak kendisine posta
yoluyla gönderilen Alaattin ÇAKICI-Korkmaz YİĞİT telefon konuşmalarını
havi kaseti kamuoyuna açıklamasından sonra, Emniyet Genel Müdürlüğü
İstihbarat Daire Başkanı Sabri UZUN'un şifahi talimatı üzerine, istihbarattan
sorumlu İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Niyazi PALABIYIK tarafından
dinleme kaydını içeren kaset İstanbul DGM'ye teslim edilebilmiştir.
Sanık Mesut YILMAZ, tüm hazırlık aşamalarında ve Yüce Divan huzu-
rundaki ifadelerinde, söz konusu mahkeme kararına dayalı kasetin varlığı-
nın hiç kendisine bildirilmediğini, tüm emniyet yetkilileri ile MİT Müsteşa-
rından defaatle sormasına rağmen, "İstihbari" olduğu söylenen bilgiler dı-
şında, kendisine bunların dayanağı olabilecek somut herhangi bir belgenin
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
335
sunulmadığını, dolayısıyla bu konuda kendisinin yanıltılmış olduğunu ileri
sürmüştür. Özellikle tanıklar Necati BİLİCAN (Dönemin Emniyet Genel
Müdürü) ve Şenkal ATASAGUN (Dönemin MİT Müsteşarı) sanığın bu be-
yanını doğrulamışlardır (Adları geçenlerin 15.4.2005 ve 8.9.2005 tarihli Yüce
Divan huzurundaki ifadeleri). Tanık Sabri UZUN da, 15.4.2005 tarihi Yüce
Divan huzurundaki ifadesinde, Emniyet Genel Müdürü Necati BİLİCAN'ın
kendisini aradığını, Başbakan'ın makamından aradığını belirterek, söz ko-
nusu istihbari bilgilerin dışında bir bilgi ve belge olup olmadığını sordu-
ğunu, kendisinin de olmadığını söylediğini belirtmiştir. Oysa, bu görüşme-
nin yapıldığı sırada adı geçen tanık, mahkeme kararına dayalı bir dinleme
bandının varlığından haberdardır. Ne var ki, tanıklar Niyazi PALABIYIK ve
Sabri UZUN'un malumları olan bu bant kaydı, en üst amirleri olan Emniyet
Genel Müdürü Necati BİLİCAN'a söylenmemiş; adı geçen de, sanık Başba-
kan Mesut YILMAZ tarafından kendisinden defaatle sorulmasına karşın,
istihbari notun bir belgeye dayalı olduğunu bilmediğinden, bu maddi ger-
çeği Başbakan'a iletememiştir. Nitekim tanık Necati BİLİCAN, Yüce Divan
huzurundaki beyanında bu konuyla ilgili olarak "… Bana dediler ki (Başba-
kan'ı kastederek) 'bize verdiğiniz bilgi duyum niteliğinde, istihbari bilgi. Bu
bilgiyi biz, Bankalar Kanununa göre eğer yeterlik almış, ihaleye girmiş de
bankayı almaya hak kazanmışsa bunu iptal etmekte zorluk çekeriz. İptal
ettiğimiz taktirde bir takım yükümlülüklerle de karşı karşıya kalabiliriz,
bana belge verin' diye bir talimatları oldu. Ben de teşkilatıma Sayın Başba-
kan'ın belge talep ettiğini, istediğini, hatta bir seferinde kendilerinin de bu-
lunduğu bir ortamda doğrudan İstihbarat Dairesini arayarak söyledim…
Bana verilen bilgi de, orada kendileri tarafından da o zaman dinlendi, belge
yok dendi… İhale gününe kadar maalesef, teşkilat olarak, bir belge bulup
kendilerine sunamadık o tarih geldi… Daha sonra ihale yapıldıktan sonra
da, gene basına intikal eden, o zaman bir milletvekili tarafından açıklanan
bir kasetin olduğu, bu kasetin İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube-
sinde dinlendiği, o kasetin milletvekiline verildiği konusunda haberler çık-
maya başladı ve ben bunun üzerine İstihbarat Daire Başkanını nasıl olur bu,
bir belge varsa onu aylardır bekliyoruz, istiyoruz, belge bulunsun ve ilgili
yere gereğini yapılmak üzere sunalım diye, bunu bulamıyoruz, ama, bu
kaset varmış, bunu inceleyeceksin, ilgililer hakkında da gerekli işlem yapıla-
cak diye gönderdim İstanbul’a…" şeklinde gerçeği yansıtan açıklamalarda
bulunmuştur (Duruşma Tutanağı s. 156-157). Tanık Şenkal ATASAGUN da,
Yüce Divan huzurundaki beyanında bu konuyla ilgili olarak "… Sayın Baş-
bakan, bu olayla ilgili olan Korkmaz YİĞİT ki, MİT'ten gelen raporda da
mevcuttur, teşkilatımızdan bu şahısla ilgili bilgi olup olmadığını istemişler-
dir. Yaptığımız arşiv incelemesinde Korkmaz YİĞİT'le ilgili arşivlerimize
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
336
intikal etmiş herhangi bir husus bulamadık ve bu durumu da şifahi olarak
ben kendilerine –yanılmıyorsam- 5 Ağustosta intikal ettirdim…" şeklinde,
yine sanığın beyanını doğrulayıcı mahiyette açıklamada bulunmuştur (Du-
ruşma Tutanağı, s. 434).
Belirtilen tüm bu saptamalar, Korkmaz YİĞİT-Alaattin ÇAKICI ilişkisi
konusunda elde mevcut olan somut bir delilin (İstanbul 5 No'lu DGM'nin
dinleme kararına dayalı telefon görüşme kaydına ilişkin teyp bandının) var-
lığına rağmen; bundan Emniyet Genel Müdürünün dahi bilgisinin olmadı-
ğını, sanık Başbakan Mesut YILMAZ'ın da defaatle somut bir kanıt talep
etmesine karşın, ihale tarihi öncesinden başlayıp, ihalenin sonuçlanması
sonrasına dek kendisine bu konuda bir bilgi verilmediğini açıkça ortaya
koymaktadır. Doğal olarak, emniyet birimleriyle doğrudan bir bağlantısı
olmayan Sanık Devlet Bakanı Güneş TANER'in de, duyuma dayalı bu ilişki-
nin varlığından haberdar olması kabul edilemez.
B. Başbakanlık özel kalemine teslim edildiği zimmet kaydı ile anlaşıl-
makla beraber sanık Başbakan Mesut YILMAZ'ın bilgisine intikal etmediği
yargılama sonucu elde edilen bulgularla anlaşılan, Emniyet Genel Müdürlü-
ğünce İçişleri Bakanı ve Başbakan'a hitaplı 3.8.1998 tarihli "Bilgi Notu"nun
incelenmesinden de; TÜRKBANK ihalesi ile ilgili olarak Alaattin
ÇAKICI'nın Hayyam GARİBOĞLU'nu ölümle tehdit ederek telkinlerde bu-
lunduğu şeklindeki istihbari bilginin, aynı şekilde somut bir delile dayandı-
rılmadığı; keza Emniyet Genel Müdürlüğünce Tasarruf Mevduatı Sigorta
Fonu ve Başbakanlık Makamlarına dağıtımlı, TÜRKBANK ihalesinin yapıl-
dığı tarihi (4.8.1998) taşıyan ve TMSF'nin 24.6.1998 tarihli bilgi isteyen yazı-
sına cevap mahiyetindeki yazı içeriğinde de, TÜRKBANK ihalesiyle ilgili
olarak, ihaleye katılacak firmaların halen yurt dışında bulunan ve aranır
durumdaki organize suç liderleri ve elemanları tarafından tehdit edildikleri,
ihalenin Korkmaz YİĞİT lehine sonuçlanması için diğer firmaların ihaleye
katılmak şartıyla herhangi bir arttırmada bulunmamaları yönünde baskıya
maruz kaldıkları, ayrıca ismi geçen firma sahiplerinin bazı organize suç
liderleri ile de ilişki içerisinde oldukları şeklindeki istihbari bilgilerin, benzer
biçimde somut bir delile dayandırılmadığı görülmektedir.
Diğer bir deyişle, elde mevcut yasal delilden (Mahkeme kararına dayalı
telefon dinleme kaydı) bu iki belgede de söz edilmemektedir.
C. Yukarıda işaret edilen somut saptamalar, sanık Başbakan Mesut
YILMAZ'ın doğrudan, diğer sanık Devlet Bakanı Güneş TANER'in dolaylı
olarak bilgi sahibi oldukları varsayılan Korkmaz YİĞİT-Alaattin ÇAKICI
ilişkisine dair istihbari bilgilerin gereklerini ne şekilde yerine getirebilecek-
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
337
leri sorusunun cevabının açık ve net şekilde verilmesi gerekliliği sorununu
gündeme getirmektedir. Kaynağını Anayasa'nın 2. maddesinden alan "hu-
kuk devleti" ilkesi, idarenin tüm işlemlerinin bu ilke ışığında hukuka ve
kamu yararına uygun biçimde tesisi gerekliliğini zorunlu kılmaktadır. Hu-
kuk devletinde idare, şayialara, zanlara, ihtimallere, kanıtlanmamış ve bel-
geye dayandırılmamış duyumlara, delillendirilmemiş istihbari bilgilere göre
işlem tesis edemez. Hukuk devleti ile kanun devletini ayıran hassas ölçüt,
idari keyfiliğe yol açabilecek layüsel bir takdir yetkisine imkân tanımaz.
İdarenin en küçük makamındaki kamu personelinden, en üst makamındaki
görevlisine (Bakanına, Başbakanına) kadar tüm idare ajanlarını bağlayan bu
kurallar, kişi hak ve özgürlüklerinin de bir bakıma teminatı mahiyetindedir.
TÜRKBANK ihalesi öncesi ve sonrasındaki mevcut durum ve sanıklara
resmi görevlilerce iletilmeyen delil saklama hukuki gerçeği karşısında; sa‐
nıklar nezdinde Korkmaz YİĞİT esasen bir banka (Bankekspress) sahibi,
3182 sayılı Bankalar Kanunu'nun ilgili hükümleri uyarınca yeni bir banka
sahibi olmasına engel hali bulunmayan, hakkında salt istihbari mahiyette
menfi bilgiler isnat edilen, ancak bunları teyid edecek belge ve delil mevcut
olmayan bir işadamı konumundadır. Sanıkların talimat ya da yönlendirme-
leriyle, TMSF tarafından adı geçenin söz konusu ihaleye girmesinin engel-
lenmesi ya da hemen ihale sonrasında ihalenin bir başkasına verilmesi ha-
linde, adı geçenin yargı yoluna (idari yargıya) başvurması durumunda, söz
konusu delilin (dinleme kaydının) idare mahkemesine de ibraz edilmemesi
halinde bu tasarrufun iptal edileceği tartışmasızdır ve esasen idare mahke-
meleri ile Danıştay'ın kökleşmiş içtihatları da bu doğrultudadır. Bu du-
rumda da, bu kez sanıklar, hakkında somut bir delil olmadan ihaleye gir-
mekten men ettikleri Korkmaz YİĞİT'in kendilerine dava açma tehdidi ile
karşı karşıya kalabileceklerdir ve böyle bir davanın kabul edilme olasılığı da
oldukça yüksektir. Şu halde, dava konusu olayda sanıkların davranış biçimi
Anayasa'nın öngördüğü temel esaslar ile kamu görevlerinin gerektirdiği
lazımeye uygun düştüğü gibi, idare hukukunun bu konudaki ilkeleri esasen
aksine bir davranışa engel teşkil etmektedir.
D. Olay tarihinde yürürlükte bulunan 3182 sayılı Bankalar Kanununun
5. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre, Türkiye'de kurulacak ban-
kaların ʺKurucularınınʺ, müflis veya konkordato ilan etmiş veya takipli
suçlar olmak üzere affa uğramış olsalar dahi ağır hapis veya 5 yıldan fazla
hapis yahut zimmet, ihtilâs, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahteci-
lik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı suçlar ile istimal
ve istihlak kaçakçılığı dışında kalan kaçakçılık suçları, resmi ihale ve alım
satımlara fesat karıştırma veya Devlet sırlarını açığa vurma, vergi kaçakçılığı
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
338
veya vergi kaçakçılığına teşebbüs suçlarından dolayı hüküm giymiş bu‐
lunmamaları şarttır.
Aynı Kanun'un 5. maddesinin üçüncü fıkrasına göre ise bankaların ser-
mayesinin % 10 ve daha fazlasını temsil eden veya bir kişiye ait sermaye
payının bu oranı aşması sonucunu veren hisse senedi devirleri Hazine
Müsteşarlığının iznine tâbidir. Ayrıca, banka sermayesinin % 10 ve daha
fazlasına sahip olan ortakların ʺkurucularda aranan niteliklereʺ sahip bu-
lunması gerekir. Bu nitelikleri kaybeden ortaklar temettü dışındaki ortaklık
haklarından yararlanamaz.
Korkmaz YİĞİT, 3182 sayılı Kanun'un yukarıda belirtilen hükümlerine
aykırı bir durumu olmadığı için 20.3.1997 tarihinde Bankekspress'i satın
almış; bu tarih ile TÜRKBANK ihalesine teklif veren esasen tamamı birer
banka sahibi olan sermaye gruplarının, 3182 sayılı Bankalar Kanunu'nun 5.
maddesi çerçevesinde banka ortağı olmalarında hukuken bir sakınca bu‐
lunmadığına ilişkin Hazine Müsteşarlığınca ʺön izninʺ verildiği 20.7.1998
tarihi arasında, 3182 sayılı Kanunun aradığı nitelikleri kaybetmemiş bir kişi
durumundadır.
Banka kurucularının ya da kurulmuş bir bankanın belli hisselerini dev-
ralacak kişilerin yeterli/belli bir mali güce sahip olmaları gibi bir koşul 3182
sayılı Kanunda bulunmamaktadır. Dava konusu TÜRKBANK ihalesinden
çok sonra kabul edilen 18.6.1999 tarih ve 4389 sayılı Bankalar Kanununun 7.
maddesi ile ilk kez banka kurucularının ʺBanka kurucusu veya ortağı ol‐
manın gerektirdiği mali güç ve itibara sahip bulunmasıʺ nın şart olduğu
ifade edilmiştir. Olay tarihinde böyle bir koşul bulunmadığından ve Hazine
Müsteşarlığının 20.7.1998 tarihli "Ön izni"ni havi yazısında da belirtildiği
üzere, ihaleye teklif veren 5 şirketin dahil oldukları sermaye gruplarının
tümünün esasen halihazırda birer bankaya sahip oldukları hukuki gerçeği
karşısında, Bankekspress'in sahibi konumundaki Korkmaz YİĞİT'in
TÜRKBANK ihalesine katılma yeterliğine sahip olduğu çok açıktır.
Öte yandan, yine 3182 sayılı Bankalar Kanununda ihaleye katılma koşulu
olarak, teklif verecek kişi/firmaların mali durumlarının araştırılacağı ya da belli
bir standardın üzerinde bulunması gibi bir koşul da olmadığından;
TÜRKBANK ihalesi öncesi Bankekspress'in ya da Korkmaz YİĞİT'in şirket-
lerinin mali bünye inceleme ve analizleri yapılmamış/kontrol edilmemiş olması
yasalara aykırı değildir. Nitekim, Hazine Müsteşarlığının 20.7.1998 tarihli ön
izin yazısında bu konu ile ilgili olarak "… ihale ile ilgili olarak teklif veren …
sermaye gruplarının 3182 sayılı Bankalar Kanununun 5. maddesi çerçevesinde
banka ortağı olmalarında hukuken bir sakınca bulunmadığı sonucuna varılmış-
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
339
tır. Söz konusu şirketlerin dahil oldukları sermaye gruplarının tümü, esasen
halihazırda birer hankaya sahip bulunmaktadır. Diğer taraftan, adı geçen şirket-
lerin tek başına veya dahil oldukları sermaye grupları ile birlikte, mali bünyesi
takviyeye muhtaç bulunan ihale konusu bankayı rehabilite etme gücüne sahip
olup olmadıkları, ihale sonucu teşekkül edecek fiyatın getireceği mali yük de
göz önünde bulundurularak, 3182 sayılı Bankalar Kanununun 5. maddesine
göre hisse devrine izin verilmesi sırasında değerlendirilecek olmakla beraber,
bu hususların ve Fonunuz tarafından şimdiye kadar bu bankaya tahsis edilen
kaynakların da satış sırasında göz önünde bulundurulması gerekmektedir…"
denilmektedir.
Bu bakımdan, Korkmaz YİĞİT'e (ve diğer teklif sahiplerine) sanık Güneş
TANER'e bağlı olan Hazine Müsteşarlığınca, TÜRKBANK ihalesine katılım
için "Ön izin" verilmesinde hukuka aykırı bir yön bulunmamaktadır. Dola-
yısıyla, sanık Güneş TANER'in açıklanan bu evre ilgili olarak da suça konu
herhangi bir fiil ya da eylemi söz konusu değildir.
2. Sanıkların ihaleye girecek kişilerle ihale öncesinde görüşmeler yap-
mak suretiyle ihaleyi yönlendirdikleri, ihale öncesi fiyat oluşturdukları, böy-
lelikle ihalenin objektif ve serbest rekabet ortamında yapılmasını engel-
ledikleri savı Yüce Divan çoğunluğunca benimsenmesine karşın, bu kabule
aşağıdaki nedenlerle katılamıyoruz :
A. TÜRKBANK ihalesini yapan sanıklar değil, TMSF'dir. TMSF,
TÜRKBANK ihalesine teklif veren 5 grup ile ilgili olarak Rekabet Kurulundan
görüş istemiş ve Kurul 6.7.1998 tarihli yazısıyla uygun olur vermiştir. Hazine
Müsteşarlığından istenen ve detaylarına yukarıda yer verilen ön izin de,
20.7.1998 tarihinde bu makamca verilmiştir. Yine TMSF, bu ihale ile ilgili ba-
sında çıkan haberleri ihbar kabul ederek, 24.6.1998 tarihli yazısıyla Emniyet
Genel Müdürlüğünden bilgi istemiştir. Türkbank ihalesinin yapıldığı 4.8.1998
tarihi itibariyle Emniyet Genel Müdürlüğünce yazılan cevabi yazı ve istihbari
bilgiler, ihale sonuçlandıktan sonra TMSF'nin başkanı konumundaki Merkez
Bankası Başkanı Gazi ERÇEL'e iletilmesine karşın, adı geçen, bu evrakın üze-
rine derkenar not düşerek, bu aşamada yapılacak bir husus olmadığını belirt-
miştir. Söz konusu yazı, sanık Başbakan Mesut YILMAZ'ın ve Gazi ERÇEL'le
hiyerarşik bir bağlılığı olmayan diğer sanık Güneş TANER'in bilgisine ulaş-
mamış; Gazi ERÇEL, bu tarihten sonra özellikle sanıklarla TÜRKBANK konu-
sunda yapılan toplantılarda da söz konusu emniyet yazısından söz etmemiş;
ihale iptal yetkisi Fon İdare Meclisine ait olmasına rağmen bu yazıdan sonra
ihalenin iptali yoluna gitmemiştir. Bu süreçte, önce Rekabet Kurulu 20.8.1998
tarihinde hisse devrinde mahzur olmadığını belirtmiş, akabinde de Hazine
Müsteşarlığı 8.9.1998 tarihinde ilgili firmadan (Korkmaz YİĞİT'ten) alınan
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
340
yazılı ek taahhütler karşılığında hisse devri izni vermiştir. Daha sonra bilinen
gelişmeleri (kasetin basına ve kamuoyuna duyurulması) takiben, önce
19.2.1999 tarihli Devlet Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığının onayıyla,
8.9.1998 tarihli hisse devri izni iptal edilmiş; TMSF İdare Meclisince de
2.3.1999 tarihinde TÜRKBANK ihalesi iptal edilmiştir.
Görüldüğü üzere, tüm ihale süreci TMSF'nin sorumluluğunda ve Hazine
Müsteşarlığı ile Rekabet Kurulunun koordinesi ile yürütülmüş ve prosedüre
uygun şekilde gerçekleştirilmiştir. Diğer bir deyişle, ihalenin hiçbir aşama-
sında sanıkların doğrudan bir yetkileri bulunmamakta; tüm yetki TMSF'nin
uhdesinde kalmaktadır.
B. Sanıkların ihale aşamalarındaki, Yüce Divan çoğunluğunca "kusurlu"
olarak nitelenen tutum ve davranışlarının değerlendirilmesine gelince :
3056 sayılı Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararna-
menin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunun 4. maddesine göre Başba‐
kan; "Türkiye Cumhuriyeti'nin yüksek hak ve menfaatlerini korumak ve
gözetmek … ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmayı sağlamak, refahı yay-
gınlaştırmak … ve diğer maksatlarla bakanlıklar arasında ahengi ve işbirli-
ğini sağlar…" Yine aynı maddeye göre Başbakan "Bakanlar Kurulunun Baş-
kanı, bakanlıkların ve Başbakanlık teşkilatının en üst amiridir." Sanık Başba-
kan Mesut YILMAZ'ın TÜRKBANK ihalesinde, doğrudan bir yetkisi olma-
dığı halde, ihaleye girecek işadamlarıyla görüşmeler yapması, bankaya Dev-
letçe konulan paralar dikkate alındığında, 500 milyon dolardan aşağı fiyatın
kabul edilemeyeceğini söylemesi ilk nazarda yadırganabilir ve bu davranış-
larının etikliği konusunda kuşku uyandırabilirse de; yukarıda işaret edilen
yasa hükmü, siyasi iktidarın en üst mercii ve ülkenin yönetiminin en yetkili
kişisi olması itibariyle Başbakana ülkenin yüksek hak ve menfaatlerinin
korunup gözetilmesi, ekonomik kalkınma ve refahın yaygınlaştırılması yo-
lunda bir görev de yüklediğinden; ihale öncesi kasasında devlet tahvili ola-
rak 485 milyon dolar para bulunan TÜRKBANK'ın hisselerinin devrinde,
sanık Mesut YILMAZ'ın kamu yararını ve ülkenin yüksek hak ve menfaatle-
rini korumak amacıyla ihaleyle ilgilenmesi, ihaleye girecek işadamlarına
belli bir fiyattan düşük teklif vermemeleri yolunda kimi telkinlerde bulun-
ması görevinin sınırları dışına çıkmak olarak değil, bilakis görevinin gereği
kabul edilmelidir. Sanığın bu konudaki tüm çabası, Devletin çıkarlarının
azami derecede gözetilmesine, TÜRKBANK'ın en yüksek fiyattan satılma-
sına yönelik olup; ne ihaleye fesat karıştırmak ne de memuriyet görevini
kötüye kullanmak kastıyla hareket etmediği çok açıktır.
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
341
Diğer sanık Güneş TANER'in durumuna gelince :
3046 sayılı Bakanlıkların Kuruluşu ve Görev Esaslarını Belirleyen Kanun
Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunun 21.
maddesine göre Bakanlar; "bakanlık hizmetlerini mevzuata, Hükümetin
genel siyasetine … uygun olarak yürütmekle ve bakanlığın faaliyet alanına
giren konularda diğer bakanlıklarla işbirliği ve koordinasyonu sağlamakla
görevli ve Başbakana karşı sorumludur …"
Sanık Güneş TANER, TÜRKBANK ihalesi ile ilgili olarak, yukarıda hu-
kuki değerlendirmesi yapılan sanık Başbakan Mesut YILMAZ'ın konuya
yaklaşımı çerçevesinde ve âmiri olarak verdiği talimatlar doğrultusunda
hareket etmiş ve ihale konusunda, aynı şekilde bir takım görüşmeler yap-
mıştır. Ancak, az önce açıklandığı üzere, sanığın bu görüşmeleri ve eylem-
leri de, aynı şekilde, kamu yararının sağlanması ve ülkenin yüksek hak ve
menfaatlerinin korunup gözetilmesi amacına yönelik şekilde cereyan etmiş-
tir. Başbakan hükümetin genel siyasetinin yürütülmesiyle görevli; Bakanlar
da bakanlık hizmetlerini Hükümetin genel siyasetine uygun olarak yürüt-
mekle görevli ve bu konuda Başbakana karşı sorumlu olduğuna göre; Sanık
Güneş TANER'in TÜRKBANK ihalesine yaklaşımı ve hareket tarzının, sanık
Mesut YILMAZ'a paralel biçimde olması doğal ve olağandır.
Açıklanan nedenlerle, her iki sanığın bu başlık altındaki fiil ve eylemle-
rinin herhangi bir suça sebebiyet vermeyeceği kanaatindeyiz.
3. Hazine bürokratlarının çekincelerine rağmen ihalenin onaylandığı
(Türkbank hisse devir izninin Hazinece verildiği) savı Yüce Divan'ca kabul
edilmiş ve bu savla ilgili olarak sanık Güneş TANER'in görevinin gereklerini
yerine getirmediği kanaatiyle sorumlu olduğu sonucuna varılmışsa da; aşa-
ğıda açıklanan nedenlerle bu kanaati paylaşamıyoruz :
A. Yukarıda ilgili bölümde açıklandığı üzere, Korkmaz YİĞİT,
TÜRKBANK ihalesine girdiği 4.8.1998 tarihinde olduğu gibi, Hazine Müste-
şarlığınca hisse devir izninin verildiği 8.9.1998 tarihinde de 3182 sayılı Ka-
nunun 5. maddesinde belirtilen banka sahipliği koşullarını yitirmemiştir.
Kaldı ki bu tarihte (8.9.1998) halen bir başka bankanın da (Bankekspress)
sahibi konumundadır. Keza, bu tarihte hakkında kesinleşmiş bir yargı kararı
ve başlatılmış adli bir işlem de bulunmamaktadır. Ayrıca, sahibi olduğu
Bankekspress 3182 sayılı Kanunun 64. maddesi kapsamına da bu tarih itiba-
riyle alınmış değildir. Sanık Güneş TANER'in bilgisine ulaşmayan 4.8.1998
tarihli emniyet yazısının bir an için bilindiği varsayılsa dahi, herhangi bir
somut delile dayandığı belirtilmeyen söz konusu istihbari bilgilere itibar
edilerek işlem yapılması ve hisse devir izni verilmemesi 3182 sayılı Kanuna
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
342
ve idare hukukunun genel ilkelerine uygun düşmeyecek ve ihaleyi kazanan
Korkmaz YİĞİT'in bu işleme karşı yargısal yollara başvurarak, hukuki mes-
nede dayanmayan bu işlemi iptal ettirmesi olasılığı kuvvetli olacaktır.
B. Ekonominin çok hassas olduğu bir dönemde, banka sahibi bir kişinin
kazandığı ihalenin kendisine verilmemesiyle, Bankekspress mudilerinin
paralarını çekme eğilimine girmesiyle bu bankanın batması ve ekonominin
zincirleme dalgalanma ve krize girmesi söz konusu olabilecektir.
C. Korkmaz YİĞİT, TÜRKBANK ihalesine girerken İktisat Bankasından al-
dığı 5 milyon dolarlık geçici teminat mektubunu ihale komisyonuna ibraz et-
miştir. 4.8.1998 tarihli ihalede Korkmaz YİĞİT 600 milyon dolar teklif vererek
ihaleyi kazanmış, durumun Hazine Müsteşarlığına TMSF tarafından intikal
ettirilerek hisse devir izni istenmesinden sonra, hazine bürokratlarınca hazırla-
nan onay taslaklarında bir takım çekinceler belirtilmiş (Korkmaz YİĞİT'in 15
milyar dolar olarak lanse ettiği gayrimenkul projelerinin yapılabilirliği ve fi-
nansmanının ne şekilde karşılanacağının belli olmaması, adı geçen TÜRKBANK
ihalesinden sonra görsel ve yazılı medyada 200 milyon dolar tutarında alım
yapması nedeniyle, Türkbank'ın ihale bedeli ve taahhüt edilen sermayenin aynı
süre içinde şirketin sağlayacağı kredilerden veya kendi kaynaklarından karşı-
lanmasının mümkün görülmemesi, ayrıca bankanın satışında ihaleye fesat ka-
rıştırıldığı ve ihaleye giren kişilerin emniyet güçlerince aranan bazı kişilerin
tehditlerine maruz kaldığı yönünde basında çeşitli haberlerin yer alması) ve bu
aşamada banka devir izni verilmesine ihtiyatla yaklaşılması gerektiği, ʺsöz
konusu hisse devrine izin verilmesine hukuken bir sakınca olmamakla bir‐
likteʺ, izah edilen hususların da göz önünde bulundurularak yapılacak işlemin
makamları takdirine sunulduğu anlaşılmış, ancak onay makamınca (Sanık
bakan Güneş TANER) bu görüşlere itibar edilmeyerek, Hazine Müsteşarı ve
kendisinin (Bakanın) imzasını taşıyan bir yazı ile hisse devir izni verilmiştir.
Hazine bürokratlarınca hazırlanan onay taslaklarında dahi, mevcut çe-
kincelere rağmen ʺsöz konusu hisse devrine izin verilmesine hukuken bir
sakınca olmadığıʺ açıkça ifade edilmektedir. Çünkü, 3182 sayılı Bankalar
Kanununda, banka kurucusu olacak ya da banka hissesini devralacak (ortak
olacak) kişiler bakımından bir "mali yeterlilik/güçlülük" kıstası öngörülme-
mektedir. (Daha önceki bölümlerde açıklandığı üzere, bu koşul TÜRKBANK
ihalesinden çok sonra 18.6.1999 tarihinde kabul edilen 4389 sayılı Bankalar
Kanununun 7. maddesi ile getirilmiştir.) Esasen hisse devir izni, kişiye ban-
ka hisselerinin hemen devri sonucunu da doğurmamaktadır. Çünkü, bu
izinden sonra Korkmaz YİĞİT'in TMSF'nin kendisine tebliğ ettiği 17.9.1998
tarihli yazılı bildirimde ifade edildiği üzere, sırasıyla şu işlemleri yapması
gerekmektedir:
A. Mesut Yılmaz ve Güneş Taner Kararı
343
(1) Korkmaz YİĞİT'le iki şirketinin imzalayarak Hazine Müsteşarlığına
verdikleri 21.8.1998 tarihli Taahhütname koşullarının yerine getirilmesi:
‐ Banka hisse senetlerinin devredilmesinden sonra TÜRKBANK serma-
yesinin 1998'de 100 milyon dolar, 1999'da 200 milyon dolar, 2000'de 100 mil-
yon dolar, 2001'de 100 milyon dolar arttırılması,
‐ TÜRKBANK sermayesinin % 84.52'sine karşılık gelen hisse senetlerinin
alım bedeline ait peşinat ve taksitlerinin ödenmesinde Bankekspress ile
TÜRKBANK kaynaklarının kullanılmaması ve bu amaçlara yönelik olarak
adı geçen bankalardan hiçbir şekil ve surette kefalet ve garanti alınmaması,
‐ TÜRKBANK Emeklilik Sandığı Vakfı'na karşı olan yükümlülüklerin
sürdürülmesi,
‐ Korkmaz YİĞİT'in sahip olduğu şirketlerin hisse senetlerinin satışı söz
konusu olur ise, söz konusu hisse devri gerçekleştirilmeden önce Hazine
Müsteşarlığından izin alınması,
‐ Bu taahhütnamede belirtilen hususlara uyulmaması halinde, 3182 sayılı
Bankalar Kanununun ilgili maddelerinin uygulanmasından doğan sonuçla-
rın kabul edileceği (cayılamaz ve süresiz olarak taahhüt ediliyor),
(2) Hazine Müsteşarlığınca tek taraflı olarak öngörülen, TÜRKBANK'ın
rehabilitasyonu süresince Bakanlık Makamı'nca atanacak en az iki üyenin
Banka Yönetim Kurulu'nda yer alması,
(3) 600 milyon dolar olan ihale bedelinin % 40'ı olan 240 milyon dolar
peşinatın ve kalan tutar ile faizlere karşılık olarak toplam 414 milyon dolar
tutarındaki teminat mektubunun, ʺHisse Satış Sözleşmesiʺ imzalanması
için belirlenen 17.12.1998 tarihine kadar teslimi ve teslimle ilgili birlikte söz-
leşmenin imzalanması.
Görüldüğü üzere, Korkmaz YİĞİT'in kazandığı ihaleye rağmen,
TÜRKBANK hisselerinin kendisine devri son derece ağır birtakım şartları
yerine getirmesine bağlıdır. Üstelik, kendisine imzalattırılan ʺTaahhütnameʺ
ile getirilen koşullar ve Hazine Müsteşarlığınca re’sen öngörülen "Türkbank
Yönetim Kurulunda Hazineden Sorumlu Devlet Bakanlığınca en az iki üye-
nin görevlendirileceği" koşulu, TÜRKBANK ihale şartnamesinde öngörül-
meyen hususlardır. Bu koşullar kabul edilmediği takdirde TMSF ile hisse
satış sözleşmesi yapılamayacak ve TÜRKBANK hisseleri de Korkmaz
YİĞİT’e devredilemeyecektir. Nitekim, yukarılarda özetlenen olayların geli-
şimi sonucu sözleşme imzalanmamış ve idarece re’sen işlem başlatılarak,
hisse devir izninin iptali yoluna gidilmiştir. Korkmaz YİĞİT'in taahhütlerini
yerine getirmemesi değil, idarenin ihaleyi iptal eğilimi ve bu yönde işlem
E.: 2004/2, K.:2006/3 (Yüce Divan)
344
başlatması nedeniyle de, yatırdığı 5 milyon dolarlık teminat TMSF tarafın-
dan Korkmaz YİĞİT'e iade edilmiştir.
Korkmaz YİĞİT tarafından 21.8.1998 tarihinde imzalanarak Hazine yet-
kililerine verilen ʺTaahhütnameʺ içeriği ile 8.9.1998 tarihli Hazine hisse de-
vir izni ve TMSF'nin 17.9.1998 tarihli bildirim yazısı birlikte değerlendirildi-
ğinde, hazine bürokratlarının çekincelerini fazlasıyla karşılayacak önlemle-
rin alınmış olduğu, ihale şartnamesinde dahi öngörülmeyen bir çok ağır
hükümlerin Korkmaz YİĞİT'e kabul ettirildiği, ayrıca bunların kabul edil-
memesi ve gerekli ödemelerin yapılmaması halinde hisse devir sözleşmesi-
nin imzalanmayacağının açık biçimde ifade edildiği kuşkusuzdur. 3182 sa-
yılı Bankalar Kanununda öngörülmemesine rağmen, sanık Güneş TANER
devletin önemli katkısı bulunan TÜRKBANK’ın hisselerinin devrinde gere-
ken hassasiyet ve özeni göstermiş, öngörülen asgari koşulların yerine geti-
rilmemesi halinde hisse devrinin gerçekleşmeyeceğini yazılı olarak ifade
etmiştir. Gerçekte ise bu koşulların bir çoğunun aranmasında yasal bir da-
yanak bulunmamakta, ihaleyi kazanan Korkmaz YİĞİT’in öngörülecek peşi-
nat ile kalan miktar için istenen teminat mektubunu belirtilecek süre içinde
yatırmayıp, sözleşme imzalamaktan kaçınmasının olabilecek yegâne müey-
yidesi ise yatırdığı 5 milyon dolarlık teminatın hazineye irat kaydedilmesin-
den ibaret bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, sanık Güneş TANER‘in bu başlık altındaki fiil ve
eylemlerinin herhangi bir suça sebebiyet vermeyeceği, hazine bürokratları-
nın bazı çekincelerine karşın, 3046 sayılı Kanunun 21. maddesi uyarınca
Bakan ‘ın, bakanlık kuruluşunun en üst amiri olması ve emri altındakilerin
faaliyet ve işlemlerinden de sorumlu olması nedeniyle, hisse devir izni yazı-
sını (onayını) kendi öngördüğü biçimde ancak açıklandığı üzere hukuka
uyarlı bir şekilde, başka bir formülasyonla hazırlattırıp, Hazine Müsteşarıyla
birlikte imzalanmasında görevinin gereklerine aykırı bir hususun bulunma-
dığı, dolayısıyla söz konusu sav nedeniyle sorumlu tutulmaması gerektiği
kanaatine varılmıştır.
4. Yukarıda işaret edilen neden ve gerekçelerle her iki sanığın tüm suç-
lamalardan dolayı beraatine karar verilmesi gerektiği sonucuna vardığımız-
dan, çoğunluğun aksi değerlendirmeyle, ancak 4616 sayılı Kanunun uygu-
lanması suretiyle vardığı hükme katılamıyoruz.
Üye
Mehmet ERTEN
Üye
A. Necmi ÖZLER
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Yüce Divan Kararları
Dizini
(1964‐2006)
Yüce Divan Kararları Dizini
(1964‐2006)
Sı
ra.
Dava
Tarihi
SANIK KARARIN SONUCU ESAS ve
KARAR
CİLT VE
SAYFA
1 1964
Mehmet BAYDUR
Ticaret Eski Bakanı
(Arpa Davası)
Beraatına
E.1964/1
K.1965/3
(17.6.1965)
Yayınlan-
madı
-
Cilt 1
Sıra. Dava
Tarihi
SANIK KARARIN SONUCU ESAS ve
KARAR
SAYFA
2 4.2.1981
Hilmi İŞGÜZAR
Sosyal Güvenlik
Eski Bakanı
ve 53 kişi
Beş yıl ağır hapis, dört yıl sekiz
ay hapis, beş milyon ikiyüz elli
bir bin altı yüz lira ağır para
cezası, memuriyetten temelli
yoksun kılınmasına.
(53 kişi hakkında mahkumiyet,
beraat ve tecil cezaları verilmiş-
tir).
E.1981/1
K.1982/2
(13.4.1982)
1- 352
3 27.4.1981
Tuncay
MATARACI
Gümrük ve Tekel
Eski Bakanı
ve 21 kişi
36 sene ağır hapis, yediyüz
seksen yedi milyon üçyüz seksen
altı bin yüz altmış altı lira ağır
para, memuriyetten temelli
yoksun kılınmasına, şoför ehliye-
tinin altı yıl süre ile geri alınma-
sına.
(21 kişiden birinin beraatine,
diğerlerinin mahkumiyetine
karar verilmiştir))
E.1981/2
K.1982/1
(16.3.1982)
355-795
Yüce Divan Kararları Dizini (1964‐2006)
348
Cilt 2
Sıra.
Dava
Tarihi
SANIK KARARIN SONUCU
ESAS ve
KARAR
CİLT
VE
SAYFA
4 19.3.1982
Şerafettin ELÇİ
Bayındırlık Eski
Bakanı
ve 7 kişi
İki yıl dört ay hapis, dört bin
altıyüzaltmışaltı lira ağır para,
ondört ay süre ile memuriyetten
yoksun kılınmasına, ehliyetna-
mesinin iki yıl dört ay süre ile
geri alınmasına.
Yedi kişi hakkında mahkumiyet
ve beraat kararları verilmiştir.
E. 1982/1
K. 1983/2
(12.4.1983)
1-235
5 19.3.1982
Selâhittin KILIÇ
Bayındırlık Eski
Bakanı
ve 9 kişi
Beraatına
(9) kişi hakkında mahkumiyet,
beraat ve tecil cezaları verilmiş-
tir.
E.1982/2
K.1983/1
(9.3.1983)
239-440
6 21.5.1985
İsmail
ÖZDAĞLAR
Devlet Eski
Bakanı
ve iki kişi
İki yıl hapis, otuz bin lira ağır
para, iki yıl süre ile memuriyet-
ten yoksun kılınmasına, yargıla-
ma gideri olan 281.410 TL. nın
alınmasına, ve yargılanan iki
kişinin beraatına karar verilmiş-
tir
E.1985/1
K.1986/1
(14.2.1986)
443-604
Cilt 3
Sıra.
Dava
Tarihi
SANIK KARARIN SONUCU
ESAS ve
KARAR
CİLT
VE
SAYFA
7 26.1.1993
1. İsmail Safa
GİRAY
Bayındırlık ve
İskan Eski Bakanı
2. Cengiz
ALTINKAYA
Bayındırlık ve
İskan Eski Bakanı
3. Atalay
COŞKUNOĞLU
Karayolları eski
Genel Müdürü
Beraatına
Beraatına
Beraatına
E.1993/1
K.1995/1
(12.4.1995)
1-317
Yüce Divan Kararları Dizini (1964‐2006)
349
Cilt 4
Sıra.
Dava
Tarihi
SANIK KARARIN SONUCU
ESAS ve
KARAR
CİLT
VE
SAYFA
8 11.11. 2004
Yaşar TOPCU
Bayındırlık ve İskan
eski Bakanı
4616 sayılı Yasa'nın 1. maddesi-
nin 4758 sayılı Yasa ile eklenen 4.
bend uyarınca Davanın Kesin
Hükme Bağlanmasının Ertelen-
mesine
E. 2004/5
K. 2006/2
(26.5.2006)
1-155
9 16.7.2004
1. Ahmet Mesut
YILMAZ
Eski Başbakan
2. Güneş TANER
Devlet eski Bakanı
4616 sayılı Yasa’nın 1. maddesine
4758 sayılı Yasa ile eklenen 4. bend
uyarınca Davanın Kesin Hükme
Bağlanmasının Ertelenmesine
4616 sayılı Yasa’nın 1. maddesi-
ne 4758 sayılı Yasa ile eklenen 4.
bend uyarınca Davanın Kesin
Hükme Bağlanmasının Ertelen-
mesine
E. 2004/2
K. 2006/3
(23.6.2006)
159-344
Yayınlanacak Yüce Divan Kararları
Sıra. Dava
Tarihi
SANIK KARARIN SONUCU ESAS ve
KARAR
CİLT VE
SAYFA
10 18.6.2004
1. H. Hüsamettin
ÖZKAN
Devlet Eski Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı
2. Recep ÖNAL
Devlet eski Bakanı
Beraatına
Beraatına
E. 2004/1
K. 2006/1
(31.3.2006)
11 16.7.2004
1. M. Cumhur
ERSÜMER
Enerji ve Tabii Kay‐
naklar Eski Bakanı
2. Zeki ÇAKAN
Enerji ve Tabii Kay‐
naklar Eski Bakanı
İnceleme Sürüyor
İnceleme Sürüyor
E. 2004/3
12 11.11.2004
Koray AYDIN
Bayındırlık ve İskan
Eski Bakanı
İnceleme Sürüyor E. 2004/4
Full & Egal Universal Law Academy