İÇİNDEKİLER
GİRİŞ .........................................................................................................................4
I- DAVALARIN YÜCE DİVANA GELİŞ BİÇİMİ .................................................4
II- SANIKLARA YÜKLENEN SUÇLAR ................................................................5
A- Mustafa Cumhur Ersümer Hakkında.............................................................5
B- Zeki Çakan Hakkında......................................................................................7
III- SUÇLAMALARA İLİŞKİN MADDİ OLGULAR............................................8
A- SORUŞTURMA ÖNERGELERİ .....................................................................8
B- MECLİS SORUŞTURMA KOMİSYONU RAPORU...................................22
IV- YARGILAMANIN AŞAMALARI ...................................................................47
A- SANIKLARIN SORGULARI ........................................................................47
1- Sanık Mustafa Cumhur Ersümer’in Sorgusu............................................47
2- Sanık Zeki Çakan’ın Sorgusu.....................................................................54
B- KANITLAR.....................................................................................................58
1- Yazılı Kanıtlar .............................................................................................58
2- Tanıklar .......................................................................................................69
C- DAVAYA KATILANLAR VE SAVLARI.....................................................73
1- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının Katılma İstemi ve Katılan Vekillerinin
Esas Hakkındaki İddiaları ...................................................................................73
2- Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğünün Katılma İstemi ve Katılan
Vekilinin Esas Hakkındaki İddiaları ...................................................................84
3- Elektrik Üretim Anonim Şirketinin Katılma İstemi ve Katılan Vekilinin Esas
Hakkındaki İddiaları............................................................................................85
4- BOTAŞ’ın Katılma İstemi ve Katılan Vekilinin Esas Hakkındaki
İddiaları ................................................................................................................86
D- YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞININ ESAS HAKKINDAKİ
GÖRÜŞÜ ................................................................................................................86
II
E- SAVUNMALAR..............................................................................................124
1- Sanık Mustafa Cumhur ERSÜMER ve Müdafii Av. Bülent Hayri ACAR’ın
Esas Hakkındaki Savunmaları ..........................................................................124
2- Sanık Zeki ÇAKAN ve Müdafileri Av. Turgut KAZAN ve Av. Birgül
Feyzioğlu’nun Esas Hakkındaki Savunmaları..................................................147
V- USUL SORUNLARI.........................................................................................151
A- Türkiye Büyük Millet Meclisinin Yüce Divana Sevk Kararına Yönelik İtirazlar
ve Kararlar...........................................................................................................151
1- Komisyonun Çalışmasını ve Raporunu Yasal Sürede Tamamlayamadığı
İtirazı...................................................................................................................151
2- Kesin Hüküm İtirazı .................................................................................155
3- İddiaların Belirgin Olmadığı İtirazı .........................................................158
4- Yüce Divana Sevk Kararının İptaline İlişkin Anayasa Mahkemesine Yapılan
Başvurunun Bekletici Mesele Yapılması ve Durma Kararı Verilmesi İstemi .158
5- Türkiye Büyük Millet Meclisinin Soruşturma Önergesini Kabul Kararında
Belirtilen Eylemler Dışında İsnatta Bulunulamayacağı İtirazı ........................160
B- İştirak Halinde İşlem Yapan Bürokratlar Hakkında Verilen Kesin Hüküm
Kapsamındaki Eylemler Nedeniyle Sanığın Yargılanamayacağına İlişkin
İtiraz .....................................................................................................................167
C- Davaların Ayrılmasına Yönelik İtiraz..........................................................168
D- Soruşturma Komisyonu Üyelerinin Dilekçelerinin Dosyadan Çıkarılmasına
Yönelik İtiraz .......................................................................................................169
E- Tanık Dinlenmesine Yönelik İtirazlar..........................................................170
F- Bilirkişi İncelemesi Yaptırılmasına İlişkin İstem.........................................173
G- Zamanaşımı ve 4616 Sayılı Yasa Kapsamındaki Eylemler Hakkında Davanın
Ortadan Kaldırılmasına Karar Verilmesi Gerektiği İtirazı ..............................174
VI- ESASA İLİŞKİN TESPİT VE DEĞERLENDİRMELER ..........................176
A- İDDİALARA İLİŞKİN GENEL TESPİTLER............................................176
1- Bakanların Sorumluluğu ..........................................................................176
III
2- TEAŞ ve BOTAŞ’ın Hukuki Statüleri .....................................................178
3- Yap İşlet Devret Modeli ............................................................................179
4- Yap-İşlet Modeli ........................................................................................180
5- İşletme Hakkının Devri Modeli ................................................................181
6- Otoprodüktör Santraller...........................................................................183
B- 765 VE 5237 SAYILI TÜRK CEZA KANUNLARINDA GÖREVİ KÖTÜYE
KULLANMA SUÇU ............................................................................................184
1- 765 sayılı Türk Ceza Kanununda görevi kötüye kullanma suçu ...............184
2- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunundaki görevi kötüye kullanma suçu ..........185
3- 765 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunlarındaki görevi kötüye kullanma suçunu
düzenleyen kuralların karşılaştırılması.............................................................187
C- 765 VE 5237 SAYILI TÜRK CEZA KANUNLARINDA İHALEYE FESAT
KARIŞTIRMA SUÇU .........................................................................................189
1- 765 Sayılı Türk Ceza Kanunundaki İhaleye Fesat Karıştırma Suçu.........189
2- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunundaki İhaleye Fesat Karıştırma Suçu ......190
3- 765 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunlarındaki İhaleye Fesat Karıştırma Suçunu
Düzenleyen Kuralların Karşılaştırılması ..........................................................191
D- İDDİALARIN İNCELENMESİ ...................................................................193
1- Kırklareli Doğalgaz Çevirim Santrali İle İlgili İddialar..........................193
a- İddia .......................................................................................................193
b- Kırklareli Doğalgaz Santralinin Yapım Süreci ....................................193
c- Sanığa Yöneltilen Suçlamalarla ilgili Değerlendirme ..........................195
aa- Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin “kesinleşmiş” düşme kararı195
bb- TEAŞ Genel Müdürlüğünün Uyarı Niteliğinde Olduğu İleri Sürülen
Yazıları…………............................................................................................ 195
d- Kabul ve Varılan Sonuç ........................................................................197
IV
2- İhtiyaç yokken yüksek tarife ile bağıtlanan sözleşmeleri gerçekleştirerek
elektrik satralleri için “al ya da öde” şartlı gaz alım bağlantıları yapılması ve
planlama ile ilgili Anayasal kurumların bilimsel verilerle ortaya koydukları
önerilerin dikkate alınmamasına ilişkin Mustafa Cumhur ERSÜMER, bu projeleri
devam ettirmek suretiyle de atıl kapasite yaratıp kamu zararına yol açılmasına
ilişkin Zeki ÇAKAN hakkındaki iddialar .......................................................198
a- İddia .......................................................................................................198
b- Sanıklara Yöneltilen Suçlamalarla ilgili Değerlendirme .....................202
aa- İddiaya İlişkin Yazılı Deliller .................................................... 202
bb- Tanık Anlatımları ..................................................................... 208
cc- Enerji Planlamasında Arz-Talep Projeksiyonlarının Tespitinde DPT ve
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının Görevleri........................................ 216
c- Kabul ve Varılan Sonuç.........................................................................219
3- Üçüncü fiyat revizyonu sürecinde “k” faktörü ödemelerinin iptali koşulları
doğmasına rağmen iptal etmemek suretiyle 765 sayılı TCK’nın 205. maddesini ihlal
etmek...................................................................................................................222
a- İddia .......................................................................................................222
b- Sanığa Yöneltilen Suçlamalarla İlgili Değerlendirme..........................222
aa- “K” Katsayısının Ortaya Çıkışı ve Ek Mektup.......................... 222
bb- 4646 Sayılı Doğalgaz Piyasası Kanunu ..................................... 222
cc- Tanık Anlatımları ...................................................................... 223
dd- Kabul ve Varılan Sonuç ............................................................ 224
4- 7,5 milyar metreküplük Turusgaz Anlaşmasının 9/e maddesine aykırı olarak,
BOTAŞ’ın fiyat revizyonu talep tarihinin Temmuz 2000 olmasına rağmen yeni
fiyatın Eylül 2002 tarihinden geçerli kabul edilerek geriye dönük alacaktan
vazgeçmek suretiyle Devlet alım, satım ve yapımına fesat karıştırmak..........226
a- İddia........................................................................................................226
b- Sanığa Yöneltilen Suçlamalar ile İlgili Değerlendirme, Kabul ve Varılan
Sonuç .................................................................................................................226
V 5- III. fiyat revizyonu sürecinde Mavi Akım Gaz Alım Anlaşmasının iptali
koşulları oluştuğu halde iptal etmeyerek görev ve yetkisini kötüye kullanmak..228
a- İddia........................................................................................................228
b- Sanığa Yöneltilen Suçlama ile İlgili Değerlendirme, Kabul ve Varılan
Sonuç .................................................................................................................228
6- 10.12.1996 tarihli doğalgaz anlaşmasındaki fiyat formülünün 18.2.1998 tarihli
ek mektupla değiştirilip kamu zararına sebebiyet vererek, devlet alım, satım ve
yapımına fesat karıştırmak................................................................................229
a- İddia........................................................................................................229
b- Sanığa Yöneltilen Suçlama ile İlgili Değerlendirme, Kabul ve Varılan
Sonuç .................................................................................................................229
7- Damga vergisinden kaçınmak amacıyla bir yıl için imzalanan gaz alım
anlaşması süresinin ek mektupla 23 yıla çıkarıp Turusgaz şirketine menfaat
sağlayarak devlet alım, satım ve yapımına fesat karıştırmak ..........................232
a- İddia........................................................................................................232
b- 18.2.1998 Günlü Anlaşmanın 23 Yıla Çıkarılması Süreci......................232
c- Turusgaz Şirketinin Niteliği ve Damga Vergisi Mükellefiyeti ................232
d- Tanık Anlatımları ..................................................................................233
e- Sanığa Yöneltilen Suçlama ile İlgili Değerlendirme, Kabul ve Varılan
Sonuç .................................................................................................................234
8- Bakanlar Kurulundan alınmış bir yetkiyle hareket etmesine rağmen, 18.2.1998
tarihinde imzalanmış olan anlaşmalar ile ek mektubu 244 sayılı Yasa hükümlerine
aykırı olarak Resmî Gazetede yayımlatmamak ve TBMM’nin bilgisine sunmamak
suretiyle görevini ihmal etmek...........................................................................234
a- İddia........................................................................................................234
b- Sanığa Yöneltilen Suçlamalarla İlgili Değerlendirme, Kabul ve Varılan
Sonuç .................................................................................................................234
VI
9- Samsun-Ankara doğalgaz boru hattı inşaatında görev şirketi OHS
konsorsiyumuna yüksek ödeme yaparak ve koşulları oluşmadan avans vererek
görev ve yetkisini kötüye kullanmak .................................................................235
a- İddia........................................................................................................235
b- Samsun-Ankara Doğalgaz Boru Hattı Yapım Süreci ........................236
c- Tanık Anlatımları ..................................................................................238
d- Sanığa Yöneltilen Suçlama ile İlgili Değerlendirme, Kabul ve Varılan
Sonuç.................................................................................................................240
10- YİD santrallerine aylık program miktarlarından fazla üretim yaptırılması
sonucunda elektrik enerjisi fonundan yakıt farkı ödenmesine sebebiyet vererek,
devlet alım, satım ve yapımına fesat karıştırmak .............................................241
a- İddia .......................................................................................................241
b- Sanığa Yöneltilen Suçlamalarla ilgili Değerlendirme ..........................241
aa- Yapılan Ödemelerin Dayanağı................................................... 241
bb- 3.2.2005 Günlü Ara Kararının 17. Maddesi Uyarınca Getirtilen
Belgelerin İncelenmesi……….. .................................................................. 243
cc- Tanık Anlatımları ...................................................................... 244
c- Kabul ve Varılan Sonuç........................................................................244
11- Yap-İşlet Santralleri ile İlgili İddialar...................................................245
a- İddia........................................................................................................245
b- Dava Konusu Yap-İşlet İhalelerinin Aşamaları .....................................245
c- Sanığa Yöneltilen Suçlamalarla ilgili Değerlendirme.............................248
aa- Değerlendirme Komisyonuna Müdahale ile İhalelerde Rekabetin
Engellenmesi……....................................................................................... 248
bb- 4283 sayılı Yasa ve ilgili Yönetmelik hükümlerine aykırı olarak santral
yapımları işinin şirketlere birincilik sırasına göre değil özel tercihlere göre
verilmesini onaylamak ................................................................................... 250
VII
cc- İskenderun İKS’nin ihalesinde santralin kurulu gücünün 1100 MW’den
1210 MW’ye çıkarılmasının Kanun, ilgili Yönetmelik ve Şartname hükümlerine
aykırı olduğunu bildiği halde TEAŞ Genel Müdürlüğüne bu konuda yetki
vermek………………………………………………………………………………256
dd- İskenderun İthal Kömür Santrali ile Ankara Doğalgaz Santralinin
mevzuat hükümlerine aykırı olarak yap-işlet ihalelerinde ikinci gelen firmalara
verilmesiyle birinci sıradaki firmalar aleyhine ikinci sıradaki firmalara haksız
kazanç sağlanması……... ............................................................................ 262
ee- İskenderun İthal Kömür Santralinin Kurulu Gücünün 1100 MW’den
1210 MW’ye artırılarak, üretim artışı ve buna bağlı olarak alım garantisinin
artması nedeniyle kamu zararına sebep olmak.............................................. 264
d- Kabul ve Varılan Sonuç .........................................................................265
12- Çayırhan Termik Santrali İşletme Hakkı Devri işlemlerinde mevzuata aykırı
davranarak ve usulsüzlükler yaparak devlet alım ve satımlarına fesat karıştırmak
suretiyle 765 sayılı TCK’nın 205. maddesini ihlal etmek .................................267
a- İddia .......................................................................................................267
b- Sanıklara yöneltilen Suçlamalarla ilgili Değerlendirme......................267
aa- Sanık Mustafa Cumhur Ersümer yönünden.............................. 267
bb- Sanık Zeki Çakan yönünden ..................................................... 275
c- Kabul ve Varılan Sonuç.........................................................................279
13- Bozcaada Rüzgâr Enerji Santrali ihalesinde usulsüz işlemler tesis etmek
suretiyle devlet alım ve satımına fesat karıştırmak suretiyle 765 sayılı TCK’nın 205.
maddesini ihlal etmek.........................................................................................279
a- İddia .......................................................................................................279
b- Bozcaada Rüzgâr Enerji Santralinin Yapım Süreci ............................279
c- Sanığa Yöneltilen Suçlamalarla ilgili Değerlendirme.............................281
d- Kabul ve Varılan Sonuç ........................................................................284
VIII
14- Alaçatı Rüzgâr Enerji Santrali ihalesinde takdir yetkisini amaç dışı
kullanarak devlet alım ve satımına fesat karıştırmak suretiyle 765 sayılı TCK’nın
205 inci maddesini ihlal etmek...........................................................................285
a- İddia........................................................................................................285
b- Alaçatı Rüzgâr Enerji Santralinin Yapım Süreci ..................................285
c- Sanığa Yöneltilen Suçlamalarla ilgili Değerlendirme.............................286
d- Kabul ve Varılan Sonuç ........................................................................290
15- Dinar II Hidroelektrik Santrali ihalesinde mevzuata aykırı usulsüz işlemler
yaparak devlet alım, satım ve yapımına fesat karıştırmak...............................291
a- İddia .......................................................................................................291
b- Dinar II Hidroelektrik Santralinin Yapım Süreci ...............................291
c- Sanığa Yöneltilen Suçlamalarla İlgili Değerlendirme ..........................292
d- Kabul ve Varılan Sonuç .........................................................................293
16- Çal Hidroelektrik Santrali ihalesinde mevzuata aykırı usulsüz işlemler
yaparak devlet alım, satım ve yapımına fesat karıştırmak...............................293
a- İddia........................................................................................................293
b- Çal Hidroelektrik Santralinin Yapım Süreci .........................................293
c- Sanığa Yöneltilen Suçlamalarla İlgili Değerlendirme ............................294
d- Kabul ve Varılan Sonuç .........................................................................295
17- Yamula Barajı ve Hidroelektrik Santrali ihale sürecinde ihale usul ve
esaslarına aykırı işlemlerle devlet alım, satım ve yapımına fesat karıştırmak…296
a- İddia .......................................................................................................296
b- Yamula Barajı ve Hidroelektrik Santralinin Yapım Süreci ..................296
c- Sanığa Yöneltilen Suçlamalarla ilgili Değerlendirme.............................298
d- Kabul ve Varılan Sonuç .........................................................................300
e- 4616 Sayılı Yasa Bakımından Değerlendirme ........................................301
18- TEDAŞ İşletme Hakkı Devri İhalelerinde Usulsüz İşlemler Yaparak Devlet
Alım ve Satımına Fesat Karıştırmak.................................................................301
a- İddia........................................................................................................301
IX
b- TEDAŞ İşletme Hakkı Devri İhaleleri Süreci ........................................301
c- Sanığa Yöneltilen Suçlamalarla ilgili Değerlendirme.............................302
d- Kabul ve Varılan Sonuç ........................................................................313
19- Gereğinden fazla otoprodüktör santraline izin vererek görev ve yetkisini
kötüye kullanmak...............................................................................................314
a- İddia........................................................................................................314
b- Otoprodüktör Sözleşmelerinin Süreci ..................................................314
c- Sanığa Yöneltilen Suçlamalarla İlgili Değerlendirme ............................315
d- Kabul ve Varılan Sonuç .........................................................................317
20- Bartın-Cide ve Fethiye-Finike Mobil Santrallerinin Samsun’a Naklinde
Görevini Kötüye Kullanmak; Esenboğa ve Batman Mobil Santral İhalelerinde
İhaleye Fesat Karıştırmak .................................................................................317
a- İddia........................................................................................................317
b- Mobil Santral İhaleleri ve Nakilleri Süreci ............................................317
aa- Genel Olarak ............................................................................. 317
bb- Mobil Santral Nakilleri Hakkındaki İddialarla İlgili Değerlendirme,
Kabul ve Varılan Sonuç….. ........................................................................... 318
cc- Batman Mobil Santrali İhalesine Fesat Karıştırma Suçlaması ile İlgili
Değerlendirme, Kabul ve Varılan Sonuç........................................................ 319
dd- Esenboğa Mobil Santrali İhalesine Fesat Karıştırma Suçlaması ile İlgili
Değerlendirme, Kabul ve Varılan Sonuç........................................................ 320
21- Üretilen elektriğin TEAŞ ya da TEDAŞ’a satılmasında ve enerji projelerinde
eskalasyon uygulamalarında görev ve yetkisini kötüye kullanmak .............326
a- İddia........................................................................................................326
b- Sanığa Yöneltilen Suçlamalarla İlgili Değerlendirme, Kabul ve Varılan
Sonuç .................................................................................................................326
22- Atasu Barajı ve Hidroelektrik Santrali ile ilgili 8.5.2000 ve 10.9.2002
tarihlerinde mevzuata aykırı keşif artışı olurları vererek görev ve yetkilerini kötüye
kullanmak ...........................................................................................................329
X a- İddia........................................................................................................329
b- Atasu Barajı ve Hidroelektrik Santralinin Yapım Süreci......................329
c- Tanık Anlatımları ...................................................................................332
d- Sanıklara Yöneltilen Suçlamalarla İlgili Değerlendirme, Kabul ve Varılan
Sonuç .................................................................................................................335
23- Bakırçay projesi Kınık sol sahil sulaması inşaatı ile ilgili 13.6.2000 ve
12.9.2002 tarihlerinde mevzuata aykırı keşif artışı oluru vererek görev ve yetkilerini
kötüye kullanmak...............................................................................................337
a- İddia........................................................................................................337
b- Bakırçay Projesi Kınık Sol Sahil Sulaması İnşaat Yapım Süreci…… 337
c- Tanık Anlatımları...................................................................................341
d- Sanıklara Yöneltilen Suçlamalarla İlgili Değerlendirme, Kabul ve Varılan
Sonuç .................................................................................................................344
24- Batı Iğdır Ovası Yenileme İnşaatı ile İlgili 10.9.2002 Tarihli Keşif Artışı
Oluru Nedeniyle Görev ve Yetkisini Kötüye Kullanmak .................................345
a- İddia........................................................................................................345
b- Batı Iğdır Ovası Yenileme İnşaatı Süreci ...............................................345
c- Tanık Anlatımları ..................................................................................348
d- Sanığa Yöneltilen Suçlamalarla İlgili Değerlendirme, Kabul ve Varılan
Sonuç .................................................................................................................351
25- Yukarı Harran Ovası Sulaması İnşaatı ile İlgili 21.11.2001 ve 8.8.2002
Tarihlerinde Mevzuata Aykırı Keşif Artışı Olurları Vererek Görev ve Yetkisini
Kötüye Kullanmak .............................................................................................352
a- İddia........................................................................................................352
b- Yukarı Harran Ovası Sulaması İnşaatı Süreci.......................................352
c- Tanık Anlatımları ..................................................................................354
d- Sanıklara Yöneltilen Suçlamalarla İlgili Değerlendirme, Kabul ve Varılan
Sonuç .................................................................................................................356
XI
26- Erzurum İçme Suyu İsale Tüneli İnşaatı ile İlgili 16.8.2000 ve 21.6.2002
Tarihli Mevzuata Aykırı Keşif Artışı Olurları Vererek Görev ve Yetkilerini Kötüye
Kullanmak ..........................................................................................................357
a- İddia........................................................................................................357
b- Erzurum İçme Suyu İsale Tüneli İnşaatı Süreci ....................................357
c- Tanık Anlatımları ...................................................................................360
d- Sanıklara Yöneltilen Suçlamalarla İlgili Değerlendirme, Kabul ve Varılan
Sonuç .................................................................................................................363
27- Hükümetlerarası İkili İşbirliği Protokolleri ve Uygulamalarında Görev ve
Yetkisini Kötüye Kullanmak .............................................................................364
a- İddia .......................................................................................................364
b- Hükümetlerarası İkili İşbirliği Protokolleri ve Uygulamaları ............364
c- Sanığa Yöneltilen Suçlamalarla İlgili Değerlendirme, Kabul ve Varılan
Sonuç .................................................................................................................365
aa- Protokole konu proje veya projeler için öncelik ve enerji arz planlaması
açısından DPT Müsteşarlığının görüşleri alınması gerektiği halde
alınmaması.............................. ........................................................................ 365
bb- Protokol ülkesine ait firmalar arasında ihaleye çıkılmamış
olması………………………… ........................................................................ 366
cc- Rekabet ortamından faydalanılmamış olması ............................ 366
dd- Finansman taahhütlerinin yerine getirilmemiş olması .............. 366
ee- Uluslararası ilişkilerde rahatsızlık yaşanması............................ 366
ff- Enerji arz/talep projeksiyonlarını olumsuz etkilemesi................ 366
VII- ZAMANAŞIMI SORUNU.............................................................................367
1- Milletvekillerinin İşledikleri Suçlarda Zamanaşımı ................................368
2- Bakanların İşledikleri Suçlarda Dava Zamanaşımı ................................368
VIII- HÜKÜM .......................................................................................................373
KARŞIOYLAR, DEĞİŞİK GEREKÇE, AZLIK OYU…………………………..377
YÜCE DİVAN KARARI
(TÜRK MİLLETİ ADINA)
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
Karar Günü : 27.7.2007
Başkanvekili : Haşim KILIÇ
Üye : Sacit ADALI
Üye : Fulya KANTARCIOĞLU
Üye : Ahmet AKYALÇIN
Üye : Mehmet ERTEN
Üye : Mustafa YILDIRIM
Üye : A. Necmi ÖZLER
Üye : Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye : Şevket APALAK
Üye : Serruh KALELİ
Üye : Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı : Abdurrahman YALÇINKAYA
Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcı Vekili : Kublay ÖZKAN
Yargıtay
Cumhuriyet Savcısı : Zafer EDİŞ
Anayasa Mahkemesi
Raportörleri : Mehmet Mahir KARA
Nurdan OKUR
Mehmet Oğuz KAYA
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
2
Tutanak Yazmanları : Alaaddin AYTEN
Numan GÜNAY
Bedri TATLI
Cengiz TANRIVERDİ
Kadir KARAGÜLMEZ
Davacı : Kamu Hakları
Katılanlar : 1. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı
2. BOTAŞ Genel Müdürlüğü
3. EÜAŞ Genel Müdürlüğü
Katılan Vekilleri : Av. Zeynep TUNCER
Av. Canan Sibel ÖZKAN
Av. Adnan DÖNDERALP
Av. Özlem DÜDÜKÇÜ
Av. Veysel KAZAN
Sanık : Mustafa Cumhur ERSÜMER: Adem ve Şerife
Şükran oğlu, 29.10.1952 doğumlu, Çanakkale, Merkez
Kemalpaşa Mahallesi nüfusuna kayıtlı, Angoraevleri,
Kediseven Caddesi, 19181 parsel/12, Ankara adresinde
oturur, evli, sabıkasız, ehliyetli, Enerji ve Tabii Kaynaklar
eski Bakanı
Müdafiileri : Av. Bülent Hayri ACAR
Av. Savaş KARAHİSAR
Suç : 1. İhaleye Fesat Karıştırma (765 s. TCK m.205,
366, 80)
2. Görevi Kötüye Kullanma (765 s. TCK m.240)
3. Görevi İhmal (765 s. . TCK m.230)
Sanık : Zeki ÇAKAN: Ali ve Cemile oğlu, 14.6.1950 doğumlu,
Zonguldak, Merkez, Terakki Mahallesi nüfusuna kayıtlı,
Ankara, Reşat Nuri Sokak, No:90/10, Yukarı Ayrancı
adresinde oturur, evli, ehliyetli, sabıkasız, Enerji ve Tabii
Kaynaklar eski Bakanı.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
3
Müdafiileri : Av. Turgut KAZAN
Av. Birgül FEYZİOĞLU
Av. Halil SEVİNÇ
Suçlar : 1. İhaleye Fesat Karıştırma (765 s. TCK m.205)
2. Görevi Kötüye Kullanma (765 s. TCK m.240)
Suç Tarihi : Mustafa Cumhur Ersümer için;
30.6.1997 ilâ 11.1.1999 ve 28.05.1999 ilâ 27.4.2001
Zeki Çakan için;
8.5.2001 ilâ 18.11.2002
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
4
GİRİŞ
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 148. maddesinde Cumhurbaşkanını, Bakanlar
Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek
İdare Mahkemesi Başkan ve üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcıvekilini,
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini görevleriyle ilgili
suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılamak görevi Anayasa Mahkemesine verilmiştir.
2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un
35. maddesinde de “Anayasa Mahkemesi, Yüce Divan sıfatıyla çalışırken yürürlükteki
kanunlara göre duruşma yapar ve hüküm verir” denilmektedir.
Dava dosyası, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Genel Sekreterliği
tarafından 16.7.2004 günü Yüce Divan Başkanlığına gönderilmiştir. 1412 sayılı Ceza
Muhakemeleri Usulü Kanunu (CMUK) hükümlerine göre yargılamasına başlanılan dava,
1412 sayılı CMUK’nın 31.3.2005 günlü, 5328 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılmasıyla
birlikte, geçiş hükümleri ve Ceza Usul Hukukunda geçerli olan derhal uygulama ilkesi
gereğince, 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu
(CMK) hükümlerine göre yürütülmüştür.
I- DAVALARIN YÜCE DİVANA GELİŞ BİÇİMİ
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 9.12.2003 günlü 789 numaralı kararı üzerine
9/4,7 Esas Numaralı Meclis Soruşturması Komisyonu kurulmuş, bu komisyonun 25.6.2004
gün ve Esas A.01.1.GEÇ.9/4,7–234, Karar:5 sayılı raporu Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurulunda 13.7.2004 günlü, 114. Birleşiminde görüşülmüş ve 816 sayılı kararla
Enerji ve Tabii Kaynaklar Eski Bakanları Mustafa Cumhur ERSÜMER ve Zeki ÇAKAN
Anayasanın 100. maddesi uyarınca Yüce Divana sevk edilmişlerdir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Genel Sekreterliğinin 16.7.2004 gün ve
6781 sayılı yazısıyla Enerji ve Tabii Kaynaklar eski Bakanları Mustafa Cumhur Ersümer ve
Zeki Çakan’ın, Anayasa’nın 100. maddesi uyarınca Yüce Divana sevklerine karar verildiği
bildirilmiş ve buna ilişkin Meclis soruşturma dosyası, dizi pusulasına bağlanan 21 klasör ve
1 klasör komisyon raporu ile Yüce Divan sıfatıyla yargılama yapacak olan Anayasa
Mahkemesi Başkanlığına gönderilmiştir.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 17 Temmuz 2004 gün ve 25525 sayılı Resmi
Gazetede yayımlanan kararı şöyledir:
“Karar No:816 Karar Tarihi:13.7.2004
Bakanlığı döneminde görevini suiistimal ettiği ve yetkilerini aşıp salahiyetlerini
amaç dışı kullanarak Yasa ve yönetmelik hükümlerine aykırı davranıp devlet alım satımına
ve yapımına fesat karıştırarak kamu zararlarına yol açtığı, ayrıca ihaleye hile karıştırma
fiili ile görevi ihmal eylemini işlediği ve bu eylemlerine uyan Türk Ceza Kanunu’nun 205,
240, 366 ve 230. maddelerine göre yargılanmak üzere Enerji ve Tabii Kaynaklar eski
Bakanı Mustafa Cumhur ERSÜMER’in 1 geçersiz, 12 boş, 3 çekimser ve 14 red oyuna karşı
369 kabul oyuyla,
Bakanlığı döneminde görevini suiistimal ettiği ve yetkilerini aşıp salahiyetlerini
amaç dışı kullanarak Yasa ve yönetmelik hükümlerine aykırı davranıp devlet alım satımına
ve yapımına fesat karıştırarak kamu zararlarına yol açtığı ve bu eylemlerine uyan Türk
Ceza Kanunu’nun 205 ve 240. maddelerine göre yargılanmak üzere Enerji ve Tabii
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
5
Kaynaklar eski Bakanı Zeki ÇAKAN’ın, 3 geçersiz, 19 çekimser ve 57 red oyuna karşı 297
kabul oyuyla,
Anayasanın 100 üncü maddesi uyarınca Yüce Divana sevklerine karar verilmiştir.”
II- SANIKLARA YÜKLENEN SUÇLAR
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 816 sayılı Yüce Divana sevk kararına esas alınan
Meclis Soruşturma Komisyonunun 25.6.2004 günlü ve 9/4,7 Esas sayılı raporunda yer alan
sanıklar hakkındaki suçlamalar özetle şöyledir:
A- Mustafa Cumhur Ersümer Hakkında
1- Kırklareli doğalgaz santralinin yapımında, görev ve yetkisini kötüye kullanmak
suretiyle 765 sayılı TCK’nın 240. maddesini ihlal etmek,
2- İhtiyaç yokken yüksek tarife ile bağıtlanan sözleşmeleri gerçekleştirerek, elektrik
santralleri için “al ya da öde” şartlı gaz alım bağlantıları yapmak ve planlama ile ilgili
anayasal kurumların bilimsel verilerle ortaya koydukları önerileri dikkate almayarak, devlet
alım, satım ve yapımına fesat karıştırmak suretiyle 765 sayılı TCK’nın 205. maddesini ihlal
etmek,
3- 10.12.1996 tarihli doğalgaz anlaşmasındaki fiyat formülünün 18.2.1998 tarihli ek
mektupla değiştirilip kamu zararına sebebiyet vererek, devlet alım, satım ve yapımına fesat
karıştırmak suretiyle 765 sayılı TCK’nın 205. maddesini ihlal etmek,
4- Damga vergisinden kaçınmak amacıyla bir yıl için imzalanan gaz alım anlaşması
süresinin ek mektupla 23 yıla çıkarıp Turusgaz şirketine menfaat sağlayarak devlet alım,
satım ve yapımına fesat karıştırmak suretiyle 765 sayılı TCK’nın 205. maddesini ihlal
etmek,
5- Bakanlar Kurulundan alınmış bir yetkiyle hareket etmesine rağmen, 18.2.1998
tarihinde imzalanmış olan anlaşmalar ile ek mektubu 244 sayılı Yasa hükümlerine aykırı
olarak Resmî Gazete’de yayımlatmamak ve TBMM’nin bilgisine sunmamak suretiyle
görevini ihmal ederek 765 sayılı TCK’nın 230. maddesini ihlal etmek,
6- YİD santrallerine aylık program miktarlarından fazla üretim yaptırılması
sonucunda elektrik enerjisi fonundan yakıt farkı ödenmesine sebebiyet vererek, devlet alım,
satım ve yapımına fesat karıştırmak suretiyle 765 sayılı TCK’nın 205. maddesini ihlal
etmek,
7- Samsun- Ankara doğalgaz boru hattı inşaatında görev şirketi OHS
konsorsiyumuna yüksek ödeme yaparak ve koşulları oluşmadan avans vererek görev ve
yetkisini kötüye kullanmak suretiyle 765 sayılı TCK’nın 240. maddesini ihlal etmek,
8- Beş adet Yap-İşlet santralinin ihale sürecinde ihale usul ve esaslarına aykırı
işlemlerle Devlet alım, satım ve yapımına fesat karıştır fesat karıştırmak suretiyle 765 sayılı
TCK’nın 205., 366 ve 80. maddelerini ihlal etmek,
9- Çayırhan Termik Santrali İşletme Hakkı Devri işlemlerinde mevzuata aykırı
davranarak ve usulsüzlükler yaparak devlet alım ve satımlarına fesat karıştırmak suretiyle
765 sayılı TCK’nın 205. maddesini ihlal etmek,
10- Bozcaada Rüzgâr Enerji Santrali ihalesinde usulsüz işlemler tesis etmek
suretiyle devlet alım ve satımlarına fesat karıştırmak suretiyle 765 sayılı TCK’nın 205.
maddesini ihlal etmek,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
6
11- Alaçatı Rüzgâr Enerji Santrali ihalesinde takdir yetkisini amaç dışı kullanarak
devlet alım ve satımlarına fesat karıştırmak suretiyle 765 sayılı TCK’nın 205. maddesini
ihlal etmek,
12- Dinar II Hidroelektrik Santrali ihalesinde mevzuata aykırı usulsüz işlemler
yaparak devlet alım, satım ve yapımına fesat karıştırmak suretiyle 765 sayılı TCK’nın 205.
maddesini ihlal etmek,
13- Çal Hidroelektrik Santrali ihalesinde mevzuata aykırı usulsüz işlemler yaparak
devlet alım, satım ve yapımına fesat karıştırmak suretiyle 765 sayılı TCK’nın 205.
maddesini ihlal etmek,
14- Yamula Barajı ve Hidroelektrik Santrali ihale sürecinde ihale usul ve esaslarına
aykırı işlemlerle devlet alım, satım ve yapımına fesat karıştırarak firma lehine haksız kazanç
sağlamak suretiyle 765 sayılı TCK’nın 205. maddesini ihlal etmek,
15- TEDAŞ İşletme Hakkı Devri ihalelerinde usulsüz işlemler yaparak devlet alım
ve satımlarına fesat karıştırmak suretiyle 765 sayılı TCK’nın 205. maddesini ihlal etmek,
16- Bartın-Cide ve Fethiye-Finike Mobil Santrallarının Samsun’a naklinde görevini
kötüye kullanmak suretiyle 765 sayılı TCK’nın 240, Esenboğa ve Batman Mobil santral
ihalelerinde ihaleye fesat karıştırmak suretiyle TCK’nın 205. maddesini ihlal etmek,
17- Üretilen elektriğin satılacağı kuruma ilişkin Bakan oluru ile enerji
projelerindeki eskalasyon uygulamalarında görev ve yetkisini kötüye kullanmak suretiyle
765 sayılı TCK’nın 240. maddesini ihlal etmek,
18- Atasu Barajı ve Hidroelektrik Santrali ile ilgili 8.5.2000 tarihinde mevzuata
aykırı keşif artışı oluru vererek görev ve yetkisini kötüye kullanmak suretiyle 765 sayılı
TCK’nın 240. maddesini ihlal etmek,
19- Bakırçay projesi Kınık Sol Sahil Sulaması inşaatı ile ilgili 13.6.2000 tarihinde
mevzuata aykırı keşif artışı oluru vererek görev ve yetkisini kötüye kullanmak suretiyle 765
sayılı TCK’nın 240. maddesini ihlal etmek,
20- Erzurum İçmesuyu Tüneli İnşaatı ile ilgili 16.8.2000 tarihinde mevzuata aykırı
keşif artışı oluru vererek görev ve yetkisini kötüye kullanmak suretiyle 765 sayılı TCK’nın
240. maddesini ihlal etmek,
21- Hükümetlerarası ikili işbirliği protokolleri ve uygulamalarında görev ve yetkisini
kötüye kullanmak suretiyle 765 sayılı TCK’nın 240. maddesini ihlal etmek.
22-Koruluk Barajı İnşaatı ile ilgili 29.5.1998 tarihinde mevzuata aykırı keşif artışı
oluru vererek görev ve yetkisini kötüye kullanmak suretiyle 765 sayılı TCK’nın 240.
maddesini ihlal etmek,
23- Baklan Ovası 4. Kısım Anakanal İnşaatında 30.11.1998 tarihinde mevzuata
aykırı keşif artışı oluru vererek görev ve yetkisini kötüye kullanmak suretiyle 765 sayılı
TCK’nın 240. maddesini ihlal etmek,
24- Ilgın Termik Santrali projesinde anlaşmalar yapılmadan 17.12.1998 tarihinde
yer teslimi yapılarak görev ve yetkisini kötüye kullanmak suretiyle 765 sayılı TCK’nın 240.
maddesini ihlal etmek.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
7
B- Zeki Çakan Hakkında
1- Mustafa Cumhur Ersümer dönemindeki projeleri devam ettirmek ve gereğinden
fazla otoprodüktör santraline izin vererek atıl kapasite oluşmasına ve bu yolla kamu zararı
doğmasına yol açmak suretiyle 765 sayılı TCK’nın 205. maddesini ihlal etmek,
2- Üçüncü fiyat revizyonu sürecinde “k” faktörü ödemelerinin iptali koşulları
doğmasına rağmen iptal etmemek suretiyle 765 sayılı TCK’nın 205. maddesini ihlal etmek,
3- 7,5 milyar metreküplük Turusgaz Anlaşmasının 9/e maddesinde düzenlenmiş
bulunmasına, Botaş’ın fiyat revizyonu talep tarihinin Temmuz 2000 olmasına rağmen yeni
fiyatın Eylül 2002 tarihinden geçerli kabul edilerek geriye dönük alacaktan vazgeçmek
suretiyle 765 sayılı TCK’nın 205. maddesini ihlal etmek,
4- Üçüncü fiyat revizyonu sürecinde Mavi Akım Gaz Alım Anlaşmasının iptali
koşulları oluştuğu halde iptal etmeyerek görev ve yetkisini kötüye kullanmak suretiyle 765
sayılı TCK’nın 240. maddesini ihlal etmek,
5- Çayırhan Termik Santrali İşletme Hakkı Devri işlemlerinde mevzuata aykırı
davranarak ve usulsüzlükler yaparak devlet alım ve satımlarına fesat karıştırmak suretiyle
765 sayılı TCK’nın 205. maddesini ihlal etmek,
6- Gereğinden fazla otoprodüktör santraline izin vererek görev ve yetkisini kötüye
kullanmak suretiyle 765 sayılı TCK’nın 240. maddesini ihlal etmek,
7- Bartın-Cide ve Fethiye-Finike santrallerinin Samsun’a naklinde görev ve
yetkisini kötüye kullanmak suretiyle 765 sayılı TCK’nın 240. maddesini ihlal etmek,
8- Atasu Barajı ve Hidroelektrik Santrali ile ilgili 10.9.2002 tarihinde mevzuata
aykırı keşif artışı oluru vererek görev ve yetkisini kötüye kullanmak suretiyle 765 sayılı
TCK’nın 240. maddesini ihlal etmek,
9- Bakırçay Projesi Kınık Sol Sahil Sulaması İnşaatı ile ilgili 12.9.2002 tarihinde
mevzuata aykırı keşif artışı oluru vererek görev ve yetkisini kötüye kullanmak suretiyle 765
sayılı TCK’nın 240. maddesini ihlal etmek,
10- Batı Iğdır Ovası Yenileme İnşaatı ile ilgili 10.9.2002 tarihinde mevzuata aykırı
keşif artışı oluru vererek görev ve yetkisini kötüye kullanmak suretiyle 765 sayılı TCK’nın
240. maddesini ihlal etmek,
11- Yukarı Harran Ovası Sulaması İnşaatı ile ilgili 21.11.2001 ve 8.8.2002
tarihlerinde mevzuata aykırı keşif artışı olurları vererek görev ve yetkisini kötüye kullanmak
suretiyle 765 sayılı TCK’nın 240. maddesini ihlal etmek,
12- Erzurum İçmesuyu Tüneli İnşaatı ile ilgili 21.6.2002 tarihinde mevzuata aykırı
keşif artışı oluru vererek görev ve yetkisini kötüye kullanmak suretiyle 765 sayılı TCK’nın
240. maddesini ihlal etmek.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
8
III- SUÇLAMALARA İLİŞKİN MADDİ OLGULAR
A- SORUŞTURMA ÖNERGELERİ
Sanıklar hakkında benzer suçlamalar içeren iki farklı önerge verilmiştir.
―Sanıklar hakkında İstanbul milletvekili Hüseyin Besli ve 64 Milletvekili
tarafından verilen önerge aynen şöyledir:
“TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
Yüce Meclisin kararıyla görev yapan "yolsuzlukların sebeplerinin, sosyal ve
ekonomik boyutlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
kurulan Meclis Araştırma Komisyonu (10/9)" raporunda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere;
Doğalgaz uygulamalarıyla ilgili olarak; 18 Şubat 1998 tarihli Trusgaz aracılığı ile
alınacak doğalgaz anlaşmasına ek mektupta (Side Letter); doğalgaz alım sözleşmelerindeki
fiyat formülünün değiştirilmesi nedeniyle, Mayıs 2003 sonu itibariyle, yaklaşık 388 000 000
ABD Doları fazla ödenmesine sebebiyet verilmiş, anlaşmada 2 milyar metreküp olan alım
taahhüdü 8 milyar metreküpe çıkarılmış, tarafların inisiyatifinde bulunan ve 1 yıl olan alım
taahhüdü "gayri kabili rücu" olarak 23 yıla uzatılması ve yasal değişiklikler olduğunda
müşteri devirlerinin TURUSGAZ'a yapılacağı öngörülmüştür. Bu ek mektupta, Enerji ve
Tabiî Kaynaklar eski Bakanı M. Cumhur ERSÜMER'in şahit olarak imzası bulunmaktadır.
Ancak, bu ek mektup imzalanırken, ülke menfaatlerinin korunmadığı, 1996 yılında
imzalanan fiyat formülüne uymayan yeni bir formül ihdasıyla eski anlaşmanın hilafına, eski
anlaşma tarih-sayısını taşıyan ve önceki anlaşmadaki formülü değiştirerek (Side Letter'deki
formülü havi) yeni bir metin imzalanmıştır. Öncelikle, sonraki bir tarihte yapılan bu
anlaşmaya eski tarih olan önceki anlaşmanın tarihinin konulması ve bu aleyhte anlaşmanın,
eski tarihten itibaren uygulanıyor olduğunu göstermeye çalışmak ve uygulamak açık
kanunsuzluktur. Yapılan bu işlemler ve mevcut bilgiler kapsamında olaylar
değerlendirildiğinde, Enerji ve Tabiî Kaynaklar eski Bakanı M. Cumhur ERSÜMER
hakkında TCK'nın 205 inci maddesi, Anayasanın 100 üncü, İçtüzüğün 107 nci maddesi
uyarınca Meclis soruşturması açılması gerektiği.
Ayrıca, doğalgaz alım anlaşmalarında;
Alım garantisi anlamına gelen "al ya da öde" (take or pay) yönteminin
uygulanması,
Bu anlaşmalar kapsamında saptanan fiyat formülünün, daha sonra usulsüz olarak
Türkiye aleyhine değiştirilmesi,
Mavi Akım hattının ihalesiz olarak OHS Konsorsiyumuna verilmesi,
Benzer işlere göre, yaklaşık 75 000 000 ABD Dolarına daha pahalı yaptırılmasına
sebebiyet verilmesi,
Doğalgaz çevrim santrallerine gaz verilmemesi halinde, yüksek ceza ödenmesi
öngörülmesine karşılık, Rusya'nın doğalgaz sağlayamaması halinde, bu cezaların Rus
tarafına yansıtılmaması sonucu kamu zararına yol açılması,
Türkmenistan doğalgazının Türkiye'ye gelmesi engellenerek Rusya'nın arz
kaynaklarının, Mavi Akım hattı gerçekleştirilerek ulaşım kaynaklarını ve 12 Aralık 1997
yılında imzalanan anlaşmanın 4 üncü maddesinde; Rusya Federasyonunun izni olmadan
üçüncü ülkelere gaz verilmeyeceğine imkân tanınarak ve yasalar müsait olduğunda, alınan
doğalgazın dağıtımının TURUSGAZ'a devrinin Side Letter'da öngörülmesi ile RAO
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
9
GASPROM'un (Rusya'nın) arz kaynaklarını, ulaşım yollarını ve pazarı kontrol etme
politikasına hizmet edilmesi,
Batı hattında alınan yıllık 6 milyar metreküplük doğalgaz bedelinin yüzde 70'inin
mal karşılığı ödenmesi olanağının 24 Mart 1994 yılında imzalanan protokolde kaldırılarak
ülkemiz ticaretine büyük bir darbe vurulması,
Hususlarının da, açılacak soruşturma komisyonunca dikkate alınmasının uygun
olacağı belirtilmiştir.
Doğalgaz sözleşmeleri kapsamında, batı hattından alınan doğalgazla ilgili olarak
yapılan ikinci fiyat revizyonu sonucu Türkiye aleyhine, önce yüzde 25, daha sonra da 3
USD/1 000 metreküp fiyat artışına neden olunmuştur. Ayrıca, Rusya tarafının
yükümlülüklerini yerine getirmemesi sonucu doğan yaklaşık 13 500 000 USD
alacağımızdan vazgeçilerek, ülkemiz menfaatleri korunmamıştır. Bu durumda Rusya
tarafının bu revizyondan fevkalade avantajlı çıktığı, bu revizyonu imzalayan dönemin Genel
Müdürünün ve Doğalgaz Daire Başkanının sözleşmede öngörülmüş olan BOTAŞ Yönetim
Kurulundan yetki alma şartına uymadan bu işlemleri yapmış olduklarının anlaşıldığı ve bu
konuların Bakanlığın bilgisi dâhilinde olduğu tespit edilmiştir.
Enerji politikaları uygulamaları ile ilgili olarak;
"Doğalgaz alım anlaşmalarının ihtiyacın üzerinde miktarlarda bağıtlanması
nedeniyle, gaz fazlasının doğalgaz çevrim santrallerinde tüketilmesine yönelik yaklaşımı
sonucu, bugün gelinen noktada ihtiyacımız olmadığı halde yüksek fiyatlarla elektrik alınmak
durumunda kalınmıştır. Doğalgaz santrallerinin yaygınlığı; gaz yönünden ağırlıklı olarak
tek bir ülkeye (Rusya) bağımlılığın yanında, dövize dayalı ve pahalı olmaları nedeniyle de
önemli sorunları beraberinde getirmiştir. Anılan hususların tümü, 1993 yılından itibaren
DPT tarafından eleştirilip gerekli uyarılarda bulunulmasına rağmen, Bakanlık tarafından
dikkate alınmamışlardır" denildikten sonra;
Enerji politikalarıyla ilgili "Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığında aşağıda
belirtilen konularda yine belirtilen nedenlerle Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 üncü
maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılarak ayrıntılı olarak irdelenmesi, ...
gerektiği" belirtilmişse de;
Aradan geçen süre zarfında düzenlenerek yetkili makamlara ve kamuoyuna intikal
ettirilen Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu ve Hazine Müsteşarlığı raporları
Meclis soruşturmasını gerektirecek yeni bilgi ve belgeler içermektedir.
Hazine Müsteşarlığı KİT Genel Müdürlüğünün 28.4.2003 tarihli "Enerji
Fiyatlarının Dünya Seviyesine İndirilmesi ve Kamu Yükümlülüklerinin Asgarî Düzeye
Düşürülmesi İçin Temel Strateji" adlı raporunda;
"Yap-işlet, yap-işlet-devret, işletme hakkı devri ve mobil santral uygulamaları
nedeniyle özel şirketlere 2020 yılına kadarki dönemde kümülatif olarak 70–100 milyar ABD
Doları tutarında ödeme yapılacak olması, ülkemiz açısından önemli risklere yol açacaktır.
BOTAŞ'ın doğalgaz ithalat sözleşmeleri nedeniyle Hazine açısından önemli riskler
bulunmaktadır.
2003–2020 döneminde BOTAŞ'ın doğalgaz ithalat sözleşmeleri kapsamında 558
milyar metreküp gaz karşılığı yaklaşık 94 milyar ABD Doları ödeneceği tahmin
edilmektedir. İyimser tahminlerle bile, 2014 yılı sonuna kadar arz fazlası olması
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
10
beklenmektedir. Bir başka anlatımla, ülkemiz 2003–2014 döneminde tüketemeyeceği
doğalgaz için açıktan toplam 14 milyar ABD Doları 'al ya da öde' bedeli ödemek zorunda
kalacaktır. Bir başka anlatımla, bu gaz fazlasını sözleşmede Türkiye aleyhine konulan
hüküm gereği Türkiye'nin fazla gazı dışarıya satış yasağının da getirilmesi ve böylece
Türkiye'nin elinin kolunun ayrıca bağlanması da Türkiye'nin sözleşmeyle bilerek zarara
mahkûm kılınmasıdır" denildikten sonra;
1. Ödemelerin döviz bazlı olması nedeniyle cari ödemeler dengesi üzerinde olumsuz
baskı oluşması,
2. Talep artış hızının beklenenin altında seyretmesi halinde, Hazine ve BOTAŞ'ın
"al ya da öde" yükümlülükleri çerçevesinde tüketilmeyen gazın bedelini ödemek durumunda
kalacak olması,
3. Dışa bağımlılığın artması,
4. BOTAŞ'ın finansman açıklarıyla karşı karşıya kalması ve açıkların genel bütçe
transferleriyle kapatılacak olması nedeniyle, zaten ağır bir borç yükü altında olan
Hazinenin mevcut risklerinin daha da artması,
5. BOTAŞ'ın doğalgaz ithalatının pahalı gerçekleşmesi (2003 yılında BOTAŞ'ın
ortalama ithalat fiyatı 133 ABD Doları civarında gerçekleşecek olup, 60-100 ABD Doları
aralığında bulunan uluslararası rakamların oldukça üzerinde seyretmektedir),
6. Mobil ve otoprodüktör santral uygulamalarının, elektrik enerjisi üreten KİT'ler
açısından önemli maliyetlere yol açması hususları da muhtemel riskler olarak sıralanmıştır.
Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulunca düzenlenen 21.7.2003 tarih,
2006/6 sayılı Raporun "Genel Değerlendirme" bölümünde ise, aynen;
"Kurulu güç-üretim miktarı ilişkisine bakıldığında, doğalgaza dayalı üretimin
kurulu gücüne oranla fazla; hidrolik kaynaklı üretimin ise az olduğu dikkati çekmektedir.
Ülkemizdeki elektrik enerjisi üretiminde doğalgazın ağırlığı son yıllarda giderek
artmıştır. Enerjide kaynak çeşitlendirmesi gerekli olmakla birlikte, ağırlıkla ithal doğalgaza
dayanan bir üretim biçimine yönelinmesi; hem enerji maliyetlerini hem de dışa bağımlılığı
artırmıştır.
Dışa bağımlılıkta da bir ülke (Rusya Federasyonu) öne çıkmaktadır. 2000 yılındaki
toplam doğalgaz ithalatının yüzde 67,31'i, 2002 yılında da yüzde 66,38'i bu ülkeden
yapılmıştır. Boru hatlarıyla taşınan doğalgazın yüzde 95'i bu kaynaktan sağlanmaktadır. Bu
durum, stratejik arz güvenliği açısından sakıncalar yaratabilecek niteliktedir.
Türkiye, kişi başına 1,912 kilovat/saatle Avrupa'nın (AB) en az elektrik tüketilen
ülkesi olmasına rağmen, yakın yıllara kadar sürekli olarak elektrik enerjisi açığı sorunuyla
karşı karşıya kalmıştır.
Son yıllarda açığın giderilmesi için girişilen çeşitli üretim yöntemleri ise ciddî bir
planlama sürecinden geçirilmemiş, bunun sonucunda bu kez de 2008-2010 yıllarına kadar
elektrik enerjisi fazlası sorunu ortaya çıkmış bulunmaktadır.
Enerji planlamasında kullanılan arz-talep tahmin modelleri, doğru olmayan
verilerle doğalgaz santralleri lehine yanıltılmış; üretim değerleri bakımından da gerçek
gereksinimlerin üzerinde sonuçlar elde edilmiştir. Yatırım gerçekleşmeleri ise çoğu zaman
bu öngörülerin bile üzerinde olmuştur.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
11
Enerji fazlası nedeniyle bir yandan EÜAŞ üretimleri düşürülürken, öte yandan yap-
işlet santrallerinden işletme hakkı devredilen santrallerden ve bazı hidrolik santrallerden,
fazla üretimin alım zorunluluğu bulunmamasına rağmen fazla üretim satın alınmıştır.
EÜAŞ üretim kapasitesinin büyük bölümünün atıl bırakılması, bu kuruma yakıt
sağlayan TKİ ve TTK'nın malî yapısında da bozulmalara yol açmaktadır.
Enerji fazlası, yeni oluşturulmaya çalışılan serbest enerji piyasasının işleyişini de
olumsuz biçimde etkilemektedir.
Doğalgaza dayalı elektrik enerjisi santrallerinin toplam kurulu güç içindeki ağırlığı
nedeniyle, doğalgazın yeterli miktarda ve düzenli biçimde sağlanması gerekir. Ne var ki,
elektrik enerjisi üretimindeki plansız uygulama alışkanlıkları doğalgaz alanında da kendini
göstermiş ve ciddî bir doğalgaz fazlası sorunu ortaya çıkmış bulunmaktadır. Alım
anlaşmalarında yapılan revizyonlara rağmen, 2003'te 7,8; 2004'te 7,7; 2005'te 12,2;
2008'de 13,2; 2010'da 17,1 ve 2011'de 18,3 milyar metreküp doğalgaz fazlası olacaktır.
Üstelik bu hesaplamaya esas olan BOTAŞ'ın talep öngörüleri abartılıdır. Örneğin, 2003–
2020 yılları arasında toplam talepte yüzde 340, konut sektöründe yüzde 317, elektrik
enerjisi sektöründe yüzde 291, sanayi sektöründe yüzde 653 oranında artış gerçekleşeceği
öngörülmektedir.
Gerçek ihtiyaçların çok üzerindeki alım anlaşmalarının günümüzde henüz "al ya da
öde" gibi ciddî sorunlara yol açmamış olmasının nedenleri; bazı ülkelerin kendi
yükümlülüklerini yerine getirmekte gecikmeleri, bazı alım anlaşmalarındaki
yükümlülüklerin de görüşmelerle ötelenmiş olmasıdır.
BOTAŞ'ın Rusya'dan aldığı doğalgaza ilişkin üç ayrı anlaşmadaki fiyatlar
birbirinden farklıdır. TURUSGAZ I ve II anlaşmaları, aynı hattı kullanan GAZEXPORT
anlaşmasından 11–13,5 dolar/1 000 metreküp kadar pahalı imzalanmış, bu durum 2002
sonuna kadar ülkemiz aleyhine yaklaşık 240 000 000 dolar fark yaratmıştır.
TETAŞ tarafından üstlenilen alım garantili sözleşmelerdeki aşırı yüksek enerji
fiyatlarını dengelemek amacıyla, en fazla 5 yıl süreyle, kamu elindeki santrallerde (EÜAŞ)
üretilen ucuz elektrik TETAŞ'a tahsis edilmiştir. Ne var ki ekonomik gerçeklerden kopuk
biçimde yüksek düzeylerde bulunan enerji fiyatları, bütün arz fazlasına karşın piyasayı yeni
üreticiler için çekici hale getirmektedir. Serbest tüketicilere piyasa fiyatının biraz altından
enerji satabilmeyi amaçlayan bu yeni üreticilere ruhsat verildiğinde, TETAŞ kaynaklı
enerjiye talep daha da azalacak; bu durumda alım garantisi olmayan EÜAŞ üretimi
kısılacak ve dolayısıyla TETAŞ'ın şimdiki paçal fiyat yapısı da bozularak enerji fiyatları
daha da yükselecektir. Bu kısır döngü, elektrik enerjisi arz ve talebinin gerçekten
dengeleneceği 2008–2010 yılına kadar sürecektir.
YİD, Yİ ve İHD projelerinde kamu yararını gözetmeyen, hatalı ve usulsüz çok
sayıda işlem ve uygulama belirlenmiştir. Bunlar;
Yap-işlet-devret projeleri yapılabilirlik raporlarına özen gösterilmemiştir. Bunlar
yönetmeliğe aykırı, yüzeysel biçimde hazırlanmış, bazı projelerin yapılabilirlik raporu ise
hiç alınmamıştır. Mevcut yapılabilirlik raporları yönetmelikteki standartlara uymamakta,
projeyi değerlendirmek için gerekli bilgileri içermemektedir. Bakanlık, verilmeyen raporları
şirketlerden istemediği gibi, eksik bilgi içeren raporları da kontrol etmemiştir.
Görevlendirme kararları yapılabilirlik raporlarına dayanmamıştır.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
12
Yapılabilirlik raporları hazırlanırken gerçek bir finansman planı hazırlanmamış;
finans kuruluşlarının niyet mektuplarıyla yetinilmiştir. Teklif edilen kredi faiz oranları ve
masrafların gerçekliği tartışmalıdır. Hazine kayıtlarına göre bazı projelerde gerçekleşen
faiz oranları yapılabilirlik raporlarında belirtilenden daha düşüktür.
Enerji birim fiyatının ana öğelerinden birini oluşturan yatırım tutarları konusunda,
hemen bütün uygulamalarda şirketlerin bildirimlerine itibar edilmiş, bunların doğruluğu
araştırılmamıştır. Bakanlık, kendi yaptığı çalışmalardaki birim yatırım maliyeti ile
şirketlerin sunduğu maliyeti karşılaştırıp aradaki farkı bile belirlememiştir. Bazı projelerde
yatırım tutarları şirketler tarafından hiç bildirilmemiş; buna rağmen, nasıl saptandığı
belirsiz enerji fiyat teklifleri Bakanlıkça kabul edilerek sözleşmeler imzalanmıştır.
Gerçek miktarının üzerinde bildirilen yatırım tutarları, elektrik tarifelerinin yüksek
olmasının en önemli nedenini oluşturmuştur.
Evvelce gerçekleştirilmiş benzer uygulamaların, maliyet fiyatlarından; bazı
santrallerin inşaat, elektrik, makine, proje ve mühendislik belgelerinden yararlanarak, fiilî
ölçümlerle yaptırılan hesaplamalardan, Hazine Müsteşarlığından alınan kredi ve teşvik
bilgilerinden, yine Hazine Müsteşarlığınca teşvik belgeleri kapatılmış projelerdeki ekspertiz
raporlarından elde edilen sonuçlar; hemen bütün projelerde yatırım tutarlarının şirketler
tarafından gerçeğin çok üzerinde bildirildiğini ortaya koymuştur.
Bildirilen yatırım tutarları içinde, maliyete eklenmemesi gereken öğeler yer
almıştır. Teşvik uygulamalarından ve yatırım indiriminden yararlandığı için vergi ödemesi
söz konusu olmayan şirketlerin maliyet hesaplarında vergi kalemlerinin yer aldığı; "etüt-
proje harcamaları", "diğer harcamalar" gibi başlıklar altına ilgisiz harcamaların
konulduğu, grup şirketlerine nedeni bilinemeyen büyük tutarlı kaynaklar aktarıldığı
görülmüştür. 552 000 000 dolar yatırım tutarlı bir projede 160 000 000 dolar etüt-proje
harcaması bildirilmiştir. Proje tutarının yüzde 80'ini global olarak "diğer harcamalar"
kalemi içinde gösteren örnekler vardır.
Teşvik belgelerinin Hazine Müsteşarlığınca yönetime uygun biçimde ve süresi
içinde kapatılmadığı, buna bağlı olarak yatırım maliyetlerinin gerçekliğinin bu aşamada da
denetlenmediği görülmüştür.
Özkaynağın ve projenin iç kârlılık oranları konusunda da şirket bildirimleriyle
yetinilmiş, bu bildirimler Bakanlıkça kontrol edilmemiştir. İç kârlılık oranlarının şirketler
tarafından düşük gösterildiği, yapılan hesaplamalardan anlaşılmaktadır.
Doğalgaz santrallerinde BOTAŞ'ın zamanında gaz sağlama yükümlülüğünü yerine
getirememesinden dolayı Elektrik Enerjisi Fonu (EEF) kaynaklarından 4 santrale toplam
125 897 420 dolar ödeme yapılmak zorunda kalınmıştır, denilmektedir. Söz konusu
ödemenin, BOTAŞ'ın hukuken ödeme yapamayacağının anlaşılması üzerine, Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanlığının 21.06.2000 tarih ve 12228 sayılı yazısı üzerine, Bakanlar Kurulu
kararı ile Elektrik Enerjisi Fonu Yönetmeliğinin 12 nci maddesinin (b) bendi 23.08.2000
tarihinde yapılan değişiklikle sel, yangın, deprem, sıcak savaş halleri gibi mücbir sebep
halleri arasında "ikincil yakıtla çalışabilen doğalgaz santrallerinin, ikincil yakıta geçmeleri
için Bakanlıkça talimat verilmesi" hususu ilave edilerek yapılmış olması dikkate
alındığında, hukuken imkân olmadığı ve mücbir sebep hali de söz konusu olmadığı halde,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
13
ikincil yakıta geçme talimatını vermesi nedeniyle Cumhur ERSÜMER görevini kötüye
kullanmış olmaktadır.
Yukarıda açıklandığı üzere; "Ek mektup" imzalanırken, dayanağı olan 1996 yılında
imzalanan anlaşmanın hilafına, eski anlaşma tarih-sayısını taşımakla birlikte, önceki
anlaşmadaki formülü değiştirme fiili nedeniyle Enerji ve Tabiî Kaynaklar eski Bakanı M.
Cumhur ERSÜMER hakkında devlet alım-satımına fesat karıştırma suçunu düzenleyen Türk
Ceza Kanunu’nun 205 inci maddesinden; ayrıca, bakanlıklarında uygulanan enerji
politikalarının; gerek Devlet Denetleme Kurulu gerekse Hazine Müsteşarlığı raporlarında
açıklanan yanlışlık ve usulsüzlüklerin ve yol açtığı kamu zararının ortaya konulması ve bu
konuların soruşturulması için Başbakanlıktan talepte bulunulması nedeniyle; dönemin
Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanları olan M. Cumhur ERSÜMER ve Türkiye aleyhine
olduğu bilinerek yapılan fiyat indirimi nedeniyle Zeki Çakan haklarında, görevlerini gereği
gibi yerine getirmedikleri gibi, ilgili kurum ve kuruluşların uyarılarını da dikkate almayarak
kamuyu zarara uğratmaları fiilinden Türk Ceza Kanununun görevi ihmal ile görevi kötüye
kullanma suçlarını düzenleyen 230/2 ve 240 ıncı maddeleri uyarınca Anayasanın 100 üncü,
İçtüzüğün 107 nci maddesi gereğince Meclis soruşturması açılmasını arz ve teklif ederiz.
İlgili bütün raporlar soruşturma komisyonu kurulduğu takdirde komisyona
sunulacaktır.”
―Sanıklar hakkında Samsun milletvekili Haluk KOÇ ve 55 Milletvekili tarafından
verilen önerge aynen şöyledir:
“TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
Yolsuzlukların sebeplerinin, sosyal ve ekonomik boyutlarının araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırması Komisyonu (10/9)
raporunda açıklandığı üzere;
Doğalgaz anlaşmalarında:
1970'li yıllarda yaşanan petrol krizinden sonra bütün dünyada olduğu gibi
ülkemizde de alternatif enerji kaynakları arayışlarına başlanmıştır. Ülkemizde doğalgaz ilk
kez 1976 yılında TPAO'nun Trakya ve Çamurlu sahalarında üretiminin başlamasıyla,
birkaç sanayi tesisinde kullanıma sunulmuştur. Doğalgazın değişik sektörlerde daha geniş
kullanıma sunulması çalışmaları doğrultusunda, ülkemiz rezervlerinin yetersiz kalması
nedeniyle öncelikle doğalgaz rezervlerine sahip komşu ülkelerle müzakerelere başlanmıştır.
Türkiye ile eski SSCB arasında 1984 yılında çerçeve, 1986 yılında ticarî anlaşma
imzalanmış ve bu kontrat gereğince 1987 yılı itibariyle doğalgaz ithalatı başlamıştır.
Ülkemizde yaşanan ekonomik krizlerin sanayi sektörünü etkilemesi nedeniyle,
tüketimin bir miktar azalması söz konusu olabilirse de, doğalgaz tüketim gerçekleşmeleri ile
tahminlerdeki sapmaların, gerçekçi olmayan aşırı talep tahminleri yapılmasından
kaynaklanmıştır.
Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı, 1990 ve 1995 yıllarında yaptığı gaz talep ve
tahmin çalışmalarında 2010 yılı için ihtiyacımızı 19 ve 31 milyar metreküp olarak tespit
etmiştir. Devlet Planlama Teşkilatı ise, bu ihtiyacı, 2010 yılı için 30, 2020 yılı için ise 38 ilâ
40 milyar metreküp olarak tespit etmiştir. BOTAŞ'ın 1995 yılı sonu itibariyle yaptığı
doğalgaz talebi tahminleri ise 2010 yılı için 17 ilâ 25, 2020 yılı için ise 38 ilâ 40 milyar
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
14
metreküptür. Mavi Akım Projesinin gündeme gelmesiyle, Enerji Bakanlığının rakamları,
2010 yılı için 55, 2020 yılı için ise 82 milyar metreküp olarak değiştirilmiştir.
DPT Müsteşarı Orhan GÜVENEN'in Ekim 1999'da görevden ayrılmasından önce,
DPT'nin rakamları da Enerji Bakanlığıyla uyumlu hale getirilmiştir. Oysa dönemin DPT
Müsteşarı Orhan GÜVENEN'in 30 Haziran 1999'da Enerji Bakanlığına gönderdiği yazıda,
özetle; "Müsteşarlığımızca yapılan çalışmada, 2005 yılı itibariyle elektrik enerjisi
sektöründe yaklaşık 15 milyar metreküp doğalgaz ihtiyacı gözükmesine karşılık, BOTAŞ
Genel Müdürlüğü tarafından 2005 yılı için aynı amaçla 30 milyar metreküp gazın
tüketilmesinin planlandığı ve buna göre gaz alım bağlantılarına gidildiği görülmektedir. Bu
durumda, 2005 yılında, yine yaklaşık 15 milyar metreküp gazın ihtiyaç olmaması nedeniyle
tüketilemeyeceği ve bedelinin "take or pay" (al veya öde) şeklindeki anlaşmalar gereğince
ödenmek durumunda kalınacağı, gazın tüketilmek istenmesi halinde de gereksiz santral
yatırımlarına girileceği anlaşılmaktadır. Bu nedenle, BOTAŞ Genel Müdürlüğü tarafından
ortaya konmuş olan tablonun gözden geçirilerek ihtiyaç olmayan santral projelerinin
listelerden çıkarılmasında, buradan hareketle, yıllar itibariyle, ülkemizin doğalgaz
ihtiyacının, konut ve sanayi sektörlerinin ihtiyaçları da dikkate alınarak, gerçekçi bir
şekilde belirlenmesinde ve doğalgaz alım anlaşmaları ile iletim ve dağıtım projelerinin
buna göre planlanmasında ve yapılmasında ülkemizin menfaatinin bulunduğu; aksi
takdirde, sağlıksız gözüken doğalgaz planlama çalışmalarının, gelecekte, ekonomiye ciddî
bir yük getireceği anlaşılmaktadır" denilmektedir.
DPT'nin 30 Haziran 1999 tarih ve 260/2253 sayılı yazısının 4 üncü sayfasında yer
alan açıklamaları, enerji planlaması çalışmalarının ciddiyetle yapılmadığı, Bakanlığın
listelerinde yer alan birçok projenin değerlendirmeye alınmasının mümkün olmadığı,
BOTAŞ Genel Müdürlüğü tarafından gönderilen birçok bilginin, eski çalışmalara dayanan,
geçerliliği kalmayan bilgiler olduğu, DPT elemanlarıyla yapılan çalışmalarda aynı kuruluş
elemanlarınca dile getirilen kendi bilgileriyle çeliştiği, toplantılar sonucu gündeme
getirilmeyen bazı projelerin eklendiği ve birçok projenin tamamlanma tarihlerinin gerçekçi
olmadığının müşahede edildiği, örneğin, Mavi Akımda 2000 yılında gaz alınabileceği
tahmininin gerçekçi olmadığı, İran'dan alınan gazın Iğdır'da kurulacak 500 megavatlık
santralle eliminesi öngörüsünün mümkün olmadığı; zira bu santralin yapımının 2004'te
öngörüldüğü, Denizli doğalgaz santralinin de aynı şekilde planlandığı ve burada da 2009
yılına kadar elektrik enerjisine ihtiyaç duyulmadığı halde planlandığı, kısacası, öngörülen
elektrik tahmin tüketimleri ile doğalgaz tahminlerinin hayalî olarak yükseltildiği
belirtilmiştir.
Dünya Enerji Ajansı, Dünya Bankası ve büyük enerji şirketleri, 2000 yılı itibariyle,
2010 yılında Türkiye'nin doğalgaz ihtiyacını 35 milyar metreküp civarında tahmin
etmişlerdir.
Mavi Akım olarak isimlendirilen anlaşmaya göre; ülkemize 2001 yılında 2 milyar
metreküple başlamak üzere, yıllar içinde giderek artan bir biçimde 2008'de 16 milyar
metreküp gazın transferi amaçlanmıştır.
Türkiye'nin enerji ve buna bağlı gaz talebinin yüksek hesaplanması, plansız olarak
santral inşa taahhüdüne girilmesi, buna bağlı olarak kısıtlı kaynakların, gereksiz ya da
gereğinden fazla yatırımlara yönlendirilmesi, devlet adına gaz temin taahhüdünde
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
15
bulunulması nedenleriyle bu anlaşma yapılırken Türkiye'nin temel stratejik çıkarlarının göz
önüne alınmadığını söylemek mümkündür.
Doğalgaz anlaşmalarıyla ilgili süreç aşağıdaki gibi gelişmiştir.
Batı Hattından Rus Doğalgazı Alınması Sürecindeki Gelişmeler:
BOTAŞ ile GAZEXPORT arasında yapılan 14.2.1986 tarihli sözleşmeye göre, 1987
yılından beri Rusya Federasyonundan (o zamanki adıyla SSCB) doğalgaz satın
alınmaktadır. Rusya Federasyonu, doğalgazı, RAO-GAZPROM adlı ana şirkete bağlı bir
ihracat şirketi olan GAZEXPORT eliyle satmaktadır.
Anlaşmanın fiyat revizyonu maddesinde, fiyat revizyonuna ilişkin koşullar
belirlenmektedir. Bu maddede yer alan hükümler aşağıda verilmektedir: Taraflar, Batı
Avrupa Enerji Pazarında, fiyatı etkileyen, tarafların kontrolü dışında oluşmuş bir değişiklik
olduğunda ve/veya fiyat formülünden çıkan fiyat bu gelişmeleri yansıtmıyorsa, yazılı ve
nedene dayalı bildirimde bulunarak fiyat revizyonu isteme hakkına sahiptir. Taraflar fiyat
revizyonunu yaparken Batı Avrupa'daki uzun dönemli ve büyük miktarlı anlaşma fiyatlarını
dikkate almak zorundadırlar. Ancak, doğalgaz fiyatı, her halükârda, Türkiye'de enerji
pazarında doğalgaza rakip yakıtlarla rekabet edebilir seviyede olmak zorundadır. Taraflar,
doğalgaz teslimatları başlamadan 6 ay önce ilk fiyat revizyonunu talep edebilir. Doğalgaz
teslimatının başlangıç tarihinden itibaren her iki tarafın da ilk 10 yılda ikişer defa ve ikinci
10 yılda ise yine ikişer defa fiyat revizyon isteme hakları olup, iki fiyat revizyonu arasında
en az üç yıllık bir süre olmak zorundadır. Taraflar aksini kararlaştırmadıkça, yukarıda
belirtilen süre kısıtları dikkate alınmadan fiyat revizyonu yapılamaz.
Bu çerçevede, ilk fiyat revizyonu, BOTAŞ tarafından, gaz alım başlangıcından önce
talep edilmiş ve kontrattaki fiyat formülü hiç uygulanmadan fiyat revize edilmiştir. 1
Haziran 1987 tarihinden itibaren geçerli olan fiyat revizyonuyla, BOTAŞ tarafı fiyatı
yaklaşık yüzde 19 oranında indirmiş bulunmaktadır. (30 Temmuz 1987 tarihli Addendum
No: 1) Bu indirim hesabı 1987–1994 yılları arasındaki ortalama fiyatlardan yapılmıştır.
İkinci fiyat revizyonu, Rus tarafının talebi üzerine, 1.1.1994 tarihinden itibaren
geçerli olmak üzere yapılmıştır. Bu revizyonla, fiyat, 1.1.1994 itibariyle yaklaşık yüzde 25
oranında artırılmış olup, 1994'ten 2002 dördüncü döneme kadarki fiyatların
ortalamalarından hesaplandığında, yaklaşık yüzde 10'dur. (24.3.1994 tarihli Addendum
No:2) Yine, 24.3.1994 tarihinde imzalanan protokolle, 1994–1995 yılları için her 1 000
metreküp başına 3 dolar ilave yapılmıştır. (24.3.1994 tarihli Protokol) 24.3.1994 tarihinde
imzalanmış olan protokolle, alım fiyatı, 54,06 Amerikan Doları/1 000 santimetreküpten,
formülde yapılan değişiklikle yüzde 25 oranında artırılarak, 67,52 Amerikan Doları/1 000
santimetreküpe çıkarılmış, buna ilave olarak, 1992–1995 yılları arasında (önceki döneme
ilişkin sağlıklı kayıtlar bulunamamıştır) teslim basıncından kaynaklanan 13 235 780
Amerikan Doları alacaktan vazgeçilmiştir. Ancak, bu değişikliklerin yapılabilmesi
hususunda, her iki belgeyi imzalayan Genel Müdür Hayrettin Uzun ve Doğalgaz Daire
Başkanı Gökhan Yardım'ın önceden yetkilendirilmedikleri anlaşılmıştır.
Zira14.02.1986 tarihinde SOJUZGAZEXPORT'la imzalanan yılda 6 milyar
metreküp doğalgazın alımına ilişkin sözleşmenin 12 nci maddesi yedinci bendi gereğince,
sözleşmenin geçerlilik kazanabilmesi için BOTAŞ Yönetim Kurulunun onayı gerektiğinden,
hukukî tabiriyle "usulde ve yetkide paralellik" ilkesi gereğince, sözleşmede yapılacak her
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
16
türlü değişikliğin de hukuken geçerlilik kazanabilmesi için, bu değişikliklerin de BOTAŞ
Yönetim Kurulunun onayına sunulması veya bu belgelerin imzalanması hususunda önceden
yetki verilmesi gerekmektedir.
BOTAŞ ve GAZEXPORT arasında 24.3.1994 tarihinde imzalanan bu zeyilnamede,
anlaşma kapsamında, daha önce, 30.7.1987 tarihinde yapılan Zeyilname I'de değiştirilmiş
bulunan 5 inci maddenin tekrar tadili yapılmış ve sözleşmenin fiyat formülü yeniden
belirlenmek suretiyle, fiyat revizyonu gerçekleştirilmiştir. Aynı protokolle, 1994–1995
yılları için, her 1 000 metreküp başına 3 dolar ilave yapılmıştır.
Yukarıdaki gelişmelerden de görüleceği üzere, bu oranda artış şartlarının oluşup
oluşmadığına bakılmaksızın, doğalgaz fiyatının yüzde 25 oranında artırıldığı, buna ilave
olarak, fiyata 3 dolar ilave edildiği, bunlarla birlikte, sözleşme gereği BOTAŞ'a ödenmesi
gereken 13.235.780 Amerikan Doları alacaktan da vazgeçildiği görülmektedir. Ayrıca,
1992 yılından önceki dönemde de, kayıtların sağlıklı tutulmamasından dolayı, kayıplar
olabileceği düşünülmektedir.
Bu tutarlara ilave olarak, TURUSGAZ’ın; 7.500.000.000 metreküp/yıl doğalgaz
alımına ilişkin ilk sözleşmesi kapsamında hesaplanan ve bakiye kalan tutar olan 1.875.816
Amerikan Doları ilave edildiğinde, TURUSGAZ firmasından, 2000 yılsonu itibariyle bakiye
indirim tutarları alacağımız toplam olarak 1.958.044 Amerikan Dolarına ulaşmaktadır.
Doğalgaz alım sözleşmelerinin ilgili hükümlerinden kaynaklanan teslim basıncı ve
eksik miktarlara ilişkin indirim tutarlarının, satıcılar tarafından, öngörülen dönemlerdeki
faturalarda gösterilmemiş olması, genel anlamda, sözleşmeye aykırı bir durum teşkil
etmektedir.
Yapılan ikinci fiyat revizyonunda, ülkemiz menfaatlerinin korunması yoluna
gidilmediği, Rus tarafının bu revizyondan fevkalade avantajlı çıktığı anlaşılmaktadır. Bu
revizyonu imza eden BOTAŞ Genel Müdürü ve Daire Başkanının Yönetim Kurulundan yetki
almadan bu işlemi yapmış olmaları da bu revizyonun normal bir revizyon olmadığını
göstermektedir.
Üçüncü fiyat revizyonu BOTAŞ tarafından Temmuz 2000 tarihinde talep edilmiş
olup, fiyat revizyon görüşmeleri 2002 yılı ağustos ayına kadar devam etmiş ve fiyat
indirimini de içeren bir paket halinde fiyat revizyon görüşmeleri 26 Ağustos 2002 tarihinde
imzalanan protokolle nihaî hale getirilmiştir. Bu protokol doğrultusunda anlaşmaya yönelik
yapılan zeyilnameler 23 ve 24 Eylül 2002 tarihlerinde imzalanmıştır.
Doğalgaz alım-satım sözleşmelerinde fiyat revizyonlarının hangi şartlarda ve nasıl
yapılacağı açıkça belirlenmiştir. Bu şartlar gerçekleştiğinde tarafların, her 10 yılda 3'er
yıldan az olmamak kaydıyla ikişer defa fiyat revizyonu isteme hakkına sahip olacakları,
fiyat revizyon görüşmelerinin 2–3 yıl gibi çok uzun sürelerde tamamlanabildiği, bu yüzden
istenilen fiyat indirimi veya artışlarının, tarafların birbirlerine fiyat revizyonu isteklerini
yazılı bildirdikleri tarihten itibaren geçerli olduğu, bunun da geçmişte örneklerinin
bulunduğu ve Türkiye'nin gaz anlaşmalarının yürürlüğe girdiği 1987 yılından bu yana fiyat
revizyon isteklerinin üretici ülkeye bildirildiği tarihten itibaren fiyat indirimi ve/veya artışı
olarak yürürlüğe konulduğu bilinmektedir.
Ağustos 2002 tarihinde Rusya ile yapılan fiyat revizyonunda ise; Temmuz 2000
tarihinde BOTAŞ'ın, hem GAZEXPORT hem TURUSGAZ için fiyat indirimi isteğini yazılı
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
17
bildirdiği halde, BOTAŞ Yönetiminin bu durumu dikkate almadan, fiyat indirimini
anlaştıkları tarih olan Eylül 2002'den başlattığı, Temmuz 2000-Eylül 2002 tarihleri
arasında Rusya Federasyonundan 2 yıl 2 aylık toplu olarak alınması gereken yaklaşık 166
000 000 dolardan vazgeçildiği, fiyat indirimlerinin seçimlere yetiştirilmesi kaygısıyla düşük
oranda tutulduğu, indirim oranının ortalama yüzde yüzde 6 olduğu, 1994 yılında Ruslara
yüzde 25 fiyat artışı verildiği ve toplu para ödendiği, karşılıklılık ilkesine göre, en aşağı
yüzde 12-15 indirim alınmasının gerektiği, fiyat revizyonlarının bir sonraki fiyat
görüşmelerine kadar sürdüğü ve bu sürenin minimum 3 yıl olduğu sözleşmede yer almasına
karşın, yapılan fiyat revizyonunun Eylül 2002-1.1.2005 tarihleri arasında geçerli kılındığı;
yani, 2 yıl 4 ay gibi, kontrata uymayan bir süreyle sınırlandırıldığı; bundan da öte, yapılan
fiyat revizyonuyla, 01.01.2005 tarihinde, hiçbir görüşme ve müzakere yapmadan Ruslara
otomatik yüzde 6 gibi bir fiyat artışı verilerek bir sonraki fiyat pazarlığının bu fiyat
üzerinden yapılmasına imkân sağlandığı, kontrattaki 54 barlık basıncın 51 bara indirildiği;
bu nedenle, BOTAŞ'ın işletme masraflarının artacağı, BOTAŞ'ın da bu artışı nihaî tüketiciye
yansıtacağı, BOTAŞ asgarî alım taahhüdü kadar doğalgazı ancak alabilirken, bütün
rakamları, daha yüksek olan kontrat miktarından hesaplayarak elde edilecek kazançların
yüksek gösterildiği; buna ilave olarak, 10 yılda iki fiyat revizyon hakkının da tek fiyat
revizyonu kullanımına indirildiği anlaşılmıştır.
Mavi Akım Hattı:
15 Aralık 1997 tarihinde Başbakan Mesut Yılmaz, Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanı Cumhur ERSÜMER, Rusya Federasyonu Başkanı V. ÇERNOMİRDİN ve Rusya
Federasyonu Enerji ve Yakıt Bakanı S. KİRİYENKO arasında, Türkiye Cumhuriyeti
Hükümeti ile Rusya Federasyonu Arasında Rus Doğalgazının Karadeniz Altından Türkiye
Cumhuriyetine Sevkıyatına İlişkin Anlaşma imzalanmıştır.
Anlaşmaya göre: "Söz konusu doğalgaz boru hattı, Rusya Federasyonunun
topraklarında ve Karadeniz'in altında RAO GAZPROM tarafından; Türkiye Cumhuriyetinin
topraklarında ise, RAO GAZPROM’un ana inşaat şirketi ile Türk şirketlerinin oluşturacağı
bir konsorsiyum tarafından inşa edilecektir."
Rus şirketi STROYTRANSGAZ, BOTAŞ'a, 18 Aralık 1997 tarihli bir mektup
yazarak, Turan HAZİNEDAROĞLU İnşaat ve Ticaret AŞ ve ÖZTAŞ İnşaat ve Ticaret AŞ
firmalarıyla bir konsorsiyum (OHS Konsorsiyumu) kurduğunu bildirmiştir. 2 Aralık 1997
tarihinde -Rusya Federasyonu ile henüz anlaşma imzalanmadan önce- kurulan bu
konsorsiyumun lideri Stroytransgazdır. Henüz sözleşme yapılmamış olduğundan, 29
Ağustos 1997 tarihli anlaşmada, inşaatın kimler tarafından yapılacağı hususu
kararlaştırılmamıştır. Esasen, iki ülke Enerji Bakanlıkları arasında imza edilmesi gereken
ve Mavi Akım Anlaşması gibi çok boyutlu ve çok önemli bir anlaşmanın devletin üst
kademelerinin bilgisi dışında ve onayı olmadan, kamuoyunda tartışmaya açılmadan, RAO-
GAZPROM Yönetim Kurulu Başkanı ile TC Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Cumhur
ERSÜMER tarafından imza edilmiştir.
Mavi Akım fiyat formülüyle ilgili gelişmeler:
29 Ağustos 1997 tarihinde Rus Doğalgazının Karadeniz'den Türkiye'ye Teslimatına
İlişkin İşbirliği Anlaşması, dönemin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Cumhur ERSÜMER
ile GAZPROM yetkilileri arasında imzalanmıştır. İşbirliği Anlaşmasında "taraflar,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
18
doğalgaz fiyatının Samsun teslimi olarak 10 Aralık 1996 tarihinde GAZEXPORT ile
TURUSGAZ’ın müstakbel ortakları arasında imzalanan kontrattaki fiyat ve fiyat
formülünden daha yüksek olmayacağına karar vermişlerdir" hükmü bulunmaktadır.
Bu doğrultuda, 24 Eylül 1997 ve ayrıca 3 Ekim 1997 tarihlerinde BOTAŞ ve
GAZEXPORT, Mavi Akım Doğalgaz Alım Satım Anlaşmasının fiyat maddesini, 10 Aralık
1996 tarihli GAZEXPORT ile TURUSGAZ’ın müstakbel ortakları arasındaki Doğalgaz
Alım Satım Anlaşmasında fiyat maddesinde yer alan fiyat formülü doğrultusunda
belirleyerek paraflamışlardır. Burada yer alan fiyat formülünde yüzde 3,5 kükürtlü fueloilin
baz değeri, F01 olarak yer almaktadır. Fiyat maddesinin tanımlar kısmında yüzde 3,5
kükürtlü fueloilin baz değeri, F00 olarak ve sabit bir katsayı olarak tanımlanmaktadır. (24
Eylül 1997 tarihli paraflı metin, 3 Ekim 1997 tarihli paraflı metin)
15 Aralık 1997 tarihinde Rus Doğalgazının Karadeniz Altından Türkiye
Cumhuriyetine Sevkıyatına İlişkin Hükümetlerarası Anlaşma imzalanmıştır.
Hükümetlerarası Anlaşmanın 2 nci maddesi kapsamında "Rusya Federasyonundan
Türkiye'ye Karadeniz altından döşenecek boru hattı ile ilave 16 milyar metreküp doğalgaz
teslimatının teknik, ticarî, idarî ve uygulama koşulları, işbu hükümetlerarası anlaşma ve 29
Ağustos 1997 tarihli Rus Doğalgazının Karadeniz'den Türkiye'ye Teslimatına İlişkin
İşbirliği Anlaşması çerçevesinde BOTAŞ ve VEP, GAZEXPORT-RAO GAZPROM arasında
imzalanan alım satım kontratı ile belirlenecektir" hükmü bulunmaktadır.
Hükümetler arası Anlaşmanın, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 1 Nisan
1998 tarihli ve 4357 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunmuş ve 30 Nisan 1998
tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından 12 Mayıs 1998 tarihli Resmî Gazetede
yayımlanmıştır.
15 Aralık 1997 tarihinde Mavi Akım Doğalgaz Alım Satım Anlaşması imzalanmıştır.
Doğalgaz Alım Satım Anlaşmasının fiyat maddesi içinde yer alan fiyat formülü, 29 Ağustos
1997 tarihli İşbirliği Anlaşması ve 15 Aralık 1997 tarihli Hükümetler arası Anlaşma
doğrultusunda belirlenmiştir. Bu anlaşmadaki fiyat formülünde yüzde 3,5 kükürtlü fueloilin
baz değeri, FO1 olarak yer almaktadır. Fiyat maddesinin tanımlar kısmında yüzde 3,5
kükürtlü fueloilin baz değeri F00 olarak ve sabit bir katsayı olarak tanımlanmaktadır.
GAZEXPORT ile BOTAŞ arasında 15 Aralık 1997 tarihinde imzalanan Doğalgaz
Alım Satım Anlaşması kapsamında 2003 yılı şubat ayında gaz alımı başlamıştır. Anlaşma
çerçevesinde ilk fatura BOTAŞ'a geldiğinde, anlaşmada yer alan formül fiyatı ile
GAZEXPORT ve SNAM TRADİNG B.V. tarafından gönderilen fatura fiyatları arasında
farklılık olduğu tespit edilmiştir. BOTAŞ tarafından faturalara itiraz edilerek, ödemeler Gaz
Alım Satım Anlaşmasında yazan mevcut formül fiyatı üzerinden yapılmıştır. Öte yandan, söz
konusu anlaşmanın başlangıç döneminde, alıcı tarafına verilmiş olan gaz alımı konusundaki
esneklik dikkate alınarak, 12 Mart 2003 tarihinde gaz alımı durdurulmuştur. Hâlihazırda
gaz alımı yapılmamaktadır.
29 Ağustos 1997 tarihinde imzalanan anlaşma, iki ülke arasında yapılan sözleşme
niteliğinde olmayıp, bir şirketin yönetim kurulu başkanı ile bir ülkenin bakanı arasında
imzalanan mutabakat zaptı nitelikli, ileriye yönelik kesin olmayan taahhütler içeren bir
metindir. Ülkemiz üst düzey yöneticileri ile diğer ülkelerin üst düzey yöneticileri arasında
buna benzer birçok anlaşma imzalanmıştır. Sözleşme niteliğinde olmayan bir metinle,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
19
sözleşmenin ana unsurları sayılabilecek alım miktarı ve teslimat süreleri, doğalgazın fiyatı,
hatta hangi tarihte sözleşme imzalanacağı hususlarına yer verilmiştir.
Bu anlaşmada, Mavi Akım Projesi kapsamında alınacak gazın fiyat formülünün; 10
Aralık 1996 tarihinde, TURUSGAZ’ın müstakbel ortakları olarak BOTAŞ ve Gama
GAZPROM ve GAZEXPORT arasında imzalanan anlaşmadaki fiyat formülüne göre
belirleneceği ve fiyatın her halükârda bu fiyatı geçmeyeceği belirlenmiştir.
18 Şubat 1998 tarihinde hazırlanıp 10 Aralık 1996 tarihi konulan ve Turusgazın
yüzde 35 hissesine sahip (altın hisse) BOTAŞ (Türkiye) yetkililerinin imzası bulunmayan
sahte bir belgeyle, GAZEXPORT ile TURUSGAZ arasındaki formülün GAZEXPORT lehine
yeniden düzenlendiği, buna bağlı olarak TURUSGAZ ile BOTAŞ arasındaki Doğalgaz Alım-
Satım Anlaşmasında yer alması gereken formülün de 18 Şubat 1998 tarihli Side Letter'da
değiştirilen haliyle yer aldığı; ancak, Side Letter metninde formülün değiştirildiğine veya
yeniden düzenlendiğine dair herhangi bir ibare bulunmadığı anlaşılmıştır.
10 Aralık 1996 tarihinde imzalanan anlaşmayla TURUSGAZ’ın müstakbel
ortaklarıyla GAZEXPORT arasında kararlaştırılan fiyat formülünün Mavi Akım kanalıyla
alınacak doğalgaz için de uygulanacağı bilinmesine rağmen, doğalgaz transferi başlayıp ilk
fatura düzenlenene kadar Rusya tarafından herhangi bir itiraz ya da formülde revizyon
iddiası gündeme gelmemiştir.
Mavi Akım Anlaşmasının 4üncü maddesine baktığımızda "Rusya Federasyonundan
Türkiye Cumhuriyetine sevk edilen doğalgaz, tarafların karşılıklı mutabakatı olmaksızın
üçüncü ülkelere ihraç edilemeyecektir" hükmü yer almaktadır. Rusya, Türkmenistan'dan
doğalgazı alacak, istediği miktarda Türkiye'ye verebilecek, bu anlaşma gereği, Türkiye bu
gazı Rusya'nın oluru ve onayı olmadan bir başka ülkeye pazarlayamayacaktır.
Mavi Akım Projesi, Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra, Rusya
Federasyonunun, kaybedilenlerin kazanılması doğrultusundaki devlet politikası gereği ve
bu politikanın bir parçası olarak yürürlüğe konulmuş projedir kanaatine varılmıştır.
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü uygulamaları:
Komisyonca yapılan incelemede, bazı baraj inşaatlarında yüzde 400-696'lara varan
keşif artışlarının olduğu, istisnasız bütün işlerde yüksek oranlarda keşif artışı olduğu, DSİ
Genel Müdürlüğünün açıklama notunda "bazı projelere 2002 yılında keşfi dolmadan ilave
keşif artışı verilmesinin sebeplerinin politik olduğu düşünülmektedir" belirtildiği, dikkat
çeken başka bir hususun ise yüzde 30 üzeri keşif artışlarının temel, tünel ve mücbir sebeple
verilmesi gerekirken, Proje ve İnşaat Dairesi Başkanlığında 57 işte, İçme Suyu ve
Kanalizasyon Dairesi Başkanlığında 20 işte, Barajlar ve HES Dairesi Başkanlığında 56 işte
yüksek oranlarda keşif artışı olduğu, keşif artışlarının bu kadar yüksek çıkmasının tek
açıklamasının işlerin projelerinin sağlıksız olduğu ve keşif artışı uygulamasının
suiistimaliyle açıklanabileceği, yapılan bu uygulamayla bazı müteahhit firmalara ihalesiz
olarak yüksek miktarlarda ilave iş verilmiş olduğu, yapılan bu uygulamanın haklı olarak
bazı firmaların kayırıldığı, bürokratların ve siyasîlerin bu uygulamadan çıkar sağladığı
yönündeki iddiaları gündeme getirdiği, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Hilmi GÜLER'in
Komisyonumuza verdiği "son dönemde verilen keşif artışlarının birkaç milyar dolar olduğu"
beyanının olduğu, Komisyonumuza haricen intikal eden bilgiler incelendiğinde, dış kredili
ve protokollü işler hariç, 1990 yılında 2, 1991 yılında 2, 1992 yılında 6, 1993 yılında 1,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
20
1994 yılında 3, 1995 yılında 1, 1996 yılında 4, 1997 yılında 6, 1998 yılında 16, 1999 yılında
13, 2000 yılında 15, 2001 yılında 11, 2002 yılında 25 adet keşif artışı yapıldığı, son beş
yıldaki keşif artışlarının dolar cinsinden değerinin, sırasıyla, 1998 yılında 277 884 786,
1999 yılında 105 333 248, 2000 yılında 659.419.557, 2001 yılında 157.170.808, 2002
yılında 1.117.440.514 Amerikan Doları olduğu, yine, Komisyonumuza intikal eden
bilgilerden, keşif artışlarının kaynakları olarak; keşif artışının projeye faydası ve
rantabilitesi olmadığı, keşif artış taleplerinin teknik zorunluluklardan kaynaklanmadığı,
yeni fiyat uygulamalarının gerçeği yansıtmadığı, iş programında kasıtlı olarak hata
yapıldığı, bu hataların keşif artışına neden olduğu, işin sözleşmesinde olmayan işlerin
kapsama alındığı, planlama ve kati proje aşamasında hata olduğu hususlarının gösterildiği,
yapılan işlemlerin kasıtlı olduğunun en büyük göstergesinin yüzde 30 üstü keşif artışlarının
keşif dolduktan sonra verilmesi gerekirken, çoğu işte işe başlandıktan hemen sonra veya
yüzde 100 keşifleri dolmadan keşif artışı yapıldığı, eğer bu keşif artışları kapsamındaki işler
ihaleli olarak yapılmış olsaydı, ihaleli işlerin indirim oranlarının yüzde 40–50 civarında
olduğu göz önüne alındığında, devletin en az 2 milyar dolar kazancının olacağı, örneğin,
programda olmamasına rağmen 1998 yılında acilen programa alınan Kiğı Barajı 20 trilyon
keşifle 2886 sayılı Kanunun 44 üncü maddesine göre ihale edildiği, ihaleyi yüzde 15
tenzilatla ÖZALTIN Firmasının aldığı, yüzde 100 keşif dahilindeki işler tamamlanmadan
yüzde 373,15 keşif artışı verildiği, yani müteahhit firmaya 60,331 trilyonluk işin ihalesiz
olarak noter masrafı bile yapılmadan verildiği, bu işin bugünkü fiyatlarla değerinin
yaklaşık 550 trilyon olduğu, ilanlı işlerde yüzde 40 civarında ortalama tenzilat göz önüne
alındığında, devletin kaybının 550x(40–15) = 1 400 trilyon olduğu, başka bir örneğin ise
Atasu Barajı olduğu, benzer büyüklükte bir iş deneyimi olmamasına rağmen işin Cengiz
İnşaata devredildiği, devredildikten sonra yüzde 394,3 keşif artışı yapıldığı, (30,625-
7,5)X6,76= 1,60 trilyonluk düşük tenzilatlı işin adı geçen firmaya keşif artışıyla verildiği,
benzer şekilde Çine Barajında yüzde 400 keşif artışı ile yaklaşık 400 trilyonluk işin ihalesiz
verildiği,
2886 sayılı Kanunda yüzde 30'dan sonraki keşif artışlarına olur verilmesindeki ana
gerekçenin ülke ekonomisine katkı yapacak acilen bitirilmesine ihtiyaç duyulan projelerin
yeniden ihale edilmesindeki zaman kayıplarını önlemek olduğu halde, yirmi iki yıldır
bitirilemeyen işler olduğu göz önüne alındığında keşif artışlarının amacına uygun
olmadığının açık olduğu, mevcut bütçe ödenekleriyle işlerin zamanında bitirilmesinin söz
konusu olmadığı, işlerin acilen bitirilmesine yönelik gerekçeler bulunmadığı görülmüştür.
Bu durumda, 2886 sayılı Kanuna aykırı olarak yapılan bu uygulamalarda
sorumluluğu bulunan ilgili bakanların ve bürokratların sorumluluğunun soruşturma
komisyonunca belirlenmesi gerekmektedir.
DSİ Genel Müdürlüğü uygulamalarıyla ilgili olarak Komisyonumuza intikal eden
diğer bir konu, hükümetler arası ikili işbirliği çerçevesinde kredili olarak yapımı ele alınan
baraj ve HES projeleridir. Bu kapsamda 29 adet baraj ve HES'in ihale yapılmaksızın
firmalara verildiği, firmaların kendi buldukları yabancı ortak ve kredi kuruluşlarıyla, baraj
ve HES projelerinin yüklenicisi oldukları, firmaların ön yeterliğe, benzer iş deneyimine ve
benzeri hususlarda denetime tabi tutulmadığı, baraj deneyimi olmayan Cengiz İnşaatın 3
adet proje aldığı, işlerin Bakanlar Kurulu Kararnamesine istinaden yapıldığı, kredilerinin
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
21
Hazine garantili olduğu, Hazine garantisi alındıktan sonra müteahhit firma ve ortaklarıyla
pazarlık yapılarak birim fiyatların tespit edildiği, pazarlık usulüyle tespit edilen fiyatlar
mukayese edildiğinde, fiyatların DSİ fiyatlarının 2–3 katı olduğunun görüleceği, bazı işlere
başlanıldığı, bazılarına ise başlanılmadığı, ihale usulüyle yapılsaydı işlerin yarı fiyatına
yapılabileceği, benzer uygulamanın sulama işlerinde de yapıldığı, Boziki ve Bozova
Sulamalarının bunlara örnek olduğu, sulama işlerinde hektar maliyeti DSİ fiyatlarıyla
4.000 dolarken, bu işlerde 10.000 dolar olduğu, ikili anlaşma adı altında yapılan bu işlerin
durdurulması ve iptal edilmesi gerektiği belirtilmektedir.
Komisyonumuza intikal eden başka bir DSİ uygulaması Aydın-Çine Barajı
inşaatıdır. İddialar arasında, işin ilk ihalesinin yüzde 51 tenzilatla Yüksel İnşaatta
kalmasına rağmen, ihalenin iptal edildiği, davet usulüyle yapılan ikinci ihalede işin çok
düşük tenzilatla ÖZKAR firmasına verildiği, bu işte sözleşme ve şartnameye aykırı olarak
yüksek keşif bedeli belirlendiği, mevcut devlet yolu değiştirilerek otoyol maliyetlerine yakın
fiyatla yol yapım parası ödendiği, tünel inşaatında önce tünel yapılacak yerin komple
kazıldığı, tünel yapıldıktan sonra üzerinin tekrar doldurulduğu, bu suretle gereksiz keşif
artışı ve fazla ödeme yapıldığı, kaya dolgunun beton dolguya dönüştürülerek
enjeksiyonlarla yüksek bedel ödendiği, özellikle yap-işlet-devret modeliyle yapılan baraj
sahalarındaki kamulaştırılma işlemlerinde hak sahiplerinin mağdur edildiği, bu hususta
DSİ Genel Müdürlüğünce gerekli önlemlerin alınmadığı anlaşılmıştır.
Yukarıda açıklanan tüm olaylar değerlendirildiğinde, ülkemizin enerji politikaları
konusunda yapılan doğalgaz anlaşmaları, doğalgaz santral işletme koşulları DSİ Genel
Müdürlüğü uygulamalarında dönemin Bakanlarının sorumluluğu ortaya çıkmaktadır.
Sonuç olarak:
1998 yılında imzalanan "Side Letter"da; doğalgaz alım sözleşmelerinin fiyat
formülünün değiştirilmesi nedeniyle, Mayıs 2003 sonu itibariyle, yaklaşık 388.000.000 USD
fazla ödenmesine sebebiyet verilmiş, anlaşmada 2 milyar metreküp olan alım taahhüdü 8
milyar metreküpe çıkarılmış, tarafların inisiyatifinde bulunan ve bir yıl olan alım taahhüdü
"gayri kabili rücu" olarak yirmi üç yıla uzatılmıştır. Bu "Side Letter"da Enerji ve Tabiî
Kaynaklar eski Bakanı Cumhur ERSÜMEr'in "şahit" olarak imzası bulunmaktadır.
Ancak, bu "Side Letter" imzalanırken, dayanak olan 1996 yılında imzalanan
anlaşmanın hilafına olarak, eski anlaşma tarih ve sayısını taşıyan ve önceki anlaşmadaki
formülü değiştirerek (Side Letter'daki formülü havi) yeni bir metin imzalanmıştır. Yapılan
bu işlemler ve mevcut bilgiler kapsamında olaylar değerlendirildiğinde, Enerji ve Tabiî
Kaynaklar eski Bakanı M. Cumhur Ersümer hakkında TCK'nın 205 inci maddesi,
Anayasanın 100 üncü, İçtüzüğün 107 nci maddesi uyarınca Meclis soruşturması açılması
kanaati oluşmaktadır.
Ayrıca, doğalgaz alım anlaşmalarında;
— Alım garantisi anlamına gelen "al ya da öde" (take or pay) yönteminin
uygulanması,
— Bu anlaşmalar kapsamında saptanan fiyat formülünün, daha sonra usulsüz
olarak Türkiye aleyhine değiştirilmesi,
— Mavi Akım hattının ihalesiz olarak OHS Konsorsiyumuna verilmesi,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
22
— Benzer işlere göre, yaklaşık 75 000 000 dolar daha pahalı yaptırılmasına
sebebiyet verilmesi,
Doğalgaz çevrim santrallerine gaz verilememesi halinde yüksek ceza ödenmesi
öngörülmesine karşılık, Rusya'nın doğalgaz sağlayamaması halinde, bu cezaların Rus
tarafına yansıtılmaması sonucu kamu zararına yol açılması,
— Doğalgaz sözleşmeleri kapsamında, batı hattından alınan doğalgazla ilgili
olarak, yapılan ikinci fiyat revizyonu sonucu Türkiye aleyhine, önce yüzde 25, daha sonra
da 3 USD/1000 metreküp fiyat artışına neden olunmuştur. Ayrıca, Rusya tarafının
yükümlülüklerini yerine getirmemesi sonucu doğan yaklaşık 13.500.000 USD
alacağımızdan vazgeçilerek ülkemiz menfaatleri korunmamıştır. Bu durumda Rusya
tarafının bu revizyondan fevkalade avantajlı çıktığı, bu revizyonu imzalayan dönemin Genel
Müdürünün ve Doğalgaz Daire Başkanının sözleşmede öngörülmüş olan BOTAŞ Yönetim
Kurulundan yetki alma şartına uymadan bu işlemleri yapmış olduklarının anlaşıldığı ve bu
konuların hâlihazırda Bakanlığın bilgisi dâhilinde olduğu tespit edilmiştir.
Enerji ve doğalgaz anlaşmalarında Türkiye aleyhine anlaşma ve uygulamaların
yapılmasına yol açan dönemin bakanı Cumhur ERSÜMER hakkında TCK 205 inci maddesi
uyarınca ve ayrıca yine yukarıda belirtilen DSİ Genel Müdürlüğü uygulamalarına onay
veren Enerji ve Tabiî Kaynaklar Eski Bakanları Cumhur ERSÜMER ve Zeki ÇAKAN
hakkında Türk Ceza Kanununun 230 uncu ve 366 ncı maddelerine uyan fiilleri nedeniyle
Anayasanın 100 üncü İçtüzüğün 107 nci maddesi uyarınca Meclis soruşturması açılmasını
arz ve teklif ederiz.”
B- MECLİS SORUŞTURMA KOMİSYONU RAPORU
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun 09.12.2003 günlü, 789 sayılı
kararıyla kurulan Meclis Soruşturma Komisyonu 10.2.2004 gününde başladığı çalışmalarını
25.6.2004 gününde tamamlamıştır.
Meclis Soruşturma Komisyonu, iddialarda yer alan konulara ilişkin çalışmaları
sırasında resmî ve özel kurumlarla yazışmalarda bulunmuş, tanık olarak 49 kişinin ifadesine
başvurmuş, Mustafa Cumhur Ersümer ve Zeki Çakan’ın savunmalarını almıştır.
Komisyon çalışmaları sonrasında Enerji ve Tabii Kaynaklar eski Bakanları Mustafa
Cumhur Ersümer ve Zeki Çakan’ın eylemlerine uyan Türk Ceza Kanunu’nun 230, 240, 205
ve 366 ıncı maddeleri gereğince cezalandırılmaları için Yüce Divana sevklerine dair
25.6.2004 tarihli raporu hazırlayarak çalışmalarını Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına sunmuştur.
Soruşturma komisyonunun 25.06.2004 günlü ve 9/4-7 Esas sayılı raporunun
suçlamalarla ilgili maddi olgulara yer veren “genel değerlendirme” ve “sonuç” bölümleri
şöyledir:
▬Kırklareli Doğalgaz Çevirim Santrali hakkında;
“…
Başvurusu yapıldığı 1996 yılından itibaren TEAŞ tarafından sürekli olarak karşı
görüş verilen YİD kapsamındaki KIRKLARELİ doğal gaz santrali ile ilgili işlemler ETKB
tarafından devam ettirilmek istenmiştir. Ülkeler arası ikili işbirliği çerçevesinde
kararlaştırılan ithalat anlaşması nedeniyle Trakya bölgesinin bir bölümünün izole olarak
Bulgaristan elektrik sistemine bağlı olarak çalıştırılmasından dolayı bu santralin
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
23
bağlantısında zorluklar olacağı ilgili kuruluş tarafından belirtilmesine karşın işlemler
Bakanlık tarafından devam ettirilmek istenmiştir. Daha sonra gelişen şartlar altında yine bu
santral için TEAŞ görüşleri değişmemiş olmasına karşın 4628 sayılı yasa geçici 8. maddesi
kapsamında 2002 yılı sonuna kadar işletmeye alınması şartıyla alım garantisi verileceği
gündemde tutulmuş, bu süre içinde de tamamlanmadığı halde şu andaki mevcut yasal
mevzuata uygun hale getirilmesi gerektiği halde bu yönde çalışmalar yapılmamış olup,
santral için eski şartların geçerli olduğu durum ile yapılmasına çalışılmaktadır. Bugün için
bile Trakya bölgesinde elektrik sistemine yeni bir kapasite ilavesi zorluğu TEİAŞ tarafından
bildirilmekte, ancak yapımcı şirket halen bu santralin sisteme bağlantısının yapılması için
uğraş vermektedir.
Kırklareli doğal gaz santralinin YİD modeli kapsamında olması, 03.03.2001
tarihinde 4628 sayılı EPK’nın yürürlüğe girmesi ile birlikte elektrik sektöründe alım
garantisi uygulamalarının sona ermesi, söz konusu bu santralin 2002 yılına kadar işletmeye
girmesi şartıyla alım garantisinden yararlanma imkânı olduğu halde, ilgili kuruluş TEAŞ
tarafından santralin sisteme bağlantısı konusunda ileri sürülen şartların şirket tarafından
yerine getirilememesi, bugüne kadar santralin tamamlanamamış olması nedenleri ile bu
santralin halen işletmeye girememiştir. Ayrıca, Trakya bölgesinde halen elektrik sistemine
yeni kapasite bağlantısı yapılmasında güçlükler bulunmakta olup Bulgaristan’dan elektrik
ithalatı yapılmadığı durumda bile bu bölgenin elektrik iletimi konusunda sıkıntılar
bulunduğu bilinmektedir. Bunlara ilave olarak, şimdiye kadar işletmeye girmiş bulunan özel
şirket santrallerinin oldukça yüksek fiyattan kamuya elektrik enerjisi sattıkları daha önceki
bölümlerde açıklanmıştır. Tüm bu unsurlar göz önünde bulundurulduğunda Kırklareli
santralinin yapılmasında bir yarar bulunmadığı, aksine elektrik sistemi açısından
yapılmasının uygun olmadığı, halen işlemleri devam etmekte olan YİD kapsamındaki bu
santralin yeni yasal düzenlemeler çerçevesinde değerlendirilmek üzere YİD statüsünün sona
erdirilmesinin yararlı olacacağı düşünülmektedir.
ETKB Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından Kırklareli Doğalgaz Santrali ile ilgili
işlemler incelenmiş, 22.03.2004 tarih ve 65 sayılı Tahkikat Raporu 24.05.2004 tarihinde
Bakan M. Hilmi GÜLER tarafından onaylanmıştır.
Hukukî Kanaat
Ortada hukuki ve fiilî engeller olmasına rağmen projenin yapımında ısrar ederek
yetkisini bu anlamda aşıp kötüye kullanan dönemin bakanı M. Cumhur ERSÜMER’in
fiilinin TCK’nın 240 ıncı maddesi kapsamında Yüce Divan tarafından değerlendirilmesinin
uygun olacağı kanaatine varılmıştır.’
…
▬ Planlama ile ilgili suçlama hakkında;
‘Sonuç
Anayasa’nın mali ve ekonomik hükümler bölümü içinde planlama ile ilgili 166 ncı
maddesinde;
“Ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmayı, özellikle sanayiin ve tarımın yurt
düzeyinde dengeli ve uyumlu biçimde hızla gelişmesini, ülke kaynaklarının döküm ve
değerlendirilmesini yaparak verimli şekilde kullanılmasını planlamak, bu amaçla gerekli
teşkilatı kurmak devletin görevidir.” denilmekte ve
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
24
“Planda milli tasarrufu ve üretimi artırıcı, fiyatlarda istikrar ve dış ödemelerde
dengeyi sağlayıcı, yatırım ve istihdamı geliştirici tedbirler öngörülür; yatırımlarda toplum
yararları ve gerekleri gözetilir; kaynakların verimli şekilde kullanılması hedef alınır.
Kalkınma girişimleri, bu plana göre gerçekleştirilir.
Kalkınma planlarının hazırlanmasına, Türkiye Büyük Millet Meclisince
onaylanmasına, uygulanmasına, değiştirilmesine ve bütünlüğünü bozacak değişikliklerin
önlenmesine ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.”
hüküm ve açıklamaları getirilmektedir.
Anayasa’nın bu maddesi çerçevesinde kalkınma planlarının ve yıllık
programlarının gerçekleştirilmesi amacıyla Devlet Planlama Teşkilatı kurulmuş ve
görevlendirilmiştir. Kalkınma planlarını yürürlüğe konulması ve bütünlüğünün korunması
hususları, 3067 sayılı Kanunla hükme bağlanmıştır.
Kurulduğu 1961 yılından bu yana Anayasa’nın bu hükmü doğrultusunda
görevlerini sürdüren Devlet Planlama Teşkilatı’nın kuruluş, teşkilat ve görevleri, en son
19/6/1994 tarih ve 540 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile karara bağlanmıştır. Bu
Kanunla DPT’nın, kalkınma planlarının, yıllık programlarının hazırlanmasındaki görev,
yetki ve sorumlulukları geniş şekilde izah edilmektedir.
DPT tarafından hükümetlerin hedef ve programları çerçevesinde hazırlanan
Kalkınma Planları TBMM’nde görüşülerek karar bağlanmakta ve uygulamaya girmektedir.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığın teşkilat ve görevleri ile ilgili hususlar,
1/3/1985 tarih ve 18681 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 3154 sayılı
Kanunla açıklanmıştır. Bu Kanun’da Bakanlığın görevleri arasında;
“Ülkenin enerji ve tabii kaynaklara olan kısa ve uzun vadeli ihtiyaçlarını
belirlemek, temini için gerekli politikaların tespitine yardımcı olmak, planlamalarını
yapmak” ve
“Enerji ve tabii kaynakların ülke yararına, teknik icaplara ve ekonomik gelişmelere
uygun olarak araştırılması, işletilmesi, geliştirilmesi, değerlendirilmesi, kontrolü ve
korunması amacıyla genel politika esaslarının tespit ve tayinine yardımcı olmak, gerekli
programları yapmak, plan ve projeleri hazırlamak veya hazırlatmak”
maddeleri bulunmaktadır.
Bu Kanun’un Bakanlık Makamı ile ilgili bölümünde ise, “Bakan” başlığı altında;
“Madde 5- Bakan, Bakanlık kuruluşunun en üst amiridir ve Bakanlık hizmetlerinin
mevzuata, hükümetin genel siyasetine, milli güvenlik siyasetine, kalkınma planlarına ve
yıllık programlara uygun olarak yürütmekle ve Bakanlığın faaliyet alanlarına giren
konularda diğer bakanlıklarla işbirliği ve koordinasyonu sağlamakla görevli ve Başbakana
karşı sorumludur. Bakan, emri altındakilerin faaliyet ve işlemlerinden sorumlu olup,
Bakanlık merkez teşkilatı ile bağlı ve ilgili kuruluşlarının faaliyetlerini, işlemlerini ve
hesaplarını denetlemekle görevli ve yetkilidir.”
ifadesiyle Bakanın görev ve sorumlulukları hükme bağlanmaktadır.
Burada Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı’nın Bakanlık faaliyet ve hizmetlerini,
Devlet Planlama Teşkilatı tarafından hazırlanan ve TBMM’nce onaylanan, ülke kalkınma
planları ve yıllık programlarına uygun şekilde gerçekleştireceği belirtilmekte; Bakanın,
emri altındakilerin faaliyet ve işlemlerinden sorumlu olduğu açıkça ortaya konmaktadır.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
25
Enerji sektöründe bugün yaşanan sorunlar, çok büyük oranda ETKB’nın ve
Bakanlarının, kanuni görevlerinin aksine, plansız ve hesapsız hareket etmesinden
kaynaklanmıştır. Bu plansız ve hesapsız hareket ve anlaşmalar nedeniyle bugün elektrik
sektöründe tarifesi bağıtlanmış, alım ve ödeme garantili ve Hazine garantisi ile destekli
anlaşmalarla aşırı bir özel proje kapasitesi yaratılmış bulunmaktadır. Yapılan anlaşmalar
ve tanınan garantiler nedeniyle üretimi durdurulamayan bu gereksiz projeler nedeniyle,
daha düşük maliyetli kamu termik santralleri durdurulmak, TKİ’ye ait linyit maden
işletmeleri düşük kapasitelerde çalıştırılmak ve hidrolik projeler yavaşlatılmak durumunda
kalınmıştır.
İhtiyacın çok üzerinde miktarlarda, al ya da öde anlaşmalarıyla bağıtlanan doğal
gaz ithal anlaşmaları nedeniyle, tüketimi mümkün olmayan bir aşırı doğal gaz arzı ortaya
çıkmıştır. Alım garantilerinde yapılan indirimlere rağmen tüketilmesi mümkün olmayan
alım garantili doğal gaz için “al-ya da-öde” yükümlülükleri ilk defa 2001 yılında gündeme
girmiştir, önümüzdeki yıllarda da devam etmesi kaçınılmaz görünmektedir.’
…
▬III. Fiyat revizyonu ile ilgili suçlama hakkında;
‘III. Fiyat Revizyonu sonucunda; revizyon görüşmeleri sırasında konu edilmesine
ve 8 milyar m3’lük doğal gaz alımında olan “k” faktörü ödemelerinin iptalini gerektirecek
şartların tahakkuk etmesine rağmen, ilave süre vermek yoluyla “k” faktörüne tabi gaz
alımının sürdürülmesi suretiyle toplam 120.714.660,49 ABD Doları ülke ve kurum zararına
sebebiyet verilmesi hususunda, 3046 ve 3154 sayılı Kanunlar gereğince dönemin Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanı Zeki Çakan ile ilgili olarak TCK 205 kapsamında işlem yapılması
ile ilgili bürokratlar hakkında aynı kapsamda suç duyurusunda bulunulması,
7,5 milyar m3’lük Turusgaz anlaşmasında retroaktivite hükmü (Madde 9-e bendi)
açık bir biçimde düzenlenmiş bulunmasına, Botaş’ın bu fiyat revizyonu için talep tarihi
Temmuz 2000 olmasına rağmen, revizyon görüşmeleri sonucunda tarafların mutabık
kaldığı yeni fiyatın Eylül 2002 tarihinden geçerli kabul edilerek, o tarihten itibaren
uygulanmış olması nedeniyle geriye dönük olarak 58.266.606 Dolar tutarında bir alacaktan
vazgeçilmesi konusunda dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Zeki Çakan ile ilgili
olarak TCK 205 kapsamında işlem yapılması ile ilgili bürokratlar hakkında aynı kapsamda
suç duyurusunda bulunulması,
Ayrıca, fiyat revizyon görüşmeleri sürecinin değiştirilerek, miktar indirimleri elde
edilmesi sürecine dönüştürülmesine karşılık, Mavi Akım Gaz Alım Anlaşmasının iptali
koşulları oluştuğu halde Anlaşmayı iptal etmeyerek ya da anlaşma dönemi boyunca geçerli
kontrat alım miktarı indirimi temin etmek yerine, ilave süre verilerek kontrata yeniden
geçerlilik koşullarının sağlanması, buna mukabil 2,5 yıldan daha kısa süren geçici ve
yetersiz fiyat ve miktar indirimlerinin alınması suretiyle, 2004 yılında da, bu Raporun
yazıldığı tarih (Haziran 2004) itibarı ile doğal gaz alımlarından yaklaşık 1 milyar m3
miktarında al ya da öde koşullarının oluştuğu dikkate alındığında, ülke ve kurumu büyük
tutarlı ödemelerle karşı karşıya bırakacak risklerin yaratılmasına neden olacak şekilde
kurum lehine son derece elverişli koşulların, sadece fiilen gerçekleşmiş al ya da öde
yükümlülüklerinden kurtulmak amacıyla kullanılması fiili nedeniyle dönemin Enerji ve Tabii
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
26
Kaynaklar Bakanı Zeki Çakan ile ilgili olarak TCK 240 kapsamında işlem yapılması ile
ilgili bürokratlar hakkında aynı kapsamda suç duyurusunda bulunulması.’
…
▬ 18.2.1998 tarihli ek mektupla ilgili iddialar hakkında;
‘Sonuç
18.02.1998 tarihinde BOTAŞ ile TURUSGAZ arasında bir yıl için imzalanan 8
milyar m3‘lük gaz alım anlaşmasının ayrılmaz parçası ya da mütemmimi mahiyetinde bir
side letter imzalanarak, ilk anlaşma olan 10.12.1996 tarihli anlaşmadaki fiyat formülünün
bu side letter ile değiştirilmesi suretiyle 257.895.848 ABD Doları ülke ve kurum zararına
sebebiyet verilmesi nedeniyle dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı M. Cumhur
Ersümer hakkında TCK 205 kapsamında işlem yapılması ile ilgili bürokratlar hakkında suç
duyurusunda bulunulması,
Damga vergisinden kaçınmak amacıyla bir yıl süreli olarak imzalanan gaz alım
anlaşmasının süresinin aynı side letter ile 23 yıla çıkarılması suretiyle TURUSGAZ
şirketine çıkar sağlamaktan dolayı dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı M. Cumhur
Ersümer hakkında TCK 205 kapsamında işlem yapılması ile ilgili bürokratlar hakkında suç
duyurusunda bulunulması,
Bakanlar Kurulundan alınmış bir yetki ile hareket etmesine rağmen, 18.02.1998
tarihinde imzalanmış olan anlaşmalar ile side letter’ın, 244 sayılı Kanun hükümlerine aykırı
olarak, Resmi Gazete’de yayımlanmaması ve TBMM bilgisine sunulmaması nedeniyle
dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı M. Cumhur Ersümer hakkında TCK 230
kapsamında işlem yapılması,
BOTAŞ’a mal ve hizmet alımı, satış politikası, personel alımı gibi konularda
Bakanlıkça doğrudan talimat vermek suretiyle 3154 sayılı Kanun ile 233 sayılı KHK’ye
aykırı davranmak konularında dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı M. Cumhur
Ersümer hakkında TCK 240 kapsamında işlem yapılması,
Ayrıca, 19.07.1994 tarihindeki, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı M. Karayalçın ile Rusya Federasyonu Başbakan Birinci Yardımcısı Oleg N.
Soskovets arasındaki görüşmelere ilişkin protokolün 9. maddesi hükmü ile II. Fiyat
revizyonu sırasında kararlaştırılan gaz alım prensiplerinin uygulanmayarak, doğrudan
BOTAŞ’ın alması gereken 2 milyar m3 doğal gazın TURUSGAZ aracılığı ile “k” faktörüne
tabi biçimde alınması suretiyle ülke ve BOTAŞ zararına sebebiyet verilmesi hususunda
dönemin ilgili Bakanlarının siyasi sorumluluğunun tespitinin TBMM’nin takdirine
sunulması ile TCK 205 kapsamında ilgili bürokratlar hakkında suç duyurusunda
bulunulması.’
…
▬ YİD santrallerine aylık program miktarlarından fazla üretim yaptırılması
hakkında:
‘Sonuç
3046 ve 3154 sayılı yasalar kapsamında görev ve yetkilerini kötüye kullanmak
suretiyle hatalı enerji planlama ve uygulamasının sorumlusu olarak YİD santrallerine aylık
program miktarlarından fazla üretim yaptırılmasına yol açması ve Elektrik Enerjisi
Fonu’ndan 117.302.290,62 ABD Doları yakıt farkı ödenmesine neden olmaktan dolayı
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
27
dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı M. Cumhur Ersümer hakkında TCK 205
kapsamında işlem yapılması.’
…
▬OHS Konsorsiyumuna ilişkin iddia hakkında;
‘Sonuç
Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2002/341 Esas No. ve 2003/385 No.lu, BOTAŞ
Yönetim Kurulu üyelerinin T.C.K. 240. Maddesi kapsamında cezalandırılmalarına yol açan
kararının, 3046 ve 3154 Sayılı Yasalar kapsamında değerlendirilerek, dönemin Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanı M. Cumhur Ersümer hakkında da geçerli olduğu ve T.C.K. 240.
Maddesine göre işlem yapılması,
Ankara 19. Asliye Ceza Mahkemesinde görülmekte olan TÜMAŞ’ın fizibilite raporu
ile ilgili açılmış bulunan davanın niteliği gereği T.C.K. 366. maddesinde düzenlenen ihaleye
fesat karıştırma suçunun, 3046 ve 3154 Sayılı Yasalar kapsamında değerlendirilerek,
dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı M. Cumhur Ersümer hakkında da geçerli olduğu
ve T.C.K. 366. maddesine göre işlem yapılması; keza Bakanın 23.04.1999 tarihinden sonra
da devam edecek şekilde konunun denetimini yaptırmamak ve iddiaların araştırılması
yönünde işlem yapmamak suretiyle eyleminin TCK’nın 240. maddesine göre merciince
değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.’
…
▬ Yap işlet ihaleleri hakkında;
‘Sonuç
Yukarıda gerekçeleri ayrıntılarıyla açıklandığı üzere;
İhale sürecinde yapılan müdahalelerle rekabetin önlendiği ve ihalede, ihale usul ve
esaslarına aykırı tarzdaki işlemlerle sonuçta Devlet alım, satım ve yapımına izah olunan
usullerle fesat karıştırılarak firmalar lehine haksız kazanç sağlandığına yönelik eylemlerde
Bakan M. Cumhur ERSÜMER’in ayrı ayrı olmak şartıyla Türk Ceza Kanununun 366, 205
ve 80 inci maddeleri uyarınca yargılanmak üzere Yüce Divana sevkinin gerekli olduğu,
Keza rapor kapsamı doğrultusunda usulsüz olarak yapılan iş ve işlemlerde isimleri
ve ünvanları yazılı olanlar da dâhil olmak üzere sorumluluğu bulunan her kademedeki
kamu görevlileri hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına ihaleye ve Devlet alım, satım ve
yapımına fesat karıştırma cürümlerinden suç duyurusunda bulunulması,
3Dönemin Müsteşarı H. Yurdakul YİĞİTGÜDEN’in ihale sürecine yaptığı
müdaheleyi yansıtan sözkonusu faksı ile ilgili soruşturma izni verilmesine mahal olmadığı
yönünde Ön İnceleme Raporu düzenleyen Bakanlık Teftiş Kurulu görevlileri hakkında keza
Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulması,
Müfettişler tarafından hazırlanan dayanaktan yoksun bu Rapora onay vermek
suretiyle H. Yurdakul YİĞİTGÜDEN’in yargılanma sürecini engelleyen dönemin Bakanı
Zeki ÇAKAN’ın da TCK’nın 240 ıncı maddesi kapsamında sorumlu olduğu,
Kanaatine varılmıştır.’
…
▬ Çayırhan Termik Santrali hakkında;
‘Hukuki Değerlendirme ve Kanaat
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
28
Yukarıda anlatılan ve gerekçeleriyle açıklanan Çayırhan Termik Santrali ile ilgili
sözleşmelerin hükümlerine aykırı hatalı uygulamalar ile kamunun uğradığı mevcut ve
ileride doğacak kaçınılmaz zararlar yanında, henüz kesinleşmemekle beraber rüşvet alma
ve rüşvet verme fiilleri sabit görülen sanıklarla ilgili kamuoyunda Beyaz Enerji diye
adlandırılan, Ankara 4 üncü Ağır Ceza Mahkemesinin 2001/91 esas sayılı dava
dosyasındaki hükümlülüklerine ilişkin gerekçeler ve Danıştay 10 uncu Dairesinin
09.12.2002 gün, E:2002/427 K:2002/4643 sayılı ilamındaki gerekçeler ile tespit olunan
cezai müeyyideye tabi ve hukuka aykırı hadiseler, Bakanlık bünyesinde sürerken Bakanlığın
en üst kademesinde bulunan Bakanın bizzat gerçekleştirdiği işlemlerin yanı sıra genel
gözetim, denetim ve müdahale yetkisi sebebiyle bu mesuliyetin dışında tutulması Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki 3154 sayılı Kanunun
Bakanın görev ve sorumluluklarını tanımlayan 5. maddesindeki;
“Bakan, Bakanlık kuruluşunun en üst amiridir ve Bakanlık hizmetlerinin mevzuata,
hükümetin genel siyasetine milli güvenlik siyasetine, kalkınma planlarına ve yıllık
programlarına uygun olarak yürütmekle ve Bakanlığın faaliyet alanına giren konularda
Bakanlıklarla işbirliği ve koordinasyonu sağlamakla görevli ve Başbakan’a karşı
sorumludur.
Bakan, emri altındakilerin faaliyet ve işlemlerinden sorumlu olup, Bakanlık Merkez
Teşkilatı ile bağlı ve ilgili kuruluşlarının faaliyetlerini, işlemlerini ve hesaplarını
denetlemekle görevli ve yetkilidir.”
Şeklindeki amir hüküm gereğince hukuka uygun düşmemektedir. Bu itibarla;
Yukarıda izah olunan nedenler muvacehesinde 29.05.1999-09.05.2001 tarihleri
arasında görev yapan Enerji ve Tabii Kaynaklar eski Bakanı Sn. M. Cumhur ERSÜMER ve
09.05.2001-18.11.2002 tarihleri arasında da görevli bulunan Enerji ve Tabii Kaynaklar
eski Bakanı Sn. Zeki ÇAKAN’ın;
—Kanunî yetkilerin aşılması,
—Yasa ve yönetmeliklerin lâfzen ve ruhen ortaya koyduğu esaslara uyulmaması,
—Takdir yetkisinin gayesi dışında kullanılması suretiyle oluşan icrai tutum ve
davranışları TCK’nın 205 inci maddesinde yazılı olduğu üzere kamu zararı doğuracak
tazda “Devlet alım, satım ve yapımına fesat karıştırma” olarak tavsif edilmiş, ilgililerin
temadi eden faaliyetlerinin buna göre TCK’nın 205 inci maddesindeki hudutlar içinde Yüce
Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesince değerlendirilmesinin uygun ve gerekli olduğu sonuç
ve kanaatine varılmıştır.’
…
▬ Bozcaada Rüzgâr Enerji Santrali (BORES) hakkında;
‘Hukuki Sonuç ve Kanaat:
Yukarıda gerekçeleri ile açıklanan kamu yararı ile uyarlılığı olmayan ve mevzuata
aykırı uygulamalar yanında
Santral (BORES) kapasitesinin 7,58 MW yerine 10,2 MW olarak kurulmasından,
1 inci derece deprem bölgesi yerine santralin bulunduğu yerin 3 üncü derece
deprem bölgesi esas alınarak Fizibilite Raporu düzenlenmesinden,
Toplam yatırım tutarının yüksek belirlenmesi ve tarifelerin de bu yüksek maliyete
göre tespit edilip neticede 2002 yılından itibaren Fizibilite Raporunda yer alan tarifelerden
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
29
elektrik satın alınması durumunda Kamunun 2003 yılı sonu itibariyle 2.642.130 ABD
Doları tutarında zarara uğratılmasından,
Dönemin Bakanının Hazine zararı doğuracak tarzda yetkilerini kötüye kullanarak;
Fizibilite aşamasından başlamak üzere Sözleşme imzalanması ve ticari işletme
tarihine kadar devam eden süreçte: Yasa, Yönetmelik ve Sözleşme hükümlerine aykırı
olarak usulsüz ve top yekûn birbirini tamamlayacak şekilde işlemler tesis etmek suretiyle
Devlet alım-satımına fesat karıştırarak neticede şirkete yasaya dayanmayan haksız çıkar
sağladığı kanaatine varıldığından 29.05.1999–09.05.2001 tarihleri arasında görev yapan
dönemin Bakanı Sn. M. Cumhur ERSÜMER’in TCK nun 205 inci maddesine göre
sorumluluğunun Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesince değerlendirilmesinin uygun
olacağı düşünülmüştür.’
…
▬ Alaçatı Rüzgâr Enerji Santrali (ARES) hakkında;
‘Sonuç
Yukarıda ayrıntılarıyla açıklandığı üzere;:
1-(a) Bakanlık elemanları ve EİEİ Genel Müdürlüğünün, firma tarafından
düzenlenen ön fizibilite raporda 12 yıl olan işletme süresinin fizibilite raporunda 20 yıla
çıkarılmasına yönelik itirazları ile;
(b) Tesisin kurulacağı yerin kesin koordinatları ve topografya, genel jeoloji, deprem
ile iklim koşullarının firma tarafından hazırlanan fizibilite raporunda yer alması gerektiği
hususu 85/9799 Sayılı Yönetmelik ile hüküm altına alınmasına rağmen, bu unsurları
taşımayan, Yönetmeliğe aykırı olarak düzenlenen bir Fizibilite Raporuna dayanarak
Proje kabul edilmesi ve Sözleşme imzalanmasından;
2-a) İmtiyaz Sözleşmesinin imzalanmadan önce Hazine Müsteşarlığına gönderilerek
görüş alınmaması suretiyle 94/5907 sayılı Yönetmeliğin 39 uncu maddesine aykırı
davranmaktan,
b) İmtiyaz Sözleşmesine “Gizlilik” hükmünün konulması ile şeffaflık ve açıklık
ilkelerine aykırı davranılması ve bu yolla Sözleşmede yapılan Kamu aleyhine düzenlemeler
ile Yasaya aykırılıkların ilgili kuruluşlar ve kamuoyu tarafından öğrenilmesinin
engellenmesinden,
c) İmtiyaz Sözleşmesinde rüzgâra dayalı eksik üretim nedeniyle firmaya herhangi
bir ceza uygulanmayacağı şeklinde yapılan düzenleme sonucunda Kamunun uğradığı
zarardan,
d) Alaçatı (ARES) Rüzgâr Santrali ile ilgili olarak imzalanan İmtiyaz Sözleşmesinde
sayılan “Diğer Anlaşmalar” arasında Bağımsız Danışmanlık Şirketi ile yapılacak Bağımsız
Danışmanlık Anlaşmasının öngörülmemesi sonucunda, hem şirketin yer teslimi yapılmadan
usulsüz olarak Hazine arazisine girip tesisin inşaatına başlamak suretiyle yaptığı mevzuata
aykırı işlemden dolayı sorumluluğunun ortadan kaldırılmasından, hem de santralin
Fizibilite Raporunda teklif edilen teknik özelliklere uygun olarak inşa edilip edilmediği
hususunun bugün bile bilinemiyor olmasından,
3- Fazla üretim tarifesinin Kamu aleyhine tam tarife olarak belirlenmesinden
4- İmtiyaz Sözleşmesi imzalandıktan sonra, 3096 Sayılı Yasa ve santral (ARES) ile
ilgili olarak taraflar arasında imzalanan İmtiyaz Sözleşmesi hükümlerine aykırı
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
30
düzenlemeler içeren Leasing Sözleşmesinin kabul edilerek Yasaya aykırı işlem tesis
edilmesinden ve Makam Onayına sunulan 12.10.1998 tarihli yazı kapsamında finansal
kiralama yönteminin tüm sakıncalarından haberdar olan ve Kanuna aykırı hareket edilmiş
olacağını bildiği halde işlemi onaylayan, ayrıca bürokratlara Yasaya aykırı işlem tesis etme
talimatı verdiği Beyaz Enerji davası kapsamında alınan sanık ve tanık ifadeleriyle sabit
olan,
Dönemin Bakanı Sn. M. Cumhur ERSÜMER’in sorumlu olduğu kanaatine
varılmıştır.
Hukuki Değerlendirme ve Kanaat
Yukarıda arz ve izah olunan gerekçeler altında Alaçatı RES ile ilgili olarak;
Kamuoyunda Beyaz Enerji davası olarak bilinen Ankara 4. Ağır Ceza
Mahkemesinin 2001/191 Esas sayılı davasına konu olan Ankara DGM Cumhuriyet
Başsavcılığının 24.04.2001 gün ve 2001/73 sayılı İddianamesinde yer alan ve Enerji ve
Tabii Kaynaklar eski Bakanı M. Cumhur ERSÜMER’e yönelik olup yargı mercilerince
irdelenip muhakeme edilmeyen iddialar yanında,
Yukarıda açıklanan ve mevzuata aykırılığı sabit olan aynı Bakanın tutum ve
davranışlarıyla bizzat yaptığı işlemler karşısında;
Mevzuatın ortaya koyduğu usul ve esaslara uyulmaması ve,
Takdir yetkisinin amacı dışına taşılarak kullanılması suretiyle vuku bulan tutum ve
davranışları neticesinde firma lehine haksız çıkar sağlanması “Devlet Alım, Satım ve
Yapımına Fesat Karıştırma” olarak nitelendirilmiş, bu sebeplerle dönemin Bakanı Sn.
Mustafa Cumhur ERSÜMER’in işlemlerinin TCK’nın 205 inci maddesindeki hudutlar
içinde Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesince değerlendirilmesinin icap edeceği
netice ve kanaatine varılmıştır.’
…
▬ Dinar II Hidroelektrik Santrali hakkında;
‘Sonuç
1. Fizibilite Raporunda santral ile ilgili tesislerin yer aldığı bölgenin 1 inci derece
deprem bölgesi olduğu açıkça ifade edildiği halde gerek santralın yerinin seçiminde ve
gerekse tesislerin 1 inci derece deprem bölgesinin gerektirdiği teknik özelliklerde yapılması
için firma ve Bakanlık gerekli itinayı göstermemişlerdir. Bu durum Bakanlık bünyesinde
oluşturulan Komisyon tarafından düzenlenen Raporda da;
“Bölgenin depremselliği ve jeolojik şartlar göz önüne alındığında; santral yerinin
yanlış seçildiği ve mevcut durumda; cebri boru, lojman binası ve santral binasının risk
altında olduğu görülmektedir” şeklinde ifade edilmiştir.
2. Yukarıdaki bölümlerde ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, İmtiyaz Sözleşmesinin
yürürlüğe girmesi için imzalanması zorunlu olan Fon Anlaşması firma ile EEF arasında
yine İmtiyaz Sözleşmesinde belirtilen süreler içerisinde imzalanmadığı için Sözleşmenin
feshedilmesi gerekirken Bakanlık tarafından fesih işlemi yapılmamış, Fon Anlaşması
imzalanmadan yer teslimi yapılarak tesislerin inşaatına başlanılması için firmaya izin
verilmiş ve tesisten enerji alımına başlanılmıştır. Üretim aşamasında yeterli su akımlarının
gerçekleşmemesi sonucunda firma taahhüt ettiği üretimin çok altında üretimde bulunabilmiş
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
31
ve gelir kaybının Fon Anlaşması imzalanamadığı için Fon yerine Bakanlıkça karşılanması
için ihtarnamede bulunmuş ve zararın karşılanması için hukuki süreci başlatmıştır.
3. Projeye ilişkin su akımlarının 16,26 GWh yıllık elektrik üretimini
gerçekleştirmesinin mümkün olmayacağı belli iken bu husus hiç dikkate alınmadan, Santral
15 yıllık işletme dönemi boyunca her yıl 16,26 GWh elektrik üretimini gerçekleştirecek
şekilde projelendirilmiştir. 1989 yılında alınan ilk fizibilitedeki su akım değerleri, 1998
yılında yapılan Sözleşme öncesi güncelleştirilmemiş ve 1989 yılındaki su akım değerlerine
göre 16 GWh elektrik üretimi hedeflenmiştir. Hâlbuki 1989 yılından inşaatın başladığı 1999
yılına kadar olan dönemde su akımlarında ve DSİ tarafından hem sulamaya hem de su
birliklerine verilen su miktarlarında değişmeler olmuştur.
Firmanın özkaynağına %10’un üzerinde IRR alabilmesi ancak eksik üretimin
yüksek tarife üzerinden satılması halinde mümkün olabilecektir. Nitekim santralin ikinci
işletme yılında 6,03 cent/kWh’tan satın alınması gereken elektrik birim fiyatı 7,74
cent/kWh’tan alınmış olup tarifenin 2003 yılını izleyen yıllarda da bu fiyatların altına
düşmeyeceği görülmektedir. Dolayısıyla yapılmaması gereken bir yatırımın bedeli yüksek
elektrik tarifeleri ile ödenir hale gelmiştir.
Hukuki Değerlendirme ve Kanaat
Yukarıda açıklanan ve mevzuata aykırılığı sabit olan işlemler neticesinde firma
lehine haksız çıkar sağlanması “Devlet Alım, Satım ve Yapımına Fesat Karıştırma” olarak
nitelendirilmiş, bu sebeplerle Sözleşmenin altında imzası bulunan dönemin Bakanı Sn.
Mustafa Cumhur ERSÜMER’in işlemlerinin TCK’nın 205 inci maddesindeki hudutlar
içinde Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesince değerlendirilmesinin icap edeceği
netice ve kanaatine varılmıştır.’
…
▬ Çal Hidroelektrik Santrali hakkında;
‘Sonuç
1) Çal HES için hazırlanan ve Sözleşmeye esas olan Revize Fizibilite Raporu ile
ilgili olarak DSİ; güvenilir enerji üretimi için aylık akım değerlerinin esas alınmasını
Bakanlığa bildirmesine rağmen Bakanlık bu görüş doğrultusunda hareket etmemiştir. Yıllık
11,75 GWh elektrik üretimine göre projelendirilen tesiste 2001 yılında 9 GWh, 2002 yılında
19 GWh elektrik üretilmiştir. Ancak 2002 yılında üretimin fazla olmasının nedeni yağışın
yanı sıra sulama istasyonlarına DSİ tarafından su verilmemiş olmasıdır. Dolayısıyla 2003
ve takip eden yıllarda fizibilitede öngörülen miktarda elektrik üretilebilmesi yağışın yanı
sıra sulamaya su verilip verilmemesine de bağlıdır.
2) Firmanın 2002 yılı sonuna değin fiili verileri ile yaptığımız çalışmada,
özsermayeye verilen IRR Sözleşmesine göre alması gereken oranın çok üzerindedir.
3) Firmanın talebi ile işletme süresi 15 yıldan 20 yıla çıkarılarak, yatırım tutarının
yüksek oluşu yönünde getirilen eleştiriler bertaraf edilmeye çalışılmış, ancak ortalama
fiyatın dışında özsermayesine fiilen aldığı IRR’ının kontrolü yapılmayarak 2003 sonu
itibariyle 775.000 ABD Doları’lik bir Kamu zararının oluşmasına neden olunmuştur.
4) İmtiyaz Sözleşmesine fazla üretimin tam tarife üzerinden satın alınacağı
hükmünün konulması ve ticari işletmede fazla üretimin alınması nedeniyle şirkete haksız
kazanç sağlanarak kamu zarara uğratılmıştır.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
32
5) Yine İmtiyaz Sözleşmesi hükümleri uyarınca, Sözleşmenin 34 üncü maddesinde
belirtilen yükümlülüklerin Sözleşmenin imza tarihinden itibaren 12 ay içerisinde firma
tarafından yerine getirilmesi gerekirken bu yapılmamış, sözleşme hükümleri uyarınca iki
kere altışar aylık süre uzatımı verilmiş, bu sürelerde yeterli olmayan sözleşme fesh edilmesi
gerekirken ek protokolle üçüncü kez 6 aylık süre uzatımı verilerek ve Firmaya sözleşme
hükümlerini yerine getirmeden yer teslimi yapılarak projenin tamamlanmasına olanak
sağlanmıştır.
Hukuki Değerlendirme ve Kanaat
Arz ve izah olunan gerekçeler altında Çal HES ile ilgili olarak yukarıda açıklanan
ve mevzuata aykırı olarak ilgili kurum görüşlerinin dikkate alınmaması, firmanın teklif ettiği
ile gerçekleşen maliyetleriyle hiç ilgilenilmemesi nedeniyle şirketin yüksek karlılık
oranlarıyla çalışması sonucunda bugüne kadar kamunun 775.000 ABD Doları tutarında
zarara uğraması ile fazla üretimin tam tarife üzerinden alınacağına dair İmtiyaz
Sözleşmesine hüküm konulup şirkete haksız kazanç sağlanarak kamunun zarara
uğratılmasından, Sözleşmenin altında imzası bulunan dönemin Bakanı M. Cumhur
ERSÜMER‘in sorumlu olduğu, fiilinin TCK‘nın 205 inci maddesi kapsamında bulunduğu
kanaatine varılmıştır.’
…
▬ Yamula Barajı ve Hidroelektrik Santrali hakkında;
‘Sonuç
Yamula HES Projesinde Bakan tarafından onaylanan 5,25 cent/kwh’lik birim fiyat;
Yamula HES yapımcısı Kayseri Elektrik Üretim Sanayi ve Ticaret A.Ş. firmasının Bakanlığa
gönderdiği 08.10.1997 tarih ve 195 sayılı yazısında da açıklandığı üzere “23.09.1997 ve
07.10.1997 tarihlerinde sayın Bakanı ziyaretimizde ortalama satış fiyatımızı ancak 5,25
cent/kwh olmasının kabul edilebileceği ifade edilmiştir.” şeklinde açıklama doğrultusunda
oluşturulan Enerji İşleri Genel Müdürlüğünün 05.11.1997 tarih, 5164 sayılı takriri üzerine
(DSİ ve TEAŞ Genel Müdürlüklerinin olumsuz görüşlerine rağmen) dönemin Bakanı
tarafından 05.11.1997 tarihinde onaylanmıştır. Danıştay incelemesinden geçen İmtiyaz
Sözleşmesi yine dönemin Bakanı tarafından 26.06.1998 tarihinde onaylanmış, yapılması
gereken ESA, Su Kullanım Anlaşması, Kredi Anlaşması, Sigorta Anlaşması ve
Kamulaştırma 1. etap bittikten ve Bakanlığın sözleşme yapılan şirkete bir tutanakla yer
teslimi yapıldıktan sonra inşaatın başlatılabileceği Sözleşme hükümleri gereği olduğu halde
söz konusu işlerin hiç birisi tamamlanmadan 1998 yılı Kasım ayında dönemin Başbakanı ile
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanının temel atma töreni düzenlenmiştir.
Hukuki Değerlendirme ve Kanaat
Firmanın 1994 yılında Bakanlıkça onaylanan ve 4,79 c/kWh olarak belirlenen
elektrik satış fiyatının, DSİ’nin sulama kanalı ile 3 ve 4 üncü üniteler için zorunlu
yatırımlarının yapılması yönündeki görüşünü takiben firmanın yapmasına izin verilen yeni
elektrik tarifesi önerisine ilişkin Fizibilite Raporunun tanzimi sırasında Bakan M. Cumhur
ERSÜMER’le de görüştüklerine ilişkin bir yazı yazarak, henüz fizibilite vermeden ve sanki
daha önce tarife de 5,65 imiş gibi gösterilerek ve yine güya indirim yapılıyormuş gibi bir
işlemle fiyatın 5,25 olarak tespitine ve işletme süresinin de 20 yıla çıkartılmasına ve fiyatın
arttırılmasını değerlendirecek kurum görüşlerini de almadan yasal prosedüre aykırı bir
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
33
şekilde Bakan M. Cumhur ERSÜMER’in onay vermesi biçiminde şirket lehine oluşan ve
kamu zararı doğuracak eylemin “Devlet alım satımına fesat karıştırma” olarak tavsif
edilmiş, buna göre fiilin TCK’nın 205 inci maddesi kapsamında Yüce Divan sıfatıyla
Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Keza, fiyatın 5,25 olarak ve işletme süresinin de 20 yıla çıkartılması sürecinde bu
fiile iştiraki olan diğer kamu görevlileri hakkında da gereğine tevessül edilebilmesi
yönünden durumun ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına ihbaren duyurulmasının gerekli olduğu
kanaatine varılmıştır.’
…
▬ TEDAŞ İşletme Hakkı Devri ihale işlemleri hakkında;
‘Komisyonumuzda tanık olarak dinlenen
TEK Emekli Müşaviri Ali AKIŞ ifadesinde;
“firma belirlemesi sırasında, Üst Komisyon tarafından yapılan 30 puanlık
değerlendirmelerin tamamen afakî, keyfi ve subjektif değerlendirmelerle yapıldığını”
belirtmiştir.
Teklif Değerlendirme Komisyon Başkanı ve Üst Kurul Üyesi Osman İLHAN
ifadesinde;
“Görev yaptığı sürelerde Bakan ve Müsteşardan zaman zaman baskı gördüğünü;
Bunlardan birisinin Elektrik Dağıtım İhaleleri ile ilgili olduğunu, dönemin Bakanı
M.Cumhur ERSÜMER'in; (seçim bölgesi olan) Balıkesir-Çanakkale 5 nolu görev bölgesini
Niyazi ÖNEN'in ortaklığı olan “Best Grubu’nun alması yönünde imada bulunduğunu”,
ayrıca, Bakanın istediğini yaparsa kendisini “Genel Müdür olarak değerlendirebileceğini”
söylediğini,
İkinci olarak; yine dönemin Bakanı M.Cumhur ERSÜMER'in; “Elektrik Dağıtım
İhalelerinde çeşitli bölgelerde tercih ettiği firmaları belirttiğini” örneğin; 19 uncu Görev
bölgesinin (Yozgat-Sivas-Tokat); Şara Firmasına, 14 nolu Konya bölgesinin Özkaymak
Firmasına, ayrıca, 13 üncü Görev Bölgesinin de (Ankara-Kırıkkale) Barmek Holding'e
verilmesi yolunda empozelerinin olduğunu, teklifler üzerinde yapılan teknik ve ekonomik
incelemede; Bakanın söylediği firmaların birinci olmalarının mümkün olmadığını Bakana
söylediğini ve kendisine yapılan bu baskıyı komisyon üyelerinden Murat YILMAZER, Hami
ÇELEBİ ve Mustafa ÇETİN ile paylaştığını,
Daha sonra Bakanın, birinci olan firmalarla görüşerek, üzerinde siyasi baskı
kurduğunu, sonuçta, Bakanın istediği firmalarla, kazanan firmalar arasında hisse devri
yolu ile ortaklıklar tesis edilerek, Bakanın isteğinin yerine getirildiğini
ifade etmiştir.
Yine Komisyonumuz tarafından dinlenen Korkmaz YİĞİT ifadesinde;
“Eline geçen bir kasette Bakan M.Cumhur ERSÜMER’in şirketlerle yaptığı bir
toplantıda ‘şu ihaleyi sen, şunu da sen alacaksın’ şeklinde ihale dağıttığını, daha sonra bu
kasedi kendisinden almak için Kamuran ÇÖRTÜK’ün dönemin Başbakanı tarafından
görevlendirildiğini, kasedin çekilme tarihinin 1998 yılı ortaları olduğunu” beyan etmiştir.
Kasedin çekilme tarihi ile dağıtım ihalelerinin yapıldığı tarih birbirine çok yakın
olması ve dağıtım ihaleleriyle ilgili komisyona baskı yaptığı yönündeki tanık ifadeleri
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
34
nedeniyle Komisyonumuzda; Bakan M. Cumhur ERSÜMER tarafından yapılan bu
müdahalenin dağıtım ihaleleri ile ilgili olduğu yönünde bir kanaat oluşmuştur.
Konu ile ilgili olarak açılan davalar;
Söz konusu ihale ile ilgili olarak, dönemin Enerji İşleri Gn. Md. Mustafa
MENDILCIOĞLU ve Gn.Md.Yrd. Osman İLHAN'ın TCK 240 ıncı maddesine göre ''Görevi
Kötüye Kullanma'' ve TCK 313 ve 366 ıncı maddeleri doğrultusunda ''ihaleye Fesat
Karıştırma” fiilerini işledikleri iddiasıyla dava açılmış olup, aynı ihaleden dolayı Müsteşar
H. Yurdakul Yiğitgüden'in soruşturmasının ise Yargıtay yetki sınırları içerisinde olması
nedeniyle burada TCK 205 ve 240 ıncı maddelerini ihlalden açılan davalar birleştirilerek
kamu davasına Yargıtay 5. Ceza Dairesinde devam edilme kararı verilmiştir. Bu dava ile
ilgili Bilirkişi Raporu ektedir. (DAĞITIM İHD/Ek A-4)
Sonuç
Söz konusu ihalede, bugüne kadar yapılan adli soruşturmalarda Milletvekili ve
Bakan olduğu için soruşturma kapsamı içine alınamayan ancak, ihalenin değerlendirme
aşamasında, firma tercihlerini belirterek, Bakanlık Makamını bir baskı aracı olarak
kullanan, bürokratlar ve ihaleyi alan firmalar üzerinde siyasi baskı kurarak (ihaleyi
almasını istediği firmalar ile kazanan firmaların ortaklık tesis etmeleri için baskı yaparak)
direkt müdahil olan dönemin Bakanı M.Cumhur ERSÜMER’in bu eylemlerinin TCK 205
inci maddesi kapsamında Yüce Divan tarafından değerlendirilmesinin uygun olacağı
kanaatine varılmıştır.’
…
▬ Otoprodüktör Satralleri hakkında;
‘Hukuki Değerlendirme ve Kanaat
İzah edilen bu sebeplerle;
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının öncelikli ve asli görevlerinin tanımlandığı
3154 sayılı Kanunun 1, 2, 5 ve 10 uncu maddelerine aykırı olarak, plansız ve programsız bir
şekilde hareket edilmesi ve ülkenin gelecekte kendisini stratejik açıdan sıkıntıya sokacak bu
kolaycı yolu seçmesi sonucunda 1998 yılında %15 civarında olan doğalgaza bağımlılığın
günümüzde %50 civarına ulaştığı, elektrik enerjisi üretiminde kullanılan doğalgaz
miktarının dışa bağımlılığı önemli ölçüde artırmış olması sebebiyle “Genel Elektrik
Politikası” içerisinde Ülkemizin yeni enerji planlamasında öngörülecek elektrik üretimi
kaynak dağılımı belirlenmediği için otoprodüktör uygulamalarıyla da doğalgaza dayalı
santrallerin yaygınlaştırılmasına sebep olunduğu, buna Kanun, Yönetmelikler ve Bakanlar
Kurulu Kararları ile tanınan esneklikle imkan tanındığı hususları açık bir şekilde
anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan acil/ivedi bir durum olmadığı (ki Bakanlık da bu halde aciliyet
olmadığını kabul etmektedir)ve hatta Devlet olarak elimizde elektrik enerjisi konusunda arz
noksanlığı söz konusu olmayıp aksine fazla sayılabilecek bir temayül gösterecek biçimde arz
fazlası bulunduğu halde 39 adet proje için ilgili şirketlerin elektrik enerjilerini kamudan
almalarının önü açılıp bu yolla dolaylı surette de olsa kamu zararını azaltacak uygulamaya
imkan verilecek yerde aksine bir tutumla 39 adet proje ile ilgili otoprodüktör sözleşmesi
imzalanmasında 4628 sayılı yasanın EPDK’ya verdiği münhasır yetkinin Bakanlık
tarafından kullanılmasının ilgili Bakan Zeki ÇAKAN yönünden yetki aşımı olarak
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
35
değerlendirilmesi ve bu sebeple yapılan işleme ilişkin olarak “uygun görüşle Bakanlık
Makamına sunulan yazıların” altında imzaları bulunan bürokratlarla birlikte eyleminin
TCK’nın 240 ıncı maddesi kapsamında irdelenmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.’
…
▬Mobil santraller hakkında;
‘Tanık Beyanları
Soruşturma safhasında Komisyonumuzda tanık sıfatıyla dinlenen ve TEAŞ
tarafından söz konusu mobil santral ihalelerinin yapıldığı dönemde TEAŞ Genel Müdürü
olan Muzaffer SELVİ verdiği ifadede; DGM Savcısına verdiği ifadeyi kabul ettiğini beyan
etmiştir. Adı geçen şahıs DGM Savcısına verdiği ifadede;
Enerji sıkıntısı nedeniyle 1998 yılında yapılmış bulunan mobil santrallerin
bazılarının kurulu güçlerinin artırıldığını, burada ERSÜMER’in Ankara–Esenboğa
Santralinde takındığı tavrı anlatmak istediğini, ihaleyi normal şartlarda AKSA Elektriğin
kazandığını, ancak ERSÜMER’in kendisini makamına çağırarak ihaleyi sıralamada üçüncü
gelen Park Holding’e vermesinin istediğini, kendisi o güne kadar nükleer santral ihalesiyle
ilgili olarak yaşanan gerilim nedeniyle çok hırpalandığından “ Mümkün ise arkadaşlarla
bakarız” dediğini, ancak arkadaşlarının bunu kabul etmediğini, bunun üzerine AKSA
Elektrik Yönetim Kurulu Başkanını çağırdığını ve Bakanın talimatı olduğunu kendisine
ileterek ihaleden çekilmesini istediğini, firma temsilcisinin gittiğini ve uzun süre firmadan
ses çıkmadığını, Park Holding’in de “Bakanın ısrarı olduğu için proje ile ilgilendiklerini”
beyan ettiğini, sonuçta AKSA Elektrik ile sözleşme imzaladıklarını, Park Holding’in Ankara
Enerji adı altında bir şirket kurduğunu ve AKSA Elektriğin de hisselerini bu şirkete
devrettiğini beyan etmiştir.
Batman Mobil Santrali ile ilgili olarak; 2000 yılı içinde 100 MW’lik Batman Mobil
Santralinin ihalesini yaptıklarını, ihaleyi FERNAZ isimli bir firmanın kazandığını, Doğan
KARADENİZ’in tekifinin ihalede ikinci sırada yer aldığını, devreye M. Cumhur
ERSÜMER’in girdiğini, telefonda kendisiyle bizzat konuştuğunu, işin Doğan
KARADENİZ’e verilmesini istediğini ve “Bu işi bitirin, sıkıntım var, Erol AKÇAL’ı
gönderiyorum. Onunla görüş” dediğini beyan etmiştir.
Bu tanık ifadesi ile BATMAN Mobil Santrali ihalesini Doğan KARADENİZ’e ait
firmanın kazandığı birlikte değerlendirilmiş ve Komisyonumuzca; dönemin Bakanı M.
Cumhur ERSÜMER’in ihaleleri kendi istediği firmalara verdirebilmek için ihaleleri
gerçekleştirecek olan TEAŞ Yönetim Kurulu üyeleri üzerinde baskı kurduğu, bağımsız karar
almalarını engellediği, ihalelere direkt olarak müdahil olduğu kanaatine varılmıştır.
Sonuç
İzah edilen bu sebeplerle;
—Enerji krizi gerekçesiyle plansız ve programsız bir şekilde hareket edilerek,
98/10826 sayılı Bakanlar Kurulu Kararına istinaden, 1998 ve 2000 yıllarında
gerçekleştirilen ihale sonuçlarına göre firmalarla sözleşmeler imzalandığı,
—Başlangıçta toplam kurulu gücü sadece 75 MW olan 4 adet mobil santral için
uygulama başlatılmış iken özellikle 2000 yılı içerisinde 12 adet toplam kurulu gücü 615 MW
olan mobil santral için konunun 3 ayrı şekilde gündeme getirilmesinin de duyulan ihtiyaç ve
talebin tutarsızlığını ortaya koyduğu,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
36
—Son ihalede santral kurulu gücünün 130 MW gibi değerlere kadar
yükseltilmesiyle mobil santral tanım ve kullanım amacına aykırı hareket edildiği,
—Gerek fiyat oluşumu ve gerekse çevre mevzuatı açısından 100+100 MW Kurulu
güçte iki santralin de Samsun’da konuşlandırılması kararlarının isabetsiz olduğu ve yerinde
bulunmadığı, yer sorununun Sözleşme imzalandıktan sonra uzun sürelerde belirsizliğini
koruması ve SAMSUN’da konuşlandırılan her iki santralin de 27.02.2003 tarihinde üretime
girmiş olmasının enerji krizi gerekçesinin ne kadar sağlıksız olduğunu gösterdiği,
—Dönemin Bakanlarından Sn. M. Cumhur ERSÜMER’in mobil santral ihalelerini
yapan TEAŞ Genel Müdürlüğü Yönetim Kurulu Başkanı ve aynı zamanda TEAŞ Genel
Müdürü olan Muzaffer SELVİ üzerinde baskı kurarak ihaleleri istediği firmalar üzerine
bıraktırmaya çalıştığı,
—Olayların kronolojik gelişmelerine göre yüklenici firmaların önündeki tüm
engellerin bir şekilde kaldırıldığı
hususları açık olduğundan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının öncelikli ve asli
görevlerinin tanımlandığı 3154 sayılı Kanunun 1, 2, 5 ve 10 uncu maddelerine aykırı olarak
hareket ettiği belirlenen dönemin Bakanları Sn. M. Cumhur ERSÜMER ile Sn. Zeki
ÇAKAN’ın sorumlulukları bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Hukuki Değerlendirme ve Kanaat
Yukarıda ayrıntılarıyla açıklandığı üzere;
İhalenin gerçekleştirilmesinde ve santralin Samsun‘a naklinde her iki Bakanın da
yetkilerini amaçları dışında kullanmaları sebebiyle eylemlerinin TCK‘nın 240 ıncı maddesi
kapsamında ve
Dönemin Bakanı Sn. M. Cumhur ERSÜMER’in mobil santral ihalelerini istediği
firmalara verdirmek yönünde ihale Komisyonu Başkanı üzerinde baskı kurarak bağımsız
karar almalarını engellediği, ihalelere doğrudan müdahil olduğu ve eyleminin TCK 205 inci
maddesi kapsamında ayrıca
Merciince değerlendirilmesinin uygun olacağı kanaatine varılmıştır.’
…
▬ Enerji projelerinde eskalâsyon uygulamaları ve 19 Kasım 1997 tarihli
bakan oluru hakkında
‘Yatırım ve işletme dönemi eskalasyon uygulamasının ilk olarak 05.05.1995
tarihinde Bakan Oluru ile Fizibilite raporunun verilme tarihinden itibaren gündeme
getirilmesine ve 14.11.1996 tarihinde de yine Bakan Oluru ile yatırım dönemi eskalasyonu
ortadan kaldırılıp, sadece yıllık işletme giderlerine eskalasyon uygulanmasına karşın Bakan
M. Cumhur ERSÜMER tarafından 08.06.1998 tarihinde vermiş olduğu Bakan Oluru ile
herhangi bir haklı ve geçerli gerekçe bulunmaksızın kamu aleyhine zarar doğuracak tarzda
tekrar sözleşmelerin imza tarihinden başlamak üzere yatırım dönemi eskalasyonunu
getirmiş olması Kanunun kendisine tanıdığı yetkiyi kötüye kullanma olarak nitelendirilmiş,
Keza 3096 sayılı Türkiye Elektrik Kurumu Dışındaki Kuruluşların Elektrik Üretimi,
İletimi, Dağıtımı ve Ticareti ile Görevlendirilmesi Hakkında Kanunun 4üncü maddesinin 2
nci fıkrası “Bu tesisde üretilecek elektrik enerjisi, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca
tespit olunacak tarifeye göre bölgelerinde Türkiye Elektrik Kurumuna veya o bölgede
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
37
faaliyet gösteren görevli şirkete satılır.” şeklinde düzenlenmiş amir hüküm yürürlükte iken,
dönemin Bakanı M. Cumhur ERSÜMER imzalı 19.11.1997 tarih ve 5381 sayılı Olur ile;
Sonuç
Yasanın bu amir hükmünü bertaraf edecek tarzda bölgelerinde faaliyet gösteren
Görevli Şirketlere YİD ve İHD modelinde yapılacak projelerde üretilecek elektriğin bağlantı
yerine göre ya TEK’e ya da Görevli Şirkete Bakanlığın belirleyeceği tarife üzerinden
satışının yapılması gerekirken, Görevli Şirketin sorumluluğundaki sisteme YİD ve İHD
projelerinin bağlanması halinde dahi üretecekleri elektriği sadece TEK yerine kaim olan
TEAŞ/TEDAŞ’a satışının yapılmasının uygun olduğuna ilişkin Bakan Oluru ile dönemin
Bakanı M. Cumhur ERSÜMER’in yetki aşımı süretiyle kamuyu zarara uğratacak nitelikte
işlem yaptığı anlaşılmış olmakla her iki konuda ayrı ayrı olmak üzere fiilinin Türk Ceza
Kanununun 240 ıncı maddesi kapsamında değerlendirilmesinin gerekli olduğu kaanatine
varılmış,
Ancak, 4616 sayılı Yasaya göre fiillerin ilk işleniş tarihi 23.04.1999 tarihinden önce
olmakla, birden fazla olan bu eylemlerin 4616 sayılı Yasa kapsamında Yüce Divan sıfatıyla
Anayasa Mahkemesince takdir edilip değerlendirilmesinin uygun olacağı düşünülmüştür.’
…
▬ Atasu Barajı ve HES İnşaatı hakkında;
‘Sonuç olarak;
2886 sayılı Kanunda %30’dan sonraki keşif artışlarına olur verilmesindeki ana
gerekçe ülke ekonomisine katkı yapacak acilen bitirilmesine ihtiyaç duyulan projelerin
yeniden ihale edilmesindeki zaman kayıplarını önlemek olmasına rağmen Atasu Barajı ve
HES İnşaatında henüz %10.5 (%30 keşif artışı dahil %7) parasal gerçekleşme mevcutken,
2886 sayılı Kanun ile temel, tünel ve benzeri işler ile tabii afetler gibi sebeplerden
kaynaklanıyorsa mümkün kılınan Kanunla verilen yetki, hesaba dayanmayan, fiili durumla
örtüşmeyen, fiktif bir keşif artışı Olur’u verilmesi ile Enerji ve Tabii Kaynaklar eski Bakanı
Mustafa Cumhur Ersümer tarafından TCK’nın 240. maddesinde yazılı olduğu üzere
Kanunla verilen yetki kötüye kullanılmış, görevi suistimal fiili suçu işlenmiştir.’.
…
‘Sonuç olarak;
2886 sayılı Kanunda %30’dan sonraki keşif artışlarının temel, tünel ve benzeri işler
ve tabii afetler gibi nedenlerden meydana gelmesi durumda mümkün kılınmasına rağmen,
Atasu Barajı ve HES İnşaatında, Sözleşme Özel Teknik Şartnamede ihale kapsamında
yapılacak işler listesinde yer almayan, Sözleşme ile yapılması öngörülen işin ikmali
açısından zaruret teşkil etmeyen, ayrıca ihale edilebilmesi mümkün yeni ek ilave tesisler
rekabet ortamı oluşturularak serbest piyasa koşulları içerisinde fiyatın oluşması
sağlanmaksızın Sözleşme kapsamına ilave işler alınarak, henüz kati projeleri dahi
hazırlanmadan, metrajları kesinleşmeden Bakanlık Makamından 09/09/2002 tarihinde
%170.71 oranında keşif artışı Olur’u verilmesi ile Enerji ve Tabii Kaynaklar eski Bakanı
Zeki Çakan tarafından TCK’nın 240. maddesinde yazılı olduğu üzere Kanunla verilen yetki
kötüye kullanılmış, görevi suistimal suçu işlenmiştir.
01.08.2002 tarih ve 3797 sayılı yazı ile kapsama alınma işlemini yapan DSİ
bürokratları ile keşif artışı işlemini teselsül eden bir sıra ile gerçekleştiren bürokratlar
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
38
hakkında eylemlerinin niteliğini tespit ile gereğine tevessül olunması için Cumhuriyet
Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasına.’
…
▬ Bakırçay Projesi Kınık Sol Sahil Sulaması İnşaatı hakkında;
‘ Proje ve İnşaat Dairesi Başkanlığınca DSİ II. Bölge Müdürlüğü (İzmir) sınırları
içerisinde yürütülmekte olan proje 14.04.1993 tarihinde 60.000.000.000 TL keşif bedeli
üzerinden %13.80 tenzilatla 51.720.000.000 TL ihale bedeli ile Özdoğan İnş. San. ve Tic.
Ltd. Şti.’ne ihale edilmiştir. İşte 10.05.2000 tarihinde Genel Müdürlük Makamından (Emin
Erdoğan) %30, (EK C-41) 13.06.2000 tarihinde Bakanlık Makamından (M.Cumhur
Ersümer) %115(EK C-42) ve 12.09.2002 tarihinde Bakanlık Makamından (Zeki Çakan) %
63 (EK C-43) olmak üzere toplam %208 oranında keşif artışı verilerek ihale bedeli
159.297.600.000 TL’sına çıkarılmıştır.
Bu işe ait olmak üzere verilmiş keşif artışları incelendiğinde:
Sözleşme eki Özel Teknik Şartnamede verilen ihale kapsamında yapılacak işler (EK
C-44) listesinde bulunmayan, ayrıca sözleşmede ve sözleşme eki 1/25000 ölçekli haritalarda
yapılacak işler olarak gösterilmemiş olan, sözleşme ile yapılması öngörülen işin ikmali
açısından aciliyet ve zaruret teşkil etmeyen, ayrıca ihale edilebilmesi halinde rekabet
şartları altında fiyat ve tenzilatlarının oluşması imkanı bulunan, 2004 yılı fiyatları ile
yaklaşık keşif bedeli 20 trilyon TL büyüklükteki Bakırçay Yatak Islahı işi 2886 sayılı ihale
kanunun 64 maddesine aykırı olarak daha önce ihale edilmiş olan Bakırcay-Kınık Projesi
Kınık Sol Sahil Sulaması muhtevasına alınmış ve muhtevaya alınan işin keşif bedelide
bilerek düşük gösterilmiştir.
Şöyle ki; Daire Başkanı Muhittin KUZU imzası ile Emin ERDOGAN Genel Müdür
a. Olur imzalı (EK 7-1) 10.05.2000 tarih ve 2341 sayılı olurun 2.maddesinde ifade edilen
“Bakırcay yatak kapasitesi yetersiz oluşu...yatak düzenlemesi gerekmiştir” gerekçesi ile
Bakırçay Yatak Islahı Km 0+000(deniz) ile Km 61+712.37 arası işin muhtevasına
alınmıştır. Bahse konu 2. madde ile beraber 4 ayrı gerekçe sayılarak %30 keşif artışı
verilmiştir. Ancak Bakırçay Yatak Islahı Km 0+000(deniz) ile Km 61+712.37 arasının işin
ilk keşfine oranı %90’ olduğu TBMM soruşturma komisyonumuza cevaben yazılan
22.04.2004 tarih ve 6719 sayılı DSİ II. Bölge Müdürlüğü yazısından anlaşılmaktadır. (EK
C-45) Bu iki resmi evrak karşılaştırıldığında sonradan kapsama alınan kısmın keşfinin
bilerek düşük gösterildiği görülecektir. Yine Bölge yazısında “Bakırçay Yatak Islahı ile
ilgili şu ana kadar bir çalışmanın yapılmamış olduğunun “ bildirilmesi de kapsama alınma
olurunun 10.05.2000 tarihinde imzalanmış olması, aradan gecen 4 yıl zarfında bir iş
yapılmamış olması, burada ihale yapılmadan başka bir işin kapsamına alınmasını
gerektirecek herhangi bir aciliyetin olmadığını, gizli gayenin %13.80 tenzilatla ihale
edilmiş bir işe aynı tenzilatla sözleşme dışındaki ilave ek bir iş verilerek müteahhidin
karını artırmak olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Bahse konu yatak ıslahı işinin kapsama alınması bedeli kasıtlı olarak daha önce
10.05.2000 tarih ve 2341 sayılı olurda düşük tutularak %30 içerisinde kalacak şekilde
gösterilmiş, daha sonra Bakanlık Makamınca 15.06.2000 tarih ve 3027 sayılı Mustafa
Cumhur Ersümer tarafından verilen olurun 5.maddesinde “Bakırçay yatak kapasitesinin
yetersiz oluşu... Bakırçay’ın yatak düzenlemesi yapılması gerekmiştir” ifadesi konularak ve
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
39
kapsama ilave iş alma olayından hiç bahsedilmeyerek ilave bir işin kapsama alınması olayı
gizlenmeye çalışılmış ve diğer sayılan 5 maddelik gerekçe ile ilave %115 oranında keşif
artışı Mustafa Cumhur Ersümer tarafından verilmiştir.
Yine aynı işe 12.09.2002 tarih imzalı 5711 sayılı %63 oranında yeni ilave bir keşif
artışı da ZEKİ ÇAKAN (Bakan) tarafından verilmiştir. Bu keşif artışı oluru yazısının
gerekçelerinde bu defa “Bakırçay yatak kapasitesinin yetersiz oluşu... Bakırçay’ın yatak
düzenlemesi yapılması gerekmiştir” ifadesi tamamen kaldırılmıştır. Bu ifadenin buradan
kaldırılmasının gayesinin talimatlamı olduğu veya Bakandan ilave bir işin kapsama
alındığının gizlenmesi maksadıyla mı yapıldığı hakkında herhangi bir kanaate
ulaşılamamıştır. Bu durum mahkemece imza sahiplerinin ifadelerinin alınması sonucu
anlaşılabilecektir.
Bakırçay Kınık Sağ Sahil Sulaması Projesinin kesin projesinin yapılması
safhasında, sol ve sağ sahil drenaj sistemleri birlikte değerlendirildiğinde Bakırçay
yatağında ıslah çalışması yapılması gerektiği ortaya çıkmıştır. Bakırçay Kınık Sağ
Sulaması İnşaatının kapsamı içerisinde ihale edilebilecek olan iş, Bakırçay Deresi Islahı
Bakırçay Sol Sahil Sulaması İşinin kapsamına alınmıştır. Sonuç olarak kapsama alınan
ilave iş neticesinde keşif artışı meydana gelmiştir.
61.712 metre uzunluğundaki Bakırçay Yatak Islahı işinin ilk keşfine oranının %90
olduğu, yaklaşık keşfinin ise 2004 yılı fiyatları ile 20 trilyon TL’ büyüklükte olduğu, ayrıca
aciliyetinin olmadığı, komisyonumuza gönderilen DSİ İZMİR Bölge yazısından anlaşılmış
olup, Bu yatak ıslahı işinin %13,80 tenzilatlı Kınık Sol Sahil Sulaması muhtevasına
ihaleden sonra alındığı ve verilen keşif artışları ile rekabet şartlarının ortadan kaldırılarak
bir kişi veya kuruluşa menfaat sağlamak amacıyla bu işlemlerin yapıldığı kanaatine
varılmıştır.
Sonuç olarak;
2886 sayılı Kanunda %30’dan sonraki keşif artışlarının temel, tünel ve benzeri işler
ve tabii afetler gibi nedenlerden meydana gelmesi durumda mümkün kılınmasına rağmen,
Bakırçay Sol Sahil Sulaması İnşaatında, Sözleşme Özel Teknik Şartnamede ihale
kapsamında yapılacak işler listesinde yer almayan, Sözleşme ile yapılması öngörülen işin
ikmali açısından zaruret teşkil etmeyen, ayrıca ihale edilebilmesi mümkün yeni ek ilave işler
Sözleşme kapsamına alınarak, 13.06.2000 tarihinde Bakanlık Makamından (M. Cumhur
Ersümer) %115 ve yine aynı Bakanlık Makamından 12.09.2002 tarihinde %63 (Zeki Çakan)
oranında keşif artışı Olurlarının verilmesi ile Kanunla verilen yetki kötüye kullanılmış
ayrıca kapsama alınan ilave işlerin keşif bedelleri düşük gösterilerek karmaşa yaratılmak
suretiyle kanunsuz bir iş kanuna uydurulmaya çalışılmıştır. Ayrıca bu madde ekinde verilen
Proje ve İnşaat Dairesine ait Merkez ve Bölge İhaleli Büyük Su İşleri İnşaatlarına ait
listede sadece büyük hacimli yatak ıslahı ve drenaj işlerini kapsayan işlerin serbest
rekabet şartlarında ihale edildiğinde %30 ile %72 tenzilat arasında ihale edildiği
görülecektir. Enerji ve Tabii Kaynaklar eski Bakanları Sn. Mustafa Cumhur Ersümer ve Sn.
Zeki Çakan tarafından TCK’nın 240. maddesinde yazılı olduğu üzere Kanunla verilen yetki
kötüye kullanılmış, görevi suistimal suçu işlenmiştir.
Kapsama alınma işlemini yapan DSİ bürokratları ile keşif artışı işlemini teselsül
eden bir sıra ile gerçekleştiren bürokratlar hakkında eylemlerinin niteliğini tespit ile
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
40
gereğine tevessül olunması için Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda
bulunulmasına.’
…
▬ Batı Iğdır Ovası Yenileme İnşaatı hakkında;
‘Proje ve İnşaat Dairesi Başkanlığınca DSİ XXVI. Bölge Müdürlüğü (Kars)
sınırları içerisinde yürütülmekte olan proje 20.01.1997 tarihinde 2.580.000.000.000 TL
keşif bedeli üzerinden %10.28 tenzilatla 2.314.776.000.000 TL ihale bedeli ile AGE
İnş.Tic.A.Ş.’ne ihale edilmiştir. İşte 20.08.2002 tarihinde Genel Müdürlük Makamından
(İlker Özel) %30(EK C-51), 10.09.2002 tarihinde Bakanlık Makamından (Zeki Çakan)
%30.57 (EK C-52), olmak üzere toplam %60.57 oranında keşif artışı verilerek ihale bedeli
3.716.911.396.000 TL’sına çıkarılmıştır.
Sözleşme eki Özel Teknik Şartnamede (EK C-53)verilen ihale kapsamında
yapılacak işler listesinde bulunmayan;
1- Proje İnşaat Dairesi Başkanlığının 10.09.1998 tarih ve 520.24 sayılı yazısı (EK
C-54)ile 1998 yılı mali yılı yatırım programı ve uygulama planına “Iğdır Aras Taşkın
Koruma İkmali 2. kısım İnşaatı” üç trilyon keşif bedelle giren iş Batı Iğdır Ovası Yenileme
İnşaatı kapsamına alınmıştır.
2- Proje İnşaat Dairesi Başkanlığının 05.02.1999 tarih ve 420 sayılı yazısı (EK C-
55) ile Zor Deresi taşkın koruma işi Batı Iğdır Ovası Yenileme İnşaatı kapsamına alınmıştır.
3- Proje ve İnşaat Dairesi Başkanlığının 18.07.2002 tarih ve 4254 sayılı yazısı (EK
C-56) ile Bölge Müdürlüğü tarafından Batı Iğdır Ovası Yenilemesi Ovası kapsamında
yapılması istenen Iğdır İli Aralık İlçesinde bulunan bahçelerin sulaması işlerinin kapsama
alınmasının yasal olmadığı belirtilmiştir.
4- Proje ve İnşaat Dairesi Başkanlığının 18.07.2002 tarih ve 4253 sayılı yazısı (EK
C-57) ile Bölge Müdürlüğü tarafından yapılması istenen ilave işlerin işin kapsamında
olmadığı ve planlama raporunun hazırlanarak program teklifi yapılması gerektiği
belirtilmiştir.
Komisyonumuza gönderilen 04.06.2004 tarih 2153 sayılı XXIV. Bölge Müdürlüğü
yazısından da(EK C-58); 2004 yılı fiyatı ile toplam 26 trilyon TL yaklaşık keşif bedelli Aras
Nehri Taşkın Koruma Seddeleri İnşaatı ve Zor Deresi Derivasyon Kanalı İnşaatı işlerinin
daha önce %10,28 tenzilatla ihale edilmiş olan Batı Igdır Ovası Sulaması Yenileme İnşaatı
işinin kapsamına alınmış olduğu kesin olarak anlaşılmaktadır. Kapsama alınan işlerde
daha önce Bakırçay Sol Sahil Sulaması İşinde detaylı değerlendirilen yatak ıslahı işleri ile
benzerlik arz etmesi nedeniyle,
2886 sayılı Kanunda %30’dan sonraki keşif artışlarının temel, tünel ve benzeri işler
ve tabii afetler gibi nedenlerden meydana gelmesi durumda mümkün kılınmasına rağmen,
Batı Iğdır Ovası Yenileme İnşaatında, Sözleşme Özel Teknik Şartnamede ihale kapsamında
yapılacak işler listesinde yer almayan, Sözleşme ile yapılması öngörülen işin ikmali
açısından zaruret teşkil etmeyen, ayrıca ihale edilebilmesi mümkün yeni ek ilave tesisler
rekabet ortamı oluşturularak serbest piyasa koşulları içerisinde fiyatın oluşması
sağlanmaksızın Sözleşme kapsamına ilave işler alınarak, 10/09/2002 tarihinde keşif artışı
Olur’u verilmesi ile Enerji ve Tabii Kaynaklar eski Bakanı Zeki Çakan tarafından TCK’nın
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
41
240. maddesinde yazılı olduğu üzere Kanunla verilen yetki kötüye kullanılmış, görevi
suistimal suçu işlenmiştir.
Kapsama alınma işlemini yapan DSİ bürokratları ile keşif artışı işlemini teselsül
eden bir sıra ile gerçekleştiren bürokratlar hakkında eylemlerinin niteliğini tespit ile
gereğine tevessül olunması için Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda
bulunulmasına.’
…
▬ Yukarı Harran Ovası Sulaması İnşaatı hakkında;
‘DSİ Proje ve İnşaat Dairesi Başkanlığınca DSİ XV. Bölge Müdürlüğü (Şanlıurfa)
sınırları içerisinde yürütülmekte olan proje 16.01.1997 tarihinde 5.800.000.000.000 TL
keşif bedeli üzerinden %15.20 tenzilatla 4.918.400.000.000 TL ihale bedeli ile 16.01.1997’
de ihale edilmiştir. İş 15.02.2002 tarihinde yapılan devir sözleşmesi ile Aykotek Ortak
Girişim Grubu’na devredilmiştir. İşte 11.02.2001 tarihinde Genel Müdürlük Makamından
(Doğan Altınbilek) %30, (EK C-59) 21.11.2001 tarihinde Bakanlık Makamından (Zeki
Çakan)%82.83(EK C-60) 08.08.2002 tarihinde Bakanlık Makamından (Zeki Çakan)
%110.19(EK C-61), olmak üzere toplam %223.02 oranında keşif artışı verilerek ihale
bedeli 15.887.415.680.000 TL’sına çıkarılmıştır.
Sözleşme eki Özel Teknik Şartnamede verilen ihale kapsamında yapılacak işler 60
km anakanal inşaatı olarak belirlenmiştir. (EK C-62)
Sözleşme eki Özel Teknik Şartnamede verilen ihale kapsamında yapılacak işler
listesinde bulunmayan, 2004 yılı fiyatı ile toplam 207 trilyon TL yaklaşık keşif bedelli
Mardin-Ceylanpınar anakanalı Km:59+474-86+372 arası insatı işlerinin daha önce
%15,20 tenzilatla ihale edilmiş olan Yukarı Harran Ovası Sulaması İnşaatı işinin
kapsamına alındığı DSİ XV. Bölge Müdürlüğünün 26.03.2004 tarih 02095 sayılı yazısı ve
eklerinden anlaşılmaktadır. (EK C-63a) DSİ XV. Bölge Müdürlüğünün 27.04.2004 tarih ve
03212 sayılı yazısı ekinde muhtevaya alınan kesimin ilk keşife oranının %119.95 olduğu
açıkça belirtilmektedir. (EK C-63b) Ayrıca Teftiş Kurulu Teknik İnceleme Raporunda
ihaleden sonra U.16.D/3 özel pozu ile ilgili olur’un bulunmadığı belirtilmektedir. DSİ Genel
Müdürlüğü Proje ve İnşaat Dairesi Başkanlığının 9.06.2004 tarih 2949 sayılı yazısında da
poz ile ilgili olur’un arşivlerinde bulunmadığı belirtilmektedir. (EK C-63c)
Müteahhit firma 30.01.2000 tarih ve 150 sayılı yazısı (EK C-64) ile DSİ XV. Bölge
Müdürlüğüne yazdığı “2. keşif ve ek iş talebi” konulu yazıda, “1996 tarihinde
5.800.000.000.000 TL keşif bedeli ile ihale edilen işte, tasdiklenmiş yeni projelere göre
yeniden keşif hazırladığını ve bu yeni keşfin 5.214.000.000.000 TL olduğunu, bu arada
anakanal inşaatının Km:59+479,99 ile Km:86+569 arasının keşfininde 2.263.310.215.000
TL olduğunu, o kısımla birlikte toplam keşif bedelinin 7.453.700.238.000 TL olduğunu ve
%30 keşif artışı içerisinde kalındığını” belirterek anakanalın Km:59+479,99 ile
Km:86+569 arasınında ihale kapsamına alınmasını talep etmiştir. Aynı yazı içerisinde
31.12.1999 tarihi itibari ile toplam ödeme tutarının da 5.308.602.759.000 TL olduğu da
belirtilmektedir ki, bu da hazırlanan yeni keşfin yanlışlığının ispatı niteliğindedir. Konu DSİ
XV. Bölge Müdürlüğü’nün uygun görüşü ile 03.02.2000 tarih ve 0580 sayılı yazısı ile(EK C-
65) DSİ Proje ve İnşaat Dairesi Başkanlığına iletilmiş ve 11.02.2003 tarih ve 575 sayılı
Genel Müdürlük (Doğan Altınbilek) Olur’u ile(EK C-66), Sözleşme eki Özel Teknik
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
42
Şartnamede verilen ihale kapsamında yapılacak işler listesinde bulunmayan; III. Kısım
Anakanal inşaatı olarak ihale edilmek üzere projeleri hazırlanmış ve yatırım programında
yer alan 29 km anakanal inşaatı iş kapsamına alınmıştır. Kapsama alınan ek işler için
temel, tünel ve benzeri işler veya mütememmin cüz gibi teknik bir gerekçe gösterilmezken;
müteahhit yazısından ve Bölge Müdürlüğünün yazısından gerekçenin açıkça “ek iş talebi”
olduğu görülmektedir.
İşin keşfinin azaldığı iddiası ile %30 keşif artışının içerisinde kalınacağı savıyla
kapsama ihalesiz olarak 29 km uzunluğunda anakanal inşaatı ilavesi yapılan işte, bilahare
Bakanlık Makamından 21.11.2001 tarihinde %82.83 ve 08.08.2002 tarihinde %110.19 keşif
artışı Olur’u alınmıştır. Keşif artışı Olur yazılarında keşifteki artışa ilişkin gerekçelerin
açıklanmasında muhtevaya alınma ile ilgili hususlara yer verilmemiştir. Bu durum DSİ
Teftiş Kurulu Başkanlığının Teknik İnceleme Raporunda da belirtilmiştir. (EK C-67)
2886 sayılı Kanunda %30’dan sonraki keşif artışlarının temel, tünel ve benzeri işler
ve tabii afetler gibi nedenlerden meydana gelmesi durumda mümkün kılınmasına rağmen,
Yukarı Harran Ovası Sulaması İnşaatında, Sözleşme Özel Teknik Şartnamede ihale
kapsamında yapılacak işler listesinde yer almayan, Sözleşme ile yapılması öngörülen işin
ikmali açısından zaruret teşkil etmeyen, ayrıca ihale edilebilmesi mümkün yeni ek ilave işler
Sözleşme kapsamına alınarak, 21.11.2001 tarihinde Enerji ve Tabii Kaynaklar eski Bakanı
Zeki Çakan tarafından verilen %82.83 oranında ve 08.08.2002 tarihinde Enerji ve Tabii
Kaynaklar eski Bakanı Zeki Çakan tarafından verilen %%110.19 oranında keşif artışı
olurları ile TCK’nın 240. maddesinde yazılı olduğu üzere Kanunla verilen yetki kötüye
kullanılmış, görevi suistimal suçu işlenmiştir.
Kapsama alınma işlemini yapan DSİ bürokratları ile keşif artışı işlemini teselsül
eden bir sıra ile gerçekleştiren bürokratlar hakkında eylemlerinin niteliğini tespit ile
gereğine tevessül olunması için Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda
bulunulmasına.’
…
▬ Erzurum İçmesuyu İsale Tüneli hakkında;
‘2886 sayılı Devlet İhale Kanunun 2.maddesinde bulunan “.....avan projeleri ve
bunlara dayalı keşifleri bulunmayan yapım işlerinde ihaleye çıkılmaz” hükmü gereği işe ait
“Tahmini İnşaat Bedeli Cetveli ve bu cetvelin müstenidatı olan Keşif Özeti” hazırlanmış ve
DSİ Proje ve İnşaat Dairesi Başkanlığınca onaylanarak ihaleye çıkılmıştır.
Keşif Özeti incelendiğinde:
1-İmalat İşleri Bölümünün Demir İşleri Bölümü’nde yer alan B-D-304 poz no ile
Ankraj ve Kaya Bulonu deliği açılması miktarının 12.000 metre ve birim fiyatının da 1996
Birim fiyatı ile 238.668 TL/metre olarak yer aldığı,
2-Enjeksiyon İşleri Bölümünde ise 31-7-7836-37 poz no ile Galeri ve Tünel
içerisinde Kontak ve Konsolidasyon Enjeksiyon deliği açılması miktarının 2.600 metre ve
birim fiyatının da 1996 Birim fiyatı ile 2.020.146 TL/metre olarak yer aldığı görülmektedir.
Her iki pozda da yapılan işlem delik açılması işidir. Her iki pozun alt analizleri
incelenecek olursa, her iki pozda da kullanılan makinenin, Bayındırlık rayiçlerinden alınan
03.017 poz nolu 210 cfm’lik kompresör, hortum ve tabancaları olduğu görülecektir. Ancak
Barajlar ve HES Dairesi Başkanlığına ait BD-304 pozunda personel ve şantiye giderlerinin
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
43
olmadığı görülecektir. Çünkü ihaleye çıkan bir işin bileşenleri konumundaki yapım işlerine
ait birim fiyatlar oluşturulurken, şantiye giderleri ve bu şantiyeye ait personel giderleri,
%25 müteahhit karı içerisinde zaten değerlendirilmiştir.
Jeoteknik Hizmetler ve YAS Dairesi Başkanlığının bazı birim fiyatlarında olduğu
gibi, 31-7836 ve 37 nolu Enjeksiyon deliği açılması fiyatının analizlerinde de, şantiye
giderleri ve şantiye personeline ait giderlerin analizlere dahil edildiği, daha sonra ise %25
müteahhit karının konulduğu görülecektir. Bu durum, ilgili Dairenin yatırımcı daire
olmayıp, kısa süreli etütler yapıyor olmasından ve bu tür işler için geçici şantiyeler kuruyor
olmasından kaynaklanmaktadır. Bu husus, olarak verilen 26/01/1983 tarihli Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanlığı makamından alınmış Olur belgesinden anlaşılmaktadır. 6/4/1987
tarihli DSİ Genel Müdürlük makamından alınan Olur belgesi ile, 1.1.1987 tarihinden sonra
olmak üzere, tıpkı emaneten yapılan işlerde olduğu gibi ihale edilen işlerde de bahse konu
fiyatların geçerli olmasına dair olur alınmıştır. Ancak Jeoteknik Hizmetler ve YAS Daire
Başkanlığı, birim fiyatlarında şantiye ve şantiyeye ait personel giderlerini %25 müteahhit
karı dışında tuttuğu ayrıntısını bilerek veya bilmeyerek unutmuş ve şimdiye kadar ilgili
Daire bünyesinde kurulmuş olan Birim Fiyat Komisyonlarında da bu husus
düzeltilememiştir. Bahse konu ayrıntının gözden kaçırılması, aslında benzer işi
tanımlamakta olan 31-7836 ve37 nolu pozların fiyatının, BD-304 nolu pozun fiyatından 8,5
kat daha yüksek olmasına neden olmuştur. Yine 31-7836 ve 37 nolu pozun fiyat tarifinde
getirilen bir istisna ile “Tünel sağlamlaştırma Enjeksiyonları rotary tip sondaj makinaları
ile açılırsa birim fiyatlar %100 artar” ifadesinin bulunması, ilgili fiyatın B-D-304 fiyatının
17 katı olarak uygulanmasını sağlamaktadır. İlave Tünel Uzunluk zamları da
düşünüldüğünde, tünellerdeki uygulama, yerine göre 17 ila 30 kat arasında fiyat
değişkenliğine yol açabilmektedir.
Oysa, BD-304 nolu pozun karşılığı, Kara Yolları Genel Müdürlüğünde 14.009/1
nolu Ankraj ve Kaya bulonu deliği açılması pozudur ve birim fiyatı da, BD-304 pozunun
beedeli ile yaklaşık aynıdır. İlgili kuruluşun da yatırımcı kuruluş olması sebebi ile bahse
konu ayrıntı gözden kaçmamış ve fiyat olması gerektiği gibi değerlendirilmiştir.
Erzurum İçme Suyu Tüneline ait ihaleye esas Keşif Özeti, Ankraj ve Kaya Bulonları
deliklerinin bedelinin BD-304 üzerinden ödeneceği, Kontak ve Konsolidasyon Enjeksiyon
Deliklerinin ise 31-7836 ve 37 nolu pozdan ödeneceği esasına göre hazırlanmış ve ihaleye
böyle çıkılmıştır. Bu husus, (Erzurum Ek-1 )olarak verilen Keşif Özeti’nden, teknik
uygulayıcılar tarafından açıkça anlaşılabilecektir.
Ancak bu işte, bilerek veya bilmeyerek, Ankraj ve Kaya Bulonu delik bedellerinin 17
ile 30 kat üzerinden ödenmesine imkan tanıyan 31-7836-37 nolu pozların kullanılması için
kamu aleyhine birbirine bağlı 3 hamlede işlem yapılarak hukuki zemin hazırlanmasına
çalışılmış ve 2003 yılı fiyatları ile yaklaşık 40 trilyon TL fazla ödenmesine imkan
tanınmıştır. Keşif artışına neden olan ana etkenin bu işlemler olduğu anlaşılmaktadır:
1. İşlem: İhaleye esas I. Keşif Özeti, akdedilen sözleşmeye sözleşme eki olarak
konulmamıştır. Bunun sonucu olarak, Ankraj ve Kaya Bulonu deliklerine B-D.304 pozundan
ödeme yapılacağı hususu, işin kontrolünü yapan kontrol teşkilatının gözünden kaçırılmıştır.
2. İşlem: Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesinin 20. Maddesindeki “Keşif Özeti’nde
veya birim fiyat cetvelinde gösterilmemiş yapım işleri için yeni fiyat yapılır” hükmüne
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
44
binaen, işin Keşif Özeti’nin sözleşme ekinde bulunmamış olması nedeniyle, B.İ.G.Ş.’nin 39.
Maddesinin 2 fıkrasındaki “Sözleşme eki Keşif Özeti’nde veya birim fiyat cetvelinde
herhangi bir yapım ve hizmet işi için fiyat gösterilmiş olması, müteahhide, mutlaka o türden
yapım ve hizmet işlerini yapmak hakkını vermez... birim fiyatların uygulanabilmesi için
yetkili onay alınması gerekir” hükmü tamamen kamu aleyhine kullanılarak delik delme
işlerinde sadece 31-7836 ve 37 nolu pozlar için sözleşme yılı yeni fiyat tutanağı hazırlanmış
ve ilgili daire başkanınca DSİ Genel Müdürü adına onaylanmıştır. Bahse konu pozların
fiyatı B-D.304 fiyatının 17 ile 30 katı olması nedeniyle idare aleyhine işlem yapılması için
zemin hazırlanmıştır.
3. İşlem: 27.04.2000 tarihli Emin ERDOĞAN (Genel Müdür a.) 16.08.2000 tarihli
M. Cumhur ERSÜMER (Bakan), 21.06.2002 tarihli Z.ÇAKAN (Bakan) imzalı olurlar ile
toplam %336,85 oranında keşif artışı verilmiştir. Keşif artışı gerekçelerinde çeşitli teknik
nedenler sayılmıştır. Keşif artışlarının müstenidatını oluşturan 3. Mukayeseli Keşif Özeti
incelendiğinde
Mukayeseli Keşif Özetinin İmalat İşleri Bölümünde,
BD-304 pozu miktarının 12.000 Mt.’den 0 Mt. düşürüldüğü,
31-7836 pozunun, I. Keşif Özeti’nin İmalat İşleri Bölümü’nde yer almamasına
rağmen 3. Mukayeseli Keşif Özeti’nde bahse konu poz miktarının 340.000 Mt olarak yer
aldığı görülecektir. Bu artış ve eksilişin I. keşfe oranının:
1.373.699.280.000 / 1.360.000.000.000 =%101 olduğu açık ve net
hesaplanabilmektedir.
Verilen bu olurlar ile kontrol teşkilatı yanlış yönlendirilmiş ve hukuki zemin
oluşturularak maliyetin artması sağlanmıştır.
Yerinde yapılan inceleme sonucunda söz konusu projenin bir an önce bitirilmesinin
Erzurum ilinin içme suyu sorunun çözümü açısından çok büyük önem arz ettiği görülmüştür.
Mahkeme sürecinin uzamasının da ayrıca içme suyu sorunun çözülmesini geciktiren bir
başka etken olacağı dikkate alındığında, kamunun çıkarını gözetecek ve firmayı maliyeti
attıran ve keşif artışında etken olan ihtilaflı poz uygulamasına mecbur etmeyecek bir
çözümde buluşmanın yararlı olacağı düşünülmektedir. Tünelde ve projeler üzerinde yapılan
incelemelerde, uygulamaların ankraj demiri, kaya bulonu, swellex (enjeksiyonlu ve
enjeksiyonsuz) ve süren (şemsiye veya forepoling) uygulaması olduğu görülmüştür.
Hakedişlerde, swellex ve süren imalatlarının yapılması karşılığı olarak ödenen, ihtilaflı 31-
7836 ve 37 pozu yerine, ödemelerde benzer işleri tanımlayan TC. Karayolları Genel
Müdürlüğüne ait 2023 ve 2012 pozlarının esas alınmasının ihtilafı çözeceği
düşünülmektedir. B.İ.G.Ş. madde 20/c’de buna cevaz vermektedir. Ancak verilen keşif artış
olurları ile dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanları Cumhur ERSÜMER ve Zeki
ÇAKAN kamu zararı oluşmasına sebep olmuştur.
2003 yılında ilgili Bakanın, Genel Müdürün ve Bölge Müdürünün değişmesi sonucu
yukarıda anlatılan üç işlemle oluşturulan devlet zararının geri alınması için gerekli işlemler
başlatılmış olup, mevcut yönetimce konu yine DSİ’de çalışan uzman teknik heyetlere
incelettirilmiştir. Sonuçta bahse konu uygulamaların dayanağı olarak gösterilen teknik
gerekçelerin gerçeği yansıtmadığı teknik heyet raporları ile DSİ Genel Müdürlüğü Teftiş
Kurulu Başkanlığına bildirilmiştir(Ek C-67b)
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
45
Yukarıda 3. işlem olarak tarif edilen keşif artışı olurlarını veren Enerji ve Tabii
Kaynaklar eski Bakanları Mustafa Cumhur Ersümer ve Zeki Çakan tarafından TCK’nın
240. maddesinde yazılı olduğu üzere Kanunla verilen yetki kötüye kullanılmış, görevi
suistimal suçu işlenmiştir.
Poz değişikliğini yapan DSİ bürokratları ile keşif artışı işlemini teselsül eden bir
sıra ile gerçekleştiren bürokratlar hakkında eylemlerinin niteliğini tespit ile gereğine
tevessül olunması için Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasına’
…
▬ Hükümetlerarası ikili işbirliği protokolü uygulamaları hakkında;
‘Sonuç
Hükümetlerarası ikili işbirliği protokolü uygulamalarına ilk olarak 1992 yılında
başlanmıştır. Sn. Ersümer, kendi döneminden önce başlayan uygulamalara devam etmiştir.
Ancak Sn. Ersümer’in dönemindeki uygulamalar ile kendisinden önceki uygulamalar
arasında hem nitelik, hem de nicelik açısından önemli farklılıklar bulunmaktadır. Sözgelimi,
bu yöntem ile ele alınan baraj ve hidroelektrik santral projesi sayısında olağanüstü bir artış
meydana gelmiş, projelerin kapsamı, kesin proje ve planlama raporlarını da içerecek
şekilde genişletilmiştir. Uluslararası kredili ihale yöntemi yerine ancak çok istisnai
durumlarda başvurulabilecek bu yöntem adeta genel uygulama haline gelmiş, uluslararası
ihale yöntemi çok az sayıdaki proje için uygulanmıştır.
Hükümetlerarası ikili işbirliği protokollerinin, enerji projelerinin gerçekleştirilmesi
için önemli bir katkı getirmediği, buna karşın birçok sakıncası bulunduğu tespit edilmiştir.
Bunların başında, protokoller imzalanmadan önce DPT Müsteşarlığı’nın
görüşlerinin alınmaması sonucu, fizibilite çalışmaları olmayan, yıllık yatırım programında
yer almayan veya yıllık yatırım programında yer alsa bile, DPT Müsteşarlığı tarafından
öncelikli olarak değerlendirilmeyen projeler protokol kapsamına alınmıştır. Ancak
protokoller bir kez imzalanınca kanun kuvvetini kazandığından ve ilgili ülkeye karşı
verilmiş bir taahhüt olarak kabul edildiğinden, protokollerde yer alan projelerin program
ve hedeflere tam olarak uymasa bile öncelikli olarak değerlendirilmesi zorunlu hale
gelmiştir.
İkinci olarak, protokollerde yer alan projeler için 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu
hükümlerinin uygulanmaması ve projenin ilgili protokol ülkesine ait bir firma ile Türk
firmalarından oluşan bir konsorsiyuma pazarlık usülü ile yaptırılması hususunda Bakanlar
Kurulu Kararı istihsal edilirken, anılan Kanunun 89. maddesindeki “Bu Kanun
hükümlerinin uygulanmasının mümkün olamayacağı haller” ifadesine dayanılmıştır. Bir
projenin ikili işbirliği protokolünde yer alması, o proje için ihaleye çıkılmasına engel teşkil
edecek bir unsur değildir. Protokollerde yer alan projeler için protokol ülkesine ait firmalar
arasında bir ihaleye çıkılması mümkün iken, bu yöntem uygulanmamış ve projelerin ihalesiz
olarak tek bir firmaya verilmesi amacıyla Bakanlar Kurulu Kararı istihsal edilmiştir. Bu
yöntemin uygulanabilir olduğu, hem bir örneğin mevcut olmasından, hem de tanık
ifadelerinden anlaşılmaktadır.
Üçüncü olarak, projelerin uluslararası kredili ihale yerine ikili işbirliği protokolleri
çerçevesinde 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümleri dışında gerçekleştirilmesi
rekabetçi ortamın ve bu ortamın getireceği daha uygun fiyat sağlanması gibi avantajların
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
46
ortadan kalkmasına yol açmıştır. İkili işbirliği altında yürütülen projelerin, uluslararası
ihale edilen benzer projeler veya DSİ’nin birim fiyatlarına göre daha pahalı olduğu
görülmüştür.
Dördüncü olarak, hükümetlerarası ikili işbirliği protokolleri, ilgili hükümetin
protokolünde yer alan projelerin finansmanının tamamının karşılanacağının taahhüt
edilmesi koşuluna bağlı olarak imzalanmaktadır. Dolayısıyla bir protokol projesinin,
protokolünde yer aldığı ülke firmaları tarafından gerçekleştirilebilmesi için finansmanın
bahsekonu ülke tarafından sağlanması gerekmektedir. Ancak pratikte, protokol imzalanan
ülkenin, projenin finansmanı için gerekli olan parayı sağlayamadığı ve ülkemiz için çok
önemli olan bir projenin inşaasının bu nedenle yıllarca askıda kalması sonucunun ortaya
çıktığı görülmüştür.
Beşinci olarak, sözkonusu protokollerin imzalanması ile protokolde yer alan
projelerin yapım işleri ilgili ülkenin firmalarına verilmekte ve bu durum diğer ülkelerce
protokol imzalanan ülkelere sağlanan bir ayrıcalık olarak değerlendirilmektedir. Belirli
bazı ülkeler ile protokol yapılıp bazı ülkelerin bu kapsam dışında kalmaları, kapsam dışında
kalan ülkelerle olan ekonomik ilişkilerimiz açısından rahatsızlık yaratmaktadır.
Son olarak, protokol projelerinin imza aşamasında DPT Müsteşarlığı’nın
görüşlerine başvurulmaması, enerji yatırımlarının temelini oluşturan arz/talep
çalışmalarının değerlendirilmeye alınmaması sonucunu doğurmaktadır. Bu itibarla,
imzalanmalarını müteakip Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi taahhüdü haline gelen sözkonusu
protokollerde yer alan projelerin yapımına ülkemizin enerji fazlası olduğu dönemlerde
başlanılması; dolayısıyla ihtiyaç duyulmayan yatırımların gerçekleştirilmesi ihtimali ortaya
çıkmaktadır. Buna bağlı olarak da ihtiyaç duyulmayan yatırımlar için borç yükü altına
girilebilecektir.
Gerek Hazine Müsteşarlığı, gerekse DPT Müsteşarlığı’nın tüm uyarılarına rağmen,
projelerin hükümetlerarası ikili işbirliği protokolleri çerçevesinde ele alınması
uygulamasına devam edilmiştir.
Hazine Müsteşarlığı, protokol projelerinin yarattığı sakıncaları ortadan kaldırmak
üzere 2001 yılında düzenlemelere gitmiş ve ikili işbirliği protokolleri kapsamında bulunan
projeler de dahil olmak üzere kredili olarak gerçekleştirilecek tüm kamu projelerinde
uluslararası ihaleye çıkılması ve Hazine Müsteşarlığı’ndan uluslararası kredili ihale izni
alınması zorunluluğunu getirmiştir. Bu çerçevede 3.1.2001 tarihinden sonra imzalanan
hükümetlerarası ikili işbirliği protokollerinin uygulama imkânı kalmamıştır. Nitekim bu
tarihten sonra imzalanan ikili işbirliği protokolü bulunmamaktadır.
Netice olarak, ikili işbirliği uygulamalarında ilgili kuruluşların uyarıları dikkate
alınmayarak mevcut uygulamalara devam edildiği ve bu işlemlerde ilgili kuruluşların
görüşlerine başvurulmamak ve rekabet ortamı yaratılmamak suretiyle kamu yararının
gözetilmediği ve burada TCK’nın 240. maddesi kapsamında Enerji ve Tabii Kaynaklar eski
Bakanı Sn. Cumhur ERSÜMER’in sorumluluğu bulunduğu sonucuna varılmıştır.’
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
47
IV- YARGILAMANIN AŞAMALARI
A- SANIKLARIN SORGULARI
1- Sanık Mustafa Cumhur Ersümer’in Sorgusu
Sanık Mustafa Cumhur Ersümer, Yüce Divanın 21.12.2004 günlü oturumdaki
sorgusunda özetle;
―Soruşturma Komisyonunun, 1999 yılında yaşanan iki deprem ile 2000 ve 2001
yıllarında yaşanan ekonomik krizler ile bunların elektrik, gaz arz ve talebine olan etkilerini
dikkate almadığını, yaşanan olaylar nedeniyle talebin eksilere düştüğü gerçeğinin bir kenara
bırakıldığını, gaz ve elektrik talebinin şişirildiği uydurmasıyla yapılan suçlamanın hukuki
bir temele oturtulamadığını,
―Ülkenin enerji politikalarıyla ilgili değerlendirmelerde doğru sonuca varabilmek
bakımından enerji yatırımlarının yıllar itibariyle gelişiminin irdelenmesinin zorunlu
olduğunu, ekonomik krizler nedeniyle 2001 yılındaki tüketim artışının yüzde -1 olduğunu,
2002 yılında krizlerin etkisinin devam ettiğini,
―1997-2001 yıllarının, enerji bakımından en sıkıntılı günler olduğunu ve kısa
zamanda finans sağlanarak, hızla inşa edilecek sistemlerin zorunlu olarak gündeme
geldiğini, son kırk yılın en kurak geçen mevsimleri nedeniyle barajlarda yaşanan su kıtlığı,
doğalgaz arzında ortaya çıkan sıkıntılar ve çok sert geçen kış şartları nedeniyle,
darboğazdan çıkmak için otoprodüktör yapımının teşvik edildiğini, kiralama yöntemiyle
mobil santrallerden elektrik alımıyla ilgili çalışmaların TEAŞ tarafından sürdürüldüğünü,
―Türkiye'nin hidrolik potansiyelinin devreye alınabilmesinin sağlamanın yolunun
kaynak temini olduğundan hareketle, hükümetler arası ikili anlaşmalarla kredili baraj ve
sulama tesislerinin yapımının benimsendiğini, çeşitli ülkelerle imzalanan karma ekonomik
kurul kararları, işbirliği protokolleriyle toplam 10 bin megawatt gücünde, 7,5 milyar dolar
proje bedelli ve terör nedeniyle uzun zamandır proje üretilemeyen, gerçekleştirilemeyen
Doğu ve Güneydoğu Bölgelerinde mevcut su kaynakları üzerine ve diğer bölgelerimizde de
toplam 29 hidrolik barajın yapımı için de çalışmaların başlatıldığını,
―DPT ve Enerji Bakanlığının ve Hazinenin, 27.5.2000 tarihli mutabakatta
yapılmasına karar verilen 29 yap-işlet-devret projesinin 17 adedinin rüzgâr santrali
olduğunu, iddia edildiği gibi, doğalgaz kaynağını öne çıkartıp, su ve kömür kaynaklarını,
nükleer ve diğer alternatif kaynakları ihmal ettikleri yönündeki suçlamaların, hayali
olduğunu,
―Devlet Planlama Teşkilatı Başkanlığı Müsteşar Dr. Ahmet Tıktık’ın DPT adına
yazdığı TBMM Komisyonuna sunduğu yazıda “Müsteşarlığımızca bu dönem için beş yıllık
plan ve programlarda hedef alınan ekonomik büyüme hızları baz alınarak yapılan elektrik
arz-talep projeksiyonları daima 2002 yılı ortasına kadar enerji açığı göstermiştir. Bakanlık
çalışmalarında bu açık daha yüksek değerlerdedir; ancak, 2001 yılında yaşanan ekonomik
kriz ve sonrası ekonominin önemli oranlarda küçülmesi ve durgunluğa gidilmesi nedeniyle
elektrik talep projeksiyonlarında önemli sapmalar oluşmuş, beklenen talep artışı
gerçekleşmemiş, başta yap-işlet ve mobil santraller olmak üzere, son dönemde işletmeye
giren bütün projeler atıl kapasite yaratır duruma düşmüşlerdir” görüşlerine yer verdiğini,
―20.11.2001 tarihinde, kendisinden önceki Bakanın başkanlığında Enerji
Bakanlığında toplanan bürokratların TEAŞ, TETAŞ, EÜAŞ Genel Müdürlerinin, müşterek
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
48
imzalarıyla yaptıkları tespitlerde, yılsonuna kadar karşılanamayan enerji miktarının 230
milyon kilovat olacağını belirlendiğini, kesinlikle enerji kısıtlaması yapılmaması ve bunun
sağlanması için azami gayretin gösterilmesi noktasında fikir birliğine vardıklarını,
―Kendi dönemlerinde enerji fazlalığından değil, yüzde 40'a göre çok makul bir
yedeğin olduğunu, enerji sektöründeki arz talep dengesinin, bu dengede meydana gelen
değişikliklerin, eksikliklerin, fazlalıkların nasıl ve ne şekilde oluştuğunu beyan ettiğini,
doğalgaz talebinin yüksek gösterildiği iddiasının tamamen mesnetsiz bir senaryo olduğunu,
―BOTAŞ'ın 1995 yılı yıllık raporunda, ülkenin 2010 yılı doğalgaz talebinin 47
milyar metreküp, 1996 yılındaki raporunda ise 2010 yılı gaz talebinin 50 milyar metreküp
olacağının ifade edildiğini, Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi tarafından
yayınlanan 1995 enerji raporunda, giderek artan talep sonucunda Türkiye'nin 2000'li
yıllarda doğalgaz ihtiyacının 18–20 milyar metreküp, 2010 yılında ise ihtiyacın 40–50
milyar metreküp düzeyinde olmasının beklendiğinin ifade edildiğini,
―1996 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonunda
konuşan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Recai Kutan’ın da, ülkemizin doğalgaz
talebinin 2000 yılında 27 milyar metreküpe, 2015 yılında ise 50 milyar metreküpe
ulaşacağını açıkça beyan ettiğini,
―Yine dönemin BOTAŞ Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa
Murathan’ın, 55. Hükümet kurulmadan üç gün önce, 27 Haziran 1997 tarihli yönetim kurulu
toplantısında, ülkemiz doğalgaz kullanım talebiyle ilgili olarak yapılan çalışmalar
neticesinde, doğalgaz talebinin 2000 yılında 19 milyar metreküp, 2005 yılında 42 milyar
metreküp, 2010 yılında 49 milyar metreküp, 2015 yılında 53 milyar metreküp seviyesine
ulaşacağını yönetim kurulu kararıyla karar altına aldığını,
―54. Hükümet döneminde 29 Ağustos 1996 tarih ve 22742 sayılı Resmi Gazetede
yap-işlet modeline göre yapılacak 10 tanesi doğalgaz santrali olan, 13 adet termik santralin
ihalesinin ilân edildiğini, bu ilânda firmaların yakıt olarak doğalgaz kullanacak santraller
için doğalgaz satın alımını, varsa elektrik santrali ile entegre olarak yapmak istedikleri LNG
ithal terminali, doğalgaz iletim dağıtım şebekesi, LNG doğalgaz ithalatı ve diğer ilgili
hususları BOTAŞ Genel Müdürü ile müzakere edecekleri ve müzakereler neticesinde
vardıkları mutabakatı, hazırlayacakları fizibilite raporuna ekleyecekleri hususunda bir ihale
şartnamesinin de yayınlandığını, dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Kutan'ın
ve dönemin BOTAŞ Genel Müdürün açıkladığı rakamlarda, ihalesine çıkılacağı ilan edilen
bu yap-işlet santrallerinin çok büyük etkisinin olduğunu,
―Gerek elektrik gerekse gaz tüketiminde deprem ve krizde etkisinin tüketim
miktarlarındaki aşırı düşüşlerle kendini çok net bir şekilde gösterdiğini, doğalgazda mevsim
fiyat ve miktar değişimlerinden doğacak farklılıkların minimize edebilmenin çaresinin,
depolama imkânının sağlanması olduğunu, hükümetleri döneminde BOTAŞ ile TPAO
arasında Silivri Doğalgaz Sahasının yeraltı deposu olarak kullanılması için bir anlaşma
yapılarak, çalışmaların başlatıldığını,
―Konya Tuz Gölü altında bir doğalgaz depolama tesisinin yapılmasıyla ilgili
çalışmaların da kendi dönemlerinde başlatıldığını, netice itibariyle doğalgaz talepleri,
doğalgaz tüketimi ve doğalgaz arz-talep dengeleri konusunda yaşanan olaylar bir kenara
bırakılarak, doğalgaz miktarlarının belli amaçlara doğru şişirildiği iddiasının, tamamen
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
49
gerçeğe aykırı ve uydurma bir iddia olduğunu,
―Gerek enerji arz-talep dengelerinin sağlanması gerekse doğalgaz arz-talep
dengelerinin sağlanması, bu konudaki mutabakatların sağlanarak, daha ileriye daha sağlıklı
bakılmasının gerçekleşmesi bakımından 27 Mayıs 2000 tarihinde bir mutabakat belgesi
düzenlendiğini, bu belgenin işlemlerin mevzuata uygun olduğunu kabul eden hukuki
bağlayıcılığı olduğunu,
―Yaşanan enerji sıkıntılarının 1999 yılı sonlarına doğru had safhaya ulaşması
üzerine, bu sıkıntının giderilmesi için Hazine, DPT, Enerji Müsteşarlığının çalışmalarının
koordinasyon içinde yürütülebilmeleri amacıyla 1999 yılı Aralık ayında Başbakanın
talimatlarıyla, elektrik enerjisi planlama çalışması yapmak üzere, Cumhurbaşkanlığı Enerji
Danışmanlığı, DPT, Hazine, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, TEAŞ, TEDAŞ, BOTAŞ,
DSİ elemanlarından oluşan bir çalışma grubu kurulduğunu, bu grubun aylar boyu defalarca
toplanarak, tartışarak vardıkları sonuçların, Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan
başkanlığında DPT, Hazine ve Enerji Müsteşarlarıyla birlikte yapılan ve dört saat süren
toplantıdan sonra elyazısıyla kaleme alınan mutabakat belgesi olarak açıklandığını,
―Bu tutanağın, Hazineden Sorumlu Devlet Bakanı Sayın Recep Önal'ın, 5.6.2000
tarihli bir yazısıyla “gereği için Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına, bilgi için Devlet
Planlama Teşkilatı Müsteşarlığına” gönderilerek, ekinde yapılmasına karar verilen 29
projeyle birlikte devletin resmi arşivine girdiğini,
―Bu resmi belgenin birinci maddesiyle, 2002 yıllarında enerji açığı yaşanacağının,
bu açığı azaltmak için gerekli tedbirlerin acilen alınması kabul edildiğini; bu açığın,
birilerine göre nükleer santral yapabilmek için, başka birilerine göre Mavi Akımın önünü
açabilmek için veya doğalgaz santrallerinin yapılmasını sağlamak için Enerji Bakanlığınca
uydurulmuş olmadığını; DPT ve Hazine Müsteşarlarının da altında imzası olan bir açık
olduğunu, Bu açığın belirlendiği tarihte bütün yap-işlet-devret projelerin işletmede olması
sebebiyle, kasten var olduğu iddia edilen enerji fazlasının yap-işlet-devret santrallerinden
doğmadığının da ortada olduğunu,
―DPT tarafından 1998 Mayıs ayından bu yana hiçbir yap-işlet-devret projesine izin
verilmediğine göre, o tarihten sonra yeni yap-işlet-devret projesinin de uygulama şansı
kalmadığından, artık hala iddia edilen fazlalığın, bu projelerden doğduğunu söylemenin de
mümkün olmadığını, geriye kalan projelerin, DPT, Hazine izin ve garantileriyle başlanılan,
söz konusu belgenin 5 ve 6. maddelerindeki mutabakatlara göre TAEŞ tarafından inşa
edilmesi ve devreye alınması düzenlenen yap-işlet projeleri olduğunu, bu resmi belgede
yap-işlet-devret projelerinin kaderinin belirlendiğini, 29 adedinin teminat ve taahhütleri
alınmak kaydıyla ve anlaşmalara derç edilmesi suretiyle garantili sistem içerisinde
yürütülmesi kabul edilerek, 17 rüzgâr, 7 hidrolik, 1 jeotermal, 4 doğalgaz santral olmak
üzere, 1 400 megavat kurulu güçte olup, 7 milyar kilovat/saat elektrik üretecek, büyük
bölümü yenilenebilir kaynağa dayalı bu küçük pakette mevcut santrallerin yapılmasına karar
verildiğini,
―İşletme hakkı devir projelerinin kaderinin de bu belgeyle çizildiğini, 2000 yılı
sonuna kadar bu projelerin devir işlemlerinin tamamlanmaması halinde, iptalinin de karar
altına alındığını,
―Mutabakat belgesinin 5. maddesinde Hazine garantisi verilmiş yap-işlet
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
50
projelerinden bir kısmının Haziran 2002 tarihi itibariyle işletmeye alınması için gerekli
işlemlerde bulunması, 6. maddede de, 2003-2004'te devreye gireceklerinin de bu yıllardaki
kapasite fazlalığı giderecek şekilde işletmeye giriş tarihlerinin ayarlanması için çaba
gösterilmesi gerektiğinin imza altına alındığını, Bakanlık yaptığı dönemde, mutabakat
belgesinde belirlenen 10 maddenin hiçbirine aykırı hiçbir iş ve eylem yapılmadığını,
―Soruşturma komisyonunun, bu belgeyi bir kenara bırakıp, iddiaların kanıtı olarak
bakanlıklar, müsteşarlıklar ve genel müdürlükler arasında sadece ara işlem niteliğini taşıyan
tartışmalı bazı yazışmaları öne çıkardığını, dönem dönem yayınlanan varsayımlara, yorum
ve tahminlere, simülasyonlara dayalı raporları esas alarak, yetersiz ve geçersiz gerekçelerle
suç ve suçlu yaratma çabasını sürdürdüğünü,
―Soruşturma komisyonunun, iddialarla ilgili olarak hukuken bağlayıcı olan idari
ve adli kararların hiçbirini kasıtlı olarak göz önüne almadığını, kapatılan DGM savcısının
şifahi talimatlarıyla görevlendirilen bilirkişiler tarafından hazırlanan raporları kararlarına
mesnet aldığını,
―Danıştay'ın çeşitli daire kararlarının, genel kurul kararları ve Yargıtay
kararlarının yok kabul edilerek, isnatlarla ilgili fiil ve kişiler arasında bağ ve bağlantıların
hiçbir değerlendirmeye tabi tutulmaksızın karar verildiğini,
―Soruşturma komisyonu suçlamasındaki ölçüsüzlüğünün, kendisini Türkiye
Büyük Millet Meclisinin ve hükümetin yerine koymaya vardırdığını, Bakanlar Kurulunun
kararları ve bu kararlara dayanak yapılan işlemler için suçlandığı gibi,
―Mavi Akım projesiyle ilgili olarak, Karadeniz’den geçerek, Samsun'a, oradan da
Ankara'ya ulaşacak bir boru hattıyla Türkiye'ye 16 milyar metreküp doğalgazın sevkiyatı
hususunun, Türk ve Rus yetkililer arasında, ilk olarak, 1996 yılı sonlarında, kendilerinden
önceki 54 üncü Refah-Yol Hükümeti döneminde görüşülmeye başlandığını, 3 Aralık 1996
tarihinde yapılan bir toplantıda protokol imzalandığını, bu protokole dayalı olarak BOTAŞ
tarafından 200 000 dolar bedel karşılığında, 26 Aralık 1996 tarihinde bu fizibilite
çalışmasının yapılması için 200 000 dolar ödemede bulunulduğunu,
―16 ve 18 Ocak 1997 tarihinde protokol imzalanarak, BOTAŞ'a teslim edildiğini,
bu fizibilitenin amacının “Türkiye'nin mevcut kaynaklardan gelen doğalgaz arzının yetersiz
kalması nedeniyle, bu açığın kapatılması için Rusya Federasyonundan ilave doğalgaz alımı
konusunda BOTAŞ ile Reo Gasprom ortak çalışmalar yapmaktadırlar. Bu çalışmalar
doğrultusunda 16 milyar metreküp/yıl Rus doğalgazının Karadeniz geçişiyle Türkiye'de
Samsun'a ulaştırılması amaçlanmıştır. Türkiye doğalgaz talebi açığının 2000'Ii yıllarda 10
milyar metreküpün üzerinde olması, Rus doğalgazının Karadeniz geçişle Türkiye'ye
ulaştırılmasını ivedilikle sonuçlandırması gereğini ortaya çıkarmıştır” şeklinde
açıklandığını,
―7 Kasım 1997 tarihinde, hükümetler arasında Karma Ekonomik Kurul
toplantısında bir protokolün imza altına alındığını, hükümetlerinden önce görüşmelerine
başlanılan sözleşmenin imzalanarak, fizibilitesi yaptırılan 16 milyar metreküp olarak miktarı
belirlenen gaz alım anlaşmasının imzalanmasının devlet idaresinin devamlılığı ilkesi
gereğince, 15 Aralık 1997 tarihinde 55.Hükümet döneminde gerçekleştirildiğini,
―İmzalanan, 29.8.1997 tarihli işbirliği protokolü ve Türk-Rus üçüncü dönem
Karma Ekonomik Komisyon kararlarında varılan mutabakatlara uygun olarak düzenlenen,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
51
15.12.1997 tarihinde imzalanan gaz alım anlaşmasının, 1.4.1998 tarihinde Türkiye Büyük
Millet Meclisinde görüşülerek kabul edildiğini, 4.4.1998 tarihinde Resmi Gazetede
yayımlanarak usulüne uygun yürürlüğe girerek Anayasanın 90/son maddesi uyarınca kanun
hükmü taşıdığını,
―Böyle bir anlaşmanın bir hükmünün bir suçun konusunu oluşturmasının,
komisyonun taraflı tavrının göstergesi olduğunu, komisyonun, Bakanlar Kurulunun vermiş
olduğu görev ve yetkiye dayalı olarak temsil ve tespit için, sadece tanık sıfatıyla imzaladığı
bir belgeden dolayı yaptığı suçlamada, belge altında sorumlu görevli genel müdür ve daire
başkanlarıyla ilgili araştırma komisyonu başkanlığının ihbarı üzerine, Cumhuriyet
savcılığınca talep edilen soruşturma izninin bakanlıkça reddine dair kararın, ağır ceza
savcısının ret kararını kabul ederek, Danıştay nezdinde itiraz etmeye bile gerek görmeyerek,
verdiği işlemden kaldırma ve takipsizlik kararının kamusal savunma ekinde ve içerisinde
usulüne uygun ibraz edilip, irdelenmiş olmasına rağmen, komisyonca suçlamaların
sürdürülmüş olmasının izahının hukuken ifadesinin mümkün olmadığını,
―Kamusal savunma tahtında dayanak yapılan Rekabet Kurulunun, 8.3.2002 tarihli
ve 2002/1–2 sayı ile yayımlanan kararında, BOTAŞ'ın doğalgaz dış alımında pahalı gaz
almadığının, yurtiçi doğalgaz fiyatlarının sanayide ve konutlarda Avrupa Birliği fiyatlarının
çok altında olduğunun ve “al veya öde” şartlarının dünyada yapılan bütün doğalgaz alım
anlaşmalarının bir tipiklik unsuru olduğunun açıkça belirtilmiş olmasına rağmen, bu
hususların komisyon raporunda değerlendirilmediğini,
―BOTAŞ'ın ilk gaz alım, satım kontratını imzaladığı 1988 yılından bu yana,
imzaladığı bütün doğalgaz ve LNG anlaşmalarında “al veya öde” şartlarının mevcut
olduğunu, Rusya, İran, Nijerya, Cezayir, Türkmenistan, Azerbaycan kontratlarında da bu
şartların yürürlükte bulunduğunu,
―1994 yılında imzalanan doğalgaz anlaşmasından ve bakan olmadığı dönemde
yapılan fiyat revizyonundan kendisini sorumlu tuttuklarını, ayrıca Ruslardan gaz almak için
ucuz olan Türkmen doğalgazının alınmadığına dair iddiaların dayanağının ise tamamen
uydurma bir senaryo olduğunu,
―Yap-işlet-devret santrallerinde ikincil yakıt kullanılmasıyla ilgili olarak verdiği
hiçbir talimat olmamasına rağmen, Komisyonca incelenen belgelerde mücbir sebeplerin
gerçekleştiği, doğalgaz arzında yaşanan sıkıntıların açıkça belirlendiği, ikincil yakıtla
çalışabilen doğalgaz santrallerinin ikincil yakıtla çalıştırılmaları halinde gazın TEAŞ
santrallerine ve konutlara verilebilme imkânının doğacağı ve sonuçta elektrik kesintilerinin
önlenerek, sert kış şartlarında konutlara ve sanayie gaz verebilme imkânı sağlanabileceğinin
açıkça görülmesine ve ayrıca, Bakanlar Kurulu kararıyla değiştirilen yönetmeliğe uygun
olarak yapılan fon ödemelerinin TBMM KİT Komisyonunda ibra edilmiş olmasına rağmen,
bu ödemelerle ilgili olarak suçlamada bulunulmasının tam anlamıyla hukukun zorlanması
olduğunu,
―İşletme hakkı devri, yap-işlet-devret, otoprodüktör santral uygulamaları 3096
sayılı Yasayla enerji yatırımlarında yaşanan kaynak sıkıntısını gidermek amacıyla getirilmiş
modeller olduğunu, Ülkemizde bütün çalışmalara rağmen, yap-işlet-devret modeliyle
yaptırılabilen, halen elektrik alınabilen 23 santral bulunduğunu, bu santrallerden elde edilen
elektriğin ise, toplam elektrik tüketiminin sadece yüzde 8'i olduğunu, toplam yap-işlet-
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
52
devret projeleri içerisinde üretime etkisi on binde 5,5 olan bu projelerle ilgili Devlet
Planlama Teşkilatının da olumlu görüşünün bulunduğunu, ―İşletme hakkı devir modeli
kapsamındaki projelerin, kendilerinden önceki Hükümet döneminde başladığını, döneminde
de yetkili komisyonlarda devam eden değerlendirmelerin bazılarının sonuçlandırıldığını,
dağıtım devri projelerinden bir tek dağıtım tesisinin devrinin bile gerçekleştirilemediğini,
üretim tesis devirlerinde ise, tek sadece Çayırhan Termik Santralinin devrinin
gerçekleştirilebildiğini, devrinden sonra bu santralin 1998 yılında 1,295 milyar kilovat/saat,
1999'da 2,330 milyar kilovat/saat olan yıllık net elektrik enerjisi üretiminin, bugün, 4,3
milyar kilovat/saate yükselerek, adeta, ikiye katlandığını, Üretilen elektrik enerjisinin ticari
maliyetinin ise, 1998'de 15,69 sentten 1999'da 6,93 sentten TEAŞ'a satılıyorken, bugün;
yani, devirden sonra TEAŞ'a 4,3 sentten satıldığını, bu sonuçların da bu modelin doğru
uygulanmasının sektöre sağladığı yararlar olarak ortada olduğunu gösterdiğini,
―Yap-işlet modelinde sektöre kaynak sağlamak amacıyla 53. Hükümet döneminde
Bakanlar Kurulu kararıyla gerçekleşme çalışmalarına başlandığını, 54. Hükümette de aynı
uygulamaya devam edilerek TEAŞ'ça ihale açıldığını, teklifler alınıp değerlendirilmeye
başlandığını, söz konusu Bakanlar Kurulu kararının Danıştay tarafından iptal edildiğini,
Danıştay’ın bu iptal kararında, şirketlerin, elektrik üretimiyle ilgili işlemlerinin Bakanlar
Kurulu kararlarıyla değil, ancak kanunla yapılabileceğine dair bir hüküm getirildiğini, bu
dönemde çıkılan ilanlarla alınan tekliflerin, TEAŞ tarafından değerlendirilmesine devam
edildiğini,
―Keşif artışı işlemlerinin, kendisinden önceki bakanlar tarafından da
uygulandığını, kendisinden sonraki bakanların da keşif artışı uygulamalarına aynen devam
ettiklerini ve bu iddiaların da dayanaktan yoksun olduğunu,
―Keşif artışlarının altında imzası olan veya parafı olan görev ve yetkiler
bakımından ihtisas sahibi sayılan kişiler hakkında hiçbir adlı işlem yokken, uygun
görüşlerle önüne gelen işlemleri onaylayıp, yürürlüğe sokması nedeniyle keşif artışlarına
ilişkin ileri sürülen iddiaların tamamen maksatlı olduğunu,
―Komisyonca, yukarıda belirtilen yap-işlet-devret, işletme hakkı devri ve yap-işlet
uygulamaları konusunda ve diğer suçlamalarda bürokratlarla ilgili yapılan soruşturmalar
sonunda verilen yargı kararlarının komisyona kamusal savunma içeriğinde ve ekinde
sunulmuş olmasına rağmen, komisyonca irdelenmediğini, değerlendirilmediğini, olaylar,
iddialar ve sonuçlar arasındaki irtibatlar yok kabul edilerek rapor düzenlendiğini,
―Enerji politikalarının oluşturulması yetki ve görevinin Bakanlar Kuruluna ait
olduğunu, “İktisadi, Sosyal ve Kültürel Hedefler ile Politikaların Tespiti” başlıklı 540 sayılı
Kanun Hükmünde Kararnamenin 25. maddesine göre, iktisadi, sosyal ve kültürel hedefler
ile politikaların belirlenmesine esas teşkil edecek hususların Yüksek Planlama Kurulunda
görüşülerek tespit edildiğini ve bu suretle tespit edilen esasların Bakanlar Kurulunda
öncelikle görüşülerek karara bağlandığını, Bakanın, enerji ve doğalgaz politikalarını
oluşturmaktan sorumlu olmadığını, Bakanın ve Bakanlığın görevinin Bakanlar Kurulunca
tespit edilmiş politikaları uygulamak olduğunu, planlama hukukuna göre, ekonomik
politikanın konusu olan doğalgaz kullanımı ve arz-talep projeksiyonlarıyla doğalgaz çevrim
santrallerine ihtiyacın belirlenmesi yetki ve görevinin Devlet Planlama Teşkilatına ait
olduğunu, dolayısıyla, doğrudan doğruya DPT'nin yetki ve görevinde olan konularla ilgili
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
53
olarak Bakanlığın ve Bakanın suçlanmasının mevzuata aykırı olduğunu,
―BOTAŞ ve TEAŞ’ın hak ve fiil ehliyeti tam, tüzelkişiliğe sahip teşebbüs
olduğunu, soruşturma önergelerinde iddia edilen fiillerin, hak ve fiil ehliyetine sahip
BOTAŞ'ın ve TEAŞ'ın işlemi olduğunu, Bakanlığın vesayet makamı olduğunu,
bakanlıkların ilgili kuruluşlarıyla bakanlıklar arasındaki vesayet ilişkisinin özel mevzuatla
sınırlandırıldığını, BOTAŞ'ın ve TEAŞ'ın eylem ve işlemlerinin aksi kararlaştırılmış
olmadıkça, Bakanlığın veya bir başka kurumun onayına veya iznine bağlı olmadığını,
―Mavi Akım projesiyle ilgili hükümetler arasındaki anlaşmanın 1 Nisan 1998
tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülerek kabul edildiğini ve 4 Nisan 1998
tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak, 4357 sayılı Yasa olarak yürürlüğe girdiğini; özel
mevzuatı gereğince bu projenin yapımı işinin Rusya’ya verildiğini,
―Batı hattından doğalgaz alımının iki egemen devletin uluslararası hukuka uygun
bir biçimde yapmış oldukları hükümetler arası bir ticari anlaşmanın konusu olduğunu, bu
nedenle batı hattından doğalgaz alımının temelinde iki taraflı bir ticari anlaşma olan özel
yasal mevzuatın bulunduğunu, özel bir mevzuata bağlı uluslararası ticari anlaşmanın ise
ihale olmadığını,
―İddia konusu ek mektuba imza koyma eyleminin, yetkili merciden verilen emrin
yerine getirilmesi icabından olarak hukuka uygun bir fiil olduğunu, ek mektubun,
mevzuatına göre Bakanlar Kurulu adına temsilcileri aracılığıyla düzenlenmiş ticari
anlaşmanın uygulanmasına ilişkin bir alt hukuk işlemi olduğunu, bu mektuptaki imzanın
Bakanlar Kurulu adına bir temsil imzası niteliği taşıdığını, bu imzanın belgeden çıkarılması
halinde bu belgenin, geçersiz hale gelmeyeceğini, yok hükmünde de olmayacağını, bu
temsil ve tespit imzasının önceki anlaşmadaki formülün değiştirilme eylemi ile de bir
ilgisinin olmadığını,
―3 yap-işlet-devret firmasına yapılmış olan ikincil yakıt parası ödemelerinin İlgili
yönetmeliğin 12–8 maddesi karşısında, mevzuatına uygun olduğunu, Elektrik Enerjisi
Fonunun iddia konusu ödemelerin de arasında bulunduğu 2000 yılı faaliyetlerine ilişkin
işlemlerin, Türkiye Büyük Millet Meclisi Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonunda
incelenip denetlendiğini ve 3346 sayılı Yasanın 7. maddesine göre mevzuatına uygun
bulunarak ibra edildiğini, Elektrik Enerjisi Fonunun arasında iddia konusu ödemelerin de
yer aldığı 2000 yılı bilânço ve netice hesaplarının Türkiye Büyük Millet Meclisi KiT
Komisyonunca tasvip edilerek 13.1.2004 tarihinde kabul edildiğini, 219 sayılı komisyon
raporunun da kesinleştiğini, KiT komisyonunun ibra kararının iddiaları hukuksal
dayanaktan yoksun kıldığını,
―Yap-işlet-devret ve işletme hakkı devri ile ilgili iddialara ilişkin olarak; 3096
sayılı Kanunun “görevin verilmesi” başlıklı 3. maddesine göre, elektrikle ilgili hizmet
vermek üzere kurulmuş olan sermaye şirketlerine Devlet Planlama Teşkilatının görüşünü
havi, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının teklifi üzerine, Bakanlar Kurulu, önceden belli
edilmiş görev bölgelerinde elektrik üretim, iletim ve dağıtım tesislerinin kurulması ve
işletilmesiyle ilgili ticaretin yaptırılmasına karar verebileceğini, Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanlığının, Bakanlar Kurulu kararıyla belirlenen çerçeve içerisinde ilgili görevli
şirketlerle sözleşme akdettiğini, Anayasanın 155. maddesi ve Danıştay Kanunu gereğince
sözleşmenin imtiyaz sözleşmesi olması nedeniyle bu sözleşme taslağının Danıştay
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
54
incelemesine tabi olduğunu, Danıştay’ın uygun görüşüyle birlikte tüm idari işlemlerin
hukuka uygunluk niteliği kazandığını,
―Keşif artışlarının zincirleme idari işlem olduğunu, Bakanlığın, bu işlemde bağlı
kuruluş olan DSİ'nin idari işlemlerine vesayet makamı sıfatıyla olur verdiğini, bu konuda
bakan işleminin inzimam ettiği alt işlemleri imza veya parafıyla tekemmül ettiren, görev ve
yetkileri itibariyle ihtisas erbabı sayılan hiç kimse hakkında herhangi bir adlı yargısal işlem
yokken, sadece vesayet makamı olarak işlemi onaylayıp, yürürlüğe sokan Bakan hakkında
keşif artışı iddiasının ortaya atılmasının maksatlı ve hukuka aykırı olduğunu,
―İkili işbirliğiyle gerçekleştirilen projelerdeki anlaşmaların, hükümetler arası
karma ekonomik komisyonunda (KEK toplantısı sonucunda) imzalanan mutabakat zaptı ya
da her iki ülkenin hükümetleri tarafından yetkilendirilen bakanlar veya müsteşarlar
düzeyinde imzalanan bir protokol olduğunu, imzalanan protokoldeki hususların
gerçekleştirilmesine yönelik olarak, DSİ’nin, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına,
Bakanlığın da, Bakanlar Kurulundan karar istihsali için Başbakanlığa başvuruda
bulunduğunu, başvuru yazılarında ve ekinde, gerekçe raporlarında, karşı tarafça belirlenen
konsorsiyumun isimlerinin verildiğini, yapılan başvurunun Bakanlar Kurulunca uygun
görülmesi halinde, Bakanlar Kurulu kararının istihsal edildiğini, projenin ikili işbirliği
kapsamında yaptırılmasında 2886 sayılı Devlet ihale Kanunu hükümlerinin uygulanmaması
ve projenin iç ve dış finansman ihtiyacının tamamının karşılanmak üzere sağlanan kredilerin
Hazine Müsteşarlığınca uygun bulunması ve müzakere edilerek sözleşmeye bağlanması
kaydıyla, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının yetkili kılındığını,
―Sonuç olarak, üzerine atılı bulunan suçlamaların ve iddiaların hiçbirini kabul
etmediğini, iddia konusu işlemlerin, Bakan sıfatıyla kendisini ilgilendiren kısımlarının
mevzuata uygun olduğunu ve her bir suçla ilgili olarak beraatine karar verilmesini,
beyan etmiştir.
2- Sanık Zeki Çakan’ın Sorgusu
Sanık Zeki Çakan, Yüce Divan’ın 21.12.2004 ve 22.12.2004 günlü oturumlardaki
sorgusunda özetle;
―Soruşturma komisyonunun hazırladığı raporun ve şahsına yönelttiği isnatların
çelişkilerle dolu olup aleyhinde tek bir belge veya tek bir delil olmadığını, komisyon
raporunun siyasi amaçla hazırlandığını, bakanlık görevini yerine getirirken Anayasaya,
mevzuata ve 3154 sayılı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanuna uygun davrandığını, hükümetin genel siyasetini gözettiğini,
―Kendisinden önceki dönemlerde imzalanmış anlaşmalar, sözleşmeler, protokoller
ve yürürlüğe konmuş projelerle ilgili yargılandığını, idarenin bütünlüğü ilkesi gereğince,
idarede istikrar ve devamlılığın hâkim olduğunu, bu ilke uyarınca, göreve başladığı anda
yürürlükte olan anlaşmalara, sözleşmelere, protokollere ve projelere bağlı kalarak kamu
menfaatine en uygun şekilde işin yürütülmesi için gayret sarf ettiğini,
―Bakanlığı döneminde bir tek doğalgaz alım anlaşması veya sözleşmesi veya
protokolü imzalanmadığını, döneminde al ya da öde yükümlülüğü de doğmadığını, yap-
işlet, yap-işlet-devret, işletme hakkı devri ve mobil santral olarak adlandırılan ve
değerlendirilen hiçbir enerji ihalesinin de yapılmadığını,
―Enerji sıkıntısının giderilmesi için otoprodüktör ve diğer santral müracaatlarından
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
55
hemen işletmeye gireceklerin tespit edilerek, en kısa sürede gerçekleşmeleri için
gerekenlerin yapılmasına, temelde kendi enerjisini üretme koşulu ve kojenerasyon olma
özelliğini sağlayanların teşvik edilmesine, diğerleri içinse değerlendirme kriterleri
genişletilerek 2006 yılından sonra sisteme katılmalarının özendirilmesine karar verdiklerini,
―Üç genel müdürün imzalayıp kendisine sundukları yazıda, tüketimin
karşılanamayacağı günlerde, günde yaklaşık 20 milyon kilovat/saat olmak üzere saat 8.00–
24.00 arasında üçer saatlik dilimler halinde kesinti yapılmasının gündeme gelebileceğini
belirttiklerini, 2001 yılı tüketiminin 139,7 milyar kilovat/saat gerçekleşmesi ve ekonomik
krizin olmaması halinde, Türkiye'de 13,7 milyar kilovat/saat açık olacağını, ayrıca o günün
şartlarında barajlardaki su seviyesinin de çok düşük olduğunu, buna rağmen kesintiye
gidilmediğini, döneminde enerji fazlası değil, enerji açığının olduğunu,
―Otoprodüktörlerle ilgili herhangi bir isnadın, soruşturma önergelerinde yer
almadığını, bu konuda soruşturma komisyonu tarafından yöneltilen isnatların da tamamen
haksız, yersiz ve mesnetsiz olduğunu, serbest piyasa ekonomisinin benimsendiği
dünyamızda ve ülkemizde sanayicinin serbest rekabet şansının artması, ucuz ve kesintisiz
enerji kullanabilmesi için yasal düzenlemelere uygun olarak verdiği olurlar nedeniyle
suçlandığını,
―Arz-talep dengesizliğinden ve kuraklıktan kaynaklanan enerji kısıtlamalarının
gündemde olduğu o günlerde sanayicilerin kendi enerjilerini mümkün olduğunca oto
prodüktör yoluyla karşılamalarının fayda sağlayacağının düşünüldüğünü, 4628 sayılı
Elektrik Piyasası Kanununun yürürlüğe girdiği 3 Mart 2001 tarihinden, Enerji Piyasası
Düzenleme Kurulu üyelerinin atandığı 19 Kasım 2001 tarihine kadar geçen süre içinde 10
adet otoprodüktör, otoprodüktör grubu sözleşmesi; kurulun atandığı tarihten, Enerji Piyasası
Düzenleme Kurulunca lisans yönetmeliğinin yayımlandığı 4 Ağustos 2002 tarihine kadar
geçen dönemde ise 29 adet otoprodüktör, otoprodüktör grubu sözleşmesi olmak üzere,
toplam 39 adet sözleşmenin imzalandığını, bu 39 projenin toplam kurulu gücünün yalnızca
874 megawatt olduğunu, 39 projede devletin enerji alımı konusunda herhangi bir
mecburiyetinin bulunmadığı gibi, mağduriyetinin de asla söz konusu olmadığını,
―Döneminde BOTAŞ'ın yapmış olduğu görüşmeler sonucunda sağlanan, fiyat ve
miktar indirimleri neticesinde 3,3 milyar dolar, ülkemize para kazandırıldığını,
―BOTAŞ’ın bir kamu iktisadi teşekkülü olup 233 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnameye tabi olduğunu, özerk bir tarzda ve ekonominin kurallarına uygun olarak
yönetildiğini, fiyat revizyonu için sözleşmede belirtilen diğer konularla birlikte Batı
Avrupa'da geçerli doğalgaz ithalat fiyatlarının dikkate alınmasının gerektiğini, ancak somut
olayda revizyon koşullarının oluşmadığını, nitekim, Rekabet Kurulunun 8 Mart 2002 tarih
ve 2–13/127-54 sayılı kararında, 2002 yılı Mart ayı itibariyle BOTAŞ'ın almakta olduğu
doğalgaz fiyatının diğer Avrupa ülkeleriyle aynı olduğunu, hatta ülkemizde, evlerde
kullanılan doğalgazın, Avrupa fiyatlarının da altında olduğunun teyit edildiğini, bu kararın
tarihinin, Trusgaz ve Gazexport'un fiyat ve miktar görüşmeleri için BOTAŞ'la masaya
oturdukları tarihlere tekabül ettiğini,
―Rekabet Kurulunun, fiyat revizyonu şartlarının oluşmadığını teyit ettiğini, buna
rağmen, BOTAŞ’ın, hem fiyat hem de miktar indirimi elde etmeyi başardığını,
―Mavi Akım Doğalgaz Alım Satım Sözleşmesi ile ilgili fesih hakkının doğduğu
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
56
halde bu hakkın kullanılmaması isnadıyla ilgili olarak, konunun önergelerde yer almadığını,
Rusya Federasyonundan, Karadeniz'den geçecek bir hat ile kademeli olarak yılda 16 milyar
metreküp doğalgaz alımına ilişkin olarak 15 Aralık 1997 tarihinde bir hükümetler arası
anlaşma imzalandığını, Hükümetler arası anlaşmanın 1. maddesinde Mavi Akım projesi
çerçevesinde 2025 yılına kadar Rusya'nın Türkiye'ye kademeli olarak yapacağı doğalgaz
sevkıyatlarının hüküm altına alındığını, 9. maddesinde, anlaşmanın 31 Aralık 2025 tarihine
kadar yürürlükte kalacağının hüküm altına alındığını,
―Hükümetler arası anlaşmanın onaylanmasının Türkiye Büyük Millet Meclisi
tarafından 1 Nisan 1998 tarihinde 4357 sayılı Kanunla uygun bulunduğunu, bu Kanunun, 4
Nisan 1998 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiğini, Hükümetler arası
anlaşmanın Bakanlar Kurulu tarafından da onaylanarak, 12 Mayıs 1998 tarihli Resmi
Gazetede yayımlandığını, dolayısıyla, bu anlaşmayı fesih yetkisinin de Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanlığına ait olmadığını,
―Mavi Akım anlaşmasının olmaması halinde, Türkiye’nin gaz bulamayacağını,
Mavi Akımla ilgili ne anlaşma, ne sözleşme ne de ihale aşamalarında kendisinin Bakan
olmadığını, BOTAŞ’ın Mavi Akım sözleşmesini feshetmesi halinde, Türkiye'nin aldığı en
ucuz doğalgaz sözleşmesini feshetmiş olacağını,
―Turusgaz sözleşmesinde bulunan (K) faktörünün kaldırılmayışı isnadıyla ilgili
olarak, (K) faktörünün TURUSGAZ’ın almakta olduğu 1 000 metreküp başına 10 dolar pay
olduğunu, konunun tamamen BOTAŞ'ın yetki ve sorumluluğunda olduğunu,
― (K) faktörünü belirleyen esasların, Enerji ve Tabii Kaynaklar eski Bakanı Sayın
Recai Kutan şahitliğinde imzalanan 28 Nisan 1997 tarihli Protokol ve 18 Şubat 1998
tarihinde Turusgaz ile BOTAŞ arasında imzalanan ek mektuptan oluştuğunu, kendi
döneminden yıllar önce imzalanmış olan bu belgelerden ek mektubun, soruşturma
komisyonu tarafından maksatlı olarak görmezden gelindiğini, bu iki belgede (K) faktörünün
hangi koşullar altında kalkacağının belirlendiğini, buna göre, (K) faktörünün kaldırılma
şartının Turusgaz’a ithalat, dağıtım ve satış lisansı verilmesi olduğunu, bu lisansı 4646 sayılı
Kanun uyarınca, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun vereceğini, Enerji Piyasası
Düzenleme Kurulunun, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığıyla hiçbir idari bağlantısı
olmadığını, bu Kurulun bahse konu lisansı vermemesi nedeniyle, (K) faktörünün kaldırılma
şartının oluşmadığını, bütün bunlara rağmen, döneminde, ilk defa, BOTAŞ yetkililerince
(K) faktörünün masaya yatırıldığını, “kaldırılamaz ve değiştirilemez” şerhi bulunduğu halde
10 dolardan 4 dolara düşürüldüğünü,
―1987 yılından bu yana Rusya'dan ve İran'dan ilk fiyat ve miktar indirimlerinin
kendi döneminde alındığını, Yunanistan ile Avrupa'ya doğalgaz ihracı için gerekli olan
protokolün de bu dönemde imzalandığını,
―Çayırhan Termik Santrali ile ilgili hiçbir isnadın soruşturma önergelerinde yer
almadığını, soruşturma komisyonunun kendisine yönelttiği isnatların, 29.08.2001
21.01.2002 tarihli olurlara ilişkin olup, konusunun Çayırhan Termik Santralinin ikinci
işletme yılı tarifesi olduğunu,
―Termik santralle ilgili olurların hazırlanmasının, 3154 sayılı Yasanın 10. maddesi
uyarınca Enerji İşleri Genel Müdürlüğünün görev, yetki ve sorumluluğu içerisinde
bulunduğunu, dayanak sözleşmelerini de kendisinin yapmadığını, olur verdiği yazıların,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
57
sırasıyla mühendisinden müsteşar yardımcısına kadar imzalanarak müsteşarın uygun
görüşüyle kendisine sunulduğunu,
―Bakanlık yaptığı süre zarfında mobil santral ihalesinin de yapılmadığını, elektrik
enerjisine olan ihtiyacın acil tedbirlerle karşılanması amacıyla, o günün şartlarında 16 Mart
1998 tarih ve 98/10826 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla; bakanlık döneminden çok önce
mobil santrallerle ilgili TEAŞ’ın görevlendirildiğini, Bakanlar Kurulunun bu kararına
dayanılarak hazırlanan 4 Ağustos 2000 tarihli takrir üzerine, Yönetim Kurulunun 4 Ağustos
2000 tarih, 47/374 sayılı kararıyla, içinde Cide, Bartın Mobil santralinin de bulunduğu 5
ayrı santral için ihaleye çıkılması kararı verildiğini, konuyla ilgili Samsun Büyükşehir
Belediye Başkanlığının, 31 Mayıs 2002 tarihli yazısıyla, santralin kendi bölgelerinde
kurulmasını TEAŞ'tan istediğini, 13 Haziran 2001 tarihli raporda, santralin teknik açıdan
Samsun'a kurulmasının mümkün olacağı sonucuna varıldığını,
―EÜAŞ Genel Müdürlüğünün 10 Ekim 2001 tarih ve 3–6 sayılı Yönetim Kurulu
kararıyla da, santralin Samsun iline konuşlandırılmasının uygun görüldüğünü, çalışmalar
tamamlanarak santralin Samsun'da kurulduğunu, 233 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamenin 35. maddesine istinaden tüm yetkinin TEAŞ’ta olduğunu,
―Devlet Su İşlerinin yürüttüğü birtakım işlerde yüzde 30'un üzerinde verilen bazı
keşif artışları nedeniyle suçlamalar hakkında; DSİ’nin kuruluş tarihi olan 1953 yılından bu
yana ilgili bütün bakanların keşif artışı verdiklerini, yeni Devlet İhale Kanunu’nda da keşif
artışı usulü bulunduğunu, keşif artışının aynı iş için fazla ödeme anlamına gelmeyip; iş artışı
olduğunu, komisyon raporunda suçlandığı keşif artışı verilen projelerin hiçbirinin ihalesinin,
9 Mayıs 2001 ile 18 Kasım 2002 tarihleri arasında, 18 ay süreyle yerine getirdiği Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanlığı görevi sırasında yapılmadığını ve olurların 2886 sayılı Devlet
İhale Kanunu’ndaki usul ve esaslara tamamen uygun olduğunu,
―2886 sayılı Kanun’un, yüzde 30 oranından fazla keşif artışı verilmesini
düzenleyen 63/3. maddesi uyarınca, iş artışının temel, tünel ve benzeri işlerde; yani,
önceden öngörmenin zor olduğu işlerde meydana gelmesi ya da tabii afetler gibi
nedenlerden kaynaklanması gerektiğini, hükümde, önceden öngörülme zorluğunun esas
alındığını, ayrıca “gibi ve benzeri” kelimeleriyle maddede sayılmayan, sayılması da zaten
mümkün olmayan iş ve sebeplerden dolayı da keşif artışı verilmesine olanak tanındığını,
―2886 sayılı Kanun’un 63/3. maddesinin açık hükmü uyarınca, işlemi başlatacak
ve dosyayı hazırlayacak olanın idare, somut olayda DSİ olduğunu, ilgili bakanın bütün
bunlardan sonra onay verdiğini, keşif artışı verilmesinde bakanın görev ve yetkisinin, ilgili
tüm kademelerden, teknik, idari, hukuki açıdan incelemelerden geçen ve uygun görüşle
makama sunulan işlemi verilen olurla yürürlüğe sokmak olduğunu, bu kadar çok aşamadan
geçen bir işte, idari yapıda en yukarıda yer aldığı için, bakanın, keşif artışı verilen projeyle
doğrudan doğruya temasa geçemeyeceğini,
―Öte yandan, hukukta bir yetki var ise, o yetkinin kullanılması gerektiği yerde
kullanılmamasının keyfilik olacağını ve sorumluluğu gerektireceğini, Kanunun aradığı
şartlar oluştuğunda, bir bakanın birçok aşamadan uygun görüşlerle geçerek, önüne gelmiş
bir keşif artışı dosyasına olur vermemesinin de, keyfilik olacağını,
―Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, yüzde 30'un üzerinde keşif artışı
verilmesine dair olurları kanuna aykırı olarak hazırladığı iddiasıyla, hakkında soruşturma
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
58
izni verilmiş olan Bayındırlık Bakanlığı eski Müsteşarı hakkında yürüttüğü hazırlık
soruşturmasında takipsizlik kararı verdiğini,
belirterek beraatine karar verilmesini istemiştir.
B- KANITLAR
1- Yazılı Kanıtlar
―4.6.1996 tarih ve 1416 sayılı TEAŞ yazısı
―18.6.1997 tarih ve 873 sayılı ETKB yazısı
― 25.11.1996 tarih ve 1878 sayılı TEAŞ yazısı
―5.9.1997 tarih ve 1393 sayılı TEAŞ yazısı
―31.3.1998 tarihli M. Cumhur Ersümer’in oluru
―11.9.1998 tarihli M. Cumhur Ersümer’in oluru
―17.3.1999 tarihli ve 99/12631 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı
―8.4.1999 tarihli Danıştay onaylı Kırklareli doğalgaz santrali imtiyaz
sözleşmesindeki değişikliğin onaylanmış örneği
―7.5.1999 tarihli ve 966 sayılı TEAŞ yazısı
―21.8.2000 tarihli ve 991 sayılı TEAŞ yazısı
―1566 sayılı TEÜAŞ yazısı
―26.11.2001 tarihli ve 337 sayılı TEİAŞ yazısı
―4.6.1998 tarihli ve 2348 sayılı DPT yazısı
―Danıştay 1. Dairesinin 16.6.1998 günlü, E.1998/67, K.1998/89 ve 17.2.1999
günlü E.1998/301, K.1999/30 sayılı kararları
―17.3.1999 tarihli 99/12631 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı
―22.11.2000 tarihli, 6085 sayılı ETKB yazısı ekindeki taahhütname
―2.11.2005 tarihli, 19747 sayılı EPDK yazısı
― 20.5.2000 tarihli Müsteşarlar Mutabakat Belgesi
―3.3.2005 tarihli ve ref. 05–005018 sayılı BOTAŞ yazısı
―3.3.2005 tarihli ve ref. 05–005023 sayılı BOTAŞ yazısı
―21.3.2005 tarihli ve 87/1245 sayılı DPT yazısı
―Tarihsiz, ref.05–005532 sayılı BOTAŞ yazısı
―1.12.2005 tarihli, 3381 sayılı EÜAŞ yazısı
―14.3.2005 tarihli, 643 sayılı EÜAŞ yazası
―11.3.2005 tarihli, 871 sayılı ETKB yazısı
―7.3.2005 tarihli ve 439 sayılı TEİAŞ yazısı
―9.3.2005 tarihli ve 611 sayılı EÜAŞ yazısı
―Danıştay 2. Dairesinin 31.10.2002 tarihli ve Esas, Karar 2002/935–3634 sayılı ve
12.10.2001 tarihli ve Esas, Karar 2001/1158–2291 kararları
―21 Mayıs 2002 günlü Zeki ÇAKAN onaylı genel enerji planı
―30.6.1997 tarihinden sonra hazırlanan APK’nın enerji planlaması raporları
― BOTAŞ Genel Müdürlüğü 14.12.2005 günlü yazısı.
― 29.9.1997 tarihli ve 4562 sayılı, 21.5.1998 tarihli 12843 sayılı, 6.3.1998 tarihli
3601 sayılı, 18.6.1998 tarihli 9975 sayılı, 7.7.1998 tarihli 11295 sayılı, 17.7.1998 tarihli
12040 sayılı, 23.7.1998 tarihli 12364 sayılı ETKB yazıları.
―3.4.2006 tarihli ve 1025 sayılı ETKB yazısı.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
59
―7.4.2006 tarihli, 497 sayılı TETAŞ yazısı.
―20.9.2000 tarihli, 406/3635 sayılı DPT yazısı.
― TEİAŞ 1997 ila 2005 yılları işletme faaliyetleri tahmin raporları ile işletme
faaliyetleri raporları.
―14.02.1986 günlü Türkiye-Rusya Doğal Gaz Alım Sözleşmesi
―30.07.1987 günlü Addendum No:1
―17.07.1992–1984 günlü Fiyat Revizyon Talebi
―BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 14.08.1992 günlü, 15390 sayılı yazısı
―Gazexport'un 11.09.1992 günlü, 11–36 sayılı Revizyon Talebi Tekit Yazısı
―Gazexport'un 28.04.1993 günlü yazısı
―Gazexport'un 19.10.1993 günlü, 10–126 sayılı yazısı
―14.02.1986 günlü, 2102–39 sayılı Addendum No:2
―24.03.1994 günlü BOTAŞ-Gazexport Protokolü
―24.03.1994 günlü Protokolün Türkçesi
―Rus Gazı (6 BCM) AlımFiyatı
―27.05.2004 günlü Gökhan Yardım'ın TBMM Soruşturma Komisyonu’nda verdiği
İfade Tutanağı
―14.02.1986 tarihli Anlaşmanın 24.03.1994 tarihli zeyilnamesine ait hesaplama.
―BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 21.07.2000 günlü, 18213 sayılı yazısı
―Gazexport ve Turusgaz'ın 31.07.2000 günlü, 869 sayılı yazıları
―BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 14.04.2000 günlü, 22037sayılı yazıları
―Gazexport'un 16.10.2000 günlü, 1183sayılı yazısı
―04.12.2000 günlü Rusya seyahat Raporu
―BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 22.12.2000 günlü, 29846 sayılı yazısı
―12.01.2001–07.02.2001 tarihleri arasında Botaş ile Gazexport arasında III. Fiyat
Revizyonuna ilişkin yazışmalar
―14.02.2001 günlü Revizyon Toplantı Bilgi Notu
―BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 05.07.2001 günlü, 16735 sayılı yazısı
―BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 16.08.2001 günlü, 290 sayılı yazısı
―BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 20.08.2001 günlü, 2168 sayılı yazısı
―18–19.2001 günlü Seyahat Raporu
―BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 03.10.2001 günlü, 24570 sayılı yazısı
―Gazexport’un 19.11.2001 günlü, 2102 sayılı yazısı
―BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 24.10.2001 günlü, 26747 sayılı yazısı
―BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 02.11.2001 günlü, 27486 sayılı yazısı
―Turusgaz’ın 20.11.2001 günlü, 2281 sayılı yazısı
―BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 20.11.2001 günlü, 29350 sayılı yazısı
―BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 10.12.2001 günlü, 31498 sayılı yazısı
―BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 12.12.2001 günlü, 31810 sayılı yazısı
―27.12.2001 günlü Turusgaz Revizyon Toplantı yazısı
―BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 31.01.2001 günlü, 146 sayılı yazısı
―Turusgaz’ın 07.02.2002 günlü, 2387 sayılı yazısı
―BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 11.02.2002 günlü, 206 sayılı yazısı
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
60
―BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 11.02.2002 günlü, 208 sayılı yazısı
―24–27.03.2002 günlerini kapsayan Moskova Seyahat Raporu
―26.03.2002 günlü BOTAŞ-Gazexport Protokolü
―BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 20.06.2002 günlü, 801 sayılıyazısı
―10.02.2002 günlü Moskova Seyahat Raporu
―BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 20.08.2002 günlü, 1103 sayılı yazısı
―26.08.2002 günlü Botaş-Gazprom ve Gazexport arasında protokol
―24.09.2002 günlü Botaş Gazexport arasında Addendum ve Protokoller
―BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 17.04.1998 günlü 11720 sayılı yazısı
―13.07.2000 günlü Gazexport-Turusgaz-Botaş ve European Bank arasındaki
sözleşmeler
―2002–2003 yılları İthalat ve Asgari Alım Taahhüt Miktarları Tablosu
―Turusgaz ve Gazexport'tan alınan Doğal Gaz Miktarları Tablosu
―Gaz Alım Kontratı Mad. 14 (Satıcının Kusurları)
―Gazprom-Botaş-Gama A.Ş. Arasındaki Protokol
―7,5 BCM ve 0,5 BCM Gerçekleşme Tabloları ve Hesaplamalar
―2000–2002 arası Fiyat Revizyonundan oluşan fark tablosu
―27.05.2004 günlü Ayşe İnkaya'nın TBMM Soruşturma Komisyonu’nda verdiği
İfade Tutanağı
―04.08.1990 günlü, Türk-Sovyet Görüşme Protokolü
―26.08.1992 günlü, Rus-Türk Müzakere Protokolü
―09.09.1993 günlü, Türk-Rus Görüşme Protokolü
―19.07.1994 günlü, Türk-Rus Görüşme Protokolü
―31.10.1994 günlü, Türk-Gazprom Görüşme Protokolü
―28.07.1995 günlü Türk-Rus Karma Ek. Komisyonu Protokolü.
―29.12.1995 günlü Türk-Rus Görüşme Protokolü
―06.07.1993 günlü, 3313 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi
―09.02.1990 günlü, 20428 sayılı Resmi Gazete
―BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 07.06.2000 günlü, 14846 sayılı yazısı
―Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın 27.06.2000 günlü, 4674 sayılı yazısı
―Gazprom’un 18.01.1994 günlü yazısı
―Gazprom’un 17.02.1994 günlü, 070 sayılı yazısı
―11–14.05.1994 günlü Gaprom-Botaş-Gama-Gaprom arasındaki Protokol
―Dışişleri Bakanlığı’nın 20.09.1994 günlü, 279 sayılı yazısı
―BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 03.10.1997 günlü, 2506 sayılı yazısı
―BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 22.08.1994 günlü, 19191 sayılı yazısı
―BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 12.04.1994 günlü, 3305 sayılı yazısı
―Gazprom’un 14.04.1995 günlü yazısı
―BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 18.02.1996 günlü, 3183 sayılı yazısı
―BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 18.13.1996 günlü yazısı
―23.05.1996 günlü Botaş Yönetim Kurulu'na sunulan Takrir
―27.05.1996 günlü, 579 sayılı Botaş Yönetim Kurulu Kararı
―24–28.06.1996 günlü Gazprom-Gama Gazprom-Botaş Görüşme Protokolü
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
61
―21.23.08.1996 günlü Gazprom-Gama Gazprom-Botaş Görüşme Protokolü
―03–07.09.1996 günlü Gazprom-Gama Gazprom-Botaş Görüşme Protokolü
―25.11.1996 günlü, 96-I–53 sayılı Yüksek Planlama Kurulu Kararı
―10.12.1996 günlü, 210286 sayılı Rus-Türkiye arasında yapılan Kontrat
―19.12.1996 günlü, 466 sayılı Botaş Yönetim Kurulu'na sunulan Takrir ve Ekleri
―20.12.1996 günlü, 601 sayılı Botaş Yönetim Kurulu'na sunulan Takrir
―06.05.1997 günlü, 578 sayılı Botaş Yönetim Kurulu'na sunulan Takrir
―26.06.1997 günlü 620 sayılı Botaş Yönetim Kurulu Kararı
―15.07.1997 günlü, 4332 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi
―22.07.1997 günlü G–970 sayılı Turusgaz-Botaş Kontratı
―BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 06.09.1997 günlü, 2171 sayılı yazısı
―ETKB Özel Kalem Müdürlüğü'nün 30.12.1997 günlü, 1673 sayılı yazısı ve Ekleri
―11.12.1997 günlü, 635 sayılı Botaş Yönetim Kurulu Kararı ve Ekleri
―12.01.1998 günlü, 4459 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi
―18.02.1998 günlü, Turusgaz-Botaş Kontratı
―08.02.1998 günlü Turusgaz-Botaş arasında yapılan Side Letter
―10.12.1996 günlü, 210286 sayılı Gazprom-Botaş Kontratı
―03.03.1998 günlü, 685 sayılı Botaş Yönetim Kurulu'na sunulan Takrir
―04.03.1998 günlü, 645 sayılı Botaş Yönetim Kurulu Kararı
―03.03.1998 günlü, 136 sayılı Turusgaz Yönetim Kurulu Kararı
―26.11.1998 günlü, Turusgaz-Botaş arasında yapılan Amendment
―26.11.1998 günlü, Turusgaz-Botaş arasında yapılan Amendment
―22.12.1998 günlü, 821 sayılı Botaş Takriri ve Yönetim Kurulu Kararı
―29.11.1999 günlü Turusgaz-Botaş 3 no.lu Addendum
―1999 tarihli Turusgaz-BOTAŞ arasında yapılan gaz satış Kontratı
―01.12.1999 günlü, 1021 sayılı Botaş Yönetim Kurulu'na sunulan Takrir
―01.12.1999 günlü, 703 sayılı Botaş Yönetim Kurulu Kararı
―15.09.2000 günlü, 189 sayılı Botaş Yönetim Kurulu'na sunulan Takrir
―19.09.2000 günlü, 2000–26 sayılı Botaş Yönetim Kurulu Kararı
―29.11.1999 günlü Turusgaz-Botaş arasındaki Protokol
―25.04.2002 günlü Turusgaz-Botaş arasındaki Zeyilname
―19.11.2003 günlü Rusya-Türkiye arasında yapılan Amendment
―19.11.2003 günlü 3 no.lu Amendment
―12.02.2004 günlü 4 no.lu Amendment
―31.03.2004 günlü, 125 sayılı Botaş Yönetim Kurulu Kararı
―Doğal Gaz Alım-Kontrat Dönem Başı Fiyat Tablosu
―11.06.2004 günlü, M.Cumhur Ersümer'in yazılı Savunması
―07.12.1984 günlü, 18598 sayılı Resmi Gazete
―27.05.2004 günlü, Reha Gülümser'in TBMM Soruşturma Komisyonu İfade
Tutanağı
―22.06.2004 günlü Fiyat Revizyon Talebi
―Gelirler Genel Müdürlüğü'nün 24.05.2004 günlü, 23133 sayılı Soruşturma
Komisyon Başkanlığı'na yazısı
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
62
―Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın 15.11.1999 günlü, 19540 sayılı yazısı
―Yıllar itibariyle Sektörel Doğal Gaz Miktar Tablosu
―ETKB'dan Botaş'a iletilen Otoprodüktör ve Doğal Gaz Sant. Fizib. List.
―Türkiye Enerji Kurulu Gücünün Yıllar itibariyle Gelişim Tablosu
―Doğal Gaz talep projeksiyonları Tablosu
―DPT Müsteşarlığı'nın 30.06.1999 günlü, 2253 sayılı yazısı
―Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın 25.11.1998 günlü, 20410 sayılı yazısı
―Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın 02.12..1998 günlü, 20911 sayılı yazısı
―YDK'nın Rapor nüshası
―BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 31.01.2000 günlü, 2740 sayılı yazısı
―Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın 14.01.2000 günlü, 785 sayılı yazısı
―TEAŞ’ın 21.12.1999 günlü, 1551 sayılı yazısı
―Başbakanlık Müsteşarlığı'nın 01.02.2000 günlü, 1779 sayılı yazısı
―24.01.2000 ETKB'nın Toplantı Tutanağı
―Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın 31.01.2000 günlü, 1736 sayılı yazısı
―Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın 10.02.20000 günlü, 2690 sayılı yazısı
―BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 21.02.2000 günlü, 5367 sayılı yazısı
―BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 08.05.2000 günlü, 12305 sayılı yazısı
―Hazine Müsteşarlığı’nın 17.02.2000 günlü, 12767 sayılı yazısı
―Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın 10.03.2000 günlü, 30 sayılı yazısı
―ABD Büyükelçiliği'nin 27.03.2000 günlü yazısı
―Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın 30.03.2000 günlü, 934 sayılı yazısı ve
ekleri
―Hazine Müsteşarlığı'nın 14.04.2000 günlü, 29754 sayılı yazısı
―Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın 11.05.2000 günlü, 73 sayılı yazısı
―03.04.1991 günlü, 20834 sayılı Elektrik Enerji Fonu Yönetmeliği
―10.08.2000 günlü, 08 sayılı Elektrik Enerji Fon. Yönetim Kurulu Kararı
―23.08.2000 günlü, 24149 sayılı Resmi Gazete
―Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın 13.11.2000 günlü, 175 sayılı yazısı
―YDK'nın 1998 Yılı Faaliyet Raporu
―YDK'nın Denetim Raporu
―Türkiye Brüt Elektrik Enerji Üretim Termik-Hidrolik Dağılım Tablosu
İthal edilen elektrik ENERJİSİNİN yıllar itibariyle dağılımı
―Cumhurbaşkanlığı/Devlet Denetleme Kurul Raporu
―YDK'nın Raporu
―TEİAŞ’ın 10.05.2004 günlü yazısı
―1999–2000 yılları arası Doğal Gaz Santral Üretim ve yakıt Miktar tablosu
―15.12.1997 günlü Türkiye-Rusya Mavi Akım İşbirliği Anlaşması
―Mavi Akım Kontratı Fiyat maddesi
―15.12.1997 Mavi Akım Anlaşması
―15.12.1997 günlü Mavi Akım Hükümetlerarası Anlaşması
―12.02.1998 günlü 622 sayılı Mavi Akım Dışişleri Komisyon Raporu
―Mavi Akım Anlaşması ön şartlar başlıklı 18. mad.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
63
―Botaş-Gazexport arasında imzalanan protokol
―24.09.1997 günlü Mavi Akım Kontrat Taslağı
―03.10.1997 günlü Mavi Akım Kontrat Taslağı
―BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 07.03.2003 günlü yazısı
―BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 13.03.2003 günlü, 189 sayılı yazısı
―Gazexport’un 14.03.2003 günlü, 163 sayılı yazısı
―BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 04.04.2003 günlü, 17 sayılı yazısı
―15.04.2003 günlü Kuntalp-Arkan Ortak Hukuk Bürosunun mütalaası
―01.04.2003 günlü Avşar Hukuk Bürosunun mütalaası
―Gazprom’un 23.05.2003 günlü, 857 sayılı yazısı
―BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 26.05.2003 günlü, 156 sayılı yazısı
―BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 28.05.2003 günlü, 153 sayılı yazısı
―Gazexport’un 03.06.2003 günlü, 913 sayılı yazısı
―05.06.2003 günlü, 31 sayılı Botaş Yönetim Kurulu Kararı
―16.06.2003 günlü Gazprom-Gazexport-Botaş'ın Toplantı notları
―17.06.2003 günlü Botaş-Gazprom Görüşme Tutanağı
―BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 26.06.2003 günlü, 12937 sayılı yazısı
―04.08.2003 günlü, 41 sayılı Botaş Yönetim Kurulu Kararı ve Ekleri
―13–14.09.2003/44 Botaş Yönetim Kurulu Kararı
―22.10.2003 günlü Botaş-Gazprom-Gazeksport Tutanağı
―05.11.2003 günlü Botaş-Gazprom-Gazeksport Tutanağı
―06–07.11.1996 günlü Botaş-Gazprom Görüşme Notları
―03–10.12.1996 günlü Türkiye-Rusya Gazı Boru İnşa Görüşmelerine dair protokol
―Samsun-Ankara Boru Hattı Fizibilite Raporu
―Giprospetsgaz'ın 09.01.1997 günlü yazısı
―29.08.1997 günlü Mavi Akım İşbirliği Anlaşması
―15.12.1997 günlü Türkiye-Rusya Mavi Akım Anlaşması
―14.01.1998 günlü, 639 sayılı Botaş Yönetim Kurulu Kararı
―04.04.1998 günlü, 23307 sayılı Resmi Gazete
―Gazprom’un 17.12.1997 günlü, 725 sayılı yazısı
―Stroytransgaz'ın 18.12.1997 günlü 192 sayılı yazısı
―02.12.1997 günlü, 192 sayılı OHS Konsorsiyum Anlaşması
―04.03.1998 günlü, 690 sayılı Botaş Yönetim Kurulu'na sunulan Takrir
―04.03.1998 günlü, 645 sayılı Botaş Yönetim Kurulu Kararı
―27.05.1998 günlü, 717 sayılı Botaş Yönetim Kurulu'na sunulan Takrir
―19.06.1998 günlü, 732 sayılı Botaş Yönetim Kurulu'na sunulan Takrir
―20.06.1998 günlü, 656 sayılı Botaş Yönetim Kurulu Kararı
―24.07.1998 günlü 659 sayılı Botaş Yönetim Kurulu'na sunulan takriri
―16.07.1998 günlü, Botaş-OHS ön Sözleşmesi
―TÜMAŞ’ın 17.09.1998 günlü yazısı
―BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 18.09.1998 günlü, 22700 sayılı yazısı
―BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 24.09.1998 günlü, 147 sayılı yazısı
―28.09.1998 günlü Teklif Açma Tutanağı
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
64
―OHS'nin tanzim ettiği Keşif Özeti
―OHS’nin 06.10.1998 günlü, 112 sayılı yazısı
―OHS’nin 06.10.1998 günlü, 113 sayılı yazısı
―OHS’nin 06.10.1998 günlü, 114 sayılı yazısı
―05.10.1998 günlü, Botaş-OHS görüşme notları
―09.10.1998 günlü, 158 sayılı Botaş Yönetim Kurulu'na sunulan takriri
―BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 12.10.1998 günlü, 24607 sayılı yazısı
―BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 09.10.1998 günlü, 24008 sayılı yazısı
―OHS’nin 12.10.1998 günlü, 115 sayılı yazısı
―14.10.1998 günlü, 116 sayılı Botaş ile OHS'nin Sözleşme Protokolü
―TÜMAŞ’ın 12.10.1998 günlü, 469 sayılı yazısı
―26.10.1998 günlü, 169 sayılı Botaş Yönetim Kurulu'na sunulan takrir
―OHS’nin 14.10.1998 günlü, 116 sayılı yazısı
―03.11.1998 günlü, 797 sayılı Botaş Yönetim Kurulu'na sunulan Takrir
―10.11.1998 günlü, 668 sayılı Botaş Yönetim Kurulu Kararı
―OHS’nin 17.11.1998 günlü, 111 sayılı OHS'nin Botaş'a yazısı
―26.11.1998 günlü, 669 sayılı Botaş Yönetim Kurulu Kararı
―Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın 01.12.1998 günlü, 20761 sayılı yazısı
―BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 01.12.1998 günlü yazısı
―OHS’nin 07.12.1998 günlü, 111 sayılı yazısı
―14.12.1998 günlü, 817 sayılı Botaş Yönetim Kurulu'na sunulan Müzekkere
―OHS’nin 23.12.1998 günlü, 112 sayılı yazısı
―30.12.1998 günlü, 672 sayılı Botaş Yönetim Kurulu Kararı
―10.02.1999 günlü, 676 sayılı Botaş Yönetim Kurulu Kararı
―07.04.1999 günlü, 681 sayılı Botaş Yönetim Kurulu Kararı
―03.04.1999 günlü, 50 sayılı Botaş Komisyon Teşkili Oluru
―Samsun-Ankara DGBH Projesi
―14.04.1999 günlü, 1 sayılı Botaş Üst Komisyon Kararı
―14.04.1999 günlü, 682 sayılı Botaş Yönetim Kurulu Kararı
―BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 27.04.1999 günlü, 660 sayılı yazısı
―OHS’nin 30.04.1999 günlü, 147 sayılı yazısı
―30.04.1999 günlü, 2 sayılı Botaş Üst Komisyon Kararı
―05.05.1999 günlü Botaş-OHS Sözleşme Protokolü
―11.06.1999 günlü, 688 sayılı Botaş Yönetim Kurulu Kararı
―18.06.1999 günlü, 690 sayılı Botaş Yönetim Kurulu Kararı
―05–06.07.1999 günlü Rusya seyahat notları
―Gazeksport’un 09.07.1999 günlü, 180 sayılı yazısı
―14.07.1999 günlü, 692 sayılı Botaş Yönetim Kurulu Kararı
―30.07.1999 günlü Botaş-OHS Ankara-Samsun Boru Hattı Proje Sözleşmesi
―BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 30.07.1999 günlü, 126 sayılı oluru.
―Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın 22.12.1999 günlü, 3128 sayılı yazısı
―BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 12.02.2000 günlü, 974 sayılı yazısı
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
65
―02.12.1997 günlü Stroytransgaz-Öztaş-Hazinedaroğlu arasındaki Konsarsiyum
Anlaşması
―15.10.2003 günlü Ankara-Samsun DGBH kabul tutanağı
―BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 30.12.1998 günlü yazısı
―Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın 08.01.1999 günlü, 14 sayılı yazısı
―Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 16.01.2003 günlü, 85969 sayılı İddianamesi
―Ankara Cumhuriyet B.savcılığının 2003/93512 Hz. Sayılı soruşturma evrakı
―T.C. Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 03.12.2003 günlü, 2002–341 sayılı
Kararı
―Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın 01.12.1998 günlü, 20761 sayılı yazısı.
―TBMM Araştırma Komisyonu Başkanlığı’nın 02.06.2004 günlü, 148 sayılı yazısı
―Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı’nın 08.12.2003
günlü, 1301 sayılı yazısı
―02.10.2001 günlü, 286 sayılı BOTAŞ Teftiş Kurulu Raporu
―10.10.2001 günlü, 36 sayılı BOTAŞ Yönetim Kurulu Kararı
―21.10.2001 günlü, 39 sayılı BOTAŞ Yönetim Kurulu Kararı
―07.03.2002 günlü, 612 sayılı İ.Ü. Hukuk Fak. Hukuki mütalaası
―29.05.2002 günlü, 6136 sayılı İTÜ Teknik Değerlendirme Raporu
―08.08.2001 günlü, 08 sayılı BOTAŞ Teftiş Kurulu Raporu
―BOTAŞ Teftiş Kurulunun 20.08.2002 günlü, 351 sayılı yazısı
―22.08.2002 günlü, 37 sayılı BOTAŞ Yönetim Kurulu Kararı
―05.09.2002 günlü, 39 sayılı BOTAŞ Yönetim Kurulu Kararı
―10.01.2000 günlü 1 sayılı Güzergâh açılması boyut krokisi
―BOTAŞ Yatırımlar Grup Başkanlığının 05.02.1998 günlü, 20 sayılı yazısı
―Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı’nın 31.03.1997
günlü, 149 sayılı yazısı
―Ankara 5. ACM, 2002/296 E.sayılı davanın sanıklarının soruşturma ve
kovuşturma aşamasındaki ifadelerinin onaylı örnekleri ve İskenderun İthal Kömür Santralı
ile ilgili bilirkişi raporu
―Danıştay 2. Dairesinin 25.12.2001 tarihli, E.2001/1579, K.2001/3085 sayılı
Kararı
―Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 26.4.2002 tarihli ve 2001/192 Hazırlık
2002/8 sayılı ve 16.2.2004 tarihli ve 2001/192 Hazırlık 2004/41 sayılı kayıttan düşürme
kararları
―26.10.2005 tarihli ve 3480 sayılı ETKB yazısı
―7.4.2006 tarihli, 235 sayılı TETAŞ yazısı
―17.3.2006 tarihli yazı ekindeki İzmir Aliağa, Adapazarı ve Ankara Doğalgaz
Santrallerinin üretim faaliyetlerine yönelik olarak Danıştay 13. Dairesi tarafından verilen
yürütmenin durdurulması kararı
―Ankara 5. ACM 6.6.2005 tarihli, E.2002/296, K.2005/144 sayılı kesinleşmeyen
karar örneği
―7.4.2006 tarihli, 235 sayılı TETAŞ yazısı
―Yurdakul Yiğitgüden’in makamından çektiği iddia edilen faks mesajı
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
66
―3.10.1997 tarihli, 32–357 sayılı TEAŞ Yönetim Kurulu Kararı
―24.10.1997 tarihli Mustafa Cumhur Ersümer oluru
―23.12.1997 tarihli 2066 sayılı TEÜAŞ yazısı
―15.12.1997 tarihli Mustafa Cumhur Ersümer oluru
―22.12.1998 tarihli, 2020 sayılı TEAŞ yazısı
―6.1.1999 tarihli İskenderun İthal Kömür Santraline ilişkin tutanak
―15.10.1997 tarihli Bakan oluru
―Danıştay 2. Daire’nin 13.12.2001 günlü, E.2001/1481, K.2001/3037 sayılı kararı
―Ankara 1. İdare Mahkemesi’nin, 17.12.1997 tarih ve E.1996/1433, K.1997/1363
sayılı kararı
―Ankara 1. İdare Mahkemesi’nin, 24.12.1997 tarih ve E.1997/19, K.1997/1412
sayılı kararı
―31.03.1998 tarih ve 98/10859 sayılı BKK
―Danıştay 10. Daire’nin 14.3.2001 gün, E.1998/2345 K.2001/815 ve 25.10.2000
gün, E.1998/2400 K.2000/5393 sayılı kararları
―TEAŞ Genel Müdürlüğünün 17.07.1998 tarih ve 10553 sayılı yazısı
―Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Enerji İşleri Genel Müdürlüğünün
07.09.1998 günlü, 4782 sayılı yazısı
―Danıştay 1. Dairesinin 19.11.1998 günlü, E.1998/117, K.1998/245 sayılı kararı
―Çayırhan İHD ilişkin 18.07.2000 tarihli Sigorta Anlaşması, 30.07.2001 tarihli
Yakıt Anlaşması
―TEAŞ Genel Müdürlüğünün, 30.12.1998 tarih ve 2061 sayılı yazısı
―Anadolu Sigorta A.Ş. arasında düzenlenen 18.02.2000 tarihli Sigorta Anlaşması
― Enerji İşleri Genel Müdürlüğünün 20.7.2000 günlü, 3576 sayılı yazısı
―28.7.2000 günlü, 3776 sayılı birinci yıl işletme tarifesi
―29.8.2001 günlü, 3783 sayılı ikinci yıl işletme tarifesi
― Şirketin 17.10.1997 tarihli teyit yazısı
―Park Termik Elektrik San. ve Tic. A.Ş. 05.07.2000 – 07.11.2002 tarihleri
arasında Ankara 35. Noterliğinde düzenlenen 15 adet temlik senedi listesi
―TEAŞ Genel Müdürlüğünün 28.9.2001 günlü yazısı
―Enerji İşleri Genel Müdürlüğünün 11.3.2005 günlü, 874 sayılı yazısı
― TEAŞ Yönetim Kurulunun 20.6.2000 gün ve 43–319 sayılı kararı
―21.9.2001 tarih ve 49 sayılı Müfettiş raporu
―29.6.1998 tarihli Bakan oluru
―04.11.1998 tarih ve 5869 sayılı Bakan Oluru
―Danıştay 1 inci Dairesi E:2000/57, K:2000/53 sayılı kararı
―13.06.2000 tarih ve 2874 sayılı Bakan oluru
―BORES A.Ş. 26.06.2000 tarihli yazısı
―ETKB’nin 30.06.2000 tarih ve 3233 sayılı bir yazısı
― ETKB’nin 10.07.2000 tarihli yazısı
―17.12.1996 günlü Bakan Oluru
―21.03.1997 tarihli Fizibilite Raporu
―04.12.1997 tarihli DPT görüşü
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
67
―18.12.1997 tarih ve 5900 sayılı Bakan Oluru
―30.07.1998 tarih ve 4037 sayılı Bakan Oluru
―14.1.1998 tarihli Bakan Oluru
―30.07.1998 tarihli imtiyaz sözleşmesi.
―17.11.1999 ve 30.06.1999 tarihli sözleşmeler
― 20.6.1997 tarihli Bakan Oluru
―09.03.1998 tarihli imtiyaz sözleşmesi
―26.01.1999 tarihli Fon Anlaşması
―16.02.1999 tarihli Su Kullanım Anlaşması
―19.4.1999 tarihli Bakan oluru
―1.5.2000 tarihli Bakan oluru
―9.11.2000 tarihli ek protokol
―12.05.2000 tarihli Sigorta Anlaşması
― 28.01.1994 tarihli Bakan oluru
―Kayseri Elektrik Üretim Sanayi ve Ticaret A.Ş nin 23.09.1994 tarihli yazısı
―Kayseri Elektrik Üretim Sanayi ve Ticaret A.Ş nin 22.08.1996 tarihli yazısı
― ETKB’nin 10.06.1997 tarihli yazısı
―Kayseri Elektrik Üretim Sanayi ve Ticaret A.Ş nin 22.07.1997 tarihli yazısı
― ETKB’nin 18.08.1997 tarihli yazısı
―Kayseri Elektrik Üretim Sanayi ve Ticaret A.Ş nin 8.10.1997 tarihli yazısı
―Kayseri Elektrik Üretim Sanayi ve Ticaret A.Ş nin 15.10.1997 tarihli yazısı
―05.11.1997 tarihli Bakan oluru
―04.06.2003 tarihli imtiyaz sözleşmesi
―24 Kasım 1996 tarih ve 22827 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan TEDAŞ İHD
ilânı
―9.1.1997 tarihli Recai Kutan oluru
―2.4.1997 tarihli “Teklif Değerlendirme Komisyonu'' oluşturulmasına ilişkin Recai
Kutan oluru
―18.08.1997 tarihli Teklif Değerlendirme Raporu
― 3.11.1997 tarihli M. Cumhur Ersümer oluru
―07.01.1998 tarihli Üst Komisyon kararı oluru
―Kızılırmak Elektrik Dağıtım ve Ticaret A.Ş ile AKDAŞ’ın hisse yapıları
―Ahmet Yıldız ile Rahim Özkaymak arasında imzalanan protokol ve eki belgeler
―Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 2002/3 MD Esas, 2005/5 Karar sayılı kesinleşmemiş
karar örneği
―Danıştay 10. Dairesinin 4.10.2000 tarihli, E. 1998/4102, K. 2000/4927 sayılı
kararı
―Danıştay 10. Dairesinin 23.2.2004 tarihli, E.1998/3883, K.2004/1801 sayılı ve
31.3.1998 gün ve 98/10863 sayılı BKK karar örneği
―13 ve 19. bölgelerdeki TEDAŞ İşletme Hakkı Devri Projelerine ait Danıştay
onaylı imtiyaz sözleşmeleri
― Enerji İşleri Genel Müdürlüğünün 09.05.2001 tarihli yazısı
―09.05.2001 tarihli müsteşar oluru
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
68
―20.11.2001 tarihli brifing raporu
―Enerji İşleri Genel Müdürlüğünün, 6.3.2002 tarihli yazısı
―EPDK’nın 27.3.2002 günlü yazısı
―ETKB Hukuk Müşavirliğinin 04.03.2002 tarihli yazısı
―EPDK’nın 18.4.2007 günlü yazısı
―TEAŞ Genel Müdürlüğünün 11.02.1998 günlü yazısı
―TEAŞ Yönetim Kurulunun 24.11.2000 günlü kararı
―Cengiz İnşaat A.Ş.’nin 18.4.2001 günlü yazısı
―Samsun Büyükşehir Belediye Başkanlığının 31.5.2001 günlü yazısı
―TEAŞ Genel Müdürlüğünce kurulan komisyonun 13.6.2001 günlü raporu
―ETKB Teftiş Kurulu Başkanlığının 25.06.2001 günlü İnceleme Raporu
―26.6.2001 günlü Bakan oluru
―TEAŞ Genel Müdürlüğünce kurulan komisyonun 6.11.2000 günlü değerlendirme
raporu
―TEAŞ teknik ünitesinin 30.6.2000 günlü değerlendirme raporu
―Aksa Enerji Üretim A.Ş 7.9.2000 günlü teyidi
―Sanayi ve Ticaret Bakanlığının 22.7.2005 günlü yazısı
―Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın 9 12 2005 günlü yazısı
―TEAŞ Yönetim Kurulunun 19.9.2000 tarihli kararı
―Aksa Enerji Üretim A.Ş’nin 3.10.2000 havale tarihli dilekçesi
―TEAŞ Ticaret Dairesi Başkanlığı’nın 9.10.2000 günlü yazısı
―Aksa Enerji Üretim A.Ş’nin 20.10.2000 tarihli dilekçesi
―TEAŞ Ticaret Dairesi Başkanlığı’nın 23.10.2000 günlü yazısı
―13.10.2000 tarihli Aksa Enerji Üretim A.Ş ile TEAŞ arasında yapılan hizmet alım
sözleşmesi
―TEAŞ Yönetim Kurulunun 26.10.2000 günlü kararı
―20.11.2000 tarihli Aksa Enerji Üretim A.Ş ile Ankara Enerji Üretim A.Ş arasında
imzalanan devir sözleşmesi
―05.05.1995 tarihli Bakan oluru
―14.11.1996 tarihli Bakan oluru
―06.06.1998 tarihli Bakan oluru
―Enerji İşleri Genel Müdürlüğünün 2.3.2006 günlü yazısı
―19.11.1997 tarihli Bakan Oluru
―DSİ Genel Müdürlüğü Barajlar ve HES Dairesi Başkanlığının 5.4.2000 tarihli
olur yazısı
―DSİ XXII. Bölge Müdürlüğü 14.04.2000 tarihli yazısı
―08.05.2000 tarihli Bakan oluru
―DSİ Genel Müdürlüğünün 15.3.2001 tarihli oluru
―DSİ XXII. Bölge Müdürlüğü 27.07.2001 tarihli yazısı
―DSİ XXII. Bölge Müdürlüğü, 23.05.2002 tarihli yazısı
―DSİ Etüd ve Plan Dairesinin 30.05.2002 tarihli yazısı
―DSİ Genel Müdürlüğünün 01.08.2002 tarihli olur yazısı
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
69
―10.09.2002 tarihli Bakan oluru
―DSİ Genel Müdürlüğü Proje ve İnşaat Dairesi Başkanlığının 06.03.1997 tarihli
yazısı
―DSİ 2. Bölge Müdürlüğünün 25.09.1997 tarihli yazısı
―Proje ve İnşaat Şube Müdürlüğünün 26.11.1999 tarihli yazısı
―DSİ Genel Müdürlüğü Proje ve İnşaat Dairesi Başkanlığı’nın, 06.12.1999 tarihli
yazısı
―DSİ 2. Bölge Müdürlüğünün 03.01.2000 tarihli yazısı
―DSİ Genel Müdürlüğünün 10.05.2000 tarihli olur yazısı
―13.06.2000 tarihli Bakan oluru
―12.09.2002 tarihli Bakan oluru
―DSİ Hukuk Müşavirliğinin 10.9.2002 günlü yazısı
―DSİ Genel Müdürlüğü Proje İnşaat Dairesi Başkanlığının 10.09.1998 günlü
yazısı
―XXIV Bölge Müdürlüğünün 26.11.1998 tarihli yazısı
―DSİ Genel Müdürünün 5.2.1999 tarihli yazısı
―XXIV Bölge Müdürlüğünün 8.2.1999 tarihli yazısı
―DSİ Genel Müdürlüğü Proje İnşaat Dairesi Başkanlığının 18.7.2002 günlü yazısı
―DSİ Genel Müdürlüğünün 20.08.2002 tarihli olur yazısı
―10.09.2002 tarihli Bakan oluru
―DSİ Genel Müdürlüğünün 11.07.2001 tarihli olur yazısı
―21.11.2001 tarihli Bakan oluru
―08.08.2002 tarihli Bakan oluru
―DSİ Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığının 10.4.2003 tarihli teknik
inceleme raporu
―DSİ Genel Müdürlüğünün 27.04.2000 tarihli olur yazısı
―16.08.2000 tarihli Bakan oluru
―21.06.2002 tarihli Bakan oluru
―Bakanlar Kurulu’nun 9.6.1998 ve 29.6.1998 günlü kararları
―Hazine Müsteşarlığı’nın 25.5.2006 günlü yazısı
―DPT’nın 26.05 2006 günlü yazısı
2- Tanıklar
Yargılama sırasında dinlenilen tanıklara ilişkin bilgiler şöyledir:
No Adı Soyadı Unvanı Dinlenildiği
Oturum
Ne Şekilde
Dinlenildiği
1 Budak DİLLİ ETKB Enerji İşleri
Gn.Md.
16.3.2005 Resen
2 Fuat CELEPÇİ BOTAŞ Enerji İşleri
Gn.Md.Yrd.
16.3.2005 Resen
3 Gökhan BİLDACI BOTAŞ Gn.Md. 16.3.2005 Resen
4 Nejdet PAMİR T.P.A.O. Müşavir 16.3.2005 Resen
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
70
5 Tuncay DERMAN ETKB
Termik Santraller Daire
Bşk.
16.3.2005
Resen
6 Emine AYBAR ETKB APK Başkanı 16.3.2005 Resen
7 Metin BAŞLI ETKB APK Uzmanı 16.3.2005 Resen
8 Talat ERTÜRK ETKB Müsteşar Yrd. 16.3.2005 Resen
9 Şükrü ELEKDAĞ Milletvekili 12.4.2005 Resen
10 GülserenKAMÇICI ETKB
Doğalgaz Daire Bşk. Yrd.
12.4.2005 Resen
11 Nuran ŞATANA ETKB
Doğalgaz Daire Bşk.
12.4.2005 Resen
12 Rıza GÜNGÖR EİGM mühendis 12.4.2005 Resen
13 Taner YILDIZ Kayseri ve Civarı
Elektrik A.Ş.’de
Mühendis
12.4.2005
Resen
14 Nazan ÖZTÜRK ETKB Şube Müdürü 12.4.2005 Resen
15 Ömer ESİRGEMEZ TEAŞ Genel Müdür v. 12.4.2005 Resen
16 Doğan
ALTINBİLEK
DSİ Genel Müdürü 12.4.2005 Resen
17 Mehmet GÜLLÜ DSİ Genel Müdür Yrd. 12.4.2005 Resen
18 Nedim Seçkin
ÜLGEN
TEAŞ
Özelleştirme Daire Bşk.
13.5.2005 Resen
19 Emin ERDOĞAN DSİ Genel Müd.Yrd. 13.5.2005 Resen
20 Muhittin KUZU DSİ Proje İnş. Dairesi
Bşk.
13.5.2005 Resen
21 Erol ÇALIMLI DSİ HES Daire
Başkanı
13.5.2005 Resen
22 Mümtaz TURFAN DSİ Genel Müdürü 13.5.2005 Resen
23 Gediz LEKESİZ ETKB
YİD Komisyonu Üyesi
13.5.2005 Resen
24 Gülçin VAROL ETKB
YİD Komisyonu Üyesi
13.5.2005 Resen
25 Hatice ÇAM ETKB
YİD Komisyonu Üyesi
13.5.2005 Resen
26 Mustafa Sinan
EGELİ
ETKB
YİD Komisyonu Üyesi
13.5.2005 Resen
27 Recep YILMAZ ETKB
YİD Komisyonu Üyesi
13.5.2005 Resen
28 Mehmet Ergül
YAZAR
ETKB
YİD Komisyonu Üyesi 13.5.2005 Resen
29 Orhan GÜVENEN DPT Müsteşarı 10.6.2005 Resen
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
71
30 Faruk MOLU Kayseri ve Civarı
Elektrik A.Ş. Yönetim
Kurulu Bşk.
10.6.2005
Resen
31 Yaşar KOÇOĞLU Kayseri ve Civarı
Elektrik A.Ş. ortağı
10.6.2005 Resen
32 Yavuz GÜRSOY ETKB Genel Müdür Yrd. 10.6.2005 Resen
33 Hasan Hüseyin
ÇOĞALAN
ETKB
Barajlar ve Hidroelektrik
Santraller Daire Bşk.
10.6.2005
Resen
34 Saba SOYTEKİN ETKB HukukMüşaviri 10.6.2005 Resen
35 Birsel SÖNMEZ TEAŞ Yön.KuruluÜyesi 10.6.2005 Resen
36 Necip Timuçin
TÜMER TEAŞ Yön.KuruluÜyesi 10.6.2005 Resen
37 Şarık TARA ENKA Holding Yönetim
Kurulu Bşk.
10.6.2005 Resen
38 Sinan TARA ENKA Holding
Yön. Kur. Üyesi
10.6.2005 Resen
39 Osman İLHAN TEDAŞ İHD
Değerlendirme Kurulu
Üyesi
12.7.2005
Resen
40 Ahmet TÜZÜN Özel sektörde yönetici
(MAP)
12.7.2005 Resen
41
Emin BİLEN
ETKB
Özelleştirme Dairesi
Mühendis 12.7.2005
Resen
42 Yılmaz SOYSAL ETKB
Özelleştirme Dairesi Yİ
Proje Müdürü
12.7.2005
Resen
43 Demir ERMAN TEAŞ Yönetim Kurulu
Üyesi
12.7.2005 Resen
44 Erol AKÇAL Armatör 12.7.2005 Resen
45 Nuri Doğan
KARADENİZ İşadamı 12.7.2005 Resen
46 Ali AKIŞ TEDAŞ İHD Komisyonu
Üyesi
13.9.2005 Resen
47 M.Kemal
KILIÇARSLAN
TEDAŞ İHD Komisyonu
Üyesi
13.9.2005 Resen
48 Murat YILMAZER TEDAŞ İHD Komisyonu
Üyesi
13.9.2005
Resen
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
72
49 Mustafa ÇETİN TEDAŞ İHD Komisyonu
Üyesi
13.9.2005 Resen
50 Hami ÇELEBİ TEDAŞ İHD Komisyonu
Üyesi
13.9.2005 Resen
51 Saner BAŞARAN TEDAŞ İHD Komisyonu
Üyesi
13.9.2005 Resen
52 Hüseyin ÇAVDAR TEDAŞ İHD Komisyonu
Üyesi 13.9.2005 Resen
53 Abdullah Oktay
ŞATIROĞLU
TEAŞ Yönetim Kurulu
Üyesi
6.10.2005 Resen
54 Muzaffer SELVİ TEAŞ Genel Müdürü 6.10.2005 Resen
55 Mustafa
MENDİLCİOĞLU ETKB Müsteşar Yrd. 6.10.2005 Resen
56 Kadir Ramazan
COŞKUN TEDAŞ Genel Müdürü 6.10.2005 Resen
57 Hakan ÖZYILDIZ EÜAŞ Yönetim Kurulu
Üyesi
15.11.2005 Resen
58 Cevdet
ÇAVUŞOĞLU
Koçoğlu İnşaat A.Ş.
ortağı
15.11.2005 Resen
59 Eşref Selahattin
URAL
Koçoğlu İnşaat A.Ş.
ortağı
15.11.2005 Resen
60 Selçuk KARADELİ ETKB Şube Müdürü 15.11.2005 Resen
61 Mehmet Kenan
TEKDAĞ
Park Enerji Hukuk
Müşaviri 15.11.2005 Resen
62 Erhan AYGÜN Park Enerji Temsilcisi 15.11.2005 Resen
63 Mehmet Zeki
KÖSEOĞLU
TEAŞ Yönetim Kurulu
Üyesi
15.11.2005 Resen
64 Önder PİYADE TEDAŞ Genel Müdür
Yrd.
15.12.2005 Resen
65 Turgay CİNER İşadamı 15.12.2005 Resen
66 Öner GÜLYEŞİL ETKB Genel Md.Yrd. 15.12.2005 Resen
67 Pakize YILDIZ KOÇYILDIZ A. Ş.
Ortağı
15.12.2005 Resen
68 Ahmet YILDIZ KOÇYILDIZ A. Ş.
Ortağı
15.12.2005 Resen
69 Fevzi İŞBAŞARAN Milletvekili 8.2.2006 Resen
70 Rahim
ÖZKAYMAK
AKTAŞ ortağı 8.2.2006 Resen
71 Şükrü KOÇOĞLU KOÇYILDIZ A. Ş.
Ortağı
8.2.2006 Resen
72 Yiğit AKBAŞ İşadamı 8.2.2006 Resen
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
73
73 Recep BURAN İşadamı 8.2.2006 Resen
74 Cemal ELİGÜL İşadamı 8.2.2006 Resen
75 Şaban Cemil
KAZANCI AKSA Enerji Paydaşı 7.3.2006 Resen
76 Çetin ATUK TÜMAŞ Gen. Müd. 7.3.2006 Resen
77 Gökhan YARDIM BOTAŞ Gen. Müd.Y. 18.4.2006 Resen
78 Ayşe İNKAYA Doğalgaz Dairesi Bşk. 18.4.2006 Resen
79 Nevzat ARSEVEN BOTAŞ Gen. Müd. 18.4.2006 Resen
80 Kutluhan ÇINBAY BOTAŞ Yön. Kurulu
Üyesi
18.4.2006 Resen
81 Uğur BAŞER BOTAŞ Yön. Kurulu
Üyesi
18.4.2006 Resen
82 Hayri Nadir
BIYIKOĞLU
BOTAŞ Yön. Kurulu
Üyesi 18.4.2006 Resen
83 Arif Bilal UZUNER BOTAŞ Yön. Kurulu
Üyesi
2.6.2006 Resen
84 Reha GÜLÜMSER Turusgaz Gn. Müd. Yrd. 2.6.2006 Resen
85 Erol ÜÇER GAMA Holding Yönetim
Kurulu Bşk.
2.6.2006 Resen
86 Sema
ABDÜLMECİT
BOTAŞ Daire Başkanı 2.6.2006 Resen
87 Regent ZENCİRCİ Dış Ticaret Müsteşarlığı
Anlaşmalar Genel
Müdürü
2.6.2006
Resen
88 Halil Yurdakul
YİĞİTGÜDEN
ETKB Müsteşarı 30.6.2006 Resen
89 Haldun Atıf
DANIŞMAN
ETKB Müsteşar Yrd. 30.6.2006 Resen
90 Selahattin ÇİMEN ETKB Müsteşar Yrd. 21.7.2006 Resen
91 Mehmet Hilmi
GÜLER
Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanı
19.9.2006 Resen
C- DAVAYA KATILANLAR VE SAVLARI
1- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının Katılma İstemi ve Katılan
Vekillerinin Esas Hakkındaki İddiaları
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Vekilleri Av. Zeynep TUNCER ve Av. Canan
Sibel ÖZKAN 12.4.2005 günlü katılma istemini içeren dilekçelerinde;
―Enerji ve Tabii Kaynaklar Eski Bakanı Mustafa Cumhur ERSÜMER’in;
Bakanlığı döneminde, enerji ve doğalgaz anlaşmalarında Türkiye aleyhine anlaşma ve
uygulamaların yapılmasına yol açtığı, ihaleye hile karıştırdığı ve görevini ihmal ettiği;
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
74
―Enerji ve Tabii Kaynaklar eski Bakanları Mustafa Cumhur ERSÜMER ile Zeki
ÇAKAN’ın bakanlıkları sırasında uyguladıkları yanlış ve usulsüz enerji politikalarında ilgili
kurum ve kuruluşların uyarılarını dikkate almayarak Devlet alım, satım ve yapımına fesat
karıştırarak kamu zararlarına yol açtıkları, DSİ Genel Müdürlüğünde usulsüz uygulamalara
onay verdikleri ve bu suretle görevlerini kötüye kullandıkları isnadıyla dava açıldığı
belirtilerek, suçtan zarar gören sıfatları nedeniyle kamu davasına müdahale istemlerinin
kabulüne, sanıkların atılı suçlardan cezalandırılmalarına, Hazine şahsi haklarının bu
aşamada saklı tutulmasına karar verilmesini,
istemişlerdir.
12.4.2005 günlü oturumda sanıklar ve vekilleri ile Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısının da görüşü alınmak suretiyle, CMUK’nın 365 ve müteakip maddeleri uyarınca,
suçtan zarar görmesi ihtimali nedeniyle Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının müdahil
olarak, yöntemine uygun vekâletnameler uyarınca Av. Zeynep TUNCER ile Av. Canan
Sibel ÖZKAN’ın da müdahil vekilleri olarak duruşmalara kabulüne oybirliğiyle karar
verilmiştir.
Katılan ETKB vekilleri esasa ilişkin açıklamalarını içeren dilekçelerini 27.3.2007
günü sunmuşlardır.
Söz konusu dilekçenin “Sonuç ve İstem” bölümünde;
“Belirtilen ve dosya kapsamındaki tüm bilgi ve belgeler gereğince Mahkemenizde
açılmış bulunan iş bu davada;
1- Sanık Mustafa Cumhur ERSÜMER ile ilgili; Batı Hattından Ek Gaz Alımına Dair
18/02/1998 tarihinde BOTAŞ ile Trusgaz arasında bir yıl için 2 milyar m3 gaz alımına dair
anlaşmanın ayrılmaz bir parçası olarak yapılan sanık Mustafa Cumhur Ersümer tarafından
tanık sıfatıyla imzalanan ve alınacak doğalgaz miktarını 8 milyar m3, sözleşme süresini ise
23 yıla çıkaran ek mektupla, bunlarla aynı gün imzalanmakla birlikte, 10/12/1996 tarihi
atılan anlaşmadaki fiyat formülünün değiştirilerek ve ayrıca bu sözleşmenin ayrılmaz bir
parçası olduğu belirtilen bir ek mektup düzenlenerek, sözleşme süresinin 23 yıla, alım
miktarının da 8 milyar m3’e çıkarılarak, bunun da vergi idaresinin bilgisine sunulmaması,
dolayısıyla Damga Vergisinin eksik tahakkukuna sebebiyet verilerek kamu zararına yol
açıldığı iddialarıyla ilgili olarak;
Sanık Mustafa Cumhur ERSÜMER hakkındaki; Batı hattından ek gaz alımıyla İlgili
olarak; 18/02/1998 tarihinde Ankara'da imzalanan sözleşme ile ek mektubun ve yine aynı
tarihte Moskova'da imzalanmakla birlikte, 10/12/1996 tarihi atılan anlaşmaların, 244 sayılı
Milletlerarası Anlaşmaların Yapılması, Yürürlüğü ve Yayınlanması ile Bazı Anlaşmaların
Yapılması için Bakanlar Kuruluna Yetki Verilmesi Hakkında Kanuna aykırı olarak Türkiye
Büyük Millet Meclisinin onayına sunulmamasına ilişkin iddia ile ilgili olarak;
A) 18/02/1998 tarihinde Botaş ile TURUSGAZ arasında; bir yıl için imzalanan 8
milyar m3'lük gaz alım anlaşmasının mütemmimi mahiyetinde bir side letter imzalanarak,
ilk anlaşma olan 10/12/1996 tarihli anlaşmadaki fiyat formülünün bu side letter ile
değiştirilmesi suretiyle 257.895.848 ABD Doları ülke ve kurum zararına sebebiyet verilmesi
iddiası ile ilgili olarak; yukarıdaki fiyat formülüne ilişkin açıklamalar kapsamında hukuki
durumun Mahkemenizce takdirini,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
75
B) Damga vergisinden kaçınmak amacıyla bir yıl süreli olarak imzalanan gaz alım
anlaşmasının süresinin aynı side letter ile 23 yıla çıkarılması suretiyle dönemin Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanı M. Cumhur ERSÜMER’in 765 sayılı TCK 205 inci madde
gereğince cezalandırılmasını,
C) Bakanlar Kurulundan alınmış bir yetki ile hareket etmesine rağmen, 18/02/1998
tarihinde imzalanmış olan anlaşmalar ile Side Letter'in, 244 sayılı Kanun hükümlerine
aykırı olarak, Resmi Gazete'de yayımlanmaması ve TBMM bilgisine sunulmaması nedeniyle
dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı M. Cumhur ERSÜMER’in 765 sayılı TCK 230
uncu madde gereğince cezalandırılmasını,
2- Sanık Zeki ÇAKAN ile ilgili olarak; Rusya Federasyonu ile yapılan 18/02/1998
tarihli doğalgaz alımına dair sözleşmede; fiyat revizyonunun bildirim tarihinden geçerli
olacağı belirtildiği halde, BOTAŞ ile Gaz Eksport ve Trusgaz arasında yapılan Batı
hattından gaz alımına dair 07/12/1984 tarihli ticari anlaşma, 14/02/1986 ve 18/02/1998
tarihli ek sözleşmelerle ilgili olarak yapılan üçüncü fiyat revizyonu görüşmelerinde mutabık
kalınan yeni fiyatın revizyon talep tarihi olan 21/07/2000 tarihine çekilmeyerek, anlaşma
tarihi olan 26/08/2002 tarihinden başlatıldığı,
18/02/1998 tarihli Turusgaz Sözleşmesinin 4 üncü maddesi gereğince, bin metreküp
gaz karşılığı Truzgaz’a ödenen 10-12 dolarlık kâr payı olan (K) faktörü ödemelerinin, Mavi
Akım Sözleşmesinde satıcı tarafın gecikmesi ve bu gecikmenin 12 aydan da fazla sürmesi
nedeniyle anlaşmanın tek taraflı feshi koşulu oluştuğu halde, ilave süre verilerek, Mavi
Akım Sözleşmesinin gaz teslimine yönelik hükümlerinin, dolayısıyla sözleşmenin uzatıldığı,
keza sözü edilen madde gereği, Mavi Akım Anlaşmasının 397 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamenin yürürlükten kaldırılması ve Doğalgaz Piyasası Kanununun yürürlüğe
girmesi nedeniyle ve ayrıca görüşmelerde arzu edilen fiyat ve miktar indirimi
sağlanmamasına rağmen, sözleşmenin iptal edilmeyerek, kamu zararına neden olunduğu
suçlamalarıyla ilgili olarak;
A) 3. Fiyat revizyonu sonucunda; revizyon görüşmeleri sırasında konu edilmesine, 8
milyar m3’lük doğal gaz alımında olan ”K" faktörü ödemelerinin iptalini gerektirecek
şartların tahakkuk etmesine rağmen, ilave süre vermek yoluyla "K” faktörüne tabi, gaz
alımının sürdürülmesi suretiyle toplam, 120.714.660,49 ABD Doları ülke ve kurum zararına
sebebiyet verilmesi nedeniyle, 3046 ve 3154 sayılı Kanunlar gereğince dönemin Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanı sanık Zeki ÇAKAN hakkında 765 sayılı TCK 205 inci madde
gereğince cezalandırılmasını,
B) 7.5 Milyar m3’lük Turusgaz anlaşmasında retroaktivite hükmü, açık bir biçimde
düzenlenmiş bulunmasına, Botaş'ın bu fiyat, revizyonu için talep tarihi Temmuz 2000
olmasına rağmen, revizyon görüşmeleri sonucunda tarafların mutabık kaldığı yeni fiyatın
Eylül 2002 tarihinden geçerli kabul edilerek, o tarihten itibaren uygulanmış olması
nedeniyle geriye dönük olarak, 58.266.606 ABD Doları tutarında bir alacaktan
vazgeçilmesi konusunda dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı sanık Zeki ÇAKAN’ın
765 sayılı TCK 205 inci madde gereğince cezalandırılmasını, C) Ayrıca, fiyat revizyon
görüşmeleri sürecinin değiştirilerek, miktar indirimleri elde edilmesi sürecine
dönüştürülmesine karşılık, Mavi Akım Gaz Alım Anlaşmasının iptali koşulları oluştuğu
halde, Anlaşmayı iptal etmeyerek ya da anlaşma dönemi boyunca geçerli kontrat alım
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
76
miktarı indirimi temin etmek yerine, ilave süre verilerek kontrata yeniden geçerlilik
koşullarının sağlanması, buna mukabil 2,5 yıldan daha kısa süren geçici ve yetersiz fiyat ve
miktar indirimlerinin alınması suretiyle, 2004 yılında da, ülke ve kurumu büyük tutarlı
ödemelerle karşı karşıya bırakacak risklerin yaratılmasına neden olacak şekilde kurum
lehine son derece elverişli koşulların, sadece fiilen gerçekleşmiş “al ya da öde”
yükümlülüklerinden kurtulmak amacıyla kullanılması fiili nedeniyle dönemin Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanı sanık Zeki ÇAKAN’ın 765 sayılı TCK 240 ıncı madde gereğince
cezalandırılmasını,
3- Sanık Mustafa Cumhur ERSÜMER hakkında; Mavi Akım Projesi kapsamında
gerçekleştirilen Samsun - Ankara doğalgaz boru hattı ihalesinin ihale yapılmaksızın Öztaş -
Hazinedaroğlu - Stroytransgas (OHS) konsorsiyumuna verilmesi ve sonuçta benzer işlere
göre 75.000.000 ABD Doları pahalıya yaptırılması iddiasıyla ilgili olarak;
Dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı sanık M. Cumhur ERSÜMER’in 765
sayılı TCK 240 ıncı maddesine göre cezalandırılmasını,
4- Sanık Mustafa Cumhur ERSÜMER'in; Devlet Planlama Teşkilatının ve TEAŞ'ın,
Türkiye'nin doğalgaz ihtiyacını yıllara göre belirleyip, planlamasına, bu hususta Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanlığını uyarmasına rağmen, Bakanlık tarafından plansız, programsız
ve ihtiyacın üzerinde doğalgaz alım anlaşmaları yapılarak, doğalgazda arz fazlasına
sebebiyet verildiği, arzdaki bu fazlalığın tüketilmesi için de doğalgazla çalışan yap-işlet ve
yap-işlet-devret modelleri çerçevesinde doğalgaz çevirim santralleri imtiyazları verilip ve
bunların bir an önce üretime geçirilmesi yönünde çaba gösterilerek ve alım garantisi
verilen üretimlerinin öncelikle alımından dolayı kamu santrallerinin eksik kapasiteyle
çalıştırılmasına neden olunduğu ve bu kapsamda Kırklareli Doğalgaz Çevirim Santralı için
ortada hukuki ve fiili engeller olmasına rağmen, yapımında ısrar edildiği iddiası ile igili
olarak;
İhtiyaç yokken bahsi geçen bu projeler yoluyla yüksek tarife ile bağıtlanan
Sözleşmeleri gerçekleştiren, adı geçen bu santrallar için "al ya da öde" şartlı gaz alım
bağlantıları yaparak ve planlama ile ilgili Anayasal Kurumların bilimsel verilerle ortaya
koydukları önerileri hiçbir surette dikkate almayan dönemin Bakanı M. Cumhur ERSÜMER
ve ayrıca bu projeleri devam etrirerek gereğinden fazla otoprodüktör santraline izin verip
atıl kapasite oluşmasına ve bu yolla kamu zararı doğmasına yol açan dönemin Bakanı Zeki
ÇAKAN'ın; gerekçeleri ile ortaya konulup temadi eden hatalı uygulamalarla gelişen ve
Devletin yüklenmek zorunda kaldığı mevcut ve ileride doğacak kaçınılmaz kamu zararları
karşısında Bakanlığın en üst konumunda bulunmaları sebebiyle sonuçları göze alıp
görevinin mutlak surette gerektirdiği faaliyetleri yapmamak şeklinde tezahür eden fiilleri
uyarınca: neticede onaya konulan usulsüzlüklere rıza gösterip onay vererek Devlet alım
satımına ve yapımına bu yolla fesat karıştırarak satıcı firmalar lehine haksız çıkar
(menfaat) sağlanmasından dolayı 765 sayılı TCK'nın 205 inci maddesi gereğince
cezalandırılması,
Ortada hukuki ve fiili engeller olmasına rağmen Kırklareli Doğalgaz Çevirim
Santralı projesinin yapımında ısrar ederek, yetkisini bu anlamda aşıp kötüye kullanan
dönemin Bakanı sanık M. Cumhur ERSÜMER'in fiilinin 765 sayılı TCK'nın 240 ıncı
maddesi kapsamında değerlendirilerek, atılı suçtan cezalandırılmasını,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
77
5- Sanık Mustafa Cumhur ERSÜMER hakkında; 3046 ve 3154 sayılı Yasalar
kapsamındaki görev ve yetkilerini kötüye kullanmak suretiyle hatalı enerji planlama ve
uygulamasının sorumlusu olarak yap-işlet-devret santrallerine aylık program
miktarlarından fazla üretim yaptırmasına yol açması ve Elektrik Enerjisi Fonundan
117.302.290,62 ABD Doları yakıt farkı ödenmesine neden olduğu iddiasına ilişkin olarak;
3046 ve 3154 sayılı yasalar kapsamında görev ve yetkilerini kötüye kullanmak
suretiyle hatalı enerji planlama ve uygulamasının sorumlusu olarak YİD santrallerine aylık
program miktarından fazla üretim yaptırılmasına yol açması ve Elektrik Enerjisi Fonundan
117.302.290.62 ABD Doları yakıt farkı ödenmesine neden olmak eylemleri nedeniyle
dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı sanık M. Cumhur ERSÜMER’in 765 sayılı TCK
205 inci madde gereğince cezalandırılmasını,
6- Sanık Mustafa Cumhur ERSÜMER hakkında; Yap-İşlet (Yİ) modeli kapsamında
yapılan İskenderun İthal Kömür Santrali, Ankara Doğalgaz Kombine Çevrim Santrali,
Gebze Doğalgaz Kombine Çevrim Santrali, Adapazarı Doğalgaz Kombine Çevrim Santrali
ve İzmir Doğalgaz Kombine Çevrim Santrali ihalelerinde, ihale sürecinde yaptığı
müdahalelerle rekabetin önlendiği, ihale usul ve esaslarına aykırı tarzdaki işlemlerle devlet
alım, satım ve yapımına fesat karıştırıldığı ve firmalar lehine haksız kazanç sağlandığı
iddiasıyla ilgili;
İhale sürecinde yapılan müdahalelerle rekabetin önlendiği ve ihalede, ihale usul ve
esaslarına aykırı tarzdaki işlemlerle sonuçta Devlet alım, satım ve yapımına izah olunan
usullerle fesat karıştırılarak firmalar lehine haksız kazanç sağlandığı eylemleri nedeniyle,
sanık Bakan M. Cumhur ERSÜMER'in ayrı ayrı olmak şartıyla 765 sayılı Türk Ceza
Kanununun 366, 205 ve 80 inci maddeleri gereğince cezalandırılmasını,
7- Her iki sanık hakkındaki; Atasu Hidroelektrik Santralı, Bakırçay-Kınık Sol Sahil
Sulama, Batı Iğdır Ovası Yenileme, Yukarı Harran Ovası Sulama, Erzurum İçme suyu İsale
Tüneli inşaatlarında, 2886 sayılı Yasanın 63 üncü maddesiyle, Bayındırlık İşleri
Şartnamesinin 19 uncu maddesine aykırı olarak keşif artışları vermek suretiyle yetkilerini
kötüye kullandıkları iddiaları ile ilgili olarak;
a- Atasu Hidroelektrik Santralı ile ilgili olarak; 2886 sayılı Kanunda % 30’dan
sonraki keşif artışlarına olur verilmesindeki amaç, ülke ekonomisine katkı yapacak acilen
bitirilmesine ihtiyaç duyulan projelerin yeniden ihale edilmesindeki zaman kaybını önlemek
olmasına rağmen, Atasu Barajı ve HES İnşaatında henüz % 10.5 parasal gerçekleşme
mevcutken, temel, tünel ve benzeri işler ve tabii afetler gibi nedenlerden kaynaklanıyorsa
mümkün kılınan Kanunla verilen yetki, hesaba dayanmayan, fiili durumla örtüşmeyen,
08/05/2000 tarihli keşif artışı verilmesi nedeniyle Enerji ve Tabii Kaynaklar eski Bakanı
sanık M. Cumhur ERSÜMER tarafından 765 sayılı TCK’nın 240 maddesinde yazılı olduğu
üzere kanunla verilen yetki kötüye kullanılmıştır.
Konuyla ilgili olarak ETBK Teftiş Kurulu Başkanlığınca oluşturulan 08/06/2004
tarihli teknik inceleme raporunda “Keşif artışının normal olarak işin ilerlemesi neticesi
gündeme geleceği kanısındayız.” şeklinde görüşleri mevcut.) eylemleri nedeniyle Enerji ve
Tabii Kaynaklar eski Bakanı sanık Zeki ÇAKAN’ın 765 sayılı TCK’nın 240 maddesi
gereğince, Kanunla verilen yetkiyi kötüye kullanılmak suçundan cezalandırılmasını,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
78
b- Bakırçay Projesi Kınık Sol Sahil Sulama İnşaatı ile ilgili olarak; DSİ Proje ve
İnşaat Dairesi Başkanlığınca anılan proje 14/04/1993 tarihinde 60 milyar üzerinden % 13
tenzilatla, Özdoğan Şirketine verilmiş, 10/05/2000 tarihinde Emin ERDOĞAN tarafından %
30, 13/06/2000 tarihinde Cumhur ERSÜMER tarafından, %115 ve 12/09/2002 tarihinde
Zeki ÇAKAN tarafından, % 63, toplam % 208 keşif artışı verilmiştir.
Söz konusu inşaatta, Sözleşme Özel Teknik Şartnamede ihale kapsamında yapılacak
işler kapsamında yer almayan, sözleşme yapılması öngörülen işin ikmali açısından zaruret
teşkil etmeyen ve ayrıca ihale edilebilecek ve hatta bu durumda rekabet nedeniyle
örneklerinde olduğu gibi % 30 ve % 72 tenzilatla yaptırılabilecek ve 2004 yılı fiyatlarına
göre yaklaşık 20 trilyonluk Bakırçay Yatak Islah İşinin 2886 sayılı Kanunun 63 üncü
maddesine aykırı olarak Bakırçay Projesi Kınık Sol Sahil Sulama işinin muhtevasına
alınması ve kanunsuz olarak keşif artışına olur verilmesi eylemleri nedeniyle sanıklar M.
Cumhur ERSÜMER ve Zeki ÇAKAN’ın, 765 sayılı TCK’nun 240 maddesi gereğince,
görevlerini kötüye kullanmak suçundan cezalandırılmalarını,
c- Batı Iğdır Ovası Yenileme İnşaatı ile ilgili olarak; DSİ Proje ve İnşaat Dairesi
Başkanlığınca anılan proje, 20/01/1997 tarihinde 2.580.000.000.000.TL. keşif bedelli %
10.28 tenzilatla AGE İnşaat şirketine verilmiş, 20/08/2002 tarihinde Genel Müdürlük
tarafından verilen % 30, 10/09/2002 tarihinde Zeki ÇAKAN tarafından verilen % 30.57
keşif artışı ile ihale bedeli 3.719.911.396.000. TL na çıkarılmıştır.
Sözleşme Özel Teknik Şartnamede ihale kapsamında yapılacak işler kapsamında
bulunmayan ve 2004 yılı fiyatlarına göre yaklaşık 26 trilyon TL. keşif bedelli Aras Nehri
Taşkın Koruma Seddeleri ve Zor Deresi Derivasyon Kanalı İnşaatı işlerinin, Batı Iğdır
Ovası Yenileme İnşaatı işinin muhtevasına alınması ve kanunsuz olarak keşif artışına olur
verilmesi nedeniyle, Zeki ÇAKAN’ın görevlerini kötüye kullandıkları, anılan eylemleri
nedeniyle atılı suçtan cezalandırılmalarını,
d- Yukarı Harran Ovası Sulama İnşaatı ile ilgili olarak; DSİ Proje ve İnşaat
Dairesi Başkanlığınca anılan proje, 16/01/1997 tarihinde 5.800.000.000.000.TL keşif bedeli
üzerinden % 15.20 tenzilatla ihale edilmiş, 11/02/2001 tarihinde Genel Müdürlük
tarafından % 30, 21/11/2001 tarihinde % 82.83, 08.08.2002 tarihinde % 110.19 olmak
üzere, iki kez, Zeki ÇAKAN tarafından keşif artışı oluru verilmiştir.
Sözleşme eki Özel Teknik Şartnamede ihale kapsamında yapılacak işler kapsamında
bulunmayan, ayrıca ihale edilmesi mümkün “yeni ek iş talebi” olarak değerlendirilebilecek,
sözleşme ile yapılması öngörülen işin ikmali için zaruret olmayan ve 2004 yılı fiyatlarına
göre yaklaşık 207 trilyon TL. keşif bedelli Mardin-Ceylanpınar ana kanalı inşaatının, daha
evvel ihalesi yapılan Yukarı Harran Ovası Sulama İnşaatı muhtevasına alınması ve
kanunsuz olarak keşif artışlarına olur verilmesi suretiyle, sanık Zeki ÇAKAN’ın 765 sayılı
TCK’nın 240 maddesi gereğince, görevini kötüye kullandığı anlaşıldığından, atılı suçtan
cezalandırılmasını,
e- Erzurum İçme Suyu İsale Tüneli inşaatına ilişkin olarak; ihaleye esas keşif
özetinde Ankraj ve Kaya Bulonları deliklerinin bedelinin BD–304 üzerinden ödeneceği,
Kontak ve Konsalidasyon Enjeksiyon Deliklerinin ise 31–7836 ve 37 pozdan ödeneceği
esasına göre ihaleye çıkılmış olmasına rağmen, Ankraj ve Kaya Bulonları deliklerinin 17-30
kat üzerinden ödenmesine imkan tanıyan 31-7836 ve 37 pozlarının kullanılması suretiyle,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
79
27/04/2000 tarihinde Emin Erdoğan, 16/08/2000 tarihli M. Cumhur ERSÜMER, 21/06/2002
tarihinde Zeki ÇAKAN tarafından onaylanan, toplam % 336.85 keşif artışı verildiği, bu
şekilde 2003 yılı fiyatları ile yaklaşık 40 trilyon fazla ödemeye dolayısıyla kamu zararına
sebebiyet verildiği anlaşıldığından, M.Cumhur ERSÜMER ve Zeki ÇAKAN’ın 765 sayılı
TCK'nun 205 inci maddesinde yazılı olduğu üzere kamu zararı doğuracak tarzda “Devlet
alım, satım ve yapımına fesat karıştırma” veya görevlerini kötüye kullanmak suçundan
cezalandırılmalarını,
8- Sanıklar Mustafa Cumhur ERSÜMER ve Zeki ÇAKAN'a yüklenen; Çayırhan
Termik Santralının 1, 2, 3 ve 4 üncü üniteleriyle, kömür sahasının Park Holdinge devriyle
ilgili yapılan işlemlerde şirkete menfaat sağlandığı suçlamasıyla ilgili olarak;
Yukarıda izah olunan nedenler muvacehesinde 20/05/1999-09/05/2001 tarihleri
arasında görev yapan Enerji ve Tabii Kaynaklar eski Bakanı sanık M. Cumhur ERSÜMER
ve 09/05/2001-18/11/2002 tarihleri arasında da görevli bulunan Enerji ve Tabii Kaynaklar
eski Bakanı sanık Zeki ÇAKAN'ın;
— Kanuni yetkilerin aşılması,
—Yasa ve Yönetmeliklerin lâfzen ve ruhen ortaya koyduğu esaslara uyulmaması,
— Takdir yetkisinin gayesi dışında kullanılması suretiyle oluşan icrai tutum ve
davranışları 765 sayılı TCK'nun 205 inci maddesinde yazılı olduğu üzere, kamu zararı
doğuracak tarzda, “Devlet alım, satım ve yapımına fesat karıştırma” olarak tarif edilmiş,
ilgililerin temadi eden faaliyetleri nedeniyle, 765 sayılı TCK'nun 205 inci maddesinde
gereğince cezalandırılmalarısını,
9- Sanık Mustafa Cumhur ERSÜMER'e yüklenen; Bozcaada ve Alaçatı Rüzgar
Enerji Santralleri, Çal ve Dinar II Hidroelektrik Santrallerinin yapım işlerinde kurum
görüşlerini dikkate almadığı, yasa ve yönetmelik hükümlerine aykırı hareket ederek,
firmalar lehine haksız çıkar sağladığı eylemleriyle ilgili olarak;
a) Bozcaada Rüzgâr Santrali ile ilgili olarak;
— Kamu yararı ile uyarlılığı olmayan ve mevzuata aykırı uygulamalar yanında,
— Santral kapasitesinin 7,58 MW yerine 10,2 MW olarak kurulmasından,
— 1 inci derece deprem bölgesi yerine santralın bulunduğu yerin 3 üncü derece
deprem bölgesi esas alınarak Fizibilite Raporu düzenlenmesinden,
— Toplam yatırım tutarının yüksek belirlenmesi ve tarifelerin de bu yüksek maliyete
göre tespit edilip neticede 2002 yılından itibaren Fizibilite Raporunda yer alan tarifelerden
elektrik satın alınması durumunda Kamunun 2003 yılı sonu itibariyle 2.642.130 ABD
Doları tutarında zarara uğratılmasından,
Dönemin Bakanının Hazine zararı doğuracak tarzda yetkilerini kötüye kullanarak;
Fizibilite aşamasından başlamak üzere Sözleşme imzalanması ve ticari işletme
tarihine kadar devam eden süreçte; Yasa, Yönetmelik ve Sözleşme hükümlerine aykırı
olarak usulsüz ve topyekün birbirini tamamlayacak şekilde işlemler tesis etmek suretiyle
Devlet alım-satımına fesat karıştırarak neticede şirkete yasaya dayanmayan haksız çıkar
sağladığı anlaşılan 29/05/1999–09/05/2001 tarihleri arasında görev yapan dönemin Bakanı
sanık M. Cumhur ERSÜMER'in 765 sayılı TCK nun 205 inci maddesi ile ne göre
cezalandırılmasını,
b) Alaçatı Rüzgâr Enerji Santrali ile ilgili olarak;
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
80
— Mevzuatın ortaya koyduğu usul ve esaslara uyulmaması,
— Takdir yetkisinin amacı dışına taşarak kullanılmak suretiyle vuku bulan tutum ve
davranışları neticesinde firma lehine haksız çıkar sağlanması “Devlet Alım Satım ve
Yapımına Fesat Karıştırma” olarak nitelendirilmiş, bu sebeplerle dönemin Bakanı sanık
Mustafa Cumhur ERSÜMER'in işlemlerinin 765 sayılı TCK'nun 205 inci maddesi gereğince
cezalandırılmasını,
c) Dinar II HES ile ilgili olarak;
Firma lehine haksız çıkar sağlanması “Devlet Alım, Satım ve Yapımına Fesat
Karıştırma” olarak nitelendirilmiş olup, bu sebeplerle Sözleşmenin altında imzası bulunan
dönemin Bakanı Mustafa Cumhur ERSÜMER'in işlemlerinin 765 sayılı TCK'nın 205 inci
maddesi gereğince cezalandırılmasını,
d) ÇAL HES ile ilgili olarak;
Çal HES ile ilgili olarak yukarıda açıklanan ve mevzuata aykırı olarak ilgili kurum
görüşlerinin dikkate alınmaması, firmanın teklif ettiği ile gerçekleşen maliyetlerinin
araştırılmaması nedeniyle şirketin yüksek karlılık oranları ile çalışması sonucunda bugüne
kadar kamunun 775.000 ABD Doları tutarında zarara uğraması ile fazla üretimin tam tarife
üzerinden alınacağına dair imtiyaz Sözleşmesine hüküm konulup şirkete haksız kazanç
sağlanarak kamunun zarara uğratılmasından, sözleşmenin altında imzası bulunan dönemin
Bakanı sanık M. Cumhur ERSÜMER’in sorumlu olduğu, fiilinin 765 sayılı TCK'nun 205
inci maddesi kapsamında bulunduğu, atılı suçtan cezalandırılmasını,
e) YAMULA BARAJ ve HES ile ilgili olarak;
Firmanın 1994 yılında Bakanlıkça onaylanan ve 4,79 c/kWh olarak belirlenen
elektrik satış fiyatının, DSİ'nin sulama kanalı ile 3 ve 4 üncü üniteler için zorunlu
yatırımlarının yapılması yönündeki görüşünü takiben firmanın yapmasına izin verilen yeni
elektrik tarifesi önerisine ilişkin Fizibilite Raporunun tanzimi sırasında Bakan M. Cumhur
ERSÜMER'le de görüştüklerine İlişkin bir yazı yazarak, henüz fizibilite vermeden ve sanki
daha önce tarife de 5,65 imiş gibi gösterilerek ve yine güya indirim yapılıyormuş gibi bir
işlemle fiyatın 5,25 olarak tespitine ve işletme süresinin de 20 yıla çıkartılmasına ve fiyatın
arttırılmasını değerlendirecek kurum görüşlerini de almadan yasal prosedüre aykırı bir
şekilde Bakan sanık M. Cumhur ERSÜMER'in onay vermesi biçiminde şirket lehine oluşan
ve kamu zararı doğuracak eylemin “Devlet alım satımına fesat karıştırma” olarak tavsif
edilmiş, buna göre fiilin 765 sayılı TCK'nun 205 inci maddesi kapsamında
değerlendirilmesi ile atılı suçtan cezalandırılmasını,
10- Sanık Mustafa Cumhur ERSÜMER'in; TEDAŞ'a ait santrallerin işletme
hakkının özel sektöre devriyle ilgili alınan tekliflerin değerlendirilmesi aşamasında, firma
tercihleri belirleyerek, makamını baskı aracı olarak kullanıp, bürokratlar ve ihaleyi alan
firmalar üzerinde baskı kurduğu, bu kapsamda ihaleyi almasını istediği firmalar ile kazanan
firmaların ortaklık tesis etmesi için baskı yaptığı iddiasıyla ilgili olarak;
Söz konusu ihalede, bugüne kadar yapılan adli soruşturmalarda Milletvekili ve
Bakan olduğu için soruşturma kapsamı içine alınamayan ancak, ihalenin değerlendirme
aşamasında, firma tercihlerini belirterek, Bakanlık Makamını bir baskı aracı olarak
kullanan, bürokratlar ve ihaleyi alan firmalar üzerinde siyasi baskı kurarak (ihaleyi
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
81
almasını istediği firmalar ile kazanan firmaların ortaklık tesis etmeleri için baskı yaparak)
direkt müdahil olan dönemin Bakanı sanık M.Cumhur ERSÜMER'in bu eylemlerinin 765
sayılı TCK 205 inci maddesi gereğince cezalandırılmasını,
11- Sanık Mustafa Cumhur ERSÜMER'in; Esenboğa'da kurulacak mobil santral
işinin 3 üncü sıradaki Park Holdinge verilmesi ve ayrıca Batman'da kurulacak mobil
santral işinin de, 1 inci sırada olan Pasiner-Fernas isimli firmaya değil, Doğan Karadeniz'e
verilmesi için kiralama işlemlerini yürüten TEAŞ Yönetim Kurulu Başkanına baskı yaptığı
suçlaması ile ve mobil santral uygulamaları ile ilgili olarak;
İhalenin gerçekleştirilmesinde ve santralin Samsun'a naklinde her iki Bakanın da
yetkilerini amaçları dışında kullanmaları sebebiyle 765 sayılı TCK'nun 240 ıncı maddesi,
Dönemin Bakanı sanık M. Cumhur ERSÜMER'in mobil santral ihalelerini istediği
firmalara verdirmek yönünde ihale Komisyonu Başkanı üzerinde baskı kurarak bağımsız
karar almalarını engellemesi, ihalelere doğrudan müdahalede bulunması nedeniyle, 765
sayılı TCK 205 inci maddesi gereğince cezalandırılmasını,
12- Sanık Zeki ÇAKAN'ın; yeterli elektrik enerjisi olmasına rağmen, otoprodüktör
lisansları vererek, bunlardan elektrik enerjisi alınmak suretiyle, kamu zararına sebebiyet
verildiği ve Elektrik Piyasası Kanunu gereğince kurulan ve 19/11/2001 tarihinde göreve
başlayan Enerji Piyasası Düzenleme Kuruluna ait münhasır yetkinin Bakanlık tarafından
kullanılarak, bu tarihten sonra yetki dışı otoprodüktör lisansı vermek suretiyle, görevde
yetkinin kötüye kullanıldığı iddialarıyla ilgili olarak;
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının öncelikli ve asli görevlerinin tanımlandığı
3154 sayılı Kanunun 1, 2, 5 ve 10 uncu maddelerine aykırı olarak, plansız ve programsız bir
şekilde hareket edilmesi ve ülkenin gelecekte kendisini stratejik açıdan sıkıntıya sokacak bu
kolaycı yolu seçmesi sonucunda 1998 yılında % 15 civarında olan doğalgaza bağımlılığın
günümüzde %50 civarına ulaştığı, elektrik enerjisi üretiminde kullanılan doğalgaz
miktarının dışa bağımlılığı önemli ölçüde artırmış olması sebebiyle “Genel Elektrik
Politikası” içerisinde, Ülkemizin yeni enerji planlamasında öngörülecek elektrik üretimi
kaynak dağılımı belirlenmediği için otoprodüktör uygulamalarıyla da doğalgaza dayalı
santrallerin yaygınlaştırılmasına sebep olunduğu, buna Kanun, Yönetmelikler ve Bakanlar
Kurulu Kararları ile tanınan esneklikle imkan sağlandığı,
Diğer taraftan acil bir durum olmadığı (ki Bakanlık da bu halde aciliyet olmadığını
kabul etmektedir) ve hatta Devlet olarak elimizde elektrik enerjisi konusunda arz noksanlığı
söz konusu olmayıp aksine fazla sayılabilecek bir temayül gösterecek biçimde arz fazlası
bulunduğu halde 39 adet proje için ilgili şirketlerin elektrik enerjilerini kamudan
almalarının önü açılıp bu yolla dolaylı surette de olsa kamu zararını azaltacak uygulamaya
imkan verilecek yerde aksine bir tutumla 39 adet proje ile ilgili otoprodüktör sözleşmesi
imzalanmasında, 4628 sayılı Yasanın EPDK'ya verdiği münhasır yetkinin Bakanlık
tarafından kullanılmasının ilgili Bakan sanık Zeki ÇAKAN yönünden yetki aşımı olduğu ve
765 sayılı TCK'nun 240 ıncı maddesi gereğince cezalandırılmasını,
13- Mustafa Cumhur ERSÜMER'in; bakanlığı döneminde imzalanan enerji
üretimine yönelik sözleşmelerde yatırım ve işletme dönemine eskalasyon uygulamasının
yeniden getirildiği, işletme hakkının devri ve Yap İşlet modelinde yapılacak projelerde
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
82
elektriğin sadece TEAŞ ve TEDAŞ'a satışının yapılmasının uygun olduğu şeklinde olur
vererek kamu zararına sebebiyet vermesi ile ilgili olarak;
Yasanın bu amir hükmünü bertaraf edecek tarzda bölgelerinde faaliyet gösteren
Görevli Şirketlere YİD ve İHD modelinde yapılacak projelerde üretilecek elektriğin bağlantı
yerine göre ya TEK'e ya da Görevli Şirkete Bakanlığın belirleyeceği tarife üzerinden
satışının yapılması gerekirken, Görevli Şirketin sorumluluğundaki sisteme YİD ve İHD
projelerinin bağlanması halinde dahi üretecekleri elektriği sadece TEK yerine kaim olan
TEAŞ ve TEDAŞ'a satışının yapılmasının uygun olduğuna ilişkin Bakan Oluru ile dönemin
Bakanı sanık M. Cumhur ERSÜMER'in yetki aşımı suretiyle kamuyu zarara uğratacak
nitelikte işlem yaptığı anlaşılmış olmakla her iki konuda, ayrı ayrı olmak üzere, fiilinin 765
sayılı Türk Ceza Kanununun 240 ıncı maddesi gereğince cezalandırılmasını,
14- Sanık Mustafa Cumhur ERSÜMER'e yönelik; Hazine ve Devlet Planlama
Teşkilatı Müsteşarlıklarının uyarılarına rağmen, baraj ve hidroelektrik santrallerine ait ikili
işbirliği protokollerine devam ederek rekabet ortamı yaratılmamak suretiyle kamu yararı
gözetilmediği suçlamasıyla ilgili olarak;
İkili işbirliği uygulamalarında ilgili kuruluşların uyarıları dikkate alınmayarak
mevcut uygulamalara devam edildiği ve bu işlemlerde ilgili kuruluşların görüşlerine
başvurulmamak ve rekabet ortamı yaratılmamak suretiyle kamu yararının gözetilmediği ve
bu sebeplerle Enerji ve Tabii Kaynaklar eski Bakanı sanık M. Cumhur ERSÜMER'in 765
sayılı TCK'nun 240 ıncı maddesi gereğince cezalandırılmasını,
15- Kanunların zaman bakımından uygulanmasına ilişkin olarak, 765 sayılı
TCK’nun 2 nci, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 7/2 maddesi gereğince; suçun işlendiği
zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı
ise, “failin lehine olan” kanunun uygulanması, lehe olan kanunun tespitinde gerekçede de
belirtildiği üzere, iki kanunun cezayı artıran ve azaltan bütün unsurlarının tartışılıp, aynı
hükümde iki farklı kanun uygulanamayacağından, sonuç ceza hangisinde lehe ise o kanunun
uygulanması gerektiğinden ve bu husus Yüce Mahkemenizce takdir edileceğinden,
01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile; 765 sayılı
TCK’nun 205 inci maddesinde “Devlet Alım-Satımına Fesat Karıştırma” olarak tanımlanan
bu suç, Ekonomi Sanayi ve Ticarete İlişkin Suçlar Başlığı altında ve “İhaleye Fesat
Karıştırma” adı ile 235 inci maddede birleştirilerek düzenlenmiştir.
765 sayılı TCK, özellikle devlet memurları için 205 ve 208, 362, 366, 367 ve 368.
maddelerinde hüküm altına alınmış bulunan; “devlet alım - satımına fesat karıştırmak,
kamu taahhütlerine hile karıştırmak ve arttırma ve eksiltmelere fesat ve hile karıştırmak”
suçları, 5237 sayılı TCK 235. maddesinde ihaleye fesat karıştırmak ve 236. maddesinde ise
edimin ifasına fesat karıştırmak suçları olarak bütünüyle yeniden düzenlenmiştir.
01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile; 765 sayılı
TCK’nun 240 ıncı maddesinde “Görevi Kötüye Kullanma” olarak tanımlanan suç, Kamu
İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar Başlığı altında ve “Görevi Kötüye
Kullanma” adı ile 257 nci maddede düzenlenmiş bulunmaktadır.
765 sayılı TCK’nun 230. maddesinde düzenlenmiş olan hüküm karşılığında 257 nci
maddenin 2. fıkrası hükmü konmuştur.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
83
Esas hakkındaki bu dilekçemizde, sanıkların dava konusu eylemlerinden dolayı
cezalandırılmaları talep edilen 765 sayılı TCK.’nun ilgili maddelerinden, Yüce
Mahkemenizce lehe olduğu kabul edilen 5237 sayılı TCK’daki düzenlemelerin
uygulanmasını,
16- Ayrıca; 12.04.2005 tarihli dilekçemizle; söz konusu davaya Ceza Muhakemeleri
Usulü Kanunu’nun 365 inci maddesi gereğince müdahil olarak katılmamızın kabulü ile
birlikte, Hazine şahsi haklarının bu aşamada saklı tutulmasına, yargılama giderleri ve
avukatlık ücretinin sanıklardan tahsiline karar verilmesi,
04.05.2005 tarihli dilekçemizle de; Davanın Mahkemenizce belirlenen uzman
bilirkişilere tevdii ile sanıklara atılı dava konusu eylemler hakkında, resmi belgelerle
açıklanan, tanık beyanlarında ifade edilen ve tüm dosya kapsamı ile elde edilen sair
delillerle ortaya çıkan teknik konularda Hazine zararının tespitine ve tespit edilen zararın
olay tarihlerinden itibaren yürütülecek yasal faizleriyle birlikte hüküm altına alınmasına
karar verilmesi Yüce Mahkemenizden talep edilmiştir.
Davanın 28.12.2006 tarihli duruşmada; Katılan idare vekillerine hangi iddialarla
ilgili bilirkişi incelemesi yapılmasını istediklerini açıklamaları için 20 gün süre verilmiş,
sanıklara atılı suçlar hakkında bilirkişi incelemesi yapılmasına ilişkin istemler konusunda
katılan tarafın vereceği dilekçede değerlendirmek suretiyle bir karar verilmek üzere,
duruşması ertelenmiştir.
28.12.2006 tarihli duruşmanın 5 nolu ara kararı uyarınca hazırlanan 15.01.2007
tarihli dilekçemiz Yüce Mahkemenize sunulmuş, zarar miktarı belli olan eylemler ile belli
olmayanlar belirtilmiş, bilirkişi incelemesi talep edilen eylemler nedenleriyle gösterilmiş ve
talebimiz tekrar edilmiştir.
Ancak; 20.02.2007 tarihli duruşmanın; 1 nolu ara kararı ile sanıklara atılı suçlar
hakkında bilirkişi incelemesi yapılmasına ilişkin istemlerin REDDİNE, 2 nolu ara kararı ile
Katılanların esas hakkındaki iddialarıyla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının esasa ilişkin
görüşlerini sunabilmesi için gelecek oturuma kadar süre verilmiş, duruşmanın 30.03.2007
tarihine bırakılmasına karar verilmiştir.
Bu nedenle; daha önce 1412 sayılı CMUK’nun 365/2 maddesindeki hükme
dayanılarak kamu davasına müdahil olunurken şahsi haklar da talep edilmekte iken, 5271
sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 5328 sayılı Kanunun Geçici 1 inci maddesi ile değişik
5320 sayılı Kanunun 19 uncu maddesi ile 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe girmesi ve bu
kanunun 237 ve devamı maddelerinde kamu davalarında müdahil tarafından şahsi hakların
talep edileceğine dair bir hüküm bulunmadığından ve buna bağlı olarak maddi ve manevi
tazminatın ceza davalarında karar altına alınmasına ilişkin 765 sayılı TCK’ undaki 37, 38
ve 39 uncu maddelerindeki hükümleri içeren düzenlemeler, 5252 sayılı yasanın 5328 sayılı
Yasanın Geçici 1 inci maddesi ile değişik 13 üncü maddesi ile 01/06/2005 tarihinde
yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nun da yer almadığından, Hazine zararının tahsili için
Hukuk Mahkemesinde dava açılması gerekmektedir.
Ancak, 5320 sayılı Yasanın geçici 1. maddesi gereğince, “açılmış davalardaki şahsi
hak talepleri sonuçlandırılır.” hükmü gereğince;
Şahsi haklar ile ilgili talebimize karar verilmesini (tespit edilen zararın olay
tarihlerinden itibaren yürütülecek yasal faizleriyle birlikte hüküm altına alınmasına) veya
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
84
Yüce Divan Mahkemesinin 2004/3 esasında görülen ceza davasına konu eylemlerden dolayı
idarenin uğramış olduğu zararların tazmini için, “Hukuk Mahkemesinde Dava Açmakta
Muhtariyetimize” karar verilmesini,
17- Yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin sanıklardan tahsiline karar
verilmesini arz ve talep ederiz.”
denilmiştir.
2- Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğünün Katılma İstemi ve Katılan
Vekilinin Esas Hakkındaki İddiaları
DSİ Genel Müdürlüğü Vekilleri Av. Aysen CANER, Av. Güner OVA ve Av.
Mehmet Ali Hayta 2.5.2005 günlü dilekçelerinde:
―Enerji ve Tabii kaynaklar Eski Bakanları Mustafa Cumhur ERSÜMER ve Zeki
ÇAKAN’ın bakanlıkları sırasında DSİ Genel Müdürlüğünde usulsüz onay verdikleri ve bu
suretle görevlerini kötüye kullandıklarının Meclis Soruşturma Komisyonu raporunda
belirtildiğini, bu kapsamda Erzurum İçmesuyu İsale Tüneli inşaatı ile ilgili olarak Teftiş
kurulu Başkanlığının yersiz keşif artışları ve usulsüz işlemler konulu soruşturma raporunda
idare zararının meydana geldiğini belirlediğini,
Erzurum İçmesuyu İsale Tüneli inşaatında DSİ Genel Müdürlüğü’nün onayladığı
birinci keşif artışının % 30, Mustafa Cumhur ERSÜMER’in onayladığı ikinci keşif artışının
% 161.10. Zeki ÇAKAN tarafından onaylanan üçüncü keşif artışının % 145.75 olduğunu,
ikinci keşif artışına dayanılarak yapılan yersiz ödemenin 18.711.013.471.813 TL, üçüncü
keşif artışana dayanılarak yapılanın ise 10.636.852362. TL olduğunu,
―Açıklanan nedenlerle kamu davasına müdahil olarak katılmalarına karar
verilmesini, fazlaya ilişkin hak ve taleplerinin saklı tutulmasını, DSİ Genel Müdürlüğünün
uğramış olduğu 18.711.013.471.813 TL zararın yasal faizi ile birlikte Mustafa Cumhur
ERSÜMER’den, 10.636.852362. TL zararın yasal faizi ile birlikte Zeki ÇAKAN’dan
tahsiline karar verilmesini,
istemişlerdir.
13 Mayıs 2005 günlü oturumda sanıklar ve vekilleri ile Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısı’nın da görüşü alınmak suretiyle, CMUK’un 365 ve müteakip maddeleri
uyarınca, suçtan zarar görmesi ihtimali nedeniyle Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün
davaya müdahil olarak, AV. Aysen CANER, Av. Güner OVA ve Av. Mehmet Ali
HAYTA’nın da müdahil vekilleri olarak duruşmalara kabulüne kabulüne oybirliğiyle karar
verilmiştir.
―Katılan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Vekilleri Av. Zeynep TUNCER, Av.
Canan Sibel ÖZKAN ve Av. Adnan DÖNDERALP 30.10.2006 günlü dilekçelerinde; 5538
sayalı Yasanın 36 ncı maddesiyle 180 sayılı KHK’ye 12.7.2006 tarihinden 15 gün sonra
yürürlüğe girmek üzere eklenen ek madde 27 ile 5018 sayılı Kamu Mali Yönetim
Kanununun ek madde 1 ve 4353 sayılı Yasanın 18 inci maddeleri gereğince, kendilerinin
ayrıca DSİ Genel Müdürlüğü vekili olarak, Av. Adnan DÖNDERALP’in de Hazine vekili
olarak duruşmalara kabulüne karar verilmesini
istemişlerdir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
85
2.11.2006 günlü oturumda sanıklar ve vekilleri ile Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısının da görüşü alınmak suretiyle istemlerinin kabulüne oybirliğiyle karar
verilmiştir.
Bu karar gereğince DSİ Genel Müdürlüğüne ilişkin davalarla ilgili esas hakkındaki
beyanlar, ETKB Vekillerinin yukarıda sonuç ve istem bölümüne aynen yer verilen
27.3.2007 günlü dilekçelerinde yer almıştır.
3- Elektrik Üretim Anonim Şirketinin Katılma İstemi ve Katılan Vekilinin
Esas Hakkındaki İddiaları
Elektrik Üretim Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü Vekilleri Av. Hüseyin ALKAN
ve Av. İsa DÜZGÜN 4.8.2005 günlü dilekçelerinde;
―Enerji ve Tabii Kaynaklar Eski bakanları Mustafa Cumhur ERSÜMER ve Zeki
ÇAKAN’ın bakanlıkları döneminde görevlerini süiistimal ettikleri, yetkilerini aşıp amaç dışı
kullanarak kanun ve yönetmelik hükümlerine aykırı davranıp Devlet alım, satım ve
yapımına fesat karıştırarak kamu zararlarına yol açtıkları iddialarıyla Anayasanın 100.
maddesi gereğince Yüce Divana sevklerine karar verildiği, yargılama konularından bir
kısmının EÜAŞ Genel Müdürlüğünü doğrudan ilgilendirdiği belirtilerek, kamu davasına
katılmalarına ve şahsi haklarının saklı tutulmasına karar verilmesini
istemişlerdir.
13.9.2005 günlü oturumda sanıklar ve vekillerinin, müdahale dilekçesinin yeterince
açık olmadığına ilişkin itirazları üzerine, aynı oturumda EÜAŞ Genel Müdürlüğünün
isteminin, katılma kapsamının açıkça belirtilmesinden sonra karara bağlanmasına karar
verilmiştir.
Bunun üzerine Elektrik Üretim Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü Vekilleri
14.11.2005 günlü dilekçelerinde;
―Beyaz Enerji Davaları kapsamında ele alınan Afşin Elbistan A Termik Santrali ile
ilgili iddiaların, santralle ilgili olarak E.S.A. ve devir sözleşmesine karşı zımni ret
kararlarının dava konusu olması ve bu davanın kaybedilmesi halinde mahkeme kararına
dayanılarak devir zorunluluğunun hâsıl olabileceğini;
―Çayırhan Termik Santrali’nin çıplak mülkiyetinin teşekküllerinde olması
nedeniyle bu santralle ilgili iddiaların kuruluşlarını ilgilendirdiğini;
―TEİAŞ’ın ihtiyaç bildirmemesinden dolayı bir kısım mobil santrallerin eksik
çalıştırıldığını ya da hiç çalıştırılmadığını, bu santrallerin planlanması konusunda sanıkların
sorumluluğu sonucuna varıldığı takdirde kuruluşlarının zararının tahsilinin gerekeceğini,
―Yap-işlet ve yap-işlet-devret santrallerinin devreye alınması sebebiyle atıl
kapasite oluşması ve dolayısıyla kamu zararının oluştuğu iddiasıyla da kuruluşlarının olası
zararlarının bulunduğunu,
belirterek kamu davasına katılma istemlerini yinelemişlerdir.
15 Aralık 2005 günlü oturumda Ceza Muhakemesi Kanununun 237. maddesi
gereğince, Elektrik Üretim Anonim Şirketi Genel Müdürlüğünün Afşin Elbistan (A)
Santraline ilişkin katılma isteminin, bu konuda açılmış bir dava olmadığından reddine,
bunlar dışındaki katılma istemlerinin, suçtan zarar görme olasılığı gözetilerek kabulüne
oybirliğiyle karar verilmiştir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
86
Katılan EÜAŞ vekilleri esasa ilişkin açıklamalarını içeren dilekçelerini 23.3.2007
günü sunmuşlardır.
Söz konusu dilekçede;
“…Kamu adına elektrik üretme yetkisi Teşekkülümüze ait olup, kamu santrallerinin
çalıştırılmaması nedeniyle oluşan atıl kapasite ve bu çerçevede mobil santrallerine ödenen
kira bedellerinin Teşekkülümüzce ödenmesi nedeniyle, bahsedilen isnatların varlığı halinde
doğacak zararın muhatabı Teşekkülümüz olacaktır.”
İfadesine yer verilerek sanıkların cezalandırılmaları istenilmiştir.
4- BOTAŞ’ın Katılma İstemi ve Katılan Vekilinin Esas Hakkındaki İddiaları
BOTAŞ Genel Müdürlüğü Vekili Av. Dilek ÖZBAKİ 12.9.2005 günlü katılma
istemi içeren dilekçesinde;
―Enerji ve Tabii Kaynaklar Eski bakanları Mustafa Cumhur ERSÜMER ve Zeki
ÇAKAN haklarında açılan kamu davasına dayanak Meclis Soruşturma Komisyonu
raporunda BOTAŞ’la ilgili olarak; Rusya Federasyonu’ndan Türkiye’ye doğalgaz ithaline
ilişkin Doğalgaz Alım-Satım Anlaşması (Gazexport ile BOTAŞ arasında), İran’dan
Türkiye’ye doğalgaz ithaline ilişkin Doğalgaz Alım-Satım Anlaşması (NGC ile BOTAŞ
arasında), fiyat revizyonları, ilave doğalgaz alımına ilişkin Hükümetler arası protokoller ve
Bakanlık protokolleri, Turusgaz’ın müstakbel ortakları arasında 10.12.1996 tarihinde
imzalanan anlaşmaya bağlı olarak Turusgaz-BOTAŞ, Turusgaz-Gazexport Anlaşmaları ve
18.2.1998 tarihinde imzalanan Side Letter, doğalgaz arz ve talebi ve Elektrik Enerjisi
Fonundan YİD santrallerine yakıt farkı ödenmesi, elektrik tüketimine bağlı doğalgaz arz ve
talebi, Mavi Akım Gaz Alım Anlaşmasının imzalanması ve Samsun-Ankara doğalgaz boru
inşası, Mavi Akım fiyat formülü, Mavi Akım projesi kapsamında Samsun-Ankara doğalgaz
boru hattı ihalesi konularına ilişkin olarak yanlış politikalar uygulanarak kamu ve kurum
zararına sebebiyet verildiğine ilişkin iddiaların bulunduğu ve bunlara göre BOTAŞ’ın
suçtan zarar gören konumunda bulunduğu ileri sürülmüş;
―Açıklanan nedenler ve Yüce Divanca resen nazara alınacak nedenlerle BOTAŞ’la
ilgili iddialar yönünden BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün müdahil olarak duruşmalara
kabulüne, özel hukuktan doğan haklarının saklı tutulmasına karar verilmesini,
istemiştir.
6.10.2005 günlü oturumda sanıklar ve vekilleri ile Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısının da görüşü alınmak suretiyle, Ceza Muhakemesi Kanununun 237. maddesi
gereğince, suçtan zarar görmesi ihtimali nedeniyle Boru Hatlarıyla Petrol Taşıma Anonim
Şirketinin müdahil olarak, yöntemine uygun vekâletname uyarınca Av. Dilek Özbaki’nin de
müdahil vekili olarak duruşmalara kabulüne oybirliğiyle karar verilmiştir.
BOTAŞ Genel Müdürlüğü Vekilleri esasa ilişkin beyanlarında sanıkların
cezalandırılmalarını istemişlerdir.
D- YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞININ ESAS HAKKINDAKİ
GÖRÜŞÜ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 30.3.2006 günlü oturumda ve sözlü olarak da
açıkladığı esas hakkındaki görüşünün kanıtların değerlendirilmesi, eylemlerin hukuki
niteliği, zamanaşımı ve sonuç bölümlerinde;
“A- Sanıklardan M. Cumhur Ersümer’e yöneltilen iddialar:
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
87
1- Enerji ve doğal gaz sektöründe hatalı uygulamalar yapıldığı, bu kapsamda:
a- Elektrik ve doğal gaz sektöründe; DPT nın 2000 ve 2005 yılı için öngördüğü ve
Resmi Gazete’de yayımlanan hedeflere, TEAŞ’ın arz ve talep projeksiyonlarına aykırı,
plansız ve hesapsız uygulamalar sonucunda, ihtiyacın üzerinde yapılan doğal gaz
anlaşmalarıyla, özel ve aşırı kapasite yaratıldığı; YİD projelerinin devreye alınması için
ısrarlı müracaatlarda bulunulduğu; gereksiz alım garantili YİD ve DPT onayı dışında
anlaşmaya bağlanan beş Yİ santrallerinin devreye girmeleriyle elektrik üretiminde ve doğal
gaz alımında arz fazlası oluşmasına ve al ya da öde şartlı anlaşmalar nedeniyle de kamu
santrallerinin atıl kapasite ile çalışmasına neden olunarak, kamu zararına sebebiyet
verildiği; DPT nın bu husustaki uyarılarına duyarsız kalındığı, bu nedenlerle sanık Mustafa
Cumhur Ersümer’in TCK 205. maddesi gereğince cezalandırılması gerektiği;
b – Adı geçen sanığın, hukuki ve fiili engeller bulunmasına rağmen Kırklareli doğal
gaz santralinin faaliyete geçmesine yönelik faaliyetlerde bulunması ve bu suretle 765 sayılı
TCK’nun 240. maddesine muhalefet ettiği;
Şeklinde özetlenebilecek iddiaların değerlendirilmesinde:
Elektrik enerjisi üretiminde önemli bir kaynak olan doğal gaz, ülkemizin elektrik
enerjisi program ve politikalarında önemli bir rol oynamaktadır. TBMM Soruşturma
Komisyonu raporunda da elektrik enerjisi üretiminde bir değişim yaşandığı ve doğal gaza
yönelindiği ifade edilmiştir. Bu bağlamda elektrik enerjisi üretimi ve doğal gaz arz
kaynakları arasında sıkı bir ilişki bulunduğu açıktır.
(DPT eski Müsteşarlarından) tanık Orhan Güvenen de, hem elektrik üretimindeki
arz yetersizliği hem de arz fazlasının ciddi bir problem olduğunu, arz yetersizliğinin çok
daha genel ekonomiye ve siyasete olumsuz yansımaları olacağını ifade etmiştir.
Dosyadaki belgeler, yazışmalar ve ifadelerden ülkemizin imzaladığı doğal gaz
anlaşmalarıyla ilgili olarak şu tespiti yapmak mümkündür.
Türkiye, Rusya Federasyonu, İran, Cezayir ve Nijerya’dan doğal gaz almaktadır.
Henüz uygulamaya geçilmemekle birlikte sanığın ikinci bakanlığı döneminde 12 Mart 2001
tarihinde Azerbaycan ile imzalanan ( ve 6,6 milyar m³ doğal gaz alımını içeren) bir anlaşma
ve eski Bakan Ziya Aktaş’ın döneminde Türkmenistan ile 29 Ekim 1998 tarihinde
hükümetler arasında imzalanmış ( 21.5.1999 tarihinde akdedilen sözleşme uyarınca da 30
yıl süreli 16 milyar m³ doğal gaz alımını öngören) diğer bir anlaşma daha bulunmaktadır.
Rusya Federasyonu ile doğal gaz alımı hususunda üç anlaşma imzalanmıştır.
Bu Anlaşmalar:
1 – 14 Şubat 1986 tarihinde imzalanan, 1987 yılında alımına başlanan ve 2011
yılına kadar devam edecek olan, toplam 6 milyar m³’lük doğal gaz alımı anlaşması (bu
anlaşma kamuoyunda Batı hattından alınan doğal gaz olarak bilinmektedir).
2 – Önce 10.12.1996 tarihinde imzalanan ve daha sonra bunun teyidi mahiyetinde
sonra 18.2.1998 tarihli sıde letter (ek mektup) ile sözleşmeye bağlanan, 1998 yılında
alımına başlanan, 8 milyar m³’lük doğal gaz alımını içeren anlaşmalar (bu anlaşmalar
kamuoyunda Batı hattından ek gaz alım anlaşması olarak bilinmektedir ).
3 – 15 Aralık 1997 tarihinde imzalanan ve 20 Şubat 2003 tarihinde alımına
başlanan, 25 yıl süreli 16 milyar m³’lük doğal gaz anlaşması (bu anlaşma kamuoyunda
Mavi Akım anlaşması olarak bilinmektedir ).
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
88
15.12.1997 ve 18.2.1998 tarihli ve toplam 24 milyar m³’lük gaz alımını içeren
anlaşmalar sanık M. Cumhur ERSÜMER ‘in Bakanlığı döneminde imzalanmıştır.
Ancak, Mavi Akım ve Batı hattından ek gaz alımına yönelik ön görüşmelerin sanığın
bakan olmasından çok önce 1992 yılında dönemin başbakan yardımcısı tarafından
imzalanan protokolle başladığı belirlenmiştir.
29 Aralık 1995 tarihinde Bakan Şinasi ALTINER ile RAO-GAZPROM Yönetim
Kurulu Başkanı arasında imzalanan protokolle, 2001–2005 yılları arasında ilave 8 milyar
m³ lük doğal gazın alım ve satımının dâhil edildiği görülmüştür.
Batı hattından ve Mavi Akım’dan alınması düşünülen 8 ve 16 milyar m³ tutarındaki
gaz miktarlarına 21–23 Ağustos 1996 tarihinde Moskova’da Rus doğal gaz şirketleriyle
BOTAŞ arasında imzalanan protokollerde de yer verildiği belirlenmiştir.
Bu rakamların konuyla ilgili Devlet kurumlarının karşılıklı yazışmalarında da yer
aldığı ( örneğin; Hazine Müsteşarlığı tarafından DPT’na yazılan 12.9.1997 gün ve 42831
sayılı yazı ve Botaş Doğal Gaz Daire Başkanlığı tarafından Yönetim Kurulu Başkanlığına
yazılan “Gama-Gazprom ( Turusgaz)’a ortaklık konulu 6.5.1997 gün ve 578 sayılı takrir)
görülmüş, keyfiyet tanıklar Nevzat Arseven, Hayri Nadir Bıyıkoğlu ve Sema Abdülmecit
tarafından da doğrulanmıştır.
Bu bakımdan, sanığın daha önce Rusya Federasyonu doğal gaz şirketleriyle yapılan
protokollerle çerçeveleri çizilen anlaşmalarda belirlenen miktarlar dışında başka bir rakam
tespit etmede fazla hareket serbestîsi bulunmamaktadır.
Mavi Akım Anlaşması, imzalanmasından sonra TBMM tarafından uygun bulunup
4357 sayılı Yasa olarak 1.4.1998 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
Anlaşmalar imzalandıktan sonra DPT’nın uyarı yazıları gelmeye başlamış; daha
önce yazılan yazılara ise bir yanıt verilmediği ifade edilmiştir.
Sanığın Bakan olmasından sonra, teklifleri 1996 yılında alınan ve fakat Danıştay’ın
işlemlerinin yürütülmesini durdurduğu Yİ santrallerinin yapılması yeniden planlanmıştır.
4283 sayılı Yap İşlet Modeli ile Elektrik Enerjisi Üretim Tesislerinin Kurulması ve
İşletilmesi ile Enerji Satışının Düzenlenmesi Hakkında Kanun kabul edilerek daha önce
oluşturulan Yİ Değerlendirme Komisyonu çalışmalarına tekrar başlamıştır.
29 Ağustos 1996 tarihli Resmi Gazete’de yapılan ilanda, ilk altı sırada yer alan
Adapazarı (daha sonra iki ünitesi birleştirilerek tek bir santral haline getirilen), Gebze
doğal gaz santrallerinin 2000, Ankara ve İzmir santrallerinin 2001, İskenderun santralinin
ise 2003 yılında işletmeye alınacağı belirtilmiştir.
Yapılan tespitler sonucu adı geçen santralleri işletecek olan firmalara 24.10.1997
tarihinde sanık M. Cumhur Ersümer’in onayı ile “ruhsat ve izin” verilmiştir. Yine sanığın
Bakanlığı döneminde 7.1.1999 tarihinde İskenderun santrali için; Ekim 1998 tarihinde de
Gebze, İzmir, Adapazarı ve Ankara Santrali için TEAŞ ile sözleşme imzalandığı
anlaşılmıştır.
Sözleşmelerde, santrallerin devreye gireceklerine dair kesin bir tarih bulunmayıp,
geçici kabullerinin yapılmasından sonra ticari işletmeye geçecekleri öngörülmüştür.
27 Mayıs 2000 tarihinde Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan başkanlığında,
Başbakanlık, ETKB, DPT ve Hazine Müsteşarlarının katılımıyla yapılan toplantı sonrası
düzenlenen tutanakta, 2000–2002 döneminde enerji açığının söz konusu olacağı, yapımı
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
89
süren ve anlaşması yapılmış projelerin zamanında tamamlanması halinde 2003–2004
yıllarında enerji fazlası olacağının kabul edildiği; 2001 yılından itibaren devreye girmesi
beklenen 5 adet Yİ projesinde ciddi gecikmeler olduğu, Yİ projelerinden bir kısmının
Haziran 2002 tarihinden itibaren işletmeye alınabilecek şekilde tesisi amacıyla girişimlerde
bulunulmasının gerekli görüldüğü, diğerlerinin devreye giriş tarihlerinin ise elektrikte arz
fazlalığı oluşturmayacak şekilde ayarlanması gerektiği düşüncesi yer almıştır.
Adapazarı Doğal Gaz Santrali 9.10.2002, Gebze Doğal Gaz Santrali, iki ünitesiyle
beraber 25.10.2002, İzmir santrali her iki ünitesi ile birlikte 28.3.2003, İskenderun Santrali
22.11.2003 ve Ankara Doğal Gaz Santrali de 4.2.2004 tarihinde ticari işletmeye (üretime)
geçmiştir.
Bu konuda bilgilerine başvurulanlardan:
Tanık Hilmi Güler, Yİ projeleri kapsamında yapılan anlaşmaların ikili anlaşmalar
olduğunu ve tahkim şartı bulunduğunu, santrallerin üretimlerine izin verilmemesi halinde
tahkime başvurulabileceğini, sonraki yıllarda Yİ santrallerinin ürettiği elektriğe ihtiyaç
olduğunu, DPT’nın 2005 yılında Türkiye’nin (santraller bazında) tüketeceğini öngördüğü
15 milyar metreküplük talebin yanlış olduğunu, 2005 yılında 26 milyar metreküplük talep
gerçekleştiğini;
Mavi akım sözleşmesi olmasa Türkiye’nin bugün için elektrik ihtiyacının
karşılanmasının mümkün olamayacağını;
Al ya da öde şartının genellikle yapılan tüm uluslararası doğal gaz anlaşmalarında
bulunduğunu;
Tanık Önder Piyade, elektrik talep tahminlerindeki yanılmaların arz fazlasında
etkili olacağını, yeni yatırımlar devreye girmese Türkiye’nin 2008 sonu ve 2009 yılı başı
itibarıyla enerji açığı ile karşılaşacağını, geçmişte yapılan planlamaların sağlıklı ya da
sağlıksız olduğunu söylemenin imkânı olmadığını, yanılma payı olabileceğini, o dönemde
yapılan çalışmalarda doğal gaz ile elektrik üretimine ağırlık verildiğini, başka enerji
kaynaklarına da yönelmenin mümkün olabileceğini, ancak bunun politik bir tercih
olduğunu,
Yİ santrallerinin kriz varken talepte artış olmadığı bir dönemde devreye
alınmamaları gerektiğini;
Tanık Budak Dilli, Yap-işlet santrallarının üçünün 2002 yılında, birinin 2003
yılında, birinin de 2004 yılında devreye girdiğini, 2002 yılındaki elektrik enerjisi açığının
giderilmesi amacıyla özellikle bir tanesinin zamanından önce, devreye girmesi konusunda
özel bir gayret sarf edilerek enerji açığının önlenmek istendiğini;
Tanık Metin Başlı, 1999 ve 2000 yıllarında ciddi bir arz açığı bulunduğunu, bir
tarihten sonra arz fazlalığı gördüklerini;
Tanık Tuncay Derman, Yİ santrallerine çok fazla bir kapasite getireceği için karşı
olduklarını, santrallerin 2002–2004 yılları arasında devreye girmesi ile arz fazlalığı
oluştuğunu, bunun nedeninin projelerin zamana yayılarak devreye alınmamaları olduğunu;
BOTAŞ Gaz Daire eski Başkanlarından tanık Ayşe İNKAYA, Mavi Akımdan
alınacak 16 milyar m³ lük gazın fazla olduğunu, 8 milyar m³ ün yeterli olacağını;
İfade etmişlerdir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
90
BOTAŞ tarafından Bakanlığa gönderilen 14.7.1999 tarihli yazıyla, yapılan doğal
gaz anlaşmalarının arz fazlasına sebebiyet verdiği, asgari alım taahhütlerinin yerine
getirilemeyeceği ( diğer bir ifadeyle al-ya da öde yükümlülüğünün oluşacağı ), arz
fazlasında öngörülen bu önemli artışın kurulması düşünülen bazı santrallerin
kurulamayacak olmasından kaynaklandığı bilgisi verilmiştir.
DPT tarafından Yüce Divana gönderilen 21 Mart 2005 tarihli yazıda, alım
garantili YİD ve Yİ santrallerinin ürettiği elektriğin öncelikle alınmasından dolayı doğal
gazda ve doğal gaza bağlı üretim yapan santrallerin ( özellikle Yİ santrallerinin 2002–2004
yılları arasında ) devreye girmeye başlaması sonucunda, 2002 yılı sonu ve sonrasında
elektrikte arz fazlasına sebebiyet verildiği bildirilmiştir.
Bu bilgiler ve dosyadaki belgelerden ülke ihtiyacı üzerinde yapıldığı anlaşılan
doğal gaz anlaşmalarında yer alan al ya da öde yükümlülüğünden kurtularak, alınmadığı
halde ödeme yapmak durumunda kalmamak için Yİ santrallerinin kurulması gündeme
getirilmiş; ancak santrallerin üretime geçiş tarihleri ülkenin elektrik talep tahminleri
dikkate alınmadan daha açık bir ifadeyle ihtiyaçlara göre santrallerin üretime geçişi yıllara
yayılmadan tespit edilmiştir. Bunun sonucu olarak, 2002 yılı sonu ve sonrasında elektrik
enerjisinde arz fazlasına sebebiyet verildiği, düşük maliyetle işletilen kamu santrallerinin
üretimine son vermek ya da düşük kapasite ile çalışmak zorunda bırakıldığı ve ayrıca
verilen talimat uyarınca eksik üretim yapma durumunda bırakılan Yİ santrallerine
sözleşmelerindeki alım garantileri dolayısıyla kapasite bedeli ödendiği ve böylece kamu
zararının doğmasına neden olunduğu anlaşılmıştır.
Dosyadaki bu iddiayla ilgili tüm bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesi
sonucu: sanığın Bakanlığı döneminde imzalanan Mavi Akım ve Batı hattından ek gaz alım
anlaşmalarına ait protokollerin bakanlık görevine başlamadan önce yapılan görüşmelerle
protokollere bağlandığı; Mavi Akım Anlaşması’nın TBMM tarafından onaylanarak kanun
haline getirildiği anlaşıldığından, bu iki olayda sanığın cezai sorumluluğunun bulunmadığı;
ancak, Yİ santrallerinin ülkenin ihtiyaçları göz önünde tutularak zamana yayılmadan
üretime geçmelerine imkân verecek biçimde yapılmaları hususunda izin vermek suretiyle
kamu santrallerinin eksik kapasite ile çalışmasına ve kapasite bedeli ödenmesine sebebiyet
vererek, kamu zararı oluşmasına neden olduğu sabit olmuştur.
Ancak, fiil suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK’nun 205. ve 1.6.2005
tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nun 235. maddesindeki ihaleye fesat karıştırma
suçunun maddi unsurlarını oluşturmayıp, görevde yetkinin kötüye kullanılması olarak
ortaya çıkmaktadır. Suç tarihi itibarıyla da 4616 sayılı Yasa kapsamında olduğu gibi, Yüce
Divana sevk tarihi itibarıyla dava zamanaşımı süresi de dolmuştur.
b - Sanık M. Cumhur Ersümer’in Kırklareli Doğal Gaz Santralinin hukuki ve fiili
engeller bulunmasına rağmen gerçekleştirilmesine yönelik faaliyetlerde bulunması ve bu
suretle 765 sayılı TCK’nun 240. maddesine muhalefet ettiği iddiasına gelince:
Gerçekten TEAŞ’ın bölgede 2000 yılından önce üretim tesisine ihtiyaç olmadığını
belirten 22.9.1994 tarihli olumsuz görüşüne rağmen Bakanlık, Kırklareli’nde YİD modeli
kapsamında doğal gaz santrali yapılması başvurusunu uygun görmüş, daha sonra şirket
tarafından hazırlanan fizibilite raporuna da, TEAŞ tarafından diğerlerinin yanında elektrik
birim satış fiyatının yüksek olmasından dolayı olumsuz bildirdiği görüş nazara alınmayarak
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
91
sanığın oluruyla sözleşme görüşmelerine başlanılmış ve üzerinde uzlaşılan sözleşme tasarısı
Danıştay’dan geçirilerek, 11.9.1998 tarihinde imzalanmıştır.
TEAŞ 7.5.1999 tarihinde Bakanlığa yazdığı diğer bir yazıyla, Bulgaristan ile
yapılan ikili işbirliği anlaşmaları çerçevesinde 2008 yılı sonuna kadar bu ülkeden 4 milyar
kwh. Elektrik enerjisi alınacağı, 2006 yılına kadar bölgede kapasite fazlalığı oluşacağı, bu
itibarla, Silivri ve Kırklareli Doğal Gaz santrallerinin Bulgaristan ile anlaşma süresi bitimi
olan 2008 yılı sonuna kadar ertelenmesini istemiştir.
Tüm bunlara rağmen Bakanlık tarafından 21.5.1999 tarihinde BOTAŞ’a gaz satış
sözleşmesi imzalanması talimatı verilmiştir.
Yargılama sırasında Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu tarafından; Altek Alarko
Elektrik santralleri Tesis, İşletme ve Ticaret AŞ’ye Kırklareli doğal gaz çevrim santrali için
“lisans” verildiği, şirketin Bakanlık ile imzalamış olduğu YİD kapsamındaki sözleşmesinden
feragat ettiği, 7.7.2005 tarihinden itibaren 6.6.2023 tarihine kadar geçerli üretim lisansı
verildiği, tesisin geçici kabul aşamasında olduğu, işletmeye geçtiğinde ürettiği elektriği
serbest piyasada satacağı bilgisi verilmiştir.
TBMM Soruşturma Komisyonu raporunda; sanık Mustafa Cumhur Ersümer’in
hukuki ve fiili engeller bulunmasına rağmen, projenin yapımında ısrar ederek yetkisini
kötüye kullandığı iddia edilmişse de, açıklamalarımızdan ve dosyadaki bilgi ve belgelerden,
tüm olumsuz görüşlere rağmen Kırklareli Doğal Gaz Santralinin YİD kapsamında sisteme
dâhil edilmek istendiği, ancak daha sonra şirketin imtiyaz sözleşmesinden ve alım
garantisinden feragat ettiği, ürettiği elektriği serbest piyasada satmasının kararlaştırıldığı,
eylemden kamu zararı doğmadığı gibi, kişilere haksız bir kazanç da sağlanmadığı,
mağduriyettin de söz konusu olmadığı anlaşılmıştır.
Bu itibarla; sabit görülen eylemde 5237 sayılı TCK’nun 257/1 maddesindeki
görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunun unsurları oluşmamış, zamanaşımı da
gerçekleşmiştir.
2- ARES ile ilgili iddialar:
Alaçatı Rüzgâr Enerji (ARES) santrali ile ilgili olarak, kamuoyunda beyaz enerji
davası olarak bilinen davanın iddianamesinde yer alan mevzuata aykırı işlemler ve takdir
yetkisinin amacı dışında kullanılması kapsamında sanık M. Cumhur Ersümer’in firmaya
haksız çıkar sağlayarak, Devlet alım ve satımına fesat karıştırdığı ve TCK’nun 205. maddesi
uyarınca cezalandırılması iddiasına gelince:
Kanıtlar:
3096 ve 3996 sayılı yasalar ve yönetmelikleri çerçevesinde YİD modelinde,
uygulama sözleşmesindeki yürürlük tarihinden itibaren; yatırım (projenin yapımı dâhil) ve
tesisin işletme süresi toplamı, sözleşme (görevlendirme) süresi olup, bu sürenin sonunda
tesisin kamu kurumuna devredilme zorunluluğu vardır.
Bakanlık ve Enerji İşleri Etüd İdaresi Genel Müdürlüğünün ön fizibilite raporunda
12 yıl olan işletme süresinin fizibilite raporunda 20 yıla çıkarıldığı oysa kullanılacak
ekipmanların ekonomik ömrünün üreticiye göre zaten 20 yıl olduğuna ilişen itirazları
dikkate alınmadan, sisteminin amacıyla uyuşmayan ve kamu zararı oluşturacak imtiyaz
sözleşmesi bizzat sanık tarafından 30.7.1998 tarihinde imzalanmıştır;
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
92
Sözleşme hukukuna uygunluk yönünden biçimsel denetim sonucunu belirleyen
Danıştay kararı ve ayrıca geri ödeme yükümlülüğünün şirkete ait olacağına dair verilen
taahhütname, YİD sisteminde var olan tesisin ekonomik ömrü bitmeden kamuya
devredilmesi amacına hizmet etmeyen sözleşmenin imzalanmasındaki hukuka aykırılığı
kaldıracak değerde görülmemiştir.
3226 sayılı Finansal Kiralama Kanununun 15 ve 17 nci maddeleri uyarınca
kiralama konusu mal üzerindeki zilyetlik üçüncü bir kişiye devredilemeyeceği gibi, leasing
sözleşmesiyle alınan malın mülkiyeti bankaya ait olup, sadece zilyetliği kiracı konumundaki
kişi ya da şirkete geçmektedir.
Nitekim bu düzenlemeye paralel olarak Bakanlık ile ortak girişim grubu adına
ARES AŞ arasında imzalanan imtiyaz sözleşmesinin 28 inci maddesinde şirketin
taahhüdünü sözleşme hükümlerine uygun olarak yerine getirmediği, sözleşmeye kısmen veya
tamamen aykırı davrandığı ve aynı zamanda işletme ve üretim faaliyetini aksattığı takdirde,
Bakanlığın sözleşmeyi feshedebileceği ve bu durumda tesisin mülkiyetinin bedelsiz olarak
Bakanlığa geçeceği hükme bağlanmıştır.
Hazine Müsteşarlığı Dış Ekonomik İlişkiler Genel Müdürlüğü, Bakanlığa hitaben
yazdığı 14.9.1998 gün ve 60830 sayılı yazıda, ARES AŞ ile Vakıfbank arasında imzalanan
3808 sayılı finansal kiralama sözleşmesinin, mahiyeti itibarıyla ARES projesinde
uygulanmasının mümkün olmadığını ifade etmiş; 21.9.1998 tarihli yazıyla da böyle bir
değişiklik yapılması durumunda, bunun Danıştay onayından geçirilmesi gerektiği
bildirilmesine rağmen onay alınması girişiminde dahi bulunulmamıştır.
Tüm bunlara karşın, imtiyaz sözleşmesi imzalandıktan sonra, EİGM’lüğü
tarafından hazırlanan ve Genel Müdür Yardımcısı Yavuz Gürsoy’un parafı, Genel Müdür
Mustafa Mendilcioğlu’nun imzası, Müsteşar Yardımcısı Haldun Atıf Danışman ve Müsteşar
Halil Yurdakul Yiğitgüden’in uygun görüşleriyle Bakanlık makamına sunulan 12.10.1998
tarihli yazıda Alaçatı Rüzgâr Enerji santralinde, bir kereye mahsus finansal kiralama
yönteminin kullanılmasına izin verilmesi talep edilmiş, bu istek aynı tarihte (12.10.1998)
sanık M. Cumhur Ersümer tarafından uygun bulunmuştur.
Tanıklar Nazan Öztürk ve Hasan Hüseyin Çoğalan, yapılan işlemin 3096 sayılı
Yasaya ve imtiyaz sözleşmesine aykırı olduğunu ifade etmişler ve bu amaçla hazırlanan
yazıyı paraflamadıklarını belirtmişlerdir.
Yazıda parafı bulunan dönemin EİGM Yardımcısı tanık Yavuz Gürsoy yapılan
işlemin yasaya aykırı olduğunu kabul etmiş, daha sonra inkâr etsede DGM Yedek Hâkimliği
önünde sanık sıfatıyla verdiği ifadesinde bunun siyasi iradenin takdiri olduğunu, kendisine
Genel Müdür Mustafa Mendilcioğlu tarafından söylendiğini ifade etmiştir.
Diğer taraftan, firmanın imtiyaz sözleşmesi imzalandıktan ancak yer teslimi
yapılmadan önce inşaata başladığı ve sanık tarafından imzalanan finansal kiralamaya olur
veren 12.10.1998 tarihli yazıda, şirketin inşaata fiilen başladığı ifade edildiği, bu şekilde
fiili durumu bildiği halde, firmanın denetimsiz çalışmasına göz yumarak, sanığın görevini
ihmal ettiği ve firmaya menfaat sağlandığı da subuta ermiştir. Nitekim fizibilite raporuna
göre, inşaat süresi 6 ay olup, firma imtiyaz sözleşmesi imzalandıktan 3 ay sonra Bakanlığa
başvurarak geçici kabulün yapılmasını istemiştir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
93
Bu itibarla, sanığın yasal hükümlere aykırı olarak finansal kiralama yönteminin
kullanılması hususunda onay vermesi ve ön fizibilite raporunda 12 yıl olan işletme süresinin
20 yıla çıkarılmasını öngören imtiyaz sözleşmesini imzalaması suretiyle lehe hüküm olan
765 sayılı TCK’nun 240. maddesindeki görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunu iki defa
işlediği ve yine firmanın yer teslimi yapılmadan denetimsiz çalışmasına göz yummasından
dolayı da aynı Yasanın 230. maddesindeki görevi ihmal suçunu işlediği; eylemlerin
1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’da da suç sayılmaya devam edildiği,
olay da ihaleye fesat karıştırma suçunun yasal ögelerinin bulunmadığı anlaşılmıştır.
Ancak; işlendikleri 30.7.1998, 12.10.1998 ve 30.10.1998 tarihleri itibarıyla suçlar
4616 sayılı Yasa kapsamında kalmakta, Yüce Divana sevk kararı verildiği 13.7.2004
tarihine kadar, lehe düzenleme olan 765 sayılı TCK’nun 102/4 maddesindeki 5 yıllık dava
zaman aşımı da dolmuş bulunmaktadır.
İmtiyaz sözleşmesi imzalanması sırasında, tesisin kurulacağı yerin topografik,
jeolojik ve depremle ilgili bilgilere fizibilite raporunda yer verilmemesi, sözleşme
imzalanmadan önce Hazine Müsteşarlığı görüşünün alınmaması, imtiyaz sözleşmesine,
rüzgâra dayalı eksik üretim nedeniyle firmaya herhangi bir ceza uygulanmayacağı ve fazla
üretimin tam tarife üzerinden ücretlendirileceği ve gizliliğe ilişkin hükümler konulması suç
oluşturacak fiiller olarak değerlendirilmemiştir.
3- Bozcaada Rüzgâr Enerji Santrali ile ilgili iddialar:
Bozcada Rüzgâr Enerji Santralinin fizibilite aşamasından başlamak üzere, sözleşme
imzalanması ve ticari işletme tarihine kadar devam eden süreçte yasa, yönetmelik ve
sözleşme hükümlerine aykırı işlemler tesis etmek suretiyle Devlet alım ve satımına fesat
karıştırarak, şirkete çıkar sağlayan sanık Mustafa Cumhur Ersümer’in TCK 205. maddesi
gereğince cezalandırılmasına ilişkin iddiaya gelince:
Bu konuda genel iddiayı oluşturan olaylar soruşturma raporunun 337 ve 338.
sahifelerinde 10 madde halinde sıralanmıştır.
Bu olaylardan (b) bendinin 1 numaralı alt bendinde yer alan ihalesiz iş vermek
iddiasının irdelenmesinde:
13.6.1999 tarihinde yürürlüğe giren 3996 sayılı Yasa; YİD Modeli ile sermaye
şirketlerinin temel, tünel, baraj sulama, alt yapı, haberleşme, arıtma tesisleri kurulması
amacıyla görevlendirilmesine imkân vermektedir. Yasanın 5. maddesinde idare ile şirket
arasında imzalanacak sözleşmenin özel hukuk hükümlerine tabi olacağı belirtilmiştir.
4493 sayılı Yasanın 1. maddesiyle 20.12.1999 tarihinde elektrik üretim ve iletim
faaliyetleri de yasa kapsamına alınmıştır. Bu tür yatırımların, görevlendirilen şirket
aracılığıyla gerçekleştirilmesinde uygulanacak kriterler Bakanlar Kurulu’nun 1 Ekim 1994
gün ve 94/ 5907 sayılı kararıyla belirlenmiştir.
Görevli şirket 3096 sayılı Yasada başvuru esasına göre belirlenirken, 3996 sayılı
Yasaya tabi işlerde yarışma usulüyle belirlenmektedir. Bakanlar Kurulu Kararının 5.
maddesi, YİD modeli çerçevesindeki yatırım ve hizmetler için, Resmi Gazete’de ve yüksek
tirajlı iki gazetede en az birer defa ilan yapılacağına, işin özelliğinin gerektirdiği
durumlarda yurt dışında da ilan yaptırılabileceğine amirdir.
11. madde ise görevlerin verilmesinde şirketler arasında kapalı teklif, belli istekliler
arasında kapalı teklif ve pazarlık usulünün uygulanabileceği hükme bağlanmıştır.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
94
3996 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin 1. fıkrasında “bu Kanunun yürürlüğe
girmesinden önce yap-işlet-devret modeline göre başlatılmış projeler ve işler tabi oldukları
usul ve esaslara göre sonuçlandırılır” hükmü yer almakta olup, 2. fıkrası 22.1.2000
tarihinde 4501 sayılı Kanunun 7. maddesiyle “ …Ancak, 1. fıkrada belirtilen proje ve işler
ile 04.12.1984 tarihli ve 3096 sayılı Türkiye Elektrik Kurumu Dışındaki Kuruluşların
Elektrik Üretimi, İletimi, Dağıtımı ve Ticareti ile Görevlendirilmesi Hakkındaki Kanuna
tabi proje ve işlere de bu Kanunun 5. madde hükmünün uygulanmasına, görevli ve sermaye
şirketinin, Kanunun yayımı tarihinden itibaren 1 ay içinde başvurusu ve ilgili idarenin
müracaatı üzerine Bakanlar Kurulunca karar verilebilir. Bu durumda idare ve görevli veya
sermaye şirketi arasında yapılmış olan sözleşme uluslararası finansman temini kriterleri ve
idarenin yürürlükteki benzer uygulama sözleşmeleri de dikkate alınarak, özel hukuk
hükümlerine göre, Bakanlar Kurulu kararının yayımından itibaren 3 ay içinde yeniden
düzenlenir. Bu süre, tarafların mutabakatı ile en çok 3 ay uzatılabilir biçiminde
değiştirilmiştir.
Geçici madde, 4501 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 22 Ocak 2000 tarihinden
önce yapılmış olan sözleşmeler hakkında uygulanacak usul ve esasları düzenlemektedir.
Buna göre, idare ile görevli şirket arasında Kanunun yayımından önce yapılmış
sözleşmelerin, ilgili firmanın başvurusu üzerine özel hukuk hükümlerine göre yeniden
düzenlenmesi, başka bir anlatımla bu hükmün uygulanabilmesi için Danıştay
incelemesinden geçmiş ve taraflarca imzalanarak yürürlüğe girmiş bir sözleşmenin varlığı
zorunlu bulunmaktadır. Oysaki idare ile şirket arasında bu şekilde Yasanın yürürlüğe
girmesinden öncede imzalanmış ve Danıştay onayından da geçirilmiş bir proje
bulunmamaktadır.
Bu durumda; sözü edilen geçici maddede belirtilen “başlatılmış proje ve iş” olarak
nitelendirilemeyen, dolayısıyla bu madde hükmünün de uygulama olanağı bulunmayan
sözleşme taslağının, Kanunun 5. maddesi hükmü gereği özel hukuk sözleşmesi olarak
düzenlenmesi gerekmektedir.
Nitekim (İdari Davalar Genel Kurulunca onanan) Danıştay 1. Dairesi’nin
14.4.2000 gün ve E.2000/57–2000/53 sayılı kararında da bu hususlar açık bir biçimde ifade
edilmiş, ayrıca sözleşme taslağının kamu hukuku imtiyaz sözleşmesi niteliğinde olmadığı,
özel hukuka tabi bir sözleşme olduğuna da vurgu yapılmıştır.
Bakanlık tarafından hazırlanıp onaylanmak üzere Danıştay’a gönderilen imtiyaz
sözleşmesi taslağıyla ilgili bu itiraz ve tespitlerden Bakanlığın ve sanığın da bilgi sahibi
olacağında kuşku yoktur.
Yasanın ve Bakanlar Kurulu kararının 4 ncü maddeleri hükümlerine göre de
uygulama anlaşması imzalanmadan önce Yüksek Planlama Kurulunun onayı alınması
gerekli olduğu halde bu zorunluluğa da uyulmayarak, 13.6.2000 tarihinde sanık M. Cumhur
ERSÜMER ile şirket arasında uygulama anlaşması imzalanmıştır.
Bu bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden, Kanun, ihale açılmasını
zorunlu kılmasına ve bilgi sahibi olunduğu anlaşılan Danıştay 1. Dairesi’nin biraz önce
belirttiğim kararında işin 3996 sayılı Yasa kapsamında olduğu belirtilmesine rağmen,
sanığın Bozcaada Rüzgâr Enerji Santralinin yapım işini ihale açmadan (Demirer Holding
AŞ ve Enercon GmbH’nin oluşturduğu) ortak girişim grubuna verdiği sübuta ermiştir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
95
Böylece ihaleye katılma yeterliliğine sahip olan firmaların ihaleye katılmaları
engellenmiş ve ayrıca işin yarışma açılmadan verilmesi nedeniyle, uygun fiyat oluşması
ortamı yaratılmayarak, miktarı belirlemek imkânı olmamakla birlikte Devlete zarar
verilmiş, yarışmasız iş alan kişi ve firmaya yarar sağlanmıştır.
Sanığın fiilinde, suçun işlendiği tarihte yürürlükte olan TCK’nun 205.
maddesindeki suçun maddi unsurlarının mevcut olduğu açıkça görülmektedir.
1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nun 235. maddesinin 2.
fıkrasının (c) bendi “…hukuka aykırı diğer davranışlarla, ihaleye katılma yeterliliğine veya
koşullarına sahip olan kişilerin ihaleye, ihale sürecindeki işlemlere katılmalarını
engellemek…” durumunda ihaleye fesat karıştırma suçunun oluşacağına ilişkindir. Biraz
önce belirttiğim ve başlangıçta yaptığım genel açıklamalarda ayrıntılarına ve gerekçelerine
değindiğim gibi, sanığın yasal zorunluluk olmasına rağmen ihale açmayarak, işin bir
firmaya verilmesiyle ihaleye katılma yeterliliğine sahip diğer firmaların ihaleye girmeleri
engellenmiş olmaktadır.
Bu nedenle, TCK 235. maddesindeki suçun maddi unsurlarının 2. fıkranın (c) bendi
itibariyle oluştuğunu kabulde zorunluluk vardır. Böylece sanığın eylemi önceki ve sonraki
kanunlarda ihaleye fesat karıştırma olarak ortaya çıkmaktadır.
Sanığın, bilerek ve sonucu isteyerek suç kastıyla hareket ettiği anlaşıldığından, suç
manevi unsur yönüyle de oluşmuştur.
Diğer olaylara ilişkin iddiaların dosyadaki delillerle birlikte yapılan
değerlendirilmesinde:
Fizibilite raporunda santral yerinin birinci derece yerine üçüncü derece deprem
bölgesi olarak gösterilmesine yönelik itirazların dikkate alınmaması;
Geçici kabul heyetinde Bakanlıkça bir inşaat mühendisi görevlendirilmeyerek
kamunun risk altına sokulması;
Uygulama anlaşmasının 36. maddesine aykırı olarak, proje bakanlık tarafından
onaylanmadan firmanın fiilen inşaata başlaması ve böylece firmanın herhangi bir projeye
bağlı olmadan inşaatı yapması;
Bakanlığın gerçekleşen yatırım tutarının denetimini yaptırmaması sonucunda kamu
zararına sebebiyet verilmesi;
İddialarıyla ilgili olarak, sanığın olaylardaki rolünü ortaya koyan ve bağlantısını
sağlayan yeterli deliller elde edilememiş; diğerlerine ise, mahiyetleri itibarıyla cezai sonuç
bağlamak mümkün görülmemiştir.
4- Çal Hidroelektrik Santraliyle ilgili iddialar:
Çal HES ile ilgili olarak mevzuata aykırı işlemler yapılarak kamunun 775.000 dolar
zarara uğratılmasından, sözleşmenin altında imzası bulunan dönemin Bakanı M. Cumhur
ERSÜMER‘in sorumlu olduğu ve TCK‘nın 205. maddesi gereğince cezalandırılması
iddiasına gelince:
TBMM Soruşturma Komisyonu Raporunda mevzuata aykırı işlemler:
a) Toplam yatırım tutarının yüksek olduğuna ilişkin kurum itirazlarının Bakanlıkça
dikkate alınmaması ve maliyet yükselmesiyle birim fiyatta meydana gelecek yükselmeyi
gizlemek amacıyla işletme süresinin 15 yıldan 20 yıla çıkarılması ve böylece elektriğin
emsallerine göre daha pahalı fiyattan alınmak zorunda bırakılması;
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
96
b) İmtiyaz Sözleşmesinin 19/b maddesine fazla üretimin tam tarife üzerinden satın
alınacağı hükmünün konulması ve bunun sonucu olarak alım yapılması suretiyle şirkete
haksız kazanç sağlanması;
c) Gerçekleşen yatırım tutarı ile öngörülen yatırım tutarının Bakanlık tarafından
denetiminin yaptırılmaması sonucu yüksek karlılık oranıyla çalışan firmaya haksız kazanç
sağlanması;
d) İmtiyaz sözleşmesi yükümlülükleri yerine getirilmemesine rağmen firmaya 3. kez
süre verilmesi;
Dört madde halinde sıralanmıştır.
Bakanlık yetkilileri ile projeyi gerçekleştirecek olan LİMAK Ltd. Şirketi arasında
26.11.1996 tarihli toplantıda alınan kararlar gereğince, firmanın güncelleştirdiği fizibilite
raporları 23.6.1997 tarihinde dönemin Bakanı Recai Kutan tarafından imzalanmıştır.
Sayıştay Genel Kurulu’nun 26.2.2004 ve 5088/1 sayılı kararı ile TBMM
Başkanlığına sunulan ve iddianın dayanağını teşkil eden Sayıştay Enerji Raporunda
Bakanlık tarafından öz sermayenin denetiminin yapılmaması sonucu şirketin yüksek karlılık
oranlarıyla çalıştığı belirtilmiştir.
Sanık ve vekilinin Sayıştay Enerji raporunun bir bilirkişi raporu olmadığı ve görev
gaspı nedeniyle yok hükmünde olduğu, delil niteliği bulunmadığı yolunda itirazları
bulunmaktadır. Yargılama sırasında bu hususta bilirkişi incelemesi de yaptırılmamıştır.
EİGM yardımcısı ve vekili tanık Osman İlhan; üçüncü süre uzatımının uygun
olacağı, aksi halde santralin çürümeye terk edileceği şeklinde anlatımda bulunmuştur.
Şirkete yer tesliminin yapıldığı 11.6.2000 tarihi itibarıyla iddia edilen hususlarda
sadece Hazine garantisinin alınmadığı, almamanın da şirketin aleyhine, Devletin lehine
olduğu, tesisin 12.1.2001 tarihinde geçici kabulünün yapıldığı anlaşılmıştır.
Görüldüğü üzere iddia edilen mevzuata aykırı işlemlerle sanığın bağlantısını
sağlayacak kanıtlar elde edilememiştir. Esasen olayda ihaleye fesat karıştırma suçunun
yasal unsurları da mevcut değildir.
5- Yamula Hes projesiyle ilgili iddialar:
Sanık M. Cumhur Ersümer’in, elektrik satış fiyatının belirlenmesinde kurum
görüşlerini alması ve işletme süresinin 20 yıla çıkarılması konularında mevzuata
aykırılıklar yapması, imtiyaz sözleşmesi gereği tüm anlaşmalar yapılmadan temeli atılmak
suretiyle TCK’nun 205. maddesini ihlal ettiği iddiasına gelince:
Elektrik satış fiyatının 3096 sayılı Yasanın 9, Uygulama Yönetmeliğinin (85/ 9799
sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile değişik) 8. maddelerine göre ekonomik kaynak seçimine
yardımcı olmak ve ülke ekonomisine sunulan enerji fiyatlarını olumsuz yönde etkilemeyecek
biçimde tespit edilmesi gerekmektedir.
Yamula HES’ in kurulmasına yönelik süreç, 3096 sayılı Yasa hükümlerine uygun
olarak 1988 yılında Kayseri ve Civarı Elektrik AŞ liderliğindeki konsorsiyumun Bakanlığa
başvurmasıyla başlamıştır.
Şirketin 15 yıllık ortalama elektrik satış fiyatının 1991 yılı fiyatları ile 4.79
cent/kWh olması için yaptığı teklif kabul edilerek 27.1.1994 tarihinde Bakan oluruna
bağlanmıştır.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
97
Sulama payının yatırım tutarına ilave edilmesi teklifi kapsamında şirket, alternatifli
hazırladığı ortalama satış fiyatını 1995 yılı bazında 20 yıl için 6.67, 15 yıl için 4.79
cent/kWh olarak Bakanlığa bildirmiştir.
Bakanlık 27 Ocak 1994 tarihinde alınan onaya göre, hem eskalasyon oranı hem
ortalama satış fiyatı olarak teklifin kabul edilemez olduğunu şirkete bildirmiştir.
Daha sonra şirket, hazırladığı revize mali analiz raporlarını Bakanlığa göndererek,
20 yıllık işletme dönemi için 1997 yılı fiyatları bazında ortalama elektrik satış fiyatının 5.65
cent/kWh olmasını teklif etmiştir.
Bakanlık bu fiyatın da revize edilmesini isteyen 8.10.l997 tarihli yazıyı göndereceği
sırada şirket, Bakanlığa; “…23.9.1997 ve 7.10.1997 tarihlerinde Sayın Bakanı
ziyaretimizde ortalama satış fiyatımızın ancak 5.25 cent/kWh olmasının kabul edilebileceği
ifade edilmiştir… ” içerikli bir yazı göndermiştir.
Bunun üzerine; 5.11.1997 tarihli Bakan oluruyla elektrik satış fiyatı 5.25 Cent/kwh
olarak belirlenmiş, bu fiyat esas alınarak, 26.6.1998 tarihinde, şirketle Bakanlık arasında
imtiyaz sözleşmesi, 29.9.2000 tarihinde de elektrik satış anlaşması imzalanmıştır.
Esasen şirket ile sanık M. Cumhur Ersümer arasında iki ayrı tarihte görüşmenin
yapıldığı gerek sanığın beyanı, gerekse şirketin 08.10.1997 tarihinde Bakanlığa gönderdiği
yazıda açıkça ifade edilmiş, tanıklar Faruk Molu, Yaşar Koçoğlu ve Taner Yıldız tarafından
da doğrulanmıştır.
Tanıklar EİGM’lüğü Şube Müdürü Rıza Güngör ve aynı yer Genel Müdür
Yardımcısı Yavuz Gürsoy, fiyatın belirlenmesinde mutlak bulunması gerektiğini belirtikleri
fon akış tablosunun şirket tarafından bildirilmemesine ve revize teklifini de vermemesine
rağmen bu fiyatın belirlendiğini ifade etmişler; keza tanık Rıza Güngör firmanın 5.65
cent/kwh lik fiyat için verdiği mali analiz tablolarını değiştirerek 5.25 lik fiyatla uyumlu
hale getirerek Bakanlığa sunduğunu, fiyatın sanık ile şirket yetkilileri arasında yapılan
görüşmede belirlendiğini ve pahalı olduğunu söylemiştir.
Savunmalarda geçen takipsizlik kararlarının farklı iddia konusunu içermesi ve
esasen kesin hüküm de oluşturmaması, bilgi notunun satış fiyatıyla ilgili olmaması ve
Danıştay’ın sözleşme hukukuna uygunluk yönünden yaptığı biçimsel denetimin cezai
sorumluluğu kaldırmaması nedenleriyle savunmayı yerinde görmek mümkün olmamıştır.
Bu itibarla; toplanan delillerle sanığın 3096 sayılı Yasaya ve Uygulama
Yönetmeliğine aykırı olarak, tabanı teknik ve ekonomik verilere dayanmadan ve mali analiz
tabloları da bulunmadan şirket Yönetim Kurulu Başkanı Faruk Molu ile bizzat görüşerek
yasaların öngördüğü ölçütler göz ardı edilmek suretiyle pahalı elektrik fiyatı tespit edip
onaylayarak kamu zararına sebebiyet verdiği ve firmaya haksız menfaat sağladığı sabit
olmuştur.
İhaleye fesat karıştırma suçunu oluşturmayan eylem, hem 765 hem 5237 sayılı
TCK’larında tanımı yapılan görevi kötüye kullanma suçunu oluşturmaktadır. Suç, işlendiği
tarih itibarıyla 4616 sayılı Yasa kapsamında kalmaktadır. Ayrıca Yüce Divana sevk tarihi
itibarıyla dava zamanaşımı gerçekleşmiştir.
Öte yandan; proje süresinin 20 yıla çıkarılması ve imtiyaz sözleşmesinin gerekli
kıldığı sözleşmeler imzalanmadan temel atılması iddiaları ise cezai sorumluluk doğuracak
nitelik ve boyuta ulaşmamıştır.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
98
6- Dinar II Hes Projesiyle İlgili İddialar:
Dinar II HES santrali sözleşmesiyle, mevzuata aykırılığı sabit olan işlemler
neticesinde firmaya haksız çıkar sağladığı, “Devlet Alım, Satım ve Yapımına Fesat
Karıştırdığı belirtilerek, sözleşmenin altında imzası bulunan dönemin Bakanı sanık Mustafa
Cumhur ERSÜMER’in TCK’nın 205 inci maddesi gereğince cezalandırılması iddiasına
gelince:
İddialara TBMM Soruşturma Komisyonu Raporunun 358. sahifesinde esas
itibarıyla dört madde halinde yer verilmiştir.
1- Fizibilite raporunda tesislerin yer aldığı bölge birinci derece deprem kuşağı
olarak gösterilmesine rağmen, o yerde yapımına izin verilerek yer seçiminde hatalı
davranılması santral yerinin yanlış seçilmesi,
2 - İmtiyaz sözleşmesinin yürürlüğe girmesi koşulu olan anlaşmalar yapılmadan
yerin firmaya teslimi,
3 – Su akımlarıyla ilgili olarak şirketin belirlediği tablolara itibar edilmesi
sonucunda, taahhüt ettiği üretimini gerçekleştirememesi üzerine, imtiyaz sözleşmesi
hükümlerine dayanarak eksik üretimden kaynaklanan alacağını tahsil etmek için Bakanlık
aleyhine hukuki süreç başlatması,
4 – İmtiyaz sözleşmesinde öngörülen özkaynak-kredi oranının denetimi
yapılmaması sonucu kamu zararına sebebiyet verilmesi,
Esasen iddialarda yer alan olayların, 765 sayılı TCK’nun 205. maddesinde yer alan
ihaleye fesat karıştırma suçunu oluşturması mümkün görülmediği gibi, olaylarla sanığın
bağlantısını, dolayısıyla cezai sorumluluğunu ortaya koyacak yeterli deliller de elde
edilememiştir.
7- Damga vergisinin ödenmemesi:
18.2.1998 tarihli 1 yıl süreli anlaşmanın, ek mektupla süresinin 23 yıla, alım
miktarının 2 milyardan 8 milyar m³ e, yükseltilmesi suretiyle ek mektup konusu doğal gaz
için damga vergisi ödenmekten kaçınılarak, Devletin zararına olmak üzere Turusgaz’a
çıkar sağlayan, sanık M. Cumhur ERSÜMER’in TCK’nin 205. maddesiyle cezalandırılması
iddiasına gelince:
Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre kurulan TURUSGAZ ile BOTAŞ arasında
Ankara’da 18.2.1998 tarihinde imzalanan, 1 yıl süreli ve 2 milyar metreküp doğal gaz
alımını içeren anlaşma yanında, Moskova’da aynı tarihte alım miktarı ve süresi artırılarak
ek mektup halinde bir anlaşma daha imzalanmış ve her iki taraf arasında 26.11.1998
tarihinde imzalanan bir zeyilname ile ek mektup asıl anlaşmanın içine dâhil edilmiştir.
488 Sayılı Damga Vergisi Kanunu’nun 1. maddesine göre, damga vergisi kâğıtların
(sözleşmenin) imzalandığı anda doğar; anılan Yasanın 3. maddesi gereğince de, bu verginin
mükellefi kâğıtları (sözleşmeyi) imzalayanlardır. Turusgaz Türkiye’de vergi mükellefi olan
bir anonim şirkettir. Aynı anlaşma konusunu teşkil eden doğal gaz alım miktarı ve süresi
bölünüp bir kısmı için Moskova’da ek mektupla sözleşme imzalanmış olmasından diğer bir
ifadeyle miktar ve süre kaçırması yapılması damga vergisinin eksik ödenmesine yol
açmıştır. Ek mektup şeklinde yapılan uygulamadan dolayı Maliye Bakanlığı’nın
bildirimlerine göre 45.9 trilyon lira tutarında damga vergisi kaybı doğmuştur.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
99
Sözleşmenin taraflarından Turusgaz’ın Yönetim Kurulu Başkanı tanık Erol Üçer
yapılan hesap sonucu damga vergisinin 225 milyon dolar civarında çıkması üzerine,
tarafların bu vergiyi ödemek istemediklerini, formül arayışına girdiklerini, keyfiyetten
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı olan sanığın da haberi olduğunu, Maliye Bakanının da
telkiniyle bir yıllık süreli yapılan anlaşmanın aynı tarihte Moskova’da akdedilen Sıde
letter’la 23 yıla çıkarılarak, damga vergisinin 1 yıllık anlaşma üzerinden ödendiğini açıkça
ifade etmiştir.
Tanık Gökhan Yardım ise damga vergisinin ödenmesi hususunda taraflar arasında
anlaşmazlık olduğunu, 1996 tarihli anlaşmada Türkiye’deki masraflar Türkler tarafından
karşılanacak şeklinde konuşmalar geçtiğini söylemiştir.
10.12.1996 tarihli anlaşma metninde vergi ödemelerine ait bir düzenleme
bulunmamaktadır.
Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğünün, 24.5.2004 tarih ve 23133 sayılı
yazısından, bu işlemle ilgili olarak Turusgaz A.Ş aleyhine 45.981.916.150.000 TL damga
vergisi, 91.963.832.300.000 TL ağır kusur cezası tarh edildiği, ancak; duruşma sırasında
gönderilen yazıdan,1.879.324.800.000 tl üzerinde uzlaşma sağlandığı ve 23.8.2004
tarihinde TURUSGAZ tarafından gecikme faiziyle birlikte ödendiği anlaşılmıştır.
Tanıklar Gökhan Yardım, Hayriye Nuran Şatana, Arif Bilal Uzuner, Erol Üçer,
Ayşe İnkaya ve Reha Gülümser’in beyanları ve dosyadaki bilgi ve belgelerin birlikte
değerlendirilmesinde; eylemden VUK’nun 341. maddesinde tanımı yapılan vergi ziyaının
doğduğu ve sanık M. Cumhur Ersümer’in damga vergisinin eksik ödenmesini temin için
maddi menfaat gözetmeksizin yardım ettiği subuta ermiştir.
Olayda sevk maddesi olarak gösterilen TCK’nun 205. (ya da 5237 sayıl TCK’nun
235.) maddesindeki ihaleye fesat karıştırma suçunun unsurları bulunmamaktadır. Sanığın
eylemi, 213 sayılı VUK’nun vergi ziyaı suçu ve cezası başlıklı 344. maddesi kapsamında
değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu maddeye göre vergi ziyaı cezasını uygulama görevi
vergi dairesine aittir.
8 - Formül değişikliği İle ilgili iddia (Sıde-letter):
18.2.1998 tarihli Botaş ile Turusgaz arasında bir yıl için yapılan ve aynı tarihte
Sıde-letter ile süresi 23 yıla ve alım miktarı 8 milyar M³ e çıkarılan anlaşmalar için
belirlenen fiyat formülünün değiştirilmesi sonucu olarak 257.895.848 ABD Doları ülke ve
kurum zararına sebebiyet verilmesi nedeniyle sanık M. Cumhur Ersümer hakkında TCK
205. maddesi uyarınca cezalandırılması iddiasına gelince:
14.2.1986 tarihli (Botaş ile Sojuzgazexport arasında imzalanan) Doğalgaz
Anlaşmasının 2. maddesi F0o’lı parametrenin yer aldığı fiyat formülünü içermektedir.
30.07.1987 tarihinde yapılan değişiklikte de bu formül korunmuştur.
10 Aralık 1996 tarihli, (Gazexport, Vebgazexport, Raogasprom ile Turusgaz’ın
müstakbel ortakları arasında imzalanan) doğal gaz ön sözleşmesinin fiyat formülü başlıklı
8.1 maddesinde paydasında F01’li parametrenin yer aldığı formül bulunmaktadır.
18.2.1998 tarihinde Turusgaz ile Botaş arasında imzalan sözleşme esas itibarıyla
ön sözleşmeyi içermekte, ancak fiyat formülü yer almamakta, formül aynı tarihte Turusgaz
ile Botaş arasında imzalanan ve sanığın da tanık sıfatıyla imzasını içeren (18.2.1998 tarihli
Turusgaz ile Botaş arasında imzalanan sözleşmenin ayrılmaz bir parçası olduğu ifade
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
100
edilen) Ek Mektup’ta F0o’lı parametreyi içerir biçimde yer almaktadır. Bundan
anlaşılacağı üzere F01’li fiyat formülü, asıl anlaşmayla F0o’lı hale getirilmiştir.
Botaş’ın 3.3.2005 tarihli yazısında, 3. fiyat revizyonunun yapıldığı 2002 yılında
F0o lı parametrenin yer aldığı formülün Türkiye aleyhine sonuç doğurduğu ifade edilmekle
birlikte, diğer yıllara ait bilgilere yer verilmemiştir.
Olayla ilgili bilgilerine başvurulan;
Tanıklar Botaş eski Genel Müdürlerinden Nevzat Arseven ve Gökhan Yardım,
Genel Müdür Yardımcısı Hayri Nadir Bıyıkoğlu ve Gaz Daire Başkan vekili Ayşe İnkaya,
Sıde-letter’da F0o’lı formülün yer almasının formülün değiştirilmesi anlamına gelmeyip,
gerçek iradelerini yansıttığını, FO1’li formülün maddi hata olduğunu, dünyada böyle bir
formül olmadığını, 18.2.1998 tarihli ek mektup ile kabul edilen formülün doğru olduğunu,
esasen Rus şirketleriyle yapılan 6 milyarlık anlaşmada da F0o li formülün yer aldığını;
F0o’ın sabit bir değer olarak, % 3,5 kükürtlü fuel-oilin imza tarihindeki sabit değeri
içerdiğini, bu sabit değere göre fuel-oil fiyatının ileriki yıllarda artması halinde gaz
fiyatının da artacağını, düşmesi halinde düşeceğini, formülün değişken olduğunu;
Tanık Gökhan Yardım ve Botaş Gaz Daire Başkan yardımcılarından Nuran Şatana,
formülün, değişen petrol fiyatlarına nazaran alıcının ya da satıcının lehine işlemekte
olduğunu, yani sabit olmayıp, kimi zaman lehe kimi zaman aleyhe sonuç doğurduğunu;
Tanıklardan Turusgaz Genel Müdür Yardımcısı Reha Gülümser’de 1996 tarihli
anlaşmada yer alan F01 li formülün maddi hata sonucu olduğunu;
Tanık Botaş Gaz Daire eski Başkanlarından Sema Abdülmecit, F01 li formülün
uygulanabilir bir formül olduğunu;
Yine tanıklardan fiyat revizyonu görüşmelerinde Botaş’ı temsil eden sonradan
Genel Müdür olan Gökhan Bildacı’ da, F01 li formülün maddi hata içerdiğini, fiyat formülü
değişikliğinin ne kendileri ne de karşı tarafça gündeme getirilmediğini,
Tanıklardan Şükrü Elekdağ, anlaşmada Gazexport lehine yeni bir formülün
dercedildiğini, bu şekilde gaz alım maliyetinin yükseltildiğini, bu yapılırken 1996 tarihinde
yapılan anlaşmanın yeni bir formül üzerinden düzenlenerek, 10.12.1996 tarihinin atıldığını,
bu anlaşmada Botaş yetkililerinin imzasının bulunmadığını, yapılan bu işlemin yanlış
olduğunu;
Tanık Hilmi Güler; 10.12.1996 tarihli anlaşmada yer alan F01 li formülün Sıde-
letter ile 18.2.1998 tarihli anlaşmada yapılan değişiklikle F0o lı formül olarak
değiştirilmesinin doğru olduğunu, yanlış olan formülün düzeltildiğini;
Tanık Nevzat Arseven ayrıca, Sıde-letter’ın imzalanması sırasında Rus tarafının
kendisinden teamül gereği olarak sanık M. Cumhur Ersümer’in de imza koymasını
istediğini;
Yine tanık Gökhan Yardım, formül değişikliği iddiaları ortaya çıkınca konuyu
araştırdığını, 11 Ekim 1996 tarihinde Botaş, Gama-Gazprom ve Gazexport arasında
yapılan toplantıda bu formülün yani F0o’lı formülün Botaş tarafından önerildiğini, keza
1996 tarihli sözleşmenin Botaş yönetim kuruluna gönderildiğini, sözleşmenin beş eki
bulunduğunu, bu eklerden bir tanesinin Türkçe olarak sözleşme özetini içerdiğini, o
sözleşme özetinde de F0o’lı formülün yazıldığını, bunun bir göz yanılmasından
kaynaklandığını, Mavi Akım anlaşmasında da aynı yanılgının bulunduğunu, sanık Mustafa
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
101
Cumhur Ersümer’in formül değişikliği hususunda kendisine verdiği herhangi bir talimatın
bulunmadığını;
İfade etmişlerdir.
Aralık 2005 tarihli, “ Mavi Akım ile İlgili Gerçekler “ başlıklı Bakanlık Basın
Açıklamasında “ …18.2.1998 tarihli şahit olarak Cumhur Ersümer’in imzası bulunan Side
letter’da Botaş ile Turusgaz arasında gaz satışını belirleyen formül ile 10 Aralık 1996
tarihini taşıyan ilk sözleşmede… fiyatı belirleyen formülde yer alan yanlışlık
düzeltilmektedir…” ifadesine yer verilmiştir.
Toplanan delillerin bir bütün olarak değerlendirilmesinde:
F0o lı parametrede ağır fuel-oil fiyatı, F01’li parametrede ise hafif fuel-oil fiyatı
esas alınmaktadır. Bu parametrelerden hangisinin lehe ya da aleyhe sonuç doğurup
doğurmayacağı hususunun bilinemeyeceği, petrol fiyatının seyrine göre formülün değişik
doğal gaz fiyatları vereceği, daha önce yapılan 14.2.1986 tarihli anlaşmada da F0o lı
parametrenin kabul edildiği, 30.7.1987 tarihinde yapılan değişiklikte de bu fiyat
formülünün korunduğu, formülün tercihe bağlı olduğu, sanığın F0o lı formülün tercihi için
bir müdahalesi olduğuna dair delil elde edilemediği, elde edilse dahi suçlanmasına yol
açacak bir davranış olarak kabul edilmesinin mümkün olamayacağı sonuç ve kanısına
varılmıştır.
Bu nedenle; olayda ihaleye fesat karıştırma suçunun unsurları bulunmadığı gibi,
görevde yetkiyi kötüye kullanma suçu da subuta ermemiştir.
9 - Eskalâsyon uygulamaları (8.6.1998 tarihli Olur) ve 18.11.1997 tarihli Olura
yönelik iddialar:
Şirketlerin ürettiği elektriği TEAŞ/TEDAŞ’a satacaklarına dair 18.11.1997 ve
eskalasyon uygulamasının yeniden getirilmesine yönelik 8.6.1998 tarihleri taşıyan olurları
imzalayan sanık M. Cumhur Ersümer’in müteselsilen görevde yetkisini kötüye kullanma
suçundan TCK’nun 240. maddesi uyarınca cezalandırılması ve 4616 sayılı Yasanın
gözetilmesi yönündeki suçlamaya gelince:
18.11.1997 tarihli olur EİGM’lüğü tarafından düzenlenmiştir. Olura konu yazı
gerekçesinde; projelerin finansmanının şirketler tarafından temin edildiği, enerji satın alan
kamu kuruluşunun enerji bedeli ödemelerinin 3996 sayılı Kanununun 11.maddesi gereği
Hazine Müsteşarlığı tarafından garanti edildiği, tesiste üretilen enerjiyi yine görevli şirketin
satın alması durumunda böyle bir garanti verilmesinin mümkün olmadığı, enerji
bedellerinin Hazine tarafından garanti edilmemesi durumunda ise, projelerin kredi
temininin zorlaştığı veya mümkün olmadığı, diğer taraftan projelerde özellikle işletmenin ilk
yıllarında kredi geri ödemelerinden dolayı enerji satış fiyatının TEAŞ’tan satın alınması
halinde ödeyecekleri fiyattan daha pahalı olduğu, bu nedenle görevli şirketlerin TEAŞ’tan
satın aldıkları enerji fiyatından daha yüksek bir fiyatla enerji almaya itiraz ettikleri ifade
edilmiştir. Bu gerekçelerin sanık tarafından uygun bulunduğu bu şekilde elektriğin 3096
sayılı kanunun 4.maddesinde öngörüldüğü şekilde TEK’e ya da görevli şirkete satılacağı
kuralının fiili olarak TEK (TEAŞ/TEDAŞ)’ a satılması şekline dönüştürüldüğü, ancak
uygulamanın yasaya aykırı bir yönünün olmadığı görülmektedir.
Eskalasyon uygulamalarına gelince: 8.6.1998 tarihli eskalasyon ile ilgili olur
gerekçesinde, önceki 14.11.1996 tarihli Bakan olurunun uygulamada bazı sorunlara neden
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
102
olduğu, bu olurun 1.maddesinde eskalasyon uygulamasında başlangıç tarihi fiyatlarının baz
alındığı, ancak fizibilite raporlarının bakanlık ve ilgili kuruluşlarca değerlendirilmesi ve
şirketler tarafından revize fizibilite raporlarının hazırlanması tahmin edilenden uzun zaman
aldığı, şirketlerin de eskalasyon uygulanacağını dikkate alarak çalışmaların
tamamlanmasında esnek davrandığı, ayrıca imtiyaz sözleşmesi imzalanmadan projenin
teknik ve ekonomik yapılabilirliği kesinleşmemiş olmakla birlikte Bakanlığın imza
tarihinden önce eskalasyon uygulanması yükümlülüğünü kabul etmiş olduğu belirtilerek bu
tür problemleri çözmek amacıyla sözü edilen olurun alındığı görülmüştür.
Bakanlıktan Yüce Divana gönderilen 2 Mart 2006 tarihli yanıtta, sözleşmelerinde
eskalasyon uygulanmayacaktır denildiği halde, bu olura dayanılarak fiyat artışı getirilen
bir proje bulunmadığının bildirildiği anlaşılmıştır.
Bu itibarla; her iki olurda da hukuka aykırılık görülmemiş, yüklenen suç yasal
unsurları itibarıyla oluşmamıştır.
Yüce Divana sevk tarihi itibarıyla da asli zaman aşımı gerçekleşmiştir.
10 - İkili işbirliği anlaşmaları ile ilgili iddia:
DPT ve Hazine Müsteşarlığı’nın uyarıları dikkate alınmayarak ikili işbirliği
uygulamalarına devam edilmesi, işlemler için ilgili kuruluşların görüşlerine
başvurulmaması ve kamu yararı için rekabet ortamı yaratılmamak suretiyle sanık M.
Cumhur Ersümer’in TCK 240. maddesini ihlal ettiği iddiasına gelince:
Hükümetler arası işbirliği anlaşmaları kapsamında sulama sektöründe sanık M.
Cumhur Ersümer’in Bakanlığı döneminde:
1– İsrail ile 24.3.1998 tarihli ortak bildiri çerçevesinde, Yaylak Ovası Sulama proje
inşaatı,
2– İspanya ile 13.1.1998 tarihinde yapılan mutabakat zaptı çerçevesinde Bozova
Pompaj Sulaması 1. kısım İnşaatı,
3– Avusturya ile Haziran 1996 tarihinde Avusturya Federal Cumhurbaşkanının
ziyareti sırasında sorumlu bakanların anlaştığı belirtilerek,10.10.1997 ve 14.7.1998
tarihlerinde imzalanan mutabakat zaptı çerçevesinde Ermenek HES,
Projelerinin gerçekleştirilmesi için inşaatlara başlanılmış; projelerden birincisine
ait protokol dönemin Devlet Bakanı Işın Çelebi, ikincisi Devlet Bakanı Güneş Taner
üçüncüsüne ait protokol ise dönemin Bakanlık Müsteşarı Yurdakul Yiğitgüden tarafından
imzalanmış ve inşaatlar henüz bitmemiştir.
DPT tarafından DSİ Genel Müdürlüğüne yazılan 20 Kasım 2000 tarihli yazıda
Ermenek Barajı HES projesinin ekonomik olduğu bildirilmiştir.
2886 sayılı Devlet İhale Yasası’nın 89. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak
Bakanlar Kurulu’nun (9.6.1998 gün ve 11624 ve 11625 sayılı ve 29.6.1998 gün ve 98/
11627 sayılı) kararlarıyla, Bozova Sulama, Ermenek HES İnşaatı, Suruç–Yaylak Ovası
Sulama projesi ihale mevzuatı kapsamından çıkarılmıştır.
Hazine Müsteşarlığı tarafından gönderilen 25.5.2006 gün ve 28146 sayılı yazı
ekinde yer alan, ikili işbirliği protokolleri kapsamında yapılan projelerin, kredi
anlaşmalarının kabulüne dair Bakanlar Kurulu Kararnamelerinin incelenmesinde:
Bozova Pompaj Sulaması 1. kısım İnşaatı projesinin, 6.7.2001, 17.9.2004 ve
3.2.2006;
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
103
Yaylak Ovası Sulama Projesinin 14.12.2000, 31.12.2004 ve 19.12.2005;
Ermenek HES Projesinin 31.01.2002 tarihlerinde kredi anlaşmalarının Bakanlar
Kurulu kararları ile uygun bulunduğu anlaşılmıştır.
Yaylak Ovası ve Bozova Sulama projeleriyle ilgili olarak Bakanlar Kurulu kararı
alınması için DSİ tarafından Enerji ve Tabii kaynaklar Bakanlığına yapılan 25.5.1998 ve
28.5.1998 tarihli başvurularda; projeleri gerçekleştirecek konsorsiyumların, DSİ mevzuatı
içerisinde değerlendirildiğinde, teknik ve mali yönden yeterli oldukları da ifade edilmiştir.
Bu projelerin yapılması için, Hazine Müsteşarlığı ve/veya DPT’dan görüş alınması,
ya da tekliflerin anlaşmanın yapıldığı ülkeden rekabet ortamı doğurabilecek biçimde
alınmasının zorunlu bulunduğu veya ikili işbirliği projelerinin uluslararası kredili ihale
yoluyla yapılması gerektiği hususunda mevzuatımızda bir düzenleme mevcut değildir.
Bu itibarla; ikilili işbirliği anlaşmalarıyla ilgili iddialara konu olaylarda görevde
yetkiyi kötüye kullanma suçunun yasal unsurları bulunmamaktadır.
Esasen anlaşmaların imza tarihleri esas alındığında sanığın Yüce Divana sevk
tarihi itibarıyla zaman aşımı süresi de dolmuştur.
11- TEDAŞ’a ait bazı santrallerin işletme hakkı devri ile ilgili iddialar:
TEDAŞ’a ait bazı santrallerin işletme hakkının devri ihalelerinin değerlendirilmesi
aşamasında, sanık M. Cumhur ERSÜMER’in bürokratlar ve ihaleyi alan firmalar üzerinde
kazanmasını istediği firmalar ile kazanan firmaların ortaklık tesis etmeleri için baskı
yapmak ve ihaleleri değerlendirmek üzere ikinci komisyonun oluşturulması için ( 3096
sayılı kanuna ve 85/9800 ve 87/11488 sayılı yönetmeliklere aykırı olarak) talimat vermek
suretiyle ihaleye fesat karıştırma suçunu işlediği ve TCK 205. maddesi gereğince
cezalandırılması iddiasına gelince:
Mülkiyeti kamuya ait üretim, iletim ve dağıtım tesislerinin bazılarının işletme
haklarının belirli bir süreyle özel sektöre devrine imkân veren 3096 sayılı Kanunun 3 ve
5.maddeleri (ile 85/9799, 87/11488 ve 85/9800 sayılı Yönetmelikler) çerçevesinde işletme
hakkı devirlerine ait ilan 24 Kasım 1996 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanmış ve teklifler
3.4.1997 tarihinde alınmıştır.
Aynı gün daha sonra Değerlendirme Komisyonunda da görev yapacak olan 9
kişiden oluşan, “Teklif Açma Komisyonu”, ertesi güne kadar devam eden bir çalışma ile
150 teklifi açmıştır.
Bakan Recai Kutan’ın onayı ile 11.4.1997 tarihinde EİGM Yardımcısı Osman
İlhan’ın başkanlığında 11 kişiden oluşan teklifleri “Değerlendirme Komisyonu” (alt Kurul)
oluşturulmuştur. Komisyon çalışmalarına devam ederken, sanık M. Cumhur Ersümer
30.7.1997 tarihinde Bakan olmuştur.
Komisyonda görüş ayrılığı olduğunu öğrenen sanığın isteği üzerine Komisyon
Başkanı Osman İlhan “Bakanlık Makamına” hitaben yazdığı yazıda, komisyonun yaptığı ve
yapmadığı işleri açıklamış ve bu yazıya Değerlendirme Raporu ve eki görüşleri de
eklemiştir.
Bu yazı üzerine sanığın talimatı ve onayıyla Müsteşar Yurdakul Yigütgüden
Başkanlığında (Müsteşar Yardımcısı Atıf Danışman, EİGM Mustafa Mendilcioğlu, EİGM
Yardımcısı Osman İlhan ve TEDAŞ Genel Müdürü Kadir Ramazan Coşkun’un katılımıyla)
bir üst kurul oluşturulmuştur.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
104
Bu kurulun yasalara aykırı olarak oluşturulduğu iddiası, yasal boşluk bulunması ve
85/9799 sayılı Türkiye Elektrik Üretim İletim Anonim Şirketi ve Türkiye Elektrik Dağıtım
Anonim Şirketi Dışındaki Kuruluşlara Elektrik Enerjisi Üretim Tesisi Kurma ve İşletme İzni
Verilmesi Esaslarını Belirleyen Yönetmelik Hükümleri’ nin 5. maddesinin kıyasen
uygulanmış olması ve ilk komisyonda üç farklı görüşün ortaya çıkıp uzlaşılamaması
nedenleriyle yerinde görülmemiştir.
Sanık Mustafa Cumhur Ersümer’in müdahalede bulunduğu iddiasına konu olan
bölgeler; 5 nolu Çanakkale-Balıkesir; 13 nolu Ankara-Kırıkkale, 14 nolu Konya – Karaman
ve 19 nolu Sivas-Tokat-Yozgat bölgeleridir.
Bu bölgelerde tekliflerin değerlendirilmesi sonucu verilen kararlar 13.2.1997,
7.1.1998, 20.2.1998 ve 20.2.1998 tarihlerinde sanık M. Cumhur Ersümer tarafından
onaylanmıştır.
Tanık Osman İlhan, kendisine taşıyamayacağı kadar bir baskı yapılmadığını,
yönlendirme yapıldığını, Sivas ve Konya bölgeleri ile ilgili sanık Bakan ile doğrudan bir
temasının olmadığını, Şara ve Özkaymak kazansın şeklinde talimat verilmediğini;
Soruşturma komisyonundaki beyanında; sanığın 5. bölgede proje için fizibilite
veren ve Dardanel AŞ’nin sahibi Niyazi Önen’in de yer aldığı Best grubunun durumunu
sorduğunu, “ Niyazi bey benim için çok önemlidir, siyasetimde de önemli bir yeri var.
Seninle daha iyi şartlarda da çalışırız “ dediğini, bu şekilde bu firmanın kazanmasını
empoze ettiğini;
Alt komisyon üyesi tanık Murat Yılmazer, Osman İlhan’ın sanık M. Cumhur
Ersümer’in kendisine şirket ismi vererek, “ bu firmaların durumlarına bakar mısın “
dediğini, ancak firma isimlerini hatırlayamadığını beyan etmiştir.
Keza tanıklardan yine alt komisyon üyesi Mustafa Çetin de benzer şekilde
anlatımda bulunmuş, Murat Yılmazer’e, Osman İlhan’ın, sanık M. Cumhur Ersümer’in bazı
firmaların durumlarını sorduğunu ifade ettiğini belirterek, hatırladığı kadarıyla bu
bölgelerin Balıkesir, Çanakkale, Ankara ve Kırıkkale bölgeleri olduğunu söylemiştir.
Çanakkale- Balıkesir bölgesinde işletme hakkını kazanan Korona firmasının
ortaklarından Recep Buran ve Cemal Eligül benzer beyanlarında, bu bölgenin işletme
hakkının niçin kendilerine verilmediğini bilemediklerini, ihaleyi kazandıktan sonra, başka
bir firmayla ortaklık tesis etmeleri hususunda herhangi bir baskıya maruz kalmadıklarını,
işi alamayınca Bakanlık aleyhine yasal yollara başvurmadıklarını;
Yine aynı firmanın ortaklarından Tanık Yiğit Akbaş, ortaklık tesis edilmesi
hususunda Best firmasıyla görüştüklerini, ancak ortaklık tesis edilmesi için kendilerine
herhangi bir telkin ya da tavsiyede bulunulmadığını,
Tanık Cevdet Çavuşoğlu, 14. bölgenin kendilerine verilmesi için Rahim Özkaymak
isimli kişinin firması ile ortaklık tesis edilmesi hususunda, sözleşme görüşmelerini yürüten
Ahmet Yıldız’ın Bakanlıktan kendilerine baskı yapıldığını ifade ettiğini;
Tanık Pakize Yıldız, işi kazanmalarından sonra, Bakanlıktan, başka firmalarla
ortaklık tesis edilmesi hususunda baskı yapıldığını eşi Nazif ve kayınbiraderinden (Ahmet
Yıldız’dan) duyduğunu;
Tanık Ahmet Yıldız, 14. bölgede İHD için verdikleri teklifte birinci olduklarını,
ancak kendilerine bu güne kadar işi kazandıklarına dair bildirimde bulunulmadığını,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
105
Bakanlık bürokratları ile görüşmelerinden Rahim Özkaymak isimli kişi ile ortaklık tesis
edilmesi hususunda telkinler yapıldığını; ortaklık tesis edilmesi hususunda Rahim
Özkaymak ve iki oğlu ile birlikte yaptıkları ve bir birbuçuk yıl süren görüşmelerde
anlaşmaya varamadıklarını, Müsteşar Yurdakul Yiğitgüden, Müsteşar Yardımcısı Haldun
Danışman ve EİGM’ü Mustafa Mendilcioğlu’nun da Rahim Özkaymak’ı desteklediklerini,
Bakan’ın da bu kişiye söz verdiğini söylediklerini, hatta, Konya Göksu santrali
rehabilitasyon projesini kazanmalarına rağmen işin bir türlü neticelenmemesi üzerine,
EİGM’ü Mustafa Mendilcioğlu’nun kendisine “ Konya işini Özkaymaklar ile halletmedikçe
bu işin olması mümkün değil, unut dediğini; birden fazla yaptığı görüşmelerde sanığın aynı
telkinlerde bulunduğunu;
Tanık Rahim Özkaymak ise, Ahmet Yıldız’ın beyanlarını doğrulamamış, 3.2.1998
tarihli ortak Girişim Protokolü imzalandığını, bu protokol gereğince, Ahmet Yıldız ve Şükrü
Koçoğlu’nun % 36 paya, Konya grubu olarak kendilerinin da % 64 paya sahip olacağının
kararlaştırıldığını, ancak Ahmet Yıldız’ın tutarsız tavırları nedeniyle ortaklığın
gerçekleşmediğini ifade etmiş;
Tanık Şükrü Koçoğlu, Rahim Özkaymak‘ın anlatımları doğrultusunda
açıklamalarda bulunmuş;
Tanık Fevzi İşbaşaran da tanık Ahmet Yıldız ile sanık Mustafa Cumhur Ersümer’in
iki defa görüşmelerini sağladığını, ancak bu görüşme sırasında Rahim Özkaymak ile ortak
olmaları hususunda bir konuşma geçmediğini,
Tanık Ahmet Yıldız’ın içinde bulunduğu konsorsiyum ortaklarından tanık Eşref
Selçuk Ural ise, kendilerine Rahim Özkaymak isimli kişinin kurduğu ( SEDAŞ AŞ) firmaya
ortak olmaları hususunda bir baskı yapılmadığını, Sedaş AŞ’yi bölge şirketi olması ve
finansal kaynak olarak kullanılması için ortak olarak almayı uygun gördüklerini, ancak
şirket kuruluşunda, hisse dağılımları ile ilgili olarak sıkıntı yaşandığını, Ahmet Yıldız’ın
karşı çıktığını,
Söylemişlerdir.
5.görev bölgesinde, Korona Mühendislik Elektrik Sanayi Ticaret AŞ, Yiğit Akbaş,
Recep Burhan ve Cemal Eligül’den oluşan konsorsiyum birinci olmuştur.
Bu bölge için aralarında Best “ isimli pilot firmanın bulunduğu, sekiz oluşumun
teklif verdiği, bu firmanın ortaklarının da Çanakkale Seramik, Çanakkale Dardanel,
Çanakkale Ticaret Odası, Çanakkale Sanayi Odası ve Tedaş çalışanları olduğu
görülmüştür.
Yukarıda kısaca anlatımlarına yer verilen Osman İlhan, Murat Yılmazer ve Mustafa
Çetin’in birbirlerini tamamlayan beyanlarından sanığın kazanmasını istediği firmayı,
teklifleri değerlendirme komisyonu başkanına bildirdiği, bu şekilde değerlendirme
komisyonunun özgürce karar alma sürecine müdahalede bulunduğu, ancak Komisyonun
herhangi bir firma tespiti yapmadan, üst komisyon oluşturulmak suretiyle görevine fiilen
son verildiği, üst komisyon tarafından da sanığın istediği firma olan Best pilot firmasının
değil Korona AŞ önderliğindeki konsorsiyumun birinci olarak tespit edildiği belirlenmiştir.
Mevcut deliller sanığın ihaleye Best grubu lehine müdahale ettiğini sabit kılmıştır.
Tanıklar Ahmet Yıldız, Cevdet Çavuşoğlu ve Pakize Yıldız’ın ayrıntılı ve oluşa
uygun beyanlarından, özellikle tanık Ahmet Yıldız’ın sanık Bakan’la görüşme ihtiyacı
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
106
duyması, tanık Fevzi Başaran’ın beyanına göre de iki kez görüşmeleri, Konya-Karaman
Bölgesinde sanığın bazı firmalar lehine baskı ve müdahalelerde bulunduğunu kabul için
yeterli delil olarak değerlendirilmiştir.
Ancak, sanığın baskı yaptığı subut bulan bu bölgelerdeki işletme hakkı devirleri için
gerekli olan Bakanlar Kurulu kararları ETKB’nın 11 Mart 2005 tarihli Yüce Divana
gönderdiği yazıdan da anlaşıldığı üzere çıkarılamamış, fiili devirler yapılamamıştır.
Dolayısıyla olayda herhangi bir kamu zararı oluşmamıştır.
Fiiller işlendiği tarih itibarıyla ihaleye fesat karıştırma suçunu oluşturmamakla
birlikte, görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçu yönünden ayrıca değerlendirilmesi
gerekmektedir.
1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Yasanın 257/1 maddesinde yer alan
görevde yetkinin kötüye kullanılması suç tipinin oluşması için, bir mağduriyetin olması veya
kamu zararına neden olunması ya da kişilere haksız bir kazanç sağlanması gerekmektedir.
5. bölgede sanığın lehine müdahalede bulunduğu firmanın kazandırılmaması ve bu
sonucun sanık tarafından onaylanması ve bir yargı kararının araya girmesiyle sözleşme
imzalanamaması nedeniyle fiil yeni düzenlemedeki unsurlar açısından suç
oluşturmamaktadır.
14. bölgede ise, sanığın işletme hakkıyla ilgili ihaleyi kazanan Ahmet Yıldız’a bir
ortaklık kurması için baskıda bulunduğu, adı geçen önderliğindeki konsorsiyumun
oluşturduğu sermaye şirketiyle sözleşme imzalamayarak mağduriyetine sebebiyet vermek
suretiyle hem suç tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı TCK’nun 240 hem de 5237 sayılı
TCK’nun 257/1 maddesinde düzenlenen görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunu işlediği
sabit olmuştur.
Suç, 4616 sayılı Yasa kapsamında kaldığı gibi, işlendiği tarih ve Yüce Divana sevk
tarihi itibarıyla zamanaşımına da uğramıştır.
12- Yap işlet santralleri ile ilgili iddialar:
Yİ Modeli ile yapılması öngörülen İskenderun ithal kömür, Ankara, Gebze,
Adapazarı ve İzmir (Aliağa) doğal gaz santralleri için firma teklifleri alındıktan sonra,
değerlendirilmesi, sözleşme imzalanması, açıklama tutanakları ve değişiklik protokolleriyle,
ihale usul ve esaslarına aykırı işlemler yapıldığı, ihale teklif ve bazının bozulduğu, yapılan
müdahalelerle rekabetin önlendiği, firmalar lehine haksız kazanç sağlandığı, bu şekilde
ihaleye fesat karıştırıldığı ve sanık M. Cumhur Ersümer’in TCK 366,205 ve 80. maddeleri
gereğince cezalandırılması iddiasına gelince:
Danıştay’ın Yİ Modeliyle yapılması kararlaştırılan santrallerin işlemlerinin
yürütülmesini durdurması üzerine ve sanığın bakan olmasından sonra 4283 sayılı Yasa
çıkarılmış, geçici 1. maddesi gereğince de Yİ Değerlendirme Komisyonu değerlendirme
çalışmalarına tekrar başlamıştır.
Değerlendirme Komisyonu 1.10.1997 tarihli raporunu TEAŞ Yönetim Kuruluna
sunmuş, Yönetim Kurulu da 3.10.1997 tarihli kararı ile projelerin verileceği firmaları tespit
etmiş; Bakanlık tarafından tesis kurma ve işletme izni verilmesinden sonra, sözleşme
taslaklarının teklif mektuplarına göre yeniden düzenlenmesi amacıyla “ Yap İşlet
Komisyonu “ kurulmuştur.
İddia esas itibarıyla üç ana başlık altında toplanmaktadır:
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
107
Birincisi; tekliflerin değerlendirilmesi aşamasında Müsteşar Yurdakul
Yiğitgüden’in değerlendirme komisyonunun bazı üyelerini ziyaret etmesi, 22.9.1997
tarihinde TEAŞ Genel Müdürü Zeki Köseoğlu’na gönderdiği kanuni olmayan imzasız faks
yazısında “ Yap İşlet Santrallerinin Sonuçlandırılmasında Uygulanacak Esaslar “ başlıklı
değerlendirme sırasında dikkate alınması gereken bazı kıstaslara yer verilen talimat;
İkincisi; tekliflerin sonuçlandırılmasında 4283 Sayılı yasa ve ilgili yönetmelik
hükümlerine aykırı olarak, santral yapımları şirketlere birincilik sırasına göre değil özel
tercihlere göre verilmesi;
Sonuncusu da; şartnamede öngörülen 1000 mw kapasitenin bir firmanın teklifini
değerlendirmek amacıyla, önce 21.12.2998 tarihinde 1100 mw’a, bir gün sonra da 1210
mw’a çıkarılması ve işi alan firmanın yıllık üretim miktarları ve çalışma saatlerine ilişkin
sonradan verdiği tekliflerin Yönetmeliğin 17. maddesine aykırı olarak kabul edilmesidir.
4283 Sayılı Kanun hükümlerine göre tekliflerin değerlendirilmesi aşamasında tüm
yetki TEAŞ’a aittir.
Zira 4283 Sayılı Yasanın 3. maddesinde belirtildiği üzere alınan teklifler, TEAŞ
tarafından bu Kanun ve yukarıda sözü edilen Yönetmelik hükümleri çerçevesinde
değerlendirildikten sonra teklifi uygun görülen üretim şirketine tesis kurma ve işletme izni
verilmek üzere Bakanlığa bildirilecektir.
Bakanlık, değerlendirme aşamasında görevini aşarak, Müsteşarlık Makamından
TEAŞ Genel Müdürüne komisyonun değerlendirme çalışmalarında dikkate almasını istediği
faks talimatını göndermiş ve Genel Müdür de talimatı Yİ Değerlendirme Komisyonuna
ulaştırmıştır.
Bu talimatla, işe yeterliliği olmayanlara avantaj sağlanmakta ve Değerlendirme
Komisyonunun görevine müdahale edilmektedir.
Tanık İhsan Gediz Lekesiz, Fizibilitelerin değerlendirilmesi aşamasında Müsteşar
Yurdakul Yiğitgüden ve bir müsteşar yardımcısının Komisyon üyelerini ziyaret ederek,
kimin birinci olacağını öğrenmeye çalıştıklarını ve bunun ilk defa olduğunu söylemiş,
ziyareti dönemin TEAŞ Genel Müdürü tanık Mehmet Zeki Köseoğlu da kaçamaklı olarak
doğrulamıştır.
Öte yandan, TEAŞ Yönetim Kurulu “ Gebze, İzmir ve Adapazarı doğal gaz
santrallerinin en uygun teklif veren INTERGEN-ENKA konsorsiyumuna; İskenderun
Santralinin, serbest bölge dışında bir yerde arazi temin etmesi ve bir maliyet artışı talep
etmemesi ve birinci firmanın fiyatına inmesi kaydıyla SIMENS-STEAG konsorsiyumuna;
Ankara Doğal Gaz santralinin teklif sahibinin birinci olan firmanın teklif fiyatına inmesi
kaydıyla, NATIONAL POWER-BAYINDIR-MİMAG konsorsiyumuna verilmesine “ yönelik
3.10.1997 tarihli kararı almıştır.
Bu karar sanık M. Cumhur Ersümer tarafından 24.10.1997 tarihinde uygun
bulunarak, aynı tarihte firmalara ruhsat ve izin verilmiştir.
Yap İşlet modeli İle Elektrik Enerjisi Üretim Tesislerinin kurulması ve İşletilmesi İle
Enerji Satışının Düzenlenmesi Hakkında 97/ 9853 sayılı Yönetmeliğin 26 ncı maddesinde
“…alınan teklifler TEAŞ tarafından değerlendirildikten sonra, uygun teklif belirlenerek,
ilgili üretim şirketine tesis kurma ve işletme izni verilmek üzere Bakanlığa gönderilir…”
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
108
denilmesine karşın, sanık tarafından TEAŞ Yönetim Kurulu’na yapılan müdahaleler sonucu
olarak, değerlendirmede birinci gelmeyen şirketin uygun teklif verdiği tespiti yapılmıştır.
Nitekim tanıklardan;
Mehmet Zeki Köseoğlu, TBMM Soruşturma Komisyondaki beyanında; “…bakanın
kendilerine, santrallerden üçünü Amerikalılara, bir tanesini Almanlara, bir tanesini de
İngilizlere verin dediğini…”ifade etmiştir.
Duruşmadaki yeminsiz anlatımında, Soruşturma Komisyonundaki beyanını kısmen
doğrulayarak zaman zaman bakanlık ve müsteşarlık makamlarıyla konuşmaları olduğunu
söylemiştir.
Birsel Sönmez, sanığın bu işi bölün, böyle büyük santraller ve büyük işler başbakan
ya da bakanın haberi olmadan kimseye verilemez dediğini,
Necip Timuçin Tümer ve Nedim Seçkin Ülgen de Genel Müdür Mehmet Zeki
Köseoğlu’nun sanıkla temasta olduğunu, Bakan’ın talimatı varsa ona söylediğini ve Genel
Müdür tarafından iletildiğini;
İfade etmişlerdir.
Tanık beyanları ve faksla verilen talimat içeriği sanığın müdahalesini açıkça ortaya
koymakta ve subuta erdirmektedir. Müdahaleler sonucunda birinci sıraları alan
konsorsiyumlar mağdur edilmiş, ikinci sırada olan firmalara ise menfaat sağlanmıştır.
Diğer taraftan; sanık, TEAŞ Genel Müdürü Zeki Köseoğlu ve Genel Müdür
Yardımcısı Muzaffer Selvi vasıtasıyla Yönetim Kurulunun 22.12.1998 tarihli kararı almasını
sağlamış, bu suretle İskenderun ithal kömür santralinin kapasitesi şartnameye aykırı olarak,
şirketin istemi doğrultusunda, 1100 megavattan 1210 megavata çıkarılmış; yıllık üretim
miktarları (bu şekilde firmanın garantili elektrik alım kapasiteleri) artırılmış ve çalışma
saatleri firma lehine değiştirilmiştir. Yapılan bu işlem 97/9853 Sayılı Yönetmeliğin 17.
maddesine ve Şartnamenin 18. maddesine aykırı olup kamu zararı oluşturan ve firmaya
menfaat sağlayan işlemlerdir.
Sözleşme tasarısında yapılan bu değişiklikten sonra tasarı ve ekleri, Hazine
garantisi işlemleri için Hazine Müsteşarlığına gönderilmiş, konuyu inceleyen Hazine
Müsteşarlığı, TEAŞ’a hitaben yazdığı 30.12.1998 tarihli yazıda, diğer bazı çekinceler
yanında santral kapasitesinin Yönetim Kurulu kararıyla 1100 den 1210 MW çıkarıldığını,
ihaleye Bakanlar Kurulu kararı ile çıkıldığını, kapasitenin yönetim kurulu kararı ile
değiştirildiğini bunun yanlış olduğunu belirtmiştir.
Bu konuda tanık olarak dinlenen;
Nedim Seçkin Ülgen, sözleşme görüşmeleri yapılırken şartnameye uygun olmayan
bazı değişiklerin yapıldığını, şartname ile bir bağının kalmadığını, sözleşmelerin, şartname
eki sözleşmeye ya da yapılan ihaleye atıf yapılmadan tamamen bağımsız sözleşmeler olarak
imzalanıp, yönetim kurulunun da onayı ile yürürlüğe konulduğunu;
Keza adı geçen tanık dosya arasında bulunan ve 18.1.2001 tarihinde “ Beyaz Enerji
“ soruşturması kapsamında sanık sıfatıyla alınan ifadesinde de İskenderun Santrali’nin
kapasitesinin 1210 MW çıkarılmasının şartnameye aykırı olduğunu, şartnamede 1210 mw
gücünde bir santral gösterilmiş olsaydı, ihaleye katılan firma sayısının daha fazla
olabileceğini;
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
109
Sözleşme görüşmelerini yürüten komisyonun üyeleri olan İhsan Gediz Lekesiz, Saba
Soytekin, Mehmet Hergül Yazar, İskenderun Santrali’nin kapasitesinin 1000 megavattan
1210 megavata çıkarılmasının şartnameye aykırı olduğunu;
İfade etmeleri ve TEAŞ Yönetim Kurulunun 21.12.1998 tarihli toplantısında,
santralin kurulu gücünü 1100 mw olarak belirlediği halde, bir gün sonra kendiliğinden
toplanarak, kapasitesini şartnameye aykırı olacak biçimde 1210 mw’a çıkartması ve
firmanın teklif tarihinden sonra verdiği mektuptaki yıllık üretim miktarlarını ve çalışma
saatlerini kabul eden ve firmaya çıkar sağlayan kararları alması karşısında, yapılan büyük
çaptaki değişikliklerin TEAŞ yönetim Kurulunun inisiyatifi ile yapılamayacağı, tanıklar
TEAŞ yönetim Kurulu üyeleri Birsel Sönmez ve Necip Timuçin Tümer’in beyanlarında
söyledikleri gibi, TEAŞ Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Köseoğlu
aracılığıyla sanık tarafından yaptırıldığı subuta ermiştir.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı sıfatıyla sanığın ilgili kuruluş statüsünde olan
TEAŞ üzerinde gözetim, denetim ve ayrıca Genel Müdürü ile Yönetim Kurulu başkanını ve
dört üyesini atama yetkisi bulunmaktadır.
Yönetmeliğin 26. maddesi ne TEAŞ’a ne de Bakanlığa keyfi karar alma yetkisi
vermiştir; hukuka aykırı hiçbir işlemi de korumaz. Dolayısıyla uygun teklifi belirleme ve
kabul edip etmeme yetkisi hukuka aykırı biçimde kullanılamaz. Nitekim sanık bunu bildiği
için yönlendirme amaçlı müdahalesini tekliflerin değerlendirilmesi aşamasında yapmıştır.
Sanığın sübut bulan fiilleri, suç tarihinde yürürlükte bulunan TCK 205.
maddesindeki ihaleye fesat karıştırma suçunun oluşmasında aranan, Devlet zararı unsuru
gerçekleşmemiştir. Zira kazandırılan firmalar birinci gelen konsorsiyumun teklifine inmeyi
kabul ettikleri için Devletçe bir zarar doğmamıştır. Bu nedenle bu suçun unsurları
oluşmamıştır.
Ancak, fiiller hem suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 hem de 5237 sayılı TCK’
daki görevde yetkinin kötüye kullanılması suçunu oluşturmaktadır.
Fakat suçlar işlendikleri tarihler (22.9.1997, 3.10.1997 ve 22.12.1998) itibarıyla
4616 sayılı Yasa kapsamında kaldığı gibi, lehe hüküm olan 765 sayılı TCK 102/4
maddesinde öngörülen zamanaşımı sanığın Yüce Divana sevk tarihi itibarıyla dolmuştur.
13- Mavi Akım sözleşmesi ile ilgili iddialar:
Mavi Akım projesiyle ilgili olarak Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 3.12.2003
gün ve 341–385 sayılı kararıyla TCK’nun 240. maddesi uyarınca mahkûmiyetlerine karar
verilen Botaş Yönetim Kurulu Başkan ve Üyelerinin cezalandırılmasına konu olan
eylemlerin (Bakanlıkça ihale yöntemi, fiyatlandırma, inşaa durumu vb. konularda
BOTAŞ’dan detaylı bilgiler istendiği dikkate alınarak) sanık M. Cumhur Ersümer hakkında
da geçerli olduğu ve TCK 240. maddesine göre cezalandırılması gerektiği iddiasına
gelince:
Yüce Divana sevk kararının atıf yaptığı Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 2002/
341 esas sayılı dosyasındaki fiiller başlıca iki grupta toplanmaktadır.
İlki, Mavi Akım projesinin ihalesiz OHS konsorsiyumuna verilmesi ve Erzurum -
İmranlı, Kayseri-İmranlı hattı yerine Doğubeyazıt-Erzurum hattı yapım fiyatı esas alınmak
suretiyle 75.000.000 ABD doları pahalıya yaptırılmasıdır.
Diğeri ise koşulları oluşmadığı halde konsorsiyuma avans ödemesi yapılmasıdır.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
110
Ankara–Samsun Doğal Gaz Boru Hattı inşaatı ihale işlemleri ile ilgili olarak,
BOTAŞ Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Yardım, Yönetim Kurulu Üyeleri
Hayri Nadir Bıyıkoğlu, Uğur Başer, Kutluhan Çınbay ve Arif Bilal Uzuner’in
hükümlülüklerine dair Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 3.12.2003 gün ve 341-385 sayılı
kararı temyiz incelemesi sonucu, 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK
hükümleri karşısında yeniden değerlendirme yapılması için bozulduğu, yeniden yapılan
yargılamada alınan bilirkişi raporuna itibar edilerek tüm sanıkların beraatlerine karar
verildiği, kararın kesinleşmediği, Mahkemenin 18.1.2007 günlü yazısı ekindeki duruşma
tutanağının incelenmesinden anlaşılmıştır.
Toplam 16 milyar m³ doğal gaz alımını içeren ve 25 yıl süreli olması öngörülen
Rusya Federasyonu doğal gazının, Karadeniz üzerinden Türkiye’ye nakline dair 15 Aralık
1997 tarihinde (Türkiye adına dönemin Bakanı sanık M. Cumhur Ersümer ve Başbakanı
Mesut Yılmaz tarafından) imzalanan doğal gaz sevkiyatına yönelik Hükümetlerarası
anlaşma, TBMM tarafından uygun bulunarak, 12 Mayıs 1998 gün ve 23340 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanmıştır.
Sözleşmesinin 3. maddesine göre, boru hattı Rusya Federasyonu topraklarında ve
Karadeniz altında RAO Gazprom tarafından, Türkiye Cumhuriyeti topraklarında (Samsun–
Ankara arasında) RAO Gazprom’un ana inşaat şirketi ve Türk şirketleri ile oluşturulan
konsorsiyum tarafından yapılacaktır. Sözleşmede ihaleyle ilgili bir hüküm
bulunmamaktadır.
Rusya Federasyonu inşaat şirketi (Stroytransgaz) 18.12.1997 tarihinde Türk
ortaklarını bildirmiş ve bu şekilde OHS konsorsiyumu oluşturulmuş, bir başka firmadan
(Tümaş) fizibilite alınarak, daha sonra oluşturulan alt ve üst komisyonlar vasıtasıyla
pazarlık görüşmeleri yapılarak inşaat bedeli belirlenmiş, OHS konsorsiyumu ile Botaş
arasında 5.5.1999 tarihinde, yapılacak işin ana esaslarını belirleyen sözleşme
imzalanmıştır.
Kanun hükmü haline getirilen sözleşmenin 3. maddesi dikkate alındığında işin olası
pahalı yaptırılması, usulsüzlükler ve kanunsuzlukların dışarıda tutulmak üzere Botaş
tarafından ihale yapılmadan pazarlık usulüyle verilmesinde hukuka aykırılık
bulunmamaktadır.
İşin pahalı yaptırıldığı iddiasıyla ilgili olarak Ankara 9. Asliye Ceza
Mahkemesi’nin (2006/ 291 esas sayılı ) dosyasında mevcut olup bir örneği de Yüce Divan
dosyasına gönderilen 11.12.2006 tarihli bilirkişiler raporunda yapılan değerlendirmelere
bağlı olarak Samsun – Ankara Boru Hattının, Erzurum-İmranlı Boru Hattı’na göre daha
pahalı yaptırıldığını söylemenin mümkün olmadığı, bu hattın pahalı yaptırıldığı şeklindeki
iddianın yerinde görülmediği görüşü bildirilmiştir. Dosyada, bu hattın pahalı yaptırıldığı
iddiasını kanıtlayacak hiçbir delil mevcut değildir.
Koşulları oluşmadığı halde avans ödemesi yapıldığı iddiasına gelince:
Dosyadaki bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesi sonucunda: Öncelikle
taraflar arasında yapılan ticari anlaşmada, avans ödenmesiyle ilgili bir düzenleme ve avans
ödenmesini belirli koşulların gerçekleşmesine bağlayan bir hüküm yer almamaktadır.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
111
Avans ödemesi koşulları 26.11.1998 günlü ve 669/7 sayılı Botaş Yönetim Kurulu
toplantısının (A) bendinde alınan kararda tespit edilmiştir. Bu karar 5.5.1999 tarihli
sözleşmenin 5. maddesine aynen yansıtılarak her iki tarafça imzalanmıştır.
Rusya- Samsun arasındaki deniz geçişinin finansmanının temin edilmesi ve buna ait
malzeme siparişlerinin verildiğine ilişkin teyitlerin alınmasına ilişkin koşulların uzun süre
yerine getirilememesi ve ancak inşaatın tamamlanabilmesi için gerekli olan avans
ödemesinin temini amacıyla Botaş Yönetim Kurulu 14.07.1999 gün ve 692/4 sayılı kararı ile
avans ödenmesine yönelik 26.11.1998 günlü kararı iptal ederek, yeni bir karar almış ve bu
karar 30.7.1999 tarihli yeni sözleşmenin 5. maddesine aynen geçirilmiştir (ek: B/261).Buna
göre; hattın Gazprom’dan kaynaklanan nedenlerden dolayı gerçekleşmemesi halinde
sözleşmenin ekinde yer alan Gazeksport tarafından verilen garanti uyarınca avans
ödemesinin yürürlükte olan Botaş-Gazeksport kontratıyla ilgili ödemelerden mahsup
edilmesi koşuluyla avans ödemesi yapılması kararlaştırılmıştır.
Bu hüküm uyarınca 31.07.1998 ve 30.07.1999 tarihlerinde toplam 50.962.500 dolar
avans ödenmiş, bu miktar kadar da banka teminat mektubu alınmıştır.
Yapılan bu uygulamadaki amacın, işin bir an önce bitirilmesini sağlamak olduğu
belirlenmiştir.
Bu itibarla; olayda OHS konsorsiyumuna haksız çıkar sağlandığına dair delil elde
edilememiştir.
14- Anlaşmaların TBMM’ne sunulmaması:
Bakanlar Kurulundan alınan bir yetki ile hareket edilmesine rağmen, 18.2.1998
tarihinde yapılan anlaşmaların ve Sıde letter’ın Resmi Gazete’de yayımlanmaması ve
TBMM’nin bilgisine sunulmaması eyleminden dolayı sanık M. Cumhur ERSÜMER
hakkında TCK 230. maddesinden cezalandırılması iddiasına gelince:
Milletlerarası anlaşma doktrinde; uluslararası hukuk kişileri arasında, uluslararası
hukuka tabi, hukuki sonuçlar doğurmak üzere meydana gelen irade uyuşması, olarak
tanımlanmaktadır. Uluslararası hukuka tabi olma anlaşmanın önemli bir unsurudur. Zira
devletler özel kişiler gibi davranıp, örneğin bazı alım-satım veya yatırım sözleşmelerini iç
hukuk kurullarına tabi olarak yapabilirler. Bu işlemlerin milletlerarası anlaşma
sayılamayacağı ise şüphesizdir.
Batı hattından ek gaz alım anlaşmalarının bir tarafı, ortakları arasında Rusya
Federasyonu’nun doğal gaz satış şirketi de bulunan TURUSGAZ, diğer tarafı Botaş’dır.
Her ikisi de Türk şirketidir.
Milletlerarası anlaşma tanımı dikkate alındığında, yapılan bu anlaşmaların
milletlerarası bir anlaşma olmadığı açıkça anlaşılmakta, dolayısıyla TBMM’nin bilgisine
sunulması zorunluluğu da bulunmamaktadır.
Kaldı ki olayda herhangi bir kamu zararı doğmadığı veya kişilere haksız bir çıkar
sağlanmadığı ya da mağduriyete neden olunmadığından TCK’nun 257. maddenin 2.
fıkrasında yer alan görevi ihmal suçunun unsurları bulunmamaktadır. Ayrıca zamanaşımı
da gerçekleşmiştir.
15- YİD santrallerine yakıt farkı ödenmesi hakkındaki iddia:
Sanık Mustafa Cumhur Ersümer’in YİD santrallerine aylık program miktarlarından
fazla üretim yaptırılmasına ve Elektrik Enerjisi Fonu’ndan 117.302.290,62 ABD Doları
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
112
yakıt farkı ödenmesine neden olmasından dolayı TCK’nun 205 maddesinden
cezalandırılmasına ilişkin iddiaya gelince:
Tanıklar Gökhan Yardım, Muzaffer Selvi ve Emine Gülseren Kamçı’nın da ifade
ettikleri gibi, Botaş sözleşme hükümlerine göre YİD santrallerine doğal gaz vermekle
yükümlü olup, tersi durumda Hazine garantisi nedeniyle tazmin söz konusu olabilecektir. Bu
nedenle kesilebilir müşteri statüsünde olmayan YİD santrallerine öncelikle gaz verme
zorunluluğu bulunmaktadır. Hamitabat ve özel sektöre ait bazı santraller, doğal gazdan
ayrı olarak motorinle çalışabilmektedir. O dönemde Batı hattından alınan gazda azalma
olması ve Cezayir’den gelecek olan LPG taşıyan gemilerin gecikmeleri ve elektriğe duyulan
ihtiyaç üzerine, ikincil yakıtla çalışmaları mümkün olan YİD santrallerine ikincil yakıtla
çalıştırılması talimatı verilmiş, Tüpraş 400 denilen ikincil yakıtın kullanılması nedeniyle
ortaya çıkan maliyet farkının ödenmesi gündeme gelmiştir.
TEAŞ’ın Botaş’a gönderdiği 21.12.1999 tarih ve 1551 sayılı ve 5.1.2000 tarihli 23–
29 sayılı yazılardan da olayın bu şekilde gerçekleştiği, doğal gazın ikincil yakıtla çalışma
özelliği bulunmayan santrallere yönlendirildiği ifade edilmiştir. TEAŞ ve Botaş arasında
ödemenin kimin tarafından yapılacağı konusunda anlaşmazlık çıkınca ve Elektrik Enerjisi
Fonu(EEF) yönetmeliği bu tür durumlarda ödeme yapma imkânı vermediği için, Yönetmelik
Bakanlar Kurulunun 18.7.2000 tarih ve 2000/ 1057 sayılı kararıyla değiştirilmiş ve
23.8.2000 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. EEF Yönetim Kurulu 10.8.2000
tarihinde aldığı kararla Ocak, Şubat ve Mart ayları için toplam 117.302.290.62 ABD
Dolarının Fon tarafından ödenmesine karar vermiş, Yönetmeliğinin 8. maddesi gereğince
de bu karar fonun ita amiri sıfatıyla sanık M. Cumhur ERSÜMER tarafından onaylanmıştır.
Diğer taraftan, YİD santrallerine aylık program miktarından fazla üretim
yaptırıldığı iddiası, öngörülenden fazla üretim yaptırılmadığına ilişkin dosyada mevcut
TEİAŞ Genel Müdürlüğünün 10.5.2004 gün ve 236 sayılı yazıları karşısında yerinde
görülmemiştir.
Görüldüğü üzere yapılan işlemlerin hukuka aykırı olduğuna ve Devlete zarar
verdiğine dair deliller elde edilememiş; esasen olayda TCK’nun 205. maddesindeki ihaleye
fesat karıştırma suçunun yasal unsurları da bulunmamaktadır.
B- Sanık Zeki Çakan’a isnat edilen iddialar:
1- Hatalı enerji politikalarının sürdürüldüğü, bu cümleden olarak;
a- Sanık Zeki Çakan’ın; yapılan doğal gaz anlaşmaları arz fazlasına sebep
vermesine rağmen, plansız programsız politikaları devam ettirdiği; zamanındaki
uygulamalarla Devleti büyük kamu zararlarına uğrattığı;1997 yılı ve sonrası Bakanlık
kontrol ve sorumluluğunda yürütülen otoprodüktör uygulaması, normal amaç ve işlevi
dışına çıkarılarak serbest sanayici santralleri haline dönüştürüldüğü, gereğinden fazla
otoprodüktör santraline izin vererek atıl kapasite oluşmasına ve kamu zararı doğmasına
sebebiyet vererek, görevin gerektirdiği faaliyetleri yapmamak suretiyle Devlet alım satımına
fesat karıştırıp satıcı firmalar lehine çıkar sağlayarak TCK’nun 205. maddesini ihlal ettiği;
b- 9.11.2001 tarihinde göreve başlayan Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu’na
(EPDK) ait münhasır yetki Bakanlık tarafından kullanılarak yetki aşımında bulunmak
suretiyle, TCK’nun 240. maddesine aykırı davranarak görevini kötüye kullandığı;
İddialarına gelince:
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
113
(a) bendinde yer alan iddianın değerlendirmesinde:
Türkiye’nin imzaladığı uluslararası doğal gaz anlaşmalarına bakıldığında sanığın
Bakanlığı döneminde herhangi bir doğal gaz anlaşması imzalanmadığı tespit edilmiştir.
4628 sayılı Elektrik Piyasası Yasasının 1. ve Elektrik Piyasası Şebeke
Yönetmeliğinin 4. maddesinde otoprodüktör, esas olarak kendi elektrik enerjisi ihtiyacını
karşılamak üzere elektrik üretimi ile iştigal eden tüzel kişilik olarak tanımlanmıştır.
Sanık Zeki ÇAKAN’ın Bakanlığı döneminde 2001 yılında 146.56 MW toplam kurulu
gücü olan 18 adet, 2002 yılında ise toplam kurulu gücü 735.20 MW olan 21 adet olmak
üzere toplam 39 adet otoprodüktör santrali tesisi izni verilmiş, 2001 yılında üçü, 2002
yılında da dokuzu işletmeye geçmiş, sözleşmelerde alım yükümlülüğü bulunmamasına
rağmen elektrik arz sıkıntısı yaşandığı Aralık 2001- Şubat 2002 tarihleri arasında
sözleşmesi imzalanan AK Enerji AŞ’nin Uşak’ta bulunan otoprodüktör santralinden toplam
5.09 milyon kWh (KDV hariç 4666.247.4555.093 Tl karşılığı ) elektrik alımı yapılmış, bu
tarihten sonra Bakanlığı süresinde otoprodüktör santrallerinden başkaca alım
yapılmamıştır.
TEİAŞ’ın 9.9.2005 günlü ve 1759 sayılı yazılarında, 2001 ve 2002 yıllarında kamu
santrallerinde otoprodüktör santrallerinden kaynaklanan atıl kapasite oluşmadığı
bildirilmiştir.
Tanıklar dönemin Enerji İşleri Genel Müdür Yardımcıları Budak Dilli ve Metin
Başlı, TEDAŞ Genel Müdür Yardımcısı Ömer Esirgemez ve Termik Santraller Daire
Başkanı Tuncay Derman, 1999–2001 yılları arasında kamunun elektrik ihtiyacını
karşılamak üzere otoprodüktör santrallerinden üretim fazlası elektriğin satın alındığını
söylemişlerdir.
Bu itibarla, hiçbir delille desteklenmeyen iddianın esasen ihaleye fesat karıştırma
suçuyla da bir ilgisi bulunmadığı açıkça görülmektedir.
(b) bendinde yer alan iddianın değerlendirmesine gelince;
3.3.2001 tarihinde 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu (EPK) yürürlüğe
girmiştir.
Bu Kanunun geçici 3.maddesi Bakanlığa, Kurulun oluşumuna ve Yasanın
öngördüğü yönetmelikler yürürlüğe girinceye kadar elektrik enerjisi arz güvenliği açısından
acil hallere münhasır olmak üzere gerekli önlemleri alma yetkisini vermiştir.
Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu 9.11.2001 tarihinde göreve başlamış ve
Bakanlığın Yasanın geçici 3. maddesindeki otoprodüktör lisansı vermesi dahil tüm yetkileri
Kurula geçmiştir.
Bakanlığın yetkisi sona ermiş ve Bakanlık Hukuk Müşavirliğince de bu doğrultuda
görüş bildirilerek yetkinin Kurula geçtiğine dikkat çekilmiş olmasına ve Kurulun da bu
mahiyetteki yazısına rağmen, sanık Zeki Çakan otoprodüktör santrali sözleşmeleri için
olurlar vermiştir.
Bakanlık Hukuk Müşavirliğinin aksi görüşünden sonra dahi 2.8.2002 tarihine kadar
sanık tarafından verilen olurlar üzerine 13 otoprodüktör sözleşmesi imzalanmıştır.
Dönemin EİGM Selahattin Çimen’in anlatımları oluşa ve mevzuata uygun
bulunmamıştır.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
114
Sanığın sabit olan eylemlerinden dolayı sözleşme imzalanan 29 otoprodüktör
santral sahibine çıkar sağlanmıştır. Suçun işlendiği tarihte yürürlükte bulunan 765 sayılı
TCK’nun 240. maddesindeki suç tüm unsurlarıyla oluştuğu gibi, 1.6.2005 tarihinde
yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunu
düzenleyen 257/1. maddesindeki görevi kötüye kullanma suçu da tüm unsurlarıyla
oluşmuştur.
Birden fazla otoprodüktör santraliyle sözleşme imzalanması hususunda olur
verilmesiyle suç, zincirleme biçimde işlenmiştir. Sanığın subut bulan görevde yetkiyi kötüye
kullanma suçundan lehe hüküm içeren 765 sayılı TCK’nun 240 ve 80. maddeleri uyarınca
cezalandırılması gerektiği düşünülmektedir.
2- Fiyat Revizyonu, K Faktörü Ödemeleri ve Mavi Akım Anlaşmasının
Feshedilmemesi ile ilgili iddialar:
a- Sanık Zeki Çakan’ın; koşulları oluşmasına rağmen, 3. fiyat revizyonu sonucunda
K faktörü ödemelerinin iptal edilmesinin sağlanmaması, alımların devam ettirilmesinden
dolayı toplam 120.714.660,49 dolar kurum zararına sebebiyet verilmesinden dolayı
TCK’nun 205. maddesi;
b- 3. fiyat revizyonu anlaşmasının fiyat indirimi teklifinin yapıldığı Temmuz 2000
tarihi yerine Eylül 2002 tarihinden başlatılması suretiyle geriye dönük 58.266.606 dolar
kamu zararına sebebiyet verilmesinden dolayı TCK’nun 205. maddesi gereğince
cezalandırılması;
c- Yine koşulları oluştuğu halde Mavi Akım doğal gaz alım anlaşması iptal
edilmeyerek ya da anlaşmanın aleyhe hükümlerinden kurtulmak için kullanılmayarak
işlenen görevi kötüye kullanmak suçundan TCK’nun 240. maddesi u yarınca
cezalandırılması;
İddialarına gelince:
K faktörü ödemeleri 28 Nisan 1997 tarihinde, Bakan Recai Kutan tarafından da
imzalanan bir protokol ile kabul edilmiştir.
Bu protokolde (tanık Gökhan Bildacı’nın anlatımına göre), Turusgaz şirketine
normal sınır alım fiyatı üzerinden 10 dolar ödenmesi, 397 sayılı KHK’ nin değiştirilmesine
veya yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar ödemeye devam edilmesi kararlaştırılmış; Botaş
ile Turusgaz arasında 18.2.1998 tarihinde imzalanan anlaşmanın 8. maddesinde de
sözleşme bedelinin hesaplanmasında yine K faktörü ödemelerine yer verilmiş, 1000 m³ gaz
başına 10–12 dolarlık sabit bir ödemenin yapılacağı kararlaştırılmıştır.
9. maddesinde de (k) sabit değerinin değişmeyeceği, şartı kabul edilmiştir.
Botaş tarafından fiyat revizyon talebi, 21.7.2000 tarihinde Gazeksport ve
Turusgaz’a yapılmış, uzun süren görüşmelerden sonra 26.8.2000 tarihinde yapılan
protokolle sonuçlandırılmıştır. Buna göre; 1.9.2002–1.1.2005 tarihleri arasında geçerli
olmak üzere K faktöründe, asgari alım taahhütlerinde, gaz basıncında ve Gazeksport
kontratı için formül değerinde indirimler yapıldığı anlaşılmıştır.
Kanunlaştırılan Mavi Akım anlaşmasını Bakan’ın fesh etmesi mümkün değildir.
Ancak iptal koşulları varlığının pazarlık gücü olarak kullanıldığı tanıklar tarafından ifade
edilmiştir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
115
Konuyla ilgili bilgilerine başvurulan tanıklardan, Botaş adına revizyon
görüşmelerine katılan Gökhan Bildacı, Hayriye Nuran Şatana ve Fuat Celebci tarafların tek
bir konuda değil, belirli bir paket üzerinde, (miktar ve fiyat indirimlerinin yapılması, K
faktörünün düşürülmesi ya da kaldırılması) yaptıkları görüşmeler sonucu karşılıklı ödünler
verilerek bir noktada uzlaşma sağlandığını, bu nedenle fiyat indirimlerinin geriye, bildirim
tarihine çekilmediğini söylemişlerdir.
Tanık Ayşe İnkaya ise revizyonun, bildirim tarihinden geçerli olması gerektiği
düşüncesini ifade etmiştir.
Tanık Arif Bilal Uzuner, (k) faktörü ödemelerinin bir aracılık hizmeti karşılığı
olduğunu, Turusgaz’ın bu hususta bir faaliyetinin bulunmadığını, batı hattından ek gazın
alınmasına yönelik olarak, Turusgaz ek yatırım yapmamakla birlikte, Gazprom’un ilave
kompresör ve bypas hatlarıyla ilave bazı yatırımlar yaptığını;
Tanık Erol Üçer, (k) faktörü ödemelerinin Gazprom’un ısrarıyla Moldova ve
Ukrayna’da yapılması gerekecek yatırımlar için konulduğunu;
Belirtmişlerdir.
Tanık Gökhan Bildacı ayrıca, Mavi Akım anlaşmasının feshini, görüşmeler
sırasında indirimler alınması için koz olarak kullandıklarını ve izlenen bu yöntem ile bazı
indirimlerin sağlandığını, (k) faktörünün kaldırılmasını da istediklerini, ancak Turusgaz’ın
ortakları olan Gama ve Gazprom’un buna yanaşmadıklarını, ancak daha sonra,
Turusgaz’ın genel kurulunu toplayarak, aynı zamanda Turusgaz’ın yönetim kurulu başkanı
sıfatını da kullanarak, miktar indirimlerinin kabul edilmesini sağladığını beyan etmiş,
tanıklar Fuat Çelepçi ve Hayriye Nuran Şatana da bu anlatımı destekler nitelikte beyanda
bulunmuşlardır.
Dosyadaki bilgi ve belgeler ve tanık anlatımlarının birlikte değerlendirilmesinden,
taraflar arasında imzalanan ticari sözleşmenin, özel hukuk kuralları ve pazarlık güçleri
doğrultusunda, belirli bir uzlaşmaya varılarak değiştirilmesinin söz konusu olduğu;
tarafların anlaşma sağlayamaması halinde uluslararası hakem ( tahkim) yolunun
açılacağı, olayın sonuçta bir hukuki uyuşmazlık konusunu oluşturabileceği, fiyat
revizyonunun Botaş’a 155 milyon dolarlık getirisi olduğu, esasen suç kastıyla hareket
edildiğini ortaya koyan deliller mevcut olmadığı gibi, sevk maddeleri olarak gösterilen 765
sayılı TCK’nun 205 ve 240. maddelerindeki suçların yasal unsurları itibarıyla oluşmadığı
düşünülmektedir.
C - Her iki sanığa yöneltilen isnatlar:
1- Çayırhan Termik Santralının işletme hakkının devri ile ilgili iddialar;
Her iki sanığın Çayırhan Termik Santralının 1, 2, 3 ve 4 üniteleri ile kömür
sahasının Park Holding’e devrinde, kanuni yetkilerini aştığı, yasa ve yönetmelik
hükümlerine aykırı hareket ile takdir yetkilerini amacı dışında kullanarak kamu zararına
olmak üzere şirkete menfaat sağlamak suretiyle Devlet alım ve satımına fesat karıştırdıkları
ve TCK’nun 205. maddesini ihlal ettikleri iddiasına gelince:
Aralarında Çayırhan Termik Santralinin de bulunduğu bir kısım kamuya ait
tesislerin özel sektöre devri için, Bakanlık tarafından (16.11.1996 gün ve 22819 sayılı)
Resmi Gazete ilan yapılmış, alınan teklifleri değerlendirmek üzere 30.7.1997 tarihinde bir
alt komisyon, 15.10.1997 tarihli olurla da bir üst komisyon oluşturulmuştur.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
116
Çayırhan Santrali için en uygun teklifin Park Enerji Ekipmanları ve Madencilik
Sanayi Ticaret limited Şirketi tarafından verildiği ve sözleşme görüşmelerine başlanılması
için teklifte bulunulması gerektiğine dair Üst Komisyonun 17.10.1997 tarihli kararı sanık
tarafından onaylanmıştır.
Sonuçta 31.3.1998 tarih ve 98/10859 sayılı Bakanlar Kurulu çıkarılarak, şirkete,
tesisin 1 ve 2. ünitelerinin, bu ünitelere kömür sağlayan maden sahasının rehabilitasyonu ve
işletilmesi ile inşaatı süren 3. ve 4. ünitelerinin işletilmesi ve elektirik üretimi ile ticaretini
yapmak üzere 20 yıl süre ile görev verilmiş ve 30.6.2000 tarihinde 1. ve 2. ünitenin devirleri
yapılarak santral şirket tarafından işletilmeye başlanmıştır.
Bu şekilde gelişen olaylarda, sanıklardan M. Cumhur Ersümer’e yöneltilen iddialar
şunlardır:
1 – 3096 sayılı Kanun uyarınca yürürlüğe konulan yönetmeliğin (85/9799) 5/f bendi
gereğince “ teknik değerlendirme kurulu “nda ilgili kuruluş olarak TKİ Genel Müdürlüğü
temsilcisine yer verilmemesi;
TEAŞ’ın İmtiyaz sözleşmesi taslağı ile ilgili olarak 30.12.1998 tarihli itirazlarının
Bakanlık tarafından dikkate alınmaması;
2 – Çayırhan Termik Santralının ihaleye çıkarılması ilanının, Mahkemece iptal
edilmesine rağmen, işletme hakkı devri ile ilgili gerekli olan 31.3.1998 tarih ve 98/10859
sayılı Bakanlar Kurulu kararının çıkarılması;
3 – Tarifenin yanlış belirlenmesinden dolayı firmaya ilk yıl 476.813 Dolar fazla
ödeme yapılması;
4 – İmtiyaz Sözleşmesinin 15. maddesinde belirtilen yakıt ve sigorta anlaşmaları
yapılmadan tesisin bir ve ikinci ünitelerinin devredilmesi;
5 – TEAŞ’ın 2.2.200 tarihli yazısındaki uyarılarının dikkate alınmaması sonucu
olarak, şirketin BGD (baca gazı difüzyon) tesislerinin çalıştırılmadığı dönemde kullanması
gereken enerji, kireç taşı ve kimyasal maddelerinin bedeli kadar haksız kazanç sağlaması;
6 - Güneş Sigorta ile yapılan sözleşmede, bazı risklerin dâhil edilmemesi suretiyle,
sigorta kapsamı daraltılarak kamunun risk altına sokulması;
Dosyadaki bilgi ve belgeler, savunma ve tanık anlatımlarının birlikte
değerlendirilmesi sonucunda:
İlk iddiayla ilgili olarak teklif değerlendirme kuruluna TKİ Genel Müdürünün dâhil
edilmemesi değişik yorumlara müsait tartışmalı bir konudur. Suç kasdıyla hareket edildiğini
gösteren deliler mevcut olmadığı gibi, TEAŞ’ın sözleşme taslağıyla ilgili itirazlarının
dikkate alınmaması suç oluşturmayan konulara ait takdir yetkisi kapsamında
değerlendirilmesi gereken bir husus olarak ortaya çıkmaktadır.
İkinci iddiayla ilgili olarak; 3096 sayılı Yasanın 5. maddesi işletme hakkı
devirlerinin Bakanlar Kurulu tarafından verileceğine amir olup, iptal kararını uygulama
yükümlülüğü Bakanlar Kuruluna aittir. Bakanlar Kurulunun bir üyesi olarak uyulmayan
yargı kararından sanığın ferdi cezai sorumluluğu bulunmaktadır. Eylem, 765 sayılı
TCK’nun 240. maddesi yanı sıra 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nun
257/1 maddesindeki görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunu oluşturmaktadır. Ancak lehe
kanun ve suç tarihi itibarıyla 5 yıllık asli zaman aşımı dolmuştur.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
117
3,4,5 ve 6 nolu suçlamalar yönünden sanığın emir ve talimat verdiğine veya
etkilemede bulunduğuna dair hiçbir delil elde edilememiştir.
Sanık Zeki Çakan’a yöneltilen iddialar ise şunlardır:
1 – İkinci yıl elektrik tarifesi belirlenirken santralin 3 ve 4. ünitelerinin kömür
fiyatının imtiyaz sözleşmesinin 18. maddesinin üstünde belirlenmesi sonucu şirkete fazla
ödeme yapılması;
2 – Eksik üye ile toplanıp karar alan TEAŞ yönetim kurulu üyeleri hakkında yasaya
aykırı olarak soruşturma izni vermeme ve keyfiyeti bildiren genel müdür vekilinin dikkatinin
çekilmesi;
3 - Santralin fiili devir tarihinde işçi sayısı dolayısıyla toplam işçilik giderleri
azalmasına rağmen, tarifenin yeniden belirlenmeyerek kamu zararına neden olunması;
Bu iddialarla ilgili dosyadaki bilgi ve belgeler, savunma ve tanık anlatımlarının
birlikte değerlendirilmesi sonucunda:
İlk iddiayla ilgili olarak, Bakanlık tarafından Yüce Divana gönderilen yazıda,
fiyatın sabit olmadığı, tahmini olarak alındığı, imtiyaz sözleşmesinin 18. maddesine göre
kömür fiyatında ve dolardaki artışa göre bu rakamın değişebileceği bildirilmiş olmasına
göre ortada hukuka aykırı ve cezai sonuç bağlanacak bir fiil bulunmamaktadır.
İkinci suçlamayla ilgili olarak, soruşturma izni verilmemesinin dosya dışı düşünce
ve bağlantılarla olduğunu kanıtlayan deliller elde edilememiş, haksız ve yersiz de olsa
dikkat çekmek adli suç olarak değerlendirilmemiştir.
TEAŞ’ın oluşan farkları bildirmemiş olması nedeniyle sanığın üçüncü iddiadan
sorumlu tutulması da mümkün görülmemiştir.
Sanıklar M. Cumhur Ersümer ve Zeki Çakan’a ortak yapılan suçlamalar ise:
1 – Şirketin taahhüt ettiği yatırımları yapmadan, ilk aydan itibaren bunlarla ilgili
geri ödemelerini tarifeye yansıtması nedeniyle şirkete ön finansman sağlandığı; taahhüt
ettiği sermayeyi getirmeyerek yüksek karla çalıştığı halde, denetimlerini yaptırmayarak 1 ve
2. yıl elektrik satış tarifelerini onaylamaları;
2 – Bakanlığın 193.471.125 dolar tutarındaki temlik işlemlerine onay vermesi
gerektiği halde, daha yüksek tutardaki tüm temlik işlemlerine onay vermesi;
Şeklindedir.
Dosyada bu iddialara konu olaylarla sanık bakanların bağlantısını kurabilecek,
emir ve talimat verdiklerini sabit kılacak nitelik ve kuvvette delil bulunmamaktadır.
2- Mobil santrallerle ilgili iddialar:
a- Sanıklardan M. Cumhur Ersümer’in, mobil santral ihalelerini istediği firmalara
verilmesi için İhale Komisyonu Başkanı TEAŞ Genel Müdürü Muzaffer Selvi’ye baskı
yapmak suretiyle ihalelere doğrudan müdahil olduğu, böylece ihaleye fesat karıştırarak
TCK’nun 205 nci maddesi gereğince cezalandırılması;
b- Sanıklar M. Cumhur Ersümer ve Zeki Çakan’ın 3154 sayılı Yasanın 1, 2, 5 ve
10.maddelerine aykırı hareket ederek, mobil santral ihalelerinin gerçekleştirilmesi ve
santrallerin Samsun’a naklinde yetkilerini amaç dışı kullanarak görevlerini kötüye
kullandıkları ve TCK’nun 240 ncı maddesi gereğince cezalandırılmaları iddialarına
gelince:
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
118
Bakanlar Kurulu’nun 233 sayılı KHK’ nin 35/4. madde ve bendine dayanarak
aldığı “Türkiye Elektrik Üretim İletim Anonim Şirketi’nce tespit edilecek yerlerde
çalıştırılmak üzere, yurt içinden veya yurt dışından mobil (yüzer-gezer) elektrik
santrallerinin ihaleyle kiralanması ve hizmet alımı yoluyla işletilmesi konusunda adı geçen
şirkete görev verilmesine “ dair 98–10826 sayılı kararı üzerine TEAŞ Genel Müdürlüğü
tarafından 1998–2000 yılları arasında 16 mobil santral için hizmet alımı yoluyla kiralama
ihalesi açılmış ve toplam 4 grupta ihale yapılmıştır.
Bakanlar kurulu kararı uyarınca ihaleleri yapma ve sonuçlandırma yetkisi TEAŞ
Genel Müdürlüğüne ait olup, ihale kararları TEAŞ Yönetim Kurulu tarafından
onaylanmıştır.
Sanık M. Cumhur Ersümer’in baskı ve müdahalesinin Esenboğa ve Batman mobil
santral ihaleleri sırasında yapıldığı iddia edilmektedir.
Üçüncü grup ihale içinde yer alan Ankara Esenboğa santral ihalesini en uygun
teklifi veren AKSA Enerji Üretim AŞ kazanmış, 13.10.2000 tarihinde de hizmet alım
sözleşmesi imzalanmıştır. Sözleşme tarihinden önce 8.9.2000 tarihinde AKSA AŞ sahipleri
ve Kazancı Holding tarafından Ankara Enerji Üretim AŞ kurulmuş ve 3.10.2000 tarihinde
de çoğunluk hissesi Park Holding bünyesi içindeki iki şirkete devredilmiştir. AKSA AŞ
3.10.2000 tarihinde TEAŞ’a başvurarak sözleşmenin Ankara Enerji Üretim AŞ ile
imzalanmasını istemiştir. İsteğin reddi üzerine, bu kez iki şirket arasında 20.10.2000
tarihinde işin devriyle ilgili bir sözleşme imzalanmış ve sözleşmeye TEİAŞ’da imza
koymuştur.
Tanık TEAŞ Genel Müdürü Muzaffer Selvi Beyaz Enerji operasyonu sırasında
Cumhuriyet Savcısına verdiği ve daha sonra DGM Yedek Hâkimliğinde tekrarladığı
13.1.2001 tarihli ifadesinde:
Bakanın, Esenboğa mobil santrali ihalesini 3.sıradaki Park Holding’e verilmesini
istediğini, mümkünse arkadaşlarla bakarız dediğini, ancak arkadaşlarının kabul etmediğini,
bunun üzerine Aksa Yönetim Kurulu Başkanını çağırarak, Bakanın talimatının olduğunu
söyleyip ihaleden çekilmelerini istediğini, ancak firmadan uzun süre ses çıkmadığını, Park
Holding’in de Bakanın ısrarı olduğu için proje ile ilgilendiklerini söylediklerini, sonuçta
Aksa Elektrikle sözleşme imzaladıklarını, Park Holding’in daha sonra Ankara Enerji adı
altında bir şirket kurduğunu ifade etmiştir.
Tanık yargılama sırasındaki beyanında, Beyaz Enerji operasyonu sırasında verdiği
ifadelerini kabul etmeyerek, baskı altında tutulduğu için iddia doğrultusunda beyanda
bulunduğunu söylemiştir
Olayda ismi geçen AKSA AŞ Yönetim Kurulu Başkanı tanık Şaban Cemil Kazancı,
özgür iradeleri ve ticari kazanç düşüncesiyle devir işlemlerini yaptıklarını, hiçbir baskıya
maruz kalmadıklarını söylemiş,.Park holding bünyesin içerisinde yer alan Turgay Ciner,
Erhan Aygün ve Kenan Tekdağ’da aynı yönde anlatımlarda bulunmuşlardır. TEAŞ Yönetim
Kurulu Üyesi Demir Erman ve Hakan Özyıldız da sanığın kendilerine baskı yapmadığını
söylemişlerdir.
Sanığın Esenboğa Mobil Santral ihalesinde baskı yaptığına dair sübutun kabulünü
gerektirecek her türlü kuşkudan arınmış, mahkûmiyete yeter nitelik ve kuvvette deliller elde
edilememiştir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
119
Batman Mobil Santralı hizmet alımı ihalesine gelince:
Tanıklardan:
Muzaffer Selvi, Özel Kalem Müdiresi Hülya Hanımın kendisini arayarak, Erol
Akçal Beyin geldiğini, haklarının olduğunu Bakan’a ifade ettiklerini, bu kişinin geleceğini,
“ilgilenin ve doğruyu yapın” dediğini, bunu Bakan’ın, sekreterine söylemiş O’nun da
kendisine iletmiş olabileceğini, Bakan’ın doğrudan doğruya telefon açarak, sıkıntılarım var
Erol Akçal’ı gönderiyorum şeklinde bir ifade kullanmadığını; adı geçenin gelerek,
değerlendirmelerine göre “birinci” olmaları gerektiğini söylediğini, kendisinin de
Komisyon Başkanını çağırdığını, durumu açıklayarak, firmanın itirazının doğru olup
olmadığını sorduğunu, bunun üzerine teknik dokümanlar ortaya konularak Fernas isimli
firmanın birinci olduğunun anlatıldığını, O’nun da “biz böyle bilmiyormuşuz, Fernas haklı”
diyerek gittiğini;
Öner Gülyeşil, Muzaffer Selvi’nin kendisine, Sanık M. Cumhur Ersümer’’in
(Batman) santraliyle ilgili ihaleyi değerlendirerek imkân varsa firmaya yardımcı olmasını
istediğini söylediğini;
Nuri Doğan Karadeniz, Batman Mobil Santral kiralama ihalesi sonuçları
açıklanınca, TEAŞ Genel Müdürü Muzaffer Selvi ile görüştüğünü, sanık M. Cumhur
Ersümer’le de görüşme yapıldığını, ancak sonucun değişmediğini, işin daha önce birinci
olduğu açıklanan (Pasiner-Fernas isimli ) firmaya verildiğini;
Erol Akçal, şirket olarak Karadeniz Enerji Yatırımları AŞ ile ortaklık tesis
ettiklerini, Batman Mobil Santral ihalesini haksız yere kaybettiklerini düşündükleri için
sanık M. Cumhur Ersümer ile görüştüğünü, kendisini dinleyip Genel Müdüre ( Muzaffer
Selvi) havale ettiğini, genel müdürün de ihale komisyonu başkanı olduğunu tahmin ettiği
bürokratı çağırdığını, onun komisyonun ittifakla karar verdiğini, yapacakları bir şey
olmadığını söylediklerini, ancak kendisinin tatmin olmadığını, bu şekilde işi alamadıklarını,
ihaleden önce ya da sonra işin kendi üzerlerinde kalmasının sağlanması için sanık M.
Cumhur Ersümer ile her hangi bir görüşmelerinin olmadığını;
İfade etmişlerdir.
Dosyadaki bilgiler ve belgeler ile tanık beyanlarının birlikte değerlendirilmesinden;
mobil santral ihaleleri ile ilgili tüm yetkinin ( değerlendirme ve onay dâhil ) TEAŞ’a ait
olduğu, ihaleyi en uygun teklif veren Pasiner-Fernas firmasının kazandığı, firma ile
sözleşme imzalandığı, sanığın girişiminin müdahale boyutuna ulaştığının açıkça
anlaşılamadığı, dolayıysa suçun sübut bulmadığı değerlendirilmiştir.
Öte yandan Mobil santral ihalelerinin gerçekleştirilmesinde usulsüzlük yapıldığına
dair Soruşturma Raporunda ne bir olay ne de delil gösterilmiştir.
Cide ve Finike’de kurulacak mobil santrallerin usulsüz olarak Samsun’a
nakledilmesi iddiasına gelince:
Bartın Ziraat Odası’nın şikâyeti üzerine, Bartın mobil santralinin Samsun’a
nakliyle ilgili Başbakanlık Müfettişinin hazırladığı rapor üzerine Başbakanlık Teftiş Kurulu
Başkanlığının görüşleri doğrultusunda işlem yapılmak üzere TEAŞ Genel Müdürlüğüne
gönderilmesi için sanık Zeki Çakan tarafından 26.6.2001 tarihinde onay verilmiş;
kamuoyunun tepkisi, Valiliğin itirazı ve Samsun Büyükşehir Belediye Başkanın talebi
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
120
üzerine, TEAŞ Yönetim Kurulu’nun 10 Ekim 2001 tarihli kararıyla, kuruma bir maliyet
getirmemek kaydıyla nakil kararı verilmiştir.
Görüldüğü üzere olayda bir usulsüzlük olmadığı gibi, hukuka aykırı bir durum da
tespit edilememiştir.
3- Usulsüz keşif artışı verilmesine yönelik iddialar:
a- Atasu Barajı ve HES İnşatında; sanık Mustafa Cumhur Ersümer tarafından
8.5.2000 tarihinde verilen % 194; sanık Zeki Çakan tarafından 10.9.2002 tarihinde verilen
% 170.71;
b- Bakırçay Projesi Kınık Sol Sahil Sulama İnşaatında Sanık M. Cumhur
Ersümer’in 13.6.2000 tarihinde verdiği % 115, sanık Zeki Çakan’ın 12.9.2002 tarihinde
onayladığı % 63;
c- Batı Iğdır Ovası yenileme İnşaatında Sanık Zeki Çakan tarafından 10.9.2002
tarihinde verilen % 30.57;
d- Yukarı Harran Ovası Sulama İnşaatında, Sanık Zeki Çakan tarafından
21.11.2002 tarihinde % 82.83, 8.8.2002 tarihinde de % 110,19;
e- Erzurum İçme Suyu İsale tüneli İnşaatında, 16.8.2000 tarihinde sanık M.
Cumhur Ersümer tarafından onaylanan %161.10 oranındaki ve 21.6.2002 tarihinde de
sanık Zeki Çakan tarafından verilen %147.75,
Oranındaki keşif artışlarının, 2886 sayılı Devlet İhale yasasının 63 ve Bayındırlık
İşleri Genel Şartnamesi’nin 19. maddesine aykırı olarak verildiği; bu nedenle usulsüz her
keşif artışı onayı verilmesinden dolayı sanıkların ayrı ayrı TCK’nun 240. maddesi gereğince
(sanık M. Cumhur Ersümer’in üç defa; sanık Zeki Çakan’ın ise beş kez) cezalandırılması
iddiasına gelince:
2886 sayılı Devlet İhale Yasasının “ sözleşmede belirtilen işin artış ve eksilişi “
başlıklı 63. maddesinin 3. fıkrası: “ …% 30 oranından fazla artış; temel tünel ve benzeri
işler ile tabii afetler gibi nedenlerden ileri gelmiş ise; idarenin isteği, müteahhidin kabulü
ve ilgili bakanın onayı ile süre hariç, aynı sözleşme ve şartname hükümleri içinde % 30'u
geçen işler de aynı müteahhide yaptırılabilir…” hükmünü içermektedir.
Bu fıkrada geçen benzeri iş kavramı, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı’nın 11.4.2005
tarih ve 1/446 sayılı yazısında “ … 2886 sayılı yasanın 63 ncü maddesinde belirtilen “
benzeri işler kavramı ilkesel olarak mühendislik hizmetlerinde temel ve tünellerdeki gibi
mühendislik etüd ve proje verilerine rağmen uygulama sırasında ortaya çıkan ve önceden
tahmin ve hesap edilemeyen durumların ortaya çıkabilmesi, bir başka deyimle temel ve
tüneldeki gibi bilinmeyen hususların mevcudiyeti açısından benzerlik olarak mütalaa
edilmelidir. Temel ve tünel için yapılan çalışmalar ve elde edilen neticeler ne ise, benzeri
işler kavramı içinde durum aynıdır.
% 30 un üstündeki keşif artışları, ihale edilen işin kapsamını genişletme mahiyeti
taşıyan işin muhtevasına yeni bir iş ilave etmek değildir. Aksi halde ihaleden sonra ihale
şartlarını değiştirme anlamı çıkar ki, bu da Kanuna aykırı olur… Benzeri işler kavramı,
sadece şekil olarak fiziki yönden benzerlik değil, ihale öncesi her türlü mühendislik hizmeti
verilerine göre hazırlanan 1inci keşfin düzenlenmesi sırasında, önceden bilinmeyen ve
sonradan ortaya çıkan ve işin bitirilmesi için yapılması zorunlu hale gelen işler olarak
tanımlanabilir… Bu tanıma bakıldığında hizmet alanını genişletmek amacıyla ihale öncesi
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
121
belirlenen şartların hilafına işin tevsiinin, benzeri iş olarak değerlendirilmemesi
gerektiği…” şeklinde açıklanmıştır.
Atasu Barajı ve HES İnşaatıyla ilgili olarak, ihale kapsamında yapılacak işler,
Özel Teknik Şartname Madde 2 de gösterilmiştir. Bu işler arasında yer almayan Galyan
deresi regülatörü ile Galyan Deresi’nin arıtma tesisine bağlanabilmesi için yapılması
gereken regülatör isale hattı inşaatı işleri kapsama alınmak suretiyle 8.5.2000 tarihinde %
194 oranında sanık M. Cumhur Ersümer tarafından keşif artışı onayı verilmiştir.
Onaya sunulan yazıda, kapsama alınan ayrı bir iş olduğu açıkça belirtilmemekle
birlikte, onayın ekinde yer alan Trabzon Bölge Müdürlüğü’nün 21.4.2000 tarihli yazısında
Galyan Regülatörü ve isale hattı inşaatının ilave iş olduğu belirtilmiştir.
Bu işin kapsamına alınan Maçka I ve Maçka II regülatörleri, 1780 m.
uzunluğundaki çevirme tüneli ve 7918 m. uzunluğundaki iletim tüneli ve Atasu HES II den
kaynaklanan gerekçelerle de sanık Zeki Çakan tarafından 10.9.2002 tarihinde % 170.71
oranında keşif artışı onayı verilmiştir.
Olur yazısında, keşif artışının ( revize işlerden kaynaklandığı ifadesinden ), az önce
söylediğim işlerin kapsama alınması nedeniyle oluştuğu açıkça ifade edilmiştir.
Batı Iğdır Ovası Yenileme İnşaatında ise, işin, Özel Teknik Şartnamesinde, bu iş
kapsamında yapılacaklar listesinde bulunmayan;
“Iğdır Aras Taşkın Koruma İkmali 2. kısım İnşaatı” ve Zor Deresi taşkın koruma
işi, Batı Iğdır Ovası Yenileme İnşaatı kapsamına alınmış ve 10.9.2002 tarihinde sanık Zeki
Çakan tarafından keşif artışı oluru verilmiştir.
Bakırçay Projesi Kınık Sol Sahil Sulama İnşaatıyla ilgili olarak da sözleşme eki
teknik şartnamede verilen ihale kapsamında yapılacak işler listesinde bulunmayan sözleşme
ile yapılması öngörülen işin tamamlanması için zorunluk oluşturmayan, ayrı bir ihale
konusu olabilecek 2004 yılı fiyatları ile 20 trilyon TL büyüklüğündeki Bakırçay Yatak Islahı
işi kapsama alınmış ve Sanık M. Cumhur Ersümer 13.6.2000 tarihinde % 115 keşif artışı
onayı vermiştir
Sanık M. Cumhur Ersümer tarafından verilen olurda keşif artışı gerekçesi olarak 5.
maddede gösterilen “…Bakırçay’ın yatak düzenlemesi yapılması gerekmiştir…” şeklindeki
ifadeden kapsama iş alındığı açıkça görülmektedir.
Bu itibarla; kapsama iş almanın açıkça 2886 sayılı Yasanın 63 ve benzer
mahiyetteki Bayındırlık işleri Genel Şartnamesinin 19. maddesi hükümlerine aykırı olduğu
ve benzeri iş mahiyetinde de olmadıkları sanıklar tarafından görülerek ve bilinerek keşif
artışı onayları verilmiştir.
Nitekim DSİ Genel Müdürlüğü Daire Başkanı Ali Haydar Şahin Başkanlığındaki
inşaat mühendislerinden oluşan 6 kişilik heyet tarafından düzenlenen raporda:
Atasu HES’de kapsama alınan işlerin başlı başına bir iş olduğu, keşif artışı olarak
değerlendirilemeyeceği, proje revizyonu ile muhtevaya alınan işlerin kapsamdan
çıkarılması ve tekrar ihale edilmesi durumunda daha ucuza mal edileceği, santralin etek
santraline dönüştürülmesi şartıyla projeye devam edileceğinin uygun olacağı;
DSİ Genel Müdürlüğü Başmüfettişlerinden Ertuğrul Kırımhan tarafından
hazırlanan Batı Iğdır Ovası Yenileme İnşaatı İnceleme Raporunda da; Ana İletim Kanalı
Tamiri, Zor Deresi Taşkın Koruma İnşaatı ve Iğdır – Aras Taşkın Koruma İkmali 2. Kısım
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
122
İnşaatı işlerinin, Batı Iğdır Ovası Yenileme İnşaatı işinin sözleşmesinde olmamasına
(rağmen) işin kapsamına alındığı, A30 nolu Ana İletim Kanalı Tamiri ve Zor Deresi Taşkın
Koruma İnşaatı işlerinin tamamlandığı belirtilerek, Iğdır-Aras Taşkın Koruma İkmali 2.
kısım İnşaatı işinin sözleşme kapsamından çıkartılması teklifi getirildiği ve DSİ genel
Müdürlüğü tarafından da olur verildiği,
Yine adı geçen Başmüfettiş tarafından hazırlanan Kınık Sol Sahil sulaması İnşaatı
İnceleme Raporunun sonuç bölümünde… 5 numara altında Bakırçay Yatağının
Düzenlenmesi başlığı altında… Bakırçay Yatak Islahı işinin muhtevaya alınmasından
dolayı… Keşif artışı meydana geldiği… 12.7.2004 gün ve 61 nolu hak ediş raporuyla
kazılardan dolayı fazla ödeme yapıldığı…” ifade edilmiş; bu işin sözleşme kapsamından
çıkartılması, Yatak Islahı İnşaat işinin idari imkânlarla yapılması veya her iki ( işin)
yeniden ihale edilmesinin…” uygun olacağı sonucuna varıldığı; genel müdürlük makamı
tarafından da bu görüşün uygun bulunduğu;
Tespit ve beyan edilmiştir.
Sanık Zeki Çakan tarafından:
—Bakırçay Projesi Kınık Sol Sahil Sulama İnşaatıyla ilgili olarak; 12.9.2002
tarihinde % 63;
—Yukarı Harran Ovası Sulama İnşaatı kapsamında 21.11.2001 tarihinde ( %
82.83), 8.8.2002 tarihinde (% 110,19)
Keşif artış onayları verilmiştir
Erzurum İçme Suyu İsale Tüneli İnşaatıyla ilgili olarak;16.8.2000 tarihinde
%161.10 oranında sanık M. Cumhur Ersümer, 21.6.2002 tarihinde de sanık Zeki Çakan
tarafından %147.75 oranında keşif artışına yönelik olurlar imzalanmıştır.
Bakırçay projesinde keşif artışı olur yazısında ve eklerinde kazı klaslarında, boru ve
çelik boru boylarında, tahliye ve kanal kazılarında artış olduğunun belirtilmesi sonucunda
keşif artışları verilmiş; Bakırçay yatak ıslahı işinin kapsama alındığı açıkça
belirtilmemiştir.
Yukarı Harran Ovası Sulama İnşaatı işindeki keşif artışlarına yönelik yapılan
inceleme sonunda DSİ Genel Müdürlüğü Daire Başkanı Ali Haydar Şahin başkanlığındaki
heyet tarafından düzenlenen teknik raporda;
Yukarı Harran Ana Kanal işinde, verilen eksik bilgilerle olur makamlarının
yanıltıldığı, keşif artışı gerekçeleri arasında Mardin-Ceylanpınar ana kanalı inşaatının
kapsama alınması nedeniyle bir keşif artışına gerek duyulduğuna dair bir açıklama
yapılmadığı da ifade edilmiştir.
Erzurum İçme Suyu İsale Tüneli İnşaatında ise, keşif artışını meydana getiren
kalemlerin bilinerek sanıklar tarafından keşif artışı olurları verildiğine dair kanıtlar elde
edilememiştir.
Tanıklar; Proje İnşaat Daire Başkanı Muhittin Kuzu, DSİ Yatırımlar Daire Başkanı
Erol Çalımlı, DSİ Genel Müdür Yardımcısı Emin Erdoğan, ETKB’lığı Müsteşar Yardımcısı
Talat Ertürk, DSİ Genel Müdürleri Doğan Altınbilek ve Mümtaz Turfan beyanlarında
özetle; verilen keşif artışı onaylarının 2886 sayılı yasanın 63. maddesine uygun olduğunu,
kapsama alınan işlerin tamamlayıcı mahiyette bulunduğunu, Erzurum içme suyu inşaatında
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
123
hangi iş yapılmışsa onunla ilgili ödeme yapıldığını, sanık Bakanların keşif artışı
hazırlanması hususunda kendilerine bir talimat vermediğini,
Hilmi Güler, keşif artışı verilmeden biten bir baraj ihalesi olmadığını, ancak keşif
artışı verildiği tarihlerin seçim tarihine yakın olmasının dikkat çekici olduğunu;
Beyan etmişlerdir.
Sanıkların keşif artışları birden çok birimden geçerek önümüze gelmiş ve
imzalanmıştır şeklindeki savunmaları ve yukarıda belirtilen keşif artışlarının usulüne uygun
olduğunu belirten tanık anlatımlarına itibar edilmesi mümkün görülmemektedir. Zira işlem
sanıkların imzasıyla tekemmül etmektedir. Olur, kapsamından ve ekindeki bilgi ve
belgelerden keşif artışlarının kapsama iş alınmasından kaynaklandığı ve benzeri iş
mahiyetinde de olmadıkları açıkça görülmektedir. Bu hususta sanıkların danışmanlarından
teknik bilgi alması mümkündür, ama tercih edilmemiştir. Bunlara ilaveten keşif artışlarında
kimi yetkili siyasilerin takip ettiği yöntem dikkate alındığında savunmanın kabul edilmesinin
mümkün olmadığı, delillerin kül halinde cezai sorumluluğun mevcut olduğunun kabulünü
gerektirdiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu itibarla kendi sorumluluklarının da söz konusu
olabileceği bir olayda Bakanlık ve DSİ bürokratları olan tanıkların anlatımları dikkatle
değerlendirilmelidir.
Sonuç olarak, Atasu, Iğdır ve Bakırçay projelerinde, ayrı bir ihale konusu olması
gereken işler keşif artışıyla yaptırılarak, yarışmaya girmeksizin işi yapan firmalara menfaat
sağlanmış, kanunen açılması gereken ihalelerde teklif verecek firmalar mağdur edilmiştir.
Devlete de mali yönden zarar verilmiştir.
TBMM’nin Yüce Divana sevk kararında suç görevi kötüye kullanmak olarak
nitelenmişse de, ayrıntılı açıklamasını giriş bölümünde yaptığımız üzere, kanunun emredici
hükmüne rağmen ihale açılmayıp işin keşif artışıyla yaptırılmasıyla mülga TCK’nun 205.
maddesindeki ihaleye fesat karıştırma suçu işlendiği gibi, yürürlükteki TCK’nun 235.
maddesinin “…hukuka aykırı diğer davranışlarla, ihaleye katılma yeterliliğine veya
koşullarına sahip olan kişilerin ihaleye, ihale sürecindeki işlemlere katılmalarını
engellemek “ şeklinde hüküm taşıyan 2. fıkrasının (c) bendindeki ihaleye fesat karıştırma
suçu işlenmiştir. Kısaca fiilleri yeni TCK da suç saymaya devam etmiştir.
Erzurum İçme Suyu projesinde her iki sanığın, Bakırçay ve Yukarı Harran
Projelerinde ise sanık Zeki Çakan’ın cezai sorumlulukları tespit edilememiştir.
Sonuç ve İstem:
Gerektirici nedenlerini az önce açıkladığım üzere:
A - Sanık M. Cumhur Ersümer’in;
a - Bozcada Rüzgar Enerji Santrali ve Atasu Barajı HES ve Bakırçay Kınık Sol
Sahil Sulama İnşaatlarında ihaleye fesat karıştırma suçundan CMK 226. maddesi uyarınca
ek savunma hakkı tanınarak lehe hüküm taşıyan 5237 sayılı TCK’nun 235/1 madde ve
fıkrası ile 53. maddesi üç kez uygulanmak suretiyle cezalandırılması;
b- Çal ve Dinar II HES, damga vergisinin ödenmemesi, formül değişikliği, Mavi
Akım sözleşmesi, yakıt farkı ödenmesi, mobil santral ihaleleri ve nakilleri ve Erzurum İçme
suyu isale tüneli inşaatı konularındaki suçlamalardan beraatine;
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
124
c – Diğer suçlamalardan ise zamanaşımı hükmünün öncelikle uygulanması zorunlu
olduğundan, lehe hüküm taşıyan 765 sayılı TCK’nun 102/4 ve CMK’nun 223. maddeleri
gereğince davaların gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine;
B-Sanık Zeki Çakan’ın;
a- Otoprodüktör santraller sözleşmeleri imzalanmasına yetkisiz olarak olur verme
suretiyle görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçundan eylemine uyan ve lehe hüküm içeren
765 sayılı TCK’nun 240 ve 80. maddeleri uyarınca;
b- Atasu Barajı HES ve Batı Iğdır yenileme inşaatlarıyla ilgili ihaleye fesat
karıştırma suçundan CMK 226. maddesi uyarınca ek savunma hakkı tanınarak lehe hüküm
taşıyan 5237 sayılı TCK’nun 235/1 madde ve fıkrası ile 53. maddesi iki kez uygulanmak
suretiyle;
Cezalandırılmasına;
c- Diğer suçlardan BERAATİNE;
Karar verilmesi, kamu adına talep ve mütalâa olunur.”
denilmiştir.
E- SAVUNMALAR
1- Sanık Mustafa Cumhur ERSÜMER ve Müdafii Av. Bülent Hayri ACAR’ın
Esas Hakkındaki Savunmaları
Sanık Mustafa Cumhur Ersümer 8 Mayıs 2007 günlü oturumda yaptığı esasa ilişkin
savunmasında, sorgusunda belirttiği hususlara ek olarak, Müdafii Av. Bülent Hayri Acar ise
19.4.2007 ve 8.5.2007 günlü dilekçeleri ve aynı oturumdaki beyanlarında özetle;
―Elektrik enerjisinin, niteliği gereğince depolanamayan özelliğe sahip olduğunu,
bu nedenle anlık üretilip tüketildiğini, ülkemizde de uygulamada olan Ulusal Elektrik
Enerjisi Sistemi (Enterkonnekte Sistem) işletmesinin amacının, elektrik enerjisinin sürekli,
kaliteli ve ekonomik olarak üretilerek tüketicilere sunulması olduğunu, elektrik enerjisinin
doğası gereği depo edilemediğinden, talebi karşılayacak kadar üretim yapıldığını, üretim-
tüketim (arz-talep) dengesinin anlık karşılanabildiğini,
―Elektrik arz ve talep planlamasının, uzmanlık gerektiren, teknik bir iş olduğunu
ve bu planlamada arz ve talebin, elektriğin depolanamayan niteliği gereğince, ticari
bilânçoların aktif pasiflerinde olduğu gibi eşit olarak tesbit edilemediğini, planlamada, her
zaman miktar azlığı veya fazlalığı şeklinde bir riskin bulunduğunu,
―İdarenin, elektrik planlamasında, bu “bağlı teknik sonuç” nedeniyle,
olabildiğince en alt düzeyde olmak koşuluyla, elektrik arz ve talep miktarının
belirlenmesinde, arz veya talepten birinin fazla olmasını tercih etmek, yani planlamada
takdirini arz veya talepten birinin fazlalığı üzerine kurmak zorunda olduğunu,
―Bakanlar Kurulunun, ülkenin ekonomi politikası ve hedeflerini, teknik her türlü
çalışmasını DPT’nin yaptığını ve YPK’nın Bakanlar Kuruluna sunulmasını karara bağladığı
bilgi, belge ve çalışmalara göre karara bağladığını,
―DPT’nin, enerji politikasının gerçekleştirilmesinde son karar organı olduğunu,
enerji politikasının uygulanmasında, diğer kamu kurum ve kuruluşlarının DPT’nin gözetim,
denetim ve koordinatörlüğünde kendilerine düşen görevleri tam ve gereği gibi yerine
getirdiklerini, bu bağlamda, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının da DPT’nin
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
125
koordinatörlüğü, denetimi ve gözetimi altında enerji politikalarını doğru bir biçimde
uygulamak ve bu konuda 3154 sayılı Kanunun ve diğer kanunların verdikleri görevleri
yapmak zorunda olduğunu,
―Böyle olunca, DPT’nin enerji planlamasından tek başına ve birinci derecede
sorumlu olup, enerji planlaması ve uygulamasında oluşan hataların, yanlışların veya
eksikliklerin bir başka kuruma ve kuruluşa yüklenemeyeceğini, dava konusu iddiaların
muhataplarının, söz konusu yap-işlet-devret ve yap-işlet projelerine ait proje kapasitelerini
bilen ve itirazı olmayan dönemin DPT Müsteşarlığı ve yap-işlet-devret projelerine teknik
görüş veren, bu nedenle proje kapasitelerini bilen, ayrıca yap-işlet projelerinin doğrudan
yasal görevlisi ve yetkilisi olan TEAŞ görevlileri olduğunu, Bakana elektrik planlamasıyla
ilgili yöneltilen iddialarla ilgili olarak bu yasal durumun resen göz önüne alınması
gerektiğini,
―DSİ, TEAŞ ve BOTAŞ’ın, tüzel kişiliğe sahip, özel bir mevzuatla kurulmuş, hak
ve fiil ehliyeti tam, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının bağlı kurumu ve ilgili kuruluşu
olan birer kamu tüzel kişisi olduğunu, bu kamu kurum ve kuruluşlarının, özel mevzuatları
ile belirlenmiş faaliyet ve amaçlarını gerçekleştirmek için gerekli olan her türlü işlemi
yapmak fiil ve ehliyetine tam olarak sahip olduklarını, bu nedenle de yapmış oldukları
eylem ve işlemlerinden herhangi kısıtlama olmaksızın tek başlarına sorumlu olduklarını,
―Bakanın sorumluluğunun, idarenin teknik işleminin şekli denetimi ile sınırlı
olduğunu, Bakanın, Bakanlığına bağlı ve tüzel kişiliğe sahip bağlı ve ilgili kuruluşların
hiyerarşik amiri olmadığını, Bakanlığın, vesayet ilişkisi gereğince, açıkça yasal olarak
düzenlenmiş durumlarda ilgili kurumlar olan TEAŞ’ın, BOTAŞ’ın ve bağlı kurum olan
DSİ’nin işlemlerini, olur vermek yolu ile yürürlüğe koyduğunu,
―Bakanlığın, yürürlüğe koyduğu idari işlemi bizzat yapan makam olmadığını, bu
idari işlemi bizzat onay isteminde bulunan idarenin yaptığını, bakan onayının, bakan işlemi
değil, bir bakanlık işlemi olduğunu, bakanlığın bu onay ile yürürlüğe koymada, işlemin
şekli/hukuki denetimini yaptığını,
―Sayıştay Enerji Raporunun kanunen Danıştay’ın sözleşmelerini onaylama
yetkisindeki YİD projelerine ilişkin kısmının görev gaspı nedeniyle hukuken yok hükmünde
olduğunu, bu nedenle de kanıt olarak dikkate alınamayacağını,
―Bir kısım dava konusu işlemlerin, mahkeme ve adli/yargısal organların
kararlarına bağlandığını, bu kararlarla, bu işlemlerin hukuka uygunluğunun tesbit edildiğini
ve buna göre karar verildiğini,
―İsnat konusu işlemlerin bir kısmının idare yargı kararları, bir kısmı mahkeme ve
adli/yargısal organların kararları ile hukuka uygun bulunduğunu, bu kararların, işlemlerin
hukuka uygunluğunun delili olduğunu,
―31.03.1998 tarih ve 98/10859 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Çayırhan İHD’ne
karar verildiğini, bu Bakanlar Kurulu Kararının iptali için açılan davanın 24.12.1997 tarihli
iptal kararı hakkında, Danıştay 10. Dairesince, 22.05.1998 tarihinde yürütmenin
durdurulması, 25.10.2000 tarihinde 1998/2400―2000/5393 sayılı bozma kararı verildiğini,
böylece, iptal kararının hukuken ortadan kaldırıldığını, Ankara 1. İdare Mahkemesinin,
09.10.2002 tarih 2002/546―820 kararıyla davanın reddine karar verdiğini ve bu kararın
temyiz edilmeyerek kesinleştiğini,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
126
―Türkiye Enerji Su ve Gaz İşçileri Sendikası (TES-İŞ) Genel Başkanlığı tarafından
Bakanlar Kurulunun 31.03.1998 tarih 1998/10859 sayılı kararının iptali istemiyle açılan
davada, Danıştay 10. Dairesinin, 30.11.1999, 1998/3172 E. 1999/6347 sayılı kararıyla
davanın reddine ilişkin kararının temyiz edildiğini,
―Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunun, 02.06.2000 tarih 2000/230–834
sayılı kararıyla, davanın reddi kararını onadığını, bu idari yargı kararları ile Çayırhan
İHD’nin kamu yararına ve hukuka uygun olduğunun ispatlandığını;
―Ankara-Kırıkkale görev bölgesine ilişkin Bakan oluruna seçenekli işlem
sunulması ve Bakanın olur işleminin de, Danıştay 10. Dairesinin 04.10.2000,1998/4102–
2000/4927 kararına göre hukuka uygun bulunduğunu;
―Mobil Santrallerle ilgili Bakanlar Kurulu Kararının iptali için açılan davanın
Danıştay 10. Dairesinin, 04.10.2000 tarih 1998/4380–2000/4912 sayılı kararıyla, ülkenin
içinde bulunduğu enerji darboğazı gerekçesiyle ret edildiğini,
―Yamula HES ile ilgili aynı fiillerin, Bakanlık müsteşarı ve diğer Bakanlık
yetkilileri hakkındaki ceza soruşturmasında kovuşturulduğunu ve Bakanlık müsteşarı
hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, diğer Bakanlık yetkilileri hakkında ise
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının takipsizlik kararı ile hukuka uygun bulunduğunu,
―Alaçatı RES ile ilgili aynı fiillerin, Bakanlık yetkilileri hakkındaki ceza
soruşturmasında kovuşturulduğunu, bu konuda Danıştay 2. Dairesinin itirazın reddine
ilişkin kararı ile Yargıtay 5. Ceza Dairesinin onayladığı Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin
2001/191 esas sayılı düşme kararının bulunduğunu, bu düşme kararının işlemin hukuka
uygun olduğunu gösterdiğini, Kırklareli Doğalgaz Çevirim Santrali ile ilgili olarak da
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin kesinleşmiş düşme kararının dikkate alınması
gerektiğini,
―TEDAŞ İHD ile ilgili olarak Bakana yapılan isnatların, üst kurul üyelerine açılan
kamu davasındakilerle aynı olduğunu, bu dava sonucunda, Yargıtay 5. Ceza Dairesinin
14.10.2005, 2002/3 MD–2005/5 kararı ile sanıkların üzerlerine atılı suçtan dolayı beraatlerine
karar verildiğini,
―18.02.1998 tarihli Ek mektubu (Side Letter), işlemin tarafı olarak BOTAŞ adına
imzalayan genel müdür ve doğal gaz daire başkanı hakkında, bu imzalama fiili ve sonuçları
nedeniyle suç duyurusunda bulunulduğunu, Cumhuriyet Başsavcılığının, BOTAŞ (KİT)
Genel Müdürü hakkında soruşturma izni için ETKB’na başvurusu sonucunda 27.10.2003
tarih 175 sayılı yazısıyla soruşturma izni verilmediğini, Cumhuriyet Başsavcılığınca,
25.11.2002 tarih 2002/103956 hazırlık sayısı ile Nevzat Arseven hakkındaki evrakın
işlemden kaldırılmasına, Gökhan Yardım hakkında 15.03.2004 tarih 2003/66397 hazırlık
sayısı ile TCK’nın 240. maddesine münas eylemi sebebiyle aynı kanunun 102/4 ve
CMUK’nun 164. maddeleri uyarınca kamu adına takibata mahal olmadığına karar
verildiğini,
―TURUSGAZ’dan yüksek fiyatla doğalgaz alımı iddiasına ilişkin olarak BOTAŞ
yetkilileri hakkında yapılan suç duyurusu nedeniyle, ETKB tarafından, 12.06.2002 tarih 79
sayılı kararıyla soruşturma izni verilmediğini, Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine
soruşturma izni verildiğini, Cumhuriyet Başsavcılığınca, BOTAŞ yetkilileri hakkında
yapılan soruşturma sonucunda erteleme kararı verilip bu kararın kesinleştiğini,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
127
―27 Mayıs 2000 tarihli mutabakat belgesi ile Yİ projelerden bir kısmının Haziran
2002 tarihinden itibaren işletmeye alınması gereğine dikkat çekildiğini, Hazinenin
mutabakat belgesine konu DPT’nin onay vermiş olduğu 29 adet YİD projesine garanti
vermemesi nedeniyle, aynı belgenin 5 ve 6. madde hükümleri gereğince Yİ projelerinin
kapsama alınmasının gerektiğini,
―Mobil santrallerde alınmayan enerji için bedel ödemesinin söz konusu
olmadığını, sözleşmeye konu kira bedeli ödemesi yapıldığını, bu ödemenin, taraflar
arasındaki sözleşmelere, tarafların kâr ve zararları gözetilerek karşılıklı mutabakata
dayandığını,
―Ülkemizde elektrik arz-talep dengesinin bozulmasının 1996 yılında başladığının,
TEİAŞ’ın iki yazısında teyit edildiğini, yaşanan elektrik darboğazının giderek kritik duruma
gelmesi sonucu, ilk aşamada (1999–2000) mülga TEAŞ’ın, bölgesel elektrik ihtiyaçlarının
acilen karşılanması için Mobil (yüzer-gezer) santraller kurulmasını gerekli görerek,
Bakanlar Kurulu Kararı istihsali için Enerji Bakanlığından istemde bulunduğunu,
―Enerji Bakanlığının, TEAŞ’ın mobil santraller kurulmasına ilişkin istemini,
Bakanlar Kurulu Kararı alınmak üzere Başbakanlığa ilettiğini, Bakanlar Kurulunun,
“Türkiye Elektrik Üretim, İletim Anonim Şirketi (TEAŞ) tarafından tespit edilecek yerlerde
çalıştırılmak üzere, yurt içinden veya yurt dışından Mobil (yüzer-gezer) elektrik
santrallarının ihaleyle kiralanması ve hizmet alımı yoluyla işletilmesi konusunda TEAŞ’a
görev verilmesini” 16 Mart 1998 tarihinde kararlaştırdığını,
―TEAŞ’ın, 16 Mart 1998 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca, mobil (yüzer-
gezer) santraller için ihaleye çıkıp sonuçlandırdığını, 16 Mart 1998 tarihli Bakanlar Kurulu
Kararının iptali için Danıştay’da dava açıldığını, Danıştay’ın 04.10.2000 tarihinde davanın
reddine karar verdiğini, Enerji Bakanlığı ve Bakan Ersümer’in, mobil santral ihtiyacının
tespit, istem ve kararında yer almadığını,
―Diğer taraftan doğalgaz sektörüyle ilgili iddialarla ilgili olarak, Türk tarafının
talepleriyle Rusya’dan yıllık 30 milyar m3/yıl doğalgaz alımının, Bakan Ersümer’in görevi
döneminden önceki tarihlerde yapılan işlemlerle tamamlandığını bu nedenle de fiilinin
yokluğu nedeniyle bu konudaki iddiaların muhatabı olmadığını,
―BOTAŞ’ın yazısına göre, Mayıs 1997 öncesinde, bizzat Türk tarafının (BOTAŞ)
ilave doğal gaza ihtiyacı olduğunu kabul ile Rus tarafına ilave 8 milyar m3 doğalgaz alımı
için teklifte bulunduğunu,
―28.04.1997 tarihli çerçeve sözleşmesi ile kabul edildiği üzere, ilave doğal gazın,
397 sayılı KHK yürürlükte olduğu sürece Bulgar-Türk sınırında TURUSGAZ tarafından
sınırda taraflar arasında imzalanacak bir sözleşme ile BOTAŞ’a satılacağını ve BOTAŞ’ın
bu gazı kendi müşterilerine pazarlayacağını, bunun ilave 8 milyar doğal gazın Türkiye’ye
satışı ve pazarlanmasına konu iddiaların (iddia hukuken geçerli veya değil) muhatabının
bakan olamayacağı anlamına geldiğini,
―Mayıs 1997 öncesinde, GAZEXPORT ile TURUSGAZ arasındaki 10.12.1996
tarihli Sözleşme ile BOTAŞ ile TURUSGAZ arasındaki 28.04.1997 tarihli Sözleşmenin ise
Bakan Recai Kutan’ın şahitliğinde imzalandığını,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
128
―DPT’nin, 1996 yılının 9. ayında, batıdan ilave 8 milyar m3 doğalgaz alınmasına
bir itirazda bulunmadığını, dolayısıyla 8 milyar m3 doğalgaza ihtiyaç olduğunu kabul
ettiğini,
―Enerji Bakanlığının da, Bakan Recai Kutan imzalı, 01.10.1996/15714 yazısına
göre ilave 8 milyar m3 doğalgazın alınmaması durumunda, 12 milyar m3 sıvı gaz alınması
gerektiğini, bunun da ilave doğal gaza göre 300 milyon USD’lik ek bir yük getireceğini
kabul ettiğini,
―28.07.1995 tarihli protokolle, Türkiye’nin talebi ile Mavi Akım projesine temel
oluşturan ilave doğal gaz konusunda gerekli görüşmelerin yapıldığı, yani bu konudaki
teklifin Türk tarafınca getirildiğini,
―Ayrıca, 21–23.08.1996 tarihli Protokolle, BOTAŞ’ın Batıdan 8 milyar m3 ilave
gazın dışında, ayrıca Mavi Akıma temel oluşturan doğudan 16 milyar m3 gaz alımı
konusunda Türk tarafı ile Rus tarafının anlaştığını,
―DPT’nin, 21–23.08.1996 tarihli Protokolün yapılması sırasında, Batıdan önceki 6
milyar m3 + ilave 8 milyar m3 = 14 milyar m3 ve Doğudan 16 milyar m3 olmak üzere
toplam 30 milyar m3/yıl doğalgaz alınmasına bir itirazının da bulunmadığını, böylece
DPT’nin, toplam 30 milyar m3 doğalgaza ihtiyaç olduğunu kabul ettiğini,
―DPT’nin 14.12.2005 tarih, 5881 sayılı yazısı eki 04.08.2000 tarih, MY 134 sayılı
yazısında, 27.05.2000 tarihli Mutabakat Zaptıyla, 2000–2002 arasında enerji arz açığı
olduğu + 34 adet RES ve HES YİD projesinden bir kısmının uygulamaya alınması
gerektiğini belirttiğini, bu nedenle DPT’nin 27.05.2000 tarihli toplantıda, Yİ projelerinden
bir kısmının 2002 Haziran tarihinden itibaren, YİD projelerinden bir kısmının da 2000–2002
arasında enerji açığını kapatmak üzere işletmeye alınması önerisinde bulunduğunu,
―4283 sayılı Yasaya göre, Yİ projelerine ait ihalenin yapılması, tamamlanması ve
santralin işletmeye alınmasından tek başına yetkili ve sorumlu olan TEAŞ’ın, Yİ
santrallerini, DPT’nin kabulünden daha sonraki dönemlerde işletmeye aldığını,
―ETKB’nın, Mutabakat Belgesi gereğince YİD proje sahibi şirketlerden istenilen
taahhütleri hazırladığını ancak Hazine Müsteşarlığı’nın, şirketler tarafından verilen
taahhütnameleri kabul etmediğini, böylece Mutabakat Belgesine konu YİD projelerinin
(BORES hariç) yapılmadığını,
―DPT’nin, 21.03.2005 tarih DPT 1245 sayılı yazısıyla, yetki, görev ve
sorumluluğunda olan elektrik planlamasındaki tüketim miktarının, 2000 ve 2001 yılı
başındaki ekonomik krizlerin sonucu gerçekleşmediğini kabul ettiğini,
―Sadece ekonomik krizler değil, 1999 yılındaki iki büyük depremin (1999/8
Körfez, 1999/11 Düzce depremleri), özellikle ülkenin sanayi kuruluşlarının yoğun olduğu
bölgesinde gerçekleşmesi nedeniyle de elektrik tüketiminin olumsuz etkilendiğini,
―Diğer taraftan bir bakanın sadece görevi dönemine ait, yetkili ve görevli olduğu
konularda, sadece imzasını taşıyan işlemleriyle ilgili olarak ceza sorumluluğunun
doğabileceğini, bu açıdan doğalgaz talebinin yüksek gösterildiği iddiasına ilişkin konuların,
Bakanın yetki ve görevine girmediğini,
―Doğalgaz arz talep çalışmalarının, DPT’nin denetimi ve bilgisi dahilinde
yapıldığını ve Bakan Ersümer’in göreve başlamasından önce bitirildiğini, bu durumda, zaten
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
129
bakana karşı isnadı mümkün olmayan iddiaların, zaman unsuru yönünden, istense de bakana
isnat edilemeyeceğini,
―BOTAŞ’ın Bakanlık ve TEAŞ’ın birlikte çalışmalarıyla oluşturulan, iddia konusu
doğalgaz talep tahminlerinin, Bakan Ersümer’in göreve başlama döneminden önce 1995–
1996 yıllarında yapıldığını,
―BOTAŞ’a göre, arz fazlalığında görülen bu önemli artışın kurulması öngörülen
bazı santrallerin kurulamayacak olması nedenine dayandığını, doğalgazın depolanmasının
ülkemiz açısından mümkün olmamasının da doğalgaz arz-talep dengesini olumsuz
etkilediğini,
―Öte yandan, emsal uygulamalara konu anlaşmalarda olduğu gibi, “al ya da öde”
(take or pay) yönteminin, doğalgaz alım anlaşmalarının esaslı unsurlarından olduğunu, bu
yöntemin, sözleşmenin ceza hükmü olmadığı gibi 1999 ilâ 2003 yılları arası take or pay
şeklinde ödeme olmadığını,
―Hiçbir hukuk düzeninde hukuki bir belgeye (18.02.1998 tarihli Side Letter) şahit
sıfatıyla imza koyma fiilinden dolayı hukuki veya cezai bir sorumluluğun söz konusu
olmadığını, bu nedenle, Bakanın, Side Letter’a bağlı iddiaların muhatabı olmadığını, bu
iddialara konu suç oluşturan fiilin bulunmadığını,
―Öte yandan, 244 sayılı Kanuna göre anılan anlaşmayla ilgili iddiaya konu işlemin
yapma yetki ve görevinin Bakanlar Kuruluna ait olduğunu, sanığın iddianın yasal muhatabı
olmadığını, özellikle de, BOTAŞ’la ilgili iddia edilen konularda hukuka aykırı herhangi bir
talimatının olmadığını,
―İşlendiği sırada ve bugün kanunun suç saymadığı şahit sıfatıyla imza koyma
fiilinden dolayı her nasılsa bir kamu davası açılmışsa, sadece 5271/CMK 223/2,a
maddesindeki kararın verileceğini, bu durumda, bu fiile bağlı formül ve damga vergisine
konu iki iddia nedeniyle de beraatine karar verilmesi gerektiğini,
―Bakanın, BOTAŞ’ın TURUSGAZ şirketi ile yapmış olduğu 18.02.1998 tarihli Ek
Mektup’taki (Side Letter) şahit sıfatıyla atılan imzasının, sözleşmenin tarafı, onayı,
Hazinenin teminatı, sözleşmeyi yürürlüğe koyan imzanın, bu hukuki belgenin tasdiki imzası
niteliklerini de taşımadığını,
―Bakanın imzasının bu hukuki belgeden çıkarılması halinde, bu belgenin
geçersizliğinin söz konusu olmayacağı gibi hukuken yok hükmünü de taşımayacağı ve
yürürlüğünün de engellenmiş sayılmayacağını, bu anlamda imzanın işlemci bakan, yani bu
hukuki belgenin oluşturulmasına katılma imzası olmadığını,
―Side Letter’daki Bakan imzası, hukuki belgenin imza töreninde bulunduğunun ve
bu hukuki belgenin taraflarınca imzaladığı olgularının şahidi olarak tespiti imzası olduğunu,
ticari bir sözleşme olan ek mektubun, BOTAŞ ile TURUSGAZ arasında imzalandığını, bu
nedenle de, tarafının hak ve fiil ehliyeti tam, tüzel kişiliği haiz BOTAŞ olduğunu,
―BOTAŞ’ın ana statüsünün 3. maddesine göre, tüzel kişiliğe sahip, faaliyetinde
özerk ve sorumluluğu sermayesiyle sınırlı bir iktisadi devlet teşekkülü olduğunu,
teşebbüslerin faaliyetlerinin denetimi, ibrası ve sonuçlarının, kamu kurumlarının faaliyet ve
işlemlerinin genel denetiminden ayrı olarak, özel bir mevzuatla düzenlendiğini, asli denetim
organının, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu, faaliyetlerinin ibrasına yetkili organın
da, TBMM KİT Komisyonu olduğunu,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
130
―233 sayılı KHK’nın 40. maddesi hükmüne göre, ilgili bakanlığın; teşebbüs,
müessese ve bağlı ortaklık faaliyetlerinin kanun, tüzük ve yönetmelik hükümlerine uygun
olarak yürütülmesini gözetmekle görevli olduğunu, bu amaçla ilgili bakanlığın, gerekli
hallerde teşebbüslerin hesaplarını ve işlemlerini teftiş ve tahkike tabi tutmaya ve bunların
iktisadî ve malî durumlarını tespit ettirmeye yetkili olduğunu ancak bu yetkinin,
kuruluşların görev ve yetkilerini daraltmayacak, normal faaliyetlerini aksatmayacak şekilde
kullanılacağını,
―İddia konusu Side Letter’ın imzalanması ve buna bağlı formülasyona ve damga
vergisine ilişkin işlemler ile 244 KHK’ye göre yayınlama işlemi ile birlikte ikincil yakıt
ödemesinin, doğrudan doğruya BOTAŞ’ı hak ve yüküm altına sokan işlemler olduğunu ve
bu işlemlerin, BOTAŞ tüzel kişiliğinin faaliyeti olarak, özel mevzuatla getirilmiş
denetlemeye bağlı olmadığını, bu açıdan Bakanlığın vesayet denetimi dışında olduğunu,
―Ek mektubun, BOTAŞ’ın yabancı bir şirketle yaptığı doğalgaz alım satımına ait
ticari bir sözleşme olduğunu, BOTAŞ Yönetim Kurulunca onaylanıp yürürlüğe
koyulduğunu, Side letter’a bağlı her türlü hakkın ve yükümün sahibi ve damga vergisi
kanunu gibi her türlü kanuni işlemin ve iddianın muhatabının sadece BOTAŞ olduğunu,
―İkincil yakıt ödemesi işleminin de BOTAŞ’ın faaliyetleri içinde yaptığı bir işlem
olup Bakanlıkla bir ilgisi bulunmadığını,
―Bakanı hukuken ilgilendirmemekle birlikte, hak ve fiil ehliyeti tam bir kamu
kurumu olan BOTAŞ’ın işlemi imzalayan ve işlemin oluşturulmasına katılan yetkilileri
hakkında, adli makamlarca, Side letter’deki doğru formülün uygulanması, yani mevzuata
uygun olmasının tespiti nedeniyle cezai sorumluluklarının olmadığına karar verildiğini ve
kamu davası açılmadığını, her iki BOTAŞ yetkilisi hakkında işlemden kaldırma ve
takipsizlik kararları verildiğini,
―İddiaya göre iştirak ilişkisinin zorunlu bir sonucu olarak, side letter’ı taraf
sıfatıyla BOTAŞ adına imzalayan Genel Müdür ile Doğal Gaz Daire Başkanı hakkında
kabul edilen dava zamanaşımı ve sonuçlarının, iştirak ilişkisinde fiili doğrudan doğruya
birlikte işleyen konumundaki Bakan hakkında da geçerli olduğunu,
―Diğer taraftan, 21-23.08.1996 tarihli protokolle, Mavi Akıma temel oluşturan
doğudan 16 milyar m3 gazın tüketicilere satışının BOTAŞ ve Rao Gazprom’un ortak şirketi
tarafından yapılması konusunda tarafların anlaştığını,
―18.02.1998 tarihli kontrat ve 18.02.1998 tarihli ek mektubun, yürürlüğe girmemiş
olan ve Turusgazın oluşumunun tamamlanmasından sonra, yeniden imzalanması
kararlaştırılan 10.12.1996 tarihli anlaşmanın ve 10.12.1996 tarihli Protokolün yerine
imzalanan kontrat ve ek mektup olduğunu, 18.02.1998 tarihli kontrat ve 18.02.1998 tarihli
ek mektupla, 10.12.1996 tarihli protokolün verdiği yetkiyle, 10.12.1996 tarihli anlaşmanın
yaklaşık 20 civarında maddesi değiştirildiğini,
―Yüksek Planlama Kurulunun 25.11.1996/96/T-53 sayılı kararı ile “Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanlığının 20.6.1996 tarih, 10229 sayılı, 5.8.1996 tarih, 12649 sayılı ve
1.10.1996 tarih, 15714 sayılı yazıları dikkate alınarak; Boru Hatları ile Petrol Taşıma
Anonim Şirketi (BOTAŞ)’nin bir Türk-Rus ortak şirketi olan ve merkezi Ankara’da bulunan
10 milyar TL sermayeli Gama-Gazprom Taahhüt, Pazarlama ve Ticaret AŞ’ne % 35 hisse
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
131
ile iştirak etmesine, 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 27. maddesine göre karar
verilmiştir” şeklinde karar verildiğini,
―YPK kararının alınmasının ardından; 10.12.1996 tarihinde Turusgaz tüzel kişiliği
oluşmadan, Gazexport ve Turusgaz’ın müstakbel ortakları olarak Botaş, Gama-Gazprom,
Gama’nın imzaladığı bir doğal gaz alım satım kontratının imzalandığını,
―Bakanın göreve başlamasından önceki süreçte Turusgaz’ın kurulmasına karar
verildiğini ve bu konuda gerekli protokoller, anlaşmalar imzalanarak, YPK kararı
çıkarıldığını, Bakanın Turusgazın alınmasına ait işlem ve anlaşmalarda görevde olmaması
ve imzasının bulunmaması, yani fiilin yokluğu nedeniyle, Turusgazla ilgili iddiaların
muhatabı olmasının hukuken mümkün olmadığını,
―Turusgazdan yüksek fiyatla doğalgaz alımı iddiasına ilişkin bizzat işlemi yapan
BOTAŞ yetkilileri hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 25.11.2002 tarih
2002/103956 hazırlık sayısı ile 4616 sayılı kanun uyarınca erteleme kararı verildiğini,
kesinleşen bu erteleme kararının, kesin kanıt oluşturduğunun resen göz önüne alınmasını,
―TURUSGAZ’ın, Side letter’ın (sözleşmenin) tarafı olarak özellikle damga
vergisinin kanuni muhatabı olduğunu, Bakanın 10.12.1996 tarihli Protokolda şahit sıfatıyla
bile imzasının olmadığını, Soruşturma Raporunda bu protokolla ilgili iddianın anlamsız
olduğunu, Side Letter’ın 244 sayılı kanuna bağlı bir sözleşme olması durumunda, Resmi
Gazete’de yayınlanmasının Bakanlar Kurulu adına Başbakanlık makamına ait bir görev
olduğunu,
―233 sayılı KHK gereğince, mal ve hizmet alımı, satış politikası, personel alımı
gibi konuların doğrudan doğruya BOTAŞ’ın yetki, görev ve sorumluğunda olan işlerden
olması nedeniyle, Bakanlığın, bu işlerle ilgili olarak işlem yapma veya BOTAŞ’a talimat
verme gibi bir erkinin de bulunmadığını,
―Mavi Akım projesinin temelinin 29.12.1995 tarihli Protokol ile atıldığını, Mavi
Akım projesine konu doğalgaz miktarının, daha önce Doğu hattından alımına karar verilen
16 milyar m3 miktarla aynı miktar olduğunu,
―01.04.1998 kabul tarihli 4357 sayılı “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya
Federasyonu Hükümeti Arasında Rus Doğal Gazının Karadeniz Altından Türkiye
Cumhuriyetine Sevkıyatına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu hakkında
Kanun”un 1. maddesine göre, 15 Aralık 1997 tarihinde Ankara’da imzalanan Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Rus Doğal Gazının
Karadeniz Altından Türkiye Cumhuriyetine Sevkıyatına İlişkin Anlaşmanın onaylanmasının
uygun bulunduğunu,
―Türkiye Büyük Millet Meclisinin, Mavi Akım projesine ilişkin 15 Aralık 1997
tarihli anlaşmayı, 1.4.1998 tarihli oturumunda görüşüp 4357 sayılı Yasa ile uygun
bulduğunu ve anlaşmanın 4 Nisan 1998 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe
girdiğini,
―Anayasanın 90. maddesi hükmü gereğince bu anlaşmanın kanun hükmü niteliği
taşıdığını, Bakanın 15.12.1997 tarihli anlaşmayı, Bakanlar Kurulunun vermiş olduğu
yetkiyle Bakanlar Kurulu adına imzaladığını, hükümetler arası anlaşmanın, Bakanın, kendi
başına veya Enerji Bakanlığı adına yapılmış bir işlem olmadığını, bu nedenle, bu konuya
ilişkin iddiaların muhatabının Bakanlar Kurulu olduğunu, Bakanlar Kurulunun siyasi ortak
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
132
sorumluğuna konu olan Mavi Akım Anlaşmasının, bir ceza soruşturmasının ve
yargılamasının konusu yapılamayacağını,
―Diğer taraftan, BOTAŞ yetkililerinin, OHS konsorsiyumunun kurulmasına ilişkin
bir isnatla yargılandıklarını, soruşturma komisyonunun raporunda, sadece BOTAŞ
yetkililerinin yargılandığı iki fiilden dolayı bakana isnatta bulunduğunu, buna göre, davada
OHS konsorsiyumunun kurulmasına ilişkin yapılan bir isnat bulunmadığını,
―15 Aralık 1997 tarihli anlaşmanın 3. maddesi ile, Mavi Akım projesinin yapım
işinin, bir ihaleye bağlı olmaksızın, doğrudan doğruya GAZPROM’un ana şirketi ile Türk
şirketlerinden oluşacak bir konsorsiyuma verildiğini,
―Anlaşma gereğince, ana şirket GAZPROM’un, konsorsiyumun Türk ortaklarını
belirlediğini, inşaat firmalarının seçiminin, tamamen Rusya’nın kendi tercihi olduğunu, bu
konuda Türkiye’nin herhangi bir insiyatif kullanmasının ve dolayısıyla herhangi bir
kayırmanın olmasının da mümkün olmadığını,
―2002 yılından önce, YİD santrallerinde yapılacak üretimlere öncelik vermek
maksadıyla, durdurulan ve/veya üretimi kısıtlanan kamuya ait üretim santralinin
bulunmadığını,
―Bu dönemde mülkiyeti kamuya ait mülga TEAŞ santralleri de doğalgaz kısıtlama
kapsamına girmiş, yukarıda bahsedilen ve özel sektör tarafından YİD modeli ile işletilen 4
santralde ise, kesintisiz müşteri olduklarından, bu santrallerin gaz temininde kısıtlamaya
gidilmediğini,
―YİD firmalarına yapılan ikincil yakıt parası ödemelerinin, ilgili yönetmelik
maddesi karşısında mevzuata uygun bulunması nedeniyle, atılı suçun hukuka aykırılık
unsurunun mevcut olmadığını,
―Elektrik Enerjisi Fonunun, iddia konusu ödemelerin de arasında bulunduğu 2000
yılı işlemlerinin, TBMM kit komisyonunda mevzuata uygun bulunarak tasvip (ibra)
edildiğini,
―KİT komisyonunun ibra kararı kararının, ibra kapsamında olan iddia konusu
ödemelerin mevzuata aykırı oldukları iddiasını da hukuksal dayanaktan yoksun kılacağını,
ibra ile bu işlemlerin mevzuata (hukuka) uygunluklarının kesinleştiğini,
―İkincil yakıt ödemesinin EEF’ndan yapıldığını, EEF’nin denetiminin de 3346
sayılı Yasaya göre yapıldığını, bu nedenle, EEF’nin 2000 yılı ibra kararının, ne ilgili
yönetmelik değişikliği, ne de Bakanlığın faaliyetinin denetimi ile bir ilgisinin
bulunmadığını,
―İkincil yakıt kullanımından doğan fiyat farkına ilişkin olarak BOTAŞ ve
TEAŞ’ın ödemeleri yapmaya mali güçlerinin olmadığını bildirdiklerini, idarenin bütünlüğü
içerisinde ETKB EİGM, BOTAŞ, TEAŞ, EEF yetkililerinin yaptıkları toplantılar sonucu
oluşan kamusal mutabakatla ödemelerin EEF tarafından ihtilaflı ödeme hükümleri
kapsamında ödenmesine karar verildiğini,
―Bu nedenle, soruşturma komisyonunun, sanki Bakanlık tek başına BOTAŞ’a
ödeme yapması gereğini bildirmiş gibi iddialarda bulunmasının hukuksal dayanaktan
yoksun olduğunu,
―Diğer taraftan Bakanın, ikincil yakıta geçme talimatının da bulunmadığını, fiilsiz
suç oluşmayacağını, 1999/2000 yılı kış aylarına ilişkin doğalgaz arz açığının oluştuğunu,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
133
―Ayrıca, Bakanlık Teftiş Kurulunun, inceleme konusu işlemlere ait bürokratlar
hakkında, rapor hazırlayan müfettişin, söz konusu iddialara konu işlemleri tespit etmiş
olmasına karşın, Soruşturma Komisyonunun dönemin bürokratları hakkında suç oluşturan
herhangi bir durumun tespit edilmediğini, yani işlemlerin hukuka uygun olduğunu kabul ve
belirtmek suretiyle, bir işlem yapılmasına gerek olmadığı yolunda görüş bildirdiğini,
Bakanlık Teftiş Kurulunun da, 29.12.2005/174 yazısıyla, 15.11.2005 tarihli inceleme
raporuna iştirak ettiğini,
―YİD yasal prosedüründe sözleşme imzalanması öncesinde üç ana hukuki parça
bulunduğunu; birincisinin DPT’nin YİD projesine olumlu görüş vermesi; ikincisinin,
imtiyaz sözleşmesi taslağının Danıştay tarafından onaylanması; üçüncüsünün ise, Şirketlerin
projeyle ilgili sağlayacağı kredilere Hazine Müsteşarlığının garanti vermesi olduğunu;
Bakanlığın, sözleşme sonraki dönemde, mevzuatla diğer kamu kuruluşlarına bırakılan
işlemler hariç, sözleşmenin icrası, santralın yapımı, işletmeye açılması, denetlenmesi ve
sürenin sonunda devri ile ilgili olduğunu,
―Buna göre, YİD ile ilgili yasal düzenlemede, Bakanlığın, sözleşmenin
imzalanmasına kadar olan süreçte etkin olmadığını, aksine edilgen durumda kaldığını,
Bakanlığın, bu aşamada, DPT’nin olumlu görüş vermediği veya Danıştay’ın onay vermediği
bir YİD santral projesini gerçekleştirme yetkisine sahip olmadığını,
―DPT’nin, YİD projesine ilişkin olumlu görüşünü, fizibilite raporunu, kurulacağı
bölgeyi, kurulu gücü, inşaat süresini, işletme süresini, yıllık enerji üretimini, ortalama
tarifeyi (c/kWh), toplam yatırım tutarını incelemek suretiyle verdiğini,
―Danıştay’ın uygun görüşüyle birlikte tüm idari işlemlerin hukuka uygunluk
niteliği kazandığını, YİD prosedürüne konu Bakanlık işlemlerinin ise, Bakanlığın uzman ve
teknik dairelerince yapıldığını, Bakanın, hiyerarşi içinde yetkili ve görevli uzman kişi ve
kadroların her aşamada uygun görüşleriyle katılarak oluşturulan işlemin şekli denetimini
yaptığını, Bakanın, iştirak halinde oluşturulan işleme vermiş olduğu onaydan, tek başına
değil bu işleme katılan kişilerle birlikte iştirak halinde sorumlu olduğunu,
―Bakanın Yamula HES projesinde şirketle bizzat görüşmek suretiyle 5,25 fiyat
belirlediği ve kamuyu zarara sokmak suretiyle, ihaleye fesat karıştırdığı suçlamasına ilişkin
olarak; Bakanın bizzat şirket yetkilisi ile görüşme yaparak 5,25 fiyat üzerinde anlaşma fiili
diye bir fiil veya maddi olgunun bulunmadığını,
―Şahsilik ve fiilsiz suç olmaz ilkeleri gereğince, bakanın imzasıyla katılmadığı
veya yetki ve görevi dışında ilgili genel müdürlük tarafından doğrudan oluşturulmuş hiçbir
işlemden sorumlu olmayacağını,
―Danıştay’ın, kesin ve bağlayıcı nitelikteki onay kararıyla, 5,25 cent/kWh fiyatı
uygun bulduğunu, Danıştay’ın fiyatı uygun bulması karşısında fiyata ilişkin iddiaların
hukuki bir değerinin olmadığını,
―Bu bakanlık olurunu hazırlayan bakanlık yetkililerinin hiç birisinin, bakanın
Yamula HES’le ilgili olarak, şirketin 5,25 fiyat teklifinin kabul edilmesi ve bu olurun
hazırlanması konularında bakanın bir baskısının, talimatının, yönlendirmesinin olmadığını
beyan ettiklerini,
―Diğer taraftan, yetkili ve görevli Enerji İşleri Genel Müdürlüğünün, bakanlık
makamına yazdığı 05.11.1997/5164 olur yazısı ve eki belgelerle, şirketle yapılan
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
134
görüşmeler sonucunda, şirketin şartlı 5,25 teklifini sözleşmenin yatırım ve işletme
kalemlerinde bakanlık lehine somut parasal değişiklikler yapmak suretiyle kabul edilmiş
olduğunu bildirdiğini,
―Bizzat tanıkların beyanlarının birlikte değerlendirilmesinde, Bakana isnat edilen
bizzat şirketle görüşme yaparak fiyat belirleme fiili şeklinde bir fiilin olduğunun
ispatlanmadığını, aksine, böyle bir fiilin olmadığının ispatlandığını,
―Bakanın, yetkili ve görevli Enerji İşleri Genel Müdürlüğünce firmayla yapılan
görüşmeler sonucunda belirlenen fiyat ve şartlarla sözleşme görüşmelerine başlanmasına
ilişkin ilgili Bakanlık Makamınca oluşturulan olurdaki imzasının bir hazırlık işlemine
başlanmasına ilişkin olur imzası olduğunu, bu imzasından dolayı herhangi bir sorumluluk
doğmasının söz konusu olmayacağını,
―Öte yandan, bakanın görev döneminden sonra, bakanın olur imzasıyla
tamamladığı isnat konusu Bakanlık işlemleriyle ilgili olarak bu işlemleri yapan Bakanlık
yetkilileri hakkında ceza soruşturması yapıldığını ve sonuçta isnat konusu işlemlerin hukuka
uygun bulunduğunu ve bu kararların dikkate alınması gerektiğini,
―Bizzat bu bakanlık olurunu hazırlayan bakanlık yetkililerinin, bakanın bu olurun
hazırlanmasına ait bir baskısının, talimatının, yönlendirmesinin olmadığını beyan ettiklerini,
―Bugüne kadar taraflar arasında sözleşmeye konu bir anlaşmazlığın da
çıkmadığını, ödemelerin, santralin elektrik enerjisi üretmesi karşılığında yapılmasına devam
edildiğini, ortada idarenin oluşan bir zararının da bulunmadığını,
―Kırklareli Doğalgaz Çevirim Santrali ile ilgili olarak, Bakanın bu tarihte görevde
olmaması nedeniyle fiilinin olmadığını, DPT’nin projeyi onayladığını ve TEAŞ’ın
25.11.1998 tarihli yazısı ile Kırklareli DGS’nin yapılabilir bir proje olduğu kabul ettiğini,
―21.05.1999 tarihinde bakanın ikinci dönem görevine başlamadığını ve bu yazı
sonrasındaki mevcut hukuki duruma göre projenin iptalinin mümkün olmadığını, şahsilik ve
fiilsiz suç olmaz ilkeleri gereğince, bakanın, imzasıyla katılmadığı veya yetki ve görevi
dışında ilgili genel müdürlük tarafından doğrudan oluşturulmuş işlemlerden sorumlu
olmadığını,
―Bakanın fizibilite aşamasında imzasıyla katılmış olduğu ve sorumluluk gerektiren
herhangi bir işleminin de söz konusu olmadığını, bakanlığın, fizibilite raporu ile revize
fizibilite raporunu bakanın görevi döneminden önceki dönemde kabul ettiğini ve ilgili
kurumlardan görüş istediğini,
―Öte yandan, Kırklareli DGS’nin Sözleşmesinde sadece işletme giderlerine
eskalasyon uygulandığını, bu nedenle, TEAŞ’ın yatırım bedelinin sadece TL kısmına
eskalasyon uygulanması gerektiğini açıklamasının da geçerliliğinin kalmadığını,
―DPT’nin Kırklareli DGS projesine olumlu görüş verdiğini, Bakanın, idarede
devamlılık ve istikrar ilkesi gereğince, göreve başladığında YİD mevzuatına uygun olarak
başlatılmış ve devam etmekte olan Kırklareli DGS ile ilgili olarak işlemleri mevzuatına
uygun olarak devam ettirdiğini,
―Türkiye ve Bulgaristan arasındaki “Enerji ve Altyapı Projelerinde İşbirliği
Anlaşması ve Protokolü”nün 4.11.1998 tarihinde, yani 16.07.1998 tarihinde imtiyaz
sözleşmesinin imzalanmasından sonra imzalandığını,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
135
―20.05.2000 tarihli Mutabakat Zaptı ile Kırklareli DGS projesinin devam kararı
verilen 29 YİD projesi içinde olduğunu, Bakanlığın, şirketten sözleşmedeki santralin
işletmeye girmesi yılını şirketin aleyhine olarak 2002 yılının ikinci yarısı olarak değiştiren
ve ayrıca şirketin aleyhine bakanlığın lehine şarta bağlayan bir taahhütname de aldığını,
―Alaçatı Rüzgâr Enerji Satrali (ARES) ile ilgili olarak, 12 yıl olan işletme
süresinin 20 yıla çıkarılmasına ait fizibilite raporlarının bakanın göreve başlamasından önce
alınması nedeniyle bu konuda fiilin bulunmadığını,
―Öte yandan Danıştay’ın imtiyaz sözleşmesine ait onay kararına uygun işlem
yapan bakanın bu konuda suçlanmasının hukuki değerinin de olmadığını, 3096 sayılı
Yasaya göre fizibilitedeki işletme süresinin 12 yıldan 20 yıla çıkarılmasına karar verme
yetkisinin ETKB’ye ait olduğunu,
―Bakanlığın şirketin başvurusunu kabul işleminin, ARES projesini teknik ve
planlama yönüyle başlatan DPT’nin olumlu görüşü için ara işlem niteliğinde olduğunu, bu
nedenle, Bakanın bu ara işlemi tamamlayan onay imzası nedeniyle herhangi bir
sorumluluğunun doğmayacağını,
―DPT’nin, ARES projesini uygun bulduğunu, ayrıca Bakanın, ETKB EİGM’nün
bu teknik konulardaki teknik takdirine, teknik görüşüne ve kabulüne uygun davranmakla
görevli olduğunu, öte yandan eksik üretim nedeniyle şirkete herhangi bir bedelin de
ödenmediğini,
―Şirketin fiili işletme giderlerinin fizibilitede gösterilenden fazla olduğu, bunun
özsermayenin düşük gösterilmesi suretiyle vergi kaybına neden olduğu iddiasının, imtiyaz
sözleşmesi ile bir ilgisinin bulunmadığını, bu konuda bir sorun varsa, bu sorunun, Maliye
Bakanlığı ile şirket arasında olduğunu,
―Soruşturma komisyonunun, imtiyaz sözleşmesiyle ilgili olmayan işletme
giderlerinin yüksek gösterilmesi, Şirketin özsermaye kazancının (IRR) düşük görünmesine
ve dolayısıyla vergi kaybına sebep olunduğuna ilişkin iddianın, anlamsız ve kötü niyetli bir
iddia olduğunu,
―ARES’le ilgili finansal kiralama işleminde sorumluluğun, bu konuda münhasıran
karar verme yetki ve görevine sahip olan Hazine Müsteşarlığına ait olduğunu, Hazine
Müsteşarlığının, ARES’le ilgili finansal kiralama işlemine onay vermemesi halinde, bu
işlemin yapılmasının mümkün olmayacağını,
―YİD finans modeliyle yapılan işlerde finansal kiralama usulünün ilk kez 1996
yılında Sütçüler HES’te uygulandığını, bugüne kadar da mevzuata aykırılığının iddia
edilmediğini, Bakanın görevi kötüye kullanma suçunu oluşturacak bir fiilinin söz konusu
olmadığını,
―Bakanlık olur yazısının, Bakanın değil, aksine, Bakanlık yetkililerinin bilgisi ve
iradesi altında hazırlandığının tüm tanıkların beyanlarıyla ispatlandığını,
―ARES santrali ile ilgili olarak taraflar arasında sözleşmeye konu bir
anlaşmazlığın çıkmadığını, ödemelerin, santralin elektrik enerjisi üretmesi karşılığında
yapılmaya devam edildiğini, ortada idarenin oluşan bir zararının bulunmadığını,
―Dinar II HES’in yapılmasına ilişkin isnatlarla ilgili olarak bakanın fizibilite
aşamasında imzasıyla katılmış olduğu ve sorumluluk gerektiren herhangi bir işleminin söz
konusu olmadığını, Bakanın, Bakanlık görevine 30.06.1997 tarihinde başladığını, bu
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
136
tarihten önce 1989 yılında alındığı ispatlanan ön fizibilite ve fizibilitenin onayına ve revize
fizibilite raporu düzenlenmesi istemine ilişkin bakanlık işlemlerinden dolayı, fiilinin
yokluğu nedeniyle bakanının sorumluluğunun iddia edilemeyeceğini,
―Bakanlığın şirketin başvurusunu kabul işleminin ise, Dinar II HES projesini
başlatan ve DPT’nin olumlu görüşü için ara işlem niteliğinde olduğunu, bu nedenle, bir
bakanın bu ara işlemi tamamlayan onay imzası nedeniyle herhangi bir sorumluluğunun söz
konusu olmayacağını,
―Bakanlığı, ön rapor konusunda ilgili kuruluşların görüşünü aldığını, DPT’nin,
Dinar II HES projesiyle ilgili olarak da uygun görüş verdiğini, bir Bakanın teknik bir iş
olduğu apaçık olan bir santralin yapılacağı yerin deprem ve tesislerin 1. derece deprem
bölgesinin gerektirdiği teknik özelliklerde yapılması konusuna ilişkin kişisel olarak teknik
denetleme yapması şeklinde bir görevinin de olmadığını,
―Bakanın, Danıştay’ın tarafları dinlemek suretiyle sözleşme taslağını onaylaması
nedeniyle, yetkili ve görevli genel müdürlükçe hazırlanan ve bakanlık makamınca
oluşturulan, sözleşme görüşmelerine başlanması olurundaki, sözleşmedeki ve iki ayrı süre
uzatımı olurlarındaki imzaları nedeniyle sorumluluğunun söz konusu olmayacağını,
―Yer teslimi yetki ve görevinin ise, Enerji İşleri Genel Müdürlüğüne ait olduğunu,
bu konuda Bakana ulaştırılmış bir bilgi, belge, ihbar vb durumun da bulunmadığını, bu
nedenle Bakanın, imzası ile katılmadığı ve özellikle Bakanlık makamına ait bir görev
olmayan yer teslimiyle ilgili herhangi bir biçimde sorumluluğunun bulunmadığını,
―Bakanın, 08.05.2001 tarihinde Bakanlık görevinden ayrılması nedeniyle
01.12.2000 tarihinde işletmeye alınan santralin, işletmeye alınmasından itibaren 4 ay sonra
Bakanın gerekli denetimi yaptırmamış olduğu ve 2002 yılında satış fiyatının değiştirildiği
iddiasının gayri ciddi olduğunu,
―Kanunen fon anlaşmasının imzalanmasının EEF’ye ait bir görev olduğunu, fon
anlaşmasının taraflarının, şirket ve hak ve fiil ehliyeti tam, kamu tüzel kişiliğini haiz
Elektrik Enerjisi Fonu olduğunu, bakanlığın anlaşmanın tarafı olmadığını, bu nedenle de
tarafı olmadığı bu anlaşmanın imzalanmaması ile ilgili olarak suçlanması olanağının
bulunmadığını,
―Bakanlığın fon anlaşmasının imzalanmaması ile hukuki bir ilgisinin olmamasının
yanı sıra, Bakanlık makamına bu sözleşmenin feshi konusunda bir talebin de
getirilmediğini, ayrıca 20.05.2000 tarihli Mutabakat Zaptına göre 2000–2002 yılları ülkede
enerji açığının bulunduğunu, bu bağlamda, Dinar II HES’in işletmeye alınması için
gereğinin yapılmasının doğru ve yerinde olduğunu, bu nedenle, fon anlaşması firma ile EEF
arasında yine İmtiyaz Sözleşmesinde belirtilen süreler içerisinde imzalanmadığı için
Sözleşmenin feshedilmesi gerekirken Bakanlık tarafından fesih işleminin yapılmadığı
iddiasının hukuki geçerlikten yoksun olduğunu,
―Çal HES’le ilgili isnatlar hakkında, bakanın imzasıyla katılmadığı veya ilgili
genel müdürlüğün bizzat yaptığı işlemlerle ilgili olarak ceza sorumluluğu iddiasının
hukuksal dayanaktan yoksun olduğunu,
―Bakanlığın, iddia konusu revize 3’ün kabulünün Bakanın göreve başlamasından
önce olduğunu, ETKB Enerji İşleri Genel Müdürlüğü’nün, 09.07.1997 tarih 3333 sayılı
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
137
yazısı ile DPT’den Çal HES’le ilgili müsteşarlık görüşünü istediğini ve DPT’nin de
21.07.1997 tarih 430/2798 sayılı yazısı ile bu projeye olumlu görüş verdiğini,
―Bakanlığın şirketin başvurusunu kabul işleminin, Çal HES projesini başlatan ve
DPT’nin olumlu görüşü için bir ara işlem olduğunu, bu nedenle, bir bakanın bu ara işlemi
tamamlayan onay imzası nedeniyle herhangi bir sorumluluğunun söz konusu olmayacağını,
―Danıştay’ın, bizzat tarafları çağırmak ve bilgi almak suretiyle, Çal HES sözleşme
taslağını ve ek protokolü, tarife ve fiyat dâhil tüm unsurlarıyla incelediğini, gerekli gördüğü
değişiklikleri yaptığını ve onayladığını, bu onay kararlarının kesin ve bağlayıcı olduğunu,
bu nedenle, sözleşmeye ve unsurlarına ve ek protokole karşı yapılan isnatların hukuki
değerden yoksun olduğunu,
―Çal HES sözleşmesinin ve ek protokolünün Danıştay’ın onayından geçmesi
nedeniyle, soruşturma raporundaki İmtiyaz Sözleşmesine fazla üretimin tam tarife üzerinden
satın alınacağı hükmünün konulması ve ticari işletmede fazla üretimin alınması nedeniyle
şirkete haksız kazanç sağlanarak kamu zarara uğratıldığına dair iddianın hukuksal
dayanaktan yoksun olduğunu,
―Öte yandan, bakanlık makamına sözleşmenin feshi konusunda bir talebin de
getirilmediğini, 20.05.2000 tarihli Mutabakat Zaptına göre 2000–2002 yılları ülkede enerji
açığının bulunduğunu, Çal HES’in işletmeye alınması için gereğinin yapılmasının yerinde
olduğunu,
―Yer teslimi yetki ve görevin, Enerji İşleri Genel Müdürlüğünde olduğunu,
nitekim 16.06.2000 tarihli yer teslim tutanağında bakanın imzasının bulunmadığını, Çal
HES santralinin 12.01.2001 tarihinde, bakanın görevden ayrılmasından sonra işletmeye
alındığını, ayrıca bakanlık makamına yapılmış olan herhangi bir ihbar, şikâyet veya benzeri
bir başvurunun da olmadığını, bu nedenle, bakanın bu konuda denetim görevini
savsamasının söz konusu olmadığını,
―BORES ile ilgili isnatlara ilişkin olarak, 1998 yılındaki mevzuata göre, elektrik
üretim, iletim, dağıtım ve ticaretinin iddia edilenin aksine, YİD modeliyle sadece 3096
sayılı Yasaya göre yapıldığını, ETKB’nin, 1998 yılında BORES projesine yürürlükteki
hukuka uygun bir biçimde, 3096 sayılı Yasa kapsamında başladığını ve buna göre
bitirdiğini,
―ETKB’nin, BORES projesinde, “elektrik üretim, iletim, dağıtım ve ticareti” 3996
sayılı kanunun kapsamına, 4493 sayılı Yasayla 20.12.1999 tarihinde alındığından 1998
tarihinde 3996 sayılı Yasaya göre işlem yapmadığını, ayrıca BORES projesinin, 3996 sayılı
Yasanın yürürlüğe girdiği 13.06.1994 tarihinde devam etmekte olan bir YİD projesi
olmaması nedeniyle, 3996sayılı Yasanın geçici 1. maddesinin uygulanmasının söz konusu
olmadığını,
―Bu bağlamda, bakanın, ETKB adına BORES’in 3096 sayılı kanuna göre
yaptırılmasına ait uygulama anlaşmasına imza koyma fiilinin, 3096 sayılı Yasaya uygun
olduğunu, DPT’nin de 3096 sayılı yasa çerçevesinde projeye olumlu görüş verdiğini,
―ETKB EİGM’nün değerlendirmesine göre, teknik olarak, santral kapasitesinin
7,58 MW yerine 10,2 MW olarak yapılması doğru ve kamunun yararına olduğunu,
uygulama anlaşmasının “gizlilik” maddesinin “ticari sırla” ilgili olup, niteliği gereğince bu
tür anlaşmaların tamamında bulunan bir koşul olduğunu,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
138
―Çayırhan İHD’nin yapılmasına ilişkin iddia ile ilgili olarak, “şahsilik ilkesi” ve
“fiilsiz suç olmaz ilkesi” gereğince, bakanın, imzasıyla katılmadığı veya yetki ve görevi
dışında ilgili genel müdürlük tarafından doğrudan oluşturulmuş hiçbir işlemden hiçbir
biçimde sorumlu olmadığını,
―Ayrıca, Çayırhan Termik Santrali ile 1-2 nci ünitelere kömür sağlayan maden
sahasının işletme hakkı devrinin, 3096 sayılı Kanunun 3, 5 ve 9 uncu maddeleri uyarınca 20
yıl süreyle Park Termik Elektrik San. ve Tic. A.Ş.’ye devrine ilişkin 31.03.1998 tarih ve
98/10859 sayılı BKK alındığını, bakanın üst kurul oluşturulması ve üst kurulun raporuna
ilişkin olurlarındaki imzalarının mevzuatına uygun yapılmış onay işlemleri olduğunu,
―Üst kurulun, 85/9799 sayılı Yönetmeliğin 5/f maddesine uygun oluşturulduğunu,
burada sözü edilen ilgili kuruluşun TEAŞ olduğunu, TEAŞ Genel Müdürünün de üst kurul
üyesi olduğunu, TKİ’nin, İHD’ne ilişkin bu işin ilgili kuruluşu olmadığını,
―Danıştay’ın, bizzat tarafları çağırmak ve bilgi almak suretiyle, Çayırhan İHD
sözleşme taslağını tarife ve fiyat dahil tüm unsurlarıyla inceleyip, gerekli gördüğü
değişiklikleri yaparak onayladığını,
―Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunun, 02.06.2000, 2000/230–834
kararıyla, düzenlenen imtiyaz sözleşmesinin Danıştay incelenmesinden geçirilerek
imzalandığını,
―İmtiyaz sözleşmesinde hizmete ilişkin esasların kesin biçimde düzenlendiğini,
şirketin yükümlülüklerinin belirlendiğini ve sözleşmenin feshine kadar varan yaptırımların
hükme bağlandığını,
―Buna göre, dava konusu görevlendirme işleminin hizmet gereklerine ve kamu
yararı amacına uygun olarak tesis edildiğini, davanın reddi kararını onama gerekçesinin de
böyle olduğunu,
―Bakanın, ESA yapılmasına izin verilmesine ilişkin 14.06.2000/2000–852 BKK
alınmasına ilişkin Başbakanlık makamına yazılan 24.03.1998 tarihli yazısının, bakanlığın
BKK’na esas taslak işlemi olduğunu, teklif veya taslak işlemden sorumluluk
doğmayacağını,
―Bakanlar Kurulu’nun 14.06.2000 tarih 2000/852 sayılı kararına göre, Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Park Termik Elektrik Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi
arasında imzalanan Çayırhan Termik Santrali’nin rehabilitasyonu ve işletilmesi için görev
verilmesine ilişkin imtiyaz sözleşmesi kapsamında hazine garantisi verilmesine dair ekli
kararın yürürlüğe konulmasının kararlaştırıldığını, 01.05.2000 tarihli bakan oluru ile devir
kurulu oluşturulmasının, ilgili sözleşmeler gereği yapılması gerekli bir işlem olduğunu,
―Bakanın, imzası ile katılmadığı ve özellikle Bakanlık makamına ait bir görev
olmayan, bir başka sigorta ile anlaşma yapılması suretiyle sigorta kapsamının daraltılarak
kamunun risk altında bırakılması ve temliklerle kamuyu ilgili bankalara karşı haksız
sorumluluk altına sokulması iddialarına konu işlemlerle ilgili herhangi bir biçimde
sorumluluğunun bulunmadığını, “fiilsiz suç olmaz” ve “kanunilik” ilkelerinin zorunlu bir
sonucu olduğunu,
―Sigorta yapılmasına ilişkin işlemin yürütülmesi ile temlik uygulamasına ilişkin
işlemin yürütülmesi yetki ve görevinin, Enerji İşleri Genel Müdürlüğünde olduğunu, ayrıca,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
139
kanunilik ilkesi gereğince, bir bakanın bakanlığındaki her bir işlemden dolayı ceza
sorumluluğunun söz konusu olmayacağını,
―Fon anlaşmasının taraflarının ise hak ve tüzel kişiliği haiz Elektrik Enerjisi Fonu
ile şirket olduğunu, Çayırhan İHD ile ilgili olarak bakanlık makamına herhangi bir ihbar,
şikâyet veya benzeri bir başvurunun da yapılmadığını, bakanın bu konularda denetim
görevini savsamasının da söz konusu olmadığını,
―Çayırhan İHD projesinin ilan ve şartname hazırlanması teklifinin
değerlendirilmesi ve imtiyaz sözleşmesinin imzalanması aşamalarıyla ilgili olarak, bakana
isnat konusu fiilleri iştirak ilişkisi içinde işleyen bakanlık müsteşarının hakkında açılmış
olan ceza soruşturmasında kovuşturulup yargılandığını,
―Bakanlık Müsteşarı hakkında söz konusu işlemlerle ilgili olarak “soruşturma izni
verilmemesi” kararının Danıştay 2. Dairesinin red kararı ile kesinleştiğini,
―TEDAŞ İHD ile ilgili olarak, bakanın 5. ve 14. görev bölgelerine ilişkin
ihalelerde, eski ve yeni ceza yasalarına göre görevi kötüye kullanma suçu oluşturan
herhangi bir fiilinin mevcut olmadığını, iddia makamının iddiasının ispatı için, tanıkların
beyanlarına kendi istediği anlamları yükleyip iddiada bulunduğunu;
―14. Bölge Konya İHD ile ilgili olarak, yazılı belgelere aykırı beyanların esas
alınamayacağını, Tanık Ahmet Yıldız’ın beyanlarının salt kendisine ait bir iddiadan ibaret
olduğunu, iddiaya ait beyanın, tanık beyanı olarak nitelenemeyeceğini, tanığın sorulara
karşılık verdiği beyana göre, Konyalı grup veya kendisinin hisse devri için bedel talep
etmediğine ilişkin beyanının ticari yaşamın gereklerine uygun düşmediğini, tanığın, iddia
niteliğindeki beyan parçaları bir yana bırakılırsa, kalan beyan parçalarının, iddia makamının
kabulünün aksine, Bakanın diğer firmalar lehine baskı ve telkinde bulunduğunu gösterir
veya bu durumu ispatlar bir niteliği bulunmadığını, tanığın Fevzi İşbaşaran aracılığı ile
Bakanla görüşmesiyle ilgili olarak, aynen, “sürekli şekilde de bana Konyalılarla ortaklığın
gerçekleşmesi halinde bu işin olacağını, ne yapıp edip ortaklığı gerçekleştirmem gerektiği
konusunda -bir telkin, demeyeyim de- bir hava sezdirdi diyebilirim” demesinde bile telkin
bulunmadığının açık olduğunu;
―Tanık Eşref Selahattin Ural’ın, ortak girişim olarak teklif verdikleri işle ilgili
gerekli ve yeterli sermaye olmadığını, kredilerin yüksek olduğunu, Koçoğlu grubu olarak
tanıdıkları Özkaymak grubunun işe dahil olmasını kendilerinin istediğini, talebin Rahim
Özkaymak’tan gelmediğini, fakat Ahmet Yıldız’la anlaşmazlık çıktığını, işin olmadığını
beyan ettiğini, diğer tanık anlatımlarının Ahmet Yıldız’ın ifadesini doğrulamadığını,
―Yasal nedenle iptal edilmesi nedeniyle 14. Bölge İHD’de de mağduriyetin söz
konusu olmadığını, bu nedenle görevi kötüye kullanma suçunun oluştuğu iddiasının
hukuksal dayanaktan yoksun olduğunu;
―Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 5. Bölge İHD ile ilgili olarak, sanığın
ihaleye Best grubu lehine müdahale ettiğini sabit kıldığına ilişkin iddiasıyla ilgili olarak;
Osman İlhan’ın bakana yönelik iddialarının, doğru ve gerçek vakıalara dayanmadığını, diğer
tanıkların bu iddiaları doğrulamadığını, Osman İlhan’ın verilen bir disiplin cezası nedeniyle
bakanla aralarında husumeti olduğunu,
―5. Bölge İHD’nin de aralarında olduğu 25 görev bölgesiyle ilgili olarak, bakanın
30.06.1997’de göreve başlamasından önce kurulan komisyonun, tekliflerle ilgili fiyat
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
140
değerlendirmesi yaptığını, diğer unsurlara ait tespit yapmadığını, eksik bırakılan bu işlerin
ise, üst kurul tarafından tamamlandığını,
―Bakanın, değerlendirme komisyonunun çalışmasına ve değerlendirmesine kanuna
aykırı olarak baskı, kanunsuz emir, talimat, yönlendirme gibi herhangi bir biçimde bir
müdahalede bulunmadığının tanık anlatımlarıyla da doğrulandığını,
―Üst Kurulun çalışmaları sonucunda 5. Bölge İHD ihalesini kazanan Korona
firmasından dinlenen tanıkların da, ihalenin kazanılmasından sonra başka bir firmayla
ortaklık tesis edilmesi konusunda bir baskıya maruz kalmadıklarını beyan ettiklerini;
―Bir İHD projesi olan TEDAŞ İHD ilgili iddialara konu işlemlerinde, bakanın
22.10.1997 tarihli derkenar talimat yazısında, 03.11.1997 tarihli üst kurulun oluşturulmasına
ilişkin olurda, üst kurulun kararlarına konu işlemlere ilişkin olurlarda imzaları bulunduğunu,
― “Fiilsiz suç olmaz ilkesi” gereğince, bakanın, imzasıyla katılmadığı veya yetki
ve görevi dışında ilgili genel müdürlük tarafından doğrudan oluşturulmuş işlemden dolayı
sorumlu olmadığını, soruşturma raporunda, TEDAŞ İHD işlemleriyle ilgili olarak bakanın
imzasıyla katılmadığı veya ilgili genel müdürlüğün bizzat yaptığı işlemlerle ilgili olarak
ceza sorumluluğu iddiasının hukuksal dayanaktan yoksun olduğunu,
―TEDAŞ İHD işinin, ihaleye çıkılması, Bakan Recai Kutan’ın 09.01.1997/160
bakanlık oluruyla uygulamaya koyulan fizibilite raporu hazırlama ve teklif esasları ile ilgili
şartname ve şartname eki görev verme sözleşmesi örneği, İHD sözleşmesi örneği, Bakan
Recai Kutan’ın 09.01.1997/160 bakanlık oluruyla “Teklif Açma ve Yeterlilik Komisyonu”
oluşturulması, bu Komisyonunun 143 teklifi değerlendirmesi, 7 teklifin değerlendirme dışı
bırakılmasına karar vermesi, Bakan Recai Kutan’ın 11.04.1997/1965 bakanlık oluruyla
“Teklif Değerlendirme Alt Komisyonu” oluşturulması işlem ve kararlarının, Bakanın görev
döneminden önce yapılan işlemler olduğunu, Bakanın, bu işlemlerle ilgili herhangi bir fiili
olmadığını;
―Değerlendirme komisyonunun bir firma belirlemesi yapmadığını, açıkçası işini
eksik yaptığını; bakanın, komisyonunun söz konusu görev eksikliğinin tespiti ve
tamamlatılması talimatını verdiğini; Enerji İşleri Genel Müdürlüğünün, söz konusu “özel ve
teknik” kurulu mevzuatına uygun olarak oluşturduğunu;
―Üst kurulun söz konusu değerlendirme eksikliğini tamamladığını ve en uygun
teklifi veren firmayı belirlediğini, bakanı hukuken ilgilendirmemekle birlikte üst kurul
üyeleri hakkında TCK 205’e aykırılık iddiasıyla açılan kamu davasının yargılaması
sonucunda, Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 14.10.2005, 2002/3 MD–2005/5 kararı ile üst kurul
üyesi sanıkların üzerlerine atılı bu suçtan dolayı beraatlerine karar verildiğini,
―Bakanın, üst kurulun oluşturulmasına, çalışmasına ve değerlendirmesine kanuna
aykırı olarak baskı, kanunsuz emir, talimat, yönlendirme gibi herhangi bir biçimde
müdahalesinin bulunmadığını;
―TEDAŞ İHD ile ilgili olarak, üst kurulun işlemleri ve onayının, ilgili mevzuata
göre birer hazırlık işlemi olduğunu, hazırlık işleminden sorumluluk doğmayacağını, ortada
mevzuata aykırı bir işlem olmamakla birlikte, TEDAŞ İHD ihalelerinin hiçbirisinin
sonuçlanmamış olması nedeniyle, ortada bir zararın da söz konusu olmadığını,
―13. Ankara-Kırıkkale görev bölgesine ilişkin bakan oluruna seçenekli işlem
sunulması ve Bakanın olur işleminin, idari yargı tarafından hukuka uygun bulunduğunu,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
141
―Osman İlhan’ın yargılamada, Sivas ve Konya bölgeleri ihalelerine ilişkin
olumsuz bir beyanda bulunmadığını, bakanla doğrudan bir görüşmesi ve bakanın kendisine
herhangi bir beyanı olmadığını, sadece öznel düşüncesini açıkladığını, belgeden ticaret
sicilindeki kayıtları kastettiğini, bakanın firmalara yönlendirmesi olup olmadığını
bilmediğini beyan ettiğini,
―Mobil santrallerle ilgili iddia konusu işlemlerde, bakanın, sadece 09.03.1998
tarihli Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının Başbakanlığa yazdığı yazıda imzasının
olduğunu, bunun dışında herhangi bir yazıda imzasının veya başkaca işleminin
bulunmadığını,
― “Şahsilik ilkesi” ve “fiilsiz suç olmaz ilkesi” gereğince, bakanın, imzasıyla
katılmadığı veya yetki ve görevi dışında ilgili TEAŞ Genel Müdürlüğü tarafından doğrudan
oluşturulmuş işlemlerden sorumlu olmadığını,
―DPT, TBMM mobil santrallerle ilgili araştırma komisyonuna gönderdiği
09.07.2003/2438 yazısı eki rapor ile 1998–2002 döneminde bu santrallere ihtiyaç olduğunu
kabul ettiğini, TEAŞ’ın, mobil santrallerle ilgili işlemlerin yapılması için Bakanlar Kurulu
Kararı çıkarılması talebinde bulunduğunu,
―Yargılamada, tanık beyanları ile iddianın ispatlanmadığını, aksine, bakanın
Batman Mobil Santrali işinde bir baskısının olmadığının, sadece Erol Akçal’ı şikâyetiyle
ilgili olarak TEAŞ Genel Müdürüne havale ettiğinin ispatlandığını,
―TEAŞ’ın, hak ve fiil ehliyeti tam bir KİT olarak, Esenboğa mobil santraline
ilişkin 21.11.2000 tarihli devir sözleşmesini devreden AKSA A.Ş. ile devir alan Ankara
Enerji A.Ş. ile birlikte imzaladığını, bu sözleşme ve devir sözleşmesinin bakanlıkla bir
ilgisinin bulunmadığını,
―Olayda ismi geçen AKSA AŞ Yönetim Kurulu Başkanı tanık Şaban Cemil
Kazancı’nın özgür iradeleri ve ticari kazanç düşüncesiyle devir işlemlerini yaptıklarını,
hiçbir baskıya maruz kalmadıklarını söylediğini, Park Holding bünyesi içerisinde yer alan
Turgay Ciner, Erhan Aygün ve Kenan Tekdağ’ın da aynı yönde anlatımlarda
bulunduklarını, sonuç olarak Bakanın mobil santrallerle ilgili olarak suç oluşturan bir
fiilinin olmadığını,
―Yap-işlet projelerinin, 1995 yılında, 53. Hükümet döneminde çıkarılan bir
Bakanlar Kurulu kararına dayalı olarak yapımlarının sağlanması için çalışmaların
başlatıldığını, daha sonra göreve gelen 54. Hükümet döneminde, 29 Ağustos 1996 günü
Resmî Gazetede yayımlanan ve yapılacak santralin yer ve isimleriyle, güçlerinin
belirlendiği bir ilana dayalı bu santralin, ilk altı sırada olanların yapımı için teklifler
alındığını, 1996 BOTAŞ belgelerinde de Ağustos 1996 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan
bu yap-işlet santrallerinin ve tüketecekleri gaz miktarlarının da yer aldığını;
―1996 yılında, Plan ve Bütçe Komisyonunda konuşma yapan dönemin Enerji
Bakanının yap-işlet modeli santrallerine de kısaca değindiğini, bu model kapsamında 1996–
2010 yılları arasında yaptırılması gerekli 13 adet termik santral projesinin bölgeler itibarıyla
tespit edilerek, 29 Ağustos 1996 tarihinde Resmî Gazetede ilanlarının yapıldığını;
―Böylece “2003 yılına kadar toplam kurulu gücü 4.500 megavat, 2010 yılına
kadarsa toplam kurulu gücü 10 bin 700 megavat olan termik santrali üretim tesisleri yapımı
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
142
özel sektöre açılmıştır.” denildiğini; aynı kapsamda 6 adet termik santral için toplam 178
başvuru olduğundan bahsedildiğini,
―BOTAŞ belgelerine bakıldığında, 1996 Eylül ayında yapılan toplantılarda yap-
işlet santrallerin Aliağa İzmir, İskenderun, Adapazarı, Gebze, Ankara olmak üzere hem
megavat güçlerinin, hem üretim güçlerinin hem de karşılarında tüketecekleri gaz miktarının
çok net olarak gözüktüğünü;
―Alınan tekliflerin değerlendirmesi için TEAŞ’ta teklif değerlendirme komisyonu
kurulduğunu, komisyon değerlendirmelerinin devam ettiği sırada da Danıştay’ın, söz
konusu Bakanlar Kurulu kararının, elektrik üretiminin düzenlenmesinin yasayla yapılması
gerekçesiyle iptal edildiğini, bunun üzerine yap-işlet santrallerinin yapımının düzenleyen
kanun teklifini, 9 Haziran 1997 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine sunduklarını;
―Bu yasa teklifinin gerekçelerinden elektrikle ilgili olarak, ülkemizin hızla artan
enerji talebinin karşılanmasında, son yıllarda meydana gelen santral tesislerindeki
gecikmeler nedeniyle, yabancı ülkelerden elektrik ithal etmek zorunda kalındığının ifade
edilerek yabancı ülkelerden elektrik ithal edilerek, tüketicinin hizmetine sunulması yerine,
yap-işlet santrallerinde gerçekleştirilecek projelerle, elektrik almanın daha doğru
olduğundan bahsedildiğini;
―Bakanın 2001 yılı 27 Nisan ayında görevden ayrıldığını, bu santrallerin hiçbirinin
devreye alınmalarında görevde olmadığını; suçlamalara dayanak gösterilen tesis izni ve
işletme ruhsatlarının 24.10.1997 tarihli olduğunu, bu santrallerin, bu iznin verildiğinde arz
üzerinde olmadığını, ancak 27 Mayıs 2000 belgesi imzalandığında bu olurların
imzalandığını,
―Bu sözleşmelerde, santrallerin devreye gireceklerine dair kesin bir tarih
bulunmayıp geçici kabullerinin yapılmasından sonra ticari işletmeye geçeceklerinin
öngörüldüğüne ilişkin tespitin, esas hakkındaki iddialarda yapılan bir tespit olduğunu, bu
tespitin bile kendi başına savunmalarını doğruladığını,
―Yap-işlet santrallerine DPT tarafından karşı çıkılmadığı gibi, Hazine tarafından
da garantilerinin verildiğini; bir santrale tesis ve işletme izni verilmesinin başka bir iş, geçici
kabulünü yapıp devreye almanın bir başka iş olduğunu,
―Bakanın iddiayla ilgili suç oluşturan ve ispatlanan herhangi bir fiilinin
olmadığını, iddia makamının 5237 sayılı TCK’nın 257/1’deki suçun oluşmasını, olayda
zararın doğmadığını kabul ile “müdahaleler sonucunda birinci sıraları alan
konsorsiyumların mağdur edildiği, ikinci sırada olan firmalara ise menfaat sağlandığı”
gerekçesiyle “mağduriyet” unsuruna dayandırdığını,
―Mağdur olduğu kabul edilen söz konusu iki ihalede birinci gelen
konsorsiyumların; İskenderun İthal Kömür Santralinde İntergen-Enka-Exxon
Konsorsiyumu, Ankara Doğalgaz Santralinde İntergen-Enka Konsorsiyumu olmasından her
iki konsorsiyumun lider ortağının “İntergen” firması olduğunun açık olduğunu,
―Mağduriyetin bir mağduru gerektirdiğini; işlemin muhatabının, mağduriyet
iddiasında bulunmaması durumunda, ortada mağduriyetin de mağdurun da olmayacağını,
―İki konsorsiyumun mağdur edilmeleri demenin, somut olarak, haksız bir işlemle,
yani işin ihalede ikinci gelen firmaya verilmesi suretiyle hukuksal veya parasal mağduriyete
sebep olunması demek olduğunu; oysa bu iki konsorsiyumun herhangi bir mağduriyetinin
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
143
olmadığını, konsorsiyumun ortaklarından “Enka Şirketi” adına Şarık Tara ve Sinan
Tara’nın yargılamadaki beyanlarıyla da bunun sabit olduğunu, tanık Muzaffer Selvi’nin
beyanının da tanık Sinan Tara’nın beyanını doğruladığını,
―Suçun mağduriyet unsurunun da oluşmadığını, esas hakkındaki görüşte konuya
ilişkin iddiaların varsayıma dayalı olduğunu,
―Bakanın, müsteşarı aracılığı ile faks yoluyla göndermek suretiyle komisyona
talimat vermesi iddiasının da doğru olmadığını; bakanın özellikle Zeki Köseoğlu aracılığıyla
birinci gelen firmalara değil özel tercihle ikinci firmalara ihalelerin verilmesini sağlaması
şeklindeki iddianın da doğru olmadığının, iddiaya dayanak yapılan Zeki Köseoğlu ve Birsel
Sönmez’in takdire esas yargılamadaki beyanlarıyla sabit olduğunu,
―Bizzat iddiaya konu faksın gönderildiği makam olan müsteşarlık makamında
bulunan Müsteşar H.Yurdakul Yiğitgüden’in, soruşturma komisyonu ile yargılamadaki
beyanlarında, faksı gönderdiğini, bakanın talimatı olmadığını, faksın talimat değil, gelen
belgenin ilgili kuruma gönderilmesi olduğunu beyan ettiğini; kendisine gelen bilgi notlarını
ilgili kurumlarına gönderdiğini, bunun talimat olmadığını ve böyle algılanamayacağını
belirttiğini,
―Tanık müsteşarın, yargılamadaki beyanında, bakanın kendisine faksla ilgili
talimat dâhil bu anlamda olsun veya olmasın bir beyanda bulunduğuna dair bir beyanının
olmadığını, bakanın iddia konusu faksla talimat yolu veya başka bir biçimde
ilişkilendirilmesinin mümkün olmadığını,
―Müsteşarın göreve başlaması nedeniyle kurumlara yaptığı ziyaret kapsamında
TEAŞ’ı ziyaretinde genel müdürün komisyonun çalışma halinde olduğunu belirtmesi
üzerine tarihle ilgili bilgiyi enerji üretimi ile ilgili olarak aldığını, ihale ile ilgili bir bilgi
alma ve vermenin söz konusu olmadığı şeklinde beyanda bulunduğunu,
―Gediz Lekesiz’in beyaz enerji davasında hazırlık aşamasında bilirkişi olarak
görev yaptığını, iddialarla ilgili olarak sanıkları suçlamış olması nedeniyle iddialarda taraf
olduğunu, tanık sıfatı altında yaptığı taraflı iddialarının, tanık beyanı olarak kabul
etmediklerini,
―Gediz Lekesiz’in, müsteşarın sıralamayı öğrenmek için komisyona geldiğini, bu
şekilde müdahale edilmek istendiğini beyan etmesine ilişkin olarak ise, bu beyanın bir iddia
olduğunu, Yİ Komisyonunun tanık sıfatıyla dinlenen üyelerinin, Gediz Lekesiz’in
iddialarını doğrulamadığını; Yİ değerlendirme komisyonu üyesi tanık Gülçin Varol’un,
sanıklarla çalışmaları sırasında doğrudan veya dolaylı temasları olmadığını, baskı
gelmediğini, komisyonun kendi usulleriyle çalıştığını, faks mesajını hatırlamadığını beyan
ettiğini,
―Yİ değerlendirme komisyonu üyesi tanık Mustafa Sinan EGELİ’nin de, faksı
görmediğini, ancak, dışarıdan gelen bir yazıyı dikkate almadıklarını, sanıkların
çalışmalarında bir müdahaleleri olmadığını beyan ettiğini,
―Yİ değerlendirme komisyonu üyesi tanıklar Recep Yılmaz ve Mehmet Hergül
Yazar’ın, çalışmaları sırasında baskı olmadığını, faksı hatırlamadıklarını, kendi usulleri
içinde değerlendirmelerini yaptıklarını, müsteşar veya müsteşar yardımcısının bir telkini,
tavsiyesi olmadığını beyan ettiklerini,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
144
―Yİ değerlendirme komisyonu üyesi tanık Saba Soytekin’in de, çalışmaları
sırasında baskı olmadığını, bakanla muhatap olmadıklarını, genel müdürle muhatap
olduklarını beyan ettiğini, Tanık Zeki Köseoğlu’nun, faksı komisyona havale ettiğini, bunun
bir talimat olmadığını,
―Bakanlık tarafından, Yönetmeliğin 26. maddesine göre tesis kurma ve işletme
ruhsatı verilmesinin hukuki niteliğinin, Yİ tesisinin sözleşme ve şartname hükümlerine
uygun olarak çalıştırılmasına ve işletilmesine ve sonuçlarına ait bir idari belge olduğunu;
Tesis kurma ve işletme ruhsatının, TEAŞ yönetim kurulu kararının onayı olarak
nitelendirilemeyeceğini,
―İddia makamının, esas hakkında görüşünde, iddialardan ikincisini, tekliflerin
sonuçlandırılmasında 4283 Sayılı yasa ve ilgili yönetmelik hükümlerine aykırı olarak,
santral yapımlarında şirketlere birincilik sırasına göre değil özel tercihlere göre verilmesi
olarak belirttiğini,
―İddia makamının, bu iddiasını, Zeki Köseoğlu, Birsel Sönmez, Abdullah Oktay
Şatıroğlu, Nedim Seçkin Ülgen’in beyanlarına dayandırdığını; bizzat bakanı müdahale ile
suçladığı kararın metninde böyle bir iddianın söz konusu olmadığının belirtildiğini; yazılı
belgeye ve içeriği bilgi, belge, kayıtlara karşı tanık dinlenmeyeceğini,
―TEAŞ Yönetim Kurulunun sözü edilen kararında : “…Ancak Yönetmeliğin 26 ncı
maddesinde yer alan ‘Alınan teklifler TEAŞ tarafından değerlendirildikten sonra uygun
teklif belirlenerek, ilgili üretim şirketine tesis kurma ve işletme izni verilmek üzere
Bakanlığa gönderilir. Bakanlık uygun gördüğü takdirde; başarılı teklif sahibine tesis
kurma ve işletme izni verilmesi konusundaki kararını TEAŞ’a bildirir”’ denildiğini; Bu
maddenin Bakanlık uygun gördüğü takdirde cümlesinden alınacak kararın bakanlıkça
uygun görülüp görülmeyeceği hususunun bilinmediğini gösterdiğini,
―Bakanın veya bakanlığın, bizzat karara göre bilmedikleri bir karara
müdahalesinin söz konusu olmayacağını; 03.10.1997 yönetim kurulu kararındaki bu kaydın
adli makamları ve mahkemeyi bağlayacağını,
―Tanık Zeki Köseoğlu’nun, yönetim kurulunda karara konu işleri görüştüklerini,
değerlendirdiklerini ve beş ihalenin de tek firmaya verilemeyeceği kararına vardıklarını,
bakanın herhangi bir baskısı, isteği ve talimatı olmadığını, iki işin ihalede ikinci gelen
firmalara verilmesi konusunda kararı aldıktan sonra sohbet olarak Bakana bilgi verdiklerini
beyan ettiğini,
―Tanık Birsel Sönmez’in, bakandan işin ikinci gelen firmalara verilmesi talimatı
almadığını beyan ettiğini; sonuç olarak, tanıklar Zeki Köseoğlu ile Birsel Sönmez’in
yargılamadaki beyanları iddianın doğru olmadığını ortaya koyduğunu,
―Tanık Necip Timuçin Tümer’in, işin ikinci sıradaki firmalara verilmesi
konusunda bakandan bir tavsiye, telkin, talimat almadığını ve Genel Müdürün de bu konuda
bir şey söylemediğini beyan ettiğini,
―İddia makamının, esas hakkında görüşünde, bakanın TEAŞ genel müdürü Zeki
Köseoğlu ve Genel Müdür Yardımcısı Muzaffer Selvi vasıtasıyla yönetim kurulunun
22.12.1998 tarihli kararı almasını sağladığına ilişkin şekilde herhangi bir fiili olmadığını,
―TEAŞ’ın, hak ve fiil ehliyeti tam bir KİT olduğunu, Yİ projelerine ait her türlü
ihale işlemini yapmak, kararları almak ve sonuçlandırmakla TEAŞ’ın yetkili ve görevli
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
145
olduğunu; Yİ projelerine ait ihale kararlarını almak yetki ve görevi salt TEAŞ yönetim
kuruluna ait bulunduğunu,
―Yİ ihale sürecinin ihaleyi alan firmayla yapılan sözleşme ile sona ereceğini;
TEAŞ’ın, firma ile sözleşme imzalamadıkça İskenderun İthal Kömür Santrali ihalesinin
sonuçlanmış olmayacağını,
―Bakanın, 12.01.1999 tarihinde görevden ayrıldığını; İskenderun İKS ihalesiyle
ilgili sözleşme kararını imzalayan TEAŞ Yönetim kurulu üyelerinin, bu fiillerinden dolayı
yargılandıkları davanın kararına ait esas hakkında görüşün ilgili dip nottaki özette, “Yine
Yönetim Kurulu üyeleri hakkında; ihale kararından, sözleşmenin imzalandığı 9.3.1999
tarihine kadar şirket lehine yapılan ve şartnameye aykırı olan, kurulu gücün 1000
megavattan 1210 megavata çıkartan kararı alan, şirketin ihale verilmesi koşullarını kabul
ettiğine dair taahhütnameyi 7 gün içerisinde vermesi gerektiği halde, bu sürenin iki kere
uzatılması ve en son da 19.1.1998 tarihine kadar süre verilmesine rağmen, bu sürenin de
yönetim kurulu kararı ile ay sonuna kadar uzatılarak görevde yetkinin kötüye kullanılması
suçunun işlendiği kabul edildiği, ancak suç tarihi 9.3.1999 olarak kabul edilerek, eylemin
4616 sayılı Yasa kapsamında kaldığından bahisle erteleme kararı verildiğinin belirtildiğini,
Mahkemenin sözleşmenin imzalandığı 9.3.1999 tarihi esas alarak kamu davasının 4616
sayılı yasa uyarınca ertelenmesine karar verdiğini,
―İhalenin sonuçlandığı tarihin, sözleşmenin imzalandığı 09.03.1999 tarih olarak
esas alındığını, bunun anlamının İskenderun Kömür Santrali ihalesiyle ilgili olarak
22.12.1998 tarihinde yapılan bir işlem ile ihalenin sonuçlanmamış, 22.12.1998 tarihli
işlemin bir ara işlem olduğunu,
―Bakanın, 12.01.1999’da görevden ayrıldıktan sonra, 09.03.1999 tarihinde TEAŞ
yönetim kuruluna bir karar aldırmasının fiilen mümkün olmadığını,
―DSİ keşif artışlarına ilişkin iddiayla ilgili olarak, Bakanın, 2886 sayılı Yasanın
63. maddesinin üçüncü fıkrasının verdiği yetki ile idarenin keşif artışı idari işlemini
yürürlüğe koyan bakanlık idari işlemini olur imzasıyla tamamladığını, keşif artışının ihale
olmadığını,
―Bakanın, Bakırçay Kınık Sol Sahil Sulama işine ait DSİ’nin keşif artışı idari
işlemini yürürlüğe koyan bakanlık işlemine 13.06.2000, Atasu Barajı inşaatı işine ait idare
işlemiyle ilgili olarak 09.05.2000 tarihli olur verdiğini, Bakanın, DSİ’nin bu iki işle ilgili
ihale işlemlerine veya bu bağlamda bir işe imza atmadığını, onay da vermediğini,
―Bakanın, iddia konusu her iki işin ihalesini yapmaya yetkili ya da görevli kişi de
olmadığını, yetkili makamın DSİ olduğunu, ayrıca keşif artışının, önce 4735 sayılı Yasanın
24. maddesi ile hukuk düzeninden çıkarılması, sonra 4964 sayılı Yasanın 46. maddesi ile
değişik 4735 sayılı Yasanın 24. maddesinin 2. fıkrası ile yeniden düzenlemesinde bu kez
bakan onayına yer verilmemesinin suçların hukuka aykırılık unsurunun ortadan kalkması
suretiyle fiil suç olmaktan çıkardığını, dolayısıyla Bakan hakkında keşif artışından dolayı
ceza sorumluluğu iddiasında bulunulmasının hukuken mümkün olmadığını,
―Bugüne kadar Yüce Divan ve Yargıtay uygulamasında, ister keşif artışına konu
bir iş nedeniyle, isterse ihale edilmesi gereken ilave işin ihalesiz keşif artışı şeklinde
verilmesi fiillerinden dolayı, ihaleye fesat karıştırma suçunun işlendiğinin iddia
edilmediğini,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
146
―DSİ yetkilileri ile bakanlık bürokratlarının tanık olarak dinlendiklerinde bakanın
keşif artışı ile ilgili olarak kendilerine bir baskı, talimat, yönlendirme yapmadığını, maddi
olguları ve işin projenin ayrılmaz parçası olduğunu ve işin tamamlanması için
yapılmasının gerekli olduğunu beyan ettiklerinden iddianın aksinin tanık beyanlarıyla da
ispatlandığını, tanıklar hakkında açılmış bir davanın da bulunmadığını,
―Keşif artışına konu işlerin, proje kapsamında iş olup olmadığı, işin ikmali
açısından aciliyet ve zaruret teşkil edip etmediği konusunun, teknik iş olduğunu, keşif
artışına verilen olurun, bizzat bakanın tek başına yaptığı bir işlem olmayıp, Bakanlık
Makamında belirtilen yetkililerinin işleme katılımıyla oluşturulan ve bakanın olur imzası ile
tamamlanan ve keşif artışı idari işlemini yürürlüğe koyan Bakanlık işlemi niteliği taşıdığını,
―Bakanın, idari ve siyasi kişiliği olduğunu, bakanın, bakanlık işleminin sadece bu
işlem parçasını, keşif artışı işlemine ait yazı ve eklerinin şekli ve hukuki denetimi ile
oluşturmasından sorumlu olduğunu,
―Bakanlığın faaliyetine konu teknik işleri, bakanlığın teknik kişileri olan üst düzey
yetkililerin bileceğini, bakandan, teknik ve idari işleri bilmesinin istenemeyeceğini, bakanın
hukuka uygun ve aksi ispatlanmamış olan fiilinden dolayı beraatine karar verilmesi
gerektiğini,
―Bakanın regülatör ve isale hattı işinin Atasu Barajı inşaatı kapsamına alınmasında
da fiilinin olmadığını,
―Danıştay İkinci Dairesinin, % 30’u aşmayan işlerin % 30 keşif artışı içinde
verileceğini hukuka uygun bulan kararları karşısında, % 5–6,18 oranındaki regülatör ve
isale hattı işinin ilave bir iş olduğu iddiasıyla ihaleye fesat karıştırma suçu olarak
nitelendirilmesinin hukuken değersizliği açık olduğunu,
―İdare, Atasu Barajı ile ilgili olarak keşif artışı istem yazısında, “Trabzon Şehrinin
içme ve kullanma suyu ihtiyacının karşılandığı Değirmendere suyunun aşırı derecede
kirlenmesi nedeniyle Galyan Deresi suyunun arıtma tesisine bağlanabilmesi için yapılacak
ilave regülatör ve isale hattı inşaatı” denildiğini,
―DSİ’nin 02.05.2000/1961 olurda, diğer işlerle birlikte regülatör ile isale hattı işi
nedeniyle işin tatbikatçısı ve kontrolü olan Trabzon 22. Bölge Müdürlüğünün işin
tamamlanması için gerekli olduğunu belirterek istemiş olduğu keşif artışına olur verildiğini,
―Keşif artışına konu işin, teknik şartnamede yer alması gerekli olmayan, işin
yapılışı sırasında ortaya çıkan, işin ve projenin kapsamında olan ve işle ve projeyle teknik,
yani nedensel veya zaruri olarak bağlantılı iş olduğunu,
―Dosyada mevcut yazılardan, Atasu Barajı işinin uzamasına bağlı olarak, regülatör
ve isale hattı işinin ne kadar zaruri bir iş olduğunun da anlaşıldığını,
―İddia makamının, “Atasu, Iğdır ve Bakırçay projelerinde, ayrı bir ihale konusu
olması gereken işler keşif artışıyla yaptırılarak, yarışmaya girmeksizin işi yapan firmalara
menfaat sağlanmış, kanunen açılması gereken ihalelerde teklif verecek firmalar mağdur
edilmiştir. Devlete de mali yönden zarar verilmiştir” iddiasındaki suçun maddi unsuruna
ilişkin “zarar”, “mağduriyet” ve “haksız kazanç” unsurlarına ilişkin iddiasının, somut,
belirli veya gerçekleşmiş maddi olgulara ve fiillere dayalı yapılmadığını, aksine soyut,
belirsiz ve ihtimale dayalı olduğunu, muhtemel zararın ise ceza kanununun anladığı
anlamda zarar oılmadığını,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
147
―Hükümetler arası ikili işbirliği protokollerine ilişkin iddiayla ilgili olarak,
Hükümetler arası ikili işbirliği protokolleri ve uygulamalarının, 2886 sayılı Yasanın 89.
maddesine göre alınan Bakanlar Kurulu kararına göre, bu protokollere konu projelerin, 2886
sayılı Yasa kapsamına çıkarılması ile yapıldığını, dolayısıyla, bu projelerle ilgili olarak,
2886 sayılı Yasa hükümlerine aykırılığın söz konusu olmadığını,
―Soruşturma komisyonu raporunda bu konuyla ilgili olarak asıl iddianın, projelerin
2886 sayılı Yasa dışında yapılması ve firmaların seçimindeki ihale usulüne ilişkin olduğunu,
iddia konusu işlerin 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu kapsamından çıkarılarak, yeni bir ihale
düzeninin kurulmasında, müvekkil Bakana atfı kabil bir fiilin mevcut bulunmadığını, bu
konuların tamamının, Bakanlar Kurulu Kararları ile yapıldığını, bu konudaki iddiaların
muhatabının, Bakanlar Kurulu olduğunu,
―İkili İşbirliği uygulamalarının, bakanın görev yaptığı 55. Hükümet döneminden
önceki hükümetler döneminde başladığını ve uygulamaya konulduğunu,
belirterek atılı suçlardan dolayı ayrı ayrı beraat kararı verilmesi gerektiğini,
―Yüksek Mahkemenin aksi kanıda olması durumunda, 765 TCK’nın
uygulanmasına konu münferit kamu davalarında 765 sayılı Yasanın 59., 80., 647 sayılı
Yasanın 4. ve 6. maddelerinin ve diğer lehe takdiri hükümlerin, lehe kanun olarak 5237
TCK’nın uygulanmasına konu münferit kamu davalarında 5237 sayılı Yasanın 62., 52., 51.,
30. ve 43. maddelerinin ve diğer lehe takdiri hükümlerin uygulanmasını, dava
zamanaşımının gerçekleştiği münferit kamu davalarında dava zamanaşımının 4616 sayılı
Yasadan önce uygulanmasını,
isteyerek savunmada bulunmuşlardır.
2- Sanık Zeki ÇAKAN ve Müdafileri Av. Turgut KAZAN ve Av. Birgül
Feyzioğlu’nun Esas Hakkındaki Savunmaları
Sanık Zeki ÇAKAN 8 Mayıs 2007 günlü dilekçesi ve 9 Mayıs 2007 günlü
oturumda yaptığı esasa ilişkin savunmasında, sorgusunda belirttiği hususlara ek olarak,
Müdafileri Av. Turgut KAZAN ve Av. Birgül FEYZİOĞLU 16.4.2007, 30.4.2007, 8.5.2007
ve 29.5.2007 günlü dilekçeleri ve aynı oturumdaki beyanlarında özetle;
―Enerji politikaları ve uygulamaları ile ilgili iddiaya ilişkin olarak, devlette
devamlılık ilkesi gereğince, göreve başladığı anda yürürlükte olan anlaşmalara,
sözleşmelere, protokollere ve projelere bağlı kalmak zorunda olduğunu,
―Bakanlık yaptığı 9 Mayıs 2001–18 Kasım 2002 tarihleri arasında bir tek doğalgaz
alım anlaşması veya sözleşmesi ya da protokolü imzalanmadığını, kendisinin önceki
dönemlerde imzalanmış ve yürürlükte bulunan anlaşmaların, sözleşmelerin, protokollerin ve
projelerin ülke menfaatine olacak şekilde uygulanması için BOTAŞ yetkililerinin arkasında
siyasi destek olduğunu,
―Ekonomik kriz nedeniyle elektrik talebi azaldığı halde, enerji sıkıntısının izlenen
akılcı politikalarla kısıtlamaya gidilmeden giderildiğini, otoprodüktörlerle ilgili herhangi bir
isnadın, soruşturma önergelerinde yer almadığını, soruşturma komisyonunun, en yetkili
makamlarda görev yapan kişiler tarafından kendilerine gönderilen yazıları ve bilgileri hiç
dikkate almadığını,
―Yetkili Enerji İşleri Genel Müdürlüğü tarafından kanunlara ve yönetmeliklere
uygun olduğu açıkça belirtilen işlemlere olur verdiği için yargılandığını, arz-talep
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
148
dengesizliğinden ve kuraklıktan kaynaklanan, enerji kısıtlamalarının gündemde olduğu o
günlerde, sanayicilerin kendi enerjilerini, mümkün olduğunca otoprodüktörler yoluyla
karşılamalarının dahi, fayda sağlayacağının düşünüldüğünü,
―İmzalanan 39 adet otoprodüktör sözleşmesindeki projenin toplam kurulu
gücünün, yalnızca 874 MW olduğunu ve devletin, enerji alımı konusunda herhangi bir
mecburiyetinin bulunmadığını, bu nedenle de mağduriyetinin söz konusu olmadığını,
risklerin her yönüyle, santrali tesis eden firmalara ait olduğunu,
―Zeki Çakan’ın, görevinin gereklerine aykırı hareket etmediğini, Enerji İşleri
Genel Müdürlüğünün Meclis soruşturma komisyonuna gönderdiği 16 Nisan 2004 gün ve
1258 sayılı yazının ekinde yer alan bilgi notunda “4628 sayılı Kanun çerçevesinde ilgili
Lisans Yönetmeliği EPDK tarafından yayımlanıncaya kadar otoprodüktör projelerinde
sözleşme imzalama yetkisi EPDK’da değil Bakanlığımızda idi. Bu nedenle, 18 aylık uzun
geçiş sürecinde ve ilgili yönetmelikler yayımlanıncaya kadar sanayi tesislerinin ekonomik
gereklerinden kaynaklanan otoprodüktör projelerinin yapılmasına da imkan sağlamak için
4628 sayılı Kanunun Geçici 3. Maddesinde yer verilen ‘Bu Kanunla düzenlenmesi gereken
yönetmelikler hazırlanır ve yayımlanır. Bu Kanun hükümlerine göre çıkarılacak
yönetmelikler yürürlüğe girinceye kadar mevcut yönetmeliklerin uygulanmasına devam
olunur.’ hükmü doğrultusunda mevcut yönetmeliklerin uygulanmasına devam edilmiştir.”
denildiğini,
―Bu yazının bile tek başına somut olayda bir usulsüzlük bulunmadığının en açık
kanıtı olduğunu, nitekim 4628 sayılı Yasanın geçiş dönemini düzenleyen geçici 3.
maddesinin (a) bendinin 3 numaralı alt bendinde:
“Bu Kanunla düzenlenmesi gereken yönetmelikler hazırlanır ve yayımlanır. Bu
Kanun hükümlerine göre çıkarılacak yönetmelikler yürürlüğe girinceye kadar mevcut
yönetmeliklerin uygulanmasına devam olunur” hükmünün yer aldığını,
―EPDK’nın da, Yasanınn bu hükmüne dayanarak, henüz yeni yönetmeliklerin
yayınlanmadığı ve eski yönetmeliklerin uygulandığı dönemde Bakanlıkça imzalanmış
otoprodüktör sözleşmelerine lisans verdiğini, bu açıdan ortada ceza hukukunu ilgilendiren
bir uyuşmazlığın söz konusu olmadığını,
―Sanığın hiçbir bürokratına hukuka aykırı bir talimatının olmadığını ve yapılan
uygulamanın hukuka tamamen uygun olduğunu, imzalanan otoprodüktör sözleşmeleri
nedeniyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunmadığını, kişilere
haksız bir kazanç sağlanmadığı gibi otoprodüktörlerle atıl bir kapasite de oluşmadığını,
―Zeki Çakan döneminde, otoprodüktörlerden Devletin elektrik alım garantisinin
kaldırıldığını, kuraklığa bağlı olarak yaşanan enerji dar boğazı sırasında otoprodüktörlerden
elde edilen enerjiye dahi ihtiyaç duyulduğunu,
―Dinlenen tanıkların, yeminli ifadelerinde işlemlerin tamamının usulüne uygun
yapıldığını, Zeki Çakan’ın kendilerine hiçbir şekilde hukuka aykırı bir talimat vermediğini
beyan ettiklerini, görevi kötüye kullanma suçunun manevi unsurunun oluşmadığını, hukuka
aykırı bir yetki kullanımının da söz konusu olmadığını,
―Diğer taraftan Zeki Çakan’ın sadece bir otoprodüktör sözleşmesi imzaladığını,
Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu oluşmadan aylar önce, bu sözleşmeleri imzalama
yetkisini 3046 sayılı yasanın “Yetki Devri” başlıklı 38. maddesi çerçevesinde müsteşarına
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
149
devrettiğini, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu oluştuktan sonra Zeki Çakan tarafından
hiçbir otoprodüktör sözleşmesi imzalanmadığını, bakanlık müsteşarlığı tarafından yapılan
tüm işlemlerin de hukuka uygun olduğunu,
―BOTAŞ’la ilgili iddialara ilişkin olarak, BOTAŞ’ın bir kamu iktisadi teşekkülü
olduğunu, özerk bir şekilde yönetildiğini, mevzuatımıza göre de Bakanın, Yönetim Kurulu
kararlarını hiçbir zaman onaylamadığını, bu nedenle de kendisinin de Bakan olarak hiçbir
yerde BOTAŞ’a müdahalesinin söz konusu olmadığını, görev yaptığı 18 aylık dönemde bir
tek doğalgaz alım anlaşmasının imzalanmadığını,
―Fiyat revizyonu için, sözleşmede belirtilen diğer koşullarla birlikte, Batı
Avrupa’da geçerli doğalgaz ithalat fiyatlarının dikkate alınmasının gerektiğini, ancak somut
olayda, revizyon koşullarının oluşmadığını, nitekim Rekabet Kurulu’nun 8 Mart 2002 tarih
ve 2–13/127–54 sayılı kararında, 2002 yılı Mart ayı itibariyle, BOTAŞ’ın almakta olduğu
doğalgaz fiyatının, diğer Avrupa ülkeleri ile aynı olduğu, hatta, evlerde kullanılan
doğalgazın, Avrupa fiyatlarının da altında olduğunun teyit edildiğini, başka bir anlatımla,
Rekabet Kurulunun, fiyat revizyonu şartlarının oluşmadığını teyit ettiğini, buna rağmen
BOTAŞ’ın, hem fiyat hem de miktar indirimi elde etmeyi başardığını,
―Mavi Akım Doğalgaz Alım Satım Sözleşmesi ile ilgili, fesih hakkının doğmasına
rağmen bu hakkı kullanmadığından suçlandığını, öncelikle bu konunun önergelerde yer
almadığını, Rusya Federasyonu’ndan, Karadeniz’den geçecek bir hat ile kademeli olarak
yılda, 16 milyar metreküp doğalgaz alımına ilişkin olarak, Rusya Federasyonu ve Türkiye
Cumhuriyeti arasında 15 Aralık 1997 tarihinde bir Hükümetler arası anlaşma imzalandığını,
―Hükümetler arası anlaşmanın 1. maddesinde, mavi akım projesi çerçevesinde,
2025 yılına kadar, Rusya’nın, Türkiye’ye kademeli olarak yapacağı doğalgaz
sevkıyatlarının, 9.maddesinde, anlaşmanın 31 Aralık 2025 tarihine kadar yürürlükte
kalacağının hüküm altına alındığını,
―Aynı anlaşmanın 2. maddesindeki, kademeli olarak alınacak 16 milyar metreküp
doğalgaz teslimatının, teknik, ticari, idari ve uygulama koşullarının, BOTAŞ ve VEP
Gazexport-RAO Gazprom arasında imzalanacak alım-satım kontratında belirleneceği
hükmüne ilişkin maddesine dayanarak, BOTAŞ ve VEP Gazexport arasında, 15 Aralık 1997
tarihinde 25 yıl süreli ve kademeli yıllık 16 milyar metreküp doğalgaz alımına ilişkin,
“doğalgaz alım-satım sözleşmesi”nin imzalandığını,
―Hükümetler arası anlaşmanın onaylanmasının, Türkiye Büyük Millet Meclisi
tarafından, 1 Nisan 1998 tarihinde 4357 sayılı Yasayla uygun bulunduğunu, bu kanunun, 4
Nisan 1998 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdiğini, dolayısıyla bu
anlaşmayı fesih yetkisinin de, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına ait olmadığını,
―Diğer taraftan, Mavi Akım anlaşmasının olmaması halinde Türkiye’de
ekonominin duracağını, BOTAŞ’ın Mavi Akım Sözleşmesini feshetmesi halinde,
Türkiye’nin aldığı en ucuz doğalgaz sözleşmesinin feshedilmiş olacağını,
―Turusgaz sözleşmesinde bulunan (k) faktörünün kaldırılmayışı suçlaması ile ilgili
olarak, bu isnadın da önergelerde yer almadığını, kısaca (k) faktörünün, Turusgaz’ın
almakta olduğu 1000 m3 başına 10 dolar marj olduğunu, konunun tamamen BOTAŞ’ın
yetki ve sorumluluğunda olduğunu, (K) faktörünü belirleyen esasların, Enerji ve Tabii
Kaynaklar Eski Bakanı Sayın Recai Kutan şahitliğinde imzalanan, 28 Nisan 1997 tarihli
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
150
protokol, ve 18 Şubat 1998 tarihinde Turusgaz ile BOTAŞ arasında imzalanan ek mektupta
belirlendiğini, (k) faktörünün kaldırılma şartının, Turusgaz’a ithalat, dağıtım ve satış lisansı
verilmesi olduğunu, bu lisansın 4646 sayılı Yasa gereği Enerji Piyasası Düzenleme
Kurumu’nca verilebileceğini, EPDK’nın, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile hiçbir
idarî bağlantısının bulunmadığını,
―EPDK’nın, bahse konu lisansı vermemesi nedeniyle, (k) faktörünün kaldırılma
şartının oluşmadığını, bütün bunlara rağmen, döneminde ilk defa BOTAŞ yetkililerince, (k)
faktörünün 10 dolardan 4 dolara düşürüldüğünü,
―Çayırhan Termik Santrali ile ilgili yöneltilen isnatla ilgili olarak, termik santralle
ilgili olurların hazırlanmasının, 3154 sayılı Kanunun 10. maddesi uyarınca Enerji İşleri
Genel Müdürlüğünün görev, yetki ve sorumlulukları içerisinde olduğunu, olurların
dayanağını oluşturan sözleşmeleri kendisinin yapmadığını, bunların görev yaptığı
dönemden çok önce imzalandığını,
―Elektrik enerjisine olan ihtiyacın acil tedbirlerle karşılanması amacıyla, 16 Mart
1998 tarih ve 98/10826 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile, bakanlık döneminden çok önce,
mobil santrallerle ilgili TEAŞ’ın görevlendirildiğini, böylece, mülga TEAŞ’a, 233 sayılı
kanun hükmünde kararnamenin 35. maddesine istinaden görev verildiğini, 12 Ekim 2000
tarihinde, Cide-Bartın mobil santral İhalesinin yapıldığını ve 28 Mart 2001 tarihi itibariyle
de sözleşme süresinin başlatıldığını,
―Kendisinden önce, enerji ihtiyacı olması sebebiyle başlatılan mobil santrallerin,
yer değişimi ile ilgili yetkili hiçbir bürokrata, kurum veya kuruluşlara Bakanın talimatı veya
ricası olmadığı gibi, Mayıs 2001 ile 18 Kasım 2002 tarihleri arasında da, herhangi bir mobil
santral ihalesinin yapılmadığını, somut olayda mobil santralin bir yerden başka bir yere
naklinin de, ilgili genel müdürlüğün kendi yetkileri çerçevesinde yapmış olduğu bir
uygulama olduğunu,
―DSİ’nin yürüttüğü bir takım işlerde %30’un üzerinde verilen bazı keşif artışları
nedeniyle suçlandığını, keşif artışı usul ve esaslarının yasa ile hüküm altına alındığını, keşif
artışının iş arıtışı demek olduğunu ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’ndaki usul ve
esaslara tamamen uygun olarak yapıldığını,
―Keşif artışı verilmesinde bakanın görev ve yetkisinin; ilgili tüm kademelerden,
teknik, idari ve hukukî açıdan incelemelerden geçen ve uygun görüşle makama sunulan
işlemi, verilen olurla yürürlüğe sokmak olduğunu, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanının
keşif artışına olur vermesine kadar geçen süreç içerisinde, çok sayıda makam ve birçok
yetkilinin uygun görüşüyle dosyanın tekemmül ettiğinin açık olduğunu,
―Bu aşamada bir şikâyet ya da ihbarın Bakana ulaşması halinde Bakanın gereğini
yapacağını, öte yandan, hukukta bir yetki var ise, o yetkinin kullanılması gerektiği yerde
kullanılmamasının sorumluluğu gerektireceğini, kanunun aradığı şartlar oluştuğunda bir
Bakanın, birçok aşamadan uygun görüşlerle geçerek önüne gelmiş bir keşif artışı dosyasına
olur vermemesinin keyfilik olacağını, asıl sorumluluk gerektiren fiilin, keşif artışına olur
vermek değil, bu kadar aşamadan sonra kendisine ulaşmış bir işte hiçbir gerekçe yokken
keşif artışı vermemek olduğunu,
―Zeki Çakan’ın, keşif artışlarına ilişkin herhangi bir suç işlemediğini, TCK’da,
ihaleye fesat karıştırma suçunun oluşabilmesi için aranan önkoşulun, bir ihalenin varlığı
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
151
olduğunu, keşif artışının bir ihale olmadığını, dolayısıyla da keşif artışında ihaleye fesat
karıştırma suçunun oluşmasının hukuken mümkün olmadığını,
―Gerek ihaleye fesat karıştırma, gerek görevi kötüye kullanma suçlarının kamu
görevlisi tarafından işlenmesi için diğer unsurların yanında, kamusal yetkinin kasten kötüye
kullanılmasının gerekli olduğunu, dosya kapsamında bakanın yetkisini kötüye kullandığını
kanıtlayan hiçbir delil olmadığı gibi, iddianın da Yüce Mahkeme tarafından resen elde
edilen belgeler ve tanık beyanlarıyla çürütüldüğünü,
―Öte yandan, Atasu ve Batı Iğdır projelerindeki keşif artışlarının, DSİ ve Bakanlık
teknik personeli ve hukuk müşavirliği tarafından “benzer iş” kavramı içerisine alınmasının
da yerinde olduğunu, kamusal yetkinin kötüye kullanılmasının söz konusu olmadığını,
yapılan işlemlerde hiçbir usulsüzlük bulunmadığını; kamu zararının oluşmadığını, tam
aksine kamunun büyük menfaat temin ettiğini; dolayısıyla görevi kötüye kullanma veya
ihaleye fesat karıştırma suçlarının işlenmediğini,
Bu nedenlerle atılı tüm suçlamalardan beraat kararı verilmesini isteyerek
savunmada bulunmuşlardır.
V- USUL SORUNLARI
Bu bölümde, yargılama sırasında sanıklar ve müdafileri, katılan ve vekilleri ile
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ileri sürülen usule ilişkin sorunlar incelenmiş
ve bu sorunları çözümleyen ara kararlarının gerekçelerine yer verilmiştir.
A- Türkiye Büyük Millet Meclisinin Yüce Divana Sevk Kararına Yönelik
İtirazlar ve Kararlar
1-Komisyonun Çalışmasını ve Raporunu Yasal Sürede Tamamlayamadığı
İtirazı
Sanıklar Zeki Çakan müdafii Avukat Birgül Feyzioğlu’nun 23.7.2004, Mustafa
Cumhur Ersümer Müdafii Av. Dr. Bülent Hayri Acar’ın 26.7.2004 günlü dilekçelerinde;
Anayasanın 100. maddesinin 2. fıkrası uyarınca Meclis Soruşturma Komisyonunun
raporunu iki ay içinde TBMM’ye sunması gerektiğini, soruşturmanın bu süre içinde
bitirilememesi halinde iki aylık yeni ve kesin süre verileceğini, bu süre içinde raporun
teslimi gerektiğini ve belirtilen sürenin hak düşürücü süre olduğunu; soruşturma
komisyonunun 10.2.2004 tarihinde başlayan görevinin 10.4.2004 tarihinde sona erdiğini, bu
sürenin bitiminde ikinci iki aylık sürenin kendiliğinden başladığını, bu sürenin de 10.6.2004
tarihinde tamamlandığını, bu süreler içerisinde, anılan komisyonun TBMM Başkanlığına
raporunu teslim etmediğini, TBMM’nin çalışmalarına ara verme kararının Komisyonun
çalışma süresine etkisinin olmadığını, komisyonun öngörülen süreden sonra düzenlediği
raporun yok hükmünde bulunduğunu, soruşturma raporunun Yüce Divana sevk kararının ön
koşulu olması nedeniyle sevk kararının da yoklukla sakat olduğunu, bu nedenle yoklukla
sakat olan kamu davasının düşmesine, aksi takdirde davanın reddine karar verilmesi
gerektiğini ileri sürmüşlerdir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı 2.11.2004 günlü mütalaasında;
Anayasanın 100. maddesine göre, soruşturma komisyonunun raporunu iki ay içinde
Meclise sunacağını, soruşturmanın bu sürede bitirilememesi halinde komisyona iki aylık
yeni ve kesin süre verileceğini, belirtilen sürede raporun verilmesinin zorunlu olduğunu,
Anayasada öngörülen sürenin aşılması halinde raporun geçersiz olacağına dair Anayasa ya
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
152
da İçtüzükte bir hüküm bulunmadığını, bu sürelerin varlığının çalışmaların hızlandırılmasını
sağlamak olduğunu, ancak süre aşılması iddiasının geçerli olması halinde dahi raporun
geçersizliği sonucunun doğmayacağını, 10.2.2004 tarihinde çalışmaya başlayan
Komisyonun Meclis Genel Kurulunun 9.3.2004 günlü 15 günlük ara verme kararı gereğince
iki aylık çalışma süresinin 25.4.2004 gününde sona erdiğini, henüz çalışması bitmeden
istem üzerine ek süre alındığını, ek sürenin bitiminde raporunu sunması nedeniyle de Meclis
Soruşturma Komisyonunun çalışmasını Anayasa ve İçtüzükte öngörülen sürelerde
tamamladığını, bu nedenle raporun hukuken yok hükmünde olduğuna ilişkin istemin
reddine karar verilmesini istemiştir.
İtirazın incelenmesinde;
Anayasanın 100. maddesinin ikinci fıkrasında, “Komisyon, soruşturma sonucunu
belirten raporunu iki ay içinde Meclise sunar. Soruşturmanın bu sürede bitirilememesi
halinde, Komisyona iki aylık yeni ve kesin bir süre verilir. Bu süre içinde raporun Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına teslimi zorunludur”; TBMM İçtüzüğünün 110.
maddesinin son fıkrasında da, “Soruşturma komisyonu, raporunu Anayasanın 100 üncü
maddesine göre kuruluşundan itibaren iki ay içinde verir. Soruşturmanın bitirilememesi
halinde, komisyona iki aylık yeni ve kesin bir süre verilir. Komisyonun bu konudaki istem
yazısı Genel Kurulun bilgisine sunulur. Bu süre içinde raporun Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına teslimi zorunludur” denilmektedir.
Meclis soruşturma komisyonunun görev süresi Anayasada açıkça belirtilmiştir. Bu
durumda soruşturma komisyonu, çalışmalarını en fazla dört ay içinde tamamlamak
zorundadır.
TBMM İçtüzüğünün 5. maddesinde “Tatil, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
çalışmalarının belli bir süre ertelenmesidir. Danışma Kurulunun önerisi üzerine Genel
Kurulca başka bir karar alınmadıkça Türkiye Büyük Millet Meclisi 1 Temmuz günü tatile
girer. Bir yasama yılı içinde üç aydan fazla tatil yapılamaz”; 6. maddesinde “Araverme,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin onbeş günü geçmemek üzere çalışmalarını ertelemesidir.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin araverme kararı alması, Danışma Kurulunun bu konudaki
görüşü alındıktan sonra teklifin Genel Kurulca oylanması suretiyle olur”; 183.maddesinde,
“Bu içtüzükte gösterilen süreler, aksi, Anayasa, Yasa veya İçtüzükte belirtilmedikçe, tatil
sırasında işlemez” denilmektedir.
Kural olarak komisyonlar Meclisin çalışma dönemi içinde faaliyet gösterirler.
Komisyonların tatil sırasında çalışmalarına devam edebilmeleri için Meclis’e başvurarak bu
konuda karar istemeleri gerekmektedir. Bu durumda Meclis tarafından karar verilmediği
takdirde, tatil veya ara verme süresince komisyonun görev süresi işlemeyecektir.
Somut olayda, (9/4,7) Esas Numaralı Meclis Soruşturma Komisyonu 10.2.2004
tarihinde çalışmalarına başlamış, Anayasanın 100. maddesinin ikinci fıkrasına göre, iki
aylık çalışma süresi 10.4.2004 gününde sona ermesi gerekirken, bu süre içinde TBMM’nin
4.3.2004 gün ve 799 sayılı kararı ile 63. Birleşiminde 9.3.2004 gününden itibaren
çalışmalarına 15 gün süreyle ara vermiş olması nedeniyle Soruşturma Komisyonunun ilk iki
aylık süresi 25.04.2004 tarihinde sona ermiştir. Komisyon bu süre içinde çalışmalarını
tamamlayamadığı için ek süre talebinde bulunmuş, TBMM Genel Kurulu 25.4.2004
tarihinden başlamak üzere iki aylık ek süre vermiştir. Bu durumda Komisyonun çalışma
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
153
döneminin 25.6.2004 günü sona erdiği ve bu tarihte çalışmaların tamamlandığı, Anayasanın
100. maddesinin ikinci fıkrasına göre, soruşturmanın bu sürede bitirilememesi halinde,
Komisyona iki aylık yeni ve kesin süre verileceğinin öngörülmesi karşısında bu sürenin
kendiliğinden uzamayacağı anlaşılmakla, bu yönde bir aykırılığın söz konusu olmadığı
sonucuna varılmıştır.
Belirtilen nedenlerle, Başkan Mustafa BUMİN, Başkanvekili Haşim KILIÇ, Üyeler
Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU, Ahmet
AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fazıl SAĞLAM, A. Necmi ÖZLER ve Serdar
ÖZGÜLDÜR’den oluşan Yüce Divan, 25.11.2004 günlü oturumda Anayasanın 100.
maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen sürelere riayet edilmemesi nedeniyle Yüce Divana
sevk kararının kabul edilmemesi isteminin reddine, Tülay TUĞCU ve Fazıl SAĞLAM'ın
farklı gerekçeleriyle oybirliğiyle karar vermiştir.
Adı geçen üyelerin değişik gerekçeleri şöyledir:
“1- Gerek Anayasa'nın 100/2. maddesi ve gerekse İçtüzüğün 109. maddesi, "ad
çekme suretiyle kurulacak onbeş kişilik bir komisyon" dan söz etmektedir. Şu halde
meclisteki ad çekme ile birlikte komisyon 14.1.2004 tarihinde kurulmuş olmaktadır.
Komisyon'un başkan, başkanvekili, kâtip ve sözcü seçmesi ise ad çekme ile kurulmuş
bulunan komisyonun görev dağılımı ile ilgili bir husustur.
Her ne kadar Anayasada öngörülen 2+2 aylık sürelerin ne zaman başlayacağı
Anayasa'nın 100. maddesinde belirtilmemişse de, bu kuralı somutlaştıran İçtüzüğün 110.
maddesinin üçüncü fıkrası: "Soruşturma komisyonu, raporunu Anayasanın 100 üncü
maddesine göre kuruluşundan itibaren iki ay içinde verir." hükmünü içermektedir.
Soruşturma Komisyonu 14.1.2004 tarihinde kurulduğuna göre, sürenin de bu tarihten
başlaması gerekir.
2- İçtüzüğün 25. maddesinde yer alan “Hangi komisyonların tatil ve ara verme
sırasında çalışacağı, Başkanın teklifi üzerine Genel Kurulca tespit edilir.” şeklindeki
hüküm ise, daimi komisyonlar için öngörülmüştür. İçtüzükte düzenleniş yeri de bunu açıkça
göstermektedir. Bu kural, İçtüzüğün ikinci kısmının üçüncü bölümünde Komisyonlar başlığı
altında 20 - 48. maddeler arasında yer almıştır. Anılan kuralın yalnızca burada düzenlenmiş
bulunan komisyonlar için geçerli olacağı, sistematik yorum kuralının bir gereğidir.
Buna karşılık Soruşturma Komisyonu, "Denetim Yolları" başlıklı 6. kısmın "Meclis
Soruşturması ve Yüce Divana sevk" başlıklı 5. bölümünde 109. ve 112. maddeler arasında
yer almaktadır. Bu kurallar içinde ara vermeyi haklı kılacak hiçbir hüküm yer almamaktadır.
Tam aksine 110. madde Anayasa'nın 100. maddesini tekrarlayarak Raporun 2+2 aylık
süreler sonunda TBMM Başkanlığına teslimini zorunlu kılmaktadır.
3- İçtüzüğün 183. maddesinde yer alan "Bu İçtüzükte gösterilen süreler, aksi
Anayasa, kanun veya İçtüzükte belirtilmedikçe, tatil sırasında işlemez." şeklindeki kural da
15 günlük ara verme süresinin Soruşturma Komisyonu'nun görev süresine eklenmesini haklı
kılamaz. Çünkü yukarda açıklanan Anayasa ve İçtüzük kuralları, sürelerin tatil sırasında
işlemeyeceği kuralının aksini belirten hükümler olarak değerlendirilmelidir. Çünkü
Anayasa’nın 100/2. maddesi: "iki aylık yeni ve kesin bir süre verilir." dedikten sonra, aynı
maddeye 3.10.2001 tarih ve 4709 sayılı Yasa ile eklenen cümle "Bu süre içinde raporun
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
154
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına teslimi zorunludur." ifadesini kullanmak
suretiyle bu kesinliği daha da pekiştirmiş bulunmaktadır.
4- Kaldı ki bir an için İçtüzüğün 183. maddesinin Soruşturma Komisyonu için
öngörülen süreleri de kapsadığı varsayılsa bile, bu maddede açıkça belirtilen şey, sürelerin
"tatil sırasında" işlemeyeceğidir. Gerek Anayasa ve gerekse İçtüzük tatil ve ara vermeyi
farklı anlamlarda kullanmaktadır. Anayasanın 93. maddesinin ikinci fıkrasında "Bir yasama
yılında en çok üç ay tatil yapılabilir" denildikten sonra, onu izleyen ikinci cümlecikte ve
dördüncü fıkrada, üç kez "ara verme veya tatil" ibaresi kullanılmıştır. Bu ayırım, Türk
Parlamento terminolojisinde "ara verme" ve "tatil" kavramlarının farklı anlamlarda
kullanılmış olmasının bir sonucudur. Nitekim İçtüzüğün 5. maddesi "tatil" başlığını
taşımakta ve bu kavram altında şu tanımı getirmektedir: " Tatil, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin çalışmalarının belli bir süre ertelenmesidir.'" Bu tanımdan sonra maddenin
ikinci fıkrasında Genel Kurulca başka bir karar alınmadıkça Türkiye Büyük Millet
Meclisi'nin 1 Temmuz günü tatile gireceği belirtilmekte ve Anayasa'nın yalnızca tatil
sözcüğüne bağladığı kural tekrarlanmaktadır: "Bir yasama yılı içinde üç aydan fazla tatil
yapılamaz."
Buna karşılık İçtüzüğün 6. maddesi, "Ara Verme" başlığı altında şu tanımı
getirmektedir: "Ara verme, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onbeş günü geçmemek üzere
çalışmalarını ertelemesidir."
Bu farklı terminoloji öğretide de aynı şekilde kullanılmakta, hatta bundan pratik
sonuçlar çıkarılmaktadır. Örnekler: "Anayasa'nın tatil ve ara vermeyi ayrı ayrı
isimlendirmesi karşısında, ara verme ile geçen sürelerin Meclisin en çok üç aylık tatil süresi
dışında tutulduğunu kabul etmek gerekir." :(Tanör - Yüzbaşıoğlu, Türk Anayasa Hukuku, 6.
bası, s.246) ; " Meclis bir yasama yılında en çok üç ay tatil yapabilir. ...: Ancak Meclis,
tatilin dışında da daha kısa sürelerle çalışmalarına ara verebilir." ÖZBUDUN, Türk
Anayasa Hukuku, 7. bası, s. 298; " TBMM bir yasama yılında en çok üç ay tatil yapabilir. ...
Ancak bu Anayasa hükmü meclisin tatil dışında, bir seferinde 15 günü geçmemek koşuluyla
çalışmalarına ara vermesine engel değildir": SABUNCU, Anayasaya Giriş, 9. bası, s. 183.)
Sonuç olarak 100/2. maddede öngörülen sürenin aşıldığında hiçbir kuşku yoktur.
Ancak sürenin aşılmış olması, kendiliğinden soruşturma raporunun yokluğu ya da
bu rapora dayanılarak açılmış bulunan davanın düşmesi sonucunu doğurmaz. Her ne kadar
Anayasanın 100. maddesinin ikinci fıkrasının sonuna 2001 Anayasa değişikliği ile eklenen
"Bu süre içinde raporun Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına teslimi zorunludur."
şeklindeki cümle kesin ve zorlayıcı bir ifade taşımaktaysa da bu ifadenin konuluş amacına
göre yorumlanması gerekir. 100. madde ile ilgili değişiklik gerekçesinde "Böylece bu
konudaki işlerin sürüncemede kalmasının önlenmesi sağlanacak ayrıca Meclis Soruşturması
gibi önemli bir denetim mekanizmasının siyasallaşmasının önüne geçilecektir."
denilmektedir. Şu halde bu süre hak düşürücü süre niteliğinde olmayıp, iki amaçla
düzenlendiği anlaşılmaktadır : l)"İşlerin sürüncemede kalmasını önlemek"; 2) "Meclis
soruşturmasının siyasallaşmasının önüne geçmek" Bu amaçlardan birincisi yeni eklenen
cümleden önceki cümle ile zaten karşılanmıştı.: "Soruşturmanın bu sürede
bitirilememesi halinde, komisyona iki aylık yeni ve kesin bir süre verilir." Buradaki kesin
süre esasen soruşturmanın sürüncemede kalmasını önlemek için konulmuştu.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
155
Bu nedenle ek cümlenin yorumunda ve davadaki ön sorunun çözümünde asıl
belirleyici olan ikinci amaç, yani "Meclis Soruşturması gibi önemli bir denetim
mekanizmasının siyasallaşmasının önüne geçme " amacıdır.
O zaman sorun, "Anayasada öngörülen soruşturma süresinin konuyu siyasallaştırma
amacıyla aşılıp aşılmadığı" sorusunda düğümlenmektedir.
Bu duruma göre, olayda komisyonun kuruluşundan 25 gün kadar sonra görev
bölümü yapması ve görevinin Meclis Genel Kurulu'nca bu tarih itibariyle başlatılması ve
buna ek olarak 15 günlük ara verme süresinin de toplam süreye eklenmesi, sürenin
hesaplanması yönünden hatalı bir yorum ve değerlendirme olsa da, bunun, soruşturma
sürecinin somutluğu içinde soruşturmayı siyasallaştırma amacı ya da kastı ile yapıldığını
kabul etmek mümkün görünmemektedir.
Soruşturma süresine ilişkin talebin açıklanan nedenlerle reddi gerekirken,
soruşturmanın süresi içinde yapıldığı yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.”
2- Kesin Hüküm İtirazı
Sanık Mustafa Cumhur Ersümer müdafii Av. Dr. Bülent Hayri Acar 13.10.2004
günlü dilekçesi ile 9/4,7 esas numarasında kayıtlı iddialarla ilgili olarak daha önce meclis
soruşturması açılmasının istenildiğini ve 22.5.2001 günlü kararla soruşturma isteminin
reddedildiğini ve bu nedenle aynı konuda kesin hüküm nedeniyle yeniden kovuşturma
yapılamayacağını ileri sürmüştür.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı 2.11.2004 günlü mütalaasında; kesin hükmün, aynı
fiilden dolayı aynı kişinin birden fazla cezalandırılamayacağı anlamına geldiğini, asli
unsurunun öncelikle yargılama makamları tarafından verilmiş bir hükmün varlığı olduğunu,
Ceza Muhakemesi Usulü Kanununun 253. maddesine göre, aynı konuda aynı sanık
hakkında evvelce verilmiş bir hükmün varlığı halinde, davanın reddine karar verilmesi
gerektiğini, kesin hükmün bağlayıcı ve önleyici etkisinin olduğunu, soruşturma organları
tarafından verilen kararların kesinliğinin mutlak olmadığını, TBMM ve Soruşturma
Komisyonunun yaptığı işlemlerin Ceza Usul Hukuku açısından Anayasanın 100. maddesi
kapsamında hazırlık soruşturması niteliğinde olduğunu, TBMM Genel Kurulu ve
soruşturma komisyonunun soruşturma makamı olarak kabul edilmesi gerektiğini, önceki
tarihte meclis soruşturması açılması önergesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel
Kurulu tarafından reddedilmesi kararının, ceza hukukunun temel ilkelerine ve Ceza Usul
Yasasına göre kesin hüküm oluşturmadığını belirtmiştir.
Sanık Mustafa Cumhur ERSÜMER hakkında daha önce verilmiş olan (9/3) esas
numaralı Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergenin reddine yönelik kararın kesin
olduğuna ilişkin itirazın incelenmesinde;
TBMM tutanaklarından, Konya Milletvekili T. Rıza GÜNERİ ve 55 arkadaşının
enerji ihalelerinde yolsuzluk, usulsüzlük ve suiistimallere yol açtığı ve gerekli tedbirleri
almayarak görevini kötüye kullandığı ve bu eylemlerinin TCK’nın 228, 240 ve 366.
maddelerine uyduğu iddiasıyla Enerji ve Tabii Kaynaklar eski Bakanı Mustafa Cumhur
Ersümer hakkında 9/3 sayılı Meclis Soruşturması açılmasına ilişkin önerge verdiği, Meclis
Genel Kurulu’nda yapılan 430 milletvekilinin katıldığı oylama sonucunda 167 kabul oyuna
karşı 259 ret, 2 çekimser, 2 mükerrer oyla soruşturma açılmasının kabul edilmediği
anlaşılmıştır.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
156
Doktrinde ve uygulamada TBMM’nin Yüce Divana sevk kararına kadar geçen
süreç hazırlık soruşturmasına, Yüce Divana sevk kararı ise iddianameye benzetilmektedir.
Bu durumda TBMM’nin Yüce Divana sevk etmeme yönündeki vereceği bir karar da
CMUK’nun 164. maddesinde düzenlenen kovuşturmaya yer olmadığı (takipsizlik)
kararlarına benzemektedir.
Olay tarihinde yürürlükte olan “Takibata yer olmadığına dair karar” başlıklı Ceza
Muhakemeleri Usulü Kanununun 164. maddesinde; “Yapılan hazırlık tahkikatı sonunda,
kamu davasının açılması için yeterli delil bulunmaması veya keyfiyetin takibe değer
görülmemesi halinde Cumhuriyet Savcısı takibata yer olmadığına karar verir. Bu karar,
evvelce sorguya çekilmiş veya tutuklama müzekkeresi verilmiş sanığa, suçtan zarar gören
şikâyetçiye ve dava açılması talebi ile dilekçe verene bildirilir.” denilmiş, 253. maddesinde
de sanığın beraatine veya mahkûmiyetine, davanın reddine veya düşmesine veya
muhakemenin durmasına dair kararların hüküm niteliğinde olduğu açıkça belirtilmiştir.
Takipsizlik kararı ise bunlar arasında sayılmamıştır.
Cumhuriyet savcısının daha önceden açtığı davayı geri çekerek takipsizlik kararı
verme yetkisi yoktur. Takipsizlik kararı hüküm niteliğinde olmadığından Cumhuriyet
savcısının yeni kanıtlar ortaya çıkması durumunda ya da yeni değerlendirme yaparak aynı
konuda dava açması olanaklıdır. Başka bir anlatımla, itiraz üzerine kesinleşmemiş
kovuşturmaya yer olmadığı kararları Cumhuriyet savcısını bağlamaz. Sanık açısından bu
durum kazanılmış hak oluşturmadığı gibi itiraz edilmemiş bulunması kesinleşme sonucunu
doğurmaz.
Öte yandan, Anayasanın 7. maddesinde yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız
mahkemelerce kullanılacağı açıklanmıştır. Bu yetkinin açılan davayı sonuçlandırarak
verdiği hükümle uyuşmazlığı sona erdiren mahkemeye ait olduğu şüphesizdir. Suçluları
aramanın Cumhuriyet savcıları ile adli zabıtaya ait görevlerden olması soruşturmanın
Cumhuriyet savcısı ve bazı hallerde şahsi davacı tarafından veya Anayasanın 100. ve
İçtüzüğün 110. maddeleri uyarınca TBMM tarafından Meclis soruşturması yöntemiyle
yapılması Anayasa ve usul kanunları gereğindendir. Fakat bu işleri yapan ve kararları veren
makam ve mercilere Anayasanın öngördüğü anlamda yargı mercii denilemeyeceği gibi bu iş
ve işlemler sonucunda verilen kararları da yargı kararı niteliğinde görmek ve kesin hüküm
olarak kabul etmek mümkün değildir.
TBMM’nin bu konuda gerek görmesi halinde, daha önce Yüce Divana sevk
etmediği Bakan ya da Başbakan hakkında Meclis soruşturması açıp Yüce Divana sevk
kararı vermesi mümkündür.
Öte yandan aksi düşüncenin kabulü, TBMM’de çoğunluğu ele geçiren siyasi
partilerin Bakan veya Başbakan olarak görev yapan kendi mensuplarını aklamalarına ve
sorumluluktan kurtulmalarına olanak sağlayacaktır.
Belirtilen nedenlerle, 25.11.2004 gününde, Başkan Mustafa BUMİN, Başkanvekili
Haşim KILIÇ, üyeler Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU; Ertuğrul ERSOY, Tülay
TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fazıl SAĞLAM, A. Necmi ÖZLER ve
Serdar ÖZGÜLDÜR’den oluşan Yüce Divan, sanık Mustafa Cumhur ERSÜMER hakkında
soruşturma komisyonu raporunda belirtilen ve Yüce Divana sevke dayanak yapılan
iddiaların daha önceki dönemde de Meclis soruşturması açılmasına konu olduğu, ancak
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
157
TBMM Genel Kurulunda 22.5.2001 günlü kararı ile soruşturma önergesinin reddedildiği
belirtilerek bunun kesin hüküm oluşturduğu ve aynı konuda yeni vakıa ve deliller ortaya
çıkmadıkça yeniden soruşturma açılmayacağı ve Yüce Divana sevk kararı verilemeyeceğine
yönelik itirazın reddine, oybirliğiyle karar vermiştir.
Karara, üyeler Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Fazıl SAĞLAM ve
A. Necmi ÖZLER aşağıdaki değişik gerekçe ile katılmışlardır:
“Başbakan ve bakanlar hakkındaki ceza soruşturması, Anayasada özel olarak
düzenlenmiş ve bu düzenleme TBMM İçtüzüğünde somutlaştırılmıştır. Bu prosedür Meclis
soruşturması önergesi ile başlamakta ve soruşturma açılmasına karar verilmesi halinde
soruşturma komisyonunun kurulması, bu komisyonun belli bir süre içinde çalışmalarını
tamamlaması ve raporunu TBMM’ye sunması, raporun Mecliste görüşülmesi aşamalarından
geçerek TBMM üye tam sayısının salt çoğunluğu ile ilgilinin Yüce Divana sevkine ya da
sevkinin reddine karar verilmesiyle sonuçlanmaktadır.
Kararın yukarıdaki bölümünde açıklandığı gibi, önceki yasama döneminde sanık
Mustafa Cumhur ERSÜMER hakkında enerji ihalelerinde yolsuzluk, usulsüzlük ve
suiistimallere yol açtığı, gerekli tedbirleri almayarak görevini kötüye kullandığı ve bu
eylemlerinin TCK’nın 228., 240. ve 366. maddelerine uyduğu iddiasıyla Meclis
Soruşturması açılmasına ilişkin önerge verilmiş, Meclis Genel Kurulunda yapılan oylama
sonucunda Meclis soruşturması açılması kabul edilmemiştir. Bu hususun, sanık hakkında
yeniden soruşturma açılmasına engel teşkil edip etmediği, Yüce Divanın görevli olduğu
suçlarda TBMM’nin yetki alanı içinde kalan süreçte Meclisin vereceği kararların niteliğinin
saptanması ile mümkün olabilir.
Kuşkusuz Meclisin, Meclis Soruşturma Komisyonunun çalışmasını tamamlayıp,
önergede yer alan iddialarla ilgili bütün delilleri toplayıp değerlendirdikten sonra hazırladığı
raporun, Meclis Genel Kurulunda görüşülmesi üzerine verilen “ilgilinin Yüce Divana sevk
edilmemesine” ilişkin kararının niteliği ile iddialarla ilgili hiçbir delil toplanılmadan yalnız
soruşturma önergesinde belirtilen iddiaların görüşülmesinden sonra verilen “soruşturma
açılmasının kabul edilmemesi” kararı aynı nitelikte değildir.
Birinci halde, Yüce Divanın E.2004/5- K.2006/2 ve E.2004/2–2006/3 sayılı
kararlarının bu hususa ilişkin karşı oy yazılarında detaylı olarak açıklandığı gibi, ancak bu
karar verildikten sonra yeni bir delilin meydana çıkması halinde aynı konuda yeni bir
Meclis Soruşturması açılabilir. Yeni bir delil olmadıkça, verilmiş olan “Yüce Divana sevk
etmeme kararı” bu kararın konusunu teşkil eden eylemler nedeniyle Mecliste soruşturma
açılmasına ve buna bağlı olarak da ilgilinin Yüce Divana sevkine engel teşkil eder. Buna
karşın ikinci halde, önergede suç teşkil ettiği iddia olunan fiillerle ilgili olarak soruşturma
yapılıp bu konudaki deliller toplanılıp değerlendirilmediğinden, dolayısıyla yeni delil olup
olmadığı hususunda bir değerlendirme de yapılamayacağından aynı konuda TBMM
İçtüzüğündeki esaslara göre yeni bir soruşturma önergesi verilebilir. Bu önergenin
görüşülmesi sonucunda Meclis Soruşturması açılabilir ve sonuçta ilgilinin Yüce Divana
sevkine de karar verilebilir.
Somut olayda, daha önce Meclis Soruşturması açılıp iddialara ilişkin deliller
toplanılmamış olduğundan, TBMM’ nin “Yüce Divana sevk etmeme” kararına rağmen yeni
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
158
delilin varlığı halinde başlatılabilecek bir sürecin sanık hakkında evleviyetle
başlatılabileceği ve sonuçta kamu davası açılabileceği açıktır.”
3- İddiaların Belirgin Olmadığı İtirazı
Sanık Mustafa Cumhur ERSÜMER müdafii Av. Dr. Bülent Hayri Acar 13.10.2004
günlü ve sanık Zeki ÇAKAN müdafii Av. Birgül FEYZİOĞLU 22.9.2004 günlü
dilekçelerinde, müvekkillerine yönelik iddiaların belirgin olmadığını ileri sürmüşlerdir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı 2.11.2004 günlü mütalaasında; iddiaların
savunmayı zafiyete uğratacak soyutluk ve belirsizliğinin mevcut olmadığını beyan etmiştir.
İtirazın incelenmesinde;
Meclis Soruşturma Komisyonu raporunun TBMM Genel Kurulunda oylanması
sonucunda TBMM’nin ilgili Bakanın Yüce Divana sevkine dair vermiş olduğu karar
iddianame yerine geçmektedir.
TBMM İçtüzüğünün 112. maddesinin dördüncü fıkrasında “Komisyonun Yüce
Divana sevk yönündeki raporları ile Genel Kurulun Yüce Divana sevk kararlarında hangi
ceza hükmüne dayanıldığı belirtilir” ; CMUK 163. maddesinde de; “...iddianamede sanığın
açık kimliği, isnat olunan suçun neden ibaret olduğu, suçun kanuni unsurlarıyla
uygulanması gereken kanun maddeleri, deliller ve duruşmanın yapılacağı mahkeme
gösterilir...” denilmiştir.
Ceza davasında iddianamenin yanı sıra iddianameye esas alınan belgenin de en az
iddianame kadar önemi bulunmaktadır. Çünkü iddianame bir belgeyi esas almakla o belgeyi
bünyesine taşımakta ve o belge de iddianamenin ayrılmaz bir parçası konumunda
olmaktadır.
Dosyada iddianame yerine geçen TBMM’nin 13.7.2004 tarih ve 816 sayılı
kararında da Meclis Soruşturma Komisyonunun 25.6.2004 tarihli ve Esas No: A,01.1.GEÇ
9/4,7–234, Karar 5 sayılı raporunun esas alındığı anlaşılmaktadır.
Belirtilen nedenlerle, Başkan Mustafa BUMİN, Başkanvekili Haşim KILIÇ, üyeler
Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU, Ahmet
AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fazıl SAĞLAM, A. Necmi ÖZLER ve Serdar
ÖZGÜLDÜR’den oluşan Yüce Divan, 25.11.2004 gününde Yüce Divana sevk kararı ve
dayanağını oluşturan 9/4,7 sayılı Meclis Soruşturma Komisyonu Raporu, 10/9 sayılı Meclis
Araştırma Komisyonu Raporu, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu Raporu ve
Hazine Müsteşarlığı KİT Genel Müdürlüğü Raporunun birlikte değerlendirilmesi sonucu
isnatların belirsiz olduğu yolundaki itirazın reddine, oybirliğiyle karar vermiştir.
4- Yüce Divana Sevk Kararının İptaline İlişkin Anayasa Mahkemesine Yapılan
Başvurunun Bekletici Mesele Yapılması ve Durma Kararı Verilmesi İstemi
Sanık Mustafa Cumhur ERSÜMER vekili Av. Dr. Bülent Hayri Acar 13.10.2004
günlü dilekçesi ile müvekkili hakkındaki Yüce Divana sevk kararının TBMM Genel
Kurulu’ndaki görüşmeleri sırasında, TBMM İçtüzüğünün 112. maddesinin üçüncü fıkrasına
aykırı davranıldığını, bu nedenle 13.7.2004 tarih ve 816 sayılı TBMM kararının iptali ve
yürürlüğünün durdurulması istemiyle Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru sonucunda
9.11.2004 gün 2004/4 Esas, 2004/5 sayı ile görevsizlik kararı verildiğini, ancak kararda
görevli mahkemenin gösterilmediğini belirterek, müvekkilinin Yüce Divana sevkine ilişkin
Meclis soruşturma komisyonu raporu ile ilgili TBMM Genel Kurulunun 13.7.2004 gün ve
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
159
114. Bileşimindeki görüşmelerin geçersizliğinin ve buna bağlı olarak oylama işlemi ile sevk
kararının geçersizliğinin Yüce Divan tarafından tespiti ve dosyanın TBMM’ye iadesine
karar verilmesini istemiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı 2.11.2004 günlü mütalaasında; Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanunun “Yüce Divan sıfatıyla
bakılan işlerde usul” başlıklı 7. bölümünde yer alan 35. maddesinin, Yüce Divanın
yürürlükteki kanunlara göre duruşmayı yapmasına amir olduğunu, buna göre, ceza
yargılaması yapan Yüce Divanın, 2949 sayılı Kanunun özel düzenleme içeren 36, 37, 38, 39
ve 40. maddeleri dışında kalan hususlarda, 1412 sayılı Ceza Yargılamaları Usulü Yasasını
uygulayacağını, Yüce Divana sevk kararının, ceza yargılaması usulü açısından son
soruşturmanın açılması kararı niteliğinde olduğunu, dava şartının gerçekleşmemesi halinde
soruşturmanın durduğu gibi, yargılamanın sürdürülmesine de engel olduğunu, dava
şartlarında yasalarda açıkça gösterilenler dışında bir şartın kabulünün mümkün olmadığını,
dava şartının gerçekleşmemesi halinde ne karar verileceğinin Ceza Yargılaması Usul
Yasasının 353. maddesinde gösterildiğini;
Yasama dokunulmazlığının milletvekilliği sıfatını halen sürdürenler için geçerli
olduğunu, milletvekilliği sıfatı sona ermişse yasama dokunulmazlığından
yararlanılamayacağını, Meclis soruşturmasını düzenleyen Anayasanın 100. maddesi ve
konuyla ilgili maddelerinin herhangi bir dava ya da usul şartı içermediğini, milletvekili
sıfatına sahip olan bakanın Yüce Divana sevk kararıyla dokunulmazlığının kendiliğinden
kalktığının kabul edilmesi gerektiğini, Yüce Divanın, TBMM’nin son soruşturmanın
açılması kararı mahiyetinde olan Yüce Divana sevk kararı üzerine yargılamaya başlayıp
sürdürmesinin yasal zorunluluk olduğunu, merciinden Yüce Divana sevk kararının iptaline
dair karar alınarak ibraz edilmesi halinde yargılamanın durdurulabileceğini, aksi takdirde
yargılamaya devam edilmesi gerektiğini belirtmiştir.
İtirazın incelenmesinde;
Sanık müdafiinin dayanak yaptığı Anayasa Mahkemesi’nin 9.11.2004 günlü,
2004/4 Değişik İşler Esas sayılı başvuruda, sanık Mustafa Cumhur Ersümer hakkında
13.7.2004 günlü, 816 sayılı dokunulmazlığın kaldırılması niteliğindeki Yüce Divana sevk
kararının, Anayasaya aykırılığı savıyla iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar
verilmesinin talep edildiği anlaşılmıştır.
Bu isteme ilişkin Anayasa Mahkemesi’nin 9.2.2004 günlü ve 2004/5 sayılı kararının
gerekçesinde;
“Anayasa’nın “Yasama dokunulmazlığı” başlığını taşıyan 83. maddesinin birinci
fıkrası, mutlak nitelikte koruma sağlayan yasama sorumsuzluğunu düzenlemektedir. Bu
hükme göre, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve
sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanı’nın
teklifi üzerine Meclisçe başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve
açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar. Meclis üyeleri için geçerli olan bu güvence, görev
süresini aşan mutlak bir koruma sağlamaktadır.
İkinci fıkrada ise, nispi koruma sağlayan yasama dokunulmazlığı düzenlenmektedir.
Bu düzenlemeye göre de, seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir
milletvekili, Meclis’in kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
160
yargılanamaz. Bu fıkrada düzenlenen yasama dokunulmazlığı, yasama sorumsuzluğundan
farklı olarak Meclis kararı ile kaldırılabileceği gibi, milletvekilliği göreviyle de sınırlıdır.
Yasama sorumsuzluğu ve dokunulmazlığı Anayasa’nın 112. maddesinin son fıkrası
uyarınca Meclis dışından atanan Bakanlar için de geçerlidir.
Bakanların, milletvekili sıfatı olsun ya da olmasın, Anayasa’nın 83. maddesinin son
fıkrasında düzenlenen yasama dokunulmazlığından yararlanabilmeleri için, bakan ya da
milletvekilliği görevlerini sürdürmeleri gerekmektedir. Bu görevi sona ermiş olanlar
hakkında ceza kovuşturması başlatmak için ayrıca dokunulmazlığın kaldırılması kararı
alınmasına gerek bulunmadığı açıktır.
Bu bağlamda, yasama dokunulmazlığının kaldırıldığı iddiası hukuksal dayanaktan
yoksun olduğundan, böyle bir iddia ile meclis kararı niteliğindeki Yüce Divana Sevk
Kararının iptali isteminin incelenmesi olanağı bulunmamaktadır.
Öte yandan, Anayasa’nın 85. maddesi uyarınca yasama dokunulmazlığının
kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine Anayasa’nın 84. maddenin birinci, üçüncü
veya dördüncü fıkralarına göre karar verilmiş olması hallerinde, Meclis Genel Kurulu
kararının alındığı tarihten başlayarak yedi gün içerisinde ilgili milletvekili veya bir diğer
milletvekili, kararın, Anayasa, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptali için Anayasa
Mahkemesi’ne başvurabilecektir. Anayasa, bu iki yol dışında meclis kararlarının iptalini
bireysel olarak talep etme olanağı tanımamıştır.”
denilmiştir.
Buna göre, 25.11.2004 gününde, Başkan Mustafa BUMİN, Başkanvekili Haşim
KILIÇ, üyeler Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU; Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU,
Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fazıl SAĞLAM, A. Necmi ÖZLER ve Serdar
ÖZGÜLDÜR’den oluşan Yüce Divan, sanık hakkında dokunulmazlığın kaldırılması
niteliğinde olduğu ileri sürülerek Yüce Divana sevk kararının iptaline ilişkin başvurunun
bekletici sorun yapılması veya muhakeme şartı gerçekleşmediğinden durma kararı verilmesi
gerektiğine ilişkin itirazların reddine oybirliğiyle karar vermiştir.
5-Türkiye Büyük Millet Meclisinin Soruşturma Önergesini Kabul Kararında
Belirtilen Eylemler Dışında İsnatta Bulunulamayacağı İtirazı
Sanık Mustafa Cumhur Ersümer vekili Av. Dr. Bülent H. Acar 13.10.2004 günlü ve
sanık Zeki Çakan vekili Av. Birgül Feyzioğlu 22.9.2004 günlü dilekçelerinde, Soruşturma
Komisyonunda soruşturma önergelerinde yer almayan fiillerin de soruşturulup dava konusu
edildiğini ileri sürmüşlerdir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı 2.11.2004 günlü mütalaasında;
Meclis soruşturma komisyonunun görevinin, kabul edilen önerge kapsamındaki
fiillerle sınırlı olduğunu, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin en az onda biri tarafından
verilen ve Meclis tarafından kabul edilen önergede yer alan fiillerin, hem Meclis
Soruşturma Komisyonunun hem de Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun Yüce
Divana sevk kararını sınırladığını, bunların dışına çıkılmasının mümkün olmadığını, aksi
durumun emredici hukuk kurallarına aykırılık oluşturduğunu, soruşturma önergeleri
kapsamında yer almayan ve Meclis Soruşturma Komisyonu raporunda yer verilen fiillerin
yeni bir soruşturma önergesi konusu yapılabileceğini, Yüce Divana sevk kararının konusunu
oluşturan fiillerin, soruşturma önergesinde açık ve net biçimde yer alması gerektiğini,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
161
soruşturma önergesinde yer almayan fiiller için verilen Yüce Divana sevk kararının,
Anayasanın 100 ve İçtüzüğün 107. maddesi hükümleriyle uyarlı olmadığını, Meclis
Soruşturma Komisyonu raporunda ve Yüce Divana sevk kararında yer alan ve fakat
soruşturma önergelerinde açık ve net biçimde yer almayan;
Atıl kapasite oluşumuna neden olan projelerin Zeki Çakan döneminde devam
ettirilerek gereğinden fazla otoprodüktör santral anlaşması imzalanması,
Kırklareli Doğalgaz Santralinin ortada hukuki ve fiili engeller bulunmasına
rağmen yapımında ısrar edilmesi,
Damga Vergisinden kaçınmak ve bu suretle TURUSGAZ Şirketine çıkar
sağlamak amacıyla, asıl anlaşmadan ayrı olarak, ek mektup şeklinde düzenlenen
sözleşmeyle anlaşma süresinin 23 yıla; alınacak gaz miktarının, 8 milyar metreküpe
çıkarılması.
BOTAŞ'a mal ve hizmet alımı, satış politikası, personel alımı gibi konularda
Mustafa Cumhur Ersümer tarafından doğrudan talimat verilmesi,
Ankara 19 uncu Asliye Ceza Mahkemesinde görülmekte olan TÜMAŞ'ın
fızibilite raporu hazırlamasıyla ilgili Türk Ceza Kanunu’nun 366 nci maddesi kapsamında
değerlendirilen eylemin Mustafa Cumhur Ersümer hakkında da geçerli sayılması,
Doğubayazıt-Erzurum Doğalgaz Boru Hattı projesi kapsamında yürütülen işlerin,
ödeme bazında ortaya çıkan sorunlar nedeniyle, Mustafa Cumhur Ersümer hakkında işlem
yapılması gerektiği,
Yap-işlet santrallerinin ihale sürecinde yapılan müdahalelerle rekabetin önlendiği,
ihale usul ve esaslarına aykırı işlemler yapılarak firmalar lehine haksız kazanç sağlanması
eylemlerinde Mustafa Cumhur Ersümer'in de ceza sorumluluğunun bulunması, Müsteşar
Yurdakul Yiğitgüden'in ihale sürecine faks ile gönderdiği talimatla müdahalesi olduğu
halde, adı geçen hakkında soruşturma izni verilmemesi yolundaki dayanaktan yoksun
müfettiş raporuna istinaden hazırlanan rapora Zeki ÇAKAN tarafından onayı verilerek
müsteşarın yargılanmasının engellenmesi,
Çayırhan Termik Santralinin Park Holdinge devriyle ilgili yapılan iş ve işlemlerde
bir kısım bürokrat hakkında rüşvet alma suçundan hükümlülük kararı verildiği halde,
Mustafa Cumhur Ersümer ve Zeki Çakan'ın denetim ve gözetim görevlerini ihmal etmeleri,
Mustafa Cumhur Ersümer hakkında Bozcaada Rüzgâr Enerji Santraliyle ilgili
olarak fizibilite aşamasından başlamak üzere, sözleşme aşaması ve ticari işletme tarihine
kadar geçen süreçte yasa, yönetmelik hükümlerine aykırı işlem yaparak şirkete çıkar
sağlanması,
Alaçatı Rüzgâr Enerji Santrali ile ilgili olarak Mustafa Cumhur Ersümer'in
mevzuatın dışına çıktığı, takdir yetkisinin sınırlarını aşarak firma lehine haksız çıkar
sağlanması
Dinar Hidroelektrik Santraliyle ilgili olarak Mustafa Cumhur Ersümer'in mevzuata
aykırı eylemlerle firma lehine haksız çıkar sağlaması,
Çal Hidroelektrik Santraliyle ilgili olarak, Mustafa Cumhur Ersümer'in mevzuatın
dışına çıktığı, kurum görüşlerini dikkate almadığı, şirketin yüksek karlılık oranıyla
çalışmasını sağladığı, fazla üretimin tam tarife üzerinden alınacağına dair imtiyaz
sözleşmesine hüküm koydurarak firma lehine haksız çıkar sağlaması,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
162
Mustafa Cumhur Ersümer' in Yamula Hidroelektrik Santrali ihalesi sürecinde
müdahalede bulunarak firma lehine haksız çıkar sağlayıp, kamu zararına sebebiyet vermesi,
llgın Termik Santrali imtiyaz sözleşmesi Danıştay onayından geçtikten sonra,
sözleşme gereği yapılması gereken diğer anlaşmalar yapılmadan Mustafa Cumhur Ersümer
döneminde şirkete yer teslim edilmesi,
Mustafa Cumhur Ersümer'in TEDAŞ işetme hakkı devri ihale işlemlerinde, fırma
tercihini belirterek ihalelere müdahale etmesi,
Akkuyu Nükleer Santral ihalesinde Mustafa Cumhur Ersümer'in ihaleyi istediği
firmaya verebilmek için bürokratlar üzerinde baskı yapması,
Zeki ÇAKAN'ın yetkisi olmadığı ve arz fazlası olduğu halde 39 otoprodoktör
santralleriyle enerji alımı hususunda sözleşme imzalaması,
Mustafa Cumhur Ersümer ve Zeki Çakan'ın AKTAŞ ve Kayseri Anonim
Şirketiyle ilgili olarak her yıl yapılması gereken mahsuplaşma işlemlerinin yapılması için
talimat vermemesi,
Mustafa Cumhur Ersümer ve Zeki Çakan'ın ÇEAŞ ve Kepez Elektrik Şirketlerinin
her yıl yapılması gereken denetim işlemlerinin yapılmasını sağlamamaları,
Mustafa Cumhur Ersümer'in Batman ve Ankara Esenboğa Mobil Santral
ihalelerinde, ihale komisyonu başkanına fırma tercihlerini bildirerek, ihale sürecine
doğrudan müdahil olduğu, Cide ve Tünike'de kurulması gereken santrallerin Samsun iline
nakledilmesinde Mustafa Cumhur Ersümer ve Zeki Çakan'ın yetkilerini amaç dışı
kullanmaları,
Aksu Elektrik hisselerinin halka arzı sırasında çıkar sağlayan bakanlık personeli
hakkında Mustafa Cumhur Ersümer'in disiplin işlemlerinin yapılmasında gecikmeye
sebebiyet vermesi,
Mustafa Cumhur Ersümer'in bakanlığı döneminde imzalanan enerji üretimine
yönelik sözleşmelerde yatırım ve işletme dönemine eskalasyon uygulamasının yeniden
getirildiği, işletme hakkının devri ve yap-işlet modelinde yapılacak projelerde elektriğin
sadece TEAŞ, TEDAŞ'a satışının yapılmasının uygun olduğu şeklinde olur vererek kamu
zararına sebebiyet vermesi,
fiillerinin yargılama konuları dışında tutulmalarını ve son kararla hükme
bağlanmalarını talep etmiştir.
İtirazın incelenmesinde;
1412 sayılı CMUK’nın 257. ve 5271 sayılı CMK’nın 225. maddelerinde ceza
yargılamasının konusu düzenlenmiştir. 1412 sayılı CMUK’nın 150. maddesinde “Tahkikat
ve hüküm yalnız iddianamede beyan olunan suça ve zan altına alınan kişilere hasredilir”;
5271 sayılı CMK’nın 225. maddesinde de “Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen
suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir.” denilmektedir.
Buna göre, hükmün konusu duruşmanın neticesine göre iddianamede gösterilen fiil
ve failden ibarettir. Mahkeme, fiili takdirde iddia ve müdafaalarla bağlı değildir, dava açan
belgede uyuşmazlığın belirtilmesi gerekir. Uyuşmazlığın belirlenmesi, olayın başka
olaylardan ayırt edilecek şekilde belli edilmesi, sınırlandırılması anlamına gelmektedir.
Yargılama makamı, ancak sınır içinde kalan olaya ilişkin uyuşmazlıkları çözebilir. Davada
sanık olarak gösterilen kimseden başkası hakkında hüküm verilemeyeceği gibi,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
163
sınırlandırılan olaydan başkası hakkında da hüküm kurulamaz. Bir başka ifade ile
iddianamede yer almayan bir fiil veya failin yargılanması ve bunlar hakkında hüküm
verilmesi mümkün değildir.
Sorun, Yüce Divana sevk kararı, soruşturma komisyonu raporu ve önerge arasında
tam bir uyuşmanın söz konusu olmadığı durumlarda yargılanacak uyuşmazlığın
belirlenmesine ilişkindir.
Bu konuda Anayasada, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri Hakkında Kanunda ve TBMM İçtüzüğünde açık bir hüküm bulunmamaktadır.
Anayasanın meclis soruşturması ve önergelere ilişkin hükümleri ile ceza muhakemesindeki
benzer kurumlara ilişkin hükümlerinin kıyaslanmasıyla sonuca ulaşmak mümkündür.
Anayasanın 100. maddesinin birinci fıkrasında, “Başbakan veya bakanlar hakkında,
Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının en az onda birinin vereceği önerge ile
soruşturma açılması istenebilir.”;
Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 107. maddesinin ikinci fıkrasında “Bu
önergede; Bakanlar Kurulunun genel siyasetinden veya bakanlıkların görevleriyle ilgili
işlerden dolayı hakkında soruşturma açılması istenen Başbakan veya bakanın cezai
sorumluluğu gerektiren fiillerinin görevleri sırasında işlendiğinden bahsedilmesi, hangi
fiillerinin hangi kanun ve nizama aykırı olduğunun gerekçe gösterilmek ve maddesi de
yazılmak suretiyle belirtilmesi zorunludur.”
denilmektedir.
Soruşturma önergelerinin görüşülmesi meclis soruşturma komisyonunun kurulması,
çalışma ve usulleri, komisyonun yetkileri, soruşturmanın sonuçlandırılması İçtüzüğün 108
ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Soruşturma önergeleri Meclis Başkanlığınca ilk
aşamada Anayasa ve İçtüzük yönünden incelenmektedir. Meclis soruşturması açılmasına
ilişkin istemlerde, bakanların cezai sorumluluklarının dışında bir hususun araştırılması
istenemez.
Soruşturma komisyonlarının işlevi, ilgili bakan hakkında açılmış bulunan Meclis
soruşturmasında kendisine tevdi edilmiş olan “soruşturmayı yürütme” görevini yerine
getirmekten ibarettir. Soruşturma komisyonu, bu görevini yerine getirirken Meclis
soruşturma önergesinde iddia edilen suça ilişkin delilleri toplamak, konuyla ilgili kişileri
dinlemek suretiyle elde edeceği sonuçları bir rapor haline getirmek ve bu raporu meclise
sunmak suretiyle görevini tamamlayacaktır.
Meclis soruşturması ceza muhakemesi sistemindeki ön soruşturmaya benzer nitelik
taşımaktadır. Meclis soruşturması bağlamında hazırlık soruşturmasını başlatan işlem
Anayasanın 100. maddesine göre TBMM üye tam sayısının 1/10’unun vereceği önergedir.
Meclis soruşturma komisyonunun raporu Genel Kurulca karara bağlanır. İçtüzüğün
112. maddesi hükmü gereğince, Meclis Genel Kurulu, ilgili bakanı Yüce Divana sevk edip
etmeme hususunda, soruşturma komisyonunun raporu ve tavsiyesi ile bağlı değildir. Aynı
maddenin 5. fıkrasına göre, komisyonun Yüce Divana sevk etmeme yönündeki raporlarının
reddi, ancak Yüce Divana sevke dair verilen ve sevk kararının hangi ceza hükmüne
dayanacağını gösteren bir önergenin kabulüyle mümkündür.
Yüce Divana sevk kararı dava açan belge niteliğinde olmakla birlikte, sevk
kararında belirtilen eylemlerin ayrıntıları ve dayanakları soruşturma komisyonu raporunda
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
164
yer alması nedeniyle yargılanabilir uyuşmazlığın belirlenmesinde “önerge”nin yanı sıra
“soruşturma komisyonu raporu” ve “Yüce Divana sevk kararı”nın birlikte
değerlendirilerek sonuca ulaşılması gerekmektedir.
Bu nedenle sanıklar hakkındaki soruşturma önergeleri ve Yüce Divana sevk kararı
ile dayanağını oluşturan, 9/4,7 sayılı Meclis Soruşturma Komisyonu raporu incelendiğinde,
Başkan Mustafa BUMİN, Başkanvekili Haşim KILIÇ, üyeler Sacit ADALI, Fulya
KANTARCIOĞLU, Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet
ERTEN, Fazıl SAĞLAM, A. Necmi ÖZLER ve Serdar ÖZGÜLDÜR’den oluşan Yüce
Divan;
Sanık Zeki ÇAKAN hakkında;
a-İtiraz konusu;
— Müsteşar Yurdakul YİĞİTGÜDEN hakkında düzenlenen rapora onay verilmesi,
— Aktaş- Kayseri Elektrik Ticaret A.Ş. ile ÇEAŞ ve KEPEZ’in denetimi için
gereken talimatın verilmemesi,
— TEAŞ konusu olarak nitelendirilen ancak ikinci fiyat revizyonu sonucunda Rus
tarafına formül değişikliği suretiyle önemli ölçüde fiyat artışı sağlanmış olmasına rağmen
alım kontratında yer almayan bir gerekçe oluşturmak suretiyle 1994 ve 1995 yılları için
fazla ödemede bulunularak ülke ve kurum zararına sebebiyet verilmesi,
— Çayırhan Termik Santrali’nin Park Holding’e devriyle ilgili yapılan işlemlerde
bir kısım bürokrat hakkında rüşvet alma suçundan hükümlülük kararı verilmesine karşın bu
konuda gerekli denetim ve gözetim görevlerinin yerine getirilmemesi,
ile ilgili fiiller soruşturma önergelerinde yer almadığından YARGILAMA
DIŞINDA TUTULMASINA OYBİRLİĞİYLE,
b- İtiraz konusu;
— Mavi akım sözleşmesi,
— Turusgaz konusundaki (k) faktörü,
— Otoprodüktör santrallar,
ile ilgili fiillerden usulüne uygun açılmış davanın bulunması nedeniyle bunlara
ilişkin itirazların REDDİNE OYBİRLİĞİYLE;
— Çayırhan Termik Santraliyle ilgili olarak; sözleşme hükümlerine aykırı hatalı
uygulamalar sonucu kamunun zarara uğratılması,
— Mobil santralin nakli konusu,
ile ilgili fiillerden usulüne uygun açılmış davanın bulunması nedeniyle bunlara
ilişkin itirazların REDDİNE, Başkan Mustafa BUMİN, üyeler Fulya KANTARCIOĞLU,
Mehmet ERTEN, Fazıl SAĞLAM ve A.Necmi ÖZLER’in karşıoylarıyla ve
OYÇOKLUĞUYLA;
Sanık Mustafa Cumhur ERSÜMER hakkında;
a-İtiraz konusu;
— BOTAŞ ‘a, personel, mal ve hizmet alımları,
—Doğubeyazıt-Erzurum Doğalgaz Boru Hattı projesi kapsamında 40.209.984
ABD doları kurum zararına sebebiyet verilmesi,
— Nükleer Santral ihalesi,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
165
— Aktaş- Kayseri Elektrik Ticaret A.Ş. ile ÇEAŞ ve KEPEZ’in denetimi için
gereken talimatın verilmemesi,
— Aksu Elektrik Şirketine ait hisse senetlerinin çalışanlara bedelsiz olarak
verilmesi,
— Çayırhan Termik Santrali’nin Park Holding’e devriyle ilgili yapılan işlemlerde
bir kısım bürokratlar hakkında rüşvet alma suçundan hükümlülük kararı verilmesine karşın
bu konuda gerekli denetim ve gözetim görevlerinin yerine getirilmemesi,
ile ilgili fiiller soruşturma önergelerinde yer almadığından YARGILAMA
DIŞINDA TUTULMASINA, OYBİRLİĞİYLE;
b- İtiraz konusu;
— Kırklareli Doğalgaz Projesinin yapımında ısrar edilmesi,
— Damga vergisinden kaçınmak amacıyla bir yıl süreli olarak imzalanan gaz alım
anlaşmasının süresinin aynı mektupla 23 yıla çıkarılması suretiyle TURUSGAZ şirketine
çıkar sağlanması,
— Bakanlar Kurulundan alınmış bir yetkiyle hareket etmesine rağmen, 1998 yılında
imzalanmış olan anlaşmalar ile ek mektubun 244 sayılı Kanun’a aykırı olarak Resmi
Gazetede yayımlanmaması ve TBMM’nin bilgisine sunulmaması,
— Koruluk Barajıyla ilgili olarak usulsüz işlemler,
— Bakırçay sol sahil sulama inşaatı,
— Baklan Ovası dördüncü kısım ana kanal inşaatı,
—Erzurum İçme Suyu projesi ile ilgili fiillerden usulüne uygun açılmış davanın
bulunması nedeniyle bunlara ilişkin itirazların REDDİNE OYBİRLİĞİYLE;
— Çayırhan Termik Santraliyle ilgili olarak; sözleşme hükümlerine aykırı hatalı
uygulamalar sonucu kamunun zarara uğratılması,
— Bozcaada RES,
— Alaçatı RES,
— Dinar II HES,
— Çal HES,
— Yamula HES,
— Ilgın Termik Santrali,
— TEDAŞ İşletme hakkı devir ihalesi işlemlerindeki sorumluluğu,
— Bartın mobil santralinin ihalesinin gerçekleştirilmesi ve santralin Samsun’a nakli
ile ilgili fiillerden usulüne uygun açılmış davanın bulunması nedeniyle bunlara
ilişkin itirazların REDDİNE, Başkan Mustafa BUMİN, üyeler Fulya KANTARCIOĞLU,
Mehmet ERTEN, Fazıl SAĞLAM ve A.Necmi ÖZLER’in karşıoylarıyla ve
OYÇOKLUĞUYLA;
c- Özlüce Baraj ve HES inşaatı, Kürtün Baraj ve HES İnşaatı, Çat Baraj inşaatı ile
ilgili
fiillerden açılmış dava bulunmadığına, OYBİRLİĞİ ile 25.11.2004 gününde karar
vermiştir.
Bu bölümde karşı oy kullanan üyelerin gerekçeleri şöyledir.
“ Anayasanın 100. maddesinin birinci fıkrasında “Başbakan veya bakanlar hakkında,
Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının en az onda birinin vereceği önerge ile
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
166
soruşturma açılması istenebilir. Meclis, bu istemi en geç bir ay içinde görüşür ve gizli oyla
karara bağlar.” , denilmiş, bu hüküm TBMM İçtüzüğünün 107. maddesinde;
“Görevde bulunan veya görevinden ayrılmış olan Başbakan ve bakanlar hakkında
Meclis soruşturması açılması, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının en az onda
birinin vereceği bir önerge ile istenebilir.
Bu önergede; Bakanlar Kurulunun genel siyasetinden veya bakanlıkların
görevleriyle ilgili işlerden dolayı hakkında soruşturma açılması istenen Başbakan veya
bakanın cezai sorumluluğu gerektiren fiillerinin görevleri sırasında işlendiğinden
bahsedilmesi, hangi fiillerinin hangi kanun ve nizama aykırı olduğunun gerekçe gösterilmek
ve maddesi de yazılmak suretiyle belirtilmesi zorunludur.”
Şeklinde somutlaştırılmıştır.
Başbakan ve bakanlar hakkında verilecek soruşturma önergesinin kapsamının bu
şekilde belirlenmesinin zorunlu olduğunun ifade edilmesinin ve Meclis soruşturması ile
ilgili Anayasa ve TBMM İçtüzüğünde yer alan kuralların birincil amacı, göreve ilişkin suç
ihbar ve şikâyetleri ile bunların soruşturulması ve karara bağlanması konusunda Başbakan
ve bakanlara güvence sağlamaktır. Bu nedenle, Meclis soruşturma komisyonunun görevi
Meclis Genel Kurulu tarafından kabul edilen önergedeki fiillerle sınırlıdır. Bunun dışına
çıkılması yukarıda belirtilen emredici kurallara aykırılık oluşturacağından, soruşturma
önergesinde yer almayan fiillerden de Yüce Divana sevk kararı verilmiş olsa dahi bu
hususta usulüne göre açılmış bir dava olduğu kabul edilemez. Bu fiiller, ancak yeni bir
soruşturma önergesinin konusunu oluşturabilir.
Bu nedenlerle, somut olayda soruşturma önergesinde açık ve net biçimde yer
almayan;
1. Sanık Zeki ÇAKAN hakkındaki,
—Çayırhan Termik Santralıyla ilgili olarak, sözleşme hükümlerine aykırı hatalı
uygulamalar sonucu kamunun zarar uğratılması,
— Mobil santralin nakli konusu,
2. Sanık Mustafa Cumhur ERSÜMER hakındaki,
—Çayırhan Termik Santralıyla ilgili olarak, sözleşme hükümlerine aykırı hatalı
uygulamalar sonucu kamunun zarara uğratılması,
—Bozcaada RES,
—Alaçatı RES,
—Dinar II HES,
—Çal HES,
Yamula HES,
—Ilgın Termik Santrali,
—TEDAŞ işletme hakkı devir ihalesi işlemlerdeki sorumluluğu,
—Bartın Mobil Santralının ihalesinin gerçekleştirilmesi ve santralin Samsun’a nakli,
Fiillerinden açılmış bir dava bulunmadığı görüş ve kanaatinde olduğumuz için aksi
yöndeki çoğunluk kararına katılmadık.”
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
167
B- İştirak Halinde İşlem Yapan Bürokratlar Hakkında Verilen Kesin Hüküm
Kapsamındaki Eylemler Nedeniyle Sanığın Yargılanamayacağına İlişkin İtiraz
Sanık Mustafa Cumhur Ersümer Müdafii Av. Dr. Bülent H. Acar 25.10.2004 günlü
dilekçesi ile müvekkili ile iştirak halinde işlem yapan Bakanlık bürokratları hakkında diğer
mahkemeler ve yüksek yargı organları tarafından verilen kararlar ile takipsizlik kararlarının
kesin hüküm niteliğinde olmaları nedeniyle bu eylemlerle ilgili olarak müvekkilinin yeniden
yargılanamayacağını ileri sürmüştür.
Sanık müdafiinin kesin hüküm olarak ileri sürdüğü kararlar ve içerikleri
incelendiğinde;
— Çayırhan Termik Santralı ile ilgili iddia hakkında, Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanlığı Müsteşarı H. Yurdakul Yiğitgüden hakkında 4483 sayılı yasa gereğince
soruşturma izni verilmediği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazı üzerine Danıştay 2.
Dairesinin 2001/1481 Esas, 2001/3037 Karar sayılı ve 13.12.2001 günlü kararı ile itirazın
reddine,
—Yamula HES Santralı ile ilgili iddia hakkında, Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanlığı Müsteşarı H. Yurdakul Yiğitgüden hakkında 4483 sayılı yasa gereğince
soruşturma izni verilmediği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazı üzerine Danıştay 2.
Dairesi’nin Esas: 2002/1176, Karar:2003/407 sayılı ve 6.3.2003 günlü kararı ile itirazın
kabulü ile soruşturma izni verilmemesine ilişkin kararın kaldırıldığı, Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığının 18.2.2004 günlü, 2002/204 sayılı kararı ile sanık hakkında CMUK 164.
maddesi gereğince kamu adına takibata yer olmadığına,
Aynı santral ile ilgili olarak Müsteşar Yardımcıları H. Atıf Danışman ile Mustafa
Mendilcioğlu hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 1.11.2002 günlü, 2002/54177
sayılı kararı ile soruşturma izni verilmemesi nedeniyle dosyanın işlemden kaldırılmasına,
ihaleye fesat karıştırmak suçundan sorumlular hakkında ise kamu davasının açılmasını haklı
gösterecek delil ve emareler bulunmadığından takibat icrasına gerek olmadığına,
— Alaçatı RES ve Afşin–Elbistan (A) Termik Santralı ile ilgili iddialar hakkında,
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Müsteşarı H. Yurdakul Yiğitgüden hakkında 4483
sayılı yasa gereğince soruşturma izni verilmemesi nedeniyle, Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısının itirazı üzerine Danıştay 2. Dairesi’nin Esas: 2001/1158, Karar:2001/2291
sayılı ve 12.10.2001 günlü kararı ile Afşin – Elbistan (A) Termik Santralı ile ilgili iddia
yönünden itirazın reddine, Alaçatı RES ile ilgili iddia yönünden İtirazın kabulüne, Yargıtay
C. Başsavcılığı tarafından Hz.B.2001/120 (F.Y) sayı ve 3.4.2002 günlü kararı ile Afşin–
Elbistan (A) Termik Santralı ile ilgili iddia yönünden işlemden kaldırılmasına, Alaçatı RES
ile ilgili iddia yönünden ise 4616 sayılı yasa uyarınca soruşturmanın ertelenmesine,
— Müsteşar Yardımcıları H. Atıf Danışman, Mustafa Mendilcioğlu, Yavuz Gürsoy
haklarında Alaçatı RES’deki eylemlerinden dolayı ve Mustafa Mendilcioğlu hakkında
Kırklareli Doğalgaz Çevrim Santralindeki eylemlerinden dolayı haklarında soruşturma izni
verilmemesi nedeniyle Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 12.7.2002 günlü, 2001/191
Esas, 2002/ 223 Karar sayılı kararı ile kamu davalarının CMUK’nın 253/5 maddesi uyarınca
düşürülmesine, bu kararın Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 20.3.2003 günlü, 2002/7647 Esas,
2003/1415 Karar sayılı kararı ile onanmasına,
karar verildiği anlaşılmıştır.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
168
Bir yargı kararı, yasalarda belirlenen usullere uygun olarak verildikten, itiraz ve
yasa yollarından geçerek veya bunlara ilişkin başvuru süreleri sona ererek kesinleştikten
sonra değişmez bir nitelik kazanır. İşte yargı kararlarının bu değişmezlik niteliğine kesin
hüküm denilmektedir.
Maddi anlamda kesin hüküm, hükmü veren mahkeme de dahil bütün mahkemeleri
bağlar. Mahkemeler, ancak konusu, sebebi ve tarafları aynı olan konuda verilen kararlarla
bağlıdırlar.
25.11.2004 tarihinde yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’nın “Duruşmanın
Bitmesi ve Hüküm” başlıklı 253. maddesinde;
“Duruşmanın sona erdiği tefhim olunduktan sonra hüküm verilir.
Sanığın beraatine veya mahkûmiyetine, davanın reddine veya düşmesine ve
muhakemenin durmasına dair kararlar hükümdür.
Aynı konuda, aynı sanık için evvelce verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava var
ise davanın reddine karar verilir.
Kovuşturmanın ve dolayısıyla muhakemenin yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da
şartın gerçekleşmediği anlaşılırsı, gerçekleşmesini beklemek üzere, muhakemenin
durmasına karar verilir.
Ceza Kanununun birinci kitabının dokuzuncu babında davanın düşmesi sebebi
olarak gösterilen haller varsa veya muhakeme şartının gerçekleşmeyeceği anlaşılırsa
davanın düşmesine karar verilir.
Derhal beraat kararı verilebilecek hallerde durma veya düşme kararı verilemez.”
denilmiştir.
Maddede ceza yargılamasında hangi tür kararların hükümden sayılacağı, aynı
konuda aynı sanık hakkında evvelce verilmiş bir hükmün bulunması halinde ikinci kez
açılan davanın reddine karar verileceği belirtilmiştir.
Kesin hüküm sadece yargılama makamları tarafından verilen kararlar için söz
konusu olup, Sanık Müdafiinin iddiasında yer alan kararların, sanık hakkında verilmiş
kararlar olmadığı açıktır.
CMUK’nın 253. maddesinde düzenlenen kesin hükme ilişkin koşulların
bulunmadığının anlaşılması nedeniyle, Başkan Mustafa BUMİN, Başkanvekili Haşim
KILIÇ, üyeler Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU; Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU,
Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fazıl SAĞLAM, A. Necmi ÖZLER ve Serdar
ÖZGÜLDÜR’den oluşan Yüce Divan, 25.11.2004 gününde aynı eylemlerle ilgili olarak
haklarındaki soruşturma ve kovuşturmalar sonucunda kimi bürokratlar hakkında verilen
lehe hükümlerden sanık Mustafa Cumhur ERSÜMER’in de kesin hüküm nedeniyle
yararlanması gerektiğine ilişkin itirazın reddine, oybirliğiyle karar vermiştir.
C-Davaların Ayrılmasına Yönelik İtiraz
Sanık Zeki Çakan Müdafileri Av. Turgut Kazan ve Av. Halil Sevinç 25.10.2004
günlü dilekçelerinde, müvekkilleri ile sanık Mustafa Cumhur Ersümer haklarında açılan
davalar arasında CMUK’nın 2. ve 3. maddeleri kapsamında bağlantı bulunmadığı için
ayırma kararı verilmesini istemişlerdir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı 2.11.2004 günlü mütalaasında; sanık bakanların,
aynı bakanlıkta birbirini takip eden dönemlerde görev yaptıklarını, isnat olunan bazı fiillerin
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
169
her iki dönemi ilgilendirdiğini, eylemlerle birlikte kanıtların bir bütün olarak
değerlendirilmesinin tek elden yapılmasında yarar ve zorunluluk bulunduğunu, fiiller
arasında geniş anlamda irtibat olduğunu, davaların ayrılması isteminin yerinde olmadığını
beyan etmiştir.
Ceza davaları arasındaki bağlantı CMUK’nın 2, 3, 4, 5 ve 230. maddelerinde
düzenlenmiştir. Ceza yargılamasında bağlantı, yargılama ilişkisinin konuları veya süjeleri
bakımından söz konusu olabilir.
CMUK’nın 3. maddesinde dar anlamda, 230. maddesinde geniş anlamda bağlantı
halleri düzenlenmiştir.
CMUK’nın 3. maddesinde; “Bir kimse başka suçtan sanık olur veya bir suçta her
ne sıfatla olursa olsun birkaç sanık bulunursa irtibat varsayılır.” denilmiştir.
Buna göre dar anlamda bağlantıda, bir kimsenin birden fazla suçtan sanık olması
veya bir suçta hangi sıfatla olursa olsun birden fazla sanık bulunması halleri söz konusudur.
CMUK’nın 230. maddesinde; “Mahkeme bakmakta olduğu birkaç dava arasında
irtibat görürse bu irtibat üçüncü maddede gösterilen neviden olmasa bile birlikte tahkik ve
hükmolunmak üzere bu davaların birleştirilmesine karar verebilir” denilmiştir.
Geniş anlamda bağlantının varlığı; suçların, birden çok kişi tarafından aynı zamanda
işlenmesi; birden çok kişi tarafından birbirleri aleyhine işlenmesi; biri diğerini gizlemek için
veya biri diğeri vesilesiyle işlenmiş olması; suçlardan birinin bir unsurunun veya cezasını
etkileyen bir sebebin kanıtlanması diğerinin unsurunun veya cezasına etki yapan bir sebebin
kanıtlanmasına etkili nitelikte bulunması hallerinde söz konusudur.
Sanık bakanların, aynı bakanlıkta birbirini takip eden dönemlerde görev yapmaları
ve isnat olunan bazı fiillerin her iki dönemi ilgilendirmesi nedeniyle açılan davalar arasında
bağlantının olduğu ve davaların birlikte görülmesinde hukuki yarar bulunduğu sonucuna
varılmıştır.
25.11.2004 gününde, Başkan Mustafa BUMİN, Başkanvekili Haşim KILIÇ, üyeler
Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU; Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU, Ahmet
AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fazıl SAĞLAM, A. Necmi ÖZLER ve Serdar
ÖZGÜLDÜR’den oluşan Yüce Divan, sanıklar hakkında açılan davalar arasında geniş
anlamda irtibat bulunması ve birlikte yargılanmalarında hukuki yarar olması nedeniyle,
davaların ayrılması gerektiğine ilişkin itirazın reddine oybirliğiyle karar vermiştir.
D- Soruşturma Komisyonu Üyelerinin Dilekçelerinin Dosyadan Çıkarılmasına
Yönelik İtiraz
Sanık Mustafa Cumhur Ersümer Müdafii Av. Bülent Hayri Acar 23.11.2004, sanık
Zeki Çakan Müdafileri Av. Turgut Kazan ve Av. Birgül Feyzioğlu 22.11.2004 ve
24.11.2004 günlü dilekçeleri ile duruşmadaki sözlü açıklamalarında, Milletvekilleri Mehmet
Güner ve Selami Uzun’un bilgi notu adı altında gönderdikleri yazının görülmekte olan
davayla ilgili olarak Yüce Divana tavsiye ve telkin niteliği taşıması sebebiyle Anayasanın
36. ve 138. maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesine açıkça aykırı
olduğunu belirterek bu belgenin dosyadan çıkarılmasına karar verilmesini istemişlerdir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 25.11.2004 günlü oturumdaki mütalaasında;
Meclis soruşturma komisyonu ve bu komisyonda görev alan milletvekillerinin görevlerinin,
raporların hazırlanıp Meclise sunulmasıyla sona ereceğini, Meclis Genel Kurulunun Yüce
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
170
Divana sevk kararıyla dosyadan elini çektiğini, temel normlarımızın yargı yetkisinin
kullanılmasında mahkemeleri etkileme girişimlerini yasaklayarak mahkemelerin
bağımsızlığını güvence altına aldığını, daha önce meclis soruşturma komisyonunda görev
alan milletvekillerinin açıklama ve aydınlatma mahiyetinde olsa bile davada taraf
olmamaları nedeniyle mahkemeyi etkileme olasılığı bulunan söz, eylem ve faaliyetlerden
kaçınması gerektiğini, yazının kötü niyetle verildiğinin tespitinin mümkün olmadığını ancak
davanın seyrini etkileyecek nitelikteki ara kararının verilmesinde Yüce Divanı etkileme ve
yol gösterme niteliği taşıdığının açık olduğunu, bu nedenle dilekçenin dosyadan
çıkarılmasına karar verilmesini beyan etmiştir.
Anayasanın 138. maddesinin ikinci fıkrasında “Hiçbir organ, makam, merci veya
kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez;
genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.”denilmektedir.
Buna göre, yargılamada taraf olmayan milletvekilleri Mehmet Güner ve Selami
Uzun’un bilgi notu olarak adlandırdıkları sekiz sayfalık yazının, sanıklara isnat edilen
eylemlerin, önergelerde yer aldığının ispatına yönelik açıklamalar içermesi nedeniyle Yüce
Divana tavsiye ve telkin niteliği taşıdığı sonucuna varılmıştır.
Bu nedenle Başkan Mustafa BUMİN, Başkanvekili Haşim KILIÇ, üyeler Sacit
ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN,
Mehmet ERTEN, Fazıl SAĞLAM, A. Necmi ÖZLER ve Serdar ÖZGÜLDÜR’den oluşan
Yüce Divan 25.11.2004 gününde Türkiye Büyük Millet Meclisi Soruşturma Komisyonu
üyeleri Mehmet Güner ile Selami Uzun tarafından Yüce Divan Başkanlığına dilekçe
verilmesini Anayasanın 138. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle bu dilekçenin
değerlendirme dışında bırakılmasına oybirliğiyle karar vermiştir.
E- Tanık Dinlenmesine Yönelik İtirazlar
1- Sanık Mustafa Cumhur Ersümer Müdafii Av. Bülent Hayri Acar 10.1.2005 günlü
dilekçesinde resmî bir evrakın aksinin tanıkla değil yazılı belgeyle kanıtlanabileceğini,
sanığa isnat edilen fiillerin mevzuata uygun olarak yapılmış işlemler olduğunu, idari bir
işlemle ilgili olarak idarenin memurlarının tanık olarak dinlenemeyeceğini, ancak bu
kişilerin idari işleme katılıp katılmadıkları, işlem altında bulunan imzaların kendilerine ait
olup olmadığı konusunda imzalayan sıfatıyla dinlenebileceğini ileri sürmüştür.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 3 Şubat 2005 günlü oturumdaki mütalaasında;
“resmi belgeye karşı tanık dinlenemez” iddiasının bu olayda uygulama yerinin olmadığını,
mahkemenin önüne gelen her olayı, düşme, durma veya derhal beraat verilebilecek
hukuksal durum olmadığı takdirde kovuşturmak ve yargılama yapmak zorunda olduğunu
beyan etmiştir.
Ceza yargılamasının amacı maddi gerçeğin araştırılmasıdır. Fiilin fail tarafından
işlenip işlenmediği konusunda, hukuk düzenince kabul edilen vasıtalarla, yargılama
makamının tam bir kanaate ulaşmasını temin işlemine ispat; maddi gerçeğe ulaşılmasında
yargılama makamları tarafından kullanılan vasıtalara delil denilmektedir. Yüklenen suç,
hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delil ile ispat edilebilir. Yargılama makamı
maddi gerçeğe ulaşmada tarafların kanıtları ile bağlı olmayıp, ceza muhakemesinde
kendiliğinden delil toplama serbestliği ilkesi geçerlidir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
171
Bu nedenle, ceza yargılamasında maddi gerçeğin araştırılması ve buna bağlı olarak
benimsenen serbest delil sisteminin geçerli olması nedeniyle, Başkan Mustafa BUMİN,
Başkanvekili Haşim KILIÇ, üyeler Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Tülay
TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Mustafa YILDIRIM, Fazıl SAĞLAM,
A.Necmi ÖZLER ve Serdar ÖZGÜLDÜR’den oluşan Yüce Divan, 3.2.2005 gününde
itirazın reddine oybirliğiyle karar vermiştir.
2- Sanık Mustafa Cumhur Ersümer Müdafii Av. Bülent Hayri Acar 11.4.2005 günlü
dilekçesi ile Şükrü Elekdağ’ın sanık hakkında soruşturma açılması için önerge veren
milletvekilleri arasında yer aldığını, sanıkla aralarında husumet bulunduğunu, tanık sıfatıyla
dinlenemeyeceğini ileri sürmüştür.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 12.4.2005 günlü mütalaasında, itiraz konusunun
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun tanıklıktan çekinme, tanıklara yemin verilemeyecek
haller ve tanıklık yapılamayacak durumların düzenlendiği 47, 48, 50, 52 ve 62.
maddelerinde belirtilen durumlara uymadığını, Şükrü Elekdağ’ın tanık olarak dinlenmemesi
için “tanıklık dava süjeleriyle bağdaşmaz ilkesi” gereğince davayla kişisel ilgisinin
bulunmasının gerektiğini, katılanın dahi bazı hallerde tanık olarak dinlenebileceğini, tanığın
imzasının olduğu belirtilen önergenin iddianame niteliğinde olmadığını, tanıkla sanık
arasında iddia edilen husumetin tanığın beyanına itibar edilip edilmeyeceği noktasında
önem arz edeceğini, bunun delillerin tartışılması sırasında gündeme geleceğini, bu nedenle
itirazın reddine karar verilmesini istemiştir.
Katılan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Vekilleri, 12.4.2005 günlü oturumda
tanığın dinlenmesinde takdirin Yüce Divan’da olduğunu beyan etmişlerdir.
İtirazın incelendiği tarihte yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri
Usulü Kanununun 47. maddesinde genel olarak, 48. maddesinde meslek icabı gereği, 50.
maddesinde ise tanığın kendisini ya da yasada belirtilen yakınlarını ceza takibatına
uğratabilecek tanıklıktan çekinme halleri düzenlenmiştir. Sanık müdafiinin ileri sürdüğü
hususlar belirtilen maddeler kapsamında olmadığı gibi, tanığın sanık hakkında verilen
önergede imzasının bulunması da davayla kişisel ilgisinin bulunduğunu göstermez.
Kaldı ki, tanığın beyanının tanıklık sıfatı kapsamında kalıp kalmadığı ve sanıkla
husumetinin bulunup bulunmadığının değerlendirmesinin beyanına itibar edilip
edilmeyeceği noktasında delillerin tartışılması aşamasında göz önünde bulundurulacağı
kuşkusuzdur.
Bu nedenlerle, Başkan Mustafa BUMİN, Başkanvekili Haşim KILIÇ, üyeler Sacit
ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN,
Mustafa YILDIRIM, Cafer ŞAT, A.Necmi ÖZLER ve Serdar ÖZGÜLDÜR’den oluşan
Yüce Divan 12.4.2005 gününde, Şükrü ELEKDAĞ’ın tanık olarak dinlenemeyeceğine
ilişkin itirazın reddine oybirliğiyle karar vermiştir.
3- Katılan Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü Vekilleri 4.7.2005 günlü
dilekçelerinde, uzman heyet raporu hazırlayan müfettişlerin tanık olarak dinlenmesini
istemişlerdir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı konuyla ilgili olarak 12.7.2005 günlü
mütalaasında, Erzurum İçmesuyu İsale Tüneli ile ilgili olarak müdahil tarafın tanık
gösterdiği kişilerin, DSİ Teftiş Kurulu Başkanlığının 29.12.2003 gün ve 508/815 sayılı
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
172
yazısına olur verilerek uygulamaya konulan 7.11.2003 günlü hazırladıkları rapordaki
görüşlerin dışında beyanda bulunmalarının mümkün olmadığını, bu nedenle rapor ve onaylı
eklerinin getirtilmesine karar verilmesini istemiştir.
Sanık Mustafa Cumhur Ersümer Müdafii Av. Bülent Hayri Acar 13.9.2005 günlü
dilekçesinde, müfettiş raporunun iddia ve mütalaa niteliğinde olduğunu, iddianın iddiayla
değil delille ispat edilmesi gerektiğini, bu nedenle katılan DSİ Genel Müdürlüğü
müfettişlerinin tanık olarak dinlenmesine ilişkin istemlerinin reddine karar verilmesi
gerektiğini belirtmiştir.
Tanık beyanı, ceza muhakemesi hukukunda maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasında
delil olarak kabul edilen ispat araçlarından birisidir. Maddi olay hakkında bilgi ve görgüsü
olan tanıkların yargılama makamının gerçeğe ulaşmasında katkısı olacağı kuşkusuz ise de
sadece inşaatla ilgili teknik bilgiler yönünden rapor düzenleyen kişilerin tanık sıfatıyla
dinlenmelerinin olayın aydınlatılmasına katkısının olamayacağı açıktır.
Bu nedenle, Başkan Tülay TUĞCU, Başkanvekili Haşim KILIÇ, üyeler Sacit
ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, A.Necmi
ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve Osman Alifeyyaz
PAKSÜT’ten oluşan Yüce Divan 13.9.2005 günlü oturumda Devlet Su İşleri Genel
müdürlüğü Vekillerinin 4.7.2005 günlü dilekçeleri ile tanık olarak dinlenmesini istedikleri
şahısların Erzurum İçmesuyu İsale Tüneli inşaatına ilişkin 7.11.2003 günlü teknik raporu
hazırlayan komisyon üyeleri olmaları sebebiyle eylemin doğrudan tanığı olma sıfatını
taşımadıklarından istemin reddine oybirliğiyle karar vermiştir.
4- Sanık Mustafa Cumhur Ersümer Müdafii Av. Bülent Hayri Acar 5.7.2006 günlü
dilekçesi ile tanık olarak dinlenilmesine karar verilen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı
Hilmi Güler’in dinlenmesinden önce tanıklığının kapsam ve sınırlarının belirlenmesine
karar verilmesini istemiştir.
Sanık Zeki Çakan Müdafii Av. Birgül Feyzioğlu, 18.7.2006 günlü dilekçesinde
Hilmi Güler’in Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı sıfatı nedeniyle davaya katılan
konumunda bulunduğunu, yalnızca katılan sıfatıyla beyanının alınabileceğini tanık sıfatıyla
dinlenemeyeceğini belirtmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 21.7.2006 günlü oturumdaki mütalaasında, Ceza
Muhakemesi Kanununun 59. maddesi gereğince tanığın dinlenmesine geçilmeden önce,
hakkında tanıklık yapacağı olayla ilgili olarak mahkeme başkanı tarafından
bilgilendirileceğini ve tanığın tanıklık yapacağı konuların iddia konularıyla sınırlı olmasının
ceza yargılama hukukunun temel ilkelerinden olduğunu, bu nedenle istemin kabulünde bir
yarar görmediklerini; Ceza Muhakemesi Kanununa göre mağdurun suçtan zarar gören
müşteki konumunda olması halinde tanık olarak dinlenmesinin hâkimin takdirindeki bir
konu olduğunu, ileri sürülen itirazların tanığın beyanına itibar edilip edilmemenin konusunu
oluşturduğunu, bu durumun da delillerin tartışılmasında dikkate alınabileceğini beyan
etmiştir.
Katılan idare vekilleri 2.6.2006 günlü oturumda tanığın dinlenmesi konusunda
takdirin Yüce Divan’da olduğunu beyan etmişlerdir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun “Tanığa söylenecek şeyler ve sorulacak
sorular” başlıklı 59. maddesinde, tanığa dinlenmeden önce hakkında tanıklık yapacağı
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
173
olayla ilgili olarak mahkeme başkanı tarafından bilgi verilerek tanıklık edeceği konulara
ilişkin bildiklerini söylemesinin isteneceği ve tanıklığı sırasında sözünün kesilmeyeceği
düzenlenmiştir.
CMK’nın “Mağdur ile şikâyetçinin dinlenmesi” başlıklı 236. maddesinin (1)
numaralı fıkrasında; “Mağdurun tanık olarak dinlenmesi halinde, yemin hariç, tanıklığa
ilişkin hükümler uygulanır.” denilmiştir.
Buna göre mağdurun yemin verilmeden tanık olarak dinlenmesi mümkündür.
Öte yandan, CMK’nın 206. maddesinin ikinci fıkrasında, ortaya konulması istenilen
bir delilin kanuna aykırı elde edilmesi, delille ispat edilmek istenilen olayın karara etkisinin
olmaması ve istemin sadece davayı uzatmak maksadıyla yapılması hallerinde delillerin ret
edilebileceği; 217. maddesinde de, hâkimin vicdani kanaatiyle delilleri serbestçe takdir
edebileceği, yüklenen suçun hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat
edilebileceği öngörülmüştür.
Hilmi Güler’in beyan ve açıklamalarının tanıklık statüsü kapsamında olup olmadığı
hususunun delillerin değerlendirilmesi aşamasında gözetileceği kuşkusuzdur.
Bu nedenlerle, Başkan Tülay TUĞCU, Başkanvekili Haşim KILIÇ, üyeler Fulya
KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Mustafa YILDIRIM, Cafer
ŞAT, A.Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Osman Alifeyyaz
PAKSÜT’ten oluşan Yüce Divan;
30.6.2006 günlü oturumda Hilmi GÜLER’in tanık olarak dinlenmesine üye Osman
Alifeyyaz PAKSÜT’ün “tanıklık sıfatı bulunmadığından tanık olarak dinlenilemeyeceğine”
ilişkin karşı oyu ve oyçokluğuyla,
21.7.2006 gününde tanıklık kapsamının önceden belirlenmesine ilişkin istemin
yerinde olmadığından reddine oybirliğiyle,
karar vermiştir.
F- Bilirkişi İncelemesi Yaptırılmasına İlişkin İstem
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 22.12.2004, 10.6.2005 ve 12.7.2005 günlü
mütalaalarında; sanıklar hakkında, Atasu Hidroelektrik Santrali, Bakırçay-Kınık Sol Sahil
Sulama, Batı Iğdır Ovası Yenileme, Yukarı Harran Ovası Sulama, Erzurum İçmesuyu İsale
Tüneli inşaatlarında 2886 sayılı Yasanın 63. maddesiyle Bayındırlık İşleri Genel
Şartnamesinin 19. maddesine aykırı olarak keşif artışı vermek suretiyle görevlerinde
yetkilerini kötüye kullandıkları iddialarında bilirkişi incelemesi yaptırılarak keşif artışlarının
söz konusu hükümlere uygun olup olmadığının ve keşif artışlarının yeniden ihale
yaptırılmasını gerekli kılan işler mahiyetinde bulunup bulunmadığının belirlenmesi için
görüş alınmasını istemiştir.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Vekilleri 9.2.2007 günlü dilekçelerinde,
Çayırhan Termik Santrali ile ilgili olarak sanık Mustafa Cumhur Ersümer hakkındaki
iddialar yönünden ve görevi kötüye kullanma suçlarında kamu zararının belirlenmesi
bakımından bilirkişi incelemesi gerektiğini belirtmişlerdir.
Katılan Elektrik Üretim Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü vekilleri 15.1.2007 günlü
dilekçelerinde, hatalı enerji politikası uygulamaları nedeniyle kamu santrallerinde oluşan
atıl kapasitenin kamu zararı oluşturup oluşturmadığı ve zarar miktarının tesbiti ile mobil
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
174
santrallere ilişkin uğranılan kamu zararının belirlenmesi için bilirkişi incelemesi
yaptırılmasını istemişlerdir.
Sanık Mustafa Cumhur Ersümer Müdafii Av. Bülent Hayri Acar 12.2.2007 günlü
dilekçesinde ve 20.2.2007 günlü oturumdaki sözlü anlatımında, bilirkişi istemine ilişkin
konuların bir kısmının salt hukuki konulara, bir kısmının da maddi olgulara ilişkin tanık
anlatımlarına ait olduğundan, istemin reddine karar verilmesini belirtmiştir.
Sanık Zeki Çakan Müdafiileri Av. Turgut Kazan ve Av. Birgül Feyzioğlu
25.1.2007, 7.2.2007, 14.2.2007 ve 16.2.2007 günlü dilekçelerinde ve 20.2.2007 günlü
oturumdaki beyanlarında, isnatların niteliği ve toplanan deliller karşısında bilirkişi
incelemesi yaptırılmasının CMK’nın 63. maddesine aykırı olacağını, zarar miktarının
belirlenmesinin isnat konusu suçların esaslı unsuru olmadığını, katılan vekillerinin bilirkişi
incelemesi istemlerinin şahsi hak taleplerinden kaynaklandığını, şahsi hakka ilişkin davanın
tali dava olduğunu belirterek istemin reddine karar verilmesi gerektiğini ifade etmişlerdir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 63. maddesinde “Çözümü uzmanlığı,
özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına resen,
Cumhuriyet savcısının, katılanın, vekilinin, şüphelinin veya sanığın, müdafiinin veya kanuni
temsilcisinin istemi üzerine karar verilebilir. Ancak hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel
ve hukuki bilgi ile çözülmesi olanaklı konularda bilirkişi dinlenemez” denilmiştir.
Buna göre, hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözülmesi
mümkün konularda bilirkişi incelemesi yaptırılması olanaksızdır.
Öte yandan 20.9.2005 günlü, Esas 2005/4–47, Karar 2005/104 sayılı Yargıtay Ceza
Genel Kurulu kararında da belirtildiği gibi, kamu zararının belirlenmesi uğranılan zarar
miktarının kesin biçimde saptanması anlamında olmayıp, miktarı saptanmasa da işin veya
hizmetin niteliğine göre kamu zararının varlığının tespit edilebileceği kuşkusuzdur.
Belirtilen nedenlerle Başkan Tülay TUĞCU, Başkanvekili Haşim KILIÇ, üyeler
Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, A.Necmi
ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve Osman Alifeyyaz
PAKSÜT’ten oluşan Yüce Divan 20.2.2007 günlü oturumda sanıklara atılı suçlar hakkında
bilirkişi incelemesi yaptırılmasına ilişkin istemlerin reddine oybirliğiyle karar vermiştir.
G- Zamanaşımı ve 4616 Sayılı Yasa Kapsamındaki Eylemler Hakkında
Davanın Ortadan Kaldırılmasına Karar Verilmesi Gerektiği İtirazı
Sanık Mustafa Cumhur Ersümer ve Müdafii Av. Bülent Hayri Acar Yüce Divan
Başkanlığına verdiği dilekçeler ve duruşmadaki sözlü savunmalarında;
Konya Ilgın Termik Santrali, Koruluk Barajı inşaatı ve ek mektubun 244 sayılı
Yasaya aykırı olarak Resmi Gazetede yayımlanmaması iddialarına konu eylemler hakkında
4616 sayılı Yasa hükümlerinin uygulanamayacağını, suç tarihi ve sevk maddelerine göre bu
suçlara ilişkin dava zamanaşımı süresinin sona erdiğini, bu davaların diğer davalardan
ayrılarak zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar verilmesi gerektiğini ileri
sürmüşlerdir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı 3.2.2005 günlü mütalaasında; 4616 sayılı Yasanın,
23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenen suçlarla ilgili koşullar ile üst sınırları belirtilen suçlarla
ilgili davaların açılmasının ve açılan davaların kesin hükme bağlanmasının ertelenmesiyle
ilgili olduğunu; Koruluk Barajı ve Baklan Ovası 4. kısım ana kanal inşaatları ile Ilgın
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
175
Termik Santralı imtiyaz sözleşmesiyle ilgili suçlamaların, suç tarihleri itibariyle 4616 sayılı
Yasanın kapsamına girdiğini, 4616 sayılı Yasanın 1. maddesinin dördüncü bendinde yer
alan “erteleme konusu suçun dava zamanaşımı süresi içerisinde bu suç ile aynı cins veya
daha ağır şahsî hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren bir suç işlendiğinde, erteleme konusu
suçtan dolayı da dava açılır veya daha önce açılmış bulunan davaya devam edilerek hüküm
verilir...” kuralına göre bu üç suçun tarihlerine göre zamanaşımı süresinin de dolduğunu,
zamanaşımı dolan bir suçta 4616 sayılı Yasayı uygulama imkânı bulunmadığını,
zamanaşımıyla ilgili olarak da son hükümle karar verilmesi gerektiğini,
Koruluk ve Baklan Ovası inşaatları, Ilgın Termik Santralı imtiyaz sözleşmesiyle
ilgili iddiaların suç tarihleri itibariyle 4616 sayılı Yasa kapsamında olduğunu,
Batı hattından ilave gaz alımına dair 18.2.1998 tarihinde yapılan anlaşmalar ile ek
mektubun 244 sayılı Yasa hükmüne göre Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına
sunulması, enerji projelerinde yeniden eskalasyon uygulaması ve 3096 sayılı Yasanın 4/2
maddesine aykırı olacak şekilde 19.11.1997 tarihli olur ile üretilecek elektriğin TEDAŞ'a
satılmasının kararlaştırılmasına ilişkin iddiaların mütemadi suçlar kapsamında bulunduğunu,
bu nedenle 4616 sayılı Yasanın kapsamına girmediğini,
belirtmiştir.
Sanık Mustafa Cumhur Ersümer hakkında bir kısım eylemlerden dolayı açılan
davaların 4616 sayılı Yasa gereğince erteleme kapsamında olduğu gibi, dava zamanaşımı
sürelerinin de sona ermesinden sonra açıldıkları iddia edilmektedir. Bu durumda sorunun
çözümünde zamanaşımı kurallarının mı yoksa 4616 sayılı Yasa kurallarının mı öncelikle
uygulanacağının belirlenmesi gerekmektedir.
Kamu davasını bütün sonuçları ile ortadan kaldıran zamanaşımı koşullarının oluşup
oluşmadığının tespiti hukuki tartışmayı gerektiren yargılama faaliyeti ile anlaşılabilecek bir
olgudur. Zamanaşımı süresinin gerçekleşip gerçekleşmediği, bu süreleri kesen veya
durduran sebeplerin bulunup bulunmadığı, sürelerin başlangıcının tespiti araştırmayı ve
buna bağlı olarak yargılama faaliyetini gerektirir. Oysaki 4616 sayılı Yasa gereğince
erteleme kapsamına konu suçlar bakımından mahkemelerin yargılama yetkisi
bulunmamaktadır. Bu nedenle zamanaşımı ile 4616 sayılı Yasa kuralları karşılaştırıldığında
önceliğin erteleme kurallarına verilmesi 4616 sayılı Yasanın amacına da uygundur.
Sanık Mustafa Cumhur ERSÜMER hakkında açılan davalardan;
3096 sayılı Yasa uyarınca yap-işlet-devret modeline göre yapılması öngörülen
Konya Ilgın Termik Santraline ilişkin imtiyaz sözleşmesi imzalanmadan ve sözleşme
uyarınca yapılması gereken diğer anlaşmalar tamamlanmadan şirkete yer teslimi yapılması;
Koruluk Barajı inşaatında 2886 sayılı Yasa’nın öngördüğü koşullar oluşmaksızın
%105,45 oranında, Baklan Ovası 4. Kısım Ana Kanal inşaatında 2886 sayılı Yasa’nın
öngördüğü koşullar oluşmaksızın %168,01 oranında keşif artışları verilmesi;
iddialarına ilişkin suçların suç tarihlerinin 23 Nisan 1999 tarihinden önce,
17.12.1998, 29.5.1998 ve 30.11.1998 olması nedeniyle 4616 sayılı Yasa hükümlerinin
uygulanması gerekmektedir.
Başkan Mustafa BUMİN, Başkanvekili Haşim KILIÇ, iyeler Sacit ADALI, Fulya
KANTARCIOĞLU, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Mustafa
YILDIRIM, Fazıl SAĞLAM, A. Necmi ÖZLER ve Serdar ÖZGÜLDÜR’den oluşan Yüce
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
176
Divan, 4616 sayılı yasa kapsamında kalan bu davaların KESİN HÜKME
BAĞLANMASININ ERTELENMESİNE, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Ahmet
AKYALÇIN, Mustafa YILDIRIM ve Serdar ÖZGÜLDÜR'ün “öncelikle zamanaşımı
hükümlerinin uygulanmasının gerektiği” yolundaki karşı oyları ve OYÇOKLUĞUYLA bu
davaların ana dosyadan tefriki ve gerekçeli kararlar yazılmak üzere ayrı esasa
kaydedilmelerine;
Enerji projelerinde eskalasyon uygulanması ve 19 Kasım 1997 tarihli bakan
oluruyla Bakanlar Kurulundan alınmış bir yetkiyle hareket edilmesine rağmen, 1998 yılında
imzalanmış olan anlaşmalarla ek mektubun 244 sayılı Kanuna aykırı olarak Resmi Gazetede
yayımlanmaması ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisine sunulmaması konularının
ileri bir tarihte karara bağlanmasına oybirliğiyle 3.2.2005 gününde karar verilmiştir.
Karşı oy kullanan Üyelerin gerekçeleri şöyledir:
“Davanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine ilişkin kararlar, muhakemenin
yapılmasını koşula bağlayan ve gerçekleşinceye kadar usuli işlemlerin durdurulmasını
gerektiren kararlardır.
Erteleme kararından sonra yasada öngörülen sürede yeniden suç işlenmesi halinde
ertelenen suç ile ilgili yargılamaya devam edilecektir.
Zamanaşımı ise yasanın öngördüğü belirli sürelerin geçmesi ile dava veya cezanın
düşmesi olgusu olup, fiile ceza vermeme sonucunu doğurur.
Sanık vekili yargılama aşamasında, sanık hakkında erteleme hükümlerinin
uygulanmasını değil, zamanaşımı hükümlerinin uygulanmasını istemiştir.
4616 sayılı Yasa gereğince davanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine
ilişkin kararların, yargılama sonucunda beraat ya da zamanaşımı nedeniyle davanın tüm
sonuçları ile ortadan kaldırılması kararlarına göre aleyhe sonuçlar doğurabilmesi
mümkündür.
Kaldı ki, yargılamanın beraat veya zamanaşımı ile sonuçlanmamış olmasının sanık
hakkında erteleme hükümlerinin uygulanmasına engel oluşturmayacağı da açıktır.
Anayasanın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinde, herkesin meşru vasıta
ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve
savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu; 38. maddesinin dördüncü fıkrasında,
suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimsenin suçlu sayılamayacağı belirtilmiştir.
Yargılama aşamasında davanın ertelenmesiyle, sanığın hukuk devleti olmanın
gereği olarak gerçeği savunup aklanabilme ya da koşullarının varlığı halinde zamanaşımı
nedeniyle davanın bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasına karar verilmesi olanağı
engellenmiş olmaktadır.
Bu nedenlerle çoğunluğun bu aşamada davaların ertelenmesi görüşüne
katılmıyoruz.”
VI- ESASA İLİŞKİN TESPİT VE DEĞERLENDİRMELER
A- İDDİALARA İLİŞKİN GENEL TESPİTLER
1- Bakanların Sorumluluğu
Anayasanın “Görev ve siyasi sorumluluk” başlıklı 112. maddesinde, “Her bakan,
Başbakana karşı sorumlu olup ayrıca kendi yetkisi içindeki işlerden ve emri altındakilerin
eylem ve işlemlerinden de sorumludur” ;
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
177
Bakanların görev, yetki ve sorumluluklarını düzenleyen 3046 sayılı “Bakanlıkların
Kuruluş ve Görev Esasları Hakkında Kanun” un 21. maddesinde;
“Bakan, bakanlık kuruluşunun en üst amiridir.
Bakanlar, bakanlık hizmetlerini mevzuata, hükümetin genel siyasetine, kalkınma
planlarına ve yıllık programlara uygun olarak yürütmekle ve bakanlığın faaliyet alanına
giren konularda diğer bakanlıklarla işbirliği ve koordinasyon sağlamakla görevli ve
Başbakana karşı sorumludur.
Her bakan, ayrıca emri altındakilerin faaliyet ve işlemlerinden de sorumlu olup,
bakanlık merkez, taşra ve yurt dışı teşkilatı ile bağlı ve ilgili kuruluşların faaliyetlerini,
işlemlerini, hesaplarını denetlemekle görevli ve yetkilidir.”
denilmiştir.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanının görev, yetki ve sorumluluğunu düzenleyen
3154 Sayılı Enerji Bakanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un 2. ve 5.
maddelerinde:
“Madde 2- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının görevleri "İlgili Kanunlarda
piyasada faaliyet gösteren kurum ve kuruluşlara bırakılmadığı takdirde ve ölçüde"
şunlardır:
a) Ülkenin enerji ve tabii kaynaklara olan kısa ve uzun vadeli ihtiyacını belirlemek,
temini için gerekli politikaların tespitine yardımcı olmak, planlamalarını yapmak,
b) Enerji ve tabii kaynakların ülke yararına, teknik icaplara ve ekonomik
gelişmelere uygun olarak araştırılması, işletilmesi, geliştirilmesi, değerlendirilmesi,
kontrolü ve korunması amacıyla genel politika esaslarının tespit ve tayinine yardımcı
olmak, gerekli programları yapmak, plan ve projeleri hazırlamak veya hazırlatmak,
c) Bu kaynakların değerlendirilmesine yönelik arama, tesis kurma, işletme ve
faydalanma haklarını vermek, gerektiğinde bu hakların devir, intikal, iptal işlemlerini
yapmak, ipotek, istimlâk ve diğer takyit edici hakları tesis etmek, bunların sicillerini tutmak
ve muhafaza etmek,
d) Kamu ihtiyaç, güvenlik ve yararına uygun olarak enerji ve tabii kaynaklar ile
enerjinin üretim, iletim, dağıtım tesislerinin etüt, kuruluş, işletme ve devam ettirme
hizmetlerinin genel politikasını tespit çalışmalarının koordinasyonunu temin etmek ve
denetlemek,
e) Yeraltı ve yerüstü enerji ve tabii kaynaklar ile ürünlerinin üretim, iletim, dağıtım
ve tüketim fiyatlandırma politikasını tayin ve gerektiğinde fiyatlarını tespit etmek,
f) Bakanlığın bağlı ve ilgili kuruluşlarının işletme ve yatırım programlarını
inceleyerek tasvip etmek ve yıllık programlara göre faaliyetlerini takip etmek,
değerlendirmek,
g) Bakanlığa bağlı ve Bakanlıkla ilgili kuruluşların çalışmalarını ve işlemlerini her
bakımdan tetkik, tahkik ve teftişe tabi tutmak, gerekli her türlü emri vermek ve denetlemek,
h) Yukarda belirtilen görevleri yerine getirmek amacı ile gerekli bilgileri toplamak,
değerlendirmek ve uzun vadeli politikaların tespiti ve geliştirilmesi ile ilgili hazırlık
çalışmalarını yapmak.”
“Madde 5- Bakan, Bakanlık kuruluşunun en üst amiridir ve Bakanlık hizmetlerinin
mevzuata, hükümetin genel siyasetine, milli güvenlik siyasetine, kalkınma planlarına ve
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
178
yıllık programlara uygun olarak yürütmekle ve Bakanlığın faaliyet alanına giren konularda
diğer bakanlıklarla işbirliği ve koordinasyonu sağlamakla görevli ve Başbakana karşı
sorumludur.
Bakan, emri altındakiler faaliyet ve işlemlerinden sorumlu olup, Bakanlık merkez
teşkilatı ile bağlı ve ilgili kuruluşlarının faaliyetlerini, işlemlerini ve hesaplarını
denetlemekle görevli ve yetkilidir.”
denilmiştir.
233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin
40. maddesinde, ilgili bakanlığın; teşebbüs, müessese ve bağlı ortaklık faaliyetlerinin kanun,
tüzük ve yönetmelik hükümlerine uygun olarak yürütülmesini gözetmekle görevli olduğu,
bu amaçla ilgili bakanlığın gerekli hallerde teşebbüslerin hesaplarını ve işlemlerini teftiş ve
tahkike tabi tutmaya ve bunların iktisadi ve mali durumlarını tespit ettirmeye yetkili olduğu
belirtilmiştir.
Bakanlar bakanlık örgütünün en yüksek amiri olduğundan, Bakanlık teşkilatı
üzerinde hiyerarşik bir yetkiye sahiptirler. Bu durumda Bakanların hazırlanan işlemleri
tetkik etme, emir ve direktif verme, işlemlerin tamamlanmasından sonra da bu işlemler
üzerinde değişiklik ve düzeltme yapma ya da söz konusu işlemleri iptal etme yetkisi
bulunmaktadır.
Sanıklardan Mustafa Cumhur ERSÜMER 30.6.1997 ilâ 11.1.1999 ve 28.05.1999 ilâ
27.4.2001 tarihlerinde, Zeki ÇAKAN 8.5.2001 ilâ 18.11.2002 tarihlerinde Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanı olarak görev yapmışlardır.
Bakanların siyasi, cezai ve hukuki olmak üzere üç tür sorumluluğu bulunmaktadır.
Bu sorumluluk türlerinin her birinin yaptırımları farklıdır.
Siyasi sorumluluk Anayasanın 112. maddesinde hüküm altına alınmıştır. Siyasi
sorumluluğun yaptırımı yine siyasi niteliktedir ve sorumlu bulunan Bakanın TBMM
tarafından görevden düşürülmesi şeklinde ortaya çıkar.
Cezai sorumluluk Bakanın göreviyle ilgili herhangi bir suç işlemiş olup olmadığının
TBMM’ce soruşturulması ve soruşturma sonunda Yüce Divana sevk kararı verilmesi
halinde, yargılamanın Yüce Divan tarafından sonuçlandırılması sürecini ifade eder.
Hukuki sorumluluk ise “bakanların görevleriyle ilgili olarak devlete verdikleri
zararın, kendilerine tazminat davası yoluyla ödettirilmesidir” şeklinde tanımlanabilir.
İsnat olunan suçlamalardan sanıkların Bakan olarak sorumlu olup olmadığı
yukarıda belirtilen mevzuat gereği her bir iddia yönünden ayrı ayrı değerlendirilmiştir.
2-TEAŞ ve BOTAŞ’ın Hukuki Statüleri
18 Haziran 1984 günlü, 18435 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 233 sayılı Kamu
İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin teşebbüslerin kurulması
başlığını taşıyan 3. maddesine göre, teşebbüsler Bakanlar Kurulu kararı ile kurulur. Yeni bir
teşebbüsün kurulmasında ve mevcut bir müessese veya bağlı ortaklığın teşebbüs haline
getirilmesinde, ekonomik ihtiyaçlar gözetilir. Teşebbüslerden iktisadî devlet teşekkülü
olanlar, anonim şirket şeklinde de kurulabilir.
BOTAŞ 7/7871 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki Kararname uyarınca 15.8.1974
tarihinde Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı tarafından kurulmuştur. 8.2.1995 günlü,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
179
95/6526 sayılı Kararname ile 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamında iktisadi
devlet teşekkülü olmuştur.
2001 yılında, 2.3.2001 günlü ve 24334 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 5.2.2001
gün ve 2001/2026 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Türkiye Elektrik Üretim, İletim
A.Ş.(TEAŞ); "Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi (TEİAŞ)", "Elektrik Üretim Anonim
Şirketi (EÜAŞ)" ve "Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt Anonim Şirketi (TETAŞ)" olarak
üçe ayrılmış, bu kurumlar da iktisadi devlet teşekkülü olarak yapılandırılmıştır.
TEAŞ ve BOTAŞ, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bağlı ve ilgili kamu tüzel
kişisidirler. Bunlar, özel mevzuatları ile belirlenmiş faaliyet ve amaçlarını gerçekleştirmek
için gerekli işlemleri yapma ehliyetine sahiptirler. 233 sayılı KHK'nın 40. maddesi uyarınca
da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının bu teşekküller üzerinde gözetim ve denetim
yetkisi bulunmaktadır.
3- Yap İşlet Devret Modeli
Yap-işlet-devret (YİD) modeli, kamunun görev alanına giren bir yatırım veya
hizmetin, yatırım ve işletme döneminde yapılacak masrafları yüklenen ve karşılığında
yatırım sonucu ortaya çıkacak tesisi, önceden belirlenen bir süre ve tarife üzerinden işletme
hakkına sahip olan bir şirket eliyle gerçekleştirmesi yöntemidir.
YİD modeline ilişkin ilk yasal düzenleme 4.12.1984 tarih ve 3096 sayılı “Türkiye
Elektrik Kurumu Dışındaki Kuruluşların Elektrik Üretimi, İletimi, Dağıtımı ve Ticareti ile
Görevlendirilmesi Hakkında Kanun”la enerji sektöründe yapılmıştır.
Bu Yasa ile Türkiye Elektrik Kurumunun tekelinde bulunan; elektrik üretimi,
iletimi, dağıtımı ve ticareti alanlarında özel hukuk hükümlerine göre yerli veya yabancı
sermaye şirketlerinin görevlendirilebileceği kabul edilmiştir.
Yasaya göre görevlendirme iki konuda yapılabilmektedir:
Yap işlet devret modeli (YİD) olarak anılan birinci sistemde, görevlendirilen
şirketçe tesis kurulup işletilmekte, üretilen elektrik enerjisi idarece satın alınıp, süre sonunda
tesis idareye bedelsiz devredilmektedir.
İşletme hakkının devri (İHD) olarak bilinen ikinci sistemde ise, mülkiyeti kamuya
ait elektrik enerjisi üretim ve dağıtım tesislerinin işletme hakkı şirketlere devredilmekte,
üretilen elektrik enerjisi idarece satın alınmaktadır.
15.09.1993 günlü ve 21699 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 93/4789 sayılı
Bakanlar Kurulu Kararı ile Türkiye Elektrik Kurumu (TEK), Türkiye Elektrik Üretim İletim
A.Ş.(TEAŞ) ve Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş.(TEDAŞ) unvanlı iki ayrı iktisadî devlet
teşekkülü şeklinde ikiye bölünmüştür.
Bu sektörel düzenlemelerden sonra modele genel bir hukuki temel kazandırmak
amacıyla 3996 sayılı “Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde
Gerçekleştirilmesi Hakkında Kanun” 13.6.1994 tarih ve 21959 sayılı Resmi Gazetede
yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Kamusal hizmet alanlarında özel kuruluşlara yapım ve işletme imtiyazları
verilmesine ilişkin çerçeve niteliğindeki 3996 sayılı Yasa, yalnız elektrik üretimi ya da
otoyol yapımı ve işletilmesinde değil, çok daha geniş bir kamu hizmeti yelpazesinde
modelin uygulanmasını düzenlemek amacıyla çıkarılmıştır.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
180
İlk kez 3996 sayılı Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli
Çerçevesinde Yaptırılması hakkında Kanunun 3. maddesinde YİD modeli şöyle
tanımlanmıştır;
"İleri teknoloji ve yüksek maddi kaynak ihtiyacı duyulan projelerin
gerçekleştirilmesinde kullanılmak üzere geliştirilen özel bir finansman modeli olup, yatırım
bedelinin (elde edilecek kâr dâhil) sermaye şirketine veya yabancı şirkete, şirketin işletme
süresi içerisinde ürettiği mal veya hizmetin idare veya hizmetten yararlananlarca satın
alınması suretiyle ödenmesini ifade eder."
Kanunun uygulama usul ve esaslarına dair 94/5907 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı,
1.10.1994 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
3996 sayılı Kanun, bir taraftan 3096 sayılı Kanun ve 3465 sayılı Kanun hükümlerini
saklı tutmuş (m.13); diğer taraftan da enerji üretimi, iletimi, dağıtımı ile otoyol yatırımlarını,
ileri teknoloji ve yüksek maddi kaynak gerektiren diğer bazı yatırımlarla beraber genel YİD
modeli kapsamına almıştır (m. 2).
3.12.1994 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 4047 sayılı Kanun ve 4.9.1996
tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 4180 sayılı Kanunla, 3996 sayılı Kanunda bazı
değişiklikler yapılmıştır.
4047 sayılı Kanun ile “enerji üretimi, iletimi ve dağıtımı” 3996 sayılı Kanun
kapsamından çıkartılmıştır. Yine 4047 sayılı Kanun ile 3096 ve 3465 sayılı Kanunlara tabi
işlerin 3996 sayılı Kanunun 5, 11, 12 ve 14. maddesi hükümlerinden yararlanabilmelerine
imkân getirilmiştir (4047 sayılı Yasa m. 13). 3996 sayılı Kanunun 5. maddesiyle YİD
sözleşmesinin şekli, 11. maddesiyle Hazine Müsteşarlığınca verilecek garantiler, 12.
maddesiyle damga vergisi ve harç muafiyeti, 14. maddesiyle ihalelerde 2886 sayılı Kanun
hükümlerine tabi olmama hususları düzenlenmiştir.
13.8.1999 tarih ve 4446 sayılı Yasayla Anayasanın 47. maddesinde yapılan
değişiklikle, Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişileri tarafından
yürütülen yatırım ve hizmetlerden hangilerinin özel hukuk sözleşmeleri ile gerçek veya
tüzelkişilere yaptırılabileceği veya devredilebileceği hususlarını kanunla belirlenebilmesine
olanak tanınmıştır.
Anayasada yapılan değişikliğe uyum sağlamak amacıyla, 20.12.1999 tarih ve 4493
sayılı Kanun ile 3996 sayılı YİD Yasasının 2 ve 5. maddeleri değiştirilerek; elektrik üretim,
iletim dağıtım ve ticareti 3996 sayılı Yasa kapsamına alınmış ve bu Yasa hükümlerine göre
yapılan sözleşmeler de özel hukuk hükümlerine tabi tutulmuştur.
3996 sayılı Yasada yapılan değişiklik sonucunda, elektrik üretim, iletim, dağıtım ve
ticareti bir taraftan 3096, diğer taraftan da 3996 sayılı Yasayla düzenlenmektedir.
4- Yap-İşlet Modeli
Yap-İşlet modeli, elektrik enerjisi santrallerinin üretim şirketleri mülkiyetlerinde
kurulmalarını, işletilmelerini, üretilen elektrik enerjisinin belirlenen esas ve usuller
çerçevesinde TEAŞ’a satışını içeren modeldir.
16 Temmuz 1997 gün ve 4283 sayılı “Yap-İşlet Modeli İle Elektrik Enerjisi Üretim
Tesislerinin Kurulması ve İşletilmesi İle Enerji Satışının Düzenlenmesi Hakkında Kanun”un
3. maddesinde yap işlet projelerinin yasal ihale süreci açıklanmış, aynı maddenin son fıkrası
hükmü gereğince 29 Ağustos 1997 günlü, 23095 sayılı Resmî Gazete’de 97/9853 sayılı
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
181
“Yap-İşlet Modeli İle Elektrik Enerjisi Üretim Tesislerinin Kurulması ve İşletilmesi İle
Enerji Satışının Düzenlenmesi Hakkında Yönetmelik” yayımlanmıştır.
Yukarıda belirtilen mevzuat uyarınca, uzun dönem üretim sistemi gelişim planında
yer alan santrallerden hangisinin yap-işlet modeli ile gerçekleştirileceği Bakanlık tarafından,
enerji alım garantisi miktarı ise TEAŞ tarafından belirlenir.
İhaleye çıkılmadan önce, kalkınma planları ile enerji plan ve politikalarına
uygunluk açısından Devlet Planlama Teşkilatının, TEAŞ ödemelerine verilecek olan Hazine
garantileri açısından ise Hazine Müsteşarlığının görüşü alınır.
TEAŞ, Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabi olmayıp ihaleyi yapıp yapmamakta,
kısmen veya dilediğiyle yapmakta serbesttir.
TEAŞ, şirketlerin başvurusu veya ihtiyaç üzerine kendiliğinden, Devlet Planlama
Teşkilâtının görüşünü aldıktan sonra; üretim tesisleri için teklif almak üzere ilan yapar,
şartnameyi hazırlar, kapalı teklif veya belli istekliler arasında kapalı teklif veya pazarlık
usullerinden uygun olanı seçer ve uygular.
Alınan teklifler TEAŞ tarafından değerlendirildikten sonra, uygun teklif belirlenir
ve ilgili üretim şirketine tesis kurma ve işletme izni verilmek üzere Bakanlığa gönderilir.
Bakanlık, uygun gördüğü takdirde, başarılı teklif sahibine tesis kurma ve işletme izni
verilmesi konusundaki kararını TEAŞ’a bildirir. Tesisin başarılı geçici kabulü yapıldıktan
sonra Bakanlık tarafından şirkete işletme ruhsatı verilir. Oluşturulan bu üretim şirketine
Bakanlıkça tesis kurma ve işletme izni verildikten sonra TEAŞ tarafından sözleşme
imzalanmak üzere şirket yetkilisi davet edilir ve sözleşme imzalanır.
5- İşletme Hakkının Devri Modeli
İşletme Hakkı Devri Sözleşmelerine ilişkin düzenleme, 4 Aralık 1984 günlü 3096
sayılı “Türkiye Elektrik Kurumu Dışındaki Kuruluşların Elektrik Üretimi, İletimi, Dağıtımı
ve Ticareti İle Görevlendirilmesi Hakkında Kanun”da yer almaktadır.
Yasanın 3. maddesinde,“Elektrikle ilgili hizmet vermek üzere kurulmuş olan
sermaye şirketlerine; Devlet Planlama Teşkilatının görüşünü havi Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanlığının teklifi üzerine, Bakanlar Kurulu, önceden yönetmelikle belli edilmiş
görevleri bölgelerinde, elektrik üretim, iletim ve dağıtım tesisleri kurulması ve işletilmesi ile
ticaretinin, yaptırılmasına karar verebilir.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen çerçeve
içerisinde ilgili görevli şirketle sözleşme akdeder.”
denilmiştir.
Buna göre, elektrik üretim, iletim ve dağıtım tesislerinin kurulması ve işletilmesi ile
ticaretinin yapılmasına karar verme yetkisi, Devlet Planlama Teşkilatının görüşü ve Enerji
ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının teklifinin alınması kaydıyla Bakanlar Kuruluna aittir.
Bakanlar Kurulunun belirlediği çerçeve içinde sözleşmeleri imzalamak yetkisi ise Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanlığına aittir.
3096 sayılı Yasanın 5. maddesinde ise, görev bölgelerinde kamu kurum ve
kuruluşlarınca (Kamu iktisadi Teşebbüsleri dahil) yapılmış veya yapılacak üretim, iletim ve
dağıtım tesislerinin işletme haklarının görevli şirketlere verilmesine Bakanlar Kurulu
tarafından karar verilebileceği öngörülmüştür.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
182
Bu kararın uygulanmasını Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Bakanlar
Kurulu’nun çıkardığı yönetmelik hükümlerine göre yürütür.
Öte yandan, 4 Eylül 1985 günlü, 18858 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "TEK
Dışındaki Kuruluşların Görevlendirilecekleri Bölgeleri Gösterir Yönetmelik"in 2.
maddesine göre;
1- 3096 sayılı Yasa'nın 9. maddesinde yer alan tarife sistemine geçilebilmesi,
2- Bölgesel ulaşım ve teknik zorunluluklar ile enerji tüketimleri dikkate alınarak,
görev bölgeleri aşağıdaki şekilde belirlenmiştir.
1. Görev Bölgesi
Adana – Mersin - Hatay - Osmaniye illerinin tamamı ile
Kahramanmaraş ilinin Merkez ilçesi Merkez bucağına bağlı
Küçüksır ve Yeşildere köyleri ile Merkez ilçe Yeniköy bucağına
bağlı Kısıklı Köyü sınırlarının içinde kalan bölge,
2. Görev Bölgesi
Antalya ilinin tamamı ile Burdur ili Bucak ilçesine bağlı
Karacaören Köyü ve civarında yer alan Karacaören I Baraj ve
HES ilgili tesisleri ile göl alanı, yine 2. Görev Bölgesi I Burdur
ili Bucak ilçesine bağlı Kargı ve Çobanpınarı köyleri hudutları
içerisinde yer alan Karacaören II ve III Baraj ve HES'nın ilgili
tesisleri ile göl alanları sınırları içinde kalan bölge,
3. Görev Bölgesi Tekirdağ - Kırklareli – Edirne il sınırları,
4. Görev Bölgesi Bursa-Yalova il sınırları,
5. Görev Bölgesi Çanakkale il sınırları,
6. Görev Bölgesi Isparta il sınırları,
7. Görev Bölgesi Aydın – Denizli - Muğla il sınırları,
8. Görev Bölgesi Eskişehir – Bilecik il sınırları,
9. Görev Bölgesi Afyon - Uşak - Burdur (2 no’lu görev bölgesi sınırlarıiçinde kalan kısımlar hariç) il sınırları,
10. Görev Bölgesi
Kayseri ilinin tamamı ile Sivas ili Gemerek ilçesine
bağlı Tekmen, Eğerci, 10. Görev Bölgesi Ağcaşar, Arpaözü,
Sızır (Sızır HES tesisleri dahil), Dendil, Eşikli ve Çat köyleri
sınırları içinde kalan bölge,
11. Görev Bölgesi Kocaeli (Gebze ilçesi dahil) il sınırları,
12. Görev Bölgesi Sakarya - Bolu il sınırları,
13. Görev Bölgesi Ankara – Kırıkkale il sınırları,
14. Görev Bölgesi Konya-Karaman il sınırları,
15. Görev Bölgesi Amasya - Kastamonu - Çorum il sınırları,
16. Görev Bölgesi
İstanbul ili Anadolu yakasında; batıda İstanbul Boğazı,
kuzeyde Karadeniz, doğuda İstanbul - İzmit il sınırı, güneyde
Marmara Denizi sahilleri ve Büyükada ile Heybeli, Burgaz,
Kınalı ve Sedef adaları sınırları içinde kalan bölge,
17. Görev Bölgesi Samsun - Ordu - Sinop il sınırları,
18. Görev Bölgesi Kırşehir - Nevşehir - Niğde - Aksaray il sınırları,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
183
19. Görev Bölgesi Yozgat - Sivas - Tokat (10 nolu görev bölgesi sınırlarıiçinde kalan kısımlar hariç) il sınırları,
20. Görev Bölgesi Trabzon - Rize - Artvin – Gümüşhane - Giresun il
sınırları,
21. Görev Bölgesi Erzurum - Ağrı - Iğdır - Kars - Ardahan - Erzincan-Bayburt il sınırları,
22 Görev Bölgesi Elazığ – Malatya - Tunceli - Bingöl il sınırları,
23. Görev Bölgesi Kahramanmaraş - Adıyaman il sınırları (1'nolu görevbölgesi sınırları içinde kalan kısımlar hariç),
24. Görev Bölgesi Gaziantep-Kilis il sınırları,
25. Görev Bölgesi Şanlıurfa il sınırları,
26. Görev Bölgesi Diyarbakır - Mardin il sınırları,
27. Görev Bölgesi Van - Hakkâri - Muş - Bitlis - Şırnak - Siirt -Batman il
sınırları,
28. Görev Bölgesi Zonguldak - Çankırı - Bartın - Karabük il sınırları,
29. Görev Bölgesi İstanbul ili Trakya yakası il sınırları,
30. Görev Bölgesi İzmir il sınırları,
31. Görev Bölgesi Kütahya il sınırları,
32. Görev Bölgesi Balıkesir il sınırları
33. Görev Bölgesi Manisa il sınırları.
6- Otoprodüktör Santraller
Otoprodüktör, kendi faaliyet alanının enerji ihtiyacını karşılamak üzere belirli
koşulları taşıyan üretim tesisi kurup elektrik üreten tüzel kişilerdir.
3096 sayılı Yasanın uygulanmasını göstermek üzere 85/9799 sayılı Bakanlar
Kurulu Kararı (BKK) ekinde yayımlanan “Türkiye Elektrik Üretim İletim Anonim Şirketi ve
Türkiye Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi Dışındaki Kuruluşlara Elektrik Enerjisi Üretim
Tesisi Kurma ve İşletme İzni Verilmesi Esaslarını Belirleyen Yönetmelik” hükümlerine göre
otoprodüktör santraller kurulup işletilmektedir.
Otoprodüktör veya otoprodüktör grubu şirketi, otoprodüktör statüsünde üretim tesisi
kurup işletme izni almak amacıyla Bakanlığa başvurur. Otoprodüktörlere, tesisin bulunduğu
bölgeye bağlı olarak Türkiye Elektrik Üretim İletim Anonim Şirketi ve Türkiye Elektrik
Dağıtım Anonim Şirketi ile görevli şirketin görüşü alınmak suretiyle Bakanlık tarafından
üretim tesisi kurma ve işletme izni verilebilir.
Otoprodüktör veya otoprodüktör grubu şirketlerin ürettiği ihtiyaç fazlası enerjiyi
TEAŞ, TEDAŞ veya görevli şirketlere satıp satmamasına bakılmaksızın enterkonnekte
sisteme bağlantısı bulunması halinde şirket, "Otoprodüktör Statüsünde Üretim Tesisi
Kurulması, İşletilmesi ve Enerji Fazlasının TEAŞ, TEDAŞ ve Bağlı Ortaklıkları veya
Görevli Şirketlere Satışına İzin Verilmesine İlişkin Sözleşme"yi Bakanlık ile imzalar.
4.12.1984 günlü ve 3096 sayılı Yasanın 4. maddesine göre bakanlığa yapılacak
başvurularda, kurulması teklif edilen üretim tesisinin karakteristik değerleri ve genel vaziyet
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
184
planı, ön rapor ve yatırımın tahmini gerçekleşme tarihi, tesisin ne gibi araç, gereç ve
teşkilatla gerçekleştirileceği, tesisi işletmek istediği süre konuları göz önünde bulundurulur.
Bakanlık; ön rapor konusunda ilgili kuruluşların görüşlerini alır ve görüşünün
olumlu olması halinde, başvuru sahibi fizibilite raporunu öngörülen süre içerisinde
hazırlayarak bakanlığa sunar. Bakanlık, ayrıca teklif edilen tesisin bulunduğu yere bağlı
olarak sonuç hakkında TEK'e veya ilgili görevli şirkete bilgi verir.
Bakanlık, Türkiye enerji planlaması ve politikaları yönünden, Devlet Planlama
Teşkilatı Müsteşarlığı'nın görüşünü aldıktan ve üretim şirketinin kuruluşuna dair belgenin
ibrazından sonra üretim tesisi kurma ve işletme izni verir ve taraflar arasında üretim tesisi
kurma ve işletme sözleşmesi imzalanır.
B- 765 VE 5237 SAYILI TÜRK CEZA KANUNLARINDA GÖREVİ
KÖTÜYE KULLANMA SUÇU
1- 765 sayılı Türk Ceza Kanununda görevi kötüye kullanma suçu
765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 240. maddesinde;
“Yasada yazılı hallerden başka hangi nedenle olursa olsun görevini kötüye
kullanan memur derecesine göre bir yıldan üç yıla kadar hapsolunur. Cezayı hafifletici
nedenlerin bulunması halinde altı aydan bir yıla kadar hapis ve her iki halde oniki bin
liradan altmış bin liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılır. Ayrıca memuriyetten
süreli veya temelli olarak yoksun kılınır.”
denilmiştir.
Maddenin birinci cümlesinde suçun öğeleri açıklanmakta, ikinci cümlesinde cezayı
hafifleten nedenlerin bulunması halinde faile daha az bir ceza verileceği bildirilmekte,
üçüncü ve son cümlesinde de süreli ya da temelli olarak memurluktan yoksunluk cezası
öngörülmektedir.
Türk Ceza Kanunu’nun 240. maddesindeki suçun unsurları şöyledir:
— Suçun faili
Diğer memur suçlarında olduğu gibi, bu suçu da ceza yargılamasında memur
olanlarla, tabi oldukları özel yasalarında memur sayılacağı ya da yasada gösterilen eylemleri
nedeniyle memurlar gibi cezalandırılacağı bildirilen kişiler işleyebilir. Bu suçta da “memur
sıfatı” suçun önkoşulu olduğundan idare hukuku anlamında memur oldukları halde ceza
hukukunda memur sayılmayanlarla, özel yasalarındaki hükümlere göre memur gibi
cezalandırılmalarına olanak bulunmayan kuruluşlarda çalışanlar bu suçun faili olamazlar.
— Suçun maddi unsuru
240. madde, 765 sayılı Türk Ceza Kanunundaki tamamlayıcı (genel)
hükümlerdendir. Bu nedenle, memurun görevde sahip olduğu yetkiyi kötüye kullanma
eylemi yasada yazılı başka bir suçu oluşturuyorsa o hükmün uygulanması, tersi durumda
240. maddenin düşünülmesi gerekir.
Görevin kötüye kullanılması demek, görev sırasında sahip olunan yetkinin kötüye
kullanılması demektir.
240. maddedeki suçun maddi unsuru, “memurun, yetkisine giren hizmette görevini,
her ne suretle olursa olsun kötüye kullanılmasıdır.”
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
185
240. maddedeki “görevi kötüye kullanma” ifadesi, memurluk görevinin kanun ve
nizamın gösterdiği usul ve esaslardan başka suretle yapılmış olmasıdır. Buna göre
memurun;
a) Herhangi bir biçimde yasal yetkisini aşması,
b) Yasanın koyduğu usul ve şekle uymaması,
c) Takdir yetkisini gayesi dışında kullanması,
d) Hareketinin yasa ve nizama uyduğu hallerde, bu hareketin gerektirdiği ön
koşullara aykırı hareket etmesi,
e) Yargı kararlarına uymaması,
birer görevi kötüye kullanma tarzı olarak belirtilebilir.
Memurluk görevi ile memurluk sıfatının karıştırılmaması gerekir. Görevde sahip
olunan yetkinin kötüye kullanılması demek, memurun yasa ve diğer hukuksal
düzenlemelerle kendisine verilen görevleri yasanın gösterdiği usul ve esaslara aykırı
biçimde yapması demektir. Memurluk sıfatının kötüye kullanılması ise, memurun yasal
görevine giren işler dışında memurluk nüfuzunun, memurluk unvan ve sıfatının kötüye
kullanılması demektir. Memurluk sıfat ve nüfuzunun kötüye kullanılması durumunda 240.
maddedeki yazılı suç oluşmaz.
— Suçun manevi unsuru
240. maddede amaç gözetilmediğinden bu suçun oluşumu için sanığın genel suç
kastı ile davranması yeterlidir. Ayrıca özel kasta gerek bulunmamaktadır.
2– 5237 sayılı Türk Ceza Kanunundaki görevi kötüye kullanma suçu
26.9.2004 gün ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “görevi kötüye kullanma”
başlıklı 257. maddesi şöyledir:
“Madde 257: (1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin
gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına
neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, bir yıldan üç yıla
kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini
yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına
neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla
kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) İrtikap suçunu oluşturmadığı takdirde, görevinin gereklerine uygun davranması
için veya bu nedenle kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlayan kamu görevlisi,
birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır.”
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257. maddesinin kenar başlığı “görevi kötüye
kullanma” şeklinde ise de maddenin yalnızca (1) numaralı fıkrasında dar anlamda görevi
kötüye kullanma suçu düzenlenmiştir. (2) numaralı fıkrada “görevi ihmal”, (3) numaralı
fıkrada ise kamu görevlisinin, görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle
kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlamasının, bazı hallerde görevi kötüye
kullanma suçunu oluşturması hükme bağlanmıştır.
Bu yaklaşımı itibarıyla, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257. maddesinde,
“görevi ihmal- görevi kötüye kullanma” ayrımı kaldırılmış, (2) numaralı fıkradaki suç,
görevi kötüye kullanmanın bir türü olarak görülmüştür. Nitekim, 257. maddenin
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
186
gerekçesinde bu konuda şu açıklamalara yer verilmiştir; “Görevin gereklerine aykırı
davranış sonucunda, bir insan ölmüş veya yaralanmış olabilir. Bu durumda; kamu
görevlisinin görevinin gereği olan belli bir icrai davranışta bulunmak yönündeki
yükümlülüğünü yerine getirmemesi dolayısıyla, görevi kötüye kullanma suçunun
oluştuğunda şüphe yoktur. Ancak, bu durumda aynı zamanda ihmali davranışla öldürme
veya yaralama suçu oluşmaktadır.”
Maddedeki fiillerin suç olarak nitelendirilmesiyle korunan hukuki menfaat, kamu
görevinin ifasında disiplini tesis etmek, bu görevin hiç veya zamanında yerine getirilmemesi
sebebiyle bundan umulan ve beklenen genel yararın sekteye uğramadan elde olunmasını
ayrıca, kamu görevinde disiplinin geçerli olmasını sağlamak ve bu suretle kamu idaresinin
zarar görmesini önlemektir.
— Suçun faili
Maddede belirtilen suçların faili bir kamu görevlisi (m.6) olabilir.
— Suçun maddi unsuru
257. maddenin kenar başlığı da “görevi kötüye kullanma” şeklindedir. Ancak, 257.
maddede suçun unsuru olarak, “görevin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin
mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan”
şeklinde bir ifadeye de yer verilmiştir.
Görülüyor ki, 257. maddenin birinci fıkrasındaki görevi kötüye kullanma suçunun
maddi unsurunda;
1- Görevin gereklerine aykırı hareket etmek ve
2- Bu fiil nedeniyle;
a) Kişilerin mağduriyetine neden olmak veya
b) Kamunun zararına neden olmak ya da
c) Kişilere haksız bir kazanç sağlamak
gerekmektedir.
257. maddenin birinci fıkrasındaki suçun oluşabilmesi için, yukarıda sayılan (1) ve
(2) numaralı unsurların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Ancak, (2) numaralı unsurda
üç ayrı durumdan birinin gerçekleşmesi gerekli ve yeterlidir.
— Görevin gereklerine aykırı hareket etmek
Madde gerekçesinde belirtildiği üzere, bir kamu göreviyle görevlendirilen kişi, bu
kamu faaliyetinin yürütülmesi sırasında görevin gerekli kıldığı yükümlülüklere uygun
hareket etmek zorundadır. Öyle ki, kamu faaliyetlerinin gerek eşitlik, gerek liyakatlilik
açısından adalet ilkelerine uygun yürütüldüğü hususunda toplumda hakim olan güvenin,
inancın sarsılmaması gerekir. Bu yükümlülükle bağdaşmayan davranışlar, belli koşullar
altında suç olarak tanımlanmıştır.
Görevi kötüye kullanma suçu genel, tali ve tamamlayıcı bir suç tipidir. Bu nedenle,
görevin gereklerine aykırı davranışın başka bir suç oluşturmadığı hallerde, kamu görevlisini
bu suçu düzenleyen kurala göre cezalandırmak gerekir.
Görevi kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için, gerçekleştirilen fiilin, kamu
görevlisinin görevi alanına giren bir hususla ilgili olması gerekir. Kamu görevinin
gereklerine aykırı olan her fiili cezai yaptırım altına almak suç ve ceza siyasetinin
esaslarıyla bağdaşmamaktadır. Bu nedenle, görevin gereklerine aykırı davranışın belli
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
187
koşulları taşıması halinde görevi kötüye kullanma suçunu oluşturabileceği kabul edilmiştir.
Buna göre, kamu görevinin gereklerine aykırı davranışın, kişilerin mağduriyetine veya
kamunun ekonomik bakımdan zarara uğramasına neden olması ya da kişilere haksız bir
kazanç sağlanmasına neden olması halinde görevi kötüye kullanma suçu oluşabilecektir.
Haklı olan işin görülmesinden sonra kişilerden yarar sağlanması da görevi kötüye
kullanma suçunu oluşturur. Çünkü bu yarar, kamu görevlisi sıfatını taşıması ve işi görmüş
olması dolayısıyla kişiye sağlanmaktadır. Bu gibi durumlarda, kişiler hakkının teslim
edilmesi konusunda en azından bir kaygıyla hareket etmektedirler. Kamu görevlisine yarar
sağlanması görünüşte rızaya dayalı olsa bile, kamusal görevlerin eşitlik ve liyakat esasına
göre yürütüldüğü hususunda taşınan kaygı dolayısıyla, burada da bir mağduriyetin varlığını
kabul etmek gerekir.
—Kişilerin mağduriyetine neden olmak
Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere, görevin gereklerine aykırı davranışın
kişinin mağduriyetine neden olması gerekir. Bu mağduriyet, sadece ekonomik bakımdan
uğranılan zararı ifade etmez. Mağduriyet kavramı zarar kavramından daha geniş bir anlama
sahiptir. Örneğin, kişi tabi tutulduğu sınavda başarılı olmasına rağmen başarısız gösterilmiş
olabilir. Bir imar planı uygulamasında, belli bir parsel sahibine duyulan husumet
dolayısıyla, plan tekniğine aykırı olarak, yeşil alan gösterilmiş olabilir. Kişinin, kamusal bir
finans kaynağından yararlanması için gerekli şartları taşıdığı halde yararlanması
engellenmiş olabilir. Kişinin, belli bir sınaî veya ticari faaliyetle ilgili olarak gerekli
koşulları taşıdığı halde bu faaliyeti engellenmiş olabilir.
— Kamunun zararına neden olmak
Madde gerekçesinde, “görevin gereklerine aykırı davranış dolayısıyla, kamu
açısından bir zarar meydana gelmiş olabilir. Örneğin orman alanında veya kamu arazisinin
işgaliyle yapılan işyeri veya konutlara elektrik, su, gaz, telefon ve yol gibi alt yapı
hizmetleri götürülmekte, görevin gereklerine aykırı davranılmış olabilir” denilmiştir.
Burada belirtilen konular yalnızca birkaç örnektir. Kamunun zararına neden olmak
konusu, uygulamada mahkemece her somut olayda takdir edilip değerlendirilecektir.
— Kişilere haksız bir kazanç sağlamak
Madde gerekçesinde belirtildiği üzere, görevin gereklerine aykırı davranmak
suretiyle kişilere haksız bir kazanç sağlanmış olabilir. Örneğin kişi, kamusal bir finans
kaynağından yararlanması için gerekli şartları taşımadığı halde yararlandırılmış olabilir.
Kişiye, belli bir sınaî veya ticari faaliyetle ilgili olarak gerekli izin koşullarını taşımadığı
halde bu faaliyetin icrasına yönelik olarak izin verilmiş olabilir. Bir imar planı
uygulamasında, belli bir parsel üzerinde plan tekniğine veya imar planına aykırı olarak
yapılaşmaya imkân sağlanmış olabilir.
— Manevi unsur
Bu suçların manevi unsuru “kast” olup, saik önemsizdir. Taksirle işlenemez.
3– 765 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunlarındaki görevi kötüye kullanma
suçunu düzenleyen kuralların karşılaştırılması
5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun
9. maddesinin üçüncü fıkrasındaki “Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili
bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
188
sonucu belirlenir” şeklindeki kurala göre, lehe kanun kurallarının belirlenmesinde, 765
sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 240. maddesinin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257.
maddesinin birinci fıkrasıyla karşılaştırılması gerekmektedir.
240. maddedeki “Yasada yazılı hallerden başka hangi nedenle olursa olsun”, 257.
maddedeki “Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında” ibareleri karşısında, her
iki maddede de genel nitelikte görevin kötüye kullanılması fiilinin yaptırım altına alındığı
görülmektedir. Sanığın fiili, başka bir kuralla özel nitelikte bir fiil olarak cezalandırılmadığı
takdirde, görevi kötüye kullanma suçundan uygulama yapılabilecektir. Bu nedenle, her iki
madde de “genel”, “tali” ve bu itibarla da “tamamlayıcı” hüküm niteliğine sahiptir.
240. maddede, “görevini kötüye kullanan memur” ibaresinin karşılığı olarak 257.
maddede, “görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle,…kamu görevlisi” ifadesi
yer almaktadır.
765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun uygulamasında kimlerin memur olduğu veya
sayıldığı, bu Kanunun 279. maddesinde belirtilmiştir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 6. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde ise
“Kamu görevlisi deyiminden; kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla
ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi, anlaşılır” tanımı
bulunmaktadır.
Tanımları bakımından, 257. maddedeki “kamu görevlisi” kavramı, 240. maddedeki
“memur” kavramıyla paralellik taşımaktadır.
765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 240. maddesi ile 5237 sayılı Türk Ceza
Kanunu’nun 257. maddesi arasında suçun maddi unsuru ile ilgili yukarıda belirtilen türden
farklılık bulunmaktadır.
Genel olarak lehe kanunun belirlenmesinde, karşılaştırılan kanun maddelerinde fiil
için öngörülen yaptırımlara (cezalara) bakılmaktadır. 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 240.
maddesinde “bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ve ağır para cezası” öngörülmektedir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257. maddesinde ise özgürlüğü bağlayıcı ceza “bir
yıldan üç yıla kadar hapis” cezası ile aynı olup, ağır para cezası bulunmamaktadır. Ayrıca,
765 sayılı Türk Ceza Kanununda feri ceza niteliğinde olan memuriyetten yoksunluk
yaptırımı da öngörülmektedir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesinde güvenlik
tedbirine yer verilmiş ise de burada belirtilen hak yoksunluğu süresiz değildir ve söz konusu
hak yoksunlukları cezanın infazı tamamlanıncaya kadar devam edecektir. Oysa, 765 sayılı
Türk Ceza Kanunu’nun 240. maddesinde belirtilen memuriyetten yoksun kılınma cezası
temelli verilebilir.
Ağır para cezasını içermemesi ve güvenlik tedbiri süresinin kısa olması hususları
değerlendirildiğinde, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257. maddesinin 765 sayılı Türk
Ceza Kanunu’nun 240. maddesine göre daha lehe olduğu anlaşılmaktadır.
Ancak, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 240. maddesinin ikinci cümlesindeki
cezayı hafifletici hüküm, yeni Kanunda düzenlenmediğinden dolayı 240. maddenin ikinci
fıkrasındaki hüküm daha lehe bir kural içermektedir.
Nitekim, Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 3.6.2005 günlü, E:2003/15292 ve
K:2005/3164 sayılı kararında da “…765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 240/2. maddesi ile
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257/1 maddesinde öngörülen cezalar
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
189
karşılaştırıldığında, 765 sayılı Yasanın 240. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca yapılan
uygulamanın sanıkların lehine olduğu..” belirtilmiştir.
Belirtilen gerekçeler dikkate alındığında, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 240.
maddesinin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257. maddesine göre daha lehe olduğu
sonucuna varılmaktadır.
C- 765 VE 5237 SAYILI TÜRK CEZA KANUNLARINDA İHALEYE FESAT
KARIŞTIRMA SUÇU
1- 765 Sayılı Türk Ceza Kanunundaki İhaleye Fesat Karıştırma Suçu
765 sayılı TCK’nın 205. maddesinde;
“Bir kimse Türkiye Devleti hesabına olarak almaya veya satmaya yahut yapmaya
memur olduğu her nevi eşyanın alım veya satımında veya pahasında veya miktarında veya
yapmasında fesat karıştırarak her ne suretle olursa olsun irtikap eylerse on seneden aşağı
olmamak üzere ağır hapis cezasıyla cezalandırılır ve zarar kendisine ödettirilir.”
denilmiştir.
TCK’nın 205. maddesindeki suçun unsurları şöyledir:
―Suçun faili
Maddede bir memur yerine bir kimse ibaresine yer verilmesi memur olmayanların da
bu suçu işleyebilecekleri kanısını uyandırmaktadır. Ancak, 205. maddedeki suçun memur
suçları arasında düzenlenmiş bulunması, Yasa’nın 219. maddesinde zimmet, irtikâp ve
rüşvet suçlarına ilişkin ortak hükümlerin bu suça da uygulanacağının bildirilmiş olması ve
219. maddede memurluktan yoksunluk esasının öngörülmüş bulunması karşısında
maddedeki bir kimse sözcüğünün TCK’nın 279. maddesinde tanımlanan memur olarak
kabul edilmesi gerekmektedir. Diğer taraftan 16.3.1949 günlü, 24/3 sayılı Yargıtay İçtihadı
Birleştirme kararı gereğince bakanlar ceza yargılamasında memur olarak kabul edilmiştir.
Failin memur olması yeterli olmayıp, suça konu işlerin onun yetki ve görevlerinden
olması gerekir.
―Suçun maddi unsuru
Maddenin düzenlenme amacı, kamu idaresinin dürüstlük ve itibarının korunması,
böylece kamu idaresinin zarara uğramasının engellenmesidir.
Bu suç, rüşvet alma suçunun özel bir şekli olarak yorumlansa da, esas itibariyle
görevi kötüye kullanma suçunun özel şeklidir.
Suçun maddi unsuru, bir memur veya memur sayılan kişinin, Türkiye Devleti
hesabına her tür eşyanın alım, satım ve yapımı sırasında bunların fiyat, miktar ya da
yapımına fesat karıştırarak haksız çıkar sağlamasıdır.
Fesat oluşturan fiiller alım satımdan önce veya bu sırada da gerçekleştirilmiş olabilir.
Alınacak, satılacak ya da yapılacak eşya taşınır veya taşınmaz mal olabilir.
Maddede yer alan “Türkiye Devleti” ibaresi, devleti temsil eden, devletin yasama,
yürütme ve yargı fonksiyonlarını yerine getiren anayasal kuruluşlarını ifade eder. Bu
ibareden TBMM, Bakanlıklar, Mahalli idareler, Yüksek Öğretim Kurulu, TRT, Atatürk
Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurulu, kamu niteliğindeki meslek kuruluşları, Diyanet İşleri
Başkanlığı ve Anayasa’da ifadesini bulan diğer kurumları anlamak gerekir.
Maddede kullanılan irtikâp kelimesi teknik anlamda irtikâp olmayıp, her ne suretle
olursa olsun irtikâp teriminden; bu işlerde haksız menfaat sağlamak için hile kullanmak
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
190
anlaşılmalıdır. Başka bir anlatımla, “her ne suretle olursa olsun irtikâp” her türlü hile ile
menfaat temin edilmesidir.
Failin cezalandırılması için alım, satım ve yapım işiyle görevlendirilmiş olması
gerekir. Sağlanan çıkarın faile ait olması gerekmez. Failden başkasının menfaati halinde de
madde hükmü uygulanabileceği gibi, temin edilen menfaatin niteliği de önemli değildir. Suç
zarar suçudur.
― Suçun manevi unsuru
Bu suç genel kasıtla işlenebilen bir suçtur, ayrıca özel kasıt aranmaz.
Bu suç için aranan genel kasıt, failin görevini kişisel çıkar sağlamaya alet ettiğini
bilmesi ve bunu işlemesi, şeklinde anlaşılmalıdır. Failin haksız menfaat temin etmek için
hile kullandığını bilerek ve isteyerek suçun maddi unsurlarını gerçekleştirmiş olması
yeterlidir.
2- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunundaki İhaleye Fesat Karıştırma Suçu
26.9.2004 gün ve 5237 sayılı TCK’nın 235. maddesinde:
“Madde 235. - (1) Kamu kurum veya kuruluşları adına yapılan mal veya hizmet alım
veya satımlarına ya da kiralamalara ilişkin ihalelere fesat karıştıran kişi, beş yıldan on iki
yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Aşağıdaki hâllerde ihaleye fesat karıştırılmış sayılır:
a) Hileli davranışlarla;
1. İhaleye katılma yeterliğine veya koşullarına sahip olan kişilerin ihaleye veya ihale
sürecindeki işlemlere katılmalarını engellemek,
2. İhaleye katılma yeterliğine veya koşullarına sahip olmayan kişilerin ihaleye
katılmasını sağlamak,
3. Teklif edilen malları, şartnamesinde belirtilen niteliklere sahip olduğu hâlde, sahip
olmadığından bahisle değerlendirme dışı bırakmak,
4. Teklif edilen malları, şartnamesinde belirtilen niteliklere sahip olmadığı hâlde,
sahip olduğundan bahisle değerlendirmeye almak.
b) Tekliflerle ilgili olup da ihale mevzuatına veya şartnamelere göre gizli tutulması
gereken bilgilere başkalarının ulaşmasını sağlamak.
c) Cebir veya tehdit kullanmak suretiyle ya da hukuka aykırı diğer davranışlarla,
ihaleye katılma yeterliğine veya koşullarına sahip olan kişilerin ihaleye, ihale sürecindeki
işlemlere katılmalarını engellemek.
d) İhaleye katılmak isteyen veya katılan kişilerin ihale şartlarını ve özellikle fiyatı
etkilemek için aralarında açık veya gizli anlaşma yapmaları.
(3) İhaleye fesat karıştırma sonucunda ilgili kamu kurumu veya kuruluşu açısından
bir zarar meydana gelmiş ise, ceza yarı oranında artırılır. Zararın meydana gelmiş olduğu
sabit olmakla birlikte miktarının belirlenememiş olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını
engellemez.
(4) İhaleye fesat karıştırma dolayısıyla menfaat temin eden görevli kişiler, ayrıca bu
nedenle ilgili suç hükmüne göre cezalandırılırlar.
(5) Yukarıdaki fıkralar hükümleri, kamu kurum veya kuruluşları aracılığı ile yapılan
artırma veya eksiltmeler ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, kamu kurum
veya kuruluşlarının ya da kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının iştirakiyle
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
191
kurulmuş şirketler, bunların bünyesinde faaliyet icra eden vakıflar, kamu yararına çalışan
dernekler veya kooperatifler adına yapılan mal veya hizmet alım veya satımlarına ya da
kiralamalara fesat karıştırılması hâlinde de uygulanır.”
denilmiştir.
TCK’nın 235. maddesindeki suçun unsuları şöyledir:
―Suçun Faili
5237 sayılı TCK’nın 235. maddesinde düzenlenen suçun faili kamu görevlisi
olabileceği gibi, sivil kişiler de olabilir.
―Suçun Maddi Unsuru
Suçun maddi unsurunu, “Kamu kurum ve kuruluşları adına yapılan mal veya hizmet
alım veya satımlarına ya da kiralamalara ilişkin ihaleler ile yapım ihalelerine fesat
karıştırma” oluşturmaktadır.
Fesat karıştırma kavramının ne tür eylemleri içerebileceği değerlendirilirken 4734
sayılı Kamu İhale Kanunu’nun “Yasak fiil veya davranışlar” başlıklı 17. maddesinin a, b ve
c bentlerinde belirtilen; hile, vaat, tehdit, nüfuz kullanma, çıkar sağlama, anlaşma, irtikâp,
rüşvet suretiyle veya başka yollarla ihaleye ilişkin işlemlere fesat karıştırma veya buna
teşebbüs etme, isteklileri tereddüde düşürme, katılımı engelleme, isteklilere anlaşma
teklifinde bulunma veya teşvik etme, rekabeti veya ihale kararını etkileyecek davranışlarda
bulunma, sahte belge veya sahte teminat düzenleme, kullanma veya bunlara teşebbüs etme
gibi davranışların gözetilmesi gerekmektedir.
Maddede tanımlanmış olan suç bakımından hareketler kanunda yazılı olduğundan
bağlı hareketli suçtur. Ayrıca fesat karıştırmanın bu hareketlerden herhangi birisiyle
gerçekleştirilmesi mümkün olduğundan seçimlik hareketli suç söz konusudur.
―Suçun Manevi Unsuru
Suçun manevi unsuru kasıttır. Failin eylemi bilerek ve isteyerek gerçekleştirmiş
olması gerekir. Genel kabul gören görüşe göre bu suçun oluşumu için özel kasta gerek
bulunmamaktadır, genel kast yeterlidir.
3– 765 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunlarındaki İhaleye Fesat Karıştırma
Suçunu Düzenleyen Kuralların Karşılaştırılması
765 sayılı TCK’nın 205. maddesinde düzenlenen devlet alım satımına fesat
karıştırma, 366. maddesinde düzenlenen hükümet hesabına yapılan müzayede ve
münakaşaya fesat karıştırma, 367. maddesinde düzenlenen resmi daireler ve beynennas
aracılığıyla yapılan artırmalara fesat karıştırma, 368. maddesinde düzenlenen menfaat vaadi
nedeniyle artırma ve eksilmeden çekilme suçları yeni suçları, 5237 sayılı TCK’nın 235.
maddesinde birlikte düzenlenmiş olup farkları şöyledir:
―5237 sayılı TCK’nın 235. maddesiyle, 765 sayılı TCK’nın 205. maddesinde yer
alan “Türkiye Devleti hesabına” ifadesi ile 366. maddesindeki;
“Hükümet hesabına” ifadeleri terkedilmiştir. Bu ifadelerin yerine “kamu kurum veya
kuruluşları adına” ibaresi kullanılmıştır.
―765 sayılı TCK’nın 205. maddesinde suçun failinin memur olması gerektiği halde;
5237 sayılı TCK’nın 235. maddesindeki suçun faili herkes olabilir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
192
―765 sayılı TCK’nın 205. ve 366. maddelerinde, ihaleye fesat karıştırmanın neler
olduğu belirtilmediği halde; 5237 sayılı TCK’nın 235. maddesinde, bu hususların neler
olduğu ayrıntılı bir şekilde belirtilmiştir.
―765 sayılı TCK’nında fesat sayılan davranışların ne tür fiillerden oluşacağı
konusunda hâkime geniş bir takdir yetkisi verilerek “serbest hareketli bir suç” tipi
öngörülmüş iken, 5237 sayılı TCK’nında fesat sayılan fiiller sayma yoluyla belirlenerek
“bağlı ve seçimlik hareketli bir suç” tipi düzenlenmiştir.
5237 sayılı TCK’nın 235. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinde hileli davranışlarla
ihaleye fesat karıştırma halleri düzenlenirken, takip eden bentler bakımından hileli
davranıştan bahsedilmemiştir.
―765 sayılı TCK’nın 205. maddesinde “kiralamalara ilişkin ihaleler” suçun
kapsamı içerisinde yer almazken; 5237 sayılı TCK’nın 235. maddesi bu tür ihalelere fesat
karıştırmayı da yaptırım altına almıştır.
―765 sayılı TCK’nın 367. maddesinde “bilmüzayede alınıp satılacak yahut kiraya
verilip alınacak mal ve mülklerin müzayedesine” fesat karıştırmadan bahsedilmesi
nedeniyle; ihalenin bir müzayede yani artırma ihalesi olması ve bu ihalenin mal ve
mülklerle ilgili alım satım veya kiralama ihalesi olması gerekirken; 5237 sayılı TCK’nın
235. maddesinde hizmet ihaleleri ile kamu kurum veya kuruluşları adına yapılan tüm
artırma ve eksiltme ihaleleri yaptırım altına alınmıştır.
―765 sayılı TCK’nın 367. maddesinde ihalenin “resmi daireler marifetiyle” veya
“beynennas” yapılan bir ihale olması gerekirken; 5237 sayılı TCK’nın 235. maddesinde
ihalenin “kamu kurum veya kuruluşları adına” yapılması hükme bağlanmıştır.
―765 sayılı TCK’nında suçun oluşumu için kamuya zarar verilmiş olması bir unsur
olarak kabul edilmiş ve devletin zararının ödettirilmesi öngörülmüş iken, 5237 sayılı
TCK’nında suçun niteliksiz halinde zarar aranmamış; zarar, suçun ağırlaştırıcı nedeni olarak
düzenlenmiştir.
―765 sayılı TCK’nın 205. maddesindeki suç nedeniyle devletin zararının
ödettirileceğine ilişkin hükme, 5237 sayılı TCK’nın 235. maddesinde yer verilmemiştir.
― 765 sayılı TCK’nın 205. maddesinde, suçun oluşumu için failin kendisi veya
başkası yararına menfaat temin etmesi gerekirken; 5237 sayılı TCK’nın 235. maddesinde bu
hususa yer verilmemiştir. 5237 sayılı TCK’nın 235. maddesinin 4. fıkrasında, failin memur
olması ve menfaat temin etmesi halinde gerçek içtima kuralına göre ayrıca bu nedenle
cezalandırılacağı belirtilmiştir.
―765 sayılı TCK’nın üçüncü faslında yer alan 219. maddesinin üçüncü fıkrasında
belirtilen “temin edilen menfaatin” değerinin “hafif” veya “pek hafif” olması hallerinde,
TCK’nın 205. maddesindeki cezanın indirimi öngörüldüğü halde böyle bir düzenlemeye
5237 sayılı Yasa’da yer verilmemiştir.
―765 sayılı TCK’nın 205. maddesinde suç için öngörülen yaptırım, on seneden
aşağı olmamak üzere ağır hapis cezasıdır. 5237 sayılı TCK’nın 235. maddesinde ise suç için
öngörülen ceza, beş yıldan on iki yıla kadar hapis cezasıdır.
―765 sayılı TCK’nın 205. maddesinde suç için dava zamanaşımı süresi, aynı
Yasa’nın 102. maddesinin 2. fıkrası gereğince 15 yıldır. 5237 sayılı TCK’nın 235.
maddesindeki suçun dava zamanaşımı süresi ise, aynı Yasa’nın 66/1-d maddesi gereğince
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
193
15 yıldır. Buna göre, zamanaşımı açısından her iki madde arasında bir fark
bulunmamaktadır.
D- İDDİALARIN İNCELENMESİ
Sanık Mustafa Cumhur ERSÜMER’in 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 230, 240,
205, 366. ve 80. maddeleri, sanık Zeki ÇAKAN’ın 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 240
ve 205. maddeleri gereğince cezalandırılmaları istenilmiştir.
1- Kırklareli Doğalgaz Çevirim Santrali İle İlgili İddialar
a-İddia
Soruşturma komisyon raporu ve Yüce Divana sevk kararında; TEAŞ tarafından
olumsuz görüş verilmesine rağmen YİD modeli kapsamında Kırklareli’nde bir doğalgaz
çevirim santrali kurulmak istenildiği, ancak Bulgaristan’la yapılan elektrik alım anlaşması
çerçevesinde Trakya bölgesinin bir kısmının ulusal elektrik ağından ayrılarak Bulgaristan
elektrik ağına bağlandığı, ayrıca kurulacak santralde üretilecek elektriğin Boğazlardaki
iletim hatlarından geçirilerek Anadolu yakasına verilmesinin de mümkün olmadığı, santralin
yapılmasında bir yarar bulunmadığı halde sanık Mustafa Cumhur Ersümer’in santralin
yapımında ısrar ettiği iddiasıyla 765 sayılı TCK’nın 240. maddesiyle cezalandırılması
istenilmiştir.
b- Kırklareli Doğalgaz Santralinin Yapım Süreci
―ALARKO Holding 22.8.1994 tarihinde Ambarlı-Avcılar veya Gebze yöresinde
70 MW güçte bir doğalgaz santrali yapmak için ETKB’ye başvurmuştur.
―TEAŞ 22.9.1994 günlü, 565 sayılı yazısı ile “Halen BURSA doğal gaz
santralinin TEK Yatırım Programında olması, YİD modeli kapsamında bulunan TRAKYA ve
UNIMAR doğal gaz santrallerinin de aynı bölgede kurulacak olması nedeniyle teklif edilen
bu üretim tesisine 2000 yılından önce ihtiyaç duyulmadığı” görüşünü vermiştir.
―ETKB’nin 6.6.1996 günlü, 9374 sayılı yazısı ile aynı santralin Kırklareli’nde
kurulması için yapılan başvurunun uygun görüldüğü bildirilerek fizibilite raporu
hazırlanması istenilmiştir.
―25.11.1996 günlü, 1878 sayı ile TEAŞ tarafından ETKB’ye yazılan yazıda
santralin yapılabilir olduğu belirtilmekte ancak;
▪Isı akış şemasının verilmediği,
▪Yakıt tüketimi ve yedek yakıt ile ilgili bilgiler bulunmadığından santralin çalışma
süresi, üretim miktarı, yakıt tüketimi ve verimliliğinin hesaplanamadığı,
▪Isı tüketim miktarının yüksek verildiği,
▪16.1 MW olarak verilen buhar türbininin 17,5 MW olarak hesaplandığı,
▪Saha şartları ve bu sahadaki santral performansına ilişkin bilgilerin eksik olduğu,
▪Santral emisyonlarının ilgili mevzuat limitleri dâhilinde olması gerektiği,
tespitleri yapılarak mevcut planlama çalışmaları sonuçlarına göre santralin 2000
yılında işletmeye alınmasının öngörüldüğü bildirilmektedir.
―BOTAŞ Genel Müdürlüğünün 20.2.1997 günlü ALARKO firmasına, 8.5.1997
günlü ETKB’ye yazılan yazılarında, firma doğalgaz talebinin 2000–2001 yıllarından
itibaren karşılanmasının mümkün görüldüğü bildirilmiştir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
194
―TEAŞ Genel Müdürlüğü tarafından ETKB’ye yazılan 5.9.1997 günlü, 1393 sayılı
yazıda; ALARKO firması tarafından, Kırklareli ilinde kurulmak istenen 70 MW gücünde
doğal gaz santrali için hazırlanan fizibilite raporunun incelendiği;
▪TEAŞ planlama çalışmalarında kullanılan ekonomik veriler ile karşılaştırıldığında
981 ABD Doları/kw birim yatırım maliyetinin yüksek olduğu ayrıca % 47,8 olan santral
veriminin düşük olduğu,
▪Fizibilite raporunda yer alan elektrik satış fiyatlarının yüksek olduğu,
▪Yatırım süresince yatırım bedeline uygulanacak eskalasyon için ABD tüketici fiyat
endeksleri artışının uygulanmasının doğru olmadığı, TEAŞ tarafından gerçekleştirilen
santral ihalelerinde yatırım bedelinin sadece TL kısmına DİE endeksleri ile eskalasyon
uygulandığı, yabancı para kısmına eskalasyon uygulanmadığı belirtilmiş ve bildirilen
eskalasyon uygulamasının zaten yüksek olan yatırım tutarını daha da artıracağı,
bildirilerek bu hususların dikkate alınması istenilmiştir.
―1.4.1998 tarihinde, sanık Bakan tarafından 3096 sayılı Yasanın 4. maddesi
uyarınca, Kırklareli bölgesinde ALARKO-ALTEK firması tarafından YİD modeli
kapsamında 74.54 MW kurulu gücünde doğal gaz santrali yapılmasının istendiği, fizibilite
raporunun EİGM tarafından incelendiği ve ilgili kurumların görüşlerinin alındığı, tarifenin
1997 yılı fiyatları ile 5,343 c/kwh olduğu belirtilerek, yatırım dönemi boyunca toplam
yatırım tutarına eskalasyon uygulanmayacağı sadece yıllık işletme giderlerine Amerikan
Tüketici Fiyat Endeksine göre eskalasyon uygulanması koşulu ile ALARKO Firması ile
sözleşme görüşmelerine başlanılması için Bakanlık oluru alınmıştır.
―29.4.1998 tarihinde ETKB, Kırklareli Santrali imtiyaz sözleşmesi taslağı
Danıştay’a gönderilmiştir.
―İmtiyaz Sözleşmesi 11.9.1998 tarihinde Mustafa Cumhur Ersümer tarafından
onaylanmıştır.
―17.3.1999 günlü, 99/12631 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile TEAŞ ile aralarında
Kırklareli doğalgaz santralinin de bulunduğu bir grup YİD kapsamındaki proje için ESA
imzalanması kararı alınmıştır.
―Danıştay, 8.4.1999 tarihinde Kırklareli Doğalgaz Santrali imtiyaz sözleşmesinde
değişiklik yapılmasını onaylamıştır.
―ETKB 21.5.1999 günlü, 2542 sayılı yazısı ile BOTAŞ’a bu santral için doğalgaz
satış sözleşmesi imzalanması talimatını vermiştir.
―BOTAŞ’ın 17.9.1999 günlü, 21621 sayılı yazısı ile BOTAŞ ile ALARKO firması
arasında doğalgaz satış sözleşmesinin paraflandığı ve 15.9.1999 tarihinde yönetim kurulu
tarafından onaylandığı bildirilmiştir.
― TEAŞ’ın 21.8.2000 günlü, 991 sayılı yazısında özetle;
▪Mart 1999 itibariyle Bulgaristan’dan elektrik ithalatı anlaşmasında Trakya
Bölgesinde izole bölge oluşturulacağı için Trakya Bölgesi üretim-tüketim analizinin
yeniden yapılmasının ve bölgede kurulacak üretim tesislerinin yeniden değerlendirilmesinin
gerektiği, Kırklareli Doğalgaz Santralinin işletmeye alınması durumunda izole bölgede
enerji fazlası olacağından Bulgaristan’dan alınacak elektrik bedelinin %7 fazla olacağı,
dolayısıyla ithalat sözleşmesinin bitimine kadar Kırklareli Santralinin yapılmamasının
uygun olacağı,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
195
▪27.05.2000 tarihinde Başbakan Yardımcısı Hüsamettin ÖZKAN başkanlığında
yapılan toplantıda 2001 ve 2002 yıllarında işletmeye alınabilecek YİD projelerinin
belirlendiğinin ve kararlaştırılan 29 projeden birisinin Kırklareli Santrali olduğunun
bildirildiği,
▪ESA, GSA ve Fon anlaşmasının 20.7.2000 tarihine kadar imzalanarak hazine
garantisinin verilmesi ve yer tesliminin yapılması halinde santralin 2002 yılı ikinci yarısında
işletmeye girecek şekilde şirketten taahhütname alındığının; taahhütnamede ayrıca santralin
2002 yılı ikinci yarısında işletmeye girmemesi halinde alım garantisinin kaldırılarak
TEAŞ’ın ihtiyacına göre enerji alınacağı, TEAŞ tarafından alınmayan elektrik için kapasite
ve üretim bedeli ödenmeyeceği ve şirketin bu durumda hiçbir hak talebinde bulunmayacağı
hükümlerinin bulunduğunun bildirildiği, ESA onayının TEAŞ Yönetim Kuruluna
sunulduğu,
belirtilmiştir.
―24.11.2000 tarihinde ESA imzalanmıştır.
―EPDK’nın 2.11.2005 günlü, 19747 sayılı yazısında, ALARKO ALTEK Elektrik
Santralleri Tesis, İşletme ve Ticaret AŞ’ye, 7.7.2005 tarihinden itibaren 6.6.2023 tarihine
kadar geçerli üretim lisansı verildiği, tesisin geçici kabul aşamasında olduğu, işletmeye
geçtiğinde ürettiği elektriği serbest piyasada satacağı, şirketin Bakanlık ile imzalamış
olduğu YİD kapsamındaki sözleşmesinden feragat ettiği belirtilmiştir.
c- Sanığa Yöneltilen Suçlamalarla ilgili Değerlendirme
aa- Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin “kesinleşmiş” düşme kararı
Sanık müdafii 8.5.2007 günlü esas hakkındaki savunmasına ilişkin dilekçesinde,
iştirak ilişkisi içinde olan sanıklardan bir kısmı hakkında verilen erteleme, işlemden
kaldırma ve takipsizlik kararlarının hukuki sonuçlarının, sanık Bakan hakkında da geçerli
olacağını, Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin kesinleşmiş düşme kararının da, işlemin
hukuka aykırı olmadığına ilişkin bağlayıcı nitelik taşıdığını ileri sürmüştür.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 12.7.2002 günlü, E.2001/191, K.2002/223
sayılı kararında; Kırklareli Doğalgaz Çevirim Santralinin de bulunduğu fiillerle ilgili olarak
sanıklar Mustafa Mendilcioğlu ve Osman İlhan hakkında 4483 sayılı Yasa’nın 9. maddesine
göre 13.9.2001 gün TKB 147 no’lu onayla soruşturma izni istendiği, verilmemesi nedeniyle
muhakeme şartı gerçekleşmediğinden bu konu hakkında açılan kamu davasının CMUK’nın
253. maddesinin beşinci fıkrasına göre düşürülmesine karar verildiği, kararın belirtilen
sanıklar yönünden, Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 20.3.2003 günlü, E.2002/7647,
K.2003/1415 sayılı ilâmı ile onandığı görülmüştür.
Sanık Müdafiinin “düşme kararı”nın sanığa etki edeceği yolundaki savunmasına,
“Usul Sorunları” başlıklı bölümünün (B) alt bendinde açıklanan nedenlerle itibar
edilmemiştir.
bb-TEAŞ Genel Müdürlüğünün Uyarı Niteliğinde Olduğu İleri Sürülen
Yazıları
Yap-işlet-devret projesi niteliğinde olan ve 1994 yılında ALARKO – ALTEK
firmasının müracaatı üzerine yapımına başlanan Kırklareli Doğalgaz Çevirim Santrali’ne
ilişkin iddianın dayandığı TEAŞ Genel Müdürlüğünün yazıları şunlardır:
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
196
―22.9.1994 günlü, 565 sayılı yazı
Yazıda, “Halen BURSA doğal gaz santralinin TEK Yatırım Programında olması,
YİD modeli kapsamında bulunan TRAKYA ve UNIMAR doğal gaz santrallerinin de aynı
bölgede kurulacak olması nedeniyle teklif edilen bu üretim tesisine 2000 yılından önce
ihtiyaç duyulmadığını” belirtmiştir.
―25.11.1996 günlü, 1878 sayılı yazı
TEAŞ tarafından ETKB’ye yazılan yazıda santralin yapılabilir olduğu, ancak ısı
akış şemasının verilmediği, yakıt tüketimi ve yedek yakıt ile ilgili bilgiler bulunmadığından;
santralin çalışma süresi, üretim miktarı, yakıt tüketimi ve verimliliğinin hesaplanamadığı, ısı
tüketim miktarının yüksek verildiği, 16.1 MW olarak verilen buhar türbininin 17,5 MW
olarak hesaplandığı, saha şartları ve bu sahadaki santral performansına ilişkin bilgilerin
eksik olduğu, santral emisyonlarının ilgili mevzuat limitleri dâhilinde olması gerektiği
tespitleri yapılarak mevcut planlama çalışmaları sonuçlarına göre santralin 2000 yılında
işletmeye alınmasının gerektiği önerilmiştir.
―5.9.1997 günlü, 1393 sayılı yazı
ALARKO firması tarafından, Kırklareli ilinde kurulmak istenen 70 MW gücünde
doğal gaz santrali için hazırlanan fizibilite raporuna göre, TEAŞ planlama çalışmalarında
kullanılan ekonomik veriler ile karşılaştırıldığında 981 ABD Doları/kw birim yatırım
maliyetinin yüksek olduğu ayrıca %47.8 olan santral veriminin düşük olduğu, fizibilite
raporunda yer alan elektrik satış fiyatlarının yüksek olduğu, yatırım süresince yatırım
bedeline uygulanacak eskalasyon için ABD tüketici fiyat endeksleri artışının
uygulanmasının doğru olmadığı, TEAŞ tarafından gerçekleştirilen santral ihalelerinde
yatırım bedelinin sadece TL kısmına DİE endeksleri ile eskalasyon uygulandığı, yabancı
para kısmına eskalasyon uygulanmadığı belirtilmiş ve bildirilen eskalasyon uygulamasının
zaten yüksek olan yatırım tutarını daha da artıracağı bildirilerek bu hususların dikkate
alınması istenilmiştir.
―25.12.1997 günlü, 2080 sayılı yazı
Yazıda, Kırklareli Doğalgaz Santrali için TEAŞ’ın daha önceki görüşlerinde bir
değişiklik olmadığı belirtilerek firma tarafından gönderilen alternatif teklifler arasında
kurulu güç değerleri farklı olduğu halde her iki alternatifte de yıllık üretim miktarının aynı
olması uyumsuzluğu ve bazı teknik bilgilerde eksiklikler olduğu vurgulanmıştır.
―7.5.1999 günlü, 966 sayılı yazı
Yazıda, Bulgaristan ile yapılmış bulunan ithalat anlaşması sonucu, 2006 yılına
kadar bölgede kapasite fazlalığı oluşacağı, fazla kapasitenin Trakya Bölgesinden
Anadolu’ya aktarılması için Boğaz atlama hat kapasitesinin yeterli olmadığı, Kırklareli
Santrali bağlantı noktasının değiştirilmesi gerektiği belirtilerek, bölgede mevcut ve inşaatı
devam edenler dışındaki tüm YİD ve otoprodüktör projelerinin durdurulması, Silivri (500
MW) ve Kırklareli (73 MW) doğal gaz santrallerinin Bulgaristan’dan ithalat anlaşmasının
bitimi olan 2008 yılı sonuna kadar ertelenmesi önerilmiştir.
―21.8.2000 günlü, 991 sayılı yazı
Yazıda, TEAŞ tarafından, yapılmakta olan orta dönem üretim-tüketim denge
çalışmaları tamamlanmadığı için santralin planlama kapsamında olup olmadığı ve işletmeye
giriş tarihinin belirsizliği ile Bulgaristan’dan alınacak enerjinin son durumunun proje
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
197
üzerindeki etkisine rağmen ETKB tarafından projenin sonuçlandırılması talimatının
verilmesi üzerine ESA onayının TEAŞ yönetim kuruluna sunulduğu belirtilmiştir.
d- Kabul ve Varılan Sonuç
Mustafa Cumhur Ersümer 30.6.1997 ilâ 11.1.1999 tarihleri arasında 55. Hükümet
döneminde, 28.5.1999 ilâ 27.4.2001 tarihleri arasında 57. Hükümet döneminde Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanı olarak görev yapmıştır.
Kırklareli Doğalgaz Çevirim Santralinin 1994 yılında Alarko Altek firmasının
başvurusu üzerine yap işlet devret modeline göre yapım süreci başlamıştır. YİD mevzuatına
uygun olarak başlatılmış ve devam etmekte olan projenin işlemlerini “idarede devamlılık ve
istikrar ilkesi” gereğince, mevzuatına uygun olarak devam ettirmek bakanın asli
görevlerindendir.
3096 sayılı Türkiye Elektrik Kurumu Dışındaki Kuruluşların Elektrik Üretimi,
İletimi, Dağıtımı ve Ticareti ile Görevlendirilmesi Hakkında Kanun’un 4. maddesinin
birinci fıkrasındaki “Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatının,
olumlu görüşünü almak suretiyle sadece elektrik üretmek amacı ile kurulacak sermaye
şirketlerine, elektrik üretimi yapacak tesisi kurma ve tesisi işletme müsaadesi verebilir” ve
85/9799 sayılı Türkiye Elektrik Üretim İletim Anonim Şirketi ve Türkiye Elektrik Dağıtım
Anonim Şirketi Dışındaki Kuruluşlara Elektrik Enerjisi Üretim Tesisi Kurma ve İşletme
İzni Verilmesi Esaslarını Belirleyen Yönetmelik’in 5. maddesinde “Bakanlık, ön rapor
konusunda ilgili kuruluşların görüşlerini alır” denilmektedir.
Bu hüküm gereğince alınan TEAŞ Genel Müdürlüğünün görüş yazılarından, 5.9.1997
günlü, 1393 sayılı ve 21.8.2000 günlü, 991 sayılı yazılar dışındakilerin sanığın bakanlık
yaptığı dönemin öncesine ilişkin olduğu görülmüştür. Ayrıca, TEAŞ Genel Müdürlüğünün
25.11.1996 tarihli yazısından Kırklareli Doğalgaz Santral projesinin yapılabilir bir proje
olarak kabul edildiği de açıktır.
BOTAŞ Genel Müdürlüğünün 17.9.1999 günlü, 21621 sayılı yazılarından BOTAŞ ile
ALARKO firması arasında doğalgaz satış sözleşmesinin paraflandığı ve 15.9.1999 tarihinde
de onaylandığı görülmüştür.
Devlet Planlama Teşkilatının 16.03.2005 günlü, 1170 sayılı yazısı ekinde yer alan
04.06.1998 günlü, 2348 sayılı yazısı ile anılan projeye uygun görüş verildiği ve Danıştay’ın
sözleşme değişikliği taslağını ve Ek Protokolü onayladığı, 17.3.1999 günlü, 99/12631 sayılı
Bakanlar Kurulu Kararıyla TEAŞ ile aralarında Kırklareli Doğalgaz Santralinin de
bulunduğu bir grup YİD kapsamındaki proje için elektrik satış anlaşması (ESA)
imzalanması kararı alındığı anlaşılmıştır.
Başbakan Bülent Ecevit’in talimatı üzerine, Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan
başkanlığında, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Müsteşarı, DPT Müsteşarı ile Hazine
Müsteşarının toplantıları sonucunda, doğal gaz kullanımı ve arz-talep durumu
değerlendirilerek imzalanan 27 Mayıs 2000 tarihli Mutabakat Belgesinde Kırklareli
Doğalgaz Santralinin, devam edileceği kararlaştırılan 29 adet YİD projesi içinde yer aldığı
da görülmüştür.
Öte yandan projenin yapımında fiili engel olarak gösterilen Türkiye ve Bulgaristan
arasındaki “Enerji ve Altyapı Projelerinde İşbirliği Anlaşması ve Protokolü”nün 4.11.1998
tarihinde; TEAŞ’ın 07.05.1999 günlü, 966 sayılı yazısının da Danıştay onayına bağlı olarak
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
198
Sözleşme ve Ek Protokolün imzalanmasından sonra olduğu anlaşıldığından tek yanlı olarak
Kırklareli Doğalgaz Santrali sözleşmesinin sona erdirilmesinin de sorumluluk doğuracağı
kuşkusuzdur.
Kaldı ki, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun 1.11.2005 günlü, 873 sayılı
yazısında, ALTEK ALARKO Elektrik Santralleri Tesis, İşletme ve Ticaret AŞ’ye Kırklareli
Doğalgaz Çevirim Santrali için Enerji Piyasası Düzenleme Kurumundan “lisans” verildiği,
şirketin Bakanlık ile imzalamış olduğu YİD kapsamındaki sözleşmesinden feragat ettiği,
7.7.2005 tarihinden itibaren 6.6.2023 tarihine kadar geçerli üretim lisansı verildiği, tesisin
geçici kabul aşamasında olduğu, işletmeye geçildiğinde ürettiği elektriği serbest piyasada
satacağı belirtilmiştir.
Konuyla ilgili delillerin değerlendirilmesinden;
TEAŞ’ın 25.11.1998 tarihli yazısı ile Kırklareli DGS projesinin yapılabilir bir proje
olduğunu kabul ettiği, Danıştay’ın Kırklareli DGS sözleşme değişikliği taslağını tarife ve
fiyat dâhil tüm unsurlarıyla inceleyerek onayladığı, Türkiye ve Bulgaristan arasındaki
“Enerji ve Altyapı Projelerinde İşbirliği Anlaşması ve Protokolü”nün 16.07.1998 tarihinde,
imtiyaz sözleşmesinin 4.11.1998 tarihinde imzalanmasından sonra yürürlüğe girdiği,
17.3.1999 günlü, 99/12631 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile TEAŞ ile aralarında Kırklareli
Doğalgaz Santralinin de bulunduğu bir grup YİD kapsamındaki proje için ESA imzalanması
kararı alındığı, DPT’nin projeye olumlu görüş verdiği, şirketin imtiyaz sözleşmesinden ve
alım garantisinden feragat ettiği, ürettiği elektriği serbest piyasada satmasının
kararlaştırıldığı, eylemden kamu zararı doğmadığı, kişilere haksız bir kazanç sağlanmadığı
gibi mağduriyetin de söz konusu olmadığı anlaşıldığından sanık hakkında beraat karar
vermek gerekmiştir.
2- İhtiyaç yokken yüksek tarife ile bağıtlanan sözleşmeleri gerçekleştirerek
elektrik santralleri için “al ya da öde” şartlı gaz alım bağlantıları yapılması ve
planlama ile ilgili Anayasal kurumların bilimsel verilerle ortaya koydukları önerilerin
dikkate alınmamasına ilişkin Mustafa Cumhur ERSÜMER, bu projeleri devam
ettirmek suretiyle de atıl kapasite yaratıp kamu zararına yol açılmasına ilişkin Zeki
ÇAKAN hakkındaki iddialar
a- İddia
(9/4,7) Numaralı Meclis Soruşturma Komisyonu Raporunun “sonuç” bölümünde
şöyle denilmiştir:
“Enerji sektöründe bugün yaşanan sorunlar, çok büyük oranda ETKB’nın ve
Bakanlarının, kanuni görevlerinin aksine, plansız ve hesapsız hareket etmesinden
kaynaklanmıştır. Bu plansız ve hesapsız hareket ve anlaşmalar nedeniyle bugün elektrik
sektöründe tarifesi bağıtlanmış, alım ve ödeme garantili ve Hazine garantisi ile destekli
anlaşmalarla aşırı bir özel proje kapasitesi yaratılmış bulunmaktadır. Yapılan anlaşmalar
ve tanınan garantiler nedeniyle üretimi durdurulamayan bu gereksiz projeler nedeniyle,
daha düşük maliyetli kamu termik santralleri durdurulmak, TKİ’ye ait linyit maden
işletmeleri düşük kapasitelerde çalıştırılmak ve hidrolik projeler yavaşlatılmak durumunda
kalınmıştır.
İhtiyacın çok üzerinde miktarlarda, al ya da öde anlaşmalarıyla bağıtlanan doğal
gaz ithal anlaşmaları nedeniyle, tüketimi mümkün olmayan bir aşırı doğal gaz arzı ortaya
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
199
çıkmıştır. Alım garantilerinde yapılan indirimlere rağmen tüketilmesi mümkün olmayan
alım garantili doğal gaz için “al-ya da-öde” yükümlülükleri ilk defa 2001 yılında gündeme
girmiştir, önümüzdeki yıllarda da devam etmesi kaçınılmaz görünmektedir.
25.7.1995 tarih ve 22354 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak uygulamaya
giren VII. Beş Yıllık Kalkınma Planında enerji sektöründe 2000 yılı için öngörülen hedef ve
tahminler şöyle verilmektedir:
Elektrik tüketimi : 122.000 GWh (milyon kWh)
Elektrik santralleri kurulu gücü : 27.930 MW
Santraller üretim kapasitesi : 137.700 GWh (milyon kWh)
Toplam doğal gaz tüketimi : 12.860 milyon m3
Santraller doğal gaz tüketimi : 6.800 milyon m3
5.7.2000 tarih ve 24100 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak uygulamaya
giren VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planında ise 2005 yılı için öngörülen hedef ve tahminler
şöyle verilmektedir:
Elektrik tüketimi : 195.100 GWh (milyon kWh)
Elektrik santralleri kurulu gücü : 42.783 MW
Santraller üretim kapasitesi : 233.716 GWh (milyon kWh)
Toplam doğal gaz tüketimi : 32.000 milyon m3
Santraller doğal gaz tüketimi : 16.100 milyon m3
Bakanlık, Yap-İşlet ve Yap-İşlet-Devret modelleri çerçevesinde, Kalkınma
Planlarında ve yıllık programlarda hedef alınan elektrik üretim kapasitesinin çok üzerinde
kapasite oluşturacak şekilde özel şirketlerle projeler geliştirmiş, DPT görüşüne
başvurmadan önce teminatlar almış, sözleşmeler imzalamış ve birçok projede geri
dönülmesi zor ileri aşamalara geçmiştir. Bu projelerin, aşırı yüksek tarifeleri ve yarattığı
aşırı atıl kapasite nedeniyle DPT tarafından onaylanmaması sonucu ortaya gerçekleşmesi
mümkün olmayan büyük bir proje paketi çıkmıştır.
Diğer yandan Bakanlık, bu proje paketini baz alarak, Kalkınma Planlarında
öngörülen doğal gaz tüketiminin üzerinde projeksiyonlarla doğal gaz bağlantıları
gerçekleştirmeye yönelmiştir.
ETKB’nın plansız ve hesapsız hareketleri özellikle 1997 yılı ve sonrasında
yoğunlaşmaktadır. 1997 yılı sonunda, ülkenin yaklaşık 5 yıllık toplam ihtiyacını
karşılayabilecek kapasitede (5830 MW kurulu güce ve 43,5 milyar kWh üretim kapasitesine
sahip) beş Yap-İşlet projesi, 8 ay gibi kısa bir sürede (Ekim 2002-Kasım 2003 arası)
işletmeye girecek şekilde karara ve 1998 yılında sözleşmeye bağlanmıştır.
Bu projelere ek olarak, daha önce DPT onayı verilen yaklaşık 8000 MW güce ve 35
milyar kWh üretim kapasitesine sahip 70 adet YİD projesinin sadece 15 adedinde gelişme
olmuş iken, toplam 12000 MW güce, yaklaşık 70 milyar kWh üretim kapasitesine sahip 120
adet yeni YİD projesinin daha, kısa bir dönem içinde işletmeye girmek üzere
gerçekleştirilmesi için DPT’ye ısrarlı müracaatlarda bulunulmuştur.
ETKB tarafından yapılan talep projeksiyonlarında, 2005 yılı için en fazla 199 milyar
kWh’lik bir talep öngörülmesine rağmen, ETKB’nca ısrarla gerçekleştirilmeye çalışılan
santral projelerinin 2005 yılında, yedekli ihtiyacın 70–80 milyar kWh üzerinde olmak üzere
toplam 306 milyar kWh düzeyinde bir kapasite yarattığı DPT’ce tespit edilmiştir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
200
Bu aşırı kapasite oluşumu ve ortaya çıkacak ciddi sorunlar konusunda ETKB, TEAŞ
ve DPT tarafından defalarca sözlü ve yazılı şekilde uyarılmış ve üst düzey toplantılarda bu
atıl kapasitenin ortaya çıkaracağı zararlar ortaya konmuş, bu zararların engellenmesi
konusunda üst düzey kararlar alınmış olunmasına rağmen ETKB’nca gerekenler
yapılmamıştır.
Bu uyarı ve kararların tersine Bakanlıkça atıl kapasite oluşumunu artıracak şekilde,
Yap-İşlet-Devret Modeli çerçevesinde çok sayıda projenin gerçekleştirilmesi amacıyla,
3096 sayılı Kanun gereği DPT onayı alınmak üzere yapılan müracaatlar, Mayıs 1998 ile
Mayıs 2001 tarihleri arasındaki üç yıllık dönemde, ısrarlı bir şekilde sürdürülmüştür.
Bazı projeler üzerinde, aşırı yüksek tarifelerine karşın, özellikle ısrar edildiği
görülmektedir. DPT’nin, aşırı kapasite oluşumu ve yüksek tarifeleri nedeniyle, toplam
12000 MW kurulu güce ulaşan 120 civarındaki yeni YİD müracaatının onaylanmaması,
ülkeyi ve sektörü önemli bir ek yükten ve maliyet artışlarından kurtarmıştır. Buna rağmen
gerçekleştirilen az sayıda YİD ve 5 yap-işlet projesinin işletmeye girişiyle 1998 yılında 3,7
cent/kWh olan santraller ortalama elektrik maliyeti, 2003 yılında 5,5 cent/kWh’e ulaşmıştır.
Bu tarife ve atıl kapasite oluşumu ve ortaya çıkacak kamu zararları konusunda DPT
yıllarca öncesinden uyarılarda bulunmuş ve gerekli önlemler alınmadığı için bu uyarılar
maalesef gerçeğe dönüşmüş bulunmaktadır. Elektrik maliyetlerindeki bu artış, sanayi
üretim maliyetlerini ve ihracatçının rekabet gücünü olumsuz şekilde etkilemiştir. Bu açık
olumsuz etkinin ekonomiye verdiği zararları rakamsal olarak tespit edebilmek çok güçtür.
ETKB, 1999 ve 2000 yıllarında, bir taraftan elektrik sektöründe rekabete dayalı bir
serbest piyasaya geçiş için kanun hazırlıkları yaparken, diğer yandan bu yapılanmayı
neredeyse sabote etmek üzere uzun dönemli, tarife ve alım garantili proje (Yİ, YİD ve İHD)
uygulamalarını yaygınlaştırma amacıyla çalışma ve girişimlerini artırarak sürdürmüştür.
1997 yılı ve sonrası, Bakanlık kontrol ve sorumluluğunda yürütülen otoprodüktör
uygulaması, normal amaç ve işlevi dışına çıkarılarak serbest sanayici santralleri haline
dönüştürülmüş, çok sayıda otoprodüktör santral yapımına onay verilmiştir.
DPT’nin onay vermemesi nedeniyle gerçekleştirilemeyen 120 civarındaki projeye
karşılık, DPT kontrolü ve onayı dışında anlaşmaya bağlanan 5 Yap-İşlet projesi ile çok
sayıda otoprodüktör santralin 1998–2003 döneminde işletmeye girmesiyle, 2003 yılında Yİ
projeleri üretimi 31, otoprodüktör santraller üretimi 23 milyar kWh’e yükselmiştir.
Alım ve ödeme anlaşmaları ve garantileri nedeniyle, yüksek maliyetlerine rağmen
üretimden çekilemeyen Yİ ve YİD projeleri ile sanayide kaynağında enerji sağlayan
otoprodüktör santraller nedeniyle, 1997–2000 döneminde ortalama 93 milyar kWh üretim
yapan kamu santrallerinin üretimi, artan talebe karşılık, 2001–2003 döneminde kademeli
olarak kısılarak 2003 yılında 63 milyar kWh’e düşürülmüştür. Kamu santralleri günümüzde
üretim imkânlarının yaklaşık 40 milyar kWh altında üretim gerçekleştirmektedir. EÜAŞ
kaynaklı kamu zararı milyarlarca dolarla ifade edilmektedir. TKİ linyit işletmeleri, çok
düşük kapasitelerle çalışan linyit santralleri nedeniyle, büyük işletme zararları ile yaşama
mücadelesi vermektedir.
Elektrik üretim sisteminde önemli bir atıl kapasite yaratan, uzun vadeli, alım ve tarife
garantili özel Yap-İşlet ve Yap-İşlet-Devret projeleri nedeniyle, rekabete dayalı bir serbest
piyasaya geçiş mümkün olamamaktadır. Garantili santral projeleri nedeniyle rekabet
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
201
imkânı bulamayan yeni girişimcilerin yeni yatırım yapma imkanı kısıtlanmıştır. Serbest
piyasaya dönüşüm zorunlu olarak gecikmektedir.
3096 sayılı Kanun gereği, özel proje uygulamasında ön şart olan DPT olumlu görüşü
alınmadan, projeler ciddiyet ve hayatiyet kazanmadan, bu hayali projelerin doğal gaz
ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla BOTAŞ’a doğal gaz temini talimatı verilmiştir. Bu
hayali projelere gaz temini için yapılan aşırı yüksek, al ya da öde anlaşmalı, alım garantili
doğal gaz ithal bağlantıları nedeniyle, bugün ihtiyacın çok üzerinde bir gaz arzı ortaya
çıkmış bulunmaktadır. Enerji arzında doğal gaza aşırı bir yüklenme olmuş, doğal gaz
alımları içinde tek bir kaynağa aşırı bir oranda bağlantı yapılmış, arz sistemi riske
sokulmuştur.
Günümüzde tüketilmeden bedelini ödemek zorunda kalmamak için, anlaşmaya
bağlanan gazın tüketilebilmesi bu amaçla gaz kullanımının yaygınlaştırılması için
çalışılmakta, bu doğrultuda ekonomik olup olmadığına bakılmaksızın gaz boru hattı
yatırımları gerçekleştirilmekte, çok sayıda kent merkezine doğal gaz ulaştırılmaya
çalışılmaktadır.
İhtiyacın çok üzerindeki, alım ve tarife garantili doğal gaz anlaşmaları, doğal gaz
sektöründe serbest piyasaya dönüşüm konusunda en büyük engel haline gelmiş
bulunmaktadır.
Sonuç olarak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanları Cumhur Ersümer ve Zeki Çakan
zamanında takip edilen, bilime, tekniğe ve Kalkınma Planlarına aykırı, plansız ve hesapsız
uygulamalar, ülkeyi atıl santral ve doğal gaz anlaşmaları ile milyarlarca dolar
mertebesinde büyük kamu zararlarına uğratmanın yanı sıra, elektrik ve doğal gaz
sektörlerinde AB mevzuatına uyum doğrultusunda amaçlanan serbest piyasa sistemine
dönüşüm önünde ciddi darboğazlar yaratmış bulunmaktadır.
Bu plansız ve hesapsız yapılan elektrik santral ve doğal gaz ithal anlaşmaları
nedeniyle ortaya çıkan kamu zararları, DDK, Hazine, DPT, Sayıştay ve EMO’ca kaleme
alınan yazı ve raporlarda, milyar dolarlar mertebesinde rakamlarla ifade edilmektedir.
YİD modeli çerçevesinde, DPT onayı olmamasına rağmen anlaşması yapılan,
teminatlar alınan, önemli miktarda masrafa sokulan özel şirketler, Bakanlığın yanlış
uygulamaları nedeniyle tazminat talebiyle mahkemeye (ve tahkime) başvurmaktadırlar.
Ülke önüne yeni faturaların gelmesi de kaçınılmaz görülmektedir.
Enerji arzında doğal gaza aşırı bir yönelim olmuş, doğal gaz temininde tek bir
kaynağa (Rusya’ya) hiçbir ülkede benzeri görülmeyen %65 gibi çok yüksek bir oranda
bağımlılık tesis edilmiştir. Ülke pahalı Rus gazına bağımlı ve mahkûm kılınırken, ulusal
çıkarlar göz ardı edilmiş, diğer Türk devletleri ile ortak ve ekonomik güç oluşturma
politikalarına aykırı şekilde anlaşmalar gerçekleştirilmiş, bu devletlerin ekonomik
bağımsızlıklarına katkı vermek yerine engel olunmuştur.
Adı geçen Bakanlar, ülkeye hizmet bir yana, plansız, hesapsız ve sorumsuz
uygulamalarıyla ülkeye çok büyük zararlar vermiş bulunmaktadır. Özellikle Sayın
M.Cumhur Ersümer’in ve üst düzey bürokratlarının, her türlü sayısız uyarıya karşılık, çok
sayıda santral projesi ve doğal gaz alım anlaşması üzerindeki ısrarlı tutumları, aşırı yüksek
maliyetlerle anlaşmalar gerçekleştirilmesi, bu anlaşmalarda kamu yararına hareket
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
202
edilmemesi, özel proje takipleri, her türlü iyi niyetin ötesinde, kasıt, art niyet ve amaçlar
taşımaktadır.
İhtiyaç yokken bahsi geçen bu projeler yoluyla yüksek tarife ile bağıtlanan
Sözleşmeleri gerçekleştiren, adı geçen bu santrallar için “al ya da öde” şartlı gaz alım
bağlantıları yaparak ve planlama ile ilgili Anayasal Kurumların bilimsel verilerle ortaya
koydukları önerileri hiçbir surette dikkate almayan dönemin Bakanı M. Cumhur
ERSÜMER’in ve ayrıca bu projeleri devam ettirerek gereğinden fazla otoprodüktör
santraline izin verip atıl kapasite oluşmasına ve bu yolla kamu zararı doğmasına yol açan
dönemin bakanı Zeki ÇAKAN’ın; gerekçeleri ile ortaya konulup temadi eden hatalı
uygulamalarla gelişen ve Devletin yüklenmek zorunda kaldığı mevcut ve ileride doğacak
kaçınılmaz kamu zararları karşısında Bakanlığın en üst konumunda bulunmaları sebebiyle
sonuçları göze alıp görevinin mutlak surette gerektirdiği faaliyetleri yapmamak şeklinde
tezahür eden fiilleri uyarınca; neticede ortaya konulan usulsüzlüklere rıza gösterip onay
vererek Devlet alım satımına ve yapımına bu yolla fesat karıştırarak satıcı firmalar lehine
haksız çıkar (menfaat) sağlanmasından dolayı TCK’nın 205 inci maddesi kapsamında
durumlarının Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesince değerlendirilmesinin uygun
olacağı sonucuna varılmıştır.”
Buna göre, ihtiyaç yokken yüksek tarife ile bağıtlanan sözleşmeleri gerçekleştirerek,
elektrik santralleri için “al ya da öde” şartlı gaz alım bağlantıları yaptığı ve planlama ile
ilgili Anayasal kurumların bilimsel verilerle ortaya koydukları önerileri dikkate almadığı
iddiasıyla Mustafa Cumhur ERSÜMER’in, bu projeleri devam ettirerek gereğinden fazla
otoprodüktör santraline izin verip atıl kapasite oluşmasına ve bu yolla kamu zararı
doğmasına yol açtığı iddiasıyla Zeki ÇAKAN’ın 765 sayılı TCK’nin 205. maddesi
gereğince ayrı ayrı cezalandırılmalarının istenildiği anlaşılmıştır.
Atıl kapasite oluşmasına ve bu yolla kamu zararı doğmasına yol açan iddia özetle
aşağıda belirtilen üç ana olguya dayanmaktadır:
İhtiyaç yokken yüksek tarife ile bağıtlanan sözleşmeleri gerçekleştirerek, elektrik
santralleri için “al ya da öde” şartlı gaz alım bağlantıları yapmak,
Planlama ile ilgili Anayasal kurumların bilimsel verilerle ortaya koydukları
önerileri dikkate almamak,
Bu projeleri devam ettirerek gereğinden fazla otoprodüktör santraline izin vermek.
b- Sanıklara Yöneltilen Suçlamalarla ilgili Değerlendirme
aa- İddiaya İlişkin Yazılı Deliller
▬ETKB’nin 3.4.2006 günlü, 1025 sayılı yazısı
Yazı ekindeki tablolardan, sanık Mustafa Cumhur Ersümer’in bakanlıkları
döneminde fizibiliteleri alınan ancak DPT görüşleri alınmayıp sözleşmeleri imzalanmayan
ve iptal edilen 32 adet rüzgâr enerji santrali, 43 adet hidroelektrik santrali, 13 adet termik
santrali projeleri olduğu anlaşılmıştır.
▬ETKB’nin 20.1.2006 günlü, 162 sayılı yazısı
Yazı ve ekindeki tablolardan sanık Mustafa Cumhur Ersümer’in bakanlıkları
döneminde Yİ projesi şeklinde 5 adet santral sözleşmesinin imzalandığı, YİD projesi
şeklinde imtiyaz sözleşmesi imzalanan doğalgaz santralleri olarak Kırklareli, Yalova,
Karadeniz Ereğlisi ve Eskişehir doğalgaz santrallerinin imtiyaz sözleşmelerinin de Mustafa
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
203
Cumhur Ersümer döneminde imzalandığı ancak bu santrallerin sözleşmelerinin karşılıklı
anlaşmayla feshedilmesi ya da firmanın yatırım faaliyetinde bulunmaması nedenleriyle
enerji üretimi ve doğalgaz tüketiminin bulunmadığı, aynı dönemde İHD kapsamında
sözleşmesi imzalanmış, doğalgaz tüketen çevirim santralinin de olmadığı bildirilmiştir.
Söz konusu yazılar ve eklerinden sanık Mustafa Cumhur ERSÜMER’in bakanlıkları
döneminde imzalanan YİD ve Yİ santralleri ile kurulu güçleri belirten tablo şöyledir:
SANTRALİN ADI KURULU GÜCÜ (MW)
Çal HES 2.20 MW
Dinar HES 3 MW
Alaçatı RES 7.20 MW
Bozcaada RES 10.20 MW
SANTRALİN ADI KURULU GÜCÜ (MW)
Gebze DGS 1.540,0 MW
Adapazarı DGS 770,0 MW
İzmir DGS 1.520,0 MW
Ankara DGS 770,0 MW
İskenderun İ.K.S 1.210,0 MW
Yukarıda belirtilen Yİ projeleri, sanığın bakanlığından önceki dönemde, 29.8.1996
günlü Resmî Gazetede ilân edilerek başlamıştır. Sanık Mustafa Cumhur ERSÜMER,
24.10.1997 tarihinde söz konusu projelere ruhsat ve izin oluru, 23.2.1998 tarihinde de tesis
kurma, işletme izin oluru vermiştir.
4283 sayılı Yap-İşlet Modeli İle Elektrik Enerjisi Üretim Tesislerinin Kurulması ve
İşletilmesi ile Enerji Satışının Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 3. maddesine göre, yap-
işlet modelinin ihalesinde yetki ve sorumluluk tüzel kişiliği haiz, hak ve fiil ehliyeti tam
TEAŞ’ındır. 29.8.1997 günlü Resmi Gazetede yayımlanan 97/9853 sayılı Yap İşlet Modeli
ile Elektirik Enerjisi Üretim Tesislerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışının
Düzenlenmesi Hakkında Yönetmeliğin 4. maddesindeki “Bu Yönetmeliğin uygulanmasında
; … b. Uzun Dönem Üretim Sistemi Gelişim Planı’nda yer alan santrallardan hangisinin
Yap-İşlet modeli ile gerçekleştirileceği Bakanlık tarafından, enerji alım garantisi miktarı ise
TEAŞ tarafından belirlenir. İhaleye çıkılmadan önce; kalkınma planları ile enerji plan ve
politikalarına uygunluk açısından Devlet Planlama Teşkilatının, TEAŞ ödemelerine
verilecek olan Hazine garantileri açısından ise Hazine Müsteşarlığının görüşü alınır”.
hükmü uyarınca yıllık enerji alım garantisi verilen miktarı belirleme yetki ve görevi de
TEAŞ’a aittir.
▬BOTAŞ Genel Müdürlüğünün 14.12.2005 günlü, (sayısız) yazısı
Sanık M. Cumhur Ersümer’in bakanlığı döneminde 3096 sayılı Yasa hükümlerine
göre dört adet doğalgaz yakıtlı termik santral projesi için uygulama sözleşmesi imzalandığı,
YAP-İŞLET DEVRET SANTRALLERİ
YAP-İŞLET SANTRALLERİ
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
204
ancak hiç biri için doğalgaz tüketimi olmadığı belirtilerek yazı ekinde imtiyaz sözleşmesi
imzalanmış projeleri belirten tablo gönderilmiştir.
▬27 Mayıs 2000 Tarihli “Mutabakat Belgesi”
DPT’nin 5.12.2005 günlü, 5691 sayılı yazı ekinde mutabakat belgesi gönderilmiştir.
Buna göre, Başbakan Bülent Ecevit’in talimatı üzerine, Başbakan Yardımcısı Hüsamettin
Özkan başkanlığında, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Müsteşarı, DPT Müsteşarı ile
Hazine Müsteşarının toplantıları sonucunda, doğal gaz kullanımı ve arz-talep durumu
değerlendirilerek 27 Mayıs 2000 tarihli “Mutabakat Belgesi” imzalanmıştır. Bu belge
şöyledir:
“Enerji konusundaki gelişmeler ve sorunlar Başbakan Yardımcısı Sn. Hüsamettin
ÖZKAN’ın başkanlığında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı
Müsteşarlığı ve Hazine Müsteşarlığının katılımı ile yapılmış ve toplantıdan aşağıdaki
hususlar gündeme gelmiş ve kararlar alınmıştır.
1- Ülkemizin 2000 – 2002 döneminde enerji açığı yaşayacağı ve bu açığı azaltmak
için gerekli tedbirlerin acilen alınması gerektiği,
2- 2003 – 2004 döneminde yedekli sistem ihtiyacının üzerinde bir kapasite
fazlalığının da, projelerin devreye giriş tarihlerinde ayarlama yapmak suretiyle giderilmesi
gerektiği,
3- Bu çerçevede DPT tarafından uygun görülmüş olan Yap - İşlet - Devlet
projelerinden 2000 – 2002 döneminde işletmeye girebilecek olanların, bu hususta gerekli
teminatlar ve taahhütler alınmak ve anlaşmalara dercedilmek suretiyle, garantili sistem
içerisinde yürütülmesi (Bu projelerin sayısı ve listesi ekli tabloda takdim edilmiştir).
4- DPT tarafından uygun görüş verilmesi düşünülen projelerden 2000 – 2002
döneminde işletmeye girebilecek olanların bu hususta gerekli teminatlar ve taahhütler
alınmak suretiyle, garantili sistem içinde yürütülmesi,
5- Hazine garantisi verilmiş olan Yap - İşlet projelerinden bir kısmının Haziran
2002 tarihinden itibaren işletmeye alınabileceği şekilde gerekli girişimlerde bulunulması,
6- Hazine garantisi verilmiş olan Yap - İşlet projelerinden 2003 – 2004 döneminde
devreye girmesi öngörülenlerin, bu yıllardaki kapasite fazlalığını giderecek şekilde
işletmeye giriş tarihlerinin ayarlanması için çaba gösterilmesi,
7- Bu dönemde işletmeye girmesi öngörülen projeler için bütün bürokratik sürecin
azami ölçüde hızlandırılması,
8- Yeniden yapılanmaya yönelik çalışmalarda önümüzdeki geçiş dönemi ve
sonrasında ülkemizin elektrik ihtiyacının güvenli bir şekilde karşılanabilmesini sağlayacak
tedbirlere yer verilmesi ve bu hususta kuruluşlar arasında gerekli koordinasyonun
sağlanması,
9- Diğer projelerin (DPT’de görüş bekleyen ve Bakanlıkta geliştirme aşamasında
bulunan) yeniden yapılanma çalışmaları çerçevesinde yeni sistem içinde değerlendirilmesi,
10- İşletme Hakkı Devrine konu üretim ve dağıtım projelerinde finansman temin ve
devir çalışmalarının 2000 yılı sonuna kadar tamamlanmaması halinde sözleşmelerinin iptal
edilmesi”.
Mutabakat Belgesini hazırlayanlara ve içeriğine baktığımızda Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanlığı için de bağlayıcı nitelikte planlamaya ilişkin belge olduğu
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
205
anlaşılmıştır. Nitekim Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığının 5.12.2005 günlü, 5691
sayılı yazısı ekinde gönderilen Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı Dış Ekonomik İlişkiler
Genel Müdürlüğünün 5.6.2000 günlü, 45594 sayılı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına
hitaben yazılan yazıdan Mutabakat Belgesinin gereğinin yapılmasının istendiği
anlaşılmıştır.
Mutabakat Belgesinin 6. maddesi gereğince, Gebze ve Adapazarı DGS Ekim 2002,
İzmir DGS Mart 2003, Ankara DGS Aralık 2003, İskenderun İKS Şubat 2004 tarihlerinde
sanık Mustafa Cumhur Ersümer’in görevde olmadığı dönemde açılmış ve üretime
başlamışlardır.
▬ TEİAŞ Genel Müdürlüğü’nün 7.7.2006 günlü, 1250/15259 sayılı Yazısı
Yazı ekinde gönderilen TEİAŞ’ın “2002 Yılı İşletme Faaliyetleri Raporu”na göre,
elektrik enerjisi durumu (milyon KWh) olarak aşağıdaki gibidir:
Yıllar TürkiyeÜretimi İthalat İhracat
Türkiye
Tüketimi
Tüketim
Artışı (%)
1990 57 543,0 175.5 906.8 56 811,7 8.0
1991 60 246,3 759.4 506.4 60 499,3 6.5
1992 67 342,2 188.8 314.2 67 216,8 11.1
1993 73 807,5 212.9 588.7 73 431,7 9.2
1994 78 321,7 31.4 570.1 77 783,0 5.9
1995 86 247,4 0.0 695.8 85 551,6 10.0
1996 94 861,6 270.1 343.1 94 788,6 10.8
1997 103 295,8 2 492.3 271.0 105 517,1 11.3
1998 111 022,4 3 298.5 298.2 114 022,7 8.1
1999 116 439,9 2 330.3 285.3 118 484,9 3.9
2000 124 926,0 3 791.3 437.3 128 280,0 8.3
2001 122 724,7 4 579.4 432.8 126 871,3 (-) 1.1
2002 129 243,0 3 543.6 425.4 132 361,2 4.5
Yukarıdaki tabloda 2001 yılında enerji talebinde azalma olduğu görülmüştür.
Yıllar Türkiye Üretimi Üretim Artışı Dış Alım TürkiyeTüketimi
Tüketim
Artışı
1998 111 022,4 7,5 3.298,5 114 022,7 8,1
1999 116 439,9 4,9 2.330,3 118 484,9 3,9
Yukarıdaki tablodaki verilerden, Mustafa Cumhur Ersümer’in bakan olarak göreve
başladığı yılda Türkiye’nin enerji talebindeki açığın dış alım yoluyla karşılandığı, ülkede
enerji arz fazlalığı değil, açığı olduğu anlaşılmıştır.
▬Türkiye’nin Doğalgaz Alım Anlaşmaları
Ülkemizde 1987 yılından itibaren doğalgaz kullanılmakta olup, ihtiyacı karşılamak
üzere yapılan anlaşmalar ve bu anlaşmalarla sağlanan doğalgaz miktarları şöyledir:
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
206
●Gazexport (Rusya Federasyonu) ile Yapılan Anlaşma
18 Eylül 1984 tarihinde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’nden doğalgaz
alımına ilişkin olarak hükümetler arası anlaşma imzalanmış ve bunu 14 Şubat 1986
tarihinde imzalanan ticari anlaşma izlemiştir. 25 yıl süreyle imzalanan bu anlaşma
çerçevesinde ilk teslimat 1987 yılında yapılmıştır. Plato döneminde (miktarın en yüksek
olduğu dönem) 6 milyar m3/yıl alım öngörülmüştür.
●Turusgaz ile Yapılan Anlaşma
10 Aralık 1996 tarihinde TURUSGAZ ile GAZPROM arasında Türkiye’ye
doğalgaz satımına ilişkin sözleşme imzalanmıştır. 18 Şubat 1998 tarihinde de TURUSGAZ
ile BOTAŞ arasında TURUSGAZ’ın Türkiye Bulgaristan sınırında teslim aldığı doğalgazın
aynı noktada teslim alınmasını içeren sözleşme imzalanmıştır. 31 Aralık 1998 tarihine kadar
geçerli olan bu sözleşmenin süresi aynı tarihi taşıyan ek mektubun imzalanmasıyla 2021
yılına uzatılmıştır. Plato döneminde 8 milyar m3/yıl alım öngörülmüştür.
●Mavi Akım
15 Aralık 1997 tarihinde Rusya Federasyonu’ndan Karadeniz geçişli doğalgaz
alımına ilişkin olarak hükümetler arası anlaşma ile ticari anlaşma imzalanmıştır. 25 yıl
süreli olarak imzalanan bu anlaşma gereğince ilk doğalgaz teslimatı 2003 yılında yapılmış
olup sözleşme süresi 2028 yılında sona erecektir. Plato döneminde 16 milyar m3/yıl alım
öngörülmüştür.
●Cezayir ile LNG Alım-Satım Anlaşması
14 Nisan 1988 tarihinde Cezayir ile LNG (sıvılaştırılmış doğalgaz) alımına ilişkin
20 yıl süreli sözleşme imzalanmıştır. Bu sözleşme kapsamında ilk doğalgaz teslimatı 1994
yılında yapılmıştır. Sözleşmenin süresi 2014 yılında sona erecektir. Plato döneminde 4
milyar m3/yıl alım öngörülmüştür.
●Nijerya ile LNG Alım-Satım Anlaşması
9 Kasım 1995 tarihinde Nijerya ile LNG alımına ilişkin 22 yıl süreli sözleşme
imzalanmıştır. Bu sözleşme kapsamında ilk doğalgaz teslimatı 1999 yılında yapılmıştır.
Sözleşmenin süresi 2021 yılında sona erecektir. Plato döneminde 1,2 milyar m3/yıl alım
öngörülmüştür.
●İran ile Doğal Gaz Alım-Satım Anlaşması
8 Ağustos 1996 tarihinde İran ile doğalgaz alımına ilişkin 25 yıl süreli sözleşme
imzalanmıştır. Bu sözleşme kapsamında ilk doğalgaz teslimatı 2001 yılında yapılmıştır.
Sözleşmenin süresi 2026 yılında sona erecektir. Plato döneminde 10 milyar m3/yıl alım
öngörülmüştür.
●Türkmenistan ile Doğal Gaz Alım-Satım Anlaşması
29 Ekim 1998 tarihinde Türkmenistan’dan doğalgaz alımına ilişkin olarak
hükümetler arası anlaşma imzalanmış ve bunu 21 Mayıs 1999 tarihinde imzalanan ticari
anlaşma izlemiştir. 30 yıl süreyle imzalanan bu anlaşma çerçevesinde Plato döneminde 16
milyar m3/yıl alım öngörülmüştür. Bu sözleşme kapsamında henüz doğalgaz alımı
yapılmamıştır.
●Azerbaycan ile Doğalgaz Alım-Satım Anlaşması
12 Mart 2001 tarihinde Azerbaycan’dan doğalgaz alımına ilişkin olarak hükümetler
arası anlaşma ve ticari anlaşma imzalanmıştır. 15 yıl süreyle imzalanan bu anlaşma
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
207
çerçevesinde Plato döneminde 6,6 milyar m3/yıl alım öngörülmüştür. Bu sözleşme
kapsamında henüz doğalgaz alımı yapılmamıştır.
▬Mustafa Cumhur ERSÜMER’in Bakanlığı Döneminde (30.6.1997–11.1.1999
ve 28.5.1999–27.4.2001) İmzalanan Doğalgaz Alım Anlaşmaları
Anlaşma ve Tarafları Anlaşmanın imza tarihi
TURUSGAZ ile Botaş arasında 18.2.1998
Mavi Akım Rusya ile Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti
15.12.1997
Türkmenistan ile Türkiye Cumhuriyeti
Hükümeti
29.10.1998
Azerbaycan (Socar) ile Botaş arasında 12.3.2001
▬BOTAŞ Genel Müdürlüğünün 14.7.2006 günlü, 641–04–017327 sayılı Yazısı
Yazı ekinde Batı hattından ek 8 milyar metre küp ve Mavi Akım Anlaşması
gereğince 16 milyar metreküplük gaz alımına dair gelişmeler belirtilmiş, ekinde gönderilen
07.09.1996 Protokol ekindeki “Türkiye Doğal Gaz Talebi (Elektrik)” tablosunda (D) grubu
“ETKB’nin önerdiği santrallar” başlığı altında yer alan 8 adet Yİ santralinin 2015 yılı
toplam tüketimleri 11 milyar m3/yıl ve toplam güçleri de 7700 MW olarak belirlenmiştir.
Buna göre, 13 yap-işlet projesinde yer alan doğalgaz santrallerine BOTAŞ’ın gaz
temin edeceği ve bu çerçevede Rao-Gazprom’la işbirliğine gidilmesi gerektiğinin önceden
kararlaştırıldığı anlaşılmıştır.
▬“Al ya da Öde” Yükümlülüğü ve BOTAŞ Genel Müdürlüğünün 3.3.2005
günlü Yazısı
Al ya da öde yükümlülüğü, satıcının ülkenin talep edilen doğalgazı üretip teslim
noktasına kadar taşımak amacıyla büyük çaplı yatırımlar yapacak olması ve ayrıca boru
hatlarının geçtiği ülkelerle de transit anlaşmaları yapmak ve taşınacak miktarlarla ilgili
garantiler vermek zorunda kalması nedeniyle uzun vadeli uluslararası doğalgaz
anlaşmalarında yer alan bir yükümlülüktür.
BOTAŞ tarafından imzalanmış olan doğalgaz alım anlaşmalarının hiç birinde, yıllık
anlaşma miktarlarının tamamını alma zorunluluğu bulunmamaktadır. Ancak, anlaşmaya
göre farklılık arzeden oranlarda yıllık asgari alım taahhüdü olarak belirlenen miktarın
alınması gerekmektedir. Bir yıl içerisinde gerçekleşen toplam doğalgaz alımının asgari alım
taahhüdünün altında kalması durumunda al ya da öde yükümlülüğü ortaya çıkmaktadır.
Türkiye’nin yapmış olduğu tüm doğalgaz anlaşmaları, “al ya da öde” (take or pay)
yöntemi ile yapılmıştır. İran gazı, Batı hattından alınanlar, LNG (sıkıştırılmış gaz), Nijerya,
Cezayir gazına ilişkin anlaşmalarda da aynı yöntem uygulanmıştır.
BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nün 3.3.2005 günlü yazısıyla 1997–2004 tarihleri
arasında al ya da öde yükümlülüğü çerçevesinde bir ödeme yapılmadığı bildirilmiştir.
▬Danıştay 2. Dairesinin 31.10.2002 günlü, E.2002/935, K.2002/3634 sayılı
Kararı
Kararda 1998–2002 yılları arasında, doğalgaz alımı ve elektrik üretimi tercihlerinde
yetkilerini kötüye kullanıp kamusal zarara neden olduğu gerekçesiyle Elektrik Üretim A.Ş.
Genel Müdürü Rüştü Erdem hakkında soruşturma izni verilmediği görülmüştür.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
208
▬ETKB Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığının
7.7.2005 günlü, 1035 sayılı yazısı
Yazı ekinde 21.5.2002 tarihli Zeki Çakan oluru ile onaylanan Uzun Vadeli Genel
Enerji Planlaması sonuçları gönderilerek, ekinde yer alan genel enerji sektörel talebini
belirten tablonun altında “Çalışmada DPT Müsteşarlığınca 8. Beş Yıllık kalkınma Planı için
belirlenen ekonomik ve sosyal veriler ile 2002 Yılı Program değerleri kullanılmıştır.
Yaşanan ekonomik krizin sonuçları üzerinde DPT Müsteşarlığınca çalışmalar
sürdürülmekte olup, sonuçlar resmen Bakanlığımıza iletildiğinde Genel Enerji planlaması
çalışmalarımız bu sonuçlara göre revize edilecektir.” denilmiştir.
▬TEİAŞ’ın 9.9.2005 günlü, 1759 sayılı yazısı
Yazıda, 2001 ve 2002 yıllarında kamu santrallerinde otoprodüktör santrallerinden
kaynaklanan atıl kapasite oluşmadığı bildirilmiştir.
▬ ETKB’nin 9.8.2005 günlü, 2649 sayılı yazısı
Yazıda, TETAŞ Genel Müdürlüğü tarafından otoprodüktör santrallerden Zeki
Çakan’ın Bakanlığı döneminde 5,09 milyon kwh elektrik enerjisi alımı yapıldığı, normalde
otoprodüktör santralleri sözleşmelerinde alım yükümlülüğünün bulunmadığı, ancak Ülke
elektrik sisteminin ihtiyacı halinde alım yapılabileceği hükmünün olduğu, elektrik arz
sıkıntısının yaşandığı söz konusu dönemde zorunluluk nedeniyle alım yapıldığı ifade
edilmiştir.
▬ETKB’nin 7.7.2005 günlü, 1035 sayılı yazısı
Yazıdan, sanık Zeki Çakan’ın 21.5.2002 tarihli oluru ile uzun vadeli genel enerji
plan çalışması sonuçlarını onayladığı ve plan içeriğinden DPT görüşlerinin dikkate alındığı
anlaşılmıştır.
bb- Tanık Anlatımları
Budak Dilli 16.3.2005 günlü oturumda, Türkiye’de elektrik enerjisi planlamasını
yapma görevinin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığına ait olduğunu, bu planlamanın,
DPT’nin verdiği makroekonomik büyüklüklere göre, Enerji Bakanlığında bulunan
bilgisayar programları ve yöntemleri dâhilinde, geleceğe ilişkin talep tahminleri olarak
yapıldığını, bütün dünyada kabul görmüş talep tahmin yöntemlerinin kullanıldığını, elektrik
tüketiminin gayri safi yurtiçi hâsılanın gelişimine bağlı olduğunu, gelişmekte olan ülkelerde
gayri safi yurtiçi hâsılanın gelişimine bağlı olarak ve onun üzerinde bir elektrik talep
tahmini gerçekleştiğini;
1990’lardan itibaren çeşitli talep tahminleri yapıldığını, bunların DPT’nin verdiği
gayri safî yurtiçi hâsıla hedeflerine göre yapıldığını, DPT’nin 10 yıl veya 20 yıl içerisinde
Türkiye’nin ne kadar büyüyeceğine ilişkin her yıl talep tahmini yaptığını, onların sektörel
dağılımını verdiğini; sanayide, tarımda, hizmetlerde nasıl büyüme olacağını tahmin ettiğini
ve buna göre kullanılan bilimsel yöntemlerle de elektrik enerjisi tahmini yaptığını, bu talep
tahminine dayanarak da, o zaman ki TEAŞ, şimdiki TEİAŞ’ın optimum arz planlaması
yaptığını;
Bu talep tahminlerinde zaman zaman sapmalar olduğunu; ancak, elektrik talep
tahminlerinde, hiçbir zaman, DPT ile Enerji Bakanlığı arasında bir ayrı görüş olmadığını,
sapmaların, bazen krizlerden, bazen büyümenin baştan tahmin edildiği gibi olmamasından
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
209
ileri geldiğini, 2001 yılına kadar Türkiye’de elektrik talep artışının son 30 yılda ortalama
yüzde 9 civarında olduğunu;
2001 yılının özel bir yıl olduğunu, 2001 yılında, Türkiye’de ilk defa ekonomik kriz
nedeniyle, her sene yüzde 8–9 oranında büyüyen elektrik talebinin, 2001 yılında yüzde 1,5
gerilediğini, 2000 yılında tüketilenden yüzde 1,5 daha az tüketildiğini ve 2001 krizinin
etkileri nedeniyle de, 2002’de yüzde 4, 2003’te yüzde 6, 2004’te yüzde 6 civarında
büyümenin olduğunu; Türkiye’nin, 2001 yılına kadar ortalama yüzde 8,5-9 oranında
elektrik talebi büyürken, 2001 yılından itibaren bu talep artışının düştüğünü, bunun
sonucunda, gerek 1997’de gerek 2000 yılında yapılan talep tahminlerine göre bugün
tükettiğimiz enerjinin o gün yapılan talep tahminlerine göre yaklaşık 30 milyar kilovat/saat
daha düşük olduğunu, büyümenin devam etmesi halinde, bugün 30 milyar kilovat/saat daha
fazla enerji tüketiliyor olunacağını;
Arz açısından, 1984 yılında 3096 sayılı Kanun çıkarıldığını, 1980’lerin sonuna
doğru ve 1990’ların başından itibaren de, Türkiye’de artan talebin karşılanması için enerji
tesislerinin hangi yöntemle yapılması gerektiği konusunda tartışmalar yapıldığını ve
Türkiye’de, devlet yatırımlarından ziyade, devlet bütçesinin kısıtlı olması gerekçesiyle, özel
sektörün katılımının özendirildiğini;
3096 sayılı Kanunun, TEK dışındaki kuruluşlara, özel sektör kuruluşlarına elektrik
üretim, iletim, dağıtım tesisi yapma yetkisini tanıdığını, 4283 sayılı Yasayla da yap-işlet
uygulamasının başladığını;
Elektrikte bir tesisin yapılması, planlaması, finansmanı ve yapım süresinin
ortalama olarak 4–5 yıl aldığını, büyük hidroliklerde bunun 6–7 yılı bulduğunu, gaz
santrallerinde daha kısa olduğunu, kömür santrallerinde da ortalama 4–5 yıl olduğunu, bu
nedenle de bir tesisin devreye girmesi için, 4–5 yıl öncesinden planlanması gerektiğini;
1993’lere kadar arz ile talep başa baş giderken, 1990’ların ortalarından itibaren arz
artışının, tesis yapımının yavaşladığını, 1990’ların başlarında verilmiş veya verilmesi
gereken kararların belki zamanında verilmemiş olmasından veya özel sektörün çok fazla ilgi
göstermemesinden ve devlet yatırımlarının da bütçesel kısıtlar nedeniyle yapılmamasından
dolayı bu sonucun doğmuş olabileceğini;
Elektrikte 1997’lerin sonu ve 1998’lerin başından itibaren talebi belirli ölçüde bir
yedekle karşılayacak arz arasında bir sıkıntı doğmaya başladığını, buna ilaveten de,
1998’lerde başlayan ve 2002 yılına kadar devam eden bir kurak dönem yaşandığını;
1998’lerde yaklaşık 38–40 milyar kwh olan hidrolik üretiminin, 2000 yılında 24–25
milyar kwh seviyesine düştüğünü, 1999, 2000 ve hatta 2001 yılında minimum işletme
kotuna düştüklerini, bunun sebebinin artan talebi karşılamak üzere baştan alınması gereken
yatırım kararlarının gerçekleşmemesi ve kuraklık olduğunu;
DPT’nin, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığının belirli sayıda yap-işlet-devret
santralini devreye almak için birtakım sözleşme veya sözleşme öncesi görüşmeler ve
müracaatların kabulünde müracaat sayısının çok aşırı olduğu ve bunların kısıtlanması
gerektiği, ileride arz fazlası doğacağı konusunda uyarıda bulunduğunu, bunun üzerine, 1999
yılında, DPT, Hazine, Enerji Bakanlığı ve ilgili kuruluşların katıldığı toplantılar yapıldığını,
2000 yılında Enerji Bakanlığında; 2002 yılı sonuna kadar -o zamanki hesaplarda- enerji
açığı olacağı, dolayısıyla, bu dönem içerisinde devreye girmesi gereken santrallerin acilen
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
210
devreye alınması ve 2002 yılından sonra bir enerji fazlası söz konusu olacağından müracaat
etmiş çok sayıda projenin hepsinin işleme sokulmaması ve sadece 2002 yılına kadar girecek
olanlara öncelik tanınarak, bunların devreye alınması ve ondan sonraki dönem içerisinde, bu
arz fazlası döneminin 2005, 2006 yıllarına kadar süreceğini ve ondan sonraki dönem
içerisinde yapılacak yatırımların, bir plan dâhilinde seçilecek santrallerle arz açığının
karşılanması, 4628 sayılı Kanun’un 2001 yılında devreye girmesiyle, Türkiye’de 3096 veya
4283 sayılı Yasaya göre yapılması planlanan santrallerin yapılma imkânının ortadan
kalkması, serbest piyasada, isteyen, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulundan lisans almak
suretiyle, istediği zaman, istediği yerde, belirli koşullara uymak kaydıyla enerji tesisi
yapabileceği tespitlerinin yapıldığını,
Elektrik talebinde Bakanlık ile DPT arasında bir farklılık olmamasına rağmen, gaz
talep projeksiyonları arasında belirli bir fark olduğunu, gaz arzının sağlandığı uluslararası
anlaşmalarda “take or pay” sınırları olduğunu, gazın yaklaşık yüzde 60’ını elektrik
tesislerinin tükettiğini, bu talebin düşmesi sonucu, gaz arzında “al veya öde” riskinin
doğmasına sebep olduğunu, 2003 yılında ve 2004 yılında yapılan çalışmalarda da “al veya
öde” sınırlarının yeniden düzenlendiğini, 1999 yılındaki depremin talepte o yıl için
daralmaya sebep olduğunu;
Metin Başlı 16.3.2005 günlü oturumda, 1996 yılından sonraki planlamadaki
hedeflerin sapmasındaki nedenin, deprem ve 2001 krizlerinin ciddî bir şekilde talebi
etkilemesi olduğunu;
Emine Aybar 16.3.2005 günlü oturumda, ülkenin gaz talebine ilişkin planlamayı
BOTAŞ Genel Müdürlüğünün yaptığını, tahmin çalışmalarına göre, bu alım anlaşmaları için
demarj yapıldığını;
Fuat Celepçi 16.3.2005 günlü oturumda, BOTAŞ olarak arz-talep konusundaki
çalışmalarını elektrik, konut, sanayi ve gübre olmak üzere dört ana başlık altında
yaptıklarını, konut, sanayi ve gübreyi birebir tespit edebilme olanakları bulunduğunu ancak,
elektrik konusunda, Enerji Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı, Hazine ve BOTAŞ’ın
ortaklaşa çalışmalar sonucunda planlamanın şekillendirildiğini, bu açıdan elektrikle ilgili
tüketim değerlerinin, Bakanlık bünyesinde TEAŞ’la ve Hazineyle yapılan çalışmalarla
netleştirilen rakamlar olduğunu;
TEAŞ’ın projeksiyon çalışmalarında, birtakım bölgelerde, elektriğin kendi
içerisindeki arz-talep dengesine bağlı olarak, yap-işlet, yap-işlet-devret ve otoprodüktör
tarzında planlamaları olduğunu, bu planlamalarda BOTAŞ’ın birebir yer almadığını, o
planlamalar sonucunda kurulacak olan santrallerin tipi, miktarı veya gücüne bağlı olarak
BOTAŞ’ın doğalgazla çalışacaksa, bu santrallere gaz temin etme zorunluluğunun gündeme
geldiğini;
1999 yılında yapılan çalışmada, 2005 yılına kadar Türkiye’de kurulacak olan bütün
santrallerin genel olarak hangi bölgelere kurulacağı, güçlerinin ne olacağı ve bunların, yakıt
olarak, doğalgazla mı, kömürle mi, hidrolikle mi çalıştırılacağı konusunda arz-talep
dengesini belirten, DPT’nin yapmış olduğu çalışmaya göre çalışmalarını revize ettiklerini;
2002 yılında yaşanan sıkıntının, o dönemdeki ekonomik krizin bir sonucu
olduğunu, sanayide ve konutlarda tüketim olarak beklenilen artış trendinin kriz nedeniyle
olmadığını, sonuçta da, doğalgazda arz fazlasının meydana geldiğini;
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
211
Tuncay Derman 16.3.2005 günlü oturumda, 2000 yılına yaklaşılırken Türkiye’de
bir enerji krizi yaşandığını, dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in, Enerji Bakanlığı
Müsteşarı, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarı ve Hazine Müsteşarından oluşan bir ekibe,
o zamanki enerji sıkıntısının giderilmesi için alınacak tedbirler konusunda özel görev
verdiğini, bu komisyonun kurduğu alt komisyonda görev yaptığını, bu görev nedeniyle
Devlet Planlama Teşkilatı koordinatörlüğünde çalışma yaptıklarını, çalışmaların sonunda 27
Mayıs 2000 tarihli, enerji açığından açıkça zikreden tutanak düzenlendiğini, 29 projelik
yap-işlet-devret projelerinden sadece Bozcaada Rüzgâr Santralinin hayata geçtiğini;
Yap-işlet-devret projelerinin, 1984’te çıkarılan 3096 sayılı Türkiye Elektrik
Kurumunun yaptığı işlerin özel sektör tarafından yapılmasını öngören kanun gereğince ele
alınan bir model olduğunu, bu projelerin bakanlığın tek başına yönetimine bırakılmadığını,
Bakanlar Kurulu Kararına tabi tutulduğunu, Devlet Planlama Teşkilatından olumlu görüş
alınma, Danıştay incelemesinden geçme şartına bağlandığını, 29 projeye DPT’nin onay
verdiğini ve bu 29 projenin 2000 yılına kadar yapıldığını, 2000 yılında Türkiye’nin enerji
krizine girdiğini, bu nedenle de Türkiye’de 2000 yılında bir enerji fazlalığından
bahsetmenin çok yanıltıcı olduğunu, enerji fazlalığı iddiasının tersine, enerji krizi olduğunu,
planlamanın bir hatasından bahsetmenin yanlış olduğunu, planlamanın her zaman ekonomik
krizlere bağımlı olarak değiştiğini ve revize edildiğini;
Şükrü Elekdağ 12.4.2005 günlü oturumda, BOTAŞ'ın 1996 tahmininin Dünya
Enerji Ajansı ve Dünya Bankası tahminlerindeki gibi, 2005 yılı ihtiyacı için 33 milyar
metreküp; 2010 ihtiyacı olarak da 40 milyar metreküp olarak gösterildiğini, bu durumun,
BOTAŞ'ın tahminlerinin isabetini ortaya koyduğunu, ancak Mavi Akımın gündeme gelmesi
nedeniyle, BOTAŞ tahmin rakamlarının birden bire değiştiğini, BOTAŞ’ın 1999'da
şişirilmiş tahmin rakamlarını açıkladığını, DPT’nin tüketilmeyecek gaz için “al veya öde”
yükümlüğüne düşülebileceğini, gazın tüketilmesi halinde ise, gereksiz ve ilave elektrik
üretim santrallerinin kurulması yoluna gidileceğini, 2007–2008 yılına kadar Türkiye'nin
ilave elektrik üretim santraline ihtiyacı olmadığını ortaya koyduğunu, bu ikazlara rağmen
Cumhur ERSÜMER'in başında bulunduğu Enerji Tabii Kaynaklar Bakanlığının hem ihtiyaç
fazlası gaz bağlantılarını yaptığını, hem de bu gazı ihtiyaç duyulmayan elektrik santrallerini
inşa ettirerek kullanma yoluna gittiğini;
Gülseren Kamçıcı 12.4.2005 günlü oturumda, Rusya’dan Türkiye’ye yapılan
doğalgaz arzında bir azalma olması ve BOTAŞ’ın, kendi elindeki gaz kesinti-kısıntı
prosedürüne göre, Kasım-1999’dan başlayıp 2000 yılı Mart ayına kadar yap-işlet-devret
santrallerine gaz kesintisi-kısıntısı uygulaması yapıldığını, bu prosedür gereğince TEAŞ
santrallerine gaz kesintisi yapıldığını, bunun hemen akabinde, Türkiye’de elektrik sıkıntısı
doğduğunu, bunun üzerine, TEAŞ santrallerine gaz verilerek, yap-işlet-devret santrallerine
gaz kesintisi uygulandığını ve onların da, ikinci yakıtla çalışmaya başladıklarını, bunun
sonucunda, BOTAŞ’ın kesinti-kısıntı prosedüründe de bir değişiklik yapıldığını;
Cezayir’den gelen bir geminin fırtına nedeniyle limana yanaşamamasından
kaynaklanan arz-talep dengeleme ihtiyacı doğması üzerine de, yap-işlet-devret santrallerine
gaz kesintisi-kısıntısı uygulandığını; fakat her iki olayda da BOTAŞ’ın bu santrallerle
yaptığı sözleşmeler gereği, BOTAŞ için mücbir sebep ihbarında bulunduklarını;
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
212
Ocak ayı başından itibaren ise, Türkiye’de şartların çok daha ağırlaştığını, havaların
çok soğuduğunu, bunun da arz-talep dengesini bozduğunu, yeniden bu kesinti ve kısıntıların
uygulanmasına başlandığını, bu sırada yap-işlet-devret santrallerinin yedek yakıtla
çalışmalarından ötürü ürettikleri enerjiye ilişkin ödemeyle ilgili bir problemi çözmek için
yönetmelikte bir değişiklik yapılarak, ödemenin Elektrik Enerjisi Fonu Yönetmeliğinden
yapıldığını;
BOTAŞ’ın mücbir sebep ihbarında bulunması nedeniyle, böyle bir ödemeyi
yapamayacağını Bakanlığa bildirdiklerini, kesinti-kısıntı uygulamasının Mart ayı sonlarında
bittiğini, BOTAŞ’ın, mücbir sebep hadiseleri dışında doğalgaz tedarik edememesi halinde,
bu santrallerin yedek yakıtla yaptıkları üretimden ötürü oluşan fiyat farkını ödemek
durumunda olduğunu;
Mehmet Zeki Köseoğlu 15.11.2005 günlü oturumda, 4283 sayılı BİO Yasasından
sonra 29.8.97’de BİO Yönetmeliği çıktığını, bu projelerin mevzuata ve mevcut enerji
sıkıntısı nedeniyle ihtiyaca uygun olduğunu, henüz Kocaeli depremi de olmadığından
ekonominin hareketliliği nedeniyle de yüzde 10’luk, arz-talep dengesi olduğunu, Araştırma
Planlama Koordinasyon Kurulunun yaptığı uzun dönem çalışmalara göre, bu arz-talep
dengesi içerisinde 2020 yılı içerisinde 590 milyar kilovat/saat enerji üretiminin gerektiğini,
bu nedenle projelere ihtiyaç bulunduğunu;
Öner Gülyeşil 15.12.2005 günlü oturumda, 1996–1997 yıllarında genel müdür
yardımcısı olduğunu, o dönemde Türkiye’de yapılması gereken yatırımların zamanında
yapılmadığını ve üretim konusunda ileride mutlaka bir darboğaz olacağı konusunu
gördüklerini, enerji politikalarının, çok uzun vadeli olması nedeniyle bir yatırım kararı
alındığında, 4–5 sene sonra karar sonucunun alınabildiğini, dolayısıyla, enerji politikalarının
gerçekten çok dinamik, uzun vadeli, orta vadeli ve kısa vadeli tüm planlamaları ile stratejik
anlamda çok iyi incelenmesi gerektiğini, aksi halde mutlaka bir enerji kısıntısıyla, bir enerji
eksikliğiyle karşı karşıya kalınabileceğini, Türkiye’de de zaman zaman bu planlama
konusunda bazı eksikliklerin olduğunu, yatırımların zamanında yapılıp, kararlar zamanında
alınmasının söz konusu olması halinde mobil santrallerin gündeme gelmeyeceğini;
Ayşe İnkaya 18.4.2006 günlü oturumda, Doğalgaz alımında birinci anlaşmanın
1986 yılında 6 milyar metreküp olarak Rusya ile imzalandığını, boru hattının atıl bir
kapasitesinin olduğunu, o sırada bütün boru hattının güzergâhındaki şehirler ve sanayi
kuruluşlarının gaz talebinde bulunduğunu, yeterince gaz olmadığını, 1993 yılında yap-işlet-
devret santralleri ile anlaşmaların imzalanmaya başlandığını, bunun neticesinde doğalgaza
talebin arttığını, bunun üzerine atıl boru hattının 8 milyar metreküplük atıl kapasitesini
değerlendirmek üzere Rusya ile görüşmelere başlandığını, 1995 tarihinde dönemin
bakanının imzaladığı bir anlaşmayla 8 milyar metreküplük ilave gaz alımının protokole
bağlandığını, Temmuz 1996 yılında görevinden ayrılırken 2020 yılının talebinin 52 milyar
metreküp olduğunu, Ağustos 1997 yılında görevine döndüğünde ise aynı yıl için talep
miktarının 80 milyar metreküp olduğunu, artışın nedenini araştırdığında Resmî Gazetede,
Türkiye’nin birçok şehrine doğalgaza dayalı elektrik santralı kurulması öngörülmesi
olduğunu anladığını, durumun bakanlık tarafından kendilerine bildirilmesiyle gaz talep
miktarına yansıtıldığını, ayrıca 26 Aralık 1996 tarihinde BOTAŞ ile Rusya’nın mühendislik
şirketi Giprospetgaz arasında bir protokol yapılmış ve 16 milyar metreküplük gaz alımına
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
213
ilişkin bir protokolün hazırlandığını, bu fizibilitenin sonucunu, raporunu BOTAŞ’a
verdiğini, 16 milyar metreküp gazı görünce bir mastır plan yapmaya karar verdiklerini, bunu
yapmadan önce 1997 yılının 9 uncu ayında Devlet Planlama Teşkilatına bir yazı yazarak
konut ve sanayi taleplerini bildiklerini ancak elektrik ve gübreyi bilmediklerini, bu talepler
konusunda bilgi verilmesini istediklerini, ancak DPT’nin herhangi bir bildiriminin
olmadığını, sonrasında mastır planı yaptıklarını ve planı DPT’ye gönderdiklerini, bu
yazıdan da bir cevap alamadıklarını, DPT’nin 1999 yılının başlarında anlaşmalar
imzalandıktan sonra cevap gönderdiğini, bu yazıyı Bakanlığa gönderdiklerini, bunun
sonucunda toplantılar yapıldığını, bu toplantılarda kısa dönem için Türkiye’nin kurulacak
elektrik, doğalgaza dayalı elektrik santralleri ve diğerleri, hidroelektrik santrallerin, termik
santrallerin ne zaman, nasıl kurulacağı, kaç tane kurulacağının, 2005 yılına kadar bir tespit
karara bağlandığını;
Uğur Başer 18.4.2006 günlü oturumda, Devlet Planlama Teşkilatına, gaz alımı ile
ilgili iki kez yazı yazılmasına rağmen anlaşmaların imzalanmasından sonra cevabın
gönderildiğini;
Gökhan Yardım 18.4.2006 günlü oturumda, 1997 yılında göreve geldiğinde, 31
Mart 1997 tarihli bir olurla master çalışmalarını tekrar yapmak üzere bir komisyon teşkil
edilip çalışmalara başlandığını gördüğünü, o zamanki talebin 78,6 milyar metreküp
olduğunu, bir yıl içinde 52 milyar metreküpten 78,6 milyar metreküpe çıktığını, taleplerin
artış nedenini sorduğunda 1996 yılında Enerji Bakanlığından BOTAŞ’a gönderilen ve 12
veya 14 tane yap-işlet modeliyle doğal gaz santralinin Resmî Gazetede ilan edildiğine
ilişkin yazı gösterdiklerini, ayrıca Ankara ve İstanbul’dan yeni talepler olduğunu, bu
talepleri karşılamak üzere Rusya Federasyonuyla, Mavi Akım olarak adlandırılan Karadeniz
boru hattı için çalışmalara başladıklarını, arz-taleplerin nedenlerini göreve geldiğinde
arkadaşlarına sorduğunu, bununla ilgili yazışmaların yapılıp yapılmadığını, TEAŞ’ın ve
Enerji Bakanlığının uyarılıp uyarılmadığını sorduğunu ve olumlu yanıt aldığını, BOTAŞ’ın
Türkiye Elektrik Kurumuna ve Devlet Planlama Teşkilatına konut ve sanayideki doğalgaz
arz talep çalışmalarını yaptıkları, ancak, elektrik ve gübre taleplerini belirleyemedikleri
konusunda yazı yazdıklarını, yazı ile Türkiye’nin 2020 yılına kadar elektrik ve gübre
taleplerinin bildirilmesini istediklerini, bu yazılarına cevap alamadıklarını;
Enerji Bakanlığından gelen talepleri arz-taleplerine koyduklarını, planlama hatası
konusunu kendisinin de düşündüğünü, dünyadaki arz talep dengelerini incelediğinde benzer
sonuçlarla karşılaştığını, sonuçta planlamanın öngörülerle, varsayımlarla ilgili olduğunu,
hata payının planlamanın kapsadığı yıllara göre değişkenlik gösterdiğini, çok uzun periyot
ele alınırsa hata yüzdesinin artabileceğini;
Ömer Esirgemez 12.4.2005 günlü oturumda, Türkiye’de elektrik enerjisi
planlamasının 1960’lardan sonra yenilenebilir enerji kaynaklarından, özellikle hidrolik
enerjiye bağlı olarak yapıldığını, bunun yararları yanında, doğa şartlarına bağlı olan enerji
üretiminin ülkenin gelişimine paralel olarak emre amade enerji bulunmadığı takdirde risk de
doğurabileceğini, dolayısıyla, o tarihte enerjinin kesilmemesi yönünden hidrolik enerjiye
bağlı olan üretim eksikliğinin giderilme şartlarını düşündüklerini, ellerinde tek güç olan
otoprodüktörlerden enerji alımı suretiyle bunu gidermenin de birçoğunun arızalı, özellikle
kamu kesiminde üretim yapmama talimatları bulunması nedeniyle devreye giremediğini,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
214
sonuçta, kar suları eriyip barajlara su gelinceye kadar, elektrik kesintisi olmaksızın
2001’den 2002’ye geçiş döneminde yağışların normal gittiği ana kadar, elektrik enerjisi
kesintisini engellediklerini; Türkiye’de emre amade enerji arzının ne kadar önemli
olduğunu, o dönemin yöneticilerinin çok canlı olarak yaşadıklarını;
Rıza Güngör 12.4.2005 günlü oturumda, Enerji Bakanlığı tarafından
gerçekleştirilen bu yap-eşlet-devret projelerin hidroelektrik santrallar kısmında çalıştığını,
işletmeye açılabilmiş 17 proje olduğunu, bunların bir kısmında şirketin doğrudan bakanlığa
müracaat etmesiyle bir kısmında ise Bakanlığın ihale benzeri fizibilite kabul yöntemiyle
işlem yaptığını, şirketlerin bakanlığa fizibilite raporlarını sunduklarını, bakanlığın bu
fizibilitelerin malî kısımlarını ağırlıklı olarak kendi bünyesinde, malî veya teknik kısımlarını
da ilgili teknik birimlere; Devlet Su İşleri, Elektrik Etüt ve Türkiye Elektrik Kurumu gibi
kurumlara göndererek, onlardan gelen görüşlerle fizibiliteleri değerlendirdiğini, birden fazla
teklif olan projelerde ise, değerlendirme raporlarının Bakanın onayıyla kurulan bir
komisyonda ele alındığını;
Orhan Güvenen 10.6.2005 günlü oturumda, DPT olarak enerji konusunda Enerji
Bakanlığı ve BOTAŞ’ın belirttikleri talebin yüksek olabileceği yönünde kanaatleri
olduğunu, bu kanaatin, mevcut ve hata payı olan bilgiler kapsamında mümkün olan çabayla
değerlendirme sonucu oluştuğunu, yapılan muhtelif toplantılar kapsamında planlamada
arkadaşlarıyla edindiği bu olgunun, Enerji Bakanlığındaki teknisyenlerin görüşünden farklı
olduğunu, kendilerinin de ellerindeki sınırlı bilgi ve belge sonucu vardıkları kanaatte
yanılmış olma ihtimallerinin bulunduğunu, Türkiye’nin enerji darboğazına girmediğini,
Devlet Planlama Teşkilatının onay veya uygun görüş vermemesi halinde, bir yap-işlet-
devret santralini veya yap-işlet santralinin veya kamunun bir santral yapabilmesinin
mümkün olmadığını, kalkınma programını ve yatırımlarını kurumlarla istişare halinde
DPT’nin yaptığını, yasa gereği, teknik koordinasyonun kendilerinde olması nedeniyle,
konuyu bağlayan kurumun Devlet Planlama Teşkilatı olduğunu;
Mustafa Mendilcioğlu 6.10.2005 günlü oturumda, YİD santrallerinin ihale
sürecinde, şirketlerin, 1984 yılında çıkan kanuna göre ön başvuru yaptıklarını, bakandan
onay alındığını, onaydan sonra fizibilite hakkında görüşlerin bildirildiğini, fizibilite ve
projelerin listelerinin planlama yönünden TEAŞ’ta tutulduğunu, santralin doğalgaz santrali
olması durumunda BOTAŞ’a gönderildiğini, BOTAŞ’ın bu santralle ilgili bilgiler aldığını,
sonrasında fizibilite ve fiyat onayının tekrar bakan onayına sunulmasından sonra DPT
görüşüne sunulduğunu, DPT’nin uygun bulması halinde projeyle ilgili taslak sözleşmenin
Danıştay’a gönderildiğini, Danıştay’ın onayından sonra makamın ve tarafların imzasına
sunulduğunu, imzalanan sözleşmenin BOTAŞ’a, TEAŞ’a, bütün kuruluşlara ve Hazine’ye
gönderildiğini;
Bakanlığın her zaman bir enerji planının olduğunu, planlamanın, Araştırma
Planlama Kurulu koordinasyonunda, talepten başlayarak, Devlet Planlama, Hazinenin ve
ilgili kuruluşların verdiği kıstaslara sadık kalınarak TEAŞ tarafından yapılan, rutin
bilgisayar programlarıyla yapıldığını, bu planın yapıldığı şekliyle kalmadığını, duruma göre
revize edildiğini, TEAŞ’ın görüş verirken, bu plana sadık kaldığını;
Önder Piyade 15.12.2005 günlü oturumda, planlamaların Enerji Bakanlığı,
zamanın TEAŞ Genel Müdürlüğü ve Devlet Planlama Müsteşarlığının katkılarıyla ortak
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
215
olarak yapıldığını, 1999’daki deprem, 2000 ve 2001’deki ekonomik kriz nedeniyle yapılan
planlamaların tutmadığını, planlamadaki yüzde 7, yüzde 8’lik beklentilerin, 2000 ve
2001’de eksiye kadar düştüğünü, bir bakanın planlamaya tek başına karar vermediğini,
diğer taraftan planlamaların uzun dönemli olması nedeniyle yanılma payının da
olabileceğini;
Nevzat Arseven 18.4.2006 günlü oturumda, al ya da öde yükümlülüğü bulunmayan
doğalgaz alım anlaşmasının yapılmasının mümkün olmadığını, BOTAŞ’ın çalışmalarının,
ağırlıklı olarak şehir tüketimleri ve sanayi tüketimleri üstüne olduğunu, bunun dışında
elektrik tüketimlerinin de bilinmesi gerektiğini, sonuçta yapılanın tahmin çalışması
olduğunu, gerçeklerle sapma göstermesinin de doğal olduğunu, diğer taraftan çalışmaların
hepsinin aynı zamanda bilimsel birtakım çalışmalara da dayandığını, DPT’nin, Bakanlığın
ya da BOTAŞ’ın tahminlerinin yanlış olduğunu doğrudan söylemenin mümkün olmadığını;
Hayri Nadir Bıyıkoğlu 18.4.2006 günlü oturumda, doğalgaz talep tahminlerinin
araştırmalar sonucu yapıldığını, enerji sektörüyle ilgili elektrik tüketimi taleplerinin
belirlenmesinin, Enerji Bakanlığı bünyesinde Elektrik Kurumu tarafından yapılıp, BOTAŞ’a
bildirildiğini ve bunların birlikte değerlendirilip talep tahminlerinin yapıldığını;
Halil Yurdakul Yiğitgüden 30.6.2006 günlü oturumda, yap-işlet projelerinin
devreye girmesi ve İran ile Mavi Akım kaynağının bağlanmasıyla Türkiye’nin biraz rahat
nefes aldığını, bir yandan ileriye yönelik olarak Türkiye’nin tekrar bu darboğazla
karşılaşmaması için proje üretilirken bir yandan da, günlük darboğazın aşılması için
tedbirler alınmaya çalıştığını, planlı dönem içinde bu tip sıkıntılar belli aralıklarla hep
yaşandığını;
Devlet Planlama Teşkilatının o dönemde mümkün olduğu kadar bu projelere uygun
görüş vermediğini, bu konuları defalarca tartıştıklarını, Türkiye’nin enerji sıkıntısı içinde
bulunduğunu, bu tartışmaların 1999 yılı içinde sona erdiğini, Başbakanın talimatı ile enerji
arz talebi ile ilgili çalışma yapıldığını, çalışma sonucunda, Türkiye’nin 2002 yılına kadar
çok büyük bir darboğazdan geçtiği ve çok büyük enerji açığının olduğunun, 2003–2004
yıllarında kısmi bir enerji fazlasının olacağının, ondan sonra Türkiye’nin tekrar enerji
açığına doğru ilerleyeceğinin anlaşılarak bazı mutabakatlar sağlandığını;
Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığının KİT statüsündeki kuruluşlara planlamanızı
şu şekilde yapın veyahut bu kriterlerden yola çıkın diye çok detaylı talimatlarının
olmadığını; ama sistemin çalışmasına baktığımız zaman sistemde özel sektörün müracaatları
yapıldığı anda bu müracaatların bütün ilgili kuruluşlara gönderildiğini, ön başvuru
aşamasında bilgi sahibi olduklarını, sözleşmeleri imzalandığı zaman da ilgili kuruluşlara
gönderildiğini, kuruluşlar kendi ana statüleri çerçevesinde kesin planlamalarını yaptıklarını;
Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığında Devlet Planlama Teşkilatının olumlu
görüşü olmadan imzalanan bir tek sözleşme bile olmadığını, Türkiye’de arz fazlası var
dendiği zaman, bahsedilen kapasitelerin hepsinin teorik olduğunu, enerji planlamasında
yüzde 8 yedek gerektiğini;
27 Mayıs 2000 tarihindeki müzakerelerin ana fikrinin acil ihtiyacı karşılamak
olduğunu, bu acil ihtiyacı karşılamak için de, o zaman su üzerinde inşa edilen, çabuk inşa
edilebilecek olan barajsız tip hidrolik santral artı rüzgâr santrallerinin işlemlerini
hızlandırarak devreye sokulduğunu, devam eden aylarda bunların hepsine uygun görüş
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
216
verildiğini, daha sonra uygulamada hazine garantisi gibi sıkıntılar doğduğunu, mutabakat
protokolünde öngörülen projelerin kısa dönemli çözümler için üretildiğini, bu portföydeki
projelerin bir fazla kapasiteye ulaştırılmasının mümkün olmadığını, 5 tane yap-işlet
projesinin de hazine tarafından uygun görüşlerinin verilmediğini, kriz içinde olunmasına
rağmen, bu kaynakların devreye girmek için beklediklerini, 27 Mayıs 2000 toplantısında
bunların da hızla yürütülmesinin talep edildiğini;
Mehmet Hilmi Güler 19.9.2006 günlü oturumda, Türkiye Cumhuriyeti’nin enerji
politikası olduğunu, önceki dönemde yapılan anlaşmaların Meclisten geçerek uluslar arası
bir hüviyeti olması sebebiyle bu politikalarda etkili olduğunu, her ülkenin kendi
kaynaklarını, şartlarını göz önünde tutarak değerlendirdiğini, teknik arıza, tabiat
koşullarından kaynaklanan kimi durumlar gibi risklerin de bulunduğunu, dengeli bir enerji
politikasının yürütülmesinde sosyoekonomik faktörlerin de önemli olduğunu, enerji
konusunun dış politikayla da doğrudan ilgili olduğunu;
Normal olarak al ya da öde yükümlülüğünün anlaşmalara konulabildiğini, al ya da
öde yükümlülüğü nedeniyle şu ana kadar kamu zararı doğmadığını, Mavi Akım projesinin
gerçekleşmemiş olması halinde şu andaki elektrik talebinin karşılanmasının mümkün
olmadığını, yap işlet ve yap işlet devret santralleri ile ilgili olarak alınmadığı halde ödenen
elektrik parası olduğunu zannetmediğini, 2004, 2005, 2006 yıllarında yap-işlet-devret
santrallerinde doğalgaz arzında yaşanan sıkıntılar nedeniyle alternatif yakıt kullanıldığını;
yap işlet santrallerinin üretimlerine izin verilmemesi halinde tahkime başvurulabileceğini,
sonraki yıllarda yap işlet santrallerinin ürettiği elektriğe ihtiyaç olduğunu, DPT’nin 2005
yılında Türkiye’nin santral bazında tüketeceğini öngördüğü 15 milyar metreküplük talebin
yanlış olduğunu, 2005 yılında 26 milyar metreküplük talebin gerçekleştiğini;
beyan etmişlerdir.
cc- Enerji Planlamasında Arz-Talep Projeksiyonlarının Tespitinde DPT ve
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının Görevleri
Anayasa’nın mali ve ekonomik hükümler bölümü içinde planlama ile ilgili 166.
maddesinde,
“Ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmayı, özellikle sanayinin ve tarımın yurt
düzeyinde dengeli ve uyumlu biçimde hızla gelişmesini, ülke kaynaklarının döküm ve
değerlendirilmesini yaparak verimli şekilde kullanılmasını planlamak, bu amaçla gerekli
teşkilatı kurmak devletin görevidir.
Planda milli tasarrufu ve üretimi artırıcı, fiyatlarda istikrar ve dış ödemelerde
dengeyi sağlayıcı, yatırım ve istihdamı geliştirici tedbirler öngörülür; yatırımlarda toplum
yararları ve gerekleri gözetilir; kaynakların verimli şekilde kullanılması hedef alınır.
Kalkınma girişimleri, bu plana göre gerçekleştirilir.
Kalkınma planlarının hazırlanmasına, Türkiye Büyük Millet Meclisince
onaylanmasına, uygulanmasına, değiştirilmesine ve bütünlüğünü bozacak değişikliklerin
önlenmesine ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.”
denilmiştir.
Buna göre kalkınma planlarının ve yıllık programlarının gerçekleştirilmesi amacıyla
Devlet Planlama Teşkilatı kurulmuştur. 19.6.1994 tarih ve 540 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname ile DPT’nin kuruluş, teşkilat ve görevleri düzenlenmiştir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
217
540 sayılı KHK’nin 1. maddesinde “Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin amacı,
kaynakların verimli kullanılması ve kalkınmanın hızlandırılması amacıyla ülkenin
ekonomik, sosyal ve kültürel planlama hizmetlerinin bir bütünlük içerisinde etkin, düzenli ve
süratli olarak görülebilmesi için Devlet Planlama Teşkilatının kurulmasına, teşkilat ve
görevlerine dair esasları düzenlemektir.
Devlet Planlama Teşkilatı Başbakana bağlı olup, Başbakan bu Teşkilatın yönetimi
ile ilgili yetkilerini gerekli gördüğü takdirde bir Devlet Bakanı vasıtasıyla kullanabilir.” ;
2. maddesinde,
“a) Ülkenin doğal, beşeri ve iktisadi her türlü kaynak ve imkânlarını tespit ederek,
takip edilecek iktisadi, sosyal ve kültürel politika ve hedeflerin belirlenmesinde Hükümete
müşavirlik yapmak,
b) Hükümetçe belirlenen amaçlar doğrultusunda kalkınma planları ile yıllık
programları hazırlamak,
c) Bakanlıkların ve kamu kurum ve kuruluşlarının iktisadi, sosyal ve kültürel
politikayı ilgilendiren faaliyetlerinde koordinasyonu sağlamak, uygulamayı etkin bir
biçimde yönlendirmek ve bu konularda Hükümete müşavirlik yapmak,
d) Uluslararası kuruluşlarla iletişim içerisinde çalışarak ileriye dönük stratejiler
geliştirmek ve topluma perspektif sağlayan politika önerilerini katılımcı bir yaklaşımla
belirleyerek özel kesim için orta ve uzun dönemde belirsizlikleri giderici genel bir
yönlendirme görevini yerine getirmek,
e) Kalkınma planlarının ve yıllık programların başarı ile uygulanabilmesi için ilgili
kurum ve kuruluşların ve mahalli idarelerin kuruluş ve işleyişlerinin iyileştirilmesi
konusunda görüş ve tekliflerde bulunmak,
f) Kalkınma planlarının ve yıllık programların uygulanmasını izlemek ve koordine
etmek, değerlendirmek ve gerektiğinde kalkınma planlarında ve yıllık programlarda usulüne
uygun değişiklikler yapmak,
g) Maliye, para, dış ticaret ve kambiyo politikalarının kalkınma planı ve yıllık
programların hedefleriyle uyum içinde uygulanması konusunda Hükümete müşavirlik
yapmak,
h) Özel sektör ve yabancı sermaye faaliyetlerinin plan, hedef ve amaçlarına uygun
bir şekilde yürütülmesini düzenleyecek teşvik ve yönlendirme politikalarının genel
çerçevesini hazırlamak ve hükümete teklif etmek,
ı) Kalkınmada öncelikli yörelerin daha hızlı bir şekilde gelişmesini sağlayacak
tedbirleri tespit ve teklif etmek, uygulamayı izlemek ve koordine etmek,
j) Kalkınma planı ve yıllık programlardaki ilke ve hedeflere uygun olarak,
uluslararası ekonomik kuruluşlarla ilişkilerin geliştirilmesinde, temas ve müzakerelerin
yürütülmesinde gerekli görüş ve tek-liflerde bulunmak,
k) Bölgesel veya sektörel bazda gelişme programları hazırlamak,
l) Kalkınma ajanslarının koordinasyonunu sağlamak ve bunlarla ilgili iş ve
işlemleri yürütmek.”
denilerek planlamada esas itibariyle yetkinin DPT’de olduğu ve teşkilatın
görevlerinin neler olduğu belirtilmiştir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
218
KHK’nın 26. maddesinde, kalkınma planlarının hazırlanmasında Başbakan veya
ilgili Bakanın, Bakanlar Kurulunun onayladığı esaslar ve hedefler çerçevesinde Devlet
Planlama Teşkilatı Müsteşarlığına direktif verebileceği;
27. maddesinde, kalkınma planının Başkanlığa sunulmasından itibaren bir hafta
içinde Yüksek Planlama Kurulunun toplanacağı, kurulun bu planı inceleyerek, planın kabul
edilmiş bulunan ana hedeflere uygun olup olmadığını bir raporla Bakanlar Kuruluna
bildireceği ve planın Bakanlar Kurulunca incelenerek kabul edildikten sonra Türkiye Büyük
Millet Meclisinin onayına arz olunacağı;
28. maddesinde, yıllık Programların Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığınca
hazırlanarak Yüksek Planlama Kuruluna sunulacağı, kurulun programları inceleyerek bir
raporla Bakanlar Kuruluna göndereceği, Bakanlar Kurulunda kabul edilen yıllık
programların kesinleşmiş olacağı, bu programla birlikte orta vadeli tahminlerin de
belirtileceği;
Bütçelerle iş programlarının hazırlanmasında yıllık programlarda kabul edilmiş olan
esasların dikkate alınacağı; Bütçelerin Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe
Komisyonunda görüşülmesi sırasında, birden fazla yılı kapsayan ve Kalkınma Planı ve
Yıllık Programların bütünlüğünü ilgilendiren yatırım projelerinin Programa ilave
edilmesinde, Kalkınma Planlarının Yürürlüğe Konması ve Bütünlüğünün Korunması
Hakkında 3067 sayılı Kanunun 2. maddesinde yer alan esas ve usullere uyulacağı;
öngörülmüştür.
30 Ekim 1984 günlü, 3067 sayılı Kalkınma Planlarının Yürürlüğe Konması ve
Bütünlüğün Korunması Hakkında Kanun’un “kalkınma planları” başlıklı 1. maddesinde
“Kalkınma Planları Devlet Planlama Teşkilatı tarafından kendi Kuruluş ve Görevleri
hakkındaki mevzuata göre hazırlanarak Bakanlar Kurulunca kabul edilip, Bakanlar Kurulu
üyelerince imzalandıktan sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce onaylanmak üzere
Başbakanlık tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulur” denilmiş, 2.
maddesinde ise, kalkınma planlarının Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmesi esasları
düzenlenmiştir.
Öte yandan, 540 sayılı KHK’nin 25. maddesinde “İktisadi, sosyal ve kültürel
hedefler ile politikaların belirlenmesine esas teşkil edecek hususlar Yüksek Planlama
Kurulunda görüşülerek tespit edilir.
Bu suretle tespit edilen esaslar Bakanlar Kurulunda öncelikle görüşülerek karara
bağlanır.”denilerek ekonomik politikaların belirlenmesinde Yüksek Planlama Kurulu
görevli kılınmış;
5. maddesinde de;
“a) İktisadi, sosyal ve kültürel kalkınmayı planlamada ve politika hedeflerinin
tayininde Bakanlar Kuruluna yardımcı olmak ve hazırlanacak kalkınma planları ile yıllık
programları, Bakanlar Kuruluna sunulmadan önce, belirlenen amaçlara uygunluk ve
yeterlik bakımından incelemek,
…
c) Kalkınma planı ve yıllık programlar çerçevesinde kamu iktisadi teşebbüsleri ile
ilgili her türlü kararları almak..).
denilerek kalkınma planları ile ilgili YPK’nın görevleri belirlenmiştir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
219
Ayrıca, 3154 Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanun’un 5. maddesinde “Bakan, …Bakanlık hizmetlerinin mevzuata, hükümetin
genel siyasetine, milli güvenlik siyasetine, kalkınma planlarına ve yıllık programlara uygun
olarak yürütmekle ve Bakanlığın faaliyet alanına giren konularda diğer bakanlıklarla
işbirliği ve koordinasyonu sağlamakla görevli ve Başbakana karşı sorumludur.”;
14. maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde; “Bakanlığa hükümet
programı, kalkınma planları, yıllık programlar, Bakanlar Kurulu Kararları ve milli
güvenlik siyaseti çerçevesinde verilen emir ve görevlerin yerine getirilmesi için çalışma
esaslarını tespit etmek, bu esaslara uygun olarak Bakanlığın anahizmet politikasının ve
planlarının hazırlanmasına yardımcı olmak”;
“Uzun vadeli planlarla, kalkınma planlarında ve yıllık programlarda öncelikle yer
alması gerekli görülen hizmet ve tedbirlerin ve bunlarla ilgili temel politikaların ilmi
araştırma esaslarına göre tespitini sağlamak, Bakanın onayını aldıktan sonra Devlet
Planlama Teşkilatına göndermek.”
denilmiştir.
c- Kabul ve Varılan Sonuç
▬Sanık Mustafa Cumhur Ersümer hakkında
Enerji planlamasının politik niteliği ve bu politikaların uygulanmasında
sosyoekonomik faktörlerin etkili olduğu açıktır. Enerji, bir ülkenin iç işleyişinde olduğu
kadar günümüzde uluslararası ilişkilerde de stratejik önem taşımaktadır. Ulusal Elektrik
Enerjisi Sistemi (Enterkonnekte Sistem) işletmesinin amacı, elektrik enerjisinin sürekli,
kaliteli ve ekonomik olarak üretilerek tüketicilere sunulmasıdır. Elektrik enerjisi niteliği
itibariyle talebi karşılayacak kadar üretilmekte ve üretim-tüketim (arz-talep) dengesi anlık
karşılanabilmektedir. Bu nedenle elektrik enerjisine ilişkin planlama çalışmalarında idare,
ülkenin enerjisiz kalmamasını gözeterek tercihini arz fazlasından yana kullanmaktadır.
Nitekim tanık anlatımları da Ülkemizdeki uygulamanın böyle olduğunu doğrulamıştır.
540 sayılı Devlet Planlama Teşkilatı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun
Hükmünde Kararname’nin 1., 2. ve 25. maddeleri ile 3154 sayılı Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 5. ve 12. maddesi hükümlerine göre
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının görevi, bakanlık hizmetlerini kalkınma planları ve
yıllık programlara uygun olarak yürütmek, enerji ve tabii kaynakların Ülke yararına, teknik
icaplara ve ekonomik gelişmelere uygun olarak araştırılması, işletilmesi, geliştirilmesi,
değerlendirilmesi, kontrolü ve korunması amacıyla genel politika esaslarının tespit ve
tayinine yardımcı olmak ve Ülkenin enerji ve tabii kaynaklara olan kısa ve uzun vadeli
ihtiyaçlarını belirlemek, temini için gerekli politikaların tespitine yardımcı olmak,
planlamalarını yapmaktır.
Öte yandan, 3096 sayılı Türkiye Elektrik Kurumu Dışındaki Kuruluşların Elektrik
Üretimi, İletimi, Dağıtımı ve Ticareti İle Görevlendirilmesi Hakkında Kanun ile özel sektör,
elektrik üretimi, iletimi, dağıtımı ve ticareti ile görevlendirilmiştir. 3096 sayılı Yasayla yap-
işlet-devret modeli ile enerji yatırımları düzenlenmiş olup, YİD projelerinde DPT’nin
olumlu görüşünün alınması ise yasal zorunluluktur. DPT’nin uygun görüşü olmadığı
takdirde bu şirketlerle sözleşme yapılması mümkün değildir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
220
4283 sayılı Yap-İşlet Modeli ile Elektrik Enerjisi Üretim Tesislerinin Kurulması ve
İşletilmesi ile Enerji Satışının Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 3. maddesine göre, TEAŞ
tarafından yap-işlet modeli ile yapılması öngörülen projelerle ilgili olarak, yapılacak ilândan
önce, kalkınma planları, enerji plan ve politikalarına uygunluk açısından Devlet Planlama
Teşkilâtının görüşünün alınması gereklidir.
Bu düzenlemelerden, DPT’nin ekonomik politika ve hedefleri somutlaştıran
kalkınma planı ve yıllık programları hazırlamakla esas itibariyle yetkili ve görevli, diğer
kamu kurum ve kuruluşların ise DPT’nin gözetim, denetim ve koordinatörlüğünde enerji
politikalarının uygulanmasına yardımcı olmakla yükümlü oldukları anlaşılmaktadır.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı da, DPT’nin denetimi ve gözetimi altında
enerji politikalarını doğru bir biçimde uygulamak ve bu konuda 3154 sayılı Kanun ve diğer
kanunların verdikleri görevleri yapmakla yükümlüdür.
Öte yandan DPT, özel yasaların verdiği yetkiyle kamu kurumunca doğrudan ya da
özel sektör aracılığı ile yaptırılacak her türlü elektrik üretim ve diğer projelerin kalkınma
planlarıyla, ülkenin enerji plan ve politikaları ile enerji arz talep durumuna uygunluğu
hakkında karar vermeye yetkili ve görevlidir.
Elektrik enerjisi planlamasında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının da görevleri
bulunmakla birlikte asıl görev ve sorumluluğun 540 sayılı KHK gereğince DPT’de olduğu,
DPT’nin verdiği makroekonomik bilgiler ışığında geleceğe yönelik arz-talep tahminlerinin
yapıldığı ve bu işlemlerin yapılmasında dünyada kabul edilen bilimsel yöntemlerin
kullanıldığı, planlamadaki tahminlerin hesaplanmasında tercihin, enerji arzı fazlasından
yana kullanılmasının gerektiği, tahminlerde oluşacak sapmaların büyüme tahminlerindeki
yanılmadan, ekonomik kriz, deprem gibi önceden öngörülemeyen nedenlerden meydana
gelebileceği anlaşılmıştır.
Nitekim Devlet Planlama Teşkilatı eski müsteşarı Orhan Güvenen, DPT’nin onay
veya uygun görüşü olmaksızın yap-işlet, yap-işlet-devret veya diğer kamu santrallerinin
yapılmasının mümkün olmadığını, DPT’nin de onay verirken elinde bulunan sınırlı bilgiden
yararlandığı ve bu nedenle planlama konusunda DPT’nin de yanılabileceğine ilişkin beyanı
da planlama çalışmasının niteliği gereği kesinlik arz etmediğini göstermektedir.
TEÜAŞ Genel Müdürlüğünün işletme faaliyet ve tahmin raporlarındaki verilerinden
sanığın bakan olarak göreve başladığı yıllarda enerji arzı açısından farkın dış alım yoluyla
giderildiği, deprem ve ekonomik krizin 2001 yılındaki enerji talebini ve buna bağlı olarak
enerji planlamasını olumsuz etkilediği görülmüştür.
Diğer taraftan ülkemizde doğalgaz kullanımının 1978 yılında başladığı ve 8
doğalgaz alım anlaşması yapıldığı, bunlardan 15.12.1997 günlü Mavi Akım ve 18.2.1998
günlü Ek Mektup ile olmak üzere 24 milyar metreküplük anlaşmaların Mustafa Cumhur
Ersümer’in bakanlığı döneminde imzalandığı, ancak Mavi Akım ve Batı hattından ek gaz
alımına yönelik görüşmelerin sanığın bakan olmasından çok önce 1992 yılında imzalanan
protokolle başladığı ve bu anlaşmanın daha sonra TBMM tarafından onaylanarak kanun
haline getirildiği belirlenmiştir.
Sanığın bakanlığı döneminde hayata geçirilen 5 adet yap-işlet projesinin Recai
KUTAN döneminde ilân edildiği, 07.09.1996 tarihli Protokol ekindeki “Türkiye Doğal Gaz
Talebi (Elektrik)” tablosunda (D) grubu olarak “ETKB’nin önerdiği santrallar” başlığı
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
221
altında yer verildiği, 4283 sayılı Yasa gereğince ihaleye çıkılmadan önce, kalkınma planları
ile enerji plan ve politikalarına uygunluk açısından; sanığın bakanlığı döneminde
gerçekleştirilen 4 adet yap-işlet-devret santrali için 3096 sayılı Yasa gereğince Devlet
Planlama Teşkilatının olumlu görüşünün alındığı anlaşılmıştır.
Kaldı ki, dört adet YİD santrallerinden ikisinin hidroelektrik santrali (Çal HES,
Dinar II Hes), ikisinin de rüzgâr santrali (Alaçatı RES ve Bozcaada RES) olması nedeniyle
al ya da öde şartlı doğalgaz anlaşmalarına dayanak olmaları da mümkün görülmemiştir.
Ayrıca, bakanlığın yap işlet projelerinin devreye giriş tarihleri yönünden planlama
belgesi niteliğindeki 27 Mayıs 2000 tarihli Mutabakat Belgesinin dikkate alındığı
anlaşılmıştır.
Diğer taraftan, doğalgaz alım anlaşmaları TBMM’nin kabulüyle yürürlüğe girmiştir.
“Al ya da öde” yükümlülüğü tüm dünyada ve halen Ülkemizin yaptığı doğalgaz alım
anlaşmalarında uygulanmaktadır. BOTAŞ Genel Müdürlüğünün 3.3.2005 günlü yazıları ile
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı tanık Hilmi Güler’in duruşmadaki beyanından bu
yükümlülük gereğince bugüne dek herhangi bir ödemede bulunulmadığı anlaşılmıştır.
Sonuç olarak, iddia, sanığın ve müdafiinin bu konudaki savunması, mevzuata uygun
yazılı belgeler ve tanık anlatımları birlikte değerlendirildiğinde, enerji arz talep
palanlamasında asıl görevin DPT’de olduğu ve bakanlığın yaptığı planlamaları DPT’nin
görüşlerine göre revize ettiği, arz-talep tahminlerindeki yanılmaların önceden öngörülür
nitelikte olmadığı, sanığın bakanlığı dönemindeki talep tahminlerinin ekonomik kriz ve
deprem nedeniyle olumsuz etkilendiği, yap işlet ve yap işlet devret santrallerinde DPT’nin
olumlu görüşlerinin bulunduğu, enerji planlaması konusunda 27 Mayıs 2000 günlü
Mutabakat Belgesinin de dikkate alındığı, yapılan doğalgaz alım anlaşmalarının uluslararası
niteliği ve bu anlaşmalar nedeniyle al ya da öde yükümlülüğünün doğmadığı anlaşılmakla
sanık hakkında beraat kararı vermek gerekmiştir.
▬Sanık Zeki Çakan hakkında
Sanık Zeki Çakan’ın, Mustafa Cumhur Ersümer’in ihtiyaç olmadığı halde
düzenlediği sözleşmelerdeki projeleri devam ettirmek ve gereğinden fazla otoprodüktör
santraline izin vererek atıl kapasite oluşmasına ve bu yolla kamu zararına sebep olduğu
iddiasının incelenmesinde:
Sanık Mustafa Cumhur Ersümer yönünden yapılan işlemlerde hukuka aykırılık
bulunmadığı belirlendiğine göre, daha sonra bakan olarak göreve gelen sanık Zeki Çakan’ın
hukuka uygun bu işlemleri devam ettirmesinin görevinin gereği olduğu tabiidir.
Öte yandan, sanığın bakanlığı döneminde hiçbir yap-işlet, yap-işlet-devret, işletme
hakkı devri ve mobil santral sözleşmesi ile doğalgaz alım anlaşması imzalanmadığı
anlaşılmıştır. Sanığın döneminde imzalanıp işletmeye giren 39 adet otoprodüktör santralleri
nedeniyle kamu santrallerinde atıl kapasite oluşmadığı gibi elektrik arz sıkıntısının
yaşandığı dönemde anılan santrallerin bu sıkıntının aşılmasında etkili olduğu TEİAŞ’ın
9.9.2005 günlü, 1759 sayılı yazısından anlaşılmıştır.
Ayrıca sanığın 21.5.2002 tarihli oluru ile uzun vadeli genel enerji plan çalışması
sonuçlarını onayladığı ve plan içeriğinden DPT görüşlerinin dikkate alındığı görülmüştür.
Sonuç olarak, sanığa yüklenecek herhangi bir hukuka aykırı fiil olmadığı
anlaşılmakla atılı suçtan beraat kararı vermek gerekmiştir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
222
3- Üçüncü fiyat revizyonu sürecinde “k” faktörü ödemelerinin iptali koşulları
doğmasına rağmen iptal etmemek suretiyle 765 sayılı TCK’nın 205. maddesini ihlal
etmek
a- iddia
Sanık Zeki Çakan’ın III. Fiyat revizyonu görüşmeleri sırasında konu edilmesine ve
8 milyar metreküplük doğalgaz alımında, “K” faktörünün iptalini gerektirecek şartların
tahakkuk etmesine rağmen ilave süre vermek yoluyla “K” faktörüne tabi gaz alımını
sürdürdüğü, bu yolla 120.714.660,49.- ABD Dolar kamu zararına sebebiyet vererek Devlet
alım, satım ve yapımına fesat karıştırma suçunu işlediği ileri sürülerek TCK’nın 205.
maddesi gereğince cezalandırılması istenilmiştir.
b- Sanığa Yöneltilen Suçlamalarla İlgili Değerlendirme
aa- “K” Katsayısının Ortaya Çıkışı ve Ek Mektup
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Recai Kutan’ın şahitliğinde RAO- Gazprom,
BOTAŞ ve Gama Endüstri A.Ş. arasında imzalanan tarihsiz görüşme tutanağı ile Turusgaz
ile BOTAŞ arasında yıllık 6 milyar metreküplük miktara ilave olarak alınacak doğalgaz
miktarlarının belirlenmesinde Bulgar-Türk sınırında teslim edilecek olan doğalgazın bütün
rizikolarını içerecek ve her 1000 metreküp doğalgaz miktarı için ABD doları cinsinden
belirlenecek bir bedelin ödenmesi öngörülmüş, bedel daha sonra “K” katsayısı olarak
adlandırılmıştır.
Görüşme tutanağında yıllık gaz alım miktarlarına göre her 1000 metreküp gaz için
ödenecek tutar belirtilmiştir. Yine bu belgede bu prensiplerle ilgili olarak “Türk
Hükümetinin 397 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamesi değiştirilene veya 397 nolu
kararnameyle ilgili herhangi bir hukuki karar yürürlüğe girene kadar, geçerli olacaktır.”
kuralı yer almaktadır.
“K” katsayısı ile ilgili düzenleme yapan ikinci metin Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanı Mustafa Cumhur Ersümer’in şahitliğinde 18.2.1998 tarihinde imzalanan Ek
Mektup’tur.
Ek Mektup’ta “Taraflar ayrıca Karar no 397’de bir değişiklik yapılması veya yeni
bir düzenleme yapılması halinde yukarıda adıgeçen Anlaşmanın 6. ve 9. bölümlerine uygun
olarak hareket etme, her iki durumda da yeniliklerin içerik ve özelliğine bağlı olarak
Turusgaz’a bağımsız olarak doğalgaz ithal etme ve/veya Türkiye’deki müşterilerine dağıtım
ve/veya satış yapma hakkı vererek anlaşmaya varmışlardır. Taraflar bu sözleşmede gerekli
olabilecek değişiklikleri yapacak ve temel anlaşmaları Karar No 397’deki değişikliklerin
yayınlanmasından veya yeni bir düzenlemenin yapılmasından sonraki 365. günün sonuna
kadar imzalayacaktır …” kuralına yer verilmiştir.
Bu maddede geçen “397 nolu Karar” 2.1.1990 tarihli ve 397 sayılı “Doğal Gazın
Kullanımı Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameyi, “yukarıda adı geçen anlaşma”
18.2.1998 tarihinde Turusgaz ve BOTAŞ arasında imzalanan “Doğalgaz Alım ve Satımı
konusundaki Sözleşme”yi ifade etmektedir.
bb- 4646 Sayılı Doğalgaz Piyasası Kanunu
18 Nisan 2001 günlü Doğalgaz Piyasası Kanunu 2 Mayıs 2001 günlü, 24390 sayılı
Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Yasanın “kapsam” başlığını taşıyan 2.
maddesinde; Yasa’nın doğal gazın ithali, iletimi, dağıtımı, depolanması, pazarlanması,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
223
ticareti ve ihracatı ile bu faaliyetlere ilişkin tüm gerçek ve tüzel kişilerin hak ve
yükümlülüklerini kapsadığı ifade edilmektedir.
Yasa’nın 13. maddesinin (c) fıkrası ile 2.1.1990 günlü, 397 sayılı Doğal Gazın
Kullanımı Hakkında Kanun Hükmünde Kararname yürürlükten kaldırılmıştır.
Anılan Yasa’nın 4. maddesinde de “ithalat, üretim, iletim, doğalgaz depolanması,
toptan satış, ihraç ve doğalgazın şehir içi dağıtımı” faaliyetlerinde bulunacak tüzel kişilerin
lisans almaları zorunlu kılınmış; Geçici 1. maddesinde, hazırlık döneminin Yasa’nın
yayımını izleyen 12 aylık dönem olduğu Bakanlar Kurulunun bu süreyi bir defaya mahsus
olmak üzere 6 aya kadar uzatabileceği belirtilmiştir.
2 Mayıs 2002 günlü, 24743 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 24 Nisan 2002
günlü, 20023/3983 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile hazırlık dönemi, 2.5.2002 tarihinden
itibaren 6 ay süre ile uzatılmış, böylece 4646 sayılı Yasa gereği öngörülen hazırlık dönemi
2.5.2001 ilâ 2.11.2002 tarihleri arasındaki dönem olarak belirlenmiştir.
Ayrıca Geçici 1. madde ile hazırlık dönemi sonuna kadar doğalgaz piyasa
faaliyetleri yapmak isteyen hiçbir şirkete bu kanuna göre lisans ve sertifika verilemeyeceği
kuralı getirilmiştir.
cc- Tanık Anlatımları
Gökhan Bildacı 16.3.2005 günlü oturumda, Turusgaz’a Türkiye’de gaz dağıtımına
olanak verecek düzenleme yapılmadan “K” katsayısının kaldırılamayacağını;
Fuat Celepçi 16.3.2005 günlü oturumda, Rus tarafının Avrupa piyasasında olduğu
gibi Türkiye’de de doğrudan satıcı olmak istediğini, Turusgaz’ın bu amaçla kurulduğunu,
“K” katsayısını yorumlamakta güçlük çektiğini;
Gökhan Yardım 18.4.2006 günlü oturumda, “K” katsayısının Recai Kutan
döneminde imzalandığını ve kaldırılmasının 397 sayılı KHK’de değişiklik yapılması ya da
Turusgaz’a Türkiye’de doğalgaz dağıtımına imkân veren düzenleme yapılmasıyla mümkün
olabileceğini, bunun da BOTAŞ’ın gaz ithal tekeline son vermek olduğunu, al ya da öde
koşullu anlaşmalarda alınmayan gaz için ödenen paranın hiçbir zaman kaybolmayacağını ve
kontrat süresince bu gazı almanın mümkün olduğunu, (K) katsayısı adı altında
TURUSGAZ’a yapılan ödemelerin hangi hizmetler karşılığında yapıldığını bilmediğini,
sanık Mustafa Cumhur Ersümer’e fiyat revizyonu istediklerine dair bir bilgi notu hazırlayıp
gönderdiğini ancak bir yanıt alamadığını;
Ayşe İnkaya 18.4.2006 günlü oturumda, Rusların ilave gazı verebilmek için
Ukrayna’da kompresör istasyonu kurduklarını ve “K” katsayısı adı altında yapılan
ödemelerin bu yatırımın karşılığı olduğunu;
Nevzat Arseven 18.4.2006 günlü oturumda, “K” faktörünün Rus tarafının
devletten devlete gaz satmaktan vazgeçmesinin sonucu olduğunu ve Recai Kutan
döneminde gündeme geldiğini, Rus tarafının asıl amacının iç piyasada dağıtımdan pay
almak olduğunu, Rus tarafının Türkiye’ye gaz verebilmek için Ukrayna ve Romanya’da
tesisler yaptığını, “K” katsayısı ile yapılan ödemelerin bu yatırımın finansmanını
sağladığını;
Arif Bilal Uzuner 2.6.2006 günlü oturumda, Turusgaz’ın Rusya Federasyonunun
ısrarı üzerine kurulduğunu, Recai Kutan’ın Enerji ve Tabii Kaynaklar bakanı olduğu
dönemde imzalanan protokol gereğince Rusya Federasyonundan doğalgaz alımında aracı
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
224
firma kurulmasının kabul edildiğini, Turusgaz’ın kurulmasından önce aracı firma fikrinin
oluştuğunu, yapılan pazarlıklar sonucunda hukuki yapının oluşturulduğunu, Turusgaz’ın
batı hattından ulaştırılan doğalgaz için yapmış olduğu bir tesisin olmadığını, ancak
Gazprom’un ilave doğalgazı ulaştırabilmek için yeni yatırımlar yaptığını, “K” katsayısı
konusunda Turusgaz’ın verdiği özel bir hizmet olmadığını, sadece aracılık hizmeti olarak
“K” katsayısı ile ifade edilen bedelin kendilerine ödendiğini, BOTAŞ’ın doğalgazı sınırda
teslim aldığını;
Reha Gülümser 2.6.2006 günlü oturumda, ilk anlaşma ile ek mektupta yer alan
fiyat formüllerinin aynı olduğunu, tek farkın ek mektuptaki “K” faktörü olduğunu;
Erol Üçer 2.6.2006 günlü oturumda, “K” faktörünün Rus tarafının devletten
devlete gaz satmaktan vazgeçmesinin sonucu olduğunu ve Recai KUTAN döneminde
gündeme geldiğini, Rus tarafının asıl amacının iç piyasada dağıtımdan pay almak olduğunu,
Rus tarafının Türkiye’ye gaz verebilmek için Ukrayna ve Romanya’da tesisler yaptığını,
“K” katsayısı ile yapılan ödemelerin bu yatırımın finansmanını sağladığını;
beyan etmişlerdir.
dd- Kabul ve Varılan Sonuç
III. Fiyat Revizyonu görüşmelerinin, BOTAŞ tarafından 21.07.2000 tarihinde; 18
Eylül 1984 tarihli Gazexport sözleşmesi kapsamında GAZEXPORT’a, 18 Şubat 1998 tarihli
Turusgaz sözleşmesi için de Turusgaz’a iki ayrı yazı yazılarak, 01.04.2000 tarihinden
geçerli olmak üzere fiyat revizyon talebinde bulunulmasıyla başladığı anlaşılmıştır.
Tarafların, fiyat revizyon görüşmelerini 26.08.2002 tarihinde sonuçlandırarak bir
protokol düzenledikleri, buna göre, 01.09.2002–01.01.2005 tarihleri arasında geçerli olacak
şekilde mevcut formülün aynen muhafaza edilerek, formül değerinden 3 USD/1000 m3
düşülerek, TURUSGAZ kontratı için de aynı bedelin dikkate alındığı fiyata “K” faktörünün
eklenmesi suretiyle yeni fiyat üzerinde mutabakat sağlandığı ve “K” faktörünün de 1000 m3
başına 10 Dolardan 4 Dolara indirildiği görülmüştür.
Ek mektupta Turusgaz’a bağımsız olarak doğalgaz ithal etme ve/veya Türkiye’deki
müşterilere dağıtım ve/veya satış yapma hakkının verilmesi kabul edilmiştir. Bunu yapmak
için tarafların 397 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlükten kaldırılarak yeni bir
düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 365 günlük süre içerisinde sözleşme
imzalanması öngörülmüştür. Yine Ek Mektupta “K” katsayısının sözleşmeye göre 1000
metreküp doğal gaz için ödenecek sabit bir değer olduğu belirtilmektedir.
Öte yandan; 4646 sayılı Yasa’nın Geçici 1. maddesinde;
“Geçici Madde 1– Hazırlık dönemi, bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren on iki
aylık süreyi ifade eder. Bakanlar Kurulu bu süreyi bir defaya mahsus olmak üzere altı aya
kadar uzatabilir.
Hazırlık dönemi kapsamında;
Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten evvel alınmış kanuni bir hak, belge, izin
veya yetkilendirmeye müsteniden yapılmakta olan doğal gaz piyasa faaliyeti, Kanunun
yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en fazla yirmidört ay daha devam edebilir. Anılan
faaliyetlerin bu süreden sonra devamı, bu Kanuna göre alınacak izne bağlıdır.
Yapılmakta olan doğal gaz piyasa faaliyetlerinin bu Kanunun hükümleri dairesinde
devamına izin verilebilmesi için;
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
225
a) Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yirmi ay içinde Kuruma müracaat
edilmesi,
b) Doğal gaz piyasa faaliyetinde bulunan tüzel kişinin, söz konusu faaliyeti
yapmaktan men edilmemiş olması,
Şarttır.
Hazırlık dönemi içerisinde şehirlerde doğal gaz dağıtım yetkisi alacak şirketin ihale
suretiyle seçimi, seçilen şirketin izin alınmak üzere Bakanlar Kuruluna sunulması, izin
verme sözleşmesinin Bakanlık ile imzalanma prosedürü ve benzer işlemler Bakanlık
tarafından hazırlanacak tebliğe göre yapılır. Bakanlık bu konuda BOTAŞ Genel
Müdürlüğünü söz konusu işlerin yürütülmesi için görevlendirir. Bakanlık ile izin verilen
şirket arasında imzalanacak izin verme sözleşmesi Bakanlar Kurulu onayı ile yürürlüğe
girer ve hazırlık döneminin sonunda, Kurum tarafından hazırlanacak mevzuat hükümlerine
uymadığı takdirde, Kurul sözleşmeyi mevzuata uygun hale getirebilmek için gerekli
değişikliği yaparak dağıtım lisansına dönüştürür. İzin verme sözleşmesi imzalayan dağıtım
şirketi bu değişikliğe itiraz edemez.
Hazırlık dönemi sonuna kadar doğal gaz piyasa faaliyetleri yapmak isteyen hiç bir
şirkete bu Kanuna göre lisans veya sertifika verilmez.
Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, hazırlık dönemi içerisinde
Kanunun uygulanmasına yönelik uyuşmazlıkların hallinde veya tereddütlerin
giderilmesinde Bakanlık yetkili ve görevlidir.”
denilmiştir.
Buna göre, 4646 sayılı Yasa gereği hazırlık dönemi olarak belirlenen 2.5.2001 ilâ
2.11.2002 tarihleri arasındaki dönemde doğalgaz piyasa faaliyetleri yapmak isteyen hiçbir
şirkete Türkiye’deki tüketicilere doğrudan doğalgaz satışına ilişkin lisans ve sertifika
verilemeyecektir. Kaldı ki, revizyon görüşmelerinin gerçekleştiği 21.7.2000/26.8.2002
döneminde 18.2.1998 günlü Ek Mektup’ta verilmesi öngörülen satış ve dağıtıma ilişkin
lisanslar da verilmemiştir.
Tanıklar Gökhan Bildacı ve Gökhan Yardım beyanlarında “K” katsayısının iptali
koşullarının oluşmadığını ifade etmişlerdir.
Diğer yandan, fiyat revizyonu görüşmelerinin BOTAŞ ve Turusgaz arasında,
mevcut doğalgaz alım anlaşmasının fiyata ilişkin unsurlarının yeniden belirlenmesine
yönelik olduğu, iddia konusunun herhangi bir ihaleye dayanmadığı, görüşme ya da
sözleşmelerde Bakan’ın imzasının bulunmadığı anlaşılmıştır.
Taraflar arasında imzalanan ticari sözleşmenin özel hukuk kuralları ve pazarlık
güçlerine göre, paket üzerinde belirli bir uzlaşmaya varılarak değiştirilmesinin söz konusu
olduğu, tarafların anlaşma sağlayamaması halinde tahkime gidilebileceği, bunların ise
hukuki uyuşmazlığın konusunu oluşturabileceği dikkate alınarak, 26.8.2002 günlü Protokole
bağlı olarak belirlenen “K” katsayısına bağlı olarak yapılan ödemelerde hukuka aykırı bir
durum olmadığı kanaatine varılmıştır.
Sonuç olarak, sanık hakkında yüklenen suçun yasal unsurları oluşmadığından beraat
kararı verilmesi gerekmiştir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
226
4- 7,5 milyar metreküplük Turusgaz Anlaşmasının 9/e maddesine aykırı
olarak, BOTAŞ’ın fiyat revizyonu talep tarihinin Temmuz 2000 olmasına rağmen yeni
fiyatın Eylül 2002 tarihinden geçerli kabul edilerek geriye dönük alacaktan vazgeçmek
suretiyle Devlet alım, satım ve yapımına fesat karıştırmak
a- İddia
III. Fiyat revizyonu sonucunda tespit edilen fiyatın, revizyon talep tarihi olan
20.7.2000 tarihi yerine 1.9.2002 tarihinden geçerli kabul edilerek 58.266.606 ABD Dolar
alacaktan vazgeçildiği bu nedenle Zeki Çakan’ın Devlet alım, satım ve yapımına fesat
karıştırma suçunu işlediği ileri sürülmüştür.
b- Sanığa Yöneltilen Suçlamalar ile İlgili Değerlendirme, Kabul ve Varılan Sonuç
Meclis soruşturma komisyonu raporunda, “7,5 milyar m3’lük Turusgaz
anlaşmasında retroaktivite hükmü (Madde 9-e bendi) açık bir biçimde düzenlenmiş
bulunmasına, Botaş’ın bu fiyat revizyonu için talep tarihi Temmuz 2000 olmasına rağmen,
revizyon görüşmeleri sonucunda tarafların mutabık kaldığı yeni fiyatın Eylül 2002
tarihinden geçerli kabul edilerek, o tarihten itibaren uygulanmış olması nedeniyle geriye
dönük olarak 58.266.606 Dolar tutarında bir alacaktan vazgeçilmesi” denilmiştir.
Sanık müdafii esas hakkındaki savunmasında, III. fiyat revizyonunun fiyat ve
miktar indirimlerini kapsaması nedeniyle anlaşmanın 17. maddesi kapsamında olduğunu,
revizyon sonucunda elde edilen yeni fiyatın geriye yönelik olarak uygulanmamasının suç
oluşturmadığını beyan etmiştir.
BOTAŞ Genel Müdürlüğünün, 21.7.2000 günlü, 18214 sayılı yazısında; revizyon
talebinin 18.2.1998 tarihli BOTAŞ-Turusgaz Anlaşmasının 9. maddesine dayandırıldığı,
BOTAŞ tarafından Turusgaz’a yazılan ve revizyon talebinin yinelenmesine ilişkin
14.9.2000 günlü ve 22036 sayılı, 22.12.2000 günlü ve 29846 sayılı, 28.2.2001 günlü ve
5064 sayılı, 7.6.2001 günlü ve 14263 sayılı, 28.6.2001 günlü ve 16230 sayılı revizyon
talebinin yinelenmesine ilişkin yazılarının da Anlaşmanın 9. maddesiyle ilişkilendirildiği,
2.10.2001 günlü, 24570 sayılı BOTAŞ’ın Turusgaz’a gönderdiği yazı içeriğinden
Anlaşmanın 17. maddesindeki zorluk şartına dayanılarak yıllık ve dönemsel (yaz-kış) alım
miktarlarının düşürülmesinin talep edildiği, 10.12.2001 günlü ve 31498 sayılı yazıyla
BOTAŞ’ın Anlaşmanın 9. maddesi kapsamındaki revizyon talebinin yinelendiği,
anlaşılmıştır.
Öte yandan, BOTAŞ’ın 22.8.2002 tarihinde Turusgaz’a göndermiş olduğu
0070957191472 numaralı faks mesajında “K” katsayısının değerinin düşürülmesine ilişkin
taleplerin yer aldığı,
Revizyon görüşmelerini sonuçlandıran 26.8.2002 günlü protokolün ikinci sayfasının
ilk paragrafından BOTAŞ-Turusgaz anlaşmasının 9. maddesine dayanılarak revizyon
görüşmelerinin başlatıldığının belirtildiği, bir sonraki paragrafta da yeni fiyatı oluşturan
formülün belirlendiği,
görülmüştür.
Dosyadaki bilgi ve belgelere göre, revizyon görüşme istemlerinin ve görüşmelerin
temel dayanağının BOTAŞ-Turusgaz Anlaşmasının 9. maddesi olduğu anlaşılmıştır.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
227
Anlaşmanın 9/E maddesinde, “Bu madde çerçevesinde anlaşmaya varıldıktan sonra
yeni sözleşme fiyatı bir tarafın diğerine bu tür revizyonla ilgili bildirim tarihinden itibaren
geriye yönelik olarak geçerli olur.”denilmiştir.
Ancak, fiyat revizyonu sürecinde, anlaşmanın 9/1 maddesi gereği revizyon dışında
tutulması öngörülen “K” katsayısının da revizyon görüşmelerine konu edildiği ve sonuçta
değiştirildiği anlaşılmıştır.
Öte yandan anlaşmanın 17. maddesinde, görüşme sürecinde BOTAŞ tarafından
anlaşmanın, taraflardan birinin sözleşmenin şart ve yükümlülüklerini yerine getirmede
güçlük çekmesi halinde koşulların yenilenmesini istemeyi düzenleyen 17. maddesi
gereğince asgari alım miktarlarının değiştirilmesinin de gündeme getirildiği ve asgari alım
miktarlarında da değişiklik yapıldığı görülmüştür.
Anlaşmanın “Zorluk” başlığını taşıyan 17. maddesinde;“Bu sözleşme süresince
herhangi bir zamanda iş alanında, mali alanda, teknik ya da ticari koşullarda, doğalgaz
teslimatlarına etki edecek derecede büyük bir değişiklik yaşandığı ve dolayısıyla bu her iki
taraftan birinde bu sözleşmenin şart ve yükümlülüklerini yerine getirmede zorluk yarattığı
takdirde zorluk çeken taraf, diğer tarafa bir araya gelmek ve söz konusu değişen durumlar
doğrultusunda bu sözleşmedeki şart ve yükümlülüklerini yenilemek istediğini yazılı olarak
bildirebilir.
Böyle bir uyarı verildikten sonra 30 gün içerisinde taraflar ortaklaşa
kararlaştırdıkları bir yerde (eğer var ise) uygun görülen konuları tartışmak ve de zorluklara
neden olan sebepleri her iki tarafa da eşit fayda sağlayacak şekilde hafifleştirmeye çalışmak
için bir araya gelirler.
Bu madde, taraflar ortak karar değiştirmedikleri sürece tarafların sözleşme
doğrultusundaki hiçbir hak ve yükümlülüğünü değiştirmez.”denilmiştir.
Sözleşmenin 9/e ve 17. maddesi birlikte değerlendirildiğinde, tarafların sözleşmenin
şart ve yükümlülüklerinde değişiklik yapma yetkilerinin yürürlüğe giriş tarihini de kapsadığı
açıktır.
İddia konusu III. fiyat revizyonu sonucunda, doğalgaz birim fiyatının yeniden
belirlendiği, asgari alım taahhütlerinin ve “K” katsayısının da değiştirildiği tesbit edilmiştir.
BOTAŞ Genel Müdürlüğünden Turusgaz ile yapılan III. fiyat revizyonu
görüşmelerinde al ya da öde cezasının sildirilip sildirilmediğinin, alım garantisi verilen
doğalgaz miktarında indirime gidilip gidilmediğinin sorulması üzerine, 6.3.2006 günlü,
5111 sayılı yazı ile, fiyat indirim talebinin bir paket olarak değerlendirildiği belirtilmiştir.
BOTAŞ adına anlaşmanın 9/e ve 17. maddeleri uyarınca yapılan revizyon
görüşmelerine katılan ve tanık olarak ifadeleri alınan Gökhan Bildacı, Nuran Şatana ve Fuat
Celepçi tarafların tek bir konuda değil, belirli bir paket üzerinde yaptıkları görüşmeler
sonucu miktar ve fiyat indirimlerinin yapıldığını, “K” faktörünün düşürüldüğünü, gaz
basıncında lehe değişiklik yapılması gibi konularda karşılıklı yapılan görüşmeler sonucunda
uzlaşma sağlandığını, bu nedenle fiyat indirimlerinin bildirim tarihine çekilemediğini beyan
etmişlerdir.
Buna göre, tarihin önceden başlatılmasının mücerret bir iddia olarak değil,
karşılıklı görüşmeler sonucu alınan tavizlerin karşılığı olduğunun kabulü ile suç kastının
varlığının belirlenmesi gerekir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
228
Özel hukuk hükümlerine tabi olan sözleşmelerle ilgili revizyon görüşmelerinde bir
takım çıkarlar gözetilerek tavizler verilmesi ve buna göre uzlaşmaya varılmasında ceza
hukuku bakımından hukuka aykırı bir durum bulunmamaktadır. Somut olayda görüşmelerin
bir paket halinde yapıldığı, sadece 9. madde gereğince fiyat indirimlerinin bildirim tarihine
çekilmediği, aynı zamanda 17. maddenin de işletilerek gaz alım miktarı ve “K” faktöründe
lehe değişiklik yapılarak Ülke çıkarlarının korunduğu, nitekim uzlaşılan paket sonucunda
BOTAŞ’ın fiyat ve miktar indirimini sağladığı, tanık Hilmi Güler’in ifadesine göre de bu
revizyondan kamu zararının doğmadığı anlaşılmakla sanık Zeki ÇAKAN’a atfedilmesi
olanaklı hukuka aykırı bir fiilin bulunmadığı ve bu nedenle yüklenen suçun unsurları
oluşmadığından beraat kararı verilmesi gerekmiştir.
5- III. fiyat revizyonu sürecinde Mavi Akım Gaz Alım Anlaşmasının iptali
koşulları oluştuğu halde iptal etmeyerek görev ve yetkisini kötüye kullanmak
a- İddia
III. Fiyat revizyonu sürecinde Mavi Akım Anlaşmasının iptal koşulları oluşmasına
rağmen ilave süre verilmesi ve geçici ve yetersiz fiyat ve miktar indirimleri alınması
nedeniyle sanık Zeki Çakan’ın görevi kötüye kullanma suçunu işlediği ileri sürülmüştür.
b- Sanığa Yöneltilen Suçlama ile İlgili Değerlendirme, Kabul ve Varılan Sonuç
Meclis Soruşturma Komisyonu Raporunda, “Ayrıca, fiyat revizyon görüşmeleri
sürecinin değiştirilerek, miktar indirimleri elde edilmesi sürecine dönüştürülmesine karşılık,
Mavi Akım Gaz Alım Anlaşmasının iptali koşulları oluştuğu halde Anlaşmayı iptal
etmeyerek ya da anlaşma dönemi boyunca geçerli kontrat alım miktarı indirimi temin etmek
yerine, ilave süre verilerek kontrata yeniden geçerlilik koşullarının sağlanması, buna
mukabil 2,5 yıldan daha kısa süren geçici ve yetersiz fiyat ve miktar indirimlerinin alınması
suretiyle, 2004 yılında da, Haziran 2004 itibarı ile doğal gaz alımlarından yaklaşık 1 milyar
m3 miktarında al ya da öde koşullarının oluştuğu dikkate alındığında, ülke ve kurumu büyük
tutarlı ödemelerle karşı karşıya bırakacak risklerin yaratılmasına neden olacak şekilde
kurum lehine son derece elverişli koşulların, sadece fiilen gerçekleşmiş al ya da öde
yükümlülüklerinden kurtulmak amacıyla kullanılması” denilmiştir.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Cumhur Ersümer ve Gazprom Yönetim Kurulu
Başkanı Rem Viyakhirev arasında 29 Ağustos 1997 tarihinde Ankara’da, Rus doğal gazının
Karadeniz üzerinden Türkiye’ye nakline ilişkin bir “İşbirliği Anlaşması” imzalanmıştır.
15 Aralık 1997 tarihinde, Ankara’da “Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu
Arasında Rus Doğal Gazının Karadeniz Altından Türkiye Cumhuriyeti’ne Sevkiyatına
İlişkin Anlaşma” imzalanmıştır. Anlaşmayı Türkiye Cumhuriyeti adına dönemin Başbakanı
Mesut Yılmaz ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Mustafa Cumhur Ersümer, Rusya
Federasyonu adına Başbakan Viktor Çernomirdin ile Enerji ve Yakıt Bakanı S. Kriyenko
imzalamıştır. Bu anlaşmanın onaylanması, 4.4.1998 günlü, 23307 sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanan 1.4.1998 günlü, 4357 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya
Federasyonu Hükümeti Arasında Rus Doğalgazının Karadeniz Altından Türkiye
Cumhuriyetine sevkıyatına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna İlişkin
Kanun ile uygun bulunmuştur.
Anlaşmanın 2. maddesinde, “Rusya Federasyonu’ndan Türkiye’ye Karadeniz
altından döşenecek boru hattı ile ilave 16 milyar metreküp gaz teslimatının teknik, ticari,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
229
idari ve uygulama koşulları, işbu Anlaşma ve 29 Ağustos 1997 tarihli Rus doğal gazının
Karadeniz altından Türkiye’ye teslimatına ilişkin İşbirliği Anlaşması çerçevesinde,
‘BOTAŞ’ ve ‘VEP Gazexport-RAO Gazprom’ arasında imzalanan alım satım kontratı ile
belirlenecektir.” kuralı yer almaktadır.
Anlaşmada yer alan bu kural uyarınca 15 Aralık 1997 tarihinde BOTAŞ ve VEP
Gazexport-RAO Gazprom arasında doğalgaz alım satım kontratı imzalanmıştır.
Anayasa’nın “Milletlerarası antlaşmaları uygun bulma” başlığını taşıyan 90.
maddesinin birinci fıkrasında, “...andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır” denilmiştir.
15 Aralık 1997 tarihinde imzalanan milletlerarası anlaşmanın onaylanması
Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca Türkiye Büyük Millet Meclisince uygun bulunmuştur.
244 sayılı “Milletlerarası Andlaşmaların Yapılması, Yürürlüğü ve Yayınlanması İle
Bazı Andlaşmaların Yapılması İçin Bakanlar Kuruluna Yetki Verilmesi Hakkında Kanun”un
milletlerarası tasarrufları düzenleyen 3. maddesine göre, milletlerarası andlaşmaların
onaylanması, bunlara katılma, bunların feshini ihbar etmemek suretiyle yürürlük süresini
uzatma, Türkiye Cumhuriyeti’ni bağlıyan bir milletlerarası andlaşmanın belli hükümlerinin
yürürlüğe konulması için gerekli bildirileri yapma, milletlerarası andlaşmaların uygulama
alanının değiştiğini tespit etme, bunların hükümlerinin uygulanmasını durdurma ve bunları
sona erdirmenin Bakanlar Kurulu kararnamesiyle mümkün olduğu kurala bağlanmıştır.
İddia konusu 15.12.1997 günlü “Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu
Arasında Rus Doğal Gazının Karadeniz Altından Türkiye Cumhuriyeti’ne Sevkıyatına
İlişkin Anlaşma”nın onaylanmasının, 4.4.1998 günlü, 23307 sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanan 1.4.1998 günlü, 4357 sayılı Yasa ile uygun bulunduğu, 244 sayılı Yasa’nın 3.
maddesi hükmüne göre bu anlaşmanın hükümlerinin uygulanmasının durdurulmasına ilişkin
yetkinin Bakanlar Kurulu’nda olduğu anlaşılmıştır.
Bu nedenle, olayda sanığın kişisel sorumluluğu gerektiren eylemine ilişkin bir kanıt
bulunmadığı gibi, Bakanlar Kuruluna ait bulunan bir yetkinin kullanılmamasında da şahsi
sorumluluğu olamayacağından iddianın hukuki dayanaktan yoksun olduğu anlaşılmakla,
sanık hakkında yüklenen suçtan beraatine karar verilmesi gerekmiştir.
6- 10.12.1996 tarihli doğalgaz anlaşmasındaki fiyat formülünün 18.2.1998 tarihli
ek mektupla değiştirilip kamu zararına sebebiyet vererek, devlet alım, satım ve
yapımına fesat karıştırmak
a-İddia
BOTAŞ ile TURUSGAZ arasında 18.02.1998 tarihinde bir yıl için imzalanan 8
milyar m3'lük gaz alım anlaşmasının ayrılmaz parçası ya da mütemmimi mahiyetinde aynı
tarihte Ek Mektup (side letter) imzalanarak, ilk anlaşma olan 10.12.1996 günlü
anlaşmadaki fiyat formülünün değiştirilmesi suretiyle 257.895.848 ABD Doları ülke ve
kurum zararına sebebiyet verilmesi nedeniyle sanık Mustafa Cumhur Ersümer’in devlet
alım, satım ve yapımına fesat karıştırma suçunu işlediği ileri sürülmüştür.
b- Sanığa Yöneltilen Suçlama ile İlgili Değerlendirme, Kabul ve Varılan Sonuç
Meclis soruşturma komisyonu raporunda, “BOTAŞ ile TURUSGAZ arasında
18.02.1998 tarihinde bir yıl için imzalanan 8 milyar m3'lük gaz alım anlaşmasının ayrılmaz
parçası ya da mütemmimi mahiyetinde aynı tarihte bir side letter imzalanarak, ilk anlaşma
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
230
olan 10.12.1996 tarihli anlaşmadaki fiyat formülünün bu side letter ile değiştirilmesi
suretiyle 257.895.848 ABD Doları ülke ve kurum zararına sebebiyet verilmesi nedeniyle
sanık Mustafa Cumhur ERSÜMER’in devlet alım, satım ve yapımına fesat karıştırma
suçunu işlediği” ileri sürülmüştür.
BOTAŞ Yönetim Kurulunun 20.12.1997 günlü, 601/5 sayılı kararı ile “Turusgaz ile
BOTAŞ arasında doğalgaz alımına ilişkin sözleşme görüşmeleri yapılması, görüşmeler
sonucunda Yönetim Kurulu’nun onayına sunulmak üzere sözleşme imzalanması için Genel
Müdürlüğün yetkili kılınmasına”;
18.2.1998 tarihinde de Turusgaz ve BOTAŞ arasında Ek Mektubun imzalandığı,
Ek mektupta yer alan hususların uygulanmasına yönelik olarak BOTAŞ Yönetim
Kurulu’nun 4.3.1998 günlü, 645/8 sayılı kararı ile “… Side Letter’in onaylanmasına ve
yürütümü hususunda Genel Müdürlüğün yetkili kılınmasına” ;
karar verildiği, sanık Mustafa Cumhur Ersümer’in bu belgeyi şahit sıfatıyla
imzaladığı görülmüştür.
Tanıklardan;
Gökhan Yardım 18.4.2006 günlü oturumda, BOTAŞ’ın imzaladığı kontratlarda
hazır bulunan Cumhurbaşkanı ya da bakanların imzasının bulunmasının gelenek olduğunu,
Ek Mektupta Mustafa Cumhur Ersümer’in imzasının bulunmasında bu nedenle bir beis
görmediğini, Rusların isteği üzerine imzaladığı konusunda söylenti duyduğunu ama bu
konuda emin olmadığını, Batı hattından aracısız gaz almaya Rusların izin vermemesi
nedeniyle TURUSGAZ aracılığı ile Ruslardan doğalgaz alımı yapıldığını, doğalgaz fiyat
formülünde FO1 değerinin değil, FO0 değerinin olduğunu, FO1’in bir göz yanılmasından
ibaret olduğunu;
Ayşe İnkaya 18.4.2006 günlü oturumda, 1996 yılında iki anlaşma olduğunu,
birincisinin TURUSGAZ-GAZEXPORT, ikincisinin TURUSGAZ-BOTAŞ arasında
olduğunu, ancak Turusgaz’ın kuruluşunun tamamlanmadığını, 1998 yılının Ocak ayında
kuruluşunun tamamlandığını, Ek Mektuptaki formülün doğru olduğunu, bütün dünyada da
bunun kullanıldığını, Turusgaz’ın Rus tarafının sınırda satıcı olmak istememesi üzerine
kurulduğunu, aksi takdirde Rus tarafının ilave gaz vermeyeceğini, 1996 tarihli anlaşmayı o
zamanki BOTAŞ Genel Müdürünün Turusgaz adına imzaladığını;
Nevzat Arseven 18.4.2006 günlü oturumda, doğalgaz fiyat formülünde yazım
hatası olduğunu ve ek mektupla doğru formülün konulduğunu;
Reha Gülümser 2.6.2006 günlü oturumda, Turusgaz ile Gazexport’un müstakbel
ortakları arasında 10 Aralık 1996 tarihinde imzalanan anlaşmanın son maddesinde,
sözleşmenin Turusgaz’ın kurucu ortakları arasında imzalandığının ve Turusgaz kurulduktan
sonra yeniden imzalanacağının belirtildiğini, kontratın mütemmim cüzü protokolde de
sözleşmenin yürürlüğe girmesi için belli koşulların yerine getirilmesinin hüküm altına
alındığını, bu koşullardan birinin Turusgaz’ın resmen kurulup tescil işlemlerinin
tamamlanması, diğerinin Turusgaz ile BOTAŞ arasında gaz alım anlaşmasının yapılması
olduğunu; bu şartlar gereğince Turusgaz’ın 12 Ocak 1998’de kurulduğunu, Turusgaz’ın
Rusya Federasyonu’nun isteği üzerine kurulduğunu, fiyat formülündeki FO1’in maddi hata
olduğunu, formülde FO0 değerinin olması gerektiğini;
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
231
Erol Üçer 2.6.2006 günlü oturumda, doğalgaz fiyat formülünde yazım hatası
olduğunu ve ek mektupla doğru formülün konulduğunu;
Hilmi Güler 19.9.2006 günlü oturumda, 10.12.1996 tarihli anlaşmada yer alan F01
li formülün Sıde- letter ile 18.2.1998 tarihli anlaşmada yapılan değişiklikle F0o lı formül
olarak değiştirilmesinin doğru olduğunu, yanlış olan formülün düzeltildiğini;
beyan etmişlerdir.
18.2.1998 tarihinde Turusgaz ile Botaş arasında imzalan sözleşme esas itibarıyla ön
sözleşmeyi içermekte, ancak fiyat formülü yer almamakta, formül aynı tarihte Turusgaz ile
BOTAŞ arasında imzalanan ve sanığın da tanık sıfatıyla imzasını içeren ve sözleşmenin
ayrılmaz bir parçası olarak ifade edilen 18.2.1998 tarihli Turusgaz ile Botaş arasında
imzalanan Ek mektupta doğal gaz fiyatının hesaplanmasında kullanılan formülde F0o değeri
yer almaktadır. Bundan anlaşılacağı üzere F01’li fiyat formülü, Ek mektupla F0o’lı hale
getirilmiştir
3.2.2005 günlü duruşmanın 14 nolu ara kararı uyarınca; 18.2.1998 günlü ek mektup
ile değiştirilen doğalgaz fiyat formülüne göre hesaplanan doğalgaz birim fiyatının ve bu
formül esas alınarak yapılan ödeme miktarı ile ek mektup imzalanmadan önce yürürlükte
olan formül esas alındığında oluşacak doğalgaz birim fiyatı ve buna göre ödeme miktarının
ne olacağının yıllar itibariyle bildirilmesi BOTAŞ Genel Müdürlüğünden istenilmiştir.
BOTAŞ Genel Müdürlüğü 3.3.2005 günlü, 145 sayılı yazısı ile ek mektup öncesi ve
sonrasına göre 1000 metreküp için hesaplanan doğalgaz fiyatları aşağıdaki gibi
bildirilmiştir:
YILLAR
EK MEKTUP ÖNCESİ
FİYAT(ABD
Doları/1000m3) (A)
EK MEKTUP SONRASI
FİYAT(ABD
Doları/1000m3) (B)
FARK(B-A)
1998 83,100 82,990 -0,11
1999 80,640 77,630 -3,01
2000 113,380 133,850 20,47
2001 113,240 133,570 20,33
2002 101,900 114,290 12,39
Tabloda yer alan fiyatlar ek mektubun imzalanmasından III. Fiyat Revizyonunun
yürürlüğe girdiği 2002 yılı Eylül ayına kadar geçerli olan fiyatları ifade etmektedir. Formül
değişikliğinin 1999 yılı sonuna kadar bir fiyat avantajı sağladığı, 1999 yılından sonra ise
eski formüle göre dezavantajlı bir fiyatı ifade ettiği görülmüştür. Ek mektubun
imzalanmasıyla geçerli olan yeni fiyat formülünde yer alan F0o lı parametrede ağır fuel-oil
fiyatı, F01 li parametrede ise hafif fuel-oil fiyatı esas alınmaktadır. Bu parametrelerden
hangisinin lehe ya da aleyhe sonuç doğuracağı hususunun önceden bilinemeyeceği, petrol
fiyatının seyrine göre formülün değişik doğal gaz fiyatları verdiği tespit edilmiştir.
Olayla ilgili tanıklıklarına başvurulan; Nevzat Arseven, Gökhan Yardım, Ayşe
İnkaya, Reha Gülümser, Erol Üçer ve Hilmi Güler, Ek mektupla değiştirilen formülün
dünyada uygulanan doğru ve geçerli formül olduğunu beyan etmişlerdir.
Ayrıca, fiyat formülü değişikliğiyle ilgili olarak katılan vekilleri de dâhil olmak
üzere davanın taraflarının tümü, değişikliğin olağan olarak uygulanan doğalgaz fiyat
hesaplama formülünün uygulanması niteliğinde olduğunu belirtmişlerdir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
232
Bu nedenlerle, 18.2.1998 tarihinde tarafları Turusgaz ve BOTAŞ olan Ek Mektubu
imzalamaya BOTAŞ yönetim kurulunca genel müdürlük yetkili kılındığından ve sanık
Mustafa Cumhur Ersümer’in şahit sıfatıyla imzalamasının belgenin geçerliliğine etkisi
bulunmadığı, ek mektubun içeriğine ilişkin sanığın herhangi bir emir ya da talimatının da
bulunmadığı, kaldı ki değiştirilen fiyat formülünün tanık beyanlarında da belirtildiği gibi
doğalgaz alım satım anlaşmalarında uygulanan doğru ve geçerli formül olduğu, ayrıca
BOTAŞ’ın tüm doğalgaz ödemelerini FO0’lı formül esas alınarak düzenlenen faturalar
üzerinden yaptığı anlaşıldığından sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerekmiştir.
7- Damga vergisinden kaçınmak amacıyla bir yıl için imzalanan gaz alım
anlaşması süresinin ek mektupla 23 yıla çıkarıp Turusgaz şirketine menfaat
sağlayarak devlet alım, satım ve yapımına fesat karıştırmak
a. İddia
BOTAŞ ile TURUSGAZ arasında 18.02.1998 tarihinde bir yıl için imzalanan 8
milyar m3'lük gaz alım sözleşmesinin süresinin damga vergisinden kaçınmak amacı ile bu
sözleşmenin ayrılmaz parçası mahiyetindeki ek mektup ile 23 yıla çıkarılarak Turusgaz
A.Ş.’ye çıkar sağlanmasına sebebiyet verilmesi nedeniyle sanık Mustafa Cumhur
Ersümer’in devlet alım, satım ve yapımına fesat karıştırma suçunu işlediği ileri
sürülmüştür.
b- 18.2.1998 Günlü Anlaşmanın 23 Yıla Çıkarılması Süreci
―BOTAŞ ile TURUSGAZ arasında 18.02.1998 tarihinde bir yıl için imzalanan 8
milyar m3'lük gaz alım sözleşmesinin 19.2 maddesinde, “İşbu sözleşme, 1 Ocak 1999
tarihine kadar yürürlükte kalacak ve taraflardan biri diğerine en az üç ay öncesinden yazılı
bildirimde bulunmadığı sürece, aynı hüküm ve koşullar ile bir diğer yıl için otomatikman
yenilenmiş olacaktır…” kuralı yer almaktadır.
―Anlaşmanın 2. maddesine göre 1998 yılı için yıllık sözleşme miktarı 2 milyar
metreküptür.
―18.2.1998 tarihinde Turusgaz ve BOTAŞ arasında Ek Mektup imzalanmıştır. Bu
belgeyi sanık Mustafa Cumhur ERSÜMER tanık sıfatıyla imzalamıştır.
―Mektubun sonunda, “sözleşmenin bütünleyici bir nitelik taşıdığı” ifade
edilmiştir.
―Ek mektupta, “Bu sözleşme bir yıllık dönem için imzalanmış olmasına rağmen,
taraflar bu kontratın her yıl, yıllık sözleşme miktarları dışında, bu kontrattaki aynı
koşullarla otomatik olarak bir yıl daha uzaması hususunda anlaşmaya varmıştır ve taraflar
bu zamana kadar açıkça ve geri dönüşü olmayacak şekilde arka arkaya gelen her bir yılın
sonunda bu sözleşmeyi iptal etme veya aksi durumda ertelemeye dair karşılıklı haklarından
feragat eder. Taraflar 2021’e kadar her yıl teslim edilecek olan yıllık sözleşme
miktarlarının aşağıdaki gibi olmasında anlaşmaya varmıştır”
denilerek sözleşmenin süresi 2021 yılı sonuna kadar uzatılmıştır.
c- Turusgaz Şirketinin Niteliği ve Damga Vergisi Mükellefiyeti
Yüce Divan’ın, Turusgaz Taahhüt Pazarlama ve Ticaret Anonim Şirketinin ortaklık
yapısının bildirilmesini Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’ndan istemesi üzerine, Sanayi ve
Ticaret Bakanlığı 28 Mart 2005 günlü, 2105 sayılı yazı ekinde şirketin ortaklık yapısı ile
kuruluşundan istem tarihine kadar geçirmiş olduğu değişimler gönderilmiş, buna göre
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
233
“Turusgaz Taahhüt Pazarlama ve Ticaret Anonim Şirketi”nin ticaret siciline kayıtlı, Türk
Hukukuna tabi olarak faaliyet gösteren bir şirket olduğu anlaşılmıştır.
488 sayılı Damga Vergisi Kanunu’nun 3. maddesinde;
“Damga Vergisinin mükellefi kâğıtları imza edenlerdir.
Resmi dairelerle kişiler arasındaki işlemlere ait kâğıtların Damga Vergisini kişiler
öder.
Yabancı memleketlerle Türkiye'deki yabancı elçilik ve konsolosluklarda düzenlenen
kâğıtların vergisini, Türkiye'de bu kâğıtları resmi dairelere ibraz eden üzerlerinde devir
veya ciro işlemleri yapanlar veya harhangi bir suretle hükümlerinden faydalananlar
öderler. Ancak bunlardan ticari veya mütedavil kâğıt mahiyetinde bulunanların vergisini,
bunları en evvel satan veya kabul veya başka suretle kullanan kişiler öderler.”
denilmektedir.
Damga vergisine tabi tutulacak belgelerin neler olduğu, 488 sayılı Damga Vergisi
Kanunu’na ekli listeler ile belirlenmiştir. Akitlerle ilgili kâğıtlar, kararlar, mazbatalar, ticari
işlemlerle ilgili kâğıtlar, makbuzlar ve diğer kâğıtlar bu verginin kapsamına girmektedir.
Damga vergisi söz konusu belgelerin düzenlenmesine bağlı olarak ortaya çıkmakta olup
verginin konusunu çeşitli işlemler nedeniyle düzenlenen işlemler oluşturmaktadır. Damga
vergisinin mükellefleri damga vergisine tutulmuş olan belgeleri imza eden kişilerdir.
18.2.1998 tarihli Ek Mektubu imzalayan Türk hukukuna tabi Turusgaz ile BOTAŞ şirketleri
damga vergisinin mükellefi konumundadırlar.
d- Tanık Anlatımları
Nevzat Arseven 18.4.2006 günlü oturumda, Turusgaz’la anlaşma yapıldığı
dönemde damga vergisi için belirlenmiş bir üst sınır olmadığını ve çok büyük bir rakam
tuttuğunu, Reha Gülümser ile BOTAŞ yetkililerinin Maliye Bakanlığını konuyla ilgili
olarak ziyaret ettiklerini, anlaşmayı bu şekilde yapmanın Rus tarafının isteği olduğunu ve bu
kadar yüksek bir vergiyi ödemeyeceklerini beyan ettiklerini, kendilerinin de çözüm olarak
Ek Mektup ile anlaşmayı 23 yıla uzattıklarını, zaten bu anlaşmadan kısa bir süre sonra
damga vergisi için üst sınır geldiğini;
Arif Bilal Uzuner 2.6.2006 günlü oturumda, damga vergisinin çok yüksek olması
nedeniyle Turusgaz ve BOTAŞ arasındaki doğalgaz anlaşmasının bir yıllık yapıldığını;
Reha Gülümser 2.6.2006 günlü oturumda, Turusgaz-BOTAŞ anlaşmasının imza
aşamasında, 25 yıllık kontratın tümünden damga vergisi hesap edildiği takdirde çok yüksek
rakama ulaşıldığını, bu nedenle kontratın bir yıllık yapıldığını, ek mektup ile sürenin
uzatıldığını;
Erol Üçer 2.6.2006 günlü oturumda, Turusgaz’la anlaşma yapıldığı dönemde
damga vergisi için belirlenmiş bir üst sınır olmadığını ve çok büyük bir rakam tuttuğunu,
Reha Gülümser ile BOTAŞ yetkililerinin Maliye Bakanlığını konuyla ilgili olarak ziyaret
ettiklerini, anlaşmayı bu şekilde yapmanın Rus tarafının isteği olduğunu ve bu kadar yüksek
bir vergiyi ödemeyeceklerini beyan ettiklerini, kendilerinin de çözüm olarak Ek Mektup ile
anlaşmayı 23 yıla uzattıklarını, zaten bu anlaşmadan kısa bir süre sonra damga vergisi için
üst sınır geldiğini;
beyan etmişlerdir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
234
e- Sanığa Yöneltilen Suçlama ile İlgili Değerlendirme, Kabul ve Varılan Sonuç
BOTAŞ ile TURUSGAZ arasında 18.02.1998 tarihinde bir yıl için imzalanan 8
milyar m3'lük gaz alım sözleşmesinin süresinin damga vergisinden kaçınmak amacı ile bu
sözleşmenin ayrılmaz parçası mahiyetindeki ek mektup ile 23 yıla çıkarılarak Turusgaz
A.Ş.’ye çıkar sağlanmasına sebebiyet verildiği ve böylece sanığın ihaleye fesat karıştırdığı
ileri sürülmüştür.
Tanıklar BOTAŞ eski genel müdürü Nevzat Arseven ve Turusgaz genel müdür
yardımcısı Reha Gülümser beyanlarında, BOTAŞ yetkililerinin Maliye Bakanlığı nezdinde
girişimde bulunduklarını; tanık GAMA Yönetim Kurulu Başkanı Erol Üçer de, Maliye
Bakanı’nın telkini sonucunda önce bir yıllık kontrat yapıldığını, “Damga Vergisi
Kanunu”nda yapılacak değişiklik sonrasında kontrat süresinin uzatılmasının öngörüldüğünü
beyan etmişlerdir.
Konuyla ilgili delillerin değerlendirilmesinde;
18.2.1998 tarihinde tarafları Turusgaz ve BOTAŞ olan Ek Mektubu imzalamaya
BOTAŞ yönetim kurulunca genel müdürlük yetkili kılınıp sanık Mustafa Cumhur
Ersümer’in şahit sıfatıyla imzalamasının belgenin geçerliliğine etkisinin olmadığı, ek
mektubun içeriğine ilişkin sanığın herhangi bir emir ya da talimatının da bulunmadığı
anlaşılmakla, bu mektupla anlaşma süresinin 23 yıla çıkarılmasından dolayı da sorumlu
tutulamayacağı anlaşıldığından sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerekmiştir.
8- Bakanlar Kurulundan alınmış bir yetkiyle hareket etmesine rağmen,
18.2.1998 tarihinde imzalanmış olan anlaşmalar ile ek mektubu 244 sayılı Yasa
hükümlerine aykırı olarak Resmî Gazetede yayımlatmamak ve TBMM’nin bilgisine
sunmamak suretiyle görevini ihmal etmek
a- İddia
Bakanlar Kurulu’ndan alınan bir yetki ile hareket etmesine rağmen, 18.2.1998
tarihinde imzalanmış anlaşmalar ile ek mektubun 244 sayılı Yasa hükümlerine aykırı
olarak Resmi Gazete’de yayımlanmaması ve TBMM bilgisine sunulmaması nedeniyle
sanık Mustafa Cumhur Ersümer’in görevi ihmal suçunu işlediği ileri sürülmüştür.
b-Sanığa Yöneltilen Suçlamalarla İlgili Değerlendirme, Kabul ve Varılan Sonuç
Konuyla ilgili delillerin değerlendirilmesinde;
Sanık Mustafa Cumhur Ersümer’in 13.2.1998 günlü 98/10682 sayılı Bakanlar
Kurulu Kararı ile vaki davete icabetle görüşmelerde bulunmak üzere ekli listede adları ve
görevleri yazılı kişilerden kurulu heyetle birlikte 17–20 Şubat 1998 tarihlerinde Rusya
Federasyonu’na gönderilmesi ve görüşmeler sonucunda ortaya çıkabilecek belgeleri
Hükümet adına imzalamasının 244 sayılı Kanun’un 1. maddesi uyarınca kararlaştırıldığı
anlaşılmıştır.
18.2.1998 tarihinde sanık Mustafa Cumhur Ersümer’in şahitliğinde Turusgaz ve
BOTAŞ yetkililerince Ek mektubun imzalandığı, ek mektubun taraflarından olan
Turusgaz’ın, Gazprom, Gama(özel) ve BOTAŞ(kamu) şirketlerinin ortaklığıyla Türk
hukukuna tabi olarak kurulmuş bir Türk şirketi olduğu görülmüştür.
İki Türk şirketi tarafından imzalanan bir metnin uluslararası anlaşma niteliği
taşımadığı, uluslararası anlaşmadan bahsedebilmek için anlaşmanın uluslararası hukuk
kişileri tarafından yapılmasının gerekliliği ise kuşkusuzdur.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
235
Bu nedenle, uluslararası anlaşma niteliği taşımayan 18.2.1998 tarihinde
imzalanmış anlaşmalar ile ek mektubun Resmi Gazetede yayımlanmaması ve TBMM
bilgisine sunulmamasında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığından, sanık
hakkında unsurları oluşmayan suç nedeniyle beraat kararı verilmesi gerekmiştir.
9- Samsun-Ankara doğalgaz boru hattı inşaatında görev şirketi OHS
konsorsiyumuna yüksek ödeme yaparak ve koşulları oluşmadan avans vererek görev
ve yetkisini kötüye kullanmak
a- İddia
Meclis soruşturma komisyonu raporunda;
“Ankara 6. Ağır ceza Mahkemesi’nin 2002/341 Esas, 2003/385 No.lu, Botaş
Yönetim kurulu üyelerinin TCK.240. maddesi kapsamında cezalandırılmalarına yol açan
kararının, 3046 ve 3154 sayılı Yasalar kapsamında değerlendirilerek, dönemin Enerji ve
Tabii kaynaklar Bakanı M. Cumhur Ersümer hakkında da geçerli olduğu ve TCK 240.
maddesine göre işlem yapılması…”denilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı esas hakkındaki mütalaasında bu iddia ile ilgili
olarak; Mavi Akım projesinin ihalesiz OHS konsorsiyumuna verilmesi, Erzurum-İmranlı,
Kayseri-İmranlı hattı yerine Doğubeyazıt-Erzurum hattı yapım fiyatı esas alınmak suretiyle
75.000.000 ABD doları pahalıya yaptırılması ve koşulları oluşmadığı halde konsorsiyuma
avans ödemesi yapılması olmak üzere üç olgunun bulunduğunu belirtmiş ise de, Meclis
soruşturma komisyonu raporunda Mavi Akım projesi kapsamında gerçekleştirilen Samsun-
Ankara doğalgaz boru hattı inşaatı ile ilgili olarak sanık Mustafa Cumhur Ersümer
hakkındaki suçlamaların tek tek sayılmadığı, bunun yerine Ankara 6. Ağır Ceza
Mahkemesinin 2002/341 Esas, 2003/385 Karar sayılı dosyasına gönderme yapıldığı
anlaşılmıştır. Bu nedenle sanık hakkında ileri sürülen suçlamanın tespiti, Ankara 6. Ağır
Ceza Mahkemesinin kararının kapsamının belirlenmesine bağlıdır.
Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 25.11.2002 günlü 2002/341 E, 2003/385 K
sayılı kararı ile Ankara-Samsun Doğalgaz Boru Hattı inşaatında, Erzurum-İmranlı, Kayseri-
İmranlı Doğalgaz boru hatlarınının fiyatlarının maliyet tespitine esas alınmayarak,
Doğubeyazıt-Erzurum Doğalgaz Boru hattında uygulanan fiyatların emsal alınması
sonucunda maliyetin yüksek belirlenmesi, inşaatı yapan OHS konsorsiyumuna avans ödeme
koşullarının gerçekleşmemesine karşın avans ödemesi yapılması gerekçeleri ile sanıklar
Gökhan Yardım, Kutluhan Çınbay, Arif Bilal Uzuner, Hayri Nadir Bıyıkoğlu ve Uğur Başer
hakkında 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 240/1 maddesi uyarınca mahkûmiyet kararı
verilmiştir.
Buna göre Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesinin mahkûmiyet kararına esas olan ve
Mustafa Cumhur Ersümer hakkında görevi kötüye kullanma suçuna ilişkin ileri sürülen
maddi olgular şunlardır:
―Samsun-Ankara Boru Hattı’na emsal teşkil eden Doğubeyazıt-Erzurum,
Erzurum-İmranlı ve İmranlı-Kayseri Doğalgaz Boru Hattı inşaatlarına nazaran daha yüksek
bir bedel ödenerek OHS Konsorsiyumuna fazla ödemede bulunulmasına neden olmak,
―OHS Konsorsiyumuna avans ödenmesine ilişkin olarak sözleşmede yer alan
koşulların gerçekleşmemesine rağmen sözleşme bedelinin %15’i oranında avans ödemesi
yapmak.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
236
b- Samsun-Ankara Doğalgaz Boru Hattı Yapım Süreci
―6–7 Kasım 1996 tarihlerinde BOTAŞ ile RAO GAZPROM arasında yapılan
toplantıda GAZPROM yetkilileri tarafından Karadeniz tabanından geçecek doğalgaz boru
hattı konusunda öneri getirilmiştir. Bu çerçevede, Karadeniz tabanından geçerek Samsun’a
çıkacak boru hattı ile Türkiye’ye doğal gaz sevkiyatı hususunda Rus ve Türk yetkilileri
arasında ilk görüşmeler 1996 yılının Aralık ayı içerisinde başlamıştır.
―30 Haziran 1997 tarihinde sanık Mustafa Cumhur ERSÜMER Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanlığı görevine başlamıştır.
―Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Cumhur ERSÜMER ve Gazprom Yönetim
Kurulu Başkanı Rem VİYAKHİREV arasında 29 Ağustos 1997 tarihinde Ankara’da, Rus
doğalgazının Karadeniz üzerinden Türkiye’ye nakline ilişkin bir “İşbirliği Anlaşması”
imzalanmıştır.
―OHS Konsorsiyumunun oluşumuna ilişkin sözleşme 02 Aralık 1997 tarihinde
imzalanmıştır.
―15 Aralık 1997 tarihinde, Ankara’da “Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya
Federasyonu Arasında Rus Doğal Gazının Karadeniz Altından Türkiye Cumhuriyeti’ne
Sevkiyatına İlişkin Anlaşma” imzalanmıştır.
―15 Aralık 1997 tarihinde BOTAŞ ve VEP Gazexport-RAO Gazprom arasında
alım satım kontratı imzalanmıştır.
―GAZPROM, Samsun-Ankara Boru Hattı’nın proje ve inşaatını yürütecek ve Türk
şirketlerinin de katılımıyla oluşturulacak konsorsiyumda görev alacak ana firmanın
Stroytransgaz olduğunu BOTAŞ’a 24 Aralık 1997 tarihinde bildirmiştir.
―Stroytransgaz da Türk ortaklarının Turan Hazinedaroğlu İnş. Tic.A.Ş. ve Öztaş
İnşaat Tic. A.Ş. olduğunun 18 Aralık 1997’de BOTAŞ’a bildirmiş ve oluşturulan
konsorsiyum anlaşması BOTAŞ’a sunulmuştur.
―18 Aralık 1997 ile 7 Aralık 1998 tarihleri arasında Samsun-Ankara Doğalgaz
boru Hattının yapımına ilişkin görüşmeler sürdürülmüştür.
―OHS konsorsiyumu 07 Aralık 1998 tarihli yazısıyla son teklif fiyatlarını Genel
Müdürlüğün talepleri doğrultusunda revize ettiğini ifade ederek yeni teklifini gerekçeleriyle
beraber 376.000.000 ABD Doları olarak BOTAŞ’a sunmuştur. OHS Konsorsiyumu yeni
fiyatı, Yatırımlar Grup Başkanlığının 15 Aralık 1998 tarihli müzekkeresiyle BOTAŞ
Yönetim Kuruluna sunulmuştur.
―OHS Konsorsiyumu, 23.12.1998 tarihli yazısıyla Samsun–Ankara Hattı ile Doğu
Anadolu Doğal Gaz Boru Hatlarını hem arazi şartları, hem zaman faktörü ve hem de ekip
ekipman organizasyonu arasındaki farklılıklar ile mukayese ederek son teklif fiyatları olan
376 milyon ABD Doları üzerinden sözleşme imzalamaya hazır olduklarını belirtmişlerdir.
―BOTAŞ Yönetim Kurulu 30 Aralık 1998 günlü, 672/14 sayılı kararıyla, doğal
gaz alım satım kontratının 18. maddesi çerçevesinde Rus tarafından yazılı olarak teyidi
istenilen hususlara cevaben GAZEXPORT’tan BOTAŞ’a gönderilen yazının Rus tarafının
yerine getirmesi gerekli gerekli hususları teyid eder mahiyette olmadığı ifade edilerek karşı
taraftan tekrar teyid talebinde bulunulmasına, diğer hususların da değerlendirilmek üzere
gündemde kalmasına karar vermiştir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
237
―12 Ocak 1999 tarihinde sanık Mustafa Cumhur ERSÜMER Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanlığı görevinden ayrılmıştır. Sanık Mustafa Cumhur ERSÜMER’in
görevinden ayrıldığı tarihte henüz boru hattının yapım maliyeti belirlenmemiştir.
―BOTAŞ Yönetim Kurulu 10 Şubat 1999 tarih ve 676/10 sayılı kararıyla da,
Yatırımlar Grup Başkanlığının Samsun–Ankara Doğal Gaz Boru Hattının inşaatı için 1998
yılında ihale edilip kontratı yapılan 48” çapındaki iki boru hattıyla yine aynı yıl içinde
yapılan 3 kompresör istasyonu için alınan teklifler, imzalanan kontrat bedelleri ve ortalama
fiyatlar ile OHS Konsorsiyumunun bu ihalelerde teklif ettiği fiyatların da mukayeseli olarak
değerlendirildiği bir rapor hazırlamasına ve bu çalışmanın tamamlanmasını müteakip ve gaz
alım anlaşmasının 18. maddesi ile ilgili GAZPROM’dan gelecek bilgiye müteakip
konsorsiyumun görüşmeye çağrılmasına karar vermiştir.
―BOTAŞ Yönetim Kurulu daha sonra aldığı 07 Nisan 1999 tarih ve 681/13 sayılı
kararında, daha önce hazırlanılmasını istediği ve Samsun–Ankara Doğal Gaz Boru Hattının
inşaatı için 1998 yılında ihale edilip kontratı yapılan 48” çapındaki iki boru hattıyla yine
aynı yıl içinde yapılan 3 kompresör istasyonu için alınan teklifler, imzalanan kontrat
bedelleri ve ortalama fiyatlar ile OHS konsorsiyumunun bu ihalelerde teklif ettiği fiyatların
da mukayeseli olarak değerlendirileceği teknik rapora, 48” çapındaki Doğubayazıt–Erzurum
DGBH’nın da ilave edilmesini ve bu hususta yapılacak çalışmanın daha önceden teşekkül
ettirilmiş Üst Komisyonca değerlendirilerek BOTAŞ Yönetim kuruluna sunulmasını karar
altına almıştır.
―Üst Komisyon tarafından BOTAŞ Yönetim Kuruluna götürülen bu öneriye
istinaden Yönetim Kurulunun 14 Nisan 1999 tarih ve 682/3 sayılı kararıyla 48”’lik 500 km.
boru hattı maliyeti hesaplamalarında Doğubayazıt–Erzurum Hattının esas alınarak, 33 MW
kompresör istasyonunun maliyet hesaplamasında ise Doğubayazıt CS-1 ve Ambarlı CS-2
kompresör istasyonunun teklif fiyatlarının ortalamasının alınarak, 16 milyar metreküp
ölçüm istasyonunun maliyetinin de Malkoçlar Ölçüm İstasyonu tevsii projesinin teklif
fiyatlarından hareketle ulaşılan toplam 341.266.000 ABD Doları proje maliyeti üzerinden
OHS Konsorsiyumu ile görüşmelere başlanılması ve sözleşme imzalanması hususunda
BOTAŞ Genel Müdürlüğü yetkili kılınmıştır.
―BOTAŞ Yönetim Kurulunun vermiş olduğu yetki çerçevesinde Üst Komisyon
OHS Konsorsiyumu ile yapmış olduğu 29.04.1999 tarihli toplantıda 48” boru hattı sistemi
için Yönetim Kurulunun kabul ettiği fiyatı Konsorsiyum yetkililerine bildirmiş ve BOTAŞ’a
sunulmuş son resmi fiyat teklifleri olan 376 milyon ABD Doları maliyeti bu fiyata göre
revize etmeleri istenilmiştir. Konsorsiyum konuyu değerlendirmek üzere süre istemiş ve
görüşünü ertesi gün bildireceğini beyan etmiştir.
―30 Nisan 1999 tarihli OHS Konsorsiyumu ile Üst Komisyon arasında aynı
konuda yapılan toplantıda Konsorsiyum yazılı olarak BOTAŞ Yönetim Kurulunun uygun
gördüğü maliyeti kabul ettiğini beyan etmiştir.
―05 Mayıs 1999 tarihinde OHS Konsorsiyumu ile BOTAŞ arasında yapılacak
kontratın ana esaslarını belirleyen bir sözleşme protokolü imzalanmıştır. Bu protokolün 5.
maddesi avans ödeme koşullarını içermektedir.
―29 Mayıs 1999 tarihinde sanık Mustafa Cumhur ERSÜMER’in ikinci Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanlığı başlamıştır.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
238
―11 Haziran1999 tarih ve 688/7 sayılı BOTAŞ Yönetim Kurulu Kararında,
Yönetim Kurulu imzalanan sözleşme protokolünün 5 nolu avans ödeme maddesinde proje
bedelinin % 15’i tutarındaki avansın ödenmesi ve projenin başlaması hususlarının doğal gaz
alım satım anlaşmasının 18.1–2–3 maddelerinde GAZPROM tarafından verilmesi gereken
teyidlere bağlandığı hususlarında bilgi alındığı belirtilmiştir.
―BOTAŞ Yönetim Kurulu 18 Haziran 1999 tarih ve 690 sayılı kararında, OHS
Konsorsiyumu ve BOTAŞ arasında 05.05.1999 tarihinde imzalanan ve yapılacak kontratın
ana esaslarını belirleyen sözleşme protokolünün 5. Madde’sinde avans ödemesi hususunu
yine doğal gaz alım satım anlaşmasının 18.1–2 ve 3. Maddeleri çerçevesinde, deniz
geçişiyle ilgili finansmanın temin edildiğinin belgelendirilmesi, ayrıca deniz geçişi
borularının, kompresör istasyonunun sipariş edildiğinin belgelendirilmesi hususlarına
bağlandığını ifade ederek avans ödenip işe başlanılmasıyla ilgili olarak GAZPROM’un
Karadeniz geçişi ile ilgili taahhütlerini yerine getirmemesi veya projeyi gerçekleştirmemesi
halinde ülkemizin ve BOTAŞ’ın zarar görmemesi için 3. Madde de ifade edilen hususların
garanti altına alınmasına ilave olarak bir heyetin Rusya Federasyonu’na gönderilmesi ve
daha sonra konunun BOTAŞ Yönetim Kurulu’nca tekrar değerlendirilmesini
kararlaştırmıştır.
―Rusya’ya gönderilen heyet Rusya tarafından yapılan çalışmalarla ilgili tespitlerini
05–06 Temmuz tarihlerinde yaparak bir rapor hazırlamış ve hazırladığı raporu BOTAŞ
Yönetim Kuruluna sunmuştur.
―BOTAŞ Yönetim Kurulu 14 Temmuz 1999 tarih ve 692/4 sayılı kararıyla, Mavi
Akım Projesinin GAZPROM’dan kaynaklanan sebeplerle gerçekleşmemesi halinde
BOTAŞ’ın OHS Konsorsiyumuna Samsun–Ankara Hattı için ödeyeceği avansın BOTAŞ ile
GAZEXPORT arasındaki kontrat çerçevesinde batı hattından alınan gazdan mahsup
edilmesi hususundaki GAZPROM’un 09.07.1999 tarihli teyid mektubu dikkate alınarak ve
OHS Konsorsiyumundan alınan teminat mektubu karşılığında avans ödenmesi ve
konsorsiyum ile kontrat imzalanması hususlarında BOTAŞ Genel Müdürlüğü yetkili
kılınmıştır.
―OHS Konsorsiyumu ile BOTAŞ arasında 30 Temmuz 1999 tarihinde sözleşme
imzalanmıştır.
―Sözleşmede yer alan 5. Nolu avans ödeme maddesi çerçevesinde Proje tutarının
% 15’inin avans olarak ödenmesi hususunda Finansman ve Muhasebe Grup Başkanlığı’nın
Yatırımlar Grup Başkanlığı’ndan gerekli bilgi ve belgeleri istemesi ve ayrıca konunun
Genel Müdürlük Olur’u haline getirilmesi yönündeki talebine istinaden 30.07.1999 tarih ve
861 sayılı Genel Müdürlük Olur’u alınmış ve yazı ekinde ilgili ünite olarak Finansman ve
Muhasebe Grup Başkanlığı’na gönderilmiştir. Aynı gün avans ödemesi yapılmıştır.
c- Tanık Anlatımları
Fuat Celepçi 16.3.2005 günlü oturumda, OHS konsorsiyumu ile BOTAŞ’ın 8 ay
boyunca pazarlık yaptığını ve en iyi fiyata ulaşmaya çalıştığını;
Çetin Atuk 7.3.2006 günlü oturumda, sanık Mustafa Cumhur Ersümer’e isnat
edilen Mavi Akım Projesi çerçevesinde gerçekleştirilen Ankara- Samsun Doğalgaz Boru
Hattı İnşaatının ihalesine ilişkin fizibilite raporunu genel müdürü olduğu şirketin
hazırladığını, kendilerine verilen görevin yılda 16 milyar metreküp doğalgazın sevkıyatıyla
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
239
ilgili olarak en uygun kriterleri teknik ve ekonomik yönden ve finansman analizi açısından
yapılması olduğunu, bununla ilgili fizibiliteyi hazırladıklarını, maliyetin tespitinde herhangi
bir telkin olmadığını;
Gökhan Yardım 18.4.2006 günlü oturumda, Mavi Akım kontratına ilişkin
görüşmelerde BOTAŞ Genel Müdürü Nevzat ARSEVEN ile birlikte Samsun-Ankara
doğalgaz boru hattı inşaatının BOTAŞ tarafından ihale yolu ile yaptırılmasında ısrarlı
olduklarını, ancak anlaşma taslağının Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı Anlaşmalar Genel
Müdürlüğünce hazırlandığını, bu taslakta GAZPROM firması ve onun ortakları tarafından
anılan boru hattı inşaatının yapılmasının öngörüldüğünü;
Mavi Akıma ilişkin Hükümetlerarası Anlaşmanın 1997 tarihinde imzalandığını,
anlaşma imzalandıktan ve yürürlüğe girdikten sonra Stroytransgaz’ın anlaşmanın 3.
maddesine dayanarak Samsun Ankara doğalgaz boru hattını inşa edecek yerli ortaklarını
bildirdiğini, BOTAŞ’ın bütün yatırımlarında işin % 15’i kadar avans verildiğini, boru hattı
fiyatının da kendi istedikleri fiyata düşürüldüğünü, avans ödemesi için ek teminatlar
alındığını, 28.11.1997 tarihinde Nevzat ARSEVEN ve kendisinin imzaladığı protokolde
boru hattının Türkiye içindeki kısmının BOTAŞ tarafından yapılmasını öngördüklerini,
ancak anlaşmayı Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı Anlaşmalar Genel Müdürlüğünün bu
şekilde hazırladığını ve kendilerine de böyle olacak dendiğini, BOTAŞ olarak anlaşmaya
herhangi bir müdahalelerinin olmadığını;
STROYTRANSGAZ’ın Öztaş ve Hazinedaroğlu firmalarıyla İran Boru Hattı
inşasında konsorsiyum oluşturduklarını, Mavi Akım Anlaşması imzalandıktan hemen sonra
da STROYTRANSGAZ’ın bu firmaları bildirdiğini, anlaşma yürürlüğe girmeden de kimi
milletvekillerinin konsorsiyumu oluşturan firmaları bildiğini;
Ayşe İnkaya 18.4.2006 günlü oturumda, yasa gereği ülke içinde boru hatlarını
BOTAŞ’ın yapmasının gerektiğini, ancak anlaşmalar genel müdürünün “böyle anlaşıldı, bu
anlaşma böyle olacak” dediğini, Hükümetlerarası anlaşmanın Stroytransgaz’a yerli
ortaklarını belirleme yetkisini verdiğini;
Nevzat Arseven 18.4.2006 günlü oturumda, OHS Konsorsiyumuna gerekli
teminatlar alındıktan sonra ödemeler yapıldığını, al ya da öde yükümlülüğünde alınmayan
gazın parasının ödenmesi gibi bir durumun olmadığını, daha ileriki teslimat periyotlarında
alınmayan gazın çekilebileceğini, al ya da öde yükümlülüğünden dolayı alınamayan gaz için
kamu zararının oluşmasının mümkün olduğunu ancak Türkiye açısından gaza olan ihtiyaç
nedeniyle bunun söz konusu olmadığını, kendi çalıştığı dönemde al ya da öde
yükümlülüğüne girilmediğini;
Kutluhan Çınbay 18.4.2006 günlü oturumda, Samsun-Ankara doğalgaz boru
hattının kanun konusu olduğu için ihalesiz verildiğini, pazarlık imkânının olmadığını, diğer
projelerde olduğu gibi bu projelerde de avans ödemesi yapıldığını;
Uğur Başer 18.4.2006 günlü oturumda, OHS firmasına ödenen avans karşılığında
gerekli teminatların alındığını, Mavi Akım Anlaşmasının 3. maddesine göre
Stroytransgaz’ın BOTAŞ’a bir yazı yazarak yerli ortaklarının Öztaş ve Hazinedaroğlu
olduğunu bildirdiklerini, konsorsiyumun 421 milyon dolarlık teklif fiyatından 7 aylık
görüşme sonrasında 81 milyon dolarlık indirim yaptırıldığını;
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
240
Hayri Nadir Bıyıkoğlu 18.4.2006 günlü oturumda, Mavi Akım Anlaşmasının 3.
maddesinde müteahhidin tarif edilmesinin BOTAŞ yönetimini ciddi şekilde sıkıntıya
soktuğunu, BOTAŞ’ın diğer boru hatlarında yaptığı gibi uluslararası ihaleye çıkarak rekabet
koşulları altında fiyatları ve koşulları belirleme hakkını kaybettiğini, Konsorsiyumun 52 inç
çapında ve 470 km uzunluğundaki boru hattı için istemiş olduğu 421 milyon dolarlık
teklifin standart olmayan 52 inç çapının 48 inç olarak değiştirilmesiyle 53 milyon dolar
düştüğünü, sonraki görüşmeler sonucunda da fiyatın nihai olarak 339 milyon dolara
geldiğini, avans ödemesi için Rus tarafından garanti gelene kadar sözleşmenin imzalanması
için onay vermediklerini;
GÜRİŞ firmasının kuruluş yıldönümü nedeniyle 7 Ekim 1998 tarihinde Sheraton
Otelinde verilen kokteylde TÜMAŞ Genel Müdürü Çetin ATUK’a çok yaygın olmayan 52
inç çap ile yüksek maliyeti sorduğunu, hem TÜMAŞ’ın fizibilite raporundaki hem de
konsorsiyum teklifindeki fiyatı yüksek bulduğunu ifade ettiğini, bu fiyatın BOTAŞ’
konsorsiyuma karşı zayıf düşüreceğini ifade ettiğini, Çetin ATUK’un da kendisine esasen
390 küsur milyon dolarlık bir rakam tespit ettiklerini, ancak BOTAŞ’tan gelen talep üzerine
%25’lik artış yaptıklarını, bu % 25’in pazarlık marjı olduğunu ifade ettiğini, kendisinin de
“onu pazarlık edeceksiniz çıtayı mümkün olduğu kadar düşük hatta gerekirse çok gerçekçi
olmayan bir rakamla başlayıp makul bir rakama çıkarma gayreti içinde olunması
gerektiğini” söylediğini;
Arif Bilal Uzuner 2.6.2006 günlü oturumda, Rusya Federasyonu’nun inşaat firması
bildirme hakkı bulunması nedeniyle Hazinedaroğlu ve ÖZTAŞ firmaları ile konsorsiyum
kurduğunu;
Samsun-Ankara doğalgaz boru hattı inşaatında avans ödemesinin şartlarının
oluştuğunu ve ödemenin yapıldığını, Doğu Anadolu’daki boru hattı inşaatındaki koşulların
Samsun-Ankara doğalgaz boru hattı inşaatındaki koşullara göre daha zor olmadığını;
Regent Zencirci 2.6.2006 günlü oturumda, 15.12.1997 günlü Mavi Akım
Anlaşmasının 3. maddesinin Türk tarafına Türk şirketlerini seçme olanağı sağlayacak
şekilde düzenlendiğini, bu metni de kendisinin yazdığını;
beyan etmişlerdir.
d- Sanığa Yöneltilen Suçlama ile İlgili Değerlendirme, Kabul ve Varılan
Sonuç
Samsun-Ankara Doğalgaz boru hattının yapım sürecinin 1996 yılında başladığı, bu
süreç içerisinde BOTAŞ Yönetim Kurulu’nun 14 Nisan 1998 günlü, 682/3 sayılı kararı ile
hattın yapım bedelinin nihai olarak belirlendiği, Yönetim Kurulunun hattın yapım bedelini
belirlemek için kurulmuş olan üst komisyonun belirlediği 341.266.000 ABD Doları proje
maliyeti üzerinden OHS Konsorsiyumu ile görüşmeye başlanması için genel müdüre yetki
verdiği anlaşılmıştır.
Diğer taraftan, OHS konsorsiyumuna 341.266.000 ABD Doları proje maliyet
bedelini esas alarak fiyatlarını revize etmesi gerektiğinin bildirildiği, OHS
Konsorsiyumunun 30.4.1999 tarihinde BOTAŞ Yönetim Kurulunca belirlenen bedeli kabul
ettiğini bildirdiği, proje bedelinin tespit edilmiş olduğu dönemde sanık Mustafa Cumhur
Ersümer’in Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı olmadığı, OHS Konsorsiyumu ile BOTAŞ
arasında yapılacak kontratın ana esaslarını belirleyen bir sözleşme protokolünün
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
241
imzalandığı, 5.5.1999 tarihinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı görevinin Prof.Dr. Ziya
AKTAŞ tarafından yürütüldüğü görülmüştür.
Konuyla ilgili dinlenen tanıklar Samsun-Ankara Doğalgaz boru hattı maliyetinin
yüksek olmadığını, Tanık Hayri Nadir Bıyıkoğlu ise sanığın maliyetin yüksekliğinde bir
etkisinin bulunmadığını, aksine maliyetlerin düşürülmesi konusunda talimatının
bulunduğunu beyan etmişlerdir.
Taraflar arasındaki sözleşmede avans verilmesinin koşullarını belirleyen bir hüküm
bulunmadığı gibi, avans ödemesinin de BOTAŞ yönetim kurulu kararıyla gerçekleştiği
görülmüştür.
Proje bedelinin Prof. Dr. Ziya Aktaş’ın Enerji ve Tabii Kaynaklar bakanlığı
döneminde kabul edilerek sözleşme protokolünün imzalandığı, tanık beyanlarına göre
Samsun-Ankara boru hattının maliyetinin yüksek olmadığı ve sanığın maliyetlerin
düşürülmesi konusunda sözlü talimatının bulunduğu anlaşıldığından sanık hakkında beraat
kararı verilmesi gerekmiştir.
10- YİD santrallerine aylık program miktarlarından fazla üretim yaptırılması
sonucunda elektrik enerjisi fonundan yakıt farkı ödenmesine sebebiyet vererek, devlet
alım, satım ve yapımına fesat karıştırmak
a- İddia
Sanık Mustafa Cumhur Ersümer’in 3046 ve 3154 sayılı yasalar kapsamında
görev ve yetkilerini kötüye kullanmak suretiyle hatalı enerji planlama ve uygulamasının
sorumlusu olarak YİD santrallerine aylık program miktarlarından fazla üretim
yaptırılmasına yol açtığı ve Elektrik Enerjisi Fonu’ndan 117.302.290,62 ABD Doları yakıt
farkı ödenmesine neden olmak suretiyle, Devlet alım, satım ve yapımına fesat karıştırmak
suçunu işlediği ileri sürülmüştür.
b- Sanığa Yöneltilen Suçlamalarla ilgili Değerlendirme
aa- Yapılan Ödemelerin Dayanağı
12.4.2005 günlü duruşmanın 3 nolu ara kararı gereğince; ikinci yakıt kullanılmasına
izin verilen santrallere ilişkin sözleşmeler, ek protokoller ve ESA anlaşmaları Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanlığından istenmiştir. Bu belgelerin incelenmesi sonucunda aşağıdaki
tespitler yapılmıştır.
—Trakya Elektrik Anlaşmaları
28 Mayıs 1993 tarihinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Ersin FARALYALI
tarafından imzalanan “Marmara Ereğlisi’nde Kurulacak Doğalgaz Enerji Santrali için
Uygulama Anlaşması”nın eki “Marmara Doğalgaz Çevrim Santrali tesis Performans
Raporu”nun santral yerleşimini düzenleyen 1.3. maddesinin son fıkrasında; “Şirket;
santrala, doğalgaz temininde bir kesinti olması halinde yedek yakıt olarak kullanılacak olan
yakıtı sahada depolayacaktır. Şirket; her iki gaz türbinin de 10(on) gün süreyle temel yükle
çalışmasını sağlamak için yeterli miktarda yedek yakıt bulunduracaktır” denilerek bu
belgenin 5/B numaralı ekinde de kullanılacak olan yedek yakıtın (fuel oil-TÜPRAŞ 400)
niteliği belirlenmiştir.
Ayrıca Tarife Anlaşmasının Yedek Yakıt Enerji fiyatını düzenleyen 4.4
maddesinde; “her bir anlaşma kWh’i için uygulanacak fiyat aşağıdaki gibi hesaplanacaktır:
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
242
Yedek Yakıt Enerji Fiyatı: (Yedek Yakıt FiyatıxAnlaşma Isı Sarfiyatı)+Artış Enerji
Fiyatı” formülü getirilerek girdi olarak yedek yakıt kullanılması durumunda, bu yakıt
türünün fiyatının ödemeye esas alınması öngörülmüştür.
—Unimar Anlaşmaları
17.11.1995 tarihinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Şinasi ALTINEL tarafından
imzalanan “Marmara Ereğlisi’nde Kurulacak Doğalgaz Enerji Santraline ait Uygulama
Anlaşması”nın eki Tarife Anlaşmasının Yedek Yakıt Enerji fiyatını düzenleyen 4.4
maddesinde; “her bir anlaşma kWh’i için uygulanacak fiyat aşağıdaki gibi hesaplanacaktır:
Yedek Yakıt Enerji Fiyatı: (Yedek Yakıt FiyatıxAnlaşma Isı Sarfiyatı)+Artış Enerji
Fiyatı” formülü getirilerek girdi olarak yedek yakıt kullanılması durumunda, bu yakıt
türünün fiyatının ödemeye esas alınması öngörülmüştür.
—Ova Elektrik Anlaşmaları
31.5.1996 tarihinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hüsnü DOĞAN tarafından
imzalanan “Gebze Dilovası Kombine Çevrim Santralının Kurulması, İşletilmesi ve
üretilecek Elektrik Enerjisinin Türkiye Elektrik Üretim İletim A.Ş.’ne Satışına İlişkin
İmtiyaz Sözleşmesi”nin eki Tarife Anlaşmasının Yedek Yakıt Enerji fiyatını düzenleyen 4.4
maddesinde; “her bir anlaşma kWh’i için uygulanacak fiyat aşağıdaki gibi hesaplanacaktır:
Yedek Yakıt Enerji Fiyatı: (Yedek Yakıt FiyatıxAnlaşma Isı Sarfiyatı)+Artış Enerji
Fiyatı” formülü getirilerek girdi olarak yedek yakıt kullanılması durumunda, bu yakıt
türünün fiyatının ödemeye esas alınması öngörülmüştür.
—Doğa Elektrik Anlaşmaları
12.5.1993 tarihinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Ersin FARALYALI
tarafından imzalanan “Gaz Türbinli Elektrik Bileşik Çevrimli Esenyurt Termik Santralının
Kurulması İşletilmesi ve Üretilecek Elektrik Enerjisinin Türkiye Elektrik Kurumuna Toptan
Satışına İzin Verilmesine Dair Sözleşme”, 29.9.1995 ttarihinde Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanı Veysel ATASOY ile “Doğa Enerji Üretim Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile imzalanan
“Gaz Türbinli Elektrik Bileşik Çevrimli Esenyurt Termik Santralının Kurulması İşletilmesi
ve Üretilecek Elektrik Enerjisinin Türkiye Elektrik Kurumuna Toptan Satışına İzin
Verilmesine Uygulama Anlaşması” ile yürürlükten kaldırılmıştır. Bu anlaşmanın eki “Tarife
Anlaşmasının Anlaşma kwh fiyatlarını düzenleyen 3. maddesinde “Beher Anlaşma yedek
yakıt kwh’inin fiyatı aşağıdakilerin toplamına eşit olacaktır:
(i) Sabit Kapasite Fiyatı
(ii) Değişken Kapasite Fiyatı
(iii) Yedek Yakıt Enerji Fiyatı ve
(iv) Artan Yedek kwh Fiyatı”
Tek yakıt türüne bağımlı olmadan elektrik enerjisi üretebilen santrallerin
sözleşmelerinde, tesiste rutin olarak kullanılması öngörülen yakıt türü(doğalgaz) dışındaki
yakıtların kullanılması halinde, üretilen enerjinin fiyatının bu yakıt türüne göre
belirlenmesini sağlayan hükümler bulunmaktadır. Dolayısıyla rutin olarak kullanılması
öngörülen yakıt türü dışındaki yakıtlarla çalışmaya izin verilmesi halinde, bu yakıtların
bedelleri esas alınarak ödeme yapılması, öncelikle Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile
bu tesisleri işleten firmalar arasında imzalanan sözleşmelerin gereğidir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
243
bb- 3.2.2005 Günlü Ara Kararının 17. Maddesi Uyarınca Getirtilen
Belgelerin İncelenmesi
Yüce Divan’ın 3 Şubat 2005 günlü oturumunda verilen ara kararının 17. maddesi
uyarınca sanığın bakanlıkları döneminde programlanan aylık üretim miktarlarından fazla
üretim yapılmasına izin verilen santraller ve ikincil yakıt kullanımına izin verilen santraller
ile bu dönemde kamuya ait santrallerin üretim miktarlarında kısıntıya gidilip gidilmediği,
gidilmişse sebeplerinin ne olduğunun bildirilmesi istenilmiştir.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Enerji İşleri Genel Müdürlüğü tarafından
gönderilen 11.4.2005 günlü, 1251 sayılı yazıda;
1996 yılından itibaren yeterli düzeyde yedek kapasite olmadığı;
1998 yılından 2001 yılı sonuna kadar kuraklık yaşandığı ve su gelirlerinin azaldığı
ve bunlara bağlı olarak elektrik enerjisi arz-talep dengesinin sağlanmasında sıkıntılar
yaşandığı;
Bu dönemde elektrik enerjisi tüketim talebinin sağlanabilmesi için kamuya ait tüm
santrallerin, YİD santrallerinin ve otoprodüktörlerin mümkün olduğu ölçüde çalıştırıldığı;
2000 ve 2001 yıllarında hidroelektrik santrallerdeki su seviyelerinin işletme alt sınır
değerlerine kadar indiği;
YİD Santrallerinde üretim yapılabilmesi için üretimi durdurulan ve/veya azaltılan
kamu santrali olmadığı;
Doğalgaz yakıtlı olarak çalışan kamu santrallerinin Hamitabat, Ambarlı ve Bursa
doğalgaz santralleri olduğu ve Bursa ve doğalgaz santrallerinin sadece doğalgazla
çalışabildiği;
Kamuya ait Ambarlı Santralinin bazı üniteleri ile YİD modeli çerçevesinde işletilen
Trakya, Uni-Mar, Doğa ve Ova santrallerinin doğalgazın yanı sıra motorin (TÜPRAŞ 400)
ile de çalışabildiği;
1999 yılı Aralık ayı ile 2000 yılının ilk üç ayında Rusya’dan alınan doğalgaz
miktarında azalma olduğu;
YİD modeline göre işletilen 4 santral kesintisiz müşteri olduğu için bu santrallerde
doğalgaz kısıntısına gidilmediği, kamu santrallerinin ise kısıntılı müşteri oldukları ve
doğalgaz kısıntısına gidildiğini ve bunun sonucu olarak Bursa ve Hamitabat santrallerinin
çalışamaz duruma geldikleri;
Elektrik enerjisine olan talebin karşılanabilmesi amacıyla Bursa ve Hamitabat
santrallerinde üretim yapılabilmesi için TEAŞ yönetiminin talepte bulunduğu ve YİD
santrallerinin ikincil yakıtla çalıştırılarak Bursa ve Hamitabat santrallerinin çalıştırılabildiği;
İkincil yakıt maliyet farkının da 23.8.2000 günlü, 29149 sayılı Resmî Gazete’de
yayımlanarak yürürlüğe giren Elektrik Enerjisi Fon Yönetmeliğinin değişik 12/b maddesine
göre ödendiği;
belirtilmiştir.
Bu yazı içeriğinden 1999 Aralık ile 2000 yılının ilk üç ayı arasındaki dönemde
elektrik enerji üretiminde kullanılan doğalgazın temininde güçlük çekildiği, mevcut talebin
karşılanabilmesi için sadece doğalgazla çalıştırılabilen iki kamu santralinin gaz ihtiyacının
giderildiği ve YİD santrallerinin ikincil yakıt kullanımına izin verildiği ve ayrıca kamu
santrallerinden Ambarlı Santralinin de ikincil yakıtla çalıştırıldığı anlaşılmıştır.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
244
cc- Tanık Anlatımları
Gökhan Yardım 18.4.2006 günlü oturumda, ikincil yakıt kullanan santrallere
bunun kullanılması ile ilgili olarak sanık Mustafa Cumhur ERSÜMER’in cep telefonundan
kendisini aradığını ve kriz masasının YİD santrallerine verilen gazın kesilerek Hamitabat ve
Ambarlı santrallerine verilmesi halinde enerji sıkıntısının sona erip ermeyeceği konusunda
fikrini sorduğunu, YİD santrallerine verilen doğalgazın devletin santrallerine verilmesi
halinde sıkıntının giderilebileceğini ifade ettiğini, bunun üzerine sanık Bakanın kriz
masasının talimatlarına uyulmasını söylediğini;
Gülseren Kamçıcı 12.4.2005 günlü oturumda, ikincil yakıta geçilen dönemin
Kasım-1999’dan 2000 yılı Mart ayına kadar devam ettiğini ve yap-işlet-devret santrallarına
gaz kesintisi-kısıntısı uygulaması yapıldığını, BOTAŞ’ın bu santrallarla yaptığı sözleşmeler
gereği, BOTAŞ için mücbir sebep ihbarında bulunduklarını, Ocak ayı başından itibaren ise,
Türkiye’de hava koşullarının ağırlaşması nedeniyle doğalgaz arz-talep dengesinin
bozulduğunu, bu nedenle de YİD santrallerine kesintiler uygulandığını, yap-işlet-devret
santrallerinin yedek yakıtla çalışmalarından ötürü ürettikleri enerjiye ilişkin ödemeyle ilgili
bir problem olduğunu; BOTAŞ mücbir sebep ihbarında bulundukları için böyle bir ödemeyi
yapamayacaklarını Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na bildirdiklerini Elektrik Enerjisi
Fonu Yönetmeliğinde bir değişiklik yapılarak YİD santrallerine ödeme yapıldığını;
Mustafa Mendilcioğlu 6.10.2005 günlü oturumda, 2000 yılı kışında Batıdan gelen
gazın da basıncının düşmesi ile kritik günler yaşandığını, öncelik ısınmada olduğu için,
otoprodüktörlerin gazının kesildiğini ve ikinci yakıt olanlara ikincil yakıta geçme talimatı
verdiklerini, ikincil yakıta geçmenin, bakan talimatıyla veya bakanlık talimatıyla
olabileceğini, bu yetkinin kullanılarak YİD santrallerine elektrik üretmeleri talimatı
verildiğini ve ikincil yakıtla doğalgaz yakıtı arasındaki farkın ödenmesi, kurulan mekanizma
ve sözleşmelere göre bunun fon tarafından yatırılması gerektiğini bunun için Bakanlar
Kurulu Kararı çıkarıldığını, yasa ve yönetmeliğe uygun olarak ödeme yapıldığını;
beyan etmişlerdir.
c- Kabul ve Varılan Sonuç
Meclis soruşturma komisyonu raporunda sanığın görevini kötüye kullanarak YİD
santrallerine aylık program miktarlarından fazla üretim yaptırılmasına yol açtığı ileri
sürülmüştür.
3.2.2005 günlü duruşmanın 17 nolu ara kararı gereğince, sanığın bakanlıkları
döneminde programlanan aylık üretim miktarlarından fazla üretim yapılmasına izin verilen
santraller ve ikincil yakıt kullanımına izin verilen santraller ile bu dönemde kamuya ait
santrallerin üretim miktarlarında kısıntıya gidilip gidilmediği, gidilmişse sebeplerinin ne
olduğunun santral bazında bildirilmesi Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve Türkiye
Elektrik Üretim Anonim Şirketi Genel Müdürlüğünden; ikincil yakıta geçilmesine izin
verilen santrallere BOTAŞ Genel Müdürlüğü tarafından verilen doğalgaz taahhüdü ile
verilen doğalgaz miktarının bildirilmesi BOTAŞ Genel Müdürlüğünden istenmiştir.
BOTAŞ Genel Müdürlüğünün günsüz, 5539 referans numaralı yazısında, YİD
santrallerine üretim yaptırabilmek için zorunlu nedenler ve sistem arızaları haricinde üretimi
durdurulan kamuya ait santral olmadığı belirtilmiştir.
Ayrıca ikincil yakıt kullanarak elektrik üretmesine izin verilen santraller ile 1999
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
245
Aralık–2000 Mart döneminde planlanan üretim miktarları ile gerçekleşen üretim miktarları
aşağıdaki tabloda gösterildiği şekilde bildirilmiştir.
Aralık 1999 Ocak 2000 Şubat 2000 Mart 2000Santral
Adı Program
(kwh)
Fiili
(kwh)
Progra
m
(kwh)
Fiili
(kwh)
Progra
m
(kwh)
Fiili
(kwh)
Program
(kwh)
Fiili
(kwh)
Doğa
(Esenyurt)
104.643.000
123.777.629
115.956.000
126.899.494
118.668.000
120.090.645
111.156.000
123.384.845
Ova 193.824.000
196.027.216
168.857.047
184.814.168
171.847.603
175.914.816
156.506.190
192.989.720
Trakya
(Enron)
342.833.000
339.419.000
354.888.000
330.778.000
330.600.000
323.821.200
351.912.000
348.550.100
Uni-Mar 308.471.000
329.275.800
340.597.117
339.246.100
317.347.596
280.669.400
335.109.679
340.183.000
Tabloda firma bazındaki aylık üretim miktarlarının zaman zaman programlanan
miktarların üzerine çıktığı, bununla birlikte programlanan aylık üretim miktarlarının altında
üretim yapılmasının da sözkonusu olduğu görülmüştür.
İkincil yakıt kullanımına izin verilen santrallere, kullandıkları ikincil yakıt ile asli
yakıt türü olan doğalgaz arasındaki fiyat farkının ödenmesi, bu santralleri işleten şirketlerle
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı arasında yapılmış olan ve önceki bölümlerde belirtilen
sözleşmelerin gereğidir.
Sanığın bakanlığından önceki dönemlerde, santralleri işleten firmalarla yapılan
sözleşmelerde kullanılmasına izin verilen ikincil yakıt için fiyat farkı ödenmesine ilişkin
hükümler bulunduğu, ikincil yakıt fiyat farkı ödemesinin enerji ihtiyacını karşılamak için
sözleşmeler gereği yapıldığı anlaşıldığından sanık hakkında beraat kararı verilmesi
gerekmiştir.
11- Yap-İşlet Santralleri ile İlgili İddialar
a-İddia
5 adet yap-işlet santrali ihalesi sürecinde yapılan müdahalelerle rekabetin önlendiği;
ihale usul ve esaslarına aykırı tarzdaki işlemlerle sonuçta devlet alım, satım ve yapımına
fesat karıştırılarak firmalar lehine haksız kazanç sağlandığı iddiasıyla Mustafa Cumhur
Ersümer’in 765 sayılı TCK’nın 366, 205 ve 80. maddeleri gereğince ayrı ayrı
cezalandırılması istenilmiştir.
b- Dava Konusu Yap-İşlet İhalelerinin Aşamaları
―ETKB 29.8.1996 tarihli Resmî Gazete ile 96/8269 sayılı Kararname hükümleri
uyarınca, 10 adet doğalgaz, 3 adet ithal kömür santrali yaptırılacağını, bu santrallerden 6
adedi için ön yeterlilik başvurusunun 20.12.1996 tarihinde alınacağını duyurmuştur.
―İlk 6 santral içerisinde yer alan 700 MW gücünde “GEBZE I” ve 700 MW
gücünde “GEBZE II” santralleri birleştirilerek 1400 MW gücünde bir adet Gebze Santrali
kurulmasına karar verilmiştir.
―Ön yeterlilik için başvuran 178 şirket ve/veya konsorsiyumdan 153’üne yeterlilik
verilmiştir. 5 santral için ise 29 şirket teklif vermiştir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
246
―TEAŞ Genel Müdürlüğünün 4.3.1997 gün ve 392 sayılı oluru ile Komisyon
kurulmuştur. Komisyonun değerlendirmeleri devam ederken Danıştay, 96/8269 sayılı
Bakanlar Kurulu Kararı ve bu karara dayalı olarak çıkarılan Tebliğ ile ilânın iptaline ve
yürütmenin durdurulmasına karar vermiştir.
―16.7.1997 günlü“4283 sayılı Yap İşlet Modeli ile Elektrik Enerjisi Üretim
tesislerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışının Düzenlenmesi Hakkındaki Kanun”
ve 97/9853 sayılı Yönetmelik, 29.08.1997 günlü, 23095 sayılı Resmî Gazete’de
yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
4283 sayılı Yasa’nın geçici 1. maddesindeki “Enerji üretim tesisi kurmak için
09.05.1996 tarih ve 96/8269 sayılı Kararname hükümlerine göre alınmış tekliflerle ilgili
işlemlere kaldıkları yerden bu Kanun hükümlerine göre devam edilir” hükmü gereğince
değerlendirme komisyonu çalışmalarına devam etmiştir.
―Komisyonun çalışmaları devam ederken dönemin Müsteşarı Yurdakul
Yiğitgüden’den “Yap-İşlet Enerji Santrallerinin Sonuçlandırılmasında Uygulanacak
Esaslar ve Adımlar” başlıklı faks mesajı gönderilmiştir.
―Değerlendirme Komisyonunca yapılan çalışmalar sonucunda 01.10.1997 tarihli
"Değerlendirme Raporları” düzenlenmiştir. Bu rapora göre, yap işlet ihaleleri ve bu
ihalelerde birinci sırada olan firmalar aşağıdaki tabloda gösterilmiştir:
Adapazarı Doğalgaz
Santrali İNTERGEN-ENKA
Gebze Doğalgaz
Santrali İNTERGEN-ENKA
Ankara Doğalgaz
Santrali İNTERGEN-ENKA
İzmir Doğalgaz Santrali İNTERGEN-ENKA
İskenderun İthal Kömür
Santrali
İNTERGEN-ENKA-
EXXON
―TEAŞ Yönetim Kurulu tarafından değerlendirme protokollerine dayanılarak
03.10.1997 günlü, 32–357 sayılı alınan kararda (İhale Kararı):
"…Yönetmeliğin 26 ncı maddesinde yer alan ‘Alınan teklifler TEAŞ tarafından
değerlendirildikten sonra uygun teklif belirlenerek, ilgili üretim şirketine tesis kurma ve
işletme izni verilmek üzere Bakanlığa gönderilir. Bakanlık uygun gördüğü takdirde;
başarılı teklif sahibine tesis kurma ve işletme izni verilmesi konusundaki kararını
TEAŞ’a bildirir.’ denilmektedir. Bu maddenin Bakanlık uygun gördüğü takdirde
cümlesinden alacağımız kararın Bakanlığımızca uygun görülüp görülmeyeceği hususunun
tarafımızdan bilinmemesine rağmen;
Türkiye, kurulu gücünün yaklaşık %25'ine tekabül eden 5200 MW’lik bir
kapasitenin tek bir teklif sahibinin kontrolüne verilmesi durumunda, bu teklif sahibinin
gerek finansman, gerek teknik donanım ve personel yönünden şirketimiz terminine uygun
bir zamanda bu taahhüdünü yerine getirememesi halinde sektörde çok büyük sıkıntıların
yaşanabileceği,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
247
Ayrıca bu kadar büyük kapasiteye sahip olacak bir Şirketle Şirketimiz
arasında veya Şirketin bünyesinden kaynaklanabilecek (grev, lokavt v.s.)
olumsuzlukların da sektörde yine büyük sıkıntılar yaşatabileceği ve diğer yandan,
Sektörde başlatılan özelleştirme uygulamaları karşısında böyle büyük bir
kapasite ile bir tekel oluşturulması hem özelleştirmenin ruhuna aykırı düşeceği ve hem
de rekabeti olumsuz yönde etkileyebileceği ve aynı yerdeki BOT (Yap-İşlet-Devret)
tekliflerinin de dikkate alınarak,
—1400 MW gücündeki Gebze doğalgaz,
—1400 MW gücündeki İzmir doğalgaz,
—700 MW gücündeki Adapazarı doğalgaz santrallerinin en uygun teklif veren
INTERGEN-ENKA konsorsiyumuna,
Diğer yandan gerek riskin yayılması ve gerekse Avrupa'nın sanayileşmiş iki
büyük ülkesi Almanya ve İngiltere konsorsiyumlarına da imkân verilmesinin uygun
olacağı düşüncesiyle,
—1000 MW gücündeki ithal kömürlü İskenderun Santralinin; santral yeri
olarak serbest bölge dışında bir yerde arazi temin etmesi, bunun için bir maliyet artışı
talep etmemesi halinde ve birinci firmanın teklif fiyatına inmesi kaydıyla SIEMENS-
STEAG konsorsiyumuna,
—700 MW gücündeki Ankara Doğalgaz Santralinin ise teklif sahibinin, birinci
firmanın teklif fiyatına inmesi kaydıyla NATIONAL POWER- BAYINDIR- MİMAG
konsorsiyumuna,
Verilmesi hususunda gerekli işlemlerin Genel Müdürlükçe ikmaline, Oybirliği ile
karar verildi." denilmiştir.
―1000 MW gücündeki İskenderun Santrali ihalesinde İntergen-Enka-Exxon
konsorsiyumunun birinci en iyi teklifi vermesine rağmen, TEAŞ yönetim kurulunun ihaleyi
ikinci sıradaki firma olan Siemens-Steag konsorsiyumuna vermesi üzerine Exxon firması,
konsorsiyum yapısının farklı olması nedeniyle birinci olduğu tek ihale olan İskenderun
İthal Kömür Santrali ihalesinin ikinci gelen firmaya verilmesini kabul etmemiştir.
İntergen/Enka/Exxon konsorsiyumunun yabancı ortağı Exxon Power İnvestment
Company Limited Şti. 01.12.1997 tarihinde TEAŞ'a; 06.02.1998 tarihinde de M. Cumhur
ERSÜMER'e yazı yazarak, teklif inceleme süresi sonucunda ‘birinci şirket’ olduklarının
kendilerine bildirilmesine rağmen görüşmelere çağrılmadıklarını, İskenderun projesinin,
Exxon şirketinin Türkiye'deki ilk potansiyel projesi olmasına rağmen, İntergen, Enka ve
Exxon şirketlerinden oluşan konsorsiyumlarına verilmediğini, bildirilmesi halinde sorunu
çözebileceklerini ifade ettikleri görülmüştür.
Exxon'un bu yazılarına, gerek Bakanlık gerekse TEAŞ tarafından herhangi bir
cevap verilmemiştir.
―Bakanlık tarafından “tesis kurma ve işletme izni” verilmesini müteakip
Şartname eki sözleşme taslaklarının, ihaleyi kazanan konsorsiyumların teklif
mektuplarında belirttikleri şartlara göre yeniden düzenlenmesi amacıyla Yap-İşlet
Komisyonu adı altında bir komisyon kurulmuş ve çalışmalarına başlamıştır.
Şirketlerin Komisyon çalışmalarına katılmaları sonucunda sözleşme görüşmelerine
başlanılmış ve bu görüşmeler sonucunda şartname eki sözleşme taslaklarında
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
248
değişiklikler yapılmıştır. Bu değişiklikler sonucu şirketlere, kamu üzerinde imtiyaz teşkil
edecek kadar üstün haklar verildiği belirtilmiştir.
―İskenderun İthal Kömür Santrali dışındaki diğer 4 doğalgaz santralinin yapımını
üstlenen şirketler İsken A.Ş. lehine olarak yapılan bu değişikliklerin (alım garantisi
miktarının artırılması), 08.10.1998 tarihinde imzalamış oldukları Sözleşmelerin 2.3
maddesinde yer alan hüküm gereğince kendilerine de uygulanmasını istemişlerdir.
21.04.2000 günlü, 34–182 sayılı yönetim kurulu kararı ile Değişiklik Protokolleri
onaylanarak sözleşmelere kayıt düşülmüştür.
―TEAŞ Yönetim Kurulu 21.04.2000 günlü, 444 sayılı müzekkereyi görüşerek, aynı
gün 21.04.2000 günlü, 34–182 sayılı yönetim kurulu kararını almış ve yapılan tüm bu
değişiklikleri onaylamıştır.
c-Sanığa Yöneltilen Suçlamalarla ilgili Değerlendirme
aa-Değerlendirme Komisyonuna Müdahale ile İhalelerde Rekabetin
Engellenmesi
Meclis soruşturma komisyonu raporunda, değerlendirme komisyonu üyesi Tanık
Gediz Lekesiz’in ifadesine göre, teklif değerlendirme çalışmaları esnasında dönemin
Müsteşarı Yurdakul Yiğitgüden’in Komisyonu ziyaret ederek ihale ile ilgili bilgi aldığı,
22.9.1997 tarihinde Müsteşar tarafından dönemin TEAŞ Genel Müdürü Zeki Köseoğlu’na
gönderilen “Yap İşlet Santrallerinini Sonuçlandırılmasında Uygulanacak Esaslar ve
Adımlar” başlıklı imzasız faks mesajı ile Değerlendirme Komisyonuna, İskenderun İthal
Kömür Santraline ilişkin teklifler değerlendirilirken, tekliflerin yakıtla ilgili kısmına
eskalasyon uygulanmaksızın net bugünkü değer üzerinden hesap yapılması talimatı
verildiği, bu santrale ilişkin olarak verilen tekliflerin bir kısmında yakıt bedelinin
gerçekleşen oranda eskale edileceği belirtilirken Siemens-Steag Konsorsiyumu tarafından
verilen teklifte bu oranın %2 olarak sabit belirtildiği, ilk değerlendirme esnasında Siemens-
Steag Konsorsiyumunun aleyhine görünen bu hususun değinilen faks mesajıyla ortadan
kaldırılmaya çalışıldığı ileri sürülmüştür.
22 Eylül 1997 günlü “Yap-İşlet Enerji Santrallerinin Sonuçlandırılmasında
Uygulanacak Esaslar ve Adımlar” başlıklı faks mesajı
Yap-İşlet teklifleri için TEAŞ Genel Müdürlüğünün 4.3.1997 günlü, 392 sayılı
oluru ile kurulan Teklif Değerlendirme Komisyonuna çalışmaları devam ederken dönemin
Müsteşarı Yurdakul Yiğitgüden’den gönderildiği belirtilen faks mesajında;
“1- Amaç en iyi konsorsiyuma en ucuz elektrik üretme imkânı vermektir.
2- Teklif veren her Konsorsiyum taahhüdünü yerine getirebilecek güç ve
kapasitededir.
3- Yakıt randımanına göre düzeltilmiş tarife analizine göre, her proje için teklif
veren en iyi 3 (üç) konsorsiyum sıralanmalı ve ilan edilmelidir.
4- Hangi projenin hangi konsorsiyuma verileceği oluşacak üst düzey komisyonun
müzakerelerine bırakılmalıdır. Şartname bu yetkiyi idareye tanımıştır.
5- Bu işlem birden fazla projede birinci olan konsorsiyumun kazandığı projelerin
tamamını alacağı anlamına gelmez, fakat bu işlem, her proje için en ekonomik tarifenin
tespit edilmesini sağlamış olacaktır.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
249
Aksi takdirde aynı konsorsiyumun birden fazla projede birinci geldiğini sırf ilan
etmemek için yapılacak sıralama projenin daha yüksek tarife ile bağlanmasına neden
olacaktır.
Komisyon, proje bazında birinci gelenin tarifelerini kabul etmek kaydıyla, projeyi
ikinci veya üçüncü gelene verebilir, idare, böylece, her proje için en ekonomik tarifeyi esas
almak kaydıyla, projelerin en ciddi konsorsiyumlar arasında dağıtımını sağlayacak takdir
yetkisine sahip olacaktır.”
denilmiştir.
Tanıklardan;
Halil Yurdakul Yiğitgüden 30.6.2006 günlü oturumda, kendisine gelen bilgi
notlarını ilgili kuruluşa ilettiğini, bu tür iletimin talimat niteliğinde algılanamayacağını,
gereği yapılsın diye iletilenlerin dahi mevzuat çerçevesinde değerlendirilip
sonuçlandırıldığını, faksın içeriğindeki bilgi notunun kimden geldiğini hatırlamadığını,
kendisinin ihalenin değerlendirilmesi aşamasında hiçbir katkısının olmadığını, iş yoğunluğu
içerisinde faksın içeriği hakkında detaylı bilgi sahibi olmasının mümkün bulunmadığını,
göreve başladığı ilk günlerde genel müdürlükleri ziyaret ettiğini, TEAŞ Genel Müdürlüğünü
bu sebeple ziyareti sırasında ihale komisyonunun çalıştığını öğrenmesi üzerine Komisyonu
da ziyaret ettiğini, ihalenin değerlendirilmesiyle ilgili olarak herhangi bir bilgi almadığını;
Gediz Lekesiz 13.5.2005 günlü oturumda, değerlendirme sürerken, Yurdakul
Yiğitgüden’den faks mesajı ulaştığını, mesajda “yap-işlet-devret’ teki prensiplerin öne
alınması, belli firmaların öne çıkarılması isteminin gizli olduğunu, mesajı okuyup kenara
koyduklarını, 16 Kasım 1998’de Muzaffer Selvi’nin derkenar notuyla bir yazının havale
edildiğini, sadece parasal değil, ülkenin belli önemli çıkarlarını da sağlayan kıstasları içeren
şirketin fon 1, fon 4’ü dikkate almalarının istendiğini, kendilerinin de bunu bu şekilde
yapamayacaklarını bildirdiklerini, bu yazının, 16 Kasım’da işleme girmiş olmasına rağmen,
16 Ekim tarihini taşıdığını, ikinci defa not yazmasını istediklerinde, Muzaffer Selvi’nin,
Bakanlık olurunu da dikkate alarak yapıldığını belirtmek üzere takrir yazılmasını istediğini;
Hatice Çam 13.5.2005 günlü oturumda, değerlendirme komisyonunun çalışmaları
sırasında, 22.9.1997 tarihinde Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı Müsteşarı Yurdakul
Yiğitgüden’in makamından gönderilen faks mesajının komisyon üzerinde bir etkisi
olmadığını, Komisyonun değerlendirmeler sırasında uyacağı esasların önceden belirli
olduğunu, Haldun Atıf Danışman’ın Komisyonu ziyarete geldiğini, fakat bir konuşma
geçtiğini hatırlamadığını, çalışmaları konusunda bir baskı, tavsiye, telkin, yönlendirmeye de
şahit olmadığını;
Mustafa Sinan Egeli 13.5.2005 günlü oturumda, değerlendirme komisyonunun
çalışmaları sırasında 22.9.1997 tarihinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Müsteşarı
Yurdakul Yiğitgüden’in makamından gönderilen faks mesajını ilk önce görmediğini, ama
kendilerine dışarıdan gelen hiçbir yazıyı zaten dikkate almadıklarını, teknik değerlendirme
komisyonu üyesi iken kendilerini ziyarete gelen Müsteşarın Yurdakul Yiğitgüden, Müsteşar
Yardımcısının Haldun Danışman olduğunu, teklif değerlendirme odasına geldiklerini
hatırlamadığını, genel müdürlük makamı diye hatırladığını, teklif değerlendirme odasına
belki bir kere, zannına göre Haldun Bey’in “çalışmalarınızda başarılar dilerim” demek için
gelmiş olabileceğini;
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
250
Gülçin Varol 13.5.2005 günlü oturumda, genel müdürlüğe geldiklerini
hatırladığını, ancak yönlendirme şeklinde hatırlamadığını; yani, sadece “çalışmalar nasıl
gidiyor” şeklinde rutin bir ziyaret gibi anımsadığını;
Mehmet Ergül Yazar 13.5.2005 günlü oturumda, çalıştığı dönemde değerlendirme
komisyonunda kendisine herhangi bir telkinin gelmediğini, bir defa değerlendirme
komisyonunda 8–10 arkadaş çalışırken, müsteşar yardımcısı Haldun Atıf Danışman’ın
geldiğini, değerlendirmeyle ilgili değil de, işler nasıl gidiyor, ne zaman bitecek şeklinde
konuşmalar hatırladığını;
Mehmet Zeki Köseoğlu 15.11.2005 günlü oturumda, faks mesajının Müsteşarın
parafıyla geldiğini, yazıyı hatırladığını, bu yazının içeriğinin yasalarında zaten olduğunu, 5
santralin hepsinin Amerikalılara verilmesini istemediklerini, kendisinin bu faksı talimat
olarak görmediğini, zaten yazılı olan kurallar bulunduğunu, tüzüklerde yazılı olan kuralların
tekrar hatırlatılması şeklinde ilgili makama havale ettiğini, Meclis Araştırma ve Soruşturma
Komisyonundaki beyanlarını kabul etmediğini, zaman zaman Müsteşar Yurdakul
Yiğitgüden ve Haldun Atıf Danışman’ın ziyaretlerine geldiğini, birtakım konularda fikir
teatisinde bulunduklarını, ancak sözleşme görüşmeleri sırasında şu olsun, bu olsun diye
hiçbir zaman söylemediklerini;
beyan etmişlerdir.
▬Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bakanlık Eski Müsteşarı Yurdakul
Yiğitgüden hakkındaki kararları
21.9.2001 günlü olur ile Yurdakul Yiğitgüden hakkında değerlendirme
komisyonuna gönderdiği faksla ilgili olarak soruşturma izni verilmediği, bu karara itiraz
üzerine Danıştay İkinci Dairesinin 25.12.2001 günlü 2001/1579 Esas, 2001/3085 Karar
sayılı kararı ile soruşturma izninin TCK’nın 240. maddesine ilişkin olması, maddenin de
4616 sayılı Yasa kapsamında bulunması sebebiyle işin geri çevrilmesine karar verildiği,
bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 26.4.2002 günlü, 2002/8 sayılı kararı
ile sanığın üzerine atılı suçun TCK’nın 240. maddesi, dolayısıyla 4616 sayılı Yasa
kapsamında kalması nedeniyle soruşturmanın ertelenmesine karar verildiği, erteleme
konusu suçun dava zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle de 16.6.2004 günlü, 2004/41
sayılı kararı ile şikâyetin işlemden kaldırılıp kayıttan düşürülmesine karar verildiği
anlaşılmıştır.
Tanık beyanlarından ve dosyadaki diğer kanıtlardan yap işlet ihalelerinin
değerlendirilmesi aşamasında sanığın yetkililere faks mesajının gönderilmesi için herhangi
bir talimatının olmadığı gibi, teklif değerlendirme komisyonuna ziyaret ya da herhangi bir
şekilde müdahelesinin de bulunmadığı anlaşıldığından bu konuda sanığa sorumluluk
yüklenemeyeceği sonucuna varılmıştır.
bb- 4283 sayılı Yasa ve ilgili Yönetmelik hükümlerine aykırı olarak santral
yapımları işinin şirketlere birincilik sırasına göre değil özel tercihlere göre
verilmesini onaylamak
İskenderun İthal Kömür Santrali ile Ankara Doğalgaz Santralinin birinci sıradaki
konsorsiyumlara verilmeyerek, birinci sıradaki teklife inmek şartıyla ikinci sıradaki
konsorsiyumlara verilmesi işleminin yürürlükteki kanun ve ilgili yönetmeliklere aykırı
olduğu, sonuçta Bakan M. Cumhur Ersümer tarafından 24.10.1997 tarihli yazılarla
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
251
konsorsiyumlara “ruhsat ve izin” verilirken bu aykırılıkların dikkate alınmadığı iddia
edilmiştir.
Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 6.6.2005 günlü, E.2002/296, K.2005/144
sayılı kararı
Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinin bu kararında müzayedeye hile ve fesat
karıştırmak, cürüm işlemek için teşekkül kurmak ve görevi kötüye kullanmak suçlarından
Zeki Köseoğlu ve diğerleri hakkında açılan kamu davasında İskenderun İthal Kömür
Santrali ihalesine fesat karıştırıldığı ve bu amaçla çıkar amaçlı suç örgütü kurulduğu iddiası
da yer almaktadır. Kararda, İskenderun İthal Kömür Santrali ihalesinin bütün ihalenin aynı
sermaye grubuna vermeme gerekçesine bağlansa bile, ihalenin ikinci gelen ortaklığa
verilmesi için çaba sarf edildiği, bu çabanın; yapılan ilanlarda firmanın kayrıldığı, ek süre
verildiği, tekliflerin verilmesinden sonra firmanın teklifi revize etmesinin sağlandığı,
santralin kurulu gücünün artırıldığı, EXXON firmasının düşük fiyata inebileceği yazılarının
göz ardı edildiği olgularından anlaşıldığı, ihaleye fesat karıştırma suçunun oluştuğu, ancak
suç tarihi itibariyle fiilin zamanaşımı süresinin dolduğu ifade edilmiştir.
İkinci gelen firmaya ihalenin verilmesinden sonra dahi firmanın sözleşmeden önce
yapması gereken işlemlerde isteksiz davranmasına rağmen idarenin şirketle sözleşme
yapmak için şirketi zorladığı, bunun için santralin kurulu gücünün artırılması gibi çeşitli
avantajlar sağladığı ve süreler verdiği, sanıkların bu şekilde sözleşmeyi imzalamalarının
görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu, ancak suç tarihinin sözleşmenin imzalandığı
9.3.1999 olarak kabulü nedeniyle 4616 sayılı Yasa kapsamında kaldığı belirtilmiştir.
1.10.1997 günlü, 1997/4 sayılı “Değerlendirme Protokolü”
Bu protokol ihale kararının temelini oluşturmakta, değerlendirme komisyonunun
kendisine iletilmiş olan teklifleri 4283 sayılı Yasa ve buna bağlı olarak çıkarılan yönetmelik
çerçevesinde yürüttüğü çalışmalar sonucunda yapılan değerlendirme sonuçlarını
göstermektedir.
Buna göre sıralamanın; İntergen-Enka, Siemens-Steag, National Power- Gama
şeklinde olduğu belirtilmiştir.
TEÜAŞ Yönetim Kurulunun 3.10.1997 günlü, 32–357 sayılı kararı
Kararda “…Yönetmeliğin 26. maddesinde yer alan “Alınan teklifler TEAŞ
tarafından değerlendirildikten sonra uygun teklif belirlenerek, ilgili üretim şirketine tesis
kurma ve işletme izni verilmek üzere Bakanlığa gönderilir. Bakanlık uygun gördüğü
takdirde; başarılı teklif sahibine tesis kurma ve işletme izni verilmesi konusundaki kararını
TEAŞ’a bildirilir” denilmektedir. Bu maddenin Bakanlık uygun gördüğü takdirde
cümlesinden alacağımız kararın Bakanlığımızca uygun görülüp görülmeyeceği hususunun
tarafımızdan bilinmemesine rağmen;
1) Türkiye kurulu gücünün yaklaşık % 25’ine tekabül eden 5200 MW’lık bir
kapasitenin tek bir teklif sahibinin kontrolüne verilmesi durumunda bu teklif sahibinin gerek
finansman, gerek teknik ekipman ve personel yönünden Şirketimiz terminine uygun bir
zamanda bu taahhüdünü yerine getirememesi halinde sektörde çok büyük sıkıntıların
yaşanabileceği,
2) Ayrıca bu kadar büyük kapasiteye sahip olacak bir şirketle Şirketimiz arasında
veya şirketin bünyesinden kaynaklanabilecek (grev, lokavt vs.) olumsuzluklarında sektörde
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
252
yine büyük sıkıntıların yaşanabileceği ve diğer yandan,
3) Sektörde başlatılan özelleştirme uygulamaları karşısında böyle büyük bir
kapasite ile bir monopol oluşturması hem özelleştirmenin ruhuna aykırı düşecek ve hem de
rekabeti olumsuz etkileyebileceği ve
4) Aynı yerdeki BOT (Yap-İşlet-Devret)tekliflerinin de dikkate alınarak,-1400 MW
gücündeki Gebze Doğalgaz,
—1400 MW gücündeki İzmir Doğalgaz,
—700 MW gücündeki Adapazarı Doğalgaz Santrallerinin en uygun teklif sahibi
İntergen-ENKA Konsorsiyumuna,
—Diğer yandan gerek riskin yayılması ve gerekse Avrupanın sanayileşmiş iki büyük
ülkesi Almanya ve İngiltere konsorsiyumlarına da imkân verilmesinin uygun olacağı
düşüncesiyle,
—1000 MW gücündeki ithal kömürlü İskenderun Santralinin santral yerinin serbest
bölgede deklare edilmiş olması, bu bölge dışında bir yerde arazi temin etmesi ve bunun için
bir maliyet artışı talep etmemesi halinde ve birinci firmanın teklif fiyatına inmesi kaydıyla
Siemens-Steag konsorsiyumuna,
—700 MW gücündeki Ankara Doğalgaz santralinin ise teklif sahibinin, birinci
firmanın teklif fiyatına inmesi kaydıyla National Power- Bayındır Mimag konsorsiyumuna
verilmesi”
denilmiştir.
Yap-işlet projelerine ilişkin 24.10.1997 günlü, 4975 sayılı Mustafa Cumhur
Ersümer’in oluru.
Sanık Mustafa Cumhur Ersümer, TEÜAŞ Yönetim Kurulunun 3.10.1997 günlü,
32–357 sayılı kararında belirtilen konsorsiyumlara santralleri yapıp işletmeleri için gerekli
ruhsat ve iznin verilmesine olur vermiştir.
EXXON Firmasının TEAŞ’a gönderdiği 1.12.1997 günlü yazısı ile Bakan
Mustafa Cumhur Ersümer’e yazdığı 6.2.1998 günlü yazısı
TEAŞ’a yazılan yazıda, INTERGEN-ENKA-EXXON Konsorsiyumunun teklif
tarihinden yazının yazıldığı tarihe kadar kömürün fiyatındaki düşüşlere bağlı olarak kendi
tekliflerinin düşmüş olabileceği, 6.2.1998 günlü yazıda ise, EXXON Şirketinin Türkiye’de
ilk potansiyel projesi olmasına rağmen ihalenin kendilerine verilmemesinin ETKB
tarafından çözümlenebileceği belirtilmiştir.
Tanıklardan;
Hatice Çam 13.5.2005 günlü oturumda, İskenderun İthal Kömür Santrali ve
Ankara Doğalgaz Çevrim Santrali ihalelerinde birinci sırada oldukları halde, ihale
verilmeyen firmaların sözleşme imzalamama yönünde bir beyanlarının olmadığını, ihalenin
ikinci sıradakilere verilmesinin kendilerinin dışında geliştiğini;
Mustafa Sinan Egeli 13.5.2005 günlü oturumda, İskenderun İthal Kömür Santrali
ve Ankara Doğalgaz Çevrim Santrali ihalelerinde birinci sırada oldukları halde kendilerine
ihale verilmeyen firmaların “biz ihaleyi almak istemiyoruz, imzalamayız” gibi bu yönde bir
beyanları olmadığını, o aşamada kendilerinin firmalarla bir görüşme yapmadıklarını,
değerlendirme sonucunda birinci çıkan firmaları yönetime sunduklarını;
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
253
Recep Yılmaz 13.5.2005 günlü oturumda, 5 santralin hepsinin bir firmada
kaldığını, ancak, yönetimin 5 santrali de aynı firmaya vermede sakınca gördüğünü,
dolayısıyla, yönetim kararıyla diğer iki santralden Ankara Santralinin Bayındır Mimag,
İskenderun Santralinin ise Siemens-Steag Firmasına verildiğini, bunun komisyonun kararı
dışında olduğunu;
Saba Soytekin 10.6.2005 günlü oturumda, değerlendirme komisyonunun
çalışmaları sonunda beş projenin beşini de ENKA İNTERGEN konsorsiyumunun
kazandığına ilişkin takriri hazırladıklarını, daha sonra yönetim kuruluna sunduklarını,
kendisinin komisyonda olduğu süre içerisinde bir baskının olmadığını;
Birsel Sönmez 10.6.2005 günlü oturumda, 5 tane santralin ihaleye çıktığını, bu 5
santrali de ENKA Ortaklığının kazandığını, fakat o zamanki genel müdür Zeki
Köseoğlu’nun yönetim kurulu toplantısında 5 tane santralin bir firmaya, konsorsiyuma
verilmesinin gerek kredi bulma zorlukları bakımından gerekse işin yapılmasının zorluğunu
dikkate alarak bunun 3 tanesini şirketlerin de muvafakatini alarak ENKA ortaklığına
verilmesini; İskenderun İthal Kömür Santralinin de Siemens-Steag konsorsiyumuna
verilmesini, Ankara Doğalgaz Santralinin de Bayındır’ın ortak olduğu konsorsiyuma
verilmesinin doğru olacağını ifade ettiğini, kendilerinin de yönetim kurulunda bunu
değerlendirdiklerini, netice itibariyle, genel müdürün teklifinin, daha doğrusu “hükümetten,
bakanlıktan gelen teklifin doğru olduğunu” ve o şekilde yapmasında ülke açısından yarar
olacağı kanaatine vararak ihaleyi gerçekleştirdiklerini, ihalenin ikinci sıradaki firmalara
verilmesi hususunda sanık Mustafa Cumhur Ersümer’den herhangi bir talimat almadıklarını,
TEAŞ yönetim kurulunun başındaki genel müdürün bakana icraatı hakkında bilgi
vermesinin normal olduğunu, Türkiye’de böyle bir usul olduğunu, hiçbir genel müdürün
Türkiye’nin yüzde 20 ihtiyacını karşılayacak bir santraller topluluğunun, Enerji Bakanının,
Başbakanın haberi olmadan vermesinin mümkün olmadığını, onlarla istişare yapıp bunları
yönetim kurulu ile paylaşmasının normal olduğunu daha önceki beyanlarında söylediğini;
Şarık Tara 10.6.2005 günlü oturumda, yap işlet santral ihalesinde kendilerinin bir
tanesine veya 5 tanesine de teklif verebilmelerinin olanaklı olduğunun söylenmesi üzerine, 5
santral için de teklif verdiklerini, 5’inde de birinci oldukları halde idarenin bazı sebeplerle,
santrallerden üçünün ihalesini kendilerine verdiğini, İskenderun İthal Kömür ve Ankara
Doğalgaz Santrallerinin ikinci sıradaki firmalara verilmesinden devletin bir zararı
olmadığını, çünkü ihalenin verildiği firmaların tekliflerinin onların fiyatlarına indirdiklerini,
TEAŞ’a 1970’ten beri müteahhit olarak çalıştıklarını, bu nedenle karara kendilerinin itiraz
etmeyi lüzumlu dahi görmediklerini, bu 5 yap-işlet projesi, kendilerinin de ortak oldukları
konsorsiyuma verilmesi halinde yatırım kredisi bulmakta zorlanmayacaklarını, 5 işe
müracaat ettiklerine göre, 5 iş için de yatırım kredisini bulmayı idareye karşı taahhüt etmiş
durumda olduklarını, onun için böyle bir durumun gerçekleşmediğini;
Necip Timuçin Tümer 10.6.2005 günlü oturumda, yap işlet ihalelerinin beşinde de
Enka-Bechtel grubunun fiyatının en düşük olduğunu, ancak, tüm ihalenin aynı gruba
verilmesinin, bu grubun monopol olmasına sebebiyet verilmesi olasılığı ve temin edilecek
kredinin çok yüksek olması ve ayrıca sadece bir Amerikan firmasının lider olduğu bir gruba
hepsinin birden verilmesindeki sakıncalar düşünülerek, ENKA’nın fiyatına indirmek
suretiyle 3’nün Enka-Bechtel grubuna verilmesinin, kömürün başka bir Fransız ve Siemens
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
254
Alman Firmasına verilmesinin ki, -onların da kömür santraları bakımından bu konuda
dünyada bir numarada olan bir firma olması nedeniyle- diğerinin de diğer başka bir firmaya
verilmesinin uygun görüldüğünü, yönetim kurulunda görüşüldüğünü ve kararın öyle
verildiğini, herhangi bir zararın doğmadığını, ihalelerin ikinci sıradaki firmalara verilmesi
hususunda Sanık Mustafa Cumhur Ersümer’den herhangi bir tavsiye, telkin, talimat
almadıklarını, zaten, yönetim kurulu üyesi olarak Sayın Bakanla görüşmelerinin mümkün
olmadığını;
Sinan Tara 10.6.2005 günlü oturumda, yap-işlet modeliyle ihale edilen İskenderun
İthal Kömür Santrali ile Ankara Doğalgaz Çevrim Santralin ihalelerinde sözleşme
imzalamama yönünde bir iradelerinin olmadığını, kendilerinin beş ihalede de en iyi teklifi
verdiklerini, ancak, beş ihalenin de kendilerine verilmesi halinde Türkiye’deki elektrik
üretiminin yüzde 40’ının tek bir şirket tarafından üretiliyor olacağını, bu nedenle beş işin
beşinin de kendilerine verilmesinin gerçekçi olmadığını düşündüklerini, Türkiye
elektriğinin yüzde 40’ının bir firmaya emanet edilmemesi kararını makul bulduklarını, bu
nedenle de itiraz etmediklerini, ancak ihaleden çekilmediklerini, EXXON firmasının ihaleye
itirazının olduğunu; kömür fiyatlarının bir eskalasyon formülüne bağlı olduğunu, kömür
fiyatlarının düşmesinin, rakipleri için de aynı oranda düşmesi anlamına geldiğini,
dolayısıyla, rakipler arasındaki farkın değişmemesi gerektiğini ama bu görüşmelerin
kendileri dışında olduğunu; birinci sırada oldukları halde ihalesi verilmeyen 2 adet yap-işlet
ihalelerinden vazgeçmeleri konusunda hiçbir şekilde baskının olmadığını, kendilerinin de
vazgeçmelerinin olmadığını;
Muzaffer Selvi 6.10.2005 günlü oturumda, Çankaya İlçe Jandarma Komutanlığında
11 Ocak 2001 tarihinde “ihaleye göre, şartnameye göre uygun olan ilk 3 firma seçilir. Bu 3
firmadan birine, genellikle ilk sıradaki firmaya ihale verilir; ama Bakan Bey, ikinci ve
üçüncü sıradaki firmalara vermek isterse, ihaleyi onaylamaz, bu şekilde ihale beklemeye
alınır” beyanının okunması üzerine, bu ifadesinin tamamen yanlış, baskı altında alınmış bir
ifade olduğunu; çünkü yönetmeliklere göre böyle bir şeyin doğru olmadığını, bir yönetim
kurulları olduğunu, hiçbir yönetim kurulu kararının bakanlığa gönderilmediğini, hiçbir
şekilde bilgi vermediklerini, yönetim kurulu kararlarından dolayı zaten yargılandığını,
santrallerin tümünün 5–5,5 milyar dolarlık bir yatırım olduğunu, bir şirketin altından
kalkmasının çok zor olduğunu, işletme dönemi 20 yıl boyunca bu şirket ile TEAŞ’ın işletme
sorunlarının olabileceğini, bu şirketin, grevinden, lokavtına kadar veyahut elektrik
fiyatlarında zımnen işi durdurmasının bile ekonomiye çok büyük sıkıntıları olabileceğini,
bunun alternatifini TEAŞ Yönetim Kurulu olarak kendilerinin bulmaları gerektiğini ve
böyle bir çözüm bulduklarını;
Mehmet Zeki Köseoğlu 15.11.2005 günlü oturumda, yönetim kurulu toplantısında
santral ihalelerinin 5’ini de INTERGEN ve ENKA’nın kazandığını, ancak, Türkiye’nin,
aşağı yukarı, o günkü kurulu gücünün yüzde 25’ine tekabül eden bu miktardaki bir enerji
üretiminin tek bir firmaya verilmesinin sakıncalı olduğunu düşündüklerini, bu çerçevede
aralarında konuştuklarını, üçünün INTERGEN ENKA’ya verilmesini, ikisinin de işte birinin
Almanlara, birinin İngilizlere verilmesini kararlaştırdıklarını ve aynı koşullarda Yönetim
Kurulu olarak karar aldıklarını, İskenderun’da ikinci sırada olan Siemens-Steag firmasına,
dünyada en büyük kömür üreticisi olmaları ve kömür konusundaki tecrübeleri nedeniyle,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
255
National Power’ın gaz konusunda tecrübeli olmaları nedeniyle Ankara Doğalgaz Santrali
için düşündüklerini, kararı yönetim kurulunda aldıktan sonra, zaman zaman bakanlık
makamıyla, müsteşarlık makamıyla konuşmaları çerçevesinde; düşüncelerini makama
sunduklarını;
beyan etmişlerdir.
Konuyla ilgili delillerin değerlendirilmesinde;
16.7.1997 günlü, 4283 sayılı Yap-İşlet Modeli İle Elektrik Enerjisi Üretim
Tesislerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışının Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un
3. maddesinin dördüncü fıkrasında“Alınan teklifler TEAŞ tarafından bu Kanun ve
çıkarılacak yönetmelik hükümleri çerçevesinde değerlendirildikten sonra, uygun teklif
belirlenerek, ilgili üretim şirketine tesis kurma ve işletme izni verilmek üzere Bakanlığa
gönderilir. Bakanlık, TEAŞ tarafından kendisine gönderilen teklifi uygun gördüğü takdirde
tesis kurma ve işletme izni verir.”
Beşinci fıkrasında;
“Bu iznin verildiğinin TEAŞ'a bildirilmesinden sonra, TEAŞ ile üretim şirketi
arasında üretim tesisi kurma, işletme ve enerji satışını düzenleyen sözleşme imzalanır.”
denilmiştir.
1.8.1997 günlü, 97/9853 sayılı Yap-İşlet Modeli ile Elektrik Enerjisi Üretim
Tesislerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışının Düzenlenmesi Hakkında
Yönetmeliğin 20. maddesinde tekliflerin değerlendirilmesinde dikkate alınacak konular
belirtilmiştir. Buna göre;
Şartnamede yer alacak uygunluk ve yeterlilik şartlarını karşılayamayan tekliflerin
en ucuz olması, tekliflerin değerlendirilmesinde bu teklifin sahibine başarılı sayılması
konusunda bir hak kazandırmaz. Şartname ve sözleşmeye uygun olarak hazırlanmamış olan
teklifler değerlendirmeye alınmaz. Değerlendirme komisyonu teklifleri karşılaştırmalı
olarak inceleyerek görüşünü tekliflerin geçerlilik süresini de dikkate alarak yönetim
kuruluna bildirir.
Bu düzenlemelerden tekliflerin değerlendirilmesi aşamasında TEAŞ Genel
Müdürlüğünün yetkili olduğu anlaşılmıştır.
Tekliflerin değerlendirilmesi için 4.3.1997 günlü ve 392 sayılı TEAŞ Genel
Müdürlüğünün oluru ile teklif değerlendirme komisyonu oluşturulmuş, komisyonun
hazırladığı 1.10.1997 günlü değerlendirme protokolüne göre, Adapazarı, Gebze, Ankara ve
İzmir Doğalgaz Santrallerinde İntergen-Enka, İskenderun İthal kömür santralinde ise
İntergen-Enka-Exxon konsorsiyumlarının birinci sırada oldukları belirlenmiştir.
Yönetmeliğin 26. maddesine göre, alınan teklifler TEAŞ tarafından
değerlendirildikten sonra, uygun teklif belirlenerek, ilgili üretim şirketine tesis kurma ve
işletme izni verilmek üzere Bakanlığa gönderilecek, Bakanlık, uygun gördüğü takdirde;
başarılı teklif sahibine tesis kurma ve işletme izni verilmesi konusundaki kararını TEAŞ’a
bildirecektir.
TEAŞ Yönetim Kurulunun 3.10.1997 günlü, 32–357 sayılı kararı ile Ankara
Doğalgaz Santrali ve İskenderun İthal Kömür Santrali ihalelerinin birinci gelen firmaların
teklif ve şartlarına inilmesi kaydıyla sıralamada ikinci gelen firmalara verilmesine karar
verildiği tespit edilmiştir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
256
Yap işlet ihalelerinin Türkiye’nin o zamanki kurulu gücünün % 25’ini oluşturması
nedeniyle kapsamlı bir ihale olduğu, sanık Bakanın TEAŞ Yönetim Kurulunun bu ihaleyle
ilgili çalışmalarından bilgi sahibi olduğu, tanıklar TEAŞ Yönetim Kurulu üyeleri Birsel
Sönmez, Necip Timuçin Tümer ve Zeki Köseoğlu’nun beyanlarından anlaşılmış ise de aynı
tanıklar sanık Bakanın Yönetim Kurulunun karar alma sürecine doğrudan ya da dolaylı
olarak yetkilileri yönlendirmesinin olmadığını da beyan etmişlerdir.
Öte yandan, 3.10.1997 günlü TEAŞ Yönetim Kurulu kararında “Bakanlığımızca
uygun görülüp görülmeyeceği hususunun tarafımızdan bilinmemesine rağmen…” ibaresinin
yer alması da sanık Bakanın Yönetim Kurulu kararının alınmasında yönlendirmesinin
bulunmadığını göstermektedir. Bu nedenle yönetim kurulu kararının sanık tarafından
aldırıldığına ilişkin sav yerinde görülmemiştir.
Ancak, İntergen/Enka/Exxon konsorsiyumunun yabancı ortağı Exxon Power
İnvestment Company Limited Şti. Temsilcisinin teklif değerlendirme komisyonunda
yapılan inceleme sonucunda, teklif inceleme süresi sonucunda birinci şirket olduklarının
kendilerine bildirilmesine rağmen görüşmelere çağrılmadıklarına ilişkin sanık Mustafa
Cumhur Ersümer’e 06.02.1998 tarihinde yazdığı yazının içeriği ve bu konuda dinlenen
tanıklar Sinan Tara ve Şarık Tara’nın beyanları birlikte değerlendirildiğinde, ihalede birinci
gelen firmaların ihaleden çekilme iradelerinin de bulunmamaması karşısında TEAŞ
Yönetim Kurulunun 3.10.1997 günlü kararı uyarınca sanık Bakanın 24.10.1997 günlü, 4975
sayılı oluru ile Ankara Doğalgaz ve İskenderun İthal Kömür Santrallerini alan firmalara
ruhsat ve izin vermesi, hukuki niteleme ve kabul sırasında ayrıca değerlendirilecektir.
cc- İskenderun İKS’nin ihalesinde santralin kurulu gücünün 1100 MW’den
1210 MW’ye çıkarılmasının Kanun, ilgili Yönetmelik ve Şartname hükümlerine
aykırı olduğunu bildiği halde TEAŞ Genel Müdürlüğüne bu konuda yetki vermek
Meclis soruşturma komisyonu raporunda;
Bakanlık tarafından “tesis kurma ve işletme izni” verilmesinden sonra, İskenderun
ithal kömür santrali sözleşme taslağının şirket lehine değiştirildiği, İsken A.Ş. firmasının
değişik bahaneler ileri sürerek Komisyonca hazırlanıp paraflanan sözleşme taslağının
imzalanmasına yanaşmadığı ve birinci sıradaki İntergen-Enka-Exxon konsorsiyumunun
teklifini kabul edebilmesi için santralin kurulu gücünün ve buna bağlı olarak garanti edilen
enerji miktarının artırılması talebinde bulunduğu ve şirketin bu talepleri üzerine 26.11.1998
tarih ve 62-545 nolu “Orijinal teklifteki net kurulu güç olan 1100 MW'nin en fazla %10
artırılması veya eksiltilmesine imkan verilmesine....” şeklinde TEAŞ yönetim kurulu
kararının alındığı,
Yap-İşlet Komisyonunun 14.12.1998 tarihli takririnde kararın 97/9853 sayılı
Yönetmeliğin 17. maddesine aykırı olduğunu belirttiği, Komisyonunun bütün bu uyarılarına
rağmen, önce 21.12.1998 tarih, 65–576 sayılı Kararı, bir gün sonra; 22.12.1998 tarih ve 66–
577 sayılı Kararının alındığı, bu kararla firmanın kapasite artırımı, yıllık üretim miktarları
ve çalışma saatleri ile ilgili taleplerinin tamamen karşılandığı, söz konusu yönetim kurulu
kararında yer alan hususların sözleşmeye aynen konulmasını teminen Yap-İşlet Komisyonu
tarafından hazırlanıp paraflanarak komisyon odasında muhafaza edilen sözleşme taslağının
odanın çilingir marifeti ile açılıp tutanak tutulmak sureti ile alındığı ve Taslağın 8. sayfası
ile Form–1, Form–4 ve hukuki mütalaanın ilk sayfalarının değiştirildiği ve değiştirilen
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
257
sayfaların yalnızca Genel Müdür Zeki Köseoğlu ve Genel Müdür Yardımcısı Muzaffer
Selvi tarafından paraflanarak hazine garantisi alınabilmesini teminen Hazine Müsteşarlığına
gönderildiği,
Hazine Müsteşarlığının yazısı üzerine, TEAŞ Genel Müdürlüğünün 04.01.1999
tarihinde konuyu Bakanlığa aktardığı ve Bakan M. Cumhur Ersümer tarafından imzalı
06.01.1999 tarih ve 74 sayılı yazısı Bakanlıkça daha önce olur verilmiş olan ruhsat ve iznin
yeniden verilmesine gerek olmadığının belirtildiği ve bunun üzerine TEAŞ Genel
Müdürlüğü ile İsken A.Ş. arasında 07.01.1999 tarihinde sözleşmenin imzalandığı,
belirtilerek Mustafa Cumhur Ersümer’in söz konusu santralin kurulu gücünün 1100
MW’den 1210 MW’ye çıkarılmasının Kanun, ilgili Yönetmelik ve Şartname hükümlerine
aykırı olduğunu bildiği halde TEAŞ Genel Müdürlüğüne bu konu hakkında yetki verdiği
ileri sürülmüştür.
Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 6.6.2005 günlü, E.2002/296, K.2005/144
sayılı kararı
Kararın ilgili bölümünde, sanıklar Muzaffer Selvi, Birsel Sönmez, Ünal Peker ve
Necip Timuçin Tümer hakkında; İskenderun İthal Kömür Santrali ihalesinde ihalenin
verildiği tarihten sonra sözleşme hazırlıkları ve sözleşmenin imzalanmasına kadar TEAŞ
aleyhine ihaleyi alan şirket lehine birçok düzenlemeler yapıldığını, santralin kurulu gücünün
1000 MW’den 1200 MW’ye çıkarıldığını, böylece ihale şartnamesinde olmayan avantajın
firmaya sağlandığını, ayrıca EXXON firmasının teklifi düşürebileceğine dair yazılarının
dikkate alınmadığını, şirkete ihale verilmesi koşullarını kabul ettiğine dair taahhütnameyi
vermesi için yedi gün, sözleşme imzalaması için otuz gün süre verilmesine rağmen bu
sürenin iki kez uzatıldığı, sonrasında 9.3.1999 tarihinde sözleşmenin imzalandığı,
sözleşmenin imzalanmasından sonra 12.4.2000 tarihli sözleşme açıklama tutanağında
sözleşmenin maddelerini tadil eder mahiyette Kurumu yeni yükümlülükler altına sokan
maddeler eklendiğini, böylece kurumun sözleşmede olmayan şekilde risk altına sokulduğu
belirtilerek sanıklar TEAŞ yönetim kurulu üyeleri hakkında görevi kötüye kullanma
suçundan mahkûm edilmişlerdir.
Kararın bu bölümü, Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 21.2.2007 günlü, 2006/3609 Esas,
2007/1413 sayılı kararı ile onanmıştır.
İskenderun İthal Kömür Santraline ilişkin belgelerin bulunduğu odanın kapı
kilidinin açılarak evrakların alındığına ilişkin 6.1.1999 tarihli tutanak
Tutanakta Muzaffer Selvi’nin talimatıyla kilit altında bulunan İskenderun İKS
sözleşmesinin çilingir aracılığı ile kapının açtırılması suretiyle alındığı belirtilmiştir.
TEÜAŞ Yönetim Kurulunun 26.11.1998 günlü, 62–545 sayılı kararı
Siemens-Steag firmasının teklif fiyatının birinci Konsorsiyumun fiyatına çekildiği,
firmanın bu projeyi gerçekleştirebilmesini temin etmek amacıyla “Orijinal teklifinde vermiş
olduğu net kurulu gücü 1100 MW’ın en fazla (+―)% 10 artırılması veya azaltılmasına
imkânın verilmesine, (güç durumunun belirlenmesinden sonra APK Dairesi Başkanrlığınca
üretim planlamasının düzenlenmesine)…” karar verildiği görülmüştür.
Yap İşlet Komisyonunun 14.12.1998 günlü yazısı
Yazıda, “1100 MW’ın artırılmasına mı yoksa azaltılmasına mı yönelik olduğunun
tam olaraka anlaşılamaması, eğer 110 MW’ın % 10 arttırılması yönünde şirkete bir imkân
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
258
tanınıyor ise bu takdirde ilk ihale aşamasında tüm teklif sahiplerine verilen Teklif
Hazırlama Kurallarının 18. maddesinin ikinci fıkrasının ikinci bendi; "Maksimum sürekli
güçte (çevre şartlarında) net çıkış gücü 1100 MW’ın üstünde olan teklifler değerlendirmeye
alınmayacaktır. " yine Teklif Hazırlama Kurallarının 18. maddesinin ikinci fıkrasının ikinci
bendi; "Maksimum sürekli güçte türbin ünitesi çıkış gücü 550 MW’ın üstünde olan teklifler
değerlendirilmeyecektir” 29.8.1997 tarih ve 23095 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan
97/9853 sayılı Yönetmeliğin 20. maddesinin üçüncü fıkrası; "Şartname ve sözleşmeye uygun
olarak hazırlanmamış olan teklifler değerlendirmeye alınmaz. " hükümlerini amır olup,
teklif aşamasında tek ünite için 605 MW, tüm tesis için 1210 MW gücündeki bir santral
teklifi değerlendirmeye dahi alınamayacak iken, Yönetim kurulumuzun bu kararı ile anılan
Şirket ile tek ünitesi 605 MW olan 1210 MW gücündeki bir santral ile ilgili olarak sözleşme
imzalanma aşamasına gelinmiştir. Bunun ise teklifin ve tüm ihalenin bazını değiştirdiğinin,
diğer teklif sahipleri ile ilgili olarak haksız rekabete neden olduğunun, ayrıca TEAŞ’a
maddi külfet getirdiğinin ve herşeyden önemlisi Yönetmelik hükümlerine aykırı olduğunun
Yönetim Kurulumuzun takdirlerine sunulmasında bir kez daha yarar görülmektedir. Ayrıca
Bakanlar Kurulu Kararı ile çıkılmış, ihale prensipleri Bakanlar Kurulu Kararı ile
belirlenmiş olup, bu prensiplerin Teşekkülümüz Yönetim Kurulu kararı ile değiştirilmesi,
normlar hiyerarşisine de aykırılık oluşturmaktadır.”denilerek, İskenderun İKS sözleşmesi
için Yönetim Kurulundan talimat istenildiği görülmüştür.
TEÜAŞ Yönetim Kurulunun 21.12.1998 günlü, 64–576 sayılı kararı
Yönetim Kurulu “İskenderun Enerji Üretim ve ticaret A.Ş. tarafından yapılacak
santralin maksimum sürekli güçte (çevre şartlarında) net çıkış gücünün 1100 MW olarak
kabul edilmesine”karar vermiştir.
TEÜAŞ Yönetim Kurulunun 22.12.1998 günlü, 66–577 sayılı kararı
Kararda;
“1-İskenderun Enerji Üretim ve Ticaret A.Ş. tarafından orijinal teklifinde verilmiş
olan santral maksimum sürekli güçte (çevre şartlarında) net çıkış gücü 1100 MW’ın, 1210
MW olarak kabul edilmesine,
2-Yıllık üretim miktarları ve çalışma saatlerinin firma tarafından Şirketimize
8.12.1998 tarihinde verilen Form-1’de yer alan miktarlar olarak kabul edilmesine, Enka-
İntergen’in Form-1’de yer alan enerji birim fiyatlarının (dağılımları ile birlikte) aynen
muhafaza edilmesine, yapılan hesaplamada her iki Konsorsiyumunda Şirketimize ortalama
20 yıllık birim satış fiyatı 4.12 Cent/kwh olarak bulunmuştur. Siemens-Steag
Konsorsiyumundan 0.02 Cent/kwh karşılığı 30 milyon Dolar bir indirimin son yılki
satışlarından yapılmasına,
3- Form-4’ün, birinci bentte yer alan karar doğrultusunda yeniden düzenlenmesine,
ve gerekli işlemlerin Genel Müdürlükçe ikmaline, oybirliğiyle karar verildi”
denilmiştir.
Başbakanlık Hazine Müsteşarlığının 30.12.1998 günlü, 3581 sayılı yazısı
Yazıda “…Söz konusu projeyi gerçekleştirecek şirket yetkilileri ile yapılan
toplantıda kurulacak olan santralin kapasitesinin Yönetim Kurulu Kararı ile 1100 MW’dan
1210 MW’a çıkarıldığı öğrenilmiştir. Bu çerçevede, ihaleye Bakanlar Kurulu Kararı ile
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
259
çıkılmış olduğu, ancak kapasitenin Yönetim kurulu kararı ile artırılmış olduğu
görülmektedir...
...Bu çerçevede, İskenderun İthal Kömür Santrali projesi ile ilgili olarak Şirket ile
kurumunuz arasında imzalanan protokol ile şartları tesbit edilen Enerji Satış Anlaşmasında
yukarıda değinilen ve Sözleşmeleri imzalanan diğer yap-işlet projelerinden farklı olan
hususların bu sözleşmelerde yer alan 2.3 üncü madde kapsamında değerlendirilmesi
gerektiği düşünülmektedir.” denilmiştir.
Bakan Mustafa Cumhur Ersümer imzalı, ETKB’nin 6.1.1999 günlü, 74 sayılı
yazısı
Hazine Müsteşarlığının yukarıda belirtilen yazısı üzerine konu Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanlığına iletildiğinde, Bakanlığın cevabi yazısında, “…Bilindiği gibi, Genel
Müdürlüğünüzce yukarıda adı geçen santrallerde yapılan kurulu güç artışlarında
Bakanlığımız onayına ihtiyaç duyulmamıştır. İskenderun İthal Kömür Santralinin Kurulu
gücünün 110 MW’dan 1210 MW’a yükseltilmesi ile ilgili karar, diğer santrallerde olduğu
gibi Genel Müdürlüğünüzce alınmış olup Bakanlığımızca ilgi “b”de kayıtlı Makam Oluru
ile verilmiş olan ruhsat ve iznin yukarıdaki nedenlerle yenilenmesine gerek
duyulmamaktadır.”denilmiştir.
TEÜAŞ Yönetim Kurulunun 21.4.2000 günlü, 34/182 sayılı Kararı
Kararın, İskenderun İKS’ye ilişkin olarak açıklama tutanağının onaylanarak
sözleşmeye ek olmasını, taahhüt ve muvafakatin onaylanmasını ve diğer hususları içerdiği
anlaşılmaktadır.
Tanıklardan;
Gediz Lekesiz 13.5.2005 günlü oturumda, İskenderun projesinin sözleşmesini
paraflayıp, baskı yapılan konuda şerh düştükten sonra orijinalini kilitli odada sakladıklarını,
Genel Müdür Zeki Köseoğlu, Genel Müdür Yardımcısı Muzaffer Selvi’nin talimatları ile
odanın açtırılarak, imzalı nüshasının alındığını, aradan sayfaların değiştirildiğini,
sözleşmenin içinde ihale şartlarına olabildiğince uygun hazırlanan metnin belirli
sayfalarının çekilip alındığını, o sayfalarda sadece Muzaffer Selvi ve Zeki Köseoğlu’nun
paraflarının olduğunu, ihalenin 1 000 megavat artı eksi yüzde 10 olarak çıkarıldığını, “artı
yüzde 10’un üzerindeki teklifler değerlendirmeye alınmayacaktır” ifadesinin ihalede
bulunduğunu, belli kapasitenin üstüne çıkınca santrallerin özelliklerinin değiştiğini,
verimlerinin arttığını ancak sistemde sorun yarattığını, bu nedenle 1210 MW’a
çıkartılmasını reddettiklerini, İskenderun Projesiyle ilgili kapasite ve üretim miktarının
artırımı ile eskalasyon endekslerinin değişiminin doğrudan fiyata yansıdığını, firmalar
lehine değişiklikleri TEAŞ Yönetim Kurulunun yaptığını;
Nedim Seçkin Ülgen 13.5.2005 günlü oturumda, İskenderun İthal Kömür Santral
ihalesinde kilit altında bulunan belgenin alınarak, iki ya da üç sayfasının değiştirildiğini,
santralin kapasitesinin artırıldığını, Şartnamenin oldukça kısıtlayıcı olduğunu, “hiçbir
şekilde karşı görüş verilemez veyahut değişiklik talebinde bulunamaz” hükmünü taşıdığını,
bu nedenle de uluslararası finansman sağlanmasına yeterli olmadığından sonradan
görüşmeler yapılırken birtakım değişiklikler yapıldığını, komisyon tarafından Sözleşmenin
2.3 maddesinde bir değişiklik yapıldığını, “Sözleşmede yapılan şirket lehine bir değişiklik,
diğer şirketlere de teklif edilecektir” gibi bir hüküm konulduğunu, bu değişikliğe bağlı
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
260
olarak diğer sözleşmeler de yürürlüğe girdiğinden, İskenderun’da yapılmış olan kapasite
artışını diğer şirketlerin de talep ettiklerini ve bunu gerçekleştirdiklerini;
Mustafa Sinan Egeli 13.5.2005 günlü oturumda, genel müdürlük tarafından
görevlendirilen heyet tarafından çilingir ve güvenlik görevlisiyle odanın açıldığını, evrakın
genel müdürlük tarafından yetkilendirilmiş daireye teslim edildiğini, birtakım belgelerin o
anda değiştirilmediğini, sözleşmelerin ve belgelerin ilgili dairesine olduğu gibi verildiğini,
İskenderun Kömür Santralının kapasitesinin 1210 megavata çıkarılmasının şartnameye
aykırı olduğunu;
Saba Soytekin 10.6.2005 günlü oturumda, İskenderun Termik Santralıyla ilgili
olarak, kendilerinin özellikle 1000 megavattan 1210 megavata çıkarılması konusunda şirket
talebi sonucunda komisyon tarafından toplandıklarını ve bu işlemin ihale şartlarına aykırı
olduğu düşüncesine vardıklarını, komisyon olarak takrirlerini, bu konuda, doğrudan doğruya
Genel Müdürlüğe, yönetim kuruluna sunulmak üzere verdiklerini, 1000 megavattan 1200
megavata yükseltilme kararının daha sonra verildiğini;
Birsel Sönmez 10.6.2005 günlü oturumda, İskenderun İthal Kömür Santraline
ilişkin kimi belgelerin kilit altında tutulduğu odanın açtırılarak alındığı ve sonrasında
belgelerin bir kısmının değiştirildiği iddiasıyla ilgili olarak olayı hatırlamadığını, yönetim
kurulu toplantısında genel müdürün yetkili arkadaşlardan evraklar istediğini, evrak getirip
götürme münakaşasının olduğunu, kendisinin santralin ihalesinde en küçük bir yanlışlık
olduğu kanaatinde olmadığını, zaten her şeyin sözleşmede yazılmış olduğunu, İskenderun
İthal Kömür Santralinin kurulu gücünün artırılması ile ilgili olarak, aradan geçen süre
nedeniyle net olarak hatırlamasının mümkün olmadığını, ancak 1100 megavatlık gücün
1210 megavata yükseltildiğini, o tarihlerde Türkiye’de büyük bir enerji sıkıntısı olduğunu,
İskenderun Santralinin gücünün artırılmasının memleket açısından enerji ihtiyacı
bakımından çok faydalı olacağını anlattığını, kendilerinin de yönetim kurulu olarak onu
uygun gördüklerini;
Necip Timuçin Tümer 10.6.2005 günlü oturumda, bir gün ara ile santralin kurulu
gücünün artırılmasına karar verilmesi konusunda, Şirketin 110 megavat daha fazla güçteki
santrali aynı fiyata yapacak olması, buna göre daha büyük kapasitede bir fabrikayı daha
ucuz fiyata yaptırdıkları için, idare lehine göründüğü için böyle bir karar aldıklarını;
Yılmaz Soysal 12.7.2005 günlü oturumda, Türkiye’de çok yoğun enerji sıkıntısı
yaşanan bir dönem olması nedeniyle sözleşmelerin, projelerin biran önce hayata girmesinin
önem arzettiğini, otoprodüktörlerden bile elektrik alınmak zorunda kalındığını, bu nedenle
en ucuz durumdaki bu projeleri, yani kendi alternatifleri olan yap-işlet-devretlere göre
nerede ise yarı fiyatına elektrik üretecek olan projeleri bir an önce hayata geçebilmesini
sağlamanın amaçlandığını, şeklî olarak 60 gün deneme işletmesinin şirketlerle yaptıkları
anlaşmada 20 güne indirildiğini, İskenderun İKS projesine ilişkin sözleşme ve belgelerin
bulunduğu odanın anahtarının Gediz Lekesiz’de olduğunu, anahtarı vermeyeceğini
söylemesi üzerine, Genel Müdür Muzaffer Selvi’nin isteği üzerine odayı açtırıp belgeleri
Muzaffer Selvi’ye verdiklerini,sözleşmenin santralin kurulu gücünün yazıldığı sayfaları
dahil olmak üzere, bazı kısımlarının sadece genel müdür ve yardımcısı tarafından
paraflanarak son haline getirildiğini;
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
261
Abdullah Oktay Şatıroğlu 6.10.2005 günlü oturumda, Yönetim kurulu
toplantılarında görüşülerek İskenderun’da kapasitenin yükseltildiğini, o sırada, ilgili genel
müdür yardımcısının, teknik personelin, uzun uzun yönetim kurulunda bu konuyu
anlattıklarını, yani, hem firmanın teknik özellikleri bakımından hem Türkiye’nin o tarihteki
elektrik üretimine olan ihtiyacı bakımından hem de bu yap-işlet modelinde elektrik
kilovat/saatine ödenen ücretin düşüklüğü, diğer modellerde daha yüksek olması, fabrikanın
kurulması yönünden bir maliyete katılmaksızın aynı ücretle daha fazla elektrik alınması
mümkün olacağından yüzde 10 artırılması kararına varıldığını, kendilerine Türkiye
yönünden 1210’a çıkartıldığı zaman kapasitenin çok yararlı bir durum olacağının
anlatıldığını;
Muzaffer Selvi 6.10.2005 günlü oturumda, Siemens Steag Firmasının orijinal
teklifinin 1 100 megawatt olduğunu, 1 000 megavat olmadığını, TEAŞ Yönetim Kurulunun
1 000 megawatı 1 100 megavata çıkartmadığını, orijinal teklifin değerlendirildiğini, bu
açıdan TEAŞ Yönetim Kurulunun burada herhangi bir güç artırdığı şeklinde yoruma
gidilmesinin çok yanlış olduğunu, arkasından tüm diğer 5 santrale da verilen % 10’luk bir
güç artışı olduğunu, bunun da sözleşme gereği, artı eksi yüzde 10 haklarını kullanma
şeklinde bir hak olduğunu ve artı yüzde 10 hakkın kullanıldığını, bu 1 100 megavat orijinal
teklife de yüzde 10 hak kullanıldığında gücün, otomatikman 1 210’a çıktığını, burada TEAŞ
Yönetim Kurulunun yine herhangi bir güç artışına değil, tüm firmalara verilen hakkı bu
firmaya da aynen verdiğini, burada ne Bakanlığın ne de TEAŞ’ın herhangi bir kusurunun
bulunmadığını, her şeyin yönetmelikler ve alt komisyondan gelen şekliyle kabul edildiğini,
güç artırmayla fiyatın her zaman aşağıya düşmediğini, İskenderun İKS projesine ilişkin
sözleşmelerin bulunduğu odanın çilingirle açıldığını, bir iki sayfanın değiştirilerek Zeki
Köseoğlu ile birlikte parafladıklarını ama yönetim kuruluna tekrar tamamını geçirmek üzere
sunduklarını;
Mehmet Zeki Köseoğlu 15.11.2005 günlü oturumda, göreve geldikten sonra,
3.10.1997 tarihinde bu ihale dokümanını Yönetim Kurulundan çıkardıktan sonra Bakanın
Meclisten aradığını, konuyla ilgili fiyatları açıklamak üzere bir basın toplantısı olduğunu,
kendisinin de evrakları almak istediğinde, ilgili kişinin fiyatları veremeyeceğini söylemesi
ve Bakanın bir kez daha araması üzerine fiyatları Bakana söylediğini, aradan belli bir süre
geçtikten sonra, tam nihaî kararı vereceklerinde, 99 yılında ESA görüşmeleri bittikten
sonra, Yönetim Kurulunda birtakım şeylere bakma ihtiyacı duyduklarını, odayı çilingir
marifetiyle açtırdıklarını, belgelerin üzerinde lazım olan dokümanların yönetim kuruluna
takrir olarak girecekse paraflanarak girdiğini ama belgelerde bir değişiklik yapılmadığını,
26 kişilik BO komisyonunun görüşmelerini tamamladıktan sonra oluşturulan 11 kişilik,
sözleşme görüşmelerini yürüten ikinci komisyonun “tip sözleşme” tabir edilen sözleşmeleri
yapmak üzere çalışmalarına 25.11.1998 tarihinde son verdiğini ve aldıkları 210 sayılı
kararla bunu 1 100 megavat olarak önlerine getirdiğini; çünkü Amerikalıların kazan
tasarımlarının 2x500’den 1 000 megavat, Almanlarınkinin ise 550 megavattan; 1 100
olduğunu, bunların yönetim kuruluna geldikten sonra, artı eksi yüzde 10 toleransları
bulunduğundan, bütün diğer firmalara yapılan uygulamanın İskenderun santraline de
yapılarak 1 210 megavata çıkarıldığını;
beyan etmişlerdir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
262
Konuyla ilgili delillerin değerlendirilmesinde;
TEAŞ Yönetim Kurulunun 22.12.1998 günlü ve 66/577 sayılı kararı ile mevzuata
aykırı olduğunun Yap İşlet Komisyonunun 25.11.1998 ve 14.12.1998 günlü takrirleriyle
bildirilmesine rağmen, İskenderun İthal Kömür Santralinin 1100 MW olan net çıkış
gücünün 1210 MW olarak kabul edilmesine karar verildiği, karar gereğince sözleşmenin
bazı bölümlerinin değiştirildiği ve bu değişikliklerin TEÜAŞ Yönetim Kurulunun 21.4.2000
günlü, 34/182 sayılı kararı ile onaylandığı görülmüştür.
Anılan kararın alınması ve karar gereğince sözleşmenin bazı bölümlerinin
değiştirilmesi için İskenderun İthal Kömür Santrali sözleşmesinin bulunduğu odanın
kapısının açtırılarak belgelerin değiştirilmesine ilişkin süreçte sanığın müdahil olduğuna
ilişkin kanıt elde edilemediği gibi, değişiklik protokollerinin yönetim kurulu kararı ile
onaylandığı tarihte sanık Bakanın görevde olmadığı anlaşılmıştır.
Öte yandan, 97/9853 sayılı Yönetmeliğin 17. maddesinde “Kapalı teklif usulünde;
isteklilere duyuru, Resmi Gazetede ilan yoluyla yapılır. Bu usulde teklifler kapalı zarfla ve
yazılı olarak verilir, istekliler şartnamede belirtilen esaslara uygun olarak tekliflerini
hazırlayıp zarfladıktan sonra teklif verme son gün ve saatına kadar belirtilen adreste elden
teslim ederler. Son teklif verme gün ve saatinden sonra gelen teklifler kabul edilmez ve
açılmaz. Teklif alma gününden ve saatinden sonra yapılacak teklifler, teklif değişiklikleri ve
teklif iptalleri dikkate alınmaz.”denilmektedir.
Buna göre, İskenderun İthal Kömür Santralinin kurulu gücünün 1210 MW’ye
yükseltilmesine ilişkin TEÜAŞ Yönetim Kurulu kararının Şartname ve sözleşme
hükümlerini değiştiren nitelikte olduğu açıktır. Nitekim TEÜAŞ Yönetim Kurulu kararı
gereğince sözleşmenin ilgili hükümleri değiştirilmiş ve buna uygun değişiklik protokolleri
hazırlanmıştır.
Hazine Müsteşarlığının TEAŞ Genel Müdürlüğüne hitaben 30.12.1998 günlü ve
3581 sayılı yazısı ile İskenderun İthal Kömür Santralinin Kurulu gücünün 1100 MW’den
1210 MW’ye yükseltilmesine ilişkin yönetim kurulu kararının diğer sözleşmelere de
uygulanması gereken lehe değişiklik niteliğinde olduğunu belirtmesi üzerine konu Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanlığına iletilmiştir. Sanık Bakanın 6.1.1999 günlü ve 74 sayılı yazısı
ile kurulu gücün artırılmasına ilişkin kararın TEÜAŞ Yönetim Kurulu kararı ile alındığı,
şirketlere gerekli ruhsat ve iznin önceden verildiği, bu nedenle yeniden ruhsat ve izin
verilmesine gerek bulunmadığını belirttiği anlaşılmıştır.
6.1.1999 günlü ve 74 sayılı yazıdan, sanığın TEÜAŞ Yönetim Kurulu kararından
bilgi sahibi olduğu anlaşılmakla bu durum kabul ve varılan sonuç kısmında ayrıca
değerlendirilmiştir.
dd- İskenderun İthal Kömür Santrali ile Ankara Doğalgaz Santralinin
mevzuat hükümlerine aykırı olarak yap-işlet ihalelerinde ikinci gelen firmalara
verilmesiyle birinci sıradaki firmalar aleyhine ikinci sıradaki firmalara haksız
kazanç sağlanması
4283 sayılı Yasa ve 97/9753 sayılı Yönetmelik ile 01.10.1997 tarihli Teklif
Değerlendirme Protokollerinde yap işlet ihale usul ve esaslarının ayrıntılı olarak
düzenlendiği, İskenderun İthal Kömür Santrali ile Ankara Doğalgaz Santralinin birinci
sıradaki konsorsiyumlara verilmeyerek, birinci sıradaki teklife inmek şartıyla ikinci sıradaki
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
263
konsorsiyumlara verilmesi işleminin yürürlükteki mevzuata aykırı aykırı olduğu, sanık
Mustafa Cumhur Ersümer’in 24.10.1997 tarihli konsorsiyumlara ruhsat ve izin veren bu
olurunda TEAŞ yönetim kurulu kararındaki usulsüzlükleri dikkate almadığı ileri
sürülmekte, bu işlemin ikinci sıradaki şirketler için haksız menfaat oluşturduğu
belirtilmektedir.
Sanık ve müdafii konuya ilişkin savunmasında, öncelikle yap-işlet ihalelerinde
yetkinin TEAŞ’a ait olduğunu, bu ihalelerde gerek ihale değerlendirme komisyonuna
gerekse TEAŞ yönetim kuruluna herhangi bir talimat, telkin ya da baskısı olmadığını,
24.10.1997 tarihli olurun yönetim kurulu kararının onayı niteliğinde sayılmayacağını,
mağdur olduğu kabul edilen söz konusu iki ihalede birinci gelen konsorsiyumların
İskenderun İthal Kömür Santralinde İntergen-Enka-Exxon, Ankara Doğalgaz Santralinde
İntergen-Enka olduğunu, her iki konsorsiyumun lider ortağının İntergen-Enka olduğunu,
mağduriyetin bir mağduru gerektirdiğini, işlemin muhatabının mağduriyet iddiasının
bulunmadığını, mağduriyetin somut olarak, haksız bir işlemle, yani işin ihalede ikinci gelen
firmaya verilmesi suretiyle hukuksal veya parasal bir mağduriyetlerine sebep olunması
demek olduğunu, iki konsorsiyumun mağduriyetlerini ileri sürerek hukuki yollara
başvurmadıklarını, Şarık Tara ve Sinan Tara’nın yargılamadaki beyanlarının da bunu
doğruladığını, mağduriyetin olmadığı durumlarda haksız kazançtan da söz edilemeyeceğini
beyan etmişlerdir.
Konuyla ilgili delillerin değerlendirilmesinde;
TEÜAŞ Yönetim Kurulunun 3.10.1997 günlü, 32–357 sayılı kararında, riskin
yayılması ve gerekse Avrupanın sanayileşmiş iki büyük ülkesi Almanya ve İngiltere
konsorsiyumlarına da imkân verilmesinin uygun olacağı gerekçeleriyle,1000 MW
gücündeki ithal kömürlü İskenderun Santralinin santral yerinin serbest bölgede deklare
edilmiş olması, bu bölge dışında bir yerde arazi temin etmesi ve bunun için bir maliyet artışı
talep etmemesi halinde ve birinci firmanın teklif fiyatına inmesi kaydıyla Siemens-Steag,
700 MW gücündeki Ankara Doğalgaz santralinin ise teklif sahibinin, birinci firmanın teklif
fiyatına inmesi kaydıyla National Power- Bayındır Mimag konsorsiyumlarına verilmesine
karar verilmiştir.
Sanık Mustafa Cumhur Ersümer’in 24.10.1997 günlü, 4975 sayılı oluru ile
firmalara işletme ruhsat ve izninin verildiği anlaşılmıştır.
4283 sayılı Yasanın 3. maddesinin birinci fıkrasında “Alınan teklifler TEAŞ
tarafından bu Kanun ve çıkarılacak yönetmelik hükümleri çerçevesinde değerlendirildikten
sonra, uygun teklif belirlenerek, ilgili üretim şirketine tesis kurma ve işletme izni verilmek
üzere Bakanlığa gönderilir. Bakanlık, TEAŞ tarafından kendisine gönderilen teklifi uygun
gördüğü takdirde tesis kurma ve işletme izni verir” denilmektedir.
1.8.1997 günlü, 97/9853 sayılı Yönetmeliğin 26. maddesine göre, alınan teklifler
TEAŞ tarafından değerlendirildikten sonra, uygun teklif belirlenerek, ilgili üretim şirketine
tesis kurma ve işletme izni verilmek üzere Bakanlığa gönderilir. Bakanlık, uygun gördüğü
takdirde; başarılı teklif sahibine tesis kurma ve işletme izni verilmesi konusundaki kararını
TEAŞ’a bildirir. Bunun üzerine TEAŞ, başarılı teklif sahibine, belirlenen süre içerisinde
üretim şirketini kurma çalışmalarını tamamlayarak Bakanlıktan tesis kurma ve işletme iznini
alması konusunda yazılı olarak bildirimde bulunur.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
264
Yönetmeliğin 31. maddesinde “Tekliflerin değerlendirilmesi yapıldıktan,
Bakanlıkça tesis kurma ve işletme izni verileceği TEAŞ’a bildirildikten sonra, 26 ncı
maddede öngörülen koşullar çerçevesinde başarılı teklif sahibi şartname ve sözleşmede
öngörüleceği şekilde üretim şirketini oluşturur. Oluşturulan bu üretim şirketine Bakanlıkça
tesis kurma ve işletme izni verildikten sonra TEAŞ tarafından sözleşme imzalanmak üzere
davet edilir ve sözleşme imzalanır.
Seçilen ve kendisine bildirim yapılan teklif sahibi sözleşme imzalamaya mecburdur.
Bu mecburiyete uymadığı takdirde, başarılı teklif sahibinin geçici teminat mektubu TEAŞ
adına paraya çevrilerek gelir kaydedilir ve değerlendirmede ikinci olan teklif sahibi,
yukarıda belirtilen şekilde sözleşme imzalamaya çağırılır.
TEAŞ'ın, seçilen ve kendisine bildirim yapılan teklif sahibinin sözleşme imzalama
mecburiyetine uymaması halinde değerlendirmede ikinci olan, değerlendirmede ikinci
olan teklif sahibinin de bu mecburiyete uymaması halinde, değerlendirmede üçüncü olan
teklif sahibi ile sözleşme imzalama aşamasında teklif esasları ve şartlarının değişmemesi
koşuluyla indirim isteme hakkı saklıdır." hükmü yer almaktadır.
Teklif Değerlendirme Komisyonu çalışmaları sonucunda 1.10.1997 tarihli raporuna
göre, 5 adet yap işlet ihalelerinden doğalgaz santrallerinde İntergen-Enka, kömür santralinde
de İntergen-Enka-Exxon konsorsiyumlarının birinci sırada yer aldığı anlaşılmıştır. TEAŞ
Yönetim Kurulu 3.10.1997 günlü, 32–357 no.lu kararıyla Ankara ve İskenderun
santrallerinin ikinci sıradaki firmalara verilmesine karar verdiği görülmüştür.
TEÜAŞ Yönetim Kurulunun anılan kararına bağlı olarak, sanık M. Cumhur
Ersümer’in 24.10.1997 oluru ile şirketlere ruhsat ve izin verilmiştir. Sinan ve Şarık Tara’nın
beş yap işlet santrali için finansmanlarının yeterli olduğu ve bu ihalelerden vazgeçtikleri
hususunda herhangi bir başvuruda bulunmadıklarına dair beyanları ile Exxon firmasının
TEAŞ ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına yazdığı, birinci sırada olmalarına rağmen
ihalenin kendilerine verilmemesi ve ihalenin kendilerine verilmesi halinde
sağlayabilecekleri avantajların belirtildiği yazılar birlikte değerlendirildiğinde, birinci sırada
olan firmaların ihaleden çekilme iradelerinin bulunmadığını ortaya koymuştur.
Sonuç olarak, TEAŞ Yönetim Kurulunun kararıyla Ankara Doğalgaz Santrali için
National Power- Bayındır-Mimag, İskenderun İthal Kömür Santrali için Siemens-Steag
firmaları lehine durum yaratıldığı, ancak ikinci sıradaki firmalara birinci sıradaki firmaların
teklifindeki koşulların öngörüldüğü, bu nedenle zararın varlığından söz edilemeyeceği
kuşkusuzdur.
ee- İskenderun İthal Kömür Santralinin Kurulu Gücünün 1100 MW’den
1210 MW’ye artırılarak, üretim artışı ve buna bağlı olarak alım garantisinin
artması nedeniyle kamu zararına sebep olmak
22.12.1998 günlü, 66–577 sayılı yönetim kurulu kararı ile İskenderun İthal Kömür
Santralinin 1100 MW olan çıkış gücünün 1210 MW’ye yükseltilmesinin, yıllık üretim
miktarları ve çalışma saatlerinin firmanın 8.12.1998 tarihli yazısı ekinde sunduğu Form
1’deki yazılı miktarlar olarak kabul edildiği, bunun da 635.079.291 ABD Doları fazla
ödeme nedeniyle TEAŞ’a ek maddi külfet yüklediği ileri sürülmüştür.
Konuyla ilgili delillerin değerlendirilmesinde;
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
265
TEAŞ yönetim kurulunun, yap işlet komisyonunun 14.12.1998 günlü yazılı
takririnde; “Şirketin 8.12.1998 tarihli yazısını da inceleyerek neticede; 8.12.1998 tarihli
yazı ekinde verilmiş olan Form 1’de yer alan değerlerin kabul edilmesi halinde, Şirkete tüm
sözleşme süresi boyunca eskalasyon ve benzeri nedenlerle olabilecek artışlar dikkate
alınmadan ve yakıt gideri kaleminin sadece teslim edilen KWh’ler için ödendiği
varsayılarak yine takrirlerine ekli tablolardan açıkça görülebileceği üzere 635.079.291
ABD Doları tutarında ek ödeme yapılacağını, bunun ise teklifin ve tüm ihalenin bazını
değiştirdiğini, diğer teklif sahipleri ile ilgili olarak haksız rekabete neden olduğunu, ayrıca
TEAŞ’a ek maddi külfet getirdiğini…”denilmiştir.
TEAŞ yönetim kurulu 21.12.1998 gününde, İskenderun İthal Kömür Santralinin
net çıkış gücünün 1100 MW olmasına, 22.12.1998 gününde ise 1210 MW olmasına
karar verdiği tespit edilmiştir.
Başbakanlık Hazine Müsteşarlığının 30.12.1998 günlü, 3581 sayılı yazısı ile bu
kararın sonucunda Siemens-Steag firması lehine doğacak değişiklikleri diğer yap- işlet
ihaleleri için de talep edilebilecek nitelikte olduğunun belirtilmesi üzerine konunun sanık
Mustafa Cumhur Ersümer’e intikal ettirildiği, İskenderun İKS’nin kurulu gücünün
artırılmasından sanığın bilgi sahibi olduğu 6.1.1999 günlü, 74 sayılı yazıdan anlaşılmıştır.
d- Kabul ve Varılan Sonuç
Yukarıda açıklandığı üzere, dosyada bulunan tüm delillerden, 29.8.1996 tarihli
Resmî Gazete ile 96/8269 sayılı Kararname hükümleri uyarınca ilân edilen 5 yap işlet
santral ihalelerinde teklif değerlendirme komisyonunun raporuna göre tüm ihalelerde
İntergen Enka firmasının birinci sırada olduğunun anlaşılmasına rağmen;
Sanık Mustafa Cumhur Ersümer’in;
— Ankara Doğalgaz Santralinin National Power- Bayındır Mimag, İskenderun İthal
Kömür Santralinin Siemens-Steag firmalarına birinci sırada bulunan firmaların tekliflerine
inilmesi şartıyla verilmesine ilişkin TEAŞ Yönetim Kurulunun 3.10.1997 günlü ve 32–357
sayılı kararı uyarınca 24.10.1997 günlü oluru ile bu şirketlere ruhsat ve izin verdiği,
—İskenderun İthal Kömür Santralinin kurulu gücünün 1100 MW’den 1210 MW’ye
yükseltilmesine ilişkin TEÜAŞ Yönetim Kurulunun mevzuata aykırı bu kararından haberdar
olduğu halde 6.1.1999 günlü yazı ile bu duruma göz yumduğu,
—Tüm bu uygulamalar sonucunda ihalede belli firmalara avantaj sağlanırken, ihale
kriterlerine sahip firmaların mağdur edildiği,
anlaşılmıştır.
Yüce Divana sevk kararı ile sanığın ihaleye fesat karıştırma suçundan dolayı 765
sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 205. maddesi gereğince cezalandırılması istemiyle kamu
davası açılmıştır.
Sanığın sabit kabul edilen eylemlerinin suçun işlendiği tarihte yürürlükte bulunan
765 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan hangi suç tipine uyduğunun belirlenmesi, bu
belirlemeden sonra, eylemin 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk
Ceza Kanunu’nda karşılığının bulunup bulunmadığı ve karşılığının bulunması halinde ise
sanık lehine olan kanunun tespiti gerekmektedir.
765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 205. maddesindeki “Devlet alım satım ve
yapımına fesat karıştırma” suçunun maddi unsuru, devlet hesabına olarak yapılan herhangi
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
266
bir eşyanın alım veya satımında, pahasında, miktarında veyahut yapımında, fesat
karıştırarak, kendine veya başkasına her ne şekilde olursa olsun haksız menfaat
sağlanmasıdır.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olaya baktığımızda, sanığın sabit kabul
edilen eylemlerinde 205. maddede düzenlenen suçun unsuru olan fesat (hile) öğesi
gerçekleşmemiş, kendisi veya üçüncü kişiler lehine Devleti zarara uğrattığı da
saptanamamıştır. Bu nedenle, sanığa yüklenilen 205. maddedeki suçun oluşmadığı sonucuna
varılmıştır.
Öte yandan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 366. maddesinde düzenlenen
“Hükümet hesabına yapılan artırma veya eksiltmeye fesat karıştırma” suçunun yasal
unsurlarının da oluşmadığı anlaşılmıştır.
Her ne kadar 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli
Hakkında Kanun’un 9. maddesinin üçüncü fıkrasında “Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki
kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle
karşılaştırılması suretiyle belirlenir.”, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 7. maddesinin
ikinci fıkrasında “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe
giren kanun hükümleri farklı ise fail lehine olan kanun uygulanır” denilmekte ise de sanığa
atılı eylemlerin işlendiği tarihte yürürlükte bulunan 765 sayılı Kanunun 205. maddesinde
aranan suçun unsurlarının oluşmaması karşısında 5237 sayılı Kanunun 235. maddesi ile
karşılaştırma yapılmasına gerek kalmamıştır.
Bu durum karşısında sanığın eylemlerinin genel nitelikte görevi kötüye kullanma
suçunu oluşturup oluşturmadığı yönünden irdelenmesi gerekmiştir.
Sanığın sabit kabul edilen eylemlerinin, görevde yetki sınırlarının aşılması ve takdir
yetkisinin amacı dışında kullanılması suretiyle gerçekleştirilmesi nedeniyle görevi kötüye
kullanma suçuna uyduğu sonucuna varılmıştır.
Yapılan değerlendirme sonucunda, 4283 sayılı Yasa ve ilgili Yönetmelik
hükümlerine göre TEAŞ Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen beş adet yap işlet
ihalelerinden Ankara Doğalgaz ve İskenderun İthal Kömür Santrali ihalelerinin mevzuata
aykırı olarak ikinci sırada bulunan firmalara verilmesine ilişkin TEÜAŞ yönetim kurulu
kararından sonra sanık Bakanın, bu ihaleleri alan firmalara 24.10.1997 günlü olur ile işletme
ruhsatı ve izni verdiği, böylece ihalede birinci sırada olmayan Siemens-Steag ve Bayındır-
Mimag firmaları lehine haksız kazanç sağlanması yolunu açtığı, birinci sırada olduğu halde
ihaleyi kazanamayan İntergen-Enka ve İntergen-Enka-Exxon konsorsiyumlarının
mağduriyetine sebep olduğu anlaşılmıştır.
Ayrıca Sanığın İskenderun İthal Kömür Santralinin kurulu gücünün mevzuata aykırı
olarak 1100 MW’den 1210 MW’ye çıkarılmasına ilişkin TEÜAŞ Yönetim Kurulunun
22.12.1998 günlü, 65–576 sayılı kararından bilgisi olduğu halde, 6.1.1999 günlü, 74 sayılı
yazı ile yeniden izne gerek olmadığını belirterek İskenderun İthal Kömür Santrali ihalesini
alan firma lehine haksız kazanca ve santralin kurulu gücünün artırılması sebebiyle TEÜAŞ
tarafından yapılacak ödemenin artırılmasına neden olduğundan eylemlerinin 765 sayılı Türk
Ceza Kanunu’nun 240. maddesine uyduğu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257.
madde uyarınca da suç olmaktan çıkarılmadığı sonucuna varılmıştır.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
267
Yapılan değerlendirmede sanığın sabit görülen eylemleri, 765 sayılı Türk Ceza
Kanunu’nun 240. maddesinde olduğu gibi 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257. maddesi
yönünden de suç oluşturduğundan eylemlerin tarihlerine göre 765 sayılı Türk Ceza
Kanunu’nun 240. maddesinde öngörülen suçun 4616 sayılı “23 Nisan 1999 Tarihine Kadar
İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair
Kanun” kapsamında kaldığı, bu nedenle 5252 sayılı Yasa’nın 9. maddesinin üçüncü fıkrası
da dikkate alındığında eylemlerin lehe olan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında
değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
4616 sayılı “23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla
Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun” bu tarihe kadar işlenen suçlar
yönünden erteleme olanağı tanımış bulunmaktadır. Her ne kadar 4616 sayılı, “23 Nisan
1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların
Ertelenmesine Dair Kanun”un 21.5.2002 günlü, 4758 sayılı Kanunla değişik dördüncü
bendi, Anayasa Mahkemesinin, 15.10.2003 günlü, E:2003/84 ve K:2003/89 sayılı kararı ile
“...haklarında...son soruşturma aşamasına geçilmiş olmakla beraber henüz hüküm
verilmemiş...”ler yönünden iptal edilmiş ise de suç tarihlerine göre lehe olan Kanun
uygulaması da dikkate alındığında, bu Kanuna göre sanık hakkındaki kamu davasının
hükme bağlanmasının ertelenmesine karar verilmesine bir engel bulunmamaktadır.
765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 240. maddesinin, 21.12.2000 günlü, 4616 sayılı
“23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve
Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun”un 1. maddesinin beşinci bendinde sayılan kapsam
dışı suçlar arasında yer almaması nedeniyle, 4616 sayılı Kanunun 1. maddesine 4758 sayılı
Kanun ile eklenen dördüncü bent uyarınca, sanık hakkında açılan kamu davasının kesin
hükme bağlanmasının ertelenmesine karar verilmesi gerekir.
12- Çayırhan Termik Santrali İşletme Hakkı Devri işlemlerinde mevzuata
aykırı davranarak ve usulsüzlükler yaparak devlet alım ve satımlarına fesat
karıştırmak suretiyle 765 sayılı TCK’nın 205. maddesini ihlal etmek
a- İddia
Sanıklar Mustafa Cumhur Ersümer ile Zeki Çakan’ın Çayırhan İşletme Hakkı
Devri projesinde, yasal yetkilerini aşarak, takdir yetkilerini kötüye kulllandıkları ve
mevzuata aykırı eylem ve işlemleriyle ihaleye fesat karıştırdıkları savlarıyla TCK’nın 205.
maddesi gereğince cezalandırılmaları istenilmiştir.
b- Sanıklara yöneltilen Suçlamalarla ilgili Değerlendirme
Çayırhan Termik Santralı İşletme Hakkı Devri işlemleri sırasında tekliflerin
değerlendirilmesi aşamasından başlamak üzere her aşama ile ilgili olarak sanıklar hakkında
ileri sürülen savlar her bir sanık yönünden ayrı ayrı değerlendirilmiştir.
aa- Sanık Mustafa Cumhur Ersümer yönünden
▬85/9799 sayılı Yönetmeliğin 5 (f) maddesi hükmüne göre TKİ Genel
Müdürüne Teklif Değerlendirme Kurulunda yer verilmemesi
Çayırhan Termik Santrali İHD ile ilgili olarak 16 Kasım 1996 tarihinde yapılan ilan
üzerine, HEMA Hidrolik, GÜRİŞ İnşaat ve Mühendislik A.Ş., PARK Enerji Ekipmanları
Madencilik San. Tic. Ltd. Şirketinin teklif verdiği,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
268
30.04.1997 tarihinde alınan tekliflerin değerlendirilmesi için 28.04.1997 tarih ve
1997 sayılı Bakan Recai Kutan oluru ile Elektrik İşleri Genel Müdürlüğü, TEAŞ Genel
Müdürlüğü, TKİ Genel Müdürlüğü, BOTAŞ Genel Müdürlüğü temsilcilerinin de yer aldığı
12 kişilik bir Alt Komisyon oluşturulduğu, Komisyonun 15.10.1997 tarihinde
değerlendirme raporunu verdiği,
85/9799 sayılı Yönetmeliğin 5 (f) maddesi gereğince, tekliflerin
değerlendirilebilmesi için, EİGM’nin 15.10.1997 tarihinde, müsteşar başkanlığında ilgili
Müsteşar Yardımcısı, Enerji İşleri Genel Müdürü, Enerji İşleri Genel Müdür Yardımcısı ve
TEAŞ Genel Müdüründen oluşan bir 'Teklif Değerlendirme Kurulu' oluşturulmasına ilişkin
yazıya aynı tarihte M.Cumhur Ersümer’in onay verdiği,
belirtilerek 15.10.1997 günlü olur ile Teklif Değerlendirme Kurulunda TKİ genel
müdürüne yer verilmemesinin mevzuata aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Konuyla ilgili delillerin değerlendirilmesinde;
Danıştay 2. Dairenin 13.12.2001 günlü, E.2001/1481, K.2001/3037 sayılı kararı ile
Müsteşar Halil Yurdakul Yiğitgüden hakkında Çayırhan Termik Santrali İHD işlemleriyle
ilgili olarak “cezai yönden sorumluluğunu gerektirecek usulsüzlüğünün bulunmaması
nedeniyle” Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca soruşturma izni verilmemesine ilişkin
3.9.2001 gün ve 139 sayılı karara karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından yapılan
itirazın reddedildiği görülmüştür.
85/9799 sayılı Yönetmeliğin 5. maddesinin (f) bendinde;“Aynı yer için birden fazla
fizibilite raporunun alındığı durumlarda, Bakanlık ve ilgili kuruluş temsilcilerince
yapılacak ön değerlendirme sonucu en uygun teklifin seçilmesi amacıyla Bakanlık
Müsteşarının başkanlığında ilgili müsteşar yardımcısı, ilgili daire başkanı ve ilgili kuruluş
genel müdürlerinden oluşan en az beş kişilik bir "Teklif Değerlendirme Kurulu" oluşturulur.
Kurul ilgili daire Başkanının teklifi ile ve gerek duyuldukça toplanır.” denilmiştir.
Maddede yer alan “ilgili kuruluş” sözcüğü ile hangi kuruluşun ifade edilmek
istendiğinin açıkça belli olmaması ve yukarıda sözü edilen Danıştay 2. Dairenin kararı göz
önüne alındığında üst kurulda TKİ genel müdürüne yer verilmemesinde hukuka aykırılık
bulunmadığı anlaşılmıştır.
▬16.11.1996 tarih ve 22819 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan ihale ilanının
Çayırhan Termik Santraline ilişkin kısmının iptali istemiyle açılan iki ayrı davada
Ankara 1. İdare Mahkemesi’nin 17.12.1997 tarih ve E.1996/1433, K.1997/1363 sayılı ve
24.12.1997 tarih ve E.1997/19, K.1997/1412 sayılı iptal kararlarına uyulmaması
Çayırhan Termik Santralı İHD projesinde, Ankara 1. İdare Mahkemesinin verdiği
yargı kararlarına uyulmadığı ileri sürülmüştür.
Konuyla ilgili delillerin değerlendirilmesinde;
Çayırhan Termik Santralı İHD ilişkin işlemler yürütülürken; Ankara 1. İdare
Mahkemesi’nin, TESİŞ Sendikası Başkanlığının 16.11.1996 tarih ve 22819 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanan Çayırhan Termik Santralinin İHD’ne yönelik olarak tesis edilen
işlemin iptali istemiyle açılan davada, 17.12.1997 tarih ve E.1996/1433, K.1997/1363 sayılı
kararı ile “Bakanlığın Bakanlar Kurulunun yetkili olduğu bir konuda nihai bir işlem tesis
edecek şekilde ilan yapmasının hukuka ve mevzuta aykırı olduğu” gerekçesiyle ihalenin
iptaline karar verdiği ve bu kararın 12.02.1998 tarihinde,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
269
Alaattin Atasever’in açtığı davada 24.12.1997 tarih ve E.1997/19, K.1997/1412
sayılı kararı ile aynı gerekçelerle verilen iptal kararının ise 18.02.1998 tarihinde,
Bakanlığa tebliğ edildiği anlaşılmıştır.
Yukarıda belirtilen yargı kararlarının tebliğinden sonra, Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanlığının Çayırhan Termik Santrali İHD hakkında Bakanlar Kurulu Kararı alınması için
24.3.1998 tarihinde Başbakanlığa müracaat ettiği, bunun üzerine 31.03.1998 tarih ve
98/10859 sayılı BKK ile Çayırhan Termik Santrali ile 1–2 nci ünitelere kömür sağlayan
maden sahasının işletme hakkı devrinin, 3096 sayılı Kanunun 3, 5 ve 9. maddeleri uyarınca
20 yıl süreyle Park Termik Elektrik San. ve Tic. A.Ş.’ye devrine karar verildiği
anlaşılmıştır.
Bakanlar Kurulu Kararı alındıktan sonra, Danıştay 10. Daire’nin 14.3.2001 gün,
E.1998/2345 K.2001/815 ve 25.10.2000 gün, E.1998/2400 K.2000/5393 sayılı kararları ile
Ankara 1.İdare Mahkemesi'nin yukarıda sayıları ve tarihleri belirtilen kararlarını bozduğu,
bozma üzerine Mahkeme’nin davaların reddine karar verdiği belirlenmiştir.
31.3.1998 günlü, 98/10859 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile “3096 sayılı Yasa’nın
3,5 ve 9. maddeleri gereğince, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığının görüşüne
dayanan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının 24.3.1998 tarih ve 4750 sayılı yazısı
üzerine Bakanlar Kurulu’nca Park Termik Elektrik Sanayi ve Ticaret A.Ş.’ye, Ankara
Çayırhan Termik Santrali görev bölgesinde yer alan Çayırhan Termik Santralinin 1-2.
ünitelerinin ve Ankara OAL- Orta Anadolu Linyit İşletmeleri görev bölgesinde yer alan ve
adı geçen santralin 1-2. ünitelerine kömür sağlayan maden sahalarının rehabilitasyonu,
işletilmesi; Ankara Çayırhan Termik santrali görev bölgesinde yer alan tevsii mahiyetindeki
ve inşaatı devam etmekte olan 3-4. ünitelerinin işletilmesi ve elektrik üretimi ile ticaretini
yapmak üzere 20 yıl süreli görev verilmesi”ne karar verilmiştir.
3096 sayılı Yasa’nın 5. maddesinin ikinci fıkrasında “Bu maddenin uygulanması ile
ilgili hususlar Bakanlar Kurulunca çıkarılacak Yönetmelik çerçevesinde Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanlığınca yürütülür.”;
Yasanın uygulanmasına ilişkin 87/11487 sayılı Yönetmeliğin 5. maddesinin (b)
bendinde de “Bakanlık, rapor konusunda ilgili kuruluşların görüşlerini aldıktan sonra
gerekli gördüğü takdirde müracaat ile ilgili olarak işletme hakkı devredilecek tesislerin
tesbiti için gerekli çalışmaları yapar.”
denilmiştir.
Bu düzenlemelere göre, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın işletme hakkı
devri konusunda yaptığı işlemlerin, tesislerin işletilmesi ve elektrik üretimi ile ticaretini
yapmak üzere görev verilmesi konusunda alınacak Bakanlar Kurulu kararına esas teşkil
eden hazırlık işlemi niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim 31.3.1998 günlü, 98/10859
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Çayırhan İşletme Hakkı Devri ile ilgili olarak Park Termik
Elektrik Sanayi ve Ticaret A.Ş.’ye 20 yıl süreyle görev verilmiştir.
Öte yandan, önceki kararların bozulması üzerine verilen Ankara 1. İdare
Mahkemesinin 2001/1577 Esas, 2003/243 Karar; 2002/546 Esas, 2002/820 sayılı
kararlarında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının mevzuat çerçevesinde ilgili şirketle
yapacağı sözleşme aşamasına kadar yapılan işlemlerin, bu işlemler zincirinin bir parçası
olduğu belirtilerek davaların reddine karar verilmiştir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
270
Buna göre, yürütülmekte olan işlemlerin durdurulması halinde doğabilecek kamu
zararı ve idare mahkemesi kararlarının temyiz edilmiş olduğu gözetildiğinde sanık bakanın
suç kastı ile hareket etmediği sonucuna varılmıştır.
Başkanvekili Haşim KILIÇ ve üye Şevket APALAK, “Ankara 1. İdare
Mahkemesi’nin Çayırhan Termik Santralinin İHD’ne yönelik olarak tesis edilen işlemin
iptaline ilişkin kararının Bakanlığa 12.02.1998 ve 18.02.1998 tarihlerinde tebliğ edilmesine
rağmen yargı kararına uyulmayarak Bakanlar Kurulu Kararı alınması için 24.3.1998
tarihinde Başbakanlığa başvurulmasını görevde yetkinin kötüye kullanması suçunu
oluşturduğu ancak suç tarihi itibariyle 4616 sayılı Yasa kapsamında değerlendirilmesi
gerektiği” düşüncesiyle bu değerlendirmeye katılmamışlardır.
▬İmtiyaz sözleşmesi taslağı hakkında TEAŞ Genel Müdürlüğünün
uyarılarının dikkate alınmadan sözleşmenin imzalanması
TEAŞ Genel Müdürlüğünün uyarı yazılarının dikkate alınmaksızın sözleşmenin
imzalandığı ileri sürülmüştür.
Konuyla ilgili delillerin değerlendirilmesinde;
İmtiyaz sözleşmesi taslağının 30.06.1998 tarih ve 3357 sayılı Bakanlık yazısı ile
TEAŞ ve Elektrik Enerjisi Fonuna (EEF) gönderilerek, Elektrik Satış Anlaşması (ESA),
Devir Sözleşmesi ve Yakıt Anlaşması ile Fon Anlaşmalarının, İmtiyaz Sözleşmesi taslağı
doğrultusunda hazırlanmasının talep edildiği;
TEAŞ Genel Müdürlüğünün 17.07.1998 tarih ve 10553 sayılı yazıyla; eskalasyon
formüllerinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiği, ayrıca baca gazı arıtma tesisi ile ilgili
olarak tanınan 2 yıllık muafiyet süresinin Şartnameye aykırı olarak uzatıldığı, işletme
süresinin uzun olduğu, şirket tarafından yapılan yatırımların tarifeye yansıtıldığı,
rehabilitasyon ve yatırımların ayrıntılı döküm yapılmaksızın listelenmesi ve tamamlanacağı
tarihin net olmadığı belirtilerek, bu konulara açıklık getirecek şekilde imtiyaz sözleşmesinin
yeniden düzenlenmesi gerektiğinin bildirildiği,
görülmüştür.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Enerji İşleri Genel Müdürlüğünün 07.09.1998
günlü, 4782 sayılı yazısı ile TEAŞ Genel Müdürlüğüne hitaben, İHD prosedürünün
başlangıcından itibaren ortaklaşa sürdürülen çalışmalarda, Danıştay incelemesi aşamasında
olan sözleşmelerle ilgili TEAŞ görüşlerinin ayrı ayrı zamanlarda, ayrı konular olarak
gündeme getirilmesinin çalışmaları olumsuz etkilediği belirtilerek 08.09.1998 tarihinde üst
düzey toplantı yapılacağının bildirildiği anlaşılmıştır.
Danıştay 2. Dairenin 13.12.2001 günlü, E.2001/1481, K.2001/3037 sayılı kararı ile
Müsteşar Halil Yurdakul Yiğitgüden hakkında Çayırhan Termik Santrali İHD işlemleriyle
ilgili olarak “cezai yönden sorumluluğunu gerektirecek usulsüzlüğünün bulunmaması
nedeniyle” Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca soruşturma izni verilmemesine ilişkin
3.9.2001 gün ve 139 sayılı Karara karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından yapılan
itirazın reddedildiği görülmüştür.
Öte yandan Çayırhan İHD Sözleşmesinin Danıştay 1. Dairesinin 19.11.1998 günlü,
E.1998/117, K.1998/245 sayılı kararıyla onandığı anlaşılmıştır.
İşletme hakkı devrine ilişkin işlemlerin Bakanlık tarafından yürütüldüğü, TEAŞ
Genel Müdürlüğünün uyarılarının 8.9.1998 günlü toplantıda değerlendirildiği, imtiyaz
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
271
sözleşmesinin Danıştay onayından geçtiği ve ETKB Müsteşarı Halil Yurdakul Yiğitgüden
hakkında Çayırhan Termik Santrali İHD işlemleriyle ilgili usulsüzlük bulunmadığı
belirtilerek Danıştay 2. Dairesinin kararıyla soruşturma izni verilmemesi nedenleriyle TEAŞ
Genel Müdürlüğünün 17.07.1998 gün ve 10553 sayılı yazısında belirtilen hususlara
uyulmamasında hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmıştır.
▬İmtiyaz Sözleşmesinin 15. maddesinde belirtilen Yakıt ve Sigorta
Anlaşmaları yapılmadan tesisin 1 ve 2. ünitelerinin fiilen devri
Zorunlu anlaşmalar arasında yer aldığı belirtilen yakıt ve sigorta anlaşmaları
yapılmaksızın tesisin 1. ve 2. ünitelerinin fiili devrinin yapıldığı ileri sürülmüştür.
Konuyla ilgili delillerin değerlendirilmesinde;
İmtiyaz sözleşmesinin 34. maddesine göre, sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihten
itibaren 6 ay içinde tamamlanacağı öngörülen ve sözleşmenin 15. maddesi gereğince
imzalanması zorunlu sözleşmelerden olan, sigorta anlaşması 18.07.2000 tarihinde, yakıt
anlaşması 30.07.2001 tarihinde imzalanmıştır.
İmtiyaz sözleşmesinin 5. maddesinin birinci fıkrasında,“Mevcut tesislerin sözleşme
süresinin sonuna kadar işletilmek üzere şirkete devri, sözleşmede yer alan esaslar
çerçevesinde TEAŞ ile Şirket arasında düzenlenecek devir sözleşmesi ile yapılacak, fiili
devir ise devir sözleşmesinin imzalandığı tarihten itibaren 15 gün içinde
gerçekleştirilecektir.” denilmiştir.
Buna göre, devir sözleşmesinin TEAŞ Genel Müdürlüğü adına Genel Müdür
Muzaffer Selvi ve Genel Müdür Yardımcısı Ünal Peker ile şirket temsilcisi arasında
23.6.2000 tarihinde imzalandığı, 1.5.2000 günlü bakan oluru ile oluşturulan 7 kişilik Devir
Kurulunun fiili devri 30.6.2000 gününde gerçekleştirdiği anlaşılmıştır.
Sigorta ve yakıt anlaşmalarının imzalanmasından önce fiili devrin yapıldığı
anlaşılmakta ise de, işlemlerin TEAŞ Genel Müdürlüğünce yürütüldüğü ve sanık Bakanın
bu konuda emir ve talimat verdiği hususunda bir kanıt bulunmadığından sanığın
sorumluluğundan söz edilemez.
▬TEAŞ Genel Müdürlüğünün Enerji Satış Anlaşması (ESA) Taslağı ile ilgili
uyarılarının dikkate alınmaması
Enerji satış anlaşması (ESA) taslağı ile ilgili TEAŞ Genel Müdürlüğü uyarılarının
dikkate alınmadığı ileri sürülmüştür.
Konuyla ilgili delillerin değerlendirilmesinde;
TEAŞ Genel Müdürlüğünün, 30.12.1998 tarih ve 2061 sayılı yazısında, eskalasyon
formüllerinin yeniden, arıtma tesislerinin ve izinlerinin, şirket tarafından yapılan
yatırımların tarifeye yansıtılması konularının gözden geçirilmesi, kesin teminatın yıllar
itibariyle ve öngörülen miktarlarda verilmesiyle ilgili zorlayıcı maddelerin imtiyaz
sözleşmesine konulması gerektiğinin belirtildiği görülmüştür.
İşlemlerin TEAŞ Genel Müdürlüğünce yürütüldüğü ve sanık Bakanın bu konuda
emir ve talimat verdiği hususunda bir kanıt bulunmadığı anlaşılmıştır.
Kaldı ki, Danıştay imtiyaz sözleşmesini 19.11.1998 tarihinde onaylanmış, iddia
konusu TEAŞ Genel Müdürlüğünün yazısı bu onaydan sonra gönderilmiştir.
Bu nedenle ileri sürülen sav yerinde görülmemiştir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
272
▬Güneş Sigorta A.Ş. ile imzalanan Sigorta Anlaşmasında daha önceki sigorta
anlaşmasına göre rizikoların daraltılmasına rağmen Bakanlık tarafından uygun
bulunması
Rizikoları daha önceki sigorta anlaşmasına göre daraltan sigorta anlaşmasının
uygun görüldüğü ileri sürülmüştür.
Konuyla ilgili delillerin değerlendirilmesinde;
İmtiyaz Sözleşmesinin 15. maddesi uyarınca, Şirket ile Anadolu Sigorta A.Ş.
arasında düzenlenen 18.02.2000 tarihli sigorta anlaşması taslağının görüş alınmak üzere
Bakanlığa gönderildiği, Bakanlığın 31.03.2000 tarihinde sigorta poliçesi üzerindeki
taahhütleri uygun bulduğunu Türkiye Elektrik Üretim İletim A.Ş’ye bildirdiği, şirketin bu
taslak yerine, Güneş Sigorta A.Ş. ile imzaladığı poliçeyi 18.07.2000 tarihinde Bakanlığa
gönderdiği anlaşılmıştır.
Enerji İşleri Genel Müdürlüğünün 20.7.2000 günlü, 3576 sayılı yazısında
“…İmtiyaz sözleşmesinin 13. maddesi uyarınca Bakanlığımızca uygun görülen Anadolu
Hayat A.Ş. ile yapılmış olan sigorta anlaşmasının hükümleri aynı kalmak kaydıyla Güneş
Sigorta A.Ş. ile yeni bir sigorta anlaşması yapılması Bakanlığımızca uygun bulunmuştur”
denilmiştir.
20.7.2000 günlü yazı içeriğinden Anadolu Hayat A.Ş. ile yapılan sigorta anlaşması
koşullarıyla Güneş Sigorta ile anlaşma yapılmasının uygun görülmesinin anlaşılmasına
göre, işlemde hukuka aykırılık bulunmadığından ileri sürülen sav yerinde görülmemiştir.
▬İmtiyaz Sözleşmesi ekinde bulunan Rehabilitasyon ve Yatırımlar
Tablosunda santralde yapılacak olan yatırımların detaylı olarak belirtilmemesi
nedeniyle zarar oluştuğu
İmtiyaz Sözleşmesinin 7. maddesi; "(yatırımlar) Şirket tarafından, ... öngörülen
tarihlerde gerçekleştirilemez ve geçici kabulleri yapılamaz ise, yatırımın etkilendiği
miktarda tarifede indirim yapılacaktır”.
Şartnamenin 1. Bölüm, 22.5 maddesinde ise “Şirket tarafından gerçekleştirilecek
yatırımların tarifeye yansıtılması, ancak bu tesislerin geçici kabullerinin
gerçekleştirilmesinden sonra olacağından firmalar 20 yıllık tarife tekliflerinde bu hususu
göz önüne almalıdırlar.”
denilmesine rağmen;
―İmtiyaz sözleşmesi ekinde bulunan Rehabilitasyon ve Yatırımlar Tablosunda
santralde yapılacak olan yatırımlar detaylı olarak belirtilmediğinden, yatırımların zamanında
ve imtiyaz sözleşmesinde tarifeye yansıtılmış bulunan tutarlarda yapılıp yapılmadığının
Bakanlık tarafından anlaşılamadığı,
―Fiili devir tarihinden itibaren sözleşme ekindeki tabloya göre firmanın 6 ay
içerisinde yapacağını belirttiği santral ve maden sahası yatırımları ile ilgili geçici kabul
yapılmadığı ve fiili devirden 1 yıl sonra düzenlenen denetim raporu ile firmanın 6 ay
içerisinde yapacağını belirttiği yatırımların tamamı gerçekleşmiş gibi işlem tesis edilerek
tarife belirlendiği,
―Birinci yılın içinde tamamlanması öngörülen yatırımların olduğu ve bu yatırımlar
henüz tamamlanmadan ve geçici kabulleri yapılmadan önce, ilk aydan itibaren bu
yatırımlarla ilgili geri ödemelerin tarifeye yansıtılarak şirkete bu yolla ön finans sağlandığı,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
273
―Yatırım ve Rehabilitasyonlar Tablolarında 1. yıl yatırım için sadece santralde
3.285.000 ABD Doları öngörülmüş olduğu, şirketin, tarifesini oluştururken yatırım ve
rehabilitasyonlar tablolarında yer almamasına rağmen 4 milyon ABD Doları tutarında
maden sahası yatırımı yapacağı varsayımı ile kapasite bedeli tablosunda yatırım anapara
geri ödemesi olarak 3.519.563 ABD Doları gösterilerek tarife belirlendiği,
―Yatırım ve rehabilitasyonlar tablolarında belirtilen tamamlama tarihleri dikkate
alındığında ilk yıl yatırım anapara geri ödemesi 3.042.750 ABD Doları olduğu ve firmaya
ilk yıl 476.813 ABD Doları tutarında fazla ödemede bulunulduğu,
―Yatırım ve rehabilitasyonlar tablosunda santral ve maden sahası yatırımları
toplamının 72.961.500 ABD Doları olduğu belirtilmesine rağmen, tarifeye esas yıllık
kapasite bedeli tablosunda 92.844.501 ABD Doları olarak gösterilmesi nedeniyle tarifelerin
19.883.000 ABD Doları yüksek belirlendiği,
ileri sürülmüştür.
Danıştay tarafından onaylanan sözleşmenin uygulanması aşamasında yapılan
işlemlerde sanık Bakana yüklenecek hukuki sorumluluğu ortaya koyacak her türlü şüpheden
uzak, inandırıcı kanıt bulunmadığından sav yerinde görülmemiştir.
▬Şirketin maden sahasında yapmayı taahhüt ettiği yatırım ve
rehabilitasyonların en erken 1,5 yıl sonra ve geçici kabulü müteakip tarifeye
yansıtılması gerekirken ilk yıldan itibaren yansıtılması
İmtiyaz sözleşmesi eki maden sahası yatırım ve rehabilitasyon tablosunda, maden
yatırımının en erken 1,5 yıl sonra tamamlanacağının belirtildiği, fizibilite raporunda ise 1.
yıl için 4.000.000 ABD Doları, 2. yıl için 5.515.000 ABD Doları tutarında olmak üzere
toplam 9.515.000 ABD Doları tutarında maden sahası yatırım ve rehabilitasyonunun
tamamlanacağının belirtildiği, buna göre en erken 1,5 yıl sonra tarifeye yansıtılması
gerekirken, ilk yıldan itibaren tarifeye yansıtıldığı ileri sürülmüştür.
28.7.2000 günlü, 3776 sayılı Enerji İşleri Genel Müdürlüğünün hazırlayıp uygun
görüşle sunduğu birinci yıl işletme tarifesine sanık Mustafa Cumhur Ersümer’in onay
verdiği anlaşılmıştır.
Dosyadaki delillerin değerlendirilmesinde, yatırım bedelinin birinci yıl tarifeye
yansıtılıp yansıtılmayacağına ilişkin olarak sanık Bakanın bilgisinin bulunduğuna ya da bu
durumu bilerek birinci yıl işletme tarifesine onay verdiğine ilişkin herhangi bir kanıt
bulunmadığından sav yerinde görülmemiştir.
▬Fiili devir tarihinde fizibilite raporunda belirtilen işçi sayısının azaltılması
İhale aşamasında, şartname ekinde Orta Anadolu Linyitleri işletmesinde 1762 kişi,
santralde 700 kişi olmak üzere toplam 2462 işçi çalıştığının ihaleye katılacak firmalara
bildirilerek, fizibilite raporlarının verilmesinde bu hususu göz önünde bulundurmalarının
istendiği, Park Termik Elektrik Üretim A.Ş. tarafından verilen fizibilite raporunda işletme
süresinin ilk dört yılı sonunda santraldeki personel sayısının 700’den 600'e, ilk altı yılın
sonunda Orta Anadolu Linyitleri işletmesindeki personel sayısının ise 1762’den 890'a
düşürülmesinin öngörüldüğü ve imtiyaz sözleşmesi ekindeki tarifenin 7 yıllık dönemi ile
ilgili personel giderlerinin buna göre hesaplandığı, Şirkete 1514 kişinin devredilmesi
nedeniyle bu işçi sayısına göre 1. yıldan itibaren tarifenin yeniden düzenlenmesi gerekirken,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
274
düzenlenmeyerek 30.06.2000–9.5.2001 tarihleri arasında kamunun 11.752.680 ABD Doları
zarara uğratıldığı ileri sürülmüştür.
İmtiyaz Sözleşmesinin 18. maddesi "Sözleşmenin ekinde yer alan tarife 30.04.1997
tarihinden itibaren fiili devre kadar yapılacak toplu iş sözleşmesinin sonuçlarının etkisi
oranında Bakanlıkça revize edilecektir." hükmünü taşımaktadır.
Buna göre, tarifenin çalıştırılan işçi sayısına göre revize edilmemesinden zarar
doğduğu ileri sürülmüş ise de, iddiayla sanığın bağlantısını ortaya koyacak kanıt
bulunmamıştır.
▬ 1. Yıl Tarifesinin aynen onaylanması suretiyle Şirkete haksız ödemede
bulunulması
Sanığın Şirketin imtiyaz sözleşmesi ekinde vermiş olduğu tarife tabloları ile
fizibilite raporları arasındaki farklılıkları fiili devir tarihinde gidereceği yönünde verdiği
teyit yazısını uygulamaya koymayarak, şirketin teklifindeki 1. yıl tarifesini aynen alarak
buna eskalasyon uygulamak suretiyle onay verdiği ve böylece şirkete haksız ödeme yaptığı
ileri sürülmüştür.
Şirketin 30 Nisan 1997 tarihinde verdiği teklife ek olarak, 17.10.1997 gününde teyit
yazısını Teklif Değerlendirme Kuruluna sunduğu anlaşılmıştır. Söz konusu teyit yazısında
belirtilen hususların dikkate alınmayarak 1. yıl tarifesinin onaylanmasına ilişkin savda,
sanığın bu konuda bilgilendirildiği ya da konuya ilişkin herhangi bir emir veya talimat
verdiği hususunda kanıt elde edilmediğinden sav yerinde görülmemiştir.
▬ Şirketin, alacağını Bankalara temlik işlemine Sanığın onay vermesi
Şirketin santral için kullandığı 193.471.125 ABD Doları kredi için temlik işlemine
onay vermesi gerekirken, Park Termik Elektrik San. ve Tic. A.Ş. 05.07.2000–07.11.2002
tarihleri arasında Çayırhan Termik Santrali gelirlerini karşılık göstererek toplam
913.936.110 ABD Doları tutarında kullandığı kredilerle ilgili olarak Şirket tarafından
istenen tüm temlik işlemlerinin kabul edildiği, Bakanlık tarafından verilen temliklerin
şirketin TEAŞ’tan alacağı aylık istihkakından daha yüksek olduğu, sözleşmenin süresinden
önce sona ermesi durumunda kredi kullandıran bankalar karşısında kamunun yükümlülük
altına girebileceği ileri sürülmüştür.
Konuyla ilgili delillerin değerlendirilmesinde;
Park Termik Elektrik San. ve Tic. A.Ş. 05.07.2000 – 07.11.2002 tarihleri arasında
tamamı Ankara 35. Noterliğinde düzenlenen 15 adet temlik senedi ile;
●Vakıflar Bankası Kavaklıdere Şubesinden 570.968.110 ABD Doları
●İş Bankası Taksim Şubesinden 312.000.000 ABD Doları
●Tekstilbank Maltepe Şubesinden 10.968.000 ABD Doları
●Şekerbank Başkent Şubesinden 20.000.000 ABD Doları
olmak üzere toplam 913.936.110 ABD Doları tutarında kredi kullandığı;
Şirketin, teklifinde bu santral için toplam 257.961.500 ABD Doları tutarında
harcama yapmayı taahhüt ettiği, aynı teklifte bu tutarın %25’inin özsermaye, %75’ini de
kredilerle finanse edeceğini bildirdiği; buna göre kullanması gereken kredi miktarının
193.471.125 ABD Doları olması gerektiği anlaşılmıştır.
Buna göre Şirketin çeşitli bankalardan, Çayırhan Termik Santrali için kullanması
gereken krediden 720.464.985 ABD Doları daha fazla kredi kullandığı belirlenmiştir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
275
TEAŞ Genel Müdürlüğünün EİGM’ye yazdığı 28.9.2001 günlü yazısında; “Şirket
tarafından bankalara verilmiş olan temliklerin toplamının aylık kuruluşumuza kesmiş
olduğu faturaları geçmiş olması halinde bile bankalara vermiş olduğumuz şartlı görüş
nedeniyle kuruluşumuz yükümlülük altına girmemekte olup bankalar alacak doğduğunda
alacaklarını tahsil edebileceklerdir.” denilmiştir.
Bu durumda, şirketin kullanmış olduğu kredi için Çayırhan 1,2,3 ve 4 ünitelerinin
gelirlerinin temlik işlemlerine onay verilmesinde Sanık Bakana yüklenecek hukuki
sorumluluk bulunmadığından sav yerinde görülmemiştir.
bb- Sanık Zeki Çakan yönünden
▬Fizibilite hazırlama esaslarında ve İmtiyaz Sözleşmesinin 18. maddesinde 3
ve 4. üncü ünitelerin kömür birim fiyatı 25,7 ABD Doları/ton olarak belirtildiği halde
fizibilite raporunda kömür fiyatının 26 ABD Doları/ton olarak hesaplanması
Santralin ikinci yıl tarifesinin belirlenmesinde Şartname ve İmtiyaz Sözleşmesinin
18. maddesinde 3. ve 4. ünitelerin kömür birim fiyatının 25,7 ABD Doları/ton olarak
belirtilmesine rağmen Şirketin Bakanlığa verdiği fizibilite raporunda bu ünitelere ilişkin
kömür fiyatının 26 ABD Doları/ton olarak alındığı ve sanığın Bakanlığı döneminde
(5.10.2001–11.11.2002) 887.790 ABD Doları fazla ödemede bulunulduğu ve sanığın
tarifeye onay vermesi nedeniyle sorumlu olduğu ileri sürülmüştür.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Enerji İşleri Genel Müdürlüğünün 29.8.2001
günlü, 3783 sayılı yazısı ile Çayırhan Termik Santrali 2. yıl tarifesinin onaya sunulduğu ve
aynı gün sanık Zeki Çakan’ın tarifeye olur verdiği anlaşılmıştır.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Enerji İşleri Genel Müdürlüğünün 11.3.2005
günlü, 874 sayılı yazısında;
“…İmtiyaz sözleşmesinde kömür bedeli olarak, 2.570.000 TL/ton fiyatın tahmini
olarak alınmış olup, bu bedel bir baz bedeldir.
Tahmini olarak alınan 2.570.000 TL/ton fiyatta, işletme süresince meydana gelecek
değişikliklerin harcama kalemine aynen yansıtılacağı yönünde imtiyaz sözleşmesinin 18.
maddesinde açık hüküm bulunmaktadır.
Ana yakıt gideri harcama kaleminin, imtiyaz sözleşmesinin 19. maddesinde
belirtilen eskalasyona tabi olmayacağı belirtilmiş ve bu harcama kalemine ait eskalasyon
formülü imtiyaz sözleşmesinin 18. maddesinde verilmiştir.
Yine İmtiyaz Sözleşmesinin 18. maddesi son paragrafında “Şirket yukarda
belirtildiği şekilde hesaplanan ana yakıt gideri değerini esas alarak enerji satış faturasını
düzenleyecek ve şirketin faturaya esas ay içersinde aldığı kömür karşılığım Park Teknik A.Ş
nin TEAŞ adına düzenlediği fatura tutarı şirketin enerji satış faturasından düşülecektir”
hükmü bulunmaktadır.
İmtiyaz Sözleşmesinin 18. maddesinde yer alan hükümler çerçevesinde; birim ana
yakıt gideri olan kömür fiyatı, fiili kömür fiyatındaki değişimlere göre mülga TEAŞ ve
EÜAŞ/TETAŞ tarafından eskale edilmektedir. Bu nedenle; İmtiyaz Sözleşmesinin 18.
maddesinde tahmini 2.570.000 TL/ton olarak belirtilen ve yine İmtiyaz Sözleşmesinin Ek 1-b
nolu ekindeki üretim bedeli tablosunda yer alan Ana Yakıt Giderleri gerçekleşen fiili yakıt
giderlerini yansıtmamaktakadır. denilmiştir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
276
Bu yazı içeriği gözetildiğinde ileri sürülen savda hukuka aykırılık bulunmadığı
anlaşılmıştır.
▬TEAŞ Yönetim Kurulunun 20.6.2000 tarihli kararının İdare Mahkemesi’nce
yok hükmünde kabul edilmesine rağmen, bu karara dayalı olarak yapılan E.S.A ve
Devir Sözleşmesi konusunda Bakanın denetim görevini yerine getirmemesi, yönetim
kurulu kararını alan kişiler hakkında soruşturma açılmasına izni vermemesi ve
soruşturma açılmasını talep eden genel müdür vekili hakkında uyarma cezası vermesi
TEAŞ Ana Statüsünün 7. maddesinin 3. bendinde; "Yönetim Kurulu üye tam
sayısının salt çoğunluğu olan en az 4 üye ile toplanır ve kararlarını üye tam sayısının salt
çoğunluğu ile alır. Ancak, Yönetim Kurulunun üye tam sayısı ile toplanması halinde oylarda
eşitlik olursa başkanın bulunduğu taraf salt çoğunluğu sağlamış sayılır" denilmektedir.
TEAŞ Yönetim Kurulunun 20.6.2000 gün ve 43–319 sayılı elektrik satış anlaşması
ve devir sözleşmesinin şirket ile karşılıklı imzalanması yönündeki kararını 3 kişi ile
toplanarak aldığı, bu karara dayanılarak 23.06.2000 tarihinde E.S.A. ve devir anlaşması
imzalanarak yürürlüğe girdiği, 1.05.2000 tarihli bakan oluru ile oluşturulan Devir
Kurulunun, 30.6.2000 tarihinde fiili devri gerçekleştirdiği, devir kurulunun işlemlerini
22.8.2000 tarihinde tamamlayarak devir protokolunu 24.08.2000 tarihinde TEAŞ Genel
Müdürlüğüne sunduğu, Yönetim Kurulunun 19.9.2000 günlü, 52–434 sayılı kararı ile devir
protokolunu onayladığı anlaşılmıştır.
ETKB’nin 18.6.2001 günlü yazısı ile Danıştay 1.Daire Başkanlığına müracaat
ederek;
●Eksik toplantı ve karar yeter sayısı ile alınan yönetim kurulu kararlarının hukuki
durumu,
●Toplantı ve karar yeter sayısı bulunmayan yönetim kurulu kararına göre imzalanan
ESA ve devir sözleşmesinin hukuki durumu,
●Devir sözleşmesi uyarınca devir kurulunca hazırlanan “Devir Protokolünün”
onayına ilişkin toplantı ve karar yeter sayısına sahip 19.09.2000 tarih ve 52–434 sayılı
yönetim kurulu kararının, yukarıda belirtilen eksik nisapla alınan yönetim kurulu kararına
icazet ve ESA ile devir sözleşmesinin onayı anlamına gelip gelmediği,
● Eksik nisaplı yönetim kurulu kararı ile bu karara göre imzalanan ESA ile devir
sözleşmelerinin hukuken sakatlık derecelerine göre, idari istikrar ilkesi yönünden şimdiki
yönetim kurulunu bağlayıcı olup olmadığı,
●Yukarıda belirtilen yönetim kurulu kararı ve sözleşmelerin hukuki sakatlıklarının
giderilip giderilemeyeceği, şimdiki yönetim kurulunca bu çerçevede ne gibi işlemlerin
yapılması gerektiği,
hususlarında tereddütlerin giderilmesi için istişari mahiyette görüş istediği, Dairenin
02.07.2001 günlü, E.2001/82 K.2001/82 kararıyla yargı süreci devam eden bir işlem için
görüş beyan etmesine olanak bulunmadığına karar verdiği, bunun üzerine, TEAŞ’ın A.Ü.
Hukuk Fakültesinden bu konuda görüş talep ettiği, gelen görüşte 3 ve 4. ünitelerin devrinin
yapılabileceğinin belirtildiği, Mülga TEAŞ bu görüşe dayanarak 3 ve 4. ünitelere ait yakıt
anlaşmasını imzalayarak, 05.10.2001 tarihinde 3–4 üncü ünitelerin devrini gerçekleştirdiği
ve yapılan devir işleminin Devir Protokolünün 5.5. maddesi uyarınca Bakanlığa bildirildiği;
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
277
TEAŞ Yönetim Kurulunun 20.6.2000 günlü, 43–319 sayılı kararının iptali için
Ankara 7. İdare Mahkemesince, yürürlüğün durdurulması isteminin reddine, 25.3.2002
günlü, E: 2001/675, K: 2002/267 sayılı kararı ile yönetim kurulu kararının yok hükmünde
olduğuna karar verdiği, kararın Şirket ve TETAŞ tarafından temyiz edildiği;
anlaşılmıştır.
Konuyla ilgili delillerin değerlendirilmesinde;
TEAŞ Yönetim Kurulunun sözü edilen kararının 20.6.2000, karara dayanarak
yapılan E.S.A ve Devir Sözleşmelerinin 23.06.2000 tarihinde yapıldığı, sanık Zeki Çakan’ın
ise 9.5.2001 tarihinde göreve başladığı anlaşılmıştır.
Bu nedenle, sanığın göreve başladıktan sonra, söz konusu işlemlerle ilgili olarak
Danıştay 1. Dairesi Başkanlığından istişari mahiyette görüş istemesi nedeniyle denetim
görevini yerine getirmediğine ilişkin sav yerinde görülmemiştir.
Öte yandan, sanığın 21.9.2001 tarih ve 49 sayılı müfettiş raporuna, 28.9.2001
gününde olur verdiği, müfettiş raporunun TEAŞ Ana Statüsünün 7. maddesinin 3. bendine
aykırı olarak alınması ve sözkonusu kararlar hakkında yetkililer tarafından bir tedbir
alınmamış olmasına ilişkin olduğu ve olurda;“Çayırhan Termik Santralı ve maden
sahalarının devriyle ilgili 3 imzayla alınan söz konusu yönetim kurulu kararı ile bu karar
dayanılarak tesis edilmiş olan sözleşmelerin hukuki durumunun Danıştayın istişari görüş
belitmemesinin gerekçesini oluşturan ve KİGEM tarafından mevzuata aykırı olduğu
gerekçesiyle Ankara 7. İdare Mahkemesinde dava konusu edilen yargılama sonucuna göre
bütün işlemlerin yürtülmesi gerektiğinden bu aşamada herhangi bir işlem tesisine gerek
olmadığı,
Ayrıca TEAŞ Yönetim Kurulunca soruşturma kapsamındaki 3 imza ile alınmış diğer
kararlar ile bu karar dayanılarak idarece tesis edilen işlemlerin hukuki sakatlıklarınında
emsal teşkil edecek Ankara 7. İdare Mahkemesi kararının sonuçlarına göre giderilmesi
gerektiği,
Sözkonusu kararların hukuki geçerliliğinin tesbiti için bir yandan Danıştay’dan
istişari görüş istenirken bunun sonucunu beklemeden, diğer yandan da Bakanlığımız’dan
soruşturma talep edilmesi suretiyle çelişkili tutum ve davranış sergileyen Genel Müdür
Vekili Ömer Esirgemez’in yazılı olarak uyarılması,
Ayrıca emsal teşkil edecek sözkonusu yargı kararının sonucuna göre ilgililer
hakkında gereken soruşturmaların yapılabilmesi için de keyfiyetin Bakanlığımıza
bildirilmesi hususlarında TEAŞ Genel Müdürlüğüne yazılı bir talimatın gönderilmesi
gerektiği sonuç ve kanaatına varılmıştır”denilmekte olduğu anlaşılmıştır.
Sanığın söz konusu inceleme raporuna onay vermesine ilişkin olurun bakanlık
görevinin gerektirdiği takdir yetkisi sınırları içinde kaldığı anlaşıldığından, işlemde hukuka
aykırılık bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
▬Fiili devir tarihinde fizibilite raporunda belirtilen işçi sayısının azaltılması
Fiili devir tarihi itibariyle tesislerde çalıştırılmakta olan işçi sayısı ve/veya toplam
işçilik giderleri şirketin taahhüt etmiş olduğu işçi sayısı ve/veya toplam işçilik giderlerinin
altında kalması ve devir sözleşmesinin 5.6/b maddesi ve İmtiyaz Sözleşmesinin 18. maddesi
uyarınca tarifenin bu duruma göre düşürülmesi gerekmesine rağmen 2. yıl tarifesi
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
278
belirlenirken bu hususların dikkate alınmayarak şirkete, 09.05.2001–12.11.2002 tarihleri
arasında 15.693.760 ABD Doları tutarında fazla ödeme yapıldığı ileri sürülmüştür.
Sanığın 29.8.2001 gün, 3783 sayılı olur ile 2. yıl tarifesini onayladığı anlaşılmıştır.
İmtiyaz Sözleşmesinin 18. maddesinde "Sözleşmenin ekinde yer alan tarife
30.04.1997 tarihinden itibaren fiili devre kadar yapılacak toplu iş sözleşmesinin
sonuçlarının etkisi oranında Bakanlıkça revize edilecektir."denilmektedir.
Buna göre tarifenin çalıştırılan işçi sayısına göre revize edilmemesinden zarar
doğduğu ileri sürülmüş ise de, iddiayla sanığın bağlantısını ortaya koyacak kanıt
bulunmamıştır.
▬ 2. Yıl Tarifesinin aynen onaylanması suretiyle şirkete haksız ödemede
bulunulması
Cumhur Ersümer’in, Şirketin verdiği teyit yazısını uygulamaya koymayarak 1. yıl
tarifesini onayladığı, Sanık Zeki Çakan’ın da, 2. yıl tarifesine onay vererek 1. yıl tarife
onayındaki uygulamayı aynen devam ettirdiği ve bu yolla şirkete yapacağı yatırımlar için ön
finansman sağladığı ileri sürülmüştür.
Şirketin 30 Nisan 1997 tarihinde verdiği teklife ek olarak, 17.10.1997 gününde teyit
yazısını Teklif Değerlendirme Kuruluna sunduğu anlaşılmıştır. Söz konusu teyit yazısında
belirtilen hususların dikkate alınmayarak 2. yıl tarifesinin onaylanmasına ilişkin savda,
sanığın bu konuda bilgilendirildiği ya da konuya ilişkin herhangi bir emir veya talimat
verdiği hususunda kanıt elde edilmediğinden sav yerinde görülmemiştir.
▬Şirketin Banaklara alacağını temlik işlemine onay verilmesi
Şirketin santral için kullandığı tüm temlik işlemlerinin kabul edildiği, Bakanlık
tarafından verilen temliklerin şirketin TEAŞ’tan alacağı aylık istihkakından daha yüksek
olduğu, Sözleşmenin süresinden önce sona ermesi durumunda kredi kullandıran bankalar
karşısında kamunun yükümlülük altına girebileceği ileri sürülmüştür.
Konuyla ilgili delillerin değerlendirilmesinde;
Park Termik Elektrik San. ve Tic. A.Ş. 05.07.2000 – 07.11.2002 tarihleri arasında
tamamı Ankara 35. Noterliğinde düzenlenen 15 adet temlik senedi ile toplam 913.936.110
ABD Doları tutarında kredi kullandığı;
Şirketin, teklifinde bu santral için toplam 257.961.500 ABD Doları tutarında
harcama yapmayı taahhüt ettiği, aynı teklifte bu tutarın %25’inin özsermaye, %75’ini de
kredilerle finanse edeceğini bildirdiği; buna göre kullanması gereken kredi miktarının
193.471.125 ABD Doları olması gerektiği anlaşılmaktadır.
Buna göre şirketin çeşitli bankalardan, Çayırhan Termik Santrali için kullanması
gereken krediden 720.464.985 ABD Doları daha fazla kredi kullandığı belirlenmiştir.
TEAŞ Genel Müdürlüğünün EİGM’ye yazdığı 28.9.2001 günlü yazısında; “Şirket
tarafından bankalara verilmiş olan temliklerin toplamının aylık kuruluşumuza kesmiş
olduğu faturaları geçmiş olması halinde bile bankalara vermiş olduğumuz şartlı görüş
nedeniyle kuruluşumuz yükümlülük altına girmemekte olup bankalar alacak doğduğunda
alacaklarını tahsil edebileceklerdir.” denilmiştir.
Buna göre, şirketin kullanmış olduğu kredi için Çayırhan 1, 2, 3 ve 4. ünitelerinin
gelirlerinin temlik işlemlerine onay verilmesinde Sanık Bakana yüklenecek hukuki
sorumluluk bulunmadığından sav yerinde görülmemiştir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
279
c- Kabul ve Varılan Sonuç
Çayırhan İHD projesindeYüce Divana sevk kararı ile sanık Bakanların ihaleye fesat
karıştırma suçundan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 205. maddesi uyarınca
cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmıştır.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olaya baktığımızda, sanıkların eylemlerinde
205. maddede düzenlenen suçun unsuru olan fesat (hile) öğesi gerçekleşmemiş, kendileri
veya üçüncü kişiler lehine haksız menfaat temin ederek Devletin zarara uğratıldığı da
saptanamamıştır. Bu nedenlerle, sanıklara yüklenilen 205. maddedeki suçun oluşmadığı
sonucuna varılmıştır.
Öte yandan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 366. maddesinde düzenlenen
“Hükümet hesabına yapılan artırma veya eksiltmeye fesat karıştırma” suçunun yasal
unsurlarının da oluşmadığı anlaşılmıştır.
Sanıkların eylemlerinin genel nitelikteki görevi kötüye kullanma suçunu oluşturup
oluşturmadığının irdelenmesi gerekmiştir.
Yukarıdaki bölümlerde açıklandığı üzere projeyle ilgili olarak ileri sürülen
savlardan bir kısmında sanıklarla illiyet bağını kuran kesin ve inandırıcı delil elde
edilemediği gibi, bir kısmında da hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından görevi
kötüye kullanma suçunun da oluşmadığı kanaatine varılmıştır.
13- Bozcaada Rüzgâr Enerji Santrali ihalesinde usulsüz işlemler tesis etmek
suretiyle devlet alım ve satımına fesat karıştırmak suretiyle 765 sayılı TCK’nın 205.
maddesini ihlal etmek
a-İddia
Bozcaada rüzgâr enerji santrali projesinde, fizibilite aşamasından başlamak üzere
sözleşme imzalanması ve ticari işletme tarihine kadar devam eden süreçte, yasa, yönetmelik
ve sözleşme hükümlerine aykırı olarak usulsüz şekilde işlemler tesis eden dönemin Bakanı
Mustafa Cumhur Ersümer’in devlet alım-satımına fesat karıştırarak, şirket lehine haksız
çıkar sağladığı, bu nedenle TCK’nın 205. maddesi gereğince cezalandırılması istenilmiştir.
b-Bozcaada Rüzgâr Enerji Santralinin Yapım Süreci
―Demirer Holding A.Ş.’nin 14.04.1998 tarihinde ilk teklifini vermiştir.
―Şirketin verdiği ön fizibilite raporu hakkında TEAŞ, TEDAŞ ve EİEİ Genel
Müdürlüklerinin görüşleri alınmış ve bu görüşler çerçevesinde ön fizibilite raporu ile ilgili
Bakanlık “Demirer Holding A.Ş. Bozcaada Rüzgâr Santrali Başvuru Değerlendirme
Raporu” düzenlenmiş, Firmanın hazırladığı başvuru raporu olumlu bulunarak fizibilite
raporu hazırlanması uygun görülmüştür.
―Enerji İşleri Genel Müdürlüğü, Şirketten kurum görüşleri doğrultusunda en geç
30.09.1998 tarihine kadar düzenleyeceği fizibilite raporu istenmesi hususunda 29.6.1998
tarihinde Bakan M.Cumhur ERSÜMER’den olur almıştır.
―Demirer Holding’in, 10,2 MW kurulu gücündeki santrale ilişkin fizibilite
raporunu bakanlığa vermesi üzerine rapor, kurum görüşleri alınmak üzere ilgili kuruluşlara
gönderilmiştir.
―Sözleşme görüşmelerine başlanması için 04.11.1998 tarih ve 5869 sayılı yazı ile
bakan olurunun alınmasından sonra sözleşme taslağı hazırlanarak;
09.11.1998 tarih ve 5915 sayılı yazı ile görüşü alınmak üzere DPT Müsteşarlığına,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
280
İncelenmek üzere 09.11.1998 tarih ve 5932 sayılı yazı ile Danıştay Başkanlığına,
09.11.1998 tarih ve 5917 sayılı yazı ile de Hazine Garantisi yönünden incelenmesi
için Hazine Müsteşarlığına gönderilmiştir.
―Danıştay 1 inci Dairesi E:2000/57, K:2000/53 sayılı kararında özetle;
3996 sayılı Kanunun 4493 sayılı Kanunla değişik 2 ve 5. maddelerinin açık
hükümleri ve gerekçesi karşısında, kamu tüzel kişileri tarafından yürütülen “elektrik üretim,
iletim, dağıtım ve ticareti” ile ilgili yatırım ve hizmetlerin özel hukuk kişilerine yaptırılması,
işletilmesi ve devredilmesi konularında düzenlenecek sözleşmelerin hukuki niteliği
değiştirilerek özel hukuk sözleşmesi sayıldığı ve özel hukuk kurallarına tabii olduğu
sonucuna ulaşıldığı, 3996 sayılı Kanunun 13 üncü maddesinde 3096 sayılı Kanun
hükümlerinin saklı olduğu ve ilgili idarenin isteği halinde 3096 sayılı Kanuna tabii işlerde
3996 sayılı Kanunun 5, 11, 12 ve 14 üncü madde hükümlerinden yararlanabilmesine olanak
tanındığı, ancak 3096 sayılı Kanuna yapılan bu yollamanın 3996 sayılı Kanunun 4493 sayılı
Kanunla değişik 2 ve 5 inci maddelerinin açık hükümleri gereği bundan böyle elektrik
üretim, iletim, dağıtım ve ticareti ile ilgili yatırım ve hizmetlerin 3096 sayılı Kanuna göre
imtiyaz sözleşmesi biçiminde düzenlenmesine olanak sağlamadığı, diğer taraftan bu projeye
ilişkin sözleşmenin 3996 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinin 4501 sayılı Kanunla
değişik 2 nci fıkrasında belirtilen istisnadan yararlanabilmesi için 4501 sayılı Kanunun
yürürlüğe girdiği 24.01.2000 tarihinden önce Danıştay incelemesinden geçmiş ve taraflarca
imzalanarak yürürlüğe girmiş bir sözleşmenin varlığının zorunlu olduğu, bu durumda sözü
edilen geçici maddede belirtilen “başlatılmış proje ve iş” olarak nitelendirilmeyen,
dolayısıyla bu Madde hükmünün de uygulanma olanağı bulunmayan Sözleşme taslağının
3996 sayılı Kanunun 5 inci maddesi gereği “özel hukuk sözleşmesi” olarak düzenlenmesi
gerektiği, özel hukuk hükümlerine göre taraflar arasında düzenlenmesi gereken sözleşmenin
Danıştay’ca incelenmesine ve bu sözleşmeyle ilgili olarak düşünce bildirilmesine olanak
bulunmadığını belirtmiştir.
Bu karar Danıştay İdari İşler Kurulunun 04.05.2000 tarih ve E:2000/32, K:2000/26
sayılı kararı ile onanarak 15.05.2000 tarih ve 2000/28 sayılı yazı ile durum bakanlığa
bildirilmiştir.
―13.06.2000 tarih ve 2874 sayılı olur ile sözleşme görüşmelerine başlanmasına
karar verilmiş, aynı gün anlaşma da imzalanmıştır.
―BORES A.Ş. unvanlı enerji şirketi de 08.10.1999 tarihli Ticaret Sicili
Gazetesinde yayınlanarak hükmi şahsiyet kazanmıştır.
―ESA’nın 21.6.2000 tarihinde parafe edilmesini müteakip BORES A.Ş.
26.06.2000 tarihinde bakanlığa başvurarak Hazine Garantisi olmadan sözleşme şartlarına
uygun olarak enerji üretip satmayı kabul ettiğini bildirmiştir.
―Şirketin bu bildirimi üzerine Bakanlık, TEDAŞ’a hitaben 30.06.2000 tarih ve
3233 sayılı bir yazı yazarak Hazine garantisi verilinceye kadar garantisiz olarak ESA’nın
imzalanması yönünde talimat vermiştir. Bu talimat üzerine 07.07.2000 tarihinde TEDAŞ ile
Demirer Holding A.Ş. ve Enercon GmbH’nin oluşturduğu “Ortak Girişim Grubu” arasında
ESA imzalanmıştır.
―Bakanlık 10.07.2000 tarihinde Demirer Holding A.Ş.’ye yazdığı bir yazı ile
12.07.2000 tarihinde geçici kabul işlemlerinin başlayacağını bildirmiştir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
281
―Firma inşaata Aralık 1999 tarihi itibariyle başlamış, inşaat 6 ay içinde
tamamlanarak santralin 9,6 MW gücündeki 16 ünitesi 14.07.2000 tarihinde, 0,6 MW
gücündeki 1 ünitesi de 25.07.2000 tarihinde yapılan geçici kabul işlemleri uyarınca ticari
işletmeye alınmıştır.
c-Sanığa Yöneltilen Suçlamalarla ilgili Değerlendirme
▬Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu Kararı ile kesinleşmiş bulunan ve
Bakanlığa bildirilen Danıştay 1. Dairesinin E:2000/57, K:2000/53 sayılı Kararına
rağmen sözleşme görüşmelerine başlanmasına ilişkin 13.06.2000 günlü, 2874 sayılı
oluru vermek ve aynı gün şirketle sözleşme imzalamak
3096 sayılı Yasa’nın 1. maddesinde, “Bu Kanunun amacı, Türkiye Elektrik Kurumu
dışındaki özel hukuk hükümlerine tabi sermaye şirketleri statüsüne sahip yerli ve yabancı
şirketlerin elektrik üretimi, iletimi, dağıtımı ve ticareti ile görevlendirilmesini
düzenlemektir.”;
2. maddesinde, “Bu Kanun, Türkiye Elektrik Kurumu dışında elektrik üretimi,
iletimi, dağıtımı ve ticareti görevinin verilmesi ile sözleşme, süre, tarife ve görevin sona
ermesi şekil ve esaslarını kapsar.”;
4. maddesinde ise, “Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı, Devlet Planlama
Teşkilatının, olumlu görüşünü almak suretiyle sadece elektrik üretmek amacı ile kurulacak
sermaye şirketlerine, elektrik üretimi yapacak tesisi kurma ve tesisi işletme müsaadesi
verebilir.”denilmektedir.
Demirer Holding A.Ş., 3096 sayılı Yasa hükümlerine göre, 14.04.1998 tarihinde
santral yapma istemini belirten teklifini verdiği, teklif üzerine alınan görüşler çerçevesinde
değerlendirme raporu düzenlendiği ve bu rapora göre şirketten fizibilite raporu istenmesi
konusunda 29.6.1998 tarihinde bakan oluru alındığı dosyadaki belgelerden anlaşılmıştır.
Danıştay Kararı gereğince başlatılmış iş ve proje sayılmayan BORES projesiyle
ilgili olarak sanığın uygulama anlaşmasını imzalamasında 765 sayılı Yasa’nın 205. maddesi
gereğince hile unsurunun bulunup bulunmadığının irdelenmesi gerekir.
Danıştay Kararından;
3996 sayılı Yasa elektrik üretim, iletim, dağıtım ve ticareti ile ilgili yatırım ve
hizmetlerin 3096 sayılı Kanuna göre imtiyaz sözleşmesi biçiminde düzenlenmesine olanak
sağlamadığı,
Bu projeye ilişkin sözleşmenin 3996 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin 4501
sayılı Kanunla değişik 2. fıkrasında belirtilen istisnadan yararlanabilmesi için 4501 sayılı
Kanunun yürürlüğe girdiği 24.01.2000 tarihinden önce Danıştay incelemesinden geçmiş ve
taraflarca imzalanarak yürürlüğe girmiş bir sözleşmenin varlığı zorunlu olduğu,
Geçici maddede belirtilen “başlatılmış proje ve iş” olarak nitelendirilmeyen,
dolayısıyla bu madde hükmünün de uygulanma olanağı bulunmayan Sözleşme taslağının
3996 sayılı Kanunun 5. maddesi gereği “özel hukuk sözleşmesi” olarak düzenlenmesi
gerektiği,
Özel hukuk hükümlerine göre taraflar arasında düzenlenmesi gereken
sözleşmenin Danıştay’ca incelenmesine ve bu sözleşmeyle ilgili olarak düşünce
bildirilmesine olanak bulunmadığı;
gerekçeleriyle sözleşmeyle ilgili olarak görüşünü bildirmediği anlaşılmıştır.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
282
20.12.1999 tarihinde 4493 sayılı Kanunla elektrik üretim, iletim, dağıtım ve ticareti
3996 sayılı kanunun kapsamına alınmıştır. Bu nedenle yukarıdaki olurun verildiği tarihte
3996 sayılı Yasa’ya göre Bozcaada Rüzgâr Enerji Santralinin yapımının mümkün olmadığı
kanaatine varılmıştır.
Kaldı ki, 3096 sayılı Yasa’ya göre başlatılan bir işin 4493 sayılı Yasa ile değişik
3996 sayılı Yasa kapsamına kendiliğinden gireceğine ilişkin hüküm de bulunmamaktadır.
Ancak, 3996 sayılı Kanunun 4501 sayılı Kanunun 7. maddesiyle değişik geçici 1.
maddesinin ikinci fıkrasında;
“Ancak, birinci fıkrada belirtilen proje ve işler ile 3096 sayılı Türkiye Elektrik
Kurumu Dışındaki Kuruluşların Elektrik Üretimi, İletimi, Dağıtımı ve Ticareti ile
Görevlendirilmesi hakkında Kanun ve 3465 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğü Dışındaki
Kuruluşların Erişme Kontrollü Karayolu (Otoyol) Yapımı, Bakımı ve İşletilmesi ile
Görevlendirilmesi Hakkında Kanuna tabi proje ve işlere de bu Kanunun 5 inci madde
hükmünün uygulanmasına, görevli veya sermaye şirketinin, Kanunun yayımı tarihinden
bir ay içerisinde başvurusu ve ilgili idarenin müracaatı üzerine Bakanlar Kurulunca
karar verilebilir. Bu durumda idare görevli veya sermaye şirketi arasında yapılmış olan
sözleşme uluslar arası finansman temini kriterleri ve idarenin yürürlükteki benzer uygulama
sözleşmeleri de dikkate alınarak, özel hukuk hükümlerine göre, Bakanlar Kurulu kararının
yayımından itibaren üç ay içinde yeniden düzenlenir. Bu süre, tarafların mutabakatı ile en
çok üç ay daha uzatılabilir”
denilmektedir.
Söz konusu geçici madde, 4501 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 24.1.2000
tarihinden önce yapılmış sözleşmeler hakkında uygulanacak usul ve esasları
düzenlemektedir.
Somut olayda, santralin yapımını üstlenen sermaye şirketinin veya Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanlığının, 4501 sayılı Yasanın yayım tarihi olan 22.01.2000 tarihinden
başlamak üzere bir aylık sürede, 3996 sayılı Yasa’nın geçici 1. maddesinin ikinci fıkrasına
göre başvuruda bulunmadığı, bu nedenle BORES’in işlemlerinin 3096 sayılı Yasa
kapsamında sürdürüldüğü anlaşılmakla sanık Bakanın uygulama anlaşmasını imzalamasının
3096 sayılı Yasa hükümlerine uygun olduğu açıktır.
Bu nedenle sanık Bakanın sözleşme görüşmelerine başlanması için olur vermesinin
ve uygulama anlaşmasını imzalamasının ihaleye fesat karıştırma unsuru olarak ileri
sürülmesi yerinde görülmemiştir.
Öte yandan, sanığın mevcut şirket ile uygulama anlaşması imzalamış olmasının
projenin geldiği aşama da dikkate alınarak yasal bir zorunluluktan kaynaklandığı, ayrıca
sanığın ihale açmayarak ihaleye katılma yeterliliğine sahip olan firmaların ihaleye
katılmalarını engellemek kastıyla hareket ettiğine ilişkin herhangi bir delil de tespit
edilememiştir.
Konu kabule ilişkin bölümde görevi kötüye kullanma suçu yönünden ayrıca
değerlendirilmiştir.
▬BORES projesinde ileri sürülen diğer konular
Meclis soruşturma komisyonu raporunda;
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
283
―3996 sayılı Kanun ve 94/5907 sayılı Yönetmeliğin 3 üncü maddelerinde bulunan
hükümlere aykırı olarak Anlaşmanın “Ortak Girişim Grubu” ile imzalanması,
―3996 sayılı Kanuna aykırı olarak “Ortak Girişim Grubu” ile imzalanan Uygulama
Anlaşmasına, “Anlaşmanın imzalanmasından en geç 3 ay sonra Ana Sözleşmesi İdare’ce
kabul edilecek yeni bir sermaye şirketi kurulacağı ve yeni şirketin tescil ve ilanı ile şirketin
bu Anlaşma ile üstlendiği tüm hak ve yükümlülükler bu şirkete devredilir” şeklinde hüküm
konulması,
―Uygulama Anlaşmasının 36. maddesi ile 94/5907 Sayılı Yönetmeliğin 33.
maddelerinde Uygulama Anlaşmasının yürürlüğe girmesinin ancak yapılması gereken tüm
anlaşmaların imzalanması ile mümkün olabileceği hüküm altına alınmasına rağmen, şirketin
yapması gereken Fon, İnşaat, Kredi ve Sigorta Anlaşmaları yapılmadan Sözleşmenin
yürürlüğe konulması,
―Bakanlık ile Şirketin kendi aralarında anlaşarak Hazine garantisi olmaksızın
sözleşmeyi yürürlüğe koymak suretiyle hem uygulama anlaşmasındaki ve hem de ilgili
Yönetmelikteki hükümlerinin aksine hareket edilmesi,
―İlgili kuruluşların santral sahasını 3. derece deprem bölgesi olarak gösteren ve
firma tarafından düzenlenen fizibilite raporuna karşı ciddi itirazları mevcut olması nedeniyle
geçici kabul heyetinde inşaatın gerçekten 1. derece deprem bölgesi koşulları dikkate
alınarak yapılıp yapılmadığı konusunu değerlendirecek bir inşaat mühendisinin
görevlendirilmemesi ve bu suretle kamunun risk altına sokulması,
―Santral projesinin onaylanmasını müteakip Şirketin tesisi projeye uygun olarak
inşa etmesi gerekirken, santral projesi Bakanlık tarafından onaylanmadan önce santralin
inşaatının bitmiş olması ve tesisin herhangi bir projeye bağlı kalınmaksızın tamamlanması
ve şirkete gerekli işlemler tamamlanmadan gayri resmî ve gayri yasal olarak yer teslimi
yapılması,
―Uygulama Anlaşmasına “gizlilik” hükmünün konulması ile şeffaflık ve açıklık
ilkelerine aykırı davranılarak, bu yolla sözleşmede yapılan kamu aleyhine düzenlemeler ile
yasaya aykırılıkların ilgili kuruluşlar ve kamuoyu tarafından öğrenilmesinin engellenmesi,
olarak BORES’le ilgili diğer iddiaların belirtildiği görülmüştür.
Yukarıda ileri sürülen hususların birçoğunun, işin 3996 sayılı Yasa kapsamında
kabul edilmesinin fer’i sonucu olduğu anlaşılmıştır.
Yukarıda açıklandığı üzere, BORES projesinin Danıştay kararına rağmen 3096
sayılı Yasa kapsamında yürütülmesi savı 765 sayılı Yasa’nın 205. maddesi kapsamında
görülmediğinden, buna bağlı olarak ileri sürülen savlar da yerinde değildir.
Bu kapsamda olmayan savlara gelince, dosyada yer alan bilgi ve belgelerden;
Hazine garantisi olmaksızın sözleşmenin yürürlüğe konulması savı, uygulama
anlaşmasının yürürlüğe girmesinin Hazine garantisine bağlı olmaması, Şirketin Hazine
garantisinden geçici de olsa vazgeçmesinin kamu yararına olması ve Şirketin Hazine
garantisinden tamamen vazgeçmesinin istenmesinde;
Fizibilite raporunda santral yerinin 1. derece deprem bölgesi yerine 3. derece
deprem bölgesi olarak gösterilmesine yönelik itirazların dikkate alınmaması, geçici kabul
heyetinde bakanlıkça bir inşaat mühendisi görevlendirilmeyerek kamunun risk altına
sokulması, uygulama anlaşmasının 36. maddesine aykırı olarak proje onaylanmadan
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
284
firmanın fiilen inşaata başlaması savlarında, sanığın olaylardaki etkisini ve bağlantısını
ortaya koyan kesin ve inandırıcı delil bulunamadığı gibi, uygulama anlaşmasının “gizlilik”
maddesinin ticari sırla ilgili bulunması gözetildiğinde bu ibarenin konulmasında;
hukuka aykırılık görülmemiştir.
▬Danıştay kararına göre 3996 sayılı Yasa kapsamında ihale açılması
gerekirken, 3096 sayılı Yasa hükümlerine göre projenin yürütülmesine devam
edilerek, Ortak Girişim Grubu lehine haksız menfaat sağlamak
Bozcaada RES projesinin 3096 sayılı Yasa hükümlerine göre başlatılıp
sonuçlandırılan bir proje olduğu, bu projenin 3996 sayılı Yasa kapsamında devam
ettirilmesinin mümkün olmadığı yukarıda açıklanmıştı.
BORES projesinin 1998 yılında 3096 sayılı Kanuna bağlı iş olarak başlatılması ve
fizibilitesinin alınması, ilgili kuruluşların fizibilite hakkında görüşlerinin alınıp DPT’nin
projeyi onaylamasından sonra, Danıştay’ın imtiyaz sözleşme taslağını onaylaması
aşamasında, Anayasa’nın 155. maddesinin ikinci fıkrasının değiştirilerek Danıştay’ın
imtiyaz sözleşmesi taslağını onaylamasına son verilmiştir.
13.08.1999 günlü, 4446 sayılı Yasa’nın 3. maddesiyle değişik Anayasa’nın 155.
maddesinin ikinci fıkrasında, “Danıştay, davaları görmek, Başbakan ve Bakanlar
Kurulunca gönderilen kanun tasarıları, kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmeleri hakkında iki ay içinde düşüncesini bildirmek, tüzük tasarılarını incelemek,
idari uyuşmazlıkları çözmek ve kanunla gösterilen diğer işleri yapmakla görevlidir.”
denilmektedir.
Buna göre, Danıştay’ın imtiyaz sözleşmesi niteliğinde olan uygulama anlaşması
hakkında iki ay içinde düşüncesini bildiren kararı ise fonksiyonel nitelikli olmayıp, yol
gösterici nitelik taşımaktadır. Bu açıdan idarenin bu karara uymakta zorunluluğu
bulunmamaktadır.
Öte yandan, 27.5.2000 tarihli “Müsteşarlar Mutabakat Zaptı”nın 3. maddesi
gereğince ülkenin enerji sıkıntısının aşılmasında devam edilmesi kararlaştırılan projelerden
birisi de Bozcaada Rüzgâr Enerji Santrali projesidir.
BORES projesinin 3096 sayılı yasa hükümlerine göre yürütülmesi nedeniyle
“Ortak Girişim Grubu” lehine haksız kazanç sağlandığına ilişkin sav yerinde
görülmemiştir.
▬Bakanlığın gerçekleşen yatırım tutarının denetimini yaptırmaması nedeniyle
kamu zararına sebebiyet vermek
Santralın gerçekleşen toplam yatırım tutarı ile ilgili denetim yaptırmayarak ve
firmaya taahhüt ettiği yüksek yatırım tutarı üzerinden kabul edilen tarifelerden ödeme
yapılması nedeniyle 2003 yılı itibariyle gerçekleşen 1.045.314 ABD Doları ve kalan işletme
süresi boyunca oluşacak 1.596.816 ABD Doları olmak üzere toplam 2.642.130 ABD Doları
tutarındaki kamu zararına sebebiyet verildiği iddia edilmiştir.
Sanığın isnat edilen sava ilişkin sanığın olaylardaki rolünü ortaya koyan ve
bağlantısını sağlayan herhangi bir delil bulunmadığından sav yerinde görülmemiştir.
d- Kabul ve Varılan Sonuç
Yukarıda açıklandığı üzere, dosyada bulunan tüm delillerden, BORES projesinde:
Sanık bakan tarafından;
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
285
―Danıştay’ın işin 3996 sayılı Yasa kapsamında özel hukuk sözleşmesi
hükümlerine tabi olduğunun belirtilmesine rağmen 13.6.2000 gününde firmayla sözleşme
görüşmelerine başlanmasına ilişkin olur verildiği,
―Ortak Girişim Grubu ile uygulama sözleşmesinin imzalandığı,
anlaşılmıştır.
Yüce Divana sevk kararı ile sanığın ihaleye fesat karıştırma suçundan dolayı 765
sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 205. maddesi gereğince cezalandırılması istemiyle kamu
davası açılmıştır.
Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda TEDAŞ ile BORES A.Ş arasındaki yap işlet
devret santraline ilişkin uygulama anlaşmasının 3096 sayılı Yasa kapsamında kalması
nedeniyle, iddia konusu eylemlerde sanığa atılı TCK’nın 205. maddesindeki suçun
unsurlarının oluşmadığı sonucuna varılmıştır.
Sanığın eylemlerinin genel nitelikteki görevi kötüye kullanma suçunu oluşturup
oluşturmadığının irdelenmesi gerekmiştir.
BORES projesinin 3096 sayılı Yasa kapsamında başlatılan bir iş olması, Danıştay
onayı sırasında Anayasada yapılan değişiklikle bu tür projelere ilişkin Danıştay kararlarının
yol gösterici niteliğe dönüşmesi, projenin 3996 sayılı Yasa kapsamına alınması konusunda
geçici 1. madde gereğince talebin bulunmaması ve 27.5.2000 günlü Müsteşarlar Mutabakat
Zaptı gereğince, DPT onayından geçen projenin ülkenin enerji ihtiyacından dolayı devam
edilmesi zorunlu projeler arasında yer alması nedenleriyle sözleşme görüşmelerine
başlanmasına ilişkin 13.6.2000 günlü olurda ve Ortak Girişim Grubu ile uygulama
sözleşmesinin imzalanmasında hukuka aykırılık bulunmadığı gibi, projeyle ilgili diğer
iddialarda sanığın görevini kötüye kullandığına ilişkin kesin ve inandırıcı delil elde
edilemediği, suçun unsurları itibariyle oluşmadığı kanaatine varılmıştır.
Başkanvekili Haşim KILIÇ, üyeler A. Necmi ÖZLER ile Şevket APALAK “4501
sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği 24.01.2000 tarihinde BORES projesinin sözleşmesinin
imzalanmaması nedeniyle projenin başlatılmış proje ve iş olarak kabulü mümkün
olmadığından projeye devam edilmesinin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu”
düşüncesiyle bu değerlendirmeye katılmamışlardır.
14-Alaçatı Rüzgâr Enerji Santrali ihalesinde takdir yetkisini amaç dışı
kullanarak devlet alım ve satımına fesat karıştırmak suretiyle 765 sayılı TCK’nın 205
inci maddesini ihlal etmek
a-İddia
Sanık Mustafa Cumhur Ersümer’in Alaçatı Rüzgâr Enerji Santrali projesinde
mevzuata aykırı olarak devlet alım-satımına fesat karıştırarak, şirket lehine haksız çıkar
sağladığı iddiasıyla TCK’nın 205. maddesi gereğince cezalandırılması istenilmiştir.
b-Alaçatı Rüzgâr Enerji Santralinin Yapım Süreci
―Interwınd firmasının 07.10.1996 tarihinde 3096 sayılı Kanunun 4. maddesi
uyarınca 1,2 MW gücünde bir santral kurma isteği ile ETKB’ye başvurmuştur.
―İlgili kuruluşların olumlu görüşlerinin alınmasından sonra fizibilite raporu
istenmesine ilişkin 17.12.1996 günlü Bakan Oluru alınmıştır.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
286
―21.03.1997 tarihli Fizibilite Raporunda rüzgâr santrali için 1,2 MW ve 7,2 MW
olmak üzere iki seçeneğe yer verilmiş, Bakanlığın santralın 7,2 MW gücünde kurulmasını
tercih ederek fizibilite raporu, görüşleri alınmak üzere ilgili kuruluşlara gönderilmiştir.
―Kurum görüşlerinin de yer aldığı değerlendirme raporu düzenlenerek Bakanlık
tarafından 30.05.1997 tarihinde istenilmesi üzerine, Şirket 21.07.1997 tarihinde revize
fizibilite raporunu vermiştir.
―04.12.1997 tarihinde DPT tarafından projeye olumlu görüş verilmiştir.
―Firmayla sözleşme görüşmelerine başlanması için 18.12.1997 tarih ve 5900 sayılı
Bakan Oluru alınmıştır.
―Danıştay tarafından onaylanan imtiyaz sözleşme taslağının imzalanması için
30.07.1998 tarih ve 4037 sayılı Bakan Oluru alınmış ve aynı gün sözleşme imzalanmıştır.
―İmtiyaz Sözleşmesinin imzalanmasını müteakip şirket TEDAŞ ile ESA’yı
imzalamıştır. Hazine Müsteşarlığı tarafından TEDAŞ’ın ödemeleri için Hazine Garantisi
verilmiştir.
―Fizibilite Raporuna göre inşaat süresi 6 ay olmasına rağmen firma, İmtiyaz
sözleşmesinin imzalandığı tarihten 3 ay sonra Bakanlığa başvurarak geçici kabulün
yapılmasını talep etmiştir.
c-Sanığa Yöneltilen Suçlamalarla ilgili Değerlendirme
▬İmtiyaz Sözleşmesi imzalandıktan sonra, 3096 Sayılı Yasa ve İmtiyaz
Sözleşmesi hükümlerine aykırı olarak Leasing Sözleşmesinin kabul edilmesi ve
sonuçta Alaçatı Rüzgâr Enerji Santrali Sanayi ve Ticaret A.Ş. lehine haksız menfaat
sağlanması
―Hazine Müsteşarlığı tarafından ARES San. ve Tic. A.Ş. adına 08.09.1998 tarih ve
57139 sayılı yatırım teşvik belgesi düzenlenmiştir.
Şirketle Vakıf Finansal Kiralama A.Ş. arasında imzalanan finansal kiralama
sözleşmesine dayanılarak Vakıf Finansal Kiralama A.Ş. adına da yatırım teşvik belgesi talep
edilmesi üzerine Hazine Müsteşarlığı Teşvik Uygulama Genel Müdürlüğü tarafından
10.09.1998 tarih ve 60139 sayılı bir yazı ile Bakanlıktan, söz konusu yatırım kapsamındaki
ithal makine ve teçhizatın finansal kiralama yöntemiyle temin edilmesinin uygun olup
olmayacağı hususu sorulmuştur.
―Bakanlık 11.09.1998 günlü yazısı ile imtiyaz sözleşmesi ve kredi anlaşmasının
görüş alınmak üzere Hazine Müsteşarlığına gönderildiğini bildirmiş;
Hazine Müsteşarlığı Dış Ekonomik İlişkiler Genel Müdürlüğü Başkanlığının
14.09.1998 günlü ve 60830 sayılı yazısında;
“Bilindiği üzere 3226 sayılı Finansal Kiralama Kanunu hükümleri çerçevesinde
yapılan sözleşme ile kiralayan, kiracının talebi ve seçimi üzerine üçüncü kişiden satın aldığı
veya başka suretle temin ettiği bir malın zilyetliğini, her türlü faydayı sağlamak üzere ve
belli bir süre ile feshedilmemek şartı ile kira bedeli karşılığında kiracıya bırakmaktadır.
Anılan Kanun’un 17 nci maddesi ve Vakıf ile Görevli Şirket arasında imzalanan
3808 sayılı sözleşme hükümleri uyarınca malın mülkiyeti, Vakıf’a ait olup, sadece zilyetlik
kiracı konumundaki Görevli Şirket’e geçmiş bulunmaktadır.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
287
Yine anılan Kanun’un 15 inci maddesinde, kiracının finansal kiralama konusu mal
üzerindeki zilyetliğini üçüncü bir kişiye devredemeyeceği hükme bağlanmış olup, bu hükme
Finansal Kiralama Sözleşmesi’nin 19 uncu maddesinde de yer verilmiştir.
Finansal Kiralama Sözleşmesi ile getirilen bu düzenlemenin, Bakanlığınız ile
Görevli Şirket arasında imzalanan 30.07.1998 tarihli imtiyaz Sözleşmesi hükümlerine aykırı
olduğu düşünülmektedir. Zira İmtiyaz Sözleşmesi’nin “Sözleşmenin Feshi” matlaplı 28 inci
maddesinde, her ne sebep ile olursa olsun sözleşmenin süresinden önce feshedilmesi
halinde, tesislerin Bakanlığa geçeceği hükme bağlanmış bulunmaktadır. Ancak, finansal
kiralama suretiyle getirilen rüzgâr tribünü üzerinde Finansal Kiralama Kanunu’ndan ve
sözleşmeden kaynaklanan devir yasağı, İmtiyaz Sözleşmesi’nin 28 inci maddesinin
uygulanamaması sonucunu doğurmaktadır.
Yine Finansal Kiralama Kanunu’nun 17 nci maddesinin ikinci fıkrasında;
kiralayanın, mülkiyeti kendisinde olan finansal kiralama konusu malı sözleşme süresince
sigortalatmak zorunda olduğu hükme bağlanmıştır. Bu çerçevede, Finansal Kiralama
Sözleşmesi’nin 28 ve müteakip maddelerinde, Vakıf‘ın sözleşme konusu malı sigorta
ettireceği, primlerinin Görevli Şirket tarafından ödeneceği ve sigorta sözleşmesi ve sigorta
poliçesinde sigortalı ve lehtar olarak Vakıf’ın yazılı olacağı, sigorta poliçesinde yazılı olan
risklerin kısmen veya tamamen gerçekleşmesi halinde, sigorta tazminatının Vakıf’a
ödeneceği hükme bağlanmış bulunmaktadır. 30.07.1998 tarihli İmtiyaz Sözleşmesi’nin
tetkikinden Finansal Kiralama Sözleşmesi’nin bu hükümlerinin, İmtiyaz Sözleşmesi’nin
“Sigorta” matlaplı 13 üncü maddesine aykırılık teşkil ettiği tespit edilmiştir. Zira İmtiyaz
Sözleşmesi uyarınca, Görevli Şirket tarafından yaptırılacak sigortalar Bakanlığınız adına
olacaktır ve Sözleşme’nin herhangi bir nedenle sona ermesi durumunda sigorta gelirleri
yine Bakanlığınıza ait bulunmaktadır.
Netice itibariyle Görevli Şirket ile Vakıf arasında imzalanan 3808 sayılı Finansal
Kiralama Sözleşmesi’nin mahiyeti gereği Alaçatı Rüzgâr Santrali Projesi’nde
uygulamasının mümkün olmadığı düşünülmektedir.” denilmiştir.
Hazine Müsteşarlığı Teşvik Uygulama Genel Müdürlüğünün 21.09.1998 tarihinde
Bakanlığa hitaben yazısında;
“..Yatırımlarda Devlet Yardımları ve Yatırımları Teşvik Fonu Esasları Hakkında
98/10755 sayılı Kararın Uygulanmasına İlişkin 98/1 sayılı Tebliğ’in 25. maddesi gereğince
“Yap İşlet Devret modeliyle gerçekleştirilecek yatırımlar için ilgili mercilerce gerekli iznin
verilmiş olması kaydıyla teşvik belgesi müracaatında bulunulabilir” hükmü yer almaktadır.
Yukarıda belirtilen açıklamalar çerçevesinde Vakıf Finansal Kiralama A.Ş nin
Müsteşarlığımıza yapmış olduğu Yatırım Teşvik Belgesi Müracaatının sonuçlandırılabilmesi
için söz konusu yatırım kapsamındaki makine ve teçhizatın Vakıf Finansal Kiralama A.Ş’
den finansal kiralama yöntemi ile temin edilmesinin 3096 sayılı Kanun 3226 sayılı Finansal
Kiralama Kanunu Danıştay tarafından onaylanıp Bakanlığınız ile firma arasında imzalanan
İmtiyaz Sözleşmesi firma ile Vakıf Finansal Kiralama A.Ş arasında düzenlenen finansal
kiralama sözleşmesi ve ilgili diğer mevzuat hükümleri yönünden ….kayıtlı yazımızda yer
alan hususlarla birlikte değerlendirilerek Bakanlığınızdan izin verilip verilmiyeceğinin
bildirilmesi..” denilmiştir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
288
―Vakıf Finansal Kiralama A.Ş.’nin 29.09.1998 günlü ve 3038 sayılı yazı ile
sözleşmeye konu olan bu makine ve ekipmanları finansal kiralama süresi içinde hiçbir
kurum ve kuruluşa devredilmeyeceğini taahhüt ettiği görülmüştür.
―Vakıf Finansal Kiralama A.Ş.’den alınan bu taahhütnameyi müteakip ARES A.Ş.
ortaklarından Güçbirliği Holdingin, Hazine Müsteşarlığı ve Bakanlığa gönderdiği yazılarla
“makinelerin gümrükte beklediğini, Vakıf Finansal Kiralama A.Ş.’den alınan taahhüt ile
sorunların ortadan kalktığını” bildirdiği anlaşılmıştır.
―Vakıf Finansal Kiralama A.Ş.’den alınan taahhütnameden sonra ARES A.Ş. de
bir taahhütname ile finansal kiralama süresinde şirket kusuru ve mücbir sebep olayları
nedeniyle fesih durumunda finansal kiralamaya konu olan ithal edilecek türbinlere ilişkin
geri ödeme yükümlülüğünün şirkete ait olacağını, bu konuda Bakanlık ve Hazine
Müsteşarlığından herhangi bir talepte bulunmayacaklarını bildirdiği belirlenmiştir.
―Sanık Mustafa Cumhur Ersümer’in, finansal kiralama sözleşmesinin
uygulanmasına 12.10.1998 tarihinde onay verdiği ve bu olurda:
“3096 sayılı Kanunun 4. maddesi kapsamında gerçekleştirilmesi planlanan 7,2 MW
kurulu gücündeki rüzgâr santraline ilişkin İmtiyaz Sözleşmesinin 30.07.1998 tarihinde
imzalandığı, ancak şirketin gerekli şartlar sağlanmadan gayri resmi olarak inşaat
çalışmalarına başladığı,
Fizibilite Raporunda 10 yıl vadeli ve %10 faizli kredi kullanılması öngörülmekle
birlikte şirketin türbinleri Vakıf Finansal Kiralama A.Ş.’den finansal kiralamayla temini
yoluna gittiğini, ancak Finansal Kiralama Sözleşmesinin mülkiyet, devir ve sigorta ile ilgili
hükümlerinin 3096 sayılı Kanun ve İmtiyaz Sözleşmesine aykırılık teşkil ettiğini, 3096 sayılı
Kanun ve İmtiyaz Sözleşmesi uyarınca arazinin ve arazinin mütemmim cüzü olan tesislerin
mülkiyetinin Devlete ait olması ve Sözleşme süresi içinde herhangi bir tarihte Şirket kusuru
veya mücbir sebep nedeniyle fesih olması halinde tesislerin Devlete geçmesi gerektiği,
ayrıca sigortaların Bakanlık adına yapılmasının zorunlu olduğu,
Oysa, Şirket ve Vakıf Finansal Kiralama A.Ş. arasında yapılan 3808 sayılı Finansal
Kiralama Sözleşmesinde 5 yıllık finansal kiralama süresince tesislerin mülkiyetinin Vakıf
Finansal Kiralama A.Ş.’ye ait olup bu süre içinde fesih olması halinde tesislerin hiçbir
şekilde Bakanlığa devrinin mümkün olmadığı ve bu çerçevede Hazine Müsteşarlığı DEİ
Genel Müdürlüğünün finansal kiralama yöntemine karşı olduklarını yazılı olarak
bildirdiklerini, ayrıca firma tarafından yapılan Teşvik Belgesi başvurusunun
değerlendirilebilmesi için finansal kiralama yöntemine Bakanlıkça izin verilip verilmediği
hususunda kendilerinden açık bir cevap beklediklerini,
Diğer taraftan içinde bulunulan enerji darboğazı ile santral için getirilen makine ve
teçhizatın gümrükte beklemekte olduğu hususu da dikkate alınarak, projenin gecikmemesini
teminen Şirketçe verilen taahhütname çerçevesinde bir kereye mahsus olmak üzere Alaçatı
Rüzgâr Santralinde finansal kiralama yönteminin kullanılmasına izin verilmesi” denilmiştir.
―Mevzuata aykırı olan finansal kiralama yönteminin kullanıldığı iddiasına ilişkin,
dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Müsteşarı Yurdakul Yiğitgüden hakkında
4616 sayılı Yasa gereğince Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2001/120 Hz.2002/6 sayı
ile 3.4.2002 gününde erteleme kararı verilmiştir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
289
―Tanıklardan;
Nazan Öztürk 12.4.2005 günlü oturumda, görevi gereği Genel Müdürlük makamı
ile muhatap olduğunu ve talimatı Genel Müdür Yardımcısı Yavuz Gürsoy’dan aldığını;
Hasan Hüseyin Çoğalan 10.6.2005 günlü oturumda, amirlerinin Bakanlık onayı
hazırlanması talimatı verdiğini, finansal kiralamanın 3096 sayılı kanuna uygun olmadığını,
şube müdürü ve uzman arkadaşıyla karşı çıktıklarını, amirlerinin talimatıyla yazıyı
hazırladıklarını ama yazıya paraf atmadıklarını ve Müsteşarla ve Bakanla bir temasının
olmadığını;
Yavuz Gürsoy 10.6.2005 günlü oturumda, yazıyı paraflamak istemeyen
bürokratları paraflamadan getirmelerini söylediğini, Bakan Ersümer’le görüşmediğini,
herhangi bir talimat almadığını;
Mustafa Mendilcioğlu 6.10.2005 günlü oturumda, Alaçatı Res Santralinin kredi
temin işlemlerinde finansal kiralama yönteminin kullanılmasına ait yazının çıkmasının
siyasî iradenin takdiri olduğunu, dönemin genel müdür yardımcısı Yavuz Gürsoy'a
söylediğine ilişkin bir olay hatırlamadığını, ortada aşılması gereken bir sorunun
bulunduğunu, 3096 sayılı kanunda finansal kiralama işlemi yapılamayacağına dair bir
hüküm olmadığını, finansal kiralama kanununun sonradan yürürlüğe girdiğini, bu konuda
bir açıklık olmadığını, yazıyı imzalamayan memurların farklı yorumda bulunduklarını,
bundan dolayı herhangi bir baskı ya da telkinlerinin de olmadığını, devleti garantiye
aldıkları inancıyla hareket ettiklerini, devletin bundan dolayı bir zararının da doğmadığını;
Haldun Atıf Danışman 30.6.2006 günlü oturumda, finansal kiralamanın 3096
sayılı kanuna aykırı olmadığını, diğerlerinin farklı düşündüklerini ve görüş ayrılığının
finansal kiralamanın yorumundan çıktığını;
Halil Yurdakul Yiğitgüden 30.6.2006 günlü oturumda, 3096 sayılı kanunda
finansal kiralamayla ilgili uygulanamaz şeklinde aksine bir hüküm olmadığını, finansal
kiralamanın Sütçüler HES’te uygulandığını, konuyla ilgili gerekli kontrgarantilerin
alındığını, finansal kiralama süresinin sona erdiğini, tesisin işletmeye girdiğini ve olur
konusunda Bakanın kendisine bir talimatı olmadığını;
beyan etmişlerdir.
Konuyla ilgili delillerin değerlendirilmesinde;
Ülkenin içinde bulunduğu enerji darboğazının aşılması, projelerin belirli bir
aşamaya gelmiş olması, santral için getirilen makine ve gümrükte bekleyen teçhizatın acilen
çekilmesi gerektiği, Vakıf Finansal Kiralama A.Ş.’den sözleşmeye konu olan bu makine ve
ekipmanları finansal kiralama süresi içinde hiçbir kurum ve kuruluşa devredilmeyeceğine
ilişkin taahhütname alındığı hususları gözetildiğinde, Alaçatı Rüzgar Enerji Santralinde
finansal kiralama yönteminin kullanılmasına izin verilmesinde sanık Bakanın suç kastının
bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
▬Bakanlık elemanları ve Elektrik İşleri Etüd İdaresi Genel Müdürlüğünün
firma tarafından düzenlenen ön fizibilite raporunda 12 yıl olan işletme süresinin
fizibilite raporunda 20 yıla çıkarılması
Fizibilite raporu hakkında görüşlerini bildiren Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel
Müdürlüğünün 13.5.1997 tarihli yazısında; “…Buna karşılık işletme süresi talebi ise 12
yıldan 20 yıla çıkarılmıştır, bu sürenin en gelişmiş sistemlerin ekonomik ömür sınırı olduğu
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
290
dikkate alınmalıdır…” görüşünün dikkate alınmayarak sürenin 20 yıla çıkarılmasının şirket
lehine haksız menfaat olduğu ileri sürülmüş ise de;
Danıştay 1. Dairesinin 22 Haziran 1998 günlü, E.1998/59, K.1998/99 sayılı kararı
ile imtiyaz sözleşmesinin onaylanması, 4.12.1997 günlü DPT tarafından projeye olumlu
görüş verilmesi gözetildiğinde sav yerinde görülmemiştir.
▬Alaçatı RES ile ilgili ileri sürülen diğer savlar
Yer teslimi yapılmadan tesisin inşaatına başlanması,
85/9799 Sayılı Yönetmelik hükümlerine göre tesisin kurulacağı yerin kesin
koordinatları ve topoğrafya, genel jeoloji, deprem ile iklim koşullarının fizibilite raporunda
yer alması gerekirken, bu unsurları taşımayan, fizibilite raporuna dayanarak projenin kabul
edilmesi,
İmtiyaz sözleşmesinde bağımsız danışmanlık şirketi ile yapilacak bağimsiz
danişmanlik anlaşmasinin öngörülmemesi,
94/5907 sayılı Yönetmeliğin 39. maddesine göre imtiyaz sözleşmesi
imzalanmadan önce Hazine Müsteşarlığından görüş alınması gerekliliğine uyulmaması.
İmtiyaz Sözleşmesine “gizlilik” hükmünün konulması,
İmtiyaz Sözleşmesinde rüzgâra dayalı eksik üretim nedeniyle firmaya herhangi bir
ceza uygulanmayacağı şeklinde düzenleme yapılması ve fazla üretim tarifesinin tam tarife
olarak belirlenmesi,
iddialarında sanık ile fiiller arasında illiyet bağı kurulamadığı gibi sorumluluğunu
gerektirir kesin ve inandırıcı kanıt da elde edilememiştir.
d- Kabul ve Varılan Sonuç
Yukarıda açıklandığı üzere, dosyada bulunan tüm delillerden Alaçatı Rüzgâr Enerji
Santrali projesinde:
Sanık bakan tarafından;
―12.10.1998 günlü oluru ile finansal kiralama sözleşmesinin uygulanmasına onay
verildiği,
―Firmayla sözleşme görüşmelerine başlanması için 18.12.1997 tarih ve 5900 sayılı
olur verildiği,
―Danıştay tarafından onaylanan imtiyaz sözleşme taslağının imzalanması için
30.07.1998 tarih ve 4037 sayılı olur verildiği,
anlaşılmıştır.
Yüce Divana sevk kararı ile sanığın ihaleye fesat karıştırma suçundan dolayı 765
sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 205. maddesi gereğince cezalandırılması istemiyle kamu
davası açılmıştır.
Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda TEDAŞ ile BORES A.Ş arasındaki yap işlet
devret santraline ilişkin uygulama anlaşmasının 3096 sayılı Yasa kapsamında kalması
nedeniyle, iddia konusu eylemlerde sanığa atılı TCK’nın 205. maddesindeki suçun
unsurlarının oluşmadığı sonucuna varılmıştır.
Sanığın eylemlerinin genel nitelikteki görevi kötüye kullanma suçunu oluşturup
oluşturmadığının irdelenmesi gerekmiştir.
12.10.1998 günlü Bakanlık olurunun son paragrafında, “Diğer taraftan içinde
bulunulan enerji darboğazı ile santral için getirilen makine ve teçhizatın gümrükte
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
291
beklemekte olduğu hususu da dikkate alınarak, projenin gecikmemesini teminen Şirketçe
verilen taahhütname çerçevesinde bir kereye mahsus olmak üzere Alaçatı Rüzgar
Santralinde finansal kiralama yönteminin kullanılmasına izin verilmesi” denilmekle ülkenin
enerji sıkıntısının aşılmasında Alaçatı RES projesinin devam ettirilmesinde kamunun
menfaati açısından zorunluluk bulunduğu kanaatine varılmıştır.
Danıştay ve DPT’nin onayından geçen projenin belirli aşamaya geldiği, Ülkenin
enerjiye gereksinimi, finansal kiralama sözleşmesinin oluşturabileceği sakıncaların
önlenmesi amacıyla sözleşmeye konu makine ve ekipmanların finansal kiralama süresi
içinde başka bir kurum veya kuruluşa devredilemeyeceğinin taahhüt edilmesi ve olaya
ilişkin dinlenen tanıkların beyanları birlikte değerlendirildiğinde görevi kötüye kullanma
suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı sonucuna varılmıştır.
Başkanvekili Haşim KILIÇ, üyeler Ahmet AKYALÇIN, Mustafa YILDIRIM,
Serdar ÖZGÜLDÜR ve Serruh KALELİ “sanığın yasal hükümlere aykırı olarak finansal
kiralama yönteminin kullanılması hususunda onay vermesinin görevi kötüye kullanma
suçunu oluşturduğu” düşüncesiyle bu değerlendirmeye katılmamışlardır.
15- Dinar II Hidroelektrik Santrali ihalesinde mevzuata aykırı usulsüz işlemler
yaparak devlet alım, satım ve yapımına fesat karıştırmak
a- İddia
Dinar II Hidroelektrik Santral projesinde mevzuata aykırı işlemler tesis eden
dönemin Bakanı Mustafa Cumhur Ersümer’in devlet alım-satımına fesat karıştırarak,
şirket lehine haksız çıkar sağlaması nedeniyle 765 sayılı TCK’nın 205. maddesi gereğince
cezalandırılması istenilmiştir.
b- Dinar II Hidroelektrik Santralinin Yapım Süreci
―3096 sayılı Yasanın 4. maddesi gereğince, AOK İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.
Afyon ili, Dinar ilçesi sınırları içerisinde yeralan 3 MVV kurulu gücündeki Dinar II HES kurup
işletmek üzere başvuruda bulunmuştur.
―Sözkonusu projeyi gerçekleştirmek üzere Metak Enerji ve Ticaret A.Ş. kurularak,
bu şirketin kuruluşu 03 Haziran 1997 tarih ve 4302 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde
tescil edilmiştir.
―Sözleşme görüşmeleri esnasında Şirket 4.25 cent/kWh olan ortalama satış fiyatı
değişmemek üzere özsermaye oranını % 50'den, % 20'ye düşürmek için Bakanlığa müracaat
etmiştir. Şirketin sozkonusu talebi Bakanlıkça uygun görülerek Şirketten mali tablolarını ve
tarifesini yürürlükte bulunan mevzuata göre yeniden düzenlemesi istenmiş, söz konusu
fizibilite raporu 3 kez revize edilmiş ve bu revizyonlar sonucunda yatırım tutarı 2.439.100
ABD Doları’dan 4.119.310 ABD Doları’a yükseltilmiş, sonuçta 15 yıllık ortalama satış fiyatı
4.11 cent/kWh'e düşmüştür.
―Metak Enerji ve Ticaret A.Ş. ile 15 yıllık ortalama satış fiyatı 4.11 cent/kVVh
olmak ve sözleşme imza tarihinden itibaren eskalasyon uygulanmak üzere sözleşme
görüşmelerine başlanması hususunda sanık M.Cumhur Ersümer’den 14.1.1998 tarihinde olur
alınmıştır.
―Firma tarafından 21.09.1989 tarihinde düzenlenen ilk fizibilite raporuna göre,
%20’si özkaynaklarla %80’i ise kredilerle finanse edilmesi planlanlanan toplam yatırım
tutarı 1989 yılı fiyatları ile 2.439.100 ABD Doları’dır.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
292
―Bakanlığa sunulan fizibilite raporu hakkında ilgili kuruluşlar (DSİ, TEDAŞ, EİEİ
Genel Müdürlüğü ve DPT Müsteşarlığı) olumlu görüş bildirmişlerdir.
―03.06.1998 tarihinde Danıştay’ın onayından geçen sözleşme 30.07.1998 tarihinde
M.Cumhur Ersümer tarafından imzalanarak yürürlüğe girmiştir.
―Firma 17.11.1999 tarihinde TEDAŞ ile ESA’yı, 30.06.1999 tarihinde ise DSİ ile
su kullanım anlaşmasını imzalamış, 16.11.1999 tarihinde yer teslimi yapılmıştır.
―01.12.2000 tarihinde tesislerin geçici kabulü yapılarak işletmeye başlamıştır.
c- Sanığa Yöneltilen Suçlamalarla İlgili Değerlendirme
▬Fizibilite raporunda tesislerin yer aldığı bölge birinci derece deprem
kuşağı olarak gösterilmesine rağmen tesislerin burada yapılmasına izin verilmesi
Fizibilite raporunun “jeolojik durum” başlıklı 5. Bölümünde, proje sahasının; İmar
ve İskân Bakanlığının hazırlamış olduğu Türkiye deprem bölgelerini gösteren haritaya göre
birinci derecede deprem bölgesi içinde yer aldığı; yalnızca standart penetrasyon deneyi
sonuçlarına dayanılarak ve bina önemi, zemine gelecek deprem yükü, mevcut yeraltı suyu
göz önüne alınmadan emniyetli taşıma gücünün belirlendiği, şişme potansiyeli bulunmadığı,
sıvılaşma analizi ve oturma hesaplarının yapılmadığı, buna rağmen bu zeminde proje
yapımına izin verildiği ileri sürülmüştür.
Dinar II HES projesine ait sözleşmenin mevzuata uygunluğunun Danıştay
onayından geçmesi ve sanığın cezai sorumluluğunu gerektirecek herhangi bir kanıt elde
edilmediğinden sav yerinde görülmemiştir.
▬İmtiyaz sözleşmesinin yürürlüğe girmesi koşulu olan elektrik enerjisi fon
anlaşması yapılmadan yer teslimi yapılması
İmtiyaz sözleşmesinin 14. maddesi gereğince EEF ile fon anlaşmasının zorunlu
anlaşmalar arasında yer aldığı, 34. maddede yer teslimi isteminin zorunlu anlaşmalardan
sonra yapılabileceğinin hüküm altına alındığı, 16.11.1999 tarihinde yer tesliminin yapıldığı
anlaşılmıştır.
Fon anlaşmasının, sözleşmenin imzalanmasından itibaren bir yıl içinde imzalanması
gerekirken, süre uzatımları ve sonuçta 3.7.2001 tarih ve 4683 sayılı Yasa ile 31.12.2001
tarihinden itibaren EEF’nin tüm gelir ve giderlerinin genel bütçe kapsamına alınması
nedeniyle imzalanamadığı anlaşılmıştır.
Teknik bir iş olan santralin yapılacağı yerin saptanması ve yer tesliminin Enerji
İşleri Genel Müdürlüğüne ait bulunduğu ve fon anlaşmasının tarafının tüzel kişiliği haiz
EEF olması, sanık Bakanın yer teslimi konusunda sanığın cezai sorumluluğunu gerektirecek
herhangi bir kanıt elde edilmemesi nedeniyle sav yerinde görülmemiştir.
▬Şirketin 2001 yılına ilişkin eksik üretimden kaynaklanan alacağını tahsil
etmek için Bakanlık aleyhine hukuki süreç başlatması
Sanık Bakanın, projeye ilişkin su akımlarının 16,26 GWh yıllık üretimi
gerçekleştirmesinin mümkün olmayacağı açık olmasına rağmen, firmanın su akımlarındaki
yetersizlikleri nedeniyle yeterli üretim yapamaması ve eksik üretimden kaynaklanan gelir
kaybının Fondan karşılanmaması sonucu oluşan zararın, Bakanlıktan istenmesine sebebiyet
verildiği ileri sürülmüştür.
Sanığın cezai sorumluluğunu gerektirecek bir kanıt bulunmadığından sav yerinde
görülmemiştir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
293
▬İmtiyaz sözleşmesinde öngörülen özkaynak-kredi oranının denetiminin
yapılmaması sonucu kamu zararına sebebiyet verilmesi
Firmanın fizibilite raporunda ve imtiyaz sözleşmesinde taahhüt ettiği % 20- % 80
özkaynak-kredi oranının %8-%92 olarak gerçekleştiği, dolayısıyla firmanın öngördüğü
özkaynak-içkârlılık oranından daha yüksek oranda kâr elde etttiği ve bu yolla kamunun
zarara uğratıldığı ileri sürülmüştür.
Sanığın iddiada yer alan konuyla bağlantısının bulunmadığı gibi cezai
sorumluluğunu gerektirir yeterli kanıt elde edilemediğinden sav yerinde görülmemiştir.
d- Kabul ve Varılan Sonuç
Yüce Divana sevk kararı ile sanığın ihaleye fesat karıştırma suçundan dolayı 765
sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 205. maddesi gereğince cezalandırılması istemiyle kamu
davası açılmıştır.
Yukarıda açıklandığı üzere, dosyada bulunan tüm delillerden, Dinar II HES
projesinde:
Sanık bakan tarafından;
―Şirketle sözleşme görüşmelerine başlanması hususunda 14.1.1998 tarihinde olur
verildiği,
―Şirket ile sözleşmenin 30.07.1998 tarihinde imzalandığı,
anlaşılmıştır.
Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda iddiada yer alan olayların ihaleye fesat
karıştırma suçunu oluşturmadığı gibi, sanığın cezai sorumluluğunu gerektirecek deliller de
elde edilemediğinden sanığın beraatine karar verilmesi gerekmiştir.
16- Çal Hidroelektrik Santrali ihalesinde mevzuata aykırı usulsüz işlemler
yaparak devlet alım, satım ve yapımına fesat karıştırmak
a- İddia
Kurum görüşlerinin dikkate alınmaması, firmanın teklif ettiği ile gerçekleşen
maliyet nedeniyle şirketin yüksek kârlılık oranıyla çalışması sonucunda kamunun zarara
uğramasından dolayı dönemin Bakanı Mustafa Cumhur Ersümer’in devlet alım-satımına
fesat karıştırarak, şirket lehine haksız çıkar sağladığı ve 765 sayılı TCK’nın 205. maddesi
gereğince cezalandırılması istenilmiştir.
b- Çal Hidroelektrik Santralinin Yapım Süreci
―LİMAK İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. Çal HES projesini gerçekleştirmek için
29.06.1994 tarihinde başvurmuş, başvuru hakkında ilgili kuruluşların olumlu görüşleri
üzerine Bakanlık firmadan fizibilite raporu hazırlamasını talep etmiştir.
―Firmanın 27.04.1995 tarihinde verdiği fizibilite raporu hakkında kuruluş görüşleri
doğrultusunda hazırlanan revize fizibilite raporu hakkında;
TEDAŞ Genel Müdürlüğü; Ulusal Elektrik Sistemine dahil edilebilmesi için gerekli
olan özel bağlantı hattının yüklenici firma tarafından yapılmasının ekonomik açıdan daha
uygun olduğunu;
DSİ Genel Müdürlüğü; güvenilir enerjinin aylık ortalama akım değerlerine
dayanılarak hesaplanmasının uygun olacağını ve ortak tesislerin enerji hissesinin proje
bedeline dahil edilmesi gerektiğini;
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
294
TEAŞ Genel Müdürlüğü; fizibilite raporuna göre enerji üretiminde fark
olmadığından projenin ekonomik görünmediğini;
Enerji İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü; projeye ait iç kârlılık oranının çok
düşük olduğunu, tesis yatırım bedelinin yüksek olduğunu;
belirtmişlerdir.
―Kuruluş yazılarının firmaya bildirilmesi üzerine, firma 10 Aralık 1996 tarihli
yazısı ile projenin işletme süresini 15 yıldan 20 yıla çıkartmış, proje keşiflerini 1996 yılı
DSİ fiyatlarına göre güncelleştirerek 3 seçenekli revize rapor hazırlamıştır.
―İletim hattı bedeli ve DSİ payının dahil olduğu seçenek, Bakanlıkça kabul
edilerek firma ile sözleşme görüşmelerine başlanılması için 20.6.1997 tarihinde dönemin
Bakanı Recai Kutan tarafından onay verilmiştir.
―Danıştay Başkanlığı onayından geçen İmtiyaz Sözleşmesi 09.03.1998 tarihinde
dönemin Bakanı M. Cumhur ERSÜMER ile firma arasında imzalanmıştır.
― 26.01.1999 tarihinde EEF ile Fon Anlaşması, 16.02.1999 tarihinde DSİ ile Su
Kullanım Anlaşması imzalanmıştır.
―Firma, imtiyaz sözleşmesinin 34 üncü maddesinde yer alan hükümler uyarınca 12
aylık süre içerisinde gerekli anlaşmaları tamamlayamadığından 6 ay ek süre istemiş, birinci
ek süre 19.4.1999 tarihli Bakan Ziya AKTAŞ oluru ile verilmiş, Firma TEDAŞ ile
27.05.1999 tarihinde Enerji Satış Anlaşması dışında imzalanması zorunlu olan İşletme
Bakım, Sigorta, İnşaat, Kredi Sözleşmelerini imzalayamadığı ve Hazine Garantisi
alamadığından 09.09.1999 tarihinden itibaren ikinci kez 6 aylık ek süre verilmiştir.
―Sözleşmenin yürürlüğü için gerekli anlaşmaların imzalanmaması nedeniyle
üçüncü kez süre uzatım talebinde bulunulması üzerine, istemin kabulünün imtiyaz
sözleşmesinde değişiklik yapılması ve bu değişikliğin Danıştay incelemesinden geçirilmesi
gerektiğinden 1.5.2000 tarihinde M.Cumhur Ersümer’in oluru ile süre uzatımı için
hazırlanan ek Protokol, 26.07.2000 tarihinde Danıştay Başkanlığına gönderilmiştir.
Danıştay onayından geçen ek protokol sanık Bakan tarafından 9.11.2000 tarihli olur ile
onaylanmıştır.
―Firma 9.3.2000 tarihinden itibaren 6 aylık süre uzatımında da TEDAŞ ödemeleri
için Hazine Garantisini alamamıştır.
―Şirket, 12.05.2000 tarihinde sigorta anlaşmasını yapmış, şirketin bakanlığa
vermiş olduğu kesin projeler onaylanmış ve 16.06.2000 tarihinde yer teslimi, 12.01.2001
tarihinde tesislerin geçici kabulü yapılarak işletmeye alınmıştır.
c- Sanığa Yöneltilen Suçlamalarla İlgili Değerlendirme
▬Revize Fizibilite Raporu hakkında DSİ görüşlerinin dikkate alınmaması
Konuyla ilgili delillerin değerlendirilmesinde;
DSİ Genel Müdürlüğünün revize fizibilite raporu hakkında güvenilir enerjinin aylık
ortalama akım değerlerine dayanılarak hesaplanmasının uygun olacağını ve ortak tesislerin
enerji hissesinin proje bedeline dahil edilmesi gerektiği konusunda görüş bildirdiği
anlaşılmıştır.
Bağlayıcı olmayan kurum görüşleri alındıktan sonra imtiyaz sözleşmesinin Danıştay
onayından geçmesi, ayrıca sanığın cezai sorumluluğunu gerektiren kanıtın bulunmaması
nedeniyle sav yerinde görülmemiştir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
295
▬Özsermayeye verilen IRR’nin (içkârlılık) Sözleşmesine göre alınması
gereken oranın çok üzerinde olması
Teknik bir konu olan savla ilgili sanık Bakana ulaştırılan bir bilginin olduğu ya da
sanığın bu konuda yetkililere emir ve talimat verdiği hususunda kanıt bulunmadığı
anlaşıldığından sav yerinde görülmemiştir.
▬İki kez verilen süre uzatımına rağmen Sözleşmenin 34. maddesi hükmü
gereğince gerekli şartları yerine getirmeyen şirketle anlaşmanın feshedilmesi yerine
üçüncü kez süre uzatımı için ek protokol hazırlanarak yer tesliminin yapılması
Üçüncü kez süre uzatımı isteminde mevcut sözleşmenin buna imkân tanımaması
nedeniyle ek protokolün hazırlanması için sanığın 1.5.2000 tarihinde onay verdiği
anlaşılmış ise de tanık Osman İlhan’ın santralin inşaatının tamamlandığına, iki kez süre
uzatımının Danıştay onayından geçtiğine, çevreyi kirletmeyen ve döviz ödemesi olmayan
bir santral olduğuna ilişkin beyanı ile sözleşmenin feshi ya da devamı konusunun projenin
geldiği aşama dikkate alındığında süre uzatımında kamu yararı düşüncesiyle hareket edildiği
anlaşıldığından ileri sürülen sav yerinde görülmemiştir.
▬Ortalama fiyatın dışında özsermayesine fiilen aldığı IRR’nin kontrolü
yapılmayarak 2003 sonu itibariyle 775.000 ABD Doları’lik bir kamu zararının
oluşmasına sebebiyet vermek
Dosyadaki delillerin değerlendirilmesinde, Bakan Recai Kutan döneminde
başlatılan projenin mevzuata uygun olarak yürütüldüğü ve imzalanan imtiyaz sözleşmesinin
Danıştay onayından geçtiği, iddiada yer alan işlemlerle sanık Bakanın cezai sorumluluğunu
gerektirir bağlantısının bulunmadığı anlaşılmakla sav yerinde bulunmamıştır.
▬İmtiyaz Sözleşmesine fazla üretimin tam tarife üzerinden satın alınacağı
hükmü konularak şirkete haksız kazanç sağlamak
Soruşturma komisyonu raporunda, Sözleşmenin 19. maddesi gereğince, yıllık
üretimin altında veya üzerinde gerçekleşecek üretimler TEDAŞ tarafından o yıla ait satış
tarifesi üzerinden satın alınacağının hüküm altına alındığı, 2002 yılında yapılan fazla
üretimin 6.04 cent/kWh’den satın alınarak şirkete haksız kazanç sağlandığı ileri
sürülmüştür.
Konuyla ilgili delillerin değerlendirilmesinde;
İmtiyaz sözleşmesinin Danıştay onayından geçtiği, sanığın iddia konusu işlemin
yapılmasında suç kastını gösteren herhangi bir kanıt bulunmadığı gözetilerek ileri sürülen
sav yerinde görülmemiştir.
d- Kabul ve Varılan Sonuç
Yüce Divana sevk kararı ile sanığın ihaleye fesat karıştırma suçundan dolayı 765
sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 205. maddesi gereğince cezalandırılması istemiyle kamu
davası açılmıştır.
Yukarıda açıklandığı üzere, dosyada bulunan tüm delillerden Çal HES projesinde:
Sanık Bakan tarafından;
― 09.03.1998 tarihinde imtiyaz sözleşmesinin imzalandığı,
―1.5.2000 tarihinde üçüncü kez süre uzatımı için ek protokol hazırlanması
olurunun verildiği,
―9.11.2000 tarihinde ek protokolün imzalandığı,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
296
anlaşılmıştır.
Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda iddiada yer alan olayların ihaleye fesat
karıştırma suçunu oluşturmadığı gibi, sanığın cezai sorumluluğunu gerektirecek deliller de
elde edilemediğinden sanığın beraatine karar verilmesi gerekmiştir.
17- Yamula Barajı ve Hidroelektrik Santrali ihale sürecinde ihale usul ve
esaslarına aykırı işlemlerle devlet alım, satım ve yapımına fesat karıştırmak
a- İddia
Sanık Mustafa Cumhur Ersümer’in Yamula Barajı ve Hidroelektrik Santrali ihale
sürecinde yasal prosedüre aykırı bir şekilde onay vererek şirket lehine ve kamunun zararına
yol açtığı iddia edilerek TCK’nın 205. maddesi gereğince cezalandırılması istenilmiştir.
b- Yamula Barajı ve Hidroelektrik Santralinin Yapım Süreci
―Kayseri ve Civarı Elektrik T.A.Ş ve Kier İnternational ASEA-Bekir Halil Çelik
Konsorsiyumu 3096 sayılı Yasa’ya göre tesis edip işletmek üzere ETKB’ye başvurmuştur.
―3096 sayılı Kanun uyarınca; Yamula Barajı ve HES Projesi'nin Kayseri
Elektrik Üretim Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından tesis edilip işletilmesi; Bakanlık Kusuru
ve Force Majeur halleri hariç olmak üzere, 15 yıllık ortalama satış fiyatı (1991 yılı
fiyatlarıyla) 4.79 cent/kWh olmak üzere 28.01.1994 tarihli Bakan oluru ile uygun
bulunmuştur.
―Şirket 23.09.1994 tarih ve 64 sayılı yazısı ile fizibilite raporlarında çok amaçlı
proje olan Yamula Barajı ve HES'in sulama faydasına isabet eden miktarının nereden ve nasıl
karşılanacağı hususunun açıklığa kavuşturulmasını istemesi üzerine DSİ Genel Müdürlüğünün
görüşü alındıktan sonra, makam oluru alınarak, toplam yatırım tutarı içindeki sulama
faydasına ilişkin yatırımların da tarifeye yansıtılması ve şirketten sulama faydasına isabet
eden bedellerin de ilavesiyle yeni fiyatların hesaplanması istenilmiştir. DSİ XII. Bölge
Müdürlüğü'nce yapılan maliyet bölüştürülmesi çalışmaları sonucunda tesisin enerji hissesi
%90,2, sulama hissesi %9,8 olarak belirlenmiştir.
―Sonrasında Şirketin Bakanlığa sunduğu değişik teklifler müzakere edilmiştir.
―Şirket 22.08.1996 tarih ve 132 sayılı yazısında; Yamula Baraj ve HES tesis
maliyeti içerisinde bulunan, ilerde kurulması planlanan 2X50 MW kurulu gücündeki
santralın bugünden tesis edilmesi zorunlu olan ilave inşaat maliyeti olan 5.776.500
ABDABD Doları, %9,8 oranındaki sulama hissesinin getirdiği ilave maliyet tutarı olan
9.873.300 ABDS ve Kamulaştırma bedeli olan (Sulama hissesine tekabül eden
kamulaştırma bedeli hariç) 15.290.000 ABD ABD Doları'nın toplamı olarak 30.939.800
ABD ABD Doları'nın Elektrik Enerjisi Fonundan karşılanmasını talep etmiştir.
―Şirketin EEF'den karşılanmasını talep ettiği toplam 30.939.800 ABD ABD
Doları tutarındaki yatırım kalemlerinden 15.290.000 ABD ABD Doları tutarındaki
kamulaştırma bedelinin (sulama hissesine tekabül eden kamulaştırma bedeli hariç) EEF
tarafından kredi şeklinde karşılanması Fon Yönelimi tarafından prensip olarak uygun
bulunmuş ve bu kredinin Fon Yönetim Kurulunca belirlenecek faizi ile birlikte enerji
tarifeleri yoluyla geri alınmasına karar verilmiştir.
―EEF Yönetiminin Kararı ve İmtiyaz Sözleşmesi Taslağı 10.06.1997 tarih ve
2793 sayılı yazı ile Şirkete gönderilmiş ve aşağıda belirtilen esaslar dâhilinde Şirketten
revize mali analiz raporu ve konuya ilişkin teyidi istenmiştir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
297
●Projenin yatırım süresi 5 yıl, işletme süresi 20 yıl olacaktır.
●Mali analizler 1997 yılı değerleriyle ABD Dolan bazında hazırlanacaktır.
●Toplam Yatırım Tutarı ve İşletme Giderleri, Sözleşme ve ekinde belirtilen
esaslar dahilinde eskale edilecektir.
●Sulama projeleri yatırımları DSİ tarafından gerçekleştirilinceye kadar barajda
tutulan suyun tamamı enerji amaçlı kullanılacaktır. Sulama projelerinin tamamlanmasından
sonra sulamadan artan su enerjide kullanılacak ve bu durum ortaya çıktığında Tarife yeni
enerji üretim değerlerine göre revize edilecektir.
●Su alma yapılarının inşası sırasında gerekli rezervuar işletme kurallarına uyulacak ve
rezervuardan alınacak su için herhangi bir tazminat talebinde bulunulmayacağı sözleşmede
hükme bağlanacaktır.
●İlerde 2X50 MVV ilave ile 4X50 MW pik santral olarak tevsii edilmesi
sözkonusu olan projenin ilave bölümleri için bugünden yapılması gerekli olan yatırım
kalemleri belirlenecek ve bunlar Toplam Yatırım Tutarı içinde ayrı bir kalem olarak yer
alacaktır.
●Projenin %9,8 oranındaki sulama hissesine düşen ilave maliyetler de Toplam
Yatırım Tutarı içinde yer alacaktır.
●Projenin enerji hissesine tekabül eden 15.290.000 ABD Doları tutarındaki
kamulaştırma bedeli ve masrafları EEF tarafından kredi olarak karşılanacaktır. Sulama
hissesine tekabül eden kamulaştırma bedeli ve masrafları toplam yatırım tutarı içinde yer
alacak ve şirket tarafından finanse edilecektir.
●Sözleşmenin genel çerçevesi yazımız ekinde gönderilen taslak sözleşme
kapsamında olacaktır.
●Sözleşmenin imzalanması aşamasında, masrafları yatırım döneminde toplam
yatırım tutarına, işletme döneminde işletme giderlerine dahil edilmiş olan toplam yatırım
tutarının %1' i oranında kesin teminat mektubu alınacaktır.
―Şirket yukarıda belirtilen esaslar dahilinde hazırlamış olduğu revize mali analiz
raporlarını 22.07.1997 tarih ve 153 sayılı yazısı ile Bakanlığa göndermiştir. Şirketin teklifi,
20 yıl işletme dönemi için 1997 yılı fiyatları bazında ortalama satış fiyatı 5.65 cent/kWh'dır.
―Şirketin bu teklifi 18.08.1997 tarih ve 3948 sayılı yazı ile görüşleri alınmak
üzere TEAŞ, EİEİ ve DSİ Genel Müdürlüklerine gönderilerek konuya ilişkin kuruluş
görüşleri alınmıştır.
―Kuruluşlar tarafından yapılan değerlendirmede şirketin teklifinin yüksek
olması nedeniyle uygun bulunmadığına ilişkin gerekçelerinin anlatıldığı yazı hazırlanıp
imzaya sunulmuş, evrak genel müdür yardımcısı Yavuz Gürsoy’da iken şirket 8.10.1997
tarih ve 195 sayılı yazı ile bakanlığa başvurmuştur.
―Yönetim Kurulu Başkanı Faruk Molu ve Yönetim Kurulu Başkan Vekili Yaşar
Koçoğlu’nun imzaladığı yazıda;
“…23.09.1997 ve 07.10.1997 tarihlerinde Sayın Bakanı ziyaretimizde ortalama satış
fiyatımızın ancak 5.25 (C/Kwh) olmasının kabul edilebileceği ifade edilmiştir.
… Yamula Baraj ve Hidroelektrik Santralının Kızılırmağın menbağıında, ve çok
maksatlı bir proje oluşu sebebiyle enerji maliyetinin düşürülmesi ancak daha önceki hesaplarda
15 milyon ABD Doları olarak öngörülen gayri melhuz giderlerin 5 milyon ABD Doları
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
298
mertebesinde olacağının kabulü ve diğer bazı küçük değişikliklerle istenilen fiat seviyesine
düşülmesi sağlanabilmiştir. Ancak bir baraj yapımında bilhassa temel, malzeme ve jeolojik
şartlardan esinlenen, fiat artışları olacağı bilinen bir husustur.
Kamulaştırma bedeli ve masraflarının getireceği ilaveler hesaplanan ortalama satış
fiatına dahil değildir. Gayri melhuz masrafların 5 milyon ABD Doları'ı aşması muhtemel
kısmı ve kamulaştırma masraflarının getireceği ilaveler için belirlenecek ödeme planı ve faiz
oranlarına göre hesaplanacak bedel 5.25 (Cent/Kwh) olarak, Bakanlığınızca, kabul olunan
ortalama satış fiatına ilave edilecektir.
Yamula Barajı ve Hidroelektrik Santralına ait 5.25 (Cent/Kwh) birim fiyat esasına
göre hazırlanmakta olan feasibilite revizyon tabloları en kısa zamanda takdim edilecektir.
Bilgi ve gereğini emir ve takdirlerinize arz ederiz.” denilmiştir.
―Şirket 15.10.1997 tarih ve 196 sayılı yazısında; beklenmeyen giderlerin 5 milyon
ABD ABD Doları'nı aşması muhtemel kısmının da tarifeye yansıtılması şartıyla 5,25
cent/kWh birim fiyatına göre hazırladıkları revize mali analizlerini Bakanlığa göndermiştir.
―Sanık tarafından 05.11.1997 tarihli olur ile"20 yıllık işletme süresi ve 1997 yılı
fiyatları bazında 5,25 cent/kWh ortalama satış fiyatı ile Sözleşme imzalanması" uygun
bulunmuştur.
―27.11.1997 tarihinde taslak Sözleşme Danıştay Başkanlığına gönderilmiş,
21.04.1998 tarihli Danıştay Başkanlığı kararı ile uygun bulunmuştur.
―3096 sayılı Kanunun 4. maddesi gereği Kayseri Elektrik T.A.Ş. ile Bakanlık
arasında ortalama satış fiyatı 5,25 cent/kWh olan Sözleşme 26.06.1998 tarihinde
imzalanmıştır.
―Sözleşme,04.06.2003 tarihinde taraflarca imzalanarak yürürlüğe girmiştir.
c- Sanığa Yöneltilen Suçlamalarla ilgili Değerlendirme
▬Fizibilite raporunun düzenlenmesi sırasında Şirket Temsilcisi ile Bakan
M. Cumhur Ersümer’in görüşerek elektrik satış fiyatının 5,25 olarak tespiti ile
şirket lehine haksız kazanç sağlanması
Yamula Barajı ve Hidroelektrik Santrali projesinde fizibilite raporunun
düzenlenmesinde, elektrik satış fiyatının tesptinin değerlendirildiği sırada Yönetim Kurulu
Başkanı Faruk Molu ve Yönetim Kurulu Başkan Vekili Yaşar Koçoğlu’nun birlikte
imzaladıkları dosyada mevcut yazıda, 23.09.1997 ve 07.10.1997 tarihlerinde sanık Mustafa
Cumhur Ersümer’i ziyaretlerinde ortalama satış fiyatının 5.25 (C/Kwh) olmasının kabul
edilebileceğinın ifade edildiği görülmüştür.
Tanıklardan;
Faruk Molu 10.6.2005 günlü oturumda, Yamula Barajı HES projesi ile ilgili
yabancı şirketlerle görüşmelerinde ortaklık ve finansman teklifinin, işin kârlı olmaması
nedeniyle reddedildiğini, kendisinin mevcut şirket imkânlarıyla işe devam ettiğini,
derivasyon tünelinin ihalesini yaptığını, baraj gövdesinin ihalesi için de imkânlar
sağladığını, bunları yapmadan önce Mustafa Cumhur Ersümer’le görüştüğünü, bu projenin
başlanmasının bu fiyatlarla mümkün olmadığını ilettiğini, Ersümer’e hem politik olarak
hem kişisel olarak görüşerek baskı da yaptığını ve neticede fiyat yükseltme kararını
aldıklarını ve bu fiyatlar üzerine de Enerji Bakanlığı ile su kullanım anlaşması yaptıklarını,
işin içine siyasi rant karışınca projeden çekildiğini, kendisinin bu konuyla ilgili temasının
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
299
sanık Bakan’la olduğunu, kendisinin “olmaz, ben sorumlu olurum” dediğini, bu kararın
alınmamış olması halinde barajın yapılmasının mümkün olmadığını, 5.65(CENT/Kwh)
teklif ettiğini, daha kârlı olmasını sağlamak için böyle teklif ettiğini;
Yaşar Koçoğlu 10.6.2005 günlü oturumda, sanıkla yapılan görüşmelerde
kendisinin bulunmadığını, Yamula Projesinin çok amaçlı proje olması sebebiyle, sulama,
enerji üretimi ve taşkın korunmasının olduğunu, değişik aşamalardan geçen projede bir
oluşum başlatarak yeni bir kuruluşla bu projenin kesin fizibilite raporlarını yapmaya
başladıklarını, uzun zaman alan bu işlemler sonucunda, kredi bulabilmek için birtakım
kuruluşlarla temasa geçtiklerini, prensip olarak Enerji Bakanlığının 5 centin üzerindeki
fiyatlara pek olumlu bakmadıklarının söylenmesi üzerineYönetim Kurulu Başkanlarının
sanık Bakan’la görüşerek, fiyatın 5 sent seviyesinde olması halinde bu işin
yapılamayacağını bildirdiğini, 5,25 cent olan fiyatın ve gayri melhuz masraflar faslında olan
15 milyon dolarlık kısmın 10 milyon dolara indirilmek suretiyle bunun 5,25 cent
mertebesine çekebileceklerini yazılı olarak bildirdiklerini;
Yavuz Gürsoy 10.6.2005 günlü oturumda, Yamula Barajı ve Hidroelektrik
Santralıyla ilgili olarak 1991 yılında 4,79 sent/kilovatsaat olarak bir onay alındığını, şirketin
bir süre sonra 5,65 olarak fiyat teklifinde bulunduğunu, Bakanlığa daha sonra gelen yazı
üzerine 5,25 üzerinde anlaştıklarını, fiyatın belirlenmesiyle ilgili olarak sanıkla herhangi bir
görüşme yapmadığını, 5,25'lik tarifenin dayanağını yazıdan öğrendiklerini;
Rıza Güngör 12.4.2005 günlü oturumda, projenin başlamasından çok sonra
kendisinin Enerji İşleri Genel Müdürlüğünde görevlendirildiğini, şirketin sunduğu revize
fizibilite raporunda fiyatın 5,65 sent olduğunu, kendisi de dahil olmak üzere ilgili
kuruluşların fiyatı yüksek bulduklarını, şirketle müzakerenin sürdüğü bir aşamada, ilgili
kuruluşlardan gelen görüşleri yazılı hale getirip, şirkete bildirimde bulunmak üzere iken
Yaşar Koçoğlu’nun gelerek yapılan değerlendirmenin şirkete gitmesine gerek olmadığını,
şirket yetkilisi de yanında olduğu halde beyan ettiğini, sanık Bakan’la görüşerek rakamın
5,25 sent olmasının uygun olduğunu belirlemiş olduklarının ifade ettiğini, buna göre onay
hazırlanmasını istediklerini, kendisinin böyle şifahi talimatla onay hazırlamayacağını ifade
etmesi üzerine şirket temsilcisinin yazılı beyanda bulunması durumunda onayın yazılıp
yazılmayacağını sorduğunu, bunun üzerine olabileceğini söylediğini, bu onayın bu şekilde
hazırlanmasına gönlünün razı olmadığını, daire başkanının da Bakanın talimatı varsa
söylenecek bir şey olmadığını ifade ettiğini, bu arada şirketin aynı gün tarihi itibariyle önce
bahsedilen yazıyı kuruma sunduğunu;
beyan etmişlerdir.
Konuyla ilgili delillerin değerlendirilmesinde;
Sanığın 3096 sayılı Yasaya ve uygulama yönetmeliğine aykırı olarak, tabanı teknik
ve ekonomik verilere dayanmadan ve mali analiz tabloları bulunmadığı halde şirket
Yönetim Kurulu Başkanı Faruk Molu ile görüşerek elektrik satış fiyatının 5,25 olarak
belirlenmesinde etkili olduğu anlaşılmıştır.
Eylem, kabul ve varılan sonuç bölümünde değerlendirilmiştir.
▬İşletme süresinin 20 yıla çıkartılması
Dosyadaki bilgi ve belgelerden, kamulaştırma bedelinin EEF tarafından kredi
şeklinde karşılanmasının Fon Yönetimi tarafından prensip olarak uygun bulunduğu, bu
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
300
kredinin Fon Yönetim Kurulunca belirlenecek faizi ile birlikte enerji tarifeleri yoluyla geri
alınmasına karar verildiği, EEF yönetiminin kararı ve imtiyaz sözleşmesi taslağı şirkete
gönderilerek, belirtilen esaslar dâhilinde şirketten revize mali analiz raporu istendiği, bu
rapora istinaden işletme süresinin 20 yıla çıkarıldığı anlaşıldığından mevzuata uygun
yürütülen işlemde hukuka aykırılık görülmemiştir.
▬Sözleşmeler imzalanmadan ve uygun yer teslimi yapılmadan temel atılması
İşin tamamlanmasına ilişkin taahhüt edilen sürenin yer teslimi ile başladığı, bunun
teknik bir işlem olduğu, yer teslimi yapılmaksızın inşaata başlanılması yolunda sanığın
herhangi bir yönlendirmesinin olduğuna dair bir kanıtın da bulunmadığı anlaşılmakla sav
yerinde görülmemiştir.
d- Kabul ve Varılan Sonuç
Yukarıda açıklandığı üzere, dosyada bulunan tüm delillerden, Yamula HES
projesinde:
Sanık bakanın 05.11.1997 tarihli oluru ile "20 yıllık işletme süresi ve 1997 yılı
fiyatları bazında 5,25 cent/kWh ortalama satış fiyatı ile Sözleşme imzalanması" uygun
bulunarak fiyatın tespit edilmesinde etkili olduğu anlaşılmıştır.
Yüce Divana sevk kararı ile sanığın ihaleye fesat karıştırma suçundan dolayı 765
sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 205. maddesi gereğince cezalandırılması istemiyle kamu
davası açılmıştır.
Somut olayda, sanığın sabit kabul edilen Faruk Molu ile görüşerek Yamula Barajı
ve Hidroelektrik Santrali sözleşmesindeki elektrik satış birim fiyatının 5,25 cent olarak
belirlenmesine etkisinin olduğu tanık beyanları ve şirket temsilcilerinin sunduğu yazılı
belgeden anlaşılmakla bu eylemlerin TCK’nın 205. maddesindeki suçu oluşturmadığı
sonucuna varılmıştır.
Her ne kadar 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 7. maddesinin ikinci fıkrasında,
“Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanun
hükümleri farklı ise fail lehine olan kanun uygulanır” denilmekte ise de sanığa atılı
eylemlerin işlendiği tarihte yürürlükte bulunan 765 sayılı Kanunun 205. maddesinde aranan
suçun unsurlarının oluşmaması karşısında 5237 sayılı Kanunun 235. maddesi ile
karşılaştırma yapılmasına gerek kalmamıştır.
Bu durum karşısında, sanığın eylemlerinin genel nitelikte görevi kötüye kullanma
suçunu oluşturup oluşturmadığı yönünden irdelenmesi gerekmiştir.
Yapılan değerlendirme sonucunda, şirketin revize mali analiz raporları ile teklif
ettiği 5.65 cent/kWh ortalama satış fiyatının Bakanlık tarafından kabul edilememe
gerekçelerinin şirkete bildirileceği aşamada, fiyatla ilgili mali analiz raporları ve teknik
birimlerin görüşleri alınmaksızın sadece Kayseri Elektrik Üretim Sanayi ve Ticaret A.Ş.
temsilcisi Faruk Molu ile görüşülerek elektrik satış fiyatının 5.25 cent/kWh olarak
belirlenmesinin 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 240. maddesine uyduğu ve 5237 sayılı
Türk Ceza Kanunu’nun 257. maddesinde de suç olmaktan çıkarılmadığı sonucuna
varılmıştır.
Üyeler Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Serruh KALELİ, ve Osman
Alifeyyaz PAKSÜT“Sanığa atılı eylemlerin kişilerin mağduriyeti, kamunun zararı ve
haksız kazanç sağlandığının saptanamaması nedeniyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
301
257. maddesine göre suç olmaktan çıktığı” ve “beraat kararı verilmesi gerektiği”
düşüncesiyle bu değerlendirmeye katılmamışlardır.
e- 4616 Sayılı Yasa Bakımından Değerlendirme
Yapılan tüm değerlendirmelerden sonra sanığın sabit görülen eylemi, 765 sayılı
Türk Ceza Kanunu’nun 240. maddesine uyduğu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257.
maddesinde suç olmaktan çıkarılmadığı, eylem tarihlerine göre de bu suçun 4616 sayılı “23
Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve
Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun” kapsamında kaldığı sonucuna varılmıştır.
4616 sayılı “23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla
Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun” bu tarihe kadar işlenen suçlar
yönünden erteleme olanağı tanımış bulunmaktadır. Her ne kadar 4616 sayılı, “23 Nisan
1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların
Ertelenmesine Dair Kanun”un 21.5.2002 günlü, 4758 sayılı Kanunla değişik dördüncü
bendi, Anayasa Mahkemesinin, 15.10.2003 günlü, E:2003/84 ve K:2003/89 sayılı kararı ile
“...haklarında...son soruşturma aşamasına geçilmiş olmakla beraber henüz hüküm
verilmemiş...”ler yönünden iptal edilmiş ise de suç tarihlerine göre lehe olan Kanun
uygulaması da dikkate alındığında, bu Kanuna göre sanık hakkındaki kamu davasının
hükme bağlanmasının ertelenmesine karar verilmesine bir engel bulunmamaktadır.
765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 240. maddesinin, 21.12.2000 günlü, 4616 sayılı
“23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve
Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun”un 1. maddesinin beşinci bendinde sayılan kapsam
dışı suçlar arasında yer almaması nedeniyle, 4616 sayılı Kanunun 1. maddesine 4758 sayılı
Kanun ile eklenen dördüncü bent uyarınca, sanık hakkında açılan kamu davasının kesin
hükme bağlanmasının ertelenmesine karar verilmesi gerekmiştir.
18- TEDAŞ İşletme Hakkı Devri İhalelerinde Usulsüz İşlemler Yaparak Devlet
Alım ve Satımına Fesat Karıştırmak
a-İddia
TEDAŞ işletme hakkı devri ihalelerinin değerlendirme aşamasında, firma
tercihlerini belirttiği, Bakanlık Makamını kullanmak suretiyle bürokratlar ve ihaleyi alan
firmalar üzerinde siyasi baskı kurduğu iddiasıyla Mustafa Cumhur ERSÜMER’in 765
sayılı TCK’nın 205. maddesi gereğince cezalandırılması istenilmiştir.
b- TEDAŞ İşletme Hakkı Devri İhaleleri Süreci
―24 Kasım 1996 günlü, 22827 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan TEDAŞ Genel
Müdürlüğüne ait elektrik dağıtım tesislerinin işletme hakkının özel sektöre devrine ilişkin
ihale ilân edilmiştir.
―9.1.1997 günlü sözleşme ve teklife ait şartnamenin uygulamaya konulmasına
Bakan Recai Kutan olur vermiştir.
―2.4.1997 günlü Osman İlhan'ın başkanlığında 11 kişilik bir ''Teklif
Değerlendirme Komisyonu'' oluşturulmasına Bakan Recai Kutan olur vermiştir.
―18.08.1997 gününde üç değişik şerh ile hazırlanan teklif değerlendirme raporunda
tekliflerin değerlendirilmesinde nelerin dikkate alınması gerektiği belirtilmiş, komisyon
üyelerinin görüşleri de eklenerek ihalelerle ilgili herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
302
―3.11.1997 tarihinde Bakan M. Cumhur Ersümer üst kurul oluşturulmasına,
07.01.1998 tarihinde ise üst komisyonun kararına olur vermiştir.
―3096 sayılı Yasa gereğince Danıştay incelemesinden geçen sözleşme taslakları ile
Bakanlar Kurulu kararları çıkan şirketler ile bakanlık arasında 7.1.1999 tarihinde imtiyaz
sözleşmeleri imzalanmıştır.
―Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının 11 Mart 2005 günlü, 873 sayılı yazısıyla
13 ve 19. görev bölgeleri için istihsal edilen Bakanlar Kurulu kararları Danıştay tarafından
iptal edildiğinden, 5. görev bölgesi için Bakanlar Kurulu kararı istihsal edilemediğinden, 14.
görev bölgesinde ise iki farklı sermaye şirketi kurulması nedeniyle görevlendirme
yapılamadığından özel sektöre devir işleminin gerçekleştirilemediği, TEDAŞ İHD
ihalelerinin hiç birinde işletme haklarının fiilen devredilemediği bildirilmiştir.
c- Sanığa Yöneltilen Suçlamalarla ilgili Değerlendirme
▬Mevzuatta yer almamasına rağmen Mustafa Cumhur Ersümer’in bir üst
kurul oluşturulması talimatı vermesi
Meclis soruşturma komisyonu raporunda, sanığın TEDAŞ İHD ihalelerinin
değerlendirmesi sürecinde üst kurul kurulmasına ilişkin talimatı ve bu talimat üzerine üst
komisyon kurulmasının ihaleye fesat karıştırma olduğu ileri sürülmüştür.
11.4.1997 günlü eski Bakan Recai Kutan’ın oluru ile elektrik dağıtım tesislerine ait
25 bölgeye ilişkin ihale tekliflerini incelemek ve değerlendirmek üzere Enerji İşleri Genel
Müdür Yardımcısı Osman İlhan'ın başkanlığında 11 kişilik bir teklif değerlendirme
komisyonu oluşturulduğu, çalışmanın sonucunda hazırlanan teklif değerlendirme raporunun
üç değişik şerh ile 18.08.1997 tarihinde bakanlık makamına sunulduğu, bu yazı üzerine
Mustafa Cumhur Ersümer’in elyazısı ile 22.10.1997 tarihli derkenar notunda “Sn.
Müsteşarım, yapılan işlerin kontrolü eksikliklerin tetkiki ve üst kurul teşkil edilmek üzere
Enerji İşleri Genel Müdürlüğünü görevlendirelim.” şeklinde talimat verdiği, bu talimatın
sonucunda 3.11.1997 tarihli olur ile kazanan firmaları belirlemek üzere üst komisyon
oluşturulduğu anlaşılmıştır.
TEDAŞ İHD ihaleleriyle ilgili teklif değerlendirme komisyonunun bakanlığa
sunduğu raporunda ihalenin sonuçlandırılamadığının açıkça belirtildiği, değerlendirme
raporuna ilişkin farklı görüşlere rapor ekinde yer verildiği görülmüştür.
3096 sayılı Yasa’nın “işletme hakkının devri” başlıklı 5. maddesinde;
“Görev bölgelerinde kamu kurum ve kuruluşlarınca (Kamu iktisadi teşebbüsleri
dahil) yapılmış veya yapılacak üretim, iletim ve dağıtım tesislerinin işletme haklarının
görevli şirketlere verilmesine Bakanlar Kurulu tarafından karar verilebilir.
Bu maddenin uygulanması ile ilgili hususlar Bakanlar Kurulunca çıkarılacak
Yönetmelik çerçevesinde Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığınca yürütülür”;
Bu maddeye dayanılarak çıkarılan 85/9800 ve 87/11488 sayılı yönetmeliklerde,
fizibilite raporlarının nasıl değerlendirileceği konusunda açık bir hüküm bulunmamakla
birlikte, 85/9799 sayılı Yönetmeliğin 5. maddesinin (f) bendinde;“Aynı yer için birden fazla
fizibilite raporunun alındığı durumlarda, Bakanlık ve ilgili kuruluş temsilcilerince yapılacak
ön değerlendirme sonucu en uygun teklifin seçilmesi amacıyla Bakanlık Müsteşarının
başkanlığında ilgili müsteşar yardımcısı, ilgili daire başkanı ve ilgili kuruluş genel
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
303
müdürlerinden oluşan en az beş kişilik bir "Teklif Değerlendirme Kurulu" oluşturulur.
Kurul ilgili daire Başkanının teklifi ile ve gerek duyuldukça toplanır.”
denilmektedir.
TEDAŞ İHD ihalelerinin değerlendirilmesinde teklif değerlendirme komisyonunda
farklı görüşler belirtilerek ihaleye ilişkin değerlendirme yapılamayacağının belirtilmesi
üzerine, işlerin aksamasını önlemek amacıyla, konuya ilişkin özel bir düzenlemenin
bulunmadığı da gözetilerek, 85/9799 sayılıYönetmelik’in 5. maddesinde öngörülen
yöntemle yeniden üst kurul oluşturulmasında hukuka aykırılık bulunmadığından sav yerinde
görülmemiştir.
▬Mustafa Cumhur Ersümer’in firma tercihi belirterek 5., 13., 14. ve 19.
görev bölgelerine ilişkin TEDAŞ İHD ihalelerinde müdahalede bulunması
●5. görev bölgesine ilişkin olarak
5. görev bölgesi Çanakkale-Balıkesir İHD ihalesinde teklif değerlendirme komisyon
başkanı ve üst kurul üyesi Osman İlhan’ın“Görev yaptığı sürelerde bakan ve müsteşardan
zaman zaman baskı gördüğünü; bunlardan birisinin elektrik dağıtım ihaleleri ile ilgili
olduğunu, dönemin Bakanı M.Cumhur Ersümer'in; (seçim bölgesi olan) Balıkesir-
Çanakkale 5 nolu görev bölgesini Niyazi Önen'in ortaklığı olan “Best Grubu’nun alması
yönünde imada bulunduğunu, ayrıca, Bakanın istediğini yaparsa kendisini genel müdür
olarak değerlendirebileceğini” söylediğine ilişkin ifadesine dayanılarak sanığın firma
tercihlerini belirterek ihaleye fesat karıştırdığı ileri sürülmüştür.
Sanığın 13.2.1997 günlü oluru ile onayladığı üst kurul kararına göre, 5. görev
bölgesine ilişkin ihaleyi Korona Mühendislik Elektrik Sanayii ve Tic. A.Ş. önderliğinde
Yiğit Akbaş, Recep Buran ve Cemal Eligül’den oluşan konsorsiyumun kazandığı
anlaşılmıştır.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının 11.3.2005 günlü, 873 sayılı yazısından 5
nolu görev bölgesi için Bakanlar Kurulu kararının istihsal edilmediği, sözleşme
imzalanmadığı ve devir yapılmadığı tespit edilmiştir.
Tanıklardan;
Osman İlhan 12.7.2005 günlü oturumda, TEDAŞ’a bağlı işletmelerin işletme hakkı
devriyle ilgili, özellikle Balıkesir-Çanakkale bölgesinde, yönlendirme denilebilecek bir
tesiri olduğunu, Balıkesir ve Çanakkale bölgesinde BEST firmasının teklif verdiğini, BEST
firması içerisinde Niyazi Önen’in ortak olduğunu, Cumhur Ersümer’in bir görüşmelerinde,
komisyon başkanı sıfatıyla görüştüğünü, o bölgenin durumunu sorduğunu, BEST firmasının
kazanmasının mümkün olmadığını, BEST firmasının kazanma şansı nedir diye sorduğunda;
sadece fiyat değerlendirmesi yapıldığını, kayıp kaçak ve diğer maliyetlere etkilerinin
hesaplanmadığını, bunlar hesaplandıktan sonra net olarak belli olacağını söylediğini, tekrar
sorulduğunda kazanma şansının olmadığını söylediğini, orada birinci olan firmanın Korana
olduğunu, o firmanın kararını da Sayın Bakanın onayladığını, böyle bir diyaloğun aralarında
geçtiğini, kendisine taşıyamayacağı kadar bir baskı olmadığını, bu nedenle de istifa
etmediğini, yönlendirmelerin her hükümet döneminde bürokratlara yapıldığını; ancak,
bürokratların görevinin, bu yönlendirmeler çerçevesinde uygun olanları yapmak,
olmayanları yapmamak olduğunu, kendisine yapılan yönlendirmeyi üç kişiyle paylaştığını;
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
304
Çanakkale bölgesiyle ilgili olarak kendi kanaatinin yanlış da olabileceğini,
kendisinin bağ kurduğunu, Sayın Bakanın daha yeni geldiğini, sıralamanın durumunu, fiyat
durumlarını da bilmeyebileceğini, sonrasında kendisine bir baskı gelmediğini, birkaç ay
sonra komisyonun kurulduğunu, ne kendisine ne de komisyonun üyelerine Balıkesir-
Çanakkale bölgesiyle ilgili devam eden bir baskı olmadığını;
Recep Buran 8.2.2006 günlü oturumda, kazandıkları 5. görev bölgesindeki ihalede,
ihale sonrasında aynı görev bölgesinde ihaleye giren firma ya da firmaların kendileriyle
ortaklığının söz konusu olmadığını, ortaklık girişimlerinin dahi olmadığını, BEST firmasını
tanıdığını ancak Rona YIRCALI’nın da herhangi bir teklifinin olmadığını;
Cemal Eligül 8.2.2006 günlü oturumda, TEDAŞ işletme hakkı devri ihalelerinde,
kendisinin ihalelerin başlangıcından itibaren hiçbir katkısının olmadığını, ortaklarının işi
takip ettiğini, ihalelerin seyriyle ilgili direkt olarak hiçbir ilişkisinin olmadığını;
Murat Yılmazer 13.9.2005 günlü oturumda, bir gün Osman İlhan’ın, küçük bir
kağıda yazılmış 5-6 şirket isminin olduğu kağıdı göstererek “bu şirketlerin durumuna bir
bakabilir misin, Cumhur Bey soruyor” dediğini, şirketlerin durumuna baktıklarını,
hatırlayabildiği kadarıyla en iyisinin yerinin dördüncü sırada olduğunu, Osman Bey’in
kendisine “eğer, bu konuda bir baskı olursa, ben istifa ederim” dediğini, bunun dışında
Osman İlhan’la başka konuşmaları olmadığını, çalışmaları sırasında Cumhur Ersümer’in
herhangi bir baskısının, yönlendirmesinin, kanunsuz bir emrinin söz konusu olmadığını;
Hami Çelebi 13.9.2005 günlü oturumda, sadece birkaç kez, Cumartesi de
çalıştıkları zaman ifadesinden Osman İlhan’ın, bu projenin başından beri içinde olduğu için
Sayın Bakanla da görüştüğünü bildiklerini, bir gün elinde, bazı firmaların durumu
konusunda liste olduğu halde bunların durumunu sorduğunu, alt komisyonda çalışmaları
nedeniyle söz konusu firmaların şansı bulunup bulunmadığı konusunda açıklama
yaptıklarını, kendilerinden bilgiyi Osman İlhan’ın istediğini, ne Bakanı ne de üst komisyonu
görmediklerini;
Mustafa Çetin 13.9.2005 günlü oturumda, şube müdürü Murat Yılmazer’in de
bulunduğu bir ortamda Osman İlhan’ın Bakanın bazı bölgelerde, bazı firmaların durumlarını
sorduğunu, bununla ilgili bilgi istediğini, bazı bölgelerde telkini olabileceği izlenimi
edindiğini ifade ettiğini, kendilerinin de, komisyon olarak, şartnamede mevcut teklifler
üzerinden ayrı bir değerlendirme yapmanın mümkün olmadığını beyan ettiklerini; Bakanın
sorduğu söz konusu bölgelerin hatırlayabildiği kadarıyla, Balıkesir, Çanakkale ile Ankara,
Kırıkkale olduğunu;
Yiğit Akbaş 8.2.2006 günlü oturumda, 5. görev bölgesiyle ilgili ihalede birkaç
firmayla ortaklık konusunda temaslarının olduğunu, BEST firmasının elektrik sektöründe
trafo imal eden büyük bir kuruluş olduğunu, bu nedenle onlarla görüştüklerini, bu ihaleler
sırasında finansman gerektiğini, bu çerçevede kendi istekleriyle bu firmayla da
görüştüklerini, görüşme konusunda herhangi bir telkin olmadığını;
beyan etmişlerdir.
Dosyadaki delillerin değerlendirilmesinden, her ne kadar tanık Osman İlhan’ın
BEST firmasının kazanması yolunda baskı olmamakla birlikte bir yönlendirme olduğuna
ilişkin beyanı bulunmakta ise de tanık hakkında bakanlıkça verilen disiplin cezası
bulunması nedeniyle ifadesine itibar edilmemiş, sanığın TEDAŞ İHD ihalelerinden 5. görev
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
305
bölgesi olan Balıkesir-Çanakkale bölgesinde Best firması lehine müdahalede bulunduğuna
ilişkin kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden bu konuya ilişkin sav yerinde
bulunmamıştır.
●13. görev bölgesine ilişkin olarak
13. görev bölgesi olan Ankara-Kırıkkale İHD ihalesinde teklif değerlendirme
komisyon başkanı ve üst kurul üyesi Osman İlhan’ın ifadesine göre, ihalenin Barmek
Holding’e verilmesi için sanığın yönlendirmeleri olduğu ileri sürülmüştür.
7.7.1998 günlü Mustafa Cumhur Ersümer’in onayladığı üst komisyon kararına göre,
13. görev bölgesinde Barmek Holding’in önderliğindeki oluşumun birinci olduğu, 29. görev
bölgesindeki ihalede de ilk sırada olan oluşum içinde yer alan Doğan Holding’in Barmek ile
ortak olması nedeniyle şartnamenin 3. ve 5. maddeleri gereğince sorun bulunduğunun ve bu
nedenle ek karar alınmasının gerekli olduğunun belirtildiği anlaşılmıştır.
İhale Şartnamesinin 3. maddesinde, “Teklif sahipleri (şirketler ve ortakları), (A)
grubundaki bölgelerden en fazla ikisi için ve (B) grubundaki bölgelerden ise en fazla dördü
için teklif verebilecekler ancak, en uygun teklif verilse dahi (A) grubundaki görev
bölgelerinden bir, (B) grubundaki görev bölgelerinden iki olmak üzere en fazla 3 bölgenin
dağıtım hizmetlerinde görevlendirme hakkı alabileceklerdir. Teklif sahipleri verecekleri
tekliflerde tercih önceliklerini belirteceklerdir.”;
5. maddesinde ise “Tekliflerin değerlendirilmesi sonrasında teklif sahibinin (A)
grubu için verdiği tekliflerin her ikisinin de verilen teklifler arasında en yüksek puanı
aldığının anlaşılması halinde teklif sahibinin tercih ettiği bölge esas alınacak, diğer bölge
için verdiği teklif ise geçersiz sayılacaktır. Aynı yöntem (B) grubu görev bölgeleri için teklif
verenlerde uygulanacaktır.”
denilmektedir.
Buna göre, 13. görev bölgesi ile ilgili ihalenin iptal edilerek yeniden ilana
çıkarılması veya 29. görev bölgesinde de birinci sıradaki oluşumun içinde yer alan Doğan
Holdingin bu oluşumda yer almaması kaydıyla ihalenin Barmek Holdingin liderliğindeki
oluşuma verilmesi şeklinde bakan onayına iki görüşün sunulduğu, sanık Bakanın 7.7.1998
günlü olur ile ikinci görüşü uygun bulduğu anlaşılmıştır.
Tanıklardan;
Osman İlhan 12.7.2005 günlü oturumda, Ankara bölgesiyle ilgili olarak hukuki
tartışma çıktığını, iki farklı görüşün ortaya çıktığını, bu konuda sanıkla farklı
düşündüklerini, ancak, konu yargıya intikal etttirildiğinde Danıştay’ın da yapılan işlemi
hukuka uygun bulduğunu, kendisine taşıyamayacağı kadar bir baskı olmadığını, bu nedenle
de istifa etmediğini, TEDAŞ’a ait santrallerin işletme hakkı devrine yönelik işlemlerin
hiçbirinin sonuçlandırılmadığını, hiçbir bölgenin devredilmediğini;
Murat Yılmazer 13.9.2005 günlü oturumda, bir gün Osman İlhan’ın, küçük bir
kâğıda yazılmış 5–6 şirket isminin olduğu kâğıdı göstererek “bu şirketlerin durumuna bir
bakabilir misin, Cumhur Bey soruyor” dediğini, şirketlerin durumuna baktıklarını,
hatırlayabildiği kadarıyla en iyisinin yerinin dördüncü sırada olduğunu, Osman Bey’in
kendisine “eğer, bu konuda bir baskı olursa, ben istifa ederim” dediğini, kendisinin de
böyle bir baskıyı kabul etmeyeceklerini “biz de ayrılırız, şey yapmayız, baskı altında
çalışmayız” dediklerini; bunun dışında Osman İlhan’la bu konuda başka konuşmaları
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
306
olmadığını, çalışmalarısırasında Cumhur Ersümer’in herhangi bir baskısının,
yönlendirmesinin, kanunsuz bir emrinin söz konusu olmadığını;
Mustafa Çetin 13.9.2005 günlü oturumda, Murat Yılmazer’in de bulunduğu bir
ortamda Sayın Osman İlhan’ın, Sayın Bakanın bazı bölgelerde, bazı firmaların durumlarını
sorduğunu, bununla ilgili bilgi istediğini, bazı bölgelerde telkini olabileceği izlenimi
edindiğini ifade ettiğini, kendilerinin de, komisyon olarak, şartnamede mevcut teklifler
üzerinden ayrı bir değerlendirme yapmanın mümkün olmadığını beyan ettiklerini; böyle bir
izlenim edindiğini Osman İlhan’ın aktardığını; ama Sayın Bakanın ağzından böyle bir şey
duymadığı gibi, Sayın Bakan ile Osman İlhan arasında böyle bir konuşma geçtiğinde
yanlarında da olmadığını, Bakanın sorduğu söz konusu bölgelerin hatırlayabildiği kadarıyla,
Balıkesir, Çanakkale ile Ankara, Kırıkkale olduğunu;
Halil Yurdakul Yiğitgüden 30.6.2006 günlü oturumda, 13. görev bölgesiyle ilgili
olarak komisyonda tereddüt oluştuğunu, bu durumun raporda ve olurda belirtildiğini, bu
açıdan Bakanın bir telkinin söz konusu olmadığını, görüşlerin değerlendirilmesi şeklinde bir
gelişmenin bulunduğunu;
Haldun Atıf Danışman 30.6.2006 günlü oturumda, değerlendirme sonucunda
birinci olan grubun içinde Doğan Holding’in de ortak olması nedeniyle sorun olduğunu,
ihaleyle ilgili olarak iki görüş oluştuğunu, bunlar belirtilerek bakan onayı alındığını;
Hami Çelebi 13.9.2005 günlü oturumda, TEDAŞ’ın işletme hakkı devri ihalesiyle
ilgili işin başından sonuçlandırılıncaya kadar o proje içerisinde, altyapısında, teknisyen
sıfatıyla görev yaptığını, çalışmaları sırasında, herhangi bir şekilde bir baskı izlemediğini,
görmediğini, değerlendirmelerin şartname çerçevesinde ve kamu yararı gözetilerek
alındığını, kendilerinden bilgiyi, Osman İlhan’ın istediğini, ne Bakanı ne de üst komisyonu
görmediklerini, Osman İlhan’ın talimatları ile hareket ettiklerini, genel çalışmayı tamamen
üst komisyonun yaptığını;
Mustafa Mendilcioğlu 6.10.2005 günlü oturumda, Alt komisyonunun verdiği
rapordaki bütün unsurların, hiçbir şey gizlenmeden, bütün olayın resmi, bütün tekliflerin
resmi konarak üst kurula sunulduğunu, üst kurulun yaptığı çalışmalarda en uygun teklifin
belirlendiğini ve Bakan onayına sunduklarını, Bakanın onayından sonra, 3096 sayılı Kanun
uygulaması gereği Bakanlar Kurulundan karar alınması gerektiğinden, Bakanın, Bakanlar
Kurulundan gerekli kararı aldığını, Danıştay prosedürünün tamamlandığını, bu arada bir
kısım şirketlerin yargıya başvurduklarını, bunların sonuçlanmasının beklendiğini,
sonrasında sözleşmelerin imzalandığını;
Kadir Ramazan Coşkun 6.10.2005 günlü oturumda, üst komisyon olarak puan
vermediklerini, bir sıralama yapmadıklarını, teknik arkadaşların sundukları teknik bilgileri
değerlendirerek kararlar verdiklerini ve bu kararları verdikten sonra da komisyon olarak,
ihaleyi sonuçlandıran makam da olmadıklarını, ihaleyi sonuçlandıran makamın Bakanlar
Kurulu olduğunu, Bakanın değerlendirmelerin şeffaf olması için üst komisyon kurulması
yolunu seçtiğini, Bakan’ın kurul üzerinde herhangi bir baskısının bulunmadığını, Barmek
firmasının kazandığı 13. görev bölgesi ile ilgili olarak, Komisyonda oluşan iki ayrı görüşü
bakana sunduklarını, Danıştay 10. Dairesinin bu işlemin doğru olduğuna karar verdiğini;
Önder Piyade 15.12.2005 günlü oturumda, ihale sürecinde Mustafa Cumhur
Ersümer’in herhangi bir baskısının olmadığını;
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
307
beyan etmişlerdir.
Konuyla ilgili delillerin değerlendirilmesinde, sanığın 13. görev bölgesine ilişkin
ihalenin Barmek Holding’e verilmesi için yönlendirmede bulunduğuna dair kesin ve
inandırıcı delil elde edilemediğinden sav yerinde bulunmamıştır.
Kaldı ki, imtiyaz sözleşmesi Danıştay tarafından onaylanmış, Danıştay 10. Dairenin
4.10.2000 günlü, E.1998/4102, K.2000/4927 sayılı kararında 13. görev bölgesine ilişkin
işlemlerde usulsüzlük olmadığı gerekçesi ile istem reddedilmiştir.
●14. görev bölgesine ilişkin olarak
14. görev bölgesi Konya-Karaman İHD ihalesinde ihalenin Özkaymak firmasına
verilmesi için sanığın baskısının olduğu, bu firmanın birinci olmadığının anlaşılmasından
sonra ihaleyi alan birinci sıradaki firma ile Özkaymak firmasının hisse devri yoluyla
ortaklık oluşturarak Bakanın isteminin yerine getirildiği ileri sürülmüştür.
14. görev bölgesine ilişkin Mustafa Cumhur Ersümer’in onayladığı, 20.2.1998
günlü üst kurul kararına göre, Koçoğlu İnşaat A.Ş, Ahmet Yıldız, Cevdet Çavuşoğlu,
Selahattin Ural, Pakize Yıldız’dan oluşan oluşumun en uygun teklif olduğuna karar verildiği
görülmüştür.
Ahmet Yıldız, Şükrü Koçoğlu ve Rahim Özkaymak temsilcilerinin imzaladığı ortak
girişim protokolüne göre, oluşturulacak şirkette Özkaymak grubunun % 64 hisseye sahip
olacağının karar altına alındığı görülmüştür.
Öte yandan Enerji ve Tabii kaynaklar Bakanlığı’nın 11.3.2005 günlü ve 873 sayılı
yazısında “…14 nolu görev bölgesi içinde, teklifi uygun bulunan oluşumca 3096 sayılı
Kanun ve ilgili yönetmelik hükümlerine istinaden sadece elektrik üretim, iletim, dağıtım ve
ticareti ile ilgili iki farklı sermaye şirketi kurulmuş ve bu nedenle söz konusu görev bölgesi
için 3096 sayılı Kanuna göre görevlendirme yapılamamıştır...” denilmiştir.
Tanıklardan;
Osman İlhan 12.7.2005 günlü oturumda, Sivas ve Konya ile ilgili olarak Bakan’la
doğrudan temaslarının olmadığını; ama o iki bölgeyle ilgili direkt olarak ÖZKAYMAK
kazansın veya ŞARA kazansın şeklinde bir ifadesinin olmadığını, somut olarak böyle bir
ifade olsaydı açıklayacağını, ancak dolaylı olarak siyasî yapılarından dolayı zaman
içerisinde böyle bir kanaatin kendisinde oluştuğunu, kazanan firmaların müracaat ederek,
ihale aşamasından sonra, ortaklık yapılarını değiştirmek istediklerini beyan ettiklerini;
bunun da, mevzuat gereği Rekabet Kurumunun olumlu görüşleri ve bakanın onayıyla
gerçekleşen genel bir uygulama olduğunu, ayrıca TEDAŞ’a ait santrallerin işletme hakkı
devrine yönelik işlemlerin hiçbirinin sonuçlandırılmadığını, hiçbir bölgenin
devredilmediğini;
Halil Yurdakul Yiğitgüden 30.6.2006 günlü oturumda, TEDAŞ İHD ihalelerinde
üst komisyon başkanlığı görevini yürüttüğünü, Bakanın kendisine herhangi bir talimatının
olmadığını, makamında Ahmet Yıldız’ın ifadesinde geçtiği gibi bir olayın
gerçekleşmediğini, zaman zaman müteşebbislerin kendisinden randevu istediklerini, bu
ziyaretlerde herhangi bir tartışmaya girmeden, sorun varsa ilgili birimlere yönlendirdiğini,
ticari bir konuda arabuluculuk etmesinin görevi dahilinde de bulunmadığını;
Haldun Atıf Danışman 30.6.2006 günlü oturumda, Ahmet Yıldız’ın ifadesine göre
Rahim Özkaymak lehine telkinde bulunduğuna ilişkin iddianın doğru olmadığını, Konya
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
308
bölgesi ile ilgili olarak şirketin kurulmasındaki gecikme nedeniyle sıkıntı bulunduğunu, bu
nedenle Ahmet Yıldız ile bir iki kez gördüğünü hatırladığını, bir gün ortaklıkla ilgili
sorunları çözmüş olarak geldiklerini, ancak toplantı sırasınhda da anlaşmazlıkları olduğunu
görünce kendisinin toplantıdan çıktığını, böyle bir anlaşmanın önceden yapılması
gerekirken yanında cereyan etmesinden rahatsız olduğunu, Ahmet Yıldız’a herhangi bir
telkinin söz konusu olmadığını;
Cevdet Çavuşoğlu 15.11.2005 günlü oturumda, 14 numaralı görev bölgesindeki
ihaleyi kazandıklarına dair Bakanlıktan intikal eden yazılar üzerine, ilgili işlemleri
Ankara’da bulunan Ahmet Yıldız’ın yürüttüğünü, Konya’da olduğu için Bakanlığa dahi hiç
gelmediğini, ihale üzerlerinde kalmasına rağmen şirketin kuruluşu için süre verildiğini,
şirketin kuruluşu sırasında ortak olarak almaları gereken firmanın Konya’da büyük bir firma
olduğunu, bu firmanın alınmaması halinde ihalenin kalacağı konusunda bilgilendirildiğini,
bunu Ahmet Yıldız’dan duyduğunu, bir seneye yakın pazarlıkların devam ettiğini;
anlaşmanın sağlanamadığını, işin iptal edildiğini, Sedaş’ın Koçyıldız ve Rahim Özkaymak
ortaklığı için kurulduğunu, Mustafa Cumhur Ersümer’in baskısı konusunda bilgisi
bulunmadığını;
Eşref Selahattin Ural 15.11.2005 günlü oturumda, Yıldızlar Elektrikle birlikte
Konya-Karaman bölgesindeki ihaleye katıldıklarını, ihalenin firmalarında kaldığını, ancak
sonuçta ihalenin iptal edildiğini, konuyla ilgili Cumhur Ersümer’le bir temasının olmadığını,
bu ihalede büyük bir ödeme gerektiğini, Koçoğlu yönetim kurulu başkanı Şükrü
Koçoğlu’nun, Konyalı bir grupla tanışıklıkları olduğunu, finans yönünden de bunu uygun
gördüklerini, bu nedenle SEDAŞ’ın kurulduğunu, ortaklık konusunda kendisine herhangi
bir baskı gelmediğini, ortaklığı şirketin istediğini, Aktaş ve Koçyıldız’ın Sedaş içinde tek
çatı altında toplanmasının amaçlandığını;
Pakize Yıldız 15.11.2005 günlü oturumda, bu ihaleye 3.4.1997 tarihinde
konsorsiyum üyeleri olarak başvurduklarını, Şubat 1998’e kadar herhangi bir bilgi
gelmediğini, Şubat 1998’de ihalenin kendilerinde kaldığını öğrendikten sonra Koçyıldız
Dağıtım ve Anonim Şirketi kurulduğunu, ortaklık konusunda bakanlıktan baskı olduğunu
duyduğunu;
Ahmet Yıldız 15.12.2005 günlü oturumda, ihalenin, 1997 yılında 3 Nisan’da
yapıldığını ve Türkiye’de 25 bölgeyle birlikte yapılan ihalelerden biri olduğunu, kendisini
bu ihalelerden 4 bölge için başvuruda bulunduğunu, şeffaf bir ihale olduğunu, başvurduğu
ihalelerden Nevşehir ve Konya bölgelerindeki ihaleleri kazandığını, bir-iki ay içinde
sonuçların komisyonlarda değerlendirilip açıklanacağının söylenmesine rağmen iki ayın
sonunda Hükümetin değişmesi sebebiyle 7–8 ay kadar geciktiğini, sonrasında Bakanlıktan
Fevzi Başaran vasıtasıyla çağrıldığını, Bakanlıkta Haldun Atıf Danışman, Mustafa
Mendilcioğlu ve Yurdakul Yiğitgüden ile görüştüğünü, kendisine görüşmelerin daha
süreceğini, bu görüşmelerin sonucunun iletileceğini söylediklerini, sonraki görüşmelerde
araya Fevzi İşbaşaran, daha başka tanıdıkların girmeye başladığını, Konyalılarla ortak olma
konusunu düşünmesinin söylendiğini, daha sonra Özkaymak’la ortaklık olması halinde
ihalenin verileceği konusunda telkinlerin başladığını, Bu telkinleri Mustafa Mendilcioğlu
Haldun Atıf Danışman ve Osman İlhan’ın yaptığını, telkinlerin hep Rahim Özkaymak’la
ortaklık üzerine olduğunu;
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
309
Bakanlıkta müsteşar yardımcısı, genel müdür, müsteşar ve başta o günün bakanı
Sayın Cumhur Ersümer’in Rahim Özkaymak’ı desteklediğini belirttiğini, Konya’ya gittiği
gibi, Konya’dan da görüşmeye geldiklerini, görüşmelerin bir yıl kadar sürdüğünü, ayrıca
yazışmaların da olduğunu, Konya’da Özkaymak Firmasının sahibi kişi ve çocuklarıyla
birlikte hisselerinin % 75 olması konusunda ısrarlı olduklarını, Sayın Cumhur Ersümer’in
makamına en az, herhalde, 4 veya 5 defa çeşitli arkadaşlarla, örneğin, Feyzi İşbaşaran
aracılığıyla gittiğini ve her seferinde bunun olması konusunda kendisinden istirhamda
bulunduğunu, sürekli şekilde Konyalılarla ortaklığın gerçekleşmesi halinde bu işin
olacağını, ne yapıp edip ortaklığı gerçekleştirmem gerektiği konusunda bir hava
sezdirdiğini, bir randevu temin edilip gidildiğinde, artık kararını verdiğini, adaletli,
hakkaniyetli bir ortaklık teklifi olarak kaleme aldığı “10 maddelik” metin hazırladığını,
Mecliste Cumhur Ersümer’e gösterdiğini, bir sayfalık önerisini Bakanın alıp cebine
koyduğunu ve kendisine “hastanelik olduğunu söylemiştin, ben de tımarhanelik olacağım
bu iş olmazsa” dediğini, yanlarında Feyzi İşbaşaran olduğunu, bu olaydan sonra bu işin
olmayacağına yavaş yavaş inanmaya başladığını, günlerce kendisini oyaladıklarını, Şükrü
Koçoğlu’yla, konsorsiyumlarının içinde olmasına rağmen, Konyalılarla yapılan
müzakerelerde aynı düşüncede olmadıklarını, Şükrü’nün Rahim Özkaymak’tan yana bir
tavır almaya çalıştığını, hatta bu nedenle tartıştıklarını;
Rahim Özkaymak 8.2.2006 günlü oturumda, TEDAŞ İşletme Hakkı Devri
ihalelerinde Konya bölgesi için Konya’dan 9 firma katıldığını, bu 9 firmanın da, ihaleye
katılan kişilerle konsorsiyum kurmak için uğraştığını ancak Koçoğlu’nun talebi üzerine
kendilerinin anlaştıklarını, bu anlaşmayı protokolle yaptıklarını, buna göre, yüzde 36’sı
Koçoğlu Grubunun ve yüzde 64’ü de Konya grubu olarak AKTAŞ grubunu belirlediklerini,
Konsorsiyumun böyle belirlenmesi konusunda Bakanlıktan herhangi bir baskı olmadığını,
Konya Grubunun AKTAŞ şirketini kurduğunu, Koçoğlu grubunun da Koçyıldız şirketi
kurduğunu, her iki şirketin ortak olması için Sedaş’ı kurduklarını, ihale netleşmeden
anlaşmanın gerçekleştiğini, Ahmet Yıldız’ın yalan söylediğini, Koçoğlu Grubunun ortağı
olarak Ahmet Yıldız’ı tanıdığını, daha ihale hiç yapılmadan 3–5 sefer toplandıklarını, o
toplantılarda, sermayesine göre hisseleri belirlediklerini, ihale büyük olduğu için bütün
şirketlerin ihale gerçekleşmeden ortak arayışı içinde olduğunu, Müsteşar Bey’e Ahmet
Beyle gitmediklerini, ama Müsteşarla da görüştüklerini, genel müdürle ve bir kez de 10–15–
20 kişilik grupla Sanık Bakanla görüştüklerini, bu ziyaretlerinin amacının ihalenin
kendilerinde kalması olmadığını, Bakanla herhangi bir yakınlığının olmadığını, “ihaleyi
mutlaka biz alacağız” şeklinde açıklamasının da olmadığını;
M. Şükrü Koçoğlu 8.2.2006 günlü oturumda, 14. Bölge İşletme hakkı devri
ihalesine konsorsiyum olarak girdiklerini, ihalenin kendilerinde kaldığını, ancak kendi
bölgelerinde sorunları olduğunu, o zaman Konya’da karayolu yaptıklarını, Konya
Havaalanını da kendilerinin yaptıklarını, bu nedenle sıkça Konya’ya gittiğini, Özkaymak
grubunun, Rahim Özkaymak’ın otelinde kaldıklarından söz konusu ihaleyle ilgili olarak da
konuştuklarını, hatta ihale kimde kalırsa kalsın birlikte yapılabileceğinin de dile
getirildiğini, konuyu Ahmet Yıldız’a da açtığını, Ahmet Yıldız’ın Niğde-Nevşehir
bölgesindeki ihaleyi de kazandığını, o ihalede de ortaklık yaptığını, maddî durumunun o
kadar iyi olmadığını, zaten bu nedenle de konsorsiyum olarak girdiklerini, Özkaymak’la
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
310
ortaklığı kendisinin önerdiğini, Ahmet Yıldız’ın da durumu kabul ettiğini, Ahmet Yıldız’la
geç saatlere kadar toplantılar yapıldığını, kendisinin akşam aldıkları karardan ertesi gün
vazgeçtiğini, önce yarı yarıya ortak olmak istediklerini, neticede ortaklığa konulan pay
oranında 2/3’ü Özkaymak, 1/3’ü kendilerinde olmak üzere anlaştıklarını, kendilerinin
Koçyıldız, Konyalıların Aktaş diye bir şirket kurduklarını, sonra bu iki şirketin Sedaş diye
Selçuklu Elektrik Dağıtım şirketini kurduğunu, ancak işin sonuçsuz kaldığını, pilot firmanın
kendileri olduklarını, işi kendilerinin yürüttüklerini, ancak o zaman Cumhur Bey’le en ufak
bir temasının olmadığını, Koçoğlu, Ahmet Yıldız ve Özkaymak, Konyalılar grubu olarak bir
protokolleri bulunduğunu, protokolün ihaleden sonra yapıldığını, Özkaymak ile ortaklık
konusunda Bakanlıktan herhangi bir telkin ya da ima olmadığını, Ahmet Yıldız’ın bakanla
görüşmesi konusunda bilgisinin bulunmadığını;
Fevzi İşbaşaran 8.2.2006 günlü oturumda, Ahmet Yıldız’ın Bakanla tanıştırılmayı
istediğini, bunun üzerine M. Cumhur Ersümer’i, ihaleden sonra Ahmet Yıldız’la ziyaret
ettiklerini, görüşme sırasında odada başka heyetlerin de bulunduğunu, Ahmet Yıldız ile
Bakanı o zaman tanıştırdığını, Ahmet Yıldız’ın ihale süreci ile ilgili öğrenmek istedikleri
olduğunu söylemesi üzerine bürokratlarından birini arayarak; “Ahmet Bey, bu iş Bakanlar
Kuruluna gidecek, daha sonra Danıştay’a gidecek, süreç budur. Anladığım kadarıyla iki yer
almışsınız” dediğini, Bakanın bürokratı ile konuştuktan sonra Ahmet Beyin Nevşehir
Bölgesi ve Konya Bölgesinde iki ihaleyi aldığını öğrendiğini, daha fazla bilgi için
bürokratlarla konuşabileceğini, ancak o an için prosedürün yürüdüğünü belirttiğini, Ahmet
Bey ile daha sonra bir iki defa telefonla görüşmeleri olduğunu, telefon görüşmelerinde
finansman sıkıntısından bahsettiğini, iki ihaleyi aldığını, ancak ikisini birden yürütecek
parası olmadığını beyan etiğini, ortaklık yapmasının sebebinin bu olabileceğini, henüz
Bakanlar Kurulundan çıkmamış, Danıştay’dan geçmemiş ve o günlerde Hazinenin de
garanti vermediği bu tür projeler yabancı finans kuruluşlarının kredi vermediğini Ahmet
Yıldız’ın ifade ettiğini, ortaklığı kendi finansman sorunundan dolayı yapmak zorunda
olduğunu, başka çaresinin bulunmadığını telefonla birkaç kez anlattığını, sonra
görüşmediklerini, M. Cumhur Ersümer’in yeniden bakan olduğunda, Ahmet Yıldız’ın o
zaman tekrar kendisini aradığını ve Bakana hayırlı olsun demek için gitmek istediğini ifade
ettiğini, Bakanın zamanı olmadığını Meclis’te görüşebileceğini ifade etmesi üzerine
Meclis’e gittiklerini, Bakanın grup toplantısından çıktığında Ahmet Bey’i görüştürmek
üzere yanına gittiklerini, Bakanın o anda Ahmet Beyi yine hatırlayamadığını, kendisinin
tekrar hatırlatmak zorunda kaldığını, yanlarında bir çok insan olduğu halde kuliste hem
yürüyüp hem konuştuklarını, ne konuşulduğunu duymadığını ancak toplam 5 dakika
görüştüklerini, daha sonra Ahmet Bey’in izin isteyerek Meclis’ten ayrıldığını, o günden
sonra da kendisini görmediğini, 14. görev bölgesinde Ahmet Yıldız’ın Rahim Özkaymak ile
ortak olması konusunda herhangi bir bilgisinin olmadığını, Bakanlık Müsteşar
yardımcılarının Ahmet Yıldız’ı Rahim Özkaymak ile ortak olması konusunda
çağırmalarında kendisinin aracı olduğu konusundaki beyana kesinlikle katılmadığını, Ahmet
Yıldız’ın uzun yıllardır Bakanlıkta iş yaptığını, Bakanlık bürokratlarını çok iyi tanıdığını,
kendisinin aracılığına da ihtiyacı olmadığını;
beyan etmişlerdir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
311
Konuyla ilgili delillerin değerlendirilmesinde;
Ahmet Yıldız, Şükrü Koçoğlu ve Rahim Özkaymak temsilcilerinin imzaladığı ortak
girişim protokolünde TEDAŞ İHD 14. görev bölgesine ilişkin oluşturulacak görev
şirketinde Özkaymak grubunun % 64 hisseyle ortaklığının karar altına alındığı, bu karar
gereğince Selçuklu Elektrik Dağıtım A.Ş. (SEDAŞ)’ın kurulduğu ve Rahim Özkaymak’ın
da bu şirketin ortağı olduğu tespit edilmiş, mağdur olduğunu ileri süren tanık Ahmet Yıldız,
Özkaymak firmasıyla ortak olması konusunda Bakanlıktan baskı gördüğünü belirtmiş ise
de;
Bu olayın tanığı olduğunu beyan ettiği Fevzi İşbaşaran’ın, sanık bakan tarafından
Ahmet Yıldız’a baskı yapıldığına ilişkin herhangi bir bilgi ve görgüsünün bulunmadığını,
sadece bakanla görüşmelerini sağladığını yeminli anlatımı ile belirttiği, ancak duruşmada
dinlenen tanık Ahmet Yıldız’ın sanık ya da bakanlık tatarafından kendisine baskı
yapıldığına ilişkin doğrudan bir anlatımının bulunmadığı, yalnızca baskıkonusunda
sezgilerinden söz ettiği; bu konudaki ifadesinin ortakları dahil olmak üzere diğer tanıklarca
da doğrulanmadığı anlaşılmıştır.
Sanık Bakanın TEDAŞ İHD ihalelerinden 14. görev bölgesi olan Konya-Karaman
bölgesinde Özkaymak firması lehine müdahalede bulunduğuna ilişkin her türlü şüpheden
uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden sav yerinde bulunmamıştır.
Kabul ve varılan sonuç bölümünde konu görevi ihmal ve görevi kötüye kullanma
suçları bakımından ayrıca ele alınmıştır.
●19. Görev Bölgesine İlişkin Olarak
19. görev bölgesi Sivas-Tokat-Yozgat İHD ihalesinde sanık Mustafa Cumhur
Ersümer’in firma tercihini belirterek müdahalede bulunduğu iddia edilmiştir.
―20.2.1998 günlü olur ile onaylanan üst kurul kararına göre bu bölgede ihaleyi
Eltes Elektrik Tes. İnşaat Kol. Şti.’nin aldığı;
―Danıştay Birinci Dairesinin 8.10.1998 günlü, E.1998/94, K.1998/228 sayılı kararı
ile 19 nolu görev bölgesine ilişkin imtiyaz sözleşmesinin onaylandığı;
―Danıştay Onuncu Dairenin 20.11.2002 günlü, E.2002/204, K.2002/4470 sayılı
kararından 19. görev bölgesiyle ilgili Bakanlar Kurulu kararının iptaline karar verildiği,
ETKB Enerji İşleri Genel Müdürlüğü’nün 11.3.2005 günlü, 873 sayılı yazısından, (19)
no’lu görev bölgesi için istihsal edilen Bakanlar Kurulu kararının Danıştay tarafından iptal
edilmesi nedeniyle bu bölge için özel sektöre devir işleminin yapılmadığının belirtildiği;
anlaşılmıştır.
―Tanık Osman İlhan 12.7.2005 günlü oturumda, TBMM’deki ifadesiyle ilgili
olarak Sivas ve Konya ile ilgili olarak Bakanla doğrudan temaslarının olmadığını
Özkaymak kazansın veya Şara kazansın şeklinde bir ifadesinin olmadığını, somut olarak
böyle bir ifade olsaydı açıklayacağını, ancak dolaylı olarak siyasî yapılarından dolayı zaman
içerisinde belki gelen yönlendirme telefonları nedeniyle o kanaatin oluştuğunu, oralarda da
Şara ve Özkaymak firmasının kazanamadığını, birinci olan firmaların kendi fiyatlarıyla
kazandığını, şirketlerin ortaklık yapılarının ihale aşamasından sonra değiştirmelerinin
mevzuat gereği Rekabet Kurumunun olumlu görüşleri ve bakanın onayıyla genel bir
uygulama olduğunu ifade etmiştir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
312
Dosyadaki delillerin değerlendirilmesinde;
Sanığın TEDAŞ İHD ihalelerinden 19. görev bölgesi olan Sivas-Tokat bölgesinde
Şara firması lehine müdahalede bulunduğuna ilişkin her türlü şüpheden uzak, kesin ve
inandırıcı delil elde edilemediğinden bu konuya ilişkin sav yerinde bulunmamıştır.
▬Alt Komisyon raporuna göre ihalenin sonuçlandırılması mümkün değilken
üst kurul oluşturularak sonuçlandırılması suretiyle kazanan firmalar lehine haksız
menfaat sağlamak
●Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 14.10.2005 günlü, E.2002/3 MD, K. 2005/5 sayılı
dava dosyasının incelenmesinden;
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 04.10.2002 gün ve 2002/39084 sayılı
iddianamesinde, elektrik dağıtım tesislerinin işletme haklarının devri ile ilgili 7, 11, 12, 13,
17, 18, 19, 22, 23, 25, 28 ve 29 numaralı görev bölgelerine ait ihale dosyalarının
incelenmesinde 3 Nisan 1997 tarihinde kurulan birinci ihale komisyonunda TEDAŞ’tan
gelen komisyon üyelerinin olumsuz görüş bildirmeleri üzerine kendilerine “firmaların
fizibilitelerini fotoğraflayıp yorum yapmadan komisyondaki görevlerini bırakmalarının”
istendiği, bunun üzerine Mustafa Cumhur Ersümer’in oluru ile Müsteşar H. Yurdakul
Yiğitgüden, Müsteşar Yardımcısı Haldun Atıf Danışman, Enerji İşleri Genel Müdürü
Mustafa Mendilcioğlu, TEDAŞ Genel Müdürü Kadir Ramazan Coşkun ve Genel Müdür
Yardımcısı Osman İlhan’dan oluşan ikinci komisyonun kurulduğu;
İkinci komisyonun birinci komisyonun uyarılarını dikkate almadığı, görevli şirketin
görev karşılığında sattıkları enerji karşılığında talep ettikleri kâr payının toplamının G
değeri olarak isimlendirildiği;
Buna göre sanıkların temettü vergisini G değerine ilave etmeden ihale mevzuatına
ve şartname esaslarına aykırı davranıp ihaleleri kendi öngördükleri firmalar üzerine
bırakarak ihaleye fesat karıştırdıkları;
Alt kriterlere puan verilmesi, bunun firma tekliflerinin alındıktan sonra yapılması,
fizibilitelerini hazırlarken hangi alt detay konulara hangi puanların verileceğini bilmelerinin
mümkün olmadığı;
Belirtilerek ihale komisyonunun ihale şartnamesine aykırı ve sonradan değiştirilen
firmaların habersiz oldukları bu puanlama metodunu kullanarak, daha uygun teklif veren
firmaları ihalede ikinci hatta üçüncü sıraya iterek ihaleyi istediği firmalara daha yüksek
teklifte verdiği;
Görevli şirketler tarafından çalıştırılacak işçi sayısını ve işçilik giderine
netleştirmeyen, bu miktarın üzerindeki işçilerin çıkarılması halinde kıdem tazminatının
şirketlere ait olması yolunda birinci alt komisyonun uyarılarına rağmen sözleşmeye hüküm
koymayan komisyon üyelerinin görevlerini suiistimal ettiği ve diğer iddialar ile sanıkların
sözleşmelerde ihale şartnamesine aykırı değişiklikler yapmak suretiyle ihale şartlarının
değiştirilmesine ve ihalede rekabet şartlarının ihlal edilmesine neden oldukları; sanıkların
birlikte devamlı hareket etmeleri ve bu şekilde bir araya gelmek suretiyle teşekkül
oluşturdukları iddiasıyla 765 sayılı TCK’nın 240, 313 ve 366/2. maddeleri gereğince
cezalandırılmaları istemiyle Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesine 2002/297 Esas sayılı dava
açıldığı;
anlaşılmıştır.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
313
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Müsteşarı Halil Yurdakul Yiğitgüden hakkında
ise evrakın ayrılarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği, Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığının 27.09.2002 günlü, 2002/12 sayılı iddianamesiyle; sanık Enerji
ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Müsteşarı Halil Yurdakul Yiğitgüden hakkında benzer
iddialarla ihaleye fesat karıştırma ve görevi kötüye kullanmak suçlarından 765 sayılı
TCK’nın 205 (5 kez) ve 240 maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle Yargıtay 5. Ceza
Dairesine kamu davası açıldığı, 2002/3 MD Esas sayılı dava ile Ağır ceza Mahkemesindeki
dava birleştirilerek Yargıtay 5. Ceza Dairesinde birlikte yürütüldüğü, yargılama sonucunda
tüm sanıkların beraatlerine karar verildiği ve kararın Yargıtay Ceza Genel Kurulunun
22.5.2007 günlü, 2007/112 sayılı kararıyla onandığı anlaşılmıştır.
●TEDAŞ İHD ihalelerinde 3096 sayılı Yasa’nın 3, 5 ve 9. maddeleri gereğince
4.5.1998 günlü ve 98/11073 sayılı görevlendirmeye ilişkin Bakanlar Kurulu Kararının
alındığı anlaşılmıştır.
Bakanlar Kurulu Kararı ve Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 14.10.2005 günlü, E.2002/3
MD, K. 2005/5 sayılı kesinleşen beraat kararlarına göre, haksız menfaat olarak ileri sürülen
sav yerinde görülmemiştir.
ETKB’nin 11.3.2005 günlü, 873 sayılı yazısından TEDAŞ İHD ihalelerinin
hiçbirinde işletme haklarının fiilen devredilmediği, bazılarıyla sözleşme dahi
imzalanmadığının, sözleşmeleri bulunan projelerde ise Danıştay kararlarına istinaden davam
edilemediğinin belirtilmiş olmasına göre ortada kamu zararının da bulunmadığı
anlaşılmıştır.
d- Kabul ve Varılan Sonuç
Yukarıda açıklandığı üzere, dosyada bulunan tüm delillerden, 3096 sayılı Türkiye
Elektrik Kurumu Dışındaki Kuruluşların Elektrik Üretimi, İletimi, Dağıtımı ve Ticareti ile
Görevlendirilmesi Hakkındaki Kanun gereğince yürütülen TEDAŞ İHD ihalelerinde:
Sanık Bakan tarafından,
―Teklif değerlendirme komisyonunda görüş ayrılığı olması nedeniyle ihalelerinin
sonuçlandırılabilmesi için Müsteşar Yurdakul Yigütgüden başkanlığında üst kurul
oluşturulmasına onay verildiği,
―TEDAŞ İHD ihalelerinden müdahale edildiği iddia edilen 5 nolu görev bölgesi
olan Çanakkale-Balıkesir, 13 nolu görev bölgesi olan Ankara-Kırıkkale, 14 nolu görev
bölgesi olan Konya–Karaman ve 19 nolu görev bölgesi olan Sivas-Tokat-Yozgat
bölgelerinde tekliflerin değerlendirilmesi sonucu verilen kararların 13.2.1997, 7.1.1998,
20.2.1998 ve 20.2.1998 tarihlerinde onaylandığı,
anlaşılmıştır.
Yüce Divana sevk kararı ile sanığın ihaleye fesat karıştırma suçundan dolayı 765
sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 205. maddesi gereğince cezalandırılması istemiyle kamu
davası açılmıştır.
Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda iddiada yer alan olayların ihaleye fesat
karıştırma suçunu oluşturmadığı gibi, sanığın cezai sorumluluğunu gerektirecek deliller de
elde edilemediğinden sanığın beraatine karar verilmesi gerekmiştir.
Üyeler Sacit ADALI ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT, “14. görev bölgesine ilişkin
ihalede Ahmet Yıldız, Rahim Özkaymak, Haldun Atıf Danışman ve Fevzi İşbaşaran’ın
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
314
ifadeleri birlikte değerlendirildiğinde, ihalede baskı olduğu konusunda sanık Bakan’ın bilgi
sahibi olmasına rağmen gözetim ve denetim yetkisini kullanmayarak görevini ihmal ettiği”;
üye Şevket APALAK ise “işletme hakkıyla ilgili ihaleyi kazanan Ahmet Yıldız’a bir ortaklık
kurması için telkinde bulunulduğu, adı geçen önderliğindeki konsorsiyumun oluşturduğu
sermaye şirketiyle sözleşme imzalanmayarak mağduriyetine sebebiyet verildiği, bu
oluşumun da görevde yetkiyi kötüye kullanma yönününden değerlendirilmesi gerektiği”
düşünceleriyle bu değerlendirmeye katılmamışlardır.
19- Gereğinden fazla otoprodüktör santraline izin vererek görev ve yetkisini
kötüye kullanmak
a- İddia
Sanık Zeki Çakan’ın yetkisi bulunmadığı halde 39 adet otoprodüktör sözleşmesi
imzalayarak görevini kötüye kullanması nedeniyle TCK’nın 240. maddesi gereğince
cezalandırılması istenilmiştir.
b- Otoprodüktör Sözleşmelerinin Süreci
―3096 sayılı Yasanın uygulanmasını göstermek üzere 85/9799 sayılı Bakanlar
Kurulu Kararı (BKK) ekinde yayımlanan “Türkiye Elektrik Üretim İletim Anonim Şirketi ve
Türkiye Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi Dışındaki Kuruluşlara Elektrik Enerjisi Üretim
Tesisi Kurma ve İşletme İzni Verilmesi Esaslarını Belirleyen Yönetmelik” hükümlerine göre
otoprodüktör santraller kurulup işletilmektedir.
―03.03.2001 tarihinde yayımlanıp yürürlüğe giren 4628 sayılı Elektrik Piyasası
Kanunu’nun geçici 2. maddesinde, “Elektrik Piyasası Düzenleme Kurulunun ilk üyelerinin
bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde atanır. Kurul oluşmadan
Kurum personelinin ataması yapılamaz.”,
Geçici 3.maddesinde, “Hazırlık dönemi, bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren
onsekiz aylık süreyi ifade eder. Bakanlar Kurulu bu süreyi bir defaya mahsus olmak üzere
altı aya kadar uzatabilir.” ve “Hazırlık dönemi kapsamında: Dönem süresince, bu Kanunla
düzenlenmesi gereken yönetmelikler hazırlanır ve yayımlanır. Bu Kanun hükümlerine göre
çıkarılacak yönetmelikler yürürlüğe girinceye kadar mevcut yönetmeliklerin uygulanmasına
devam olunur. Kurulun oluşumuna kadar elektrik enerjisi arz güvenliği açısından acil
hallere münhasır olmak üzere Bakanlık gerekli önlemleri alır.”
denilmektedir.
―Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu 19.11.2001 tarihinde görevine başlamıştır.
Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından 4628 sayılı Kanuna dayanılarak çıkarılan
“Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği” 04.08.2002 günlü, 24836 sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
―Mayıs 2001-Ağustos 2002 tarihleri arasında sözleşmesi imzalanan 39 adet
otoprodüktör tesisi ile ilgili olarak;
▪Enerji İşleri Genel Müdürlüğü 09.05.2001 tarihli yazı ile daha önce yapılan
müracaatlarla ilgili çözümlerin geliştirilmesi amacıyla Enerji İşleri Genel Müdürlüğü
koordinasyonunda, DSİ, BOTAŞ, EİEİ, TEAŞ ve TEDAŞ genel müdürlüklerinden yetkili
uzmanların katılımıyla bir komisyonun oluşturulması hususunu Bakanlık Makamına
sunmuş, bu talep müsteşar tarafından 09.05.2001 tarihinde verilen olur ile uygun
bulunmuştur.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
315
▪Yapılan toplantılar sonucunda yapılabilir olmadığına karar verilen 25 adet ve
toplam kurulu gücü 5.998 MW olup iptal edilen otoprodüktör projelerinin durumu Enerji
İşleri Genel Müdürlüğü tarafından ilgili firmalara bildirilmiştir.
▪Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (TEİAŞ) Genel Müdürlüğü tarafından 20.11.2001
tarihinde dönemin Bakanı Zeki Çakan’a verilen “Elektrik Enerjisi Arz-Talep Durumunun
Değerlendirilmesi” konulu brifingde; yapılan değerlendirmeler ışığında 4628 sayılı
Kanunun uygulanmasına yönelik geçiş süresinde uygulanmak üzere otoprodüktör ve
otoprodüktör grupları tarafından Bakanlığa yapılmış olan mevcut ve yeni yapılacak
başvurular ile ilgili değerlendirme kriterlerinin ülkemizin enerji durumu ve mevzuat
hükümleri çerçevesinde konu ile ilgili genel müdürlüklerin yapacağı ortak çalışmada
belirlenmesi kararlaştırılmış, yapılan toplantı sonucunda “Mevcut ve Yeni Otoprodüktör
Müracaatlarının Değerlendirme Kriterleri”, “Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar” ve
“Hemen Devreye Alınabilecek Otoprodüktör Santralları” başlıkları altında ayrıntılı rapor
hazırlanmıştır.
▪Enerji İşleri Genel Müdürlüğünün, otoprodüktör projeleri izni için 6.3.2002 günlü,
421-1-1091 sayılı yazısı ile EPDK’dan görüş istemi üzerine;
EPDK 27.3.2002 günlü, EPK/369 sayılı cevabı ile 4628 sayılı Yasa’nın geçici 3.
maddesinin “Hazırlık Dönemi Kapsamında” başlıklı, a.5 fıkrasında yer alan; “Kurulun
oluşumuna kadar elektrik enerjisi arz güvenliği açısından acil hallere münhasır olmak
üzere bakanlık gerekli önlemleri alır” hükmü ile Kanunun 2. maddesindeki
“Otoprodüktörler ve otoprodüktör gruplarının çalışma usul ve esasları, ortaklarına
yapacakları satışın niteliğine ilişkin düzenlemeler ile ihtiyaç fazlası olarak ürettikleri
elektriğin satışı çıkarılacak yönetmelikle belirlenir” hükmünü hatırlatarak hazırlık dönemi
süresince 4628 sayılı Yasa hükümlerine uygun işlem yapılmasının, elektrik piyasasının
zamanında işlerlik kazanabilmesi için önem arzettiğini Bakanlığa bildirmiştir.
―Bakanlık hukuk müşavirliği EPDK’nın anılan görüşlerine iştirak etmiştir.
Hukuk Müşavirliğinin 04.03.2002 günlü, 147–724 sayılı yazısında “Ayrıca, Enerji
Piyasası Kurulunun oluştuğu göz önüne alınarak, otoprodüktör başvuruları ile ilgili
yapılacak değerlendirmelerde, Bakanlığımız yetki ve sorumluluk sınırının da dikkate
alınması gerektiği görüşündeyiz” denilmiştir.
―Ağustos 2001-Ağustos 2002 tarihleri arasında toplam 39 adet otoproduktör proje
sözleşmesi imzalanmıştır.
c- Sanığa Yöneltilen Suçlamalarla İlgili Değerlendirme
Dosyadaki bilgi ve belgelerden;
― Enerji İşleri Genel Müdürlüğünün 16.04.2002 günlü, 1258 sayılı yazısında;
“...Bu sözleşmelerle kurulacak tesisler özel sektörün mülkiyetinde olup, devletle bir
enerji alış ve satışı bulunmamaktadır. Dolayısıyla söz konusu 39 projede devletin herhangi bir
mecburiyeti ve mağduriyeti söz konusu değildir. Firmaların öz kaynakları veya kendi imkânları
ile temin ettikleri krediler ile kurulan ve büyük bir kısmında tesislerde atık ısının kullanıldığı,
kojenerasyon özelliğe ve yüksek verimliliğe sahip olan otoprodüktörlerin riskleri ve
sorumluluğu her yönüyle santralı tesis eden firmalara aittir.
Bahse konu 39 proje sözleşmelerinin her birinde 4628 sayılı yasaya uyum
sağlamaları hususu sağlanmış olup, uyum konusunda bugüne kadar olumsuz bir husus
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
316
gündeme gelmemiş ve hemen hepsi lisanslarını almışlardır. Bu sözleşmeler, 4628 sayılı
Kanunla amaçlanan sisteme tam uygun sözleşmelerdir.
Otoprodüktör tesislerinin birçoğu, sanayi tesislerinin kendi enerji (elektrik ve/veya
buhar) ihtiyaçlarının yerel olarak temini amacıyla kurulduklarından ve çoğunda atık ısı
değerlendirildiğinden ve verimliliği artırdıklarından, tesisin ekonomik ve teknik fizibilitesinin
bir parçası olarak ortaya çıkmaktadırlar ve tesislerin ekonomisini artırmaktadırlar. Bu nedenle,
kurulmaları ülke ekonomisine katkı sağlamaktadır.
Otoprodüktör projelerinin mantığında ve yapım kararlarında genel ülke elektrik arz talep
dengesinin durumundan ziyade, ilgili tesisin ekonomik gerekleri ve bu gereklerin sonucu olan
ülke ekonomisine katkı rol oynamaktadır…
4628 sayılı Kanun çerçevesinde ilgili Lisans Yönetmeliği EPDK tarafından
yayımlanıncaya kadar otoprodüktör projelerinde sözleşme imzalama yetkisi EPDK'da değil
Bakanlığımızda idi.
Bu nedenle, 18 aylık uzun geçiş sürecinde ve ilgili yönetmelikler yayımlanıncaya
kadar sanayi tesislerinin ekonomik gereklerinden kaynaklanan otoprodüktör projelerinin
yapılmasına da imkan sağlamak için 4628 sayılı Kanun'un Geçici 3. Maddesinde yer verilen
"Bu Kanunla düzenlenmesi gereken yönetmelikler hazırlanır ve yayımlanır. Bu Kanun
hükümlerine göre çıkarılacak yönetmelikler yürürlüğe girinceye kadar mevcut yönetmeliklerin
uygulanmasına devam olunur" hükmü doğrultusunda mevcut yönetmeliklerin uygulanmasına
devam edilmiştir.
Nitekim, bu hususa açıklık getirmek üzere Kurul atandıktan sonra gerek EPDK ile
yapılan görüşmelerde gerekse EPDK ile yapılan yazışmalarda Bakanlığımızca
yapılmakta olan uygulama gündeme getirilmiş olmasına ve bilinmesine rağmen bu konuda
yetkinin EPDK'da olduğuna dair bir görüş verilmemiştir. Bakanlığımızca yetkili olarak
imzalanan sözleşmelerle ilgili olarak diğer kuruluşlardaki işlemler ilgili kuruluşlarca
yürütülmüş; daha sonra sözleşmeler yasal olarak imzalandığından ve geçerli olduğundan
lisans müracaatları EPDK'ca işleme konmuş; lisansları verilmiştir.
EPDK tarafından Lisans Yönetmeliği yayımlandıktan sonra ise 4628 sayılı Kanun'un
yukarıda vazedilen hükmü doğrultusunda Bakanlığımızca otoprodüktör sözleşmesi
imzalanmamıştır.”
denilmiştir.
―EİGM’nin 22.05.2002 günlü, 2441 sayılı yazısında 4628 sayılı Yasa çerçevesinde
lisans yönetmeliklerinin hazırlık çalışmalarının son aşamaya geldiği, bakanlıkta sözleşmesi
imzalanmış projelerle, değerlendirilmekte olanların işlemlerinin de ileri aşamaya geldiği, bu
işlemlere 85/9799 sayılı Yönetmelik hükümlerinin, yeni müracaatlara ise kurum tarafından
çıkarılacak lisans yönetmeliğinin uygulanacağı belirtilmiştir.
―Sanık müdafii Av.Birgül Feyzioğlu’nun 9.5.2007 günlü duruşmada ibraz ettiği
Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun 18.4.2007 günlü, 10189 sayılı yazısında “Elektrik
Piyasası Lisans Yönetmeliğin 52 nci maddesi ile Türkiye Elektrik Üretim İletim Anonim
Şirketi ile Türkiye Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi dışındaki Kuruluşlara Elektrik Enerjisi
Üretim Tesisi Kurma ve İşletme İzni Verilmesi Esaslarını Belirleyen Yönetmelik” ile
“Elektrik Enerjisi İmdat Grupları ve Otoprodüktör Tesisleri Ruhsat Yönetmeliği”
hükümlerinden bu Yönetmelik ile düzenlenmiş konulara ilişkin olanlar, bu Yönetmeliğin
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
317
yayımı tarihinden itibaren hükümsüz kılınmıştır. Söz konusu yönetmeliklerde otoprodüktör
ve otoprodüktör grubu uygulama sözleşmelerini imzalamaya Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanlığı yetkili kılınmıştır.” denilmiştir.
d- Kabul ve Varılan Sonuç
03.03.2001 tarihinde yürürlüğe giren 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile
kurulan Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu 19.11.2001 tarihinde görevine başlamıştır.
Kanunun geçici 3. maddesinde, “Bu Kanunla düzenlenmesi gereken yönetmelikler
hazırlanır ve yayımlanır. Bu Kanun hükümlerine göre çıkarılacak yönetmelikler yürürlüğe
girinceye kadar mevcut yönetmeliklerin uygulanmasına devam olunur…Kurulun oluşumuna
kadar elektrik enerjisi arz güvenliği açısından acil hallere münhasır olmak üzere bakanlık
gerekli önlemleri alır” denilmiştir.
85/9799 sayılı Yönetmelik uyarınca kurul üyelerinin atandığı 19.11.2001 tarihine
kadar 11 adet, 19.11.2001’den EPDK tarafından hazırlanan Elektrik Piyasası Lisans
Yönetmeliğinin yayımlandığı 4.8.2002 tarihine kadar da 28 adet olmak üzere toplam 39 adet
otoproduktör proje sözleşmesi imzalandığı anlaşılmıştır.
Sanığın, 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun 03.03.2001 tarihinde yürürlüğe
girmesinden sonra otoprodüktör ve otoprodüktör grubu sözleşmelerinin imzalanmasında,
geçici 3. maddedeki hükme dayanarak bu santrallere ilişkin başvuruların
değerlendirilmesinde tereddütlerin giderilmesi için komisyon oluşturduğu, zaman zaman
Enerji Piyasası Düzenleme Kurumundan görüş aldığı anlaşılmıştır.
Öte yandan, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun 18.4.2007 günlü, 10189 sayılı
yazısında, 4628 sayılı Yasa’nın geçici 3. maddesi uyarınca, Elektrik Piyasası Lisans
Yönetmeliği yayımlanıncaya kadar, otoprodüktör santralleri sözleşmelerinin
imzalanmasında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının yetkili olduğu açıkça belirtilmiştir.
Bu nedenlerle, 39 adet otoprodüktör santrallerine ilişkin sözleşmelerin
imzalanmasında hukuka aykırılık bulunmadığından sanığın beraatine karar verilmesi
gerekmiştir.
20-Bartın-Cide ve Fethiye-Finike Mobil Santrallerinin Samsun’a Naklinde
Görevini Kötüye Kullanmak; Esenboğa ve Batman Mobil Santral İhalelerinde İhaleye
Fesat Karıştırmak
a-İddia
Bartın-Cide ve Fethiye-Finike Mobil Santrallerinin Samsun’a naklinde dönemin
bakanları Mustafa Cumhur Ersümer ile Zeki Çakan’ın görevlerini kötüye kullandıkları
iddiasıyla 765 sayılı TCK’nın 240. maddesi gereğince ayrı ayrı; Mustafa Cumhur
Ersümer’in Esenboğa ve Batman mobil santral ihalelerine fesat karıştırdığı iddiasıyla 765
sayılı TCK’nın 205. maddesi uyarınca cezalandırılmaları istenilmiştir.
b- Mobil Santral İhaleleri ve Nakilleri Süreci
aa- Genel Olarak
TEAŞ Genel Müdürlüğünün 11.02.1998 günlü, 263 sayılı yazısında;
Geçmiş yıllarda gerçekleşen enerji üretim programlarından da veriler kullanmak
suretiyle 1998 yılı için yapılan tahmini programa istinaden 1998 üretim programında
üretimin kuruluşlara göre dağılımından da örnekler verilmek suretiyle su gelirlerindeki
kısıtlılık, tahmin edilen enerji açığının karşılanması ve bir darboğaz ile karşılaşılmaması için
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
318
tüm imkânlara ilavaten en kısa sürede devreye girmesi mümkün mobil (yüzer-gezer)
santrallerin “Kiralanması ve Hizmet Alımı” ile bu açığın karşılanmasının düşünüldüğünü,
bu amaçla 233 sayılı KHK’nın 35. maddesinin 4. fıkrasındaki “teşebbüs, müessese ve bağli
ortakliklara konuları ile ilgili olarak Bakanlar Kurulunca görev verilebilir.” hükmü
kapsamında kiralama ve hizmet alımı yoluyla görev verilmesi hususunda Bakanlar Kurulu
Kararı alınmasını istemesi üzerine, 16.03.1998 günlü ve 98/10826 sayılı Kararname
çıkarılarak, gereği için 20.04.1998 gün ve 2060 sayılı yazı ekinde TEAŞ Genel
Müdürlüğüne gönderilmiştir.
TEAŞ Genel Müdürlüğü 1998 yılından itibaren 4 grupta, 16 adet mobil santral
ihalesi gerçekleştirmiştir.
Her iki sanığın yetkilerini amaçları dışında kullanarak nakillerine karar verdikleri
iddia olunan santraller 4. grupta yer alan Bartın-Cide ve Fethiye-Finike santralleridir.
Sanık Mustafa Cumhur Ersümer’in ihalelerine fesat karıştırdığı iddia olunan
santraller ise 3. grupta yer alan Esenboğa Santrali ile 4. grupta yer alan Batman Mobil
Santralidir.
bb- Mobil Santral Nakilleri Hakkındaki İddialarla İlgili Değerlendirme, Kabul
ve Varılan Sonuç
Meclis soruşturma komisyonu raporuna göre, gerek fiyat oluşumu gerekse çevre
mevzuatı açısından 100+100 MW kurulu güçte iki santralin de Samsun’da
konuşlandırılması kararlarının isabetsiz olduğu, yer sorununun sözleşme imzalandıktan
sonra uzun süre belirsizliğini koruduğu, her iki santralin de 27.2.2003 tarihinde üretime
girmiş olmasının enerji krizi gerekçesinin ne kadar sağlıksız olduğunu gösterdiği
gerekçeleriyle sanıkların görevlerini kötüye kullandıkları ileri sürülmüştür.
TEAŞ Yönetim Kurulunun 24.11.2000 günlü, 62–515 sayılı kararına göre, Bartın-
Cide Santrali ihalesinde Cengiz firması, Fethiye-Finike Santrali ihalesinde ise AKSA
firması ile sözleşme imzalandığı anlaşılmıştır.
Cengiz İnşaat A.Ş.’nin 18.4.2001 tarihli başvuru yazısında, “…Finlandiya’da
yüklemeye hazır bekletilen santralımızın teknik olarak konuşlandırılmasında problem
olmayan, konunun ulusal basında gündeme gelmesinden dolayı yeni arsa temininde
karşılaşacağımız muhtemel zorluklar, sorumluluğumuz dışında kaybedilen süreler ve yeni
yer ile ilgili proje süreleri de dikkate alınarak, taahhütümüz altında olan Mobil Santralın
konuşlandırılma yerinin yapılabilirliği olan uygun başka bir bölgeye sözleşmemizin ilgili
maddeleri uyarınca kaydırılarak değiştirilmesini yüksek müsadelerinize arz
ederiz.”denilmiştir.
Samsun Büyükşehir Belediye Başkanlığının 31.5.2001 günlü yazısında; santralin
kendi bölgelerine kurulmasının talebi üzerine TEAŞ Genel Müdürlüğünce kurulan
komisyonun 13.6.2001 günlü raporu ile santralin teknik açıdan Samsun’a kurulmasının
mümkün olacağı sonucuna varıldığı görülmüştür.
Bartın-Cide Mobil Santralinin yer değişikliği konusunda Bartın Ziraat
Mühendisleri Odası ile tarihsiz ve imzasız şikâyet dilekçeleri verilmesi nedeniyle ETKB
Teftiş Kurulu Başkanlığının 25.06.2001 günlü, 33 sayılı inceleme raporunda, “Mobil
santralin Samsun’da konuşlandırılması yönündeki Samsun Büyük Şehir Belediye
Başkanlığının talebi ve bu talep üzerine kurumca başlatılan ve teknik açıdan uygun olduğu
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
319
sonucuna varılan çalışmaların, kuruma her hangi bir ilave maliyet getirmemek kaydı ile,
firmayla iletişim kurularak sürdürülmesi hususunda TEAŞ Genel Müdürlüğüne talimat
verilmesinin uygun olacağı sonuç ve kanaatına ulaşılmıştır,”denilmiştir.
Bakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığının, TEAŞ Genel Müdürlüğünce yaptırılacak
olan mobil santralle ilgili olarak raporda getirilen öneri doğrultusunda gerekli işlemlerin
yerine getirilmesi için bir nüshasının TEAŞ Genel Müdürlüğüne gönderilmesi konusunda
bakanlık makamından olur istemesi üzerine Zeki Çakan’ın 26.6.2001 günlü, 109 sayılı oluru
verdiği anlaşılmıştır.
Konuyla ilgili delillerin değerlendirilmesinde;
Mobil santral ihaleleri işlemlerinin mevzuat gereği TEAŞ Genel Müdürlüğü
tarafından yürütüldüğü, Cengiz İnşaat A.Ş.’nin TEAŞ Genel müdürlüğüne başvuruda
bulunduğu 18.4.2001 tarihinin, sanık Mustafa Cumhur Ersümer’in bakanlığı döneminde
olduğu, ancak sanık Bakanın konuya ilişkin olarak yetkilileri yönlendirdiğine dair kesin ve
inandırıcı kanıt bulunmadığı, sanık Zeki Çakan’ın Teftiş Kurulu Başkanlığının inceleme
raporuna onay vermesinde hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından sanıklara yüklenen
görevi kötüye kullanmak suçunun unsurlarının oluşmadığı sonucuna varıldığından
haklarında beraat kararı verilmesi gerekmiştir.
cc- Batman Mobil Santrali İhalesine Fesat Karıştırma Suçlaması ile İlgili
Değerlendirme, Kabul ve Varılan Sonuç
Meclis soruşturma komisyonu raporunda, Batman Mobil Santral ihalesinde ikinci
sırada yer alan Karadeniz Enerji Yatırımları firmasının temsilcisi Erol Akçal’ın itirazı
üzerine sanık Mustafa Cumhur Ersümer’in Muzaffer Selvi’yi arayarak işin Karadeniz Enerji
Yatırımları firmasına verilmesini istediğini “Bu işi bitirin, sıkıntım var, Erol Akçal’ı
gönderiyorum” dediği, böylece ihaleleri kendi istediği firmalara verdirmek için TEAŞ
yönetim kurulu üyelerine baskı kurarak ihaleye fesat karıştırdığı ileri sürülmüştür.
Konuyla ilgili delillerin değerlendirilmesinde;
İhaleye ilişkin kapalı zarfların 12.10.2000 tarihinde Satınalma ve İhale
Komisyonunda açıldığı, 16.10.2000 günlü genel müdür oluru ile oluşturulan değerlendirme
komisyonunun 6.11.2000 günlü değerlendirme raporuna göre, Batman Mobil Santrali için
en uygun teklifi Pasiner-Fernas şirketinin verdiği, ikinci sırada yer alan Karadeniz Enerji
Yatırımları firmasının vermiş olduğu teklifin şartnameye aykırı bulunduğu, 13.10.2000 ve
16.10.2000 günlü itiraz dilekçelerinin sonuç sıralamayı değiştirmediğine karar verildiği
anlaşılmıştır.
Tanıklardan;
Muzaffer Selvi 6.10.2005 günlü oturumda, Bakanlık Özel Kalem Müdiresi Hülya
Hanımın kendisini arayarak, Bakana gelerek ihaleye itirazda bulunan Erol Akçal’ın
kendisine geleceğini, Bakan’ın talimatı olarak kendisiyle ilgilenip doğrusu neyse onu yapın
denildiğini, bunu kendisine sekreterin söylediğini, Bakan’ın doğrudan doğruya telefon
açarak, “sıkıntılarım var Erol Akçal’ı gönderiyorum” şeklinde bir ifade kullanmadığını; Erol
Akçal’ın kendisine geldiğinde, değerlendirmelerine göre birinci olmaları gerektiğini ifade
ettiğini, kendisinin de Komisyon Başkanını çağırdığını, durumu açıklayarak, firmanın
itirazının doğru olup olmadığını sorduğunu, bunun üzerine teknik dokümanları ortaya
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
320
konularak Fernas isimli firmanın birinci olduğunun anlatıldığını, sonuçta Erol Bey’in de
“biz böyle bilmiyormuşuz, Fernas haklı ” diyerek gittiğini;
Öner Gülyeşil 15.12.2005 günlü oturumda, Muzaffer Selvi’nin kendisine, Sanık M.
Cumhur Ersümer’in Batman santraliyle ilgili ihaleyi değerlendirerek imkân varsa firmaya
(Karadeniz Enerji) yardımcı olmasını istediğini söylediğini;
Nuri Doğan Karadeniz 12.7.2005 günlü oturumda, Batman Mobil Santral kiralama
ihalesi sonuçları açıklanınca, TEAŞ Genel Müdürü Muzaffer Selvi ile görüştüğünü, sanık
M. Cumhur Ersümer’le de görüşme yapıldığını, ancak sonucun değişmediğini, işin daha
önce birinci olduğu açıklanan Pasiner-Fernas isimli firmaya verildiğini;
Erol Akçal 12.7.2005 günlü oturumda, Batman Mobil Santral ihalesini haksız yere
kaybettiklerini düşündükleri için sanık M. Cumhur Ersümer ile görüştüğünü, kendisini
dinleyip Genel Müdür Muzaffer Selvi’ye gönderdiğini, Genel Müdürün de ihale komisyonu
başkanı olduğunu tahmin ettiği bürokratı çağırdığını, onun komisyonun ittifakla karar
verdiğini belirterek yapacakları bir şey olmadığını ifade ettiğini, ancak kendisinin tatmin
olmadığını, bu şekilde işi alamadıklarını, ihaleden önce ya da sonra işin kendi üzerlerinde
kalmasının sağlanması için sanık M. Cumhur Ersümer ile her hangi bir görüşmelerinin
olmadığını;
beyan etmişlerdir.
Yukarıda yapılan açıklamalara göre, Batman Mobil Santrali ihalesinde mevzuat
gereğince yetkinin TEAŞ Genel Müdürlüğünde olduğu, bu nedenle de 16.10.2000 günlü
genel müdür oluru ile oluşturulan değerlendirme komisyonunun 6.11.2000 günlü raporuna
göre ihaleyi Pasiner-Fernas şirketinin kazandığı, ihalede ikinci sırada yer alan firmanın
itirazı üzerine sanık Mustafa Cumhur Ersümer’in Karadeniz Enerji Firmasının temsilcisi
Erol Akçal ile görüştüğü ancak ihalenin bu firmaya verilmesi için emir, talimat ya da
yönlendirmesinin olduğuna ilişkin açık, kesin ve inandırıcı kanıt elde edilemediği
anlaşılmakla yüklenen suçtan beraat kararı verilmesi gerekmiştir.
dd- Esenboğa Mobil Santrali İhalesine Fesat Karıştırma Suçlaması ile İlgili
Değerlendirme, Kabul ve Varılan Sonuç
Esenboğa Mobil Santrali ihalesinde, Sanık Mustafa Cumhur Ersümer’in Muzaffer
Selvi’yi arayarak ihalede üçüncü sırada yer alan Park Holding A.Ş.’ye ihalenin verilmesini
isteyerek ihaleye fesat karıştırdığı ileri sürülmüştür.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden;
―Esenboğa Mobil Santrali ihalesinde 30.5.2000 tarihinde, Satınalma ve İhale
Komisyonunda kapalı zarfların açılmasından sonra tekliflerin Teknik Ünitenin 30.6.2000
günlü değerlendirme raporunda değerlendirilerek, sonuçta ihalede AKSA Enerji A.Ş.’nin
birinci sırada olduğuna karar verildiği görülmüştür.
―Aksa Enerji Üretim A.Ş.’nin ortaklarının “Kazancı Holding A.Ş, Aksa Makine
Sanayi A.Ş., Ali Metin Kazancı, Şaban Cemil Kazancı, Necati Baykal” olduğu anlaşılmıştır.
―5.9.2000 günlü Satınalma ve İhale Komisyonu Protokolünde Esenboğa Mobil
Santrali ihalesinin belirtilen yakıt fiyatı üzerinden ticaret dairesi başkanlığının firmalardan
teyit alması şartına bağlı olarak ihale edilmesinin kararlaştırıldığı görülmüştür.
―Bu karar üzerine, Aksa Enerji Üretim A.Ş.’nin 7.9.2000 günü teyidini bildirdiği,
8.9.2000 gününde ise kurucuları “Kazancı Holding A.Ş., Ali Metin Kazancı, Mehmet
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
321
Kazancı, Şaban Cemil Kazancı ve Necati Baykal”olan Ankara Enerji Üretim A.Ş.’nin
kurulduğu anlaşılmıştır.
―40 MW Esenboğa mobil santralinin kiralanması ve hizmet alımı yolu ile
işletilmesi işi TEAŞ Yönetim Kurulunun 19.9.2000 tarihli ve 52–433 sayılı kararı ile en
uygun teklifi veren Aksa Enerji Üretim A.Ş firmasına siparişine karar verilmiş ve karar
doğrultusunda 20.9.2000 tarihli sipariş mektubu şirkete gönderilerek sözleşme imzalanmak
üzere davet edilmiştir.
―Ankara Enerji Üretim A.Ş. Yönetim Kurulunun 3.10.2000 tarihli toplantısında
2000/3-4 ve 5 sayılı kararlar ile şirketin mevcut ortaklık yapısının değiştirilerek “Park
Elektrik Madencilik Tekstil Sanayi ve Ticaret A.Ş, Ceytaş Madencilik Tekstil Sanayi ve
Ticaret A.Ş., Süleyman Yaşar, Turgay Ciner, Erhan Aygün” şeklinde ortaklık oluşturulduğu,
önceki ortakların ortaklıktan ayrıldıkları belirlenmiştir.
―Aksa Enerji Üretim A.Ş. tarihsiz, 3.10.2000 havale tarihli dilekçesi ile Esenboğa
Mobil Santrali ihalesi işinde proje şirketi olarak Ankara Enerji Üretim A.Ş’nin
görevlendirildiğini, vergi, resim ve harç istisna belgesi alabilmek için bu şirketin
görevlendirildiğinin belirtilmesini talep ettiği, talebin Ticaret Dairesi Başkanlığının
9.10.2000 günlü, 7366 sayılı yazısı ile reddedildiğinin Şirkete bildirildiği, Şirketin
20.10.2000 günlü dilekçeyle aynı talebini yenilediği anlaşılmıştır.
―Ticaret Dairesi Başkanlığının genel müdürlük makamına yazdığı 23.10.2000
günlü, 133 sayılı yazısında devir ve temlik yasağı başlıklı Sözleşmenin 12. maddesinin tadil
edilmesi şartıyla Ankara Enerji A.Ş. İle sözleşme imzalanabileceği, bu hususta yönetim
kurulu kararı alınması gerektiğinin belirtildiği görülmüştür.
―13.10.2000 tarihinde Aksa Enerji Üretim A.Ş. ile TEAŞ arasında 5 yıllık enerji
üretim miktarı 1.752.000.000 kwh için enerji satış bedeli 6,528 cent/kwh ve toplam sipariş
tutarı USD 114.370.560 üzerinden ilgili hizmet alım sözleşmesi imzalanmıştır.
―TEAŞ Yönetim Kurulunun 26.10.2000 günlü, 57–488 sayılı Kararıyla,
sözleşemenin “Devir ve Temlik Yasağı” başlıklı 12. maddesi, “TEAŞ’ın onayını almak
kaydıyla, yüklenicinin sözleşmeden kaynaklanan her türlü borç hak ve/veya alacağı
kreditöre temlik edilebilecek veya yüklenicinin görevlendireceği başka bir şirketle aynı
koşullarda sözleşme yenilenebilecektir” şeklinde tadil edilmiş ve Aksa Enerji Üretim A.Ş
ile imzalanan sözleşmenin Ankara Enerji Üretim A.Ş. ile yeniden imzalanması hususunda
genel müdürlüğün yetkili kılınmasına karar verilmiştir.
―20.11.2000 tarihinde de Aksa Enerji Üretim A.Ş ile Ankara Enerji Üretim A.Ş
arasında işin devriyle ilgili bir sözleşme imzalanmış ve sözleşmeye TEAŞ Genel Müdürlüğü
yetkilileri de imza koymuştur.
Tanıklardan;
Muzaffer Selvi,
―11 Ocak 2001 tarihinde Çankaya İlçe Jandarma Komutanlığı'nda verdiği
ifadesinde;
“Bu konu doğrudur, Şu anki Bakanın baskısı ile yaptık, Aksa firması ile Ankara
Enerji firmalarının birbirleri arasında anlaşmaları üzerine Aksa firmasından ihale
şartnamesi alınıp TEAŞ Yönetim Kurulu tarafından aynı şartlarda Ankara Enerji firması için
düzenlendi. Bu konuda Hukuk müşavirliğinin raporunda aynı ad altında başka bir firmaya
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
322
verilebileceği belirtilmiştir. Düzenlemelerden sonra ihale Ankara Enerji firmasına verildi.
Ankara Enerji Firmasının Dardanel Şirketi ile ortak olduğunu duydum. Dardanel
firmasının da Enerji sektörüne girmek için Ankara Enerjide hissesinin olduğunu duydum,
ortaklık belgeleri vardır.
…Bu ihale öncesi AKSA'nın jenaratör gruplarının yönetim kurulu başkanı Cemil
Kazancı ile Esenboğa gezer santralinin ihalesi kazanıldıktan sonra İstanbul'da bir araya
geldik. AKSA firması ihalenin %25'ini Çanakkale Dardanel firmasına devredecek. Enerji
Bakanı beni çağırarak bana 'ihaleyi AKSA'dan alıp PARK Enerjiye ver' dedi. Park Enerji 3.
sırada idi. Bunun mümkün olmadığını, AKSA' nın ihaleden çekilmesi gerektiğini söyledim.
Bakan da söylediği hiçbir işi sonuçlandırmadığımı, hep aksine hareket ettiğimi söyleyerek
beni azarladı. Bana 'çağır Cemil'i bu ihaleden çekilsin' dedi. Ben de Cemil Kazancı ile
kendisinin görüşmesinin daha uygun olacağını söyledim. Bakan Beyin ihaleyi AKSA
firmasına vermeye niyeti yoktu. İstanbul'da Mustafa Mendilcioğlu, ben ve bir arkadaşımız
Bakan Beyi hastanede ziyarete gittik. Burada Bakana Cemil KAZANCI ile görüştüğümü ama
tekliften vazgeçmediğini söyledim. Bakan da ihaleyi Cemil Kazancı’ya vermeyeceğini
bekletilmesini söyledi. Biz TEAŞ yönetimi olarak ya Bakanın Cemil Kazancı ile anlaşması
gerektiğini ya da 5–10 gün içerisinde ihaleyi AKSA'ya vereceğimizi bildirdim. Bu arada
PARK firmasının temsilcisi Erhan Aygün de Bakanın zorlamasıyla Cemil Kazancı ile
anlaşmış. AKSA firması ihaleden çekildi. Çekildikten sonra ihaleyi Park Enerji'nin bağlısı
Ankara Enerji'ye verdik. Buradaki olayda Bakan Ersümer beyin baskısına dayanamayan
AKSA firması PARK Enerji ile anlaşarak PARK Enerji'nin kurmuş olduğu Ankara Enerjiye
hisse devri yaparak ihaleden çekildi. İhaleyi kazanan Ankara Enerji’de Çanakkale
Dardanel'in hissesi olup olmadığını bilmiyorum. Ama ortak olduğunu duydum. İhaleden
sonra Çanakkale Dardanel'in menfaatlerini koruma amacındaki Bakan Bey bana teşekkür
etti. Bu olay Bakan Beyin tamamen Çanakkale Dardanel'e %25 ihalede pay verme
operasyonudur." ;
―13 Ocak 2001 tarihinde Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcılığında ve DGM
Yedek Hâkimliğinde tekrarladığı ifadesinde;
“Bu vesileyle birkaç gezer santral ihalesi yapıldı. Burada da Bakan Cumhur
Ersümer’in önemli gördüğü Ankara Esenboğa santralında takındığı tavrı belirtmek
istiyorum. Bu ihaleyi normal şartlarda Aksa Elektrik kazanmıştı. Beni bir gün makamına
çağırdı ve bu ihaleyi ihale sıralamasında üçüncü sıradaki Park Holding’e vermemi söyledi.
Ben kurumun içinde yaşadığım bir sürü stres ve nükleer enerji santral ihalesi ile ilgili
sürtüşmelerin giderilebileceği düşüncesiyle mümkün olur ise ve teknik arkadaşlar uygun
görür ise bir bakabileceğimi kendisine ifade ettim. Ancak Öner Gülyeşil ve Termik
Santralar Daire Başkanı Recep Yılmaz’ı çağırdığımda bunu mümkün olamayacağını ifade
ettiler..Bu kez Aksa Elektrik Yönetim Kurulu Başkanı Cemil Kazancı’yı çağırıp Bakan’ın
böyle bir talimatının olduğunu, sen diğer iki yeri de aldın buradan vazgeçebilir misin
dediğimde önce ortaklarıma danışın dedi ve uzun bir süre bu talebimize cevap vermedi.
Bakan’ın ısrarı üzerine bu işten rahatsız olan Park Holding’te kendilerinin bir sürü santral
ihalesi aldığını, ancak Bakan’ın isteği olduğu için aracılık yaptıklarını ifade ediyorlardı.
Sonuçta Aksa bizimle sözleşme imzaladı ve Park Holding Ankara Enerji diye bir firma
kurdu. Aksa’nın da hisselerini sonradan ona devrettiğini öğrendik. Bu hususta yani
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
323
Aksa’nın hisselerini Ankara Enerji’ye devrettiğine dair bilgi bizim Yönetim Kurulumuzdan
geçti.”;
―Yüce Divandaki 6.10.2005 tarihli oturumdaki ifadesinde;
Beyaz Enerji operasyonu sırasında verdiği ifadelerini baskı altında tutulduğu için
verdiğini.
beyan etmiştir.
Öner Gülyeşil 15.12.2005 günlü oturumda, o dönemde genel müdür yardımcısı
olduğunu, konuyla doğruya muhatap olmadığını, kendisinin Muzaffer Selvi’nin odasında
otururken telefon geldiğini görüşmeden sonra “arayan Enerji Bakanı idi en ucuz veren
firma değil, diğer firmalara verme konusunda baskı yapıyor dediğini”;
Şaban Cemil Kazancı 7.3.2006 günlü oturumda, AKSA Yönetim Kurulu Başkanı
olarak özgür iradeleri ve ticari kazanç düşüncesiyle devir işlemlerini yaptıklarını, hiçbir
baskıya maruz kalmadıklarını;
Turgay Ciner 15.12.2005 günlü oturumda, ihaleyi kazanan firmadan şirketlerini
satın almak istediklerini, özel hukuk sözleşmesi çerçevesinde hisselerini devraldıklarını, bir
ortaklık tesis edilmediğini, o dönemde yapılan bu işlemlerin Bakanlığın bilgisi dışında
gerçekleştiğini, bir anonim şirketin hisselerini devralmak için Enerji Bakanlığından izin
gerekmediğini, işlem olduktan sonra Bakanlığın haberdar olmasının ise doğal olduğunu;
Erhan Aygün 15.11.2005 günlü oturumda, İhalede üçüncü sırada olduklarını,,
AKSA Enerji’nin sözleşmeyi imzaladığını, bu projeyi yürütmek amacıyla Ankara Enerji
Şirketini kuruduğunu,şirketin devrini istediklerini, karşılıklı anlaşma çerçevesinde kendi
şirketlerine devrini aldıklarını, sanık Cumhur Ersümer’i tanımadığını,baskı konusunda
bilgisinin olmadığını;
Mehmet Kenan Tekdağ 15.11.2005 günlü oturumda, Park Grubunun, Cumhur
Ersümer’in ya da Zeki Çakan’ın bakanlıkta bakanlık görevini devam ettirdiği dönemde
Enerji Bakanlığından ya da Bakanlığın bağlı ya da ilgili hiçbir kuruluşundan ihale
kazanmadığını, Esenboğa ihalesini kazanan AKSA Anonim Şirketinin sahibi Cemil
Kazancı’nın, Turgay Ciner’in çok yakın arkadaşı olduğunu, özel hukuk ilişkisi içerisinde
tamamen rızaen Ankara Enerji Şirketinin, Park Grubunun çeşitli şirketlerine devredildiğini,
herhangi bir baskı yapılmadığını;
Demir Erman 12.7.2005 günlü, Hakan Özyıldız 15.11.2005 günlü oturumda, bu
ihalelerde herhangi bir şekilde iletilen bir tercih veya bir yönlendirmenin söz konusu
olmadığını;
beyan etmişlerdir.
Konuyla ilgili delillerin değerlendirilmesinde;
Esenboğa Mobil Santralinin kiralanması ve hizmet alımı yoluyla çalıştırılması işinin
30.5.2000 tarihinde ihalesinin ve 30.6.2000 tarihinde teklif değerlendirmesinin yapıldığı,
buna göre Aksa Enerji A. Ş.’nin en iyi teklifle birinci, Park Enerji A.Ş.’nin ise üçüncü
sırada yer aldığı, henüz ihale sözleşmesi imzalanmadan Aksa Enerji A.Ş.’nin 8.9.2000
tarihinde Ankara Enerji A.Ş. adlı bir “proje uygulama şirketi” kurduğu, TEAŞ yönetim
kurulunun 19.9.2000 tarihli kararı ile anılan santralin en uygun teklifi veren Aksa Enerji
A.Ş.’ye sipariş edildiği ve 20.9.2000 tarihli sipariş mektubu ile firmanın sözleşme imzasına
davet edildiği, Esenboğa Mobil Santrali Kiralaması ve Hizmet Alımı Yoluyla
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
324
Çalıştırılmasına ilişkin Şartnamenin ekinde yer alan sözleşme taslağının 12. maddesinin
“Yüklenici, iş bu sözleşme hükümleri gereğince, borç, hak ve/veya alacağı hiçbir şekilde
üçüncü şahıslara devir ve/veya temlik edemez. Ancak, yüklenici, bu sözleşme hükümleri
gereğince doğan alacağını, TEAŞ’ın yazılı onayını almak kaydıyla, bu proje için kredi
aldığı kreditöre temlik edebilecektir” hükmünü öngördüğü, Aksa Enerji A.Ş.’nin 3.10.2000
tarihinde TEAŞ’a başvurarak, kurduğu Ankara Enerji A.Ş. ile ilgili bildirimde bulunduğu ve
bu şirketin görevlendirildiğine ilişkin TEAŞ’tan olur istendiği, bu arada Ankara Enerji
A.Ş.’nin aynı tarihte (3.10.2000’de) ortaklık yapısını tamamen değiştirerek, Aksa Enerji
hissedarlarının elinde olan tüm hisselerin Park Holding iştirakleri ve gerçek kişilerine
devredildiği, TEAŞ’ın Aksa Enerji’nin talebini 9.10.2000 tarihinde reddettiği, bunun
üzerine 13.10.2000 tarihinde Aksa Enerji A.Ş. ile TEAŞ arasında anılan santralle ilgili
olarak hizmet alım sözleşmesi imzalandığı, bu anlaşmanın imzalanmasından sonra da, daha
önceki başvurunun 9.10.2000 tarihinde reddedilmesine rağmen, Aksa Enerji’nin 20.10.2000
tarihinde aynı konudaki başvurusunu yenilediği, TEAŞ Ticaret Dairesi Başkanlığının TEAŞ
Genel Müdürlük makamına yazdığı hizmet alım sözleşmesinin imzalandığı tarihten on üç
gün sonra, 23.10.2000 tarihli yazıda Sözleşmenin “devir ve temlik yasağı” başlıklı 12.
maddesinin tadil edilmesi şartıyla, Ankara Enerji A.Ş. ile sözleşme imzalanabileceğinin,
ancak bunun için yönetim kurulu kararı gerektiğinin belirtildiği, TEAŞ Yönetim Kurulunun
26.10.2000 tarihli kararı ile daha önce taraflarca imza altına alınan Devir Sözleşmesinin
“Devir ve Temlik Yasağı” başlıklı 12. maddesinin ““TEAŞ’ın onayını almak kaydıyla,
yüklenicinin sözleşmeden kaynaklanan her türlü borç hak ve/veya alacağı kreditöre temlik
edilebilecek veya yüklenicinin görevlendireceği başka bir şirketle aynı koşullarda sözleşme
yenilenebilecektir” şeklinde tadil edildiği, bu yönetim kurulu kararından sonra 2.11.2000
tarihinde Aksa Enerji A.Ş. ile Ankara Enerji A.Ş. arasında bir devir sözleşmesinin imza
altına alındığı ve TEAŞ yetkililerinin de bu sözleşmeye imza koydukları, sözleşme
metninde “…Esenboğa/Ankara Trafo merkezinde 40 MW’lık bir mobil santralinin beş yıl
süre ile konuşlandırılmak üzere kiralanması ve hizmet alımı yoluyla işletilmesi işi; toplam
enerji üretim miktarı 1.752.000 000 KWH, enerji satış bedeli 6,528 cent/KWH ve toplam
sipariş tutarı USD 114.370.560 olmak üzere Aksa Enerji Üretim A.Ş. firmasına
(DEVREDEN) sipariş edilmiş ve TEAŞ ile DEVREDEN arasında 13.10.2000 tarihinde ekli
sözleşme imzalanmıştır. Sözleşmenin imzalanmasını müteakip DEVREDEN, sözleşme
konusu mobil santralin kuruluş ve işletilmesini gerçekleştirmek üzere kurduğunu belirttiği
Ankara Enerji Üretim A.Ş. firmasına (DEVRALAN) yukarıda ayrıntısı verilen sözleşmenin
devrini talep etmiş ve devredenin bu talebi TEAŞ tarafından uygun bulunmuş olup…”
denildiği görülmüştür.
Olay tarihinde TEAŞ Genel Müdür Yardımcısı olan tanık Öner GÜLYEŞİL, Yüce
Divan’da 15.12.2005 günü alınan ifadesinde, TBMM Soruşturma Komisyonunca alınan
1.6.2004 tarihli ifadesini teyit etmiş olup; Esenboğa Santrali ihalesi konusunda sanık bakan
Cumhur ERSÜMER’in, kendisinin tesadüfen makamda bulunduğu bir sırada TEAŞ Genel
Müdürü Muzaffer SELVİ’yi telefonla arayarak, ihalenin birinci sıradaki Aksa firmasına
verilmeyip, başka bir firmaya verilmesi konusunda baskı yaptığını kendisine Muzaffer
SELVİ’nin o an söylediğini ifade ettiği anlaşılmaktadır. Tanık Öner GÜLYEŞİL Beyaz
Enerji davası nedeniyle Ankara DGM Cumhuriyet savcısınca alınan ifadesinde ise daha
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
325
detaylı bilgi vermekte ve Bakanın adını andığı firmanın Park Holding olduğunu
söylemektedir. TBMM Soruşturma Komisyonunda ise bu firmanın adını hatırlamadığını
beyan etmektedir.
Tanık Muzaffer SELVİ’nin 11.1.2001 tarihinde Çankaya İlçe Jandarma
Komutanlığında, 13.1.2001 tarihinde ise Ankara DGM Cumhuriyet Savcılığı ve Ankara
DGM Yedek Hakimliğinde verdiği ve birbirini doğrulayan ifadelerinde sanık Bakan
Cumhur ERSÜMER’in Esenboğa mobil santral ihalesi ile ilgili olarak kendisine baskı
yaptığını ve ihalenin üçüncü sıradaki Park Holding’e verilmesini istediğini belirtmekte;
TBMM Soruşturma Komisyonuna verdiği 2.6.2004 tarihli ifadesinde ise (s.14) olayı teville
birlikte “…Hayır, bana doğrudan doğruya bir şey söylemiş değil. Böyle sağdan soldan
baskılar var, uygunsa gereğini yapın şeklindeydi…” biçiminde açıklamada bulunduğu,
Yüce Divan’daki 6.10.2005 tarihli oturumda ise hazırlık ifadelerinin baskıya dayalı olduğu
şeklinde ifade verdiği görülmektedir.
Esenboğa Mobil Santral ihalesi şartnamesi ekinde yeralan Sözleşme Taslağının 12.
maddesi açıkça “devir ve temlik yasağı” öngörmesine karşın, ihaleyi birinci sırada kazanan
Aksa Enerji A.Ş.’nin bu devir yasağına karşı bir dizi işlem gerçekleştirmesi, bu meyanda
önce 8.9.2000 tarihinde Ankara Enerji A.Ş.’yi kurup, 3.10.2000 tarihinde bu şirketin tüm
hisselerinin anılan ihalede üçüncü sırada yer alan Park Holding iştiraklerine ve gerçek
kişilerine devredilmesi, akabinde de 3.10.2000 tarihinde TEAŞ’a başvurularak Ankara
Enerji A.Ş.’nin imzalanacak sözleşmenin muhatabı kabul edilmesinin istenmesi, bu talebin
reddi ve 13.10.2000 tarihinde Aksa Enerji A.Ş. ile TEAŞ arasında sözleşme imzalanmasına
karşın, 20.10.2000 tarihinde yeniden TEAŞ’a başvurularak bundan böyle muhatabın Ankara
Enerji A.Ş. olmasının talep edilmesi ve bu kez TEAŞ Yönetim Kurulu’nun 26.10.2000
tarihli kararı ile sözleşmenin devir ve temlik yasağı öngören 12. maddesinin tadil edilerek
yeni metinle Ankara Enerji A.Ş.’nin muhatap alınmasının önünün açılması ve akabinde de
21.11.2000 tarihinde Aksa Enerji A.Ş.’nin sözleşmeden doğan tüm hak ve alacaklarının
TEAŞ’ın yazılı rızası ile Park Holding (Park Enerji) sahipliğindeki Ankara Enerji A.Ş.’ye
devir ve temlik edilmesinde, yukarıda özetlenen tanık beyanları ile uyumlu bir safahatın söz
konusu olduğu, anılan ihalenin sanık Bakan Cumhur ERSÜMER’in telkin ve yönlendirmesi
ile sonuçta Park Holding A.Ş.’ye fiilen verilmiş olduğu, olayın mevcut gelişme biçiminin
ticaret hukuku kurallarının doğal işleyişi ile örtüşmediği ve hayatın olağan akışına göre
kendisine bırakılma olasılığı bulunmayan bir işten dolayı, yeni kurulan bir şirketin tüm
hisselerinin bir başka şirkete alelacele devrinin makul görülemeyeceği, dolayısıyla sanığın
ihale sürecine belirtilen biçimde müdahalede bulunduğu kanaatine varılmıştır.
Bu ihalenin yapılıp sonuçlandırılmasında tüm yetkinin TEAŞ Yönetim Kurulu’na
ait olması karşısında, sanığın fiilinin ihaleye fesat karıştırmak ya da 765 sayılı TCK.’nın
366. maddesi kapsamında değerlendirilmesine imkân görülmemiştir. Ancak sanığın ihale
sürecine müdahale, telkin ve yönlendirme şeklinde gerçekleşen fiilinin 765 sayılı TCK.’nın
240. maddesi kapsamına giren memuriyet görevini kötüye kullanma suçuna sebebiyet
verdiği; ihalenin sonuçta üçüncü sırada bulunan bir firmaya verilmiş olmasıyla bu şirket
lehine haksız kazanca yol açılmış olması nedeniyle de fiilin 5237 sayılı TCK.’nın 257.
maddesine de uyduğu ve suç olmaktan çıkarılmadığı görüldüğünden; sanığın sabit görülen
bu suçtan mahkûmiyeti yoluna gidilmiştir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
326
TCK’nın 240. maddesinde öngörülen cezayı hafifletici nedenlerin olayda
bulunmaması nedeniyle maddenin birinci tümcesi dikkate alınarak uygulama yapılmıştır.
Ceza tayininde sanığın işgal ettiği makam ve statüsü ile ihale tutarının yüksekliği ile
sektörel etki alanı dikkate alınarak asgari hadden uzaklaşılmıştır.
Sanığın duruşmalardaki olumlu hali gözetilerek hakkında TCK’nın 59. maddesinin
ikinci fıkrası uygulanmış ve sanığın geçmişteki hali, suç işleme hususundaki eğilimine göre
cezasının ertelenmesi halinde ileride bir daha suç işlemeyeceğine dair yeterli kanaat elde
edildiğinden 647 sayılı Yasa’nın 6. maddesi gereğince cezasının ertelenmesine karar
verilmiştir.
Üyeler Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN ve A. Necmi ÖZLER, “Sanığın
Esenboğa Mobil Santral ihalesinde baskı yaptığına dair sübutun kabulünü gerektirecek
açık, kesin ve inandırıcı mahkûmiyete yeterli kanıt elde edilemediği” düşüncesiyle bu
değerlendirmeye katılmamışlardır.
21-Üretilen elektriğin TEAŞ ya da TEDAŞ’a satılmasında ve enerji
projelerinde eskalasyon uygulamalarında görev ve yetkisini kötüye kullanmak
a-İddia
Sanık Mustafa Cumhur Ersümer’in 08.06.1998 tarihinde verdiği olur ile
sözleşmelerin imza tarihinden başlamak üzere yatırım dönemi eskalasyon uygulamasının
başlatılması, 3096 sayılı Yasa’nın 4. maddesinin 2. fıkrasındaki “Bu tesisde üretilecek
elektrik enerjisi, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca tespit olunacak tarifeye göre
bölgelerinde Türkiye Elektrik Kurumuna veya o bölgede faaliyet gösteren görevli şirkete
satılır.” düzenlemesine rağmen 19.11.1997 tarihinde verdiği olur ile görevli şirketin
sorumluluğundaki sisteme YİD ve İHD projelerinin bağlanması halinde dahi üretecekleri
elektriği sadece TEAŞ/TEDAŞ’a satışına olanak sağlaması suretiyle görevini kötüye
kullandığı ileri sürülmüştür.
b- Sanığa Yöneltilen Suçlamalarla İlgili Değerlendirme, Kabul ve Varılan Sonuç
Konuyla ilgili delillerin değerlendirilmesinde;
―Sanık Mustafa Cumhur Ersümer’in bakanlığından önce, 05.05.1995 tarihli bakan
oluru ile ilk yatırım ve işletme dönemi eskalasyon uygulamasının fizibilite raporunun
verilme tarihinden geçerli olmak üzere ile başlatıldığı, 14.11.1996 tarihinde bakan oluru ile
de yatırım dönemi eskalasyonu ortadan kaldırılarak, sadece yıllık işletme giderlerine
eskalasyon uygulaması başlatıldığı görülmüştür.
―İddia konusu 19.11.1997 tarihli Enerji İşleri Genel Müdürlüğünün istemi
üzerine verilen olurda;
“Türkiye Elektrik Kurumu Dışındaki Kuruluşların Elektrik Üretimi, Dağıtımı ve
Ticareti ile Görevlendirilmesi hakkındaki 3096 sayılı Kanunun 4. maddesinde “üretim
tesislerinde üretilen enerjinin Bakanlığımızca tesbit olunacak tarifeye göre Türkiye Elektrik
Kurumuna veya bölgede faaliyet gösteren Görevli Şirkete satılacağı”,
Enerji alışverişine ilişkin 6. maddesinde ise “Görev Bölgelerindeki elektrik
ihtiyacının bölge içerisinden karşılanmasının esas olduğu, ancak bölge içerisindeki enerji
üretimi yetersiz kaldığı hallerde veya enerji ekonomisi temin etmek maksadıyla Türkiye
Elektrik Kurumu ile Görevli Şirketler veya birden çok Görevli Şirket arasında enerji
alışverişi yapılabileceği” hükme bağlanmıştır.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
327
Kanunun 4. maddesine göre özel sektör tarafından tesis edilip işletilen veya
başvuru alınan bazı projeler, elektrik enerjisi üretimi, iletimi, dağıtımı ve ticareti ile
görevlendirilmiş “Görevli Şirketlerin” Görev Bölgelerinde yer almaktadır. Bu durumda
Kanun’a göre TEAŞ/TEDAŞ sistemine bağlantı olmadığı durumlarda Enerji Satış
Anlaşmalarının Görevli Şirket ile imzalanması ve üretilen enerjinin Bakanlığımızca tespit
olunmuş tarife üzerinden Görevli Şirkete satılması gerekmektedir.
Ancak;
A) Projeler için gerekli finansman, şirketler tarafından temin edilmekte ve buna
karşılık 3996 sayılı Kanunun 11. maddesi hükmü çerçevesinde enerjiyi satın alan kamu
kuruluşunun enerji bedeli ödemeleri Hazine Müsteşarlığı tarafından garanti
edilebilmektedir. Tesisde üretilen enerjiyi yine bir özel sektör olan Görevli Şirketin satın
alması durumunda böyle bir garanti verilmesi mümkün olamamaktadır. Tesiste üretilen
enerjiyi satın alacak kuruluşun enerji bedeli ödemelerinin Hazine Müsteşarlığı tarafından
garanti edilmemesi halinde ise projeler için kredi temini zorlaşmakta veya mümkün
olmamaktadır.
B) TEAŞ, TEDAŞ ve Bağlı ortaklıklar tarafından satışa arz edilen elektrik
enerjisinin satış fiyatı, bu kuruluşlar tarafından işletilmekte olan tüm enerji tesislerinde
üretilen enerji maliyetlerinin ağırlıklı ortalaması alınarak bulunan paçal fiyattır. 3096
sayılı Kanun çerçevesinde özel sektör tarafından gerçekleştirilen projelerde özellikle
işletmenin ilk yıllarında kredi geri ödemelerinden dolayı enerji satış fiyatı Görevli
Şirketlerin kendi üretim tesislerinden elde ettikleri enerjinin maliyeti veya TEAŞ’dan satın
aldıkları enerji fiyatından daha yüksek bir fiyatla enerji almaya itiraz etmektedirler.
Yukarıda yer alan hususlar ve oluşturulmakta olan havuz sistemi de gözönünde
bulundurularak Görev Bölgelerinde, 3096 sayılı Kanun ve ilgili Yönetmelikler çerçevesinde
özel sektör tarafından gerçekleştirilecek enerji projelerinde üretilen enerjinin bağlantı
durumuna göre TEAŞ/TEDAŞ tarafından satın alınması ve ilgili kurumların bu konuda
talimatlandırılması Genel Müdürlüğümüzce uygun mütala edilmektedir.”
denilmiştir.
3096 sayılı Yasa kapsamında mütalaa edilen yukarıdaki olurda hukuka aykırılık
görülmediğinden, sanığa yüklenen görevini kötüye kullanma suçunun unsurları
oluşmadığından beraatine karar verilmesi gerekmiştir.
―İddia konusu Mustafa Cumhur Ersümer’in bakanlığı döneminde Enerji
İşleri Genel Müdürlüğünün istemi üzerine verdiği 8.6.1998 günlü olurda;
“Bilindiği üzere, 3096 sayılı Kanun ve ilgili yönetmelik hükümleri çerçevesinde
enerji sektöründe Yap-İşlet Devret (YİD) projelerinin gerçekleştirilmesi işlemleri
Bakanlığımızca yürütülmektedir.
Sözkonusu projelerle ilgili çalışmalara yön vermek ve Genel Müdürlüğümüzce
çalışmaları yürütülen bütün projelerde uygulamanın aynı bazda yürütülmesini temin amacı
ile ilgideki Makam Oluru alınmıştır.
Sözkonusu Makam Olurunun 1. Maddesinde eskalasyon uygulamasının başlangıç
tarihi olarak fiyatların baz alındığı tarih alınmıştır. Ancak fizibilite raporlarının
Bakanlığımız ve ilgili kuruluşlarca değerlendirilmesi ve şirketler tarafından revize fizibilite
raporlarının hazırlanması tahmin edilenden uzun zaman almakta, şirketler de eskalasyon
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
328
uygulanacağını dikkate alarak gerekli çalışmaların tamamlanmasında esnek
davranmaktadırlar, ayrıca imtiyaz sözleşmesi imzalanmadan projenin teknik ve ekonomik
yapılabilirliği kesinleşmemiş olmakla birlikte Bakanlığımız imza tarihinden önce eskalasyon
uygulaması yükümlülüğünü kabul etmiş olmaktadır.
Uygulamada ortaya çıkan bu tür problemleri çözmek amacıyla; sözkonusu Makam
Olur’unun aşağıdaki şekilde değiştirilmesi Genel Müdürlüğümüzce uygun mütalaa
edilmektedir.
İş bu Olur tarihinden sonra fizibilite raporu istenecek projelere uygulanmak üzere;
1- Şirket kusurundan dolayı meydana gelen gecikmeler hariç, imtiyaz sözleşmesinin
Danıştay incelemesinin tamamlanmasını müteakip yürürlüğe giriş tarihinden başlamak
üzere ticari işletme tarihine kadar geçen süre boyunca Tarifenin tesbitinde esas alınan
Toplam Yatırım Tutarının (Yatırım dönemi faizleri ve finansman masrafları hariç) temrin
programı uyarınca, yatırımın yıllara dağılımı da dikkate alınarak Amerikan Tüketici
Fiyatları Genel Endeks Sayıları Artış Oranına (USA Consumer Price All Item Indeks
Number) göre eskale edilmesi ve/veya ayarlanması,
Bu konuların imtiyaz sözleşmesinin ilgili maddeleri ve eklerinde ayrıntılı olarak
düzenlenmesi,
2- Termik Santral projeleri için istenecek fizibilite raporlarının, ekte yer alan
Fizibilite Raporu ile ilgili Hususlar ile Mali Analiz ve Özet Bilgiler Formuna göre
hazırlanması,
3- İmtiyaz sözleşmelerinin Danıştay incelemesinin tamamlanmasının müteakip
Bakanlığımızla ilgili Şirket arasında imzalandığı tarihte yürürlüğe girmesi, finansmanın
tamamlanması ve projenin tesisine başlanması için gerekli diğer şartların sağlanması için
Şirkete verilen sürelerin imtiyaz sözleşmelerinde belirtildiği şekilde uygulanması,
4- İlgili Makam Oluru’nun 4. maddesi uyarınca 1998 yılı içinde fizibilite raporları
teslim edilen projeler için Enerji Fonu Katkı Payı olarak alınan 390.000.000
(Üçyüzdoksanmilyon) TL’nın her takvim yılı başında %60 arttırılmasını, (Artırımlar, 10
milyonun altında kalan küsüratlar 10 milyona tamamlanacak şekilde tespit edilecektir).”
denilmiştir.
―8.2.2006 günlü 7 numaralı ara kararının gereği olarak verilen Enerji İşleri
Genel Müdürlüğünün 2 Mart 2006 günlü, 622 sayılı cevap yazısı
Yazıda; bakanlıkça 3096 sayılı Yasa kapsamındaki imtiyaz sözleşmesi imzalanan
bütün projeler için Danıştay Başkanlığının uygun görüşünün alındığı, uygulama
sözleşmesinde Danıştay Başkanlığı görüşünün gerekmediği, sözleşmesinde yatırım dönemi
eskalasyonu olmadığı halde, doğrudan bu olura dayanılarak fiyat artışı yapılmasına ilişkin
bir işleme rastlanmadığı, 08.06.1998 tarihli olurun yap-işlet-devret projelerine münhasır
olduğu, bu sözleşmelerin ise 4683 sayılı Yasa kapsamında mülga TEAŞ (Türkiye Elektrik
İletim Üretim A.Ş.) ile yapıldığı ve bu sözleşmelerde yatırım dönemi eskalasyonu
bulunmadığı, Bakanlıkça 08.06.1998 tarihinden önce ve sonra imtiyaz sözleşmesi imzalanan
ve sözleşmelerinde “yatırım dönemi eskalasyonu uygulanmayacaktır” denildiği halde bu
onaydan sonra fiyat artışı yapılan projeye de rastlanmadığı belirtilmiştir.
Bu durumda 3096 sayılı Yasa kapsamındaki bütün projelerde Danıştay’dan imtiyaz
sözleşmelerinin içeriğine ilişkin uygun görüş alındığı, önceki bakan olurları gereğince
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
329
oluşturulan eskalasyondaki farklı kriter uygulama sorunlarını çözmek amacıyla 8.6.1998
günlü olurun verildiği görülmüştür.
Kaldı ki Enerji işleri Genel Müdürlüğünün 2 Mart 2006 günlü yazısından da iddia
konusu olurda belirtilen eskalasyon uygulamasının yapılmadığı ve böylece herhangi bir
zararın doğmadığı anlaşılmıştır.
22- Atasu Barajı ve Hidroelektrik Santrali ile ilgili 8.5.2000 ve 10.9.2002
tarihlerinde mevzuata aykırı keşif artışı olurları vererek görev ve yetkilerini kötüye
kullanmak
a- İddia
Atasu Barajı ve HES İnşaatında, 2886 sayılı Kanunun 63. maddesine aykırı biçimde
temel, tünel ve benzeri işler ile tabii afetler gibi sebeplerden kaynaklanmayan keşif artışı
olurları veren dönemin bakanları Mustafa Cumhur Ersümer ile Zeki Çakan’ın
görevlerini kötüye kullandıkları, 765 sayılı TCK’nın 240. maddesi gereğince
cezalandırılmaları istenilmiştir.
b- Atasu Barajı ve Hidroelektrik Santralinin Yapım Süreci
―Barajlar ve HES Dairesi Başkanlığının Kalyon Deresi üzerindeki Atasu Barajı
inşaatı işi ve yapılacak ihale ile ilgili olarak gönderdiği 18.11.1997 günlü ve 5006 sayılı
davet yazısında;
“a)Derivasyon, 585 m uzunluğunda ve 4,00 m iç çapında dairesel kesitli bir tünel
ile sağlanacaktır.
b)Dolusavak, yandan alışlı ve kapaksızdır. Enerji kırıcısı sıçratma eşikli tiptedir.
c)Baraj gövdesi, ön yüzü beton kaplı kaya dolgu tipinde olup, temelden 118 m
yükseklikte ve 372 m kret uzunluğundadır.
d)Enerji tüneli, dairesel kesitli ve 1734 m uzunluğunda olup çapı 3.00 m’dir. Cebri
boru 122 m uzunlukta olup çapı değişkendir.
e)Santral binası yarı gömülü tipte olup eni 13,90 m, boyu 18,10 m ve yüksekliği
17,70 m olan iki adet ünite ihtiva eden betonarme bir yapıdır.”
denilmiştir.
―Özel Teknik Şartnamenin 2. maddesinde;
“Bu ihale ile yapılacak işler; a)Baraj gövdesi inşaatı, b)Derivasyon ve dipsavak
tüneli inşaatı, c)Cebri boru imalatı ,d)Dolusavak inşaatı, e)Su alma yapısı, enerji tüneli ve
HES İnşaatı, f)Ulaşım yolu, g)Yolların inşası, h)Müteferrik işler” şeklinde listelenmiştir.
―DSİ Barajlar ve HES Dairesi Başkanlığınca DSİ XXII. Bölge Müdürlüğü
(Trabzon) sınırları içerisinde yürütülmekte olan proje, 16.01.1998 tarihinde Ziya Çarmıklı
Müesseseleri İnşaat ve Turizm A.Ş.’ye ihale edilmiştir.
―DSİ Genel Müdürlüğü Barajlar ve HES Dairesi Başkanlığının 5.4.2000 tarihli
olur yazısında;
“…Bölge Müdürlüğü'nün 14.02.2000 tarih ve 1197 sayılı yazısında özetle aşağıdaki
hususlar yer almaktadır.
Trabzon şehri içme, kullanma ve endüstri suyunun temin edildiği Değirmendere
üzerine kurulu regülatör, isale hattı ve arıtma tesislerinden oluşan tesislerin planlamasının
kuruluşumuzca, inşaat işinin İller Bankasınca gerçekleştirildiği ve tesislerin 1992 yılında
hizmete alındığı belirtilerek, söz konusu bu sistemin 1998 yılma kadar Trabzon şehrinin su
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
330
ihtiyacını karşılamaya yönelik olduğu, bu yıldan sonra da içme suyu amaçlı Atasu Barajının
devreye girmesinin gerektiği, ancak barajın 1997 yılında ihale edilebildiği ve bu güne kadar
da % 9 fiziki gerçekleşme sağlandığı bildirilmektedir.
Değirmendere üzerindeki regülatörün (Esiroğlu) membaında Maçka İlçesi ile çok
sayıda köy yerleşim yeri olması ve bu yerleşim birimlerinin tüm kanalizasyon ve atık
sularının Değirmendere'ye deşarjının önemli ölçüde suyun kirliliğine neden olduğu, bu
nedenle Belediyece yapılan müracaatta; Atasu Barajı tamamlanıncaya kadar, barajın
yapıldığı Galyan deresi suyunun baraj mansabında yapılacak bir regülatör ve 2350 m'lik
isale hattıyla arıtma tesisine bağlanması talep edilmiştir.
Talep Bölge Müdürlüğünce değerlendirilmiş, baraj mansabına yapılacak regülatör
ile 2350 m'lik isale hattı ile Galyan Deresi suyunun arıtma tesisine getirilebileceği, bu
hattın ihtiyaç duyulan su için senenin 9 ayında yeterli olacağı ve 2000 yılı fiyatları ile işin 1
trilyon TL dolayında maliyeti olabileceği 14.02.2000 tarih 1127 sayılı yazı ile bildirilmiştir.
Aynca Bölgesi talep edilen sistemin kalıcı yapılması alternatifini de değerlendirmiş,
bu durum suyun eneri ilendirilmeden kullanılmasını gerektirdiğinden bu kayıpların projeyi
pahalılandırdığını, bu nedenle geçici olarak önerildiği belirtilmiş ve hesaplar yazı ekinde
verilmiştir.
…Yukarıda yer alan Bölge Müdürlüğü yazısında izah edilen hususlar, Atasu
Barajı'nın ihalesinin 1997 yılında yapılabilmesi, tefrik edilen ödeneklerin yetersizliği
nedeniyle işin süresinin uzaması ve Trabzon şehri halkının mağduriyeti gözönüne alınarak;
Galyan Deresi suyunun geçici olarak baraj yerinin mansabında yapılacak bir regülatör ve
2350 m'lik isale hattı ile mevcut arıtma tesislerine getirilmesi işinin yapılması
Başkanlığımızca uygun mütalaa edilmektedir.”
denilmiştir.
―DSİ XXII. Bölge Müdürlüğü 14.04.2000 tarih ve 2451 sayılı yazısı ile DSİ Genel
Müdürlüğüne muhtemel keşif artışını bildirdiği yazısında:
“Derivasyon-dipsavak ve enerji ünitelerinde karşılaşılan zemin şartlarından dolayı
kazı ve destekleme tedbirlerinde 1. Keşfe göre %30 oranında artış meydana gelebilecektir.
Dolusavakta zemin şartları nedeniyle projesinde yapılan değişiklikler nedeniyle
kazı miktarlarının artması ve yamaç şevlerinin desteklenmeleri nedeniyle 1. Keşfe göre %12
oranında artış meydana gelmiştir.
Baraj gövdesinde gerek talvegteki alüvyon kalınlığının kati projede belirlenenden
fazla olması gerekse gövdenin oturduğu yamaçlardaki sıyırma kazısının önemli ölçüde
artması nedeniyle gövde sıyırma kazı ve dolgu miktarı artmaktadır. Bunlardan dolayı 1.
Keşfe göre %86 oranında keşif artışı meydana gelebilecektir.
Atasu Barajı inşaat alanının yerleşim birimleri içinde olması nedeniyle mevcut
yerleşim birimlerine ulaşımı sağlayan yolların büyük bir kısmı rezervuar sahası içinde
kalmaktadır. Bunların ulaşımının sağlanabilmesi için rezervuar dışında yeni yolların
yaspılması gerekmektedir. İlave yapılacak yeni yollardan dolayı %91 oranında artış
meydana gelebilecektir.
Trabzon şehrinin içme-kullanma suyu ihtiyacının karşılandığı Değirmedere
suyunun aşırı derecede kirlenmesi nedeniyle Galyon Deresi suyunun mevcut artıma tesisine
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
331
bağlanabilmesi için yapılacak ilave tesisin baraj inşaatı kapsamına alınması nedeniyle 1.
Keşfe göre %5 oranında keşif artışı meydana gelecektir.
Yukarıda belirtilen şekilde işte 1. Keşfe göre toplam %224 oranında muhtemel bir
keşif artışı meydana geleceği tahmin edilmektedir…”
denilmiştir.
―Mustafa Cumhur Ersümer’in 08.05.2000 günlü keşif artışına ilişkin
olurunda;
“Daha önce Genel Müdürlüğümüzce verilmiş olan % 30 oranında ve keşif bedeli
cinsinden 2 250 000 000 000 TL tutarındaki keşif artışına ilaveten % 194,22 oranında 14
566 429 950 000 TL tutarında yeni bir keşif artışı verilerek, inşaatın toplam 24 316 429 950
000 TL keşif bedeli ile ikmalini.
Artış gösteren % 224.22 oranındaki işlerin 2886 Sayılı Kanunun 63. Maddesi ve
sözleşmeye ekli Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesi'nin 19. Maddesi gereğince aynı
sözleşme ve şartname hükümleri ile aynı yükleniciye yaptırılmasını tensiplerinize arz
ederim.” denilmiştir.
―DSİ Genel Müdürlüğünün 15.3.2001 tarihli oluru ile inşaatı tamamlanan ve
işletmeye alınacak olan Galyan regülatörü ve isale hattının başlı başına ayrı bir iş olması,
işletilmesi ve bakımının Trabzon Belediyesi tarafından yapılacak olması nedeniyle kesin
kabulü, işin tümüyle birlikte yapılmak üzere geçici kabulünün yapılması akabinde Trabzon
Belediyesine protokolle teslim edilmesi ve tüm bu işlemlerin yerine getirilmesi için DSİ
XXII Bölge Müdürlüğüne yetki verilmiştir.
―DSİ XXII. Bölge Müdürlüğü 27.07.2001 tarihli yazısı ile DSİ Genel Müdürlüğü
Barajlar ve HES Dairesi Başkanlığına özetle “Müteahhit firma tarafından özel bir
mühendislik firmasına revize planlama raporu hazırlatıldığını ve bu plana göre yapılacak
ilave tesisler ile Trabzon şehrinin içme suyu ihtiyacının 2057’ye kadar karşılanacağını ve
kurulu gücünde 5 MW’tan 46 MW’a çıkacağını, projenin revize şekli ile yapılacak ilave
imalatlarında Atasu Barajı ve HES inşaatı mevcut keşfi içerisinde tamamlanmaya
çalışılacağını” bildirerek, proje revizyonunu sunmuştur.
―DSİ XXII. Bölge Müdürlüğü, 23.05.2002 tarihli yazısında;
“…Revize rapor sonrası ortaya çıkan ilave imalatların Atasu Barajı ve HES inşaatı
sözleşmesi ve keşfi içerisinde yapılıp yapılmayacağını bu aşamada belirtmek mümkün
görülmemektedir. Zira baraj inşaatında bilinmeyenler (sıyırma kazısı, taşocağı yolu v.s)
tam olarak belirlenmemiştir. Bilinmeyenleri büyük ölçüde belirleyecek bu imalatların
yapımından sonra görüş belirtmek daha uygun olacaktır.” denilmiştir.
―Revize planlama raporu, DSİ Etüd ve Plan Dairesinin 30.05.2002 tarihli yazısı
ile, DSİ XXII. Bölge Müdürlüğünün yukarıdaki 23.05.2002 tarihli yazısında belirtilen
hususların dikkate alınması koşuluyla onaylanmıştır.
―DSİ Genel Müdürlüğünün 01.08.2002 tarihli olur yazısında;
“Atasu barajı planlama raporunun, Etüd ve Plan Dairesi Başkanlığınca revize
edilmiş haline göre kati projelerinde revize edilerek değişmesini, yani revize planlama
raporuna göre kati projelere göre projelerin yeniden hazırlanmasını ve projenin
hazırlanacak yeni kati projeler göre yürütülmesi işleminin yapılması gerekmektedir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
332
Bölge Müdürlüğünce uygun bulunarak gönderilen ve Etüd ve Plan Dairesi
Başkanlığınca onaylanan “Atasu Barjı ve HES, Maçka I-II Regülatörleri ve HES Revize
Planlama Raporu”ndaki değişiklikleri kapsayan proje revizyonunun, rapor onayındaki
koşulların bölgesince proje revizyonunda göz önüne alınması şartıyla halen yapımı devam
eden projede gerekli revizyonların yapılması, Başkanlılığımızca da uygun müteala
edilmektedir. Projede gerekli revizyonların yapılması ve işin revize kati projelere göre
yürütülmesini tensiplerinize arz ederim.”
denilmiştir.
―Bölge Müdürlüğü 3.9.2002 tarihinde yazdığı yazı ile gerekçelerini bildirdiği
hususlar için %170,71 oranında keşif artışına sanık Zeki Çakan 10.09.2002 tarihinde olur
vermiştir.
c- Tanık Anlatımları
Talat Ertürk 16.3.2005 günlü oturumda, keşif artışlarının, Devlet Su İşleri
kurulduğundan bu yana, elli küsur yıldır aynı sistem içerisinde yürüdüğünü, aşağı yukarı 30-
35 paraftan, imzadan geçtikten sonra bakanlığa geldiğini, bakanlığın da hukukî olarak
eksiklerine, hukuk görüşü olup olmadığı noktasında inceleyerek artışlara onay verdiğini;
Doğan Altınbilek 12.4.2005 günlü oturumda, beş ayrı hükümette Devlet Su İşleri
genel müdürlüğü görevi yaptığını, TBMM’de ifade verdiğinde keşif artışlarıyla ilgili yanlış
bir kanaatin orada yaygın olduğunu gördüğünü, bir ihaleye çıkıldığında, ihaleye esas olan
projenin içinde işle ilgili miktarların bir listesi olduğunu, bu miktarlarla o işlerin birim
fiyatları çarpıldığı zaman ortaya keşfin çıktığını, projeye göre, o anda tahmin edilen değer
olan keşfin yüzde yüz doğru olmadığını, proje sırasında herhangi bir zamanda bazı
değişikliklerin oluşabildiğini, bu değişikliklere göre de işin miktarlarının arttığını, bu işin
artan miktarlarının aynı birim fiyatlarla çarpılmasıyla ikinci keşif oluşturulduğunu, ikinci
keşifle birinci keşif arasındaki miktara da keşif artışı denildiğini;
Keşif artışının, bakan veya genel müdürce önerilmediğini bölgesinden başlayarak
önerildiğini, bölgedeki tatbikat kontrol dairesi, ilgili şubesi, bölge müdürlüğü, genel
müdürlük ilgili dairenin ilgili şubesi, daire başkanlığı, hukuk müşavirliği ve genel müdürlük
tarafından imzalandığını, genel müdürün 15. sırada imza attığını, evrakın Bakanlığa
geldiğinde de ilgili aşamalardan geçtikten sonra bakanın 19. kişi olarak evraka imza
koyduğunu bir bakan hatta bir genel müdür için bütün bu imzaların atıldığı ve bütün
prosedürün tamamlandığı bir olaya “hayır” demenin de kolay olmadığını;
Aylık toplantılarla, bölge müdürleri toplantılarında, ihaleli işlerde kapsama iş alma,
muhteva değişiklikleri, keşif artışları ve işlerin devri olur konularında olur alınmadan önce
genel müdürlük makamına bilgi verileceği talimatına rağmen, aykırı uygulamalarda
bulunulduğu gerekçesiyle belirtilen konularda genel müdürün önceden bilgilendirilmesi
hususunda makam talimatına titizle uyulması ve her türlü keşif artışı olurlarının bizzat genel
müdür tarafından imzalanacağının bilinmesi konusunda kendisinin 23.6.2000 tarihli bir
genelge gönderdiğini, hiçbir şekilde yukarıdan şu şekilde bir keşif artışı verin diye bir baskı
olmadığını;
Keşif artışının, gereken her aşamada verilebildiğini, bu soruşturmanın konusu olan
Atasu Barajında ve Erzurum İsale tünelinde iki büyük şehrimize (Trabzon ve Erzurum’a)
içme suyu götürme amacıyla ve her iki şehirde de mevcut suların yetersiz ve kalitesiz
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
333
olması nedeniyle, kredi alarak bu işlerin bitirilebileceği düşüncesinden hareketle, kredinin
de işin büyüklüğüne göre bir seferde alınması gerektiğini, bu açıdan tahmini olan, ikinci
keşiflerin verildiğini ve ona göre de kredi talebinde bulunulduğunu, birisi için alınıp diğeri
için alınamadığını, bu uygulamanın, 24 Kasım 2004’te mevcut hükümetçe de yeniden kredi
alınacak işlere keşif artışı verilmesi şeklinde genelge ile kabul edildiğini;
Keşif artışı verilmediği takdirde işin yeniden bir ya da iki yıl süreç alacak ihaleye
çıkarılması gerektiğini, işi feshedip, yeniden ihaleye çıkarılmasının örneğin bu arada taşkın
gibi sebeplerle tesisin ortadan kalkması ya da tünelin göçmesi gibi olaylara sebebiyet
verebileceğini, bunun da masrafları artıracağını ve işin yeniden mobilizasyonunu zor
duruma sokacağını, dolayısıyla, işin yeniden ihalesinin her zaman en uygun çözüm
olamayacağını;
Kendisinin de içinde bulunduğu gerek Atasu Barajında gerek Erzurum İçme Suyu
İsale Tünelinde gerek Bakırçay-Kınık sulamasında ve Urfa Sulama Kanalında yanlış yapılan
uygulama olmadığını;
Mehmet Güllü 12.4.2005 günlü oturumda, işlerin kati projeye esas alınarak
hazırlanan keşif metraja dayalı olarak ihale edildiğini, sulama projelerine ait inşaatların
büyük sahalara yayılı olarak inşa edilmesi nedeniyle zemin problemlerinin tespiti ve
alınacak önlemlerin kati proje safhasında tam olarak mümkün olmadığını, örneğin; zift,
sülfat, yeraltı suları gibi problemlerin, inşaat aşamasında meydana çıktığını, projelerin
inşaat sürelerinin uzun yıllar almasından dolayı zaman içerisinde hizmet alanlarında
değişiklik meydana geldiğini,
Bu nedenlerden dolayı, işlerde meydana gelen iş artışlarının, 2886 Devlet İhale
Kanununun 63.maddesi ve Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesinin 19. maddesine göre, işte
artma ve eksilme meydana geldiğini, yüzde 30 üzerinde fazla artışın, temel tünel ve benzeri
işler ile doğal afetler gibi nedenlerden ileri gelmesi halinde, idarenin isteği, müteahhidin
kabulü ve ilgili bakanın veya birinci derecede ita amirinin onayı ile yüzde 30’un üzerindeki
işlerin de aynı müteahhide yaptırılabildiğini;
İşin ihalesi sırasında tariflenen bir sulama projesinin sulayacağı alanın belli olması
sebebiyle bu alanın dışındaki bir alanın ihale muhtevasına alınmasının mümkün olmadığını,
ama o işin içerisinde yapılması zorunlu bir işin, alınıp yapılmasının olanaklı olduğunu, keşif
artışlarının bugün de verildiğini;
Emin Erdoğan 13.5.2005 günlü oturumda, DSİ’de çalışmaları sırasında, keşif
artışları olurları için talepte bulunduğunu ve aldığını, DSİ’de kuruluşundan bu yana keşif
artışı verildiğini, keşif artışlarının proje bütünlüğünü sağlamak ve aynı proje bazında
mütemmim cüz olarak bitirilmesi gereken işleri kapsadığında verildiğini,
Erol Çalımlı 13.5.2005 günlü oturumda, Atasu Barajıyla ilgili olarak bu barajın
müteahhidinin, bu işi almaya ehil olduğunu, keşif artışı verilmeyip yeniden ihale
yapılmasında devletin menfaati olacağı savının, ilgili müfettişlerin her zaman yüksek
tenzilatla yapılan bir ihalenin devletin yararına olmadığına ilişkin görüşleri gereğince doğru
olmadığını, keşif artışını, iş miktarındaki artma olduğunu, Atasu Barajı’nın, yüzde 17,5
tenzilatla ihale edildiğini, herkesin zannettiği gibi kolay bir iş de olmadığını, birinci
müteahhitin bu işi devretmek istediğini ve devrettiğini, ikinci müteahhitin de araziyi
gördüğü zaman, bu işin altından kalkamayacağını düşündüğünü ve tekrar birinci
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
334
müteahhide devrettiğini, bu işi yürüten Cengiz İnşaatın üçüncü firma olduğunu, bu işte de,
işin başında keşif artışı verilmesinin nedeninin, işin, yüzde 12-13’lere geldiği zaman
Trabzon içme suyu için yapılan Atasu Barajının, yoğun ve had safhada içme suyu sıkıntısını
ortadan kaldırmak amacıyla yapıldığını, rantabilite aranmayan tek işin, içme suyu projeleri
olduğunu, Atasu Barajının, o tarihlerdeki kısıtlı DPT ödenekleriyle müteahhidin yollardan,
tünellerden kaynaklanan nedenlerle işte keşif artışı olacağını hesapladığını, idareye de
müracaat ederek, kredi getirmek istemini bildirdiğini, “Ben kredi getireceğim, bana işimin
gerçek miktarını bildirin” dediğini, bunun üzerine Bölgesince hazırlanan işte meydana
gelen artışların tespit edildiğini Cumhur Ersümer zamanında, yüzde 30’u genel müdür,
yüzde 190’ı da yahut yüzde 180’i de, toplam yüzde 224 olan keşif artışının tespit edildiğini,
bunun üzerine kredi müracaatı yapıldığını, daha sonra 2002 yılında Zeki Çakan zamanında
yüzde 170’lik bir keşif artışı daha alındığını, bunun da yüzde 87’sinin yine Cumhur Ersümer
zamanındaki temel, tüneldeki artışlara dayandığını, geriye kalan yüzde 80 küsurluk bir
bölümünün, Atasu Barajının olduğu havzada iki projenin mevcut olması, bu projelerden bir
tanesinin enerji amaçlı Maçka regülatörleri ve tünellerinden oluşan grup, bir diğerinin de
Atasu Barajı olması nedeniyle Atasu Barajının içmesuyu amaçlı, Maçka regülatörleri ve
öbür kısmın da enerji amaçlı olduğunu, planlama raporunun uzun yıllar önce yapıldığını
daha sonra DSİ Etüt Plan Dairesinin planlaması üzerine yeni revizyonlarındikkate
alındığını, burada birinci hususun, Maçka regülatörleriyle elde edilecek olan enerjiden
sonra, regülatörlerden sonra giden suyun boşa gitmesinin önlenmesi, bir tünel sistemiyle,
başlangıçta 13,5 kilometre olarak düşünülen tünelin daha 3,5 kilometre düşük olarak Atasu
Barajına bu suyun tamamen akıtılmasının sağlanması, sonuçta; enerji miktarında artma,
Maçka regülatörlerinin tek başına düşünüldüğünde, rantabilitesi oldukça düşük olmasına
rağmen, birlikte düşünülmesi halinde rantabilitesinin yüksek olması ve Atasu Barajının, bu
haliyle, 2025-2027 yılına kadar Trabzon’a içmesuyu sağlayacağı öngörülmüşken, bu
aktarmadan sonra 2050 yılına kadar hiçbir ilave depolama tesisi yapmadan Trabzon’a
içmesuyu sağlamaya devam etmesi fayda ve çıkarlarının olduğunu; o planlama raporuna
göre, Atasu Barajından Trabzon’a içmesuyu sağlamak için metreküp başına maliyetin 13,5-
14 sent olmasına rağmen, bu revizyondan sonra, bunun 5,5-6 sente düşeceğini, devletin ve
kamunun menfaati görülen bir projeyi bundan ayrı düşünmenin mümkün olmayacağını, bu
iki projenin birleştirildiğini, bu sistemin beraber düşünülmesinin ve planlama
revizyonundan sonra olan işte, kamunun menfaati olduğunu, herkesin, tasfiye edildiği
zaman devletin bundan kârı olacağını düşündüğünü, ama, tasfiye edip yeniden ihale
yapıldığında DSI, bölgesi, APK Dairesi, Hukuk Müşavirliğine, Maliyenin Bütçe Dairesi ve
Saymanlığına, Sayıştay Başkanlığına da dağıtımını yaptıklarını, hiçbir kurumdan yapılan
işin yanlış olduğu konusunda bir uyarı da gelmediğini;
Mümtaz Turfan 13.5.2005 günlü oturumda, yapılan işlemlerin ve eylemlerin tama
Force Majeur mının 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 63. maddesine uygun olduğunu ve
işlemlerin tamamında sayısal olarak herhangi bir yorum getirmenin mümkün olmadığını,
sayısallığın, yapılan projenin adediyle doğru orantılı olduğunu, eldeki keşif artışlarıyla ilgili
herhangi bir bakandan ön talimat almadığını, bunların rutin işlemler olduğunu, aşağıdan
yukarıya doğru cereyan eden, işleyen bürokratik işlemlerden bulunduğunu, keşif artışlarının
ortaya çıkabilmesi için bunun ilk kez kontrol mühendisince ortaya konulmasının, daha
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
335
sonra, kontrol mühendisi, şube müdürleri, bölge müdürleri, oradan merkez dairesi,
silsilelerle, bu daireler ve birimlerin içindeki ilgili şube müdürleri, kurumlar, yardımcılar
vesaire incelemesine tabi tutmak suretiyle üst makama aktarıldığını, bakana gelene kadar,
aşağı yukarı 17–18 kademeden geçtiğini, bütün bu kademelerden olumlu, itirazsız geçen
keşif artışlarının Bakanların takdirlerine arz edildiğini, bu işlemler yapılırken, sadece teknik
kademelerin değil, aynı zamanda hukukî kademelerin de görüşlerinin mutlaka alındığını;
Keşif özetinin, adı üzerinde tahmin olduğunu, bazı projelerin, bazı varsayımlar
dikkate alınarak yapılan tahmin çalışması olduğunu, tatbikatın bambaşka bir husus
olduğunu, dolayısıyla, bir işin keşifte herhangi bir şekilde bulunması, o işin mutlaka o
fiyatla, o miktarla yapılmasını gerektirmediğini;
beyan etmişlerdir.
d- Sanıklara Yöneltilen Suçlamalarla İlgili Değerlendirme, Kabul ve Varılan
Sonuç
Sanıklar Mustafa Cumhur Ersümer ve Zeki Çakan’ın Atasu Barajı ve HES
İnşaatında, 2886 sayılı Kanunun 63. maddesine aykırı biçimde temel, tünel ve benzeri işler
ile tabii afetler gibi sebeplerden kaynaklanmayan keşif artışı olurları vermeleri nedeniyle
görevlerini kötüye kullandıkları ileri sürülmüştür.
Konuyla ilgili delillerin değerlendirilmesinde;
Atasu Barajı inşaatına 10.03.1998 tarihinde başlandığı, DSİ XXII. Bölge
Müdürlüğünün 14.02.2000 tarih ve 1197 sayılı yazısı ile Atasu Barajı'nın ihalesinin 1997
yılında yapılabilmesi, tefrik edilen ödeneklerin yetersizliği nedeniyle işin süresinin uzaması
ve Trabzon şehri halkının mağduriyeti göz önüne alınarak; Galyan Deresi suyunun geçici
olarak baraj yerinin mansabında yapılacak bir regülatör ve 2350 m'lik isale hattı ile mevcut
arıtma tesislerine getirilmesi işinin yapılmasına DSİ Genel Müdürlüğünce 5.4.2000
tarihinde olur verilerek Galyan deresi regülatör ve isale hattı işinin Atasu Barajı inşaatı
kapsamına alındığı anlaşılmıştır.
DSİ XXII. Bölge Müdürlüğünün 14.04.2000 günlü ve 2451 sayılı yazısı ile keşfe
göre toplam % 224 oranında muhtemel bir keşif artışı meydana geleceğinin bildirilmesi
üzerine;
▪ % 30 oranını oluşturan 2 250 000 000 000 TL tutarındaki kısmına DSİ Genel
Müdürlüğünün;
▪ % 194,22 oranını oluşturan 14 566 429 950 000 TL tutarındaki kısmına
08.05.2000 tarihinde sanık M.Cumhur Ersümer’in,
olur verdiği anlaşılmıştır.
Öte yandan, DSİ Genel Müdürlüğünün 01.08.2002 tarihli yazısı üzerine, DSİ Bölge
Müdürlüğünün 3.9.2002 tarihli yazısında %170,71 oranında keşif artışı gerektiğinin
bildirilmesi üzerine sanık Zeki Çakan’ın 10.09.2002 tarihinde bu artışa olur verdiği
anlaşılmıştır.
2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 63. maddesinin üçüncü fıkrasında;
“% 30 oranından fazla artış; temel, tünel ve benzeri işler ile tabii afetler gibi
nedenlerden ileri gelmiş ise; idarenin isteği, müteahhidin kabulü ve ilgili bakanın onayı ile
süre hariç aynı sözleşme ve şartname hükümleri için % 30’u geçen işler de aynı müteahhide
yaptırılabilir”denilmiştir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
336
Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Yüksek Fen Kurulu Başkanlığının 11.4.2005 gün ve
446 sayılı yazısında;
“...%30’un üstündeki keşif artışları, ihale öncesi proje düzenleme esasları dikkate
alınarak her türlü etüt, proje ve mühendislik hizmetlerinin kullandırılmasına rağmen,
önceden bilinmesi ve tahmin edilmesi mümkün olmayan ve iş yapılırken ortaya çıkan temel,
tünel ve benzeri işler ile doğal afetler gibi zorunlu nedenlerle meydana gelen keşif
artışlarıdır.
‘Benzeri işler’ kavramı ilkesel olarak mühendislik hizmetlerinde temel ve
tünellerdeki gibi mühendislik etüt ve proje verilerine rağmen uygulama sırasında ortaya
çıkan ve önceden tahmin ve hesap edilemeyen durumların ortaya çıkabilmesi, bir başka
deyimle temel ve tüneldeki gibi bilinmeyen hususların mevcudiyeti açısından benzerlik
olarak mütalaa edilmelidir. Temel ve tünel için yapılan çalışmalar ve elde edilen neticeler
ne ise, benzeri işler kavramı için de durum aynıdır…
‘Benzeri işler’ kavramı, sadece şekil olarak fiziki yönden benzerlik değil, ihale
öncesi her türlü mühendislik hizmeti verilerine göre hazırlanan 1 inci keşfin düzenlenmesi
sırasında, önceden bilinmeyen ve sonradan ortaya çıkan ve işin bitirilmesi için yapılması
zorunlu hale gelen işler olarak tanımlanabilir...”denilerek 2886 sayılı Kanun’un 63.
maddesindeki “benzeri iş” kavramının kapsamı açıklanmıştır.
Galyan Deresi Regülatör ve İsale Hattı inşaatı işi 5 Nisan 2000 günlü, Maçka I-II
Regülatörleri 15 Mart 2001 günlü genel müdür onayı ile kapsama alınmıştır.
Tanıklar Talat Ertürk, Muhittin Kuzu, Erol Çalımlı, Emin Erdoğan, Doğan Altınbilek
ve Mümtaz Turfan özetle; verilen keşif artışı onaylarının 2886 sayılı Yasanın 63. maddesine
uygun olduğunu, kapsama alınan işlerin tamamlayıcı mahiyette bulunduğunu, sanık
bakanların keşif artışı hazırlanması hususunda kendilerine bir talimat vermediğini beyan
etmişlerdir.
DSİ XXII. Bölge Müdürlüğünün DSİ Genel Müdürlüğüne yazdığı 14.4.2000 günlü
yazısında Atasu Barajının yerleşim birimleri içinde olması nedeniyle yerleşim merkezlerini
birbirine bağlayacak olan yolların baraj rezervuar alanı içinde kalması sonucunda yeni
yollara ihtiyaç duyulacak olması, Trabzon’un içmesuyu ihtiyacını karşılayan
Değirmendere’deki aşırı kirlenme sonucunda Galyan Deresi’nin içmesuyu arıtma tesislerine
bağlanmasının zorunlu hale geldiğinin ifade edilmesi, Maçka I-II Regülatörlerinin 15 Mart
2001 günlü genel müdür onayı ile kapsama alınması, DSİ XXII. Bölge Müdürlüğünün DSİ
Genel Müdürlüğüne yazdığı 27.7.2001 günlü yazısında 2057 yılına kadar Trabzon’un
içmesuyu ihtiyacının karşılanmasının amaçlandığının ifade edildiği, tanık beyanları ile keşif
artış onaylarına ilişkin belgelerden sanıkların olur verdikleri keşif artışı istemlerinin DSİ
Bölge Müdürlüğünce yapıldığı, böylece teknik yönden gerekliliğin ve Devlet İhale
Kanununun 63. maddesindeki koşulların bulunup bulunmadığının DSİ teknik birimlerince
belirlenip değerlendirildiği, sanıkların bu değerlendirmenin yapılmasında herhangi bir
yönlendirmesinin bulunmadığı anlaşılmıştır.
DSİ Bölge Müdürlüğünden gelen keşif artışı taleplerinin DSİ Genel Müdürlüğünde
kontrol mühendisinden başlayarak, tatbikat şube müdürü, daire başkan yardımcısı, daire
başkanı, genel müdür yardımcısı ve genel müdürün denetiminden geçtiği, Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanlığında daire başkanı, müsteşar yardımcıları, müsteşarın incelemesinden
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
337
geçtikten sonra bakanların onayına sunulduğu, bu işlemlerde teknik ve hukuki kademelerin
olumlu görüş bildirdiği, yapılan değerlendirmelerde izlenen yolun hukuka aykırı olduğu
yönünde bakanı sorumlu tutacak bir olguya rastlanmadığı gibi herhangi bir şikâyet ya da
ihbarın bulunmadığı gözetilerek, Atasu Barajı HES inşaatı projesinde sanıkların görevlerini
kötüye kullandıklarına dair cezai sorumluluğunu gerektirecek kanıt bulunamadığından
beraatlerine karar verilmesi gerekmiştir.
23-Bakırçay projesi Kınık sol sahil sulaması inşaatı ile ilgili 13.6.2000 ve
12.9.2002 tarihlerinde mevzuata aykırı keşif artışı oluru vererek görev ve yetkilerini
kötüye kullanmak
a- İddia
Bakırçay Projesi Kınık Sol Sahil Sulaması İnşaatında, 2886 sayılı Kanunun 63.
maddesine aykırı biçimde temel, tünel ve benzeri işler ile tabii afetler gibi sebeplerden
kaynaklanmayan keşif artışı olurları veren Mustafa Cumhur Ersümer ile Zeki Çakan’ın
görevlerini kötüye kullandıkları, 765 sayılı TCK’nın 240. maddesi gereğince
cezalandırılmaları istenilmiştir.
b- Bakırçay Projesi Kınık Sol Sahil Sulaması İnşaatı Yapım Süreci
―02.01.1993 yılında inşaatı ihale edilen iş, “Bakırçay Kınık Projesi Kınık Sol Sahil
Sulaması İnşaatı” işidir. İşin Özel teknik şartnamesinde projenin gayesi:7063 hektar
sahanın sulama ve drenaj tesislerinin inşa edilmesidir” olarak belirtilmiştir.
―Projenin 1993 yılında yapılan ihalesinde ‘ana tahliye’ işinin bulunmadığı,
bununla ilgili tespitlerin, ‘tatbikat projelerinin’ yapılmaya başlaması ile ortaya çıktığı
anlaşılmıştır.
―İhaleden sonra DSİ İzmir 2.Bölge Müdürlüğü’nün Ocak 1995 yılında yaptığı
“Şebeke Revizyonu Planlama Raporu” ile proje sahasında daha önce belirtilen ihtiyaçlar
göz önüne alınarak, yüksek basınçlı modern sulama şebekesi ile birlikte gerekli basıncı
sağlamak üzere 6 pompa istasyonu yanı sıra sahanın ‘derin drenaj’ sahası olması sebebiyle
derin drenaj kanalı açılması uygun görülmüştür.
―DSİ Genel Müdürlüğü Proje ve İnşaat Dairesi Başkanlığının, DSİ 2. Bölge
Müdürlüğünün yazısını ilgi tutarak 06.03.1997 tarihinde yazdığı yazı ile debiye göre
projenin revize edilmesi gerektiğinden bahisle “T4 tahliyesinin Bakırçay’a ulaştığı kesimde
mansap şartının araştırılması” işinin yapılmasının uygun olacağı belirtilmiştir.
―DSİ tarafından, proje yapımı sırasında, 1997 Mart ayından başlatılan teknik
çalışmalar, DSİ 2. Bölge Müdürlüğünün DSİ Genel Müdürlüğü Proje ve İnşaat Dairesi
Başkanlığına yazdığı 25.09.1997 yazısında, “….debileri Bakırçay geçiremediğinden
Bakırçay’da yeterli uzunlukta yatak düzenlemesi projesi hazırlanması uygun olacağı
görülmüştür” denilmiştir.
―Proje ve İnşaat Şube Müdürlüğünün, DSİ Genel Müdürlüğü Proje ve İnşaat
Dairesi Başkanlığına yazdığı 26.11.1999 tarihli yazıda “yatak kesitinin yetersizliği ve
sulama drenajı açısından bile yatak tabanının derinleştirilmesi gereği müşterek görüşü
oluşmuştur” denilmiştir.
―DSİ Genel Müdürlüğü Proje ve İnşaat Dairesi Başkanlığı’nın, DSİ 2. Bölge
Müdürlüğü’ne yazdığı 06.12.1999 tarihli yazıda “Kınık Sol Sahil Sulaması’nın ana
tahliyesini oluşturan Bakırçay ana yatağında mevcut yan derelere ve sözkonusu sulamaların
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
338
tahliyelerine mansap oluşturmak amacıyla düzenleme yapmak gereği bulunmaktadır”
denilmiştir.
―DSİ 2. Bölge Müdürlüğü’nün, DSİ Genel Müdürlüğü Proje ve İnşaat Dairesi
Başkanlığına yazdığı 03.01.2000 tarihli yazıda “Bakırçay yatağında derinleştirme ile
düzenleme yapılarak yataktaki normal su seviyesi düşürülebilecek, bunun sonucunda tahliye
kanallarının Bakırçay’a bağlanan kesimlerine uygun mansap şartı sağlanarak sulama
alanındaki tahliye sularının drenajı ile mümkün olabilecektir” denilmiştir.
―Mart 2000 tarihli Keşif Artışı Değerlendirme Raporuna göre, “…Kınık Sol Sahil
Sulaması ve kat’i proje yapım çalışmaları sürdürülen Kınık Sağ Sahil Sulamasının ana
tahliyesini oluşturan Bakırçay ana yatağında mevcut yan derelere ve sözkonusu sulamaların
tahliyelerine mansap oluşturmak amacı ile düzenleme gereği de Genel Müdürlüğümüzce
uygun mütalaa edilmektedir…” denilmekte ve %145 oranında keşif artışı getiren 2.keşif
artışının ana kalemlere göre dağılımınde kazı işlerinin keşif artışı içindeki payının %42
olduğu ve %42’lik artışın içinde %8 Kınık Sol İletim Hattının boru hendek kazısı %8,
Bakırçay Yatağı Islah payının %19,9 olduğu yazılıdır.
―10.5.2000 günlü genel müdürlüğün % 30 oranında keşif artışı istemine konu
olurunda;
“Keşif artışı nedenleri aşağıda açıklanmıştır:
1- Yörede son yıllarda yaşanan aşırı kuraklık nedeniyle, söz konusu projede
kullanılması düşünülen yerüstü ve yeraltı su kaynaklan potansiyeli hidrolik açıdan yeniden
revize edilerek, mevcut su kaynaklarından temin edilecek sulama sularıyla sulama yapacak
olan kanaletli sulama şebekesi, daha fazla tarım alanının sulanmasına imkân verecek ve
basıncı 6 adet su pompa istasyonu ile sağlanacak yüksek basınçlı sulama şebekesine
dönüştürülmüştür. Bu nedenle; Sulama şebekesi için gerekli olan 6 adet pompa
istasyonundaki makine ve ekipmanın temini ve montajı, sulama şebekesi için gerekli olan
özel parçalar (vana, vantuz ve hidrant v.s.) parçaların temini ve montajı ile 6 adet pompa
istasyonuna ait bina, yaklaşım kanalı ve cebri boru inşaatı, yapılması gerekmiş ve bu durum
da keşif artışına neden olmuştur.
2- Bakırçay yatak kapasitesinin yetersiz oluşu ve feyezan anında yatakta su kotunun
yükselmesi nedeniyle Bakırçay'a bağlanan tahliye kanallarının yeterince deşarj
olmamasından dolayı taşkın sularının tarım arazisine zarar verdiği görülmüş ve Bakırçay'in
yatak düzenlemesi yapılması gerekmiştir. Bu da kazı ve kazı malzemesi nakliye işlerinde
artışa neden olmuştur.
3- Sulama alanı içinde tahliye kanalı görevi yapan derelerin (Karadere.
Cumalıdere, Öcekdere, Beydere ve Çınarlıdere gibi) feyezan anında tarım arazileri ile ana
kanal ve sulama şebekesine vereceği zararları önlemek ve drenaj görevlerini yerine
getirmesini sağlamak için adı geçen derelerin kesitlerinin düzenlenmesi, keşif artışına
neden olmuştur.
4- Su kaynağı olan barajlardan şebekeye su iletecek olan Kınık Sol İletim Kanalının
yüksek basınçlı borularla teşkil edilmesi, keşif artışına neden olmuştur.
Konu Başkanlığımızca incelenmiştir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
339
1.Keşfe göre % 75 oranında gerçekleştirmiş bulunan "Kınık Sol Sahil Sulaması
İnşaatı" işinden beklenen faydanın sağlanabilmesi inşaatın tamamının ikmal edilmesine
bağlı bulunmaktadır.”
denilmiştir.
―Mustafa Cumhur Ersümer’in 13.06.2000 tarihinde %115 keşif artışı olurunda;
“İnşaatın tümüyle ikmal edilerek hizmete açılabilmesi için yapılması gerekli olan,
temel ve benzeri şartlara bağlı olarak meydana gelen % 30 oranından fazla keşif artışının
nedenleri aşağıda açıklanmıştır.
1-Yapılan imalat ve sınai imalat kazılarında zemin cinsinin I. keşifte öngörülenden
daha yüksek klaslarda olduğu tespit edilmiştir. Bu da kazı klaslarına bağlı olarak maliyet
artışına neden olmuştur.
2-Yörede son yıllarda yaşanan aşırı kuraklık nedeniyle, söz konusu projede
kullanılması düşünülen yerüstü ve yeraltı su kaynaklan potansiyeli hidrolik açıdan yeniden
revize edilerek, mevcut su kaynaklarından temin edilecek sulama sularıyla sulama yapacak
olan kanaletli sulama şebekesi, daha fazla tarım alanının sulanmasına imkân verecek ve
basıncı 6 adet su pompa istasyonu ile sağlanacak yüksek basınçlı sulama şebekesine
dönüştürülmüştür. Bu nedenle; Sulama şebekesi için gerekli olan 6 adet pompa
istasyonundaki makine ve ekipmanın temini ve montajı, sulama şebekesi için gerekli olan
özel parçalar (vana, vantuz ve hidrant v.s.) parçaların temini ve montajı ile 6 adet pompa
istasyonuna ait bina, yaklaşım kanalı ve cebri boru inşaatı, yapılması gerekmiş ve bu durum
da keşif artışına neden olmuştur.
3-Su kaynağı olan barajlardan şebekeye su iletecek olan ve kati projesinde klasik
kanal olarak yapımı düşünülen iletim kanalının, kontrollü sulama işletmesi yapılabilmesi ve
yaklaşık 1200 ha sahanın pompaj sız olarak sulanmasını sağlamak amacıyla, yüksek
basınçlı borular ile teşkil edilmesi, keşif artışına neden olmuştur.
4-Sulama alanı içinde tahliye kanalı görevi yapan derelerin (Karadere,
Cumalıdere, Öcekdere, Beydere ve Çınarlıdere gibi), feyezan anında tarım arazileri ile
anakanal ve sulama şebekesine vereceği zararları önlemek ve drenaj görevlerini yerine
getirmesini sağlamak için adı geçen derelerin kesitlerinin düzenlenmesi, keşif artışına
neden olmuştur.
5-Bakırçay yatak kapasitesinin yetersiz oluşu ve feyezan anında yatakta su kotunun
yükselmesi nedeniyle Bakırçay'a bağlanan tahliye kanallarının yeterince deşarj
olamamasından dolayı taşkın sularının tarım arazisine zarar verdiği görülmüş ve
Bakırçay'ın yatak düzenlemesi yapılması gerekmiştir. Bu da kazı ve kazı malzemesi nakliye
işlerinde artışa neden olmuştur.
Söz konusu inşaattaki % 30'dan fazla artış, temel ve benzeri şartlara bağlı olarak
meydana geldiğinden, işin sözleşmesine ekli Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesi'nin 19.
Maddesindeki "% 30 oranından fazla artış temel, tünel ve benzeri işler ile doğal afetler gibi
nedenlerden ileri gelmiş ise, idarenin isteği, müteahhidin kabulü ve ilgili Bakan'm veya
birinci derece ita amirinin onayı ile süre hariç, aynı sözleşme ve şartname hükümleri
çerçevesinde % 30'u geçen işler de aynı müteahhide yaptırılabilir." hükmüne istinaden,
artış gösteren işlerin aynı yükleniciye yaptırılmasında Genel Müdürlüğümüzce yarar
görülmektedir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
340
I. Keşfe göre % 75 oranında gerçekleştirilmiş bulunan "Kınık Sol Sahil Sulaması
İnşaatı" işinden beklenen faydanın sağlanabilmesi inşaatın tamamının ikmal edilmesine
bağlı bulunmaktadır.
Müteahhit 28.04.2000 tarihli dilekçesi ile % 30'dan fazla artış gösteren işleri aynı
sözleşme şartlan ile ikmal etmeyi kabul ve taahhüt etmiş bulunmaktadır.”
denilmiştir.
―Kınık Sağ Sahil Sulaması kati projesinin yapılması işi 14.01.1999 tarihinde ihale
edilmiştir.
―Zeki Çakan’ın 12.09.2002 tarihinde verdiği % 63 keşif artışına ilişkin olurda;
“Keşif artışının nedenleri aşağıda açıklanmıştır:
1- Yapılan imalat ve sinai imalat kazılarında zemin cinsinin I. keşifte öngörülenden
daha yüksekklaslarda olduğu tespit edilmiştir. Bu durum kazı klaslarına bağlı olarak keşif
artışına neden olmuştur.
2- P-5. P-6. P-7 grubu borulu sulama şebeke projelerinde, toplulaştırma sonrası
proje revizyonu zorunlu hale gelmiş, bu nedenle boru boylarında meydana gelen uzamalar,
keşif artışına sebep olmuştur.
3- Pompa binalarının terfi-isale hatlarında depo yerleşim konumundaki
değişiklikler dolayısıyla cebri boru boylarında artışlar meydana gelmiş, bu durumda keşif
artışına neden olmuştur.
4- Boru hatlarının, dere ve tahliye kanallarından geçen kısımlarında, dere ve
tahliye kanallarının geniş olması, bu kısımların çelik boru ile geçilmesi nedeniyle çelik boru
boylarındaki uzamalar keşif artışı meydana getirmiştir.
5- P-5. P-6. P-7 grubu borulu sulama şebeke alanlarında, toplulaştırma sonrası
ilave tahliye kanallarının yapılması zorunlu hale gelmiş, tahliye kanal kazılarındaki artışlar
keşif anısına sebep olmuştur.
Söz konusu inşaattaki % 30"dan fazla artış, temel ve benzeri işler gibi nedenlerden
ilen geldiğinden, işin sözleşmesine ekli Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesi nın 19.
Maddesindeki "% 30 oranından fazla artış temel, tünel ve benzeri işler ile doğal afetler gibi
nedenlerden ileri gelmiş ise idarenin isteği, müteahhidin kabulü ve ilgili Bakan'm veya
birinci derece ita amirinin onayı ile süre hariç, aynı sözleşme ve şartname hükümleri
çerçevesinde % 30'u geçen işler de aynı müteahhide yaptırılabilir.'" hükmüne istinaden,
artış gösteren işlerin aynı yükleniciye yaptırılmasında Genel Müdürlüğümüzce yarar
görülmektedir.
"Kınık Sol Sahil Sulaması İnşaatı" işinden beklenen faydanın sağlanabilmesi
inşaatın tamamının ikmal edilmesine bağlı bulunmaktadır.
Müteahhit 29.08.2002 tarihli dilekçesi ile. % 30"dan fazla artış gösteren işlen aynı
sözleşme şartları ile ikmal etmeyi kabul ve taahhüt etmiş bulunmaktadır.”
denilmiştir.
―DSİ Hukuk Müşavirliğinin 10.9.2002 günlü yazısında “Bölge Müdürlüğünün
teklifleri doğrultusunda belirtilen ve işin keşfi sırasında öngörülmeyen işlerden olup da
%30 u aşan keşif artışını gerektiren hususların teknik açıdan ‘temel, tünel ve benzeri
işlerden’ olması halinde keşif artışı için olur alınmasında sakınca bulunmamaktadır.“
denilmiştir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
341
c-Tanık Anlatımları
Talat Ertürk 16.3.2005 günlü oturumda, keşif artışlarının, Devlet Su İşleri
kurulduğundan bu yana, elli küsur yıldır aynı sistem içerisinde yürüdüğünü, aşağı yukarı
30–35 paraftan, imzadan geçtikten sonra bakanlığa geldiğini, bakanlığın da hukukî olarak
eksiklerine, hukuk görüşü olup olmadığı noktasında inceleyerek artışlara onay verdiğini;
Doğan Altınbilek 12.4.2005 günlü oturumda, beş ayrı hükümette Devlet Su İşleri
genel müdürlüğü görevi yaptığını, TBMM’de ifade verdiğinde keşif artışlarıyla ilgili yanlış
bir kanaatin orada yaygın olduğunu gördüğünü, bir ihaleye çıkıldığında, ihaleye esas olan
projenin içinde işle ilgili miktarların bir listesi olduğunu, bu miktarlarla o işlerin birim
fiyatları çarpıldığı zaman ortaya keşfin çıktığını, projeye göre, o anda tahmin edilen değer
olan keşfin yüzde yüz doğru olmadığını, proje sırasında herhangi bir zamanda bazı
değişikliklerin oluşabildiğini, bu değişikliklere göre de işin miktarlarının arttığını, bu işin
artan miktarlarının aynı birim fiyatlarla çarpılmasıyla ikinci keşif oluşturulduğunu, ikinci
keşifle birinci keşif arasındaki miktara da keşif artışı denildiğini;
Keşif artışının, bakan veya genel müdürce önerilmediğini bölgesinden başlayarak
önerildiğini, bölgedeki tatbikat kontrol dairesi, ilgili şubesi, bölge müdürlüğü, genel
müdürlük ilgili dairenin ilgili şubesi, daire başkanlığı, hukuk müşavirliği ve genel müdürlük
tarafından imzalandığını, genel müdürün 15. sırada imza attığını, evrakın Bakanlığa
geldiğinde de ilgili aşamalardan geçtikten sonra bakanın 19. kişi olarak evraka imza
koyduğunu bir bakan hatta bir genel müdür için bütün bu imzaların atıldığı ve bütün
prosedürün tamamlandığı bir olaya “hayır” demenin de kolay olmadığını;
Aylık toplantılarla, bölge müdürleri toplantılarında, ihaleli işlerde kapsama iş alma,
muhteva değişiklikleri, keşif artışları ve işlerin devri olur konularında olur alınmadan önce
genel müdürlük makamına bilgi verileceği talimatına rağmen, aykırı uygulamalarda
bulunulduğu gerekçesiyle belirtilen konularda genel müdürün önceden bilgilendirilmesi
hususunda makam talimatına titizle uyulması ve her türlü keşif artışı olurlarının bizzat genel
müdür tarafından imzalanacağının bilinmesi konusunda kendisinin 23.6.2000 tarihli bir
genelge gönderdiğini, hiçbir şekilde yukarıdan şu şekilde bir keşif artışı verin diye bir baskı
olmadığını;
Bakırçay-Kınık Sulamasında, 60 kilometre bir kanal düzenlemesinin kapsama
alındığı iddia edilmesine rağmen, böyle bir yazının olmadığını, sadece mütemmim cüz olan
20 kilometresi için çok sonradan karar verildiğini, hâlbuki suçlamanın 60 kilometresi için
olduğunu;
Mehmet Güllü 12.4.2005 günlü oturumda, işlerin kati projeye esas alınarak
hazırlanan keşif metraja dayalı olarak ihale edildiğini, sulama projelerine ait inşaatların
büyük sahalara yayılı olarak inşa edilmesi nedeniyle zemin problemlerinin tespiti ve
alınacak önlemlerin kati proje safhasında tam olarak mümkün olmadığını, örneğin; zift,
sülfat, yeraltı suları gibi problemlerin, inşaat aşamasında meydana çıktığını, projelerin
inşaat sürelerinin uzun yıllar almasından dolayı zaman içerisinde hizmet alanlarında
değişiklik meydana geldiğini;
Bu nedenlerden dolayı, işlerde meydana gelen iş artışlarının, 2886 Devlet İhale
Kanununun 63.maddesi ve Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesinin 19. maddesine göre, işte
artma ve eksilme meydana geldiğini, yüzde 30 üzerinde fazla artışın, temel tünel ve benzeri
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
342
işler ile doğal afetler gibi nedenlerden ileri gelmesi halinde, idarenin isteği, müteahhidin
kabulü ve ilgili bakanın veya birinci derecede ita amirinin onayı ile yüzde 30’un üzerindeki
işlerin de aynı müteahhide yaptırılabildiğini, işin ihalesi sırasında tariflenen bir sulama
projesinin sulayacağı alanın belli olması sebebiyle bu alanın dışındaki bir alanın ihale
muhtevasına alınmasının mümkün olmadığını, ama o işin içerisinde yapılması zorunlu bir
işin, alınıp yapılmasının olanaklı olduğunu, keşif artışlarının bugün de verildiğini;
Emin Erdoğan 13.5.2005 günlü oturumda, DSİ’de çalışmaları sırasında, keşif
artışları olurları için talepte bulunduğunu ve aldığını, DSİ’de kuruluşundan bu yana keşif
artışı verildiğini, keşif artışlarının proje bütünlüğünü sağlamak ve aynı proje bazında
mütemmim cüz olarak bitirilmesi gereken işleri kapsadığında verildiğini;
Bakırçay Projesi Kınık sol sahil ıslah işiyle ilgili Bakırçay yatak ıslahının kapsama
alındığını ve bu işin keşfinin yüzde 90 mertebesinde artırdığı iddiasının yanlış olduğunu,
Bakırçay yatak ıslahının, inşaatı yapılan işin bünyesinde olmazsa olmaz bir parçası
olduğunu gördüğünü, Bakırçay sulamasının, belli bir hektara hizmet eden bir alanda
yapıldığını, sulandıktan sonra dönen suların atılması ve taşkın sularının buraya girmemesini
temin etmek için, bu projenin kapsama alındığını, bunun iş artırımı olduğunu, oranının, ilk
keşfinde 19,9 olduğunu, İzmir Bölge Müdürlüğünün 2000 yılında yazmış olduğu yazısında
aynen “bu Bakırçay yatak ıslahının yapılması yüzde 19,9 keşif artışı getirecektir, bunun
payı budur” diye ibarelerle, net ve açık şekilde belirtildiğini, 2002 yılında projeler tasdike
geldiğinde, Proje İnşaat Daire Başkanının, 19,9 oranını tutturacak şekilde projeleri tasdik
ettiğini, Soruşturma Komisyonunun sorduğu ve kayıtlarda görülen 61 kilometrelik
uzunluğun, proje yapma uzunluğu olup, sulanacak sahanın denize çıkışı olan uzunluğunu
belirttiğini;
Bu projenin çalışması için, ikmali için bu işin muhakkak yapılmasının gerektiğini,
yapılmadığı takdirde, arazinin çoraklaşacağını, tuzlanacağını, çiftçi ünitelerinin ürün
almasının mümkün olmayacağını, projenin faydaya dönüşmeyeceğini, soruşturma
komisyonunun dediği gibi, yüzde 90 değil, yüzde 19,9 artış getirildiğini, geri kalan yüzde
30 üzeri keşiflerin de, tamamen temel, tünel ve benzeri işlerden gelen artışlar olduğunu,
onların da gerekçelerinin, keşif artış olurlarında tek tek yazılı olduğunu;
Bakırçay yatak ıslahının yapılma oranının yüzde 19,9 olduğunu, bu artışın birinci
keşifte gösterildiğini, yüzde 163 keşif artışının, temel, tünel ve benzeri işlerden gelen
artışlar olduğunu, bu projenin ihale edildiği sırada, kuraklığın etkisiyle proje revizyonu
yapıldığında, kanaletli sulamanın, basınçlı borulu sulamaya çevrildiğini, bunların getirdiği
keşif artışlarının da yüzde 163’ü bulduğunu, bu keşif artışının, tamamen, proje
revizyonundan, Ege’de olan kuraklıktan husule gelen, suların daha iyi kullanılmasını
amaçlayan bir konu olduğunu;
Muhittin Kuzu 13.5.2005 günlü oturumda, Bakırçay-Kınık Projesiyle ilgili olarak,
Bakırçay-Kınık sol sahil sulamasının ana tahliyesi durumunda olduğunu, bir sulama
şebekesinde nasıl ana kanal, yedek tersiyer varsa, aynı şekilde, drenaj şebekesinde de
tersiyer, yedek ve ana tahliye şebekesi bulunduğunu, drenaj şebekesinin sulamanın kirli kan
damarları gibi olmazsa olmaz bir bütün olduğunu, Bakırçay’ın ıslah edilmiş nitelikte
olduğunu, bu nedenle de sol sahil sulaması ihalesinden önce hazırlanan projelerde, mevcut
haliyle bu görevi, ana tahliye görevini görür diye kabul edilerek girilmemiş olduğunu,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
343
ancak, proje uygulandığında Bakırçay’ın yatağının olduğunu ancak, yanlardan gelen tahliye
ve yan derelerinin, Bakırçay’la birleştiği yerde sedde yapılmadığı sürece Bakırçay taşkın
sularını taşıyarak, sulama sahasını tehdit ettiğini, 2002 yılında kilometrelerinin belli
olduğunu, bölgenin keşif artışı raporlarının ekindeki raporlarda yüzde 19,9 olarak
belirtildiğini;
Teknik açıdan, sulama projelerinde membadan mansaba doğru projelendirilme
yapıldığını, tahliye projelerinde ise mansaptan, akacağı noktadan membaa doğru
projelendirilme yapıldığını, Bakırçay’ın mansabının da denizden itibaren ölçülerinin yapılıp,
projelendirilmesi gerektiğini, 17,5 kilometrelik tahliyede bu taşkın seddesinin sulamanın
olmazsa olmaz bir parçası olduğunu, bu yapılmadan sulamaya açılamayacağını;
Bakırçay sol sahil sulamasında keşif artışı yapılmasının mümkün olduğunu,
Bakırçay sol sahil sulamasının yüzeysel sulama olarak ihale edildiğini; ihale ettikten sonra
bütün projelerin su imkânları değerlendirildiğini, bir planlama revizyonu yapıldığını, buna
göre basınçlı borunun neticesinde springle ve damlama sulaması sistemine geçilmesine
karar verildiğini, planlama değişikliğiyle keşif artışının olduğunu;
Mümtaz Turfan 13.5.2005 günlü oturumda, yapılan işlemlerin ve eylemlerin
tamamının 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 63. maddesine uygun olduğunu ve
işlemlerin tamamında sayısal olarak herhangi bir yorum getirmenin mümkün olmadığını,
sayısallığın, yapılan projenin adediyle doğru orantılı olduğunu, eldeki keşif artışlarıyla ilgili
herhangi bir bakandan ön talimat almadığını, bunların rutin işlemler olduğunu, aşağıdan
yukarıya doğru cereyan eden, işleyen bürokratik işlemlerden bulunduğunu, keşif artışlarının
ortaya çıkabilmesi için bunun ilk kez kontrol mühendisince ortaya konulmasının, daha
sonra, kontrol mühendisi, şube müdürleri, bölge müdürleri, oradan merkez dairesi,
silsilelerle, bu daireler ve birimlerin içindeki ilgili şube müdürleri, kurumlar, yardımcılar
vesaire incelemesine tabi tutmak suretiyle üst makama aktarıldığını, bakana gelene kadar,
aşağı yukarı 17–18 kademeden geçtiğini, bütün bu kademelerden olumlu, itirazsız geçen
keşif artışlarının Bakanların takdirlerine arz edildiğini, bu işlemler yapılırken, sadece teknik
kademelerin değil, aynı zamanda hukukî kademelerin de görüşlerinin mutlaka alındığını;
Bakırçay’da neden 61 kilometrelik drenaj kanalının muhtevaya alınarak
yapıldığıkonusunda, proje kavramı içinde olmak üzere, projenin ayrılmaz bir parçası,
mütemmim cüzü niteliğinde olan tüm unsurların, sözleşme özel teknik şartname
kapsamında olsun veya olmasın, projenin işletilmesi için asgarî şart olarak projenin olmazsa
olmazı niteliği taşıdığını, projenin, mutlaka, drenajının, bir şekilde, sulama projelerinin
yapılmasının gerektiğini, projenin, denizden 61 kilometre uzaklıkta olduğunu, tüm
projelerde olduğu gibi, buradaki drenajın da, doğal olarak, bir ayağı olması gerektiğini, bu
projede, özel olarak, ayağın, Ege Denizi olduğunu, bu projenin dizayn paftalarının; yani,
mühendislik hizmetlerinin denizden başlayarak geriye doğru yapılmasının teknik zorunluluk
olduğunu; aksi halde, suyu oraya kadar akıtmanın mümkün olmayacağını, bunun
talimatlandırılarak yapıldığını, dosyalardaki yazışmalara bakılacak olursa, bu proje
mahallinde ve sadece projeyi ilgilendiren drenaj kanalları uzunluğunun takriben 17–17,5–18
kilometre civarında olduğunun açıkça görülebileceğini, bu hususun da ihale safhasında
tespit edilmesi mümkün olmayan bir konu olduğunu; çünkü, ihale safhasında projenin,
dizaynın ortaya konulmasındaki varsayımın, drenaj kanalı olarak söz konusu yatağın
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
344
kullanılacağı varsayımıyla başlanıldığını; ancak, işe başlandıktan sonra, Bakırçay yatağının
drenaj kapasitesinin, gelen rüsubat tarafından, tahmin edilenin üstündeki rüsubat tarafından
doldurulması dolayısıyla projenin yeniden yapılma zorunluluğunun teknik gereklilik olarak
ortaya çıktığını, yapılan işlem ve eylemin ihaleden önce tahmin edilmesinin mümkün
olmadığını;
Keşif özetinin, adı üzerinde tahmin olduğunu, bazı projelerin, bazı varsayımlar
dikkate alınarak yapılan tahmin çalışması olduğunu, tatbikatın bambaşka bir husus
olduğunu, dolayısıyla, bir işin keşifte herhangi bir şekilde bulunması, o işin mutlaka o
fiyatla, o miktarla yapılmasını gerektirmediğini;
beyan etmişlerdir.
d- Sanıklara Yöneltilen Suçlamalarla İlgili Değerlendirme, Kabul ve Varılan
Sonuç
Bakırçay Projesi Kınık Sol Sahil Sulaması İnşaatında Bakırçay yatak kapasitesinin
yetersiz oluşu ve Bakırçay’ın yatak düzenlemesi yapılması nedeniyle 13.06.2000 tarihinde
sanık Mustafa Cumhur Ersümer tarafından %115 ve 12.09.2002 tarihinde sanık Zeki Çakan
tarafından % 63 olmak üzere toplam %178 oranında mevzuata aykırı olarak keşif artışı
onayı verildiği ileri sürülmüştür.
Konuyla ilgili delillerin değerlendirilmesinde;
Bakırçay Kınık Sol Sahil Sulaması İnşaatı projesinde Mustafa Cumhur Ersümer’in
13.06.2000 tarihinde % 115; Zeki Çakan’ın 12.09.2002 tarihinde % 63 keşif artışı
olurlarında inşaatın tümüyle tamamlanarak hizmete açılabilmesi için yapılması gerekli olan,
temel ve benzeri şartlara bağlı olarak meydana gelen % 30 oranından fazla keşif artışına
“yapılan imalat ve sınai imalat kazılarında zemin cinsinin I. keşifte öngörülenden daha
yüksek klaslarda olması”, “… son yıllarda yaşanan aşırı kuraklık nedeniyle, söz konusu
projede kullanılması düşünülen yerüstü ve yer altı su kaynaklan potansiyelinin hidrolik
açıdan yeniden revize edilmesi gereği ve mevcut su kaynaklarından temin edilecek sulama
sularıyla sulama yapacak olan kanaletli sulama şebekesinin, daha fazla tarım alanının
sulanmasına imkan verecek şekilde yüksek basınçlı sulama şebekesine dönüştürülmesi”,
“klasik kanal olarak yapımı düşünülen iletim kanalının, kontrollü sulama işletmesi
yapılabilmesi ve yaklaşık 1200 hektar sahanın pompajsız olarak sulanmasının sağlanmak
için, yüksek basınçlı borular gereği”, “sulama alanı içinde tahliye kanalı görevi yapan
derelerin tarım arazileri ile anakanal ve sulama şebekesine vereceği zararları önlemek ve
drenaj görevlerini yerine getirmesini sağlamak için derelerin kesitlerinin düzenlenmesi”,
“taşkın sularının tarım arazisine zarar vermesinin önlenmesi için Bakırçay'ın yatak
düzenlemesinin yapılması”, “sulama şebeke projelerinde, toplulaştırma sonrası boru
boylarında meydana gelen uzamalar”, “Pompa binalarının terfi-isale hatlarında depo
yerleşim konumundaki değişiklikler dolayısıyla cebri boru boylarında artışlar” gibi
nedenlerle teknik yönden gerekliliğinin belirtildiği; DSİ Hukuk Müşavirliğinin 10.9.2002
günlü yazısıyla hukuki yönden olur verildiği görülmüştür.
Tanıklar Talat Ertürk, Muhittin Kuzu, Emin Erdoğan, Doğan Altınbilek ve Mümtaz
Turfan özetle; verilen keşif artışı onaylarının 2886 sayılı Yasanın 63. maddesine uygun
olduğunu, kapsama alınan işlerin tamamlayıcı mahiyette bulunduğunu, sanık bakanların
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
345
keşif artışı hazırlanması hususunda kendilerine bir talimat vermediğini, Bakırçay projesinde
kapsama alınan işin teknik zorunluluktan kaynaklandığını beyan etmişlerdir.
Zeki Çakan’ın 2.9.2002 günlü keşif artışı olur yazısında ve eklerinde kazı
klâslarında, boru ve çelik boru boylarında, tahliye ve kanal kazılarında artış gerekçesiyle
keşif artışlarının verildiği, Bakırçay yatak ıslahı işinin kapsama alındığının açıkça
belirtilmediği, sanığın bu konuda bilgilendirildiğine ilişkin herhangi bir kanıtın da
bulunmadığı anlaşılmıştır.
DSİ Bölge Müdürlüğünden gelen keşif artışı taleplerinin DSİ Genel Müdürlüğünde
kontrol mühendisinden başlayarak, tatbikat şube müdürü, daire başkan yardımcısı, daire
başkanı, genel müdür yardımcısı ve genel müdürün denetiminden geçtiği, Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanlığında daire başkanı, müsteşar yardımcıları, müsteşarın incelemesinden
geçtikten sonra bakanların onayına sunulduğu, bu işlemlerde teknik ve hukuki kademelerin
olumlu görüş bildirdiği, yapılan değerlendirmelerde izlenen yolun hukuka aykırı olduğu
yönünde bakanı sorumlu tutacak bir olguya rastlanmadığı gibi herhangi bir şikâyet ya da
ihbarın bulunmadığı gözetilerek, Bakırçay projesi Kınık Sol Sahil Sulaması inşaatında
sanıkların görevlerini kötüye kullandıklarına dair cezai sorumluluğunu gerektirecek kanıt
bulunamadığından beraatlerine karar verilmesi gerekmiştir.
24- Batı Iğdır Ovası Yenileme İnşaatı ile İlgili 10.9.2002 Tarihli Keşif Artışı
Oluru Nedeniyle Görev ve Yetkisini Kötüye Kullanmak
a- İddia
Batı Iğdır Ovası Yenileme İnşaatında, 2886 sayılı Yasa’nın 63. maddesine aykırı
biçimde temel, tünel ve benzeri işler ile tabii afetler gibi sebeplerden kaynaklanmayan
nedenlerden dolayı keşif artışı oluru veren Zeki Çakan’ın görevini kötüye kullandığı ve bu
nedenle 765 sayılı TCK’nın 240. maddesi gereğince cezalandırılması istenilmiştir.
b- Batı Iğdır Ovası Yenileme İnşaatı Süreci
―Proje ve İnşaat Dairesi Başkanlığınca 20.01.1997 tarihinde ihale edilmiştir.
―Iğdır İlçesi Ağabey Köyü sakinlerinin 1996 ve 1997 tarihlerinde Başbakanlık ve
Tarım Orman ve Köy İşleri Bakanlığı’na verdikleri dilekçeler ile sel ve taşkınlar nedeniyle
zarara uğradıklarını bildirerek Hasar Tespit Komisyonu raporlarını ekledikleri görülmüştür.
― Bu dilekçelerdeki şikâyetler ve durum dikkate alınarak;
DSİ Genel Müdürlüğü Proje İnşaat Dairesi Başkanlığının 10.09.1998 tarihinde DSİ
XXIV Bölge Müdürlüğü’ne yazdığı yazıda;
“……………
Iğdır Aras Taşkın Koruma İkmali 2. kısım İnşaatında püremanet olarak yapılan 4
km’lik sedde inşaatı dışında kalan 32 km’lik sedde inşaatının 1996 yılı fiyatlarıyla 700 TL
ve Iğdır Projesi içinde olan “ Batı Iğdır Ovası Yenileme İnşaatının “ keşfi 2580 milyar TL
olduğundan bu proje kapsamında yapılması halinde bu işte 200/2580= %28 oranında keşif
artışı olacağı, ilgili firmanın işin kapasitesinin üzerinde iş makinesının mevcut olduğu, Dil
Ovasında aynı proje boyutunda sedde inşaatını yapmış olduğu ve %30 keşif artışı içersinde
kalan işin kısa zamanda yapılarak hizmete dönüşmesi idarenin menfaatine olacağından
yukarıda bahsedilen köylerin Aras nehri taşkınlarından acil olarak korunması işinin “Batı
Iğdır Ovası Yenileme İnşaatı” kapsamında yapılması talep edilmektedir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
346
Konu Genel Müdürlüğümüzce incelenmiş olup söz konusu işin Kat’i projelerinin ve
yeşil dosyalarının kısa sürede hazırlanmasının teknik elemen eksikliği ve işlerin yoğunluğu
nedeniyle mümkün olmadığı görüldüğünden Kat’i projelerin bedelsiz olarak müteahhit
tarafından hazırlanarak idarenin onayına sunulması kaydıyla, konunun aciliyeti
bakımından Iğdır Aras Taşkın Koruma İkmali işinin “Batı Iğdır Ovası Yenileme İnşaatı”
kapsamında yapılması uygun görülmüştür.”
denilmiştir.
―XXIV Bölge Müdürlüğü 26.11.1998 tarihinde DSİ Genel Müdürlüğüne yazdığı
yazıda;
“Projenin bitirilen kısmından geriye kalan 32 250 m lik kısmının biran önce
yapılabilmesi için Bölge Müdürlüğümüzün teklifi ve Genel Müdürlüğün (Proje ve İnşaat
Dairesi Başkanlığı) uygun görmesiyle "Araş Taşkın Koruma" işi Bölgemiz kontrollüğünde
yapımı devam eden "Batı İğdır Ovası Yenileme İnşaatı" kapsamında yapılmasına karar
verilmiştir.
Şu anda yüklenici firma tarafından çalışmalar devam etmekte olup projenin bir an
önce sonuçlandırılması amaçlanmaktadır.
Sonuç olarak;
1-İlgi yazıda taşkınlardan korunması istenilen Ağabey köyü 02.04.1998 tarihi
itibariyle Araş nehri taşkınlarından korunmuştur.
2-Araş nehri taşkın koruma inşaatı işi uygulama safhasında olup, ödenekler
nispetinde en kısa sürede bitirilecektir.”
denilmiştir.
―DSİ Genel Müdürünün 5.2.1999 tarihinde, DSİ XXIV Bölge Müdürlüğüne
yazdığı yazıda,“…….Taşkın koruma işinin sağlanabilmesi için “Batı Iğdır Ovası Sulaması
Ynileme İnşaatı” işi kapsamında Zor Deresi ve derivasyon kanalı projesi hazırlanmış olup,
bütçe imkanları nisbetinde inşaatına başlanacaktır.”denilmiştir.
― XXIV Bölge Müdürlüğü 8.2.1999 tarihinde DSİ Genel Müdürlüğüne yazdığı
yazıda, “. ..Taşkın koruma işinin önemli olması nedeniyle Zor Deresinde acil önlem olarak
“Batı Iğdır Ovası Sulaması Yenileme İnşaatı” işi kapsamında alternatif olarak Zor Deresi
ve Derivasyon Kanalı projesi hazırlanarak tasdik için Genel Müdürlüğümüze sunulmuştur.
1999 yılında problemin çözümü ilave 400 milyar TL ödeneğin temini halinde mümkün
olacaktır.” denilmiştir.
―DSİ Genel Müdürlüğü Proje İnşaat Dairesi Başkanlığının 18.7.2002 tarihinde
DSİ XXIV Bölge Müdürlüğü’ne yazdığı yazıda;
“Bölge Müdürlüğünüz sınırları dahilinde olup, yapımı devam eden “Batı Iğdır
Ovası Sulaması Yenileme İnşaatı” işi kapsamında bulunan Aras Nehri Taşkın Koruma Ana
Seddeleri inşaatının, sol sahilde 8795 m sağ sahilde ise 9228 m’lik kısmının tamamlanması
ile önceden mevcut arklar vasıtasıyla kısıtlı da olsa bir sulama yapılmakta iken, sedde
inşaatından sonra sağ sahilde bulunan arkların işlev dışı kalması nedeniyle, yöre
köylülerinin sulama suyu taleplerine istinaden sedde arkasında kalan sulanabilir arazilere
sulama suyu temin etmek amacıyla Müteahhit firmaya gerekli projelerin hazırlatılması için
müsaade verilmesi istenen yazınız incelenmiştir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
347
Konu incelenmiş olup, Batı Iğdır Ovası Sulaması Yenileme İnşaatı işi kapsamında,
talep edilen işin bulunmadığı ayrıca bu konuda bir planlama raporunun da mevcut olmadığı
tespit edilmiştir. Bu nedenle öncelikle söz konusu sahaya ait planlama raporunun Etüt ve
Plan Daire Başkanlığınca hazırlanması ve Etüt ve Plan Daire Başkanlığının önerilerine
göre program teklifi yapılması gerekmektedir.”
denilmiştir.
― 20.08.2002 tarihinde genel müdürlük makamının %30 keşif artışını aşağıdaki
gerekçelerle verdiği görülmüştür:
“Bölge Müdürlüğünden alman 24.07.2002 tarih ve 2615 sayılı yazı ve eklerinde
"Iğdır Ovası Sulaması Yenileme İnşaatı" işinde hazırlanan mukayeseli keşfe göre 1 562 790
232 522 TL tutarında ve % 60,57 oranında keşif artışı meydana geldiği belirtilerek gereği
istenmektedir.
Keşif artışı nedenleri aşağıda açıklanmıştır.
1-Kanal ve sınaî imalat kazılarında zemin cinsinin I. Keşifte öngörülen klas ve
miktarlardan yüksek olması keşif artışına neden olmuştur.
2-Mansap şartının sağlanması amacıyla; Tahliye ve drenaj kanallarında yapılan
iyileştirme çalışmaları keşif artışına neden olmuştur.
3-A20 ana kanalı sulama alanının yamaç ve sel sularından korunması amacıyla
yapılan sanat yapılan, drenaj kanalları ve Zor deresi derivasyon kanalı ve tesislerinin
yapılması ve rehabilitasyon çalışmaları keşif artışına neden olmuştur.
4-Sulama tesislerinin ve arazilerin Aras nehri taşkınlarından korunması amacıyla,
Aras nehri yatağında yapılan koruma ve iyileştirme çalışmaları keşif artışına neden
olmuştur.
Konu Başkanlığımızca incelenmiştir.
Iğdır Ovası Sulaması Yenileme İnşaatı işinden beklenen faydanın sağlanabilmesi
inşaatın tamamının ikmal edilmesine bağlı bulunmaktadır.
Sözleşmeye ekli Bayındırlık Genel Şartnamesi'nin "İş miktarında artma ve eksilme"
başlıklı 19. maddesindeki; "Yapım işlerine ilişkin bir sözleşmenin uygulanması sırasında
keşif ve sözleşmede öngörülmemiş olan, iş artışı veya eksilişi zorunlu hale gelirse
müteahhit, 2886 sayılı kanun hükümlerine göre, keşif bedelinin % 30'una kadar olan
değişiklikleri sözleşme ve şartnamesindeki hükümler çerçevesinde (süre hariç) yapmakla
yükümlüdür..." hükmüne istinaden yukarıda nedenleri açıklanan % 60,57 oranındaki keşif
artışının, Genel Müdürlüğümüz yetkisinde bulunan % 30 oranında ve 774 000 000 000 TL
tutarındaki kısmının aynı müteahhide yaptırılması Başkanlığımızca uygun mütalaa
edilmektedir.”
▬ Zeki Çakan’ın iddia konusu 10.09.2002 tarihli oluru ile %30.57 oranındaki keşif
artışını aşağıdaki gerekçelerle verdiği anlaşılmıştır:
“Bölge Müdürlüğünden alınan 24.07.2002 tarih ve 2615 sayılı yazı ve eklerinde
"İğdır Ovası Sulaması Yenileme İnşaatı"' işinde hazırlanan mukayeseli keşfe göre 1 562 790
232 522 TL. tutarında ve % 60,57 oranında keşif artışı meydana geldiği belirtilerek gereği
istenmektedir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
348
Bahse konu işte meydana gelen % 60,57 oranındaki keşif artışının % 30 oranındaki
kısmı Genel Müdürlüğümüzün 20.08.2002 tarih ve5094 sayılı Olur'u ile verilmiş
bulunmaktadır.
İnşaatın tümüyle ikmal edilerek hizmete açılabilmesi için gerekli olan temel ve
benzeri şartlara bağlı olarak meydana gelen % 30,57 oranındaki keşif artışının nedenleri
aşağıda açıklanmıştır.
1-Kanal ve sınaî imalat kazılarında zemin cinsinin I. Keşifte öngörülen klas ve
miktarlardan yüksek olması keşif artışına neden olmuştur.
2-Mansap şartının sağlanması amacıyla; Tahliye ve drenaj kanallarında yapılan
iyileştirme çalışmaları keşif artışına neden olmuştur.
3-A20 ana kanalı sulama alanının yamaç ve sel 3ulanndan korunması amacıyla
yapılan, drenaj kanalları ve Zor deresi derivasyon kanalı ve tesislerinin yapılması ve
rehabilitasyon çalışmaları keşif artışına neden olmuştur.
4-Sulama tesislerinin ve arazilerin Aras Nehri taşkınlarından korunması amacıyla,
Aras nehri yatağında yapılan koruma ve iyileştirme çalışmaları keşif araşma neden
olmuştur.
Söz konusu inşaattaki % 30'dan fazla artış, temel, tünel ve benzeri şartlara bağlı
olarak meydana geldiğinden, işin sözleşmesine ekli Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesi'nin
19. maddesindeki % 30 oranından fazla artış temel ve benzeri işler ile doğal afetler gibi
nedenlerden ileri gelmiş ise, idarenin isteği, müteahhidin kabulü ve ilgili Bakan'ın veya
birinci derece ita amirinin onayı ile süre hariç, aynı sözleşme ve şartname hükümleri
çerçevesinde % 30’u geçen işler de aynı müteahhide yaptırılabilir. " hükmüne istinaden,
artış gösteren işlerin aynı yükleniciye yaptırılmasında Genel Müdürlüğümüzce yarar
görülmektedir.
Iğdır Ovası Sulaması Yenileme inşaatı işinden beklenen faydanın sağlanabilmesi
inşaatın tamamının ikmal edilmesine bağlı bulunmaktadır.
Müteahhit 17.07.2002 tarihli dilekçesi ile % 30'dan fazla artış gösteren işin aynı
sözleşme şartlan ile ikmal etmeyi kabul ve taahhüt etmiş bulunmaktadır.”
c-Tanık Anlatımları
Talat Ertürk 16.3.2005 günlü oturumda, keşif artışlarının, Devlet Su İşleri
kurulduğundan bu yana, elli küsur yıldır aynı sistem içerisinde yürüdüğünü, aşağı yukarı 30-
35 paraftan, imzadan geçtikten sonra bakanlığa geldiğini, bakanlığın da hukukî olarak
eksiklerine, hukuk görüşü olup olmadığı noktasında inceleyerek artışlara onay verdiğini;
Doğan Altınbilek 12.4.2005 günlü oturumda, beş ayrı hükümette Devlet Su İşleri
genel müdürlüğü görevi yaptığını, TBMM’de ifade verdiğinde keşif artışlarıyla ilgili yanlış
bir kanaatin orada yaygın olduğunu gördüğünü, bir ihaleye çıkıldığında, ihaleye esas olan
projenin içinde işle ilgili miktarların bir listesi olduğunu, bu miktarlarla o işlerin birim
fiyatları çarpıldığı zaman ortaya keşfin çıktığını, projeye göre, o anda tahmin edilen değer
olan keşfin yüzde yüz doğru olmadığını, proje sırasında herhangi bir zamanda bazı
değişikliklerin oluşabildiğini, bu değişikliklere göre de işin miktarlarının arttığını, bu işin
artan miktarlarının aynı birim fiyatlarla çarpılmasıyla ikinci keşif oluşturulduğunu, ikinci
keşifle birinci keşif arasındaki miktara da keşif artışı denildiğini,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
349
Keşif artışının, bakan veya genel müdürce önerilmediğini bölgesinden başlayarak
önerildiğini, bölgedeki tatbikat kontrol dairesi, ilgili şubesi, bölge müdürlüğü, genel
müdürlük ilgili dairenin ilgili şubesi, daire başkanlığı, hukuk müşavirliği ve genel müdürlük
tarafından imzalandığını, genel müdürün 15. sırada imza attığını, evrakın Bakanlığa
geldiğinde de ilgili aşamalardan geçtikten sonra bakanın 19. kişi olarak evraka imza
koyduğunu bir bakan hatta bir genel müdür için bütün bu imzaların atıldığı ve bütün
prosedürün tamamlandığı bir olaya “hayır” demenin de kolay olmadığını;
Aylık toplantılarla, bölge müdürleri toplantılarında, ihaleli işlerde kapsama iş alma,
muhteva değişiklikleri, keşif artışları ve işlerin devri olur konularında olur alınmadan önce
genel müdürlük makamına bilgi verileceği talimatına rağmen, aykırı uygulamalarda
bulunulduğu gerekçesiyle belirtilen konularda genel müdürün önceden bilgilendirilmesi
hususunda makam talimatına titizle uyulması ve her türlü keşif artışı olurlarının bizzat genel
müdür tarafından imzalanacağının bilinmesi konusunda kendisinin 23.6.2000 tarihli bir
genelge gönderdiğini, hiçbir şekilde yukarıdan şu şekilde bir keşif artışı verin diye bir baskı
olmadığını;
Keşif artışı verilmediği takdirde işin yeniden bir ya da iki yıl süreç alacak ihaleye
çıkarılması gerektiğini, işi feshedip, yeniden ihaleye çıkarılmasının örneğin bu arada taşkın
gibi sebeplerle tesisin ortadan kalkması ya da tünelin göçmesi gibi olaylara sebebiyet
verebileceğini, bunun da masrafları artıracağını ve işin yeniden mobilizasyonunu zor
duruma sokacağını, dolayısıyla, işin yeniden ihalesinin her zaman en uygun çözüm
olamayacağını;
Mehmet Güllü 12.4.2005 günlü oturumda, işlerin kati projeye esas alınarak
hazırlanan keşif metraja dayalı olarak ihale edildiğini, sulama projelerine ait inşaatların
büyük sahalara yayılı olarak inşa edilmesi nedeniyle zemin problemlerinin tespiti ve
alınacak önlemlerin kati proje safhasında tam olarak mümkün olmadığını, örneğin; zift,
sülfat, yeraltı suları gibi problemlerin, inşaat aşamasında meydana çıktığını, projelerin
inşaat sürelerinin uzun yıllar almasından dolayı zaman içerisinde hizmet alanlarında
değişiklik meydana geldiğini,
Bu nedenlerden dolayı, işlerde meydana gelen iş artışlarının, 2886 Devlet İhale
Kanununun 63.maddesi ve Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesinin 19. maddesine göre, işte
artma ve eksilme meydana geldiğini, yüzde 30 üzerinde fazla artışın, temel tünel ve benzeri
işler ile doğal afetler gibi nedenlerden ileri gelmesi halinde, idarenin isteği, müteahhidin
kabulü ve ilgili bakanın veya birinci derecede ita amirinin onayı ile yüzde 30’un üzerindeki
işlerin de aynı müteahhide yaptırılabildiğini, işin ihalesi sırasında tariflenen bir sulama
projesinin sulayacağı alanın belli olması sebebiyle bu alanın dışındaki bir alanın ihale
muhtevasına alınmasının mümkün olmadığını, ama o işin içerisinde yapılması zorunlu bir
işin, alınıp yapılmasının olanaklı olduğunu, keşif artışlarının bugün de verildiğini;
Emin Erdoğan 13.5.2005 günlü oturumda, DSİ’de çalışmaları sırasında, keşif
artışları olurları için talepte bulunduğunu ve aldığını, DSİ’de kuruluşundan bu yana keşif
artışı verildiğini, keşif artışlarının proje bütünlüğünü sağlamak ve aynı proje bazında
mütemmim cüz olarak bitirilmesi gereken işleri kapsadığında verildiğini,
Iğdır Ovası yenileme inşaatının keşif artışlarıyla ilgili Aras Nehri ve Zor Deresi
taşkınlarının, tarım arazilerine ve yerleşim yerlerine zarar verdiğini, bu derelerin can ve mal
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
350
kaybı yapacak nitelik taşıdığını, hep can ve mal kaybı olacak işlerde öncelik verdiklerini,
etrafındaki köylerin boşaldığını, bu köylerin tekrar tarıma kavuşturulması, tekrardan can ve
mal kaybına sebebiyet verilmeyecek şekilde nehrin tanzim edilmesi gerektiği konusu, bölge
müdürlüğü tarafından ve mahallin idarecileri tarafından bildirildiğinde, keşif artışının yüzde
28 mertebesinde olduğunu, işin emanet usulüyle yapılmasının söz konusu olduğunu, dökme
suyla değirmen döner hesabı, makinelerin, 36 kilometrelik bu uzunluğun ilk senelerinde,
ancak 4 kilometresini bitirebildiklerini, birlikte bitirilmesi gereken bir sulama ve sulamayı
etkileyen taşkın koruma işleri olduğunu, emanet işlere ödenek ayrılmasında zorluk
bulunduğunu, Aras taşkın koruma işinin de, Iğdır Ovası yenileme işinin ve Zor Deresi işinin
de, proje kavramının ağır olduğu işlerden olduğunu, bu işlerin yapılması sonucunda,
vatandaşların, yapılan kovma taş serileri sebebiyle, Aras Nehri’nin getirdiği bol miktarda
millerde millerle ekim ve dikime başladıklarını;
Iğdır sulaması içine alınan bu işlerin, tamamen can ve mal koruma talepleri nazarı
dikkate alınarak ve Iğdır projesine ayrılan yetersiz ödeneklerin bu işlerde kullanılması
amacıyla yapılan işler olduğunu, böylece, oralarda yaşayan insanların can ve mal kaybı
korkusundan kurtarılmalarının sağlandığını,
Iğdır Ovasında yüzde 30 içinde kalan artışın, can ve mal kaybına dayalı
öngörülemezlik şartından, yüzde 30 üzeri, yüzde 30–57 artışın da, tamamen temel ve
benzeri işlerden kaynaklanan işlerle ilgili olduğunu, bunların gerekçelerinin, tek tek madde
halinde, keşif artış olurlarına derç edildiğini;
Muhittin Kuzu 13.5.2005 günlü oturumda, Iğdır Projesinin, aslında, keşif
artışlarının kendisinden sonra olduğunu, Aras taşkın koruma işinin emanet usulüyle
yapılmak üzere 1994 yılında programa alındığını, 1997’ye kadar fazla bir başarı
gösteremediğini, bunun üzerine, 1997’de, diğer bölgelerden, makine, kamyon, ekipman
takviyesi yapılarak bu ıslah işini emaneten yapmaya çalıştıklarını, fakat, yine başarılı
olamadıklarını; bunun üzerine, 1998 yılında ihale programına aldıklarını, işin acil
olduğunun bildirildiğini, iş geciktikçe de vatandaşlardan şikayetler geldiğini, burada 5
köyün, 2 mezra ve 1 beldenin arazileri ve meskûn alanlarının söz konusu olduğunu,
bölgenin bu işin keşfini hazırladığını, Iğdır Ovası sulaması yenilenmiş olan, aynı proje
içerisinde, bunun yüzde 28’ine tekabül ettiğini belirterek, bu konuda yapılmasını teklif
ettiğini, projede yeterli ödenek de bulunmadığını, bu yenileme inşaatının müteahhidinin
daha önce Iğdır-Dilucu seddelerini başarıyla yaptığını, makine ekipmanı da olduğundan
acilen ona yaptırmak üzere, bir Genel Müdürlükten, bu iş içerisinde yapılması konusunda
yazı yazıldığını, konunun 2886 sayılı Kanunun 63 üncü maddesine uygun olduğunu;
Zor Deresi taşkın koruma işine gelince; birkaç koldan gelen Zor Deresinin önce
ovanın kenarındaki A–20 kanalı dediğimiz sulama kanalını taşkına maruz bıraktığını, kanalı
açtıktan sonra sulama şebekesine ve tahliye şebekesine zarar verdiğini, ayrıca, kanalın
altındaki Halfeli Beldesi ile Hoşhaber Köylerini tehdit ettiğini, yerleşmelerine zarar
verdiğini, bu bakımdan acil işlerden olduğunu, A–20 sulama kanalının Iğdır Ovası yenileme
inşaatı kapsamında yapılması gereken bir iş olduğunu, bunun teknik şartnamede açıkça
yazdığını, A–20 kanalının öncelikle Zor Deresini tehdit ettiğini, A–20 kanalının ıslah
etmeden önce Zor Deresinin taşkının önlenmesinin zorunlu olduğunu, o zamanki ödenek
imkânlarının da az olması dolayısıyla, A–20 yenileme işinin baştan sona yavaş ilerlediğini;
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
351
hâlbuki Zor Deresi’nin, A–20 kanalının sonlarına isabet ettiğini, vatandaşların, taşkından
büyük zarar gördüklerini, bunun üzerine, 1999 yılı başındaki bölgesiyle yapılan
yazışmalarda, Zor Deresi taşkının öne alındığını, projedeki ödeneklerin hepsinin aynı
projede olup, Iğdır Projesinin ödeneklerinin öncelikle bu taşkın koruma işlerine
yönlendirerek, acil taşkın koruma işleri, tedbirleri alındığını, vatandaşların rahatladığını ve
kanuna aykırı herhangi bir usulün de bulunmadığını;
Mümtaz Turfan 13.5.2005 günlü oturumda, yapılan işlemlerin ve eylemlerin
tamamının 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 63. maddesine uygun olduğunu ve
işlemlerin tamamında sayısal olarak herhangi bir yorum getirmenin mümkün olmadığını,
sayısallığın, yapılan projenin adediyle doğru orantılı olduğunu, eldeki keşif artışlarıyla ilgili
herhangi bir bakandan ön talimat almadığını, bunların rutin işlemler olduğunu, aşağıdan
yukarıya doğru cereyan eden, işleyen bürokratik işlemlerden bulunduğunu, keşif artışlarının
ortaya çıkabilmesi için bunun ilk kez kontrol mühendisince ortaya konulmasının, daha
sonra, kontrol mühendisi, şube müdürleri, bölge müdürleri, oradan merkez dairesi,
silsilelerle, bu daireler ve birimlerin içindeki ilgili şube müdürleri, kurumlar, yardımcılar
vesaire incelemesine tabi tutmak suretiyle üst makama aktarıldığını, bakana gelene kadar,
aşağı yukarı 17–18 kademeden geçtiğini, bütün bu kademelerden olumlu, itirazsız geçen
keşif artışlarının Bakanların takdirlerine arz edildiğini, bu işlemler yapılırken, sadece teknik
kademelerin değil, aynı zamanda hukukî kademelerin de görüşlerinin mutlaka alındığını,
keşif özetinin, adı üzerinde tahmin olduğunu, bazı projelerin, bazı varsayımlar dikkate
alınarak yapılan tahmin çalışması olduğunu, tatbikatın bambaşka bir husus olduğunu,
dolayısıyla, bir işin keşifte herhangi bir şekilde bulunması, o işin mutlaka o fiyatla, o
miktarla yapılmasını gerektirmediğini;
ifade etmişlerdir.
d- Sanığa Yöneltilen Suçlamalarla İlgili Değerlendirme, Kabul ve Varılan Sonuç
Sanık Zeki Çakan’ın 10.09.2002 tarihli keşif artışı oluru ile Bayındırlık İşleri Genel
Şartnamesi’nin 19. ve 2886 sayılı Yasa’nın 63. maddesine aykırı olarak;
▪A30 nolu Ana İletim Kanalı Tamiri,
▪Zor Deresi Taşkın Koruma İnşaatı,
▪Iğdır-Aras Taşkın Koruma İkmali 2. Kısım İnşaatını,
Batı Iğdır Ovası Yenileme İnşaatı kapsamına alması nedeniyle cezalandırılması
istenilmiştir.
Zeki Çakan’ın 10.09.2002 tarihli %30.57 oranındaki keşif artışı olurunda teknik
yönden gerekliliğin “kanal ve sınaî imalat kazılarında zemin cinsinin I. Keşifte öngörülen
klas ve miktarlardan yüksek olması”, “tahliye ve drenaj kanallarında yapılan iyileştirme
çalışmaları”, “A–20 ana kanalı sulama alanının yamaç ve sel alanından korunması
amacıyla yapılan, drenaj kanalları ve Zor deresi derivasyon kanalı ve tesislerinin yapılması
ve rehabilitasyon çalışmaları”, “sulama tesislerinin ve arazilerin Araş nehri taşkınlarından
korunması için, Aras nehri yatağında yapılan koruma ve iyileştirme çalışmaları” gibi
nedenlerden kaynaklandığının ve istemin Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesi'nin 19.
maddesine uygun olduğunun belirtildiği görülmüştür.
Tanıklar Talat Ertürk, Muhittin Kuzu, Emin Erdoğan, Doğan Altınbilek ve Mümtaz
Turfan özetle; verilen keşif artışı onaylarının 2886 sayılı Yasanın 63. maddesine uygun
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
352
olduğunu, kapsama alınan işlerin tamamlayıcı mahiyette bulunduğunu, Aras Nehri’nin
taşkınlarından korunması amacıyla, işin aciliyeti ve bölge halkının talepleri gözetilerek Zor
Deresi ve Derivasyon Kanalı projesinin Batı Iğdır Projesi kapsamında değerlendirildiğini,
sanık bakanın keşif artışı hazırlanması hususunda kendilerine bir talimat vermediğini beyan
etmişlerdir.
DSİ Bölge Müdürlüğünden gelen keşif artışı taleplerinin DSİ Genel Müdürlüğünde
kontrol mühendisinden başlayarak, tatbikat şube müdürü, daire başkan yardımcısı, daire
başkanı, genel müdür yardımcısı ve genel müdürün denetiminden geçtiği, Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanlığında daire başkanı, müsteşar yardımcıları, müsteşarın incelemesinden
geçtikten sonra bakanların onayına sunulduğu, bu işlemlerde teknik ve hukuki kademelerin
olumlu görüş bildirdiği, yapılan değerlendirmelerde izlenen yolun hukuka aykırı olduğu
yönünde bakanı sorumlu tutacak bir olguya rastlanmadığı gibi herhangi bir şikâyet ya da
ihbarın bulunmadığı gözetilerek, Batı Iğdır Ovası Yenileme inşaatı projesinde sanığın
görevini kötüye kullandığıına dair cezai sorumluluğunu gerektirecek kanıt
bulunamadığından beraatine karar verilmesi gerekmiştir.
25-Yukarı Harran Ovası Sulaması İnşaatı ile İlgili 21.11.2001 ve 8.8.2002
Tarihlerinde Mevzuata Aykırı Keşif Artışı Olurları Vererek Görev ve Yetkisini
Kötüye Kullanmak
a- İddia
Yukarı Harran Ovası Sulaması İnşaatında, 2886 sayılı Kanunun 63. maddesine
aykırı biçimde temel, tünel ve benzeri işler ile tabii afetler gibi sebeplerden kaynaklanmayan
nedenlerden dolayı keşif artışı oluru veren dönemin Bakanı Zeki Çakan’ın görevini kötüye
kullandığı ileri sürülerek 765 sayılı TCK’nın 240. maddesi gereğince cezalandırılması
istenilmiştir.
b-Yukarı Harran Ovası Sulaması İnşaatı Süreci
―DSİ Proje ve İnşaat Dairesi Başkanlığınca 16.01.1997 tarihinde ihale edilmiştir.
Sözleşme eki Özel Teknik Şartnamede verilen ihale kapsamında yapılacak işler 60 km.
anakanal inşaatı olarak belirlenmiştir
―Aykotek Ortak Girişim Grubu 31.1.2001 tarihinde DSİ 151. Şube Müdürlüğüne
müracaat ederek 86 km daha anakanal inşaatı yapımını istemiştir.
―Talep edilen ek işin %30 keşif artışı içerisinde kalması nedeniyle Genel
Müdürlük 10.2.2000 tarihinde ek işin muhteva kapsamında yaptırılmasını uygun görmesi
üzerine DSİ Genel Müdürlüğü 11.7.2001 tarihinde %30 oranında keşif artışı vermiştir.
― Aynı iş için Zeki Çakan’ın 21.11.2001 tarihli % 82.83 oranındaki keşif artışı
olurunu aşağıdaki gerekçelerle verdiği görülmüştür:
“Söz konusu keşif artışının nedenleri aşağıda açıklanmıştır:
1-Kanal kaplama betonu altına sızabilecek suların kanal dolgusuna zarar vermeden
ve kaplama beton altına kaldırma kuvveti oluşturmadan kanaldan uzaklaştırması gayesi ile;
a)Anakanal tabanında, 3 sıra halinde Ø 200’lük tünel tipi PVC borular filtre
malzemesi kullanılarak geotekstil malzeme ile bohçalanmak suretiyle, drenaj sistemi teşkil
edilmiştir. Aynca drenaj sisteminin deşarj edileceği kesimlerde de kanal dolgusunu korumak
amacıyla Ø 300 ve Ø 400'lük PVC borular beton kılıf içine alınarak drenaj sisteminden
gelen suyun tahliyesi sağlanmıştır. Bu imalatlar keşif artışına neden olmuştur.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
353
b)Kanal tabanından ve şevlerden sızabilecek suların drenaj sistemine aktarılması
için kaplama betonu akına şevlerde 25 cm, tabanda 20 cm olmak üzere finişerle tuvenan
kum-çakıl filtre malzemesi serilmiş, bu da keşif artışına sebep olmuştur.
c) Anakanalın dolguda geçtiği yerlerde filtre malzemesi içindeki sızıntı suyun
dolguya zarar vermesini önlemek amacıyla sodyum betonit içeren geokomposit kil örtüsü
yapılması keşif artışına neden olmuştur.
d)Kanal kaplama betonu derzlerinden sızacak suların kanala zarar vermemesi için.
Derzlerde sızdırmazlığı sağlayan derz dolgu malzemesi kullanılmış, bu durum da keşif
artışına neden olmuştur.
2- Köy içmesuyu ana isale hattı ve köylere ait tali hatlar anakanal güzergâhını yer
yer kesmekte, söz konusu içmesuyu boruları beton kılıflı çelik borular ile deplase edilmiştir.
Bu durum da kazı. İmalat, dolgu ve nakliye işlerindeki artışa bağlı olarak keşif artışı
meydana gelmiştir.
3- Yapılan imalat ve sınaî imalat kazılarında zemin cinsinin 1. Keşifte öngörülen
klâslardan daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Bu durum da keşif artışına sebep olmuştur.
4- Anakanal altında yapılan ASG ve diğer sınaî imalatlarda kanal kesiti altında
kalan kısımlar, kesitteki su yüksekliğinin fazla olması nedeniyle kanal emniyeti bakımından
önem taşıdığından söz konusu imalatların kenar boşlukları beton ile doldurularak emniyete
'alınmış, bu durum da keşif artışına sebep olmuştur.
Söz konusu inşaattaki % 30'dan fazla artış, temel ve benzeri şartlara bağlı olarak
meydana geldiğinden, işin sözleşmesine ekli Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesi'nin 19.
Maddesindeki "% 30 oranından, fazla artış temel, tünel ve benzeri işler ile doğal afetler gibi
nedenlerden ileri gelmiş ise, idarenin isteği, müteahhidin kabulü ve ilgili Bakanın veya
birinci derece ita amirinin onayı ile süre hariç, aynı sözleşme ve şartname hükümleri
çerçevesinde % 30'u geçen işler de aynı müteahhide yaptırılabilir." hükmüne istinaden,
artış gösteren işlerin aynı yükleniciye yaptırılmasında Genel Müdürlüğümüzce yarar
görülmektedir."
Daha önce verilen % 30 keşif ilavesi dahil % 73 oranında gerçekleştirilmiş bulunan
"Yukarı Harran Ovası Sulaması Anakanal İnşaatı"' işinden beklenen faydanın
sağlanabilmesi inşaatın tamamının ikmal edilmesine bağlı bulunmaktadır.
Müteahhit 08.11.2001 tarihli dilekçesi ile. % 30’dan fazla artış gösteren işleri aynı
sözleşme şartlan ile ikmal etmeyi kabul ve taahhüt etmiş bulunmaktadır.”
―Zeki Çakan’ın 08.08.2002 tarihli %110.19 oranında keşif artışı oluru
gerekçelerinin ise aşağıdaki gibi olduğu anlaşılmıştır:
“Söz konusu keşif artışının nedenleri aşağıda açıklanmıştır.
1.Kanal kaplama betonu altına sızabilecek suları kanal dolgusuna zarar vermeden
ve kaplama betonu alıma kaldırma kuvveti oluşturmadan uzaklaştırmak gayesi ile; anakanal
eksenine paralel olarak, kanal tabanının sağ, sol ve ortasından olmak üzere üç sıra kanal
drenaj sisteminin teşkil edilmesi ve drenaj sisteminin deşarj edildiği kısımlarda kanal
dolgusuna zarar vermemek için drenaj büzlerinin beton zarf içine alınması, keşif artışına
neden olmuştur.
2.Kanal kaplama betonu altına, şevlerde 25 cm, tabanda ise 20 cm. kalınlığında
tuvenan kum-çakıl filtre serilmesi, keşif artışına neden olmuştur.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
354
3. Kanalın dolguda geçtiği yerlerde filtre içerisinde suyun dolguya zarar vermemesi
için geçirimsiz bir tabaka sağlamak gayesiyle sodyum bentonit içeren Geokomposit kil
örtünün kullanılması, keşif artışına neden olmuştur.
4. Anakanal güzergâhı yer yer köy içmesuyu ana isale hattını ve köylere ait tali
hatları kesmektedir. Anakanal kesitinin büyük olmasından dolayı söz konusu içmesuyu
hatlarının, kanal inşaat alanının dışına deplase edilmesi, keşif artışına neden olmuştur.
5.Anakanal güzergâhı 154 kV Şanlıurfa - Viranşehir Enerji nakil hattını muhtelif
yerlerde kesmektedir. Anakanal kesitinin büyük olması ve bu kesimlerde kanal dolgu
yüksekliğinin fazla olması dolayısıyla enerji nakil hattı ile kanal banketi arasındaki
yükseklik emniyet sınırlarının altına düşmüştür. Bu durum can ve mal emniyeti bakımından
tehlike oluşturduğundan, adı geçen enerji nakil hattı deplasmanının yapılması, keşif artışına
neden olmuştur.
6.İşin bünyesinde yapılan kanal ve sınaî imalat kazılarında zemin cinsinin I.Keşifte
öngörülenden daha yüksek klaslarda olması, keşif artışına neden olmuştur.
7.Kanal kaplama betonu derzlerinden sızacak su, kanal kesitine zarar vereceğinden
sızdırmazlığı sağlamak için derz dolgu yapılması, keşif artışına neden olmuştur.
8.Ana kanal altında yapılan ASG'lerin kanal su kesiti altında kalan kısımlarında,
kesitte su yüksekliğinin büyük olması, kanal emniyeti bakımından ASG'lerin kenar
dolgularının beton dolgu olarak yapılması, keşif artışına neden olmuştur.
Söz konusu inşaattaki %30'dan fazla artış, temel ve benzeri şartlara bağlı olarak
meydana geldiğinden, işin sözleşmesine ekli Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesi'nin
19.Maddesindeki "%30 oranından fazla artış temel ve benzeri işler ile doğal afetler gibi
nedenlerden ileri gelmiş ise, İdare'nin isteği, müteahhidin kabulü ve ilgili Bakan'ın veya
birinci derece ita amirinin Onayı ile süre hariç, aynı sözleşme ve şartname hükümleri
çerçevesinde %30'u geçen işler de aynı müteahhide yaptırılabilir" hükmüne istinaden, artış
gösteren işlerin aynı yükleniciye yaptırılmasında Genel Müdürlüğümüzce yarar
görülmektedir.
I.Keşfe göre %95 oranında gerçekleştirilmiş bulunan "Yukarı Harran Ovası
'Sulaması Anakanal İnşaatı" işinden beklenen faydanın sağlanabilmesi inşaatın tamamının
ikmal edilmesine bağlı bulunmaktadır.
Müteahhit 19.07.2002 tarihli dilekçesi ile, %30'dan fazla artış gösteren işleri aynı
sözleşme şartlan ile ikmal ermeyi kabul ve taahhüt etmiş bulunmaktadır.”
―ETKB DSİ Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığının 10.4.2003 tarih ve
500/165 sayılı genel müdürlük makamının oluru ile görevlendirilen Ali Haydar Şahin
Başkanlığında hazırlanan Yukarı Harran Ovası Sulaması Anakanal İnşaatı işine ilişkin
teknik inceleme raporunda, iddia konusu Zeki Çakan olurlarında muhtevaya alınan anakanal
işinden bahsedilmediği belirtilmiştir.
c- Tanık Anlatımları
Talat Ertürk 16.3.2005 günlü oturumda, keşif artışlarının, Devlet Su İşleri
kurulduğundan bu yana, elli küsur yıldır aynı sistem içerisinde yürüdüğünü, aşağı yukarı
30–35 paraftan, imzadan geçtikten sonra bakanlığa geldiğini, bakanlığın da hukukî olarak
eksiklerine, hukuk görüşü olup olmadığı noktasında inceleyerek artışlara onay verdiğini;
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
355
Doğan Altınbilek 12.4.2005 günlü oturumda, beş ayrı hükümette Devlet Su İşleri
genel müdürlüğü görevi yaptığını, TBMM’de ifade verdiğinde keşif artışlarıyla ilgili yanlış
bir kanaatin orada yaygın olduğunu gördüğünü, bir ihaleye çıkıldığında, ihaleye esas olan
projenin içinde işle ilgili miktarların bir listesi olduğunu, bu miktarlarla o işlerin birim
fiyatları çarpıldığı zaman ortaya keşfin çıktığını, projeye göre, o anda tahmin edilen değer
olan keşfin yüzde yüz doğru olmadığını, proje sırasında herhangi bir zamanda bazı
değişikliklerin oluşabildiğini, bu değişikliklere göre de işin miktarlarının arttığını, bu işin
artan miktarlarının aynı birim fiyatlarla çarpılmasıyla ikinci keşif oluşturulduğunu, ikinci
keşifle birinci keşif arasındaki miktara da keşif artışı denildiğini,
Keşif artışının, bakan veya genel müdürce önerilmediğini bölgesinden başlayarak
önerildiğini, bölgedeki tatbikat kontrol dairesi, ilgili şubesi, bölge müdürlüğü, genel
müdürlük ilgili dairenin ilgili şubesi, daire başkanlığı, hukuk müşavirliği ve genel müdürlük
tarafından imzalandığını, genel müdürün 15. sırada imza attığını, evrakın Bakanlığa
geldiğinde de ilgili aşamalardan geçtikten sonra bakanın 19. kişi olarak evraka imza
koyduğunu bir bakan hatta bir genel müdür için bütün bu imzaların atıldığı ve bütün
prosedürün tamamlandığı bir olaya “hayır” demenin de kolay olmadığını,
Aylık toplantılarla, bölge müdürleri toplantılarında, ihaleli işlerde kapsama iş alma,
muhteva değişiklikleri, keşif artışları ve işlerin devri olur konularında olur alınmadan önce
genel müdürlük makamına bilgi verileceği talimatına rağmen, aykırı uygulamalarda
bulunulduğu gerekçesiyle belirtilen konularda genel müdürün önceden bilgilendirilmesi
hususunda makam talimatına titizle uyulması ve her türlü keşif artışı olurlarının bizzat genel
müdür tarafından imzalanacağının bilinmesi konusunda kendisinin 23.6.2000 tarihli bir
genelge gönderdiğini, hiçbir şekilde yukarıdan şu şekilde bir keşif artışı verin diye bir baskı
olmadığını, kendisinin de içinde bulunduğu Urfa Sulama Kanalında yanlış yapılan
uygulama olmadığını,
Mehmet Güllü 12.4.2005 günlü oturumda, işlerin kati projeye esas alınarak
hazırlanan keşif metraja dayalı olarak ihale edildiğini, sulama projelerine ait inşaatların
büyük sahalara yayılı olarak inşa edilmesi nedeniyle zemin problemlerinin tespiti ve
alınacak önlemlerin kati proje safhasında tam olarak mümkün olmadığını, örneğin; zift,
sülfat, yeraltı suları gibi problemlerin, inşaat aşamasında meydana çıktığını, projelerin
inşaat sürelerinin uzun yıllar almasından dolayı zaman içerisinde hizmet alanlarında
değişiklik meydana geldiğini,
Bu nedenlerden dolayı, işlerde meydana gelen iş artışlarının, 2886 Devlet İhale
Kanununun 63.maddesi ve Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesinin 19. maddesine göre, işte
artma ve eksilme meydana geldiğini, yüzde 30 üzerinde fazla artışın, temel tünel ve benzeri
işler ile doğal afetler gibi nedenlerden ileri gelmesi halinde, idarenin isteği, müteahhidin
kabulü ve ilgili bakanın veya birinci derecede ita amirinin onayı ile yüzde 30’un üzerindeki
işlerin de aynı müteahhide yaptırılabildiğini,
İşin ihalesi sırasında tariflenen bir sulama projesinin sulayacağı alanın belli olması
sebebiyle bu alanın dışındaki bir alanın ihale muhtevasına alınmasının mümkün olmadığını,
ama o işin içerisinde yapılması zorunlu bir işin, alınıp yapılmasının olanaklı olduğunu, keşif
artışlarının bugün de verildiğini;
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
356
Emin Erdoğan 13.5.2005 günlü oturumda, DSİ’de çalışmaları sırasında, keşif
artışları olurları için talepte bulunduğunu ve aldığını, DSİ’de kuruluşundan bu yana keşif
artışı verildiğini, keşif artışlarının proje bütünlüğünü sağlamak ve aynı proje bazında
mütemmim cüz olarak bitirilmesi gereken işleri kapsadığında verildiğini,
Muhittin Kuzu 13.5.2005 günlü oturumda, Yukarı Harran Ovası sulaması ana
kanalıyla ilgili, sözleşme ekleri arasında yer alan birim fiyat tariflerinde 16-D–3 pozu yer
almasına rağmen, tariflere U–16-D–3 pozunun ilave edildiği, buna ait genel müdür oluru
alınıp alınmadığı konusunda; 1985’te alınmış olur olduğunu, gerekçesinin Urfa ve Harran
Ovalarında aşırı kuru ve sıcak iklim sürmesi, beton muhafazası için çok daha fazla su ve
işçilik kullanılması olduğunu, bunun da usulüne uygun olduğunu,
Mümtaz Turfan 13.5.2005 günlü oturumda, yapılan işlemlerin ve eylemlerin
tamamının 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 63. maddesine uygun olduğunu ve
işlemlerin tamamında sayısal olarak herhangi bir yorum getirmenin mümkün olmadığını,
sayısallığın, yapılan projenin adediyle doğru orantılı olduğunu, eldeki keşif artışlarıyla ilgili
herhangi bir bakandan ön talimat almadığını, bunların rutin işlemler olduğunu, aşağıdan
yukarıya doğru cereyan eden, işleyen bürokratik işlemlerden bulunduğunu, keşif artışlarının
ortaya çıkabilmesi için bunun ilk kez kontrol mühendisince ortaya konulmasının, daha
sonra, kontrol mühendisi, şube müdürleri, bölge müdürleri, oradan merkez dairesi,
silsilelerle, bu daireler ve birimlerin içindeki ilgili şube müdürleri, kurumlar, yardımcılar
vesaire incelemesine tabi tutmak suretiyle üst makama aktarıldığını, bakana gelene kadar,
aşağı yukarı 17–18 kademeden geçtiğini, bütün bu kademelerden olumlu, itirazsız geçen
keşif artışlarının Bakanların takdirlerine arz edildiğini, bu işlemler yapılırken, sadece teknik
kademelerin değil, aynı zamanda hukukî kademelerin de görüşlerinin mutlaka alındığını,
Keşif özetinin, adı üzerinde tahmin olduğunu, bazı projelerin, bazı varsayımlar
dikkate alınarak yapılan tahmin çalışması olduğunu, tatbikatın bambaşka bir husus
olduğunu, dolayısıyla, bir işin keşifte herhangi bir şekilde bulunması, o işin mutlaka o
fiyatla, o miktarla yapılmasını gerektirmediğini;
ifade etmişlerdir.
d- Sanıklara Yöneltilen Suçlamalarla İlgili Değerlendirme, Kabul ve Varılan
Sonuç
Konuyla ilgili delillerin değerlendirilmesinde;
Yukarı Harran Ovası Sulama İnşaatı sürecinde, ana kanal inşaatına 86 km. ilave
yapım talebine ilişkin olarak DSİ Genel Müdürlüğünün 11.7.2001 günlü oluru ile % 30,
aynı konuda sanık Zeki Çakan’ın 21.11.2001 günlü oluru ile % 82,83 oranında keşif
artışlarına; sanık Zeki Çakan’ın ayrıca 8.8.2002 tarihinde %110.19 oranında keşif artışına
onay verdiği görülmüştür. Bakanın onayına sunulan olur yazılarında keşif artışı nedenleri
tek tek açıklanarak teknik yönden gerekli olduğu ve 2886 sayılı Yasa’nın 63. maddesine de
uygun olduğu belirtilmiştir.
İddia konusu keşif artışı olurlarında teknik yönden gerekliliğinin gerekçesi olarak
“kanal tabanından ve şevlerden sızabilecek suların drenaj sistemine aktarılması için
kaplama betonu akına şevlerde 25 cm, tabanda 20 cm olmak üzere finişerle tuvenan kum-
çakıl filtre malzemesinin serilmesi”, “anakanalın dolguda geçtiği yerlerde filtre malzemesi
içindeki sızıntı suyun dolguya zarar vermesini önlemek amacıyla sodyum betonit içeren
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
357
geokomposit kil örtüsü yapılması”,” köy içmesuyu ana isale hattı ve köylere ait tali hatların
anakanal güzergâhını kesmesi nedeniyle içmesuyu borularının beton kılıflı çelik borular ile
deplase edilmesi”, “yapılan imalat ve sınaî imalat kazılarında zemin cinsinin 1. Keşifte
öngörülen klâslardan daha yüksek olduğunun tespiti”, “kanal kaplama betonu derzlerinden
sızacak suyun, kanal kesitine zarar vereceğinden sızdırmazlığı sağlamak için derz dolgu
yapılması” gibi sebeplerin sayıldığı, inşaattaki % 30’dan fazla artışın temel ve benzeri
şartlara bağlı olarak oluştuğunun ve Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesi’nin 19. maddesine
uygunluğunun belirtildiği görülmüştür.
Tanıklar Talat Ertürk, Muhittin Kuzu, Emin Erdoğan, Doğan Altınbilek ve Mümtaz
Turfan özetle; verilen keşif artışı onaylarının 2886 sayılı Yasanın 63. maddesine uygun
olduğunu, kapsama alınan işlerin tamamlayıcı mahiyette bulunduğunu, sanık bakanların
keşif artışı hazırlanması hususunda kendilerine bir talimat vermediğini beyan etmişlerdir.
Kaldı ki, ETKB DSİ Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığının 10.4.2003 tarih ve
500/165 sayılı Genel Müdürlük Makamının oluru ile görevlendirilen, DSİ Genel Müdürlüğü
Barajlar ve Hidrolik Santraller Dairesi Başkanı Ali Haydar Şahin Başkanlığında hazırlanan
tarihsiz teknik inceleme raporunda da keşif artışı istem yazısında kapsama yeni bir iş
alınmasından bahsedilmediği belirtilmiştir.
DSİ Bölge Müdürlüğünden gelen keşif artışı taleplerinin DSİ Genel Müdürlüğünde
kontrol mühendisinden başlayarak, tatbikat şube müdürü, daire başkan yardımcısı, daire
başkanı, genel müdür yardımcısı ve genel müdürün denetiminden geçtiği, Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanlığında daire başkanı, müsteşar yardımcıları, müsteşarın incelemesinden
geçtikten sonra bakanların onayına sunulduğu, bu işlemlerde teknik ve hukuki kademelerin
olumlu görüş bildirdiği, yapılan değerlendirmelerde izlenen yolun hukuka aykırı olduğu
yönünde bakanı sorumlu tutacak bir olguya rastlanmadığı gibi herhangi bir şikayet ya da
ihbarın da bulunmadığı gözetilerek, Yukarı Harran Ovası Sulama İnşaatı projesinde sanığın
görevini kötüye kullandığına dair cezai sorumluluğunu gerektirecek kanıt
bulunamadığından beraatine karar verilmesi gerekmiştir.
26- Erzurum İçme Suyu İsale Tüneli İnşaatı ile İlgili 16.8.2000 ve 21.6.2002
Tarihli Mevzuata Aykırı Keşif Artışı Olurları Vererek Görev ve Yetkilerini Kötüye
Kullanmak
a- İddia
Erzurum İçme Suyu İsale Tüneli İnşaatında, 2886 sayılı Kanunun 63. maddesine
aykırı biçimde temel, tünel ve benzeri işler ile tabii afetler gibi sebeplerden kaynaklanmayan
nedenlerden dolayı keşif artışı olurları veren Mustafa Cumhur Ersümer ile Zeki
Çakan’ın görevlerini kötüye kullandıkları, 765 sayılı TCK’nın 240. maddesi gereğince
cezalandırılmaları istenilmiştir.
b- Erzurum İçme Suyu İsale Tüneli İnşaatı Süreci
―Erzurum İçme Suyu İsale Tüneli işi DSİ Proje ve İnşaat Dairesi Başkanlığınca
onaylanarak ihale ilânı üzerine, AS-KA İnşaat A.Ş ile 6.11.1996 tarihinde sözleşme
imzalanmıştır.
―Erzurum İçme Suyu Tüneline ait ihaleye esas keşif özeti, ankraj ve kaya bulonları
deliklerinin bedelinin B-D.304 üzerinden ödeneceği, Kontak ve Konsolidasyon Enjeksiyon
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
358
Deliklerinin ise 31–7836 ve 37 nolu pozdan ödeneceği esasına göre hazırlanmış ve ihaleye
çıkılmıştır.
―DSİ Bölge Müdürlüğünün 22.2.2000 günlü, DSİ Genel Müdürlüğünden %30
oranında keşif artışı isteminin gerekçeleri şöyledir:
“1- Tünel inşaatı 350 m hidrostatik su basıncı altında yapılmakta olup, suyun
tahliyesi için giriş istikametinde 3231 m boyunda tahliye kanalının açılması,
2- Tünel imalatlarının yapımında ve işletme esnasında kullanılacak 12520 m tünel
ulaşım yolu ile 881,28 m servis yolu yapımı,
3- Tünel çıkış istikametinde 26 noktada göçük meydana gelmiş ve ayrıca suyun
tünel içinden tahliyesini sağlamak amacıyla kanal ve çökeltim havuzlarının yapılması
gerekmiştir.
4- Tünelden çıkan suların tahliyesi amacıyla açılan derin kanallar köylere ait su
kanallarının bozulmasına neden olmuş, bu sebeple söz konusu köylerin kanallarının
devamlılığı için cari sulama boruları, büz ve yol geçişlerinin yapılması, keşif artışına neden
olmuştur.”
Genel müdür adına Emin Erdoğan’ın 27.04.2000 tarihinde bu isteme olur verdiği
anlaşılmıştır.
―DSİ Bölge Müdürlüğünün 27.6.2000 günlü yazısı ile Bakanlık Makamından
%161.10 oranında keşif artışı aşağıdaki gerekçelerle istenilmiştir:
“1- Toplam uzunluğu 4 880 m olan isale tünelinin kazısı sırasında zemin
sınıflarının, I. Keşifte öngörülen zemin sınıflarına göre daha zayıf (terzaghi
sınıflandırmasına göre IV, V,VI. sınıf zeminler) olduğu gözlenmiş ve bugüne kadar 28 adet
göçük meydana gelmiş olması nedeniyle, I. Keşifte düşünülen cins ve kapasitedeki makine
ve teçhizatla tünel stabilitesinin sağlanmasının mümkün olmayacağı anlaşılmıştır. Bu
nedenlerle kazı ve can emniyetinin sağlanabilmesi için, ankraj bulonu deliklerinin
açılmasında rotary tipi makine kullanılması zorunluluğu ortaya çıkmış, bu durumda keşif
artışına neden olmuştur.
2- Tünel kazısı çok çatlaklı bazalt formasyondan geçmektedir. Bu çatlakların kil ve
tüf ile dolu olması ve ayrıca tünel kazısı sırasında 70-300 lt/sn su içinde çalışılması, tünelin
açıldıktan sonraki zemin duyarlılığını tehlikeye sokmaktadır. Bu sebeple, V, VI, VII, VIII.
sınıf zeminlerde kazı ve can emniyetinin sağlanması amacıyla, kazı aynalarında, ceplerde,
tünel portalinde ve iksa tabanlarında da kazı yüzeylerine shotcrete yapılması, keşif artışına
neden olmuştur.
3- Tünel giriş istikametinde zemin suyu boşalımının tünel stabilitesini deformasyona
uğratmayacak şekilde tahliye edilmesi ve kazı aynasındaki çalışmanın mümkün hale
getirilmesi amacıyla 40-50 m’de bir açılan ceplerden 40-50 m boyunda drenaj için sondaj
delikleri açılması keşif artışına neden olmuştur.
4- Kati projede basınçsız olarak çalışacağı düşünülen isale tünelinin, soğuk bölge
şartlarının tünel işletmesine yapacağı olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak amacıyla,
basınçlı tipe çevrilmesi imalat işlerinde artışa neden olmuştur.
5- İsale tünelinin yeraltı su seviyesi altında açılması nedeniyle kazı sırasında
önemli ve yoğun su boşalımları oluşmaktadır. Bu suyun tahliyesini sağlamak amacıyla 3231
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
359
m uzunluğunda tahliye kanalı kazılması, kazı ve buna bağlı nakliye miktarlarında artışa
neden olmuştur.
6- Tünel girişine ulaşımı sağlayan köy yolunun baraj göl alanı altında kalması
nedeniyle, tünelin nihai durumda işletmesini sağlamak ve inşaatını yürütebilmek amacıyla
12 520 m ulaşım ve işletme yolu ile 881 m servis yolu yapılmıştır. Bu da kazı, beton ve
nakliye miktarlarında artışa neden olmuştur.
7- Halen 350 m hidrositasik su basıncı altında devam etmekte olan tünel kazısı
sırasında, çıkış istikametinde 28 noktada meydana gelen göçüklerin emniyetle geçilebilmesi
için alınan ilave tedbirler ve göçük malzemesinin tünel dışına nakledilmesi keşif artışına
neden olmuştur.
8- Tünelden çıkan suların tahliyesini sağlamak amacıyla inşaa edilen derin
kanallar sebebiyle köylere ait kadim su hatları kesintiye uğramış, bu kadim hatların
devamlılığı amacıyla cari sulama boruları, büz, yol geçişi, köy pınarları besleme hatları
inşaa edilmek zorunda kalınmıştır. Bu durumda kazı, imalat ve bunlara bağlı nakliye
miktarlarında artışa neden olmuştur.”
―M.Cumhur ERSÜMER bu isteme 16.08.2000 tarihinde olur vermiştir.
―DSİ Bölge Müdürlüğünün 15.5.2002 günlü yazısı ile Bakanlık Makamından
%145.75 oranında aşağıdaki gerekçelerle keşif artışı meydana geldiği belirtilmiştir:
“1- Toplam uzunluğu 4 880 m olan isale tünelinin kazısı sırasında zemin
sınıflarının, I. Keşifte öngörülen zemin sınıflarına göre daha zayıf (terzaghi
sınıflandırmasına göre V, VI, VII, VIII. sınıf zeminler) olduğu gözlenmiş ve bugüne kadar 33
adet göçük meydana gelmiş olması nedeniyle, I. Keşifte düşünülen cins ve kapasitedeki
makine ve teçhizatla tünel stabilitesinin sağlanmasının mümkün olmayacağı anlaşılmıştır.
Bu nedenlerle kazı ve can emniyetinin sağlanabilmesi için, ankraj bulonu deliklerinin
açılmasında rotary tip makine kullanılması zorunluluğu ortaya çıkmış, bu durumda keşif
artışına neden olmuştur.
2- Tünel kazısı çok çatlaklı bazalt formasyondan geçmektedir. Bu çatlakların kil ve
tüf ile dolu olması ve ayrıca tünel kazısı sırasında 100–470 lt/sn su içinde çalışılması,
tünelin açıldıktan sonraki zemin duyarlılığını tehlikeye sokmaktadır. Bu sebeple, V, VI, VII,
VIII. Sınıf zeminlerde kazı ve can emniyetinin sağlanması amacıyla, kazı aynalarında,
ceplerde, tünel portalinde ve iksa tabanlarında da kazı yüzeylerine shotcrete yapılması,
keşif artışına neden olmuştur.
3- Tünel giriş istikametinde zemin suyu boşalımının tünel stabilitesini deformasyona
uğratmayacak şekilde tahliye edilmesi ve kazı aynasındaki çalışmanın mümkün hale
getirilmesi amacıyla 40–50 m’de bir açılan ceplerden 40–50 m boyunda drenaj için sondaj
delikleri açılması keşif artışına neden olmuştur.
4- Kati projede basınçsız olarak çalışacağı düşünülen isale tünelinin, soğuk bölge
şartlarının tünel işletmesine yapacağı olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak amacıyla,
basınçlı tipe çevrilmesi imalat ve enjeksiyon işlerindeki artışlar keşif artışına neden
olmuştur.
5- İsale tünelinin yeraltı su seviyesi altında açılması nedeniyle kazı sırasında
önemli ve yoğun su boşalımları oluşmaktadır. Bu suyun tahliyesini sağlamak amacıyla 3231
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
360
m uzunluğunda tahliye kanalı açılması nedeniyle kazı ve nakliye miktarlarındaki artışlar
keşif artışına neden olmuştur.
6- Tünelden çıkan suların tahliyesini sağlamak amacıyla inşaa edilen derin
kanallar sebebiyle köylere ait kadim su hatları kesintiye uğramış, bu kadim hatların
devamlılığı amacıyla cari sulama boruları, büz, yol geçişi, köy pınarları besleme hatları
inşaa edilmek zorunda kalınması nedeniyle meydana gelen kazı, imalat ve nakliye
miktarlarında artışlar keşif artışına neden olmuştur.
7- Tünel inşası tamamlandıktan sonra, tünelin bakım onarım faaliyetlerinin kısa ve
uzun vadede yürütülebilmesi için tünele bir işletme ve bakım galerisinin inşaa edilmesi
zorunluluğu keşif artışına neden olmuştur.
8-Tünel kazısı sırasında zemin sınıflarının Terzaghi kayaç sınıflandırmasındaki IV,
V, VI, VII, VIII nolu zemin sınıfında olması ve aşırı sular nedeniyle çalışmaların emniyetli
olarak devam etmesi için, tünel aynasında biri tünel merkezi ile tavanı arasında eksene
paralel, diğer ikisi ise sağ ve sol yan duvarlarda sağ ve sol yöne doğru yatayda tünel ekseni
ile 100 – 150 açı oluşturacak şekilde sondajlardan elde edilen karotlar ile zemin litolojisi
önceden belirlenmiş ve buna göre gerekli tedbirler (İksa aralıklarının sıklaştırılması,
aynada enjeksiyon yapılması, süren bulonu uygulaması ve ilave bulon çakılması vb)
alınarak aynada ilerleme sağlanabilmiştir, bu da keşif artışına neden olmuştur.
9- Tünel kazısı 350 m hidrositatik su basıncı altında devam etmekte ve her bir
aynada 100–470 lt/sn su geçici olmaktadır. Özellikle aşırı su gelen bölgelerde enjeksiyonlu
bulonlar gerektiği gibi yapılamamaktadır. Bu nedenle ışınsal olarak çakılan bulonların
suyun yoğun olduğu bölgelerde enjeksiyon gerektirmeyen swelleks tipi bulon kullanılmış ve
keşif artışına neden olmuştur.
10- Tünel içerisinde fay zonlarının ve çatlakların yoğun olduğu bölgelerde su gelişi
fazlalaşmakta, invert ve kemer betonu imalatı imkânsız hale gelmektedir. Bu bölgelerde
membran ve geotekstil uygulaması yapılarak invert ve kemer betonu dökülmesi nedeniyle
beton imalatlarında meydana gelen artışlar keşif artışına neden olmuştur.
11- Tünel zemininin parçalı kırıkla ve aşırı çatlaklı olması: kazı çalışmaları
sırasında tünel stabilitesini artırmak için enjeksiyon yapılması ve göçükler nedeniyle
meydana gelen enjeksiyon imalatlarında artışlar keşif artışına neden olmuştur.”
― Zeki Çakan bu isteme 21.06.2002 tarihinde olur vermiştir.
c- Tanık Anlatımları
Talat Ertürk 16.3.2005 günlü oturumda, keşif artışlarının, Devlet Su İşleri
kurulduğundan bu yana, elli küsur yıldır aynı sistem içerisinde yürüdüğünü, aşağı yukarı
30–35 paraftan, imzadan geçtikten sonra bakanlığa geldiğini, bakanlığın da hukukî olarak
eksiklerine, hukuk görüşü olup olmadığı noktasında inceleyerek artışlara onay verdiğini;
Doğan Altınbilek 12.4.2005 günlü oturumda, beş ayrı hükümette Devlet Su İşleri
genel müdürlüğü görevi yaptığını, TBMM’de ifade verdiğinde keşif artışlarıyla ilgili yanlış
bir kanaatin orada yaygın olduğunu gördüğünü, bir ihaleye çıkıldığında, ihaleye esas olan
projenin içinde işle ilgili miktarların bir listesi olduğunu, bu miktarlarla o işlerin birim
fiyatları çarpıldığı zaman ortaya keşfin çıktığını, projeye göre, o anda tahmin edilen değer
olan keşfin yüzde yüz doğru olmadığını, proje sırasında herhangi bir zamanda bazı
değişikliklerin oluşabildiğini, bu değişikliklere göre de işin miktarlarının arttığını, bu işin
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
361
artan miktarlarının aynı birim fiyatlarla çarpılmasıyla ikinci keşif oluşturulduğunu, ikinci
keşifle birinci keşif arasındaki miktara da keşif artışı denildiğini;
Keşif artışının, bakan veya genel müdürce önerilmediğini bölgesinden başlayarak
önerildiğini, bölgedeki tatbikat kontrol dairesi, ilgili şubesi, bölge müdürlüğü, genel
müdürlük ilgili dairenin ilgili şubesi, daire başkanlığı, hukuk müşavirliği ve genel müdürlük
tarafından imzalandığını, genel müdürün 15. sırada imza attığını, evrakın Bakanlığa
geldiğinde de ilgili aşamalardan geçtikten sonra bakanın 19. kişi olarak evraka imza
koyduğunu bir bakan hatta bir genel müdür için bütün bu imzaların atıldığı ve bütün
prosedürün tamamlandığı bir olaya “hayır” demenin de kolay olmadığını;
Aylık toplantılarla, bölge müdürleri toplantılarında, ihaleli işlerde kapsama iş alma,
muhteva değişiklikleri, keşif artışları ve işlerin devri olur konularında olur alınmadan önce
genel müdürlük makamına bilgi verileceği talimatına rağmen, aykırı uygulamalarda
bulunulduğu gerekçesiyle belirtilen konularda genel müdürün önceden bilgilendirilmesi
hususunda makam talimatına titizle uyulması ve her türlü keşif artışı olurlarının bizzat genel
müdür tarafından imzalanacağının bilinmesi konusunda kendisinin 23.6.2000 tarihli bir
genelge gönderdiğini, hiçbir şekilde yukarıdan şu şekilde bir keşif artışı verin diye bir baskı
olmadığını;
Keşif artışının, gereken her aşamada verilebildiğini, bu soruşturmanın konusu olan
Atasu Barajında ve Erzurum İsale Tünelinde iki büyük şehrimize (Trabzon ve Erzurum’a)
içme suyu götürme amacıyla ve her iki şehirde de mevcut suların yetersiz ve kalitesiz
olması nedeniyle, kredi alarak bu işlerin bitirilebileceği düşüncesinden hareketle, kredinin
de işin büyüklüğüne göre bir seferde alınması gerektiğini, bu açıdan tahmini olan, ikinci
keşiflerin verildiğini ve ona göre de kredi talebinde bulunulduğunu, birisi için alınıp diğeri
için alınamadığını, bu uygulamanın, 24 Kasım 2004’te mevcut hükümetçe de yeniden kredi
alınacak işlere keşif artışı verilmesi şeklinde genelge ile kabul edildiğini;
Keşif artışı verilmediği takdirde işin yeniden bir ya da iki yıl süreç alacak ihaleye
çıkarılması gerektiğini, işi feshedip, yeniden ihaleye çıkarılmasının örneğin bu arada taşkın
gibi sebeplerle tesisin ortadan kalkması ya da tünelin göçmesi gibi olaylara sebebiyet
verebileceğini, bunun da masrafları artıracağını ve işin yeniden mobilizasyonunu zor
duruma sokacağını, dolayısıyla, işin yeniden ihalesinin her zaman en uygun çözüm
olamayacağını, kendisinin de içinde bulunduğu gerek Atasu Barajında gerek Erzurum İçme
Suyu İsale Tünelinde yanlış yapılan uygulama olmadığını;
Mehmet Güllü 12.4.2005 günlü oturumda, işlerin kati projeye esas alınarak
hazırlanan keşif metraja dayalı olarak ihale edildiğini, sulama projelerine ait inşaatların
büyük sahalara yayılı olarak inşa edilmesi nedeniyle zemin problemlerinin tespiti ve
alınacak önlemlerin kati proje safhasında tam olarak mümkün olmadığını, örneğin; zift,
sülfat, yeraltı suları gibi problemlerin, inşaat aşamasında meydana çıktığını, projelerin
inşaat sürelerinin uzun yıllar almasından dolayı zaman içerisinde hizmet alanlarında
değişiklik meydana geldiğini;
Bu nedenlerden dolayı, işlerde meydana gelen iş artışlarının, 2886 Devlet İhale
Kanununun 63.maddesi ve Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesinin 19. maddesine göre, işte
artma ve eksilme meydana geldiğini, yüzde 30 üzerinde fazla artışın, temel tünel ve benzeri
işler ile doğal afetler gibi nedenlerden ileri gelmesi halinde, idarenin isteği, müteahhidin
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
362
kabulü ve ilgili bakanın veya birinci derecede ita amirinin onayı ile yüzde 30’un üzerindeki
işlerin de aynı müteahhide yaptırılabildiğini;
İşin ihalesi sırasında tariflenen bir sulama projesinin sulayacağı alanın belli olması
sebebiyle bu alanın dışındaki bir alanın ihale muhtevasına alınmasının mümkün olmadığını,
ama o işin içerisinde yapılması zorunlu bir işin, alınıp yapılmasının olanaklı olduğunu, keşif
artışlarının bugün de verildiğini;
Emin Erdoğan 13.5.2005 günlü oturumda, DSİ’de çalışmaları sırasında, keşif
artışları olurları için talepte bulunduğunu ve aldığını, DSİ’de kuruluşundan bu yana keşif
artışı verildiğini, keşif artışlarının proje bütünlüğünü sağlamak ve aynı proje bazında
mütemmim cüz olarak bitirilmesi gereken işleri kapsadığında verildiğini;
Muhittin Kuzu 13.5.2005 günlü oturumda, Erzurum İçmesuyu İsale Hattı ile ilgili
olarak, DSİ’de bulon delikleriyle ilgili iki poz olduğunu, , birisinin, Barajlar ve HES Dairesi
Başkanlığının B.D-304 pozu; diğerinin de, Jeoteknik Hizmetleri Yeraltı Su Dairesi
Başkanlığının 31.78.36 ve 31.78.37 pozları olduğunu, Jeohizmet ve Yeraltı Suları
Dairesinin, DSİ’nin yer bilim konusunda uzman dairesi olduğunu, onların raporu olmadan
hareket etmediklerini; bu tünel işi başlayınca birinci keşifte olmasına rağmen bu poz
numarasının, bölgesinin, ilgili dairenin birim fiyat listesinden bu fiyatları aldığını, tünele
1.7.1997 tarihinde girildiğini, ekinde ve tünel kazısına mansaptan girildiğini projenin acil
olduğunu, tünelin Palandöken Dağlarının altından geçtiğini, kazıda ilk olarak zayıf bir
zemin olan 6. sınıf zeminle karşılaşıldığını, sözleşmede olmayan iki pozun da, keşiflerinde
olduğunu;
Erol Çalımlı 13.5.2005 günlü oturumda, Erzurum İçmesuyu İsale Hattı projesiyle
ilgili olarak, iki poz numarası adı altında tarif edilenin bir delme işlemi olduğunu; bir tünel
inşaatı yapıldığında enjeksiyon ya da blon deliği olarak adlandırılan birtakım deliklerin
delindiğini, B-D.304 dediğimiz poz numarasıyla tarif edilen işin belediye işçilerinin de bir
kompresör ve bir delici tabanca yapılan delme işlemi olduğunu, daha mütekâmil
makinelerle, her yüksekliğe ve derinliğe ayarlanabilen ve gücü oldukça yüksek makinelerle
yapılan delme işlemi de olduğunu, bunlar için Yeraltı Suları ve Jeoteknik Hizmetler Daire
Başkanlığının fiyat belirlediğini, 9 metre, 6 metre, 8 metre çapındaki bir tüneldebir belediye
işçisinin aletle bunu delmesinin mümkün olmayacağını, projede mukavelede yer alan fiyatın
ödendiğini, Barajlar Dairesi Başkanının aynı zamanda şantiye şefi olmadığını, muhtemelen
bir baraj veya iki barajda bunun kullanılmış olabileceğini, ama, genellikle bu delik açma
türlerinin ikisinin müşterek kullanıldığını;
Mümtaz Turfan 13.5.2005 günlü oturumda, yapılan işlemlerin ve eylemlerin
tamamının 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 63. maddesine uygun olduğunu ve
işlemlerin tamamında sayısal olarak herhangi bir yorum getirmenin mümkün olmadığını,
sayısallığın, yapılan projenin adediyle doğru orantılı olduğunu, eldeki keşif artışlarıyla ilgili
herhangi bir bakandan ön talimat almadığını, bunların rutin işlemler olduğunu, aşağıdan
yukarıya doğru cereyan eden, işleyen bürokratik işlemlerden bulunduğunu, keşif artışlarının
ortaya çıkabilmesi için bunun ilk kez kontrol mühendisince ortaya konulmasının, daha
sonra, kontrol mühendisi, şube müdürleri, bölge müdürleri, oradan merkez dairesi,
silsilelerle, bu daireler ve birimlerin içindeki ilgili şube müdürleri, kurumlar, yardımcılar
vesaire incelemesine tabi tutmak suretiyle üst makama aktarıldığını, bakana gelene kadar,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
363
aşağı yukarı 17–18 kademeden geçtiğini, bütün bu kademelerden olumlu, itirazsız geçen
keşif artışlarının Bakanların takdirlerine arz edildiğini, bu işlemler yapılırken, sadece teknik
kademelerin değil, aynı zamanda hukukî kademelerin de görüşlerinin mutlaka alındığını;
Keşif özetinin, adı üzerinde tahmin olduğunu, bazı projelerin, bazı varsayımlar
dikkate alınarak yapılan tahmin çalışması olduğunu, tatbikatın bambaşka bir husus
olduğunu, dolayısıyla, bir işin keşifte herhangi bir şekilde bulunması, o işin mutlaka o
fiyatla, o miktarla yapılmasını gerektirmediğini;
ifade etmişlerdir.
d- Sanıklara Yöneltilen Suçlamalarla İlgili Değerlendirme, Kabul ve Varılan
Sonuç
Konuyla ilgili delillerin değerlendirilmesinde;
Erzurum İçme Suyu İsale Hattı Tüneli İnşaatında B-D.304 pozu yerine 31-7836 ve
31-7837 numaralı pozlardan imalat yaptırılması ile ankraj ve kaya bulonu deliği imalatında
yükleniciye fazla ödeme yapılmasına Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesi’nin 19. ve 2886
sayılı Yasa’nın 63. maddelerine aykırı olarak verdikleri olurlar ile neden oldukları ileri
sürülmüştür.
Erzurum İçme Suyu İsale Hattı Tüneli İnşaatıyla ilgili olarak; sanık M. Cumhur
Ersümer’in 16.8.2000 günlü, %161,10 oranında, sanık Zeki Çakan’ın 21.6.2002 günlü, %
147.75 oranında keşif artışı olurları verdikleri görülmüştür.
Erzurum İçme Suyu İsale Hattı Tüneli inşaatında keşif artışının teknik yönden
gerekliliğinin 16.8.2000 günlü olurda 8 kalemde, 21.6.2002 günlü olurda ise 11 kalemde
sayıldığı, “isale tünelinin kazısı sırasında zemin sınıflarının, I. Keşifte öngörülen zemin
sınıflarına göre daha zayıf olduğu… 28 adet göçük meydana gelmiş olması nedeniyle, I.
Keşifte düşünülen cins ve kapasitedeki makine ve teçhizatla tünel stabilitesinin
sağlanmasının mümkün olmayacağı”, “kazı ve can emniyetinin sağlanabilmesi”, “İsale
tünelinin yer altı su seviyesi altında açılması nedeniyle kazı sırasında önemli ve yoğun su
boşalımları ve bu suyun tahliyesini sağlamak amacıyla 3231 m uzunluğunda tahliye kanalı
kazılması, kazı ve buna bağlı nakliye miktarlarında artış olduğu”,“Tünel girişine ulaşımı
sağlayan köy yolunun baraj göl alanı altında kalması nedeniyle, tünelin nihai durumda
işletmesini sağlamak ve inşaatını yürütebilmek amacıyla 12 520 m ulaşım ve işletme yolu ile
881 m servis yolu yapılması”,“köylere ait kadim su hatları kesintiye uğramış, bu kadim
hatların devamlılığı amacıyla cari sulama boruları, büz, yol geçişi, köy pınarları besleme
hatları inşaa edilmek zorunda kalınması”,“kazı ve can emniyetinin sağlanabilmesi için,
ankraj bulonu deliklerinin açılmasında rotary tip makine kullanılması zorunluluğu”,“Kati
projede basınçsız olarak çalışacağı düşünülen isale tünelinin, soğuk bölge şartlarının tünel
işletmesine yapacağı olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak amacıyla, basınçlı tipe
çevrilmesi”,“ışınsal olarak çakılan bulonların suyun yoğun olduğu bölgelerde enjeksiyon
gerektirmeyen swelleks tipi bulon kullanılması”,“kazı çalışmaları sırasında tünel
stabilitesini artırmak için enjeksiyon yapılması ve göçükler nedeniyle meydana gelen
enjeksiyon imalatlarında artışlar” gibi teknik gerekçelerle keşif artışı istendiği ve uygun
görüşle sanık bakanların onayına sunuldukları anlaşılmıştır.
Tanıklar Talat Ertürk, Muhittin Kuzu, Erol Çalımlı, Emin Erdoğan, Doğan
Altınbilek ve Mümtaz Turfan özetle; verilen keşif artışı onaylarının 2886 sayılı Yasanın 63.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
364
maddesine uygun olduğunu, kapsama alınan işlerin tamamlayıcı mahiyette bulunduğunu,
sanık bakanların keşif artışı hazırlanması hususunda kendilerine bir talimat vermediğini
beyan etmişlerdir.
DSİ Bölge Müdürlüğünden gelen keşif artışı taleplerinin DSİ Genel Müdürlüğünde
kontrol mühendisinden başlayarak, tatbikat şube müdürü, daire başkan yardımcısı, daire
başkanı, genel müdür yardımcısı ve genel müdürün denetiminden geçtiği, Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanlığında daire başkanı, müsteşar yardımcıları, müsteşarın incelemesinden
geçtikten sonra bakanların onayına sunulduğu, bu işlemlerde teknik ve hukuki kademelerin
olumlu görüş bildirdiği, yapılan değerlendirmelerde izlenen yolun hukuka aykırı olduğu
yönünde bakanı sorumlu tutacak bir olguya rastlanmadığı gibi herhangi bir şikâyet ya da
ihbarın bulunmadığı gözetilerek, Erzurum İçme Suyu İsale Hattı Tüneli inşaatı projesinde
sanıkların görevlerini kötüye kullandıklarına dair cezai sorumluluğunu gerektirecek kanıt
bulunamadığından beraatlerine karar verilmesi gerekmiştir.
27- Hükümetlerarası İkili İşbirliği Protokolleri ve Uygulamalarında Görev ve
Yetkisini Kötüye Kullanmak
a- İddia
Sanık Mustafa Cumhur Ersümer’in ikili işbirliği uygulamalarında ilgili
kuruluşların uyarılarını dikkate almayarak mevcut uygulamalara devam ettiği, ilgili
kuruluşların görüşlerine başvurmadığı ve rekabet ortamı yaratmadığı gibi bu işlemlerde
kamu yararını gözetmediği, bu suretle görevini kötüye kullandığı ileri sürülerek 765 sayılı
TCK’nın 240. maddesi gereğince cezalandırılması istenilmiştir.
b- Hükümetlerarası İkili İşbirliği Protokolleri ve Uygulamaları
―Hükümetlerarası ikili işbirliği çerçevesinde enerji sektöründe baraj ve
hidroelektrik santral projeleri, tarım sektöründe de sulama projeleri ele alınmıştır.
▪Baraj ve Hidroelektrik Santral Projeleri
Hükümetlerarası ikili işbirliği çerçevesinde kredili olarak yapımı ele alınan 29 adet
baraj ve hidroelektrik santral projesinden; 9 adedi Türkiye-ABD, 8 adedi Türkiye-
Avusturya, 5 adedi Türkiye-Kanada, 2 adedi Türkiye- Fransa, 2 adedi Türkiye-İsviçre, 2
adedi Türkiye-Rusya ve 1 adedi de Türkiye-Norveç arasındadır.
Bu protokoller çerçevesindeki baraj ve hidroelektrik santral uygulamalarına ilk
olarak 1992 yılında başlanmış, son uygulama ise 2000 yılında gerçekleşmiştir. Bu sekiz
yıllık dönem, 31 Ağustos 1992 ile 29 Haziran 1997 arasındaki beş yıllık dönem (I. Dönem)
ile Komisyonun görev alanına giren 30 Haziran 1997 ile 3 Mayıs 2000 arasındaki üç yıllık
dönem (II. Dönem) olarak ikiye ayrılmıştır.
▪Sulama Projeleri
Hükümetlerarası ikili işbirliği çerçevesinde kredili olarak yapımı ele alınan 13 adet
sulama projesinden; 7 adedi Türkiye-İsrail, 4 adedi Türkiye-Hollanda, 1 adedi Türkiye-
ABD arasında olup, bir adet proje de İspanyol firmalarına verilmiştir.
▪Hükümetlerarası ikili işbirliği çerçevesinde kredili olarak yapımı ele alınan
projelerde genel prosedür
▫Genellikle Hükümetlerarası Karma Ekonomik Komisyon toplantıları sırasında
projeler gündeme getirilmekte, bu toplantılar sonucunda Türkiye Cumhuriyeti Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanı ve/veya Bakanlık Müsteşarı ile ilgili ülke Bakanı arasında
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
365
imzalanan bir protokolle, bir veya birden fazla projenin ilgili ülke firmaları ile bir Türk
firmasından oluşan bir firma grubunca gerçekleştirilmesi kararlaştırılmaktadır.
▫Protokolde yer alan proje veya projeler için 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu
hükümlerinin uygulanmaması ve protokol ülkesine ait firmalar ile Türk firmalardan
oluşacak konsorsiyum ile müzakerelerde bulunulması ve işin sonuçlandırılması hususundaki
Bakanlar Kurulu Kararı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı yetkilendirilmektedir.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı sözkonusu yetkiyi Devlet Su İşleri (DSİ) Genel
Müdürlüğü’ne devretmektedir.
▫Protokol ülkesine ait firmalar protokolde yer alan projeleri gerçekleştirmek
hususundaki niyetlerini Türkiye’deki elçiliklerine bildirmektedir. Elçilikler tarafından DSİ
Genel Müdürlüğüne yapılan başvurularda, o projeyi gerçekleştirecek konsorsiyumun pilot
firması ve bu pilot firmanın belirlemiş olduğu yerli ortağın isimleri yer almaktadır.
▫DSİ Genel Müdürlüğü, firmaların tespitinde müdahil olmamakta ancak yabancı ve
yerli firmalardan oluşan konsorsiyumun ekonomik, mali, mesleki ve teknik yeterliliği ile
tecrübe birikimi, kapasitesi, organizasyon kabiliyeti, yönetici kadrosu, makine parkı gibi
hususlar açısından işi yapmaya ehil olup olmadığını değerlendirmekte ve ancak uygunluğu
teyid edilen firmalar ile bir sonraki aşamaya geçilmektedir.
▫DSİ Genel Müdürlüğü ile ilgili firma grubu arasında müzakereler yapılmakta ve
bunun sonucunda iki taraf arasında bir ticari sözleşme paraflanmaktadır.
▫DSİ Genel Müdürlüğü, firma grubunun getirmiş olduğu kredi teklifini, krediyi
getiren bankalar ile müzakere edilmek ve sonuçlandırılmak üzere Hazine Müsteşarlığı’na
iletmektedir. DSİ Genel Müdürlüğünün borçlanma yetkisi bulunmadığından, kredilerde
borçlu doğrudan Türkiye Cumhuriyeti’dir. Dolayısıyla bu kredilerde Hazine garantisi söz
konusu değildir.
▫Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) Müsteşarlığının olumlu görüşleri ve Hazine
Müsteşarlığının bağlı olduğu devlet bakanından müzakere ve imza yetkisi alındıktan sonra
krediyi getiren bankalar ile kredi görüşmelerine başlanılmakta ve müzakereler sonucu kredi
anlaşmaları imzalanmaktadır.
▫Kredi anlaşmalarının Bakanlar Kurulu tarafından onaylanmasını müteakip bu
anlaşmalar ile ticari sözleşme yürürlüğe girmektedir.
▪Hükümetlerarası ikili işbirliği kapsamında tarım sektöründe gerçekleştirilen
projeler şunlardır:
▫Türkiye-İsrail protokolünde yer alan Yaylak Ovası Sulama Projesi İnşaatı,
▫Türkiye-İspanya protokolünde yer alan Bozova Pompaj Sulaması 1. Kısım İnşaatı.
c- Sanığa Yöneltilen Suçlamalarla İlgili Değerlendirme, Kabul ve Varılan Sonuç
Meclis soruşturma komisyonu raporunda sanık Mustafa Cumhur Ersümer’in 30
Haziran 1997 tarihinden sonra imzalanan hükümetlerarası ikili işbirliği protokolleri
kapsamında, aşağıda belirtilen altı nedenden dolayı görevini kötüye kullandığı ileri
sürülmüştür:
aa- Protokole konu proje veya projeler için öncelik ve enerji arz planlaması
açısından DPT Müsteşarlığının görüşleri alınması gerektiği halde alınmaması
Meclis soruşturma komisyonu raporunda, projeyi yürütecek kuruluş tarafından önce
bir fizibilite etüdünün hazırlanarak DPT Müsteşarlığına gönderilmesi, projenin DPT
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
366
Müsteşarlığı tarafından uygun bulunduğu takdirde yatırım programına alınması ve öncelikli
bir proje olarak değerlendirilmesi halinde protokol kapsamına alınması gerekirken,
projelerin protokol kapsamına alındıktan sonra DPT Müsteşarlığı tarafından zorunlu olarak
yatırım programına alındığı iddia edilmiştir.
bb- Protokol ülkesine ait firmalar arasında ihaleye çıkılmamış olması
Projenin ilgili protokol ülkesine ait bir firma ile Türk firmalarından oluşan bir
konsorsiyuma pazarlık usulü ile yaptırılması hususunda Bakanlar Kurulu Kararı alındığı,
böylece protokollerde yer alan projeler için 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerinin
uygulanmadığı iddia edilmiştir.
cc- Rekabet ortamından faydalanılmamış olması
Protokol projelerinin uluslararası kredili ihale yerine pazarlık usulüne göre ihale
edilmelerinin, rekabetçi ortamın oluşmasını engellediği ve bu ortamın getirebileceği fiyat
avantajlarından yararlanma imkânını ortadan kaldırdığı iddia edilmiştir.
dd- Finansman taahhütlerinin yerine getirilmemiş olması
Hükümetlerarası ikili işbirliği protokollerinin, ilgili hükümetin protokolünde yer
alan projelerin finansmanının tamamının karşılanacağının taahhüt edilmesi koşuluna bağlı
olarak imzalandığı, dolayısıyla bir protokol projesinin, protokolünde yer aldığı ülke
firmaları tarafından gerçekleştirilebilmesi için finansmanın bahse konu ülke tarafından
sağlanması gerektiği, ancak uygulamada protokol imzalanan ülkenin, projenin finansmanı
için gerekli olan parayı sağlayamadığı ve ülkemiz için çok önemli olan bir projenin
inşasının bu nedenle yıllarca askıda kalması sonucunun ortaya çıktığı iddia edilmiştir.
ee-Uluslararası ilişkilerde rahatsızlık yaşanması
Söz konusu protokollerin imzalanması ile protokolde yer alan projelerin yapım
işlerinin ilgili ülkenin firmalarına verilmesinin bu ülkelere ayrıcalık sağladığı iddia
edilmiştir.
ff- Enerji arz/talep projeksiyonlarını olumsuz etkilemesi
Protokol projelerinin imza aşamasında DPT Müsteşarlığının görüşlerine
başvurulmamasının, enerji yatırımlarının temelini oluşturan arz/talep çalışmalarının
değerlendirilmeye alınmaması sonucunu doğurması nedeniyle, Türkiye Cumhuriyeti’nin
resmi taahhüdü haline gelen söz konusu protokollerde yer alan projelerin yapımına
Ülkemizin enerji fazlası olduğu dönemlerde başlanıldığı, dolayısıyla ihtiyaç duyulmayan
yatırımların gerçekleştirilmesi ihtimalinin ortaya çıktığı iddia edilmiştir.
Konuyla ilgili delillerin değerlendirilmesinde;
Hidrolik Baraj inşaatlarına bütçeden ayrılabilen ödeneklerin yetersizliği ve bu
ödeneklerle yapılan baraj inşaatlarının çok uzun sürmesi, Türkiye’nin yerli enerji kaynağına
olan ihtiyacı da dikkate alınarak, enerji baraj inşaatlarına yeterli kaynak bulunarak hızla
bitirilmelerini sağlamak amacıyla ikili işbirliği yoluyla inşaatların yapılmasının tercih
edildiği anlaşılmaktadır.
Öte yandan, hükümetlerarası ikili işbirliği protokolleri ve uygulamalarına konu olan
bu projelerin, 2886 sayılı Yasa’nın 89. maddesine göre, Bakanlar Kurulu Kararlarıyla 2886
sayılı Yasa kapsamı dışına alındığı görülmüştür.
Projelerin ikili işbirliği ile gerçekleştirilebilmesi, işbirliği ve finansman sağlayacak
ülke ile Türkiye arasında yapılan resmi görüşmeler sonucunda hazırlanan mutabakat zaptı
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
367
veya protokoller ile mümkün olduğundan, bu sürecin başlangıcının Hükümetlerarası Karma
Ekonomik Komisyonları (KEK) toplantısı sonucunda imzalanan Mutabakat Zaptı ya da her
iki ülkenin Hükümetleri tarafından yetkilendirilen bakanları veya müsteşarları düzeyinde
imzalanan anlaşma ve protokoller ile olduğu, imzalanan protokoldeki hususların
gerçekleştirilmesine yönelik olarak DSİ’nin, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına,
Bakanlığın da Bakanlar Kurulu Kararı alınması için Başbakanlığa başvuruda bulunduğu,
başvuru yazılarında ve ekindeki gerekçe raporlarında karşı tarafça belirlenen
konsorsiyumların isimlerinin verildiği, Bakanlar Kurulunun, teklif niteliğinde yapılan
başvuruyu uygun görürse, Bakanlar Kurulu Kararı çıkarıldığı anlaşılmıştır.
Bu nedenle, hükümetlerarası ikili işbirliği protokolleri ve uygulamalarına ilişkin
süreçte nihai kararın Bakanlar Kurulu tarafından verildiği, bu projelerin yapılması için,
Hazine Müsteşarlığı ve/veya DPT’den görüş alınması ya da tekliflerin anlaşmanın yapıldığı
ülkeden rekabet ortamı doğurabilecek biçimde alınmasının zorunlu bulunduğu veya ikili
işbirliği projelerinin uluslararası kredili ihale yoluyla yapılması gerektiği hususunda
mevzuatımızda herhangi bir düzenlemenin de yer almadığı, bu itibarla ikilili işbirliği
anlaşmalarıyla ilgili iddialara konu olaylarda görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunun
yasal unsurlarının oluşmadığı anlaşılmakla yüklenen eylemler nedeniyle sanığın beraatine
karar verilmesi gerekmiştir.
VII- ZAMANAŞIMI SORUNU
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı esas hakkındaki görüşünde;
Sanık Mustafa Cumhur Ersümer’e yüklenen;
―Kırklareli Doğalgaz Santrali projesine,
―18.12.1998 tarihinde imzalanmış olan anlaşmalar ile ek mektubun Resmi
Gazetede yayımlanmaması ve TBMM bilgisine sunulmamasına,
― Yap işlet ihaleleri sürecinde ihaleye fesat karıştırılmasına,
― Çayırhan Termik Santrali İHD projesine,
― Dinar II HES projesine,
― Yamula Barajı HES projesine,
― TEDAŞ İHD ihalelerine,
― Enerji Projelerinde Eskalasyon Uygulamaları ve 19 Kasım 1997 tarihli olura,
― Hükümetlerarası İkili İşbirliği Protokolleri ve uygulamalarına,
ilişkin suçlamalarının gerek sevk maddelerinin 765 sayılı TCK’nın 230 ve 240. ve
366. maddeleri olmaları, gerekse değişen suç vasfına göre TCK’nın 240. maddesi
kapsamında değerlendirilmeleri sonucunda suç tarihleri itibariyle dava zamanaşımı
sürelerinin gerçekleştiğini ileri sürmüştür.
Bu eylemler için geçerli zamanaşımı süresinin aynı Yasa’nın 102. maddesinde
belirtildiği gibi beş yıl olduğu görülmektedir. Bu sürelerin işleyiş tarihlerini belirlemek için,
öncelikle bakanların sorumluluğunda zamanaşımı yönünden farklı bir uygulama öngörülüp
görülmediğinin açıklığa kavuşturulması ve zamanaşımı sorununun öncelikle ele alınıp
değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zamanaşımı, hem 765 sayılı Türk Ceza Kanununda hem de 5237 sayılı Türk Ceza
Kanununda genel hükümler arasında yer almaktadır. (765 sayılı TCK m. 102 ilâ 118; 5237
sayılı TCK m.66 ilâ 72)
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
368
765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 117. maddesinde “Gerek dava ve gerek ceza
müruru zamanı resen tatbik olunur ve bundan ne maznun ve ne de mahkûm vazgeçemezler”
denilmiş, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 72. maddesinin ikinci fıkrasında da benzer bir
ifade ile “Dava ve ceza zamanaşımı resen uygulanır ve bundan şüpheli sanık ve hükümlü
vazgeçemezler” şeklinde bir kurala yer verilmiştir. Zamanaşımı, devletin yargılama
hakkının sona ermesi gibi bir sonuç doğurması nedeniyle soruşturma, kovuşturma, istinaf ve
temyiz aşamalarının tümünde resen nazara alınır. Verilen bir karar kesinleşip hüküm halini
alıncaya kadar dava zamanaşımı işlemeye devam eder.
1- Milletvekillerinin İşledikleri Suçlarda Zamanaşımı
Milletvekilleri hakkında zamanaşımı konusu, Anayasanın “Yasama
dokunulmazlığı” başlıklı 83. maddesinin üçüncü fıkrasında;
“Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi hakkında, seçiminden önce veya sonra verilmiş
bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır; üyelik
süresince zamanaşımı işlemez.” biçiminde düzenlenmiştir.
Doktrinde, 83. maddenin 3. fıkrasında düzenlenen zamanaşımının “ceza
zamanaşımı” olduğu konusunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Ancak, hakim olan görüş, 83.
maddenin üçüncü fıkrasının, aynı zamanda, “dava zamanaşımı”nı da kapsayacak şekilde
yorumlanması gerektiği yönündedir.
Anayasanın 83. maddesinin üçüncü fıkrası ve TCK’nın 107. maddeleri birlikte
değerlendirildiğinde, milletvekilliği süresince zamanaşımının işlemeyeceğine ilişkin kuralda
kanun koyucunun iradesinin hem ceza hem de dava zamanaşımını kapsadığı ve
milletvekilliği süresince dava zamanaşımının işlemeyeceği sonucuna varılmaktadır. Bir
başka ifade ile suç işleyen milletvekilleri hakkında, herhangi bir karara gerek olmaksızın,
milletvekilliği süresince dava ve ceza zamanaşımı süreleri işlemeyecektir.
Yasama dokunulmazlığı kurumunun ortaya çıkmasındaki neden, iktidara karşı
görünen temsilcilerin iktidar tarafından keyfi, temelsiz ve zamansız kovuşturmalara
uğratılarak yasama çalışmalarından alıkonulmamaları düşüncesidir. Dokunulmazlığın amacı
milletvekillerini görevleri ile ilgili olmayan eylemlerden dolayı suçsuz saymak
olmadığından suç olduğu konusunda duraksama olmayacak bir eylemin failini bu
ayrıcalıktan yararlandırmak kurumun amacına ters düşer. Dokunulmazlık Meclisin kararı ile
kaldırılabileceği için mutlak bir nitelik taşımaz. Dokunulmazlık, sorumsuzluk gibi sürekli
değildir. Milletvekilliği sıfatının devamı süresince sonuç doğurur, bu sıfatın ortadan
kalkmasıyla son bulur. Üyelik sıfatı sona erdikten sonra meclis üyesi hakkında ceza
kovuşturması yapılabilir. Bu nedenle de, 83. maddenin üçüncü fıkrasında üyelik süresince
zamanaşımının işlemeyeceği kabul edilmiştir.
Milletvekilinin dokunulmazlığının sona ermesinden sonra takibat yapılabilir.
Yasama dokunulmazlığı da, üyelik süresinin bitmesi ve Meclis üyesinin yeniden
seçilmemesi veya Anayasanın 84. maddesi gereğince üyelik sıfatının düşme sebeplerinden
biri ile sona ermesi ya da yasama dokunulmazlığının Meclis tarafından kaldırılması ile sona
erer.
2- Bakanların İşledikleri Suçlarda Dava Zamanaşımı
Bakanların işlediği suçları, görevleriyle ilgili işledikleri suçlar ve görevleriyle ilgili
olmayan suçlar olarak ikiye ayırmak mümkündür.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
369
Bakanların görevleriyle ilgili olmayan suçları bakımından, milletvekillerinin tabi
olduğu kayıt ve şartların aynen geçerli olduğu konusunda, doktrinde ve uygulamada her
hangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Anayasanın 112. maddesine göre, milletvekili olmayan
bakanlar da bu sıfatları sona erene kadar, milletvekillerinin tabi olduğu hak ve
yükümlülüklere sahiptirler. Dolayısıyla, zamanaşımı konusunda, milletvekilleri için geçerli
olan durum, burada aynen geçerlidir.
Bakanların görevleriyle ilgili suçlara ilişkin değerlendirmeye gelince;
Başbakan ve bakanlar aynı zamanda milletvekili olmaları nedeniyle Anayasanın 83.
maddesindeki yasama sorumsuzluğu ve dokunulmazlığından yararlanmaktadırlar. Bakanlık
sıfatı milletvekilliği sıfatını ortadan kaldırmamaktadır. +Başbakan ve bakanlar hakkında
Meclis soruşturma yöntemini düzenleyen Anayasanın 100. maddesinde, bu kişilerin
görevleriyle ilgili suçları yönünden zamanaşımının düzenlenmemiş olması, bu kişilerle ilgili
eylemler bakımından genel zamanaşımı kurallarının uygulanması gerektiği anlamına
gelmemelidir.
Anayasada bakanlar ve milletvekilleri için geçerli olan tek bir dokunulmazlık
vardır. O da Anayasanın 83. maddesinde düzenlenen yasama dokunulmazlığıdır.
Milletvekilleriyle bakanların dokunulmazlıkları konusundaki farklılık, dokunulmazlıkların
kaldırılması usul ve şartları bakımındandır. Bu konunun, milletvekilleri ve bakanların görev
suçları açısından Anayasada farklı düzenlenmesi, dokunulmazlığın esası bakımından bir
farklılık bulunduğu anlamında yorumlanamaz. Bu nedenle milletvekilleri, Başbakan ve
bakanlar aynı dokunulmazlığa sahiptirler ve bu dokunulmazlık nedeniyle TBMM üyelikleri
süresince haklarında zamanaşımı da işlemez.
Anayasanın 100. maddesindeki farklı düzenleme yalnızca dokunulmazlığın
kaldırılması bakımından getirilen bir farklılıktır. Diğer hükümler yönünden milletvekili
olmaları nedeniyle Başbakan ve bakanlar da milletvekillerinin tabi olduğu kurallara tabi
tutulmalıdır. Zamanaşımının bu şekilde uygulanmaması, haklı ve mantıklı bir izahı
olmaksızın suç ve suçlular arasında ayrımlar yapılması gibi sonuçlara neden olacaktır.
TBMM üyeleri arasından seçilen Başbakan ve bakanların dışında, Anayasanın 100.
maddesinin sağladığı olanakla TBMM dışındaki milletvekili seçilme yeterliği olanlar
arasından seçilen bakanların da yasama dokunulmazlığına sahip olduklarının Anayasanın
112. maddesinin dördüncü fıkrasında ayrıca belirtilmesi bu görüşün açık kanıtıdır.
Başbakan ve bakanlar hakkında suç tarihinden itibaren zamanaşımının işlemesi
durumunda, başbakanlığı veya bakanlığı sırasında ve sonrasında iktidar partisi mensubu
olanlar hakkında zamanaşımı süresinin dolması kaçınılmaz olacaktır.
Tüm bu nedenlerle, Anayasanın 83. maddesinin üçüncü fıkrası ile 765 sayılı Türk
Ceza Kanunu’nun 107. maddesi birlikte değerlendirildiğinde, kanun koyucunun iradesinin
hem ceza hem de dava zamanaşımını kapsadığı, milletvekilleri hakkında milletvekillikleri
süresince dava zamanaşımının işlemeyeceği sonucuna varılmaktadır.
Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, sanık Mustafa Cumhur ERSÜMER’in
30.6.1997–11.1.1999 ve 28.05.1999–27.4.2001 tarihleri arasında Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanı olarak görev yaptığı, 24.12.1995 ilâ 3 Kasım 2002 tarihleri arasında ise milletvekili
olduğu anlaşılmıştır. Bu durumda milletvekili olduğu 24.12.1995–3.11.2002 tarihleri
arasında zamanaşımı süresi işlemeyecektir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
370
Buna göre sanık Mustafa Cumhur ERSÜMER’in 765 sayılı TCK’nın 230, 240 ve
366. maddelerinden açılan davalar ile nitelik değişikliğine uğrayarak TCK’nın 240.
maddesine dönüşen eylemlere ilişkin kamu davalarında dava zamanaşımı süresinin
dolmadığına, üyeler Fulya KANTARCIOĞLU; Mehmet ERTEN, A. Necmi ÖZLER ve
Şevket APALAK’ın karşı oyları ve OYÇOKLUĞUYLA karar verilmiştir.
Karşı oy kullanan Üyelerin gerekçeleri şöyledir:
“Bu bölümde belirtilen sanık Mustafa Cumhur Ersümer hakkındaki davalarda,
gerek sevk maddelerinin 765 sayılı TCK’nın 230, 240 ve 366. maddeleri olması, gerek
ihaleye fesat karıştırma suçuna ilişkin eylemlerin TCK’nın 240. maddesine uyduğu
sonucuna varılması ve bu suçların işleniş tarihleri gözetildiğinde Başsavcılığın esas
hakkındaki mütalaasında da belirtildiği gibi dava zamanaşımı süresinin dolmuş olmasına
rağmen, çoğunluğun, sanığın milletvekili ve bakan olarak yasama dokunulmazlığından
yararlandığı, bu nedenle milletvekili olduğu 24.12.1995–3.11.2002 tarihleri arasında dava
zamanaşımı süresinin işlemediğine dair kabulüne aşağıda başlıklar altında açıkladığımız
nedenlerle katılmıyoruz:
A) Bakanların Görev Suçu Dışındaki Suçları İle Milletvekillerinin Suçları
Açısından
Anayasanın “Yasama Dokunulmazlığı” başlıklı 83. maddesinde,
“Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden,
Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanı’nın teklifi üzerine
Meclisce başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa
vurmaktan sorumlu tutulamazlar.
Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen milletvekili, Meclisin kararı
olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Ağır cezayı
gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla
Anayasa’nın 14 üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır. Ancak,, bu halde
yetkili makam durumu hemen ve doğrudan doğruya TBMM’ ne bildirmek zorundadır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi hakkında seçimden önce veya sonra verilmiş bir
ceza hükmünün yerine getirilmesi üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır; üyelik süresince
zamanaşımı işlemez.
Tekrar seçilen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma, Meclisin yeniden
dokunulmazlığını kaldırmasına bağlıdır.
Türkiye Büyük Millet Meclisindeki siyasi parti gruplarınca,yasama dokunulmazlığı
ile ilgili görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.”
denilmiş, 112. maddesinin son fıkrasında da “Bakanlar Kurulu üyelerinden
milletvekili olmayanlar; 81 inci maddede yazılı şekilde Millet Meclisi önünde andiçerler ve
bakan sıfatını taşıdıkları sürece milletvekillerinin tabi oldukları kayıt ve şartlara uyarlar ve
yasama dokunulmazlığına sahip bulunurlar…” hükümlerine yer verilmiştir.
Anılan maddelere göre yasama dokunulmazlığı çerçevesinde milletvekilleri ile
milletvekili olmayan bakanlara tanınan güvencelerin;
1- Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri
düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisçe başka bir karar
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
371
alınmadıkça, bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu
tutulmamaları,
2- Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış
olmak kaydıyla Anayasanın 14. maddesindeki durumlar hariç olmak üzere; seçimden önce
veya sonra bir suç işledikleri ileri sürüldüğünde Meclisin kararı olmadıkça
tutulamayacakları, sorguya çekilemeyecekleri, tutuklanamayacakları ve
yargılanamayacakları,
3- Seçimlerinden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesinin
üyelik sıfatının sona ermesine bırakılacağı,
olduğu anlaşılmaktadır.
Bu güvencelerden birincisinin zamanaşımı ile ilgisi yoktur. İkinci güvence, ceza
soruşturması ve kovuşturması aşamalarında tanınan güvencelerdir. Ancak, ilgili hakkında
dava açılmasına yetecek deliller elde edilmişse iddianame tanzim edilmesine de engel
bulunmamaktadır. Bu fıkrada zamanaşımı ile ilgili bir kurala yer verilmemiştir. Üçüncü
güvence ise kesinleşmiş ceza hükümlerinin yerine getirilmesine ilişkindir. İnfazın, üyelik
sıfatının sora ermesine bırakılması halinde, üyelik süresince zamanaşımının işlemeyeceği
hükme bağlanmıştır.
Bu duruma göre, Anayasanın 83. maddesinin üçüncü fıkrasındaki zamanaşımının
ceza zamanaşımı olduğu hususunda duraksama olmamakla beraber, bunun aynı zamanda
dava zamanaşımını da kapsayıp kapsamadığının tartışılması gerekmektedir.
Anayasanın 83. maddesinin gerekçesinde, dava zamanaşımı ile ilgili bir açıklamaya
yer verilmemiş, yasama dokunulmazlığı konusunda 1961 Anayasasının 79. maddesinin
aynen benimsendiği ifade edilmiştir.
1961 Anayasasının 79. maddesinin üçüncü fıkrasında “Bir Meclis üyesi hakkında
seçiminden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik sıfatının
sona ermesine bırakılır. Üyelik süresince zamanaşımı işlemez.” hükmü yer almıştır. Bunun
1982 Anayasasının 83. maddesinin üçüncü fıkrasından farkı, “Üyelik süresince zamanaşımı
işlemez.” kuralının fıkranın sonunda ayrı bir cümle olarak yer almasıdır. Bu maddenin
gerekçesinde de dava zamanaşımı ile ilgili bir açıklık bulunmamaktadır.
1961 Anayasasının 79. maddesinin üçüncü fıkrasındaki zamanaşımı kuralı, ayrı bir
cümle olsa da ceza hükmünün infazının ertelenmesini düzenleyen fıkrada bulunduğundan,
bu kuralın da dava zamanaşımını kapsamadığının kabulü gerekir. 1982 Anayasasının 83.
maddesinin üçüncü fıkrasında ise ceza hükmünün ertelenmesinin düzenlenmesi yanında
“üyelik süresince zamanaşımı işlemez.” kuralı, tek cümle içinde yer aldığından bu husustaki
bütün duraksamalar giderilmiştir. Bu nedenle, madde metni çok açık olduğundan kuralın
dava zamanaşımını da kapsayacak şekilde geniş yorumlanması olanaksızdır. Kuralın kıyas
yoluyla dava zamanaşımına da uygulanmasına ise zamanaşımının maddi ceza hukukuna ait
bir kavram olması ve kanunilik ilkesine tabi bulunması engel oluşturmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, Anayasanın 83. maddesinde dava zamanaşımının
düzenlenmediği ve bu konuda ceza hukuku genel kurallarının uygulanmasının benimsendiği
sonucuna varılmıştır. Bu durumda, ceza kanunlarının dava zamanaşımının başlamasına,
durmasına ve kesilmesine ilişkin hükümleri uygulanacaktır. Nitekim, Askeri Yargıtay
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
372
Daireler Kurulunun 8.6.2000 tarih ve 2000/114–114 Esas-Karar sayılı kararı da bu
doğrultudadır.
B) Bakanların Görev Suçları Açısından
Anayasanın 148. maddesinde, Anayasa Mahkemesinin Bakanlar Kurulu üyelerini
Yüce Divan sıfatıyla yargılayacağı öngörülmüş ve 100. maddesinde de Başbakan ve
bakanlar hakkında görev suçları nedeniyle soruşturma açılması, sürdürülmesi ve
sonuçlandırılması hususunda özel usul benimsenmiştir. Maddede zamanaşımı ile ilgili bir
kural bulunmamaktadır. TBMM İçtüzüğünde de Meclis soruşturmasının ayrıntıları
düzenlenmiştir.
Bu hükümlerden de anlaşılacağı gibi, Bakanlar Kurulu üyelerinin görev suçları söz
konusu olduğunda, suç ihbarı adli makama yapılamamakta, Anayasanın 100. maddesinde
belirtilen şartları taşıyan bir önerge ile soruşturma açılması Meclisten istenilmektedir.
Meclisin soruşturma açılmasını kabul etmesi halinde soruşturmayı Melis soruşturma
komisyonu yapmaktadır. İlgilinin Yüce Divana sevk edilip edilmemesine de Meclis Genel
Kurulu karar vermektedir. Bu suretle, Bakanlar Kurulu üyelerinin görev suçlarında, suç
ihbarından Yüce Divana sevke kadar bütün işlemler (soruşturma aşaması) Meclis tarafından
yürütülmekte olup, bu konuda yetkili ve görevli başka bir adli makam da bulunmadığından,
Meclis soruşturması ve Yüce Divana sevk kararı ile TBMM adli bir fonksiyon ifa
etmektedir.
Meclis soruşturması, Anayasada TBMM’nin denetim yollarından biri olarak
düzenlenmiş ise de bu müessesenin birincil amacı, göreve ilişkin suç ihbar ve şikâyetleri ile
bunların soruşturulması ve karara bağlanması konusunda Bakanlar Kurulu üyelerine
güvence sağlamaktır. Bu nedenle, Başbakan ve bakanlara görev suçlarında yasama
dokunulmazlığından farklı böyle bir güvence sağlandığı için Anayasanın 83. maddesinde
yer alan yasama dokunulmazlığına ilişkin hükümlerin uygulanması olanaksızdır.
Bir görev suçu isnadı ile karşı karşıya olan Bakanlar Kurulu üyelerinin, bu husus bir
sonuca ulaştırılmadan görevlerini sürdürmeleri hukuken ve siyaseten uygun ve doğru
olmayacağından, Anayasada, isnadın bir an önce sonuçlandırılmasının amaçlandığı ve bunu
sağlamaya yönelik düzenlemelere yer verildiği, genel hükümler dışında zamanaşımı ile ilgili
ayrı bir kural konulmasına da gerek görülmediği anlaşılmaktadır.
Bu duruma göre; Bakanlar Kurulu üyelerinin görev suçlarına ilişkin davalarda
TCK’nin 104. ve YTCK’nin 67. maddelerinde belirtilen hallerin vukuunda, örneğin Yüce
Divana sevk kararı verilerek haklarında dava açıldığında ve Yüce Divanda sorgusu
yapıldığında zamanaşımı kesilmiş olacak, buna mukabil TCK’nin 107. ve YTCK’nin 67.
maddelerinde düzenlenen zamanaşımının durmasına ilişkin nedenler
gerçekleşemeyeceğinden zamanaşımının durması söz konusu olmayacaktır. Yüce Divanın
12.4.1995 tarih ve E.1993/1- K.1995/1 sayılı kararında da sanıklardan S.G. hakkındaki dava
zamanaşımının dolması nedeniyle davanın ortadan kaldırılması istemi, sanığın Bakan
olması nedeniyle zamanaşımının işlemeyeceği gerekçesiyle değil, yargılama konusu suçun
müteselsil suç olması ve teselsülün bittiği gün itibarıyla dava zamanaşımının dolmadığı
gerekçesiyle reddedilerek, bu düşüncenin kabul edildiği görülmektedir.
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
373
VIII- HÜKÜM
Ayrıntıları ve dayanakları yukarıda açıklandığı üzere;
A-Sanıklardan Mustafa Cumhur ERSÜMER’in;
1) 765 sayılı TCK’nın 230, 240 ve 366 ncı maddelerinden açılan davalar ile nitelik
değişikliğine uğrayarak TCK 240 ıncı maddesine dönüşen eylemlere ilişkin kamu
davalarında dava zamanaşımı süresinin dolmadığına, üyeler Fulya KANTARCIOĞLU,
Mehmet ERTEN, A. Necmi ÖZLER ve Şevket APALAK’ın karşıoyları ve
OYÇOKLUĞUYLA,
2) a- Fiili ve hukuki engeller bulunmasına rağmen Kırklareli doğalgaz santralinin
yapımında ısrar ederek, görev ve yetkisini kötüye kullanmak suretiyle 765 sayılı TCK’nın
240 ıncı maddesini ihlal etmek,
b- İhtiyaç yokken yüksek tarife ile bağıtlanan sözleşmeleri gerçekleştirerek, elektrik
santralleri için “al ya da öde” şartlı gaz alım bağlantıları yapmak ve planlama ile ilgili
anayasal kurumların bilimsel verilerle ortaya koydukları önerileri dikkate almayarak, devlet
alım, satım ve yapımına fesat karıştırmak suretiyle 765 sayılı TCK’nın 205 inci maddesini
ihlal etmek,
c- 10.12.1996 tarihli doğalgaz anlaşmasındaki fiyat formülünün 18.02.1998 tarihli
Ek Mektup (Side Letter) ile değiştirilip kamu zararına sebebiyet vererek, devlet alım, satım
ve yapımına fesat karıştırmak suretiyle 765 sayılı TCK’nın 205 inci maddesini ihlal etmek,
d- Damga vergisinden kaçınmak amacıyla bir yıl için imzalanan gaz alım anlaşması
süresinin Ek Mektup (Side Letter) ile 23 yıla çıkarıp Turusgaz şirketine menfaat sağlayarak
devlet alım, satım ve yapımına fesat karıştırmak suretiyle 765 sayılı TCK’nın 205 inci
maddesini ihlal etmek,
e- Bakanlar Kurulundan alınmış bir yetkiyle hareket etmesine rağmen, 18.2.1998
tarihinde imzalanmış olan anlaşmalar ile Ek Mektubu (Side Letter) 244 sayılı Yasa
hükümlerine aykırı olarak Resmi Gazete’de yayımlatmamak ve TBMM’nin bilgisine
sunmamak suretiyle görevini ihmal ederek 765 sayılı TCK’nın 230 uncu maddesini ihlal
etmek,
f- YİD santrallerine aylık program miktarlarından fazla üretim yaptırılması
sonucunda elektrik enerjisi fonundan yakıt farkı ödenmesine sebebiyet vererek, devlet alım,
satım ve yapımına fesat karıştırmak suretiyle 765 sayılı TCK’nın 205 inci maddesini ihlal
etmek,
g- Samsun-Ankara doğalgaz boru hattı inşaatında görev şirketi OHS
konsorsiyumuna yüksek ödeme yaparak ve koşulları oluşmadan avans vererek görev ve
yetkisini kötüye kullanmak suretiyle 765 sayılı TCK’nın 240 ıncı maddesini ihlal etmek,
h- Dinar-II HES ihalesinde mevzuata aykırı usulsüz işlemler yaparak devlet alım,
satım ve yapımına fesat karıştırmak suretiyle 765 sayılı TCK’nın 205 inci maddesini ihlal
etmek,
ı- Çal HES ihalesinde mevzuata aykırı usulsüz işlemler yaparak devlet alım, satım
ve yapımına fesat karıştırmak suretiyle 765 sayılı TCK’nın 205 inci maddesini ihlal etmek,
i- Üretilen elektriğin satılacağı kuruma ilişkin Bakan oluru ile enerji projelerindeki
eskalasyon uygulamalarında görev ve yetkisini kötüye kullanmak suretiyle 765 sayılı
TCK’nın 240 ıncı maddesini ihlal etmek,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
374
j- Atasu Barajı ve HES inşaatı ile ilgili 8.5.2000 tarihinde mevzuata aykırı keşif
artışı oluru vererek görev ve yetkisini kötüye kullanmak suretiyle 765 sayılı TCK’nın 240
ıncı maddesini ihlal etmek,
k- Bakırçay projesi Kınık Sol Sahil Sulaması İnşaatı ile ilgili 13.6.2000 tarihinde
mevzuata aykırı keşif artışı oluru vererek görev ve yetkisini kötüye kullanmak suretiyle 765
sayılı TCK’nın 240 ıncı maddesini ihlal etmek,
l- Erzurum İçme Suyu Tüneli İnşaatı ile ilgili 16.8.2000 tarihinde mevzuata aykırı
keşif artışı oluru vererek görev ve yetkisini kötüye kullanmak suretiyle 765 sayılı TCK’nın
240 ıncı maddesini ihlal etmek,
m- Hükümetlerarası ikili işbirliği protokolleri ve uygulamalarında görev ve
yetkisini kötüye kullanmak suretiyle 765 sayılı TCK’nın 240 ıncı maddesini ihlal etmek,
fiilleriyle ilgili olarak yüklenen suçların yasal unsurları oluşmadığından
BERAATİNE, OYBİRLİĞİYLE,
3) a- Çayırhan termik santrali işletme hakkı devri işlemlerinde mevzuata aykırı
davranarak ve usulsüzlük yaparak Devlet alım ve satımlarına fesat karıştırmak fiili ile ilgili
olarak, yüklenen suçun yasal unsurları oluşmadığından BERAATİNE, Başkanvekili Haşim
KILIÇ ve üye Şevket APALAK’ın eylemin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu
yolundaki karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
b- Bozcaada Rüzgâr Enerji Santrali ihalesinde usulsüz işlemler tesis etmek suretiyle
Devlet alım ve satımlarına fesat karıştırmak fiili ile ilgili olarak yüklenen suçun yasal
unsurları oluşmadığından BERAATİNE, Başkanvekili Haşim KILIÇ, üyeler A. Necmi
ÖZLER ve Şevket APALAK’ın eylemin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu
yolundaki karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
c- Alaçatı Rüzgâr Enerji Santrali ihalesinde takdir yetkisini amaç dışı kullanarak
Devlet alım ve satımlarına fesat karıştırmak fiili ile ilgili olarak yüklenen suçun yasal
unsurları oluşmadığından BERAATİNE, Başkanvekili Haşim KILIÇ, üyeler Ahmet
AKYALÇIN, Mustafa YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR ve Serruh KALELİ’nin eylemin
görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu yolundaki karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
d- TEDAŞ İşletme Hakkı Devri ihalelerinde usulsüz işlemler yaparak Devlet alım
ve satımlarına fesat karıştırmak fiili ile ilgili olarak yüklenen suçun yasal unsurları
oluşmadığından BERAATİNE, üyeler Sacit ADALI ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün
eylemin görevi ihmal, üye Şevket APALAK’ın ise görevi kötüye kullanma suçlarını
oluşturduğu yolundaki karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
4) a- Beş adet Yap-İşlet santrali ihale sürecinde ihale usul ve esaslarına aykırı
işlemlerle Devlet alım, satım ve yapımına fesat karıştırarak firmalar lehine haksız kazanç
sağlamak fiiliyle ilgili açılan kamu davasında;
Dosyadaki delillerin değerlendirilmesi sonucu sanığın eyleminin, 765 sayılı Türk
Ceza Kanunu’nun 240 ıncı maddesine uyması, ancak 23 Nisan 1999 tarihinden önce
gerçekleştirilmiş olması ve görevi kötüye kullanma suçunun 21.12.2000 günlü, 4616 sayılı
Yasa’nın 1 inci maddesinin 5 inci bendinde sayılan kapsam dışı suçlar arasında yer
almaması nedeniyle, 4616 sayılı Yasa’nın 1 inci maddesine 4758 sayılı Yasa ile eklenen 4
üncü bent uyarınca, DAVANIN KESİN HÜKME BAĞLANMASININ
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
375
ERTELENMESİNE, OYBİRLİĞİYLE, suçla ilgili dosya ve delillerin, dava zamanaşımı
süresi sonuna kadar muhafaza edilmesine,
b- Yamula Barajı ve Hidroelektrik santrali ihale sürecinde ihale usul ve esaslarına
aykırı işlemlerle Devlet alım, satım ve yapımına fesat karıştırarak firma lehine haksız
kazanç sağlamak fiiliyle ilgili açılan kamu davasında;
Dosyadaki delillerin değerlendirilmesi sonucu sanığın eyleminin, 765 sayılı Türk
Ceza Kanunu’nun 240 ıncı maddesine uyması, ancak 23 Nisan 1999 tarihinden önce
gerçekleştirilmiş olması ve görevi kötüye kullanma suçunun 21.12.2000 günlü, 4616 sayılı
Yasa’nın 1 inci maddesinin 5 inci bendinde sayılan kapsam dışı suçlar arasında yer
almaması nedeniyle, 4616 sayılı Yasa’nın 1 inci maddesine 4758 sayılı Yasa ile eklenen 4
üncü bent uyarınca, DAVANIN KESİN HÜKME BAĞLANMASININ
ERTELENMESİNE, üyeler Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Serruh KALELİ ve
Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün sanığın beraati gerektiği yolundaki karşıoyları ve
OYÇOKLUĞUYLA, suçla ilgili dosya ve delillerin, dava zamanaşımı süresi sonuna kadar
muhafaza edilmesine,
5)a- aa- Sanığın mobil santral ihalelerinden Esenboğa mobil santrali ihalesinde,
ihalenin istediği firmaya verilmesini sağlamak amacıyla baskı kurarak ihaleye doğrudan
müdahil olmak eylemine uyan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 240/1 maddesi gereğince,
suçun işleniş şekli, olayın özellikleri gözetilerek takdiren İKİ YIL HAPİS ve 91 YTL
ADLİ PARA ve İKİ YIL SÜREYLE MEMURİYETTEN YOKSUN KILINMA
cezalarıyla CEZALANDIRILMASINA,
bb-Sanığın duruşmalarda gözlemlenen olumlu hali dikkate alınarak cezasından 765
sayılı TCK’nın 59 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince takdiren 1/6 oranında indirim
yapılarak sonuç olarak 1 YIL 8 AY HAPİS ve 75 YTL ADLİ PARA ve 1 YIL 8 AY
SÜREYLE MEMURİYETTEN YOKSUN KILINMA cezalarıyla
CEZALANDIRILMASINA,
cc- 647 sayılı Yasa’nın 6. maddesi gereğince sanığın geçmişteki hali, suç işleme
eğilimine göre cezasının ertelenmesi halinde ileride bir daha suç işlemeyeceği kanısına
varıldığından CEZASININ ERTELENMESİNE,
dd- 765 sayılı TCK’nın 94. maddesi gereğince ihtar yapılmasına (gerekli ihtar
yapıldı),
Üyeler Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN ve A. Necmi ÖZLER’in
sanığın beraati gerektiği yolundaki karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
ee- Mahkûmiyet kararı verilen suçtan dolayı yapılan 49 YTL yargılama giderlerinin
sanıktan Hazine adına alınmasına,
Bunun dışındaki giderlerin kamu üzerinde bırakılmasına,
ff- Avukatlık ücret tarifesine göre 1500 YTL avukatlık ücretinin sanık Mustafa
Cumhur ERSÜMER’den tahsili ile katılan Hazine ve EÜAŞ vekillerine verilmesine,
b) Esenboğa mobil santrali dışında kalan mobil santrallere ilişkin eylemlerinden
BERAATİNE, OYBİRLİĞİYLE,
B- Sanıklardan Zeki ÇAKAN’ın;
Üzerine atılı tüm suçlamaların yasal unsurları oluşmadığından BERAATİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
376
C- Müdahil vekillerinin tazminata ilişkin istemleri hakkında hukuk mahkemelerine
başvuru haklarının saklı olduğuna,
D- Yargılama giderlerinin kamu üzerinde bırakılmasına,
27 Temmuz 2007 gününde (kısmen) isteme aykırı ve kesin olarak verilen karar,
sanık Mustafa Cumhur ERSÜMER ve müdafii Av. Bülent Hayri ACAR, sanık Zeki
ÇAKAN ve müdafileri Av. Turgut KAZAN ve Av. Birgül FEYZİOĞLU, katılanlar vekilleri
Av. Zeynep TUNCER, Av. Canan Sibel ÖZKAN, Av. Adnan DÖNDERALP, Av. Özlem
DÜDÜKÇÜ ve Av. Veysel KAZAN’ın yüzlerine karşı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı,
Başsavcı Vekili ve Yargıtay Savcısı hazır bulunduğu halde açıkça okundu, anlatıldı.
27.07.2007
Başkanvekili
Haşim KILIÇ
Üye
Sacit ADALI
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
Üye
Ahmet AKYALÇIN
Üye
Mehmet ERTEN
Üye
Mustafa YILDIRIM
Üye
A. Necmi ÖZLER
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Şevket APALAK
Üye
Serruh KALELİ
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
Karar Günü : 27.7.2007
KARŞIOY YAZISI
Alaçatı Rüzgâr Enerji Santrali (ARES) ile ilgili olarak Sanık M. Cumhur
ERSÜMER’e verilen beraat kararına aşağıda açıklanan nedenlerle katılamıyoruz:
1. Hazine Müsteşarlığı Dış Ekonomik İlişkiler Genel müdürlüğü, Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanlığı’na (ETKB) yazdığı 14.9.1998 tarihli yazıda; Alaçatı Rüzgâr Santrali
Projesi’ne ilişkin sigorta ve kredi sözleşmelerinin, bu arada Vakıf Finansal Kiralama A.Ş.
(Vakıf) ile 3096 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde faaliyette bulunmak üzere kurulan
ARES A.Ş. (Görevli Şirket) arasında imzalanan Finansal Kiralama Sözleşmesi ile ETKB ile
Görevli Şirket arasında 30.7.1998 tarihinde imzalanan İmtiyaz Sözleşmesinin
incelenmesinde şu değerlendirmelerde bulunulmuştur :
“… 3226 sayılı Finansal Kiralama Kanunu hükümleri çerçevesinde yapılan
sözleşme ile kiralayan, kiracının talebi ve seçimi üzerine üçüncü kişiden satın aldığı veya
başka suretle temin ettiği bir malın zilyetliğini, her türlü faydayı sağlamak üzere ve belli bir
süre ile feshedilmemek şartı ile kira bedeli karşılığında kiracıya bırakmaktadır. Anılan
Kanun’un 17 nci maddesi ve Vakıf ile Görevli Şirket arasında imzalanan 3808 sayılı
sözleşme hükümleri uyarınca malın mülkiyeti, Vakıf’a ait olup, sadece zilyetlik kiracı
konumundaki Görevli Şirket’e geçmiş bulunmaktadır. Yine anılan Kanun’un 15 inci
maddesinde, kiracının finansal kiralama konusu mal üzerindeki zilyetliğini üçüncü bir
kişiye devredemeyeceği hükme bağlanmış olup, bu hükme Finansal Kiralama
Sözleşmesi’nin 19 uncu maddesinde de yer verilmiştir. Finansal Kiralama Sözleşmesi ile
getirilen bu düzenlemenin, Bakanlığınız ile Görevli Şirket arasında imzalanan
30.7.1998 tarihli İmtiyaz Sözleşmesi hükümlerine aykırı olduğu düşünülmektedir. Zira
İmtiyaz Sözleşmesi’nin ‘Sözleşmenin Feshi’ matlaplı 28 inci maddesinde, her ne sebep ile
olursa olsun sözleşmenin süresinden önce feshedilmesi halinde, tesislerin Bakanlığa
geçeceği hükme bağlanmış bulunmaktadır. Ancak, finansal kiralama suretiyle getirilen
rüzgâr tribünü üzerinde Finansal Kiralama Kanunundan ve sözleşmeden kaynaklanan devir
yasağı, İmtiyaz Sözleşmesi’nin 28 inci maddesinin uygulanamaması sonucunu
doğurmaktadır… 30.7.1998 tarihli İmtiyaz Sözleşmesi’nin tetkikinden Finansal Kiralama
Sözleşmesi’nin hükümlerinin, İmtiyaz Sözleşmesi’nin ‘Sigorta’ matlaplı 13 üncü maddesine
aykırılık teşkil ettiği tespit edilmiştir. Zira, İmtiyaz Sözleşmesi uyarınca, Görevli Şirket
tarafından yaptırılacak sigortalar Bakanlığınız adına olacaktır ve Sözleşme’nin herhangi bir
nedenle sona ermesi durumunda sigorta gelirleri yine Bakanlığınıza ait bulunmaktadır.
Netice itibarıyla, Görevli Şirket ile Vakıf arasında imzalanan 3808 sayılı Finansal
Kiralama Sözleşmesi’nin, mahiyeti gereği Alaçatı Rüzgâr Santrali Projesi’nde
uygulanmasının mümkün olmadığı düşünülmektedir…”
22. Hazine Müsteşarlığı Teşvik ve Uygulama Genel Müdürlüğü, Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanlığına yazdığı 21.9.1998 tarihli yazıda; Vakıf Finansal Kiralama A.Ş.’nin,
kendileri adına Yatırım Teşvik Belgesi düzenlemesi talebi nedeniyle, evvelce (10.9.1998
tarihinde) ETKB’na yazılan yazıyla, Yap-İşlet-Devret modeli çerçevesinde
gerçekleştirilecek olan söz konusu yatırım kapmasındaki ithal makine ve teçhizatın Vakıf
Finansal Kiralama A.Ş.’den finansal kiralama yöntemiyle temin edilmesinin uygun olup
olmayacağı konusundaki Bakanlık görüşünün bildirilmesinin istendiği, 11.9.1998 tarihli
Bakanlık cevabında ise 3096 sayılı Kanun uyarınca tesislerin kurulacağı arazi bedelinin
Şirket tarafından ödenmek kaydıyla ETKB’nca Maliye Hazinesi adına kamulaştırılarak
şirkete kullanım hakkı verildiği, arazi üzerinde kurulacak tesislerin arazinin mütemmim
cüzünü teşkil etmesi nedeniyle tesislerin mülkiyetinin de ETKB’na, dolayısıyla Maliye
Hazinesine ait olacağı hususunun belirtildiği açıklandıktan sonra “… Ancak, Yatırımlarda
Devlet Yardımları ve Yatırımları Teşvik Fon’u Esasları Hakkında 98/10755 sayılı Karar’ın
Uygulanmasına İlişkin 98/1 sayılı Tebliğ’in 25 inci maddesi gereğince ‘Yap-İşlet-Devret
modeliyle gerçekleştirilecek yatırımlar için, ilgili mercilerce gerekli iznin verilmiş
olması kaydıyla, teşvik belgesi müracaatında bulunulabilir’ hükmü yer almaktadır.
Yukarıda belirtilen açıklamalar çerçevesinde, Vakıf Finansal Kiralama A.Ş.’nin
Müsteşarlığımıza yapmış olduğu Yatırım Teşvik Belgesi müracaatının sonuçlandırılabilmesi
için; söz konusu yatırım kapsamındaki makine ve teçhizatın Vakıf Finansal Kiralama
A.Ş.’den finansal kiralama yöntemiyle temin edilmesinin 3096 sayılı Kanun, 3226
sayılı Finansal Kiralama Kanunu, Danıştay tarafından onaylanıp Bakanlığınız ile firma
arasında imzalanan İmtiyaz Sözleşmesi, Firma ile Vakıf Finansal Kiralama A.Ş. arasında
düzenlenen finansal kiralama sözleşmesi ve ilgili diğer mevzuat hükümleri yönünden
değerlendirilerek, Bakanlığınızca izin verilip verilmeyeceğinin ivedi ve açık olarak
bildirilmesi…” denildiği görülmektedir.
3. Bu yazılardan sonra Enerji İşleri Genel Müdürlüğünce Bakanlık Makamına
sunulan 12.10.1998 tarihli “Olur” Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sanık M. Cumhur
ERSÜMER tarafından uygun bulunmuştur.
Söz konusu Olur’da;
“3096 sayılı Kanunun 4. maddesi uyarınca gerçekleştirilmesi plânlanan 7.2 MW
kurulu gücündeki Alaçatı Rüzgâr Santralına ilişkin İmtiyaz Sözleşmesi 30 Temmuz 1998
tarihinde imzalanmış ve şirket gerekli şartlar sağlanmadan, gayri resmi olarak inşaat
çalışmalarına başlamıştır.
Fizibilite Raporunda 10 yıl vadeli ve % 10 faizli kredi kullanılması
öngörülmekle beraber, şirket tribünleri Vakıf Finansal Kiralama A.Ş.’den finansal
kiralamayla temin yoluna gitmiştir. Ancak, Finansal Kiralama Sözleşmesi’nin
mülkiyet, devir ve sigorta ile ilgili hükümleri 3096 sayılı Kanun ve İmtiyaz
Sözleşmesi’ne aykırılık teşkil etmektedir. 3096 sayılı Kanun ve İmtiyaz Sözleşmesi
uyarınca arazinin ve arazinin mütemmim cüzü olan tesislerin mülkiyetinin Devlet’e ait
olması, Sözleşme süresi içinde herhangi bir tarihte Şirket kusuru veya mücbir sebep
nedeni ile fesih olması halinde tesislerin Devlet’e geçmesi, ayrıca sigortaların
Bakanlığımız adına yaptırılması gerekmektedir. Oysa, Şirket ve Vakıf Finansal
3Kiralama A.Ş. arasında yapılan 3808 sayılı Finansal Kiralama Sözleşmesi’nde 5 yıllık
finansal kiralama süresince tesislerin mülkiyeti Vakıf Finansal Kiralama Şirketi’ne ait
olup, bu süre içerisinde fesih olması halinde tesislerin hiçbir şekilde Şirkete veya
Bakanlığımıza devri mümkün değildir. Ayrıca, sigortaların doğrudan Vakıf Finansal
Kiralama A.Ş. adına yaptırılması öngörülmektedir. Bu çerçevede, Hazine Müsteşarlığı
Dış Ekonomik İlişkiler Genel Müdürlüğü’nden alınan yazılı görüşte de finansal kiralama
yönteminin bu projeye uygulanamayacağının düşünüldüğü bildirilmiştir…
Finansal Kiralama Sözleşmesi’nin 3096 sayılı Kanun ve İmtiyaz Sözleşmesi ile
aykırılık teşkil eden hükümleri ile ilgili olarak İmtiyaz Sözleşmesi tarafı Şirket’ten ek-te
yer alan Noter tasdikli Taahhütname alınmış olup; içinde bulunduğumuz enerji
darboğazı ile makine ve teçhizatın gümrükte beklemekte olduğu da dikkate alınarak,
projenin gecikmemesini teminen Şirket’ce verilen taahhütler çerçevesinde bir kereye
mahsus olmak üzere, Alaçatı Rüzgâr Santralında finansal kiralama yönteminin
kullanılmasına izin verilmesi…” uygun bulunmuştur.
4. Bu Olur’dan sonra ETKB Enerji İşleri Genel Müdürlüğü’nün 14.10.1998 tarihli
yazısıyla Hazine Müsteşarlığı Teşvik ve Uygulama Genel Müdürlüğü’ne cevap verilmiş ve
“…ilgi yazınız incelenmiş olup, içinde bulunduğumuz enerji darboğazı ile makine ve
teçhizatın gümrükte beklemekte olduğu da dikkate alınarak, bir defaya mahsus olmak
üzere Alaçatı Rüzgâr Santralında finansal kiralama yönteminin kullanılması
Bakanlığımızca uygun görülmektedir…” denilmiştir.
5. Söz konusu Olur’un alınması öncesinde ise Santralı yapacak şirketin yetkilisinin
30.9.1998 tarihinde Enerji İşleri Genel Müdür Yardımcısı Yavuz GÜRSOY’a ve yine aynı
tarihte ETKB Müsteşarı H. Yurdakul YİĞİTGÜDEN’e çektiği fakslarda; Sütçüler HES’nın
Yap-İşlet-Devret modeli olmasına karşın finansal kiralama yoluyla finanse edildiğini ve
hazine garantisinin bulunmadığını, kendilerinin de finansal kiralama yoluyla getirdikleri
makineler için hazine garantisi istemediklerini, bu nedenle teşvik için ETKB’nın uygun
görüş verebileceğini, yurt dışından gelen tribünlerden 6 adedinin 25 gündür İzmir
Limanı’nda bekletildiğini, mevzuattan kaynaklanan ve var olduğu söylenen sakıncaları
ortadan kaldırmak üzere, finansal kiralama ile ilgili Hazinenin borçları yüklenmesi
haklarından feragatı taahhüt ettiklerini, ayrıca Vakıf Finansal Kiralama A.Ş.’ce de kiralama
süresi sonunda hiçbir borç yükümlülüğü aranmaksızın mülkiyetin kamuya (Bakanlığa)
devredileceğinin taahhüt edildiğini, dolayısıyla ortada hukuki bir sorunun kalmadığını, bu
ilk rüzgâr enerji santralının açılışını bizzat Başbakan’ın yapmak istediğini, makinelerin
limanda günlüğü 21.000 ABD Doları demorajla teşviği beklediğini, olumlu talimatın
verilmesi halinde montajın 12 gün içinde tamamlanacağını belirttiği görülmektedir.
6. Hazine Müsteşarlığının Yüce Divan’ın istemi üzerine yazdığı 25.8.2005 tarihli
cevabi yazıda; Sütçüler HES Projesinde finansal kiralama yönteminin uygulanması ile ilgili
olarak, 26.12.1994 tarih ve 94/6411 sayılı Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında
Kararın Uygulanmasına İlişkin 95/2 sayılı Tebliğin (RG. 4.4.1995, S. 22248) 21.
maddesinde yer alan “Bir yatırımın gerçekleşmesi için gerekli olan menkul ve
4gayrimenkullerin tamamının veya bir bölümünün finansal kiralama yoluyla temini
mümkündür” hükmü gereğince, anılan HES Projesini yüklenen Sütçüler Enerji A.Ş.’ne
makine ve teçhizatların finansal kiralama yoluyla temini amacıyla Garanti Finansal
Kiralama A.Ş. adına 21.3.1997 tarih ve 50005 sayılı Yatırım Teşvik Belgesi düzenlendiği,
finansal kiralama işlemi için ayrıca bir onay bulunmadığı bildirilmiştir.
7. Alaçatı Rüzgâr Enerji Santralında mevzuata aykırılık oluşturan finansal kiralama
yönteminin kullanılmasını sağlamak suretiyle memuriyet görevini kötüye kullandığı ve bu
nedenle yasal işlem yapılması gerektiği talebiyle ilgili olarak, Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanlığı Müsteşarı H. Yurdakul YİĞİTGÜDEN hakkında Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanı’nın 6.7.2001 tarih ve 111 sayılı kararı ile “Soruşturma izni verilmemesine” karar
verilmiş ve bu karara karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısınca yapılan itiraz üzerine
Danıştay 2. Dairesinin 12.10.2001 tarih ve E. 2001/1158, K. 2001/2291 sayılı kararıyla,
aşağıda belirtilen gerekçeyle, Bakan’ın soruşturma izni verilmemesine ilişkin kararı
kaldırılmıştır :
“… Ancak, söz konusu projede finansal kiralama yönteminin kullanılmasının
3096 sayılı Kanun ve İmtiyaz Sözleşmesi hükümlerine açıkça aykırı olduğu da bir
gerçektir. Şöyle ki; 3808 sayılı Finansal Kiralama Sözleşmesi hükümleri uyarınca kiralanan
malın mülkiyeti Vakıf Finansal Kiralama A.Ş.’ne ait olup, sadece zilyetlik kiracı
konumundaki görevli şirkete geçmiş bulunmaktadır. 3226 sayılı Finansal Kiralama
Kanunu’nun 15 inci maddesinde; kiracının, finansal kiralama konusu mal üzerindeki
zilyetliğini üçüncü bir kişiye devredemeyeceği hükme bağlanmış olup, bu husus, İmtiyaz
Sözleşmesinin 28 inci maddesinde belirtilen, sözleşmenin süresinden önce feshedilmesi
halinde, tesislerin Bakanlığa geçeceği yolundaki hükmün uygulanmasına engel teşkil
edecektir. 3226 sayılı Kanun’un 17 nci maddesi ile 3808 sayılı Finansal Kiralama
Sözleşmesi’nin 28 ve müteakip maddelerinde belirtilen, vakfın sözleşme konusu malı
sigorta ettireceği, primlerin görevli şirket tarafından ödeneceği, sigorta sözleşmesi ve
poliçesinde lehdar olarak vakfın yazılı olacağı ve sigorta poliçelerinde yazılı risklerin
gerçekleşmesi halinde tazminatın vakfa ödeneceği yolundaki hükümlerin İmtiyaz
Sözleşmesinin 13 üncü maddesine aykırılık oluşturduğu (İmtiyaz Sözleşmesinde, sigortanın
Bakanlık adına olacağı, sigorta gelirlerinin de Bakanlığa ait olacağı belirtilmiştir.)
dolayısıyla 3808 sayılı Finansal Kiralama Sözleşmesi’nin yürürlükte kalacağı 2003 yılının
sonuna kadar finansal kiralama yoluyla temin edilen teçhizat ve malzeme ile ilgili olarak
İmtiyaz Sözleşmesinin ilgili hükümlerinin uygulanamaz hale düşeceği açıktır. Açıklanan
nedenlerle … anılan mevzuata açıkça aykırılık oluşturan finansal kiralama
yönteminin kullanılmasını sağladığı anlaşıldığından; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı
tarafından yapılan itirazın kabulü ile Enerji Tabii Kaynaklar Bakanınca adı geçen
hakkında soruşturma izni verilmemesine ilişkin 6.7.2001 gün ve 111 sayılı Kararın 1 inci
maddeye ilişkin kısmının kaldırılmasına …”
Danıştay’ın bu kararından sonra Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 3.4.2002
tarih ve 2002/6 Karar no’lu “Erteleme ve İşlemden Kaldırma Kararı” ile ETKB Müsteşarı
H. Yurdakul YİĞİTGÜDEN hakkındaki görevde yetkiyi kötüye kullanma suçu nedeniyle,
“… Çeşme-Alaçatı Rüzgâr Enerji Santralında, anılan mevzuata aykırılık oluşturan finansal
5kiralama yönteminin kullanılmasını sağladığına ilişkin eyleminden dolayı hakkında kamu
davasının açılmasını gerektirecek derece ve nitelikte kanıt mevcut ise de, sanığın yasaya ve
sözleşmeye aykırı olarak verdiği onay tarihi olan 12.10.1998’in aynı zamanda suç tarihi
olarak kabulünün zaruri bulunmasına göre… 4616 sayılı Yasa’nın 1 inci maddesinin
dördüncü fıkrasına göre, atılı suçun niteliğine, işlenme tarihi itibariyle davanın açılmasının
ERTELENMESİNE ve zamanaşımı sonuna kadar muhafaza edilmesine…” karar verilmiş,
yine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16.6.2004 tarih ve Hazırlık: 2001/120, Karar:
2004/26 sayılı kararıyla, TCK’nın 102/4 ve 107. maddeleri gereğince erteleme konusu
suçun dava zamanaşımı süresinin 2.3.2004 tarihinde dolduğu, adı geçenin bu süre içinde
aynı cinsten veya daha ağır şahsi hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektirecek bir suç işlemediği
anlaşıldığından, DAVA AÇILMASINA YER OLMADIĞINA karar verilmiştir.
8. Yukarıda belirtilen tüm kanıt ve olgular birlikte değerlendirildiğinde; Alaçatı
Rüzgâr Enerji Santralının yapımında görevli şirketin, 3096 sayılı Kanun ile taraflar arasında
imzalanan İmtiyaz Sözleşmesi hükümlerine açıkça aykırı olduğu halde finansal kiralama
yöntemiyle santralı yaptığı, Hazine Müsteşarlığının iki ayrı birimi tarafından yapılan yasaya
aykırılık iddia ve uyarılarının ETKB’nca dikkate alınmadığı, Şirket’çe ve Vakıf Finansal
Kiralama A.Ş.’nce verilen yazılı taahhütlerin bu hukuki sonucu değiştirici ya da yasaya
aykırılığı giderici bir mahiyetinin bulunmadığı, 5 yıllık finansal kiralama süresince tesis
mülkiyetinin Vakıf Finansal Kiralama Şirketine aitliğinden FERAGAT EDİLDİĞİNİ
gösterir bir belge ya da iradenin bulunmayıp tam tersi, 29.9.1998 tarihli yazıları ile ancak
makine ekipman üzerindeki haklarını finansal kiralama anlaşması bitim tarihi olan
3.12.2003 den sonra devredeceklerini kabul ile ilgili şirket yetkilisinin bu konuda olumlu
sonuç almak amacıyla ilgili Genel Müdür Yardımcısı ve ETKB Müsteşarı nezdinde yazılı
ikna yöntemine başvurduğu, evvelce 1997 yılında Hazine Müsteşarlığınca verilen Sütçüler
HES projesindeki finansal kiralama sözleşmesinin kabulünün başka hukuki gerekçeye
dayandırıldığı, kaldı ki 3096 sayılı Kanun’un ve ilgili Yönetmeliklerin ruhuyla
bağdaşmayan bu yanlış uygulamanın Alaçatı RES bakımından bir emsal teşkil
edemeyeceği, belirtilen Danıştay kararı ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı kararlarında
da işaret edildiği üzere ETKB Müsteşarının 12.10.1998 tarihli anılan Bakan Olur’unu
hazırlamasının görevi kötüye kullanma suçuna sebebiyet verdiği, bu Olur’un metninde
açıkça “…Ancak Finansal Kiralama Sözleşmesinin mülkiyet, devir ve sigorta ile ilgili
hükümleri 3096 sayılı Kanun ve İmtiyaz Sözleşmesine aykırılık teşkil etmektedir…
Hazine Müsteşarlığı Dış Ekonomik İlişkiler Genel Müdürlüğünden alınan yazılı
görüşte de finansal kiralama yönteminin bu projeye uygulanamayacağının
düşünüldüğü bildirilmiştir…” şeklinde mevzuata aykırılık hali saptanmasına karşılık,
“…bir kereye mahsus olmak üzere…”, “…içinde bulunduğumuz enerji darboğazı ile
makine ve teçhizatın gümrükte beklemekte olduğu da dikkate alınarak, projenin
gecikmemesini teminen, şirketçe verilen taahhütler çerçevesinde, Alaçatı Rüzgâr
Santralında finansal kiralama yönteminin kullanılmasına…” izin verildiği, sanık Bakan
M. Cumhur ERSÜMER’in bu “Olur” metnindeki açık hukuka aykırılık saptamasına karşın,
sübjektif ve firma lehine kimi yorum ve gerekçelerle yetkisine giren hizmette kanun ve
nizamın gösterdiği usül ve esas dışında mevzuata aykırı olduğu baştan kabul edilen finansal
6kiralama yönteminin kullanılmasına izin vermek suretiyle, Bakanlık Müsteşarı ve alt
kademedeki bürokrat kadrosunun hazırladığı Olur’u imzalamayıp iade etmesi gerekirken,
bilakis imzalamak suretiyle mevzuatın öngördüğü sınırlar dışına çıktığı ve bu suretle
memuriyet görevini kötüye kullanma suçunu işlediği kanaatine vardığımızdan; sayın
çoğunluğun sanığın beraati yolundaki kararına karşıyız.
Başkanvekili
Haşim KILIÇ
Üye
Ahmet AKYALÇIN
Üye
Mustafa YILDIRIM
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Serruh KALELİ
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
Karar Günü : 27.7.2007
KARŞIOY YAZISI
Sanık Mustafa Cumhur Ersümer’in, Esenboğa Mobil Santral ihalesini istediği
firmaya verdirebilmek için İhale Komisyonu Başkanına baskı yaparak ihaleye fesat
karıştırdığına ilişkin iddia ve bu konudaki delillerin değerlendirilmesi;
Sanık hakkındaki suçlamanın konusunu, 40 MW gücündeki Esenboğa Mobil
Santral ihalesini Park Holding’e verdirebilmek için İhale Komisyonu Başkanına baskı
yapmak olarak ifade edilen eylem oluşturmaktadır.
Sanık ve Müdafii, bu suçlama ile ilgili savunmalarında özetle; TEAŞ’ın özel hukuk
hükümlerine tabi, kararlarını kendisi alan, tüzel kişiliği haiz bir kuruluş olduğunu, bu
nedenle de müdahale etmelerinin mümkün olmadığını belirterek mobil santral ihaleleriyle
ve bu bağlamda da Esenboğa Mobil Santral ihalesiyle ilgili suçlamayı reddetmişlerdir.
Mobil santral ihalelerini yapma ve sonuçlandırma yetkisi, Bakanlar Kurulu’nun 16
Mart 1998 tarih ve 1998/10826 sayılı kararı uyarınca TEAŞ Genel Müdürlüğü’ne
verilmiştir. Buna göre, ihalelerle ilgili olarak alınacak kararları onaylama yetkisi de TEAŞ
Yönetim Kurulu’na ait bulunmaktadır.
TEAŞ, 1998 – 2000 yılları arasında on altı mobil santral ihalesini dört grupta
yapmıştır. Sanık Mustafa Cumhur Ersümer’in baskı ve müdahalede bulunduğu iddia edilen
mobil santral ihalelerinden biri de üçüncü grup içinde yer alan 40 MW gücündeki Esenboğa
Mobil Santral ihalesidir. TEAŞ’ın yaptığı bu ihaleyi, Park Holding’in de katıldığı firmalar
arasından en uygun teklifi veren AKSA AŞ’nin normal ihale koşullarında kazandığı
anlaşılmaktadır. AKSA AŞ sözleşme yapmadan önce, yani 8.9.2000 tarihinde Kazancı
Holding ile Ankara Enerji Üretim AŞ’ni kurmuş ve 3.10.2000 tarihinde de Ankara Enerji
Üretim AŞ’nin çoğunluk hissesi Park Holding’e devredilmiştir. AKSA AŞ 3.10.2000
tarihinde TEAŞ’a başvurarak sözleşmenin Ankara Enerji Üretim AŞ ile imzalanmasını
istemiş, kabul edilmemesi üzerine de, 13.10.2000 tarihinde TEAŞ ile hizmet alım
sözleşmesini imzalamıştır. Daha sonra da AKSA AŞ hisselerini Park Holding’in de ortak
olduğu Ankara Enerji Üretim AŞ 20.10.2000 tarihinde devretmiş, devir sözleşmesi de
TEAŞ tarafından imzalanmıştır.
Yukarıda seyri anlatılan ihale olayında, sanık Mustafa Cumhur Ersümer’e yüklenen
suç, Esenboğa Mobil Santral ihalesini Park Holding’e verdirmek için İhale Komisyonu
Başkanına baskı yapmak suretiyle ihaleye fesat karıştırmaktır.
Suçlama konusu olayla ilgili bilgi sahibi olanlar, Yüce Divanda tanık olarak
dinlenmişlerdir.
Bunlardan;
Muzaffer Selvi; Beyaz Enerji operasyonunun hazırlık tahkikatı sırasındaki
ifadesinde, TEAŞ Genel Müdürü olduğunu, Esenboğa Mobil Santral ihalesini normal
2şartlarda AKSA Elektriğin kazandığını, ancak Ersümer’in kendisini çağırarak ihaleyi
üçüncü gelen Park Holding’e vermesini istediğini, kendisinin de nükleer santral ihalesiyle
ilgili olarak yaşanan gerilim nedeniyle çok hırpalandığından “Mümkün ise arkadaşlarla
bakarız” dediğini, ancak arkadaşlarının bunu kabul etmediğini, bunun üzerine AKSA
Elektrik Yönetim Kurulu Başkanını çağırdığını ve Bakanın talimatı olduğunu kendisine
ileterek ihaleden çekilmesini istediğini, firma temsilcisinin gittiğini ve uzun süre firmadan
ses çıkmadığını, Park Holding’in de “Bakanın ısrarı olduğu için proje ile ilgilendiklerini”
beyan ettiğini, sonuçta ihaleyi kazanan AKSA Elektrik ile sözleşme imzaladıklarını, Park
Holding’in Ankara Enerji adı altında bir şirket kurduğunu ve AKSA Elektriğin de
hisselerini bu şirkete devrettiğini bildirmiş olmasına karşın, Yüce Divan huzurunda Beyaz
Enerji operasyonunun hazırlık tahkikatı sırasında sanık sıfatıyla baskı altında tutulmakta
iken bu ifadeleri verdiğini, kendisine isim verilerek “şuna şunu yapın” şeklinde hiç
kimsenin baskı yapmadığını, AKSA firmasının Park Holding’e ihaleyi devretmesi olayı ile
ilgili olarak ne sanık, ne Cemil Kazancı ve ne de bir başkası ile görüşmesinin söz konusu
olmadığını, buna ilişkin beyanlarının da baskı altında iken alındığını beyan ederek, suçlayıcı
nitelikteki bu ifadelerini kabul etmemiştir.
Mustafa Mendilcioğlu; Enerji İşleri Genel Müdürü olduğunu, Esenboğa Mobil
Santral ihalesi sırasında bulunmadığını, Bakan ile Muzaffer Selvi arasında ihale konusunun
görüşülmüş olacağını, bunun da kendi tahmini olduğunu, daha doğrusu “Muzaffer Selvi ile
Bakanın mobil santral ihalesi konusunda görüşmüş müdür görüşmemiş midir” şeklinde
ısrarlı bir soruya karşılık bu yanıtı verdiğini beyan ederek, bu tür görüşmelerin çalışma
düzeni içinde doğal karşılanması gerektiği anlamında ifadelerde bulunmuştur.
Demir Erman; Hazine Dış Ticaret Müsteşarlığında görevli olduğunu, ikinci iş
olarak TEAŞ yönetim kurulu üyeliği görevini de yaptığını, Esenboğa Mobil Santralı’nın
kiralanması işinde talimat almadığını, Park Holding’e verilmesi yolunda baskı yapıldığını
duymadığını, böyle şeylerin her zaman söylendiğini, ancak kendilerinin evraka göre karar
verdiklerini beyan etmiştir.
Recep Yılmaz; Mobil Santraller Değerlendirme Komisyonu üyesi olduğunu,
Esenboğa Mobil Santral ihalesi sona erdikten sonra kimde kalacağı konusu kendisinden
sorulduğunda, verilen tekliflere göre AKSA Firması’nın birinci olduğunu ve kararlarının bu
yönde olacağını söylediğini, Muzaffer Selvi ile bir araya geldiklerini onun sadece gidişatı
sorduğunu, aralarında başkaca konuşma geçmediğini, kendilerinin de birinci sıradaki
firmanın AKSA-AŞ olduğunu söylediklerini ifade etmiştir.
Hakan Özyıldız; Elektrik Üretim AŞ’inde yönetim kurulu üyesi olduğunu,
Esenboğa Mobil Santralı ihalesinde sanık Ersümer’in kendisine iletilen bir tercihinin veya
yönlendirmesinin olmadığını, diğer yönetim kurulu üyelerinin de bu konuda beyanlarının
olmadığını, başkaca duyumunun da bulunmadığını, belirtmiştir.
Mehmet Kenan Tekdağ; beyanında, Park Holding’in baş hukuk müşaviri olduğunu,
Esenboğa Mobil Santralı ihalesi için teklif verdiklerini, kazanamadıklarını, sanık
Ersümer’in ihalenin kazanılması için herhangi bir girişiminin bulunmadığını, bu hususun
ihalenin kazanılamamasıyla da ortaya çıktığını, ihaleyi kazanan AKSA–AŞ’nin sahibi
Cemil Kazancı’nın Park Holding’in sahibi Turgay Ciner’in çok yakın arkadaşı olduğunu,
ihalenin fizibilite açısından onlar için çok da cazip olmadığını, Turgay Ciner’in sahip
3olduğu Park Grubunun çeşitli şirketlerine Ticaret Hukuku kurallarına uygun şekilde ve
bedeli karşılığında devredildiğini, bu durumun Beyaz Enerji operasyonu sırasında beyanına
başvurulan Cemil Kazancı tarafından da doğrulandığını açıklayarak, olayın ticari bir işlem
olduğunu izaha çalışmıştır.
Erhan Aygün; Park Enerji olarak Esenboğa Mobil Santralı ihalesine teklif
verdiklerini, ancak işi AKSA Enerji’nin aldığını, firmalarının üçüncü sırada kaldığını,
projeyi yürütmek amacıyla AKSA AŞ’nin, Ankara Enerji Şirketi’ni kurduğunu, kendilerinin
de bu şirkete ortak olduklarını, AKSA AŞ’nin sahiplerini tanıdıklarını, karşılıklı anlaşma
çerçevesinde hisselerin devrini bu şirketten aldıklarını, şu anda da yürüttüklerini
açıklamıştır.
Turgay Ciner; Park Holding’in sahibi olduğunu, Esenboğa Mobil Santral ihalesine
katıldıklarını kazanamadıklarını kendilerinin piyasa kuralları içinde kurulmuş bir şirketi
devraldıklarını, sanık Ersümer ile bu konuda görüşme yapmadığını konu hakkında bilgisinin
de olmadığını, dolayısıyla baskı yapmasından da söz edilemeyeceğini, bunun tamamen
ticarî bir iş ilişkisi olduğunu belirterek, ihaleye fesat karıştırma yönünde her hangi bir
beyanda bulunmamıştır.
Şaban Cemil Kazancı; Esenboğa Mobil Santralı ihalesini kazandıktan sonra,
tamamen ticari anlaşmaya göre bedeli karşılığı Turgay Ciner’in sahibi olduğu Park
Holding’e devir ettiklerini, bu konuda sanık Mustafa Cumhur Ersümer’den ya da onun adını
veren bir kimseden, kendisine bir telkin ya da tavsiyede bulunulmadığını, Ankara Enerji
Üretim AŞ’yi ihaleyi kazandıklarını önceden öğrendikleri için kendilerine bildirim
yapılmadan kurduklarını, dönemin TEAŞ Genel Müdürü Muzaffer Selvi ile ihaleden
çekilmeleri şeklinde bir görüşme yapmadıklarını, hisse devrinin izne tabi olduğunu
bildiklerini, ancak hisse devri anlaşmasını yaptıklarını söylemiştir.
İfadelerine özet olarak yer verilen tanık anlatımlarından, Sanık Mustafa Cumhur
Ersümer’e isnat edilen bu suçlama ile ilgili en aleyhindeki delilin Muzaffer Selvi’nin baskı
ile alındığını, bu nedenle de kabul etmediğini beyan ettiği Beyaz Enerji operasyonunun
hazırlık tahkikatı sırasında alınan ifadeleri olduğu görülmektedir. Bu ifadeler ise, AKSA-AŞ
Yönetim Kurulu Başkanı Şaban Cemil Kazancı’nın uygun teklif vererek kazandıkları
Esenboğa Mobil Santral ihalesini özgür iradeleriyle ve ticari kazanç düşüncesiyle
devrettiklerine, hiçbir baskıya maruz kalmadıklarına, Park Holding içinde yer alan Turgay
Ciner, Erhan Aygün ve Kenan Tekdağ’ın ise kendilerinin de katıldıkları Esenboğa Mobil
Santralı ihalesi sonuçlandıktan ve uygun teklif veren AKSA-AŞ’nde kaldıktan sonra, ticari
anlaşma çerçevesinde ve bedeli karşılığında bu şirketten satın aldıklarına, TEAŞ Yönetim
Kurulu Üyesi Demir Erman ve Hakan Özyıldız’ın da sanık Bakanın kendilerine her hangi
bir baskı yapmadığına ilişkin beyanlar ile örtüşmediği gibi ihalenin, Park Holding’e değil de
uygun teklif veren AKSA-AŞ’ne verilmesine ilişkin sonuçla da bağdaşmamaktadır.
Bu nedenle Muzaffer Selvi’nin Beyaz Enerji operasyonunun hazırlık tahkikatı
sırasında alınan ve başkaca delillerle de doğrulanmayan önceki beyanları sanığın
mahkûmiyetine yetecek nitelikte delil olarak kabul edilemez.
Nitekim sanığın baskı yaparak ihaleye fesat karıştırdığına ilişkin Fernas isimli
firmanın kazandığı Batman Mobil Santral ihalesinde, Muzaffer Selvi’nin, sanık Cumhur
Ersümer’in kendisini telefonla arayarak, “işin Nuri Doğan Karadeniz’e verilmesini istediği,
4bu işi bitirin sıkıntılarım var. Erol Akçal’ı gönderiyorum” biçimindeki dava açılmasına esas
alınan beyanının, tanık olarak dinlenen Nuri Doğan Karadeniz ile Erol Akçal’ın maddi hata,
tapaj hatası nedeniyle ihaleyi kaybettikleri yolundaki, Mustafa Mendilcioğlu, Demir Erman,
Recep Yılmaz, Hakan Özyıldız’ın sanık Bakanın baskısına maruz kalmadıkları ve Öner
Gülyeşil’in de sanık Bakanın “imkân varsa firmaya yardımcı olun” dedi biçimindeki
Muzaffer Selvi’den duyduğunu belirttiği beyanlar, birbirini ve iddiayı doğrulamadığı için
Yüce Divan, Batman Mobil Santral ihalesinden açılan kamu davasında sanık hakkında
beraat kararı vermek suretiyle Muzaffer Selvi’nin başka kanıtlarla desteklenmeyen aynı
nitelikteki beyanını kabul etmemiştir.
Diğer taraftan sanık hakkında Esenboğa Mobil Santral ihalesi ile ilgili olarak açılan
dava, ihaleyi istediği firmaya verdirebilmek için İhale Komisyonu Başkanına baskı yaparak
ihaleye fesat karıştırmaktan ibaret olup, ihaleden sonra AKSA Enerji ve TEAŞ arasında
imzalanan sözleşmede yer alan devir ve temlik yasağına uymama konusunda açılmış bir
dava bulunmamaktadır. Böyle bir davanın açıldığı kabul edilse bile, devir ve temlik yasağı
TEAŞ Yönetim Kurulu’nun aldığı karar ile değiştirilmiş ve bu konuda Genel Müdüre imza
yetkisi verilmiştir. Sanık Bakanın, TEAŞ Yönetim Kurulu’nu veya Genel Müdürü
etkileyerek devir ve temlik yasağının değiştirilmesini sağladığı yolunda ne bir iddia ve ne de
bir başka delil bulunmamaktadır.
Sanığın, Esenboğa Mobil Santral ihalesinde baskı yaptığına dair, savunmasının
aksine mahkûmiyetini gerektirecek yeterlilikte, her türlü kuşkudan uzak kesin ve inandırıcı
deliller elde edilemediğinden, beraatına karar verilmesi gerekir.
Açıklanan nedenlerle mahkûmiyet yönündeki çoğunluk görüşüne katılmadık.
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
Üye
Mehmet ERTEN
Üye
A. Necmi ÖZLER
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
Karar Günü : 27.7.2007
DEĞİŞİK GEREKÇE
1. TBMM Soruşturma Komisyonu Raporunda, Çayırhan Termik Santrali işletme
hakkının devri sürecinde Sanık M. Cumhur ERSÜMER’e yöneltilen suçlamalardan ikincisi
(ikinci eylem) “16.11.1996 tarih ve 22819 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ihale ilanının
Çayırhan Termik Santraline ilişkin kısmının iptali için açılan iki ayrı davaya ilişkin olarak
Ankara 1 nci İdare Mahkemesi tarafından verilen iptal kararları Bakanlığa resmen tebliğ
edilmesine rağmen, Çayırhan Termik Santralinin ilanı hakkında yargı tarafından verilen
iptal kararlarının dikkate alınmayarak işlemlerin yürütülmesi ve 31.3.1998 tarih ve
98/10859 sayılı Bakanlar Kurulu kararının çıkarılması” olup; bu nedenle sanığın ihaleye
fesat karıştırma suçundan tecziyesi talep edilmektedir.
2. 19.2.1985 tarih ve 3154 sayılı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının Teşkilat ve
Görevleri Hakkında Kanun’un 6 ncı maddesi, bu Bakanlığın Müsteşarı’nın görevlerini
belirtmektedir. Buna göre, “Müsteşar, Bakanın emrinde ve onun yarımcısı olup, Bakanlık
hizmetlerini Bakan adına ve Bakanın direktif ve emirleri yönünde, Bakanlığın amaç ve
politikalarına, kalkınma plânlarına ve yıllık programlara, mevzuat hükümlerine uygun
olarak düzenler ve yürütür. Bu amaçla Bakanlık Teftiş Kurulu hariç, Bakanlığın tüm birim
ve kuruluşlarına gereken emirleri verir ve bunların uygulanmasını takip eder ve sağlar.
Müsteşar yukarıda belirtilen hizmetlerin yürütülmesinden Bakana karşı sorumludur.”
Çayırhan Termik Santralinin işletme hakkının devrine ilişkin olarak sanık M.
Cumhur ERSÜMER’e yöneltilen toplam 11 eylemden (bunlardan ikisi diğer sanık Zeki
ÇAKAN’la müşterek suçlamadır) dolayı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı (ETKB)
Müsteşarı H. Yurdakul YİĞİTGÜDEN’in de cezai sorumluluğu bulunduğu iddiasıyla yargı
makamlarınca hakkında 4483 sayılı Kanun uyarınca soruşturma izni verilmesi talebi
üzerine, ETKB’nın 3.9.2001 gün ve 139 sayılı kararı ile adı geçen hakkında “Soruşturma
izni verilmemesi”ne karar verilmiş; bu karara karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısınca
yapılan itiraz üzerine de Danıştay 2. Dairesi’nin 13.12.2001 gün ve E. 2001/1481, K.
2001/3037 sayılı kararı ile adı geçen Müsteşarın Çayırhan Termik Santralinin işletme
hakkının devrine ilişkin işlemlerle ilgili olarak cezai yönden sorumluluğunu gerektirecek bir
usulsüzlüğün bulunmadığı belirtilerek, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından yapılan
itiraz reddedilmiştir. Söz konusu Danıştay kararının incelenmesinde; iddia konusu 98/10859
sayılı Bakanlar Kurulu kararının iptali amacıyla açılan davanın Danıştay 10. Dairesi’nce
reddedildiği ve bu karara karşı vaki temyiz isteminin de Danıştay İdari Dava Daireleri
Genel Kurulunca reddedilerek kararın onanması karşısında kesinleşmiş yargı kararlarıyla
hukukiliği sabit olan bir Bakanlar Kurulu kararı öncesindeki idari nitelik taşıyan işlemler
(tekliflerin değerlendirilmesi) ile Danıştay’ın ilgili kurullarının incelemesinden geçirilmiş ve
tamamen yasal hale getirilmiş bir imtiyaz sözleşmesinden dolayı adı geçenin (Müsteşarın)
2cezai yönden sorumluluğunun oluştuğu biçimindeki bir değerlendirmenin, teorik ve
uygulamalı ceza hukuku açısından kabul edilebilir olmadığı ifade edilmekte ve Müsteşara
yönelik suç iddiası yerinde bulunmamaktadır.
Yukarıda özetlenen safahattan da anlaşılacağı üzere, Sanık M. Cumhur ERSÜMER’e
yöneltilen 2. eylemle ilgili olarak, Bakanlık Müsteşarının cezai yönden herhangi bir
sorumluluğu bulunmadığı anılan Danıştay kararıyla kesinleşmiştir. Esasen yeri gelmişken
hemen işaret etmek gerekir ki, Ankara 1. İdare Mahkemesi’nin suçlamada belirtilen her iki
iptal kararı da Danıştay 10. Dairesi’nce bozulmuş ve bozmadan sonra da Mahkeme bu
bozma ilâmına uyarak her iki davada da RED kararı vermiştir.
3. Bakanlıklarda Müsteşarlar, yukarıda temas edilen mevzuat hükmü uyarınca yargı
kararlarının yerine getirilmesi konusunda birinci derecede sorumlu bulunmaktadır. ETKB
Müsteşarı hakkında Çayırhan Termik Santrali işletme hakkı devri işlemlerinde 2. eylemle
ilgili doğrudan bir suçlama getirilmediği gibi, esasen söz konusu işletme hakkı devrindeki
tüm usulsüzlük iddialarının Danıştay 2. Dairesi’nce bir bütün halinde incelenmesi sonucu
Müsteşarın cezai yönden herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığı açıkça sabit
görüldüğüne göre; sanık Bakan M. Cumhur ERSÜMER’e irtibatlandırılması imkânı
olmayan bu eylemden dolayı suçlanmasında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
4. Açıklanan nedenlerle, söz konusu 2. eylem bakımından sanık M. Cumhur
ERSÜMER’in ceza hukuku yönünden suç teşkil edecek bir fiilinin mevcut olmadığı
kanaatinde olduğumuzdan, sanığın bu eylemden beraatine yukarıdaki gerekçeyle
katılıyoruz.
Üye
Mustafa YILDIRIM
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Serruh KALELİ
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
Karar Günü : 27.7.2007
AZLIK OYU
1- Çayırhan Termik Santrali İşletme Hakkı Devir İşlemleri Yönünden;
Anayasa’nın 138. maddesinin son fıkrasında, yasama ve yürütme organları ile
idarenin mahkeme kararlarına uymak zorunda oldukları, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu’nun 28. maddesinde de, Danıştay, bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinin esasa
ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararların icaplarına göre idarenin gecikmeksizin
işlem tesis etmeye ve eylemde bulunmaya mecbur bulundukları, bu sürenin hiçbir şekilde
kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemeyeceği belirtilmiştir.
Soruşturma ve dava dosyasındaki bilgiler karşısında, Ankara 1. İdare Mahkemesi
iptal kararına karşın işlemlerin yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Yargı kararına yönelik kanun
yollarına ilişkin sonraki gelişmelerle, izleyen zaman diliminde başka kararların ve diğer
görevlilerle ilgili gelişmelerin davaya konu yargı kararının bildirimiyle başlayan süreçteki
uygulama konusundaki iradenin ortaya çıkmasındaki hukuksal olguyu ortadan
kaldırmayacaktır.
Bu nedenle görevi kötüye kullanmanın oluştuğu ve eylemin Türk Ceza
Kanunu’nun 240. maddesi yönünden değerlendirmesi gerektiği açıktır.
2- Bozcaada Rüzgar Enerji Santrali İhalesi Yönünden;
3096 sayılı Türkiye Elektrik Kurumu Dışındaki Kuruluşların Elektrik Üretimi,
İletimi, Dağıtımı ve Ticareti ile Görevlendirilmesi Hakkında Kanun’un uygulaması
doğrultusunda Bozcaada Rüzgar Enerji Santrali ile ilgili sözleşme incelenmek üzere
gönderildiği Danıştay tarafından Devlet Planlama Teşkilatı’nın görüşü alınmadığından iade
edilmiştir.
Devlet Planlama Teşkilatı’nın görüşü alındıktan sonra sözleşme taslağının yeniden
Danıştay’a gönderildiği süreçte ise 3996 sayılı Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-
Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun’da 4493 sayılı Yasa’yla yapılan
değişiklikle bu Yasa kapsamındaki sözleşmeler özel hukuk kurallarıyla ilişkilendirilmiştir.
Anılan Yasa’nın değişik geçici 1. maddesinde bu Yasa’nın yürürlüğe girdiği tarihten önce
başlatılmış projeler ve işlerin tabi olduklara usul ve esaslara göre sonuçlandırılacağı
belirtilmiştir. Maddenin birinci fıkrasına dokunulmadan ikinci fıkrası 4501 sayılı Kamu
Hizmetleri ile İlgili İmtiyaz Şartlaşma ve Sözleşmelerinden Doğan Uyuşmazlıklarda
Tahkim Yoluna Başvurulması Halinde Uyulması Gereken İlkelere Dair Kanun’un 7.
maddesiyle değiştirilmiştir. Bu değişiklikle 3096 ve 3465 sayılı Yasa’lara tabi işlere de bu
Yasa’nın uygulanması ilgililerin başvurusuna bağlanarak, yapılmış sözleşmelerin özel
hukuk hükümlerine göre yeniden düzenlenmesi gerektiği öngörülmüştür.
2Bu yasal gelişim karşısında Danıştay Birinci Dairesi; Danıştay incelemesinden
geçmiş, taraflarca imzalanarak yürürlüğe girmiş bir sözleşme olmadığından başlatılmış
proje nitelemesi yapılamayacağı, 3996 sayılı Yasa’nın 5. maddesi uyarınca özel hukuk
sözleşmesi düzenlenmesi gerektiği, bu konuda Danıştay’ın inceleme yapması ve düşünce
bildirmesi olanağı bulunmadığı sonucuna varmış ve bu karar Danıştay İdari İşler
Kurulu’nca da onanmıştır.
Belirtilen yasal kuralları gözeten Danıştay kararlarına karşın, özel hukuk
sözleşmesi yöntemi ve gerekleri yerine getirilmemiş, 3096 sayılı Yasa kapsamında
Danıştay düşüncesine bağlanmamış ve özellikle ilgili yasal düzenlemelerin yeni bir sistem
oluşturduğu süreçte imzalanmamış olan bir sözleşmenin “başlatılmış proje ve iş”
sayılamayacağı anlaşıldığından, projeyle ilgili işlemlerin aynı doğrultuda sürdürülmüş
olmasının görevin kötüye kullanılması sonucunu doğurduğu açıktır.
3- TEDAŞ İşletme Hakkı Devir İhaleleri Yönünden;
TEDAŞ işletme hakkı devir ihaleleri kapsamında 14. görev bölgesi Konya-Karaman
İhalesinde birinci olan firmanın başka bir firma ile ortaklık kurması yolunda girişimler
olduğu Soruşturma Komisyonu Raporu, yargılamada öne sürülen açıklamalar ve tanık
beyanlarının birlikte değerlendirmesinden anlaşılmaktadır. Gerçekten de ihale sonuçlarının
açıklanmasındaki süreç, ortaklık konusundaki gelişen görüşme ve olgular ile tanık
ifadelerinin bir bölümü ve ortaklığın oluşumuna karşın sözleşmenin imzalanmamış
olmasına ilişkin olgular karşısında, ihalede birinci gelenin kazanımlarının haklı gerekçelere
dayanılmaksızın göz önünde tutulmadığı, gerekli işlemlerin yürütülmesine başlanmadığı ve
böylece görevde yetkinin kötüye kullanılması suçlamasının oluştuğu sonucuna varılmıştır.
Bu nedenle, zamanaşımıyla ilgili karşı görüşüm yanında, kararın belirtilen
bölümlerine de karşıyım.
Üye
Şevket APALAK
Esas Sayısı : 2004/3 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/1
Karar Günü : 27.7.2007
KARŞIOY GEREKÇESİ
Yamula Barajı ve Hidroelektrik Santrali’nin yapımı ile ilgili olarak, 3096 sayılı
Kanun ve Uygulama Yönetmeliği’ne göre düzenlenecek mali analiz raporları ve Bakanlık
teknik birimlerinin görüşleri dikkate alınarak, söz konusu Yap-İşlet-Devret Santralinin
elektrik satış fiyatının belirlenmesi gerekirken ve yapımcı firma Kayseri Elektrik A.Ş.’nin
22.7.1997 tarihli yazısında ortalama elektrik satış fiyatı 5,65 cent/kwh olarak teklif
edilmişken, anılan firma yetkililerinin 23.9.1997 ve 7.10.1997 tarihlerinde sanık Bakan
Cumhur ERSÜMER’le makamında yaptıkları görüşmede, mevzuatın öngördüğü usul ve
işlemler bir kenara bırakılarak, elektrik satış fiyatının 5,25 cent/kwh olarak firma ile Bakan
arasında kararlaştırılması ve bunun anılan firma yetkililerinin Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanlığı’na yazdığı 8.10.1997 tarihli yazıda açıkça ifade edilmesi, akabinde de 26.6.1998
tarihinde anlaşılan bu fiyat üzerinden firma ile Bakanlık arasında sözleşme imzalanması
nedeniyle, sanık Bakanın bu fiilinin mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 240 ncı
maddesine uyduğu sabit olmakla birlikte; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257 nci
maddesi yönünden yapılan değerlendirmede aynı sonuca ulaşabilmek mümkün değildir.
Şöyle ki:
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Görevi Kötüye Kullanma” suçunu düzenleyen
257 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasında, bir kamu görevlisinin görevinin gereklerine
aykırı hareket etmesinin suç sayılabilmesi, belirtilen üç koşuldan biri ya da birden fazlasının
gerçekleşmesi haline bağlı tutulmuştur.
Bu haller:
- Kişilerin mağduriyetine neden olmak,
- Kamunun zararına neden olmak,
- Kişilere haksız bir kazanç sağlamaktır.
Çoğunluk kararında, bu hallerden “kişilere haksız bir kazanç sağlamak” (anılan
firmaya haksız kazanç sağlamak) unsurunun gerçekleştiği belirtilmiştir.
257 nci maddenin gerekçesinde “… Görevin gereklerine aykırı davranmak suretiyle
kişilere haksız bir kazanç sağlanmış olabilir. Örneğin kişi, kamusal bir finans kaynağından
yararlanması için gerekli şartları taşımadığı halde, yararlandırılmış olabilir. Kişiye, belli bir
sınai veya ticari faaliyetle ilgili olarak gerekli izin koşullarını taşımadığı halde, bu faaliyetin
icrasına yönelik olarak izin verilmiş olabilir. Bir imar plânı uygulamasında, belli bir parsel
üzerinde, plân tekniğine veya imar plânına aykırı olarak yapılaşmaya imkân sağlanmış
olabilir…” denilmektedir. Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 26.2.2007 tarih ve E. 2007/13076,
K. 2007/1959 sayılı kararında da “… Haksız kazanç, görev gereklerine aykırı davranılmak
suretiyle kişilere haksız bir yarar sağlanmasıdır. Yürürlükteki mevzuata göre bir husustan
yararlanmaya hakkı olmadığı halde yararlandırılması suretiyle kişinin sağladığı kazanç
biçiminde de tanımlanabilir…” şeklinde bir değerlendirmede bulunulmuştur.
2Sanık Bakan Cumhur ERSÜMER’in mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 240
ıncı maddesi kapsamında subut bulan fiilinin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257 nci
maddesi çerçevesinde değerlendirilmesinde ise “firmaya haksız kazanç sağlama” unsurunun
gerçekleştiğinden söz edilemeyeceği açıktır. Çünkü, taraflarca mutabık kalınan 5,25
cent/kwh elektrik fiyatı üzerinden 26.6.1998 tarihinde imzalanan İmtiyaz Sözleşmesi, bu
tarihten hemen önce Danıştay 1. Dairesi’nin 4.3.1998 gün ve Esas: 97/171, Karar: 1998/38
sayılı kararıyla uygun bulunmuş; Sanığın Bakanlık görevinin sona ermesinden (27.4.2001)
sonra İmtiyaz Sözleşmesinde değişiklik yapan ve ilave süre tanıyan 26.11.2001 tarihli Ek
Protokol yine Danıştay 1. Dairesi’nin 1.2.2002 tarih ve E. 2001/176, K. 2002/15 sayılı
kararıyla uygun görülmüş; nihayet 4.6.2003 tarihli Ek Protokol II, aynı şekilde Danıştay’ın
uygun kararı ile yürürlüğe girmiştir. Dava dosyasındaki bilgilere göre de 3.1.2004 tarihinde
barajda su tutulmasına başlanmıştır. Diğer bir deyişle sanık Bakan hakkında Yüce Divan’a
sevk karanın verildiği 13.7.2004 tarihine kadar Yamula Barajı ve HES İnşaatı
sonuçlandırılamamış, elektrik üretimine de geçilememiştir. Ayrıca gerek İmtiyaz
Sözleşmesi, gerek Ek Protokol ve Ek Protokol II, mevzuat uyarınca Danıştay’ın
murakabesinden geçmiş, elektrik birim fiyatı belirlemesi de dahil, sözleşmenin tüm teknik
detayları konusunda herhangi bir hukuka aykırılık saptanmamıştır. Bunun doğal sonucu
olarak da, sanığın firma yetkilileri ile belli bir fiyat üzerinden (5,25 cent/kwh) elektrik satış
bedelini saptamasının kamunun zararına yol açtığı ya da firma lehine haksız bir kazanca
sebebiyet verdiği savının ceza hukuku bakımından somut ve gerçekçi bir dayanağı
bulunmadığı açıkça görülmektedir. Dava dosyasındaki herhangi bir belgede, hangi rakamın
doğru ve kesin elektrik birim satış fiyatı olduğu görülemediği ve saptanamadığına göre ve
ayrıca yargı denetiminde (üç ayrı Danıştay incelemesi) bu konuda bir usulsüzlük
görülmediğine nazaran firmaya ne şekilde bir “haksız kazanç sağlandığı” sorusu, 257 nci
maddenin gerekçesi ve Yargıtay İçtihatları dikkate alındığında yanıtsız kalmaktadır.
Tüm bu saptama ve açıklamalardan çıkan sonuç, sanık Bakanın mülga 765 sayılı
Türk Ceza Kanunu’nun 240 ncı maddesine göre sabit olan fiilinin (mevzuatın öngördüğü
usuller dışında firma yetkilileriyle görüşerek elektrik birim satış fiyatını saptamak) 5237
sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257 inci maddesinde aranan üç unsurdan hiçbirine (ve tabii
kişilere haksız kazanç sağlama koşuluna) uymaması karşısında; suçun maddi unsurunun
yeni Türk Ceza Kanunu bakımından gerçekleşmediği olgusudur.
Açıklanan nedenlerle, sanığın görevi kötüye kullanmamasında beraatine karar
verilmesi gerektiği vicdani kanısına vardığımdan; aksi yöndeki çoğunluk kararına
katılamıyorum.
Üye
Serruh KALELİ
Full & Egal Universal Law Academy