YÜCE DİVAN KARARI
(TÜRK MİLLETİ ADINA)
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
Karar Günü : 5.10.2007
Başkanvekili : Haşim KILIÇ
Üye : Sacit ADALI
Üye : Fulya KANTARCIOĞLU
Üye : Ahmet AKYALÇIN
Üye : Mehmet ERTEN
Üye : Mustafa YILDIRIM
Üye : A. Necmi ÖZLER
Üye : Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye : Şevket APALAK
Üye : Serruh KALELİ
Üye : Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı : Abdurrahman YALÇINKAYA
Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcı Vekili : Kublay ÖZKAN
Yargıtay
Cumhuriyet Savcısı : Çetin ARSLAN
Anayasa Mahkemesi
Raportörleri : Mustafa ÇAĞATAY
Zekeriya AYDIN
Selim ERDEM
Tutanak Yazmanları : Alaaddin AYTEN
Numan GÜNAY
Davacı : Kamu Hakları
Katılanlar : 1. Maliye Bakanlığı
2
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
2. Bayındırlık ve İskan Bakanlığı
3. Karayolları Genel Müdürlüğü
Katılan Vekilleri : Av. Zeynep TUNCER
Av. Canan Sibel ÖZKAN
Av. Buket ÇAĞLAR
Sanık : KORAY AYDIN: (...)
Müdafiileri : Av. Bülent Hayri ACAR
Av. Savaş KARAHİSAR
Suçlar : 1. İhaleye Fesat Karıştırma
2. Görevi Kötüye Kullanma
3. Haksız Mal Edinme
Suç Tarihi : 29.5.1999 - 5.9.2001(Genel Olarak)
(İhaleye Fesat Karıştırma Suçu Yönünden)
17.7.1999 – 15.6.2001
(Görevi Kötüye Kullanma ve Haksız Mal Edinme Suçları
Yönünden)
29.5.1999 - 5.9.2001
3
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
GİRİŞ
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 148. maddesinde Cumhurbaşkanını, Bakanlar
Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek
İdare Mahkemesi Başkan ve üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcıvekilini,
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini görevleriyle ilgili
suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılamak görevi Anayasa Mahkemesine verilmiştir.
2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un
35. maddesinde de “Anayasa Mahkemesi, Yüce Divan sıfatıyla çalışırken yürürlükteki
kanunlara göre duruşma yapar ve hüküm verir” denilmektedir.
Dava dosyası, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı Genel
Sekreterliği tarafından 11.11.2004 günü Yüce Divan Başkanlığına gönderilmiştir. 1412
sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu (CMUK) hükümlerine göre görülmeye başlayan
dava, 1412 sayılı Yasa’nın 31.3.2005 günlü, 5328 sayılı Yasa ile yürürlükten kaldırılmasıyla
birlikte, 1.6.2005 gününden itibaren yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu
(CMK) hükümlerine göre görülmüştür.
I- DAVANIN YÜCE DİVANA GELİŞ BİÇİMİ
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 6.1.2004 gün ve 792 numaralı kararı üzerine (9/8)
Esas Numaralı Meclis Soruşturması Komisyonu kurulmuş, bu komisyonun 21.10.2004 gün
ve Esas: A.01.1.GEÇ.9/8-226, Karar: 8 sayılı raporu Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel
Kurulunda 9.11.2004 günü görüşülmüş ve 827 sayılı kararla eski Bayındırlık ve İskan
Bakanı Koray AYDIN Yüce Divana sevkedilmiştir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Genel Sekreterliğinin 11.11.2004 gün ve
KAN.KAR.MD.A.01.0.GNS.0.10.00.02-8140 sayılı yazısıyla eski Bayındırlık ve İskan
Bakanı Koray AYDIN’ın Anayasa’nın 100. maddesi uyarınca Yüce Divana sevkine karar
verildiği bildirilmiş ve buna ilişkin Meclis soruşturması dosyası (1 adet dosya), dizi
pusulasına bağlanan ekler (24 adet klasör) ile Meclis soruşturması komisyonu raporu Yüce
Divan sıfatıyla yargılama yapacak olan Anayasa Mahkemesi Başkanlığına gönderilmiştir.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 12.11.2004 gün ve 25641 sayılı Resmi Gazetede
yayımlanan kararı şöyledir:
“Karar No: 827 Karar Tarihi: 9.11.2004
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 6.1.2004 tarihli ve 792 numaralı Kararı ile kurulan
(9/8) Esas Numaralı Meclis Soruşturma Komisyonunun 21.10.2004 tarihli ve Esas No:
A.01.1.GEÇ:9/8-226, Karar: 8 sayılı raporu Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun
9.11.2004 tarihli 15 inci Birleşiminde görüşülerek Bayındırlık ve İskan eski Bakanı Koray
AYDIN'ın;
Bakanlığı döneminde, ihalelerin tamamına yakınının istisnai bir usul olan davetiye
usulüyle yapıldığı, böylelikle istisnai ihale usulünün uygulanmasının kural haline
getirildiği, önceleri asgari 20 veya daha fazla firma ihaleye çağrıldığı halde bu dönemde 3
ila 10 firmanın davet edildiği, davet edilen firmalar arasında ortaklık ve akrabalık ilişkileri
ile adres birlikteliklerinin olduğu, ihalelerde yapılan kırımların (daha önceki ve sonraki
4
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
dönemlerde ortalama % 20'nin altına düşmediği halde) ortalama % 10'lara düştüğü,
niteliği gereği ancak belli nitelikteki firmalardan birine verilmesi gerekli işlerin istenilen
nitelikleri taşımayan firmalara verildiği, ayrıca sair nedenlerle 2886 sayılı Kanunun 2 nci
maddesinde öngörülen rekabet ve açıklık ilkesine aykırılık oluşturulduğu, kanunların
tanıdığı takdir hak ve yetkisinin Kanunun amacına uygun kullanılmadığı, Bakanlıkta
meydana gelen haksızlık, yolsuzluk ve usulsüzlükleri önleme noktasında gerekli ve yeterli
önlemleri almayıp denetimleri yapmadığı ve bu nedenlerle kamunun zararına sebebiyet
verdiği,
Belli istekliler arasında davetiye usulüyle yapılan ihalelerin bazılarında "bu firma ile
ilgilenin" diye Müsteşar Yardımcısı Sedat ABAN ile Danışmanı Sadrettin DİNÇER'e talimat
verdiği ve ilgili ihalenin bilahare ismi verilen firmalara verildiği, Bakanlıktaki
uygulamaların ihalelerle ilgili gizli ittifak oluşumuna sebebiyet verdiği ve bu suretle de
kamunun zararına neden olduğu,
Sayın Bakan'ın çeşitli dönemlerinde verdiği mal bildirimlerinde özellikle döviz
varlıkları yönünden büyük farklılıklar bulunduğu, 1995 yılındaki mal bildirimi ile
Komisyonumuza verdiği mal bildirimi arasındaki farklılık ve artışların-özellikle 29.05.1999
ile 05.09.2001 tarihi arasındakilerin-izah edilemediği,
Bu nedenlerle; adı geçenin bu fiil ve davranışlarıyla Türk Ceza Kanununun 240 inci
ve 366 ncı maddeleri ile 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve
Yolsuzluklarla Mücadele Kanununun 13 üncü maddesini ihlal ettiği kanaat ve sonucuna
varılarak, bu maddelerden muhakeme edilmek üzere,
Anayasanın 100 üncü maddesi uyarınca Yüce Divana sevkine 2 geçersiz, 8 boş, 3
çekimser ve 9 red oyuna karşılık 408 kabul oyuyla karar verilmiştir.”
II- SANIĞA YÜKLENEN SUÇLAR
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 827 sayılı Yüce Divana sevk kararına esas alınan
Meclis soruşturması komisyonunun 21.10.2004 günlü, E: 9/8, K: 8 sayılı raporunda;
A- Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Yapı İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde davet
usülü kullanılarak yapılan oniki ihalede, bizzat ya da danışmanı Sadrettin DİNÇER
aracılığıyla Müsteşar yardımcısı M. Sedat ABAN’a talimat vermek suretiyle ihaleye fesat
karıştırdığı,
B- Bakanlıkta meydana gelen haksızlık, yolsuzluk ve usulsüzlükleri önleme
noktasında gerekli ve yeterli önlemleri almayarak denetimleri yapmadığı ve bu nedenlerle
kamunun zararına sebebiyet vermek suretiyle görevini kötüye kullandığı,
C- Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Yapı İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde yapılan
yirmi ihalenin 2886 Sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 44. maddesinde öngörülen özelliği
bulunan yapım işi niteliğinde bulunmadığı halde bu madde kapsamına alınmasına onay
vererek aynı Kanun’un 2. maddesinde yer alan ihtiyaçların en iyi şekilde, uygun şartlarla ve
zamanında karşılanması ve ihalede açıklık ve rekabetin sağlanması ilkelerine aykırı hareket
etmek suretiyle görevini kötüye kullandığı,
5
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
D- Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca her yıl yayımlanan ve taşra teşkilatlarının ihale
yapma yetkisi konusundaki parasal limitlerini belirleyen genelgelere göre, taşra
teşkilatlarınca yapılması gereken onyedi adet ihalenin merkeze alınmasına onay vererek,
2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 2. maddesinde yer alan ihalelerde “rekabet” ilkesi ile
“ihtiyaçların uygun şartlarla karşılanması” ilkesine aykırı hareket etmek suretiyle görevini
kötüye kullandığı,
E- Sanığın, çeşitli dönemlerde verdiği mal bildirimlerinde özellikle döviz varlıkları
yönünden büyük farklılıklar bulunduğu, 1995 yılındaki mal bildirimi ile 1999 yılındaki mal
bildirimi arasındaki farklılık ve artışların -özellikle 29.5.1999 ile 5.9.2001 tarihi
arasındakilerin- izah edilememesi nedeniyle haksız mal edindiği,
eylemleri yüklenerek sanığın, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK)’nun 240. ve 366.
maddeleri ile 3628 Sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla
Mücadele Kanunu’nun 13. maddesine göre yargılanması ve cezalandırılması istenmiştir.
III- SUÇLAMALARA İLİŞKİN MADDİ OLGULAR
A- Soruşturma Önergesi
Suçlamalara ilişkin önerge aynen şöyledir:
“Yolsuzlukların Sebeplerinin, Sosyal ve Ekonomik Boyutlarının Araştırılarak
Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması
Komisyonu (10/9) raporunda açıklandığı üzere;
Sayın Koray AYDIN’ın döneminde Bayındırlık ve İskan Bakanlığındaki yolsuzluklar
ile ilgili olarak açılan kamu davasının 31.10.2001 tarihli 1. iddianamesinde, içinde
Bakanlığın üst düzey bürokratlarının da bulunduğu 361 sanıklı davada sanıklar “çıkar
amaçlı suç örgütü kurmak, yönetmek, örgüt adına faaliyette bulunmak, bilerek hizmet
yüklemek, üye olmak, devlet alım-satımında ihaleye fesat karıştırarak çıkar sağlamak,
görevi kötüye kullanmak ihaleye fesat karıştırmak, 3628 sayılı yasaya muhalefet”
suçlarından yargılanmakta olduğu bilinmektedir.
Bayındırlık ve İskan Eski Bakanı Koray AYDIN hakkında;
Yapı İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde ilan yolu ile yapılan 17 adet ihalede indirim
oranlarının %6,3-9,50 arasında olduğu, bu ihalelerde organizasyon olduğu, ilan yolu ile
gerçekleştirilen 28 ihalede ve davetiye ile gerçekleştirilen 37 ihalede, ihalelerin Bakanlık içi
ve Bakanlık dışı organizasyonlarda kimlere verileceğinin ve çıkma tabir edilen rüşvet
miktarının önceden belli olduğundan bahsedilerek Ankara DGM Cumhuriyet
Başsavcılığınca bazıları anılan Bakanlık üst düzey görevlisi olan 361 sanık hakkında dava
açıldığı göz önünde bulundurularak;
Operasyon sonucu elde edilen çok sayıda doküman, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı
Eski Müsteşar Yardımcısı Sedat Aban’ın ve Bakan Danışmanı Sadrettin Dinçer’in; DGM
Başsavcısı Cevdet Volkan, DGM Savcıları Cengiz Köksal ve Ömer Süha Aldan, Organize
Suçlar Şube Müdürü ile ilgili emniyet görevlilerinin huzurunda verdiği ifadelerin baskıdan
uzak, rahat bir ortamda verildiği, video kayıtlarında kişilerin net olarak kendilerinden
başka hiç kimsenin bilemeyeceği konularda itiraflarda bulunarak, Sedat ABAN’ın
“ihalelerde Bakan, kendisi bir firma adı vererek ihalede bunu da değerlendirin diye bana
6
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
veya Genel Müdürüne söyleyebildiği gibi Danışmanı Sadrettin DİNÇER vasıtası ile bu
şekilde talimatları olmaktadır” şeklinde, Sadrettin DİNÇER’in, “Bakan Koray AYDIN’a
zaman zaman siyasi kişiliği olan Milletvekilleri veya partiden birtakım insanlarla birlikte
müteahhitlerin gelip gittiği olurdu, bunlardan gelen müteahhitler ihale almak için gelirdi,
şu anda hatırladığım kadarıyla Sakarya Merkez Hükümet Konağı İnşaatı ihalesini alan
Dabak İnşaatın sahibi Daniş PAKOĞLU, Sakarya Pamukova İlçe Jandarma Komutanlığı
bina inşaatını alan Başkurt Hafriyat sahibi Abdullah BAŞKURT, Yalova Çınarcık Esenköy
İlçe Jandarma Komutanlığı binası inşaatı ihalesini alan SKG. Yapı İnşaat Şirketi sahibi
Hızır SARAL, Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü Sakarya İl Müdürlüğü hizmet binası
inşaatı ihalesini alan Hascan İnşaat sahibi Hasan CANSIZ ve Diyarbakır Bismil Devlet
Hastanesi ikmal inşaatı ihalesini alan Fatih Petrol İnşaat Şirketi sahibi Ali ÇAKMAKLI ile
ilgili olarak “Bakan Koray AYDIN bana telefon açtı, telefonda şirket sahiplerinin isimlerini
vererek Sedat ABAN’ı arayıp bunlara yardımcı olmasını söylememi istedi, ben de bunlarla
ilgili olarak Sedat ABAN’ı arayıp ismi verip Bakan Bey’in talimatı olduğunu, bunlara
yardımcı olunmasını söyledim. Bu söylediklerim bir seferde olmamıştır. Zaman içerisinde
olmuştur. Burada yardımcı olunmasından ne kast edildiğini tam olarak bilemiyorum, ancak
Bakan Bey’in emri alt kadrolar tarafından yerine getirilir” şeklindeki beyanları da dikkate
alınarak,
TCK’nın 366 ncı maddesi ve Bakanlığında meydana gelen ihalelerdeki yolsuzluk
iddialarının zamanında tahkikini yaptırmayarak TCK’nın 240 ıncı maddelerine aykırı
davrandığı kanısına varıldığından;
Aynı zamanda; yukarıda anlatılan fiillerinin mal varlığında haksız bir artışa
sebebiyet verme iddiası bulunduğundan 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet
ve Yolsuzlukla Mücadele Yasasının 12, 13, 14 ve 15 inci maddelerine aykırılıktan;
Sayın Koray AYDIN hakkında Anayasanın 100 üncü, İçtüzüğün 107 inci maddeleri
gereğince Meclis Soruşturması açılmasını arz ve teklif ederiz.”
B- Meclis Soruşturması Komisyonu Raporu
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun 6.1.2004 gün ve 792 sayılı kararıyla
kurulan (9/8) Esas Numaralı Meclis Soruşturması Komisyonu, 7.4.2004 gününde başladığı
çalışmasını 16.7.2004 gününde tamamlamış ve raporunu 21.10.2004 günü Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına sunmuştur.
Meclis soruşturması komisyonu, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Yapı İşleri Genel
Müdürlüğü, İller Bankası Genel Müdürlüğü ve Karayolları Genel Müdürlüğü ihaleleri ile
Koray AYDIN’ın malvarlığı üzerinde incelemelerde bulunmuştur.
Soruşturma komisyonu çalışmaları sırasında resmi ve özel kurumlarla yazışmalarda
bulunmuş, tanık olarak yirmiiki kişinin ifadesine başvurmuş ve Koray AYDIN’ın
savunmasını almıştır.
Soruşturma komisyonunun 21.10.2004 günlü raporunun suçlamalarla ilgili maddi
olgulara yer veren “genel değerlendirme” ve “sonuç” bölümleri şöyledir:
7
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
“IV- GENEL DEĞERLENDİRME
1- KAVRAM OLARAK İHALE
İhale, kelime olarak bir işin bir başkası üzerinde bırakılmasını ifade eder. 2886 sayılı
Devlet İhale Kanununun 4 üncü maddesinde, “İhale: Bu Kanunda yazılı usul ve şartlarla,
işin istekliler arasından seçilecek biri üzerine bırakıldığını gösteren ve yetkili mercilerin
onayı ile tamamlanan sözleşmeden önceki işlemleri…ifade eder” şeklinde tanımlanmıştır.
Kamu adına yapılan satım ve kiraya verme işlemlerinde bedel artırım esası; buna
karşılık mal veya hizmet alımları ve kiralama gibi işlemlerde ise, bedel eksiltme esası kabul
edilmiştir. Buna göre, artırmalarda uygun bedel, tahmin edilen bedelden aşağı olmamak
üzere, teklif edilen bedellerin en yükseği; eksiltmelerde ise, tahmin edilen bedelden fazla
olmamak üzere, teklif edilen bedellerden tercihe lâyık görülenidir. En uygun teklifi verenin
icabını kabul mahiyetindeki irade bildirimi ve bu iradenin oluşumunu sağlayan şartlar esas
alınmak suretiyle sözleşme imzalanmasına kadarki idari işlemlerin tümü, ihale sürecini
oluşturmaktadır.
2- İHALEDE REKABET İLKESİ
İhalelerde rekabet ve açıklık ilkesinin vazgeçilmez unsur olduğu bir gerçektir.
Nitekim halen yürürlükte bulunan 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 5 inci maddesinde de
bu unsur “İdareler, bu Kanuna göre yapılacak ihalelerde; saydamlığı, rekabeti, eşit
muameleyi, güvenirliği, gizliliği, kamuoyu denetimini, ihtiyaçların uygun şartlarla ve
zamanında karşılanmasını ve kaynakların verimli kullanılmasını sağlamakla sorumludur.”
şeklinde yer almıştır.
2886 sayılı İhale Kanununun 44 üncü maddesine göre, bir işin bu madde gereğince
ihale edilmesi konusunda takdir yetkisi Bakanlık Makamına ait olup bu maddeye göre
yapılan ihalelerde, teknik güç ve yeterlikleri idarece bilinen en az üç firmanın çağrılması ve
“teknik güç ve yeterlikleri idarece kabul edilmiş” değerlendirilmesine uygun olmayan
isteklilerin davet edilmemesi gerekmektedir.
Ankara 8. İdare Mahkemesinin 11.12.2001 tarih ve 2001/221 E., 2001/1605 K. Sayılı
kararında belirtildiği üzere, 2886 sayılı Kanundaki düzenlemelere göre, hangi usulle
yapılırsa yapılsın her ihalenin, idare lehine en elverişli koşullarla sonuçlandırılabilmesi
için rekabetin sağlanmasının zorunlu olduğu açıktır. Başka bir anlatımla ihalenin idare
lehine en elverişli koşullarla sonuçlandırılabilmesi için en yüksek seviyede rekabet
ortamının gerçekleşmesinin idarece sağlanması gerekmektedir. Bu itibarla belli istekliler
arasında kapalı teklif usulüne göre yapılacak ihalelerde de “teknik yeterlikleri ve güçleri
idarece kabul edilen” mümkün olduğunca fazla isteklinin davet edilmesi gerekir.
Diğer taraftan, rekabet ilkesi geçerli iken Kanunun 44 üncü maddesinde en az üç
istekliden söz edilmiş olması idarenin isterse sadece üç istekliyi davet etmek suretiyle
ihaleyi sonuçlandırabileceği anlamına gelmemekte, idarece teknik yeterliliği ve mali gücü
kabul edilen istekli sayısı üçten az ise ihalenin bu usulle yapılamayacağını ifade etmektedir.
8
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
3- TÜRK CEZA KANUNUNDA YER ALAN VE İHALE SÜRECİNDE VEYA
SÖZLEŞMEDEN KAYNAKLANAN EDİMİN İFASI SIRASINDA İŞLENEBİLEN SUÇLAR
İLE GÖREVİNİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇU
3.1- 240 ıncı maddedeki görevi kötüye kullanma suçu:
Türk Ceza Kanununun 240 ıncı maddesinde görevi kötüye kullanma suçu ile ilgili
olarak şu hüküm yer almıştır:
“Kanunda yazılı hallerden başka hangi nedenle olursa olsun görevini kötüye
kullanan memur derecesine göre 1 yıldan 3 yıla kadar hapsolunur. Cezayı hafifletici
nedenlerin bulunması halinde 6 aydan 1 yıla kadar hapis ve her iki halde 2 bin liradan 10
bin liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılır. Ayrıca memuriyetten süreli veya temelli
olarak yoksun kılınır.”
3.1.1. Suçun Maddî Unsurları:
Türk Ceza Kanununun 240 ıncı maddesinde yer alan bu suç, görevin yasaya aykırı
biçimde yapılması durumlarında oluşur. Yani bir memurun yasal görevini yaparken
yasalara ve yazılı hukuka aykırı davranmasıyla oluşur. İdarenin bir zarara uğraması
zorunlu değildir. Zararın yokluğu ya da azlığı, ancak anılan maddenin ikinci fıkrasının
uygulanmasına yol açan cezayı indirici neden olabilir.
3.1.2. Suçun Manevî Unsurları:
Suçun oluşması için genel kast yeterlidir.
3.2- 205 inci maddedeki ihaleye fesat karıştırma suçu:
“Devlet İdaresi Aleyhinde İşlenen Cürümler” başlığını taşıyan Üçüncü Babının,
“Basit ve Nitelikli Zimmet ile Devlet Alım ve Satımlarında Menfaat Sağlama” başlıklı
birinci faslında, 205 inci maddede yer alan suç şu şekilde tanımlanmıştır:
Madde 205- Bir kimse Türkiye Devleti hesabına olarak almaya veya satmaya yahut
yapmaya memur olduğu her nevi eşyanın alım veya satımında veya pahasında veya
miktarında veya yapmasında fesat karıştırarak her ne suretle olursa olsun irtikap eylerse on
seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezasıyla cezalandırılır ve zarar kendisine
ödettirilir.
3.2.1. Suçun Maddî Unsurları:
TCK’ nun 205 inci maddesinde tanımlanan suçun oluşabilmesi için, öncelikle
“Türkiye Devleti hesabına olarak yapılan bir alım, satım veya yapım işinin mevcut olması
gerekir.”
Söz konusu suçun oluşabilmesi için, her nevi eşyaya ilişkin alım, satım, kiralama
veya yapım işinin mevcut olması gerekir. 205 inci maddede benimsenen ifade biçimine göre,
söz konusu suç, kamu adına yapılan mal alım, satımı veya kiralama ya da yapım işi ile ilgili
ihale sürecinin başlangıcından itibaren bu ihaleye ilişkin olarak sözleşme imzalanıncaya
kadar ve hatta imzalanan sözleşmeden kaynaklanan edimlerin ifası sürecinde de işlenebilir.
Suçun oluşabilmesi için, failin “irtikâp eylemiş” olması, yani bir menfaat temin etmiş
olması gerekir. Ancak, bu irtikâbın belli bir surette, yani “eşyanın alım veya satımında veya
pahasında veya miktarında veya yapımında fesat karıştırarak” gerçekleşmesi
gerekmektedir. Ayrıca sağlanan menfaatin maddi olması gerekmekle birlikte; bunun faile
veya bir başkasına sağlanması önemli değildir.
9
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
Doktrinde “fesat karıştırmak”tan kastedilenin hile olduğu ifade edilmektedir. Bu
itibarla hilenin “eşyanın alım veya satımına” ya da “eşyanın pahasına veya miktarına”
karıştırılması gerekir. Cebir ve tehdit de, fesat karıştırma olarak anlaşılmalıdır.
İhale için yapılan ilanlarda, ihale şartnamelerinde, ihale belgelerinde tahrifat
yapılması; muayyen kişilerden başka isteklilerin katılma şartlarını haiz olmalarına rağmen
teklif vererek ihaleye katılmalarının engellenmesine yönelik cebir veya tehdit içeren ya da
hileli hareketlerde bulunulması; teklif edilen mallar, ihale şartnamesinde belirtilen
niteliklere sahip olduğu halde, sahip değilmiş gibi ya da sahip olmadığı halde, sahipmiş
gibi yanıltıcı belgeler düzenlenmesi fiilleri, ihaleye fesat karıştırma açısından birer örnek
teşkil etmektedir.
Yine doktrinde belli bir ihalede, ihale konusu işle ilgili olarak kanunda belirtilen
usulün dışında başka bir usulün izlenmesi (örneğin, kapalı zarf usulü ile teklif alınması
gerekli iken, açık artırma-eksiltme usulünün ya da davet usulünün izlenmesi) durumunda;
ihaleye fesat karıştırmaktan söz edilemeyeceği, meselenin kamu görevlileri açısından genel
nitelikteki “görevi kötüye kullanma suçu” kapsamında mütalaa edilmesi gerektiği ifade
edilmektedir.
Keza, 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun “keşif artışını düzenleyen” 63 üncü
maddesi, bu Kanun kapsamında gerçekleştirilen kamu ihalelerine dayalı yapım işlerine ait
bir sözleşme kapsamında iş artışına bir sınırlama getirmiştir. Bu hükümle, sözleşmenin
tarafı olan kamu idaresinin özel hukuk hükümlerine göre esasen sahip bulunduğu bir yetki
sınırlandırılmıştır. Bu sınırlama hükmüne riayet edilmeksizin, süre hariç, sözleşmenin diğer
hükümlerine bağlı kalmak kaydıyla, sözleşme konusu yapım işinin miktarında artış
yapılması durumunda, yine meselenin kamu görevlileri açısından genel nitelikte görevi
kötüye kullanma suçu kapsamında mütalaa edilmesi gerektiği belirtilmektedir.
3.2.2. Suçun Faili:
Madde metninde suçun faili her ne kadar “bir kimse” olarak ifade edilmişse de; bu
suçun faili ancak TCK’ nun 279 uncu maddesi hükmü anlamında ceza hukuku
uygulamasında memur olabilir, her hangi bir kimse bu suçun faili olamaz.
Failin ayrıca “Türkiye Devleti hesabına” alım, satım veya yapım işlerinde görevli ve
yetkili olması, örneğin kurum ita amiri ya da ihale komisyonunun üyesi olması gerekir.
3.2.3. Suçun Manevi Unsuru:
Bu suç kasten işlenebilir. Buradaki kast, maddede sayılan işlerde hileye, şiddete veya
tehdide başvurularak maddi bir menfaatin sağlanmasına yönelik bilinçten ibarettir.
3.3- 366 ncı maddedeki ihaleye fesat karıştırma suçu:
Türk Ceza Kanununun “Ammenin İtimadı Aleyhinde Cürümler” başlıklı Altıncı
Babının “Ticaret ve Sanayie ve Müzayedeye Hile ve Fesat Karıştırmak Cürümleri” başlıklı
beşinci faslında, 366 ncı maddede yer alan suç ise şu şekilde tanımlanmıştır:
Madde 366- Her kim Hükümet hesabına olarak icra kılınan müzayede ve
münakasada şiddet veya tehdit ile veya hediye vait ve itasıyla veya sair menfaatler
teminiyle veya gizli ittifak yahut sair hileli vasıtalar ile rekabeti men veya ihlal yahut
müzayede ve münakasada pey sürenleri çekilmeye sevk ederse üç aydan bir seneye kadar
hapse veya otuz liradan iki yüz liraya kadar ağır cezayı nakdiye mahkum olur.
10
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
Eğer fail kanunen veya hükümet tarafından müzayede ve münakasaya memur olan
kimse ise bir seneden üç seneye kadar hapis ve elli liradan dört yüz liraya kadar ağır cezayı
nakdi hükmolunur.
3.3.1. Suçun Maddi Unsurları:
Söz konusu suçun oluşabilmesi için, bir “müzayede ve münakasa” nın, yani bir
artırma veya eksiltmenin varlığı gereklidir.
Bu maddede, artırma veya eksiltmenin konusunun mal veya hizmet alım veya satımı
ya da kiralama ihalesi veyahut da bir inşaat ihalesi olması açısından bir sınırlama
getirilmemiştir. Ayrıca mal veya hizmetin alım veya satımında, hangi ihale usulünün
izlendiği önemli değildir.
Bu maddede tanımlanan suçun icra hareketleri, “şiddet veya tehdit ile veya hediye
vâit ve itasıyla veya sair menfaatler teminiyle veya gizli ittifak yahut sair hileli vasıtalar ile
rekabeti men veya ihlal yahut müzayede ve münakasada pey sürenleri çekilmeye sevk
ederse” şeklinde ifade edilmiştir.
Bu seçimlik hareketlerden birinin yapılması suretiyle “rekabeti men veya ihlal yahut
müzayede ve münakasada pey sürenleri çekilmeye sevk etmiş” olmak gerekir.
366 ncı maddede tanımlanan “Hükümet hesabına” yapılan ihaleye fesat karıştırma
suçunun oluşabilmesi için, bu seçimlik hareketlerden birinin gerçekleşmesi sonucunda
ayrıca kamunun veya fertlerin gerçekten bir zarar görmüş olup olmadıklarının ya da
görülen zararın miktarının belirlenmesine gerek yoktur. Söz konusu suç, oluşumu açısından
gerçekten bir zararın meydana gelmiş olup olmadığının aranmaması itibarıyla da, 205 inci
maddede tanımlanan suçtan ayrılmaktadır.
3.3.2. Suçun Faili:
Bu suçun faili, herhangi bir kişi olabilir. Maddenin ikinci fıkrasında, failin sıfatı
itibariyle suçun nitelikli şekli düzenlenmiştir. Buna göre, “eğer fail kanunen veya Hükümet
tarafından müzayede ve münakasaya memur olan kimse ise”, suçun temel şekline(1.
fıkraya) nazaran daha ağır ceza ile cezalandırılacaktır. Bu ifadeden “Ceza Kanununun
tatbikatında memur” olan veya sayılan kişileri anlamak gerekir. Çünkü, metinde memur
ifadesi kullanılmıştır.
3.3.3. Suçun Manevi Unsuru:
TCK’ nun 366. maddesinde tanımlanan suç, kasten işlenebilen bir suçtur. Bu itibarla,
failin, kamu hesabına yapılan ihalelerde en uygun fiyatın belirlenmesine yönelik rekabet
ortamını ortadan kaldırmak bilinciyle hareket etmesi gerekir.
3.4- Konu İle İlgili Karar Örnekleri:
“Görevlinin firma sahibinin imzasını taşıyan antetli kağıda teklif metnini bizzat yazıp
emanet heyetine vermesi TCK’ nun 366 ncı maddesindeki suçun maddi unsurunu
oluşturur.” (Yargıtay 5. CD., 29.1.1988,769/388)
“İhaleye konu polis lojmanlarına ilişkin yeterlik belgesi başkan ve üyeleri olan
sanıkların, ihale mevzuatına aykırı olarak ihaleye katılan müteahhitlere yönteme uymayan
puanlar verdiklerinin, değerlendirmenin ayrı ve gizli yapılması kuralına uymadıklarının,
puanlarda sonradan değişiklik ve ayarlama yaparak ihaleleri öngördükleri müteahhitlerin
üzerinde bıraktıklarının kabul edilmesi karşısında, bu hareketlerin değerlendirilerek
eylemin “Hükümet hesabına yapılan ihalede hileli araçlar kullanmak suretiyle rekabeti
11
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
ihlal ve TCK’nun 366 ncı maddesine uyar nitelikte olup olmadığının tartışılması, eylemin bu
maddeye girmediği takdirde aynı kanunun yardımcı hüküm konumunda bulunan 240 ıncı
maddesine gireceğinin gözetilmesi gerekirken, yetersiz gerekçe ile beraat kararı verilmesi
bozmayı gerektirmiştir.”(Yargıtay 4. CD., 7.2.1991, 7518/723)
“…Olayımızda Belediye Başkanı sanığın, pompa, iş makinesi ve içme suyu isale
ihaleleriyle ilgili eylemleri 2886 sayılı Kanunun 2, 17, 25 inci maddelerine aykırı olarak
yapma biçiminde gerçekleştiğinden görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunu
oluşturmaktadır.” (Yargıtay 4. CD., 14.5.1998, 3309/5188)
4- 3628 SAYILI MAL BİLDİRİMİNDE BULUNULMASI, RÜŞVET VE
YOLSUZLUKLARLA MÜCADELE KANUNUNDA SUÇ SAYILAN FİİLLER
3628 Sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele
Kanununun 13 üncü maddesinde: “Kanunun daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde
haksız mal edinene üç yıldan beş yıla kadar hapis ve beş milyon liradan on milyon liraya
kadar ağır para cezası verilir.
Haksız edinilen malı kaçıran veya gizleyene de aynı cezaz verilir.”
Denilmek suretiyle Kanunun 4 üncü maddesinde zikredilen haksız mal edinme
suçunun cezası öngörülmüştür. Kanunun 4 üncü maddesinde ise, haksız mal edinme şu
şekilde tanımlanmıştır: “Kanuna veya genel ahlaka uygun olarak sağlandığı ispat
edilmeyen mallar veya ilgilinin sosyal yaşantısı bakımından geliriyle uygun olduğu kabul
edilemeyecek harcamalar şeklinde ortaya çıkan artışlar, bu Kanunun uygulanmasında
haksız mal edinme sayılır”.
4.1. Suçun Maddi Unsurları:
Suçun maddi unsuru haksız mal edinmedir. Haksız mal edinme Kanunun 4 üncü
maddesinde tanımlandığı üzere,
a) Yasaya veya genel ahlaka uygun olarak sağlandığı kanıtlanamayan,
b) İlgilinin sosyal yaşantısı bakımından geliriyle uygun olduğu kabul edilemeyecek
şeklinde ortaya çıkan artışlardır.
4.2. Manevi Unsur: Kast.
Haksız mal edinme için Kanunun 17 nci maddesinde sayılan rüşvet, irtikap, ihtilas,
zimmete para geçirme görev sırasında veya görevden dolayı kaçakçılık, resmi ihale ve alım
satımlara fesat karıştırma gibi suçlar daha ağır bir cezayı öngördüğünden, doğal ki bu
yollarla edinilen haksız kazanç için bu suçlarla ilgili kanun maddeleri uygulanır.
5- İNCELENEN KONULARIN İSNAT EDİLEN SUÇLAR AÇISINDAN
DEĞERLENDİRİLMESİ
Aşağıda; Raporumuzun önceki bölümlerinde çeşitli başlıklar altında ayrıntılı olarak
incelenen; ihale uygulamaları, vurgun operasyonu çerçevesinde yürütülen soruşturma,
tanık ve sanık ifadeleri ve mal varlığı konularının sistematik bir özeti ile bu konuların Türk
Ceza Kanunu ve 3628 Sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla
Mücadele Kanununda suç olarak gösterilen fiiller açısından değerlendirmesi yapılacaktır.
5.1- Devlet Güvenlik Mahkemesinden Komisyona İntikal Eden Dosyalar
Raporumuzun III.A bölümünde yapılan ayrıntılı açıklamalardan da anlaşılacağı
üzere:
12
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
Vurgun operasyonu kapsamında haklarında soruşturma açılan Bakanlık üst düzey
yetkililerinden Bakan Danışmanı Sadrettin Dinçer, Devlet Güvenlik Mahkemesi
Savcılığında ve Hakimliğindeki ifadelerinde;
“Sakarya Merkez Hükümet Konağı inşaatı ihalesini alan Dabak inşaat sahibi Daniş
Pakoğlu, Pamukova İlçe Jandarma Komutanlığı bina inşaatını alan Başkurt Hafriyat sahibi
Abdullah Başkurt, Yalova Çınarcık Esenköy İlçe Jandarma Komutanlığı binası inşaatı
ihalesini alan SKG Yapı İnşaat Şirketi yetkilisi Hızır Saral, Türkiye İş Kurumu Genel
Müdürlüğü Sakarya İl Müdürlüğü Hizmet Binası İnşaatı ihalesini alan Hascan İnşaat
yetkilisi Hasan Cansız ve Bismil Devlet Hastanesi İkmal İnşaatı ihalesini alan Fatih Petrol
inşaat Şirketi yetkilisi Ali Çakmaklı ile ilgili olarak eski Bakan Koray AYDIN’ın kendisine
telefon açıp şirket yetkililerinin isimlerini vererek yardımcı olunması yönünde Sedat Aban’a
talimat vermesini istediğini, bunun üzerine bu ihalelerle ilgili Sedat Aban’ı arayıp Bakan
Beyin talimatını ilettiğini”
Belirtmiştir.
Müsteşar Yardımcısı M.Sedat Aban ise, yine DGM Savcılığı ve Hakimliğinde
davetiye usulüyle yapılan bir kısım ihalelerde Bakan Beyin ihaleyi alması istenilen şirketin
adını ya bizzat kendisine veya danışmanı Sadrettin Dinçer’e bildirerek “bu işle ilgilenin”
talimatını verdiğini, bu sözün “ihalenin ismi verilen firmaya verilmesi talimatını içerdiğini”
ifade etmiştir.
Davet edildiği iki ihale de üzerinde kalan Hascan İnşaat yetkilisi Hasan Cansız da
soruşturma safhasında ve Komisyonumuzda verdiği ifadelerinde “eski Bakan Koray AYDIN
ile iki kez görüştüğünü ve davetiye usulüyle yapılan ihalelere katılmak istediğini söyleyip
yardımcı olunmasını istediğini” beyan etmiştir.
İfadelerde sözü edilen ihalelerin sonuçlarına bakıldığında, bu ihalelerin talimatla
isimleri verilen firmalarda kaldığı görülmektedir.
Tüm bu ifadeler göz önüne alındığında, Bayındırlık ve İskan Eski Bakanı Koray
AYDIN’ın bir kısım ihalelerde, Bakanlık sıfatının kendisine sağladığı kolaylıktan
yararlanarak, bazı firma isimlerini verip “bu işle ilgilenin” talimatını vermek suretiyle bu
ihalelerde gizli ittifak oluşumuna sebebiyet verdiği kanaatine varılmıştır.
5.2- Yapı İşleri Genel Müdürlüğü İhaleleri
Raporumuzun III.B.1 bölümünde yapılan ayrıntılı açıklamalardan da anlaşılacağı
üzere; Sayın Koray AYDIN döneminde Yapı İşleri Genel Müdürlüğü tarafından davetiyeli
olarak yapılan ihaleler incelenmiş ve aşağıdaki tespitler yapılmıştır:
1- a) 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 44 üncü maddesi hükmüne göre, bir
ihalenin belli istekliler arasında kapalı teklif usulü (davetiye usulü) ile yapılabilmesi için;
ya maddede ismen sayılan işlerden (örneğin; baraj, köprü, limanlar, rıhtımlar, hava
meydanları, vb.) olması, ya da “özelliği bulunan yapım işi” niteliğinde olması
gerekmektedir. Bu nitelikleri taşımayan işlerin ihalesinde bu madde hükmüne göre sınırlı
sayıda belli istekliler arasında davet usulünün uygulanması mümkün değildir. Ancak Kanun
maddesinde özelliği bulunan yapım işlerinin neler olduğu belirtilmemiştir. Bayındırlık ve
İskan Bakanlığınca ilk defa 1993 yılında “özelliği bulunan yapım işleri”nin
değerlendirilmesinde esas alınmak üzere teknik puanlama kriterleri belirlenmiştir. Fakat
Sayın Koray AYDIN döneminde özelliği bulunan yapım işlerinin belirlenmesi için teknik
13
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
değerlendirme kriterlerinin uygulanmadığı, davetiye usulü ile yapılacak işlerde alınan bazı
Bakan Olurlarında; verilecek hizmetin özelliği, özel proje olması, işin idame ve yenileme işi
olması, işin yapılacağı binanın diğer kamu kurum ve kuruluşlarından farklı konumda olması
ve özellik arz etmesi gibi hususların, “özelliği bulunan yapım işi” ne gerekçe olarak
gösterildiği ve sıradan işlerin özelliği bulunan yapım işi gerekçesiyle belli istekliler
arasında kapalı teklif usulü kullanılarak ihale edildiği belirlenmiştir.
Örneğin Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Müfettişlerince hazırlanan 19.04.2002 tarih
ve HC.11/11/02-1, SE.12/02-2, İZB.31/02-5, MD.33/02-5, MS.36/02-11, KT.46/02-9 sayılı
raporda açıklandığı üzere; Bakanlık Makamının 15.2.1996 tarih ve 6-5/77 sayılı Olurlarıyla
uygun görülen bir işin özelliği bulunan yapım işi olup olmadığı yönündeki değerlendirme
kriterleri esas alınarak, oluşturulan bir komisyon tarafından yapılan değerlendirme
sonucunda;
-Nizip Devlet Hastanesi inşaatı için : 79.4
-DPT Müsteşarlığı Hizmet Binası inşaatı için : 81.4
-AYDIN Söke Adalet Binası inşaatı için : 80.9
-Tapu ve Kadastro Gen Md.Arşiv Binası İkm. inş .için : 81.4
-Puan takdir edilerek bu işlerin özelliği bulunan yapım işleri olmadıkları
belirtilmiştir.
b) Yine anılan maddede, belli istekliler arasında kapalı teklif usulü kullanılarak
yapılacak ihalelerde teknik yeterlikleri ve güçleri idarece kabul edilen en az üç isteklinin
belirlenerek davet edilmesi öngörülmüştür. Bu noktada istekli seçiminde iki önemli kriter
dikkate alınacaktır: Birincisi, maddede öngörüldüğü şekilde ihaleye teknik yeterlikleri ve
güçleri idarece kabul edilmiş en az üç isteklinin davet edilmesi gereğidir. İkincisi ise, istekli
seçiminde Kanunun 2 nci maddesinde öngörülen rekabet ve açıklık ilkelerinin
sağlanmasıdır. Firma tanıtım dosyalarının incelenmesinden Sayın Koray AYDIN döneminde
davet edilen firmaların çoğunluğunun benzer iş bitirmelerinin bulunmadığı veya davet
edildikleri işle kıyaslandığında çok küçük iş bitirmeleri olduğu, teknik ve mali açıdan yeterli
olmadıkları anlaşılmıştır.
Örneğin Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı Hizmet Binası Tesisat Onarımı inşaatı
işinin ihale edildiği İnterkon Yapı San. ve Tic. Ltd. Şti’nin ana sözleşmesinin Türk Ticaret
Sicili Gazetesinin 15.11.2000 tarih 5175 sayılı nüshasında yayınlandığı, 1.12.2000
tarihinde Ankara Ticaret Odasına kaydedildiği, şirket yetkilisi tarafından 10.7.2001 tarihli
dilekçe ile Yapı İşleri Genel Müdürlüğünce yapılacak ihalelere katılmak için başvuruda
bulunulduğu, dilekçe ekinde yer alan bildirimlerde şirketin müteahhit veya taşeron olarak
herhangi bir iş yapmadığı, taahhüdünde de işi bulunmadığının beyan edildiği, şirketin
07.06.2004 tarihine kadar geçerli A grubu, 6 trilyon lira miktarlı müteahhitlik karnesi
sahibi olduğu, müteahhitlik karnesinin şirketin % 50 oranında ortağı bulunan Şükrü
Gökhan ÖZDOĞU’dan devralındığı, bu şahsın ise söz konusu karneyi iş denetleme ve
diplomadan aldığı, yani herhangi bir taahhüdü ve iş bitirmesinin bulunmadığı görülmüştür.
c) İlan edilmek suretiyle duyurulan kapalı teklif usulü ihalelerin sayısında Sayın
Koray AYDIN döneminde önemli ölçüde azalma, davet usulü ile yapılan ihalelerde ise artış
olduğu görülmektedir. Sayın Koray AYDIN’dan önceki son 5 yıllık dönemde bütün ihale
mevzuatlarına göre davetiyeli yapılan ihalelerin sayısının, toplam ihale sayısına, oranı %75
14
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
olarak gerçekleşmiştir. Üstelik bu dönemde yapılan davetiyeli ihalelerin önemli bir kısmının
OHAL bölgesindeki işleri kapsadığı görülmüştür. Oysa Sayın Koray AYDIN döneminde
davetli ihalelerin toplam ihale sayısına oranı %92’ye yükselmiştir. Bu dönemde bütün
mevzuat türlerine göre yapılan davetiyeli ihalelerin toplam sayısı 220’ye ulaşmışken, bütün
mevzuat türlerine göre yapılan ilanlı ihalelerin toplam sayısı ise sadece 17’de kalmıştır.
Böylece istisnai ihale usulü olarak öngörülen davetiye usulü, amacını aşarak esas
ihale usulü haline gelmiştir.
Tüm bu uygulamalarla 2886 sayılı Kanunun 2 nci maddesinde “ihtiyaçların en iyi
şekilde; uygun şartlarla ve zamanında karşılanması ve ihalede açıklık ve rekabetin
sağlanması” olarak belirlenen temel ilkelerine ve anılan Kanunun 44 üncü maddesine
aykırı davranılmıştır.
2- Bu dönemde, parasal limitler açısından, ilgili valilikler (taşra teşkilatları)
tarafından yapılabilecek nitelikteki ve büyüklükteki çok sayıda ihalenin, gereksiz yere
merkeze alınarak davetiye usulü ihale edildiği ve bu ihalelere çoğunlukla merkezi Ankara
olan firmaların davet edildiği görülmüştür. Böylece mahalli firmaların ihalelere katılımı
büyük ölçüde önlenmiş, daha avantajlı teklif verme imkanları bulunan mahalli firmalar
katılım dışı bırakılmıştır.
3- 1997 yılında Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca bir duyuru yapılarak firmaların,
teknik ve mali güçlerini tanımak amacıyla ve davetiye usulü ile yapılacak ihalelerde
değerlendirilmek üzere, “firma tanıtım dosyalarını” Bakanlığa göndermeleri istenilmiştir.
Bu duyuruya istinaden firmalarca hazırlanıp Yapı İşleri Genel Müdürlüğüne gönderilen
toplam tanıtım dosyası sayısı 3000 civarındadır. Tanıtım dosyası gönderen bu firmalar,
ileride yapılacak olan davetiyeli ihalelere çağrılmaya namzet firmalardır. Tanıtım dosyası
sayısının 3000’ler civarında olmasına rağmen, sadece 264 adet firma ihalelere davet
edilmiştir. Bu durum, yapılan bütün ihalelere, hep benzer firmaların davet edilmekte ısrarcı
davranıldığını göstermektedir. Diğer firmalara ise bu şans verilmemiştir.
4- Sayın Koray AYDIN döneminde; Yapı İşleri Genel Müdürlüğünce merkezde
yapılan davetli ihalelerin çoğunda, firmaların isimlerinin gizli tutulması zorunluluğu
yeterince sağlanamamıştır. Örneğin bu dönemdeki bütün ihalelere gönderilen davet
mektuplarının incelenmesinde, ihalelerin yarıya yakınında davet edilmesi kararlaştırılan
birden fazla firmaya aynı adreslere davet mektubu gönderilerek ihaleye birlikte davet
edildikleri tespit edilmiştir.
Aynı ihaleye davet edilen bazı firmaların ortakları arasında baba-oğul, kardeşlik gibi
yakın akrabalık ilişkileri bulunduğu veya bazı davetli firmaların çoğunluk hissesine aynı
kişilerin sahip olduğu durumlar tespit edilmiştir.
Örneğin, Bolu 1000 kişilik öğrenci yurdu ihalesine aralarında akrabalık ilişkisi
bulunan Ekşi İnş. San. ve Tic. A.Ş. ile Ekşioğlu İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. ‘nin birlikte
çağrıldığı ve ihaleyi Ekşi İnş San. ve Tic. A.Ş. firmasının kazandığı,
Dışişleri Bakanlığı Ek Binası İkmal inşaatı ihalesine, aralarında akrabalık ilişkisi
bulunan Ortek İnş. San. ve Tic.Ltd. Şti. ile Ali-Hay İnş. San. ve Tic.Ltd. Şti.’nin birlikte
çağrıldıkları ve ihalenin Ortek İnş.San. ve Tic.ltd. Şirketinde kaldığı,
Anlaşılmıştır.
15
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığının 24.4.2002 tarihli
raporunda da, ortaklar arasında yakın hısımlık ilişkisi bulunan şirketlerin aynı ihaleye
davet edilmelerinin ihalenin temel ilkelerinden biri olan rekabetin sağlanmasını
engelleyeceği vurgulanmıştır.
Elbette ki kanunlarımız, birbiriyle yakın akrabalık ilişkisi bulunan kişilerin farklı
şirketlere ortak olmasını ve bu şirketlerin aynı ihaleye “katılmalarını” yasaklamamaktadır.
Aksi ispatlanmadıkça bu iki firma arasında anlaşma olduğunu iddia etmek mümkün
olmayabilir. Çünkü ayrı tüzel kişiliği bulunan iki firmanın özgür iradesiyle ihalelere
katılmak ve teklif vermek hakkı bulunmaktadır. Öte yandan bu firmaların aynı ihaleye
katılmasını idarenin önceden tespit etmesi ve engellemesi de mümkün olmayabilir.
Ancak bu yorumları ilan yoluyla duyurulan ve katılımın herkese açık olduğu ihaleler
için yapmak mümkün ise de, aynı yorumu, sınırlı sayıdaki isteklinin idarece belirlendiği ve
davetiye mektubu ile ihaleye davet edildiği ihalelerde ileri sürmek, 2886 sayılı Kanunun 2
nci maddesinde zikredilen “rekabet” ilkesi ile “ihtiyaçların uygun şartlarla karşılanması”
ilkeleri çerçevesinde mümkün olamayacaktır. Çünkü, daha önce de vurguladığımız gibi,
idarenin elinde 3000 civarında firma portföyü bulunmaktadır ve bu firmalar içinden geniş
bir seçim şansı vardır. Bu imkana rağmen, aynı ihaleye, ortaklarının arasında yakın
akrabalık (ve hatta çoğunlukla adres birliği) ilişkisi bulunduğu firma tanıtım dosyalarından
kolaylıkla anlaşılan firmaların davet edilmiş olması ve üstelik bazı ihalelerin bu
firmalardan biri üzerinde bırakılması, Bakanlığın bu konuda objektif ve basiretli
davranmadığını göstermektedir.
Ayrıca aynı ihaleye birlikte davet edilen bazı firmalarda aynı kişi veya kişilerin
çoğunluk hissesine sahip ortak durumunda olması Devlet İhaleleri Genelgesinde belirtilen,
bir isteklinin kendi veya başkaları adına, asaleten veya vekaleten (yani doğrudan veya
dolaylı olarak) tek bir teklif vermesi gerektiği şeklindeki amir hükme de açıkça aykırılık
teşkil etmektedir.
Yine bu firmalar arasında anlaşma olmadığını iddia etmek, hem pratikte hem de
hukuken mümkün değildir.
Bir kişinin aynı ihaleye davet edilen birden fazla firmanın çoğunluk hissesine sahip
bulunması, firmaların aynı tebligat adresini ve/veya kanuni adresi kullanıyor olması,
tebligat adresi ve/veya kanuni adresleri farklı olsa bile diğer firmanın adresine veya üçüncü
bir ortak adrese davetiye gönderiliyor olması, aynı ihaleye davet edilen birden fazla
firmanın ortakları arasında yakın akrabalık (baba-evlat, karı-koca, kardeş, vs.) ilişkisi
bulunması, gibi durumların varlığında, o ihalede rekabetin tam anlamıyla sağlanabildiğini
söylemek mümkün olmayacaktır. Kuşkusuz bu konuda en büyük sorumluluk, ihaleye davet
edilecek firmaların belirlenmesinde son karar mercii olan Bakanda olacaktır.
5- Firma tanıtım dosyalarının idareye verildiği tarih ile bu firmaların davet edilerek
kazandıkları ihalenin tarihleri karşılaştırıldığında;
a) İhaleyi kazanan bazı firmaların, ihale tarihi itibariyle Bakanlığa vermiş olduğu bir
tanıtım dosyası bulunmadığı halde, Bakanlıkça ihaleye davet edildiği ve tanıtım dosyasını
kazandığı bu ihaleden çok kısa bir süre sonra vermiş olduğu,
b) Bazı ihalelerin de, kendilerine ihale için davet mektubu gönderilmesinden çok kısa
bir süre önce (1-3 gün) Bakanlığa tanıtım dosyası veren firmaların uhdesinde kaldığı,
16
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
Tespit edilmiştir.
Bu tespitler, yapılacak ihaleye, o ihaleyi kazanması düşünülen firmanın, tanıtım
dosyası vermesi için özellikle teşvik edilmiş olduğu izlenimini uyandırmaktadır.
5.3- İller Bankası Genel Müdürlüğü İhaleleri
Raporumuzun III.B.2 bölümünde yapılan ayrıntılı açıklamalardan da anlaşılacağı
üzere:
1- İller Bankası İhale Yönetmeliğinin 30 uncu maddesinin ikinci fıkrası, değişiklikten
önce % 30’ dan fazla artışın tesisin işletmeye açılması, geçici kabule hazırlanması ve
sadece bir tek ek sözleşme olması şartıyla yapılabileceğini öngörmüş iken, 12.12.1999
tarihinde yapılan değişiklikle sınırsız ek sözleşme yapma hakkı tanındığı ve buna dayanarak
%200-300’lere varan keşif artışlarının sağlandığı müşahede edilmiştir.
2886 sayılı Kanunun 63 üncü maddesinde; “%30 oranından fazla artış, temel, tünel
ve benzeri işler ile tabii afetler gibi nedenlerden ileri gelmiş ise, idarenin isteği,
müteahhidin kabulü ve ilgili Bakanın onayı ile süre hariç aynı sözleşme ve şartname
hükümleri içinde %30’u geçen işlerde aynı müteahhide yaptırılabilir.” hükmü yer
almaktadır. Bu madde ile ek sözleşme yapabilme şartı, temel, tünel ve benzeri işler ile tabii
afet hallerine dayandırılmıştır. Bu konuda Bakanlık Makamından alınan 31.03.1998 tarih
ve 91 sayılı Olur ile;
a) İhale bedeli ve % 30 fazlası dışına taşan işlerin ihaleye esas projede
belirlenmesinin mümkün olmadığının sebep ve gerekçeleriyle birlikte kesin olarak
saptandığı işlerle sınırlı kalmak üzere,
b) Tesisin işletmeye açılması ve geçici kabule hazır hale getirilmesi için gerekli
bütün iş kalemleri ve miktarlarını, yeni keşif artışlarına neden olmayacak şekilde kapsayan
gerçekçi keşfe dayanmak ve,
c) Uygulamada, maliyet artışlarına sebep olabilecek keşif dışı işlerin yapılmasına
engel olacak önlemleri almak kayıtlarıyla,
d) Yukarıdaki esaslar dahilinde saptanan ek sözleşme keşif bedelinin ana sözleşme
keşif bedelinden daha fazla olmaması şartıyla,
Ek sözleşme yapılabileceği hususu onaylanmıştır.
Ancak Sayın Koray AYDIN tarafından imzalanan 26.10.1999 ve 27.10.1999 tarihli
Olur ile 31.3.1998 tarihli Olur iptal edilerek alt yapı inşaatlarının tümü tabii zeminin
altında yapılmakta olduğundan, bu tür inşaatlarda zeminin olumsuzluklardan kaynaklanan
tüm hususlar, 63 üncü maddedeki “temel” kavramından ileri gelen maliyet artışı olarak
değerlendirilerek ek sözleşme yapma sebebi sayıldığı,
İhale Yönetmeliğinin 30 uncu maddesinde yapılan değişikle daha önceki
Yönetmelikte bir tek ek sözleşme yapılabilmesi öngörülmüşken, yeni Yönetmelik hükmünde
sınırsız ek sözleşme yapma olanağı getirilmek suretiyle ihalesiz ihale yaptırma olanağı
sağlandığı,
2- Yapılan ihalelerin tamamına yakınında, 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 44
üncü maddesine paralel olarak hazırlanan Yönetmeliğin 13 üncü maddesine göre belli
istekliler arasında davetiye usulünün kullanıldığı, bu durumun ihale Yönetmeliğinin 4 üncü
maddesinde yazılı “ihalede açıklık ve rekabetin sağlanması” ilkesine aykırı bir davranış
olduğu, davet usulünün kullanılması ile katılımın sınırlı tutulduğu, ilan usulünde katılımda
17
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
bir sınırlama olmadığından rekabetin yüksek olduğu, dolayısıyla uygulanan davet usulünde
indirim oranlarının önemli ölçüde düşük gerçekleştiği, bu nedenle ihale yapan Kurumun
ekonomik kayıplarının arttığı,
3- Yönetmeliğin 13 üncü maddesinin birinci fıkrasında davet usulüyle yapılacak
ihalelere “teknik liyakat ve yetenekleri Bankaca kabul edilmiş tecrübeli şahıs ve
firmalardan en az üçünden teklif istenmesi” gerektiğinin ifade edildiği, ancak teklif
istenecek firmaların tanıtım dosyalarının firmaların güncel bilgilerini taşımadıkları, çok
eski bilgileri kapsayan tanıtım dosyalarının arşivlendiği, davet edilen firmaların liyakat ve
kapasitelerinin ihale edilen işe çoğu kez uygun olmadığı,
4- İhaleye davet edilen bazı firmalar arasında akrabalık ilişkilerinin bulunduğu, bu
durumdaki firmaların aynı ihalelere birlikte davet edildikleri, katıldığı ihalelerin hiç birini
kazanamadığı halde bazı firmaların ihalelere davet edilmesinde ısrarcı olunduğu,
5- Daha önceki dönemlerde ortalama %40’lar civarında gerçekleşen ihale
tenzilatlarının bu dönemde ortalama %20 civarında gerçekleştiği,
Yapılan incelemeler sonucunda görülmüş olup mevzuata aykırı bu uygulamalardan
dönemin Bayındırlık ve İskan Eski Bakanı Koray AYDIN’ın sorumluluğunun bulunduğu
düşünülmektedir
5.4- Karayolları Genel Müdürlüğü İhaleleri
Raporumuzun III.B.3 bölümünde yapılan ayrıntılı açıklamalardan da anlaşıldığı
gibi:
1- İncelenen ihaleli iş örneklerinden ve ek 48.1 – 48.2’de ayrıntılı olarak görüldüğü
üzere; Karayolları Genel Müdürlüğündeki genel uygulamanın, yukarıda incelenen
örneklerden farklı olmadığı, yani bir yol yapım işinin gerçeğe uygun keşfi hazırlanmadan,
uygun projesi olmadan ihaleye çıkarıldığı, bu aşırı toleransın “hele işi ihale edelim, nasıl
olsa Bakan Olur’ları ile her oranda keşif artışı alınarak bu işi devam ettiririz” düşüncesinin
yerleşmesine yol açtığı, öyle ki 63 üncü maddenin, tamamen kendi amaçlarına göre
yorumlanarak, sınırsız keşif artışına olanak veren bir kanun hükmü olarak algılandığı, en
büyük yatırımcı kuruluşlardan biri olan Karayolları Genel Müdürlüğünde 63 üncü
maddenin birinci fıkrasına göre hiçbir yapım ihalesi sözleşmesinin tasfiye edilmemesinin de
bunun ayrı bir kanıtı olduğu düşünülmektedir.
Yapılan kilometrelerce uzunluktaki yolların geçtiği zeminlerin aynı klasta olması
elbette düşünülemez. Bu nedenle, büyük bir zemin sorunu yaşanmadan yol yapılabildiği
gibi, başlangıç ve bitiş kilometreleri arasında değişik noktalarda, doğal zemin yapısında,
yol yapımının karakteristiğini değiştiren durumlarla da karşılaşılabilmektedir. Bu durumda
uygulanacak yöntem ve teknikler mevcuttur. Ya zemin yapısı güçlendirilerek yol yapımına
devam edilir, yol platformu sağlam zemine oturacak şekilde ripaj yapılır. Ya da tünel,
köprü, viyadük gibi sanat yapıları yolun bünyesine alınabilir. Projede öngörülmeyen bu
durumların keşif artışına sebep olduğu da bir gerçektir.
Ancak, Karayolları Genel Müdürlüğünün uygulamalarında ihale edilen yolun
başlangıcından geriye, bitim noktasından ileriye doğru değişik uzunluklarda yeni yol yapım
işlerinin ilave edildiği, iki yönlü iken bölünmüş yola dönüştürüldüğü, projede bir adet tünel
varken yanına ikinci tünel yapımının ilave edildiği, bu ilave işlerle yolun bitirilebilmesi için
keşif artışlarının 63 üncü madde kapsamında gösterildiği anlaşılmaktadır.
18
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
63 üncü maddenin üçüncü fıkrası hükmünün uygulanabilmesi için, keşif artışının;
birinci keşfi doğru ve projesi tam olarak hazırlanmış yol yapım çalışmaları sırasında, yol
platformunun oturacağı arazi şeridinin zemin yapısında önceden bilinmeyen olumsuz
durumlarla (su seviyesinin yüksek olması, aktif heyelan meydana gelmesi, zemin taşıma
gücünün zayıf olması gibi) karşılaşılması, bu durumu iyileştirmek için zayıf zemin kazısı
yapılarak yerine taşıma mukavemeti yüksek dolgu yapılması veya zemin çivisi, blonlama,
jet-grauting gibi yeni teknolojiler uygulanarak yüksek mukavemet ve stabilitenin
sağlanmasının zorunlu hale gelmesi gerekmektedir.
Bu durumda olumsuz şartlarla karşılaşılan yol kesimi veya kesimlerini içine alan
mukayeseli keşiflerin yapılarak %30’u geçen keşif artışı işlerin idarenin isteği, müteahhidin
kabulü ve ilgili Bakanın onayının alınması şartları ile süre hariç, aynı sözleşme ve
şartname hükümleri içinde yaptırılması mümkündür.
Ancak idarenin uygulamasında ihale kapsamında yapılan yolun tamamının yukarıda
sayılan olumsuzlukları taşıdığı ileri sürülerek, 63 üncü maddenin 3 üncü fıkrası hükmünün
uygulamaya konulabilmesi için, ilgili Bakanın onayının alındığı görülmektedir.
Bu durum, bir kötü niyet göstergesidir. Çünkü yolun geçtiği kilometrelerce
uzunluktaki bütün zemin yapısının temel, tünel v.b. işler ile tabii afetler gibi olumsuz
durumlarda olması mümkün değildir. Eğer bu durum gerçek ise, idare etüd ve araştırma
görevini ya eksik yapmış ya da hiç yapmamıştır. Kısacası yol güzergahını bilerek sorunlu
zemin yapısı bulunan bölgelerden geçirdiği halde proje ve keşfini olumlu kriterlere
dayandırarak düşük keşif özetiyle ihaleye çıkartılmak suretiyle, önce, isteklilerin işe
rağbetinin azaltıldığı, sonra da afaki keşif artışları ile rekabet ilkeleri hiçe sayılarak işi alan
yükleniciye yeni ve haksız menfaatler sağlandığı kanaatine varılmıştır.
Sayın Koray AYDIN’ın görevli olduğu dönemde Karayolları Genel Müdürlüğü
Yapım Dairesi Başkanlığınca 27 adet yol yapım işi ihale edilmiştir. Yine bu dönemde adı
geçen sayın Bakan tarafından 27 adet yol yapım işine keşif artışı Olur’u verilmiştir (Ek:
49.1, 49.2).
2- Keza, Karayolları Genel Müdürlüğünce gerçekleştirilen Kıbrıs Ayrımı-Tatlısu-
Çayırova yol yapımı ihalesinde, ihaleye davet edilmeyen bir firma tarafından açılan iptal
davasında, davaya bakan ve dosyayı inceleyen Ankara 8. İdare Mahkemesince, daha önce
de aynı işi yapan ve teknik yeterliliği ve mali gücü bilinen bir firmanın bu ihaleye davet
edilmemesinin rekabet ilkesini ortadan kaldırdığı ve bu haliyle azami kamu yararının
sağlanmasında yetersiz kaldığı gerekçesiyle, 11.12.2001 tarih ve 2001/1805 K. Sayılı karar
ile ihalenin iptaline karar verilmiş ve bu karar Danıştay 10. Dairesinin 26.3.2003 tarihli
kararıyla onanmıştır.
5.5- İhale uygulamaları ile ilgili olarak
Yukarıdaki bölümlerde de izah edildiği şekilde, gerek Bakanlığa bağlı bütün
kuruluşlarda davetiye usulüyle yapılan ihalelerde ihaleye katılacak isteklilerin
onaylanması, gerek İller Bankası İhale Yönetmeliğinde yapılan değişikliğin onaylanması ve
gerekse diğer işlemler sırasında Sayın Koray AYDIN’ın yasal olarak kendisine tanınan
takdir hakkını kullandığı muhakkaktır.
Ancak, 174 sayılı Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları Hakkında Kanun
Hükmünde Kararnamenin bazı maddelerinin kaldırılması ve bazı maddelerinin
19
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
değiştirilmesi hakkında 202 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabulü
hakkında 3046 sayılı kanunun 21 inci maddesinde açıklandığı üzere, “Bakanlar, bakanlık
hizmetlerini mevzuata, Hükümetin genel siyasetine, milli güvenlik siyasetine, kalkınma
planlarına ve yıllık programlara uygun olarak yürütmekle ve bakanlığın faaliyet alanına
giren konularda diğer bakanlıklarla işbirliği ve koordinasyonu sağlamakla görevli ve
Başbakana karşı sorumludur.
Dolayısıyla, bu Kanun hükmüne göre Bakana tanınan takdir yetkisi sınırsız değildir.
Her bakan, kanunen kendisine tanınan takdir yetkisini kullanırken bu kanun
hükmünü gözetmek zorundadır.
Bu itibarla, Bayındırlık ve İskan Eski Bakanı Koray AYDIN’ın, bakanlığı döneminde,
merkez teşkilat ve bağlı kuruluşlarında yaptığı icraatlarda, “inceleme araştırma ve
tesbitler” bölümünde açıklandığı üzere, kanunen kendisine verilen takdir yetkisini amacına
aykırı olarak kullanmak ve Bakanlığı döneminde yapılan usulsüzlüklere kayıtsız kalıp
gerekli tedbirleri almamak suretiyle görevini kötüye kullandığı kanaatine varılmıştır.
5.6- Mal Varlığı
Raporumuzun III.C bölümünde yapılan ayrıntılı açıklamalardan da anlaşılacağı
üzere:
1- Bayındırlık ve İskan Eski Bakanı Koray AYDIN, 3628 sayılı Mal Bildiriminde
Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu’nun 6 ncı maddesine göre
seçimlerin kesinleşmesinden itibaren 2 ay içinde vermesi gereken 1999 mal bildirimini,
18.04.1999 tarihinde yapılan ve kesin sonucu 27.04.1999 tarihli ve sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanarak kesinleşen seçimden 7 ay 11 gün sonra 08.12.1999 tarihinde vermiştir.
Dolayısıyla 1999 mal bildiriminin 5 ay 11 gün gecikmeyle verildiği anlaşılmıştır.
(...)
Diğer yandan 3628 sayılı Kanunun 4 üncü maddesine göre, kanuna veya genel
ahlaka uygun olarak ispat edilmeyen mallar veya ilgilinin sosyal yaşantısı bakımından
geliriyle uygun olduğu kabul edilemeyecek harcamalar şeklinde ortaya çıkan artışlar, bu
Kanunun uygulanmasında haksız mal edinme sayılır.
Aynı Kanunun 13 üncü maddesinde ise, kanunen daha ağır bir cezayı gerektirmediği
takdirde haksız mal edinene, üç yıldan beş yıla kadar hapis ve beş milyon liradan on milyon
liraya kadar ağır para cezası verileceği hükme bağlanmıştır.
İzleyen 14 üncü maddede ise “Haksız edinilmiş olan malların zoralımına
hükmolunur. Bu malların elde edilememesi veya bir malın tümünün haksız mal edinme
konusu teşkil etmemesi sebepleri ile zoralımın mümkün olmadığı hallerde haksız edinilen
değere eşit bedelinin hazineye ödenmesine karar verilir. Bu bedel, Amme Alacaklarının
Tahsil Usulü Hakkında Kanun Hükümlerine göre tahsil olunur” denilmektedir.
(...)
(...)
Bu verilere göre Bayındırlık ve İskan Eski Bakanı Koray AYDIN’ın tespit edilen
yasal gelirlerine kıyasla mal varlığındaki artış oldukça yüksek olup ilgilinin izahını
gerektirmektedir. Bayındırlık ve İskan Eski Bakanı Koray AYDIN, 14.07.2004 tarihinde
Soruşturma Komisyonumuza verdiği ifadede, bu konuda tatminkar bir açıklamada
bulunmamış, ayrıntılı rakamsal açıklamalar yapmaksızın, Ankara’ da 545 adet konut inşa
ederek sattığını ifade etmiştir. İlgilinin bu açıklaması yeterli görülmediğinden, 3628 sayılı
Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu’nun 4, 13 ve 14
üncü maddelerindeki hükümler uyarınca yargılanması gerektiği sonucuna varılmıştır.
5.7- Komisyonumuzda alınan ifade ve savunmalar
1) Bayındırlık ve İskan Eski Bakanı Koray AYDIN’ın vekili tarafından hazırlanan
20
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
14.07.2004 tarihli yazılı savunmasında; “iddialara konu fiillerin tamamı hakkında daha
önce Meclis soruşturması açıldığı, TBMM’nin 14.02.2002 tarihli kararı ile soruşturma
talebinin reddedildiği, bu kararın kesin hüküm niteliğinde olduğu ve (9/8) sayılı soruşturma
komisyonunun bu iddiaları soruşturma yetkisinin bulunmadığı” hususlarının ağırlıklı
olarak yer aldığı görülmektedir.
9/8 Esas Nolu Meclis Soruşturma Komisyonu, Anayasa, TBMM İçtüzüğü ve Ceza
Muhakemeleri Usulü Kanunundaki hükümler çerçevesinde çalışmalarını yürütmüştür.
Komisyonumuzun görev alanına giren konularda, 21. dönem, İstanbul Milletvekili
Mehmet Ali Şahin ve 55 arkadaşı tarafından verilen soruşturma önergesine istinaden
kurulan (9/4) esas sayılı soruşturma komisyonunda, soruşturma önergelerinin reddedilmiş
olması kesin hüküm teşkil etmez. Zira Soruşturma Komisyonları, TBMM’nin verdiği yetkiyle
hazırlık soruşturması görevini yürütmektedir.
Ayrıca CMUK’nun 167/2 nci maddesi uyarınca yeni olaylarla ve yeni delillerle
karşılaşıldığında her zaman yeniden soruşturma yapılması mümkündür.
Nitekim 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla
Mücadele Kanununa aykırılık iddiasıyla ilgili, kendisi hakkında daha önce herhangi bir
soruşturma açılmamıştır.
Bu nedenle, önceden verilmiş kesin hüküm niteliğinde bir karar bulunmadığından,
Bayındırlık ve İskan Eski Bakanı Koray AYDIN Hakkında Soruşturma Komisyonu
kurulmasında ve soruşturma yapılmasında yasal bir engel yoktur.
21
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
2) Söz konusu yazılı savunmada, komisyonun yetkisinin soruşturma önergesinde
yazılı beş ihale ile sınırlı olduğu ve bunun dışında diğer ihalelerin incelenemeyeceği
belirtilmiştir.
Halbuki, Meclis Soruşturması açılması önergesinde Bakan Danışmanı Sadrettin
Dinçer’in ifadelerinde yer alan beş ihale örnek olarak sayılmış ve sonunda “şeklindeki
beyanları da dikkate alınarak” denilmiştir.
Mehmet Sedat Aban’ın vurgun operasyonu kapsamında alınan ifadelerinde Sayın
Bakan Koray AYDIN ile irtibatlandırılan beşten fazla ihale bulunmaktadır.
Eski Bakan Koray AYDIN hakkında Meclis Soruşturması açılması yönündeki
önergenin başlığı incelendiğinde, “Bakanlığı sırasında yapılan ihalelerde usulsüzlüklerde
bulunduğu ve bu ihalelerle ilgili yolsuzluk iddialarının tahkikini zamanında yaptırmayarak
görevini kötüye kullandığı” iddiasının bulunduğu görülmektedir.
Bu nedenle, Sayın Koray AYDIN’ın bakanlığı döneminde yapılan ihalelerin,
ifadelerde bahsedilenler öncelikli olmak üzere, büyük bir kısmı incelenmiştir.
3) Bayındırlık ve İskan Eski Bakanı Koray AYDIN’ın komisyona verdiği yazılı
savunmada, “Komisyon tarafından CMUK’nun 143/1 inci maddesine aykırı olarak
soruşturma evrakı ve dosyasında bulunan belgelerin kamusal savunma makamına
verilmediği” ifade edilmiştir.
TBMM İç Tüzüğünün 110 uncu maddesinin ikinci fıkrasında komisyon çalışmalarının
gizli olduğu belirtildiğinden, komisyon toplantı tutanakları örnekleri verilmemiş ve bu husus
komisyonun 12.05.2004 tarih ve 3 sayılı ve 09.07.2004 tarih ve 7 sayılı toplantılarında
karar altına alınmıştır. Ayrıca komisyona intikal eden yüzlerce belgeden hangisinin
istendiği açıkça belirtildiği takdirde bir suretinin verileceği karar altına alınıp Sayın Koray
AYDIN’ın vekiline tebliğ edildiği görülmüştür.
4) Yine aynı savunmada, “Sayın Bakana savunmasını hazırlaması için yeterli süre
verilmediği” belirtilmişse de, iddialarla ilgili ifadesine başvurulmak üzere çağrıldığı
14.07.2004 tarihli toplantıya icabet eden Sayın Koray AYDIN, savunmasını hazırlamak için
herhangi bir süre talebinde bulunmadığı gibi vekili tarafından hazırlanan 14.07.2004 tarihli
yazılı savunmayı ibraz etmiştir.
5) Bayındırlık ve İskân Eski Bakanı Koray AYDIN, Komisyonumuzun 14.07.2004
tarihli toplantısında, davetiye usulüyle yapılan ihalelerde Bakan tarafından onanarak
ihaleye katılmaları uygun görülen firmalardan bir kısmının davet edildikleri iş için gerekli
teknik yeterliğe ve mali güce sahip olmadıkları yönünde yöneltilen bir soruya;
“Ben Bakanlıkta bakan olarak görev yaptım, üst düzeyde kararlar aldım, onları
uyguladım. Yani bu söylediğiniz konular yeterlik komisyonunda görev alan mühendislerin
takip edip icra edeceği konulardır, Bakan bunlarla meşgul olmaz…”
şeklinde cevap vermiştir.
Ancak, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında 180 Sayılı
Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesinin ikinci fıkrasındaki:
“Bakan, emri altındakilerin faaliyet ve işlemlerinden de sorumlu olup bakanlık
merkez ve taşra teşkilatı ile bağlı kuruluşunun faaliyetlerini, işlemlerini ve hesaplarını
denetlemekle görevli ve yetkilidir.”
22
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
Amir hükmü karşısında, Sayın Koray AYDIN’ın bu savunmasının yerinde olmadığı
görülmektedir.
6) Diğer taraftan Bayındırlık ve İskân Eski Bakanı Koray AYDIN, 21. dönem İstanbul
Milletvekili Mehmet Ali Şahin ve 55 Arkadaşı tarafından “Bakanlığı döneminde usulsüzlük
ve suiistimallere yol açtığı ve göz yumduğu, gerekli tedbirleri almayarak görevini kötüye
kullandığı ve bu eylemlerinin TCK'nun 228, 230, 240 ve 346. maddelerine uyduğu”
iddiasıyla verilen soruşturma önergesine istinaden kurulan (9/4) Esas Numaralı Soruşturma
Komisyonunda yaptığı savunmada, ita amiri olarak kendisine kanunen verilen yetki ve
sorumluluğun;
“1-İhale komisyonunu mevzuata uygun olarak oluşturmak,
2- 44 üncü maddeye göre yapılacak ihalelere katılacak olan isteklilere onay vermek,
3- İhalelerin 2 nci maddede öngörülen ilkelere uygun olarak yapılıp yapılmadığını
kontrol ederek ihaleyi onaylamak veya iptal etmek” olduğunu belirterek,
1- İhale komisyonlarının mevzuata uygun olarak oluşturulmadığı,
2- 44 üncü maddeye göre yapılan ihalelerde kendisi tarafından belirlenen ihale
isteklilerinin yeterliğinin bulunmadığı,
3- Kanunun 31 inci maddesi uyarınca, ihale komisyonlarının mevzuata aykırı
faaliyette bulunduğu veya usulsüz uygulamalar olduğu yönünde kendisine yapılmış ihbar
veya şikayet olup da gereğini yapmadığı,
Hususlarında herhangi bir iddia ortaya konulmadığını beyan etmiştir.
Ancak, yukarıdaki bölümlerde de belirtildiği gibi; özelliği bulunmayan işlerin
davetiye usulüyle ihale edilmesine, teknik yeterliği ve mali gücü bulunmayan firmaların
ihalelere davet edilmesine, aralarında ortaklık ve akrabalık ilişkisi bulunan firmaların aynı
ihaleye davet edilmelerine onay verilerek, takdir hakkının kanunun amacına aykırı olarak
kullanılması, kendisi tarafından belirtilen 2886 sayılı Kanunun 2 nci maddesindeki rekabet
ilkesine aykırılığı oluşturmaktadır. Takdir hakkının rekabet ilkesine ters düşecek şekilde
kullanılması görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunu oluşturmaktadır.
Nitekim, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 14.5.1998 tarih ve 3309/5188 sayılı kararında;
“… Belediye Başkanı sanığın, pompa, iş makinesi ve içme suyu isale ihaleleriyle ilgili
eylemleri 2886 sayılı Kanunun 2, 17, 25 inci maddelerine aykırı olarak yapma biçiminde
gerçekleştiğinden görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu” ifade edilmektedir.
Yüce Divanın bugüne kadarki uygulamalarında da, bakanların memur olarak kabul
edildiğini ve bu şahısların sıfatlarının kendilerine sağladığı kolaylıktan yararlanarak
işlediği bütün suçların görev suçu olarak nitelendirildiğini görmekteyiz.
V- SONUÇ VE KARAR
Komisyonumuz soruşturma önergesinde belirtilen konularla ilgili çalışmalarını
tamamlamış ve sayın üyelerin değerlendirmelerini almak üzere 16.07.2004 tarihinde
toplanmıştır.
.........................
Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
Bayındırlık ve İskan Eski Bakanı Sayın Koray AYDIN’ın Bakanlığı döneminde,
ihalelerin tamamına yakınının istisnai bir usul olan davetiye usulüyle yapıldığı, böylelikle
istisnai ihale usulünün uygulanmasının kural haline getirildiği, önceleri asgari 20 veya
23
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
daha fazla firma ihaleye çağrıldığı halde bu dönemde 3 ila 10 firmanın davet edildiği, davet
edilen firmalar arasında ortaklık ve akrabalık ilişkileri ile adres birlikteliklerinin olduğu,
ihalelerde yapılan kırımların (daha önceki ve sonraki dönemlerde ortalama % 20’nin altına
düşmediği halde) ortalama % 10’lara düştüğü, niteliği gereği ancak belli nitelikteki
firmalardan birine verilmesi gerekli işlerin istenilen nitelikleri taşımayan firmalara
verildiği, ayrıca sair nedenlerle 2886 sayılı Kanunun 2 inci maddesinde öngörülen rekabet
ve açıklık ilkesine aykırılık oluşturulduğu, kanunların tanıdığı takdir hak ve yetkisinin
Kanunun amacına uygun kullanılmadığı, Bakanlıkta meydana gelen haksızlık, yolsuzluk ve
usulsüzlükleri önleme noktasında gerekli ve yeterli önlemleri almayıp denetimleri
yapmadığı ve bu nedenlerle kamunun zararına sebebiyet verdiği,
Belli istekliler arasında davetiye usulüyle yapılan ihalelerin bazılarında “bu firma ile
ilgilenin diye Müsteşar Yardımcısı Sedat ABAN ile Danışmanı Sadrettin DİNÇER’e talimat
verdiği ve ilgili ihalenin bilahare ismi verilen firmalara verildiği, Bakanlıktaki
uygulamaların ihalelerle ilgili gizli ittifak oluşumuna sebebiyet verdiği ve bu suretle de
kamunun zararına neden olduğu,
Sayın Bakan’ın çeşitli dönemlerinde verdiği mal bildirimlerinde özellikle döviz
varlıkları yönünden büyük farklılıklar bulunduğu, 1995 yılındaki mal bildirimi ile
Komisyonumuza verdiği mal bildirimi arasındaki farklılık ve artışların -özellikle 29.05.1999
ile 05.09.2001 tarihi arasındakilerin- izah edilemediği,
Bu nedenlerle; adı geçenin bu fiil ve davranışlarıyla Türk Ceza Kanununun 240 ıncı
ve 366 ncı maddeleri ile 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzlukla
Mücadele Kanununun 13 üncü maddesini ihlal ettiği kanaat ve sonucuna varılarak;
Bayındırlık ve İskan Eski Bakanı Sayın Koray AYDIN’ın Yüce Divana sevk
edilmesine, Anayasanın 100 üncü ve TBMM İçtüzüğünün 112 nci maddelerine istinaden,
Komisyonumuzca oy çokluğu ile karar verilmiştir.”
IV- YARGILAMANIN AŞAMALARI
A- Sanığın Sorgusu
Sanık, Yüce Divanın 30.3.2005 günlü oturumunda yapılan sorgusunda özetle;
- Ticaret hayatına petrol işiyle başladığını, daha sonra inşaat malzemeleri ticareti
yaptığını, “Bakan oldu şirket kurdu” denilen olayın aslının 1987 yılında kurduğu inşaat
malzemeleri satışı yapan şirketine ait şubenin bu statüden çıkarılıp şirket statüsüne
geçirilmesi olduğunu,
- Ticaret yaparken aynı zamanda inşaat yapımı ile de uğraştığını ve yap-sat şeklinde
toplam 544 daire yaptığını, 1993 yılında Ankara-Çankaya Çukurca Mahallesinde dokuz
parselde kırkbeş konut, yirmiiki işyerine ilişkin yap-sat anlaşması yaptığını, inşaatlara imar
problemi nedeniyle 1997 yılında başladığını, bakan olunca üç parseldeki anlaşmasını
feshettiğini, işlerinin yoğunluğu nedeniyle bu fesih işlemini bakanlığa noter getirterek
yaptığını, medyaya “makamında iş bitirdi” şeklinde yansıyan konunun bu olduğunu,
24
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
- (9/8) Esas Numaralı Meclis Soruşturması Komisyonunun yaptığı araştırmalar
sonucunda işyerlerinden deprem bölgesindeki müteahhitlere mal sattığı iddiasının doğru
olmadığını gördüğünü, buna rağmen komisyon raporunda dokuz firma ismi sayıldığını
ancak bir iddiada bulunulmadığını, yazılan dokuz firmanın ikisinin eski müşterisi olduğunu,
altısının ise çok küçük rakamlarla mal alışı yaptıklarını, geriye bir firma kaldığını ve bu
firma için de böyle bir şey söylenemeyeceğini,
- Hakkında, (9/4) Esas Numaralı Soruşturma Önergesi verildiğini, kurulan
komisyonun çalışmaları sonucu hazırlamış olduğu Yüce Divana sevkine gerek olmadığına
ilişkin raporun, 14.2.2002 gününde Meclis Genel Kurulunda görüşüldüğünü ve yapılan gizli
oylamada Yüce Divana sevkine gerek olmadığına karar verildiğini,
- 17 Ağustos 1999 depreminden sonra çok kısa sürede prefabrik ve kalıcı konutların
tamamlanmasını sağladığını, (9/8) Esas Numaralı Meclis Soruşturması Komisyonunun
deprem bölgesinde yapılan işlerle ilgili tek bir satır iddiada bulunamadığını, soruşturma
komisyonunun siyasi nedenlerle kurulduğunu ve çalışmalarında taraflı ve siyasi
davrandığını, yaptığı bütün itirazların komisyonca reddedildiğini, lehte hiçbir belgenin
toplanmadığını ve kullanılmadığını, bu nedenle kararın da siyasi olduğunu,
- Soruşturma komisyonu raporunun Mecliste görüşülmesi sırasında iktidar partisinin
çoğunluğunun baskı, şiddet ve ağır saldırısına uğradığını, suçlamaya muhatap olan bir kişi
olarak konuşmasının tamamlatılmadığını, görüşmenin son ve olmazsa olmaz parçası olan
savunmanın hukuken mevcut olmadığını ve bu nedenlerle dosyanın Meclise iade edilmesi
gerektiğini,
- 3628 sayılı Kanun’a aykırılık oluşturan herhangi bir eyleminin olmadığını, bu
nedenle hakkındaki bu Kanun’a aykırılık iddiasının hukuksal dayanaktan yoksun olduğunu,
hakkında verilen (9/8) Esas Numaralı Soruşturma Önergesinde yazılı olmayan iddialarla
ilgili soruşturma yapılamayacağını, bakanlık yaptığı dönemi kapsamayan 30.6.1995 -
29.5.1999 tarihleri arasındaki dönemde 3628 sayılı Kanun’a aykırılık oluşturan bir fiil
isnadında bulunulamayacağını ve böyle bir fiilin yargılanamayacağını,
- 3628 sayılı Kanun’la düzenlenen suçların mahsus suçlar olduğunu, 30.6.1995 -
29.5.1999 tarihleri arasındaki döneme ilişkin olarak 3628 sayılı Kanun’a bağlı mal
bildiriminde bulunması gerekli kişilerden olmadığını, o dönemde vatandaş Koray AYDIN
olduğunu, bu nedenle 1995 - 1999 tarihleri arasında söz konusu yasaya aykırılık oluşturacak
bir fiilin mahsus faili olmasının mümkün olmadığını, soruşturma komisyonu raporunda
bakanlık yaptığı 1999 - 2001 dönemi için özellikle 29.5.1999 - 5.9.2001 tarihi
arasındakilerin izah edilemediği şeklinde iddiada bulunulmasına rağmen, raporun hiç bir
yerinde bu döneme ilişkin verdiği mal bildirimleri arasında herhangi bir biçimde malvarlığı
artışı iddiasına yer verilmediğini,
- 3628 sayılı Kanun’a göre, bakanlığı sırasında ilk olarak 8.12.1999 gününde ve daha
sonra 3.5.2000 gününde mal bildirimi verdiğini, bakanlık döneminden sonra ise Kasım 2002
genel seçiminden sonra ve soruşturma komisyonunun isteği üzerine 10.5.2004 gününde mal
bildiriminde bulunduğunu, 3.5.2000 günlü mal bildiriminde, 8.12.1999 tarihinde verdiği
mal bildiriminin aynıdır şeklinde beyanda bulunduğunu, daha sonraki mal bildirimlerinde
25
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
ise mal varlığı değerleri arasında değişiklikler olmasına rağmen, toplamda mal varlığında
bir artışın olmadığını,
- Türk Ceza Kanunu’nun 366. maddesine aykırılık iddiasına konu herhangi bir eylem
ve işleminin olmadığını, soruşturma önergesiyle bir kamu davasından yargılanmakta olan
M. Sedat ABAN ve Sadrettin DİNÇER adlı sanıkların, hazırlık aşamasındaki Ceza
Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 135/A-1 maddesine aykırı biçimde yasak sorgu
yöntemiyle alınmış kanıt niteliği olmayan beyanları esas alınarak iddiaların
oluşturulduğunu, aynı sanıkların hakim huzurunda alınan ifadelerine itibar edilmeyerek
doğru iddiada bulunma ilkesinin çiğnendiğini, (9/8) Esas Numaralı Meclis Soruşturması
Komisyonunun da aynı durumu sürdürdüğünü, iddianın hukuksal dayanaktan yoksun
olduğunu,
- Söz konusu sanıkların Mahkeme önündeki beyanlarında Emniyet, Devlet Güvenlik
Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı ve Yedek Hakimliğinde alınan ifadelerinin baskı ve
işkence altında alındığını söylediklerini ve kabul etmediklerini, Sadrettin DİNÇER’in
işkence ve kötü muamele gördüğüne ilişkin doktor raporu bulunduğunu, sanıkların yasak
sorgu yöntemiyle alındığı için kanıt niteliği olmayan beyanlarında da kendisi hakkında suç
oluşturan bir iddiada bulunmadıklarını, Bakan olarak kendisine başvuran kişilere yardımcı
olunmasını istediği şeklinde beyanları bulunduğunu, bunun ise bir ihalenin belirli bir
firmaya verilmesi veya verilmemesinin sağlanması anlamına gelmeyeceğini, başvuran
kişilere ihaleye katılma işlemleri konusunda yardımcı olunması anlamına geldiğini,
- 2886 sayılı Kanun’un 44. maddesine göre yapılan ihalelerde, Kanun’un, idarelerin
ihale yapabilme görev ve yetkisini Bakanın onayına bağladığını, Bakanın ihaleyi yapan
makam olmadığını, sadece ihaleyi yapacak olan idarenin kendi yetki ve sorumluluğundaki
onaya konu ihale işlemlerine onay verme makamı olduğunu, Bakanın bu ihalelerdeki
onayının hukuki niteliğinin idarenin hazırladığı ihale işlemlerini yürürlüğe sokmak
olduğunu, dolayısıyla Bakanın idarelerce hazırlanan onaya konu işlemlerden değil sadece
yürürlüğe koyma işlemi olan onaydan sorumlu olacağını, bu nedenle davet edilecek
firmaların tespit edilmesi ve tespit edilen firmaların teknik yeterlilikleri ve güçlerinin
seçilmesinden ihaleyi yapacak olan makamın sorumlu olduğunu,
- Ayrıca, Bakan Oluru’nun Bakan işlemi değil bakanlık işlemi olduğunu, bu işlemin
de müsteşar yardımcısı müsteşar ve Bakan işlemiyle tekemmül edeceğini, bu tip ihalelerde
yasal olarak en az üç istekli firmanın bulunmasının yeterli olduğunu, daha çok firmanın
katılmasının sağlanmamasının idari bir eksikliğe konu olamayacağı gibi herhangi bir suça
da konu olamayacağını, adı geçen sanıkların ifadelerinde bu ihalelerde iddia konusu suçu
oluşturan talimat, emir, yönlendirme gibi bir eyleminin bulunduğunu iddia etmediklerini,
diğer taraftan soruşturma raporunda da belirtildiği üzere, kendisi hakkında 2886 sayılı
Kanun’un 35/A maddesine konu olan ilanlı ihalelerle ilgili herhangi bir iddianın da
bulunmadığını,
- Bakanlığındaki ihalelere ilişkin yolsuzluk iddialarının zamanında tahkikini
yaptırmadığı iddiasının Türk Ceza Kanunu’nun 240. maddesi kapsamına girmeyeceğini, bu
maddedeki görevi kötüye kullanmak suçunun ancak icrai bir fiille işlenebileceğini, bu
26
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
nedenle iddia konusu fiille işlenebilecek suçun Türk Ceza Kanunu’nun 230. maddesinde
öngörülen görevi ihmal suçu olabileceğini, bu maddeye aykırılık oluşturan ihmali bir
eyleminin de bulunmadığını, Bakan ve bakanlık makamının dedikoduların, söylentilerin,
şaibelerin araştırılması makamı olmadığını, bu makamların mevzuata ve usulüne uygun
yapılmış olan ihbar, şikayet gibi başvuruları teftiş organları aracılığıyla
değerlendireceklerini, bu konudaki iddiaların yer, zaman, şahıs ve işlem bakımından belirli,
açık olmaması nedeniyle soyut olduğunu, usulüne ve mevzuatına uygun yapılan
başvuruların teftiş organları aracılığıyla denetimini tam ve gereği gibi sağladığını,
- Üzerine atılı bulunan suçlama ve iddiaların hiçbirisini kabul etmediğini, iddia
konusu işlemlerin Bakan sıfatıyla kendisini ilgilendiren kısımlarının mevzuata uygun
olduğunu, kamusal savunma tarafından yapılan usuli itirazlarla ilgili dilekçeleri aynen
tekrarladığını, her bir suçla ilgili ayrı ayrı beraatına karar verilmesini talep ettiğini,
beyan etmiştir.
B- Kanıtlar
1- Yazılı Kanıtlar
- Özelliği Bulunan Yapım İşlerinin Değerlendirilmesi konulu 30.4.1993 günlü, 2710
sayılı Bakan Oluru,
- 2710 sayılı Olur ile uygulamaya konulan “Yapı Değerlendirme Kriterleri Puan
Dağılımı” cetvelinde değişiklik yapan 6.7.1993 günlü, 3951 sayılı Bakan Oluru,
- 3951 sayılı Olur’da değişiklik yapan 15.2.1996 günlü, 6-5/77 sayılı Bakan Oluru,
- Olağanüstü hal kapsamına giren Diyarbakır, Hakkari, Siirt, Şırnak, Tunceli ve Van
illerinde ihalelerin 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 44. maddesine göre yapılmasına
izin veren Başbakanlığın 22.1.1998 günlü, 113 sayılı gizli yazısı,
- Bayındırlık ve İskan Bakanlığının özelliği bulunan yapım işleriyle ilgili olarak (9/8)
Esas Numaralı Meclis Soruşturması Komisyonu Başkanlığına yazdığı 11.6.2004 günlü yazı,
- Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinin talebine istinaden Bayındırlık ve İskan
Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığınca hazırlanan 24.4.2002 günlü, 1728 sayılı rapor,
- 25.3.1999 günlü, 23650 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 1999; 27.2.2000 günlü,
23977 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2000 ve 1.3.2001 günlü, 24333 sayılı Resmi
Gazetede yayımlanan 2001 yılı Devlet İhaleleri Genelgeleri,
- Bayındırlık ve İskan Bakanlığında yapılan ihalelerle ilgili olarak Devlet Güvenlik
Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca 2001/477 hazırlık, 2001/233 esas numarası ile
hazırlanan 2001/190 sayılı iddianame,
- Bazı tanıkların Emniyet, Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığı ve Devlet Güvenlik
Mahkemesi Yedek Hakimliğinde alınan ifadelerine ilişkin tutanaklar,
- Bazı tanıkların Türkiye Büyük Millet Meclisi (9/8) Esas Numaralı Meclis
Soruşturması Komisyonunda alınan ifadelerine ilişkin tutanaklar,
27
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
- İkinci derece ita amirlerinin yetki sınırını belirleyen 19.3.1999, 8.2.2000, 17.7.2000
ve 10.10.2001 günlü Bayındırlık ve İskan Bakanlığı genelgeleri,
- Sanığın 30.6.1995, 8.12.1999, 5.5.2000, 22.1.2003 ve 10.5.2004 tarihli mal
bildirimleri,
- Koray Aydın’ın Bakanlık yaptığı dönemde yolsuzluk ihbar ve şikayetleri ile bunlar
hakkında yapılan işlem sonuçlarını gösteren Bayındırlık ve İskan Bakanlığının 29.3.2005
günlü, 569 sayılı yazısı,
- Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Dörtyol-Geçitkale-Girne-Büyükkonuk- Çayırova
yolu ihalesi hakkındaki ihbar mektuplarına yapılan işlem sonucunu belirten Karayolları
Genel Müdürlüğünün 14.4.2005 günlü, 872 sayılı yazısı,
- Koray AYDIN’ın Üstyapı firma temsilcisi Hüseyin GÜNDOĞDU ile ilgili olarak
26.4.2005 günlü oturumda sunduğu belgeler,
- (...)
- Tanık Mehmet İNCE’nin Ankara 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi Yedek
Hakimliğince alınan ifadesine ilişkin tutanaklar,
- Tanık Mehmet İNCE’nin 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi Yedek Hakimliğince
alınan ifadesine ilişkin tutanaklar,
- Üstyapı İnşaat Limited Şirketinin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Dörtyol-
Geçitkale-Girne-Büyükkonuk-Çayırova ihalesi ile ilgili olarak verdiği 18.12.2000 ve
22.12.2000 günlü ihbar mektupları,
- Tanıklar Ali ÇAKMAKLI, Abdullah BAŞKURT ve Kadir ASLAN’ın hazırlık
aşamasında alınan ifadelerine ilişkin tutanak örnekleri,
- Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2002/71 esas sayılı dava dosyasının duruşma
tutanakları,
- Koray AYDIN tarafından 26.7.2005 gününde mahkemeye sunulan ve noterde
yapılmış kat karşılığı inşaat yapım sözleşmeleri,
- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının 9.8.2005 günlü, 37849 sayılı yazısıyla
gönderilen Meclis soruşturması komisyonunun Bayındırlık ve İskan Bakanlığından talep
ettiği 29.5.1999-5.9.2001 tarihleri arasında yapılan ihaleler ve keşif artışları ile ilgili ihbar
mektupları ve bunlara ilişkin inceleme, ön inceleme ve soruşturma raporları örnekleri,
- (...)
- (...)
28
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
- Bakan danışmanı Sadrettin DİNÇER’in işkence gördüğünü iddia ederek suç
duyurusunda bulunması sonucunda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 2001/76857
Hz. 2001/29253 takipsizlik kararı ve ekindeki doktor raporları,
- Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 12.9.2005 tarihinde gönderdiği Ali
ÇAKMAKLI ve Abdullah BAŞKURT’un talimatla alınan ifade örnekleri ile bu dosya
kapsamında alınmış üç ayrı bilirkişi raporunun suretleri,
- Sanık müdafii tarafından 11.10.2005 gününde verilen kat karşılığı gayrimenkul
tablosu,
- (...)
- Koray AYDIN’ın 18.11.2005 tarihinde mal varlığına ilişkin yaptığı yazılı açıklama,
- Sanık müdafii tarafından 7.2.2006 tarihinde verilen Koray AYDIN inşaat
müteahhitliği ile ilgili faturalar ve yevmiye defteri,
- Bayındırlık ve İskan Bakanlığının 25.1.2006 günlü, 234 sayılı yazısı ile gönderdiği
oniki adet yapım işine ait bilgiler,
- Eryapı İnşaat Sanayi ve Tic. A.Ş.nin ibraz ettiği üç adet fatura ile yevmiye defteri,
- Tanık Şükrü KOÇ’un 20.3.2006 tarihinde mahkemeye ibraz ettiği protokol, senet,
tapu senedi ve yapı kullanma izin belgesi,
- Bayındırlık ve İskan Bakanlığının 5.4.2006 günlü, 1094 sayılı yazısı ile gönderdiği
yapım işlerine ait belgeler,
- 13290 ada 4 parseldeki 1, 2, 3, 13, 19, 20, 25, 26 numaralı bağımsız bölümlere ait
resmi senet fotokopilerini gösteren Çankaya 5. Bölge Tapu Sicil Müdürlüğünün 16.5.2006
günlü, 1086 sayılı yazısı,
- Çankaya 5. Bölge Tapu Sicil Müdürlüğünün 1086 sayılı yazısına ek olarak
29.8.1997 tarih ve 7733 yevmiyeli resmi senedin fotokopisini ibraz eden aynı müdürlüğün
23.6.2006 günlü, 1362 sayılı yazısı,
- Bayındırlık ve İskan Bakanlığının 11.7.2006 günlü, 2474 sayılı yazısı ile gönderdiği
yapım işlerine ait belgeler,
- Bayındırlık ve İskan Bakanlığının 17.7.2006 günlü, 2549 sayılı yazısı ile gönderdiği
yapım işlerine ait belgeler ile “özelliği bulunan yapım işine” ait açıklamalar,
- Kızılcahamam Devlet Hastanesi ihalelerine ait onay belgeleri ile ihale kararlarının
ibraz edildiğine dair Kızılcahamam Kaymakamlığının 12.7.2006 günlü, 1394 sayılı,
25.7.2006 günlü, 1486 sayılı ve 31.8.2006 günlü, 1769 sayılı yazıları,
- Bayındırlık ve İskan Bakanlığının 16.8.2006 günlü, 2962 sayılı yazısı ile gönderdiği
yapım işlerine ait belgeler,
29
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
- Bayındırlık ve İskan Bakanlığının 27.10.2006 günlü, 3957 sayılı yazısı ile
gönderdiği yapım işlerine ait belgeler ile “özelliği bulunan yapım işine” ait açıklama,
- Bayındırlık ve İskan Bakanlığının “özelliği bulunan yapım işi” ile Bakan Olurlarına
ilişkin açıklamaları içeren 20.11.2006 günlü, 4213 sayılı yazısı,
- Bilirkişilerin mal varlığına ilişkin 18.12.2006 günlü raporu ile 7.3.2007 günlü ek
raporu.
2- Tanıklar
Yargılama sırasında dinlenilen tanıklara ilişkin bilgiler aşağıdaki tabloda
gösterilmiştir:
Sıra
No
Adı Soyadı Ünvanı Dinlenildiği
Oturum
Ne Şekilde
Dinlenildiği
1 Hüseyin Gündoğdu Müteahhit, Üstyapı şirketi
yetkilisi
26.4.2005 Resen
2 Edip Eren Yıldızlar inş.yetkilisi,
Müteahhit, İnşaat mühendisi
26.4.2005 Resen
3 Ozan Dokumacı Krom İnşaat Şirketi yetkilisi,
Müteahhit
26.4.2005 Resen
4 Hasan Cansız Hascan inş.şirketi yetkilisi,
Müteahhit
26.4.2005 Resen
5 Eyüp Sabri Önen Moment Yapı şirketi yetkilisi 26.4.2005 Resen
6 Arzu Çağlayan Koray Aydın’ın kızkardeşi 26.4.2005 Resen
7 Ali Çağlayan Koray Aydın’ın eniştesi,
Sanayici
26.4.2005 Resen
8 Daniş Pakoğlu Dapak Ağaç Ürünleri Şirketi
Yetkilisi, Sanayici
26.4.2005 Resen
9 Nail Çalışkan İnşaat mühendisi 26.4.2005 Resen
10 Ali Naci Tuncer Eski milletvekili 31.5.2005 Resen
11 Tevfik Erkan
Hancıoğlu
Koray Aydın’ın kayınbiraderi 31.5.2005 Resen
12 İlkutlu Gönülal Eski Yapı İşleri Genel Müdür
V.
31.5.2005 Resen
13 Mehmet İnce Eski Yapı İşleri Gn.Md.Yrd., 31.5.2005 Resen
14 Fethi Soydan Emekli işçi (Yapı İşleri
Gn.Md.ihale takip eski şefi)
31.5.2005 Resen
15 Sadrettin Dinçer Koray Aydın’ın danışmanı 31.5.2005 Resen
16 Mehmet Sedat Aban Eski Bayındırlık Bak. Müsteşar
Yrd.
31.5.2005 Resen
17 Atilla Koç Kültür ve Turizm Bakanı 23.6.2005 Resen
18 Kadir Arslan İnşaat mühendisi 23.6.2005 Resen
19 Nail Çelebi Eski milletvekili 23.6.2005 Resen
20 Abdullah Başkurt Müteahhit 23.6.2005 Resen
21 Ali Çakmaklı Müteahhit 23.6.2005 Resen
22 Hızır Saral Makine mühendisi 23.6.2005 Resen
23 Ali Helvacı Eski Bayındırlık Bak. Müsteşarı 26.7.2005 Resen
24 Mahmut Nami
Tanrıverdi
İnşaat yüksek mühendisi 26.7.2005 Resen
30
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
25 Orhan Bıçakçıoğlu Eski milletvekili 26.7.2005 Savunma tanığı
26 Sinan Duman Muhasebeci 26.7.2005 Resen
27 Ali Bircan Müteahhit, İnşaat mühendisi 26.7.2005 Resen
28 Metin İlci Müteahhit 26.7.2005 Resen
29 Erciyas Altınışık Müteahhit, İktisatcı 26.7.2005 Resen
30 Yücel Korkmaz Müteahhit 22.9.2005 Resen
31 Garip Kuzu Müteahhit 22.9.2005 Resen
32 Firdevs Aban Emekli avukat, M.Sedat
Aban’ın eşi
22.9.2005 Savunma tanığı
33 Yunus Doğan Tacir 13.10.2005 Resen
34 Ömer Bağcı Makine mühendisi, sanayici 10.2.2006 Resen
35 Nevzat Ergün
Kumandaş
İşadamı 10.2.2006 Resen
36 Nermin Tekin Emekli hemşire 10.2.2006 Resen
37 Özden Özgül Ev hanımı 10.2.2006 Resen
38 Mehmet Tekkol İşletmeci 10.2.2006 Resen
39 Günal Gedik Serbest ticaret 10.2.2006 Resen
40 Erdoğan Tekin İnşaat taahhüt işi 10.2.2006 Resen
41 Mehmet Ülger Subay 10.3.2006 Resen
42 Mustafa Semiz Avukat 10.3.2006 Resen
43 Nihat Özyurt Elektrik mühendisi 10.3.2006 Resen
44 Arslan Güvenlioğlu İthalatçı 10.3.2006 Resen
45 Arif Bağcı İktisatcı 10.3.2006 Resen
46 Turgut Kara Emekli müfettiş 10.3.2006 Resen
47 Şükrü Koç Milli Eğitim Bakanlığı çalışanı 10.3.2006 Resen
48 Nuray Özkülahlı Ev hanımı 10.3.2006 Resen
49 Ayten Hancıoğlu Ev hanımı, Koray Aydın’ın
kayınvalidesi
10.3.2006 Resen
50 Osman Özel Kırtasiyeci 10.3.2006 Resen
51 Nazmiye Peker Ev hanımı 10.3.2006 Resen
52 Osman Öztürk Uzakdoğu Tic.Ltd.Şti. tem. 31.5.2006 Resen
53 Şefik İskenderoğlu Uzakdoğu Tic.Ltd.Şti.
temsilcisi, mimar
31.5.2006 Resen
C- Davaya Katılanlar ve Savları
Müşavir Hazine Avukatları Ferhan SÖZEN ve Zeynep TUNCER;
- 21.2.2005 günlü dilekçeleriyle, idare zararı doğmuş olabileceğinden 3628 sayılı
Kanun gereğince Maliye Bakanlığı adına,
- 23.2.2005 günlü dilekçeleriyle de idare zararı doğmuş olabileceğinden Bayındırlık
ve İskan Bakanlığı adına,
özel hukuka ilişkin hakları saklı kalmak koşuluyla, davaya katılma talebinde
bulunmuşlar, bu talepleri 24.2.2005 günlü oturumda kabul edilmiştir.
Karayolları Genel Müdürlüğü vekili Av. H. Kamuran COŞKUN, 28.4.2005 günlü
dilekçesiyle, idare zararı doğmuş olabileceğinden özel hukuka ilişkin hakları saklı kalmak
koşuluyla davaya katılma talebinde bulunmuş, bu talep 31.5.2005 günlü oturumda kabul
edilmiştir.
31
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
Katılan idare vekilleri 18.10.2006 günlü dilekçelerinde, 12.7.2006 günlü 26226 sayılı
Resmi Gazetede yayımlanan 5538 sayılı “Bütçe Kanunlarında Yer Alan Bazı Hükümlerin
İlgili Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelere Eklenmesi ve Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”la getirilen değişiklerle
Karayolları Genel Müdürlüğü adına dava takip etme yetkisinin Maliye Bakanlığı Başhukuk
Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü hazine avukatlarına verildiğini ileri sürerek;
- Av. Zeynep TUNCER ve Av. Canan Sibel ÖZKAN’ın Katılan Karayolları Genel
Müdürlüğü vekilleri olarak da duruşmalara kabullerine,
- Av. Buket ÇAĞLAR’ın Katılan Maliye Bakanlığı ve Bayındırlık ve İskan Bakanlığı
vekili olarak da duruşmalara kabulüne,
karar verilmesini talep etmişlerdir.
Katılan idare vekillerinin bu istemleri 31.10.2006 günlü oturumda kabul edilmiştir.
5.10.2007 günlü oturumda, 3046 sayılı Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları
Hakkında 174 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 13.12.1983 gün ve 174 sayılı
Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin
Kaldırılması ve Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında 202 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun’un 4. ve 10. maddeleri uyarınca
Karayolları Genel Müdürlüğünün Başbakanın teklifi ve Cumhurbaşkanının onayı ile
30.8.2007 tarihinden itibaren Ulaştırma Bakanlığına bağlanması nedeniyle katılan sıfatının
Ulaştırma Bakanlığı Karayolları Genel Müdürlüğü olarak değiştirilmesine karar verilmiştir.
Katılan idareler vekilleri esasa ilişkin açıklamalarını içeren dilekçelerini 27.4.2007
günü sunmuşlardır.
Söz konusu dilekçenin “Sonuç ve İstem” bölümünde;
“Belirtilen ve dosya kapsamındaki tüm bilgi ve belgeler gereğince Mahkemenizde
açılmış bulunan iş bu davada;
1- SANIĞIN;
Çeşitli dönemlerinde verdiği mal bildirimlerinde, özellikle döviz varlıkları yönünden
büyük farklılıklar bulunduğu, 1995 yılındaki mal bildirimi ile TBMM Soruşturma
Komisyonuna verdiği mal bildirimi arasındaki farklılık ve artışların özellikle 29/5/1999 ile
5/9/2001 tarihi arasındakilerin izah edilemediği,
3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzlukla Mücadele
Kanununun 13. maddesini ihlal ettiği, 3628 sayılı kanuna ilişkin iddialarla ilgili eyleminden
dolayı, 3628 sayılı kanunun 13. ve 15. maddeleri uyarınca CEZALANDIRILMASINA,
Haksız edinilen malların 3628 sayılı kanunun 14. maddesi uyarınca ZORALIMINA,
Haksız edinilen malın tespitinde;
a- Satıldıktan sonra iade edilen dört (4) adet Dairenin,
32
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
b- Yolalan İnşaat Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti. tarafından yapılıp satılan Dikmen Ata
(Huzur) Mahallesinde yapılan konutların, sanık Koray AYDIN'ın söz konusu inşaat taahhüt
işiyle ilgisinin anılan şirketin kar payı dağıtmış olması halinde mümkün olacağı ve Vergi
Dairesindeki Resmi kayıtlardan şirketin “kar dağıtımı” yapmadığı anlaşıldığından, resmi
kayıtlara itibar edilerek, bu konutların sanık Koray AYDIN’ın mal varlığıyla hiçbir şekilde
ilişkilendirilmemesini, sanık Koray AYDIN’ın mal varlığı izahında taşınmaz satış geliri ve
maliyeti olarak, sadece kendi adına akdettiği sözleşmelere istinaden Birlik mahallesinde
yapılan daire ve iş yerlerinin,
c- Taşınmazların satış bedellerinin (taksit tutarlarının) Türk Lirasına çevrilip mal
bildirim tarihine kadar TEFE endeksiyle irca edilmesi yerine, satış bedeli olarak alınan ve
elde tutulduğu beyan edilen dövizlerin mal bildirim tarihindeki kur üzerinden Türk Lirasına
çevrilmesi suretiyle hesaplanması,
d- Sanık ve ailesinin gelir ve giderlerinin, asgari yaşam standardı ve koşulları ile
sosyo-ekonomik durum ve konumları göz önünde bulundurularak hesaplanması gerektiği,
Hususlarının dikkate alınmasını,
Sonuç olarak; Evvelce bilirkişi raporlarına karşı vermiş olduğumuz beyanlarda
ayrıntıları ile açıklandığı üzere;
1- Sanık Koray AYDIN’ın (...)
2- (...)
3- (...)
4- (...)
(...)
(...)
2- Bayındırlık ve İskan eski Bakanı Koray AYDIN'ın;
a) Vurgun Operasyonu kapsamında; Yapı İşleri Genel Müdürlüğüne ait Sakarya
Merkez Hükümet Konağı, Pamukova İlçe Jandarma Komutanlığı, Yalova Çınarcık İlçe
Jandarma Komutanlığı, Bismil Devlet Hastanesi İkmal İnşaatı ve Türkiye İş Kurumu
Sakarya İl Müdürlüğü inşaatı ihalelerinde; “bu firma ile ilgilenin” diye Müsteşar
Yardımcısı Sedat ABAN ile Danışmanı Sadrettin DİNÇER'e talimat verdiği ve ilgili ihalenin
bilahare ismi verilen firmalara verildiği,
Bakanlıktaki uygulamaların ihalelerle ilgili gizli ittifak oluşumuna sebebiyet verdiği
ve bu suretle de kamunun zararına neden olduğu dosya kapsamıyla sabit bulunduğundan,
bu eylemlerinden dolayı 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 366. maddesi gereğince ayrı ayrı
CEZALANDIRILMASINA KARAR VERİLMESİNİ talep ederiz.
b) Bakanlığı döneminde Yapı İşleri Genel Müdürlüğü ihalelerinde;
1- Yapılan ihalelerin, “sayı olarak” büyük artış gösterdiği,
2- Yapılan ihalelerin, “tenzilat oranları”nın % 10’lara kadar düştüğü,
3- aa) Davetiyeli ihalelerin sayısında büyük artış olduğu,
bb) OHAL kapsamında olmadığı halde 167 ihalenin basit sebeplerle merkeze
alındığı,
33
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
cc) OHAL kapsamı dışındaki illerle ilgili ihalelerin parasal limitler gereği taşrada
yapılması gerekirken merkezde yapıldığı,
4- İhalelere genelde “aynı firmaların” davet edildiği,
5- Firma tanıtım dosyalarının tarihi ile davet mektuplarının tarihleri arasındaki
yakınlık bulunduğu,
6- Davet edilecek firmaların yeterli olmadıkları halde işin ihale edildiği,
34
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
7- Davet edilen firmalar arasında yakın ilişkiler bulunduğu,
8- Firmaların ortakları arasında ilişki bulunduğu,
9- Davet mektuplarının çelişkili adreslere gönderildiği,
10- Firmalara aynı adreslere davet mektupları gönderildiği,
11- Firmalara kanuni adresleri dışında, kime ait olduğu anlaşılamayan farklı bir
adrese davet mektubu gönderildiği,
c) Bakanlığı döneminde İller Bankası Genel Müdürlüğü İhalelerinde;
1- Yapılan ihalelerin sayılarında büyük artış olduğu,
2- Firmaların tanıtım dosyalarına göre işe uygun ve yeterli olmadığı,
3- İhaleye çağrılan firmalar arasında hısımlık-akrabalık ilişkileri olduğu,
4- Gerçeği yansıtmayan gerekçelerle ihale yönetmeliğinde değişiklik yapıldığı,
5- aa) Çerkezköy (Tekirdağ) Kanalizasyon İnşaatı
bb) Erciş (Van) Atiksu Arıtma Tesisi
cc) Değirmendere-Gölcük-İnsaniye Arıtma Kolektörü Hatları İnşaatı
dd) Adapazarı (Sakarya) Kanalizasyon İnşaatı ihalelerinde usulsüz ek sözleşme
yapılarak keşif artışları verildiği,
d) Bakanlığı döneminde Karayolları Genel Müdürlüğü İhalelerinde;
1- K.K.T.C Dörtyol-Geçitkale-Girne Ayrımı-Büyükkonuk-Çayırova,
2- Kocaeli İl’i dahilinde, Kocaeli-Gölcük Deprem Bölgesindeki Daimi Yerleşim
Alanları Bağlantı Yollarının (3.GRUP) Yapım İşlerinde yine 2886 sayılı yasaya aykırı
hareket edildiği,
3- ARDAHAN-GÖLE AYRIMI-YALNIZÇAM-ARDANUÇ, AFYON ŞEHİR GEÇİŞİ,
ANTALYA-ALANYA (2. ve 3. KISIM), AYR.-ALTUNHİSAR-BOR, ANTALYA-ALANYA (4.
KISIM), BORÇKA-CAMİLİ-DORUKHAN (ZONGULDAK) TÜNELİ, HOPA-KEMALPAŞA-
SARP, İZMİR-MANİSA YOLU, ÜRGÜP-BOĞAZKÖPRÜ YOLU ihalelerinde usulsüz keşif
artışları verildiği belirlendiğinden,
Söz konusu eylemlerinden dolayı 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 240. maddesi
gereğince ayrı ayrı CEZALANDIRILMASINA KARAR VERİLMESİNİ talep ederiz.
3- Kanunların zaman bakımından uygulanmasına ilişkin olarak, 765 sayılı TCK’nun
2., 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 7/2 maddesi gereğince; suçun işlendiği zaman
yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise,
“failin lehine olan” kanunun uygulanması, lehe olan kanunun tespitinde gerekçede de
belirtildiği üzere, iki kanunun cezayı artıran ve azaltan bütün unsurlarının tartışılıp, aynı
hükümde iki farklı kanun uygulanamayacağından, sonuç ceza hangisinde lehe ise o kanunun
uygulanması gerektiğinden ve bu husus Yüce Mahkemenizce takdir edileceğinden,
35
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
765 sayılı TCK, özellikle devlet memurları için 205 ve 208, 362, 366, 367 ve 368.
maddelerinde hüküm altına alınmış bulunan; “devlet alım-satımına fesat karıştırmak, kamu
taahhütlerine hile karıştırmak ve arttırma ve eksiltmelere fesat ve hile karıştırmak” suçları,
5237 sayılı TCK 235. maddesinde ihaleye fesat karıştırmak ve 236. maddesinde ise edimin
ifasına fesat karıştırmak suçları olarak bütünüyle yeniden düzenlenmiştir.
1/6/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile; 765 sayılı
TCK’nun 240. maddesinde “Görevi Kötüye Kullanma” olarak tanımlanan suç, Kamu
İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar Başlığı altında ve “Görevi Kötüye
Kullanma” adı ile 257. maddede düzenlenmiş bulunmaktadır.
765 sayılı TCK’nun 230. maddesinde düzenlenmiş olan hüküm karşılığında 257.
maddenin 2. fıkrası hükmü konmuştur.
Esas hakkındaki bu dilekçemizde; sanıkların dava konusu eylemlerinden dolayı
cezalandırılmaları talep edilen 765 sayılı TCK.’nun ilgili maddelerinden, Yüce
Mahkemenizce lehe olduğu kabul edilen 5237 sayılı TCK.’daki düzenlemelerin
uygulanmasını talep ederiz.
4- 1412 sayılı CMUK’nun 365/2 maddesindeki hükme dayanılarak kamu davasına
müdahil olunurken şahsi haklar da talep edilmekte iken, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi
Kanunu’nun 5328 sayılı Kanunun Geçici 1. maddesi ile değişik 5320 sayılı Kanunun 19.
maddesi ile 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe girmesi ve bu kanunun 237 ve devamı
maddelerinde kamu davalarında müdahil tarafından şahsi hakların talep edileceğine dair
bir hüküm bulunmadığından ve buna bağlı olarak maddi ve manevi tazminatın ceza
davalarında karar altına alınmasına ilişkin 765 sayılı TCK’ undaki 37, 38 ve 39.
maddelerindeki hükümleri içeren düzenlemeler, 5252 sayılı yasanın 5328 sayılı Yasanın
Geçici 1. maddesi ile değişik 13. maddesi ile 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı
TCK’nun da yer almadığından, Hazine zararının tahsili için Hukuk Mahkemesinde dava
açılması gerekmektedir.
31/3/2005 tarihinde yürürlüğe giren, 5347 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun
Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 3.
maddesiyle, 5320 sayılı Kanuna eklenen “GEÇİCİ MADDE 1 - Bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten önce ceza mahkemelerinde açılmış bulunan davalardaki şahsi hak talepleri,
görevsizlik kararı verilmeyerek bu mahkemelerce sonuçlandırılır.” hükmü yer almaktadır.
18/5/2005 tarihinde yürürlüğe giren, 5349 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve
Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 6. maddesiyle,
“GEÇİCİ MADDE 1-(1) Diğer kanunların, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Birinci
Kitabında yer alan düzenlemelere aykırı hükümleri, ilgili kanunlarda gerekli değişiklikler
yapılıncaya ve en geç 31 Aralık 2006 tarihine kadar uygulanır.” hükmü ve bu hükümdeki
süreyi 2008 tarihine kadar uzatan 19 Aralık 2006 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan, 5560
sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunun 15. maddesiyle,
“4/11/2004 tarih ve 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli
Hakkında Kanunun Geçici 1. maddesinde yer alan, "31 Aralık 2006" ibaresi "31 Aralık
2008" olarak değiştirilmiştir.” hükmü karşısında, özel bir yasa olan 3628 sayılı Yasada yer
36
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
alan düzenlemelere göre karar verilmesi gerekmektedir. Bu nedenle 3628 sayılı Yasanın 14.
maddesinde öngörülen ZORALIM hükmünün uygulanması gereklidir.
Açıklanan ve 5320 ve 5252 sayılı Yasaların, Geçici Madde 1’lerinde yer alan
hükümler gereğince;
A- 3628 sayılı Kanun Yönünden,
a) Maliye Bakanlığı adına vermiş olduğumuz, 21/2/2005 tarihli dilekçemizle; söz
konusu davaya Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 365. maddesi gereğince müdahil
olarak katılmamızın kabulü ile birlikte, sanığın 3628 sayılı Yasanın 13. maddesine
muhalefet suçundan cezalandırılmasına, aynı Yasanın 14. maddesi uyarınca haksız
edinilmiş olan malların zoralımına bunun mümkün olmaması halinde bedelinin Hazineye
ödenmesine, Hazine şahsi haklarının saklı tutulmasına karar verilmesi talep etmiştik.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın sanık Koray AYDIN’ın (...)
3628 sayılı Kanunun 14. maddesi uyarınca haksız edinilmiş olan malların
ZORALIMINA karar verilmesini,
b) Ayrıca; Hazine şahsi hakları saklı tutulduğundan, idarenin uğramış olduğu
zararların tazmini için, “Hukuk Mahkemesinde Dava Açmakta Muhtariyetimize” karar
verilmesini,
B- 765 sayılı TCK.’nun 240. ve 366. maddelerini ihlal suçları yönünden,
Bayındırlık ve İskan Bakanlığı adına vermiş olduğumuz, 23/2/2005 tarihli
dilekçemizle; söz konusu davaya Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 365. maddesi
gereğince müdahil olarak katılmamızın kabulü ile birlikte, TCK.’nun 240. ve 366.
maddelerini ihlal suçlarından sanığın cezalandırılmasına, bu eylemler sonucunda oluşan
Hazine zararına yönelik şahsi haklarımızın ve fazlaya ilişkin haklarımızın saklı tutulmasına
karar verilmesini talep etmiştik.
4/5/2005 tarihli dilekçemizle de; Davanın Mahkemenizce belirlenen uzman
bilirkişilere tevdii ile sanıklara atılı dava konusu eylemler hakkında, resmi belgelerle
açıklanan, tanık beyanlarında ifade edilen ve tüm dosya kapsamı ile elde edilen sair
delillerle ortaya çıkan teknik konularda Hazine zararının tespitine ve tespit edilen zararın
37
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
olay tarihlerinden itibaren yürütülecek yasal faizleriyle birlikte hüküm altına alınmasına
karar verilmesi Yüce Mahkemenizden talep edilmiştir.
Ancak; incelemeler devam ettiği için, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından
yargılama aşamasında herhangi bir zarar bildirmediğinden ve zararın Yüce Mahkemenizce
tespitine yönelik bilirkişi incelemesi yaptırılması yolundaki talebimiz reddedildiğinden,
Bayındırlık ve İskan Bakanlığı yönünden, daha sonra bildirilecek olan, Hazine
zararına yönelik şahsi haklarımızın ve fazlaya ilişkin haklarımızın, tespit edilecek zararın
olay tarihlerinden itibaren yürütülecek yasal faizleriyle birlikte tazmini için, “Hukuk
Mahkemesinde Dava Açmakta Muhtariyetimize” karar verilmesini,
6- Yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin sanıklardan tahsiline karar verilmesini
arz ve talep ederiz.”
denilmiştir.
D- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Esas Hakkındaki Görüşü
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 30.4.2007 günlü oturumda sözlü olarak da
açıkladığı esas hakkındaki görüşünün “delillerin değerlendirilmesi”, “sanığa isnat edilen
suçlar ile fiillerin hukuki nitelendirilmesi” ve “sonuç” bölümleri şöyledir;
“IV. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ
A.İHALEYE FESAT KARIŞTIRMA KAPSAMINDAKİ İDDİALAR AÇISINDAN
1. Genel Olarak
Yüce Divana sevk kararında ihaleye fesat karıştırma kapsamında;
(1) a)İhalelerin tamamına yakınının istisnai bir usul olan davetiye usulüyle yapıldığı,
böylelikle istisnai ihale usulünün kural haline getirildiği,
b) Önceleri asgari 20 veya daha fazla firma ihaleye çağrıldığı halde bu dönemde 3
ila 10 firmanın davet edildiği, davet edilen firmalar arasında ortaklık ve akrabalık ilişkileri
ile adres birlikteliklerinin olduğu,
c) İhalelerde yapılan kırımların (daha önceki ve sonraki dönemlerde ortalama %
20’nin altına düşmediği halde) ortalama % 10’lara düştüğü,
d) Özelliği gereği ancak belli nitelikteki firmalardan birine verilmesi gerekli işlerin
istenilen özellikleri taşımayan firmalara verildiği,
e) Ayrıca sair nedenlerle 2886 sayılı Kanunun 2 inci maddesinde öngörülen rekabet
ve açıklık ilkesine aykırılık oluşturulduğu, kanunların tanıdığı takdir hak ve yetkisinin
amacına uygun kullanılmadığı,
(2) Belli istekliler arasında kapalı teklif (davetiye) usulüyle yapılan ihalelerin
bazılarında “bu firma ile ilgilenin” diye Müsteşar Yardımcısı M.Sedat Aban ile Danışmanı
Sadrettin Dinçer’e talimat verdiği ve ihalelerin adı verilen firmalara kazandırıldığı,
Bakanlıktaki bu uygulamaların ihalelerin yapım sürecinde “gizli ittifak” oluşumuna
sebebiyet verdiği ve bu şekilde Devletin zararına neden olduğu,
38
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
İddialarına yer verilmiştir.
Sanığa isnat edilen fiillerin değerlendirilebilmesi için öncelikle Kamu/Devlet
ihalelerine hâkim olan bazı ilke ve kavramlara değinmekte yarar görüyoruz.
2. Kamu/Devlet İhalelerine Hâkim Olan Bazı İlke ve Kavramlar ve Sanığın Bu ilkeleri
İhlal Eden Uygulamaları
a) Kamu/Devlet İhalelerine Hâkim Olan Bazı İlkeler ve Bu İlkeleri İhlal Eden Genel
Uygulamaları
Kamu/Devlet ihalelerinde esas olan, “ihtiyaçların en iyi şekilde, uygun şartlarla ve
zamanında karşılanması ve… açıklık ve rekabetin sağlanmasıdır.” (DİK md.2/1).1 “Açıklık
ilkesi” ile ihalelerde yolsuzluk iddialarının ve/veya şüphelerinin önüne geçilmesi,
“rekabetin sağlanması ilkesi”yle de, en ehil sözleşmecinin, en uygun bedelle bulunabilmesi
amaçlanmaktadır. Bu nedenle 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nda “esas usul” olarak, “…
tekliflerin gizli olarak verilmesini sağlayan kapalı teklif (ilan) usulü…” (DİK md.36/1)
benimsenerek, diğer ihale usullerinin (md.35)2 istisna olduğu kabul edilmiştir.3 Bu kabulün
temelinde kuşkusuz “kapalı teklif (ilan) usulü” ile geniş bir istekli kitlesine ulaşılarak
objektif rekabet ortamının yaratılmasının mümkün olması yatmaktadır.4 Bu nedenle idare,
“kapalı teklif (ilan) usulü” dışındaki ihale usullerini ancak, işin niteliğini gözeterek sınırlı
bazı hallerde uygulayabilecektir (DİK md.35, 44, 45, 51, 52).5
Dosya kapsamı itibariyle sanığın bakanlık yaptığı dönemdeki ihale uygulamaları bir
bütün olarak değerlendirildiğinde;
—Yapı İşleri Genel Müdürlüğünce 237 ihale yapıldığı, bu ihalelerin sanığın Bakanlık
yaptığı dönemden önceki son 5 yıl ile Bakanlığından sonraki 15 aylık (06.09.2001-
31.12.2002 arası6) dönem içinde yapılan ihalelerle karşılaştırıldığında; 1995–1999 Mayıs
1 Bu ilkeler sanığın görev yaptığı yıllarda yayınlanan 1999/1, 2000/1 ve 2001/1 sayılı “Devlet İhaleleri
Genelgeleri”nde ayrıca ve önemle vurgulanmaktadır.
2 Bunlar, “belli istekliler arasında kapalı teklif (davetiye) usulü, açık teklif usulü, pazarlık usulü ve yarışma usulü”dür.
3 Sayıştay Daireler Kurulu 21.06.2000 -1038/3 sayılı kararında da bu hususa vurgu yapılmaktadır: “Kanunun ‘Belli
İstekliler Arasında Yapılacak İhaleler’ başlıklı 44'üncü maddesin (de) ‘…’ hükmüne yer verilerek Kanunun esas olarak
benimsediği ve ihalede açıklık ve rekabeti sağlamaya ve ihtiyaçların en iyi koşullarla ve zamanında karşılanmasını
mümkün kılan kapalı teklif usulü dışında Kanunun 44'üncü maddesinde belirtilen usul ile ihale yapılabilmesi kurala
bağlanmıştır… Yasa koyucu özünde, Kanunun 2'nci maddesinde sayılan ilkeleri zedeleyen ancak ihtiyaçlar
doğrultusunda belli isteklilere yaptırılması gereken işler hakkında idarelerin, ihaleye katılacak isteklilerin isimlerini
belirterek ilgili veya bağlı bulunulan bakanın onayını almasını zorunlu tutarak, ihalede açıklığı ve rekabeti engelleyen
bu ihale usulünün sadece ihtiyaçlar doğrultusunda uygulanmasının sağlanmasını amaçlamaktadır…”.
4 Gönen, Dinçer/Işık, Hikmet, Açıklamalı Devlet İhale Kanunu ve Yapım Sözleşmelerinin Uygulanması, 11.Baskı,
Ankara 2000, s.264–265, 283.
5 “Kanunun çeşitli işler için beş ihale usulü benimsemiş olup, bunlardan hangisinin uygulanacağı konusunda ilgili
idarenin bir ‘takdir yetkisi’ varmış gibi gözüküyor ise de, aslında bunu izleyen maddelerinde ne tür işlerde hangi usulün
uygulanması gerektiğini belirlediğinden, bu konudaki seçim hakkının hiç de sanıldığı kadar geniş olmadığı
muhakkaktır. Zaten bu nedenledir ki birçok idari kuruluş veya birimler bu alandaki yasal düzenlemelerin dışına
çıkarılmakta ya da çıkarılmak istenmektedir” (Özay, İl Han, İkinci Bine Kavuşurken Günışığında Yönetim, Filiz
Kitabevi, İstanbul 1992, s.295).
6 Raporda, 01.01.2003 tarihi itibariyle 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu gereğince yeni bir ihale sistemini
öngörüldüğünden, bu tarihten sonraki dönemde yapılan ihalelerin karşılaştırmaya alınmadığına işaret edilmektedir
(Bkz. s.36 dn.1).
39
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
döneminde Yapı İşleri Genel Müdürlüğünce merkezde toplam 171 ihale (aylık ortalama 3,3
adet) yapılmasına ve burada verilen tekliflerdeki indirim oranının ortalama %19,85
olmasına rağmen, sanığın görev yaptığı 28 aylık dönemde 2377 (aylık ortalama 8,5 adet)
ihale yapıldığı ve indirim oranının %9,64’e düştüğü, sanığın bakanlıktan ayrılmasından
sonra, 31.12.2002 tarihine kadar geçen dönemde ise sadece 35 ihale (aylık ortalama 2,3
adet) yapıldığı ve yapılan indirimlerin genel ortalamasının %33,30’lara çıktığı,
—Sanığın göreve başlamasından önceki son 5 yıllık dönemde “bütün ihale
mevzuatlarına göre davetiyeli yapılan ihalelerin” sayısının -OHAL bölgesindeki zorunlu
olarak davet usulü yapılması gereken ihaleleri de kapsayacak şekilde- toplam ihale sayısına
oranı %75 olarak gerçekleşmiş olmasına rağmen, bu oranın sanığın döneminde %92’ye
yükseldiği (ki bu dönemde bütün mevzuat türlerine göre yapılan davetiyeli ihaleler 220,
ilanlı ihaleler ise 17’dir), bu dönemden sonra8 ise %42’lere (burada yapılan 35 ihalenin
20’si ilanlı, 15 ise davetiyeli ihaledir.) gerilediği,
Anlaşılmaktadır.
Görüldüğü üzere, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nda istisnai durumlar için kabul
edilmiş bulunan davetiye usulü, sanığın döneminde yoğun ve genel bir şekilde kullanılarak
esas usulün uygulanması zorunluğu ihlal edilmiş; gerek bir işin özelliği bulunan yapım işi
olarak kabul edilmesinde, gerek ihalelere davet edilecek firmaların teknik yeterlik ve
güçlerinin tespitinde, kendi bakanlığının daha önce kabul ettiği objektif kriterlere
uyulmamış ve sonuç olarak ihalelerdeki indirim oranlarının %10’ların altına düşmesine
neden olunmuştur.
Sanığın bazı firma sahipleriyle görüşüp bunlarla ilgili olarak yardımcı olunması
veya ilgilenilmesi talimatı vermesi ve sonrasında ihalelerin bu firmalarda/yüklenicilerde
kalması, ihale kazandırılan firmaların bazılarının sanığın ortağı olduğu şirketlerden mal
almaları,9 ihalelere genelde aynı firmaların davet edilmesi, davet edilen bu firmaların
birçoğunun teknik güç ve yeterliğinin bulunmaması, bazılarının tanıtım dosyalarının
olmaması ve bazılarının ise dosyalarının verilmesinden birkaç gün sonra çağrılması, ayrıca
davetiye gönderilen birçok firma arasında açıklık ve rekabet ilkelerinin ihlaline neden
olacak şekil ve boyutta ilişkiler bulunması hususları, bu istatistikî bilgi ve tespitlere anlam
kazandırmaktadır.
b) Belli İstekliler Arasında Kapalı Teklif (Davetiye) Usulü, Özelliği Bulunan Yapım
İşi ve Bunlara Aykırı Olarak İhalesi Yapılan İşler
2886 sayılı DİK’ in 44.maddesine göre uçak, harp gemisi, harp mühimmatı,
elektronik cihaz, askeri tesisat ve levazımat, silah ve malzeme sistemleri, savunma sanayi ile
ilgili faaliyetler ve bunlara ait her türlü yedek parça alımı; barajlar, enerji santralleri,
sulama tesisleri, limanlar, rıhtımlar, hava meydanları, demiryolları, lokomotifler,
karayolları, tüneller, köprüler, akaryakıt tesisleri, “özelliği bulunan yapım işleri”, bedii ve
7 Raporda karşılaştırmanın sağlıklı yapılması için bu rakama 574 sayılı KHK gereğince yapılan deprem konutu
ihaleleri dâhil edilmediği ifade edilmektedir (Bkz. s.36).
8
06.09.2001–31.12.2002 tarihleri arası.
9 Bkz. Klasör, Ek 2/15 (EK–515.1–63.1).
40
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
teknik hususiyetleri taşıyan sanat işleri, kentlerin ulaşım sistemlerine ilişkin planlar,
kentlerin harita, nazım ve imar planları, su, kanalizasyon ve enerji tesisleri ile bunların etüt
ve proje işlerinin ihalesi; diğer ihale usulleri yerine “teknik yeterlikleri ve güçleri idarece
kabul edilmiş” “en az üç istekli arasında” “belli istekliler arasında kapalı teklif usulü”yle
yaptırılabilir.10 Zorunlu nedenlerle üçten az istekliden teklif almak gerektiği takdirde Maliye
ve Gümrük Bakanlığının görüşüne dayanılarak Bakanlar Kurulundan bu hususta ayrıca
karar alınması şarttır (DİK md.44/2).
Bu usulle yapılacak ihalelerde, ihaleye katılacak isteklilerin isimleri belirtilmek
suretiyle bizzat ilgili veya bağlı bulunulan bakanın onayının alınması zorunludur (DİK
md.44/3).11 Zorunluk hem ihale usulünün seçiminde hem de davet edilecek
firmaların/kişilerin belirlenmesinde Bakanı asli sorumlu kişi haline getirmektedir.
2886 sayılı Kanunun 44. maddesine göre ihalenin belli istekliler arasında kapalı
teklif (davetiye) usulü ile yapılabilmesi için; ya maddede ismen sayılan (örneğin; barajlar,
köprüler, enerji santralleri, limanlar, rıhtımlar, hava meydanları v.b) işlerden ya da
“özelliği bulunan yapım işi” olması gerekmektedir.12
“Özelliği bulunan yapım işi”13, niteliği itibariyle istisnai ve iyi derecede bilgi, beceri,
uzmanlık, tecrübe gerektiren ve alelade/sıradan firmaların yapamayacağı özel birtakım
yapım tekniklerinin kullanılması gereken işlerdir.14 İşte bu özel durum nedeniyle bu
kapsamda ihale edilecek işlerin belirlenmesi ve uygulama birliği sağlanması için konuyla
ilgili olarak ilk defa, Maliye ve Gümrük Bakanlığının 93/1 Nolu “Devlet İhaleleri
Genelgesi”ne15 (RG, 28.02.1993/ 21510) dayanılarak Bayındırlık ve İskân Bakanlığı (Yapı
İşleri Genel Müdürlüğü) tarafından 30.04.1993 tarih ve B.09. 0.YİG. 0.14. 00. 00/90–14 /
2710 sayılı Bakan OLUR’u ile “Yapı Değerlendirme ve Puanlama Kriterleri” belirlenmiş
olup, buna göre, Yapı İşleri Genel Müdürlüğünce “özelliği bulunan yapım işleri”
kapsamında ihalesi düşünülen işlerin burada oluşturulan bir “kurul” tarafından, diğer
kuruluşlarca -anılan madde kapsamında- ihale edilecek işlerin ise Yüksek Fen Kurulu
Başkanlığınca değerlendirilmesi öngörülmüş ve ekli cetvele göre belirlenecek bir puanlama
ile 100 üzerinden 70 (daha sonra yapılan değişiklikle 90) veya daha fazla puan alan yapım
işlerinin, özelliği bulunan yapım işi olduğu kabul edilmiştir.16
10 Sayılan işlerin niteliği gereği uzmanlık gerektirmesi nedeniyle, bu ihale usulün benimsendiği anlaşılmaktadır.
Nitekim 4734 sayılı Kanununda da bu hükme paralel bir düzenleme öngörülmüştür.
11 İlan yapılması şart olmamakla birlikte, gerekli görülmesi halinde ihaleye davet edilecek isteklilerin seçimi için 17, 18
ve 19. maddeleri hükümlerine bağlı kalınmaksızın önseçim ilanı yapılabilir (DİK md.44/4).
12 Karahasan, Mustafa Reşit, İnşaat İmar İhale Hukuku, Cilt 3, Beta Yayınevi, İstanbul 1997, s.163 vd.
13 Buradaki “özelliği bulunan yapım işleri” ile 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun “Özelliği Bulunan İşler” başlıklı
89.maddesi farklı kavramlardır. Zira anılan madde Kanun kapsamından çıkarılan bazı özel nitelikli ihalelere ilişkindir.
14Aynı mahiyette: Abacıoğlu, Muhittin, İhale Kanunu Mevzuatı ve Uygulaması, Seçkin Yayınevi, 4.Baskı, Ankara 1999,
s.225–226; Nitekim OHAL Bölgelerindeki 2886 sayılı DİK’in 44.maddesine göre yapılacağına dair düzenleme içeren
22.01.1998 tarih ve 113 sayılı Başbakanlık Genelgesinde zemin şartları ve çevre koşulları (fore kazık, ankrajlı, iksa v.b)
nedeniyle özel bir takım yapım teknikleri gerektirecek işler, “özelliği bulunan yapı” olarak değerlendirilmektedir (Bkz.
Bayındırlık ve İskân Bakanlığının 17.07.2006 ve 2549 sayılı yazısı).
15 Her yıl yayınlanan bu genelgelerin amacı 2886 sayılı Kanunun uygulanmasına açıklık getirmektir.
16 Söz konusu bu OLUR’da B.09.0.YİG.014.00.00/3951 sayı ve 06.07.1993 tarihli OLUR ile kısmi bir ifade değişikliği
yapılmış; 15.02.1996 tarih ve B.09.0.YFK. 0.00.00.00/ 6–5/77 sayılı Bakan OLUR’u ile ise kriterler ve puanlama
sistemi yeniden düzenlenmiş ve sanığın Bakanlık yaptığı dönemi de kapsayacak şekilde 18.09.2001 tarih ve B.09.0.YFK.
41
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
Nitekim Sayıştay Daireler Kurulu, idare tarafından özelliği bulunan yapım işi
kapsamına alınarak belli istekliler arasında kapalı teklif usulüyle ihale edilen bir işin
sözleşmesinin tescilini reddeden 1.Daire kararına karşı yapılan itirazı yerinde görmezken,
bu hususlara açık bir şekilde vurgu yapmıştır.17 Bu karar özetle şöyledir: 18
“…Daire Kararına karşı yapılan 9.11.1998 tarih ve 1927-Ref: 120148/5446 sayılı
itiraz yazısında sözleşme dosyasının tescili istenilmiş ise de;
2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 2990 sayılı Kanunla değişik 44 üncü
maddesinde;
"Uçak, harp gemisi, harp mühimmatı, elektronik cihaz, askeri tesisat ve levazımat,
silah ve malzeme sistemleri, savunma, sanayii ile ilgili faaliyetler ve bunlara ait her türlü
yedek parça alımı; barajlar, enerji santralleri, sulama tesisleri, limanlar, rıhtımlar, hava
meydanları, demiryolları, lokomotifler, karayolları, tüneller, köprüler, akaryakıt tesisleri,
özelliği bulunan yapım işleri, bedii ve teknik hususiyetleri taşıyan sanat işleri, kentlerin
ulaşım sistemlerine ilişkin planlar, kentlerin harita, nazım ve imar planları, su kanalizasyon
ve enerji tesisleri ile bunların etüt ve proje işlerinin ihalesi; diğer ihale usulleri yerine
teknik yeterlilikleri ve güçleri idarece kabul edilmiş en az üç istekli arasında kapalı teklif
usulü ile yaptırılabilir.
Zorunlu nedenlerle üçten az istekliden teklif almak gerektiği takdirde Maliye ve
Gümrük Bakanlığının görüşüne dayanılarak Bakanlar Kurulundan bu hususta ayrıca karar
alınması şarttır.
Bu madde hükümlerine göre yapılacak ihalelerde, ihaleye katılacak isteklilerin
isimleri belirtilmek suretiyle bizzat ilgili veya bağlı bulunulan bakanın onayının alınması
zorunludur.
Bu ihalelerde ilan yapılması zorunlu değildir. Gerekli görülen hallerde ihaleye davet
edilecek isteklilerin seçimi 17, 18 ve 19 uncu maddeleri hükümlerine bağlı kalınmaksızın
önseçim ilanı yapılabilir." denilerek ilk fıkrada sayılan işlerin, diğer ihale usulleri yerine
teknik yeterlilikleri ve güçleri idarece kabul edilmiş en az üç istekli arasında kapalı teklif
usulü ile yaptırılabileceği hükme bağlanmıştır.
Kanun koyucu, getirdiği bu istisna maddesi ile yaptırılacak işleri, anılan Kanunun 37
nci maddesinin öngördüğü kapalı teklif usulünden ayrı tutarak, sayıları sınırlı ve belli
konuları ihtiva eden alım ve yapım işlerinin 44 üncü madde çerçevesinde ihale edilmesine
0.00.00.00 / 6–5/1676 sayılı Bakan OLUR’uyla tekrar güncelleninceye değin yürürlükte kalmıştır. Bu düzenlemede bir
işin “özelliği bulunan yapım işi” olarak değerlendirilebilmesi için; teknik puanlama sonucunda 100 üzerinden en az 90
puan alması gerektiği öngörülmüş olup, söz konusu ölçütlere dayanak olarak yapının yeri (5 puan), yörenin iklim
şartları (5 puan), fonksiyonel önemi (45 puan), projenin özellikleri (30 puan), güvenlik özellikleri (2 puan), keşif bedeli
(8 puan) ve bakanlık görüşü (5 puan) hususları esas alınmıştır. Bütün bu OLUR’lar 20.05.2002 tarih ve
B.09.0.YFK.0.00.00.00/6–5/624 sayılı OLUR’la tekrar güncellenmiştir (Bkz. Klasör, Ek 2, Ek 2/8 (EK–7/1–7).
17
Karar No: 988/1, Karar Tarihi: 27.1.1999 (http:// www. icisleri. gov. tr/_ Icisleri/ Web/ Gozlem2. aspx? Sayfa
No=538, 18.10.06).
18
Karar No: 988/1, Karar Tarihi: 27.1.1999 (http:// www. icisleri. gov. tr/_ Icisleri/ Web/ Gozlem2. aspx? Sayfa
No=538, 18.10.06); Aynı yönde: Sayıştay Daireler Kurulu Kararı, 03.02.1999–989/2.
42
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
izin vermiş olmaktadır. Zira bu tür işler, büyük çapta organizasyon, uzmanlık, teknik bilgi
yanında, gelişmiş araç gereç parkına sahip olmayı gerektirmektedir. Kanun koyucu da bu
gibi bilgi ve ekipmana sahip olmayan firmaların maddede sayılan özellikli işleri
gerçekleştirmelerinin mümkün olamayacağını düşünerek bunların ihaleye katılmalarını
engellemek istemiştir.
Bu ayrım yapılmadığı takdirde bütün yapım işlerinin 44 üncü madde kapsamında
mütalaa edilip özellikli iş olarak ihale edilmeleri söz konusu olacaktır ki, böyle bir
uygulamada bulunmak anılan madde hükmüne aykırı hareket etme anlamına gelecektir.
Öte yandan maddenin lafzı yorumundan hareketle, maddede tek tek sayılan işleri
müstakil olarak düşünmemek, maddeyi bir bütün olarak değerlendirmek gerekmektedir. Her
ne kadar Kanun koyucu bu konuda karar verme yetkisini idareye bırakmış ise de, idarenin
takdir hakkı sınırsız değildir. İdare takdir hakkını kullanırken maddede sayılan işler ile
yaptırılacak işlerin mahiyet ve nitelikleri konusunda kıyaslama yapacak, işin özellikli iş
olduğuna kanaat getirirse, teknik yeterlilikleri ve güçleri idarece kabul edilmiş en az üç
istekli arasında kapalı teklif usulüyle ihaleyi gerçekleştirecektir. Aksi halde ihale konusu iş
(bahse konu sözleşmede olduğu gibi) özelliği olmayan iş kabul edilerek, kapalı teklif
usulüne göre ihale edilmesi gerekmektedir.
Böylelikle bu tür işleri yapabilecek çok sayıda yüklenicinin mevcut olduğu piyasada,
ihaleye daha fazla sayıda firmanın katılımı sağlanarak, ihalede açıklık ve rekabet sağlanmış
olacaktır…”.
Sanık ve müdafii aşamalardaki açıklama ve savunmalarında biraz önce sözünü
ettiğimiz “özelliği bulunan yapım işleri”nin belirlenmesiyle ilgili “Yapı Değerlendirme ve
Puanlama Kriterleri” konulu Bakan OLUR’unun esaslı şekil unsuru olan “ilan” “ve
“bakanlık teşkilatına duyurulma” şartlarının gerçekleşmemesi nedeniyle, düzenleyici işlem
olarak yürürlüğe girmediğini, yani mevzuat halini almadığını, dolayısıyla herhangi bir
bağlayıcılığı olmadığını, kaldı ki önceki ve sonraki Bakanlar tarafından da uygulanmamış
olduğunu belirtmektedirler. Yüce Divanın konuya ilişkin yazılarına Bayındırlık ve İskân
Bakanlığınca verilen cevaplarda da19 söz konusu bakan OLUR’unun ekindeki komisyon
teşkiline ilişkin OLUR güncellenmediğinden uygulanmadığı bildirilmiştir.
Bilindiği üzere genel anlamda idari tasarrufların tümünü (bütün idari muameleler)
içine alan “idari işlem”, “kural olarak, idari organ ve makamların, idare alanındaki irade
açıklamalarıdır”.20 İdarenin sürekli, soyut, nesnel ve genel durumlar belirleyen/gösteren
hükümler içeren düzenlemeleri “genel düzenleyici işlem/kural işlem” olarak
isimlendirilmekte ve başlıcalar arasında KHK, tüzük, yönetmelik (AY md.91, 115, 124)
gösterilmektedir. Ancak bunların yanında “adsız düzenleyici işlemler” de denilen, “karar”,
“kararname”, “tebliğ”, “sirküler”, “statü”, “esaslar”, “genel emir”, “tenbihname”,
“genel tebliğ”, “ilan”, “duyuru”, “plan”, “ilke kararı”, “yönerge”, “iç düzen kararı” gibi
isimler taşıyan genel düzenleyici işlemler de mevcuttur. Genellikle mevzuat hükümlerini
19 01.07.2006 T.ve 2549 sayılı yazı.
20 Özay, İlhan, Günışığında Yönetim, Filiz Kitabevi, İstanbul Ekim 2004, s.418 vd.
43
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
yorumlamak ve açıklamak üzere ve çoğunlukla idare içi geçerlilik taşıyacak şekilde
çıkarılan bu idari işlemler “yönetmelik benzeri kural işlem” olarak nitelendirilmektedir.21
Mevzuatımızda yönetmeliklerin yapım şekli konusunda bir düzenleme mevcut
olmayıp, ancak belli nitelikte olanların Resmi Gazete’de yayınlanması benimsenmiştir (AY
md.124; 3011 SK md.1). Ayrıca genel düzenleyici işlemler bağlamında “yönetmelik benzeri
kural işlem” olarak kabul edebileceğimiz bir idari işlemin yürürlüğe girmesi için zorunlu
olan ilgilisine duyurulma koşulu için özel bir şekil öngörülmemiş olup bu, ilan, yazılı
bildirim veya uygun başka herhangi bir usulle yapılabilecek veya öğrenme ile mümkün
olabilecektir.
Sanık ve müdafiinin yürürlüğe girmediği ve dolayısıyla bağlayıcı olmadığını iddia
ettikleri bakan OLUR’u, Bayındırlık ve İskân Bakanlığının “özelliği bulunan yapım işleri”
kapsamında ihale edilecek işlerin belirlenmesi ve bu konuda uygulama birliği sağlanması
için; Bakanlık Yapı İşleri Genel Müdürlüğü bürokratlarının katılımı ile hazırlanmış ve
bakanın imzasıyla vücut bulmuş “genel, soyut, sürekli, nesnel” nitelikte hükümler içeren
“yönetmelik benzeri kural işlem”dir. Bu işlemin bir kısım muhatabının ise başta bakan
olmak üzere Yapı İleri Genel Müdürlüğü bürokratları olduğu açıktır.
Her bakan veya bürokrata göreve geldikten sonra kendisinden önceki idari işlemlerin
tek tek tebliğ edilmesi düşünülemeyeceğine ve böyle bir uygulamanın idarede devamlılık
ilkesine de uymayacağına göre sanığın ve müdafiinin bu konudaki savunmalarını geçerli
kabul etmenin imkânsızlığı ortadadır. Gerçekten objektif nitelikte kıstaslar öngören bu
OLUR’daki kriterler hiçbir şekilde yürürlülükten kaldırılmamıştır.22Bayındırlık ve İskân
Bakanlığının yazılarından ortaya çıktığı üzere bu kriterlerin Bayındırlık ve İskân Bakanları
tarafından uygulanmamış olması, onun usulüne uygun olarak kaldırılmış olduğunu değil,
tam tersine sistemli ve sürekli bir şekilde ihlal edildiğini göstermektedir.
Kaldık ki, irdelediğimiz bu düzenleme yanında sanığın görev yaptığı dönemler de
dâhil olmak üzere Maliye Bakanlığınca her yıl yayımlanan “Devlet İhaleleri
Genelgeleri”nde “Sosyal tesisler, lojmanlar, tip projelerin tatbik edildiği binalar ve benzeri
işlerin” kesinlikle davetiye usulüyle ihale edilemeyeceğinin açık bir şekilde düzenlenmesine
rağmen, sanık bu hükme aykırı olarak biraz sonra belirteceğimiz tip proje ve lojman
niteliğinde olan bazı inşaatların ihalesinin bu istisnai usulle yapılmasına karar vermiştir.
Öyle ki sanık tarafından bu kapsamda imzalanan bazı ihalelerin onay belgelerinde ihale
21 Özay, Günışığında Yönetim (2004), s.428–429; Özay, İlhan, “Kamu İhaleleri: Bir Örnek Olayın Düşündürdükleri”,
Prof. Dr. Nihal Uluocak’a Armağan, İÜHF Eğitim Öğretim ve Yardımlaşma Vakfı Yayınları, İstanbul 1999,s.252–253.
22 Danıştay ve AYİM’ in kararıyla idare hukukuna yerleşen ve Anayasa Mahkemesinin kararlarıyla ise Anayasal bir
ölçü norm haline gelen “idari usulde paralellik ilkesi”ne göre - açık bir düzenleme olmadığı takdirde- “kamu
hukukunda, bir işlem hangi yöntem ve süreci izleyerek oluşturuluyorsa, o işlemin geri alınması ya da değiştirilmesi de,
aynı yöntem ve sürece bağlıdır.”(Bkz. Anayasa Mahkemesi, 26.03.1999 T, E.1999/14, K. 1999/6, http:// www. anayasa.
gov.tr/ eskisite/ KARARLAR/ IPTALITIRAZ/ K1999/K1999-06.htm, 17.11.06). (Ayrıca bkz. Sağlam, Mehmet,
“Personel Hukukuna İlişkin Anayasal İlkeler ve Anayasa Mahkemesi’nin Uygulaması”, http://www.
danistay. gov. tr/1-personel_ hukuna_ iliskin_ anayasal_ ilkeler. htm, 17.11.06. Örneğin bkz: Danıştay 5.
Daire E:1992/5321 - K:1993/3753). http:// tkb. meb. gov. tr/ yargikararlari. htm, 17.11.06; Danıştay 10.D. 28.3.2005 -
E:2002/2504; K:2005/ 1366 - Danıştay Dergisi sayı:110, s.276), http://www. zonguldakbim. adalet. gov.tr/d_10dk.htm,
17.11.06.AYİM 1.D. 22.04.2003 T, E.2002/1623, K.2003/574, http:// www. msb. gov. tr/ prgs/ ayim/ Ayim_ karar_
detay.asp? IDNO= 3233&ctg = 000002000003000034, 17.11.06).
44
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
konusunun özel proje olarak gösterilmesine rağmen bu nitelikte olmayıp “Tip Proje”
olduğu, Bayındırlık ve İskân Bakanlığının 28.04.2006 tarih ve 1418 sayılı yazısından
anlaşılmaktadır. Sanığın özel proje olmadığı halde onay belgesinde bu nitelikten
bahsederek ihalenin belli istekliler arasında kapalı teklif usulüne göre yapılmasını
sağlaması, bürokratlar tarafından yanıltıldığını değil, bizzat ihalenin istediği firmada
kalmasını sağlamaya yönelik önceden beliren iradesinden kaynaklanmaktadır.
Konuyla ilgili değerlendirilmesi gereken bir belge de Ankara 1. Ağır Ceza
Mahkemesinin 2002/71 E.sayılı dosyasındaki bilirkişi raporudur. Bu raporda (s.74) her ne
kadar 15.02.1996 tarih ve B.09.0.YFK. 0.00.00.00/ 6–5/77 sayılı OLUR’un Bayındırlık ve
İskân Bakanlığı Yapı İşleri Genel Müdürlüğünce 44.maddeye göre ihale edilecek işlerle
ilişkili olmadığı, anılan Bakanlığın dışındaki yetkilileri bağladığı belirtilmekteyse de23, bu
görüş hem mantığa hem de açık hukuki duruma aykırıdır. Gerçekten gerek OLUR’da, gerek
atıf yaptığı belgede, gerekse eklerinde, söz konusu kriterlerin Bayındırlık ve İskân
Bakanlığındaki işlerde uygulama yeri olmadığına ilişkin hiçbir ibare mevcut olmadığı gibi;
benzer özellikleri olan bir işin, özelliği bulunan yapım işi olup olmadığının Bayındırlık ve
İskân Bakanlığı dışındaki bakanlıklar söz konusu olunca zikredilen kriterlere, bu Bakanlık
söz konusu olduğunda ne bunlara, ne de herhangi bir objektif esasa tabi olmaması
düşünülemez.
Bu açıklamalarımızdan sonra “özelliği bulunan yapım işi” kapsamında
değerlendirilmesi mümkün olmadığı halde, işin istenilen firmaya verilmesini sağlamak için
bu kapsama sokulup, “belli istekliler arasında kapalı teklif usulü” ile ihale edilen işleri
sıralamak istiyoruz:
(1) Keşif bedeli 1.650.000.000.000.-TL olan Aksaray Adalet Binası İnşaatı,
1.350.000.000.000.-TL olan Çorum Merkez Adalet Binası İnşaatı, 1.310.000.000.000.-TL
olan Erzurum Adliye Binası İnşaatı ve 1.150.000.000.000.-TL olan Rize Merkez Adliye
Binası inşaatı işlerinin ihalelerinin 2886 sayılı Kanunun 35/a maddesine göre kapalı teklif
usulü ile yapıldığı görülmektedir. Oysa aynı niteliğe haiz üstelik keşif bedelleri daha düşük
olan 303.000.000.000.-TL keşif bedelli Bilecik Bozüyük Adalet Binası İnşaatı, özel proje
olduğu, 750.000.000.000.-TL keşif bedelli Aydın Söke Adalet Binası İkmal İnşaatı “özel
proje olduğu ve aciliyet bulunduğu”, 1.000.000.000.000-TL keşif bedelli Alanya Adalet
Sarayı İnşaatı “işin önemi özel proje olduğu”, 1.655.000.000.000.-TL keşif bedelli Ankara
Adliye Sarayı Onarım İnş. “işin yarışma projesi olması ve özel güvenlik konularını
içermesi” gerekçeleriyle “belli istekliler arasında kapalı teklif /davetiye usulü”ne göre
ihale edilmiştir.
(2) Keşif bedeli 2.800.000.000.000.-TL olan Bartın Merkez Devlet Hastanesi 150
Yataklı İkmal İnşaatı, 1.340.000.000.000.TL olan Iğdır 150 Yatk. Dev.Hast. İkm. İnşaatı,
1.100.000.000.000.TL olan İçel Mersin Devlet Has. Ek Bina İkmal inşaatı,
756.000.000.000.-TL olan Osmaniye Düziçi 50 Yataklı Devlet Hastanesi İkmal İnşaatı,
700.000.000.000.TL olan Ağrı Merkez.150 Yatk.Dev.Hast.İkm. İnşaatı, 665.000.000.000.-
TL olan Kastamonu Daday 30 Yataklı Devlet Hastanesi ve Kastamonu Merkez. Kadıdağı
23 Bilirkişi raporundaki bu görüş, Yüce Divanda tanık olarak dinlenen İlkutlu Gönülal ve Mehmet Sedat Aban’ın
beyanlarıyla paralel olduğu görülmektedir.
45
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
Acil Yard.ve Trfk.Hast.30 Yat. İnşaatları, 650.000.000.000.TL olan Bitlis Mutki Dev.
Hast.50 Yat. 10 Dai. Loj. İkm. İnşaatı, 600.000.000.000 TL olan Ağrı Patnos Dev.Has.50
Yat.+10 Da. Loj.İkm. İnşaatı ihaleleri 2886 sayılı Kanunun 35/a maddesine göre kapalı
teklif usulü ile yapıldığı halde; 170.000.000.000.TL keşif bedelli Gaziantep Nizip Dev. Hast.
Ac. Ser. Kan. Bank. + Kbb + Norj.+Urj. İnşaatı, 375.000.000.000.TL keşif bedelli
Adıyaman Kâhta Dev. Hast. Polik.+Amlt. İnşaatı ile 545.000.000.000 TL keşif bedelli
Samsun Dev. Hast.Ek Bina İkmal İnşaatı ihaleleri, tip proje olduğu halde işin özel proje
olduğu gerekçeleriyle, 610.000.000.000.TL keşif bedelli Denizli Serinhisar Dev.Hast.Ek
Bina İnşaatı ihalesi ise “özel proje olması ve işin önemi” gerekçesiyle “belli istekliler
arasında kapalı teklif /davetiye usulü”ne göre ihale edilmiştir.
(3) 750.000.000.000.TL keşif bedeli olan Çanakkale Bozcaada Hük.Kon.İnş. ihalesi
2886 sayılı Kanunun 35/a maddesine göre kapalı teklif usulü ile yapılmasına karşın;
230.000.000.000 TL keşif bedelli Ankara Altındağ Hük.Kon. onarım işinin-kat ilavesi
olduğu halde-özel proje olduğu, 655.000.000.000 TL keşif bedelli Ankara Akyurt
Hük.Kon.İnşaatı ile 590.000.000.000 TL keşif bedelli Ankara Evren Hük.Kon.İnşaatı
ihaleleri özel proje olduğu gerekçeleriyle “belli istekliler arasında kapalı teklif/davetiye
usulü” ile ihale edilmişlerdir.
(4) 700.000.000.000 TL keşif bedelli Karabük İl Jan. Alay Kom. Bin. ve Tes. İnş. ile
650.000.000.000. TL keşif bedelli Bilecik İl Jan. Kom. Bin. ve Tes. İnş. işlerinin ihaleleri
2886 sayılı Kanunun 35/a maddesine göre kapalı teklif usulü ile yapıldığı halde;
550.000.000.000 TL keşif bedelli Malatya İl Jan.Alay Kom.Böl.ve Tes. İnşaatı “özel proje”
olduğu gerekçesiyle ihale edilmiştir.
(5) a) 215.000.000.000 TL keşif bedelli Ankara Tapu ve Kadr. Gn. Md. Arş. Bin. İkm.
İnş. ihalesi “özel proje” olduğu,
b) 600.000.000.000 TL keşif bedelli Denizli 400 Kişilik Cezaevi İkmal İnşaatının
“özel olması ve işin aciliyetinin” bulunması,
c) 197.500.000.000 TL keşif bedelli Ankara Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı
Hizmet Binası Tesisat Onarım İnşaatının “işin idame ve yenileme işi” olduğu,24
d) 200.000.000.000 TL keşif bedelli Ankara DPT Müsteşarlığı Hizmet Binası
İnşaatının “işin yapılacağı binanın diğer kamu kurum ve kuruluşlarından farklı konumda
olduğu ve özellik arz ettiği”,
Gerekçeleri gösterilerek, “belli istekliler arasında kapalı teklif/davetiye usulü” ile
ihale edilmişlerdir. Anılan gerekçeler biraz önce değindiğimiz ilke ve kurallara taban
tabana zıt ve hukuka aykırı gerekçelerdir.25
(6) Niteliği gereği özelliği bulunan yapım işi kapsamında değerlendirilemeyeceği ve
sanığın bakanlığı dönemi de dâhil olmak üzere Maliye Bakanlığınca her yıl yayımlanan
24 İhaleyi alan İnterkon Yapı San. ve Tic. Ltd. Şti. kuruluşundan 7,5 ay sonra 10.07.2001 tarihli dilekçe ile yani
kendilerine davetiye mektubu gelmeden 17 gün önce Yapı İşleri Genel Müdürlüğünce yapılacak ihalelere katılmak için
tanıtım dosyası verdiği, ancak iş deneyimi ile teknik yeterlik ve gücü olmadığı Meclis soruşturma komisyonu
raporundaki ayrıntılı tahlilden anlaşılmaktadır.
25 Bkz. Sayıştay Daireler Kurulunun 27.1.1999 ve 988/1 Karar numaralı aynı içerikteki kararına.
46
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
“Devlet İhaleleri Genelgeleri”nin “Belli İstekliler Arasında Kapalı Teklif Usulü” başlıklı
bölümünde,26 “Sosyal tesisler, lojmanlar, tip projelerin tatbik edildiği binalar ve benzeri
işlerin” kesinlikle 2886 sayılı DİK’ in 44.maddesine göre ihale edilmeyeceği hükmüne yer
verildiği halde,27 bu hükme aykırı olarak hem lojman niteliğinde hem de tip proje olan;
475.000.000.000.-TL keşif bedelli Batman Merkez 30 Dai. Subay Asb. Loj. İnşaatı,
2.350.000.000.000 TL keşif bedelli Van28 Merkez. 150 Dai. Jan. Subay ve Asb. Loj. İnşaatı
(işin yapılacağı yerin mücavir iller kapsamında olması ve bölgenin hassasiyetinin halen
devam etmesi gerekçesiyle) ile 315.000.000.000.-TL keşif bedelli Ankara Hazine ve Dış Tic.
Müs. Oran Sitesi B2 ve B3 Blok Lojman Onarım İnşaatı işlerinde, “belli istekliler arasında
kapalı teklif/davetiye usulü” uygulanmıştır.29
Görüldüğü gibi sanık, benzerleri 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nda “esas usul”
olarak kabul edilen “kapalı teklif (ilan) usulü” ile ihale edilen bu işleri, istediği firmayı
kazandırmak için, kanuna karşı hile kullanmak suretiyle işin niteliğine uymayan
gerekçelerle, belli istekliler arasında kapalı teklif üslüyle ihale etmiş ve belirlediği sınırlı
sayıdaki firmayı davet etmiştir. Böylelikle ihalelere katılma hakkı olan firmaların katılımı ve
dolayısıyla rekabet ortamının ve en uygun fiyatın oluşması engellenmiş, Devlet zarara
uğratılmış, ihalelere katılma hakkı olan firmalar mağdur edilmiş ve kazandırılan firmalara
haksız çıkar sağlanmıştır.
c) Sanığın Bazı İhalelere Fesat Karıştırmaya İlişkin Eylemleri
Bu kapsamda yapılan incelemelerle ilgili şu hususlar ortaya çıkmaktadır:
1. Bayındırlık ve İskân Bakanlığında suç tarihinde Müsteşar Yardımcısı olarak görev
yapan M. Sedat Aban’ın Hâkim ve Ankara Cumhuriyet Savcıları huzurunda verdiği
ifadelerinde aynen doğruladığı Emniyetteki 01.09.2001 tarihli ifadesinin Bakanla ilgili
bölümünde:
a) “…Gaziosmanpaşa Hastanesi ihalesinde Bakan Bey bana telefon açtı, Altınışık ve
Yenice firmalarını bu işe yaz dedi. Ben de Mehmet İnce’ye bu talimatı aynı şekilde
aktardım. Fethi Soydan aracılığıyla dosya düzenlendi, bu ihalenin keşif bedelini
26 2000 Yılı için yayınlanan genelgedeki bu husus için bkz. Gönen/Işık, s.126–127; Ancak 22.01.1998 tarih ve 113 sayılı
Başbakanlık Genelgesi gereği ihale konusu inşaat OHAL bölgesinde ve 150 Milyar TL’den fazla ise, ihale bu kuralın
tam tersi olarak 2886 sayılı DİK’in 44.maddesine merkez teşkilatlarınca yapılacaktır.
27 Sayıştay’da bu tür işlerin 44.maddeye göre ihale edilemeyeceğini kabul etmektedir: “Genelgenin ‘2886 sayılı Devlet
İhale Kanunu Uygulama İlke ve Esasları’ başlıklı II’ inci Bölümün (A) işaretli fıkrasının (5) numaralı bendinin (b)
işaretli alt bendinde; ’Sosyal tesisler, lojmanlar, tip projelerin tatbik edildiği binalar ve benzeri işler kesinlikle bu
maddeye göre ihale edilmeyecektir. Bu işler dışındaki işlerin 2886 sayılı Kanunun 44'üncü maddesinde belirtilen
özelliği bulunan yapım işleri kapsamında ihale edilmesi için, Bayındırlık ve İskân Bakanlığının işin özelliği bulunan
yapım işi olduğuna dair görüşünün alınması gerekmektedir.’ denilmektedir. Yukarıya alınan bent iki cümleden
oluşmaktadır. Birinci cümlede ‘kesin olarak 44'üncü maddeye göre ihale edilmeyecek işler tek tek sayılmış’, ikinci
cümlede ise işlerin 44'üncü madde kapsamına girebilmesi için gerekli şartlar belirtilmiştir.” (Sayıştay Daireler Kurulu
Kararı, 03.02.1999–989/2).
28 Van ihale tarihinde (11.09.2000) OHAL kapsamında değildir.
29 22.01.1998 tarih ve B.02.O.GİB./094–03–03/00113 sayılı Başbakanlık Genelgesi gereğince (Bkz. Klasör 2, EK–4),
OHAL kapsamındaki illerde 150 Milyar TL’yi geçen ihalelerin 2886 sayılı Kanunun 44 üncü maddesine göre merkez
teşkilatlarınca yapılması gerekmekte ise de, sanığın Bakanlık yaptığı dönemde (29.05.1999–05.09.2001) OHAL
kapsamında olan iller Van (05.07.2000 tarihine kadar), Siirt (30.11.1999 tarihine kadar), Diyarbakır, Hakkâri, Tunceli
ve Şırnak’tır.
47
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
hatırlamıyorum ancak trilyonun üzerinde bir ihaleydi, onaylandıktan sonra ihaleyi bu
firmalardan biri aldı…
Osmaniye Devlet Hastanesi ihalesinde Bakan Bey beni makamına çağırdı. Zay ve
Aktürk isimli iki firmanın ismini vererek ‘bunları değerlendirin’ dedi, ben de Mehmet
İnce’ye talimat verdim. Fethi Soydan dosyaları hazırladı ve ihaleyi Zay inşaata verdik…
…Afyon öğrenci yurdu ihalesinde Bakan Bey beni makamına çağırarak Yenice ve
Altınışık isimli iki firmanın ismini verdi, ‘bunlar da şansını denesin’ dedi, bu talimat üzerine
ben de Mehmet İnce’ye talimat vererek Fethi Soydan aracılığıyla dosyayı düzenlettim,
onaydan sonra bu iki firmadan birinde ihale kaldı…”.
İfadeleri yer almaktadır.
Dosya incelendiğinde;
aa)YENİCE Tur. İnş. Tic. Ltd. Şti.nin Afyon 1000 Kişilik Öğrenci Yurdu İnşaatı30 ve
İstanbul Gaziosmanpaşa 300 Yataklı Devlet Hastanesi İnşaatı ihalelerinin yanı sıra, Bartın
Ulus Kumluca 4. Grup 204 Adet Afet Konutu İnş. ihalesi ve Bartın Merkez Hükümet Konağı
İnş. ihalesini de aldığı,
—Firmanın 02.06.1999 tarihinde Bakanlığa verdiği tanıtım dosyasında bilânço
olmadığı için mali durumunun bilinmediği, bitirdiği benzeri iş olmadığı, bünyesinde bir
inşaat mühendisi olmakla birlikte yapı aracının mevcut olmadığı,
—YENİCE Tur. İnş. Tic. Ltd. Şti.nin yasal adresinin Refik Belendir Sk. No:31/2
Yukarıayrancı/ANKARA, tebligat adresinin Şehit Ersan Cad., Çobanyıldızı Sk. No: 1/9 -
Çankaya/ANKARA, ALTINIŞIK Kent İnş.Ltd. Şti.nin yasal ve tebligat adresinin ise Genç
Cad. Büyük Pasaj. Kat 3 No:50-BİNGÖL olmasına rağmen Afyon 1000 Kişilik Öğrenci
Yurdu İnş. ve Bartın Ulus Kumluca 4.Grup 204 Adet Afet Konutu İnş. ihalelerine her iki
firma için YENİCE Tur. İnş. Tic. Ltd. Şti.nin adresine davet mektubu gönderilmek suretiyle
davet edildikleri ve her iki ihalenin YENİCE Tur. İnş. Tic. Ltd. Şti.’ne kazandırıldığı,
—YENİCE Tur. İnş. Tic. Ltd. Şti.nin sanığın ortağı olduğu Yolalan İnşaat
Malzemeleri Ticaret ve Sanayi Limitet Şirketinden 1999 yılında 11.745.258.660.- TL, yine
ortaklığı olan Halil İbrahim Aydın İnşaat Malzemeleri Elektrik Sanayi ve Ticaret Limitet
Şirketinden ise 2000 yılında 12.517.276.237.-TL, 2001 yılında 36.411.281.320.-TL ve 2002
yılında ise 46.119.124.245 .- TL’lik mal satın aldığının bildirildiği; ancak aradan geçen
zaman nedeniyle mal teslimlerinin gerçekliğinin tespitinin mümkün olmadığı,
bb) Osmaniye 250 Yataklı Devlet Hastanesi İnşaatı İhalesinin3127.07.2000 tarihinde
% 12.10 tenzilatla Zay Yapı San. İnş. ve Tic. Ltd. Şti. nin üzerinde kaldığı,
—Fonlar İhale Yönetmeliğine dayanılması nedeniyle davetiye usulünün uygulanması
mümkün ise de, hastane inşaatı olması nedeniyle özelliği bulunan iş olduğu kabul edilen
30 Bu iş Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü İhale Yönetmeliği’nin 39. maddesine göre ihale
edilmiştir.
31 Bu iş Fonlar İhale Yönetmeliği’nin 37/c maddesine göre ihale edilmiştir.
48
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
ihaleye, bu alanda deneyimi olmayan (sadece altyapı konusunda deneyimi olan) adı geçen
firmanın davet edilerek işin verildiği,
Görülmektedir.
b) Yalova İl Jan. Kom. Bin. ve Tes.İnş. ihalesinde de sanığın müdahalesinin olduğu
anlaşılmaktadır.32 Gerçekten M.Sedat Aban, biraz önce değindiğimiz ifadesinde ayrıca
sanık Bakanın Danışmanı Sadrettin Dinçer’in kendisine gelerek ihalenin Nail Çalışkan’a ait
firmaya yazılmasını istediğini, bunun üzerine Mehmet İnce’ye talimat verdiğini ve Fethi
Soydan’ın dosyayı hazırlamasından sonra Bakanın onayına sunduğunu, ihalenin Nail
Çalışkan müteahhitliği üzerinde kaldığını belirtmektedir.
Müteahhitlik hizmeti veren Nail Çalışkan konuyla ilgili olarak Emniyet, Cumhuriyet
Savcılığı ve hâkimlikteki ifadelerinde,33 ihalelere davet edilmek için Bakanla 2000 yılı
ağustos ayı içerisinde görüştüğünü, Bakanın, doğrudan iş verilmesinin mümkün olmadığını;
ancak, tanıtım dosyası hazırlayarak Bakanlığa vermesini söylediğini, bunun üzerine, tanıtım
dosyası hazırlayarak Bakanlığa verdiğini, bir müddet sonra Yalova İl Jandarma hizmet
binası inşaatı ihalesi için adına davetiye geldiğini ve bu ihaleyi aldığını belirtmekte; aynı
konuda sonradan ifadelerini kabul etmeyen İhale Takip Bürosu Şef Vekili Fethi Soydan ise,
C.Savcılığındaki ifadesinde, bu ihalelerin Müsteşar Yardımcısı M. Sedat Aban'ın talimatıyla
Nail Çalışkan’a verildiğini ve katılan firmalara dağıtılmak üzere 2 milyar 100 milyon TL
para aldığını, bu paranın 250–300 milyon TL'sinin kendisinde kaldığını beyan etmiştir.
Nail Çalışkan Müteahhitliği ile bu işe birlikte davet edilen firmalardan:
—ALİHAY İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti.” ile “ÖVÜNÇ İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti.”nin aynı
kanuni ve tebligat adresini paylaştığı (Paris Cad. No:76/1 Kavaklıdere/ANKARA),34Alihay
İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti.’nin 09.12.1998 tarihinde firma tanıtım dosyasını Bakanlığa
sunduğu, ancak dosyalarında bilânçoları ve bünyelerinde teknik personellerinin mevcut
olmadığı, en son 1987 yılında iş bitirdikleri,
—Yıldızlar İnş. Tic. Ltd. Şti.nin sanığın döneminde yapılan toplam 150 ihaleden
130’una davet edildiği, mali yapısının yetersiz olduğu, son 10 yıl içerisinde hiçbir iş
bitirmediği, yapı aracının ve teknik personelinin olmadığı, sadece devirle karne sahibi
olduğu, 35
— Uyar Yapı End. ve Tic. Ltd. Şti.nin tanıtım dosyasını Bakanlığa 07.01.1998
tarihinde verdiği, teknik personel ve yapı araçları bildirimlerinin bulunmadığı,
32 Bu ihale 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle yapılacak Yardımlara Dair
Kanuna göre yapılmıştır.
33 Nail Çalışkan Ankara 1.Ağır Ceza mahkemesinde ve Yüce Divan’da ki beyanlarında baskı altında ifade verdiğini
belirterek bu ifadelerini kabul etmemektedir.
34 ALİHAY İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. nin, diğer firmanın davet edildikleri bütün ihalelere onlarla birlikte davet edildiği
anlaşılmaktadır.
35 Meclis soruşturma komisyonu raporunda bu firmanın uhdesinde kalan Çorum Merkez Adalet Binası İnşaatı işi
ihalesiyle ilgili olarak Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığının 19.04.2002 tarih ve HC.11/02–1,
SE.12/02–2, İZB.31/02–5, MD.33/02–5, MS.36/02–11, KT.46/02–9 sayılı İnceleme Raporunda, anılan ihale için gerekli
yeterlik koşullarını taşımadığı, doğru bir değerlendirmede sınır puanın altında kalacağı, bu nedenle ihaleye iştirak
ettirilmemesi gerektiğinin belirtildiğine işaret edilmektedir [Bkz. Klasör, Ek 2/8 (EK–8/1–112)].
49
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
Anlaşılmaktadır.
c) M.Sedat Aban’ın aynı ifadesinde “…Kızılcahamam Devlet Hastanesi ihalesi için
Sayın Bakan beni aradı, Ankara Milletvekili Mehmet Aslan’ı sana gönderiyorum bunun
getirdiği firmayı değerlendir dedi. Ben de bu ihale için talimatı Mehmet İnce’ye verdim,
Fethi Soydan aracılığıyla dosya düzenlendi, onaylandıktan sonra ihale Hızarcılar inşaatta
kaldı…” şeklinde beyanda bulunmuştur. Devlet Hastanesinin ek bina inşaatı için
16.10.2000 tarihinde Hastane Baştabipliğince gerçekleştirilen ihalenin “Ahmet
HİZARCI”nın müdürü ve ortağı olduğu “Okurlar Nak. ve İnş.Tic. Taah. San. Ltd. Şti.”nin
uhdesinde kaldığı anlaşılmıştır.
2. a) Suç tarihinde Bakan Danışmanı olan Sadrettin Dinçer’in Poliste ve Cumhuriyet
Savcılığında alınan ifadelerinde ise;
Sakarya Merkez Hükümet Konağı inşaatı ihalesini alan Dabak inşaat sahibi Daniş
Pakoğlu,
Sakarya Pamukova İlçe Jandarma Komutanlığı inşaatı ihalesini alan Başkurt
Hafriyat sahibi Abdullah Başkurt,
Yalova Çınarcık Esenköy İlçe Jandarma Komutanlığı binası inşaatı ihalesini alan
SKG Yapı İnşaat şirketi sahibi Hızır Saral,
Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü Sakarya İl Müdürlüğü Hizmet Binası inşaatı
ihalesini alan Hacsan İnşaat sahibi Hasan Cansız,
Bismil Devlet Hastanesi İkmal İnşaatı ihalesini alan Fatih Petrol İnşaat şirketi sahibi
Ali Çakmaklı,
İle ilgili olarak sanık Koray Aydın’ın kendisine telefon açıp, şirket sahiplerinin
isimlerini vererek M. Sedat Aban’a yardımcı olması yönünde talimat vermesini istediğini,
kendisinin de M.Sedat Aban’ı arayıp talimatı ilettiğini,
Hâkime verdiği ifadede ise, Bakanın doğrudan doğruya bir firmaya ihale verilmesi
yönünde talimatının olmadığını söylediği, ancak “…Bakana siyasiler veya başka aracılar
ile gelen müteahhitler Yapı İşleri Genel Müdürlüğünde işleri olduğunu söylediklerinde ve
yardımcı olunmasını istediklerinde Bakan, şahısları bana gönderir veya telefonla firma
veya isim bildirir, bende Yapı İşleri Genel Müdürlüğünden sorumlu Müsteşar yardımcısı
Sedat Aban’ı arayarak, bakanın talimatını, yani Bakanın söylediği isim veya firmayı
belirtip, buna yardımcı olunmasını söylerdim…” dediği, Cumhuriyet Savcılığı ve Emniyet
ifadelerinin hâkim tarafından kendisine okunması üzerine doğru olduğunu ve tekrar ettiğini
belirttiği,
Görülmektedir.
b) Dosya incelendiğinde;
aa) Sakarya Merkez.Hük.Kon.İnş.ihalesini36 müteahhit Daniş Pakoğlu’nun
08.01.2001 tarihinde % 12 indirim teklifi vererek aldığı, 11.01.2001 tarihinde sözleşme
36 Bu iş 574 sayılı KHK ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 44.maddesine göre ihale edilmiştir.
50
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
imzalandığı, bu firmanın ihaleden önce Bakanlıkta tanıtım dosyasının bulunmadığı,
ihaleden sonra 02.04.2001 tarihinde verildiği; bu işin deprem bölgesinde olması ve
büyüklüğü karşısında adı geçen firmanın teknik kapasite yönünden işe davet edilebilecek
nitelikte olmadığı,
—M.Sedat Aban’in ifadelerinde bu ihalenin Daniş Pakoğlu’nun firmasına yazılması
için Sadrettin Dinçer’in kendisine geldiğini söylediği,
bb) Sakarya Pamukova İlçe Jan.Kom.Bina ve Tes. İnşaatı ihalesinin37 tanık Abdullah
Başkurt’un sahibi olduğu Başkurt Hafriyat’ın 22.06.2001 tarihinde kazanmasının
sağlandığı, firmanın tanıtım dosyasının 13.06.2001’de Bakanlığa vermesinden hemen sonra
15.06.2001 tarihinde ihaleye davet edildiği,
—M.Sedat Aban’in ifadelerinde bu ihalenin Abdullah Başkurt’un firmasına yazılması
için Sadrettin Dinçer’in kendisine geldiğini söylediği,
cc) Yalova Çınarcık-Esenköy İlçesi Jandarma Komutanlığı Hizmet Binası ve
Tesisleri İnşaatı ihalesini38, 11.01.2001 tarihinde % 9,5 indirim teklif eden ve tanık Hızır
Saral’ın sahibi olduğu SKG Yap. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti.nin üzerinde kaldığı, 25.01.2001
tarihinde sözleşme imzalandığı, bu firma ile birlikte davetiye gönderilen Alihay İnş. San. ve
Tic. Ltd. Şti. ve Özeren İnş. San. Tic. Ltd. Şti.’nin mali ve teknik açıdan bu ihaleye davet
edilecek yeterlikte olmadığı; tanık Hızır Saral’ın Yüce Divanda bu ihaleyle ilgili olmamakla
birlikte sanıkla görüştüğünü belirttiği,
—M.Sedat Aban’in ifadelerinde bu ihalenin Hızır Saral’ın sahibi olduğu SKG Yap.
İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti.ne yazılması için Sadrettin Dinçer’in kendisine geldiğini söylediği,
dd) Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü Sakarya İl Müdürlüğü hizmet binası inşaatı
ihalesini39 Has Can İnşaatın aldığı, Yüce Divan’da tanık olarak dinlenen tanık Hasan
Cansız aşamalardaki beyanında İl Genel Meclisi üyesi olduğu için Koray Aydın ile
tanıştığını ve ihale almak için görüştüğünü söylediği, Bakanın da “dosya hazırlayıp Yapı
İşleri Genel Müdürlüğüne ver, çağrılırsan ihaleye girersin” dediği, görüşmeden ve dosyayı
hazırlayıp verdikten bir ay sonra;
aaa) “Kayseri Kapalı Çarşı onarım inşaatı ihalesini”40 ve daha sonra da
bbb) “Sakarya İş Kurumu inşaatı ihalesini” aldığı,
—M.Sedat Aban’in ifadelerinde Sakarya İş Kurumu ihalesinin Has-Can firmasına
yazılması için Sadrettin Dinçer’in kendisine geldiğini söylediği,
—Kayseri Kapalı Çarşı onarım inşaatı ihalesini özelliği bulunan yapım işi
kapsamında düşünülmesi mümkün olmadığı halde bu kapsamda mütalaa edildiği,
37 Bu iş 574 sayılı KHK ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 44.maddesine göre ihale edilmiştir.
38 Bu iş 574 sayılı KHK ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 44.maddesine göre ihale edilmiştir.
39 Bu iş 574 sayılı KHK ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 44.maddesine göre ihale edilmiştir.
40 Tanık Hasan CANSIZ 26.04.2005 tarihli oturumda bu ihaleyi % 11.20 indirimle almasının kendisi için sürpriz
olduğunu belirtmiştir.
51
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
—Firmanın 02.06.1999 tarihinde Bakanlığa verdiği tanıtım dosyasında bilânço
olmadığı için mali durumunun bilinmediği, bitirdiği benzeri iş olmadığı, bünyesinde bir
inşaat mühendisi olmakla birlikte yapı aracının mevcut olmadığı,
— Türkiye İş Kurumu binası ihalesinde hem kanuni hem tebligat adresleri aynı olan
LENA İnş. San. Tur. Tic. Ltd. Şti. ve SÜMTA İnş.Taah. San.ve Tic. Ltd. Şti. firmalarına da
davetiye gönderildiği,
ee) Bismil Devlet Hastanesi İkmal İnşaatı ihalesini41 10.01.2001 tarihinde % 7,80
indirim teklif eden Ali Çakmaklı’ya ait Fatih Petrol İnş. ve San. A.Ş. nin aldığı, 15.01.2001
tarihinde sözleşme imzalandığı; 17.12.1999 tarihli tanıtım dosyasında firmanın teknik
personel ve yapı araçları bildirimi ile herhangi bir iş bitirmesinin bulunmadığı, dolayısıyla
özelliği bulunduğu gerekçesiyle yapılan bu ihalede üstlendiği işi yapabilecek teknik güç ve
yeterliğe sahip olmadığı; keza aynı ihale için davetiye gönderilen Yıldızlar İnş. Tic. Ltd.
Şti.’nin de davetiyeli işler için yeterli teknik ve mali güçten yoksun olduğu,
—M.Sedat Aban’in ifadelerinde bu ihalenin Ali Çakmaklı’nın firmasına yazılması
için Sadrettin Dinçer’in kendisine geldiğini söylediği,
Anlaşılmaktadır.
3. Yapı İşleri Genel Müdür yardımcılığı görevinin yanında ihale yeterlik
komisyonunun başkanlığını da yapan Mehmet İnce, Poliste, Cumhuriyet Savcılığında ve
hâkimlikte verdiği ifadelerinde özetle; M.Sedat Aban’ın ihaleleri kazanmasını istediği
firmaları kendisine ya telefonla ya da yanına çağırarak bildirdiğini ve “buna yardımcı
olun” diyerek ihalenin o firmaya verilmesini istediğini, kendisinin de gereğini yaparak,
yeterlik komisyonu kararlarını M.Sedat Aban’ın talimatı doğrultusunda Fethi Soydan’a
vererek ihaleyi kazanacak firmaya ulaşmasını sağladığını,
Emirleri en üst düzeyde M.Sedat Aban’dan aldığını; ancak, onun da üstünde emir
veren olduğuna inandığını, buna sebep olarak da bu kişinin ayyuka çıkmış sistemi tek
başına yönlendirmesinin mümkün olamayacağını gösterdiğini, Genel Müdürlük makamının
vekâleten gördürülmesinin bu sistemi kolaylaştırdığını,
Yaptığı işler nedeniyle M.Sedat Aban’dan birçok kez paralar aldığını;
Yapı İşleri Genel Müdürlüğü İhale Takip Bürosu Şef Vekili olarak görev yapan Fethi
Soydan ise, Poliste, Cumhuriyet Savcılığında ve hâkimlikte verdiği ifadelerinde özetle;
Merkezde yapılan ihale işlerinin takibini bizzat kendisinin yaptığını, bir ihalenin
ilanlı ya da davetli olmasına bakanlık makamının karar verdiğini,
Davetli ihalelerde M. Sedat Aban’dan talimat aldığını, M. Sedat Aban’ın kendisine
işi ve alacak firmanın adını sözlü olarak bildirdiğini, kendisinin de alıcı ve yardımcı
firmaları yazarak işin OLUR’unu hazırladığını, bu OLUR’u Bakan imzaladıktan sonra
davet mektuplarının yazılıp firmalara gönderildiğini, bu sırada kendisinin alıcı firma ile
41 Bu işin ihalesi 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 44.maddesine göre yapılmakla birlikte OHAL Bölgesindeki
ihalelere ilişkin Başbakanlığın 14.04.1995 gün ve 3384 sayılı, 22.01.1998 gün ve 113 sayılı Genelgeleri dikkate
alınmıştır.
52
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
irtibat kurduğunu, yardımcı firmalardan tekliflerini ve teminat masraflarını bildirmelerini
istediğini, alıcı firmadan aldığı masraf bedelini yardımcı firmalara verdiğini, davetli
ihalelerde genelde kırımın yüzde 7 ile 15 arasında olduğunu, firma isimlerini M. Sedat
Aban’ın baş başa oldukları zamanlarda sözlü olarak verdiğini, onun başka yerlerden
talimat alıp almadığını bilmediğini,
M. Sedat Aban’ın talimatıyla 32 adet, Mehmet İnce’nin talimatıyla 1 adet ve kendi
tanıdıkları vasıtasıyla 4 adet davetli ihalenin önceden belirlenen firmalara verildiğini,
Türkiye İş Kurumu Sakarya Hizmet Binası ve Kayseri Kapalı Çarşı onarımı İnşaatı
ihalelerini alan Has-Can İnşaat sahibi Hasan Cansız’a Bakan Koray Aydın’la bağlantısının
olup olmadığını sorduğunu, onun da kendisine Rüzgârlı Sokakta inşaat malzemesi satan
Koray Aydın’ın babasını tanıdığını ve bundan dolayı bu işi alacağını beyan ettiğini,
Bakan ve müsteşarın böyle bir organizasyonun içinde yer aldığına dair görgüye
dayalı bilgisinin olmadığını, ancak davet işlerini belirleyen makamın Bakan olması
dolayısıyla bunların Bakanın talimatı olmaksızın asla yerine getirilemeyeceğini, M. Sedat
Aban’ın tek başına davetli işlerde gerekli tespitleri yapan bir insan olduğunu tahmin
etmediğini,
Söylemiştir.
Nitekim M. Sedat Aban’ın Hâkim huzurunda doğruladığı Cumhuriyet Savcılığındaki
ifadesinde, Fethi Soydan’ın bu beyanlarıyla tamamen örtüşen bir şekilde, davetiye usulü ile
yapılan ihalelerin Bakanın talimatı ve onayı ile yapıldığı, bu tür ihaleleri Bakanın
talimatında belirttiği firma dışındaki birinin almasının mümkün olmadığı, Bakanın ihaleyi
alması istenilen şirketin adını ya bizzat kendisine veya danışmanı Sadrettin Dinçer’e
bildirerek ‘bu işle ilgilenin’ talimatı verdiği, ‘bu sözün ihalenin ismi verilen firmaya
verilmesi talimatını içerdiği’, bu durumu İlkutlu Gönülal’a veya Mehmet İnce’ye ilettiği,
liste hazırlama işinde de Fethi Soydan’ın görev aldığı, adı geçenin önce davetiye çıkarılan
firmaları tek tek arayarak onların tekliflerini, müteakiben kazandırılması istenilen firmadan
teklif aldığı ve böylece istenilen firmanın ihaleyi kazanmasını sağladıkları yönündeki
beyanı, bu hususu açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
Yapı İşleri Genel Müdür Vekilliği görevini yürüten İlkutlu Gönülal Poliste,
Cumhuriyet Savcılığında ve hâkimlikte verdiği ifadelerinde özetle, Sedat Aban'ın menfaat
edindiği şahısların ihaleyi kazanması için Mehmet İnce'ye talimat verdiğini bildiğini, her
ihaleden önce Sedat Aban, Mehmet İnce ve Fethi Soydan arasında yoğun görüşmeler
olduğunu, kendisine ihale sonuçlandıktan sonra onay için gelindiğini ve bu aşamada belge
üzerinde her şeyin normal olduğunu, yazılı bir ihbar olmadığından ihale kararını
onaylamama gibi bir durumunun olamayacağını,
Mehmet İnce'nin Sedat Aban ile arasının iyi olduğunu; Sedat Aban'ın kendisinin üstü,
Müsteşar ve Bakan ile arasının iyi olmasından dolayı kimseye şikâyette bulunmadığını,
Sedat Aban'ın Müsteşar ve Bakanın bilgisi dışında bu kadar rahat hareket edebileceğini
tahmin etmediğini, pek çok kişinin durumdan haberdar olduğunu ancak önlemediğini,
53
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
Sedat Aban’ın kendisine toplam 132.000 Alman Markı ve 15.500 ABD Doları
verdiğini, kendisine bu ne parası dediğinde “boş ver sen al” dediğini,
Devlet İhale Kanununun 44 üncü maddesine göre yapılan ihalelerde firmaların
belirlenmesinin kesinlikle Bakan onayına bağlı olduğunu, idarece teknik yeterliği bilinen
firmaların en az üç olmak üzere onay belgesine yazıldığını ve Bakanın onayından geçtiğini
bildirmiş,
Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2002/71 esas sayılı dosyasının 27.3.2002 günlü
oturumunda sanık olarak verdiği ifadesinde; "Emniyet ve Cumhuriyet Savcılığındaki
ifadelerini okumadan imzaladığını, emniyette kendisine işkence yapılmadığını, ancak büyük
bir psikolojik baskı altında olduğunu, ihale kanununun özünde işlerin ilan yoluyla
yapılmasının öngörüldüğünü, bir işin davetiye ile yapılabilmesi için o işin özelliği bulunan
yapım işi olması gerektiğini, bu özelliği bulunan yapım işinin davetiye ile yapılmasına
Bakanlık Yüksek Fen Kurulunun karar verdiğini ve bu kararın ise Bakan tarafından
onaylanması gerektiğini" belirtmiştir. Bu tanığın (9/8) esas sayılı Meclis soruşturma
komisyonuna verdiği 30.6.2004 tarihli ifadesinde ise özetle; 3,5 yıl süreyle Genel
Müdürlüğe vekâlet ettiğini, ancak Bakanla aynı siyasi görüşte olmadığı için asaleten
atanmadığını, Bakan ile Sedat Aban'ın siyasi görüşleri farklı olmasına rağmen çok samimi
olduklarını, Bakanın müsteşar yardımcıları içinde en çok Sedat Aban ile görüştüğünü,
Koray Aydın bakan olduktan sonra kendisi de dâhil herkesin Sedat Aban'ın görevden
alınacağını düşündüğünü, danışmanlardan ise en çok Sadrettin Dinçer'in bakanlıkta etkili
olduğunu, belirtmiştir.
Oluş, ifadeler arasındaki uyum ve örtüşme, dosyanın bütününden edinilen kanaat
karşısında, tanıkların anlatımlarına itibar etmek gerekmektedir.
4. M.Sedat Aban, Sadrettin Dinçer, Mehmet İnce ve Fethi Soydan’ın beyanlarının,
dosyadaki diğer bilgi, belge ve açıkladığımız “fesat” niteliğindeki maddi olgularla birlikte
değerlendirilmesinde; sanığın ihalelerin belli firmalara verilmesini sağlamak için, özellikle
siyasi ve idari yetkilerinin sağladığı kolaylıklardan da yararlanarak Müsteşar yardımcısı
M.Sedat Aban’a gerek doğrudan, gerekse Sadrettin Dinçer aracılığıyla ihalenin verilmesini
istediği firmanın/yüklenicinin ismini vererek, “bu işle ilgilenin”, “yardımcı olun” şeklindeki
talimatlarının, adı geçen tarafından Mehmet İnce ve/veya Fethi Soydan’a iletildiği;
bunların da ihalenin talimat doğrultusunda sonuçlanmasını temin edebilmek için ihalenin
verilmesi istenilen firma yanında davet edilecek firmaları belirlediği ve sanığın onayının da
alındığı, yasal prosedürün tamamlanmasını takiben davetiyelerin firmalara gönderildiği,
Fethi Soydan’ın alıcı ve yardımcı firmalarla bağlantı kurarak teklif oranlarını belirleyip,
yardımcı olarak nitelenen firmalara masraf adı altında bir miktar para ödenmesini
sağladığı; “rekabetin men ve ihlal” eden fesat niteliğindeki bu fiiller sonucunda ihalenin
sanığın istediği firmaya verilerek ona haksız çıkar sağlandığı, bunların doğal sonucu olarak
Devletin zarara sokulduğu ve ayrıca ihaleye katılma yeterliğine sahip diğer firmaların
mağdur edildiği anlaşılmaktadır.
5. Olayların gelişimi ile delillerin bir bütün olarak değerlendirilmesi, sanığın gerek
M.Sedat Aban’a, gerekse Sadrettin Dinçer’e söylediği “bu işle ilgilenin” , “yardımcı olun”
54
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
şeklindeki talimatların, “sadece mevzuatın gereği olan işlemlerin yapılması talimatı”
olarak yorumlanamayacağını ortaya koymaktadır. Gerçekten belirtilen şekildeki
talimat/istek üzerine ismi verilen firmaların teknik ve mali açıdan yetersizliğinin göz ardı
edildiği, rekabetin oluşmasını engellemek için özellikle birbirleriyle çeşitli açılardan
irtibatlı veya teknik ve mali açıdan yetersiz olan firmalara davetiye gönderildiği, ayrıca
Fethi Soydan’ın bu firmalardan teklif oranlarını öğrendiği veya belirlediği, onlara dosya
masrafı adı altında bazı paralar ödediği, fesat niteliğindeki bu fiillerle rekabetin men ve
ihlal edildiği anlaşılmaktadır.
B.GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA İDDİASIYLA İLGİLİ OLARAK
Yüce Divana sevk kararında bu konuda sanığın, “Bakanlıkta meydana gelen
haksızlık, yolsuzluk ve usulsüzlükleri önleme(k)(için)…gerekli ve yeterli önlemleri almayıp
denetimleri yapmadığı ve bu nedenlerle kamunun zararına sebebiyet verdiği” iddia
edilmekte ve iddia kapsamında Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından yapılan “K.K.T.C
Dörtyol-Geçitkale-Girne Ayrımı - Büyükkonuk - Çayırova Yolu ihalesi” ile “Kocaeli İli
Dâhilinde, Kocaeli-Gölcük Deprem Bölgesindeki Daimi Yerleşim Alanları Bağlantı
Yollarının (3.Grup) Yapım İşleri ihalesi” incelenmektedir.
KKTC’deki yolla ilgili ihale, 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 44 üncü maddesine
göre davet edilen 10 firma arasında, kapalı teklif alınması suretiyle yapılmıştır. İhalenin
OLUR’u 05.12.2000 tarih ve 4834 sayıyla sanık Koray Aydın tarafından verilmiş ve bu
OLUR çerçevesinde ihalenin 22.12.2000 günü yapılması kararlaştırılmıştır.42
Davet edilen 10 firmanın tamamı ihaleye katılmış, biri teşekkür, diğer 9’u teklif
vermiş, iş, %20.10 oranında en fazla kırımı yapan Kolin İnş. İml. ve Tic. A.Ş.ye ihale
edilmiştir. İhale komisyonunun kararı Karayolları Genel Müdürü Dinçer YİĞİT tarafından
uygun görülerek 02.01.2001 tarihinde imzalanmıştır. 43
İhaleye davet edilmeyen Üstyapı Ltd. Şti., “ihaleye fesat karıştırıldığı iddiası” ile
Karayolları Genel Müdürü Dinçer Yiğit ile sanık Koray Aydın’a ihbar yazıları göndermiş,
ayrıca işe ehil olduğunu, uygun fiyat vereceğine ilişkin bazı gerekçeler göstererek davet
edilmesinin talep etmiştir.
Dosyadaki konuyla ilgili bilgi, belge ve beyanlar değerlendirildiğinde; sanığın gerek
yapılan bu ihbarların incelenmesini engellediği veya geciktirdiği gerek ihaleye davet edilen
ve kazanan firmaların yetersizliği ve gerekse fesat karıştırıldığı konusunda herhangi bir
delil elde edilememiştir.
Kocaeli-Gölcük deprem bölgesindeki daimi yerleşim alanları bağlantı yollarının
(3.grup) yapım işleri ihalesi ile ilgili iddia olunan fiillerde ise, ihaleye fesat karıştırma ve
görevi kötüye kullanma suçunun unsurları oluşmamıştır.
42 Bkz. Klasör, Ek 2/14 (EK–35.1).
43 Bkz. Klasör, Ek 2/14 (EK–35.3).
55
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
C. DİĞER İDDİALAR
Meclis Soruşturma Komisyonunca değerlendirilen diğer ihale ve işlerde sanığın
cezai sorumluluğunu gerektirecek nitelik ve boyutta müdahalesini sübuta erdiren deliller
elde edilememiştir.
D.HAKSIZ MAL EDİNME İDDİASINA GELİNCE
1. Genel Olarak
Yüce Divana sevk kararında, “Sanık Bakan’ın çeşitli dönemler(…)de verdiği mal
bildirimlerinde özellikle döviz varlıkları yönünden büyük farklılıklar bulunduğu, 1995
yılındaki mal bildirimi ile Komisyon(…)a verdiği mal bildirimi arasındaki farklılık ve
artışların -özellikle 29.05.1999 ile 05.09.2001 tarihi arasındakilerin- izah edilemediği… bu
fiili(yle)… 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele
Kanununun 13. maddesini ihlal ettiği”
İddia edilmektedir.
Meclis soruşturma komisyonu raporunun “C- SAYIN KORAY AYDIN’IN (...)
İddianın değerlendirilebilmesi için öncelikle iki mal varlığı arasındaki farkın ortaya
konulması ve daha sonra artışın sanığın savunma ve beyanlarında belirttiği kaynaklardan
karşılanıp karşılanamayacağının irdelenmesi gerekmektedir.
2. 30.06.1995 ve 08.12.1999 Tarihli Mal Bildirimlerinin Mukayesesi44
a) 30.06.1995 Tarihli Mal Beyanı45
aa) Taşınmaz Mal Beyanı
44 Bkz. Klasör, Ek 2/15 (EK–62.1 vd.
45 T.B.M.M Başkanlığı’na 08.12.1999 tarihinde verilen söz konusu bildirimin düzenlenme tarihi 09.10.1999 olarak
belirtilmiştir. Bununla birlikte söz konusu bildirimde yer alan 1.617.500 DM ve 395.000 USD tutarlarındaki banka
hesaplarının eşi (...) adına (Koçbank-Ulus Şubesinde) açılış tarihi, 03.11.1999’dur.
56
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
Kime Ait
Olduğu
Cinsi ve
Çeşidi
Bulunduğu Yer
ve Adresi
Hisse
Miktarı
Değeri
Koray AYDIN (...) (...) (...) (...)
Koray AYDIN (...) (...) (...)
(...) (...) (...) (...) (...)
(...) (...) (...) (...) (...)
(...) (...) (...) (...) (...)
Koray AYDIN (...) (...) (...) (...)
Koray AYDIN (...) (...) (...) (...)
(...) (...) (...) (...) (...)
Koray AYDIN (...) (...) (...) (...)
Koray AYDIN (...) (...) (...) (...)
Koray AYDIN (...) (...) (...) (...)
Koray AYDIN (...) (...) (...) (...)
46 Sanık 18.11.2005 günlü dilekçesinde (s.4), bu taşınmazın aslında Sabahat AYDIN’a ait olduğunu ve sehven
yazıldığını bildirmiştir.
47
(...) adına bildirilen taşınmazın, 1999 tarihli mal bildiriminde adres değişikliği nedeniyle “Atahuzur Mah.
2. Cad. 202/3 Dikmen/Ankara” olarak bildirilen taşınmaz olduğu anlaşılmıştır (Sanığın 13.03.2007 tarihli beyanı,
s.395).
48 Uzakdoğu şirketine satılan 10 daireden bir olması nedeniyle 08.12.1999 tarihli mal bildiriminde yer almamıştır
(Sanığın 13.03.2007 tarihli beyanı, s.395).
49 08.12.1999 tarihli mal bildiriminde “Huzur Mah. 2. Sok. 3/6 Dikmen/Ankara” olarak bildirilen daire (Sanığın
13.03.2007 tarihli beyanı, s.394).
57
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
bb)Taşınır Mal Beyanı
Kime Ait
Olduğu
Cinsi ve Çeşidi
Mikta
rı
Değeri
Koray
AYDIN
(...) (...) (...)
Koray
AYDIN
(...) (...) (...)
(...) (...) (...) (...)
Koray
AYDIN
(...) (...) (...)
b) 08.12.1999 Tarihli Mal Beyanı
aa) Taşınmaz Mal Beyanı
50
(...) adına bildirilen taşınmazın, 1995 tarihli mal bildiriminde adres farklılığı nedeniyle “2.Cadde 218/3 Dikmen/Ankara”
olarak bindirilen taşınmaz olduğu anlaşılmıştır (Sanığın 13.03.2007 tarihli beyanı, s.395).
51 13290 ada 4 parselden gelen taşınmazdır.
52 07.09.1999 yılında alınmıştır (Sanığın 13.03.2007 tarihli beyanı ve tapu kaydı).
Kime Ait
Olduğu
Cinsi ve
Çeşidi
Bulunduğu Yer
ve Adresi
Yüz
Ölçümü
Hisse
Miktarı
Değeri
Koray
AYDIN
(...) (...) (...) (...) (...)
Koray
AYDIN
(...) (...) (...) (...) (...)
Koray
AYDIN
(...) (...) (...) (...) (...)
Koray
AYDIN
(...) (...) (...) (...) (...)
Koray
AYDIN
(...) (...) (...) (...) (...)
Koray
AYDIN
(...) (...) (...) (...) (...)
Koray
AYDIN
(...) (...) (...) (...) (...)
Koray
AYDIN
(...) (...) (...) (...) (...)
Koray
AYDIN
(...) (...) (...) (...) (...)
(...) (...) (...) (...) (...) (...)
(...) (...) (...) (...) (...) (...)
(...) (...) (...) (...) (...) (...)
(...) (...) (...) (...) (...) (...)
58
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
bb)Taşınır Mal Beyanı
Kime Ait
Olduğu
Cinsi ve Çeşidi Banka Adı Banka Hesap No
Miktarı
Koray AYDIN (...) (...) (...) (...)
(...) (...) (...) (...) (...)
(...) (...) (...) (...) (...)
(...) (...) (...) (...) (...)
(...) (...) (...) (...) (...)
(...) (...) (...) (...) (...)
(...) (...) (...) (...) (...)
(...) (...) (...) (...) (...)
(...) (...) (...) (...) (...)
(...) (...) (...) (...) (...)
(...) (...) (...) (...) (...)
(...) (...) (...) (...) (...)
Koray AYDIN (...) (...) (...) (...)
3. Mal varlığındaki Artış ve Değerlendirmesi
(...)
(...)
59
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
Sanığın çocukları adına bankalarda yer alan mevduatın dede tarafından
karşılandığı savunulmuştur.
İki şirket ortaklığının ise Bakanlık döneminden önce gerçekleştiği anlaşılmıştır.
Bu durumda meydana gelen ve izahı gereken artış;
(...)
—(...)
—(...)
— (...)
(...)
—(...)
— (...)
(...)
—(...)
(...)
—(...)
—(...)
(...)
(...)
Tanıkların daire ve dükkânların satış bedelleri konusundaki savunma paralelindeki
beyanları; gerek resmi kayıtlarla olan çelişkileri ve destekleyici nitelikte hiçbir yazılı belge
bulunmaması, gerekse kendi içlerindeki tutarsızlıkları nedeniyle inandırıcı olmaktan
uzaktır. Gerçekten gayrimenkul alım satımlarına ilişkin tapu işlemleri sırasında düşük
değer beyan edildiği sık sık karşılaşılan bir vakıa olmakla birlikte; alım satım sırasında -
beyanlara göre- oldukça yüksek sayılabilecek miktardaki bir paranın ödenmesinde, özellikle
tapu devirlerinin uzun zaman sonra gerçekleşeceği bir durumda ticari teamül gereğince
mutlaka bir sözleşme yapılacağı ve buna dayanılarak yapılan ödemelerin tevsikini sağlayan
belgelerin mevcut olacağı, olağan yaşam deneyimleri de bunu gerektirdiği halde, ne satıcı
sanık ne de alıcı tanıklar tarafından herhangi bir belge ibraz edilmemiştir. Bu nedenle alım
satım bedelleri konusunda sanığın ve tanıkların, sanığın da ortağı olduğu Yolalan İnşaat
Ticaret Ltd. Şti. nin hissedarı ve yöneticisi olan Ömer Bağcı’nın beyanlarına itibar etmek
mümkün görülmemiştir.
60
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
İkinci olarak duruşmada alınan bilirkişi asıl ve ek raporları olayı aydınlatmaya
elverişli bulunmamaktadır. Şöyle ki;
— Bilirkişiler gerek ilk gerekse ek raporlarında, keşfe konu taşınmazların satış
tarihindeki rayiç değerinin tespiti için; keşfin yapıldığı 22.11.2006 tarihi itibariyle kabul
edilen rayiç değerden hareketle TEFE endeksini (indirgeme katsayıları) kullanarak satış
tarihine indirgeme yöntemine dayanmışlardır. Bunun isabetli bir yöntem olmadığını Yüce
Divana sunduğumuz 28.12.2006 tarihli yazılı görüşümüzde ayrıntılı şekilde açıklamıştık.
Bilindiği üzere Ülkemizde emlak fiyatları; özellikle 2002 yılından itibaren faiz
oranlarındaki düşüş, ipotekli konut finansman sisteminin (mortgage) hazırlıkları ve
yabancılara emlak satışının mümkün kılınması sonucunda, yoğunlaşan talebe paralel olarak
diğer sektörlere göre çok daha fazla artmış, emlak fiyatlarındaki bu artışın tersine diğer
birçok sektörde ve toplamda enflasyonda düşüş yaşanmıştır. Böylece gerek TÜFE endeksi,
gerekse TEFE/ÜFE endeksi emlak piyasasında özellikle son dört yıldaki artışın çok altında
kalmıştır. Bunun doğal sonucu olarak 22.11.2006 tarihi itibariyle belirlendiği söylenen
rayiç değer üzerinden TEFE endeksleri esas alınarak, indirgeme yöntemiyle satış
tarihindeki rayiç bedelin tespit edilmeye çalışılması isabetli olmamıştır.
(...)
(...)
Bu değerlendirmemizden sonra sanığın bakanlık yaptığı dönemde mal varlığında
ortaya çıkan ve açıklanamayan artışı şu şekilde ortaya koyabiliriz:
61
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
(...)
(...)
(...)
4. Savunmadaki Bazı Hususların Değerlendirmesi
Sanık Koray Aydın 18 Nisan 1999 tarihinde milletvekili seçilmiş, 29.05.1999
tarihinde ise bakanlık görevine atanmıştır.55
Sanık yasa gereğince milletvekili seçilmesi nedeniyle en geç 27.06.1999 tarihine
mal bildiriminde bulunması zorunlu iken,56 gecikmeli olarak, 29.05.1999 tarihinde bakanlık
görevine atanmasında sonra ve her iki görevi nedeniyle, 08.12.1999 tarihinde TBMM
Başkanlığı’na teslim etmiştir.
Bu durumda sanığın bakan olarak atandığı 29.05.1999 tarihinden görevinden
ayrıldığı 05.09.2001 tarihine kadar olan dönemde meydana gelen haksız edinme
iddialarının Yüce Divanın kovuşturma yetkisi olduğu tartışmasızdır.
Sanığın 08.12.1999 tarihli mal beyanından da anlaşılacağı üzere özellikle nakit mal
varlığı kalemlerindeki artış da bu dönemde ortaya çıkmıştır. Söz konusu bildirimde ortaya
çıkan artış belirlenmeye çalışılırken bu bildirimden önceki 30.06.1995 tarihli mal
bildiriminin esas alınması bir zorunluk olup, bu durum sanığın bakan olarak görevli
olmadığı bir dönemin kovuşturma kapsamına alındığı anlamına gelmemektedir.
Açıklanan nedenlerle sanık ve müdafiinin 1995–1999 dönemi için Yüce Divanın
yargılama yapamayacağı yönündeki beyanlarının da hukuki dayanağı bulunmamaktadır.
53 1.617.000 DM ile 395.000 ABD Doları tutarındaki döviz hesaplarının 03.11.1999 tarihinde (Koçbank Ulus
Şubesinde) açılmıştır.
54 Sanık (ve müdafii) ayrıca aşamalardaki savunma ve beyanlarında siyasete atılmasından itibaren geçimini ailesinin
sağladığını ifade etmiş ise de, hayatın olağan akşına da uygun olmayan bu savunmasına dayanak oluşturabilecek somut
bir kanıt göstermemiştir. Bu nedenle Bilirkişilerin ek raporlarında sanığın kendisinin, eş ve çocuklarının sosyal konum
ve yaşantılarına uygun olarak hesaplanan giderleri ile inşaat maliyetlerini eksi değer olarak hesaplamalara dâhil
etmeleri isabetlidir (Bkz. Ek Bilirkişi Raporu, s.5).
55 Bu nedenle sanık bakan olarak 3628 sayılı Kanunun 2/1-a.maddesi gereğince faillik sıfatına haizdir
56 Zira seçim sonucu 27.04.1999 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak kesinleşmiştir.
62
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
V. SANIĞA İSNAT EDİLEN SUÇLAR İLE FİİLLERİN HUKUKİ NİTELENDİRMESİ
A.GENEL OLARAK
Yüce Divana sevk kararından sonra 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu 01.06.2005
tarihinde yürürlüğe girmiş ve aynı tarihte, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu yürürlükten
kaldırılmıştır.
Sanığa isnat edilen 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 366.maddesindeki ihaleye
fesat karıştırma suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2.Kitap 3. Kısım “Ekonomi,
Sanayi ve Ticarete İlişkin Suçlar” başlıklı 9.Bölümde yer alan 235.maddede düzenlenmiştir.
Bu madde kapsamına 366.maddesindeki suçtan başka 367, 368 ve 205.maddelerindeki
suçlar da dâhil edilmiştir. Görevi kötüye kullanma suçu ise aynı Kitabın 4.Kısım “Kamu
İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı 1.Bölümdeki 257.maddede
düzenlenmiştir.
Anayasamız ve Ceza Yasamızda da yer alan hiç kimsenin, işlendiği zaman
yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaması ve suçu
işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir cezanın
verilememesine ilişkin “Ceza Hukuku”nun evrensel kuralı karşısında, sanığın sabit kabul
edilen fiillerinin öncelikle işlendikleri tarihte yürürlükte olan 765 sayılı Türk Ceza
Kanunu’nda suç sayılıp sayılmadığı, sayılmakta ise hangi suçu oluşturduğu ve sonradan
yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda da bir suç tanımı içinde yer alıp
almadığının irdelenmesi, her iki kanunda suç olarak öngörülmüş ise, hangisinin lehe
hükümler içerdiğinin tespit edilmesi gerekmektedir. Bu nedenle, her iki kanundaki ihaleye
fesat karıştırma ve görevi kötüye kullanma suçları incelenirken öncelikle bu hususların
üzerinde durulacaktır.
B.GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇU
765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 240, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun
257.maddesinde57 düzenlenen suçların omurgasını memurun/kamu görevlisinin “görevin
kötüye kullanılması” oluşturmaktadır.
Görevin; Anayasa, yasa, tüzük ve yönetmeliklerle belirlenen kurallara göre
yapılması gerekir. Bu bağlamda “görevi kötüye kullanma”, görevin hangi nedenle olursa
olsun, yasa ve kuralların gösterdiği usul ve esaslara aykırı bir biçimde yapılması veya
yerine getirilmesidir. Yasal yetkinin aşılması, yasal yöntem ve biçime, ön koşullara
uyulmaması, takdir yetkisinin hukukun öngördüğü amacın dışında kullanılması suretiyle
işlenen fiiller, görevi kötüye kullanma örneklerindendir. Yüce Divan suçun “…görev gereği
yapılması gereken işlemlerin yapılmaması… görevde yetki sınırlarının aşılması… takdir
57 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257.maddesinde, mülga Türk Ceza Kanunu’nun görevi kötüye kullanma (md.240),
görevi ihmal (md.230), keyfi muamele (md.228/1) ve basit rüşvet alma (md.212/1) suçlarını kapsamına alacak şekilde
yeniden düzenlenmiştir.
63
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
yetkisinin amacı dışında kullanılması…”58 gibi, gerek ihmali gerekse icrai davranışlarla
işlenebileceğini içtihat etmiştir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’ndan farklı olarak
suçun oluşabilmesi için, kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı davranmasından
dolayı “kişilerin” veya “kamunun zarar görmesi” ya da “kişilere haksız bir kazanç
sağlanması” sonuçlarının meydana gelmesi zorunlu hale getirilmiş ancak, suçun daha önce
olduğu gibi genel, tamamlayıcı ve tali hüküm olma özelliği korunmuştur. Bu nedenle görevi
kötüye kullanma olarak kabul edilen eylemlerin başka bir suçu oluşturması durumunda,
artık görevi kötüye kullanma suçundan söz edilemeyecektir. 59
“Mağduriyet” 257.maddenin gerekçesinde de belirtildiği üzere sadece ekonomik
bakımdan uğranılan zararı ifade etmez. Gerçekten bu kavram ekonomik bakımdan
uğranılan zararı içinde barındırdığı gibi, bu nitelikte bir sonuç doğmadan da (örneğin, imar
planı uygulamasında, sahibine duyulan husumet nedeniyle bir parselin plan tekniğine aykırı
olarak yeşil alan olarak gösterilmesi gibi) mağduriyetin doğması mümkündür.60
“Zarar” kavramı ise, hem hukuksal ve hem de ekonomik anlam ifade etmektedir.
Zarar kavramının, sadece ekonomik anlamda bir zararı ifade ettiğinin kabulü, maddenin
lafzına ve ruhuna uygun bulunmamaktadır.
Maddede geçen “haksız kazanç” kavramı, öncelikle ekonomik anlam içermekle
birlikte, yalnızca fiilin işlendiği anda sağlanan bir kazancı ifade etmemektedir. Kişiler
yönünden gelecekte elde edilecek kazanç veya hak edilmeyen yetkilerin elde edilmesi ve bir
statünün kazanılması da kazanç kapsamındadır.
Gerek eski gerekse yeni TCK’de suçun oluşumu için genel kasıt yeterli görülmüştür.
C. İHALEYE FESAT KARIŞTIRMA SUÇU
1.765 sayılı TCK’nin 366. maddesinde Düzenlenen Suçun 5237 Sayılı TCK’nin
235.maddesinde Düzenlenen Suçla Kısa Bir Mukayesesi
a) 366.maddedeki suç için öngörülen ceza “üç aydan bir yıla” kadar hapis ve para
cezası olduğu halde, 235.maddedeki suçun cezası “beş yıldan 12 yıla” kadar hapis
olduğundan, 366. madde, 235.maddeye göre sanık lehine bir düzenlemedir. 366/2.maddeye
göre failin memur olması halinde verilecek cezanın “bir seneden üç seneye kadar hapis”
olması karşısında dahi 366.madde sanığın lehinedir. Bu nedenle somut olayda uygulama
yeri olan hüküm 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 366.maddesidir.
b) 235.maddesindeki suçun maddi unsuru olarak öngörülen “fesat karıştırmak”
ibaresi, 366.maddesindeki suçun maddi unsuru olan “rekabeti men veya ihlâl yahut
müzayede ve münakasada pey sürenleri çekilmeğe sevk(etmek)” fiillerini de kapsayacak
58 Bkz. Yüce Divan’ın tarih, 23.06.2006 T, E.2004/2, K.2006/3 sayılı gerekçeli kararı, s.124 (http://www. anayasa. gov.
tr/ general/haberdetaylar.asp?contID=394, 09.11.06); Aynı şekilde: Yüce Divan, 26.5.2006, E. 2004/5, K. 2006/2,
http://www. anayasa. gov.tr/ general/ haberdetaylar. asp? contID= 437, 08.12.06, s.116.
59 Aynı yönde: Yüce Divan, 26.5.2006, E. 2004/5, K. 2006/2, http://www. anayasa. gov.tr/ general/ haberdetaylar. asp?
contID= 437, 08.12.06, s.120.
60 Aynı yönde: Yüce Divan, 26.5.2006, E. 2004/5, K. 2006/2, http://www. anayasa. gov.tr/ general/ haberdetaylar. asp?
contID= 437, 08.12.06, s.119.
64
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
genişlikte bir kavramdır. Zira kelime olarak “fesat”, “bozukluk, çürüklük, yolsuzluk,
karışıklık, nifak”,61 “hile”,62 anlamlarına gelmektedir. Ayrıca her iki suç tipinde yer verilen
bağlı hareketler gözetildiğinde 235.maddede suçun unsurları hususunda sanık lehine bir
değişiklik söz konusu değildir.
c) Her iki suç tipinde failin memur olması suçun oluşumu açısından önemsizdir.
Bununla birlikte 366.maddede failin memur olması daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hal
(f.2) olarak kabul edilirken, 235.maddede kamu görevlisi failin fesat karıştırma
niteliğindeki eylemiyle menfaat temin etmiş olması halinde, bu fiilin ayrıca suç kabul
edilmesi benimsenmiştir.
d) Gerek 366. gerekse 235.maddedeki suçların oluşması için “devletin bir zararının
oluşması zorunlu olmadığı halde”, bu durum 5237 sayılı TCK’nin 235.maddesinde suçun
daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hali olarak öngörülmüştür.
2. Suçun Unsurları
Sanığa isnat edilen ihaleye fesat karıştırma suçunun düzenlendiği 765 sayılı
TCK’nin 366. maddesine baktığımızda; “Her kim hükümet hesabına olarak icra kılınan
müzayede ve münakasada şiddet veya tehdit ile veya hediye vait ve itasiyle veya sair
menfaatler teminiyle veya gizli ittifak yahut sair hileli vasıtalar ile rekabeti men veya ihlâl
yahut müzayede ve münakasada pey sürenleri çekilmeğe sevkederse üç aydan bir seneye
kadar hapse ve otuz liradan iki yüz liraya kadar ağır cezayi nakdiye mahkûm olur.
Eğer fail kanunen veya Hükümet tarafından müzayede ve münakasaya memur olan
kimse ise bir seneden üç seneye kadar hapis ve elli liradan dört yüz liraya kadar ağır cezayi
nakdi hükmolunur.”
Hükmünü ihtiva ettiğini görmekteyiz.
Maddedeki düzenlemeden de anlaşılacağı üzere bu suçun oluşabilmesi için;
—Herhangi bir kimsenin, kasten, resmi bir açık arttırma veya eksiltmede;
—Şiddet veya tehdit kullanarak veya
—Hediye vaat ederek ya da vererek veya
—Başkaca menfaatler temin ederek veya
—Gizli ittifak kurarak yahut
—Diğer herhangi bir hileli vasıta kullanarak,
—Rekabeti engellemesi veya bozması/zarar vermesi yahut
—Artırma ve eksiltmede pey sürenleri çekilmeğe sevk etmesi, 63
61 Doğan, D.Mehmet, Büyük Türkçe Sözlük, 7.Baskı, Ankara 1990, s. 354.
62 Türk Dil Kurumu, Türkçe Sözlük, 9. Baskı, Ankara 1998, s. 775.
63 “…Türk Ceza Yasası'nın 366. maddesinde, hükümet hesabına yapılacak artırma ve eksiltmelerde, kimi
yasaklamaların yanı sıra, hile yaparak rekabeti ortadan kaldıranlar ile pey sürenlerin artırma ve eksiltmelerden
çekilmesini sağlayanların cezalandırılmaları öngörülmüştür...” (AYM, 14.5.1997, 1996/71, 1997/49).
65
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
Gerekmektedir.
Maddede geçen “gizli ittifak (anlaşma/birleşme)”,64 “ihaleden önce veya ihale
sırasında yapılan ve rekabeti ortadan kaldırmaya yönelik bulunan her türlü anlaşma”65
“sair hileli hareketler” ise “rekabet kurallarının işlememesi veya katılan ya da katılacak
olanların çekilmesi bakımından elverişli olan hareketleri”66 ifade etmektedir.
D.DEVLET ALIM SATIM VE YAPIMINA FESAT KARIŞTIRMA SUÇU
1. 765 Sayılı TCK’nin 205. Maddesinde Düzenlenen Suçun 5237 Sayılı TCK’nin
235.Maddesinde Düzenlenen Suçla Kısa Bir Mukayesesi
a) İlk bakışta her iki suç tipinde önemli farklar mevcut olduğu açıkça
görülmektedir. Önce ortaya konması gereken, bir fiilin suç olarak kabul edilme nedeni
olarak da ifade edebileceğimiz, korunan hukuki yarardaki farklılıktır. Gerçekten 765 sayılı
Türk Ceza Kanunu’nun 205.maddesinde düzenlenen “Devlet Alım Satım ve Yapımına Fesat
Karıştırmak Suçu”nun koruduğu hukuki yarar, kamu fonksiyonunun itibarının korunması ve
ayrıca dürüstlük ilkesinin sağlanarak67 kamu idaresinin zarara uğramasının engellenmesi68
olduğu halde, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 235.maddesinde düzenlenen “ihaleye
fesat karıştırma suçu”nun vazediliş nedeni, ekonomik kurallar ile bunların başında gelen
serbest rekabet mekanizmasının işleyişinin bir takım hileli ve kanunun fesat saydığı diğer
fiillerle bozulmasının engellenmesidir. Her ne kadar madde gerekçesinde (bkz. madde
gerekçesi, p.2) bu hüküm ile korunan hukuki yararın “kamusal faaliyetlerin dürüstlük
ilkesine uygun olarak yürütüldüğüne dair ve özellikle, kamu adına yapılan mal veya hizmet
alım veya satımı gibi ihale işlemlerinin yapılmasıyla ilgili olarak, kamu görevlilerine
duyulan güven” olduğu belirtilmekte ise de, bu husus ikinci plandadır.
Biraz sonra üzerinde daha ayrıntılı duracağımız üzere yeni düzenlemenin özündeki
bu değişiklik, suçun temel şeklinin 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 205.maddesine göre
değil, 366, 367 ve 368.maddelerine paralel şekilde düzenlenmesine neden olmuş,
205.maddedeki zarar ve haksız menfaat sağlama unsuru ise 3 ve 4. fıkralarda ağırlatıcı
nedenler olarak hükme dâhil edilmiştir.
b) 205.maddede “fesat sayılan fiillerin” neler olduğunun belirtilmediği, bunun
takdirinin hâkime bırakıldığı yani, “serbest hareketli suç” tipi öngörüldüğü halde,
235.maddede “fesat sayılan haller” tek tek sayılmak suretiyle tahdidi olarak gösterilmiş,
böylece “bağlı hareketli suç” tipi öngörülmüştür.
64 Bkz. Doğan, s.552.
65 Erman, Sahir/Özek, Çetin, Ceza Hukuku Özel Bölüm Kamu İdaresine Karşı İşlenen Suçlar,İstanbul 1992, s.700.
66 Erman/Özek, s.701.
67 Erman/Özek, s.55; Karş. Özgenç, İzzet, Ekonomik Çıkar Amacıyla İşlenen Suçlar, Seçkin Yayınevi, Ankara 2002,
s.236; Yazıcıoğlu, Yılmaz, Devlet Alım-Satım ve Yapımına Fesat Karıştırma Suçu, İstanbul Barosu Dergisi, 1994/1–2–
3, s.135.
68 Dönmezer, Sulhi, Özel Ceza Hukuku Dersleri, Fakülteler Matbaası, İstanbul 1984, İÜHF Yayın No: 688, s.91;
Benzer mahiyette: Gözübüyük, A.Pulat, Türk Ceza Kanunu Şerhi, Cilt 2, 5.Baskı, Kazancı Yayınları, İstanbul (Tarihsiz),
s.697.
66
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
c) 5237 sayılı TCK’nin 235.maddesindeki suçun temel şeklinin oluşması için, önceki
düzenlemede zorunlu unsur olarak öngörülen, failin kendisi veya başkası yararına bir
menfaat temin etmesi hususu aranmamaktadır.
d) 205.maddedeki suç bir zarar suçu olduğu ve devlete verilen zararın ödettirilmesi
zorunlu olduğu halde, yeni düzenlemede suçun oluşumunda zarar bir öneme haiz değildir.
Ancak bu husus daha fazla cezayı gerektiren nitelikli hal olarak öngörülmüştür (f.3).
e) Yine 205.maddenin öngördüğü ceza 10 yıldan 24 yıla kadar ağır hapis olduğu
halde, 235.maddedeki suçun cezası 5 yıldan 12 yıla kadar hapistir.
Görülüyor ki, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 235.maddesi ceza süresi
yönünden lehe, suçun zarar ve menfaat unsurları yönünden aleyhedir. Bu nedenle Kanunun
yürürlüğünden önceki tarihlerde işlenen suçlarda zarar ve menfaat unsurunun varlığı
aranacak, bu unsurların yokluğu halinde ise suç oluşmayacaktır.
2. 765 Sayılı TCK’nin 205. Maddesinde Düzenlenen Suç
Buradaki suçun69,70 maddi unsuru, bir memur veya memur sayılan kişinin Devlet
hesabına olarak almaya veya satmaya yahut yapmaya memur olduğu her nevi eşyanın alım
veya satımında veya pahasında veya miktarında veya yapımında “fesat karıştırarak, her ne
suretle olursa olsun irtikâp etmesi”dir. Dolayısıyla suçun oluşması için öncelikle Türkiye
Cumhuriyeti hesabına bir alım, satım veya yapım işinin mevcut olması gerekir. Bununla
birlikte suçun oluşması için ihale yapılması şart olmadığı gibi, bir ihalenin söz konusu
olması durumunda dahi, bunun Devlet ihalelerini düzenleyen bir kanuna tabi olması
zorunlu değildir.71 Başka bir anlatımla suçun, ihalesiz yapılan alım satımlarda da oluşması
mümkündür.
Alınacak, satılacak veya yapılacak eşya, taşınır veya taşınmaz olabileceği gibi bir
tüketilecek bir mal da olabilir.72
Kelime olarak, “kötü bir iş yapma, kötülük etme”, “yiyicilik, rüşvet alma”, “yalan
söyleme, hile yapma” anlamına gelen “irtikâp” sözcüğü, “irtikâp suçu”nu işaret
etmemekte, bununla devlet adına yapılan alım, satım veya yapıma şiddet, tehdit, hile ya da
herhangi bir şekilde “fesat karıştırmak” suretiyle “haksız bir menfaat” sağlanması
kastedilmektedir. Ancak önemle belirtelim ki bu menfaat kendisi yararına olabileceği gibi,
başkasının yararına da olabilecektir.73 Ayrıca sağlanacak menfaatin niteliği74 ile miktarının
azlığının veya çokluğunun, suçun oluşması açısından bir önemi yoktur.
69
Madde 205 - (Değişik: 9.7.1953 – 6123/1 md.) Bir kimse Türkiye Devleti hesabına olarak almaya veya satmaya yahut
yapmaya memur olduğu her nevi eşyanın alım veya satımında veya pahasında veya miktarında veya yapmasında fesat
karıştırarak her ne suretle olursa olsun irtikâp eylerse on seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezasıyla
cezalandırılır ve zarar kendisine ödettirilir.
70 765 sayılı TCK’nin kaynak kanununda olmayan bu hüküm, 1274 tarihli Eski Ceza Kanunumuzun 83.maddesinden
aktarılmıştır (Bkz. Önder, Ayhan, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Yenilenmiş ve Genişletilmiş 4.Bası, Filiz Kitabevi,
İstanbul 1994, s.132.).
71 Bu suçun niteliği hakkındaki görüşler için bkz. Önder, s.132; Yazıcıoğlu, s.136; Artuk, Mehmet Emin/Gökcen,
Ahmet/Yenidünya, Caner, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 5.Baskı, Turhan Kitabevi, Ankara 2004,s.327; Dönmezer, s.90;
Erem, Faruk/Toroslu, Nevzat, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 9.Baskı, Savaş Yayınevi, Ankara 2003, s.163.
72 Erman/Özek, s.57;Özgenç, s.237.
73Dönmezer, s.91; Erman/Özek, s.59; Erem/Toroslu, s.164; Önder, s.133; Özgenç, s.240; Artuk/ Gökcen/ Yenidünya, s.
67
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
Keza kelime olarak “fesat”; “bozukluk, çürüklük, yolsuzluk, karışıklık, nifak”,75
“hile”,76 anlamlarına gelmekte olup, maddedeki anlamıyla aslında alım, satım veya yapımın
gerçekleştirilmesinde hileli bir hareketi veya şiddeti yahut tehdidi de77 kapsayacak şekilde
ve ancak bunlarla sınırlı olmaksızın genel olarak, failin görevini yerine getirirken, kamu
idaresinin menfaati yerine kendisine veya başkasına bir çıkar elde etmeye elverişli her türlü
fesat fiilini ifade eder.
Görüldüğü üzere, bu maddedeki “fesat” kavramı, biraz sonra değineceğimiz 5237
sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 235.maddesindeki “fesat”ın aksine, gerçekleştirilmesi zorunlu
olan belli fiiller olarak sınırlanmamıştır. Ayrıca 235.maddenin 2.fıkrasının (a) bendinde
“hileli davranışlarla” gerçekleştirilecek olan eylemler de sınırlı bir şekilde sayılmıştır. Bu
yönüyle 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 205.maddesindeki suç daha öncede açıkladığımız
üzere “serbest hareketli” bir suç olup, sanığın aleyhinedir. Zira fesadı takdirde sınırlayıcı
hükümler ve çerçeve öngörülmemiştir.
765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 205.maddesinde tanımlanan suçun failinin kimler
olabileceği hususunda öğretide iki değişik görüş vardır. Bir fikre göre, maddede “bir
kimse…” ibaresi kullanıldığına göre herhangi bir kimsenin “Türkiye Devleti hesabına
olarak almaya veya satmaya yahut yapmaya memur edilmiş bulunması” suçun faili olması
için yeterli olup, ayrıca TCK’nin 279.maddesi anlamında “memur” olması gerekmez.78
Bizim de katıldığımız diğer fikre göre ise maddede her ne kadar “bir kimse…” ibaresi
kullanılmakta ise de bu suçun faili ancak bir “memur” veya “memur sayılan” bir kişi
olabilir. Zira suç devlet idaresi aleyhine işlenen suçlarla aynı bölümde yani, “basit ve
nitelikli zimmet ile devlet alım ve satımlarında menfaat sağlama” başlığı altında
düzenlenmiş olup, bu suçlar ancak memurlar tarafından işlenebilir. Bunun yanında
Kanunun 219. maddesi, 205. madde uyarınca mahkûm olanlara ayrıca “memuriyetten
müebbetten men cezası” verileceğine dair hüküm içermesine göre, maddede düzenlenen
suçun failinin ancak memur olabileceğinin kabulü gerekir.79 İşaret edelim ki, failin ayrıca
kanunen veya kanuni dayanağı olan hukuki bir tasarruf ile devlet hesabına alınan veya
satılan yahut yapılan işlerde görevli olması gereklidir.80
333; Aynı yönde: 5.CD, 31.12.1953, 4381/4574 (zkr. Önder, s.133).
74Bkz. Önder, s.134; Gözübüyük, s.698; Yazıcıoğlu, s.138; Artuk/ Gökcen/ Yenidünya, s. 332. Bu çıkarın sadece maddi
menfaat olabileceğine ilişkin aksi düşünce için bkz. Erman/Özek, s.59; Özgenç, s.240; Taşdemir, Kubilay/ Özkepir,
Ramazan, Açıklamalı- İçtihatlı Ağır Ceza Davaları ve İlgili Mevzuat, Adil Yayınevi, Ankara 2002, s.82.
75 Doğan, s. 354.
76 TDK Türkçe Sözlük, s. 775.
77 Bkz. ve karş. Erman/Özek, s.58; Erem/Toroslu, s.164; Özgenç, s.238; Maddedeki “her ne suretle olursa olsun
irtikâp…” tabirinden menfaat temin için hilenin kastedildiği de ileri sürülmektedir. Bkz. Kara, Şinasi, Devlet İdaresi
Aleyhine İşlenen Cürümler ve Memurlar Hakkında Yargılama Usulleri, İstanbul 1974, s.41; Gözübüyük, s.698; Dündar,
A.Nihat, 3628 Sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu Kapsamına Giren
Suçlar ve Soruşturulması, Türk İdare Dergisi, Yıl: 64, Sa.395, Haziran 1992, s.182.
78 Kıyak/Çağlayan/Şenel, s.31 (zkr. Önder, s.133); Özütürk, Nejat, Türk Ceza Kanunu Şerhi ve Tatbikatı, Cilt 1, 2.Baskı,
Filiz Kitabevi, İstanbul 1970, s. 775.
79 Önder, s.133; Erem/Toroslu, s.163; Özgenç, s.242.
80 Dönmezer, s.91; Erman/Özek, s.56–58; Erem/Toroslu, s.163–164; Özgenç, s.242.
68
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
Suçu
3. 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 235.Maddesindeki İhaleye Fesat Karıştırma
Bu suçun da maddi unsuru, kamu kurum veya kuruluşları ve maddede yer alan
diğer kurum ve kuruluşlar, şirketler, vakıflar, dernekler ve kooperatifler adına yapılan mal
veya hizmet alım veya satımlarına ya da kiralamalara veyahut yapımına;
—Fesat karıştırılmasıdır.
“Fesat”ın buradaki kelime anlamı önceki açıklamalarımızdan farklı değilse de,
maddenin 2.fıkrasında bu suç açısından “fesat” niteliğindeki eylemler dört bent altında tek
tek sayılıp hâkimin takdir yetkisi sınırlandırılmış, 2.fıkranın (a) bendinin dört alt bendinde
gösterilen fesat hallerinde ise “hileli davranışlar”, zorunlu ortak unsur olarak
öngörülmüştür. Buna göre bu alt bentlerdeki fesat hallerinin gerçekleşmesi suçun oluşması
için yeterli olmayacak, bu fiillerin hileli davranışlarla işlenip işlenmediği araştırılacak,
hilenin olmaması halinde ise bu suç oluşmayacaktır.
Maddenin 2.fıkrasında ihaleye fesat karıştırılma olarak kabul edilen haller şu
şekilde sıralanmıştır:
“a) Hileli davranışlarla;
1. İhaleye katılma yeterliğine veya koşullarına sahip olan kişilerin ihaleye veya ihale
sürecindeki işlemlere katılmalarını engellemek,
2. İhaleye katılma yeterliğine veya koşullarına sahip olmayan kişilerin ihaleye
katılmasını sağlamak,
3. Teklif edilen malları, şartnamesinde belirtilen niteliklere sahip olduğu hâlde,
sahip olmadığından bahisle değerlendirme dışı bırakmak,
4. Teklif edilen malları, şartnamesinde belirtilen niteliklere sahip olmadığı hâlde,
sahip olduğundan bahisle değerlendirmeye almak,
b) Tekliflerle ilgili olup da, ihale mevzuatına veya şartnamelere göre gizli tutulması
gereken bilgilere başkalarının ulaşmasını sağlamak,81
c) Cebir veya tehdit kullanmak suretiyle ya da hukuka aykırı diğer davranışlarla,
ihaleye katılma yeterliğine veya koşullarına sahip olan kişilerin ihaleye, ihale sürecindeki
işlemlere katılmalarını engellemek,
d) İhaleye katılmak isteyen veya katılan kişilerin ihale şartlarını ve özellikle fiyatı
etkilemek için aralarında açık veya gizli anlaşma yapmaları.”
Seçimlik bu hareketlerden bir veya birkaçının yapılmasıyla ihalenin amaca uygun
sonuçlanması engellenmiş olacağından, yani fesat karıştırıldığından maddedeki suç
oluşacaktır. Belirtelim ki birden fazla seçimlik hareketin yapılması suç tekliğini
etkilemeyecektir.
81 Burada aslında hile yoktur. Ancak, gizli kalması gereken bilgilerin başkalarının bilgisine sunulması, ihalenin objektif
ve serbest rekabet şartlarında yapılmasını engelleyeceğinden (bkz. madde gerekçesi) bu husus ihalenin fesada
uğraması/bozulması nedeni olarak öngörülmüştür.
69
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
Suçun temel şeklinin oluşumu için failin kendisine veya başkasına menfaat
sağlaması ile kamu kurum veya kuruluşu açısından bir zarar meydana gelmiş olması
aranmamaktadır. Bununla birlikte failin bu suçu oluşturan fiili ile menfaat temin etmesi
halinde ayrıca ilgili suç hükmüne göre de cezalandırılması benimsenmiş (f.4), kamu kurum
veya kuruluşu açısından bir zararın oluşması ise daha fazla cezayı gerektiren nitelikli hal
olarak kabul edilmiştir (f.3).
Maddenin 2.fıkrasının (a) bendinin aksine (b), (c) ve (d) bentlerindeki fiillerin
“hileli davranışlar” ile82 gerçekleştirilmesi aranmamıştır.
E. HAKSIZ MAL EDİNME SUÇU
3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele
Kanununun 2. maddesinin (a) bendi uyarınca; her türlü seçimle iş başına gelen kamu
görevlileri ve dışardan atanan Bakanlar Kurulu üyeleri (muhtarlar ve ihtiyar heyeti üyeleri
hariç) mal bildiriminde bulunmak zorundadır.
Haksız mal edinme suçu (md.13/1);
Failin kasten,
—Haksız mal edinmesiyle,
Oluşmaktadır.
Haksız edinimden söz edilebilmesi için ise;
—Bir malın kanuna veya genel ahlaka uygun olarak sağlandığının ispat
edilememesi veya
—İlgilinin sosyal yaşantısı bakımından geliriyle uygun olduğu kabul edilemeyecek
harcamalar şeklinde artışların ortaya çıkması, 83
Gerekmektedir (md.4).84
82 Hile TDK Güncel Türkçe Sözlükte, “birini aldatmak, yanıltmak için yapılan düzen, dolap, oyun, desise, entrika; çıkar
sağlamak için bir şeye değersiz bir şey katma” (http://www. tdk. gov. tr/ TDKSOZLUK/ SOZBUL. ASP? kelime=hile,
03.01.06; Aynı şekilde: Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi, Milliyet Yayınları, Cilt 10, İstanbul (tarihsiz), s.5273);
hukuk sözlüklerinde ise BK’ nin 28.maddesine paralel şekilde, “bir kimsenin kendi davranış biçimi veya sarf ettiği
sözlerle diğer bir kimseyi bir irade beyanında bulunmaya veya bir sözleşme yapmaya yöneltmek için yanlış bir fikir
doğuşuna veya yanlış fikrin devamına bile bile neden olması”( Yılmaz, Ejder, Hukuk Sözlüğü, Genişletilmiş 5. Baskı,
Ankara 1996, s. 351; Türk Hukuk Lügati, Türk Hukuk Kurumu, 4. Baskı, Ankara 1998, s.128) şeklinde
tanımlanmaktadır.
83 “…Sanık hakkında kendisi ile eşine ait malvarlıklarında meydana gelen önemli değişiklikleri görev yaptığı kuruma
bildirmediği ve geliriyle uygun olduğu kabul edilemeyecek harcamalar da bulunduğundan bahisle 3628 sayılı yasanın
13/1 – 2 maddesine göre dava açıldığı gözetilerek, sanığın eşi ve çocuklarının adlarına kayıtlı menkul ve gayrimenkul
mallar ile bankadaki para hesapları da dikkate alınıp dosyanın konusunda uzman bilirkişiye tevdi edilerek inceleme
yaptırılıp edinme tarihleri itibariyle değerleri tespit edilerek, edinim tarihlerinden önceki dönemde sanığın mal
bildirimindeki aktifler, yasal ve genel ahlaka uygun gelirleriyle karşılaştırılıp haksız mal edinme niteliğinde olup
olmadığının tespitiyle sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik inceleme ve
araştırmaya dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi…” (Yargıtay 7. CD, 06.12.2000, 2000/10977–16673.).
84 Aynı yönde: CGK, 30.05.2005 T, E.2006/7–173, K.2006/145.
70
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
Belirtelim ki, bu suçun oluşabilmesi için sanığın haksız mal edinme fiilinin “daha
ağır cezayı gerektiren bir suç” olmaması zorunludur.85 Yasa bu şekilde özel bir içtima
hükmü öngörmüştür.86 Başka bir anlatımla haksız edinilen kazanç daha ağır cezayı
gerektiren başka bir suçun ürünüyse bu suçtan değil, ilgili suçtan ceza verilmesi gerekir.
F. SANIĞIN SABİT GÖRDÜĞÜMÜZ FİİLLERİNİN AÇIKLAMALAR IŞIĞINDA
DEĞERLENDİRMESİ
1. İncelenen ihalelerin, gerek 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 366 ve 205, gerekse
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 235.maddeleri kapsamında bulunduğu hususunda
herhangi bir tereddüt yoktur. Keza bakanlar, 765 sayılı TCK’nin 279. maddesine göre Ceza
Kanunu uygulanması açısından “memur”, 5237 sayılı TCK’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının
(c) bendi göre ise, “kamu görevlisi” sayılmakta olup; 3046 sayılı Kanunun 21, 5539 sayılı
Kanunun 28 ve 2886 sayılı Kanunun 44. maddelerine göre, bakanlık hizmetlerinin mevzuata
uygun olarak yürütülmesi, yapılacak ihalelerde isteklilerde aranacak mali ve teknik yeterlik,
sair şart ve nitelikleri ile ihale usul ve esaslarının belirlenmesi ve yürürlüğe konulması,
ihaleye davet edilecek isteklilerin isimleri için onay verilmesi görevleri içinde
bulunmaktadır.
2. Sanığın, biraz önce “Belli İstekliler Arasında Kapalı Teklif (Davetiye) Usulü,
Özelliği Bulunan Yapım İşi ve Bunlara Aykırı Olarak İhalesi Yapılan İşler” (IV/A/2/b, s.9-
15) başlığı altında değindiğimiz 19 ihaleyi, kendi istediği firmaya kazandırmak için; 2886
sayılı Devlet İhale Kanunu’na, her yıl yayınlanan “Devlet İhaleleri Genelgeleri”ne ve kendi
bakanlılığı tarafından düzenlenen “Yapı Değerlendirme ve Puanlama Kriterleri”ne aykırı
olarak her biri kanuna karşı hile örneği olan “verilecek hizmetin özelliği”, “özel proje
olması”, “acil olması”, yarışma projesi olması ve özel güvenlik konularını içermesi”, “işin
yapılacağı yerin mücavir iller kapsamında olması ve bölgenin hassasiyetinin halen devam
etmesi”, “işin idame ve yenileme işi olması”, “işin yapılacağı binanın diğer kamu kurum ve
kuruluşlarından farklı konumda olması ve özellik arz etmesi” gibi, işin niteliğine uymayan
ve mesnetsiz gerekçelerle, istisnai hallerde uygulanabilecek olan “belli istekliler arasında
kapalı teklif/davetiye usulü”yle ihale etmesi ve böylece kendisinin belirlediği sınırlı sayıda
firmayı davet ederek rekabet ortamının oluşmasını engellemek suretiyle ihalelerin istediği
firmaya verilmesini sağlaması; bu firmalara haksız çıkar sağlamanın yanında Kanun gereği
uygulanması zorunlu esas usul olan “kapalı teklif (ilan) usulü” uygulanması halinde
ihaleye girebilecek diğer firmaların/kişilerin mağduriyetlerine ve Devletin zarar görmesine
neden olmuştur. Sabit olan bu fiiller sonucu anılan ihalelerde istisnai ihale usulünün esas
usul haline getirilerek tüm isteklilere açılmayıp rekabet ortamının oluşmasının engellenmesi
yanında, ihalenin istenilen firmaya kazandırılarak ona haksız menfaat sağlanması ve
ihaleye girme hakkı olan diğer firmaların mağduriyeti ile indirim oranlarının ortalamaların
çok altında kalmasıyla Devletin zarara uğratılmasına neden olunması karşısında fiil, sevk
maddesinde gösterilen genel ve tamamlayıcı suç olan görevi kötüye kullanma suçu (765
sayılı Türk Ceza Kanunu md.240; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu md.257) boyutunu aşıp,
özel hüküm niteliğinde olan devlet alım satım ve yapımına fesat karıştırma suçunu (765
85
CGK, 30.05.2005 T, E.2006/7–173, K.2006/145.
86
CGK, 30.05.2005 T, E.2006/7–173, K.2006/145.
71
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
sayılı TCK md.205) oluşturmaktadır. Sanığın esas usul olarak kabul edilen kapalı teklif
(ilan) usulü yerine münhasır yetkisini amaca aykırı kullanıp istisnai usule onay vererek,
başlangıçta kanuna karşı hile yapması sonucunda ihaleye katılma yeterliğine sahip
firmaların/kişilerin ihaleye katılmalarını engellenmesi fiiliyle, sonradan yürürlüğe giren
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 235. maddesi 2.fıkrasının “c” bendindeki “…hukuka
aykırı diğer davranışlarla, ihaleye katılma yeterliğine veya koşullarına sahip olan kişilerin
ihaleye, ihale sürecindeki işlemlere katılmalarını engellemek” hükmünü ihlal etmiştir.
Önemle ifade edelim ki adalet, aynı sonucu almaya yönelik ve fakat değişik yöntemle işlenen
eylemlerin farklı hukuksal durum olarak değerlendirme konusu yapılmasına izin vermez. Bu
bağlamda usulüne uygun açılan ihaleye fesat karıştırılması ile hile mahiyetindeki hukuka
aykırı davranışlarla ihale usulü değiştirilip daha başlangıçta ihaleye fesat karıştırılması
farklı sonuçlara bağlanarak; daha az ceza öngörülen görevi kötüye kullanma suçu olarak
kabul edilmesi, eşitlik, orantılılık ve hakkaniyet ilkeleriyle bağdaştırılamaz. Zira hukukun
boşluklarından yararlanılarak hukuku dolanmanın kabul ve himaye edilmesi mümkün
olmadığı gibi, özendirilmesine ve ödüllendirilmesine yol açacak biçimde yorumlanması da
kabul edilemez. Aksi halde hukuku dolananlara avantajlar sağlanmış olur ki, bunun hukukta
yeri olamaz. Gerçekten hukukun doğru, etkin ve adil bir şekilde uygulanmasından söz
edebilmemiz için soyut ve genel bir şekilde ifade edilmiş olan kuralın, belli bir olaya
uygularken ruhuyla aktarılması zorunludur. Yoksa yasa metninin düzenlenme amacı ve özü
ortaya konmadan, kavramları salt lafzıyla dar bir çerçevede değerlendirip uygulamak, onun
vazediliş amacını ihmal etmek anlamına gelir ki, bu da kabul edilmez bir çelişkiyi ifade
eder.
İşin niteliğine ve mevzuata uygun olmayan gerekçelerle istisnai hallerde
uygulanabilecek davetiye usulüyle yapılan ihaleler, işlerin istenilen firmada kalmasını
sağlamaya yönelik bir suç işleme kararının icrası kapsamında gerçekleştirilmiştir. Bu
nedenle aynı kategoride incelediğimiz 19 ihale müteselsil (zincirleme) suç tipinde (765
sayılı TCK md.80; 5237 sayılı TCK md.43) ortaya çıkmaktadır.
3. “Sanığın Bazı İhalelere Fesat Karıştırmaya İlişkin Eylemleri” (IV/A/2/c, s.15-21)
başlığı altında ayrıntılı olarak değindiğimiz 10 işin ihale sürecinde sanığın Danışmanı
ve/veya Müsteşar yardımcısı aracılığıyla verdiği talimatlarla ihalelerin istediği firmalarda
kalmasını sağlaması, Yüce Divana sevk kararında zikredilen 765 sayılı Türk Ceza
Kanunu’nun 366.maddesindeki suçun ötesinde, aynı Kanunun 205.maddesindeki “fesat
karıştırarak, her ne suretle olursa olsun irtikâp etmesi” şeklindeki suç kalıbına uymaktadır.
Talimatları üzerine adı geçen firmanın teknik ve mali açıdan yetersizliği dikkate
alınmaksızın davetiye gönderilmiş, yine aynı ihalelere, uygun rekabet ortamı oluşturmaya
katkı sağlaması mümkün olmayan yetersiz ve çeşitli açılardan birbirleriyle irtibatlı olan
firmalar davet edilmiş, bu şekilde rekabet engellenerek (indirim oranları ortalama %9,64’e
düşmüştür.) ihale istenilen firmalara verilmek suretiyle onlara haksız çıkar sağlanmış,
Devlet zarara uğratılmış ve ihaleye girmeye hakkı olan firmalar/kişiler mağdur edilmiştir.
Sanığın eylemleri 765 sayılı TCK’nin 205. maddesini ihlal ettiği gibi, yürürlükteki TCK’nin
235. maddesi 2.fıkrasının “c” bendindeki “…hukuka aykırı diğer davranışlarla, ihaleye
katılma yeterliğine veya koşullarına sahip olan kişilerin ihaleye, ihale sürecindeki işlemlere
katılmalarını engellemek” şeklinde hükmü de ihlal etmiştir.
72
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
4. Öte yandan malvarlığında meydana gelen artışlarla ilgili olarak delillerin
değerlendirilmesi başlığı altında ayrıntılarını açıkladığımız üzere; sanığın bakanlık dönemi
içinde verdiği 08.12.1999 tarihli mal bildiriminde ortaya çıkan 1.968.466.609.998.-TL
artışın 1.961.003.947.870.-TL’lik bölümünün kanuna uygun şekilde sağlanmadığı
anlaşıldığından, müsnet haksız mal edinme suçu bütün unsurlarıyla oluşmuştur.
VI. SONUÇ
Sanığın sabit olan;
A. İhaleye fesat karıştırma suçlarından, öncelikle CMK’ nin 226.maddesi gereğince
ek savunma hakkı tanınarak;
1. İstediği firmalara kazandırmak için Danışmanı ve/veya Müsteşar Yardımcısı
aracılığıyla verdiği hukuka aykırı talimatlarla fesat karıştırdığı 10 ihale için 5237 sayılı
Türk Ceza Kanunu’nun 235/1, 3.maddelerinin 10 kez uygulanmak suretiyle,
2. Özelliği bulunan yapım işi kapsamında değerlendirilmesi mümkün olmadığı halde,
keza işin istenilen firmaya verilmesini sağlamak için bu kapsama sokulup, davetiye usulüyle
ihale edilen 19 iş için, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 235/1, 3 ve 43.maddeleri
gereğince CEZALANDIRILMASINA,
B. Haksız mal edinme suçundan;
1. 3628 sayılı Kanunun 13 ve 15.maddeleri gereğince CEZALANDIRILMASINA;
2. Aynı Kanunun 14. maddesi gereğince haksız edinildiği anlaşılan
1.961.003.947.870.-TL’nin hazineye ödenmesine; infazın sağlanmasından sonra 16.12.2004
tarih ve 2004/4 sayılı kararla sanığın kendisi, eşi ve çocuklarının döviz, para, taşınır veya
taşınmaz malları üzerine konan ihtiyati tedbirin kaldırılmasına,
C. İsnat edilen diğer suçlardan mahkûmiyetine yetecek delil elde edilemediğinden
BERAATINA,
Karar verilmesi, kamu adına talep ve mütalaa olunur.”
E- Savunma
1- Sanığın Esas Hakkındaki Savunması
Sanık esasa ilişkin savunmasını 24.5.2007 günlü oturumda yapmıştır. Sanığın esas
hakkındaki savunmasının özetine, sanığa yüklenen suçların incelenmesi bölümünde yer
verilmiştir.
2- Sanık Müdafiinin Esas Hakkındaki Savunması
Sanık müdafii Av. Bülent H. ACAR esasa ilişkin savunmasını 24.5.2007 günlü
oturumda yapmıştır. Sanık müdafiinin esas hakkındaki savunmasının özetine, sanığa
yüklenen suçların incelenmesi bölümünde yer verilmiştir.
73
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
V. USUL SORUNLARI
Bu bölümde sanık, sanık müdafiileri, katılan idare vekilleri ve Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı tarafından yargılama sırasında ileri sürülen usule ilişkin itirazlar ile istemler
incelenmiş ve bunları sonuçlandıran ara kararlarının gerekçelerine yer verilmiştir.
A- Türkiye Büyük Millet Meclisinin Yüce Divana Sevk Kararına Yönelik
İtirazlar ve Verilen Kararlar
Sanık Koray Aydın ile müdafiileri Av. Bülent H. ACAR ve Av. Savaş
KARAHİSAR 1.3.2005 ve 7.2.2005 günlü dilekçeleri ile 24.2.2005 günlü oturumdaki
beyanlarında özetle;
- Sanık hakkında soruşturma komisyonu raporunda ve Yüce Divana sevk kararında
yer alan “beş ihale ile sınırlı olarak Türk Ceza Kanunu’nun 366. maddesine aykırılık
iddiası”, “bazı sanıkların bakana atfen firma adını vererek ihalede bu firmaların
değerlendirilmesi yönünde talimat verdiği iddiası” ve “bakanlığında meydana gelen
ihalelerdeki yolsuzluk iddialarının zamanında tahkikini yaptırmayarak Türk Ceza
Kanunu’nun 240. maddesine aykırılık iddiası” ile ilgili olarak önceki dönemde de Meclis
soruşturması açıldığı, ancak, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda istemin
reddedilmesi nedeniyle bu suçlar yönünden kesin hükmün söz konusu olduğu ve aynı
konuda yeni vakıa ve deliller ortaya çıkmadıkça yeniden soruşturma açılamayacağı ve Yüce
Divana sevk kararı verilemeyeceğinden davanın reddine,
- Sanık Bakanın, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda savunmasını
yaptığı sırada oturum başkanı ve iktidar partisi milletvekilleri tarafından sık sık sözünün
kesilerek savunma hakkının kısıtlandığı, yapılan görüşme sırasında önceden oyu belli olan
komisyon üyelerine söz verilmek suretiyle silahların eşitliği ilkesinin çiğnendiği, soruşturma
komisyonu üyelerinin oy kullanarak usule ve yasaya aykırı davrandıkları ve böylece
soruşturma komisyonu raporunun görüşülmesi işleminde savunmanın yokluğuna bağlı ağır
bir hukuka aykırılığın söz konusu olduğu ve bu nedenle Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurulunun 9.11.2004 gün ve 15. Birleşimindeki görüşmelerin ve buna bağlı olarak
oylama işlemi ile sevk kararının geçersizliğinin tespitiyle dosyanın Türkiye Büyük Millet
Meclisine iadesine,
- Sanık hakkında bakanlık dönemiyle ve bakanlık göreviyle ilgisi olmayan 30.6.1995
ila 29.5.1999 tarihleri arasında 3628 sayılı Kanun’a aykırılık oluşturduğu ileri sürülen eylem
nedeniyle isnatta bulunulamayacağından, bu döneme ilişkin eylemlerden dolayı yargılama
yapılamayacağına, yargılama kararı verilmesi halinde ise dosyanın tefrik edilerek derhal
beraatine,
- Soruşturma komisyonunun ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun,
soruşturma önergesinin kabulü kararındaki iddia konusu eylemler dışında resen yeni
eylemlere ilişkin iddiada bulunma yetkileri olmadığını, Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığı Genel Sekreterliği Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığının soruşturma
komisyonuna hitaben yazdığı 31.5.2004 günlü, 5973 sayılı yazısında “…Komisyonunun
yetkilerini kullanırken İçtüzük hükümleri çerçevesinde kalmaya; yapacağı soruşturmaların
Genel Kurulun görüşüp kabul ettiği Meclis Soruşturma Önergesi ile tespit edilen alan
74
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
dışına çıkmamasına özen göstermesi gerektiği…” açıkça belirtilmiş olmasına karşın
soruşturma komisyonunun siyasi, hasmane tavırla ve kasten önergedeki isnatla bağlılık
ilkesini çiğnediğini, dava açan belge olan Yüce Divana sevk kararındaki hukuken yok
hükmündeki isnat dışı eylemler nedeniyle Bakan hakkında yargılama yapılamayacağından
bu eylemlerle ilgili davanın tefrik edilerek reddine,
- Soruşturma önergesi dışında kalan bakanlıktan ihale alan müteahhitlerle sanık
Bakanın ortağı olduğu şirketler arasındaki ilişkilerle ilgili soruşturma komisyonu raporunda
sevk maddesi gösterilmemiş olduğundan, bu iddiaya ilişkin münferit kamu davasının
tefrikiyle sevk maddesi bildirilmek üzere tefrik edilen bölümün Türkiye Büyük Millet
Meclisine iadesine,
karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı yukarıda belirtilen savlara ilişkin görüşünde
özetle;
- Meclis soruşturması komisyonu raporunun Genel Kurulda görüşüldüğü 9.11.2004
günlü 15. Oturum tutanakları incelendiğinde, sanığın konuşması sırasında sözlü sataşmalara
muhatap olduğu, kendisinin de bunlara karşılık verdiği, bu durumun görüşmelerin düzenini
bozacak boyuta ulaşması üzerine oturum başkanı tarafından sanığın savunma alanında
kalması için uyarıldığı, daha sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 66.
maddesinin verdiği yetki uygulanmak üzere mikrofonun kapatıldığı, sanığın ise bu
aşamadan sonra kürsüyü ve Meclisi terk ettiği, bütün bu gelişmelerin o aşamada sanığın
savunma hakkını tam olarak kullanmasını engellediği anlaşılmış ise de bu hususun “Yüce
Divana sevk kararını” geçersiz kılacak nitelikte “yokluk” veya “butlan” ile sakatlayan bir
usulsüzlük olmadığını, zira kısıtlanan savunma hakkının yargılama aşamasında tam olarak
kullanılmasının mümkün olduğunu,
- (9/8) Esas Numaralı Meclis Soruşturması Komisyonu raporunun Meclisteki
görüşülmesi sırasında, aynı zamanda komisyon üyesi olan dört milletvekilinin şahısları
adına söz alarak konuşma yaptıkları ve oy kullandıkları anlaşılmakta ise de Meclis
soruşturmasının düzenlendiği Anayasa’nın 100. ve İçtüzüğün 107 ila 113. maddelerinde,
Meclis soruşturması komisyonu raporunun Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda
görüşülmesi ve oylanması sırasında komisyon üyelerinin konuşma yapmaması ve oy
kullanmaması veya bu yönde kısıtlama getirildiğine dair herhangi bir hükmün mevcut
olmaması nedeniyle “Yüce Divana sevk kararını” geçersiz kılacak bir hukuka aykırılığın
söz konusu olmadığını,
- Sanık hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun Yüce Divana sevk
kararında mal varlığıyla ilgili iddianın “Sanık Bakanın çeşitli dönemlerde verdiği mal
bildirimlerinde özellikle döviz varlıkları yönünden büyük farklılıklar bulunduğu, 1995
yılındaki mal bildirimiyle komisyonumuza verdiği mal bildirimi arasındaki farklılık ve
artışların -özellikle 29.5.1999 ile 5.9.2001 tarihi arasındakilerin- izah edilemediği...”
şeklinde olduğunu, burada her ne kadar sanığın bakanlık yaptığı dönem dışındaki mal
bildirimlerine de göndermede bulunulmakta ise de bunun iddialara açıklık getirilmek
amacıyla yazıldığının anlaşıldığını, bu ibareden sanığın bakanlık yaptığı dönem dışındaki
75
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
mal varlığının dava kapsamına alındığı şeklinde bir yorum yapılmasının mümkün
olmadığını, sadece mal varlığındaki farklara işaret edilmek suretiyle 29.5.1999 ile 5.9.2001
tarihleri arasında mal varlığında meydana gelen artışın açıklanmaya çalışıldığını,
- Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun sanığın “Yüce Divana
sevkedilmemesi” yönündeki kararını içerik itibariyle Usul Kanunu’nun 164. maddesi
gereğince Cumhuriyet savcısının verdiği “takibata yer olmadığına” dair kararına benzetmek
mümkün ise de bu kararın niteliği itibariyle bir Parlamento kararı olduğunu ve hiçbir
denetim yoluna da tabi olmadığını, bu nedenle de söz konusu kararı yargısal nitelikli bir
işlem olarak kabul edip kesin hükme benzetmenin veya kesin hükmün sonuçlarını
atfetmenin yasal bir dayanağının olmadığını, gerek doktrin gerekse yargı kararlarında kabul
edildiği üzere “kesin hüküm”den söz edilebilmesi için “yargılama makamları” tarafından
verilmiş olan bir hükmün varlığının gerekli olduğunu, bu nedenlerle Türkiye Büyük Millet
Meclisinin yeniden Meclis soruşturması prosedürünü uygulayarak aynı kişi hakkında aynı
fiilden dolayı yeni delil veya olguya dayanarak veya hata yaptığını düşünerek ya da önceki
kararın herhangi bir nedenle esaslı bir kusurla sakatlanmış olduğunu kabul ederek yeniden
“Yüce Divana sevk kararı” vermesinin mümkün olduğu gibi soruşturma organlarının
kararlarının kesinliğinin mutlak olmadığını ve bu kararların kesinliğinin kendileri için değil
ancak taraflar yönünden söz konusu olduğunu,
- Meclis soruşturması komisyonu raporu ve Yüce Divana sevk kararında Türk Ceza
Kanunu’nun 240. maddesi kapsamında ifade edilen “...Bakanlıkta meydana gelen haksızlık,
yolsuzluk ve usulsüzlükleri önleme noktasında gerekli ve yeterli önlemleri almayıp
denetimleri yapmadığı ve bu nedenlerle kamunun zararına sebebiyet verdiği...” şeklindeki
fiillerin, Meclis soruşturması önergesinde “...bakanlığında meydana gelen ihalelerdeki
yolsuzluk iddialarının zamanında tahkikini yaptırmayarak Türk Ceza Kanununun 240.
maddesine aykırı davrandığı...” biçiminde yer aldığını, keza Meclis soruşturması
komisyonu raporu ile Yüce Divana sevk kararında zikredilen “...Bakanlığı döneminde,
ihalelerin tamamına yakınının istisnaî bir usul olan davetiye usulüyle yapıldığı, böylelikle
istisnaî ihale usulünün uygulanmasının kural haline getirildiği, önceleri asgari 20 veya
daha fazla firma ihaleye çağırıldığı halde, bu dönemde ‘3 ila 10 firmanın’ davet edildiği,
davet edilen firmalar arasında ortaklık ve akrabalık ilişkileri ile adres birlikteliklerinin
olduğu, ihalelerde yapılan kırımların (daha önceki ve sonraki dönemlerde ortalama yüzde
20’nin altına düşmediği halde) ortalama yüzde 10’lara düştüğü, niteliği gereği ancak belli
nitelikteki firmalardan birisine verilmesi gerekli işlerin istenilen nitelikleri taşımayan
firmalara verildiği, ayrıca sair nedenlerle 2886 sayılı Kanunun 2. maddesinde öngörülen
rekabet ve açıklık ilkesine aykırılık oluşturulduğu, kanunların tanıdığı takdir hak ve
yetkisinin kanunun amacına uygun kullanılmadığı...” şeklinde ifade edilen fiillerin ise Türk
Ceza Kanunu’nun 366. maddesinin uygulanması iddiasına ilişkin ihaleye fesat karıştırma
kapsamında değerlendirilmesi gereken fiiller olduğunu ve bu nedenle Meclis soruşturması
önergesi ve bu önergenin kabulü kararında yer alan fiillerden ayrı ve bağımsız nitelikte
fiiller olduğunun söylenemeyeceğini,
ileri sürerek sanığın istemlerinin reddine karar verilmesini istemiştir.
76
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
Katılan idareler vekili Av. Zeynep TUNCER 23.2.2005 günlü dilekçesi ile
24.2.2005 günlü oturumdaki beyanında sanık ve müdafiilerinin bu konudaki
itirazlarına ilişkin özetle;
Türkiye Büyük Millet Meclisinin daha önce verdiği “Yüce Divana sevk etmeme”
kararının Cumhuriyet savcısının verdiği “Takipsizlik kararı”na benzediğini, takipsizlik
kararlarının ise 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 253. maddesi anlamında
hüküm niteliğinde olmaması nedeniyle kesin hükmün varlığından söz edilemeyeceğini,
esasen sanık hakkında daha önce açılan Meclis soruşturmasından farklı olarak son Meclis
soruşturmasında sanık zamanında yapılan tüm işlemler ile mal beyanına ilişkin iddiaların da
kapsam içerisine alındığını ve bu nedenle, sanık ve müdafiilerinin tüm itirazlarının
reddedilerek davanın esasına geçilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
1- Kesin Hüküm İtirazı
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21. yasama döneminde İstanbul Milletvekili
Mehmet Ali ŞAHİN ve ellibeş arkadaşı tarafından verilen Bayındırlık ve İskan Bakanlığı
yaptığı dönemde usulsüzlüklere, suistimallere yol açtığı ve göz yumduğu, bu hususlarla
ilgili gerekli tedbirleri almayarak görevini kötüye kullandığı ve bu eylemlerinin Türk Ceza
Kanunu’nun 228., 230., 240. ve 346. maddelerine uyduğu iddiasıyla eski Bayındırlık ve
İskan Bakanı Koray AYDIN hakkında verilen önerge üzerine (9/4) Esas Numaralı Meclis
Soruşturması Komisyonu kurulduğu, oluşturulan komisyonun beş kabul, on ret oyuyla
yeterli delil elde edilmediği ve suçun unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle eski Bayındırlık
ve İskan Bakanı Koray AYDIN’ın Yüce Divana sevkine gerek olmadığı yönünde kararını
içeren raporunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun 14.2.2002 günlü 65.
Birleşiminde görüşüldüğü, görüşme sırasında adı geçen Bakanın Yüce Divana sevki
yönünde verilen önergelerin gizli oylamasında 209 ret, 177 kabul, onbir çekimser, bir
geçersiz ve bir boş oyla reddedildiği ve böylece soruşturma komisyonu raporunun kabul
edildiği Türkiye Büyük Millet Meclisi tutanaklarından anlaşılmıştır.
Gerek doktrin ve gerekse uygulamada, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Yüce
Divana sevk kararına kadar geçen süreç hazırlık soruşturmasına, Yüce Divana sevk kararı
da iddianameye benzetilmektedir. Bu durumda Türkiye Büyük Millet Meclisinin Yüce
Divana sevk etmeme yönünde vereceği karar da Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun
164. maddesinde düzenlenen kovuşturmaya yer olmadığı (takipsizlik) kararına
benzemektedir .
Olay tarihinde yürürlükte olan “Takibata yer olmadığına dair karar” başlıklı Ceza
Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 164. maddesinde; “Yapılan hazırlık tahkikatı sonunda,
kamu davasının açılması için yeterli delil bulunmaması veya keyfiyetin takibe değer
görülmemesi halinde Cumhuriyet Savcısı takibata yer olmadığına karar verir. Bu karar,
evvelce sorguya çekilmiş veya tutuklama müzekkeresi verilmiş sanığa, suçtan zarar gören
şikayetçiye ve dava açılması talebi ile dilekçe verene bildirilir.” denilmiş, 253. maddesinde
de sanığın beraatine veya mahkumiyetine, davanın reddine veya düşmesine veya
muhakemenin durmasına dair kararların hüküm niteliğinde olduğu açıkça belirtilmiştir.
Takipsizlik kararı ise bunlar arasında sayılmamıştır. Cumhuriyet savcısının daha önceden
77
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
açtığı davayı geri çekerek takipsizlik kararı verme yetkisi yoktur. Takipsizlik kararı hüküm
niteliğinde olmadığından Cumhuriyet savcısının yeni kanıtlar ortaya çıkması durumunda ya
da yeni değerlendirme yaparak aynı konuda dava açması olanaklıdır. Başka bir anlatımla,
itiraz üzerine kesinleşmemiş kovuşturmaya yer olmadığı kararları Cumhuriyet savcısını
bağlamaz. Sanık açısından bu durum kazanılmış hak oluşturmadığı gibi itiraz edilmemiş
bulunması kesinleşme sonucunu doğurmaz.
Öte yandan, Anayasa’nın 7. maddesinde yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız
mahkemelerce kullanılacağı açıklanmıştır. Bu yetkinin açılan davayı sonuçlandırarak
verdiği hükümle uyuşmazlığı sona erdiren mahkemeye ait olduğu şüphesizdir. Suçluları
aramanın Cumhuriyet savcıları ile adli zabıtaya ait görevlerden olması, soruşturmanın
Cumhuriyet savcısı ve bazı hallerde şahsi davacı tarafından veya Anayasa’nın 100. ve
İçtüzüğün 110. maddeleri uyarınca Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Meclis
soruşturması yöntemiyle yapılması Anayasa ve usul kanunları gereğindendir. Fakat bu işleri
yapan ve kararları veren makam ve mercilere Anayasa’nın öngördüğü anlamda yargı mercii
denilemeyeceği gibi bu iş ve işlemler sonucunda verilen kararları da yargı kararı niteliğinde
görmek ve kesin hüküm olarak kabul etmek mümkün değildir.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu konuda gerek görmesi halinde, daha önce Yüce
Divana sevk etmediği Bakan ya da Başbakan hakkında Meclis soruşturması açıp Yüce
Divana sevk kararı vermesi mümkündür. Öte yandan aksi düşüncenin kabulü, Türkiye
Büyük Millet Meclisinde çoğunluğu ele geçiren siyasi partilerin Bakan veya Başbakan
olarak görev yapan kendi mensuplarını aklamalarına ve sorumluluktan kurtulmalarına
olanak sağlayacaktır.
Bu nedenle sanık hakkında soruşturma komisyonu raporunda ve Yüce Divana sevk
kararında yer alan ihalelerde usulsüzlükte bulunduğu ve bu ihalelerle ilgili yolsuzluk
iddialarının tahkikini zamanında yaptırmayarak görevini kötüye kullandığına ilişkin
iddiaların daha önceki dönemde de Meclis soruşturması açılmasına konu olduğu, ancak
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda istemin reddedildiği belirtilerek bunun
kesin hüküm oluşturduğu ve aynı konuda yeni vakıa ve deliller ortaya çıkmadıkça yeniden
soruşturma açılamayacağı ve Yüce Divana sevk kararı verilemeyeceğine yönelik itirazın
24.2.2005 gününde Başkan Mustafa BUMİN, Başkanvekili Haşim KILIÇ, Üyeler Sacit
ADALI, Ahmet AKYALÇIN, Mustafa YILDIRIM, Cafer ŞAT ve Serdar ÖZGÜLDÜR’ün
oyları, Üyeler Fulya KANTARCIOĞLU, Tülay TUĞCU, Mehmet ERTEN ve A. Necmi
ÖZLER’in karşı oyları ve OYÇOKLUĞU ile REDDİNE karar verilmiştir.
Karşı oy kullanan Üyelerin gerekçeleri şöyledir:
Başbakan ve Bakanlar hakkındaki ceza soruşturması, Anayasa’da özel olarak
düzenlenmiş ve bu düzenleme Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nde
somutlaştırılmıştır. Bu prosedür Meclis soruşturması önergesi ile başlamakta ve soruşturma
açılmasına karar verilmesi halinde soruşturma komisyonunun kurulması, bu komisyonun
belli bir süre içinde çalışmalarını tamamlaması ve raporunu Türkiye Büyük Millet Meclisine
sunması, raporun Mecliste görüşülmesi aşamalarından geçerek Türkiye Büyük Millet
78
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
Meclisi üye tam sayısının salt çoğunluğu ile ilgilinin Yüce Divana sevkine ya da ilgilinin
Yüce Divana sevkinin reddine karar verilmesiyle sonuçlanmaktadır.
Bu prosedür, araya herhangi bir adli makamı koymaksızın doğrudan doğruya Yüce
Divan ile başlayacak olan yargılamaya geçişi sağlamaktadır. Öyle ki bu yargılamada
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının görevi de ancak, dosyalar Yüce Divana intikal ettikten
ve Yüce Divan tarafından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildikten sonra
başlamaktadır.
Bu hukuksal prosedürün açık anlamı, Yüce Divanın görevli olduğu suçlarda ceza
yargılaması sürecinin Yüce Divana sevk ya da sevk etmeme kararına kadar olan bölümünün
Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetki alanı içinde kalmasıdır. Bir başka deyişle Ceza
Muhakemeleri Usulü Kanunu’na göre son tahkikatın görevli mahkemede başlamasına kadar
geçen aşamalar Anayasa ve İçtüzük hükümlerinin yetkili kıldığı Türkiye Büyük Millet
Meclisi organlarınca yerine getirilmektedir. Buna göre, Ceza Muhakemeleri Usulü
Kanunu’na göre Cumhuriyet Başsavcılığınca verilecek takipsizlik kararı ve buna yapılacak
itirazın yetkili yargı merciince reddi hangi sonucu doğuracaksa, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin Yüce Divana sevk etmeme kararı da aynı sonucu doğuracak ve Türkiye Büyük
Millet Meclisi ancak, yeni bir delilin varlığı halinde, yeni bir Meclis soruşturması başlatarak
Yüce Divana sevk kararı alabilecektir.
Bu durumda Türkiye Büyük Millet Meclisinin Yüce Divana sevk etmeme kararına
karşı bir yargı yerinde itiraz yolu bulunmadığı, ancak, böyle bir yargı yerinin varlığı ve ona
yapılacak itirazın reddi halinde Türkiye Büyük Millet Meclisi kararının kesinlik
kazanabileceği şeklindeki gerekçe, Anayasa’daki özel düzenlemenin amaç ve işlevini
gözardı eden bir anlayışı yansıtmaktadır. Meclis soruşturmasının birincil amacı, icraatını
beğenmediği ya da hatalı bulduğu Bakanı cezalandırmak değil, Bakanların görevlerini
siyasal cezalandırma tehlikesi ya da tehdidine maruz kalmadan yapabilmelerini sağlamaktır.
Oysa yukarda anılan gerekçe, Bakanı sade vatandaştan daha az güvenceli bir duruma
düşürmekle Meclis soruşturması kurumunun birincil amacıyla çelişmektedir. Ayrıca bu
anlayış, Türkiye Büyük Millet Meclisinde belli bir dönemde çoğunlukta olanlara önceki
dönemde iktidarda olan siyasal rakipleri üzerinde baskı kurma ve onları siyaseten yıpratma
olanağını tanımış olmaktadır. Böyle bir yaklaşım, Meclis soruşturmasının amaç ve işleviyle
bağdaşamaz. Çünkü Yüce Divanda aklanma güvencesi bile yargılanma süreci içinde
yaşanacak olanların telafisini sağlayamaz.
Öte yandan Meclis soruşturması süreci içinde tüm deliller değerlendirildikten sonra
ilgili Bakanın Yüce Divana sevkine gerek görmeyen Meclis iradesine, sonradan aynı
delillere göre sevk kararını veren meclis iradesinin üstün tutulmasını haklı kılabilecek bir
neden gösterilemez. Sonraki iradenin öncekine üstünlüğü ancak yasama sürecinde söz
konusu olabilir. Yargısal bir işlem olan Yüce Divana sevk iradesi bakımından böyle bir
üstünlük ancak yeni delillerin varlığı halinde haklı görülebilir.
Partilerin anlaşarak birbirlerini aklamaları olasılığı gerekçe gösterilerek sonraki
Meclis iradesine yeni bir delil olmaksızın üstünlük tanımak, Türkiye Büyük Millet
Meclisine güvensizlik ifade etmesi bir yana suçsuzluk karinesine de aykırı düşer. Türkiye
79
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
Büyük Millet Meclisinde belli bir dönem çoğunlukta olan partileri potansiyel suçlu saymak
bir yargı organının yaklaşımı olamaz.
Partilerin anlaşarak birbirlerini aklamaları olasılığının önlenmesi, Anayasa ve
İçtüzük’te buna yönelik düzenlemeler yapılarak sağlanır. Böyle bir olasılığa göre karar
oluşturmak Yüce Divanın görevi değildir.
Açıklanan nedenlerle, sanığın Yüce Divana sevkini gerektirecek yeni delillerin var
olup olmadığı araştırılarak buna göre bir karar verilmesi gerekirken, böyle bir incelemeden
bağımsız olarak, daha önceki dönemde aynı fiillerle ilgili olarak kurulan Meclis
soruşturması komisyonu raporu uyarınca Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu
tarafından verilen Yüce Divana sevk etmeme kararının yargılamaya engel teşkil etmeyeceği
yolundaki çoğunluk kararına katılmıyoruz.
2- Savunma Hakkının Kısıtlandığı ve Genel Kuruldaki Görüşmenin Hukuka
Aykırı Yapıldığı İtirazı
Soruşturma komisyonu raporunun görüşülmesi sırasında sanık Bakanın Türkiye
Büyük Millet Meclisinde savunmasını yaparken iktidar partisi milletvekillerinin sözlü
sataşmalarına muhatap olduğu, sanığın da bunlara karşılık vermesi üzerine oturum
başkanının konu dışına çıktığı gerekçesiyle sanığın konuşma yaptığı mikrofonu birkaç kez
kapattığı, daha sonra İçtüzüğün 66. maddesi uyarınca işlem yapmak istediği, bunun üzerine
sanığın Genel Kurulu terk ettiği, oturuma yeniden başlandığında oturum başkanının
kürsüden sanığı savunma yapmak için tekrar kürsüye davet ettiği, ancak sanığın Genel
Kuruldan ayrılması nedeniyle savunmasına devam etmediği Türkiye Büyük Millet Meclisi
tutanaklarının incelenmesinden anlaşılmıştır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 112. maddesinin ikinci fıkrasının son
cümlesinde “Son söz, hakkında soruşturma açılması istenen Başbakan veya bakana aittir ve
süresi sınırlandırılamaz.”, 66. maddesinde ise, “Kürsüdeki üyenin sözü ancak Başkan
tarafından, kendisi İçtüzüğe uymaya ve konudan ayrılmamaya davet etmek için
kesilebilir.İki defa yapılan davete rağmen, konuya gelmeyen milletvekilinin aynı birleşimde
o konu hakkında konuşmaktan menedilmesi, Başkan tarafından Genel Kurula teklif
olunabilir.Genel Kurul, görüşmesiz işaret oyu ile karar verir”. hükmü yer almaktadır.
Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılan görüşmelerde oturum başkanının İçtüzüğün
66. maddesi uyarınca işlem yapmak istemesi üzerine, sanığın bu duruma kızıp oturumu terk
etmesi, oturuma yeniden başlanıldığında ise savunma yapmak için yapılan davete
gelmemesi, savunmasına kendi isteğiyle devam etmediğini ve bu hakkını kullanmadığını
göstermektedir. Bu durumu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Yüce Divana sevk kararını
geçersiz kılabilecek nitelikte bir hukuka aykırılık saymak mümkün olmadığı gibi oturumu
yöneten başkanın, suçlama konusunda savunma yapmasını sağlamak için İçtüzük kurallarını
uygulamak istemesinden kaynaklanan olayda, savunma hakkının kısıtlandığından da söz
etmek olanaksızdır.
Diğer taraftan soruşturma komisyonu üyeleri Recep ÖZEL, Bekir BOZDAĞ, Rasim
ÇAKIR ve Engin ALTAY’ın Genel Kurulda yapılan görüşmeler sırasında İçtüzüğün 112.
maddesinin ikinci fıkrası uyarınca söz aldıkları anlaşılmış ise de gerek Anayasa’da ve
80
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
gerekse Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nde komisyonda görev alan
milletvekillerinin görüşmeler sırasında şahısları adına söz alamayacaklarına ilişkin bir
yasaklama bulunmadığından, sanık müdafiinin bu yöndeki itirazı da yerinde görülmemiştir.
Yine, Anayasa ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nde soruşturma komisyonu
üyelerinin oylamada oy kullanmalarını yasaklayan bir hüküm bulunmadığından sanık
müdafiinin buna ilişkin itirazı da haklı görülmemiştir. Diğer taraftan, komisyon raporunun
Meclis Genel Kurulunda 408 oyla kabul edildiği dikkate alındığında, komisyon üyelerinin
Genel Kurulda oy kullanmasının sonucu değiştirecek nitelikte olmadığı da ortadadır.
Kaldı ki itirazın ileri sürüldüğü ve karara bağlandığı tarihte yürürlükte bulunan 1412
sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda “İddianamenin iadesi” kurumuna yer
verilmediğinden davanın Türkiye Büyük Millet Meclisine iade edilmesine yasal açıdan da
olanak bulunmamaktadır.
Başkan Mustafa BUMİN, Başkanvekili Haşim KILIÇ, Üyeler Sacit ADALI, Fulya
KANTARCIOĞLU, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Mustafa
YILDIRIM, Cafer ŞAT, A. Necmi ÖZLER ve Serdar ÖZGÜLDÜR’den oluşan Yüce Divan
24.2.2005 günlü oturumda, sanık Bakanın Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda
savunmasını yaptığı sırada oturum başkanı ve iktidar partisi milletvekilleri tarafından sık sık
sözünün kesilerek savunma hakkının kısıtlandığı, yapılan görüşme sırasında önceden oyu
belli olan komisyon üyelerine söz verilmek suretiyle silahların eşitliği ilkesinin çiğnendiği,
soruşturma komisyonu üyelerinin oylamada oy kullanarak usule ve yasaya aykırı
davrandıkları ve böylece soruşturma komisyonu raporunun görüşülmesi işleminde
savunmanın yokluğuna bağlı ağır bir hukuka aykırılık söz konusu olduğu ve bu nedenle
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun 9.11.2004 gün ve 15. Birleşimindeki
görüşmelerin ve buna bağlı olarak oylama işlemi ile sevk kararının geçersizliğinin tespitiyle,
dosyanın Türkiye Büyük Millet Meclisine iadesine karar verilmesi yolundaki istemin,
yukarıda belirtilen nedenlerle REDDİNE, OYBİRLİĞİ ile karar vermiştir.
3- Bakanlık Dönemiyle ve Bakanlık Göreviyle İlgisi Olmayan 30.6.1995 ila
29.5.1999 Tarihleri Arasındaki Döneme İlişkin 3628 Sayılı Kanun’a Aykırılık
İddiasında Bulunulamayacağı İtirazı
3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele
Kanunu’nun “Mal Bildiriminde Bulunacaklar” başlığını taşıyan 2. maddesinin birinci
fıkrasının (a) bendinde “Her türlü seçimle iş başına gelen kamu görevlileri ve dışarıdan
atanan Bakanlar Kurulu üyeleri”nin, anılan Kanun’un 6. maddesinin birinci fıkrasının (c)
bendinde “seçimin kesinleşmesi tarihini izleyen iki ay içinde” mal bildiriminde
bulunmasının zorunlu olduğu hükümlerine yer verilmiştir. Görüldüğü üzere aynı zamanda
milletvekili olan bakanların seçimlerin kesinleşme tarihinden itibaren iki ay içerisinde mal
bildirimi verme zorunluluğu bulunmaktadır.
18.4.1999 tarihinde yapılan seçimlerde milletvekili seçilen sanık Koray AYDIN’ın
seçim sonuçlarının kesinleştiği 27.4.1999 tarihinden itibaren iki ay içerisinde vermesi
gereken mal bildirimini beş ay onbir gün gecikmeli olarak 8.12.1999 tarihinde verdiği
anlaşılmaktadır.
81
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
Sanığa isnat olunan suç, 3628 sayılı Kanun’un 13. maddesinde düzenlenen “Haksız
mal edinme” suçudur. Bu suç, Kanun’un 4. maddesinde “Kanuna veya genel ahlaka uygun
olarak sağlandığı ispat edilmeyen mallar veya ilgilinin sosyal yaşantısı bakımından
geliriyle uygun olduğu kabul edilemeyecek harcamalar şeklinde ortaya çıkan artışlar, bu
Kanunun uygulanmasında haksız mal edinme sayılır.” şeklinde tarif edilmiştir.
Meclis soruşturması komisyonu tarafından, sanık Bakanın yasal süre içerisinde mal
bildiriminde bulunmaması nedeniyle 1995 ve 1999 yıllarında verdiği mal bildirimleri
karşılaştırılmış, sanığın milletvekili seçildiği tarihteki mal varlığı miktarı hesap edilmiş ve
bu belirlenen mal varlığı ile gecikmeli olarak verdiği mal bildirimine kadar geçen süre
içerisinde mal varlığı değerlerinde fahiş artış olduğu iddia edilmiştir.
Yüce Divanın sanığın bakanlık yapmadığı 1995 ila 1999 yılları arasındaki gelir ve
giderlerini araştırma yetkisi bulunmamakta ise de Meclis soruşturması komisyonunun
yaptığı gibi sanığın, bakanlığı döneminde mal varlığındaki artışı tespit edebilmek için
zorunlu olarak milletvekili seçilmeden önceki gelir ve giderlerinin bilinmesine ihtiyaç
vardır. Soruşturma komisyonunun sanık Bakanın 1995 - 1999 yılları arasındaki mal
varlığını inceleme konusu yapması bu tür bir zorunluluktan kaynaklanmaktadır.
Sanık Bakan, milletvekili seçildiği tarihten sonra yasal süre içerisinde mal
bildiriminde bulunsaydı, mal varlığındaki artışlar, milletvekili (Bakan) seçilmeden önce
gerçekleşmiş sayılacağından 3628 sayılı Kanun’a göre Yüce Divanda yargılanmayacaktı.
Başkan Mustafa BUMİN, Başkanvekili Haşim KILIÇ, Üyeler Sacit ADALI, Fulya
KANTARCIOĞLU, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Mustafa
YILDIRIM, Cafer ŞAT, A. Necmi ÖZLER ve Serdar ÖZGÜLDÜR’den oluşan Yüce Divan
24.2.2005 günlü oturumda, sanık hakkında bakanlık dönemiyle ve bakanlık göreviyle ilgisi
olmayan 30.6.1995-29.5.1999 tarihleri arasında 3628 sayılı Kanun’a aykırılık oluşturduğu
ileri sürülen eylem nedeniyle isnatta bulunulamayacağından bu döneme ilişkin eylemlerden
yargılama yapılamayacağına karar verilmesi, yargılanmasına karar verilmesi halinde ise
dosyanın tefrik edilerek beraat kararı verilmesi yönündeki istemin, yukarıda belirtilen
nedenlerle REDDİNE, OYBİRLİĞİ ile karar vermiştir.
Sanık müdafiinin 30.3.2005 günlü oturumda, sanık Bakanın mal varlığıyla ilgili
olarak 1999 ve 2001 arasındaki bakanlık dönemiyle ilgili hangi mal varlığı değeri veya
değerlerinin 3628 sayılı Kanun’un 13. maddesine aykırı olduğunun ya iddia makamına
açıklattırılması veya Yüce Divanca resen açıklanması gerektiği yönündeki istemi hakkında
da 24.2.2005 günlü oturumda bu konuda karar verilmiş olduğundan ikinci kez karar
verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
4- Türkiye Büyük Millet Meclisinin Soruşturma Önergesini Kabul Kararında
Belirtilen Eylemler Dışında İsnatta Bulunulamayacağı İtirazı
Önergenin kabulü kararında yer almayan “Karayolları keşif artış Oluru alınan işler”,
“İller Bankasına ilişkin iddialar” ile “İhaleye fesat karıştırma suçu olarak önergede sayılan
beş ihale dışındaki ihalelerin” yargılama dışında kaldığı, söz konusu eylemler nedeniyle
sanık Bakan hakkında yargılama yapılamayacağına ve bu eylemlerle ilgili olarak tefrik
kararı verilmesi gerektiğine ilişkin itirazın incelenmesinde;
82
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
Ceza mahkemelerinin uyuşmazlık konusu eylemlerden hangilerinin dava konusu
edilmediği hususunda yargılamanın başlangıcında bir karar vermesi gerektiğine ilişkin eski
ve yeni ceza usul kanunlarında bir hüküm bulunmamaktadır. Ceza mahkemeleri tarafların
bu konudaki itirazlarını hüküm verme aşamasında ve gerekçeli kararında değerlendirecektir.
Başkan Mustafa BUMİN, Başkanvekili Haşim KILIÇ, Üyeler Sacit ADALI, Fulya
KANTARCIOĞLU, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Mustafa
YILDIRIM, Cafer ŞAT, A. Necmi ÖZLER ve Serdar ÖZGÜLDÜR’den oluşan Yüce Divan
24.2.2005 günlü oturumda, Soruşturma komisyonunun ve Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurulunun soruşturma önergesinin kabulü kararındaki iddia konusu eylemler dışında
resen yeni eylemlere ilişkin iddiada bulunma yetkileri olmadığından, dava açan belge olan
Yüce Divana sevk kararındaki hukuken yok hükmündeki isnat dışı eylemler nedeniyle
Bakan hakkında yargılama yapılamayacağı, bu eylemlerle ilgili davanın tefrik edilerek karar
verilmesi yönündeki istemin, yukarıda belirtilen nedenle REDDİNE, OYBİRLİĞİ ile karar
vermiştir.
Sanık müdafiinin davanın başlangıcında yaptığı bu itirazının usul açısından
reddedilmesinden sonra, 5.10.2007 günlü oturumda, bu konudaki itiraz esas açısından
değerlendirilmiştir.
İtiraza konu “Karayolları keşif artış Oluru alınan işler” ile “İller Bankasına ilişkin
iddialar” hususunda soruşturma önergesi, soruşturma komisyonu raporu ve Yüce Divana
sevk kararı arasında tam bir uygunluğun bulunmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim, bu iki
iddianın soruşturma komisyonunun yetki alanında olup olmadığı konusunda soruşturma
komisyonu da tereddüde düşmüştür. Soruşturma komisyonunca, komisyonun inceleme
yetkisinin ne olduğu konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına yazılan yazıya
verilen 31.5.2004 gün ve 5973 sayılı yanıtta “…Komisyonun yetkilerini kullanırken İçtüzük
hükümleri çerçevesinde kalmaya; yapacağı soruşturmaların Genel Kurul’un görüşüp kabul
ettiği Meclis Soruşturma Önergesi ile tespit edilen alan ve çerçevenin dışına çıkmamasına
özen göstermesi gerektiği düşünülmektedir.” denilmiştir. Yine, soruşturma komisyonu
üyelerinin kendi aralarında yaptığı tartışmalarda da bazı üyelerin “Karayolları Keşif
Artışları” ile “İller Bankasına ilişkin iddialar”ın önerge kapsamı içerisinde yer almadığı
yönünde görüş ileri sürdükleri görülmüştür.
1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 150. ve 5271 sayılı Ceza
Muhakemesi Kanunu’nun 225. maddelerinde ceza yargılamasının konusu düzenlenmiştir.
1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 150. maddesinde “Tahkikat ve hüküm
yalnız iddianamede beyan olunan suça ve zan altına alınan kişilere hasredilir”; 5271 sayılı
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 225. maddesinde ise “Hüküm, ancak iddianamede unsurları
gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir.” hükmüne yer verilmiştir. Yine, 1412
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 257. ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun
225. maddesinde, mahkemenin fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı
olmadığı kuralı yer almaktadır.
Buna göre; hükmün konusu, duruşmanın neticesine göre iddianamede gösterilen fiil
ve failden ibarettir. Mahkeme, fiili takdirde iddia ve müdafaalarla bağlı değildir. Bu kurala
göre, dava açan belgede uyuşmazlığın belirtilmesi gerekir. Uyuşmazlığın belirtilmesi,
83
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
uyuşmazlık konusu olayın başka olaylardan ayırt edilecek şekilde belli edilmesi,
sınırlandırılması anlamına gelmektedir. Yargılama makamı, ancak sınırları belli edilen olaya
ilişkin uyuşmazlıkları ve faili hüküm konusu edebilir. Yani, davada sanık olarak gösterilen
kimseden başkası hakkında hüküm veremeyeceği gibi, sınırlandırılan olay dışında da hüküm
kuramaz.
Uygulama ve doktrinde hakim olan görüş, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Yüce
Divana sevk kararının “dava açan belge” (iddianame) niteliğinde olduğu yönündedir.
Yüce Divan tarafından geçmişte verilen kararlarda da Yüce Divana sevk kararının
iddianame niteliğinde olduğu kabul edilmekle birlikte, tek başına bu karara itibar
edilmemiştir. Örneğin Yüce Divan, E. 1993/1, K. 1995/1 sayılı kararında aynen
“…gönderme yapılan usul yasalarında iddianamenin reddi prosedürü öngörülmemiştir.
TBMM’nin Yüce Divana sevk kararı iddianame niteliğinde olduğundan bu kararın reddi
olanaksızdır.” denilmek suretiyle Türkiye Büyük Millet Meclisinin Yüce Divana sevk
kararının iddianame niteliğinde olduğu açıkça ifade edilirken, yine aynı kararda soruşturma
komisyonu raporunun da Yüce Divana sevk kararının dayanağı olduğu belirtilmiştir.
Gerçekten Yüce Divana sevk kararı dava açan belge olmakla birlikte, sevk kararında
belirtilen eylemlerin ayrıntıları ve dayanakları soruşturma komisyonu raporunda yer
aldığından, Yüce Divana sevk kararını soruşturma komisyonu raporundan ayrı
değerlendirmek mümkün değildir.
Ancak, Yüce Divan yargılamasında yargılanacak olan uyuşmazlık saptanırken, Yüce
Divana sevk kararı ve soruşturma komisyonu raporu da bazı durumlarda yeterli
olmamaktadır. Özellikle “önerge”, “soruşturma komisyonu raporu” ve “Yüce Divana sevk
kararı” arasında tam bir uygunluğun söz konusu olmadığı durumlarda, Yüce Divanın
yargılanacak olan uyuşmazlığı neye göre belirleyeceği sorununun çözümlenmesi
gerekmektedir.
Bu konuda Anayasa ile 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri Hakkında Kanun’da ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nde açık bir hüküm
bulunmamaktadır. Ancak, Soruşturma Önergesinde bulunması gerekli unsurların neler
olduğunu düzenleyen İçtüzüğün 107. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Bu önergede;
Bakanlar Kurulunun genel siyasetinden veya bakanlıkların görevleriyle ilgili işlerden
dolayı hakkında soruşturma açılması istenen Başbakan veya bakanın cezai sorumluluğu
gerektiren fiillerinin görevleri sırasında işlendiğinden bahsedilmesi, hangi fiillerinin hangi
kanun ve nizama aykırı olduğunun gerekçe gösterilmek ve maddesi de yazılmak suretiyle
belirtilmesi zorunludur.” şeklindeki hüküm, Türkiye Büyük Millet Meclisinin iç işleyişine
ilişkin olmakla birlikte, aynı zamanda yargılanacak olan uyuşmazlığın saptanmasında
başvurulabilecek bir hüküm niteliğindedir.
Bu nedenlerle, yargılanacak olan uyuşmazlığın belirlenmesinde “önerge”,
“soruşturma komisyonu raporu” ve “Yüce Divana sevk kararı” birlikte değerlendirilerek bir
sonuca varılması gerekmektedir.
84
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
Somut olayda, soruşturma komisyonu raporunda “Karayolları keşif artış Oluru alınan
işler” ile “İller Bankasına ilişkin iddialara” yer verilmiş ise de Yüce Divana sevk kararında
ve soruşturma önergesinde bunlardan bahsedilmediği açıkça saptandığından, itirazın kabulü
gerekir.
Diğer taraftan, soruşturma önergesinde ihaleye fesat karıştırma suçu kapsamında beş
ihaleden söz edilmekle birlikte; önergede bu ihalelerin örnek olarak verildiği, önergede M.
Sedat ABAN ve Sadrettin DİNÇER’in hazırlık ifadelerine atıfta bulunulduğu ve bu nedenle
M. Sedat ABAN ve Sadrettin DİNÇER’in hazırlık ifadelerinde belirttikleri ihalelerin de
soruşturma komisyonunca incelenebileceği dikkate alındığında, sanık ve müdafiinin ihaleye
fesat karıştırma suçunun beş ihaleyle sınırlı olarak incelenebileceği yönündeki itirazının ise
yerinde olmadığı açıktır.
Açıklanan nedenlerle, Başkanvekili Haşim KILIÇ Başkanlığında, Üyeler Sacit
ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Mustafa
YILDIRIM, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ
ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ten oluşan Yüce Divan 5.10.2007 günlü oturumda,
“Karayolları keşif artış Oluru alınan işler” ile “İller Bankasına ilişkin iddialar”ın yargılama
kapsamı dışında kaldığına ilişkin itirazın KABULÜNE, Başkanvekili Haşim KILIÇ ve Üye
Şevket APALAK’ın karşı oyları ve OYÇOKLUĞUYLA; İhaleye fesat karıştırma suçu
olarak önergede sayılan beş ihale dışındaki ihalelerin yargılama dışında kaldığına ilişkin
itirazın ise REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE karar vermiştir.
Karşı oy kullanan Üyelerin gerekçeleri şöyledir:
Meclis soruşturmasının hazırlık soruşturmasına benzetilmesinin doğal sonucu olarak,
Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergeyi de Cumhuriyet savcısına yapılan şikayet
(ihbar) dilekçesine benzetmek mümkündür.
Önergenin, iddianame yerine geçen belge olarak kabulüne olanak yoktur. Çünkü
önergede, sanığa isnat edilen tüm eylemlerin ayrıntılı olarak açıklaması yoktur. Esasen,
önergenin veriliş amacı da sanığın suç teşkil eden eylemlerinin neler olduğu ve ilgilinin
cezai sorumluluğunun saptanmasıdır. Hakkında soruşturma önergesi verilen başbakan veya
bakanın eyleminin suç olup olmadığı ancak önergenin kabulünden sonra kurulan Meclis
soruşturma komisyonunun çalışmaları sonucunda belli olacaktır. Bu nedenle, ilgilinin henüz
eyleminin suç olup olmadığının dahi belli olmadığı bir dönemde verilen önergeyi
yargılanabilir uyuşmazlığın belirlenmesinde temel almak isabetli değildir.
Diğer taraftan, Meclis soruşturma komisyonunun soruşturma önergesinde belirlenen
fiiller dışında uygulama yapması durumunda, buna ilişkin soruşturma komisyonu raporunun
TBMM Genel Kurulunca oylandığı ve böylece Meclis soruşturma komisyonunun yaptığı
işleme onay verildiği dikkate alındığında, Yüce Divanca yargılanacak uyuşmazlığın
belirlenmesinde önergenin değil, soruşturma komisyonu raporunun esas alınması gerektiği
açıktır. Çünkü, soruşturma önergesini de soruşturma önergesi dışındaki fiilleri kapsam
içerisine alan soruşturma komisyonu raporunu da kabul eden, TBMM Genel Kuruludur.
TBMM Genel Kurulunun önerge dışında kalan fiilleri de kapsayan soruşturma komisyonu
raporunu kabul kararı, nihai karardır.
85
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
Açıklanan nedenlerle, soruşturma komisyonu raporunda “Karayolları keşif artış
Oluru alınan işler” ile “İller Bankasına ilişkin iddialara” yer verilmiş olması nedeniyle, söz
konusu iddiaların yargılama kapsamında kaldığı açık olduğundan, bu iddiaların soruşturma
önergesinde yer almamasından dolayı yargılanamayacağına ilişkin görüşlere katılmıyoruz.
5- Bakanlıktan İhale Alan Müteahhitlerle Sanık Bakanın Ortağı Olduğu
Şirketler Arasındaki İlişkilerle İlgili Soruşturma Komisyonu Raporunda Sevk
Maddesi Gösterilmemiş Olduğu İtirazı
Bakanlıktan ihale alan müteahhitlerle sanık Bakanın ortağı olduğu şirketler
arasındaki ilişkilerle ilgili soruşturma komisyonu raporunda sevk maddesi
gösterilmediğinden bu iddiaya ilişkin münferit kamu davasının tefrikiyle sevk maddesi
bildirilmek üzere dosyanın Türkiye Büyük Millet Meclisine iadesine karar verilmesine
ilişkin itirazın incelenmesinde;
İtiraza konu “Bakanlıktan ihale alan müteahhitlerle Bakanın ortağı olduğu şirketler
arasındaki ilişkilere ilişkin” iddia soruşturma önergesinde, soruşturma komisyonu
raporunda ve Yüce Divana sevk kararında yer almamıştır. Sanık Bakanın ortağı olduğu
firmalarla bakanlıktan ihale alan firmalar arasındaki ilişki, Meclis soruşturması komisyonu
tarafından bir iddia veya isnatta bulunmak için değil sadece sanığın bakanlık yaptığı
dönemde yapılan ihale uygulamaları incelenirken delil olarak irdelenmiştir.
Bu konuda sanık Bakana yönelik herhangi bir iddia ve davanın varlığından söz etmek
mümkün bulunmadığından, sanık müdafiinin bu iddiaya ilişkin olarak sevk maddesi
belirtilmediği gerekçesiyle davanın tefrik edilerek Türkiye Büyük Millet Meclisine iadesi
yönündeki istemi yerinde değildir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının bakanlıktan ihale alan müteahhitlerle Bakanın
ortağı olduğu şirketler arasındaki ilişkiler kapsamında firma temsilcilerinin tanık olarak
dinlenmesine yönelik istemi, bu konuda açılmış bir davanın varlığından değil, ihaleye fesat
veya görevi kötüye kullanma suçunun oluşup oluşmadığının saptanması amacıyla ve ek
delil olma niteliği nedeniyle kabul edilmiştir.
Başkan Mustafa BUMİN, Başkanvekili Haşim KILIÇ, Üyeler Sacit ADALI, Fulya
KANTARCIOĞLU, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Mustafa
YILDIRIM, Cafer ŞAT, A. Necmi ÖZLER ve Serdar ÖZGÜLDÜR’den oluşan Yüce Divan
24.2.2005 günlü oturumda, soruşturma önergesi dışında kalan bakanlıktan ihale alan
müteahhitlerle sanık Bakanın ortağı olduğu şirketler arasındaki ilişkiler konusunda
soruşturma komisyonu raporunda sevk maddesi gösterilmemiş olduğundan, bu iddiaya
ilişkin münferit kamu davasının tefrikiyle, sevk maddesi bildirilmek üzere Türkiye Büyük
Millet Meclisine iadesi yönündeki istemin, yukarıda açıklanan nedenlerle, REDDİNE,
OYBİRLİĞİ ile karar vermiştir.
Sanık müdafii 30.3.2005 günlü oturumda da bu iddianın hangi isnat altında
yargılanacağının Yüce Divanca açıklanması gerektiği yönünde istemde bulunmuş ise de
yukarıda açıklanan nedenlerle, bu hususta 24.2.2005 günlü oturumda karar verilmiş
olduğundan ikinci kez karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
86
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
B- Davaların Birleştirilmesine İlişkin İstemler
Yargıtay 4. Ceza Dairesi Başkanlığı, bakmakta olduğu iki dava ile Yüce Divanda
görülmekte olan bu dava arasında hukuki ve fiili irtibat bulunduğunu ileri sürerek, davaların
birleştirilmek suretiyle Yüce Divanda görülmesi için muvafakat verilmesini istemiştir.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi Başkanlığının 15.4.2005 günlü, 2005/10-140 sayılı
yazısında; Bayındırlık ve İskan Bakanlığı eski müsteşarı Ali HELVACI’nın Hopa-
Kemalpaşa-Sarp yolu işinde Karayolları Bölge Müdürlüğünün keşif artışına ilişkin talebini
gerekli incelemeleri yapmadan ve dayanaksız gerekçelerle onaya sunarak yüksek oranda
keşif artışına sebebiyet vermek ve böylece mevzuat hükümlerine aykırı hareket etmek
suretiyle görevini kötüye kullanma suçundan yargılandığı dava ile Yüce Divanın 2004/4
esas sayılı dosyası arasında bağlantı olduğu belirtilerek, Ceza Muhakemeleri Usulü
Kanunu’nun 4. maddesi uyarınca dosyaların birleştirilmesine muvafakat edilip edilmeyeceği
hususunda bir karar verilmesi talep edilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili, birleştirme isteminde bulunulan iki dava
arasında hukuki ve fiili irtibat bulunmadığından davaların birleştirilmesine muvafakat
verilmemesi yönünde görüş bildirmiştir.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi Başkanlığının 22.12.2005 günlü, 2005/30-464 sayılı
yazısında; Bayındırlık ve İskan Bakanlığı eski müsteşarı Ali HELVACI’nın yargılandığı
Dorukhan (Zonguldak) Tüneli iyileştirilmesi işinde ilave keşif artışı yapılması ile ilgili
3.4.2001 günlü Bakan Oluru’nu kapsayan eylem ile Yüce Divanın 2004/4 esas sayılı
dosyasında sanık olarak yargılanan Koray AYDIN hakkında dava açan Türkiye Büyük
Millet Meclisi soruşturma komisyonu raporunun 118. sayfasındaki Dorukhan Tüneli’nin
keşif artışı eylemlerinin aynı olduğu, her iki dosya arasında olay ve sanıklar yönüyle hukuki
ve fiili bağlantı bulunduğundan, dosyaların birleştirilerek Yüce Divanda görülmesi için
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 8. 9. ve 10. maddeleri uyarınca muvafakat
isteminde bulunulmuştur.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili ile Yargıtay 4. Ceza Dairesindeki yargılamaya
katılan Yargıtay Cumhuriyet Savcısı bu iki davanın birleştirilmesinde usul ekonomisi
gözetilerek hukuki bir yararın bulunmadığı gerekçesiyle birleştirmeye muvafakat
verilmemesi yönünde görüş bildirmişlerdir.
2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında
Kanun’un “Yüce Divan Sıfatıyla Bakılan İşlerde Usul” başlıklı yedinci bölümünde
davaların birleştirilmesine ilişkin bir hükme yer verilmemiştir. Aynı Kanun’un 35.
maddesinde ise Anayasa Mahkemesinin Yüce Divan sıfatıyla çalışırken yürürlükteki
kanunlara göre duruşma yapacağı ve hüküm vereceği belirtilmiştir.
Gerek 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ve gerekse 5271 sayılı Ceza
Muhakemesi Kanunu’nda Yüce Divanda görülmekte olan davalar ile diğer mahkemelerde
görülmekte olan davalar arasında birleştirmenin nasıl yapılacağına ilişkin bir hüküm
bulunmamakla birlikte, sorunun çözümünde her iki kanun hükümlerinden yararlanılmalıdır.
87
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
Buna göre davaların birleştirilmesindeki koşullar, her iki dava arasında hukuki ve fiili
irtibatın varlığı, davaların birleştirilmesindeki yarar ve olanak ile birleştirme yasağının
olmaması, ayrıca birleştirme konusunda mahkemeler arasında uzlaşmanın bulunmuş
olmasıdır.
Yargıtay 4. Ceza Dairesinin davaların birleştirilmesine ilişkin istemleri hakkında,
istemlerin yapıldığı tarihte “Karayolları keşif artış Oluru alınan işler”in yargılama
kapsamında kalıp kalmadığı konusunda Yüce Divanca henüz bir karar verilmemesi ve her
iki mahkemede yargılanan sanıkların sorumluluklarının birbirinden farklı olması nedeniyle
davaların birleştirilmesinde hukuki yarar bulunmadığı sonucuna varılarak, 31.5.2005 ve
10.2.2006 günlü oturumlarda davaların birleştirilmesine yer olmadığına OYBİRLİĞİYLE
karar verilmiştir.
C- Bilirkişi İncelemesi Yaptırılmasına İlişkin İstemler
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı iki konuda bilirkişi incelemesi yaptırılması
yönünde istemde bulunmuştur. Katılan idare vekilleri de Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığının bu istemine iştirak etmişlerdir.
1- Haksız Mal Edinme Suçuna İlişkin Bilirkişi İncelemesi Yaptırılması İstemi
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin 30.3.2005 günlü oturumda, bilirkişi
incelemesi yaptırılmasına ilişkin istemi şöyledir:
“…Sanığın bakanlık yaptığı 29.5.1999 ila 5.9.2001 tarihli dönemde önceki son mal
bildirimi olan 30.6.1995 tarihli ve bu dönemden sonraki ilk mal bildirimi olan 8.12.1999
tarihli mal bildirimleri esas alınmak suretiyle;
Her kalemin ayrı ayrı mukayese edilerek mal varlığında meydana gelen toplam artış
veya eksilmenin miktarının tarih tarih ve ayrı ayrı belirlenmesi,
Sanığın kendisinin, eş ve çocuklarının giderleri de göz önünde tutulmak suretiyle,
1995 ve bakanlık döneminin bir kısmını da kapsayan 1999 yılları arasındaki ticari gelirleri
(ortak olduğu şirketlerden elde ettiği gelirler, kira ve faiz gelirleri, savunmalarında
belirttiği veya belirteceği inşaatlarından satarak elde ettiği gelirler gibi) milletvekilliği
maaşlarından elde ettiği gelirlerle önceki mal bildiriminin aktifinde bulunan ve sonrakine
kaynak oluşturan değerler dikkate alınarak, haksız edinildiği iddia edilen malların tespit
edilmesi olduğu talep olunur.”
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili 20.12.2005 günlü oturumda da yukarıdaki
istemlerine ek olarak;
“...sanık tarafından bağımsız bölümlerin satıldığı kişilerce noterden yaptığı bir satış
vaadi sözleşmesi veya kendi aralarında alacak hakkı doğuran bir protokol bulunup
bulunmadığı sorulduğunda, henüz yeterli bir cevap vermediğini, Yüce Heyetce de
belirtildiği gibi, varsa bu gibi belgelerin ibraz edilip toplanmasıyla ve ayrıca kat karşılığı
inşaat sözleşmesi gereği bağımsız bölümlerin yapılması nedeniyle, gerek arsa sahibi için
gerek sanığın kendisi için gerekse de ortağı olduğu firmalar için yapılan bağımsız bölümler
dolayısıyla oluşan giderlerin de tespit olunacak emsal rayiç değerlerden mahsubu suretiyle
88
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
net gelirinin de tayininin gerekeceği ve ayrıca sanık tarafından bildirilen satış değerlerinin
de, satış tarihindeki emsal rayiç değerlere uygun olup olmadığının da tespitinin gerekeceği,
bu nedenle önceki taleplerimiz de gözetilerek bir bilirkişi tayin edilmesinin de gerektiğini”
ifade etmiştir.
Katılan Maliye Bakanlığı vekilleri de oturumlardaki beyanlarında ve özellikle
1.2.2006 günlü dilekçeleriyle haksız mal edinme suçu ile ilgili olarak bilirkişi incelemesi
yaptırılmasını talep etmişlerdir.
Sanık müdafii Av. Bülent H. ACAR ise 19.6.2006 günlü dilekçesi ile 28.6.2006
günlü oturumdaki beyanında, Yüce Divanın 24.2.2005 gününde verdiği ara kararı uyarınca
1995-1999 döneminin yargılama dışında kalması nedeniyle bu döneme ilişkin bilirkişi
incelemesi yaptırılamayacağını, kaldı ki söz konusu ara kararında belirtilen “zorunlu
görülme” durumu nedeniyle taşınmazı satın alanların tanık sıfatıyla dinlendiğini, bu
kişilerin yalan söylediği veya muvazaalı işlem yaptığı konusunda bir iddianın ileri
sürülmediğini, taşınmazların satışının tapu kayıtları, şirket defter ve faturalarıyla ispat
edildiğini ileri sürerek bu konuda bilirkişi incelemesi yaptırılması isteminin reddine karar
verilmesini talep etmiştir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 63. maddesinin birinci fıkrasında
“Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve
görüşünün alınmasına re'sen, Cumhuriyet savcısının, katılanın, vekilinin, şüphelinin veya
sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcinin istemi üzerine karar verilebilir. Ancak, hakimlik
mesleğinin gerektirdiği genel ve hukukî bilgi ile çözülmesi olanaklı konularda bilirkişi
dinlenemez.” hükmüne yer verilmiştir.
Bu yasal düzenleme karşısında sanığın mal varlığı değerlerinde meydana gelen artma
ve eksilmeler ile özellikle sanık tarafından mal varlığındaki artışın kaynağı olarak gösterilen
taşınmaz satışlarının satış tarihlerindeki rayiç bedellerinin ve maliyetlerinin saptanması
konularının uzmanlık istediği, hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ya da hukuki bilgi ile
çözülmesinin mümkün olmadığı anlaşıldığından, bilirkişi incelemesi yaptırılması isteminin
kabulü gerektiği sonucuna varılmıştır.
Başkan Tülay TUĞCU, Başkanvekili Haşim KILIÇ, Üyeler Fulya
KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Mustafa YILDIRIM, A. Necmi
ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve Osman Alifeyyaz
PAKSÜT’ten oluşan Yüce Divan 28.6.2006 günlü oturumda, bu konuda bilirkişi incelemesi
yaptırılması yönündeki istemin, yukarıda açıklanan nedenlerle KABULÜNE, OYBİRLİĞİ
ile karar vermiştir.
2- Bazı İhalelere İlişkin Bilirkişi İncelemesi Yaptırılması İstemi
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin 30.3.2005 günlü oturumda, bazı ihalelere
ilişkin bilirkişi incelemesi yaptırılmasına yönelik istemi şöyledir;
“…dosyadaki eksiklikler giderilip, böylece delillerin toplandıktan sonra bilirkişi
incelemesine karar verildiğinde tespitini istediğimiz hususların da sırasıyla;
89
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
Yapı İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yapılan ihalelerin tamamına yakınının,
istedikleri firmalara verilmesini sağlamak için istisnaî bir usul olan “davetiye usulüyle”
yapılarak ve niteliği gereği ancak belli vasıflara haiz firmalardan birine verilmesi gerekli
ihalelerin teknik güç ve yeterlilikleri yönünden yetersiz firmalar da davet edilmek ve
sonuçta bu firmalardan birine verilmek suretiyle 2886 sayılı Yasanın 2 nci maddesinde
öngörülen “rekabet ve açıklık ilkesine aykırı davranıldığı” iddiasıyla ilgili olarak da “belli
istekliler arasında kapalı teklif, yani, davetiye usulünün” uygulandığı;
Gaziosmanpaşa Hastanesi, Kızılcahamam Devlet Hastanesi, Osmaniye Devlet
Hastanesi, Afyon Öğrenci Yurdu, Adana Deprem Konutları İkmal İnşaatı, Şanlıurfa
Hükümet Konağı, Adıyaman Tut Devlet Hastanesi, Kocaeli 2000 Kişilik Öğrenci Yurdu
İnşaatı, Karamürsel 500 Kişilik Öğrenci Yurdu İnşaatı, Sakarya Merkez Hükümet Konağı
İnşaatı, Pamukova İlçe Jandarma Komutanlığı İnşaatı, Yalova Çınarcık Esenköy ilçe
Jandarma Komutanlığı Binası İnşaatı, Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü Sakarya İl
Müdürlüğü Hizmet Binası İnşaatı, Bismil Devlet Hastanesi İkmal İnşaatı ihalelerinde;
“Belli İstekliler arasında kapalı teklif (davetiye) usulünün” uygulanmasını
gerektirecek özel bir nitelik bulunup bulunmadığı/ özelliği bulunan yapım işi olup olmadığı
“özelliği bulunan yapım işi” olduğunun kabul edilmesinde daha önce kullanılan kriterlere
uyulup uyulmadığı, uyulmamışsa hangi kritere göre uygulama yapıldığı, bu ihalelerin
birçoğunda kullanılan “verilecek hizmetin özelliği, özel proje olması, işin idame ve
yenileme işi olması, işin yapılacağı binanın diğer kamu kurum ve kuruluşlarından farklı
konumda olması ve özellik arz etmesi” gibi gerekçelerin söz konusu işlerin özelliği bulunan
yapım işi olarak kabul edilmesini gerektirip gerektirmeyeceği,
Bu ihalelere davet edilen firmaların teknik yeterlilik (makine, eleman, uzmanlık,
tecrübe gibi) ve güçlerinin idarece kabul edilmiş olma kriterine, dolayısıyla işin niteliğine
uygun olup olmadığı, bu hususun tespitinde daha önce kullanılan kriterlere uyulmuş
bulunup bulunmadığı, uyulmamışsa hangi kritere göre bu hususun belirlendiği, adı geçen
firmaların tanıtım dosyalarının Maliye Bakanlığının her yıl yayımladığı Bir Numaralı
Devlet İhaleleri Genel Tebliğine uygun olarak düzenlenip düzenlenmediği, bu tebliğe uygun
olarak düzenlenmiş tanıtım dosyaları olmayan firmaların nasıl ve hangi bilgiler esas
alınarak ihalelere davet edildiği”
Görüldüğü üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ondört ihalede;
- Belli İstekliler arasında kapalı teklif (davetiye) usulünün uygulanmasını
gerektirecek özel bir nitelik bulunup bulunmadığı, özelliği bulunan yapım işi olup olmadığı,
ileri sürülen gerekçelerin söz konusu işlerin özelliği bulunan yapım işi kabul edilmesini
gerektirip gerektirmediği ve bu konuda daha önce belirlenen kriterlere uyulup uyulmadığı,
uyulmamış ise hangi kriterlere göre uygulama yapıldığı,
- Bu ihalelere davet edilen firmaların teknik yeterlilik (makine, eleman, uzmanlık,
tecrübe gibi) ve güçlerinin idarece kabul edilmiş olma kriterine (dolayısıyla işin niteliğine)
uygun olup olmadığı, bu hususun tespitinde daha önce kullanılan kriterlere uyulup
uyulmadığı, uyulmamışsa hangi kritere göre bu hususun belirlendiği, firmaların tanıtım
dosyalarının Maliye Bakanlığının her yıl yayımladığı (1) Numaralı Devlet İhaleleri Genel
90
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
Tebliği’ne uygun olarak düzenlenip düzenlenmediği, Bu Tebliğ’e uygun olarak düzenlenmiş
tanıtım dosyaları olmayan firmaların nasıl ve hangi bilgiler esas alınarak ihalelere davet
edildiği,
hususlarında bilirkişi incelemesi yaptırılmasını istemiştir.
Katılan idare vekilleri de 28.6.2006 günlü oturumdaki beyanlarında Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığının bilirkişi incelemesi istemine katıldıklarını ifade etmişlerdir.
Sanık müdafii Av. Bülent H. ACAR 26.6.2006 günlü dilekçesinde ve 28.6.2006
günlü oturumdaki beyanında, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının bilirkişi incelemesi
yapılmasını istediği konuların tamamının hukuki konular olması nedeniyle bilirkişi
incelemesi yaptırılamayacağını, ayrıca bilirkişi incelemesi istemine konu iş ve işlemlerin
idarenin takdir yetkisi kapsamında bulunduğunu, idarenin takdir yetkisinin bulunduğu
durumlarda mahkemelerin yerindelik denetimi yapamayacağını ileri sürmüştür.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının bilirkişi incelemesi yaptırılmasını istediği
konuların dosyadaki bilgi, belge ve diğer delillere (sanık ve tanık beyanlarına) göre bir
değerlendirme yapılmak suretiyle ve hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki
bilgiyle çözülmesi olanaklıdır.
Başkan Tülay TUĞCU, Başkanvekili Haşim KILIÇ, Üyeler Fulya
KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Mustafa YILDIRIM, A. Necmi
ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve Osman Alifeyyaz
PAKSÜT’ten oluşan Yüce Divan 28.6.2006 günlü oturumda, bu konuda bilirkişi incelemesi
yaptırılması yönündeki istemin, yukarıda açıklanan nedenle REDDİNE, OYBİRLİĞİ ile
karar vermiştir.
D- Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2002/71 Esas Sayılı Dava Dosyasının
Hazırlık Aşamasında Elde Edilen Video Bandlarının İzlenmesine İlişkin İstem
Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2002/71 esas sayılı dava dosyasında sanık olarak
yargılanan M. Sedat ABAN, Sadrettin DİNÇER ve Fethi SOYDAN'ın hazırlık aşamasında
alınan ifadelerini içeren ve soruşturma önergesinde de adı geçen video bantlarının istenmesi
için 26.4.2005 günlü oturumda alınan ara kararı uyarınca Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığına yazı yazılmış ve istenilen video bantları ilgili mahkemece gönderilerek dosya
içerisine konulmuştur.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 26.7.2005 günlü oturumda söz konusu video
bantlarından sadece M. Sedat ABAN ve Sadrettin DİNÇER’e ait olanların Yüce Divanda
açık duruşmada izlenmesi yönünde istemde bulunmuş ve 22.9.2005 günlü oturumda da bu
isteminin gerekçesini:
“Söz konusu video kayıtlarının izlenmesi, sanık müdafii ile adı geçen tanıkların
alınan ifadelerin alındığı sırada işkence ve kötü muameleye maruz kaldıkları yönündeki
beyanlarının değerlendirilmesi bakımından Yüce Divana katkı sağlayacağı düşünüldüğünde
ve ayrıca, alınan ifadelerin alındığı tarihte yürürlükte olan Ceza Muhakemesi Usul Kanunu
ve 4422 sayılı Yasada belirtilen şekilde hukuka uygun bir şekilde elde edilip edilmediğinin
tayin ve tespiti ile 5320 sayılı Kanunun 4/2 maddesindeki Ceza Muhakemesi Kanununun
91
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
yürürlüğe girmesinden önce soruşturma ve kovuşturma evrelerinde yapılmış işlem ve
kararlar hukukî geçerliliklerini sürdürürler hükmünün tartışılması gerektiği nazara
alınarak, video kayıtlarının açık duruşmada izlenmemesi talebinin reddi gerektiği ve sanık
müdafiinin oturumun kapalı yapılması yönündeki talebinin dosya kapsamıyla video
kayıtlarının muhtemel içeriğine göre Ceza Muhakemesi Kanununun 182/2 maddesi
gereğince Yüce Divanın takdirinde olduğu…”şeklinde açıklamıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 18.11.2005 günlü oturumda da video bantlarının
izlenmesi yönündeki istemini yinelemiştir.
Katılan idare vekilleri Av. Zeynep TUNCER ve Av. Buket ÇAĞLAR da 22.9.2005
günlü oturumdaki beyanlarında, bu konuda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının istemine
katıldıklarını ifade etmişlerdir.
Sanık müdafii Av. Bülent H. ACAR 22.9.2005 günlü oturumda yinelediği 20.9.2005
günlü dilekçesinde özetle; bu kayıtların adı geçen sanıkların izni ve bilgisi olmaksızın
gerçekleştirildiğini, video kayıt bandının açık duruşmada izlenmesinin sanığın saygınlık ve
onurunun çiğnenmesine neden olacağını, söz konusu kayıtların kolluk görevlileri tarafından
sanıkların iradesi dışında, müdafiilerinin yokluğunda ve hukuka aykırı elde edilmiş olması
nedeniyle Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 148. maddesine göre hukuka aykırı surette elde
edilmiş delil niteliğinde bulunduğunu, bu kayıtların kapalı oturumda dahi tartışma konusu
yapılamayacağını, tüm bunlara karşın Yüksek Mahkemenin bu kaydı görmek ve dinlemek
istiyorsa Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 182. maddesinin ikinci fıkrası gereğince bunu
kapalı oturumda yapabileceğini ileri sürmüştür.
Yine, sanık müdafii 7.10.2005 günlü dilekçesinde ve 13.10.2005 günlü oturumdaki
beyanlarında özetle;
- Kolluk memurlarının yaptıkları video kayıtlarının, gerek yapıldıkları tarihte
yürürlükte bulunan kanunlara ve gerekse 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na aykırı
usullerle elde edilmiş olması nedeniyle delil olarak kabul edilemeyeceğini, Sadrettin
DİNÇER’in hazırlık ifadelerinin işkence altında alındığının adli tıp raporları ve yargılama
sırasında toplanan delillerle, M. Sedat ABAN’ın yargılamadaki beyanlarının da tanık
Firdevs ABAN’ın beyanıyla ispatlandığını,
- M. Sedat ABAN ve Sadrettin DİNÇER’in ifadelerinin alındığı tarihte yürürlükte
bulunan Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ve 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle
Mücadele Kanunu’nda da ifadelerin video kaydına alınacağına dair bir hüküm
bulunmadığını, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 161. maddesinin ikinci fıkrasına
göre her tahkikat işleminin mutlaka tutanakla tespit edilmesi gerektiğini, dolayısıyla tutanak
dışındaki her türlü işlemin kanuna aykırı keyfi bir işlem olacağını, kayıt işleminin sanıkların
izni ve bilgisi dışında yapıldığını, işlemin nasıl, nerede ve ne şekilde yapıldığının belli
olmadığını, bu nedenle video kayıt işleminin yasa dışı elde edilmiş delil niteliğinde
bulunduğunu,
- Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 254. maddesi uyarınca da yasaya aykırı
elde edilmiş bu ifadelerin mahkemece delil olarak kabul edilemeyeceğini, Yargıtayın bu
konuda kararlarının bulunduğunu, hukuka aykırı elde edilmiş beyanların kamuoyunda
92
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
haksız ve dava dışı bir surette sanığın aleyhine kullanılmasına ve sanık haklarının ötesinde
doğrudan doğruya sanığın saygınlık, onur ve haklarının ağır bir biçimde çiğnenmesine yol
açacağını, Anayasa’nın 38. ve 36. maddeleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6., Ceza
Muhakemesi Kanunu’nun 148. ve Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 254/2. maddesi
gereğince delil niteliği bulunmayan video bantlarının açık oturumda izlenmesi yönündeki
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının isteminin reddedilmesi gerektiğini,
ileri sürmüştür.
Diğer taraftan, Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2002/71 esas sayılı dava
dosyasında sanık olarak yargılanan M. Sedat ABAN müdafiileri Av. Ceyhan MUMCU ve
Av. Murat MECİT de 21.9.2005 gününde verdikleri dilekçe ile “müvekkilleri M. Sedat
ABAN’ın hazırlık soruşturması sırasında alınan görüntülü ifadelerinin açık duruşmada
izlenmesine” ilişkin itirazlarını sunmuşlardır.
13.10.2005 günlü oturumda M. Sedat ABAN ve Sadrettin DİNÇER’in hazırlık
ifadelerini içeren video bantlarının kapalı oturumda dinlenmesine karar verilmiştir.
Sanık müdafii Av. Bülent H. ACAR 13.10.2005, 27.10.2005 ve 17.11.2005 günlü
dilekçeleri ile 18.11.2005 ve 20.12.2005 günlü oturumlardaki beyanlarında özetle; video
kayıt işleminin Devlet Güvenlik Mahkemelerinde de uygulanması gereken 1412 sayılı Ceza
Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 161. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında öngörülen
“her tahkikat işlemi tutanakla tespit olunur” hükmüne aykırı olarak tutanak düzenlenmeden
yapıldığını, işlemin hangi görevlilerce yapıldığının tespit edilemediğini, tutanağa
bağlanmayan söz konusu işlemin hukuken hükümsüz olduğunu, Ceza Muhakemeleri Usulü
Kanunu’nun 254. maddesi gereğince söz konusu video bantlarının hukuka aykırı delil
niteliğinde olması nedeniyle hüküm vermede dikkate alınamayacağını, video kayıt
bantlarının görsel tutanak olarak kabul edilemeyeceğini, aksi durumun Anayasa’nın 38.
maddesinde öngörülen “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular delil olarak kabul
edilemez.” hükmüne ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 206. maddesine aykırılık
oluşturacağını, ayrıca Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığınca yapılan bu
işlemin davanın açıldığı 1 Numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesince görevsizlik kararı
verilerek Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildiğini, bu durumda 5271 sayılı Ceza
Muhakemesi Kanunu’nun 7. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Yenilenmesi mümkün
olmayanlar dışında görevli olmayan hakim veya mahkemece yapılan işlemler
hükümsüzdür.” kuralı uyarınca bu işlemin hükümsüz olduğunu, bu nedenlerle Yüce Divanın
video bantlarının kapalı duruşmada izlenmesi yönündeki ara kararının geri alınmasını talep
etmiştir.
Hakimin muhakeme sonucunda maddi olayı çözmesine ve böylece bunu sabit
görmesine veya görmemesine hizmet eden araçlara delil denmektedir.
Maddi gerçeği arayan ceza muhakemesinde “delil serbestliği ilkesi” gereğince her
şey delil olabilir. Ancak modern ceza muhakemesinde maddi gerçeğin araştırılması ilkesine
mutlak bir değer tanınmamakta, buna “delil yasakları” denilen bazı sınırlamalar
getirilmektedir. Buna göre, hukuk devletinde bir delilin ceza muhakemesinde
kullanılabilmesi için hukuka uygun yollardan elde edilmiş olması gerekir.
93
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
Hukuk devleti esaslarına uygun bir ceza muhakemesinde delil elde edilmesi ve
değerlendirilmesi işlemlerine getirilen sınırlamalara delil yasakları denmektedir. Bir başka
ifadeyle “delil yasakları” kavramı hem delil elde etme yasağını hem de değerlendirme
yasağını içeren bir kavramdır.
Kanun koyucunun hakime takdir yetkisi tanımaksızın bir delilin elde edilmesini ve
yargılamada değerlendirilmesini önceden kesin olarak yasakladığı delillere, “Yasaklanmış
deliller” denmektedir. Örneğin, işkence etmek suretiyle delil elde edilmesi (1412 sayılı
CMUK m. 135/a, 5271 sayılı CMK m. 148/1) ve tanıklıktan çekinme hakkını kullanan
kişilerin beyanlarının elde edilmesi ve yargılamada kullanılması önceden yasaklanmıştır
(1412 sayılı CMUK m. 47, 48, 50).
Bazı durumlarda ise delillerin elde edilmesi yasak olmamakla beraber delilin elde
edilmesi sırasında uyulması gerekli kurallara uyulmaması nedeniyle delil hukuka aykırı hale
gelmiş olabilmektedir. Örneğin, arama kararı alınmadan elde edilen delil gibi. Bu gibi
deliller için “hukuka aykırı şekilde elde edilen deliller” tabiri kullanılmaktadır.
Doktrin ve uygulamada, yasaklanmış delillerin ceza yargılamasında delil olarak
değerlendirilemeyeceğine ilişkin tam bir görüş birliği vardır.
Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında kanuna aykırı olarak elde edilmiş
bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun
206. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde de delilin kanuna aykırı olarak elde edilmesi
halinde bunun kullanılamayacağı hükmüne yer verilmiştir.
Görüldüğü üzere gerek Anayasa ve gerekse 5271 sayılı Kanun, “kanuna aykırı
delil”den söz etmekte ve bu şekilde elde edilen delilin, delil olarak kabul edilemeyeceğini
açık bir biçimde ortaya koymaktadır.
Video kayıt işleminin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza
Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 161. maddesinin ikinci fıkrasında “Her tahkikat işlemi
tutanakla tesbit olunur. Tutanak, Cumhuriyet savcısı veya sulh hâkimi ile hazır bulunan
zabıt kâtibi tarafından imza edilir.” hükmü bulunmaktadır. Oysa, Ankara 1. Ağır Ceza
Mahkemesinin 13.12.2005 günlü, 2002/71 sayılı yazısında M. Sedat ABAN ve Sadrettin
DİNÇER’in ifadelerinin video kaydına alınması sırasında her hangi bir tutanak
düzenlenmediği ve video kaydının deşifre edilmiş bir metninin de bulunmadığı
bildirilmiştir. Video bantlarının Meclis soruşturması komisyonunca yaptırılan deşifre
tutanaklarının incelenmesinde de ifadesi alınan kişilere kayıt işleminin videoya alındığına
ilişkin her hangi bir bilginin verilmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda videoya kayıt
işleminin 1412 sayılı Kanun’un 161. maddesinde öngörülen usule aykırı olarak elde edildiği
ve kanuna aykırı delil niteliğinde olduğu sonucuna varılmıştır.
Başkan Tülay TUĞCU, Başkanvekili Haşim KILIÇ, Üyeler Sacit ADALI, Fulya
KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Serdar
ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT’den
oluşan Yüce Divan 20.12.2005 günlü oturumda, Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi
Başkanlığından gönderilen 13.12.2005 günlü yazıdan M. Sedat ABAN ve Sadrettin
DİNÇER’in ifadelerine ilişkin video bantlarının kayıtları sırasında tutanak tutulmadığı
94
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
anlaşıldığından, yukarıda açıklanan nedenlerle 13.10.2005 günlü izlemeye ilişkin ara
kararından vazgeçilmesine oybirliğiyle karar vermiştir.
VI- ESASA İLİŞKİN TESPİT VE DEĞERLENDİRMELER
A- Genel Olarak Bakanın Yetki Ve Sorumluluğu
Anayasa’nın “Görev ve Siyasi Sorumluluk” başlıklı 112. maddesinde;
“Her bakan, Başbakana karşı sorumlu olup ayrıca kendi yetkisi içindeki işlerden ve
emri altındakilerin eylem ve işlemlerinden de sorumludur.”,
Bakanların görev, yetki ve sorumluluklarını düzenleyen 3046 sayılı “Bakanlıkların
Kuruluş ve Görev Esasları Hakkında Kanun”un 21. maddesinde;
“Bakan, bakanlık kuruluşunun en üst amiridir.
Bakanlar, bakanlık hizmetlerini mevzuata, hükümetin genel siyasetine, milli güvenlik
siyasetine, kalkınma planlarına ve yıllık programlara uygun olarak yürütmekle ve
bakanlığın faaliyet alanına giren konularda diğer bakanlıklarla işbirliği ve koordinasyon
sağlamakla görevli ve Başbakana karşı sorumludur.
Her bakan, ayrıca emri altındakilerin faaliyet ve işlemlerinden de sorumlu olup,
bakanlık merkez, taşra ve yurt dışı teşkilatı ile bağlı ve ilgili kuruluşların faaliyetlerini,
işlemlerini ve hesaplarını denetlemekle görevli ve yetkilidir.”,
180 sayılı “Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun
Hükmünde Kararname”nin “Teşkilat” başlıklı 3. maddesinde;
“Bayındırlık ve İskân Bakanlığı teşkilatı, merkez ve taşra teşkilatından, bağlı ve ilgili
kuruluşlardan meydana gelir.”,
Aynı Kararname’nin Bayındırlık ve İskan Bakanının görev, yetki ve sorumluluğunu
düzenleyen 5. maddesinde;
“Bakan, bakanlık kuruluşunun en üst amiridir ve bakanlık hizmetlerini mevzuata,
hükümetin genel siyasetine, milli güvenlik siyasetine, kalkınma planlarına ve yıllık
programlara uygun olarak yürütmekle ve bakanlığın faaliyet alanına giren konularda diğer
bakanlıklarla işbirliği ve koordinasyon sağlamakla görevli ve Başbakana karşı sorumludur.
Bakan, emri altındakilerin faaliyet ve işlemlerinden de sorumlu olup, bakanlık
merkez ve taşra teşkilatı ile bağlı kuruluşunun faaliyetlerini, işlemlerini ve hesaplarını
denetlemekle görevli ve yetkilidir.”,
denilmektedir.
Bu düzenlemelerden Bayındırlık ve İskan Bakanının, emri altındakilerin faaliyet ve
işlemlerinden sorumlu olduğu, bakanlık merkez, taşra ve yurt dışı teşkilatı ile bağlı ve ilgili
kuruluşlarının faaliyetlerini, işlemlerini ve hesaplarını denetlemekle görevli ve yetkili
bulunduğu anlaşılmaktadır.
Sanık Koray AYDIN, 29.5.1999 ila 5.9.2001 tarihlerinde Bayındırlık ve İskan
Bakanı olarak görev yapmıştır.
95
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
Bakanların siyasi, cezai ve hukuki olmak üzere üç tür sorumluluğu bulunmaktadır.
Bu sorumluluk türlerinin her birinin yaptırımları farklıdır.
Siyasi sorumluluk, Anayasa’nın 112. maddesinde hüküm altına alınmıştır. Siyasi
sorumluluğun yaptırımı yine siyasi niteliktedir ve sorumlu bulunan bakanın Türkiye Büyük
Millet Meclisi tarafından görevden düşürülmesi şeklinde ortaya çıkar.
Cezai sorumluluk, bakanın göreviyle ilgili herhangi bir suç işlemiş olup olmadığının
Türkiye Büyük Millet Meclisince soruşturulması ve soruşturma sonunda Yüce Divana sevk
kararı verilmesi halinde, yargılamanın Yüce Divan tarafından sonuçlandırılmasını ifade
eder.
Hukuki sorumluluk ise bakanların görevleriyle ilgili olarak devlete verdikleri zararın,
kendilerine tazminat davası yoluyla ödettirilmesidir.
B- Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Yapı İşleri Genel Müdürlüğünün Statüsü ve
Bakanın Sorumluluğu
180 sayılı “Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun
Hükmünde Kararname”nin 8. maddesinde Ana Hizmet Birimleri arasında sayılmış olan
Yapı İşleri Genel Müdürlüğünün görevleri, Kararname’nin 9. maddesinde sıralanmıştır:
“Yapı İşleri Genel Müdürlüğünün görevleri şunlardır:
a) Genel bütçeye dahil kuruluşlara ait bina ve tesislerin; ihtiyaç programlarını
hazırlamak, proje ve keşiflerini yapmak veya yaptırmak, onaylamak veya onaylanmasını
sağlamak, inşaatlarını, tadillerini, bakım ve küçük onarımları dışında esaslı büyük
onarımlarını yapmak veya yaptırmak,
b) İl özel İdarelerinin bina ve tesislerinin program, proje keşiflerini; yapmak veya
yaptırmak, onaylamak veya onaylanmasını sağlamak, talep halinde inşaatlarını yapmak
veya yaptırmak,
c) Katma bütçeli idareler ve belediyelerin yıllık icra programlarına giren ve keşif
bedelleri Bayındırlık ve İskân Bakanlığınca her yıl tespit ve ilân edilecek üst sınırı geçen
her türlü binaları ile tesisatının proje ve keşiflerini incelemek, onaylamak veya
onaylanmasını sağlamak, kabul heyetlerinde üye bulundurmak,
d) (a) ve (b) bentlerinde yazılı işlerin yıllık icra programlarına alınabilmesi için;
ilgili kuruluşlarca teklif edilecek arsalara ait her türlü etüd, inceleme ve tespitleri yaparak
veya yaptırarak bunlardan elverişli olanını seçmek,
e) Her türlü kuruluş, gerçek ve tüzel kişilerce kamu yararına yaptırılacak bina ve
tesislerin, talep edildiği ve Bakanlıkça uygun görüldüğü takdirde, etüd, proje ve keşiflerini
yapmak veya yaptırmak, onaylamak veya onaylanmasını sağlamak, inşaatlarını yapmak
veya yaptırmak,
f) Kamu konutları ve afetle ilgili daimi iskâna ait genel bütçeye dahil kuruluşlarca
yaptırılacak her türlü yapıların ve konutların; etüd, proje ve keşiflerini yapmak veya
yaptırmak, onaylamak veya onaylanmasını sağlamak, inşaatını, bakım ve küçük onarımları
dışında esaslı büyük onarımlarını yapmak veya yaptırmak, proje standartlarını tesbit etmek,
96
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
uygulama konusunda gerekli tedbirleri almak, gerçekleşmeyi izlemek, denetlemek,
gereğinde teknik yardımlarda bulunmak,
g) Afetle ilgili daimi iskân yerleşmelerinde imar planlarını ve alt yapı tesisleri
planlarını ve bunlara ait etüd, harita, proje ve keşifleri yapmak veya yaptırmak, re'sen
onaylamak veya onaylanmasını sağlamak, inşaat işlerini yapmak veya yaptırmak,
h) Bakım ve küçük onarım işleriyle ilgili esasları hazırlamak,
ı) Bakanlıkça verilecek benzeri görevleri yapmak,”
Bayındırlık ve İskan Bakanı Yapı İşleri Genel Müdürlüğünün ihale işlemlerinden
bizzat sorumlu olmamakla birlikte, bakanlığının ana hizmet birimi olan bu genel
müdürlüğün faaliyetlerini, işlemlerini ve hesaplarını denetlemekle görevli ve yetkilidir. Bu
bakımdan Bakan Yapı İşleri Genel Müdürlüğünün faaliyet ve işlemlerinden genel anlamda
sorumludur. Ancak, Bakanın cezai sorumluluğu için isnat edilen eylemin Ceza Kanunu’nda
suç olarak düzenlenmesi ve sanığın bu eylemlere katılmış olması şarttır. Bir başka ifade ile
Bakanın genel müdürlük görevlilerinin yaptığı tüm işlemlerden dolayı cezai yönden
sorumlu olduğunu söylemek mümkün değildir.
Yapı İşleri Genel Müdürlüğü ihaleleri ile ilgili olarak sanığa isnat edilen eylemin,
2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 44. maddesinde öngörülen hükümlere aykırı işlem
tesis etmek ve parasal limitler açısından taşrada yapılması gereken onyedi ihalenin merkeze
alınmasına onay vermek olduğu ve işlemlerin Bakan onayıyla belirlendiği göz önünde
bulundurulduğunda, yukarıda belirtilen genel sorumluluğun yanında Bakanın vermiş olduğu
ihale Olurlarından dolayı doğrudan sorumluluğu bulunmaktadır.
C- Karayolları Genel Müdürlüğünün Statüsü ve Bakanın Sorumluluğu
5539 sayılı “Karayolları Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında
Kanun”un 1. maddesi ile 180 sayılı “Bayındırlık ve İskan Bakanlığının Teşkilat ve
Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”nin 26. maddesine göre, Karayolları
Genel Müdürlüğü Bayındırlık ve İskan Bakanlığına bağlı, tüzel kişiliğe haiz, katma bütçeli
bir kuruluştur. Karayolları Genel Müdürlüğünün ihale işlemleri Devlet İhale Kanunu
hükümlerine tabidir ve kurumun ita amiri genel müdürdür.
Bayındırlık ve İskan Bakanı Karayolları Genel Müdürlüğünün ihale işlemlerinden
doğrudan sorumlu olmamakla birlikte, bakanlığının bağlı kuruluşu olan bu genel
müdürlüğün faaliyetlerini, işlemlerini ve hesaplarını denetlemekle görevli ve yetkilidir.
Bayındırlık ve İskan Bakanı Karayolları Genel Müdürlüğünün faaliyet ve işlemlerinden
genel anlamda sorumludur.
Soruşturma komisyonu raporunda, Karayolları Genel Müdürlüğü ile ilgili olarak
sanık Bakana isnat edilen suç, iki ihale ile ilgili ihbar ve şikayetlerin gereğini yerine
getirmemektir.
Karayolları Genel Müdürlüğünün yapmış olduğu ihalelerle ilgili ihbar ve şikayetlerin
gereğini yapmamak, Bakanın denetim görevi kapsamında sorumluluğunu gerktiren bir
husustur.
97
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
VII- SANIĞA YÜKLENEN SUÇLARIN İNCELENMESİ
A- İhaleye Fesat Karıştırma Suçuna İlişkin İddialar
Soruşturma komisyonu raporunda, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi
Başsavcılığınca 2001 yılında yürütülen “Vurgun operasyonu”nun hazırlık soruşturmasında
ifadesine başvurulan M. Sedat ABAN, Sadrettin DİNÇER, Nail ÇALIŞKAN, Kadir
ASLAN, Daniş PAKOĞLU ile ihale alan firma temsilcilerinin hazırlık aşamasında sanık
sıfatıyla alınan beyanlarına dayanılarak, sanık Bakanın bizzat ya da dolaylı olarak talimat
vermek suretiyle ihaleye fesat karıştırma suçunu işlediği iddia edilmiştir.
Soruşturma komisyonu raporunun “III-İNCELEME, ARAŞTIRMA VE
TESPİTLER” başlıklı bölümünde toplam ondokuz ihaleden bahsedilirken; aynı raporun “5-
İNCELENEN KONULARIN İSNAT EDİLEN SUÇLAR AÇISINDAN
DEĞERLENDİRİLMESİ” başlıklı bölümünde ise toplam onbeş ihaleden söz edilmiştir.
Ancak, 20.12.2005 günlü oturumda video kayıt bantlarının hukuka aykırı delil kabul
edilmesi nedeniyle sadece bu ifadelerde adı geçen Şanlıurfa Hükümet Konağı, Kocaeli 2000
Kişilik Öğrenci Yurdu ve Karamürsel 500 Kişilik Öğrenci Yurdu ihaleleri’nin
değerlendirme kapsamı dışında tutulması gerektiğinden, ihaleye fesat karıştırma suçuna
ilişkin iddianın oniki ihaleyle sınırlı olduğu kabul edilmiştir. Bu ihaleler şunlardır:
1- Sakarya Merkez Hükümet Konağı İnşaatı
2- Sakarya Pamukova İlçe Jandarma Komutanlığı Binası İnşaatı
3- Yalova Çınarcık Esenköy İlçe Jandarma Komutanlığı Binası İnşaatı
4- Türkiye İş Kurumu Sakarya İl Müdürlüğü Hizmet Binası İnşaatı
5- Diyarbakır Bismil Devlet Hastanesi İkmal İnşaatı
6- Gaziosmanpaşa Devlet Hastanesi İnşaatı
7- Kızılcahamam Devlet Hastanesi İnşaatı
8- Osmaniye Devlet Hastanesi İnşaatı
9- Afyon Öğrenci Yurdu İnşaatı
10- Adana Deprem Konutları İkmal İnşaatı
11- Adıyaman Tut Devlet Hastanesi İnşaatı
12- Kayseri Kapalı Çarşı Onarım İnşaatı
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı esas hakkındaki görüşünde, bu ihalelerden Adana
Deprem Konutları İkmal İnşaatı ile Adıyaman Tut Devlet Hastanesi İnşaatı ihalelerinden
söz etmemiştir. Buna karşılık yukarıda sayılmayan Yalova İl Jandarma Komutanlığı Bina ve
Tesisatı İnşaatı ihalesini fesat karıştırma suçu kapsamında incelemiştir. Soruşturma
komisyonu raporunun “III- İNCELEME, ARAŞTIRMA VE TESPİTLER” başlıklı
bölümünde Nail ÇALIŞKAN’ın Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı ve
Emniyetteki ifadesinde adı geçen Yalova İl Jandarma Komutanlığı Hizmet Binası İnşaatı
ihalesi, aynı raporun “5- İNCELENEN KONULARIN İSNAT EDİLEN SUÇLAR
98
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ” başlıklı bölümünde yer almadığından yargılama
kapsamında olmadığı kabul edilmiş ve bu iddiaya ilişkin bir değerlendirmede
bulunulmamıştır.
Diğer taraftan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının esas hakkındaki görüşünde adı
geçen Afyon Öğrenci Yurdu İnşaatı ile Kayseri Kapalı Çarşı Onarım İnşaatı ihalelerinden
hangisinin yargılama kapsamında ele alındığı anlaşılamamıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı esasa ilişkin görüşünde özetle;
- Tanıklar M. Sedat ABAN, İlkutlu GÖNÜLAL, Mehmet İNCE ve Fethi
SOYDAN’ın polis, savcılık ve yedek hakimlikte verdikleri ifadeleri arasındaki uyum ve
örtüşmenin dosyanın bütününden edinilen kanaat karşısında, tanıkların anlatımlarına itibar
etmek gerektiğini,
- M. Sedat ABAN, Sadrettin DİNÇER, Mehmet İNCE ve Fethi SOYDAN’ın
beyanlarının, dosyadaki diğer bilgi, belge ve açıkladıkları “fesat” niteliğindeki maddi
olgularla birlikte değerlendirilmesinden, sanığın ihalelerin belli firmalara verilmesini
sağlamak için, özellikle siyasi ve idari yetkilerinin sağladığı kolaylıklardan da yararlanarak
müsteşar yardımcısı M. Sedat ABAN’a gerek doğrudan gerekse Sadrettin DİNÇER
aracılığıyla ihalenin verilmesini istediği firmanın/yüklenicinin ismini vererek “bu işle
ilgilenin”, “yardımcı olun” şeklindeki talimatlarının, adı geçen tarafından Mehmet İNCE
ve/veya Fethi SOYDAN’a iletildiğini, bu kişilerinde ihalenin talimat doğrultusunda
sonuçlanmasını temin edebilmek için verilmesi istenilen firma yanında davet edilecek
firmaları belirlediğini ve sanığın onayının da alındığını, yasal prosedürün tamamlanmasını
takiben davetiyelerin firmalara gönderildiğini, Fethi SOYDAN’ın alıcı ve yardımcı
firmalarla bağlantı kurarak teklif oranlarını belirleyip, yardımcı olarak nitelenen firmalara
masraf adı altında bir miktar para ödenmesini sağladığını, “rekabeti men ve ihlal” eden fesat
niteliğindeki bu fiiller sonucunda ihalenin sanığın istediği firmaya verilerek ona haksız çıkar
sağlandığını, bunların doğal sonucu olarak Devletin zarara uğratıldığını ve ayrıca ihaleye
katılma yeterliğine sahip diğer firmaların mağdur edildiğinin anlaşıldığını,
- Olayların gelişimi ile delillerin bir bütün olarak değerlendirilmesinden, sanığın
gerek M. Sedat ABAN’a gerekse Sadrettin DİNÇER’e söylediği “bu işle ilgilenin”,
“yardımcı olun” şeklindeki talimatlarının, “sadece mevzuatın gereği olan işlemlerin
yapılması talimatı” olarak yorumlanamayacağını ortaya koyduğunu, belirtilen şekildeki
talimat/istek üzerine ismi verilen firmaların teknik ve mali açıdan yetersizliğinin göz ardı
edildiğini, rekabetin oluşmasını engellemek için özellikle birbirleriyle çeşitli açılardan
irtibatlı veya teknik ve mali açıdan yetersiz olan firmalara davetiye gönderildiğini, ayrıca
Fethi SOYDAN’ın bu firmalardan teklif oranlarını öğrendiğini veya belirlediğini, onlara
dosya masrafı adı altında bazı paralar ödediğini, fesat niteliğindeki bu fiillerle rekabetin
men ve ihlal edildiğinin anlaşıldığını,
- Sanığın on işin ihale sürecinde danışmanı ve/veya müsteşar yardımcısı aracılığıyla
verdiği talimatlarla ihalelerin istediği firmalarda kalmasını sağlamasının 765 sayılı Türk
Ceza Kanunu’nun 366. maddesindeki suçun ötesinde aynı Kanun’un 205. maddesindeki
99
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
“fesat karıştırarak, her ne suretle olursa olsun irtikâp etmesi” şeklindeki suç kalıbına
uyduğunu,
- Sanığın talimatları üzerine firmaların teknik ve mali açıdan yetersizliği dikkate
alınmaksızın davetiye gönderildiğini, aynı ihalelere uygun rekabet ortamı oluşturmaya katkı
sağlaması mümkün olmayan yetersiz ve çeşitli açılardan birbirleriyle irtibatlı olan firmaların
davet edildiğini, bu şekilde rekabetin engellenerek ihalenin istenilen firmalara verilmek
suretiyle onlara haksız çıkar sağlandığını, Devletin zarara uğratıldığını ve ihaleye girmeye
hakkı olan firmaların/kişilerin mağdur edildiğini,
- Sanığın eylemlerinin 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 205. maddesini ihlal ettiği
gibi yürürlükteki Türk Ceza Kanunu’nun 235. maddesi 2. fıkrasının (c) bendindeki
“…hukuka aykırı diğer davranışlarla, ihaleye katılma yeterliğine veya koşullarına sahip
olan kişilerin ihaleye, ihale sürecindeki işlemlere katılmalarını engellemek...” şeklindeki
hükmünü de ihlal ettiğini,
belirtmiştir.
Katılan idare vekilleri 27.4.2007 günlü esasa ilişkin görüşlerini içeren
dilekçelerinin “sonuç ve istem” bölümünde;
“2- Bayındırlık ve İskan eski Bakanı Koray AYDIN'ın;
a) Vurgun Operasyonu kapsamında; Yapı İşleri Genel Müdürlüğüne ait Sakarya
Merkez Hükümet Konağı, Pamukova İlçe Jandarma Komutanlığı, Yalova Çınarcık İlçe
Jandarma Komutanlığı, Bismil Devlet Hastanesi İkmal İnşaatı ve Türkiye İş Kurumu
Sakarya İl Müdürlüğü inşaatı ihalelerinde; “bu firma ile ilgilenin” diye Müsteşar
Yardımcısı Sedat ABAN ile Danışmanı Sadrettin DİNÇER'e talimat verdiği ve ilgili ihalenin
bilahare ismi verilen firmalara verildiği,
Bakanlıktaki uygulamaların ihalelerle ilgili gizli ittifak oluşumuna sebebiyet verdiği
ve bu suretle de kamunun zararına neden olduğu dosya kapsamıyla sabit bulunduğundan,
bu eylemlerinden dolayı 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 366 ncı maddesi gereğince ayrı
ayrı CEZALANDIRILMASINA KARAR VERİLMESİNİ talep ederiz.”
şeklinde beyanda bulunmuşlardır.
Sanık müdafii Av. Bülent H. ACAR 24.5.2007 günlü esasa ilişkin savunmasını
içeren dilekçesinde özetle;
- Bakanın soruşturma önergesine göre beş ihaleyle sorumlu olduğunu, soruşturma
komisyonunun Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul edilen önergedeki beş ihale dışında
kalanları soruşturma kapsamına alma, soruşturma, karara bağlama şeklinde herhangi bir
yetkisinin bulunmadığını,
- Yüce Divanda tanık olarak dinlenen kişilerin Ankara 1 nolu Devlet Güvenlik
Mahkemesinde sanık sıfatıyla alınan beyanlarının en başta görevli mahkeme olan Ankara 1.
Ağır Ceza Mahkemesinde görülen 2002/71 esas sayılı dava için “hükümsüz” olduğunu,
yargılamayı yapan mahkemenin hükümsüzlük nedeniyle göz önüne alamayacağını, kanunla
kaldırılan “Devlet Güvenlik Mahkemesi yargılama sistemi” ile alınan polis ifadelerinin
100
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
savcılık ve diğer ifadelerin kamu düzeni gereğince Yüce Divan tarafından öncelikle göz
önüne alınamayacağını,
- Yüce Divanın sözü edilen kişilerin Devlet Güvenlik Mahkemesi hazırlıkta hukuka
aykırı usullerle alınmış ve “yenilenmesi mümkün olan” beyanları yerine, 31.5.2005 tarihli
oturumda “tanık” sıfatıyla yeni beyanlarını aldığını, böylece bu kişilerin hükümsüz sanık
beyanları yerine tanık sıfatıyla yeni beyanlarının elde edildiğini,
- Tanıkların hukuka uygun yollarla elde edilmeyen anılan beyanlarının Yüce
Divandaki davada karara esas kanıt olma niteliğinin bulunmadığını,
- Sadrettin DİNÇER’in Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı ve emrindeki
kolluk tarafından sağlam olarak gözaltına alınmasına karşın, dosyada mevcut önceki sağlık
raporu ile şikayeti üzerine yapılan savcılık soruşturmasında alınan sağlık raporu ve Yüce
Divanda tanık Orhan BIÇAKÇIOĞLU’nun beyanı ve dosyaya sunulan Numune Hastanesi
raporu ile gözaltında insanlık dışı veya onur kırıcı muameleye uğradığı, bu suretle ifadesinin
yasak sorgu usulleriyle alındığının ispatlandığını,
- Sadrettin DİNÇER’in sanık sıfatıyla ve hukuka uygun usulle elde edilmeyen polis
beyanının Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 206/2-a ve 217/2 maddelerinde belirtilen nitelikte
bir delil olduğunu, aynı durumun hukuka aykırı usulle alınan polis ifadesini doğruladığı
iddia edilen Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığı ve Yedek Hakimliği ifadeleri için de
geçerli olduğunu,
- Hukuka aykırı usullerle elde edilen Sadrettin DİNÇER’e ait diğer davadaki sanık
sıfatıyla alınan ve yargılamada hakim önünde kabul etmediği, baskı altında alındığını
belirttiği ifadelerin Yüce Divanda görülen davada kanıt olarak takdir edilemeyeceği ve
karara esas alınamayacağı,
- M. Sedat ABAN’ın yargılamadaki sanık sıfatıyla alınan beyanında soruşturma
önergesi ile soruşturma raporundaki iddianın aksine Bakanı suçlayan herhangi bir beyanda
bulunmadığını,
- Bir kişinin kesintisiz yani ara vermeden altı saat onbeş dakika ifade vermesinin ve
buna zorlanmasının tek başına insanlık dışı muamele olduğunu, aynı kolluk tarafından diğer
şüphelilere ihtiyaç nedeniyle ilkinde 1 saat ikincisinde 1,5 saat ara verilmesine karşın M.
Sedat ABAN’ın ifadesinde hiç ara verilmemesinin, ona diğer şüphelilere sağlanan
beşeri/doğal ihtiyaçların giderilmesi olanağı ve zamanının tanınmamasının M. Sedat
ABAN’a özellikle ifadesinde baskı uygulandığının açık kanıtı olduğunu,
- Bir kişinin yetmişiki ihaleye ait ve tamamı “kayda dayalı bu kadar detaylı bilgiyi”
elinde arşive ilişkin hiçbir kayıt olmadan bir bilgisayar gibi vermesinin fiziken ve aklen
mümkün olmadığını,
- Yetmişbir ihaleyi bilgisayar gibi tam, eksiksiz, kayıtlara uygun, kusursuz veren M.
Sedat ABAN’ın Kızılcahamam Devlet Hastanesine ait doğru ve gerçek olmayan bilgiler
verdiğini,
101
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
- Tanık Firdevs ABAN’ın beyanıyla M. Sedat ABAN’ın diğer davada hakim
önündeki sanık sıfatıyla verdiği ifade ile yargılamadaki beyanının ispatlandığını,
- Hukuka uygun yolla ve kanunun koyduğu usulün dışında yani adli olmayan bir
usulle sanığın ifadesinin alınmasının hukuki bir değerinin ve geçerliliğinin bulunmadığını,
- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının her bir ihaleye ait iddiasını diğerlerinden ayrı
ve bağımsız olarak o ihaleye ait ispat araçlarını/delillerini göstermek suretiyle ispatla
yükümlü olduğunu, her bir ihalenin diğerinden ayrı ve bağımsız ispatı yerine tüm ihaleler
için “paçal/toptancı” usulle ispatlama faaliyetinin yapılamayacağını,
- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının esas hakkındaki görüşünün 19-21.
sayfalarının 3, 4 ve 5. maddelerinde yapılan ispat usulünün, “paçal/toptancı” usulle
ispatlama faaliyetinin Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 8, 170/3-g-h, 4, 6, 191/3-c, 223, 225,
226. maddelerine aykırı olduğunu,
- Birden çok sanığın birlikte beyanlarından hareketle bir iddianın ispatlanabilmesi
için isnat konusu fiille ilgili beyanların birbiriyle zincirleme olarak tam örtüşmesinin
gerektiğini, beyanlarda fiille ilgili illi serinin kurulmamasının yani tam örtüşmemesinin
iddianın tam olarak ispatlanmaması anlamına geldiğini,
- M. Sedat ABAN, Mehmet İNCE ve Fethi SOYDAN’ın polis ifadelerinin tek ve
birlikte birbirini doğrulamadığını, M. Sedat ABAN’ın polis ifadesindeki “fiili” isnada konu
üç ihaleye (Gaziosmanpaşa Devlet Hastanesi, Osmaniye Devlet Hastanesi ve Afyon öğrenci
Yurdu) ait beyanlarının tek başına kaldığını, dolayısıyla bizzat Sedat Aban’ın polis ifadesine
göre ortada delil yetersizliği yani iddianın kısmen ispatlanması değil, hiç ispatlanmaması
durumunun söz konusu olduğunu,
- Sadrettin DİNÇER’in beyanından sonra illi serinin ilk parçası olan Mehmet
İNCE’nin polis beyanı, M. Sedat ABAN’ın polis ifadesinin bu ihalelerle ilgili beyan
parçalarını doğrulamadığı gibi Fethi SOYDAN’ın polis ifadesinin de M. Sedat ABAN’ın
polis ifadesini doğrulamadığını,
- Mehmet İNCE’nin “ilanlı ihalelerle” ilgili polis ifadesindeki “Yaptığı işler
nedeniyle M. Sedat ABAN’dan birçok kez paralar aldığını” şeklindeki beyanının, esas
hakkındaki görüşe alınmasının, bilerek ve isteyerek, doğru olmayan bilgi ile Mahkemenin
takdirinin olumsuz olmasını sağlamak amacına yönelik olduğunu,
- Bakana karşı “fiili” ve hukuki yapılan isnatların ise 2886 sayılı Kanun’un 44.
maddesine göre davetiyeli ihalelerle ilgili olduğunu, “ilanlı ihalelerle” ilgili bir beyanın,
davetiyeli ihaleler için delil niteliği taşımayacağını,
- Tanıkların iddianın aksine yasak sorgu yöntemiyle alındığı için kanıt olma niteliği
olmayan sanık sıfatıyla alınan beyanları ile de Bakan hakkında suç oluşturan herhangi bir
iddia da bulunmadıklarını,
- Beyanların bütünlüğüne göre, iddia olunan talimatın, mevzuatın gereği işlemlerin
yapılması talimatı dışında başka bir ihtimali taşıması ve bu şekilde yorumlanmasının
mümkün olmadığını,
102
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
- Gerçekten, bir bakanın bir firmaya “yardımcı olun” beyanının, ortalama bir kamu
yöneticisi için bile sadece mevzuatın gereği işlere yardımcı olun anlamı taşıdığını, yoksa
kanunun suç saydığı bir fiilin işlenmesini istemek anlamı taşımadığını, bir kamu
yöneticisinin bir bakandan bile gelse konusu suç oluşturan bir emri yerine getirmemesinin
anayasal güvenceye bağlandığını,
- Sadrettin DİNÇER ve M. Sedat ABAN’ın Yüce Divanda tanık sıfatıyla verdikleri
beyanları ile diğer dava da hakim önünde sanık sıfatıyla verdikleri beyanlarında, Bakanın bu
ihalelerde “fiilen” iddia konusu suçu oluşturan talimat, emir, yönlendirme gibi bir eyleminin
bulunmadığını açıkça belirttiklerini,
- M. Sedat ABAN’ın (9/4) Esas Numaralı Meclis Soruşturması Komisyonunda açık
bir şekilde Bakanın ihalelerle ilgili iddia edilen şekilde bir talimatının olmadığını, polis
ifadesinin işkence ile alındığını, Devlet Güvenlik Mahkemesi savcısının Bakana yönelik
sözler söylediğini beyan ettiğini,
- Sadrettin DİNÇER’in (9/4) Esas Numaralı Meclis Soruşturması Komisyonunda
açık bir şekilde polis ifadesinin işkence ile alındığını ve ifadeyi kabul etmediğini, Bakanın
ihalelerle ilgili iddia edilen şekilde bir talimatının olmadığını beyan ettiğini,
- Fethi SOYDAN’ın (9/4) Esas Numaralı Meclis Soruşturması Komisyonunda açık
bir şekilde polis ifadesinin işkence ile alındığını, bu kadar kayıtlı bilginin bir insan
tarafından söylenemeyeceğini, M. Sedat ABAN’ın ihalelerle ilgili iddia edilen şekilde bir
talimatının olmadığını, polis ifadesinde Hasan CANSIZ’la ilgili ifadeyi kendisinin ifade
etmediğini belirttiğini,
- Mehmet İNCE’nin (9/4) Esas Numaralı Meclis Soruşturması Komisyonunda açık
bir şekilde polis ifadesinin baskıyla alındığını, Bakanın veya M. Sedat ABAN’ın ihalelerle
ilgili iddia edilen şekilde bir talimatının olmadığını beyan ettiğini,
- Tanık İlkutlu GÖNÜLAL’ın Yüce Divandaki ifadesinde Genel Müdür Vekili
olduğu dönemde hiçbir zaman Bakanın kendisini telefonla arayarak şu işe yardımcı olalım,
şu kişiye verelim diye çağırmadığını beyan ettiğini,
ifade etmiştir.
Sanık Koray AYDIN 24.5.2007 günlü esasa ilişkin savunmasını içeren dilekçesinde,
iddia konusu işlerle ilgili avukatının yaptığı hukuki değerlendirmelere aynen katıldığını
belirterek benzer ifadelerde bulunmuştur. Sanık ayrıca;
- Yalova İl Jandarma Komutanlığı Bina ve Tesis İnşaat ihalesi, Sakarya Merkez
Hükümet Konağı inşaatı ihalesi, Sakarya, Türkiye İş Kurumu İl Müdürlüğü Hizmet Binası
ihalesi ve Yalova Çınarcık Esenköy İlçesi Jandarma Komutanlığı Hizmet Binası inşaatı
ihalesinin 574 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye göre davetiye usulüyle
gerçekleştirildiğini, 574 sayılı Kanun Hükmünde Kararname gereğince deprem bölgesinde
yapılacak kamu inşaatları, geçici prefabrik konut inşaatları ile kalıcı deprem konutları
inşaatları ihalelerinin 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine, 1050 sayılı Muhasebe-i
Umumiye Kanunu’na ve Sayıştay Kanunu’nun tescil hükümlerine tabi bulunmadığını, bu
inşaatların ihalesinde tek yetkili olarak Bayındırlık ve İskan Bakanlığının belirlendiğini,
103
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının esas hakkındaki görüşünde belirttiği on ihale
için söylediği manada ve kanunlara aykırı bir talimatının olmadığını,
ifade etmiştir.
Dönemin Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı M. Sedat ABAN Yüce
Divanda tanık olarak verdiği ifadesinde özetle; (9/4) ve (9/8) Esas Numaralı Meclis
Soruşturması Komisyonuna anlattıklarına ilave edecek bir sözünün olmadığını, Ankara 1.
Ağır Ceza Mahkemesindeki ilk duruşmada söylediklerini aynen tekrar ettiğini, bakanların
bir firma ile ilgili olarak “bunu değerlendirin” şeklinde beyanlarının olabileceğini, bunun
mevzuat çerçevesinde yasal işlemin yapılması anlamına geldiğini ifade etmiştir.
Bakan Danışmanı Sadrettin DİNÇER Yüce Divanda tanık olarak verdiği ifadesinde
özetle; polis, Devlet Güvenlik Mahkemesi savcılığı ve yedek hakimlikteki ifadelerinin baskı
altında alındığını, işkence gördüğüne dair raporlarının bulunduğunu, Bakanın ihalelerle
ilgili olarak belirli bir kişi veya firmaya yardımcı olunması ya da değerlendirilmesi yönünde
bir beyanına tanık olmadığını ve Bakanın kendisine de bu yönde bir talimat vermediğini
söylemiştir.
Dönemin Yapı İşleri Genel Müdürlüğü İhale Takip Şefi Fethi SOYDAN Yüce
Divandaki ifadesinde özetle; Emniyette işkence gördüğünü, Savcılık ve Yedek Hakimlikteki
ifadeleri okumadan imzaladığını, Bakanın ihalelerle ilgili olarak belirli bir kişi veya firmaya
yardımcı olunması ya da değerlendirilmesi yönünde bir beyanına tanık olmadığını ve
Bakanın kendisine de bu yönde bir talimat vermediğini söylemiştir.
Dönemin Yapı İşleri Genel Müdür Vekili İlkutlu GÖNÜLAL Yüce Divanda tanık
olarak verdiği ifadesinde özetle; Genel Müdür Vekili olarak hiçbir zaman Bakanın ihalelerin
belli bir kişi veya firmaya verilmesi konusunda talimatının olmadığını, “yardımcı olun”
tabirinin bir kişi veya firmaya yasa ve mevzuat çerçevesinde yardımcı olmak anlamına
geldiğini, yasaya aykırı bir uygulama yapılması veya öncelik tanınması anlamına
gelmeyeceğini beyan etmiştir.
Dönemin Yapı İşleri Genel Müdür Yardımcısı Mehmet İNCE Yüce Divanda tanık
olarak verdiği ifadesinde özetle; Emniyet, Savcılık ve DGM’deki ifadeleri kabul etmediğini
ve o ifadeleri baskı altında verdiğini, bakanın ihalelerle ilgili olarak “bu kişiye yardımcı
olun” ya da “bu ihalede bu firmayı değerlendirin” gibi sözlerinin hiç olmadığını ve
kendisinin duymadığını söylemiştir.
Soruşturma komisyonu raporu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının esas
hakkındaki görüşünde, sanığa isnat edilen ihaleye fesat karıştırma suçunun sübut delili
olarak yedi iddiaya dayanıldığından, bunların her biri ayrı ayrı değerlendirilecektir.
1- M. Sedat ABAN ve Sadrettin DİNÇER’in Hazırlık Aşamasında Alınan
Beyanlarına Dayanılarak Sanığın Danışmanı Aracılığıyla İhalenin Belli Bir Firmaya
Verilmesi Yönünde Talimat Vermesi
Soruşturma komisyonu raporu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının esas
hakkındaki görüşünde;
104
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
- Sakarya Merkez Hükümet Konağı inşaatı,
- Sakarya Pamukova İlçe Jandarma Komutanlığı Binası İnşaatı ,
- Yalova Çınarcık Esenköy İlçe Jandarma Komutanlığı Binası İnşaatı,
- Türkiye İş Kurumu Sakarya İl Müdürlüğü Hizmet Binası İnşaatı,
- Diyarbakır Bismil Devlet Hastanesi İkmal İnşaatı,
ihalelerinde M. Sedat ABAN ve Sadrettin DİNÇER’in Ankara 1 Numaralı Devlet
Güvenlik Mahkemesi Savcılığınca yürütülen soruşturmanın hazırlık aşamasında (polis,
savcılık, yedek hakimlik) sanık sıfatıyla verdikleri beyanlarına dayanılarak, sanığın
danışmanı aracılığıyla ihalenin belli bir firmaya verilmesi yönünde talimat verdiği iddia
edilmiştir.
Genel olarak, sanığın aleyhine olacak hadiseleri bildirmesi, bir mahkumiyet için
önemli olabilecek vakıaların sanık tarafından kabul edilmesi anlamına gelen “ikrar”ın delil
olarak dikkate alınabilmesi için, suçun unsurlarının varlığını gösteren bilgiler yanında, ikrarı
destekleyecek başka delillerin de ortaya konması gerekir.
1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 247. ve 5271 sayılı Ceza
Muhakemesi Kanunu’nun 148. maddesinin dördüncü fıkrası gereğince, kolluk ve savcılıkta
yapılan ikrarın delil olarak kabul edilebilmesi için, bunların hakim huzurunda da
tekrarlanması gerekmektedir
Duruşmadaki ikrar dahi her delil gibi hakimi bağlamaz. Bir kimsenin suçlu olmadığı
halde kendisini suçlu sayması veya bir başkasının suçunu kabullenmesi mümkündür. Yine,
sanığın ikrarı kendi aleyhinde olabileceği gibi bir başkası aleyhinde de olabilir. Sanığın suç
atması (atf-ı cürüm) denilen başkası aleyhindeki beyanı da samimi olabilir veya olmayabilir.
Sanığın suç atması, hem suçu kabullenmesi hem de başkalarının da kendisi ile birlikte
olduğunu beyan etmesi şeklinde olabilir. Bu beyanlar mahkumiyet için tek başına yeterli
değildir.
Diğer taraftan sanığa ikrarda bulunması için baskı yapılıp yapılmadığı ile yanıltılarak
yanlış bir beyanda bulunmasının sağlanıp sağlanmadığı hususları araştırılmalıdır. Daha az
bir ceza beklentisi, infazın daha iyi şartlarda gerçekleşmesini garanti etme arzusu ve
kovuşturma organlarını yanıltma gibi sebepler de kişiyi ikrarda bulunmaya yöneltebilir. Bu
nedenle her bir ikrarın diğer delillerle karşılaştırılarak doğruluğunun kontrol edilmesi
gerekir.
Bu açıklamalar uyarınca, M. Sedat ABAN ve Sadrettin DİNÇER’in hazırlık
aşamasında sanık olarak verdikleri ifadelerinde, sanık Bakana yönelik suç isnadının tek
başına yeterli delil olarak kabul edilmesi mümkün değildir.
Kaldı ki M. Sedat ABAN’ın polisteki ifadesi ile Sadrettin DİNÇER’in savcılıktaki
ifadesi arasında çelişki olduğu görülmektedir. Zira, M. Sedat ABAN poliste alınan
ifadesinde söz konusu ihalelerin tamamında, Sadrettin DİNÇER’in makamına gelerek
firma isimlerini verdiğini beyan ederken, Sadrettin DİNÇER DGM savcılığındaki ifadesinde
105
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
M. Sedat ABAN’ı telefonla arayarak firma isimlerini verdiğini bildirmesi ifadeler
arasındaki çelişkiyi göstermektedir.
Diğer taraftan M. Sedat ABAN ve Sadrettin DİNÇER verdikleri tüm ifadelerinde,
söz konusu ifadelerin baskı altında alındığını ileri sürmüşlerdir.
Sanık ve müdafii de Sadrettin DİNÇER’in ifadesinin işkence altında, M. Sedat
ABAN’ın ifadesinin ise yasak sorgu yöntemleri arasında sayılan “yorma”ya dayalı olarak
alınması nedeniyle hükme esas alınamayacağını, ayrıca söz konusu kişilerin ifadelerinin
birbirini doğrulamadığını belirtmişlerdir.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2001/76587 Hz.-2001/29523 karar sayılı
takipsizlik dosyasının incelenmesinde, müşteki Sadrettin DİNÇER’in işkence iddiası ile
ilgili olarak Adli Tıp Kurumu Ankara Şube Müdürlüğünden alınma beş raporun bulunduğu
görülmüştür.
26.7.2005 günlü oturumda tanık olarak dinlenilen Orhan BIÇAKÇIOĞLU, Sadrettin
DİNÇER’i cezaevinde ziyaret ettiğinde kendisine ayaklarının iç kısımlarındaki ve
yanlarındaki yaraları gösterdiğini ifade etmiştir.
M. Sedat ABAN’ın poliste 1.9.2001 tarihinde saat 8:30’da başlayan ifade alma
işleminin ise hiç ara vermeksizin saat 14:45’e kadar toplam altı saat onbeş dakika sürdüğü
anlaşılmıştır.
Bu durumda, iddiaya dayanak yapılan M. Sedat ABAN ve Sadrettin DİNÇER’in
hazırlık soruşturması aşamasında sanık olarak verdikleri, ancak sonradan baskıya dayalı
olarak ve yasak yöntemlerle alındığını ileri sürerek kabul etmedikleri ve aksi de
kanıtlanamayan, birbirleriyle çelişkili olan ve suç isnadından öteye geçmeyen ifadelerinin
hükme esas alınamayacağı açıktır.
2- Sanık Bakanın İhalelerde Belli Firmaların “Bu İşe Yazılması”,
“Değerlendirilmesi”, “İlgilenilmesi” “Yardımcı Olunması” veya “Şanslarını
Denemesi” Yönünde Talimat Vermesi
Soruşturma komisyonu raporu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının esas
hakkındaki görüşünde sanık Bakanın;
- Gaziosmanpaşa Devlet Hastanesi İnşaatı ihalesinde Altınışık ve Yenice firmalarının
bu işe yazılması,
- Kızılcahamam Devlet Hastanesi İnşaatı ihalesinde adını verdiği firmanın
değerlendirilmesi,
- Osmaniye Devlet Hastanesi İnşaatı ihalesinde Zay ve Aktürk firmalarının
değerlendirilmesi,
- Afyon Öğrenci Yurdu İnşaatı ihalesinde Yenice ve Altınışık firmalarının şanslarını
denemeleri,
- Adana Deprem Konutları İnşaatı ihalesinde adını verdiği firmayla ilgilenilmesi,
106
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
- Adıyaman Tut Devlet Hastanesi İnşaatı ihalesinde adını verdiği firmayla
ilgilenilmesi,
yönünde Müsteşar Yardımcısı M. Sedat ABAN’a talimat verdiği iddia edilmiştir.
Bu iddianın dayanağı M. Sedat ABAN’ın poliste sanık sıfatıyla alınan ifadesidir. Söz
konuşu kişi sonraki aşamalarda verdiği ifadelerinde bu ifadesinin baskı altında alındığını
ileri sürmüştür. M. Sedat ABAN’ın hazırlık aşamasında sanık olarak verdiği ve sanık
Bakana yönelik suç isnadından öteye geçmeyen beyanı dışında başkaca bir delil
bulunmamaktadır.
Kaldı ki M. Sedat ABAN’ın bu ifadelerinin doğruyu yansıtmadığı da anlaşılmıştır.
Nitekim, poliste alınan ifadesinde, Kızılcahamam Devlet Hastanesi İnşaatı ihalesinde sanık
Bakanın kendisini telefonla arayarak Ankara Milletvekili Mehmet ASLAN’ı gönderdiğini
ve onun adını verdiği firmanın değerlendirilmesi yönünde talimat verdiğini beyan etmiş ise
de dosyadaki belgelerden söz konusu ihalenin Kızılcahamam Devlet Hastanesi
Başhekimliğince ve kapalı teklif usulüne göre yapıldığı anlaşılmıştır.
Diğer taraftan sanığın söylediği iddia olunan belirli bir firmanın “bu işe yazılması”,
“değerlendirilmesi”, “ilgilenilmesi” “yardımcı olunması” veya “şanslarını denemesi”
şeklindeki sözlerinin ne anlama geldiğinin de irdelenmesi gerekmektedir.
Sanık Yüce Divandaki sorgusunda, bu sözlerinin ihalenin belirli bir firmaya
verilmesi anlamına gelmeyip, başvuran kişilere ihaleye katılma işlemleri konusunda
yardımcı olunması anlamına geldiğini beyan etmiştir.
Sanık müdafii esasa ilişkin dilekçesinde, beyanların bütünlüğüne göre iddia olunan
talimatın, mevzuatın gerektirdiği işlemlerin yapılması talimatı dışında başka bir ihtimali
taşıması ve bu şekilde yorumlanmasının mümkün olmadığını, bir Bakanın bir firmaya
“yardımcı olun” beyanının ortalama bir kamu yöneticisi için bile sadece mevzuatın gereği
işlere yardımcı olun anlamı taşıdığını, yoksa kanunun suç saydığı bir fiilin işlenmesini
istemek anlamı taşımadığını, bir kamu yöneticisinin bir Bakandan bile gelse konusu suç
oluşturan bir emri yerine getirmemesinin anayasal güvenceye bağlandığını ifade etmiştir.
M. Sedat ABAN Devlet Güvenlik Mahkemesi savcılığında sanık olarak verdiği
ifadesinde “Bir firmayı değerlendirin diye bakandan talimat geldiğinde biz bürokratlar
olarak bu talimatı o firmanın kazanması gerektiği şeklinde anlamaktayız.” biçiminde
beyanda bulunmuşken, Yüce Divanda tanık olarak verdiği ifadesinde ise bütün bakanların
bir firmayla ilgili “bunu değerlendirin” demiş olabileceğini, bunun anlamının mevzuat
çerçevesinde değerlendirilerek yasal işlemin yapılması olduğunu, başka bir anlamının
olamayacağını söylemiştir.
Sadrettin DİNÇER Devlet Güvenlik Mahkemesi yedek hakimliğinde sanık olarak
verdiği ifadesinde “Ben Sedat Aban’a bizzat giderek veya telefonla konuşarak ifadesinde
belirttiği gibi Bakanlığın açmış olduğu bir ihalenin benim söylediğim firma veya
müteahhide verilmesinin sağlanmasını istemedim. Yukarıda belirttiğim şekilde sadece firma
veya müteahhit ismini söyleyerek değerlendirilmesini söyledim.” şeklinde beyanda
bulunmuştur. Yüce Divanda tanık olarak verdiği ifadesinde ise Bakanın ihalelerle ilgili
107
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
olarak herhangi bir bürokrata “bu kişiye yardımcı olun” ya da “bu firmayı da
değerlendirin” şeklinde bir sözü söylediğini duymadığını ifade etmiştir.
Tanık İlkutlu GÖNÜLAL Yüce Divandaki ifadesinde “yardımcı olun” tabirini bir
kişinin getirdiği dosyalarda hangi belgelerin eksik olduğunun yasa ve mevzuat çerçevesinde
değerlendirilerek ona yardımcı olunması anlamına geldiğini, yasaya aykırı uygulama
yapılması ya da bu kişiye öncelik tanınması şeklinde anlamadığını belirtmiştir.
Tanık Mehmet İNCE Yüce Divandaki ifadesinde Bakanın ihalelerle ilgili olarak “bu
kişiye yardımcı olun” yada “bu firmayı da değerlendirin” şeklinde bir sözü herhangi bir
bürokrata söylediğini duymadığını ve öyle bir şeyin olmadığını söylemiştir.
Görüldüğü üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı sanığın söylediği iddia edilen
“bunları değerlendirin”, “bu işle ilgilenin”, “yardımcı olun” şeklindeki sözlerin “sadece
mevzuatın gereği olan işlemlerin yapılması talimatı” olarak yorumlanamayacağını iddia
ederken; sanık, müdafii ve bazı tanıklar mevzuatın gereği işlemlerin yapılması anlamına
geldiğini söylemişlerdir.
Başvuran kişilere ihaleye katılma işlemleri konusunda yardımcı olunmasına ilişkin
sanık beyanlarının, ihalenin belirli bir firmaya verilmesi anlamına gelmeyip başvuran
kişilere ihaleye katılma işlemleri konusunda mevzuata uygun olarak yardımcı olunması
anlamına geldiğinin tanık beyanlarıyla da doğrulanması ve bu yöndeki savunmanın aksinin
kanıtlanamaması karşısında iddianın yerinde olmadığı kanaatine varılmıştır.
3- İhaleyi Kazanan Firma Temsilcilerinin İhaleden Önce Sanık Bakanla
Doğrudan ya da Milletvekilleri Aracılığıyla Görüşmesi Sonucunda İhalenin
Kazanılması
Soruşturma komisyonu raporu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının esas
hakkındaki görüşünde;
- Kayseri Kapalı Çarşı Onarımı İnşaatı,
- Sakarya Merkez Hükümet Konağı inşaatı,
- Türkiye İş Kurumu Sakarya İl Müdürlüğü Hizmet Binası İnşaatı,
ihalelerinde, ihaleyi kazanan firma temsilcilerinin hazırlık aşamasında verdikleri
ifadelerinde yer alan ihale öncesinde sanık Bakanla doğrudan veya milletvekilleri
aracılığıyla görüşülmesi olayına dayanılmıştır.
Sakarya Merkez Hükümet Konağı inşaatı ihalesinde, ihaleyi kazanan firma temsilcisi
Daniş Pakoğlu’nun hazırlık aşamasındaki ifadesinde milletvekilleri Ali Naci TUNCER ve
Nail ÇELEBİ ile Bakan danışmanı Sadrettin DİNÇER’le ihaleye davet edilme konusunda
görüşme yaptığını beyan etmiş ise de Yüce Divanda tanık olarak verdiği ifadesinde,
hazırlıktaki ifadesinin baskı altında alınması nedeniyle kabul etmediğini ve böyle bir
görüşme yapmadığını belirtmiştir. Esasen söz konusu tanığın hazırlık aşamasında verdiği
beyanı tanık olarak dinlenen Ali Naci TUNCER ve Nail ÇELEBİ’nin beyanlarıyla
doğrulanmamıştır.
108
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
Kayseri Kapalı Çarşı Onarımı ve Türkiye İş Kurumu Sakarya İl Müdürlüğü Hizmet
Binası İnşaatı ihalelerini kazanan firma temsilcisi Hasan CANSIZ’ın ihaleye davet edilmek
için sanık Bakanla makamında ve kalabalık bir ortamda görüştüğü, sanık Bakanın bu kişiye
firma tanıtım dosyası vermesi gerektiğini söylediği anlaşılmış ise de sanık Bakanın bu
eyleminin hukuka aykırı bir yönünün bulunmadığı açıktır. Esasen, sanık Bakanın ihalenin
yapılması aşamasında bu firma lehine girişimde bulunduğuna dair bir iddia ve delil de
bulunmamaktadır.
Diğer taraftan Hasan CANSIZ, Fethi SOYDAN ve M. Sedat ABAN’ın hazırlıktaki
ifadeleri arasında bir uyumsuzluğun bulunduğu da görülmektedir. Fethi SOYDAN poliste
alınan ifadesinde Kayseri Kapalı Çarşı Onarımı ihalesinin M. Sedat ABAN’ın talimatı ile
verildiğini beyan etmiş olmasına karşın, M. Sedat ABAN bütün aşamalarda verdiği
ifadelerinde bu ihaleye ilişkin herhangi bir beyanda bulunmamıştır. Keza Hasan CANSIZ da
M. Sedat ABAN’la görüşme yaptığına dair bir beyanda bulunmamıştır.
Bu durumda, iddiaya dayanak yapılan kişilerin hazırlık soruşturması aşamasında
sanık olarak verdikleri, ancak sonradan baskıya dayalı olarak alındığını ileri sürerek kabul
etmedikleri ifadelerinin dahi birbirleriyle uyumlu olmadığı dikkate alındığında, bu ifadelerin
hükme esas alınamayacağı sonucuna varılmıştır.
Bu nedenlerle, ileri sürülen iddia yerinde görülmemiştir.
4- İhaleyi Kazanan Firmanın İhaleden Önce Tanıtım Dosyasının Bulunmaması,
Tanıtım Dosyasında Eksiklikler Bulunması ve Tanıtım Dosyası Vermesinden Hemen
Sonra Davet Edilmesi
Soruşturma komisyonu raporu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının esas
hakkındaki görüşünde;
- Sakarya Merkez Hükümet Konağı İnşaatı,
- Sakarya Pamukova İlçe Jandarma Komutanlığı Binası İnşaatı,
- Türkiye İş Kurumu Sakarya İl Müdürlüğü Hizmet Binası İnşaatı,
- Kayseri Kapalı Çarşı Onarımı İnşaatı,
ihalelerinde, ihaleyi kazanan firmanın ihaleden önce tanıtım dosyasının bulunmadığı,
tanıtım dosyasında eksiklikler bulunduğu, tanıtım dosyası vermesinden hemen sonra davet
edildiği ve bunların ihaleye fesat karıştırma suçunun delili olduğu ileri sürülmüştür.
Tanık olarak dinlenilen bakanlık görevlilerinin tamamı, davet usulü ile yapılan
ihalelerde davet edilecek firmaların bakanlıkta bulunan firma tanıtım dosyaları incelenmek
ve her yıl Resmi Gazetede yayımlanan “Devlet İhaleleri Genelgesi”nin eki Ek - 5 numaralı
formdaki kriterler dikkate alınmak suretiyle Yapı İşleri Genel Müdürlüğü Yapım Daire
Başkanlığı bünyesindeki İhaleli İşler Takip Şube Müdürlüğünce tespit edilip, daire başkanı-
genel müdür yardımcısı-genel müdür-müsteşar yardımcısı ve müsteşarın parafından sonra
Bakan onayına sunulduğunu ifade etmişlerdir.
Bu durumda, firma tanıtım dosyalarına ilişkin görev ve sorumluluk teknik bir birim
olan Yapı İşleri Genel Müdürlüğü Yapım Proje Dairesi Başkanlığı bünyesinde görev yapan
109
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
İhaleli İşler Takip Şube Müdürlüğü görevlilerine aittir. Sanık Bakanın bu konuda görevlilere
somut bir talimat verdiği ispatlanamadığı sürece bundan dolayı kendisine bir sorumluluk
yüklenemez.
Diğer taraftan, Sakarya Merkez Hükümet Konağı İnşaatı İhalesinde ihaleyi kazanan
firmanın daha önceki yaptığı işlerden dolayı tanıtım dosyası verdiği ve deprem bölgesinde
bir çok okul binası yaptığı sanık ve tanık beyanlarıyla doğrulandığından, ihaleyi kazanan
firmanın ihaleden önce tanıtım dosyasının bulunmadığına ilişkin savın doğru olmadığı da
anlaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, dayanılan bu iddialar yerinde görülmemiştir.
5- İhaleyi Kazanan veya Davet Edilen Bazı Firmaların Teknik ve Mali Yönden
Yeterli Olmamaları
Soruşturma komisyonu raporu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının esas
hakkındaki görüşünde;
- Sakarya Merkez Hükümet Konağı İnşaatı,
- Gaziosmanpaşa Devlet Hastanesi İnşaatı,
- Yalova Çınarcık Esenköy İlçe Jandarma Komutanlığı Binası İnşaatı,
- Diyarbakır Bismil Devlet Hastanesi İkmal İnşaatı,
- Osmaniye Devlet Hastanesi İnşaatı,
- Afyon Öğrenci Yurdu İnşaatı,
ihalelerinde, ihaleyi kazanan veya davet edilen bazı firmaların teknik ve mali açıdan
çağrılan ihale için yeterli olmadıkları iddia edilmiştir.
Yukarıdaki bölümde de belirtildiği üzere, tanık olarak dinlenilen bakanlık
görevlilerinin tamamı, davet usulü ile yapılan ihalelerde davet edilecek firmaların bakanlıkta
bulunan firma tanıtım dosyaları incelenmek ve her yıl Resmi Gazetede yayımlanan “Devlet
İhaleleri Genelgesi”nin eki Ek - 5 numaralı formdaki kriterler dikkate alınmak suretiyle
Yapı İşleri Genel Müdürlüğü Yapım Daire Başkanlığı bünyesindeki İhaleli İşler Takip Şube
Müdürlüğünce tespit edilip, daire başkanı-genel müdür yardımcısı-genel müdür-müsteşar
yardımcısı ve müsteşarın parafından sonra Bakan onayına sunulduğunu ifade etmişlerdir.
Bu durumda, davet edilen firmaların teknik veya mali açıdan yeterli olup
olmadıklarına ilişkin görev ve sorumluluk teknik bir birim olan Yapı İşleri Genel
Müdürlüğü Yapım Proje Dairesi Başkanlığı bünyesinde görev yapan İhaleli İşler Takip
Şube Müdürlüğü görevlilerine aittir. Sanık Bakanın bu konuda görevlilere somut bir talimat
verdiği ispatlanamadığı sürece bundan dolayı kendisine bir sorumluluk yüklenemez.
Kaldı ki Yalova Çınarcık Esenköy İlçe Jandarma Komutanlığı Binası İnşaatı İhalesi,
Afyon Öğrenci Yurdu İnşaatı İhalesi ve Osmaniye Devlet Hastanesi İnşaatı İhalesini
kazanan firmaların söz konusu işler için yeterli olmadıklarına ilişkin iddianın da doğru
olmadığı anlaşılmıştır. Sanık ve tanık beyanları ile dosya ekinde bulunan firma tanıtım
dosyalarına göre söz konusu firmaların (A) grubu müteahhitlik karnesine sahip olduğu,
110
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
“Yapı, Tesis ve Onarım İşleri İhalelerine Katılma Yönetmeliği”nin 6. maddesine göre
müteahhitlik karnelerinin altı gruba ayrıldığı ve (A) grubu müteahhitlik karnesinin en üst
karne olduğu, söz konusu maddede bu nitelikteki firmaların “önemli teknik özelliği olan ve
yapımı özel ve önemli miktarda makine ve teçhizata, özel ihtisasa ve geniş organizasyona
ihtiyaç gösteren büyük işler”i yapabilecek kapasitede olduğunun belirtildiği dikkate
alındığında, ihaleleri kazanan firmaların teknik ve mali açıdan yeterli oldukları da
anlaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, dayanılan bu iddia yerinde görülmemiştir.
6- İhaleyi Kazanan Firmanın Sanık Bakanın Ortağı Olduğu Şirketlerden
Malzeme Satın Alması
Soruşturma komisyonu raporu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının esas
hakkındaki görüşünde;
Gaziosmanpaşa Devlet Hastanesi İnşaatı ve Afyon Öğrenci Yurdu İnşaatı İhalesini
kazanan Yenice firmasının 1999-2002 yılları arasında sanık Bakanın ortağı olduğu
şirketlerden malzeme satın aldığı ileri sürülmüştür.
İhaleyi kazanan firma temsilcisi Erciyas ALTINIŞIK Yüce Divanda tanık olarak
verdiği ifadesinde, sanığın ortağı olduğu şirketten mal alımı karşılığında kendisine ihale
verilebileceğine ilişkin her hangi bir teklifin yapılmadığını, sanık Bakanın bu şirketin ortağı
olduğunu 2001 yılından sonra öğrendiğini, söz konusu şirketten sadece 5-10 milyar liralık
bir fayans aldığını beyan etmiştir.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden; 20.12.2000 gününde ihalesi yapılan 7 trilyon TL
keşif bedelli İstanbul Gaziosmanpaşa Devlet Hastanesi İnşaatı İhalesi ile 22.9.1999 gününde
yapılan 2 trilyon 300 milyar TL keşif bedelli Afyon Öğrenci Yurdu İhalesini Yenice Turz.
İnş. ve Tic. Ltd. şirketinin kazandığı, söz konusu firmanın sanığın ortağı olduğu Yolalan
İnşaat Malzemeleri Ticaret ve Sanayi Limited Şirketinden 1999 yılında 11.745.258.660 TL
tutarında, yine sanığın ortağı olduğu Halil İbrahim Aydın İnşaat Malzelemeri Elektrik
Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinden 2000 yılında 12.517.276.237 TL, 2001 yılında
36.411.281.320 TL ve 2002 yılında 46.119.124.245 TL tutarında mal satın aldığı
anlaşılmıştır.
Sanığın ortağı olduğu firmalardan malzeme alımı karşılığı ihalenin verileceğine
ilişkin kanıtın bulunmadığı, taraflar arasındaki ticari alışverişin fatura karşılığı yapılan mal
satımı olduğu dikkate alındığında, bu iddianın sanığa isnat edilen suçun sübut delili olarak
kabul edilmesi mümkün değildir.
Açıklanan nedenlerle, dayanılan bu iddia yerinde görülmemiştir.
7- Adresleri Aynı veya Farklı Olan Firmalara Aynı Adrese Davetiye
Gönderilmesi
Soruşturma komisyonu raporu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının esasa ilişkin
görüşünde;
- Türkiye İş Kurumu Sakarya İl Müdürlüğü Hizmet Binası İnşaatı,
111
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
- Afyon Öğrenci Yurdu İnşaatı,
ihalelerinde, iki ayrı firmaya aynı adrese davet mektubu gönderildiği ileri
sürülmüştür.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca adresleri aynı olan Lena ve Sünta firmalarına
davetiye gönderildiği ileri sürülmüş, ancak dosyada mevcut Bakan onayının incelenmesinde
bu iki firmanın davet edilen firmalar arasında bulunmadığı anlaşılmıştır.
Meclis soruşturma komisyonu raporunda, aralarında ortaklık ve akrabalık ilişkisi
bulunmayan, farklı kanuni adresleri bulunan Yenice ve Altınışık firmalarına iki ayrı iş için
davet mektuplarının aynı adrese gönderildiği ileri sürülmüş ise de Bakanın firma tanıtım
dosyalarını inceleyerek firmaların ortaklık yapısı ve ikametgah adresleri gibi alt düzey
birimlerce yerine getirilecek konularda görev ve sorumluluğunun bulunduğu söylenemez.
Ayrıca, davet mektuplarının aynı adrese gönderilmesinde hukuka aykırı bir durum
bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dayanılan bu iddia yerinde görülmemiştir.
B- Görevi Kötüye Kullanma Suçuna İlişkin İddialar
Soruşturma komisyonu raporu ve Yüce Divana Sevk kararında görevi kötüye
kullanma suçu iki ana başlık altında ileri sürülmüştür.
1- İhalelerdeki Yolsuzluk İddialarının Tahkikini Zamanında Yaptırmadığı
İddiası
Meclis soruşturması komisyonu raporunda, Karayolları Genel Müdürlüğünce yapılan
“K.K.T.C. Dörtyol-Geçitkale-Girne Ayrımı-Büyükkonuk-Çayırova Yolu”nun ihale
işlemlerinin hazırlık aşamasında kanun ve mevzuat hükümlerine uymamak, ihbarlar kuşku
uyandırır nitelikte olduğu halde üzerinde durmamak ve kanun ve mevzuat hükümlerini
herkese eşit uygulamamak gibi yönetim kusurlarının mevcut olduğu ve bu konuda ısrar
edildiği, bunun sonucunda işin uzun zaman ertelenmesine ve beklenen faydanın zarara
dönüşmesine sebep olunduğu, bu gelişmelerin her safhasından bilgisi bulunan Koray
AYDIN’ın sorumlu olduğu iddia edilmiştir.
Soruşturma komisyonu, sanık Bakanın bakanlık yaptığı dönemde bakanlığa yapılan
şikayetler ile bu şikayetler sonucunda yapılan işlemleri incelemiş ve bunlardan sadece
Karayolları Genel Müdürlüğünce ihalesi yapılan “K.K.T.C. Dörtyol-Geçitkale-Girne
Ayrımı-Büyükkonuk-Çayırova Yolu” ve “Kocaeli İli Dahilinde, Kocaeli-Gölcük Deprem
Bölgesindeki Daimi Yerleşim Alanları Bağlantı Yollarının (3. Grup) Yapım İşleri”ni
raporuna almıştır. Ancak, raporda bunlardan “Kocaeli İli Dahilinde, Kocaeli-Gölcük
Deprem Bölgesindeki Daimi Yerleşim Alanları Bağlantı Yollarının (3. Grup) Yapım İşleri”
ile ilgili olarak işin ihale edilmesine ilişkin sanık Koray AYDIN tarafından imzalanan
Olurlardan bahsedilmiş, bunun dışında herhangi bir tespit veya iddiaya yer verilmemiştir.
Bir başka ifadeyle sanık hakkında her hangi bir sorumluluk tespiti ve suç isnadında
bulunulmadığı gibi Yüce Divana sevk kararında da bu konuya değinilmediğinden, bu
ihaleye ilişkin bir değerlendirme yapılmamıştır.
112
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
Sanık Koray AYDIN’ın bakanlık yaptığı dönemde yolsuzluk ihbar ve şikayetlerine
ilişkin yapılan işlem sonuçlarını gösteren Bayındırlık ve İskan Bakanlığının 29.3.2005
günlü, 569 sayılı yazısı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının 9.8.2005 günlü,
13337/37849 sayılı yazısıyla sunulan Bayındırlık ve İskan Bakanlığının aynı konuda Meclis
soruşturması komisyonuna gönderdiği yazı ve eklerinin incelenmesinde, sanığın bakanlık
yaptığı dönemde bakanlığa gönderilen yolsuzluk ihbar ve şikayetleri ile ilgili olarak teftiş
kurullarını görevlendirerek gerekli işlemleri yaptırdığı anlaşılmıştır.
Dönemin Bayındırlık ve İskan Bakanlığı müsteşarı Ali HELVACI da Yüce
Divandaki ifadesinde, ihbar ve şikayetlerde ciddi gördükleri bir husus olursa hemen Bakana
arz ettiklerini, Bakanın da Teftiş Kurulu Başkanlığına havale ederek gerekli inceleme ve
soruşturmaların yapılmasını sağladığını belirtmiştir.
“K.K.T.C. Dörtyol-Geçitkale-Girne Ayrımı-Büyükkonuk-Çayırova Yolu” ihalesinin,
Koray AYDIN tarafından imzalanan 5.12.2000 günlü, 4834 sayılı Olur ile Devlet İhale
Kanunu’nun 44. maddesine göre yapılması uygun görülmüş, 22.12.2000 günü ihalesi
yapılan işle ilgili ihale komisyonu kararı 2.1.2001 günü Genel Müdür tarafından
imzalanmıştır.
Bu ihaleye davet edilmeyen Üstyapı Ltd. Şti. sahibi Hüseyin GÜNDOĞDU
tarafından Koray AYDIN’a 18.12.2000 ve 21.12.2000 günlerinde, Karayolları Genel
Müdürü Dinçer YİĞİT’e de 22.12.2000 gününde dilekçe gönderilmiştir.
Koray AYDIN’a 18.12.2000 ve Dinçer YİĞİT’e 22.12.2000 gününde gönderilen
dilekçeler, Karayolları Genel Müdürlüğünün 22.6.2005 günlü, 7820 sayılı yazısı ekinde
Yüce Divana sunulmuştur.
Hüseyin GÜNDOĞDU, Koray AYDIN’a yazdığı 18.12.2000 günlü dilekçesinde,
firmalarının uygun olduğunu belirterek ihaleye davet edilmeleri konusunda gereğinin
yapılmasını istemiş; Dinçer YİĞİT’e yazdığı 22.12.2000 günlü dilekçesinde ise iştirakçi
firmaların ihaleye karıştırmış olduğu fesatı önlemek için teminat mektubu ve ekinde
teklifini sunduğunu belirtmiştir. Karayolları Genel Müdürlüğünün 14.4.2005 günlü, 872
sayılı yazısından bu dilekçelerin kayıtlara girdiği ancak bir işlem yapılmayarak dosyaya
kaldırıldığı anlaşılmıştır.
Koray AYDIN’a 21.12.2000 gününde yazıldığı söylenen dilekçenin Karayolları
Genel Müdürlüğü kayıtlarında bulunmadığı söz konusu Genel Müdürlüğün 22.7.2005
günlü, 3151 sayılı yazısı ile Yüce Divana bildirilmiş ise de Ankara 8. İdare Mahkemesinin
11.12.2001 günlü, E: 2001/221, K: 2001/1605 sayılı gerekçeli kararında, bu dilekçenin ilgili
Bakanlar nezdinde ele alındığı, yapılan değerlendirmede ihale sürecinin programlandığı
biçimde devam etmesinin kararlaştırılarak durumun Karayolları Genel Müdürlüğünün
22.12.2000 günlü, 5112 sayılı yazısıyla Başbakanlığa bildirildiği ve bilahare Başbakanlık
Kıbrıs İşleri Müşavirliğince Karayolları Genel Müdürlüğüne gönderilen 9.4.2001 günlü, 249
sayılı yazıda da söz konusu ihale sürecinin yüksek düzeyde varılan mutakabat gereği,
usulüne uygun olarak sonuçlandırıldığı bilgisine yer verildiği görülmüştür.
Diğer taraftan Ahmet BALTACI adıyla kime hitaben yazıldığı anlaşılmayan
22.12.2000 günlü dilekçe ile Kıbrıs ihalesine katılacak firmaların kendi aralarında anlaşarak
113
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
ihaleye fesat karıştırdıkları ve ihaleyi %15-20 civarı kırımla Kolin İnş. Şirketinin alacağı
belirtilerek ihalenin onaylanmaması istenmiştir. Bu dilekçe ile ilgili olarak sanık Koray
AYDIN tarafından 26.4.2005 günlü oturumda sunulan belgelerin incelenmesinden, müfettiş
görevlendirildiği ve yapılan araştırmada söz konusu kişinin belirtilen adreste bulunmadığı
ve adresin başka bir kişiye ait olduğunun 17.1.2001 günlü tutanakla tespit edildiği
anlaşılmıştır.
Her ne kadar Ahmet BALTACI ismiyle verilen ihbar mektubunda ihalenin Kolin
firmasınca kazanılacağı belirtilmiş ve gerçekten de ihaleyi söz konusu firma %20,10
indirimle kazanmış ise de söz konusu ihalenin Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından
yapıldığı, ihale komisyon kararının Karayolları Genel Müdürünce 2.1.2001 tarihinde
imzalandığı, sanık Bakanın ihalenin yapılması ve onaylanması konusunda herhangi bir
görevinin bulunmadığı dikkate alındığında, bu konuda herhangi bir görev ve
sorumluluğunun bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Ayrıca sanığın, kendisine gelen ihbar
mektupları hakkında gerekli incelemeleri de yaptırdığı ve dilekçelerde ileri sürülen
iddiaların Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında yüksek
düzeyde ele alındığı ve varılan mutakabatla ihalenin yapılmasına karar verildiği
anlaşılmaktadır.
Üstyapı firması söz konusu ihale işleminin iptal edilmesi ve yürütmesinin
durdurulması için 20.2.2001 gününde İdare Mahkemesine başvurmuştur. Başvuruyu
inceleyen Ankara 8. İdare Mahkemesi 9.5.2001 günlü kararında yürütmenin durdurulması
talebini reddetmiş, ancak 11.12.2001 günlü kararı ile işlemi iptal etmiştir. Söz konusu
mahkeme kararı Danıştay 10. Dairesince 26.3.2003 günü onanmıştır.
Görüldüğü üzere, ihale karar tarihinden yaklaşık dört ay sonra yürütmenin
durdurulması talebinin reddedildiği ve bunun üzerine ihale işlemlerine idarece devam
edildiği anlaşılmaktadır.
Kaldı ki, tanık Hüseyin GÜNDOĞDU Yüce Divanın 26.4.2005 günlü oturumunda
ihaleye fesat karıştırıldığı konusunda duyumdan öte somut bir bilgi ve belgesinin
bulunmadığını ifade etmiştir.
Açıklanan nedenlerle, sanık hakkında bu konuda ileri sürülen iddia yerinde
görülmemiştir.
2- Yapı İşleri Genel Müdürlüğü Tarafından Yapılan İhalelerde 2886 Sayılı
Kanun’un 2. Maddesinde Öngörülen İhalede Açıklık ve Rekabetin Sağlanması İlkesine
Aykırı Davranıldığı İddiası
Bu iddia altı alt bölümde incelenecektir.
a- İstisnai Usul Olan Davetiye Usulünün Esas Usul Haline Getirilmesi ve
İhalelerde Yapılan Kırım Oranlarının %10’lara Kadar Düştüğü İddiası
Soruşturma komisyonu raporunun “5- İNCELENEN KONULARIN İSNAT EDİLEN
SUÇLAR AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ” başlıklı bölümünün “Yapı İşleri Genel
Müdürlüğü İhaleleri” alt başlığı altında yapılan değerlendirmede;
114
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
- İlan edilmek suretiyle duyurulan kapalı teklif usulü ihalelerin sayısında Sayın
Koray AYDIN döneminde önemli ölçüde azalma, davet usulü ile yapılan ihalelerde ise artış
olduğu
- Sayın Koray AYDIN’dan önceki son beş yıllık dönemde bütün ihale mevzuatlarına
göre davetiyeli yapılan ihalelerin sayısının, toplam ihale sayısına oranının % 75 olarak
gerçekleştiği, oysa Sayın Koray AYDIN döneminde davetli ihalelerin toplam ihale sayısına
oranının % 92’ye yükseldiği,
- Bu dönemde bütün mevzuat türlerine göre yapılan davetiyeli ihalelerin toplam
sayısının ikiyüz yirmi olmasına karşın, bütün mevzuat türlerine göre yapılan ilanlı ihalelerin
toplam sayısnın ise sadece onyedi olduğu,
- Böylece istisnai ihale usulü olarak öngörülen davetiye usulünün, amacını aşarak
esas ihale usulü haline getirildiği,
- Tüm bu uygulamalarla 2886 sayılı Kanun’un 2. maddesinde “ihtiyaçların en iyi
şekilde; uygun şartlarla ve zamanında karşılanması ve ihalede açıklık ve rekabetin
sağlanması” olarak belirlenen temel ilkeler aykırı davranıldığı,
ileri sürülerek, sanığın görevini kötüye kullandığı iddia edilmiştir.
Sanık Koray AYDIN 24.5.2007 günlü esasa ilişkin görüşlerini içeren
dilekçesinde özetle;
- Bu tespitin iddia makamının belirlediği bir tespit olmadığını, bu oranların Meclis
soruşturması komisyonu raporunun 38. sayfasından aynen alındığını,
- 1995-1999 yılları arasında bu oran tespit edilirken ihale sayısının yıl bazında
alınması gerekirken o yıllardaki toplam ihale sayısı göz önüne alınarak 44. maddeye göre
yapılan ihale oranının düşük gösterilmeye çalışıldığını,
- Kendisinden önce 1996 yılında yapılan toplam davetiyeli ihale sayısının toplam
ihale sayısına oranının 6/7 = % 86 olduğunu,
- 1997 yılında yapılan toplam altmışüç ihalenin ellidokuzunda davet usulünün
uygulandığını ve davetiyeli ihale sayısının toplam ihale sayısına oranının 59/63 = % 94
olduğunu, oysa iddia makamının da dayandığı soruşturma komisyonu kitapçığında bu
oranın % 75 olarak gösterildiğini,
- Kendi döneminde 574 sayılı KHK’ye göre yapılan geçici ve kalıcı konutların ihale
sayısının 129 olduğunu ve bunun kırkdokuzunda davet usulünün uygulandığını, oranın
49/129 = % 38 olduğunu,
- Geçici ve kalıcı deprem konutlarının ihaleleri 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’na
tabi olmadığı halde 1995-1999 yılları arasında % 75 olduğu belirtilen oranın çok altında %
38’lik bir oranda Devlet İhale Kanunu kapsamında 44. maddeye göre davet usulünün
kullanılması karşısında, “davetiye usulünün esas usul haline getirildiği” şeklindeki iddia
makamına ait suçlamanın inandırıcılığını Yüce Mahkemenin takdirine sunduğunu,
115
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
- Yapılan ihalelerin yılı yatırım programı gereği ve Bütçe Kanunu’nun 10.
maddesinin (a) bendine göre, yıllık programlara ek yatırım cetvellerinde yer alan projeler
dışında, herhangi bir projeye yatırım harcaması yapılamayacağı, ayrıca Başbakanlık
Tasarruf Genelgeleri gereğince Başbakanlıktan izin alınmadan ihale yapılmasının mümkün
olmaması nedeniyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının esas hakkındaki görüşünde ileri
sürdüğü Bakanlık yaptığı dönemde, önceki ve sonraki yıllara oranla çok fazla ihale yaptığı
yönündeki iddiasının yerinde olmadığını,
- Yine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının esas hakkındaki görüşünde ileri sürdüğü
44. maddeye göre yapılan ihalelerde az sayıda firmanın davet edilmesi suretiyle ihalede
açıklık ve rekabet ilkesine aykırı hareket edildiği iddiasının, Sayıştay kakarlarında üçten
fazla firmanın davet edilmiş olmasının takdir hakkının yerinde kullanımı için yeterli
olduğunun belirtilmesi karşısında hukuki dayanaktan yoksun kaldığını,
- Kamu ihtiyaçlarının sağlanmasında en ucuzun değil en iyisinin uygun şartlarla ve
zamanında karşılanması imkanını veren ve “Hazine yararı” yerine “Devlet Yararı”nı
gözeten 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun çıkarılma gerekçelerinden en önemlisi olması,
yüksek indirimle iş alan yüklenicilerin taahhüdünü yerine getirememesi ve sonuçta işi
bırakmak zorunda kalması, verilen oranların onbeş aylık sürede yapılan otuzbeş ihale için
söz konusu olması, bitirilmesi olanaksız hale gelen yatırımların en kısa yoldan tasfiye
edilerek bitirilmelerini sağlamak amacıyla Bakanlık yaptığı dönemin sonuna kadar çeşitli
yıllarda 7/13221, 7/13222, 8/505 ve 88/13181 sayılı kararnamelerin çıkarılmak zorunda
kalınması, aşırı yüksek tekliflerin ihale sistemindeki en önemli yolsuzluk argümanı olması,
yüksek indirimin yükleniciyi inşaatı fen ve sanat kurallarına aykırı olarak yapmaya zorlayan
tek etken olması gibi hususların Bakanlık yaptığı dönemdeki ihalelerde indirim oranlarının
düşük olduğu iddiasını geçersiz kıldığını,
beyan etmiştir.
Sanık müdafii 24.5.2007 günlü esasa ilişkin savunmalarını içeren dilekçesinde
bu konuyla ilgili olarak özetle;
- İhalelerdeki indirim oranlarının bakanlık tarafından tespit edilmediğini, her ihalenin
kendine özgü şartları ve verilen tekliflere göre oluştuğunu,
- 2886 sayılı Kanun’un 28. maddesinde, ihalelerde kabul edilecek indirim
oranlarından sadece azami indirim oranının belirlenmesinin yeterli görüldüğünü, asgari
indirim oranından söz edilmediğini,
- İdarenin iddia konusu ihalelerde bu görevini mevzuatına uygun olarak yerine
getirdiğini,
- Ceza hukukunda dönemsel ihalelerin istatistiki sonuçlarından hareketle ceza iddiası
oluşturulamayacağını, ihale sayılarının ve verilerinin istatistik biliminin kurallarına göre
değerlendirilmesinin bir anlamda ihtimallerle sayılar arasındaki bağ ve sonuçlarıyla ilgili
olduğunu, oysa ceza davasında kanunilik ilkesi ve ispat hukukuna göre delillerle
değerlendirilme yapılabileceğini, ceza hukukunda ihtimalin her zaman şüphe anlamına
geldiğini ve şüphenin sanık lehine yorumlanması gerektiğini,
116
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
- Kamu İhale Kurulunun bir kararında “İhale kararı verilmesi için yeterli sayıda
teklif bulunmasına rağmen, tekliflerdeki en yüksek indirimin % 18 olduğu ve ihalenin hakkı
layıkına uygun bulunmaması şeklindeki kabul edilebilir ve haklı olmayan bir gerekçeyle
ihalenin iptal edilmesi işleminin, mevzuata aykırı olduğu”nun belirtildiğini,
ifade etmiştir.
Bu iddia soruşturma komisyonu raporunda bağımsız bir suç isnadı olarak ileri
sürülmemiştir. Soruşturma komisyonu sanığın bakanlık yaptığı dönemde davet yoluyla
yapılan ihale sayısının toplam ihaleler içerisinde % 92 seviyesine yükseldiğini ve
ihalelerdeki tenzilat oranlarının ortalama % 10’lara düştüğünü, bu durumun 2886 sayılı
Kanun’un 2. maddesinde “ihtiyaçların en iyi şekilde; uygun şartlarla ve zamanında
karşılanması ve ihalede açıklık ve rekabetin sağlanması” olarak belirlenen temel ilkelere ve
anılan Kanun’un 44. maddesine aykırı davranıldığının bir göstergesi olduğunu ileri sürmüş
ve bu durumu sanığın görevini kötüye kullanma suçunu işlediğine ilişkin bir delil olarak
kabul etmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da esasa ilişkin görüşünde bu iddiayı bağımsız bir
suç isnadı olarak görmemiştir. Ancak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma
komisyonundan farklı olarak, söz konusu saptamayı ihaleye fesat karıştırma suçunda
destekleyici bir kanıt olarak kullanmıştır.
Soruşturma komisyonu tarafından yapılan bu saptama, tek başına bir suç isnadı
olarak kabul edilemez. Bu veriler, sanığın suç kastının belirlenmesinde mahkemeye
yardımcı olabilecek bilgi niteliğindedir. Bir başka ifade ile bu bilgiler somut bir ihale ile
ilişkilendirildiği durumda dikkate alınabilir.
b- 2886 Sayılı Kanun’un 44. Maddesinde Öngörülen Kriterlere Uyulmadığı
İddiası
Soruşturma komisyonu raporunun “5- İNCELENEN KONULARIN İSNAT EDİLEN
SUÇLAR AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ” başlıklı bölümünün “5.2-Yapı İşleri
Genel Müdürlüğü İhaleleri” alt başlığı altında yapılan değerlendirmede;
- 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 44. maddesi hükmüne göre, bir ihalenin belli
istekliler arasında kapalı teklif usulü (davetiye usulü) ile yapılabilmesi için ya maddede
ismen sayılan işlerden (örneğin; baraj, köprü, limanlar, rıhtımlar, hava meydanları, vb.)
olması ya da “özelliği bulunan yapım işi” niteliğinde olması gerektiği,
- Bu nitelikleri taşımayan işlerin ihalesinde bu madde hükmüne göre sınırlı sayıda
belli istekliler arasında davet usulünün uygulanmasının mümkün olmadığı,
- Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca ilk defa 1993 yılında “özelliği bulunan yapım
işleri”nin değerlendirilmesinde esas alınmak üzere teknik puanlama kriterlerinin
belirlendiği, fakat Sayın Koray AYDIN döneminde özelliği bulunan yapım işlerinin
belirlenmesi için teknik değerlendirme kriterlerinin uygulanmadığı,
117
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
- Sıradan işlerin özelliği bulunan yapım işi gerekçesiyle belli istekliler arasında
kapalı teklif usulü kullanılarak ihale edildiği
iddia edilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı esasa ilişkin görüşünde özetle;
- 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nda istisnai durumlar için kabul edilmiş bulunan
davetiye usulünün sanığın döneminde yoğun ve genel bir şekilde kullanılarak esas usul
haline getirildiğini,
- Gerek bir işin özelliği bulunan yapım işi olarak kabul edilmesinde gerekse ihalelere
davet edilecek firmaların teknik yeterlilik ve güçlerinin tespitinde, kendi bakanlığının kabul
ettiği objektif kriterlere uymadığını ve ihalelerdeki indirim oranlarının % 10’ların altına
düşmesine neden olunduğunu,
- “Özelliği bulunan yapım işi”nin niteliği itibariyle istisnai ve iyi derecede bilgi,
beceri, uzmanlık, tecrübe gerektiren ve alelade/sıradan firmaların yapamayacağı özel
birtakım yapım tekniklerinin kullanılması gereken işler olduğunu,
- Genel düzenleyici işlemler bağlamında “yönetmelik benzeri kural işlem” olarak
kabul edilebilen bir idari işlemin yürürlüğe girmesi için zorunlu olan ilgilisine duyurulma
koşulu için özel bir şeklin öngörülmediği, bunun ilan, yazılı bildirim veya herhangi bir
usulle yapılabileceği gibi öğrenme ile de mümkün olabileceğini,
- Sanık ve müdafiinin yürürlüğe girmediği için bağlayıcı olmadığını iddia ettikleri
Bakan Olurlarının, “özelliği bulunan yapım işleri” kapsamında ihale edilecek işlerin
belirlenmesi ve bu konuda uygulama birliği sağlanması için Yapı İşleri Genel Müdürlüğü
bürokratlarının katılımı ile hazırlandığını ve Bakanın imzasıyla vücut bulmuş “genel, soyut,
sürekli, nesnel” nitelikte hükümler içeren “yönetmelik benzeri kural işlem” olduğunu,
- Maliye Bakanlığınca her yıl yayımlanan “Devlet İhaleleri Genelgeleri”nde “Sosyal
tesisler, lojmanlar, tip projelerin tatbik edildiği binalar ve benzeri işlerin” kesinlikle
davetiye usulüyle ihale edilemeyeceğinin açık bir şekilde düzenlenmesine rağmen, sanığın
bu hükme aykırı olarak tip proje ve lojman niteliğinde olan bazı inşaatların ihalesinin bu
istisnai usulle yapılmasına karar verdiğini,
- “Özelliği bulunan yapım işi” kapsamında değerlendirilmesi mümkün olmadığı
halde işin istenilen firmaya verilmesini sağlamak için ondokuz işin bu kapsama sokularak
“belli istekliler arasında kapalı teklif usulü” ile ihale edildiğini,
- İhalelerde istisnai ihale usulünün esas usul haline getirilerek tüm isteklilere
açılmayıp rekabet ortamının oluşmasının engellenmesi yanında, ihalenin istenilen firmaya
kazandırılarak ona haksız menfaat sağlanması ve ihaleye girme hakkı olan diğer firmaların
mağduriyeti ile indirim oranlarının ortalamaların çok altında kalmasıyla Devletin zarara
uğratılmasına neden olunması karşısında fiil, sevk maddesinde gösterilen genel ve
tamamlayıcı suç olan görevi kötüye kullanma suçu boyutunu aşıp, özel hüküm niteliğinde
olan devlet alım satım ve yapımına fesat karıştırma suçunu oluşturduğunu,
118
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
- İşin niteliğine ve mevzuata uygun olmayan gerekçelerle istisnai hallerde
uygulanabilecek davetiye usulüyle yapılan ihalelerin, işlerin istenilen firmada kalmasını
sağlamaya yönelik bir suç işleme kararının icrası kapsamında gerçekleştirildiğini, bu
nedenle aynı kategoride incelenen ondokuz ihalenin müteselsil (zincirleme) suç tipinde
ortaya çıktığını,
belirtmiştir.
Sanık müdafii Av. Bülent H. ACAR 24.5.2007 günlü esasa ilişkin savunmasını
içeren dilekçesinde özetle;
- Bakanın soruşturma önergesine göre beş ihaleyle sorumlu olduğunu, Soruşturma
Komisyonunun önergede yer alan beş ihale dışındakileri soruşturma yetkisinin
bulunmadığını,
- 2886 sayılı Kanun’un 44. maddesine göre Bakanın sadece ihale işlemine onay
verdiğini, ihalede yetki ve sorumluluğun idarede bulunduğunu,
- 44. maddeye göre yapılan ihalelerde en az üç firmanın davet edilmesinin rekabet
şartının gerçekleşmesi için hukuken yeterli olduğunu, iddia konusu ihalelerde üçten fazla
olacak şekilde istekli davet edildiğini,
- 44. maddedeki “..işlerinin ihalesi; diğer ihale usulleri yerine teknik yeterlilikleri ve
güçleri idarece kabul edilmiş en az üç istekli arasında kapalı teklif usulü ile yaptırılabilir”
hükmünde geçen idarenin “Yapı İşleri Genel Müdürlüğü” olduğunu,
- Bu maddeye göre yapılacak ihalelerde ihale usulü, firma adı ve sayılarının Yapı
İşleri Genel Müdürlüğünce belirlendiğini, Bakanın yetkisinin ihale işlemine onay vermekten
ibaret olduğunu, işlemin içeriğine karışamayacağını, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığının Bakanın tip projelerin 44. maddeye göre ihale edilmesine karar verdiği
şeklindeki iddiasının doğru olmadığını,
- “Özelliği bulunan yapım işi” ile firmaların teknik yeterlilikleri ve güçlerinin
belirlenmesinin teknik bir konu olduğunu, işin uzmanı ve yetkilisi olan bakanlığın ana
hizmet birimi Yapı İşleri Genel Müdürlüğünün kendi yetki, görev ve sorumluluğunda bu
tespiti yapacağını,
- Bakanın söz konusu işlerin özelliği bulunan iş olduğunun tespiti veya firma seçimi
konusunda idareye bir emrinin, talimatının, baskısının ve yönlendirmesinin bulunmadığını,
- İşlerin özelliği olan iş olduğunun tespiti veya firma belirlenmesinin uzman ve
teknik birim olan idarenin yetki ve görevi olması nedeniyle, bu işlemlerden idarenin tek
başına sorumlu olduğunu,
- İhale hukukunda Bakanın onay işleminin idarenin ihale işleminin şekli denetimi ile
yürürlüğe koyulmasından ibaret olduğunu, 44. maddedeki onay alma zorunluluğunun
sadece idare (Yapı İşleri Genel Müdürlüğü) için olduğunu, idarenin Bakan onayını almadan
ihale işlerine başlayamayacağını,
119
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
- İddia makamının, esas hakkındaki görüşündeki, “Zorunluluk hem ihale usulünün
seçiminde hem de davet edilecek firmaların/kişilerin belirlenmesinde Bakanı asli sorumlu
kişi haline getirmektedir” şeklindeki görüşünün, hukuktan önce işin mantığına aykırı
olduğunu,
- Bakanın ihale işlemindeki sorumluluğunun şekli denetim ile sınırlı olduğunu,
iddiaya konu işlerin ve sözleşmelerinin hukuki denetimleri sonucunda Maliyece vize
edilmesi ve Sayıştayca tescil edilmesi karşısında, Bakanlık makamına müsteşar yardımcısı
ile müsteşarın uygun görüşüyle arz edilen, teknik ve uzman idarece hazırlanan teknik
işlemlere, Bakanın şekli denetimiyle verdiği onayın hukuka aykırılığının ileri
sürülemeyeceğini,
- Bakan Oluru’nun bir bakanlık işlemi olduğunu ve Sayıştaya göre de Bakan adına
onaylanan işlemin bakanlığın müsaadesinin alındığı anlamına geldiğini,
- Bakanın bu ihalelerde idarenin yetki ve sorumluluğunda hazırlanan onaya konu
işlemin sorumlusu olmadığını,
- Bakanın onaya konu ihale işleminden bağımsız olarak sadece yürürlüğe koyma
işlemi olan onaydan sorumlu olduğunu,
- Bakan onayı ile ne işin özelliği olan iş olduğu tespitinin yapılabileceğini, ne de
firma isminin belirlenebileceğini, bu anlamda Bakanın idarenin ihale işlemine salt onay
verdiğini, Bakanın ihale işlemini firma isminin onay ile bizzat belirlemesinin başka,
idarenin tespit ettiği ihale işlemine örneğin tespit edilen firmalara onay vermesinin başka bir
işlem olduğunu,
- Bakanın en alt teknik memurdan en üst teknik memura kadar işleme katılan
kişilerin işlemde paraf veya imzası ve müsteşar yardımcısı ile müsteşarının uygun
görüşleriyle Bakanlık makamına arz edilen Olur talep yazılarına imza koyduğunu, Bakanın
Olur hazırlamak fiili ile 44. maddeye göre konu herhangi bir ihalenin yapılmasını ve
ihalenin bizzat istediği firmada kalmasını sağlama şeklinde iradesi ve herhangi bir işleminin
olmadığını,
- Sayıştay tescilinin ihale dokümanlarının ve sözleşmenin hukuka uygunluğunun
denetimi olduğunu ve Sayıştayın denetimine bağlı kurumların sözleşmelerinin tescilinin
yasal olarak zorunlu bulunduğunu, Yargıtaya göre tescil edilmeyen bir sözleşmenin
hukuken yok hükmünde olduğunu, Bakan döneminde 44. maddeye göre yapılan ihale ve
sözleşmelerin Maliyece vize ve Sayıştayca tescil edildiğini,
- Yapı İşleri Genel Müdürlüğünün Bakan döneminde 44. maddeye göre yapılan
ihalelerde “özelliği olan işleri” Devlet İhaleleri Genelgesi’ne ve eki olan forma göre tespit
ettiğini, aksi yöndeki iddiaların usulüne uygun ve geçerli kanıtlarla ispatlanamadığını,
- Devlet İhaleleri Genelgesi uyarınca Bayındırlık ve İskan Bakanlığının görüşünün
alınması zorunluluğunun 44. maddeye göre ihale yapacak diğer kamu kurum ve kuruluşları
için geçerli olduğunu,
- Düzenleyici işlemin duyurulmasının yürürlüğe girmesinin zorunlu koşulu olduğunu,
Bayındırlık ve İskan Bakanlığının 44. madde ile ilgili “puanlama kriterleri”nin usulüne
uygun olarak bakanlık teşkilatına duyurulmadığını, bakanlık merkez ve taşra teşkilatı ilgili
birim amirlerince de personele imza karşılığı bildirilmediğini, puanlama kriterlerinin
“duyurulma” (ilan) şekil unsurunun yokluğu nedeniyle düzenleyici işlem olarak yürürlüğe
120
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
girmediğini, yürürlüğe girmeyen bu puanlama kriterlerinin uygulanmasının veya
uygulanmasını istemenin söz konusu olamayacağını,
- Bakanlık teftiş kurulu raporunun delil olmadığını,
- İdarenin 44. maddeye göre yapılan işlerde ihaleyi en uygun teklif sahibine vermekle
görevli olduğunu,
- 1993 - 1999 yılları arasında 44. maddeye göre yapılan ihalelerle, Bakan döneminde
yapılan 19 ihalenin benzerlik/aynılık göstermeleri nedeniyle bu yönde yapılan isnatların
hukuki bir geçerliliğinin bulunmadığını,
- İddia konusu ondokuz ihaleye ilişkin onay talep yazılarında yer alan, “verilecek
hizmetin özelliği”, “özel proje olması”, “acil olması”, “yarışma projesi olması ve özel
güvenlik konularını içermesi”, “işin yapılacağı yerin mücavir iller kapsamında olması ve
bölgenin hassasiyetinin halen devam etmesi”, “işin idame ve yenileme işi olması”, “işin
yapılacağı binanın diğer kamu kurum ve kuruluşlarından farklı konumda olması ve özellik
arz etmesi” gibi kayıtların ihale konusu işin “özelliği olan iş” olduğunu kanıtladığını, onay
talep yazılarındaki kayıtların tamamının hukuka uygun olduğunu, dolayısıyla iddia
makamının sözünün ve kayıtlara ait nitelemesinin hukuksal bir dayanağının bulunmadığını,
- Yüce Divanın onay talep yazılarındaki orijinal kayıtları esas alması gerektiğini, bu
anlamda bakanlığın sonradan gönderdiği bilgi ve belgelere itibar etmemesi gerektiğini,
- İhalelerin 44. maddeye ve mevzuata uygun olması, Bakanın ihale işlemlerini yapma
yetkisinin olmaması ve iddianın usulüne uygun şekilde ve geçerli kanıtlarla
ispatlanamaması nedeniyle Bakanın suç oluşturan herhangi bir fiilinin bulunmaması
nedeniyle sanığın üzerine atılı tüm suçlardan beraatine karar verilmesi gerektiğini,
- 765 sayılı Kanun’un 205. maddesindeki fesatın sadece 2886 sayılı Kanun’un 44.
maddesine konu idarenin onay talep yazısı ile talep ettiği ihale işleminin yürürlüğe
girmesini sağlayan Bakan onayına imza koyma fiili ile oluşmayacağını, idarenin ihale
işleminin yürürlüğüne konu Bakan onayına imza koyma işleminin fesat değil iddia
anlamında sadece yetkisiz işlem yapmak olduğunu, yetkisiz işlemin ise salt görevi kötüye
kullanma suçunu oluşturduğunu,
- Bakanın davetiye usulü ihalelerle ilgili Bakan onaylarına imza koyma fiilinin 2886
sayılı Kanun’a uygun olduğunu, bu nedenle ihale işlemlerine ait Bakan onayına imza koyma
fiilinden dolayı 765 sayılı Kanun’un 240. maddesindeki görevi kötüye kullanma suçunun
oluşmayacağını,
- İhale konusu işlere ait imalatların yapıldığı ve teslim alındığı için idarenin oluşan
somut ve nakdi bir zararının da bulunmadığını,
- İmalatların yapılması ve karşılığının ödenmesi nedeniyle işi yapan “firmalara
menfaat sağlanması” kabulününde tümüyle hukuka aykırı olduğunu,
- İhaleye katılması olası firmaların olası mağduriyetinin söz konusu olamayacağını,
mağduriyetin de aynı zarar gibi somut olması gerektiğini, muayyen/belli/belirlenebilen
mağdurların olmadığı bir yerde ceza kanunu anlamında mağduriyetinde söz konusu
olamayacağını,
121
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
ileri sürmüştür.
Sanık Koray AYDIN 24.5.2007 günlü esasa ilişkin savunmasını içeren
dilekçesinde özetle;
- İddia konusu işlerle ilgili avukatının yaptığı hukuki değerlendirmelere aynen
katıldığını,
- Bilecik Bozüyük Adalet Binası İnşaatı, Aydın Söke Adalet Binası İkmal İnşaatı,
Alanya Adalet Sarayı İnşaatı, Ankara Adliye Sarayı Onarım İnşaatı ihaleleri ile onbeş
ihalenin tamamında, idarece hazırlanan ve kendisine imzaya sunulan onay belgelerinin
özelliği bulunan iş kaydıyla tarafına sunulduğunu ve söz konusu işlerin özel projeli
olduğunu,
- Devlet İhale Kanunu’nun 44. maddesine göre ihaleye katılacak isteklilerin
isimlerini idarenin belirleyeceğini ve Bakana onay için geleceğini,
- Gaziantep-Nizip Devlet Hastanesi ile Adıyaman-Kahta Devlet Hastanesi İnşaatında,
Acil Servis, Kan Bankası, K.B.B., Üroloji, Nöroloji, Poliklinik, İdari Bina ve Ameliyathane
ünitelerini kapsayacak şekilde müellifine özel proje yaptırıldığını, Denizli-Serinhisar Devlet
Hastanesi İnşaatının özel projeyle yapılan ilk inşaatına yine aynı kapsamda bina
yaptırıldığını ve bununda özel proje olduğunu, Samsun Devlet Hastanesi Ek Bina İkmal
İnşaatının bir ikmal inşaatı olduğunu ve işin ilk projesinin özel olduğunu ve ilk ihalesi özel
olduğu için özel projeye göre tamamlandığını,
- Ankara-Altındağ Hükümet Konağı İnşaatının her ne kadar bir onarım gibi gözükse
de idarenin talebi doğrultusunda mevcut binanın tahkim ve güçlendirilmesi için döşeme,
kiriş ve kolonların takviyesini içeren özel proje hazırlattırıldığını,
- Ankara Evren ve Akyurt Hükümet Konağı İnşaatlarının da özel projeye göre
yaptırıldığını,
- Malatya İl Jandarma Alay Komutanlığı Böl. ve Tesis İnşaatının Bakana gelen Olur
metninde görüleceği üzere Jandarma Genel Komutanlığının, 15.12.2000 tarih ve 391540
sayılı talepleri doğrultusunda asayiş gerekçesiyle davet usulüyle ihale edildiğini, bu ihalenin
istenirse Devlet İhale Kanunu’nun 51. maddesine göre 2 firma çağrılarak pazarlık usulüyle
bile yapılabileceğini,
- Ankara Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Arşiv Binası İkmal İnşaatının
kendisinden önce yapılan ilk ihalesinin özel proje olduğunu, Tapu Kadastro Genel
Müdürlüğü Arşiv Binasında Türkiye’nin bütün mülkiyetini belirleyen tapu kayıtlarının
tutulduğunu, ayrıca gizliliğinin olduğunu, bunun için idarenin müellifine özel proje
çizdirerek yaptırdığını, ilk projesi özel proje olan işin ikmalinin kendi döneminde de özel
projesine göre tamamlandığını,
- Denizli 400 Kişilik Cezaevi İkmal İnşaatının 600 milyar değil 6 trilyonluk ve ilk
projesi özel proje olan bir iş olduğunu, kendi döneminde ilgili idarenin özel proje olarak
müellife yaptırılan işin ikmalini de yaptırarak tamamladığını,
- Onayına sunulan Olurlarda özel proje kaydının olduğunu,
122
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
- Batman Merkez 30 Daireli Jandarma Subay, Astsubay Lojmanı İnşaatı ile Van
Merkez 150 Daireli Jandarma Subay Astsubay Lojmanı İnşaatı ihalelerinin Jandarma Genel
Komutanlığının 14.6.2000 tarih ve 180096 ile 17.8.2000 tarih ve 250624 sayılı yazılarında,
“İllerin mücavir iller kapsamında olması ve hassasiyetin devam etmesi” gerekçesiyle,
ihalenin davet usulüyle yapılması şeklinde belirtilen talebi doğrultusunda yapıldığını,
Jandarma Genel Komutanlığının bu talebini Başbakanlık genelgesine dayandırarak
yaptığını, bu iki ihaleye daha önceden güvenlik soruşturulması yaptırılmış olan isteklilerin
davet edildiğini, isteklilerin listesini de Bakanlığa Jandarma Genel Komutanlığının
verdiğini, ihaleye katılacak firmaları Jandarma Genel Komutanlığının belirlediği bu
ihalelerde kendisinin nasıl ihaleye fesat karıştırdığını anlayamadığını,
- Ankara Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı Oran sitesi B2 ve B3 Blok Lojman
Onarım İnşaatına, kurumca satın alınan eski bir binaya takviye yapılması ve güçlendirilmesi
amacıyla ODTÜ tarafından özel proje hazırlandığını,
- Maliye Bakanlığınca vize edilmesinden dolayı davetiye usulüyle yapılan bütün
ihalelerle ilgili belge eksikliği veya hiç olmadığı şeklinde bir iddiada bulunmanın inandırıcı
olamayacağını,
ifade etmiştir.
Bu iddia ile ilgili soruşturma komisyonu raporunun “1.3. DAVETİYE USULÜ
KULLANILARAK YAPILAN İHALELERLE İLGİLİ GENEL UYGULAMALAR”
başlıklı kısmının “1.3.2. Özelliği Bulunan Yapım İşlerinin Tespiti” ve “1.3.3. Kapalı Teklif
(İlan) Usulü ve Belli İstekliler Arasında Kapalı Teklif (Davetiye) Usulü Kullanılarak İhale
Edilen Bazı İşlerin Karşılaştırılması” alt başlıkları altında toplam otuzüç ihale incelenmiştir.
Ancak, mahkememizce yapılan değerlendirme sonucunda; 3418 sayılı “Eğitim,
Gençlik, Spor ve Sağlık Hizmetleri Vergisinin İhdası ile 3074 sayılı Akaryakıt Tüketim
Vergisi Kanunu, 197 sayılı Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu, 1318 sayılı Finansman
Kanunu, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu, 6183 sayılı Amme
Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ve 492 sayılı Harçlar Kanununda Değişiklikler
Yapılması ve Bu Kanunlara Bazı Hükümler Eklenmesine Dair Kanun”un 3558 sayılı
Kanun’la değişik 39. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ve 574 sayılı “Kanun
Hükmünde Kararname”nin 3. maddesiyle 7269 sayılı Kanun’a eklenen Geçici 13.
maddesinde, bu maddelere göre yapılacak ihalelerin 2886 sayılı Kanun’a tabi olmadıkları
hükmüne yer verildiğinden, ihalesi 3418 sayılı Kanun ile 574 sayılı KHK hükümlerine göre
yapılan onüç ihalede 2886 sayılı Kanun’un 44. maddesinin uygulanması söz konusu
olamayacağı dikkate alınarak, iddia konusu ihalelerin geriye kalan yirmi ihale olduğu
kanaatine varılmıştır.
Bu iddianın açıklığa kavuşabilmesi için “özelliği bulunan yapım işi kavramı ve buna
ilişkin düzenlemeler”, “uygulama” ve “Bakanın sorumluluğu” konularının irdelenmesi
gerekmektedir.
Özelliği bulunan yapım işi kavramı 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 44.
maddesinde yer almaktadır. Söz konusu 44. madde şöyledir:
123
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
“Uçak, harp gemisi, harp mühimmatı, elektronik cihaz, askeri tesisat ve levazımat,
silah ve malzeme sistemleri, savunma sanayii ile ilgili faaliyetler ve bunlara ait her türlü
yedek parça alımı; barajlar, enerji santralleri, sulama tesisleri, limanlar, rıhtımlar, hava
meydanları, demiryolları, lokomotifler, karayolları, tüneller, köprüler, akaryakıt tesisleri,
özelliği bulunan yapım işleri, bedii ve teknik hususiyetleri taşıyan sanat işleri, kentlerin
ulaşım sistemlerine ilişkin planlar, kentlerin harita, nazım ve imar planları, su,
kanalizasyon ve enerji tesisleri ile bunların etüt ve proje işlerinin ihalesi; diğer ihale
usulleri yerine teknik yeterlikleri ve güçleri idarece kabul edilmiş en az üç istekli arasında
kapalı teklif usulü ile yaptırılabilir.
Zorunlu nedenlerle üçten az istekliden teklif almak gerektiği takdirde Maliye ve
Gümrük Bakanlığının görüşüne dayanılarak Bakanlar Kurulundan bu hususta ayrıca karar
alınması şarttır.
Bu madde hükümlerine göre yapılacak ihalelerde, ihaleye katılacak isteklilerin
isimleri belirtilmek suretiyle bizzat ilgili veya bağlı bulunulan bakanın onayının alınması
zorunludur.
Bu ihalelerde ilan yapılması zorunlu değildir. Gerekli görülen hallerde ihaleye davet
edilecek isteklilerin seçimi için 17, 18 ve 19 uncu maddeleri hükümlerine bağlı
kalınmaksızın önseçim ilanı yapılabilir.”
Görüldüğü üzere, 2886 sayılı Kanun’un 44. maddesinde “özelliği bulunan yapım
işleri”nden söz edilmekle birlikte, özelliği bulunan yapım işinin tanımına veya nasıl
belirleneceğine ilişkin bir hükme yer verilmemiştir. Maddede sadece, ismen sayılan bazı
işler ile özelliği bulunan yapım işlerinin bu madde uyarınca davet usulüyle yapılabileceği
belirtilmiştir.
Bu konuda yasal bir boşluğun olduğu ve bu durumun yönetmelikle yapılacak bir
düzenlemeyle açıklığa kavuşturulmasının uygun olacağı, suçlamaların dayanağı olarak
gösterilen soruşturma komisyonu raporunda adı geçen müfettiş raporunda da belirtilmiştir.
Maliye Bakanlığınca 1993 yılından itibaren her yıl yayımlanan Devlet İhaleleri
Genelgeleri ile bir işin “özelliği bulunan yapım işi” kapsamında ihale edilebilmesi için
Bayındırlık ve İskan Bakanlığından “işin özelliği bulunan yapım işi olduğuna dair” görüş
alınması koşulu getirilmiştir.
Bu genelgeden sonra, Yapı İşleri Genel Müdürlüğünce hazırlanan 30.4.1993 günlü,
2710 sayılı Bakan Oluru’nda; 2886 sayılı Kanun’un 44. maddesi kapsamında yer alan
“özelliği bulunan yapım işleri”nin değerlendirilmesinde esas alınmak üzere “yapı
değerlendirme kriterleri formu”, “yapı değerlendirme kriterleri puan dağılımı” ve “Yapı
İşleri Genel Müdürlüğünce”özelliği bulunan yapım işleri” kapsamı içerisinde ihalesi
düşünülen işlerin bu genel müdürlükçe 735 sayılı Bakan oluru ile oluşturulan heyet
marifetiyle, Yapı İşleri Genel Müdürlüğü dışındaki kuruluşların başvurularının ise ilgili
Müsteşar Yardımcısının takdiri ile Yüksek Fen Kurulu Başkanlığınca değerlendirilmesinin
uygun olacağı” hususlarına yer verilmiştir.
124
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
Söz konusu “Olur”un ekinde yer alan yapı değerlendirme kriterleri formunun
incelenmesinde; yapının yeri, yörenin iklim şartları, bölgenin nitelikleri, yapının inşaat türü,
kullanılacak yapı teknolojisi, yapının zemin ve temel durumu, arsanın imar durumu, yapının
fonksiyonel önemi, projenin mimari özellikleri, kullanılacak malzemenin arz ettiği
özellikler, yapının güvenlik açısından özellikleri, keşif bedeli, inşaat süresi, yapı sahibinin
istemi, Bakanlığın görüşü başlığı altında yer alan kriterlere belirli puan sınırlarının verildiği
görülmüştür.
Aynı “Olur”un ilk paragrafında 25.1.1993 günlü, 735 ve 736 sayılı Bakan Olurları ile
yukarıda belirtilen heyetlerin oluşturulduğundan söz edilmiştir. Ancak, Bayındırlık ve İskan
Bakanlığı Yapı İşleri Genel Müdürlüğünün Yüce Divana gönderdiği 17.7.2006 günlü, 2549
sayılı yazısında bu heyetlerin hiçbir zaman güncellenmediği belirtilmiştir. Nitekim,
31.5.2005 günlü oturumda tanık olarak dinlenilen eski Yapı İşleri Genel Müdürü İlkutlu
GÖNÜLAL da beyanında, söz konusu heyetin güncelleştirilemediği için “Olur”un hiçbir
zaman uygulanamadığını ifade etmiştir.
Yüce Divanca özelliği bulunan yapım işi konusunda Bayındırlık ve İskan
Bakanlığına yazılan ve söz konusu bakanlığın 17.7.2006 günlü, 2549 sayılı; 27.10.2006
günlü, 3957 sayılı ve 20.11.2006 günlü, 4213 sayılı cevabi yazılarının incelenmesinden;
- 2710 sayılı Bakan Oluru ve ekinde yer alan komisyon teşkiline ilişkin Olur’un
güncellenememesi nedeniyle hiçbir zaman uygulanamadığı,
- Özelliği bulunan yapım işinin Maliye Bakanlığınca her yıl yayımlanan Devlet
İhaleleri Genelgeleri’ne göre belirlendiği,
- Söz konusu genelgede sadece sosyal tesislerin, lojmanların ve tip projelerin tatbik
edildiği binaların 44. maddeye göre ihale edilemeyeceğinin belirtildiği, ancak bunun her
durumda geçerli olmadığı,
- Yapı İşleri Genel Müdürlüğünce ihalesi yapılan işlerde, adı geçen genelge ile
Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından her yıl Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe
giren “Yapım İhalelerinde Uygun Bedelin Tercihinde Kullanılacak Kriterler Hakkında
Tebliğ” hükümlerine aynen uyulduğu,
- 1993 ila 1999 yılları arasında Yapı İşleri Genel Müdürlüğünce özelliği bulunan
yapım işi kapsamında ihale edilen işlerde 2710 sayılı Bakan Oluru’nun uygulanmadığı,
ihalenin yapıldığı yılda yürürlükte olan “Uygun Bedel Kriterleri”nin uygulandığı,
anlaşılmıştır.
Tanık olarak dinlenilen İlkutlu GÖNÜLAL (Eski Yapı İşleri Genel Müdür V.), M.
Sedat ABAN (Eski Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı) ve Ali HELVACI
(Eski Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Müsteşarı) da özelliği bulunan yapım işi kapsamında
ihale edilen işlerde 30.4.1993 günlü, 2710 sayılı Bakan Oluru’nun uygulanmadığını, Devlet
İhaleleri Genelgesi ile uygun bedel kriterlerinin uygulandığını belirterek yukarıdaki yazı
içeriklerini teyit etmişlerdir.
125
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
Görüldüğü üzere, 2886 sayılı Kanun’un 44. maddesinde belirtilen ancak tanımı
yapılmayan özelliği bulunan yapım işinin ne şekilde saptanacağına ilişkin iki düzenleme
bulunmaktadır. Bu düzenlemeler, 30.4.1993 günlü, 2710 sayılı Bakan Oluru ve Maliye
Bakanlığınca her yıl yayımlanan Devlet İhaleleri Genelgeleri’dir.
Devlet İhaleleri Genelgelerinin uygulanmasına başlanmış olması nedeniyle önceki
dönemde çıkarılan “Bakan Oluru”nun uygulanmadığı anlaşılmıştır.
Bu durumda, sanık Bakanın cezai sorumluluğunun ihalelerin yapıldığı tarihlerde
yürürlükte bulunan Devlet İhaleleri Genelgeleri’nde yer alan hükümlere göre belirlenmesi
gerektiği sonucuna varılmıştır.
Sanığın Bakanlık yaptığı 1999, 2000 ve 2001 yıllarında yayımlanan Devlet İhaleleri
Genelgeleri’nin “Belli İstekliler Arasında Kapalı Teklif Usulü” başlıklı bölümünde;
“Sosyal tesisler, lojmanlar, tip projelerin tatbik edildiği binalar ve benzeri işler
kesinlikle bu maddeye göre ihale edilmeyecektir. Bu işler dışındaki işlerin 2886 sayılı
Kanun’un 44’üncü maddesinde belirtilen “özelliği bulunan yapım işleri” kapsamında ihale
edilebilmesi için, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nın “işin özelliği bulunan yapım işi
olduğuna dair” görüşünün alınması gerekmektedir.”
hükmü yer almaktadır.
Buna göre genelgelerde, sadece sosyal tesisler, lojmanlar, tip projelerin tatbik
edildiği binalar ve benzeri işlerin 44. maddeye göre ihale edilemeyeceği konusunda bir
sınırlama söz konusudur. Bu bağlamda, Bakanın cezai sorumluluğu belirlenirken bu hükme
aykırı olarak ihale onayı verip vermediği üzerinde durulmalıdır. Bu nedenle iddia konusu
yirmi ihalenin hangi gerekçelerle 44. maddeye göre ihale edildiğinin irdelenmesi
gerekecektir.
İddia konusu olan yirmi ihale ve bunların 44. maddeye göre yapılma gerekçeleri
aşağıdaki tabloda gösterilmiştir:
Sıra
No
İşin Adı Bakan Oluru’ndaki gerekçe
1 Antalya Alanya Adalet
Sarayı İnşaatı
İşin önemi ve özel proje sebeplerinden dolayı,
2 Van Merkez 150 Daireli
Jandarma Subay ve
Astsubay Lojman İnşaatı
İşin yapılacağı yerin mücavir iller kapsamında bulunması ve
bölgenin hassasiyetinin halen devam etmesi nedeniyle,
inşaatın bir an önce bitirilerek hizmete açılması için 2886/44’
e göre ihale edilmesi İçişleri Bakanlığının (Jandarma Genel
Komutanlığı) 17.8.2000 gün ve 250624 sayılı yazılarındaki
talebe istinaden,
3 Malatya İl Jandarma
Alay Komutanlığı Bina
ve Tesisleri İnşaatı
İnşaatın özel proje olması, asayiş açısından bölgede sözü
geçen binaya acil ihtiyaç duyulması İçişleri Bakanlığının
(Jandarma Genel Komutanlığı) 15.12.2000 gün ve 391540
sayılı yazılarındaki talebe istinaden,
4 İçel Mersin Otelcilik ve
Turizm Meslek Lisesi
İnşaatın yapılacağı yerin turistik bölgede bulunması ve
turizm sezonunda bölgede bulunan otellere personel
126
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
İkmal İnşaatı istihdamının sağlanabilmesi amacıyla ve birinci kısım
inşaatının da 2886/44’e göre ihale edilmesi nedeniyle işin bir
an önce bitirilmesi ve hizmete açılmasını temin için,
5 Ankara Altındağ
Hükümet Konağı İnşaatı
İnşaatın özel proje olması nedeniyle,
6 Ankara Akyurt Hükümet
Konağı İnşaatı
İnşaatın özel proje olması nedeniyle,
7 Adıyaman Kahta
Dev. Hast. Ek Bina
(Poliklinik, İdari Bina+
Ameliyathane) İnşaatı
İşin özel proje olmasından,
8 Samsun Devlet Hastanesi
Ek Bina İkmal İnşaatı
İşin projesinin özel proje olması,kalan işlerin tesisat ağırlıklı
olması ve bölgede Hastaneye acil ihtiyaç duyulması
nedeniyle
9 Denizli Serinhisar Devlet
Hastanesi Ek Bina
İnşaatı
İşin önemi ve özel proje olması nedeniyle
10 Batman Merkez 30
Daireli Subay Astsubay
Lojman İnşaatı
İçişleri Bakanlığının (Jandarma Genel Komutanlığı)
14.06.2000 gün ve 180096 sayılı yazılarında Batman il
merkezinde lojman sıkıntısının had safhada olması ve
2886/44’e göre ihalesi talep edilmesi nedeniyle
11 Ankara Hazine Müst.
Oran Sitesi B2 ve B3
Blok Lojman Onarımı ve
Takviyesi İşi
Düzce depremi nedeniyle oluşan çatlakların giderilmesi
amacıyla hazırlanan güçlendirme proje uygulamasının önemi,
özellikli ve ihtisas işini kapsaması nedeniyle adı geçen
onarım inşaatının firmalara davetiye çıkarılmak suretiyle
acilen ihale edilmesi talep edilmiş olması dolayısıyla
12 Nizip Devlet Hastanesi
(Acil Servis+Kan Ban.
+KBB+Nöroloji+Üroloji
+Çocuk Pol) İnşaatı
Adı geçen işin özel proje olmasından dolayı
13 Ankara Adliye Sarayı
Onarım İnşaatı
Adalet Bakanlığının 21/05/2001 gün ve 278 sayılı yazılarında
işin özel proje olması, önemi ve özelliği ile bir an önce
bitirilmesi ve hizmete açılmasının temini talep edilmiş olup,
her gün yüzlerce kişinin çeşitli nedenlerle girip çıktığı
binanın diğer kamu kurum ve kuruluşlarından farklı
konumda olması ve güvenlik sorunu sebeplerinden dolayı
14 Ankara Tapu ve Kad.
Gen. Müd. Arşiv Binası
İkmal İnşaatı
İşin özel proje olması nedeniyle
15 Ankara DPT Müst.
Hizmet Binası İnşaatı
İşin yapılacağı binanın diğer kamu kurum ve kuruluşlarından
farklı konumda olması ve özellik arz etmesi nedenlerinden
dolayı
16 Denizli 400 Kişilik
Cezaevi İkmal İnşaatı
İşin projesinin özel proje olması, cezaevine bölgede acil
ihtiyaç duyulması nedeniyle işin bir an önce bitirilmesi ve
hizmete açılabilmesinin temini için
127
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
17 Ankara Başbakanlık
Denizcilik Müst. Hizmet
Binası Tes. On. İnşaatı
İnşaatın idame ve yenileme işi olması nedeniyle
18 Bilecik Bozüyük Adalet
Binası İnşaatı
İşin özel proje olması, önemi ve özelliği bulunan bina olması
nedeniyle bir an önce bitirilmesi ve hizmete açılmasının
temininin talep edilmesi nedeniyle
19 Aydın Söke Adalet
Binası İkmal İnşaatı
İşin özel proje olması ve aciliyeti nedeniyle
20 Ankara Evren Hükümet
Konağı İnşaatı
İşin projesinin özel proje olması, bölgedeki kamu
birimlerinin ayrı ayrı yerlerde olmasından dolayı adı geçen
binaya ihtiyaç duyulması nedeniyle
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının esasa ilişkin görüşünde İçel Mersin Otelcilik ve
Turizm Meslek Lisesi İkmal İnşaatı İhalesi yer almamaktadır.
Tabloda görüldüğü üzere;
- Van Merkez 150 Daireli Jandarma Subay ve Astsubay Lojman İnşaatı,
- Batman Merkez 30 Daireli Subay Astsubay Lojman İnşaatı,
ihaleleri dışındaki diğer tüm ihalelerin, Devlet İhaleleri Genelgeleri’nde belirtilen
sınırlamalar dışında kaldığı anlaşılmaktadır.
Söz konusu onsekiz ihalenin Devlet İhaleleri Genelgesi’nde “sosyal tesisler,
lojmanlar, tip projelerin tatbik edildiği binalar ve benzeri işler” kategorisinde bulunmadığı
açıktır. Bu durumda, bir işin özelliği bulunan yapım işi olup olmadığı hususunun teknik bir
konu olduğu ve buna ilişkin değerlendirmenin de Yapı İşleri Genel Müdürlüğü birimlerince
yapıldığı dikkate alındığında, sanık Bakanın bu konuda görevlilere talimat verme ya da
telkinde bulunma şeklinde hukuka aykırı bir eyleminin saptanamaması halinde, bu ihaleler
için verdiği onaylardan dolayı Bakanın cezai sorumluluğunun bulunduğunu ileri sürmek
mümkün değildir.
Nitekim, Yüce Divanda tanık olarak dinlenilen M. Sedat ABAN, Sadrettin DİNÇER,
Fethi SOYDAN, Mehmet İNCE ve İlkutlu GÖNÜLAL bütün aşamalarda verdikleri
ifadelerinde, sanık Bakanın belli bir işin 44. maddeye göre ihale edilmesi için kendilerine
herhangi bir talimat verdiğine dair bir beyanda bulunmamışlardır.
Kaldı ki soruşturma komisyonu raporunda, sanığın özelliği bulunan yapım işi
niteliğini taşımayan işlerin bu kapsama alınması yönünde Yapı İşleri Genel Müdürlüğü
görevlilerine herhangi bir emir veya telkinde bulunduğu yönünde bir iddia da ileri
sürülmemiştir.
Her ne kadar Tablonun 3. sırasında yer alan “Malatya İl Jandarma Alay Komutanlığı
Bina ve Tesisleri İnşaatı İhalesi”nin projesinin Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca Yüce
Divana gönderilen 5.4.2006 günlü, 1094 sayılı yazısında “tip proje” olduğu bildirilmiş ise
de Bakana sunulan onay yazısında işin “özel projeli” olduğu belirtildiğinden, bu konuda
Bakanın sorumluluğu saptanırken kendisine sunulan onay yazısındaki “özel proje”
ifadesinin dikkate alınması gerektiği kanaatine varılmıştır. Kaldı ki söz konusu ihalenin
Jandarma Genel Komutanlığının ihalenin 44. madde uyarınca yapılmasına ilişkin talebi
128
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
nedeniyle bu madde uyarınca yapıldığı dikkate alındığında, sanığın suç kastının da
bulunmadığı açıktır.
Diğer taraftan, tabloda belirtilen Bakan onaylarından görüldüğü üzere 2. sırada yer
alan “Van Merkez 150 Daireli Jandarma Subay ve Astsubay Lojman İnşaatı İhalesi” ile 10.
sırada yer alan “Batman Merkez 30 Daireli Subay Astsubay Lojman İnşaatı İhalesi”nin
OHAL kapsamında yer almayan illerde yapılmalarına ve lojman olmalarına karşın Devlet
İhaleleri Genelgeleri’ne aykırı olarak 44. maddeye göre yapıldığı anlaşılmıştır. Ancak, bu
iki ihaleye ilişkin Bakan Olurlarının incelenmesinde, Jandarma Genel Komutanlığının söz
konusu iki ihalenin bu madde uyarınca yapılması yönündeki talebi dikkate alınarak
yapıldığı anlaşılmıştır. Nitekim, sanık ve müdafii de esasa ilişkin savunmalarında bu hususu
teyit etmişlerdir. Bu durumda, gerek 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 45. maddesinde yer
alan “Cürümde kastın bulunmaması cezayı kaldırır” hükmü ve gerekse 5237 sayılı Türk
Ceza Kanunu’nun 21. maddesinde yer alan “Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır”
hükmü gereğince, sanığın bir başkasına veya kendisine yarar sağlama kastıyla hareket
etmediği, bir başka ifadeyle sanığın suç işleme kastının bulunmadığı anlaşıldığından, sanığa
yüklenen suçun manevi unsurunun gerçekleşmediği kanaatine varılmıştır.
Üyeler Mustafa YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT
beraat kararına değişik gerekçeyle katılmışlardır.
Ancak Başkanvekili Haşim KILIÇ, Üyeler Sacit ADALI, Şevket APALAK ve Serruh
KALELİ “Ankara Hazine Müsteşarlığı Oran Sitesi B2 ve B3 Blok Lojman Onarımı ve
Takviyesi İşi İhalesi” dışında kalan diğer ihalelerde sanığın üzerine atılı görevi kötüye
kullanma suçunun oluştuğu ve sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmesi gerektiği
düşüncesiyle bu değerlendirmelere katılmamışlardır.
c- Parasal Limitler Açısından Taşra Teşkilatlarınca Yapılması Gereken Bir
Kısım İhalenin Merkeze Alındığı İddiası
Soruşturma komisyonu raporunun “1.2.3.3. OHAL Kapsamı Dışındaki İllerle İlgili
İhalelerin Merkezde Yapılmasına Parasal Limitlerin Etkisi” başlıklı bölümünde;
- Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca her yıl yayımlanan ve taşra teşkilatlarının ihale
yapma yetkisi konusundaki parasal limitlerini belirleyen genelgelere göre, parasal limitler
açısından ilgili valilikler (taşra teşkilatları) tarafından yapılabilecek nitelikteki ve
büyüklükteki çok sayıdaki ihalenin gereksiz yere merkeze alındığı,
- İhalelerde davetiye usulünün kullanıdığı ve ihalelere çoğunlukla merkezi Ankara’da
olan firmalar davet edilmek suretiyle mahalli firmaların katılımnın büyük ölçüde önlendiği
ve bu nedenle daha avantajlı teklif verme imkanları bulunan mahalli firmaların katılım dışı
bırakıldığı,
- Yapılan bu keyfi uygulamalar sonucunda ihalelerde “rekabet” ilkesi ile
“ihtiyaçların uygun şartlarla karşılanması” ilkesinin sağlanamadığı,
ileri sürülmüştür.
129
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
Soruşturma komisyonunca yüz altmışyedi ihaleden seksenyedi ihalenin parasal
limitler açısından taşrada yapılması gerekirken merkeze alındığı iddia edilmesine karşın,
sadece onyedi ihale incelenmiş olup geriye kalan yetmiş ihaleye ilişkin herhangi bir bilgiye
yer verilmemiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının esasa ilişkin görüşünde bu iddiaya
değinilmemiştir.
Sanık müdafii Av. Bülent H. ACAR esasa ilişkin dilekçesinde özetle, 2886 sayılı
Devlet İhale Kanunu’nun 44. maddesindeki davetiye usulü ile ihalenin kanun emri
gereğince bizzat Bakan onayıyla Bakanlık merkez teşkilatınca yapılabileceğini, Bakanın
parasal limit belirleme suretiyle yetki devir etmesinin 44. madde dışındaki ihale usulleri için
geçerli olduğunu, soruşturma komisyonunun yerindelik denetimi niteliğindeki bu iddiasının
kanuna aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
İddiaya konu onyedi (17) ihale şunlardır:
1.- Mardin Yurdu Lojman Onarım ve İhata Duvarı Yapılması İnşaatı
2.- Rize Merkez Kız Yurdu Onarım İnşaatı
3.- Bursa Uludağ Yurdu Teshin Merkezi ve Isı Kanalı İnşaatı
4.- Mardin Yurt Binası Onarım İnşaatı
5.- Bilecik Bozöyük Sağlık Meslek Lisesi İkmal İnşaatı
6.- Bursa Uludağ Yurdu Teshin Merkezi ve Isı Kanal İkmal İnşaatı
7.- Ankara Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Merkez Bina ve Necatibey Caddesi 63
Nolu Ek Bina Onarım İnşaatı
8.- Bolu Halk Sağlığı Laboratuarı İkmal İnşaatı
9.- Gaziantep Nizip Devlet Hastanesi Acil Servis Kan Bankası Kulak, Burun, Boğaz
Nöroloji,Üroloji Binası İnşaatı
10.- Erzurum Aziziye ve Palandöken Yurdu Onarım İnşaatı
11.- Trabzon Şalpazarı Sağlık Merkezi İnşaatı
12.- Ankara Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı Hizmet Binası Onarım İşi
13.- Ankara Altındağ Hükümet Konağı İnşaatı
14.- Bursa Kredi Yurdu Kurumu Bölge Müdürlüğü Banyo, WC Onarım İnşaatı
15.- Ankara Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı Oran Sitesi B2 ve B3 Blok Lojman
Onarım İnşaatı
16.- Bilecik Bozöyük Adalet Binası İnşaatı
17.- Bartın Göğüs Hastalıkları Hastanesi Ek Bina İnşaatı
1050 sayılı Genel Muhasebe Kanunu’nun 62. maddesinde yer alan “Bakanlar, ikinci
derece ita amirlerinin merkezden izin almaksızın hangi tür ve tutardaki sözleşmeleri
130
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
yapmaya yetkili olduklarını mali yıl başında duyururlar.” hükmü gereğince Bayındırlık ve
İskan Bakanlığınca her yıl valiliklerin ihalelerle ilgili parasal yetki sınırlarını belirleyen
genelgeler yayımlanmaktadır. Bu genelgelerde iller için geçerli farklı parasal limitler
öngörülmüştür. Genelge, 1050 sayılı Kanun’a tabi kuruluş ve işlemler için geçerli olacaktır.
Bir başka ifadeyle 1050 sayılı Kanun’a tabi olmayan kurumların yaptığı ihalelerde genelge
hükümlerinin uygulanması söz konusu değildir.
Örneğin, 351 sayılı “Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Kanunu”nun 36.;
3418 sayılı “Eğitim, Gençlik, Spor ve Sağlık Hizmetleri Vergisinin İhdası ile 3074 sayılı
Akaryakıt Tüketim Vergisi Kanunu, 197 sayılı Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu, 1318 sayılı
Finansman Kanunu, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu, 6183
sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ve 492 sayılı Harçlar Kanununda
Değişiklikler Yapılması ve Bu Kanunlara Bazı Hükümler Eklenmesine Dair Kanun”un 39.
ve 574 sayılı “Kanun Hükmünde Kararname”nin 3. maddesiyle 7269 sayılı Kanun’a
eklenen Geçici 13. maddesinde, söz konusu kanunların 1050 sayılı Kanun’a tabi olmadıkları
hükmüne yer verildiğinden, ihalesi bu Kanunlara göre yapılan işlerde parasal limitlere
ilişkin genelgeler uygulanmayacaktır.
Bu açıklamalar çerçevesinde iddia konusu ihalelerden;
- 1., 2., 3., 4., 6. ve 10. sırada belirtilen işlerin Yüksek Öğrenim Kredi Yurtlar
Kurumu İhale Yönetmeliğine göre yapıldığı,
- 5., 11. ve 17. sırada belirtilen işlerin ödeneğinin 3418 sayılı Kanun’a göre
karşılandığı,
- 8. sırada belirtilen işin 574 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamında olduğu,
anlaşıldığından, söz konusu ihalelerde 1050 sayılı Kanun’un ve dolayısıyla da bu
Kanun’a dayalı olarak çıkarılan parasal yetki sınırlarını belirleyen genelgelerin uygulanma
durumu yoktur.
Geriye kalan 7., 9., 13., 15. ve 16. sıradaki işlerin ödeneği genel bütçeden
sağlandığından, bu işler 1050 sayılı Genel Muhasebe Kanunu’na tabidir. Ancak, işlerin
1050 sayılı Kanun’a tabi olması tek başına yeterli olmayıp, bunun yanında genelge
kapsamına girip girmediği ile bu ihalelerin merkezde yapılmasında Bakanın cezai
sorumluluğunun bulunup bulunmadığı hususlarının da irdelenmesi gerekmektedir.
Söz konusu beş işle ilgili ihale Olurlarının incelenmesinden, ihalelerin 2886 sayılı
Kanun’un 44. maddesine göre ve merkez ihale komisyonunca yapılmasına Bakanın onay
verdiği anlaşılmıştır.
2886 sayılı Kanun’un 44. maddesinde “...Bu madde hükümlerine göre yapılacak
ihalelerde, ihaleye katılacak isteklilerin isimleri belirtilmek suretiyle bizzat ilgili veya bağlı
bulunulan bakanın onayının alınması zorunludur.” hükmü yer almaktadır. Buna göre,
ihalenin 44. maddeye göre yapılması ve ihaleye katılacak firmaların belirlenmesi Bakan
onayıyla kararlaştırılmaktadır.
131
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
Maddede ihalenin merkezde ya da taşrada yapılması konusunda açık bir hüküm yer
almamakta ise de ihale usulünün ve çağrılacak firmaların Bakan tarafından belirlenmesinin,
ihalenin merkezde yapılması sonucunu doğurduğu açıktır. Bir başka ifadeyle parasal
limitleri belirleyen genelgeler, 44. madde dışında yapılan ihalelelerde uygulanabilecektir.
Bu nedenle 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 44. maddesine göre yapılan bir ihalede de
1050 sayılı Kanun’un ve dolayısıyla da bu Kanun’a dayalı olarak çıkarılan parasal yetki
sınırlarını belirleyen genelgelerin uygulanma durumu söz konusu olamaz.
Açıklanan nedenlerle, bu konuda ileri sürülen iddia yerinde görülmemiştir.
d- İhalelere Genelde Aynı Firmaların Davet Edildiği İddiası
Soruşturma komisyonu raporunda, Bakanlıkta üçbinden fazla firmanın tanıtım
dosyası olmasına karşın ihalelere toplam ikiyüz altmışdört firma içerisinden seçim yapılarak
davet edilecek firmaların belirlendiği, ihalelere sınırlı sayıda (en fazla 8-10) ve sürekli aynı
firmaların davet edilmesi nedeniyle inşaat sektöründe söz konusu işleri yapabilecek nitelikte
çok sayıda firmanın ihalelere katılımı engellenerek haksız rekabet yaratıldığı ileri
sürülmüştür.
Sanık 30.3.2005 günlü oturumda yaptığı savunmasında özetle;
- Davet usülü uygulanarak yapılan ihalelerde, idarede kayıtları bulunan firmalar
arasından ihaleye davet edilecek en az üç firmanın bizzat ihaleyi yapacak idarece
seçildiğini, Bakanın idarenin hazırladığı ihale işleminin şekli denetimini yaptığını,
- 2886 sayılı Kanun’un 44. maddesinde öngörülen davetiye usulüyle yapılan bir
ihalede en az üç firmaya davetiye gönderilmekle, Kanun’un 2. maddesinde öngörülen
rekabet ilkesinin gerçekleşmiş olacağını,
- Hukuken daha çok sayıda firmanın katılmasının sağlanmamasının idari bir eksikliğe
konu olamayacağı gibi herhangi bir suça da konu olamayacağını,
beyan etmiştir.
Sanık müdafii 24.5.2007 günlü esasa ilişkin görüşlerini içeren dilekçesinde özetle;
sanık Bakanın teknik bir birim olan Yapı İşleri Genel Müdürlüğünün yetkisinde olan ihale
işlemlerini yapamayacağını, bu bağlamda, ihalelere katılmak amacıyla idarede olduğu
belirtilen üçbini aşkın firma tanıtım dosyasını inceleyip firma belirlemesinin söz konusu
olamayacağını, nitekim Yüce Divanın E 2004/5, K 2006/2 sayılı kararında da teknik
birimlerce yapılan işlemlerden dolayı sanık Bakanın sorumlu olamayacağı yönünde karar
verildiğini, Bakanın yaptığı onayın işlemi yürürlüğe sokmak anlamına geldiğini, Bakanın
sadece şekli denetimden dolayı bir sorumluluğunun bulunduğunu, bu konudaki yetki ve
sorumluluğun idari görevlilere ait olduğunu, Bakanın hiyerarşik aşamada oluşturulan her bir
işlemi yapmasının söz konusu olamayacağını, siyasi kişiliği bulunan Bakanın teknik bir
işten anlamasının mümkün olmadığını, sanığın firma seçimi konusunda idareye emir,
talimat, baskı veya yönlendirmede bulunmadığını, soruşturma komisyonunun “bazı
firmalara davetiye gönderilmesi konusunda gereksiz ve anlamsız bir şekilde ısrarcı
davranılmıştır” şeklindeki ve yerindelik denetimi niteliğindeki açıklamasının hukuksal
dayanaktan yoksun bulunduğunu ifade etmiştir.
132
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
Bu iddia soruşturma komisyonu tarafından bağımsız bir suç isnadı olarak ileri
sürülmemiştir. Soruşturma komisyonu bu iddianın 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 2.
maddesinde “ihtiyaçların en iyi şekilde; uygun şartlarla ve zamanında karşılanması ve
ihalede açıklık ve rekabetin sağlanması” olarak belirlenen temel ilkelere ve anılan
Kanun’un 44. maddesine aykırı davranıldığının bir göstergesi olduğunu ileri sürmüştür.
Soruşturma komisyonu bu durumu sanığın görevini kötüye kullanma suçunu işlediğine
ilişkin bir delil olarak kabul etmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da esasa ilişkin görüşünde bu iddiayı bağımsız bir
suç isnadı olarak görmemiştir. Ancak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma
komisyonundan farklı olarak söz konusu saptamayı ihaleye fesat karıştırma suçunda
destekleyici bir delil olarak kullanmıştır.
Soruşturma komisyonu tarafından yapılan bu saptama tek başına bir suç isnadı olarak
kabul edilemez. Bu veriler, sanığın suç kastının belirlenmesinde mahkemeye yardımcı
olabilecek bilgi niteliğindedir. Bir başka ifade ile bu bilgiler somut bir ihale ile
ilişkilendirildiği durumda dikkate alınabilir.
e- Davet Edilen veya İhaleyi Kazanan Firmaların Çağrıldıkları İhaleler İçin
Yeterli Olmadıkları ve Firmalar Arasında Ortaklık ya da Akrabalık İlişkilerinin
Bulunduğu İddiası
Soruşturma komisyonu raporunda;
- İhalelere davet edilen veya ihaleyi kazanan firmaların çağrıldıkları ihale
bakımından teknik ve mali açıdan yetersiz oldukları ve daha önce benzer iş deneyimlerinin
bulunmadığı,
- Ortakları aynı veya aralarında yakın akrabalık bulunan firmaların ihalelere davet
edildiği, bazı firmalara gönderilen davet mektuplarının aynı adrese gönderildiği, bazı davet
mektuplarının da kanuni adresleri dışında başka adreslere gönderildiği ve böylece ihalelerde
gizlilik ve rekabetin engellendiği,
iddia edilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı esas hakkındaki görüşünde, sanığın istediği
firmalara kazandırmak için danışmanı ve/veya müsteşar yardımcısı aracılığıyla verdiği
hukuka aykırı talimatlarla fesat karıştırdığı 10 ihalede, teknik ve mali açıdan yeterli olup
olmadıkları dikkate alınmadan firma davet edilmesinin, ihaleye fesat karıştırma suçunun
unsurları arasında olduğunu ileri sürmüştür. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı bu konuda;
“…Talimatları üzerine adı geçen firmanın teknik ve mali açıdan yetersizliği dikkate
alınmaksızın davetiye gönderilmiş, yine aynı ihalelere, uygun rekabet ortamı oluşturmaya
katkı sağlaması mümkün olmayan yetersiz ve çeşitli açılardan birbirleriyle irtibatlı olan
firmalar davet edilmiş, bu şekilde rekabet engellenerek (indirim oranları ortalama % 9,64’e
düşmüştür.) ihale istenilen firmalara verilmek suretiyle onlara haksız çıkar sağlanmış,
Devlet zarara uğratılmış ve ihaleye girmeye hakkı olan firmalar/kişiler mağdur edilmiştir.”
şeklinde görüş belirtmiştir.
133
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
Sanık savunmasında, ihaleye katılacak firmaların teknik yeterlilikleri ve güçlerinin
olup olmadığı konusunda kendisinin sorumlu olmayacağını, sorumluluğun ihaleyi yapan
makama ait olduğunu ileri sürmüştür.
Sanık müdafii yargılamanın değişik aşamalarında yaptığı sözlü ve yazılı
savunmalarında özetle;
- Davet edilecek firmaların belirlenmesinin teknik bir iş olduğunu, müsteşar ve
müsteşar yardımcıları tarafından hazırlanan işlemin onay için Bakana sunulduğunu, Bakanın
yaptığı onayın 1977 tarihli Sayıştay kararında da belirtildiği üzere işlemi yürürlüğe sokmak
anlamına geldiğini, Bakanın sadece şekli denetimden dolayı bir sorumluluğunun
bulunduğunu, bu konudaki yetki ve sorumluluğun idari görevlilere ait olduğunu, Bakanın
hiyerarşik aşamada oluşturulan her bir işlemi yapmasının söz konusu olamayacağını, siyasi
kişiliği bulunan Bakanın teknik bir işten anlamasının mümkün olmadığını, sanığın firma
seçimi konusunda idareye emir, talimat, baskı veya yönlendirmede bulunmadığını
- Bakanın ihalelere katılmak için idarede olduğu belirtilen 3000’i aşkın firma tanıtım
dosyasını ve bunlar arasında akrabalık, karı-koca ilişkisi ve ikametgah belgelerini
inceleyemeyeceğini,
- Yargılama makamlarının idarenin firma belirlemesi işleminin hukuki denetimini
yapabileceğini, yerindelik denetimi yapamayacağını,
- İhale hukukunda bir isteklinin kendi veya başkaları adına asaleten veya vekaleten
birden fazla teklif verme yasağının ortaklık şirket tüzel kişiliğinin, akrabalık veya karı koca
ilişkisinin farklı hukuki kavramlar olması nedeniyle, bir kişinin belirtilen şekilde teklifiyle
sözü edilen ilişki durumları arasında hukuken herhangi bir ilişki olmadığını,
ifade etmiştir.
Bu iddia soruşturma komisyonu tarafından bağımsız bir suç isnadı olarak ileri
sürülmemiştir. Soruşturma Komisyonu bu iddianın 2886 sayılı Kanun’un 2. maddesinde
“ihtiyaçların en iyi şekilde; uygun şartlarla ve zamanında karşılanması ve ihalede açıklık ve
rekabetin sağlanması” olarak belirlenen temel ilkelere ve anılan Kanun’un 44. maddesine
aykırı davranıldığının bir göstergesi olduğunu ileri sürmüştür. Soruşturma Komisyonu bu
durumu sanığın görevini kötüye kullanma suçunu işlediğine ilişkin bir delil olarak kabul
etmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da esasa ilişkin görüşünde bu iddiayı bağımsız bir
suç isnadı olarak görmemiştir. Ancak, Başsavcılık soruşturma komisyonundan farklı olarak
söz konusu saptamayı ihaleye fesat karıştırma suçunda destekleyici bir delil olarak
kullanmıştır.
Soruşturma komisyonu tarafından yapılan bu saptama tek başına bir suç isnadı olarak
kabul edilemez. Bu veriler, sanığın suç kastının belirlenmesinde mahkemeye yardımcı
olabilecek bilgi niteliğindedir. Bir başka ifade ile bu bilgiler somut bir ihale ile
ilişkilendirildiği durumda dikkate alınabilir. Nitekim, firmaların yeterlilikleri ile ortaklık
veya akrabalık bağlarına ilişkin iddialar ihale bazında irdelenmiştir.
134
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
Kaldı ki tanık olarak dinlenilen bakanlık görevlilerinin tamamı, davet usulü ile
yapılan ihalelerde davet edilecek firmaların teknik ve mali açıdan yeterli olup
olmadıklarının bakanlıkta bulunan firma tanıtım dosyaları incelenmek ve her yıl Resmi
Gazetede yayımlanan “Devlet İhaleleri Genelgesi”nin ekinde Ek - 5 numaralı formdaki
kriterler dikkate alınmak suretiyle Yapı İşleri Genel Müdürlüğü Yapım Daire Başkanlığı
bünyesindeki İhaleli İşler Takip Şube Müdürlüğünce tespit edilip daire başkanı-genel müdür
yardımcısı-genel müdür-müsteşar yardımcısı ve müsteşarın parafından sonra Bakan onayına
sunulduğunu ifade etmişlerdir.
2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun yürürlükte bulunduğu dönemde her yıl Resmi
Gazetede yayımlanan Devlet İhaleleri Genelgesi’nin ekindeki Ek - 5 numaralı formun
incelenmesinde, anılan Kanun’un 44. maddesine göre yapılacak ihalelere davet edilecek
firmaların teknik ve mali yönden değerlendirilmesine ilişkin bilgilerin bulunduğu
anlaşılmıştır.
Bu durumda, firmaların teknik ve mali açıdan yeterli olup olmadıklarına ilişkin
değerlendirme yapma görevinin Yapı İşleri Genel Müdürlüğüne bağlı Yapım Daire
Başkanlığı bünyesindeki İhaleli İşler Takip Şube Müdürlüğünce yerine getirildiği göz
önünde bulundurulduğunda, buna ilişkin görev ve sorumluluğun bu birimdeki görevlilere ait
olduğu açıktır.
Diğer taraftan, Bakanın firma tanıtım dosyalarını inceleyerek firmaların ortaklık
yapısı, ikametgah adresleri ve akrabalık ilişkileri gibi alt düzey birimlerce yerine getirilecek
konularda görev ve sorumluluğunun bulunduğu da söylenemez.
Sanığın bakanlık görevlilerince yerine getirilen bu görevden dolayı sorumlu
tutulabilmesi için bu konuda söz konusu görevlilerin eylemlerine emir vermek, telkinde
veya baskıda bulunmak suretiyle iştirak etmesi gerekmektedir.
Bakanlık görevlisi olan tanıklar Ali HELVACI, M. Sedat ABAN, İlkutlu
GÖNÜLAL, Mehmet İNCE ve Fethi SOYDAN ise tüm aşamalarda verdikleri beyanlarında,
sanık Bakanın davet edilecek firmaların teknik ve mali yeterlilikleri konusuyla
ilgilenmediğini ve bu konuda kendilerine herhangi bir emir veya talimat vermediğini ifade
etmişlerdir.
Açıklanan nedenlerle, bağımsız bir suç isnadı olarak kabul edilmeyen bu iddia
yerinde görülmemiştir.
f- Firma Tanıtım Dosyalarının İhaleden Sonra veya Davet Edilmeden Çok Az
Önce Verildiği İddiası
Soruşturma komisyonu raporunda;
- Birtakım firmaların ihale tarihi itibarıyla bakanlıkta ihale tanıtım dosyaları
bulunmadığı halde bazı ihalelere davet edildikleri,
- Bazı firmaların ise davet mektubu gönderilmeden çok kısa bir süre önce tanıtım
dosyası verdikleri, bu durumun o ihaleyi kazanması düşünülen firmanın tanıtım dosyası
vermesi için özellikle teşvik edildiği izlenimini uyandırdığı,
135
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
ileri sürülmüştür.
Sanık müdafii esasa ilişkin savunmasını içeren dilekçesinde, hukuksal dayanaktan
yoksun bulunan bu iddianın muhatabının sanık Bakan olmadığını, Ceza usul hukukunda
şüphenin ve izlenimin ispat olmadığını belirtmiştir.
Soruşturma komisyonu raporunda bu iddiayla ilgili olarak “izlenim uyandırmak”tan
söz edilmiştir. Ceza hukukunda iddianın her türlü şüpheden uzak, kesin ve somut delillere
dayanması gerekmektedir.
Firma tanıtım dosyalarının ihale tarihinden hemen önce veya sonra verilmiş olması,
ihaleyi bizzat yapan kişilerin sorumluluğunu gerektiren bir konudur. Oysa, Bakan ihaleyi
yapan makam konumunda bulunmamaktadır. Kaldı ki sanık Bakanın firma tanıtım
dosyalarını incelemek gibi bir görevi bulunmadığı gibi Bakanın bu tür ayrıntılarla
ilgilenmesi de mümkün değildir.
Sanığın bakanlık görevlilerince yerine getirilen bu görevden dolayı sorumlu
tutulabilmesi için, bu konuda söz konusu görevlilerin eylemlerine emir vermek, telkinde
veya baskıda bulunmak suretiyle iştirak etmesi gerekmektedir.
Bakanlık görevlisi olan tanıklar ise sanık Bakanın bu konuda herhangi bir emir veya
talimatının bulunmadığını ifade etmişlerdir. Diğer taraftan söz konusu iddiaya ilişkin olarak
dinlenilen firma temsilcisi olan tanıklar da bu konuda sanık Bakana yönelik bir beyanda
bulunmamışlardır.
Açıklanan nedenlerle, bu konuda ileri sürülen iddia yerinde görülmemiştir.
C- Haksız Mal Edinme Suçuna İlişkin İddia
(...)
(...)
(...)
136
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
Sanık 24.5.2007 günlü oturumda yaptığı esasa ilişkin savunmasında özetle;
- Soruşturma komisyonu ve Yüce Divanda, bakanlık yaptığı dönem içerisinde mal
varlığında bir artışın olup olmadığı yönünde bir araştırma yapılmadığını, araştırma ve
incelemenin bakanlık döneminden öncesine ilişkin olarak yapıldığını ve sonuçta bakanlık
yaptığı dönemde mal varlığında her hangi bir artışın saptanamadığını,
- Suçlamanın temel nedeninin mal varlığı beyannamesini birkaç ay gecikmeli olarak
vermesi olduğunu,
- Soruşturma komisyonunun kendisini sadece milletvekili maaşıyla geçinen bir kişi
olarak görmesine karşın, yargılamada iş adamlığı kimliğinin ortaya konduğunu,
- Sattığı taşınmazları satın alanların tamamının tanık olarak dinlendiğini, tanıkların
beyanları arasında her hangi bir çelişkinin olmadığını, tanık beyanlarının fatura ve
muhasebe kayıtlarıyla teyit edildiğini,
- Taşınmazların satışına ilişkin belge sunulamadığı iddiasının geçersiz olduğunu,
satın alanların taşınmazların tapusunu almalarının en büyük delil ve belge olduğunu,
tapunun alınmasından sonra sözleşme veya diğer belgelerin saklanmasının bir anlamının
olmadığını, kaldı ki tanıklardan birisinin (Şükrü Koç) söz konusu belgeleri saklayıp
mahkemeye ibraz etme başarısını da gösterdiğini, ancak Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığının tüm bu delilleri yok saydığını,
- Yüce Divanın mal varlığı araştırması konusunda bilirkişi incelemesi yoluna
başvurmasının, mahkemece bu konunun “teknik bir iş” olarak kabul edildiğini, ek rapor
alınmasından sonra da yapılan itirazları reddetmesinin bilirkişi raporuna itibar ettiği
anlamına geldiğini,
- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ek bilirkişi raporuna itiraz edip yeni bilirkişi
heyeti oluşturulmasına ilişkin isteminin Yüce Divanca reddedilmesinden sonra bu kararın
geri alınmasını istememesinin bilirkişi raporunu kesin kanıt olarak kabul etmesi anlamına
geldiğini,
- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının esas hakkındaki mütalaasının 27. sayfasında
taşınmazların satışından elde edilen değerlerin kabul edilmesine karşın sonuç olarak bu
gelirleri görmezden gelerek çelişkili bir görüş ortaya koyduğunu,
- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca bilirkişi raporunda yapılan maliyet hesabı
doğru bulunurken, aynı bilirkişilerin dairelerin gelirinden maliyetleri çıkararak kendisi
lehine bulduğu artı değeri kabul etmemesinin çifte standart olduğunu,
beyan etmiştir.
Sanık müdafii Av. Bülent H. ACAR 24.5.2007 günlü oturumda da yinelediği
aynı günlü esasa ilişkin savunmasını içeren dilekçesinde özetle;
- Yüce Divanın 24.2.2005 günlü ara kararıyla sanık Bakanın sade vatandaş olduğu
1995 - 1999 dönemime ilişkin “bakma kapsamında” işlem yapacağına karar vermiş
olmasına karşın bu ara kararına uymayarak söz konusu dönemi fiilen yargıladığını,
137
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
- Soruşturma önergesi ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin önergeyi kabul kararında
1995-1999 dönemiyle ilgili bir isnadın bulunmadığını, bu nedenle soruşturma komisyonu
raporunun ve Yüce Divana sevk kararının hukuken yok hükmünde olduğunu,
- Türk hukukunda 1995 - 1999 dönemine ilişkin olarak “nereden buldun kanunu”
şeklinde bir yasa veya yasa hükmünün bulunmadığını,
- Soruşturma komisyonunca taşınmaz mallardaki artış dışında sadece sanığın döviz
ve TL cinsinden sahip olduğu paralarındaki artışın izahının istendiği ve mahkemenin bu
isnatla bağlı olması gerektiği halde tüm mal varlığı değerlerine bakıldığını,
- Sanığın yargılamaya konu edinilen fiili 8.12.1999 - 2003 mal bildirimleri olduğunu
ve yapılan yargılama sonucunda bu döneme ilişkin sanığın mal varlığında bir azalmanın
olduğunun ispatlandığını,
- 3628 sayılı Kanun’un Bakana mal beyanı dışında ve mal beyanıyla ilgili olarak
iddiaya konu mal hareketlerinin sadece kaynağını açıklama yükümlülüğünü getirdiğini,
- 3628 sayılı Kanun’un 4. maddesi emri gereğince beyan/kaynak karşılaştırılmasında,
matematik/bilançosal denklik yerine itibari denkliğin esas alınması gerektiğini,
- Sanık Bakanın 8.12.1999 tarihinde verdiği mal beyanında, Gelir Vergisi
Kanunu’nun 42/1. maddesinde yıllara sari inşaat ve onarım işlerinde maliyetin inşaatın
bitiminden sonra dikkate alınacağı hükmünü gözeterek inşaat maliyetlerini beyanına dahil
etmediğini,
- Sanığın 1997, 1998 ve 1999 yıllarında verdiği Yıllık Gelir Vergisi
Beyannamelerinde inşaatların senelere sari devam etmesi nedeniyle kar/zarar tablosunun
çıkarılamadığını,
- Bilirkişi raporlarıyla mal beyanlarının yeterli kaynağa dayandığı ve açıklanamayan
bir mal varlığı değerinin bulunmadığının ortaya konduğunu,
- Bilirkişilerin sanık Bakanın aleyhine usul ve takdirlerde bulunmalarına karşın sonuç
itibarıyla lehe bir durumun ortaya çıkması nedeniyle raporlara karşı itirazda ısrarcı
olmadıklarını,
- Mahkemenin bilirkişi raporunu aldıktan sonra yeni bir bilirkişi incelemesine
gitmemesinin bilirkişi incelemesini yeterli ve kabul etmesi anlamına geldiğini, bu nedenle
mahkemenin rapordaki tespit ve görüşlerle bağlı olduğunu,
- Yüce Divan yargılamasının tek dereceliliği mevcut bilirkişi raporunun sonucu
itibarıyla kesinlik derecesinde bir bağlayıcılığının bulunduğunu,
- 1995 - 1999 dönemine ilişkin mal varlığı değerlerinin tapu kayıtları, tanık beyanları
ve bilirkişi kurulu incelemesiyle ispatlandığını,
- Taşınmazları satın alan kişilerin tapularını aldıktan sonra satıma ilişkin belgeleri
belli bir süre saklamaları gerektiğine ilişkin her hangi bir yasal mevzuatın bulunmadığını,
- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının taşınmazların rayiç değerinin kendisine göre
bir usulle tespit edilmesini istediğini ancak buna ilişkin bir tespitte bulunmadığı gibi Ceza
138
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
Muhakemesi Kanunu’nun 67/6. ve 178. maddeleri uyarınca uzman kişiden görüş alma
yoluna da gitmediğini,
- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının taşınmazları sıfır değer olarak kabul
etmesinin esas hakkındaki görüşünün amacını ve iradesini açık bir biçimde ortaya
koyduğunu,
beyan etmiştir.
Soruşturma komisyonunca sanığın 30.6.1995 ve 8.12.1999 tarihlerinde verdiği iki
mal bildirimi karşılaştırılmıştır. Sanık Koray AYDIN, 1991 ila 1995 yılları arasında
milletvekilliği yapmış, 1995 yılından 18.4.1999 tarihine kadar da ticari faaliyette
bulunmuştur. 18.4.1999 tarihinde yapılan genel seçimlerde milletvekili seçilmiş ve akabinde
29.5.1999 tarihinde Bayındırlık ve İskan Bakanlığına atanmıştır. Bu görevini 5.9.2001
tarihine kadar sürdürmüştür.
Soruşturma komisyonu raporunda 30.6.1995 ile 8.12.1999 tarihli mal bildirimleri
arasında farklılıktan söz edilmekle birlikte, izahı gereken mal varlığı kalemlerinin özellikle
döviz ve TL’den oluşan mal varlığı kalemleri olduğu iddia edilmektedir.
Sanığa yüklenen eylem, 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve
Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu’nun 13. maddesinde düzenlenen haksız mal edinme
suçudur. Söz konusu 13. madde şöyledir:
“Kanunun daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde haksız mal edinene üç yıldan
beş yıla kadar hapis ve beş milyon liradan on milyon liraya kadar ağır para cezası verilir.
Haksız edinilen malı kaçıran veya gizleyene de aynı ceza verilir.”
Suçun maddi unsuru “ Haksız mal edinme” dir. Haksız mal edinmenin ne olduğu
hususu, Kanun’un 4. maddesinde “Kanuna veya genel ahlaka uygun olarak sağlandığı ispat
edilmeyen mallar veya ilgilinin sosyal yaşantısı bakımından geliriyle uygun olduğu kabul
edilemeyecek harcamalar şeklinde ortaya çıkan artışlar, bu Kanun’un uygulanmasında
haksız mal edinme sayılır.” şeklinde tarif edilmiştir.
Buna göre;
- Kanuna veya genel ahlaka uygun olarak sağlandığı ispat edilmeyen mallar,
-İlgilinin sosyal yaşantısı bakımından geliriyle uygun olduğu kabul edilemeyecek
harcamalar şeklinde ortaya çıkan artışlar,
“Haksız mal edinme”dir.
Bu suç genel kasıtla işlenebilen suçlardan olup ayrıca özel kasıt aranmaz.
Mal varlığındaki artışların ispatında rakamsal açıdan kesin bir uyuşmadan daha çok
“kabul edilebilir” bir açıklamanın ortaya konulmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Mal
varlığındaki artışların kaynağının varlığının kabul edilebilecek bir biçimde ispatlanması
durumunda haksız mal edinmeden söz edilemez.
“Haksız mal edinen kişi” tabirinden, Kanun’un 2. maddesi gereğince mal
bildiriminde bulunması zorunlu bulunan kişilerin anlaşılması gerektiği her türlü izahtan
139
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
varestedir. Milletvekilleri ve Bakanlar maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde sayılan
kişilerdendir.
Davada çözümlenmesi gereken husus, sanığın mal varlığında meydana geldiği iddia
edilen artışın 3628 sayılı Kanun’un 4. maddesi anlamında haksız mal edinme olup
olmadığının açıklığa kavuşturulmasıdır. Bunun için öncelikle 1995 ve 1999 tarihinde
verilen mal bildirimlerinin hangi kalemlerinde farklılık olduğu ve izahı gereken mal varlığı
miktarının gerçekte ne olduğunun belirlenmesi gerekmektedir.
(...)
1999 Mal Bildirimine Göre Eksilen Kalemler 1995 Mal Bildirimine Göre Artış Olan
Kalemler
Koray AYDIN’a ait iki silah
(...)
(...)
(...)
(...)
(...) (...) (...) (...)
(...) (...) (...) (...)
(...)
(...)
Soruşturma komisyonu sanığın Esenboğa İnş. Turz. Gıda San. Tic. A.Ş.’deki hisse
oranının 1/240 olması nedeniyle gelir hesabında dikkate almamıştır. Buna karşılık sanığın
İmaj Yorgan Sanayi ve Tic. A.Ş.’deki şirket kar paylarından elde ettiği gelirler sanığın
gelirinin hesaplanmasında dikkate alınmıştır. Dosyadaki bilgi ve belgelere göre sanığın İmaj
Yorgan Sanayi ve Tic. A.Ş.’ye 1997 yılında, Esenboğa İnş. Turz. Gıda San. Tic. A.Ş.’ye
1998 yılında ortak olduğu, bir başka ifadeyle bu iki şirket ortaklığının sanığın Bakan
olmadığı tarihten önce gerçekleştiği anlaşıldığından, bu mal varlığı kaynağının izah
edilebilir olduğu açıktır.
140
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
(...)
(...)
(...)
- (...)
- (...)
- (...)
- (...)
(...)
(...)
Yukarıdaki açıklamalarda belirtildiği üzere 79.415.410.967 TL’lik meblağın izah
edilebilir nitelikte olduğunun açıklığa kavuşması nedeniyle, bu miktarın soruşturma
komisyonu raporunda izahı istenen toplam tutardan düşülmesi gerektiği ortadadır.
(...)
Sanık savunmalarında mal varlığında meydana gelen bu artışın kaynağını ağırlıklı
olarak kendisi ve ortağı olduğu Yolalan Şirketi adına yapıp sattığı taşınmazlardan elde
edilen gelirleri gösterdiğinden, taşınmaz satımlarının gerçek olup olmadığının belirlenmesi
amacıyla, taşınmazlara ilişkin tapu kayıtları, kat karşılığı inşaat yapım sözleşmeleri,
taşınmazları satın alan firmaların buna ilişkin fatura ve defterleri getirtilip incelenmiş, ayrıca
taşınmazları satın alan kişiler tanık olarak dinlenilmiştir.
Söz konusu tanıklar beyanlarında; taşınmazları 1995 ila 1999 yılları arasında henüz
proje aşamasında, döviz cinsinden ve vadeli olarak satın aldıklarını, ödemeleri elden veya
makbuz karşılığında yaptıklarını ancak tapularını almaları ve aradan uzun zaman geçmesi
141
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
nedeniyle buna ilişkin belgeleri saklamadıklarını beyan etmiş iseler de tanıklardan sadece
Şükrü KOÇ beyanını doğrular biçimde satın aldığı taşınmaza ilişkin senet ve protokolü
ibraz etmiştir.
Tapu kayıtları, noterde düzenlenen kat karşılığı bina yapım sözleşmeleri ile
firmaların fatura ve defterlerinin incelenmesinden, söz konusu taşınmazların sanık
tarafından inşa edilip, tanıklara satılıp, tapularının da verildiği anlaşılmıştır.
Bu durumda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının esas hakkındaki görüşünde ileri
sürdüğü sanık ve tanıkların taşınmazların satışına ilişkin beyanlarına yazılı belge ile
desteklenmediği için itibar edilemeyeceğine ilişkin iddiasının, taşınmazların satışının
yapıldığının resmi belge niteliğindeki tapu kayıtlarıyla ispatlanması nedeniyle geçerliliğinin
bulunmadığı ortadadır.
Yukarıda açıklandığı üzere, sanığın savunmasında ileri sürdüğü taşınmaz satımlarının
gerçekleştiğinin anlaşılması nedeniyle, sanığın bakanlık yaptığı dönemden önce 30.6.1995
ve bakan olduktan sonra 8.12.1999 tarihlerinde verdiği mal bildirimleri arasında soruşturma
komisyonunca izah edilemediği iddia edilen farkın, sanığın kendisinin, eş ve çocuklarının
giderleri, varsa gelirleri ve bunların kaynakları göz önünde tutularak 1995 ve bakanlık
döneminin bir kısmını da kapsayan 1999 yılları arasındaki her türlü şirket kazançları, şahsî
maaş, kira, faiz ve benzeri gelirleri ile inşaatlarından elde ettiği gelirlerin elde edildiği
tarihteki rayiç bedelleri üzerinden bunların sağlanması için yapılan giderler de dikkate
alınarak önceki mal bildiriminin aktifinde bulunan ve sonrakine kaynak oluşturulan değerler
ile, iddia, savunma ve dosya içindeki tüm bilgi ve belgeler incelenerek, izah edilemeyen bir
malvarlığı olup olmadığı; var ise bu miktar konusunda ayrıntılı rapor verilmesi için
dosyanın bilirkişilere tevdiine karar verilerek gereğinin yerine getirilmesi için naip Üye
Serruh KALELİ refakatinde, Prof. Dr. Ercan BAYAZITLI, Prof. Dr. M. Talat BİRGÖNÜL
ve Ahmet Rıfat YETKİN’den oluşan bilirkişi heyeti aracılığıyla mahallinde 22.11.2006
gününde keşif yapılmıştır.
Bilirkişi heyeti raporunu 18.12.2006 gününde Yüce Divana sunmuştur. Ancak, söz
konusu rapora Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ve Katılan İdare Vekillerince;
- Taşınmazların keşif tarihindeki rayiç bedellerinin hangi kriterler baz alınarak
saptandığı ve varsa bunu ilişkin belgelerin dosyaya ibraz edilmesi gerektiği,
- İnşaatların maliyet hesabında ruhsat tarihi ile iskan tarihi arasındaki dönemin mi
yoksa inşaatların fiili bitim tarihinin mi veyahut sanık müdafiince ileri sürülen 8.12.1999
tarihine kadar geçekleşen maliyetlerin mi dikkate alınacağı,
- Sanığın kat karşılığı yapım sözleşmesinde yer alan 26129 ada 4 numaralı parselde
inşa edilen toplam sekiz bağımsız bölümünün yapım giderlerinin inşaatların maliyet
hesabında dikkate alınmadığı,
- Bilirkişi incelemesi yapılmasına ilişkin 13.9.2006 günlü oturumdaki ara kararında
“Sanığın bakanlık yaptığı dönemden önce 30.6.1995 ve bakan oluktan sonra 8.12.1999
tarihlerinde verdiği mal bildirimleri arasında soruşturma komisyonunca izah edilemediği
142
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
iddia edilen farkın” araştırılması istendiği halde, iki mal bildirim arasında farklılık bulunan
mal varlığı kalemlerinin tamamı üzerinde ayrıntılı bir inceleme ve araştırma yapılmadığı,
- Raporun 35. ve 37. sayfalarında yer alan 16 ve 17 numaralı tablolarda Birlik
mahallesindeki taşınmazların Amerikan Doları baz alınarak hesap edilen gelirlerinde
hesaplama hatasının yapıldığı,
- Bilirkişi incelemesi yapılmasına ilişkin 13.9.2006 günlü oturumdaki ara kararında,
sanığın kendisinin, eşinin ve çocuklarının giderlerinin dikkate alınmasının istendiği halde,
raporda bu hususa değinilmediği,
ileri sürülerek itiraz edilmesi ve bunlara ek olarak Yüce Divanca resen belirlenen;
- Taşınmaz satımlarının çoğunluğunun vadeli olarak yapıldığı tanık ve sanık
beyanlarından anlaşıldığı halde, bilirkişilerin sanık ve tanık beyanlarını baz alarak
kullandıkları hesaplama yönteminde satımların tamamının peşin olarak yapıldığı
varsayımından hareket ettikleri,
- Bilirkişi raporunda sanığın gelir vergisi beyannameleri esas alınarak
hesaplanan gelirleri içerisinde şirket kar paylarının olup olmadığı,
konularında, bilirkişilerden ek rapor alınmasına karar verilmiş ve bilirkişiler ek
raporlarını 7.3.2007 gününde sunmuşlardır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ve Katılan İdare Vekilleri ek bilirkişi raporunun da
talep ve itirazlarını karşılamadığını ancak, ikinci bir bilirkişi heyetince inceleme yapılması
konusunu Yüce Divanın takdirine bıraktıklarını ifade etmişlerdir.
Mahkememizce yapılan değerlendirme sonucunda, bilirkişi raporlarında varılan
sonuç ve kullanılan yöntemler dikkate alındığında, raporların yeterli ve dosya kapsamına
uygun olduğu kabul edildiğinden, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ve Katılan İdare
Vekillerinin itirazına itibar edilmeyerek, 13.3.2007 günlü oturumda, bu konudaki itirazların
reddine karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ve Katılan İdare Vekilleri, sanığın Yolalan şirketi
adına Dikmen’de yapıp sattığı dairelerin gelirinin dikkate alınamayacağını ileri sürmüş
iseler de söz konusu taşınmazların satış gelirlerinden sanığın şirketteki hissesi oranında
yararlanacağı açık olduğundan, itiraz yerinde görülmemiştir.
Yine, sanığın önce satıp parasını alıp daha sonra iade ettiğini belirttiği dört
taşınmazın satış gelirlerinin de bilirkişilerce dikkate alınmasına Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı ve Katılan İdare Vekillerince itiraz edilmiş ise de söz konusu taşınmazların
satın alındıktan bir müddet sonra iade edildiği aksi kanıtlanamayan savunma tanık
beyanlarıyla da doğrulandığından, itiraz yerinde görülmemiştir.
Mahkememizce hükme esas alınan bilirkişi raporlarında bilirkişi heyetince, keşifte
belirlenen rayiç değer üzerinden geriye doğru; sanık ve tanık beyanlarında belirtilen satış
bedellerine göre de ileriye doğru, DİE-TEFE ve İTO-TEFE fiyat endeksleri dikkate alınarak
ikili bir hesaplama yapılmıştır. Ancak, mahkememizce yapılan değerlendirmede Devlet
143
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
İstatistik Kurumu (DİE - TÜİK)’nca belirlenen TEFE endeksine göre yapılan hesaplama
dikkate alınmıştır. Buna göre, sanığın taşınmazların satışından elde ettiği gelirlerin toplamı;
- (...)
- (...)
olarak hesaplanmıştır.
Bilirkişilerce verilen ek raporda inşaat maliyetleri konusunda da ikili bir hesaplama
yapılmıştır. Birinci hesaplamada aylık bazda hesaplanan maliyetler dağıtıldıkları aydan
itibaren aylık tutarları 1999 yılı sonuna irca (uyarlama) edilmiştir. İkinci hesaplamada ise
aylık maliyetler dağıtıldıkları yıl sonundaki toplam tutarları 1999 yılı sonuna uyarlanmıştır.
Buna göre taşınmazların maliyetleri;
- (...)
- (...)
olarak hesaplanmıştır.
Bilirkişiler sanığın ailevi giderleri konusunda maaşının tamamını harcadığı
varsayımından hareketle ikili bir hesaplamada bulunmuşlardır. Birinci hesaplamada maaşlar
TEFE endeksi baz alınarak aylık bazda 1999 yılı sonuna uyarlanmıştır. İkinci hesaplamada
ise maaşlar yıllık bazda 1999 yılı sonuna uyarlanmıştır. Buna göre sanığın 1995 ila 1999
yılları arasındaki giderleri;
- (...)
-(...)
olarak hesaplanmıştır.
Bilirkişi raporlarının incelenmesinde sonuç olarak;
- (...)
- (...)
- (...)
- (...)
bir farkın oluştuğu ortaya çıkmaktadır.
Bilirkişi raporlarında Sincan’da sanığın eşi adına kayıtlı işyeri ile sanığın eşinin altın
takılarında meydana gelen artış, hesaplamalarda dikkate alınmamıştır.
Görüldüğü üzere, bilirkişilerce sanığın mal varlığındaki artış miktarı tam olarak
saptanamamış, çeşitli olasılıklar ortaya konmuştur. Esasen somut olayda, taşınmazların satış
tarihinden yaklaşık on yıl geçtikten sonra geriye doğru rayiç değerlerini ve maliyetlerini her
144
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
türlü şüpheden uzak ve net bir şekilde belirleyebilmek de oldukça güçtür. Bir başka
ifadeyle, sanığın mal varlığındaki artış konusunda bir belirsizliğin bulunduğu ortadadır. Bu
durumda, ceza yargılamasında geçerli olan “şüpheden sanık yararlanır” (in dubio pro reo)
ilkesi gereğince, bilirkişi raporunda “taraf beyanlarına göre belirlenen satış gelirleri ile
maliyet ve giderlerin asgarisi baz alınarak sanık lehine yapılan hesaplama”nın dikkate
alınması gerektiği sonucuna varılmıştır
Kaldı ki, bilirkişi raporuna göre ortaya çıkan olasılıklardan hangisi dikkate alınırsa
alınsın, mal varlığında meydana gelen ve izah edilemeyen miktarın, sanığın Bakanlık
yaptığı dönem içerisinde elde edildiğine ilişkin kesin bir delilin de bulunmadığı açıktır.
Açıklanan nedenlerle, sanığın mal varlığında meydana gelen artışın kaynağı tanık
beyanları, noter sözleşmeleri, tapu kayıtları ve yeterli kabul edilen bilirkişi raporlarıyla izah
edildiğinden, sanığa yüklenen suçun maddi unsurlarının oluşmadığı kanaatine varılarak
isnat olunan eylemden dolayı sanığın beraatine karar vermek gerekmiştir.
VIII- HÜKÜM
Ayrıntıları ve dayanakları yukarıda açıklandığı üzere;
A- Sanık Koray AYDIN’ın;
1- Sakarya Merkez Hükümet Konağı İnşaatı,
2- Sakarya Pamukova İlçe Jandarma Komutanlığı Binası İnşaatı,
3- Yalova Çınarcık Esenköy İlçe Jandarma Komutanlığı Binası İnşaatı,
4- Türkiye İş Kurumu Sakarya İl Müdürlüğü Hizmet Binası İnşaatı,
5- Diyarbakır Bismil Devlet Hastanesi İkmal İnşaatı,
6- Gaziosmanpaşa Devlet Hastanesi İnşaatı,
7- Kızılcahamam Devlet Hastanesi İnşaatı,
8- Osmaniye Devlet Hastanesi İnşaatı,
9- Afyon Öğrenci Yurdu İnşaatı,
10- Adana Deprem Konutları İkmal İnşaatı,
11- Adıyaman Tut Devlet Hastanesi İnşaatı,
12- Kayseri Kapalı Çarşı Onarım İnşaatı,
İhalelerinde, bizzat ya da danışmanı Sadrettin DİNÇER aracılığıyla Müsteşar
yardımcısı M. Sedat ABAN’a talimat vermek suretiyle ihaleye fesat karıştırma suçunu
işlediğinden bahisle 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 366. maddesi uyarınca
cezalandırılması istemiyle Yüce Divana sevk kararı ile açılan davada yüklenen suçun yasal
unsurları oluşmadığından BERAATİNE, OYBİRLİĞİYLE,
B- Sanık Koray AYDIN’ın Bakanlıkta meydana gelen haksızlık, yolsuzluk ve
usulsüzlükleri önleme noktasında gerekli ve yeterli önlemleri almayıp denetimleri
yapmadığı ve bu nedenlerle kamunun zararına sebebiyet vermek suretiyle görevi kötüye
145
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
kullanma suçunu işlediğinden bahisle 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 240. maddesi
uyarınca cezalandırılması istemiyle Yüce Divana sevk kararı ile açılan davada yüklenen
suçun yasal unsurları oluşmadığından BERAATİNE OYBİRLİĞİYLE,
C-Sanık Koray AYDIN’ın;
1- Antalya Alanya Adalet Sarayı İnşaatı,
2- Van Merkez 150 Daireli Jandarma Subay ve Astsubay Lojman İnşaatı,
3- Malatya İl Jandarma Alay Komutanlığı Bina ve Tesisleri İnşaatı,
4- İçel Mersin Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi İkmal İnşaatı,
5- Ankara Altındağ Hükümet Konağı İnşaatı,
6- Ankara Akyurt Hükümet Konağı İnşaatı,
7- Adıyaman Kahta Devlet Hastanesi EK Bina İnşaatı,
8- Samsun Devlet Hastanesi Ek Bina İkmal İnşaatı,
9- Denizli Serinhisar Devlet Hastanesi Ek Bina İnşaatı,
10- Batman Merkez 30 Daireli Subay Astsubay Lojman İnşaatı,
11- Nizip Devlet Hastanesi İnşaatı,
12- Ankara Adliye Sarayı Onarım İnşaatı,
13- Ankara Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Arşiv Binası İkmal İnşaatı,
14- Ankara Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı Hizmet Binası İnşaatı,
15- Denizli 400 Kişilik Cezaevi İkmal İnşaatı,
16- Ankara Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı Hizmet Binası Tesisat Onarım
İnşaatı,
17- Bilecik Bozüyük Adalet Binası İnşaatı,
18- Aydın Söke Adalet Binası İkmal İnşaatı,
19- Ankara Evren Hükümet Konağı İnşaatı,
İhalelerinin 2886 Sayılı Kanun’un 44. maddesinde öngörülen özelliği bulunan yapım
işi niteliğinde bulunmadığı halde bu madde kapsamına alınmasına onay vererek aynı
Kanun’un 2. maddesinde yer alan ihtiyaçların en iyi şekilde, uygun şartlarla ve zamanında
karşılanması ve ihalede açıklık ve rekabetin sağlanması ilkelerine aykırı hareket etmek
suretiyle görevi kötüye kullanmak suçunu işlediğinden bahisle 765 sayılı Türk Ceza
Kanunu’nun 240. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle Yüce Divana sevk kararı ile
açılan davada yüklenen suçun yasal unsurları oluşmadığından BERAATİNE, Başkanvekili
Haşim KILIÇ, Üyeler Sacit ADALI, Şevket APALAK ve Serruh KALELİ’nin karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA,
- Sanık Koray AYDIN’ın, Ankara Hazine Müsteşarlığı Oran Sitesi B2 ve B3 Blok
Lojman Onarımı ve Takviyesi İşi ihalesinin 2886 Sayılı Kanun’un 44.maddesinde
146
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
öngörülen özelliği bulunan yapım işi niteliğinde bulunmadığı halde bu madde kapsamına
alınmasına onay vererek aynı Kanun’un 2. maddesinde yer alan ihtiyaçların en iyi şekilde,
uygun şartlarla ve zamanında karşılanması ve ihalede açıklık ve rekabetin sağlanması
ilkelerine aykırı hareket etmek suretiyle görevi kötüye kullanma suçunu işlediğinden bahisle
765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 240. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle Yüce
Divana sevk kararı ile açılan davada yüklenen suçun yasal unsurları oluşmadığından
BERAATİNE, OYBİRLİĞİYLE,
D- Sanık Koray AYDIN’ın;
1- Mardin Yurdu Lojman Onarım ve İhata Duvarı Yapılması İnşaatı,
2- Rize Merkez Kız Yurdu Onarım İnşaatı,
3- Bursa Uludağ Yurdu Teshin Merkezi ve Isı Kanalı İnşaatı,
4- Mardin Yurt Binası Onarım İnşaatı,
5- Bilecik Bozöyük Sağlık Meslek Lisesi İkmal İnşaatı,
6- Bursa Uludağ Yurdu Teshin Merkezi ve Isı Kanal İkmal İnşaatı,
7- Ankara Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Merkez Binası ile Ek Bina Onarım İnşaatı,
8- Bolu Halk Sağlığı Laboratuarı İkmal İnşaatı,
9- Gaziantep Nizip Devlet Hastanesi İnşaatı,
10- Erzurum Aziziye ve Palandöken Yurdu Onarım İnşaatı,
11- Trabzon Şalpazarı 25 Yataklı Sağlık Merkezi İnşaatı,
12- Ankara Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı Hizmet Binası Onarım İnşaatı,
13- Ankara Altındağ Hükümet Konağı İnşaatı,
14- Bursa Kredi Yurtlar Kurumu Bölge Müdürlüğü Onarım İnşaatı,
15- Ankara Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı Lojman Onarım İnşaatı,
16- Bilecik Bozöyük Adalet Binası İnşaatı,
17- Bartın Göğüs Hastalıkları Hastanesi Ek Bina İnşaatı,
İhalelerinin Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca her yıl yayımlanan ve taşra
teşkilatlarının ihale yapma yetkisi konusundaki parasal limitlerini belirleyen genelgelere
göre, taşra teşkilatlarınca yapılması gerekirken merkeze alınmasına onay vererek 2886 sayılı
Kanun’un 2. maddesinde yer alan ihalelerde “rekabet” ilkesi ile “ihtiyaçların uygun şartlarla
karşılanması” ilkesine aykırı hareket etmek suretiyle görevi kötüye kullanma suçunu
işlediğinden bahisle 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 240. maddesi uyarınca
cezalandırılması istemiyle Yüce Divana sevk kararı ile açılan davada yüklenen suçun yasal
unsurları oluşmadığından BERAATİNE, OYBİRLİĞİYLE,
E- Sanık Koray AYDIN’ın haksız mal edinme suçundan dolayı 3628 Sayılı Mal
Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu’nun 13. maddesi
147
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
uyarınca cezalandırılması istemiyle Yüce Divana sevk kararı ile açılan davada sanığın
eyleminin sabit olmaması nedeniyle BERAATİNE, OYBİRLİĞİYLE,
Mahkememizin 16.12.2004 günlü, “sanığın kendisinin, eşinin ve çocuklarının döviz,
para, taşınır ve taşınmaz malları üzerinde kamu davası sonuçlanıncaya kadar ihtiyati tedbir
konulmasına” ilişkin kararının kaldırılmasına,
F- Yargılama giderlerinin kamu üzerinde bırakılmasına,
5 Ekim 2007 gününde kısmen isteme aykırı ve kesin olarak verilen karar, sanık
Koray AYDIN, sanık müdafii Avukat Bülent H. ACAR, katılan idare vekilleri Avukat
Zeynep TUNCER, Avukat Canan Sibel ÖZKAN’ın yüzlerine karşı, Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili ve Yargıtay Cumhuriyet Savcısı hazır
bulunduğu halde açıkça okundu, anlatıldı.
Başkanvekili
Haşim KILIÇ
Üye
Sacit ADALI
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
Üye
Ahmet AKYALÇIN
Üye
Mehmet ERTEN
Üye
Mustafa YILDIRIM
Üye
A. Necmi ÖZLER
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Şevket APALAK
Üye
Serruh KALELİ
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
Karar Günü : 5.10.2007
KARŞIOY YAZISI
Sanık hakkında 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 44. maddesinde öngörülen
kriterlere uyulmadan yapılan ihalelerde verilen onay ile oluşan fiilin sevk maddesinde
gösterilen genel ve tamamlayıcı suç olan görevi kötüye kullanma suç kalıbını aşıp, Devlet
alım satım ve yapımına fesat karıştırıldığı iddia edilmiş, Mahkememiz çoğunluk görüşü ise
yaptığı değerlendirmede, bir işin özelliği bulunan yapım işi olup olmadığı hususunun teknik
bir konu olduğu ve buna ilişkin değerlendirmenin Yapı İşleri Genel Müdürlüğü’ne ait olup,
Bakanın bu konuda görevlilere talimat verme ya da telkinde bulunma yönünde hukuka
aykırı bir eylemi saptanamadığı cihetle cezai sorumluluğu bulunmadığına karar vermiştir.
İsnat edilen eylemin 2886 sayılı Yasa’nın 44. maddesi olduğu, maddeye göre ise
yapılacak ihalelerde ilgili veya bizzat bağlı bakanın onayının alınması zorunlu kılındığı açık
olduğuna göre, bu onayın, idari tasarrufun oluşmasına karar veren, bu amaçlı bir işlem ve
eylem olmadığını söylemek mümkün değildir.
Bakan, Bakanlık teşkilatının en üst amiri olarak bu görevini ifa etmekte ve prosedüre
tabii işlemlerin yapılmasını müteakip alt kadrodan önüne gelen eyleme dönüşecek işlemi
hayata geçirecek tasarrufu oluşturan imzanın sahibi ve sorumlusudur.
Anayasanın 112. maddesi, Bakanın kendi yetkisi içindeki işlerden ve emri
altındakilerin eylem ve işlemlerinden sorumlu olduğunu belirtirken, Bakanların yetki ve
sorumluluklarını düzenleyen 3046 sayılı “Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları
Hakkındaki Kanun”un 21. maddesinde, Bakanın, hizmetlerini mevzuata, genel siyasete,
kalkınma planları ve programlarına uygun yürütmekle görevli ve sorumlu olduğu ifade
edilmektedir..
Söz konusu ihalelerde yasa gereği aranılan “olur”la siyasi sorumluluk gereği
tasarrufun ülke güvenliği ve hükümet politikasına uygunluğu denetlenmekte, cezai ve
hukuki sorumluluk gereği de hukuka aykırı bir eylem olması halinde kovuşturma yapılıp
yapılmadığı, görev sınırı içinde olup olmadığı, yetkisini doğru kullanıp kullanmadığı ve
bunların yaratacağı hukuki sonuçlar imza üzerine denetlenmektedir.
Bakanlık teşkilatında Bakanın son makam olması sorumsuzluk değil, kanunda yazılı
olduğu gibi faaliyet ve işlemlerden sorumlu olacak en son kişiyi göstermektedir.
Bakanın emri altındaki merkez ve taşra teşkilatı ile bağlı ve ilgili kuruluşların faaliyet
ve işlemlerini gereği gibi yerine getirilip getirilmediğini denetlemesi görevi gereğidir.
Sanığın görev yaptığı Bayındırlık Bakanlığı, Yasaların verdiği görev ve yetkiler
çerçevesinde ülkenin kamu yararı adına, ihtiyaç duyduğu tüm inşaii faaliyetlerin sorumlusu
ve yetkilisidir. Bu kapsamda yapılan ihalelerin kamu hazinesine ve ülkenin bilançosuna yük
getiren bir tasarruf olması gözden kaçırılmamalıdır. Elbette ihale, ilgili daire ve teknik
2
kadrolar tarafından hazırlanacak, Bakanlık tasarrufu haline gelebilmesi için ise Bakanın
önüne imza için gelecektir.
Son mercii olan Bakan statüsüne ulaşmış siyasi kişiliğin, hazine kaynaklarının
harcanması yönünden bunca öneme haiz “özelliği olan ihale usulünü” denetleme konusunda
özel ihtisas sahibi olması beklenmese de, kamu yararı ve rekabet ilkelerinin hayata geçirilip
geçirilmediği yönünden onay vermeden önce kendisinden beklenen görev bilinci ile bu
konudaki asgari denetim çerçevesi içindeki onaylama yetkisini, öncelik ve özellikle kamu
bilinci ve kamu yararı adına kullanmak ve özenle yerine getirmek görev ve vazifesidir. Bu
görevin yerine getirilmemesi, yüklenilen kamu yararını koruma bilincinin Bakanın
şahsından alınıp, çoğunluk görüşünde belirtildiği gibi ilgili Yapı İşleri Genel Müdürlüğü
çalışanlarının ve takdirlerine bırakılması sonucunu doğurur.
Bakan, hiyerarşik, yapının en son kişisi olması nedeniyle alt kadrosundan gelen
teknik ve idari kararların yürürlüğe girmesi için tasdik makamı değildir. Ülke siyaseti ve
kalkınma hedefi doğrultusunda önüne gelen işi kolektif sorumluluk duygusu ve görevi
gereği, alt kadrodan gelen irade izharları kadar gelen evraka irade katmalı, önüne gelen
evrak da “üzerinde ne yazıldığının” kendisi için hiçbir anlam ifade etmediği sonucunu
doğuran bir eylem yerine, içeriği konusunda alt kadro iradesinin gözden geçirilmesi ve
denetlenmesi görevi bu anlamda yerine getirilmelidir. Bu gereklilik de Bakanın
sorumsuzluğu sonucunu doğurmaz.
Sanık Bakan hakkında kriterlerinin uygulanmadığı iddia edilen “Özelliği olan iş”
tanımına 2886 sayılı yasanın ilgili 44 maddesinde yer verilmemiş ise de, madde metninde
diğer ihale usulleri yerine Bakan onayı alınarak çağrılı en az üç istekli arasında kapalı teklif
usulü ile yapılması öngörülen ihaleli işler; uçak, harp gemisi, askeri tesisat, yedek parçası,
baraj, enerji santrali, liman, hava meydanı, demiryolu, tünel, köprü, kentsel ulaşım sistemi,
haritaları ve benzerleri olarak sayılmakta iken, bir tür olarak da özelliği bulunan yapım işi
sayılmıştır.
Maddenin lafzi yorumundan, ihalesi yapılacak her hal ve işin tek tek sayılamayacağı,
örnekleme suretiyle sayılanların niteliklerine bakıldığında ise, özelliği bulunan işin herkesin
yapamayacağı dolayısıyle anılan işin yapımında, iş de özel nitelik, Yüklenicisinde de aranan
istisnai tecrübe ve ülke genelinde sayısal azlıkları dikkate alınarak kamu zararı oluşmaması
için aranan teknik yeterlilikleri ve güçleri idarece kabul edilmiş yüklenicilerin bulunmasına
yönelik bir düzenleme olduğu açıktır. Bir diğer ifade ile tadadi olarak sayılan işler dışında
maddedeki “özelliği bulunan iş”in konu derinliği ve zenginliği karşısında nitelenemeyecek
inşaat türlerini kapsama aldığını ifade etmeye çalışan bir tanım olduğunda kuşku yoktur.
2886 sayılı Yasada belirtilen “özelliği olan iş” kapsamında mütalaa edilerek sanık
Bakan tarafından onaylanarak yürürlüğe giren ihaleli işlere bakıldığında bunların, adliye
binası, subay astsubay lojman inşaatı, alay komutanlık binası inşaatı, turizm meslek lisesi
ikmal inşaatı, hükümet binası inşaatı, hastahane ek bina ve ek bina ikmal inşaatı Adliye
onarım inşaatı, arşiv binası inşaatı, cezaevi ikmal inşaatı şekillerinde olduğu görülmektedir.
Çoğunluk görüşünde, 2886 sayılı yasanın 44 maddesinde özelliği bulunan işin ne
şekilde saptanacağının belli olmadığını, ancak saptamaya ilişkin belirlenen iki yoldan
birinin 30.4.1993 günlü 2710 sayılı bakanlık oluru olup, tanık ifadelerine göre hiçbir zaman
güncellenmediği için ihale değerlendirmelerinde kullanılmadığını, diğerinin ise her yıl
3
yayınlanan Devlet İhaleleri Genelgeleri olduğunu, Genelgelerde yer alan hükümlere göre
ise, bir ihalenin “özelliği bulunan iş” kapsamında ihale edilebilmesi için Bakanlığın işin
özelliği bulunan iş kapsamında olduğuna dair görüşünün yer almış olması gerektiği yeterli
görülüp kabul edilmektedir.
Yukarıda sayılan ihale konusu işlerin tamamı için Bakan onayına sunulan ihale
dosyası içindeki Bakanlık görüşünde, işlerin “özelliği olan iş” kapsamında olduğu mütalaa
edilmiştir. Kimi ihale dosyasında bu kapsamdaki görüşe esas gerekçelerde, inşaatın bir an
önce bitirilmesi ihtiyacı, bölgede bulunan otellere sezonda içinde personel istihdamının
sağlanması, işin tesisat işi olması nedeniyle bölgede hastahaneye acil ihtiyaç duyulması,
lojman sıkıntısının had safhada olması, DPT müsteşarlık hizmet binasının diğer kamu
kurumlarından farklı olması ve özellik arzetmesi, bölgede acilen cezaevi ihtiyacı, idame ve
yenileme işi olması, kamu birimlerini bir araya toplama ihtiyacı gibi ifadeler yazılmış iken,
kimi ihalelere ilişkin görüşlerde ise hiçbir yorum, açıklama getirmeksizin sadece “işin özel
proje olması” gibi nasıl ve neden özellik arzettiği konusunda bir açıklama yapılması
zahmetine dahi katlanılmadan, bakan oluruna gönderildiği ve onay alarak ihalelerin
yapıldığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda özelliği bulunan işler için yazılan gerekçelere ve ihale konularına
bakıldığında, 2886 sayılı yasanın 44. maddesindeki “özelliği bulunan iş” kapsamında kabulü
mümkün işlere benzediğini ve teknik bir nitelemeye sahip, olduğunu söylemek mümkün
değildir. Ancak, kararda sanık bakanın sorumsuzluğuna ilişkin gerekçede, işin teknik
olması, nitelemesinin de ancak teknik dairece yapılabileceği olgusu karşısında yapılan
nitelemelerin “teknik”liğinin nelerden ibaret olduğunun anlaşılması mümkün olmamıştır.
Kaldı ki, ihale konusu sosyal tesis, lojman inşaatları ve tip projelerin 2886/44.
maddeye göre ihale edilmemesi gerektiği de sanık Bakanın görev yaptığı dönemde
yürürlükte bulunan Devlet İhalesi Genelgesinde gösterilmiş olup, Van merkez subay lojman
inşaatı ile, Batman merkez subay astsubay lojman inşaatının 44. maddeye göre ihale
edilmemesine ilişkin yasak kapsamında kaldığında duraksama yoktur. Çoğunluk görüşüne
göre söz konusu inşaatların ihalesinde, talebin jandarma genel komutanlığından gelmesi
karşısında, yerine getirilen onay tasarrufla ortaya çıkan eylemde sanığa yüklenen suçun
manevi unsuru olan kastın oluşmadığını söylemeye, katılma imkanı yoktur.
Talep de bulunanın kimliği, kurumu değil, yapılacak işin niteliği ve konusu ve
genelge ile çizilmiş çerçevesi ihalenin usulünü belirler iken, bu usule uymamakla oluşan
eylemde kastın yokluğunu söylemek mümkün değildir. Kaldı ki, çoğunluğun sanığı beraata
götüren düşüncesinde Bakanın, alt teknik kadrodan gelen ihale usulüne ilişkin bilginin
oluşumuna emir ve talimatı ile katkıda bulunmadığından cezai sorumluluğunun olmayacağı,
bu nedenle, söz konusu iki ihale yönünden manevi unsur oluşmamıştır demek sureti ile
suçun maddi unsurunun sanık Bakan yönünden oluştuğunu kabul etmekle, eylemde
mevzuata (genelgedeki sınıra) uygunluğu denetleme yönünden sorumluluğunu var
saymaktadır. Bu hal ise kararla ortaya çıkan “özelliği bulunan iş” kapsamı için aranan
teknik işlerde Bakanın sorumsuzluğu gerekçesi ile çelişki oluşturmaktadır.
Sanık Bakan, önüne gelen olurda, ihale dosyasını ve gerekçesini hazırlayan alt
kadronun “özelliği bulunan iş” nitelemelerini hangi gerekçe ile yaparsa yapsın kamu
yararını gözetmek öncelikli görevi olduğundan, kendisinden beklenen azami özeni
4
göstermek ve tedbiri almak durumundadır. Bu konudaki davranışının çerçevesini çizen
takdir hakkı sınırsız olmayıp, sınırı kamu yararı, gözeticisi de Bakan olmaktadır. Takdir
yetkisi karşıtı bağıl yetki yani zorunluluktur. Yasal düzenlemenin emrettiği işlemi
yapmaktan öte seçeneğin kalmadığı durumlara özgüdür ve 2886 sayılı yasanın 44.
maddesinde “özelliği bulunan iş” kavramını lafzen tanımlanmadığı kabul edildiği ve de
önceki Bakan döneminden kalma, güncellenmediği için kullanılmayan değerlendirme
kriterleri de yok sayıldığına göre idaredeki bu boşluk takdir hakkı ile doldurulacaktır.
İdarede sebep unsuru içinde tartışılan takdir yetkisi hukuk kuralları içinde hareket
özgürlüğüdür, sebep ise kendinden önce gelen nesnel kurallarla, maddi olguya denmekte,
yani işlemi yapanın kendi düşüncesi değil dayandığı olgudur. Olayımızda olgu, ihalenin
kendisi olup gerçekleşip gerçekleşmeyeceği veya usulü, sebep unsuruna bağlı takdir halleri
içindedir.
Takdir hakkının usulde bir nevi yerindelik denetimi olduğu, Bakanın da bundan
sorumlu olduğu düşünüldüğünde, 2886 sayılı yasanın 2. maddesinde açıklanan ihalede
rekabetin sağlanması amacı dışında kullanmadığını açıklamaya yarayacak hiçbir ibare
bulunmadığı ve savunmasında da önüne gelen tercihi onaylamaktan ibaret yetkisi
bulunduğunu söylediğine göre, takdir hakkını kullanmadığı ve dolayısıyla denetlemediği
kabul edilmiş bulunmaktadır.
Yukarıda açıklanan nedenler ile, sanık Bakana atılı suçun gerek 765 sayılı Türk Ceza
Yasası’nın 240 maddesi, gerekse 5237 sayılı T.C.Yasası'nın 257. maddesinde düzenlenen
görevi kötüye kullanmak, görev gereğine aykırı hareket kapsamı içinde kaldığı, denetimi
altındaki Yapı İşleri Genel müdürlüğünce “özelliği bulunan iş” kapsamında mütalaa
edilerek önüne gelen olurda, ileri sürülen gerekçenin usule ve esasına ilişkin hiçbir denetim
yapmadığı ve öncelikli görevi kamu yararı ve ihalede rekabetin sağlanmasını temini
yönünde kendisine Anayasa ve Yasalar ile yüklenmiş temel görevini yerine getirmediği ve
eyleminin görevi kötüye kullanma suçunun unsurlarını oluşturmasına karşın çoğunluğun
beraat yolundaki düşüncesine katılmak mümkün olmamıştır.
Ayrıca, yine atılı suça sebep olan 2886 sayılı yasanın 44 maddesinde “özelliği
bulunan iş” kapsamında ihale edilen Ankara Hazine Müsteşarlığı Oran sitesi lojman onarım
ve takviyesi işi ihalesi, 44. madde kapsamında ihale edilmeyecek işlerden olmasına rağmen,
bu kapsamda ihale edilmesi için öngörülen gerekçenin, Düzce depreminde karşılaşılan
zararın giderilmesi ve güçlendirme projesine ihtiyaç duyulması yönünde yetkin bir
üniversiteden alınan teknik gereklilik raporuna dayalı olması karşısında, davet usulü ile
yapılan ihalede hukuka aykırılık görülmediğinden bu ihale ile ilgili olarak sanığa atılı suçun
oluşmadığı kanaatine ulaşılmıştır.
Başkanvekili
Haşim KILIÇ
Üye
Sacit ADALI
Üye
Şevket APALAK
Üye
Serruh KALELİ
Esas Sayısı : 2004/4 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2007/2
Karar Günü : 5.10.2007
DEĞİŞİK GEREKÇE
Yapı İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yapılan ihalelerde, istisnai usul olan davetiye
usulünün esas usul haline getirildiği iddiası çerçevesinde, Van Merkez 150 Daireli Jandarma
Subay ve Astsubay Lojman İnşaatı ile Batman Merkez 30 Daireli Jandarma Subay Astsubay
Lojman İnşaatının “Özelliği Olan İş” kapsamında olmadığı, dolayısıyla bu ihalelerde
davetiye usulünün uygulanmasının mevzuata aykırı olduğu, sanığın bu ihalelerdeki fiilinin
memuriyet görevini kötüye kullanma suçunun maddi unsurunu oluşturduğu, ancak suç
işleme kastı ile hareket etmeden “Olur” vermesi nedeniyle suçun manevi unsurunun
oluşmadığı ve bu nedenle Beraati gerektiği yolundaki çoğunluk gerekçesine aşağıdaki
nedenlerle katılamıyoruz :
1. Van Merkez 150 Daireli Jandarma Subay ve Astsubay Lojman İnşaatı ihalesi için
Sanık Bakan’ca 8.9.2000 tarihinde imzalanan ”Olur” da, bu işin “davetiye usulü” ile
yapılmasının gerekçesi “… Bu işin yapılacağı yerin mücavir iller kapsamında
bulunması ve bölgenin hassasiyetinin halen devam etmesi nedeniyle, inşaatın bir an
önce bitirilerek hizmete açılması için 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 44.
maddesine göre ihale edilmesi İçişleri Bakanlığının (Jandarma Genel Komutanlığı)
17.8.2000 gün ve 250624 sayılı yazıları ile talep edilmiş olup, bahsedilen işin ‘özelliği
bulunan yapım işleri’ kapsamında ihaleye çıkarılması …” olarak belirtilmekte;
Yine Batman Merkez 30 Daireli Jandarma Subay Astsubay Lojman İnşaatı ihalesi
için Sanık Bakan’ca 29.6.2000 tarihinde imzalanan “Olur” da, bu işin “davetiye usulü” ile
yapılmasının gerekçesi “… İçişleri Bakanlığının (Jandarma Genel Komutanlığı)
14.6.2000 gün ve 180096 sayılı yazılarında Batman İl Merkezinde lojman sıkıntısının
had safhada olması nedeniyle, 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 44. maddesine göre
ihaleye çıkarılması …” olarak ifade edilmektedir.
2. 2886 sayılı Kanunun 44 üncü maddesinde “özelliği bulunan yapım işi” nin
kapsamı belirtilmemiş ve bu konuda bir tanımlama getirilmemiştir. 178 sayılı KHK’nin 10/f
maddesinden dayanağını aldığı belirtilen Devlet İhaleleri Genelgelerinde (1999, 2000 ve
2001 yılları) ise “Belli İstekliler Arasında Kapalı Teklif Usulü” başlığı altında “Sosyal
tesisler, lojmanlar, tip projelerin tatbik edildiği binalar ve benzeri işler kesinlikle bu
maddeye göre ihale edilmeyecektir. Bu işler dışındaki işlerin … özelliği bulunan yapım
işleri kapsamında ihale edilebilmesi için, Bayındırlık ve İskan Bakanlığının ‘işin
özelliği bulunan yapım işi olduğuna dair’ görüşünün alınması gerekmektedir…”
şeklinde bir kayıtlama getirildiği görülmektedir.
2
Yine anılan genelge hükümlerine göre, bu yolla yapılacak ihalelerde, ihaleye
katılacak olan her müteahhit için bir form (EK-5: Belli İstekliler Arasında Kapalı Teklif
Usulüne Ait Değerlendirme Tablosu) doldurulacak ve ihale sonuçlandıktan sonra da ilgili
tüm ihale evrakları “vize” için Maliye Bakanlığı’na gönderilecek ve ardından Sayıştay’ca
tescil edilecektir.
Davanın somutunda bu iki ihale de Maliye Bakanlığı’nca “uygun” bulunarak vize ve
ardından Sayıştay’ca tescil edilmiş, dolayısıyla Maliye Bakanlığı kendi yayınladığı Devlet
İhaleleri Genelgesi’ne şeklen uymadığı halde, zımnen İçişleri Bakanlığı’nın (Jandarma
Genel Komutanlığı’nın) yazılı teklifleri üzerine başvurulan bu ihale yönteminde mevzuata
aykırılık görmediği iradesini ortaya koymuştur. Esasen, 2886 sayılı Kanun’un 44 üncü
maddesinin tanıdığı “takdir ve değerlendirme yetkisi” ni kullanıcı konumundaki makam
Yapı İşleri Genel Müdürlüğü olup; yasanın tanıdığı bu takdir yetkisinin, normlar
hiyerarşisinde yer almayan bir “Genelge” ile daraltılması ya da ortadan kaldırılması
mümkün değildir. Bu bakımdan “lojmanlar” a ilişkin Genelge’nin kısıtlayıcı hükmünün tek
başına bir suç oluşturması da söz konusu olamaz.
3. Yine “2000 Yılında Girişilecek Yapım İhalelerinde Uygun Bedelin Tercihinde
Kullanılacak Kriterler Hakkında Tebliğ” in 1 inci maddesinde “… özel deneyim ve
uzmanlık gerektiren yapım ve yapımla ilgili hizmet işlerinin ihalelerinde işin özelliğine göre
değişik yöntem ve kriterler koymaya ilgili veya bağlı bulunulan Bakan’ın yetkili olduğu …”
ifade edilmiştir.
Batman ve Van illerinin konumu ve bir takım güvenlik gerekçeleri dikkate
alındığında, ilgili merciin (J.Gn.K.lığının) yazılı teklifi üzerine, davetiye usulü ihale
yönteminin benimsenmesi biçiminde ortaya çıkan takdir yetkisinin hukuka aykırılığı söz
konusu değildir. Bu bölgelerde yapılacak işin sadece adına (lojman inşaatı) bakarak işlem
tesis etmek doğru olmadığı gibi; buralardaki lojman inşaatlarının da bir başka bölgeye
oranla bir takım farklı inşaat yöntemlerini de gerektirebileceği izahtan varestedir.
Dolayısıyla, Maliye Bakanlığı ve Sayıştay’ca da hukuka aykırı görülmeyen söz konusu
ihalelerin “mevzuata aykırı” biçiminde değerlendirilmesi isabetli değildir.
4. Yüce Divan’ca alınan ara kararı üzerine Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Yapı İşleri
Genel Müdürlüğü’nce verilen 17.7.2006 tarihli cevabi yazıda “… 2886 sayılı Devlet İhale
Kanununun 44. maddesinde ‘Belli İstekliler Arasında Kapalı Teklif Usulü’ ile ihale
edilebilecek işler ismen sayılmış, ancak, özelliği bulunan yapım işlerinin tanımına yer
verilmemiştir. Yasanın uygulanmasına ilişkin olarak Maliye Bakanlığınca her yıl
yayımlanan Devlet İhaleleri Genelgesinde de özelliği bulunan yapım işinin ne olduğuna dair
bir hüküm bulunmamaktadır. Maliye Bakanlığınca her yıl yayımlanan Devlet İhaleleri
Genelgesinde, sosyal tesislerin, lojmanların ve tip projelerin tatbik edildiği binaların 44.
maddeye göre ihale edilemeyeceği belirtilmiştir. Bu hüküm her durumda geçerli
değildir… Bu yapılardan zemin şartları ve çevre koşulları nedeniyle özel bir takım
yapım teknikleri gerektirecek işler de özelliği bulunan yapı olarak
değerlendirilmiştir…” şeklinde açıklamada bulunulmuştur.
3
Uygulayıcı birim konumundaki Yapı İşleri Genel Müdürlüğü’nün bu cevabından,
esasen Bakanlığın sahip olduğu takdir yetkisinin, her işin özelliği (İnşaatın yapılacağı
mahal, inşaat tekniği, güvenlik nedenleri v.b.) dikkate alınarak kullanıldığı, davanın
somutunda Van ve Batman Jandarma Subay Astsubay Lojmanları İnşaatı ihalelerinin de
tüm bu koşullar dikkate alınarak ve ilgili mercilerin yazılı istemleri gözetilerek “özelliği
bulunan yapım işi” olarak değerlendirildiği ve ihalelerin belli istekliler arasında kapalı teklif
usulüyle yapıldığı anlaşılmaktadır.
5. Açıklanan tüm bu hususlar gözetildiğinde, her iki ihalenin tamamen mevzuata
uygun olduğu, dolayısıyla ortada hukuka aykırı bir durumun, dolayısıyla sanığın söz konusu
ihalelerde suç teşkil eden bir davranış biçiminin bulunmadığı ve bu nedenle beraatine karar
verilmesi gerektiği kanısında olduğumuzdan; suç kastının yokluğu nedeniyle beraati
yolundaki sonuç karara katılmıyoruz.
Üye
Mustafa YILDIRIM
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Full & Egal Universal Law Academy