T.C. .......... 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/382 Esas - 2025/620
TÜRK MİLLETİ ADINA
T.C.
..........
1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2025/382 Esas
KARAR NO : 2025/620
...............x..........x...........
x.....x.........x............x
............x..............x...........
.x...............x..................x
DAVA : Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 28/05/2025
KARAR TARİHİ : 23/10/2025
KARAR Y. TARİHİ : 11/11/2025
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TALEP: Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının Kavaklı Rüzgar Enerjisi Santralini işletmekte olup Rüzgar Enerjisine Dayalı Üretim Tesisi Kurmak Üzere Yapılan Başvurulara İlişkin Yarışma Yönetmeliği hükümleri uyarınca Davalı ile Davacı arasında Rüzgar Enerjisi Katkı Payı Anlaşması imzalandığını, anlaşmanın 3 üncü maddesinde belirtilen esaslara göre hesaplanacak RES Katkı Payının her yıl Davacı tarafından ödeneceğini, bu bağlamda 2016 üretim dönemi için 20/01/2017 tarihli ve T...........5 sayılı KDV dahil toplam 16.814.964,88-TL tutarlı RES katkı payı faturası düzenlenerek Davalı ........... tarafından Davacıya gönderildiğini, söz konusu faturada hesaplanan toplam tutarın, taraflar arasındaki Anlaşma ve dayanağı olan Yönetmeliğe aykırı olduğunu, ödenmesi gereken tutarın sadece (KDV dahil) 891.638,15-TL olması gerektiğini, davacının anılan faturayı 01/02/2017 tarihinde ihtirazi kayıtla ödediğini, fazla ödenen bedelin iadesi için evvelce açılan ve kesinleşen yargılama kapsamında bir kısmının iadesine karar verildiğini, bakiye alacağın iadesi için işbu dava kapsamında Davacıya ödenmesine karar verilmesi gerektiğini, davalının Anlaşmanın 3 üncü ve Yönetmeliğin 9 uncu maddesine aykırı şekilde kümülatif eskelasyonla hesap yaptığını, bu hesabın Anlaşma öncesinde sunulan teklif mektubunda yer alan "...Toplam RES Katkı Payı tutarını, teklif yılından ödemeye esas üretim yılına kadar TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) tarafından Ocak ayında açıklanan yıllık Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) oranında güncelleştirerek ..." ifadesine dayandırıldığını, halbuki bu ifadenin, taraflar arasındaki anlaşmada yer almadığını, teklif mektubunun sunulmasından sonra, taraflar arasında imzalanan Anlaşmada RES katkı payının hesabı için teklif mektubundakinden farklı bir formül kabul edildiğini, nitekim RES katkı payının hesap formülü, Yönetmeliğin 9 uncu maddesine de uygun şekilde kaleme alındığını, hatta teklif mektubunda "güncelleme" şeklinde bir ibare geçse de sonrasında taraflar arasında imzalanan Anlaşmada sadece "hesaplama" ibaresi yer aldığını, görüleceği üzere, her iki tarafın hükümleriyle bağlı olduğu Anlaşmaya göre RES katkı payı için belirlenen yöntemin, bir hesap formülü olduğunu, kesinlikle güncelleme formülü olmadığını, RES katkı payının güncellenmesiyle ilgili teklif mektubunda yer alan ibarelerin aynen Anlaşmaya geçirilmesi mümkünken, güncelleme olmayan ve sadece bir hesap formülünü içeren farklı bir anlaşma imzalandığını, her ikisi de tacir olan tarafların, serbest iradeleriyle imzalamış oldukları Anlaşma hükümleriyle bağlı olduklarını, taraflar arasındaki Anlaşma hükmü açık olup herhangi bir şekilde yorum yapılmasına dahi ihtiyaç olmadığını, buna göre, ilk aşamada sunulan teklif mektubunun, sonrasında farklı bir hesap şeklini ihtiva eden Anlaşmanın imzalanmasıyla, hükümsüz kaldığını, serbest iradeyle imzalanan Anlaşma, basiretli tacir olan Davalıyı da bağlar nitelikte olduğunu, görüleceği üzere, bu aşamadan sonra teklif mektubu değil, taraflar arasındaki sözleşme hükümleri geçerli olduğunu, sözleşmede belirtilen kr*E*TÜFE formülünden başka bir formüle göre hesaplama yapmasının mümkün olmadığını, buna göre uyuşmazlık konusu üretim dönemine ait RES katkı payı şöyle hesaplanması gerektiğini, kr = 4,78 kr, E =185.323.164,00 kWh (2016 yılı toplam üretimi), TÜFE = % 8,53, RES KATKI PAYI = 0,0478 x 185.323.164,00 x 0,0853 (% 8,53) = 755.625,55-TL olup bu bedele, % 18 oranındaki KDV ilave edildiğinde ödenmesi gereken toplam tutarın sadece 831.844,29-TL olduğunu, bu itibarla uyuşmazlık konusu olay bağlamında; kr*E*TÜFE formülüne göre Davacı tarafından 2015 yılında tesiste üretilen toplam elektrik enerjisi sebebiyle ödenecek toplam RES katkı payı tutarının sadece 891.638,15-TL olduğunu, buna göre davacının ihtirazi kayıtla ödediği toplam 16.814.964,88-TL'den yukarıda belirtilen bedelin düşülmesi sonrasında kalan toplam 15.923.326,73-TL'nin iade edilmesi gerektiğini beyan ederek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davalı tarafından düzenlenen uyuşmazlık konusu (20/01/2017 tarihli ve TEE2017000000335 sayılı KDV dahil 16.814.964,88-TL bedelli) fatura nedeniyle hasıl olan bakiye alacağın ihtirazi kayıtla ödendiği 01/02/2017 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte şimdilik 100,00-TL'lik kısmının Davalıdan alınarak Davacıya ödenmesini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesini talep etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın 09.03.2021 tarihinde tesis ettiği .......... 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/461 E. sayılı dosyasıyla (celbini talep ediyoruz.), dava konusu 20.01.2017 tarihli, 16.814.964,88 TL bedelli faturanın hesaplama yöntemine yönelik itirazlarının davalı tarafça kabul edilmediğini, ihtirazi kayıtla 01.02.2017 tarihinde fatura bedelinin davalıya ödendiğini, davalının hesaplama yönteminin taraflar arasındaki sözleşmeye ve yönetmelik hükümlerine aykırı olduğunu, davalı tarafça dayanılan teklif mektubunun yapılan sözleşme ile hükmünü yitirdiğini, işlemin iyi niyet ilkesine aykırı olduğunu, sözleşme kapsamında hesaplama yapılması gerektiğini belirterek, dava konusu fatura kapsamında fazla ödenen 5.470.358,99 TL'nin, ödeme tarihi olan 01.02.2017 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ettiklerini, söz konusu davanın 5.470.358,99 TL üzerinden açıldığını, bilirkişi raporunda belirlenen bu miktara karşı bilirkişi raporuna davacı tarafça bu yönde bir itirazda bulunulmadığını, dava boyunca talep de artırılmadığını, yani davacının söz konusu davada, dava dilekçesinde de belirttiği üzere 16.814.964,88 TL bedelli faturanın kendi hesaplama şekline göre fazla hesaplandığını iddia ettiği 5.470.358,99 TL'lik kısmını talep ettiğini, yapılan yargılama sonucunda ise .......... 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/461 E. 2023/855 K. Sayılı kararıyla davacının davasının kabulüne karar verildiğini, davacı tarafın söz konusu karara karşı istinaf veya temyiz kanun yollarına da başvurmadığını, taraflarınca kanun yollarına başvurulduğunu ve bu başvurularının reddedilerek söz konusu kararın davacı taraf lehine kesinleştiğini, şimdi davacı tarafın huzurdaki işbu davayla, alacağının önceki davada talep ettiğinden daha fazla olduğu iddiasıyla bakiye alacağını talep ettiğini, kendi talebiyle bağlı olan davacının dava boyunca artırmadığı kendi talebine göre verilen karardaki, üstelik bu karara karşı da ne istinaf ne de temyiz kanun yoluna başvurmamışken şimdi aynı dava konusunda aynı faturadan kaynaklı daha fazla alacak talep etmesinin iyi niyet kurallarına aykırı olduğunu, davacının istinaf ve temyiz kanun yollarına başvuru süresini veya davadaki talep artırım, ıslah gibi tüm usuli haklarının süresini kaçırdığını, dava boyunca ileri sürmediği talep ve iddialarını şimdi kesin hüküm bulunan davayla ilgili yeni bir dava açarak ileri sürmeye çalıştığını, taraflarınca böyle bir durumun kabulünün kesinlikle mümkün olmadığını, dava şartlarının, dava açılabilmesi için değil mahkemenin davanın esasına girebilmesi için aranan kamu düzeni ile ilgili zorunlu koşullar olduğunu, mahkemenin, hem davanın açıldığı günde, hem de yargılamanın her aşamasında dava şartlarının tamam olup olmadığını kendiliğinden araştırıp, inceleyeceğini ve bu konuda tarafların istem ve beyanları ile bağlı olmadığını, dava şartlarının dava açılmasından, hüküm verilmesine kadar var olması gerektiğini, dava şartlarının, davanın açıldığı günde bulunmaması ya da bu şartlardan birinin yargılama aşamasında ortadan kalktığının öğrenilmesi durumunda, mahkemece, davanın mesmu (dinlenebilir) olmadığından, reddedilmesi gerektiğini, dava konusu uyuşmazlığın; daha önce 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 237 ve 6100 sayılı Hukuk Mahkemeleri Kanununun 114/1-i maddelerinde tanımlanan şekilde bir kesin hüküm ile çözümlenmiş olması da dava şartı olduğunu, önceki hüküm ile davacının dava konusu ettiği faturanın hesaplama yöntemi hakkındaki uyuşmazlığın çözüme kavuştuğunu, davacının dava konusu faturadan alacağının yalnızca 3.721.102,21 TL olduğu davacının davası kabul edilerek hükme bağlandığını, dolayısıyla her iki davanın da müddeabihlerinin (konuları) aynı olduğunu, dolayısıyla davanın kesin hüküm dava şartı nedeniyle reddi gerektiğini beyan ederek davanın usulden reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER
.......... 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/461 E, 2023/855 K, sayılı dosyasının incelenmesinde; davanın 09/03/2021 tarihinde davacı ................ Elektrik Üretim Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi tarafından ........... aleyhine, davalı şirket tarafından davacı şirket adına düzenlenen 20/01/2017 tarih, TEE2017000000335 numaralı ve 16.814.964,88 TL bedelli faturadan dolayı davacı tarafından fazla ödendiği iddia edilen 5.470.358,99 TL'nin ödeme tarihinden itibaren değişen oranlarda işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilinin talep edildiği, bilirkişi kurulunun 09/07/2023 tarihli raporda yapılan hesaplamada RES katkı payına ilikin davacının teklif formu ve RES katkı yapı anlaşmasının birlikte incelenmesinde, 5.558.241,81 TL fazla bedel içerdiği, davacının teklif mektubu ile bağlı olmadığının ve EPDK tarafından onaylana Yarışma Yönetmeliğine göre RES katkı payı anlaşmasına göre yapılan hesaplamaya göre 5.470.358,99 TL olarak belirlendiği Mahkemece 14/12/2023 tarih, 2022/461 Esas, 2023/855 Karar sayılı kararı ile davanın kabulü ile 5.470.358,99 TL'nin ödeme tarihi olan 01/02/2017 tarihinden itibaren hesaplanacak avans faizi ile birlikte davalıdan tahsil edilerek davacıya ödenmesine karar verildiği, davalı tarafından kararın istinaf edilmesi üzerine .......... Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi'nin 2024/388 E, 2024/739 K, sayılı ilamıyla davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine temyiz yolu açık olmak üzere karar verildiği, davalı yanın temyiz başvurusu üzerine Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2024/1893 E, 2024/3260 K, sayılı ilamı ile .......... Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi'nin 2024/388 E, 2024/739 K, sayılı ilamının onanmasına karar verildiği ve mahkeme kararının 08/10/2024 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Davadaki uyuşmazlık; Davalı tarafından düzenlendiğinden bahisle uyuşmazlık konusu (20/01/2017 tarihli ve T..............35 sayılı KDV dahil 16.814.964,88-TL bedelli) fatura nedeniyle hasıl olan bakiye alacağın ihtirazi kayıtla ödendiği ileri sürülerek 01/02/2017 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte şimdilik 100,00-TL'lik kısmının Davalıdan alınarak Davacıya ödenmesinini talep edildiği, Yarışma Yönetmeliğine ve Anlaşma'ya aykırı şekilde hesaplanıp hesaplanmadığı, fazla ödeme olup davacıya iade edilmesi gereken tutar varsa hesaplanmasına, davacının temerrüt faizi talebinde haklı olup olmadığına ve .......... 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/461 Esas, 2023/855 Karar sayılı kararın iş bu davada kesin hüküm teşkil edip etmediğine ilişkindir.
Dava şartları, mahkemece davanın esası hakkında yargılama yapılabilmesi için gerekli olan şartlardır. Diğer bir anlatımla; dava şartları, dava açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esasına girebilmesi için aranan “Kamu Düzeni” ile ilgili zorunlu koşullardır. Mahkeme, hem davanın açıldığı günde, hem de yargılamanın her aşamasında dava şartlarının tamam olup olmadığını kendiliğinden araştırıp, incelemek durumunda olup; bu konuda tarafların istem ve beyanları ile bağlı değildir. (6100 sayılı HMK'nun 114-115.maddeleri)
6100 sayılı HMK'nın 114/1-ı bendiyle "aynı davanın daha önceden açılmış ve halen görülmekte olmaması" ve aynı maddenin (i) bendiyle "aynı davanın daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması" dava şartı olarak kabul edilmiştir.
HMK'nun 115/2. maddesinde "Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder" hükmü öngörülmüştür.
Kesin hüküm, 6100 sayılı HMK'nin 303. maddesinde "Bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir.
Bir hüküm, davada veya karşılık davada ileri sürülen taleplerden, sadece hükme bağlanmış olanlar hakkında kesin hüküm teşkil eder. Kesin hüküm, tarafların küllî halefleri hakkında da geçerlidir..." hükmü bulunmaktadır.
Bu hükme göre kesin hükümden bahsedebilmek için;
a) davanın taraflarının aynı olması,
b) dava sebeplerinin aynı olması,
c) dava konusunun aynı olması gerekir.
Tarafların aynı olmasından anlaşılması gereken; her iki davada da tarafların aynı kişiler olması anlamına gelir. Ancak bir hükmün daha sonra açılan bir davada maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmesi için şekli anlamda kesinleşmiş olması bir başka ifade ile derdest olmaması gerekir. Hükmün kesinleştiği de HMK'nin 302/4.maddesi gereği ilamın altına veya arkasına yazılıp, tarih ve mahkeme mührü konulmak ve başkan veya hâkim tarafından imzalanmak suretiyle belirtilir. Kesin hüküm, taraflar ve tarafların küllî halefleri için olumsuz dava şartıdır.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'ni 19/03/2013 tarih 2012/17396 esas 2013/5303 karar sayılı ilamında belirtildiği gibi " ... Kesin hükümden söz edilebilmesi için, tarafların ve müddeabihin aynı olmasının yanı sıra dava sebeplerinin de aynı olması gerekir, dava sebebinden maksadın ise hukuki sebepler değil, bilakis davanın dayanağı olan vakıalar olduğu yerleşmiş yargı kararları ve ağırlıklı doktrin görüşleriyle ortaya konulmuştur. Bu durumda, kesin hüküm bakımından davanın gerçek sebebi vakıalardır. Çünkü hakim, bu vakıalarla bağlı olduğu ve bunlar dışındaki vakıaları re'sen nazara alamadığı için (HUMK'nun 75,1 md.),(HMK'nun 25. md.) birinci davada yalnız o vakıalar için inceleme yapmış ve yalnız o vakıalara dayanarak kararını vermiştir, şu halde kesin hüküm yalnızca o vakıalar bakımından oluşmuştur..."
Davacının aynı hukuki ilişkiden kaynaklanan alacağının veya hakkının tümünü değil, belirli bir kısmını talep ederek açtığı davaya kısmi dava denir. Diğer bir ifadeyle, bir alacak hakkında daha fazla miktar için tam dava açma imkanı bulunmasına rağmen, alacağın bir kesimi için açılan davaya kısmi dava denir. Bir davanın kısmi dava olarak nitelendirilebilmesi için, alacağın tümünün aynı hukuki ilişkiden (örneğin eser sözleşmesinden) doğmuş olması ve bu alacağın şimdilik bir kısmının dava edilmesi gerekir (Yargıtay HGK 17.10.2012 gün, 2012/9-838 Esas 715 Karar sayılı ilâmı, Kuru/Arslan/Yılmaz, Medeni Usul Hukuku, 22. Bası, s.286; Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku, 12. Bası, s. 320;Ramazan, Arslan / Ejder, Yılmaz / Sema, Taşpınar Ayvaz / Emel, Hanağası: Medenî Usul Hukuku, .......... 2018, 4. Baskı, s.295).
6100 sayılı Kanun'un 109 uncu maddesinde kısmi dava, dava çeşitleri arasında açıkça düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrası "Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir" şeklinde düzenlenmiştir. Kısmi dava açılabilmesinin ön koşulunu, dava yoluyla yerine getirilmesi istenen edimin bölünebilir bir nitelik taşıması oluşturur. Nitekim, 6100 sayılı Kanun'un 109 uncu maddesinin birinci fıkrasında da, talep konusunun, yani istenen edimin, sadece niteliği itibariyle bölünebilir olduğu durumlarda, kısmi dava açılması yoluna gidilebileceğine açıkça vurgu yapılmıştır (Süha Tanrıver: Medenî Usûl Hukuku, .......... 2016, Cilt I, s. 574)
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 02.10.1997 gün ve 3788 E., 6483 K; 23.11.2000 gün ve 7946 E., 9237 K; 15.02.2001 gün ve 2000/10078 E., 2001/1244 K. sayılı kararlarında da açıklandığı üzere, hukuki ilişkinin varlığı, husumet gibi bazı hususlar bakımından kısmi davada verilen hüküm sonradan açılan ek dava için kesin hüküm oluşturulabilirse de, kısmi davada zararın bir kısmı dava edildiği için tüm zarar değil, sadece dava edilen tutar kesinleşir. Kural olarak, kısmi davada alınan bilirkişi raporlarının açılan ek dava yönünden kesin delil olmayacağı gerek öğretide gerek yargısal uygulamada kabul edilmiştir. Ne var ki, kısmi davada kesinleşen hükme esas alınan rapor tümüyle inceleme ve itiraz konusu yapılıp, tüm yargısal denetim yollarından geçerek toplam alacak miktarını ortaya koyacak şekilde kesinleşmiş ve taraflar yönünden yargısal denetim yolları tüketilerek usulü kazanılmış haklar gerçekleşmişse kesin delil olarak değerlendirilmesi gerekeceği de ortadadır. Bu nedenledir ki, bilirkişi raporlarının takdiri delil oldukları kural ise de somut olay özelliklerine göre kesin delil niteliği alabilecekleri de göz ardı edilmemelidir. (YHGK'nın 18.04.2007 tarih ve 15-126 E., 210 K. sayılı ilamı)
.......... Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesinin 31.05.2023 tarih, 2019/2669 Esas, 2023/991 Karar sayılı kararında RES katkı payına ilişkin alacak davasında davacının tutarı belirleyebilecek durumda olduğu, bu nedenle açtığı dava belirsiz alacak davası olarak değil kısmi dava olarak nitelendirilebileceği belirtilmiştir.
Bu itibarla, eldeki davanın açıldığı tarihten önce dava konusu 20/01/2017 tarih, TEE2017000000335 numaralı ve 16.814.964,88 TL faturadan kaynaklı olarak .......... 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/461 E, sayılı dosyası ile dava açıldığı, Mahkemece bilirkişi kurulunun 09/07/2023 tarihli raporda yapılan seçenekli hesaplamasına göre belirlenen 5.470.358,99 TL miktarın Mahkemece 14/12/2023 tarih, 2022/461 Esas, 2023/855 Karar sayılı kararı ile, davanın kabulü ile ödeme tarihi olan 01/02/2017 tarihinden itibaren hesaplanacak avans faizi ile birlikte davalıdan tahsil edilerek davacıya ödenmesine karar verildiği, verilen hükmün davalının istinaf ve temyiz başvurusu üzerine incelemelerden geçerek 08/10/2024 tarihinde kesinleştiği, davacı tarafça ilk kararın kesinleşmesinden sonra 28/05/2025 tarihinde aynı faturadan kaynaklı olarak dava dilekçesinde dava değeri 100,00 TL olarak belirtilerek iş bu davanın ikame edildiği, dava dilekçesinin incelenmesinden 10.452.967,74-TL tutarındaki bakiye alacağın davacıya ödenmesine karar verilmesi talep ettiği ve mahkeme heyet sınırı olan 2.280.000,00-TL'nin üstünde kaldığı gerekçesi ile mahkememiz heyetine tevdii edildiği; birinci davada söz konusu fatura bakımından alacağın varlığının ve miktarının inceleme konusu yapıldığı ve alacak miktarının bilirkişi kurulu marifeti ile tespit edildiği, tespit ve kabul edilen alacak miktarına göre mahkemece karar verildiği, şu halde faturaya dayanak alacak bakımından belirlenen tutara ilişkin kesin hükmün oluştuğu ve aynı davanın daha önce kesin hüküm ile sonuçlandırıldığı anlaşılmakla HMK 114/1-i ve 115/2.maddeleri uyarınca davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine aynı davanın daha önce kesin hüküm ile sonuçlandırıldığı kısmi davanın dahi söz konusu olamayacağı ve keza kısmi davada davacının talep artırımı veya davanın ıslahı dışında harcın tamamlatılmasının da gerekmediği ve vekalet ücretinin dava dilekçesinde belirtilen 100,00 TL dava değerine göre tespiti gerektiği anlaşılmakla aşağıdaki gibi karar verilmiştir.
HÜKÜM: Ayrıntılı gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere,
1-HMK 114/1-i, 115/2 maddeleri gereğince davanın, daha önceden kesin hükme bağlanması dolayısı ile dava şartı yokluğu nedeni ile USULDEN REDDİNE,
2-Dava açılırken ödenen peşin harcın karar harcı sayılmasına, başkaca bir harç alınmasına yer olmadığına,
3-Yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4-Davacı tarafından yatırılan gider avansının HMK'nun 333.maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde, yatırana iadesine,
5-Davalı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT 13/2 maddesi uyarınca takdir edilen 100,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Zorunlu arabuluculuk gideri olan 3.600,00-TL'nin davacıdan alınarak Hazine'ye irat kaydına,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, kararın tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içinde .......... Bölge Adliye Mankemesine istinaf yolu açık olmak üzere oybirliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı 23/10/2025