T.C. ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
T.C.
ANKARA
1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2023/82
KARAR NO : 2024/322
HAKİM : ... ...
KATİP : ... ...
DAVACI : ...
VEKİLİ : Av. ...
DAVALI : 1- ...
...
VEKİLİ : Av. ... -...
DAVALI : 2- ... - ...
VEKİLİ : Av. ...
DAVA : Marka İle İlgili Kurum Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü
DAVA TARİHİ : 10/07/2023
KARAR TARİHİ : 02/07/2024
KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 19/08/2024
Mahkememizde görülmekte olan marka ile ilgili kurum kararının iptali, marka hükümsüzlüğü davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesiyle; davalı yanın ... sayılı “...” esas unsurlu marka başvurusuna ... sayılı markalarına dayalı olarak itiraz ettiklerini, taraf markaları arasında iltibas riski bulunduğunu, Kurum tarafından itirazların reddedildiğini, dava konusu markanın müvekkili markalarına eklenmiş tek bir harf farkı taşıdığını, müvekkilinin 20 yılı aşkın bir süredir tescilli şekilde koruduğu markaları ile dava konusu markanın iltibas yaratacağını, müvekkilinin aynı zamanda ticaret unvanını da 2001 yılında aldığını, unvandan kaynaklı olarak da üstün hakkı bulunduğunu, davalı başvurusunun kötü niyetle yapılmış bir başvuru olduğunu iddia ederek ... sayılı ... kararının iptalini ve dava konusu ... sayılı markanın tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı ... vekili cevap dilekçesiyle, verilen Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı şirket vekili cevap dilekçesiyle; ... kararında dava konusu markaların birbirleriyle ilişkilendirilme ihtimali de olmak üzere karıştırılma ihtimalinin olmadığının tespit edildiğini, müvekkilinin “..." markasının kelime unsurundan oluşan özgün bir marka olduğunu, markanın kaleme alınırken bir bütün olarak kaleme alındığı, tüm harflerin aynı renkte, aynı yazı stiliyle, aynı puntoda yazılmak suretiyle bütünselliğin vurgulandığını, müvekkiline ait ... markası ile davacıya ait markanın ortalama bir tüketicinin zihninde bıraktığı intibanın aynı olmadığını, davacı yana ait bir kısım markaların “...” ibaresi ve bir kısım markaların da bu ibarenin yanı sıra başkaca kelime, şekil ve renk esas unsurlarından oluştuğunu, “...” ibaresi ile “...” ibaresinin de benzer olmadığı, anlam ve algısının tamamen farklı olduğu, ... ibaresinin yaygın kullanımı olan bir isim olduğu, “eşsiz” anlamı da olan ... ibaresiyle karıştırılmayacağını, davacı yanın, taraf markaları arasında tek bir harf farklılığının olduğunu, bunun da iltibasa neden olacağı iddiasının yerinde olmadığını, markalar arasında tek harf farkı olmadığını, kullanılan kelimelerin farklı olduğunu belirterek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
YARGILAMA:
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; ... ...’nun ... sayılı kararının iptali ve Dava konusu ... başvuru numaralı markanın tescil edilmesi halinde hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesi talebine ilişkin olduğu anlaşılmıştır.
Davanın açılmasını müteakip tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
...'den celbedilen işlem dosyasının tetkikinden; dava konusu ''...'' ibaresinin 06 / 20 / 21 / 35. Mal ve hizmet sınıflarında tescili amacıyla 25.01.2022 tarih ve ... sayısı ile marka başvurusuna konu edildiği, yapılan ilk incelemeler sonrasında başvurunun 12.05.2022 tarih ve 396 sayılı bültende ilana çıktığı, anılan ilana karşı davacı yanın "..." markalarına dayalı olarak itirazda bulunduğu, ancak bu itirazların ...’nın 25.11.2022 tarihli kararı sonucunda haklı görülmeyerek reddine karar verildiği, dava konusu başvuruya karşı aynı zamanda dava dışı 3. Bir firma daha itirazda bulunduğu, söz konusu karara karşı davacı yanca yeniden itiraz edilerek başvurunun reddi talebinin bir kez daha yinelendiği, davacı taraf itirazlarını inceleyen .... ’nun 10.05.2023 tarih ve ... sayılı kararı neticesinde davacı itirazlarının bir kere daha haklı görülmeyerek nihai olarak reddine karar verildiği, eldeki davanın iki aylık yasal süre içerisinde tarihinde açıldığı anlaşılmış, işin esasına girilmiştir.
Ön inceleme duruşmasında tespit edilen uyuşmazlık konusuyla ilgili iddia, savunmalar doğrultusunda rapor düzenlenmesi için AYRI AYRI seçilen 2 bilirkişiye tevdiine karar verilmiştir.
Marka vekili bilirkişi tarafından düzenlenen raporda özetle:
-Dava konusu başvuru kapsamındaki yer alan tüm mal ve hizmetlerin, davacı yanın önceki tarihli markaları kapsamında yer alan mal ve hizmetler ile aynı, aynı tür ya da benzer olduğu,
-Rapor kapsamında açıklanan nedenlerle taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalini doğurabilecek bir benzerliğin mevcut olmadığı,
-SMK m. 6/6 koşullarının somut olayda oluşmadığı,
-Rapor kapsamında gerçekleştirilen tespitlere istinaden kötü niyetin nihai takdir ve hukuki yorumunun mahkemeye ait olması gerektiği,
takdirin mahkemeye ait olduğu, bildirilmiştir.
Sektör uzmanı bilirkişi tarafından düzenlenen raporda özetle:
- Dava konusu başvuru kapsamındaki yer alan tüm mal ve hizmetlerin davacı yanın önceki tarihli markaları kapsamında yer alan mal ve hizmetler ile aynı, aynı çeşit ya da benzer olduğu,
-Taraf markaları arasında SMK m. 6/6 koşullarının somut olayda oluşmadığı,
-Rapor kapsamında gerçekleştirilen tespitlere istinaden kötü niyetin nihai takdir ve hukuki yorumunun mahkemeye ait olması gerektiği,
takdirin mahkemeye ait olduğu, bildirilmiştir.
Bilirkişi raporlarının her iki tarafın iddia ve savunmasının kapsamı, taraf delilleri, marka kapsamları dikkate alınarak düzelendiği, hüküm kurmaya yeterli incelemenin yapıldığı, raporun usul ve yasaya aykırı yönünün bulunmadığı, hukuki değerlendirme nihai olarak mahkememizce yapılacağından yeniden rapor alınmasını gerektirir yön bulunmadığı anlaşılmıştır.
GEREKÇE:
Tescilli bir markanın ait olduğu mal ve hizmetler bakımından sağladığı korumanın kapsamı ve sınırları 10.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ile düzenlenmiştir.
“Marka tescilinde nispi ret nedenleri ” başlığı altında düzenlenen 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 6. maddesi ise;
(1) Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.
(2) Ticari vekil veya temsilcinin, marka sahibinin izni olmaksızın ve haklı bir sebebe dayanmaksızın markanın aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerinin kendi adına tescili için yaptığı başvuru, marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.
(3) Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.
(4) .... Sözleşmesinin 1 inci mükerrer 6 ncı maddesi bağlamındaki tanınmış markalar ile aynı veya benzer nitelikteki marka başvuruları, aynı veya benzer mal veya hizmetler bakımından itiraz üzerine reddedilir.
(5) Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.
(6) Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir.
(7) Ortak markanın veya garanti markasının yenilenmeme sebebiyle koruma süresinin sona ermesinden itibaren üç yıl içinde yapılan, ortak marka veya garanti markasıyla aynı veya benzer olan ve aynı veya benzer mal veya hizmetleri içeren marka başvurusu, önceki hak sahibinin itirazı üzerine reddedilir.
(8) Tescilli markanın yenilenmeme sebebiyle koruma süresinin sona ermesinden itibaren iki yıl içinde yapılan, bu markayla aynı veya benzer olan ve aynı veya benzer mal veya hizmetleri içeren marka başvurusu, önceki marka sahibinin itirazı üzerine bu iki yıllık süre içinde markanın kullanılmış olması şartıyla reddedilir.
(9) Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir." şeklindedir.
Bu düzenleme uyarınca getirilen yaptırımın iki koşulun bir arada bulunması hâlinde uygulanacağı görülmekte olup, bunlardan birincisi tescil başvurusu yapılan markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynı ya da benzer olması, ikincisi ise; her iki markanın da kapsadığı mal veya hizmetlerin aynı ya da benzer olmasıdır.
Ayrıca, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 6. maddesinin 1. fıkrasında geçen "halk tarafından karıştırılma ihtimali" konusunda ölçünün; bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, tüketici olan halk olduğunun göz önünde tutulması gerekmektedir. Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, halkın bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurma, ilişkilendirme ihtimalidir. Buradaki “ihtimal” kelimesi özenle ve özellikle kullanılmış bir kelime olup, şekil, ses, anlam, genel görünüm, çağrışım ve bir seri içinde bulunma izlenimi bu kapsamda değerlendirilmektedir.
Hatta markalar arasında birçok noktada fark bulunduğu tespit edilse bile “umumi intiba” ikisinin karıştırılabileceği yönünde ise, iki işaret arasında karıştırma ihtimalinin bulunduğu kabul edilmelidir (...).
Bir başka anlatımla, "iltibas tehlikesi" görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler, çağrıştırma, bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat, malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman, markanın esas unsurları ve tamamlayıcı unsurları, karşılaştırılan işaretler arasındaki benzerlik, telaffuz, anlam veya biçimden, işaretlerin toplu olarak bıraktığı izlenimden, seri içine girmekten veya başka bir çağrışımdan kaynaklanabilir. Yine halkın, karşılaştırılan işaretler arasında herhangi bir şekilde “bağlantı” kurabilmesi de benzerlik bulunduğunu kabul etmek için yeterli olmaktadır.
Ancak burada 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 6. maddesinin (5) numaralı fıkrasının hatırlatılması da gereklidir. Zira tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği durumlarda, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu daha önce yapılmış bir marka sahibinin itirazı üzerine, farklı mal veya hizmetlerde kullanılacak olsa bile, sonraki markanın tescil başvurusu ret edilebilecektir. Tanınmış marka kavramı yerleşik Yargıtay içtihatlarında “bir şahsa veya teşebbüse sıkı bir şekilde matufiyet, garanti, kalite, kuvvetli reklam, yaygın bir dağıtım sistemine bağlı, müşteri, akraba, dost, düşman ayırımı yapılmadan coğrafi sınır, kültür, yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışım olarak” ifade edilmiştir.
SMK m.6/6 hükmüne göre; tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir.
SMK m.6/9 hükmüne göre; kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir. Bu bağlamda bir başvurunun kötü niyetle yapılmış olması başka herhangi bir nedene bağlı olmaksızın, tek başına tescil engeli oluşturmaktadır. SMK ile normatif hukuki temele kavuşan bu ret gerekçesinin uygulaması ise daha eskiye dayanmaktadır. Nitekim ... vermiş olduğu bir kararda (YHGK., 16.07.2008 tarihli ve ... sayılı karar.) durumu, “marka başvurusunun kötü niyetle yapılmış olması, yalnızca başvurunun reddine ilişkin bir hâl olmayıp, kötü niyetle tescil ettirilen markanın hükümsüzlüğünü de gerektirir.” şeklinde ifade etmiştir.
Kötü niyetin belirgin bir tanımı olmamakla birlikte idari ve adli uygulamalarla oluşturulmuş çeşitli ölçütleri vardır. Bu ölçütler temelde markanın işlevi dışında başka amaca yönelik tescil edilme durumunun çeşitli örneklerinden oluşmaktadır. Ticari dürüstlük kurallarına aykırı olarak, başkasının markasını ele geçirmeye, başkasının markasından haksız yararlanmaya yönelik olarak yaptırılan haksız tesciller kötü niyetlidir. .... ’na göre; kötü niyet kavramı, “bilerek ve haksız bir avantaj kazanmak” veya “başkalarına zarar vermek amacıyla genel olarak kabul edilmiş ahlaki davranışların ve dürüst ticaret ilkelerinin dışında davranan kişinin durumu” olarak tanımlanmıştır.
Hemen belirtmek gerekir ki bir marka başvurusunun kötü niyetle yapılıp yapılmadığı,başvuru anındaki duruma göre değerlendirilir. Nitekim SMK m.6/9 hükmü başvuru anına sonuç bağlamıştır. Bu anlamda sonradan yapılacak iş ve işlemler başlangıçtaki kötü niyeti ortadan kaldırabilecek nitelikte değildir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde;
Taraf markaları tescil kapsamları ve işaretsel yönden karşılaştırıldığında;
Davalı Markası Örnek Davacı Markaları
.... ....
(06, 20, 21, 35. sınıf) ...
...
...
(08, 11, 20, 35, 37, 39, 41, 44, 45. sınıf)
Tarafların emtia gruplarına bakıldığında; davacı yanın dayanak markaları kapsamında, dava konusu başvuruda yer alan sınıflardan 06. Sınıf mallar doğrudan yer almamakla birlikte davacı yanın ... sayılı markası kapsamında 35.sınıf 05 alt grubunda çeşitli malların satışına özgülenen satış hizmetleri içerisinde 06. Sınıf malların satışının da mevcut olduğu; dava konusu marka kapsamında kalan yer alan 35. Sınıftaki satış hizmetlerine konu mallar ile davacı yanın önceki tarihli markaları kapsamında yer alan malların arasında mal – malın satışı hizmeti bağlamında değerlendirilebilecek bir benzerlik ilişkisi bulunduğu, davacı yanın önceki tarihli markaları kapsamında yer alan sair mal ve hizmetlerin tamamı, dava konusu marka kapsamında 20, 21 ve 35. Sınıfta yer alan sair mal ve hizmetler ile birebir aynı, aynı tür ya da benzerlik düzeyinde kalan mal ve hizmetler olup markaların bütün olarak, başvuru kapsamındaki tüm mal ve hizmetlerde benzer tüketici gruplarına hitap eden, benzer ihtiyaçları karşılayan, birbiri yerine tercih edilebilir, rekabet ilişkisi bulunan, satış ve pazarlama yöntemleri ile dağıtım kanalları benzerlik taşıyacak mal ve hizmetleri kapsadıkları, netice olarak dava konusu başvuru kapsamındaki yer alan tüm mal ve hizmetlerin, davacı yanın önceki tarihli markaları kapsamında yer alan mal ve hizmetler ile aynı, aynı tür ya da benzer olduğu görülmektedir.
Şu hâlde, SMK 6/1 maddesi yönünden tescil engellerinde aranan şartlardan biri belirtili emtialar yönünden gerçekleşmiştir.
Davalının markasının incelenmesinde; dava konusu başvurunun ''...'' şeklinde bir sözcük grubu markası olduğu, markadaki ikincil sözcük konumunda olan “...” kelimesinin özellikle 20 ve 21. Sınıftaki ev mobilya, dekorasyon ve araç – gereçleri gibi mallar yönünden Türkçe “ev” anlamına gelen ve İngilizce olarak da yaygın bilinen kelimelerden olmasından ötürü ayırt edici vasfı son derece zayıf , ticaret hayatında benzeri kullanımları yaygın nitelikte bir kelime olduğu, bu nedenle markanın asli ve ayırt edici sözcük unsurunun esasen “...” kelimesi olacağı, bu kelimenin de Türkçe somut bir karşılığı olmadığı gibi her ne kadar davalı taraf anılan kelimenin “eşsiz” anlamına geldiğini belirtmiş ise de bu anlamının da ülkemiz tüketicisi tarafından bilinemeyeceği, dolayısıyla yabancı bir sözcük gibi algılanacağı, yazımına en uygun şekilde “...” ya da doğrudan “...” olarak telaffuz edilecek olduğu anlaşılmaktadır.
Davacının markalarının incelenmesinde; davacı yanın dayanak markalarının ise temel anlamda ''...'' esas unsurunu taşıyan markalar olduğu, davacı yana ait ''...&...'' markası dışında her bir markada münhasır ayırt edici ibare “...” kelimesi olup işbu markada ise markanın hakim iki unsurundan biri olduğu, ''...'' kelimesinin de Türkçe’de somut bir karşılığının bulunmadığı, yabancı ülkelerde kişi adı olarak kullanımı bulunduğu değerlendirilebilir ise de ülkemiz tüketicisi açısından doğrudan anlam ifade eden bir kelime olmayacağı, yazımına en uygun şekilde “...” ya da doğrudan “...” olarak telaffuz edilecek olduğu anlaşılmaktadır.
Markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir.
...'nun 08.06.2016 gün ve ... sayılı kararı uyarınca iltibas değerlendirmesinin hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesinin mümkün olduğu hususu da gözönünde bulundurularak yapılan incelemede, davacı adına tescilli ''..." esas ibareli markalar ile davalının "..." ibareli markası arasında biçim, renk, grafik unsurlar, düzenleme ve tertip tarzı olarak görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunul bulunmadığı incelendiğinde, her iki markanın da esas unsuru olan “...” ve “...” kelimeleri, ülkemiz tüketicisi açısından somut anlam ifade eden sözcükler olmadığı, bu halde her iki işaret de ilgili tüketici için anlamını bilmediği yabancı veyahut uydurulmuş kelimeler olarak algılanacak olup kavramsal bir karşılaştırmaya tabi tutulmayacağı, her iki kelime de yine sahip oldukları bu algıdan ötürü ayırt edici vasıfları ayrı ayrı bulunan, uyuşmazlık konusu mal ve hizmetler ile kavramsal bir bağlantısı bulunmayan kelimeler olduğu, taraf markalarının her ikisi de beş harften oluşmakla birlikte dava konusu marka “...” harf dizilimi taşırken davacı markaları ise “...” harf dizilimini taşıdığı, her iki dizilimde “...” harfleri birebir aynı şekilde yer almakla birlikte dava konusu markada, kelimenin son dört harfini, davacı markalarında ise kelimenin ilk dört harfini oluşturduğu, taraf markaları arasında ise dava konusu markanın ilk harfi olan “U” ve davacı markalarının son harfi olan “L” harfleri bakımından farklılık bulunduğu, her ne kadar beşer harften oluşan taraf markalarında dört harf aynı dizilimde yer alarak bir benzerlik oluşumuna yol açmış gibi görünmekte ise de markalardaki farklılaşan harfler ve bu harflerin kullanım noktalarının yarattığı nihai algılar, kelimelerin görsel ve işitsel olarak da birbirlerinden derhal uzaklaşmaları sonucunu doğurduğu, dava konusu markanın ön sesinde yer alan “u” harfi ile birlikte dava konusu marka “...” şeklinde üç heceli olarak telaffuz edilmekteyken, davacı markalarında son harf olarak yer alan “L” harfi ile kelime “...” şeklinde iki hecede telaffuz edilmekte, bu telaffuzlarında ise hem başlangıç hem de bitiş seslerinde işaretler birbirinden somut biçimde farklılaştığı, ... ve ... kelimelerinin görsel anlamda da birbirlerini çağrıştırır bir benzerlik ilişkisi içerisinde olmadıkları, ilk intibada dahi anlaşılabildiği, taraf markalarının bütünsel algıları itibariyle birbirlerinden tamamen farklılaşmış oldukları, dava konusu markanın bütüne hakim unsurları ve genel kompozisyonu göz önüne alındığında, davacı markalarını çağrıştırır nitelikte bir sonucu doğurmayacağı, markalar arasında ortak harf dizilimine rağmen başlangıç ve bitiş sesleri ile görsel algılarının farklılık taşıdığı, makul düzeyde bilgilenmiş tüketici kitlesinin taraf markaları arasında ekonomik, idari veya sözleşmesel bir bağlantı olduğu yanılgısına düşmesinin mümkün olmadığı, taraf markalarının, markaları oluşturan unsurlarına bölünerek algılanması ve buna bağlı davacı markaları ile ilişkilendirilmesinin mümkün olmadığı, işaretler arasında karıştırılma ihtimaline yol açacak bir benzerlik halinin mevcut olmadığı, SMK 6/1 koşullarının somut olayda oluşmadığı;
Davacı yanın SMK m. 6/6 kapsamında, “... ... ve Tic. Ltd. Şti.” şeklindeki ticaret unvanına dayalı ileri sürdüğü üstün hak iddiasının da, ilgili unvanın da ayırt edici unsurunun “...” kelimesi oluşu, bu kelime ile dava konusu marka arasında benzerlik kurulmamış olunması karşısında, hukuki bir karşılığının bulunmadığı, SMK m. 6/6 koşullarının somut olayda oluşmayacağı;
Davacı yanın kötü niyet iddialarının temelini benzerlik iddiasına dayandırdığı görülmekle birlikte bu hususların kötü niyet takdiri için yeterli görülmesinin mümkün olamayacağı, işaretler arasında bir benzerlik ilişkisinin varlığına kanaat getirilmediği dikkate alınarak davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi açıklandığı üzere:
1-DAVANIN REDDİNE,
2- Dava açılırken alınan peşin maktu karar ilam harcı yeterli olduğundan ve yeniden değerleme oranı nedeniyle ortaya çıkan güncel peşin harca denk olduğundan, denk olan harcın güncel olan harca tamamlanması mülkiyet hakkı ihlali olacağından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
3-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 25.500,00-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
4-Davacının yapmış olduğu yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
5-Davalılar tarafından yargılama gideri sarf edilmediğinden bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
6-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatırana iadesine (HMK m.333),
Dair, verilen karar hazır olan taraf vekillerinin yüzlerine karşı tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde Bölge Adliye Mahkemelerinde istinaf yolu açık olmak üzere açıkça okunup usulen anlatıldı. 02/07/2024
Katip ... Hakim ...
e-imzalıdır ¸ e-imzalıdır