T.C. ANKARA 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2022/264 Esas - 2023/478
TÜRK MİLLETİ ADINA
T.C.
ANKARA
10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO: 2022/264
KARAR NO: 2023/478
BAŞKAN:...
ÜYE: ...
ÜYE: ...
KATİP: ..
DAVACI: ...
VEKİLLERİ: Av. ...
DAVALI: ...
VEKİLİ: Av. ..
DAVA: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 14/04/2022
KARAR TARİHİ: 14/06/2023
KARAR YAZIM TARİHİ : 12/07/2023
Mahkememize açılan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda;
İDDİA
Davacı vekili, davalı Y....'nin, 17.09.2021 günlü sayısında birinci sayfası üst tarafında "....da... Servisi" başlığı altında manşetten ve aynı haberin devamında da beşinci sayfası üst tarafında "Servis..."den başlığı altında iftira ve haksız isnat içeren bir yazı yayınlandığını; yazı içeriği incelendiğinde manşetten verdiği, suçlayıcı ve hakaret içerikli yazısı ile kamuoyu nezdinde müvekkili kötülediği; .... da görev yapan personellerine ulaşım hizmeti veren müvekkili Şirketin, .... terör örgütü ile ilişkisi varmış gibi bir algı oluşturmaya çalıştığı ve Devletin resmi kurumu tarafından da bu durumun bilinciyle ihale verilmiş gibi gösterilmeye çalışılarak, gerçeğe ve kesinleşen yargı kararlarına aykırı hareket ettiğinin açık olduğunu; müvekkilinin.../... terör örgütü ile ilişkilendirmeye çalışan, iftira mahiyetindeki ve basın ahlak esaslarına da aykırı dava konusu yazının da bunun kanıtı olduğunu, iç kimsenin hukukun üstünde olmadığını, davalı tarafından algı operasyonu yapıldığını; haksız suç isnadı içeren yazı ile müvekkilinin.../.... terör örgütü ile ilişkiliymiş gibi gösterilerek, müvekkilin hizmet verdiği Kamu Kurumları ve toplum nezdinde, müvekkiline yönelik husumet oluşturulmaya çalışıldığını; davalının, hukuk çerçevesinde gerekli yaptırımlar ile karşı karşıya kalacağı, bununla birlikte davalının iftiralarının, hukuk düzeni içerisinde makul kabul edilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, basın özgürlüğünün sınırları dikkate alındığında, bu özgürlüğü kötüye kullanan davalı hakkında da müvekkili Şirket tarafından, hukukun üstünlüğüne duyulan güven çerçevesinde, tüm hukuki işlemlerin de başlatıldığını, müvekkiline iftira atıldığına dair, kesinleşmiş savcılık ve idari yargı kararları bulunmasına rağmen davalının, gazetecilik sorumluluğunun gerektirdiği basit bir araştırma dahi yapılmadan, tek taraflı olarak, gazetecilik mesleği ve basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyecek haksız suç isnadı içeren bir yazı yayınladığını, Yazıya karşı ihtarname gönderilerek tekzip metni yayınlanması talep edildiğini; 17.09.2021 günlü,... sayılı ....'nde yayınlanan dava konusu yazıya karşı düzeltme ve cevap hakkı kapsamında gönderilen .... Noterliğinin, 17.09.2021 tarihli, .... yevmiye no.lu ihtarnamesinin dilekçe ekinde sunulduğunu; 17.09.2021 günlü, ...'nde yayımlanan habere karşı cevap ve düzeltme hakkı kapsamındaki ihtarnamenin tebliğ edilmesine rağmen, müvekkilin tekzip metninin yayınlanmaması üzerine, müvekkil adına tekzip kararı verilmesi istemiyle ......sayılı, 29.09.2021 tarihli kararında, düşünce ve kanaat açıklama özgürlüğü ile Basın özgürlüğünün önemini vurguladıktan sonra talebin kabulüne hükmedildiğini;.... D. İş sayılı kararıyla itirazın reddedildiğini, davaya konu haberin,... Esaslarına aykırılığı nedeniyle, yaptırım uygulanması istemiyle, ayrıca Basın İlan Kurumuna da başvurulduğunu; basın İlan Kurumunun .... sayılı Yönetim Kurulu Kararıyla; Cumhuriyet Gazetesi hakkında, 17.09.2021 tarihli haber nedeniyle yaptırım kararı uyguladığını; bu suretle davaya konu yazıda, "görünürdeki gerçeklik" ilkesinin çarpıtıldığı, araştırılması gazetecilik imkanları dahilinde bulunan bir konuda müvekkil şirkete iftira ve haksız isnatta bulunulduğu ve bu suretle de yazının Basın Ahlak Esasları İlkelerine de aykırı olduğunun açıkça tespit edildiğini; tüm bu açıklanan hususlar ışığında; ülkenin içinde bulunduğu siyasi konjonktür ve toplumun kalıplaşmış değer yargıları dikkate alındığında, .... terör örgütü ile ilişkili olmakla suçlanmanın, bir tüzel kişiliğe yöneltilebilecek en ağır itham olduğunu, tüzel kişilerin kişilik haklarına saldırı durumu değerlendirilirken, tüzel kişinin toplum içindeki saygınlığı, itibarı, onuru, mesleki ve sır çevresi gibi manevi nitelikteki kişisel değerlerinin esas alınması gerektiğini;.... terör örgütü ile ilişkili olmakla suçlanan müvekkilin, toplum içindeki itibarının sarsılacağı; müvekkilinin ... gibi stratejik önemdeki kuruluşlar ile kamu kurumlarına hizmet verdiği de gözetildiğinde, marka değeri ve toplumsal itibarı açısından geri dönülemez zararlar doğacağı; bu suretle de müvekkilin kişilik haklarının ihlal edildiğinin ilk bakışta anlaşılacak kadar açık olduğu; bu kadar ağır bir suçlama karşısında müvekkilin, adı, şerefi, onuru, marka değeri ve itibarı gibi kişisel değerlerine yapılan saldırının, müvekkilin manevi zararına yol açacağı, Yargıtay'ın emsal nitelikteki kararları ile de sabit olduğunu, müvekkilinin Devletin saygın Kamu Kurumlarına ve özel sektörün seçkin firmalarına araç ve filo kiralama, personel taşımacılığı, turizm gibi alanlarda, yurt çapında hizmet vermekte olduğunu; müvekkilinin "...." markası, yaygın hizmet ağı sayesinde yurt çapında tanınan, bilinen ve güvenilen bir konumda olduğunu; ticari iş hacmi ve personel sayısı ile iş organizasyonunun büyüklüğü, müvekkili şirketin kişilik değerlerine yönelen saldırının sebep olduğu manevi zararını da yüksek kılmakta olduğunu; bu nedenle 1.000.000,00 TL tutarında manevi zarar talebinde bulunulmuş olup; talep edilen tutarın, saldırı teşkil eden eylem ve olayın özelliği, yazının yurt çapında yayın yapan bir gazetede manşetten yayınlanmış olması, kusur oranı, tarafların nitelikleri de gözetildiğinde, son derecede makul olduğunu iddia ederek; 17.09.2021 tarihli Cumhuriyet Gazetesinde yayınlanan yazıda müvekkilinin kişilik haklarına yapılan saldırı nedeniyle, diğer sorumlulara karşı talep ve dava hakları ile manevi tazminat dışındaki talep ve dava haklarımız saklı kalmak kaydıyla 1.000.000,00 TL manevi tazminatın, yazının yayımlandığı 17.09.2021 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalı ..... den müştereken ve müteselsilen tahsiline, kararın bir örneğinin, masrafı davalıdan karşılanmak kaydıyla yurt genelinde yayın yapan tirajı en yüksek üç gazetede ilanına, yargılama giderleri, vekâlet ücreti ile arabuluculuk vekâlet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA
Davalı vekili, Mahkemenin yetkisiz olduğunu; davaya konu edilen haberin içeriği, temel olarak Kamu İhale Kurumunun 4 Ocak 2017 tarihli ve .... karar numaralı kararına ve .... tarafından ....na gönderilen 28 Şubat 2017 tarihli yazıya dayanmakta olduğunu; bu husus haberin içeriğinde açıkça belirtildiğini; 5. sayfadaki devamında da ilgili KİK kararı ve .... yazısının da verildiğini; haberin içeriğinde, haberi kaleme alan muhabirin ve yayımlayan gazetenin herhangi bir yorumu bulunmadığını; dava konusu haberde yer alan, davacı şirket sahipleri ile... ilişkisi tespit edilen Şen-Dem Turizm adlı bir başka şirketin kurucuları arasında akrabalık ilişkisi olduğuna dair bilgi, Kamu İhale Kurumunun 4 Ocak 2017 tarihli ve 2017/UH.III-64 karar numaralı kararına dayandırıldığını; Kamu İhale Kurumu'nun yazısındaki; "Kaya Seyahat Turizm Şirketine, Şen-Dem Turizm Oto. Nak. Taah. Tic. Ltd. Şti. tarafından 2013-2016 döneminde 19 milyon 9 bin 885 TL havale gönderildiği, 2014-2016 döneminde 9 işlemde 673 bin 689.50 TL EFT gönderildiği görülmüştür. İki şirket arasında kurucular arasındaki kişilerin baba-oğul-eş oldukları, para transferleri ile de hukuki fiili ve ekonomik bağlantılarının bulunduğu dosyaya gelen bilgi ve belgelere göre ... örgütü ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu hususunda yeterli delil bulunduğu anlaşılmıştır" ifadelerinin haberde tırnak içerisinde verildiğini, yine Türk Savunma Sanayisinin stratejik kurumlarından ...'ın Ankara'daki personellerinin ulaşım hizmeti işinin, .... ile ilişkili" olarak kayıtlara geçen ve 2017 yılında ... örgütleri ile aidiyeti, iltisakı veya irtibatının bulunması nedeniyle" ihale dışı bıraktığı şikayetçi şirkete verildiği bilgisinin de, A....'na gönderilen 28 Şubat 2017 tarihli yazıdaki "....hakkında yapılan inceleme neticesinde, terör örgütleri ile aidiyeti, iltisakı veya irtibatının bulunduğu birimlerden gelen yazı ile tespit edildiğinden ihale komisyonumuz kararı ile ihale dışı bırakılmıştır" ifadelere dayandırıldığını, söz konusu ifadelere haberde tırnak içerisinde yer verildiğini, davacı yanın; dava dilekçesinde, dava konusu haber nedeniyle Basın İlan Kurumu'nun 07.12.2021 tarih ve .... sayılı Yönetim Kurulu Kararı ile müvekkili şirket hakkında Basın Ahlak Esaslarına aykırılık gerekçesiyle idari yönden yaptırım uygulandığını belirtmiş ise de, Basın İlan Kurumu'nun söz konusu yaptırım kararına yapılan itirazın İ.... Karar sayılı 25.04.2022 tarihli kararı ile kabul edilerek, BİK'in yaptırım kararının kaldırıldığını; dava konusu haber nedeniyle BİK tarafından Basın Ahlak Esaslarının ihlal edildiği gerekçesiyle müvekkil şirkete uygulanan idari yaptırımı iptal eden Mahkeme kararının; gerekçesine bunu açıkça yazdığını; "....Gerçeklik, güncellik kamusal yarar ve toplumsal ilgili ile biçim ve içerik arasındaki düşünsel bağ kriterlerinin oluşturulduğu, haber konusu olay ile ilgili olarak basın mensuplarının kendi düşüncelerini açıklama, eleştirme, yorumlama hürriyetine sahip oldukları, bu hürriyet kapsamında hakaret, küfür içermeyen, şeref ve namusu ihlal etmeyecek şekilde yapılan yorumda gerek Basın Özgürlüğü ve gerekse Basın Ahlak Esaslarının ihlal edilmediği kanaatine varılmıştır...." ifadelerine yer verildiğini, dava konusu haber ve bu habere istinaden yazılan köşe yazısı nedeniyle müvekkili şirkete BİK tarafından verilen diğer resmi ilan kesme cezalarının da ekte sunulu bulunan ...nin kararları ile aynı gerekçelerle iptal edildiğini, dava konusu haberde Basın Ahlak Esaslarının ihlal edildiğine yönelik davacı iddiası hukuki ve maddi olarak dayanaksız bir iddia olup, ekte sunulu bulunan belgelerden de anlaşılacağı üzere kamu kurum ve kuruluşlarının karar ve yazıları ile kamuya açık kaynaklardan doğrulandığı üzere, şikayet konusu haberde verilen tüm bilgilerin doğru ve görünür gerçeğe uygun olması ve bu bilgilerin haber niteliği taşıması, habere yönelik toplumsal ilginin bulunması ve kamu yararının olması, görünür gerçeğe uygun bilgilerin gazetecilik tekniği gereği okuyucunun ilgisini çekecek nitelikte aktarılmasında hukuka aykırı bir yön olmaması, başlık ve haber içeriğindeki ifadeler çarpıcı olsa da Basın Ahlak Esaslarına aykırı bir yön bulunmaması, görünür gerçeğe uygun haberlerin verilmesinde nesnel ölçütlere uyulması, haberin veriliş biçimi yönünden özle biçim arasında ölçülülük bulunması, hususları birlikte gözetildiğinde, davacının manevi tazminat isteminin hukuki ve maddi dayanaktan yoksun bulunduğunun açıkça anlaşıldığını, davacı taraf haberin maddi dayanağı olan Kamu İhale Kurumunun 4 Ocak 2017 tarihli ve .... karar numaralı kararına ve ....'na gönderilen 28 Şubat 2017 tarihli yazısına rağmen, konuya ilişkin olarak savcılık tarafından kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, belirtilmiş ise de haberin dayanağı olan belgeler resmi kurumların belgeleri olup, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına göre gazetecilerin maddi olayı araştırma ve açığa çıkarma görevi bulunmadığını; maddi gerçeği araştırma ve açığa çıkarma görevi Yargı erkine ait bir görev olup, gazeteciler sadece ve sadece haber değeri olan görünen gerçeği kamuoyuna aktarmakla mükellef olduklarını, konuya ilişkin emsal mahiyetteki ..... Sayılı kararında da bu hususun açıkça ifade edildiğini, KİK kararı ve ....nin resmi yazısındaki tespitlere göre, 15 Temmuz hain darbe girişimini gerçekleştiren... ile irtibat ve iltisakı olduğu gerekçesiyle kamu ihalelerinden yasaklanmış olan davacı şirkete, Türk Savunma Sanayisinin göz bebeği ve en stratejik kurumlarından birisi olan ...'ın ...'daki personellerinin ulaşım hizmeti işinin verilmiş olmasının haber değeri taşıdığını; bu haberin kamuoyuna duyurulmasında üstün kamu yararı bulunduğunu; davacı şirketin ortakları hakkında açılan savcılık soruşturmasında takipsizlik kararı verilmiş olmasının; söz konusu haberde yer alan ve resmi kurum yazılarına dayandırılan bilgilerin, haberin yapıldığı anda görünen gerçeğe uygun ve doğru olmadığını göstermeyeceğini; basının maddi olayı araştırma ve açığa çıkarma görevi bulunmadığını; maddi gerçeği araştırma ve ortaya çıkarma hususunda basının yasal bir imkanı da bulunmadığını; zira maddi gerçeği araştırma ve açığa çıkarma görevi münhasıran yargı erkine ait bir görev olup, basın haber değeri olan görünen gerçekleri üstün kamu yararı gereği kamuoyuna aktarmakla mükellef olduğunu; o anda ve görünürde var olup da, yargı kararı ile sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basının sorumlu tutulamayacağını, dava konusu haber nedeniyle davacı şirketin cevap ve düzeltme yayınlanması talebinin kabulüne dair Sulh Ceza Hakimliği kararının, sınırlı incelemeye tabi şekilde, cevap ve savunma hakkı kullanılmaksızın ve bir yargılama faaliyetine dayanmaksızın verilmiş ve maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmeyen bir karar olup, bu yönden davacının manevi tazminat istemi bakımından emsal teşkil etmeyeceğini, anayasamızın basın hürriyetini düzenleyen 28. maddesi ile düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetini düzenleyen 26. maddesi ve Basın Kanununun 3. maddesinin basın özgürlüğünü teminat altına aldığını; basın özgürlüğüne ilişkin ilgili hukuki teminatların AİHS tarafından da koruma altına alındığını; ifade özgürlüğü demokratik bir toplumun en önemli temellerinden birisi olup, toplumsal ilerlemenin ve her bireyin gelişiminin başlıca koşullarından birini teşkil ettiğini, ....'in ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumun temel yapılarından birini oluşturduğu ve toplumun gelişimi ve bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşullarından biri olduğunu ....'e göre basın ancak bu şekilde, kamuoyunun bilgi edinme hakkı bakımından yaşamsal önemi bulunan "halkın gözcülüğü" ya da "bekçisi" görevi yapabileceğini, basın özgürlüğü söz konusu olduğunda, ulusal makamlara tanınan takdir yetkisi demokratik bir toplumun yararı dikkate alınarak sınırlandırılabileceğine ilişkin kararlarının bulunduğunu, dava konusu somut olayda; Basın Ahlak Esaslarını ihlal eden herhangi bir yön bulunmadığı, aksine halkın haber alma özgürlüğünü de güvence altına alan basın özgürlüğü sınırları içerisinde kalan bir gazetecilik faaliyeti içerdiği, gerçeklerden saptırma veya çarpıtma bulunmadığı, doğruluğu kuşku uyandıran bir bilgi içermediği, ekte yer alan resmi kurum belgelerinden de görüleceği üzere tüm iddiaların gerçekliğinin araştırılarak doğruluğuna emin olunduktan sonra yayınlandığı ve dayanak resmi belgelerin de sayısı, tarihi ve görselleriyle birlikte haberde aynen verildiği, hiç kimsenin suçlu olarak ilân edilmediği, tamamen kamu kurum ve kuruluşlarının karar ve belgelerinde yer alan tespit ve ifadelerin haberleştirildiği, eleştiri sınırlarını aşan aşağılayıcı sözcükler kullanılmadığı, hiçbir surette hakaret, sövme, iftira ve haksız isnatta bulunulmadığı, o anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından basının sorumlu tutulamayacağı, 15 Temmuz hain darbe girişiminin faili... ile ilgili haberler hakkında kamuoyunun ilgisinin ve dahi bilgi alma hakkının bulunduğu, kamuoyunun bilgi alma hakkının yansıması olarak basının da bu konudaki bilgileri kamuoyuna aktarma görevinin olduğu, yani haber değeri taşıyan ve toplumsal ilgi bulunan bir hususta haber yapılması basının sadece mesleki bir faaliyeti olmadığı, aynı zamanda da halka karşı görevi ve ödevi olduğu, dolayısıyla dava konusu haberin yapılmasında kamunun üstün yararının bulunduğunu;....'nun dava bakımından emsal mahiyetteki ......18.11.2020 sayı ve tarihli kararında da belirtildiği üzere, dava konusu haberin içerik itibarıyla kamuya mal olmuş ve görünür gerçeğe uygun bilgiler olması ve haber niteliği taşıması; habere yönelik toplumsal ilginin bulunması; görünür gerçeğe uygun bilgilerin gazetecilik tekniği gereği okuyucunun ilgisini çekecek nitelikte aktarılmasında hukuka aykırı bir yön olmaması; basının, okuyucunun dikkatini habere çekmek amacı ile çarpıcı başlık ve ifadeler kullanmasının bir gazetecilik tekniği olması karşısında, özle biçim arasındaki dengenin bozulduğundan söz edilememesi; haberin verilmesinde nesnel ölçütlere uyulması ve özle biçim arasında ölçülülük bulunması, hususları birlikte gözetildiğinde, açılan davanın hukuki ve maddi dayanaktan yoksun bulunduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydı şartıyla, talep edilen manevi tazminat miktarının fahiş ve hakkaniyete aykırı olduğunu; manevi tazminatın miktarını tayin etme hakimin takdirine bırakıldığını; takdir edilecek manevi tazminat hakkaniyete uygun olması gerektiğini, manevi tazminatın bir ceza olmadığı gibi mamelek hukukuna ilişkin zararı karşılaması da amaç edinmediğini, kusurlu olana yalnız hukukun ihlalinden dolayı yapılan bir kötülük de olmadığını, tazminatın sınırının onun amacına uygun olarak belirlenmesi gerektiğini; manevi tazminatın miktarının bir taraf için zenginleşme aracı, diğer taraf için de yıkım olmaması gerektiğini, bu bilgiler ışığında değerlendirme yapıldığında, davacının talep etmiş olduğu manevi tazminatın, miktar itibarıyla da hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu iddia ederek mahkeme yetkisiz olduğundan yetki itirazının kabulü ile davanın yetkisizlik nedeniyle usulden reddine, hukuki ve maddi dayanaktan yoksun bulunan haksız davanın esastan reddine, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davacı yana yükletilmesine, karar verilmesini talep etmiştir.
HUKUKİ GEREKÇE
Dava; Basın Yoluyla Kişilik Haklarının İhlali Nedeniyle Manevi Tazminat İstemine İlişkindir.
Tarafların Arasındaki Çekişme Konuları; Davalının yaptığı haberin davacının kişilik haklarına saldırı teşkil edip etmeyeceği, yapılan yayının gerçek olup olmadığı, kamu yararının bulunup bulunmadığı, konunun güncelliğini koruyup korumadığı, haberin objektifliği de tartışılarak tazminat gerekip gerekmediği üzerinde toplanmaktadır.
Davalı Vekili cevap dilekçesi ile yetki itirazında bulunmuş olup davacının TMK25. Maddesi gereğince kendi ikametinin bulunduğu yer mahkemesi de yetkili kılınmakla mahkememiz davaya bakmakla yetkili olduğundan yetki itirazı mahkememizce kabul görmemiştir.
Mahkememizce Alınan 02/02/2023 tarihli bilirkişi raporunda davacının maruz kaldığını iddia ettiği manevi zararlarının asıl ortaya çıktığı; hangi kalemlerden oluştuğu konusunda, salt iddialar dışında somut bir delil dosyaya sunmadığından; bu konuda bir değerlendirme yapılamadığı yönünde görüş bildirilmiştir.
Bireyin kişisel şeref ve itibarı, Anayasa'nın 17. maddesinde yer alan "manevi varlık" kapsamında yer almaktadır. Devlet, bireyin manevi varlığının bir parçası olan kişisel şeref ve itibara keyfi olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür. (..., paragraf 33) Başka bir deyişle kişisel itibarının korunması hakkı, Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasının koruması altındadır ve şeref ve itibarı etkileyen sözel saldırılar veya basın ve yayın yolu ile yapılan yayınlara karşı bireyin korunmaması halinde Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrası ihlal edilmiş olabilir.
Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasası'nın 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.
Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, okuyucunun ilgisini artırmak amacıyla, habercilik tekniğine uygun olarak çarpıcı başlık kullanabilir ise de özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.
Somut olaya gelince, dava konusu haberde davalı Gazetenin 17 Eylül 2021 tarihli nüshasında, davacı firmanın kazandığı bir ihale nedeniyle; firmanın... ile bağlantılı olduğu; hakkında... tarafından yazılan yazı ile Kamu İhale Kurulu tarafından verilen kararda ve ... raporunda... ile irtibat ve iltisakının bulunduğuna ilişkin bilgilerden hareketle bir haber yayınlanmış olmakla davalının ifade özgürlüğüne sınırlama getirilmesini gerektiren demokratik bir toplumda gereklilik koşullarının gerçekleşmediği, dava konusu haberin içerik itibarıyla kamuya malolmuş ve görünür gerçeğe uygun bilgiler olması ve haber niteliği taşıması, habere yönelik toplumsal ilginin bulunması, görünür gerçeğe uygun bilgilerin gazetecilik tekniği gereği okuyucunun ilgisini çekecek nitelikte aktarılmasında hukuka aykırı bir yön olmaması, basının, okuyucunun dikkatini habere çekmek amacı ile çarpıcı başlık ve ifadeler kullanmasının bir gazetecilik tekniği olması karşısında, özle biçim arasındaki dengenin bozulduğundan söz edilememesi, haberin verilmesinde nesnel (objektif) ölçütlere uyulması ve özle biçim arasında ölçülülük bulunması, hususları birlikte değerledirildiğinde davacının kişilik değerlerinin ihlal edilmediği, (..., T.18.11.2020 sayı ve tarihli kararı) bu nedenle tespitine, önlenmesine karar verilecek bir haksız saldırı tespit edilemediğinden ve tazminata hükmedilmesi için öncelikle haksız fiilin tespiti gerektiğinden davanın reddine karar verilmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle,
1.-Davanın reddine,
2.-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince, alınması gereken 179,90 TL maktu karar ve ilam harcından, peşin alınan 17.077,50 TL'nin indirilmesi ile arta kalan 16.897,60 TL’nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
3.-Davacı vekil ile temsil edildiğinden yürürlükte bulunan AAÜT gereğince hesaplanan 9.200,00 TL maktu vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,
5-Taraflarca yatırılan gider ve delil avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde ve talep halinde taraflara iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde ...yolu açık olmak üzere 14/06/2023 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Başkan 29200
Üye ...
Üye ...
Katip...