T.C. ... 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2022/278 Esas - 2024/394
TÜRK MİLLETİ ADINA YARGILAMA YAPMAYA VE HÜKÜM VERMEYE YETKİLİ
T.C.
...
ON İKİNCİ ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
K A R A R
ESAS NO : 2022/278
KARAR NO : 2024/394
DAVA : Alacak/ Munzam Zarara Tazminatı (Hizmet Alım Sözleşmesinden Kaynaklı)
DAVA TARİHİ : 12/04/2022
KARAR TARİHİ : 09/07/2024
G. KARAR YAZIM TARİHİ : 05/08/2024
Mahkememizde görülmekte olan Alacak/ MunzamZarar Tazminatı (Hizmet Alım Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin,... ... ... Müdürlüğü ... tarafından düzenlenen 2020/ 594162 ihale kayıt numaralı “Kuruluş Varlıklarının (Taşınır- Taşınmaz) Muhtelif Risklere Karşı 2021 Yılı İçin Sigortalanması Hizmet Alımı” ihalesine katıldığı, ihaleyi kazandığı ve akabinde 30.12.2020 tarihli "Sigorta Hizmet Alımı Sözleşmesi"nin imzalandığını, iş bu sözleşme ile müvekkili şirketin sözleşme eki teknik şartnamede liste halinde belirtilen ve 132 kalemden oluşan idareye ait kuruluş varlıklarının, 31.12.2020/31.12.2021 tarihleri arasında (yangın, hırsızlık, elektrik elektronik hasarları, ferdi kaza, zorunlu mali sorumluluk, kasko, makine ve cam kırılması, nakliyet blok abonman) sigortalarını yapmayı ve buna karşılık idareninde, ihale bedeli olan 67.373.800,26 TL'yi ödemeyi üstlendiğini. Taraflar arasında akdedilen sözleşme kapsamında müvekkili şirket tarafından düzenlenen poliçelerin tutarının 65.432.501,39TL'ye ulaştığını, ayrıca sözleşmenin uygulanması sırasında taraflar arasında yapılan mutabakatla, bir kısım poliçelerin iptal edilmesinin kararlaştırıldığını, iptal edilen poliçelerin mahsubu ile nihai olarak taraflar arasındaki sözleşme bedelinin 64.204.785,22 TL'ye ulaştığını, bu tutardan ödenen tutarların mahsubu ile 14.958.334,22 TL bakiye borcun kaldığını, sözleşme bedelinin nasıl ödeneceğinin sözleşmenin 12.1.maddesinde düzenlenmiş olduğunu, madde düzenlemesi uyarınca, müvekkili şirkete yapılacak paket poliçelere ilişkin prim ödemelerinin sözleşmenin başlangıç tarihi olan 30.12.2020 tarihinden itibaren 1.aydan başlamak üzere 12 eşit taksitle ödeneceği konusunda anlaşıldığı, müvekkilinin edimini yerine getirdiği halde karşı tarafın borç taksitlerini süresi içinde ödemediği gibi bir kısım taksitleri de hiç ödemediğini, bu kapsamda temerrüt faizi alacaklarının doğduğu gibi tacir olan müvekkili tarafından alınacak nakit bedellerin, ...'da, dövizde ve katılım hesaplarında değerlendirilerek gelir elde ettiğini, söz konusu nakit bedeller ödenmediği için temerrüt faizini aşan bu gelirlerden de mahrumiyet oluştuğunu belirterek, davalının temerrüde düşmesi nedeniyle, taahkuk eden her bir aylık taksit bedeli için ayrı ayrı işleyecek en yüksek ticari faiz oranı üzerinde hesaplanacak temerrüt faizi ile bilirkişi marifetiyle tespit edilecek munzam zararlarından fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000.000,00 TL'si nin davalıdan tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili talep açılımı dilekçesiyle;1.000.000,00TL talebinin, 750.000,00 TL sinin temerrüt faizi , 250.000,00 TL sinin munzam zarara ilişkin olduğu belirtilmiştir.
Yine 01.07.2024 tarihli ıslah dilekçesiyle; Temerrüt faiz talebini 750.000,00-TL den 3.682. 052,35-TL'ye, Munzam zarar talebini 250.000,00-TL'den 1.547.568,46-TL'ye yükseltmiştir.
CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle: öncelikle davaya bakmakla görevli mahkeme nin İdare Mahkemesi olduğundan davanın reddine, yine alacağın zamanaşımı/hak düşürücü süreye uğradığından, yine davanın belirsiz alacak davası şeklinde açılamayacağından usulden reddine, aksi halde ise; Türk Borçlar Kanunu'nun 131.maddesi gereğince, asıl borcun ifa ile sona ermesi halinde buna bağlı hakların da sona erdiğini, bu kapsamda işlemiş faizin ifasını isteme hakkının ancak sözleşmeyle veya ifa anına kadar yapılacak bir bildirimle saklı tutulmuş ise talep edilebileceğini, davacının iş bu hakkını saklı tuttuğuna ilişkin herhangi bir irade beyanının bulunmadığı gibi sigorta sözleşmesinden kaynaklı her bir taksidin nitelik itibariyle farklı dönem borçları olduğundan, yine davacı ile müvekkili kuruluş tarafından birlikte belirlenmiş bir ödeme planı bulunmadığından temerrüt şartının gerçekleşmediğini, T.B.Knun 117.madde düzenlemesi uyarınca muaccel bir borcun borçlusunun, alacaklının ihtarı ile temerrüde düşeceğini, taraflar arasında akdedilmiş sözleşmenin 12.maddesi ile sözleşme eki teknik şartnamenin 9.maddesinde sadece ödemelerin hakediş ile yapılacağının kararlaştırılmış olup, hakediş ödemelerinin yapılacağı tarihi ve dönemi gösteren herhangi bir düzenlemeye ise yer verilmemiş olduğunu, anılan tarihlerde temerrüt şartı gerçekleşmediğinden faiz talep edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davacının en yüksek ticari faiz oranı üzerinden hesaplanacak temerrüt faizi talebinin de hukuka aykırı olduğunu, müvekkili kuruluşun 5018 sayılı Kanun kapsamında kamu kuruluşu olup, aleyhine ticari faize hükmedilmesinin mümkün bulunmadığını, davacının dava dilekçesinde munzam zarar talebinde bulunmuşsa da, zararını ortaya koyacak herhangi bir bilgi ve belge ibraz etmemiş olduğunu, munzam zararın ispat yükünün davacıda olduğunu, kaldı ki munzam zararın şartlarının oluşmamış olması nedeniyle talep edilmesinin de mümkün bulunmadığını, munzam zararın talep edilmesi için gerçekleşmesi gereken ilk şartın temerrüt olup, davacının iddia etmiş olduğu tarihlerde temerrüt şartının gerçekleşmemiş olduğunu, ayrıca munzam zararın tazmini için müvekkili kuruluşun kusurlu hareket etmiş olmasının gerekmekte olduğunu, ancak somut olay bakımından temerrüde düşülmeden ödemelerin yapılmış olması nedeniyle müvekkili kuruluşun herhangi bir kusurunun bulunmamakta olduğunu, davacı tarafın nakit varlıklarını borsa, döviz ve katılım hesabında değerlendirdiğini belirterek munzam zarar talebinde bulunmuş olduğunu, ancak günümüz ekonomik koşullarıyla geçmişteki ekonomik veriler değerlendirildiğinde, ekonomi düzeni içinde yer alan yatırım araçlarının hiçbir zaman istikrarlı gelir getirmediği, dolayısıyla munzam zararın ispatında karine oluşturmadıklarının sabit olduğunu, kabul anlamına gelmemek üzere, munzam zararın varlığı düşünülse dahi, söz konusu zararın müvekkili kuruluşun kusurundan kaynaklanmamakta olduğunu, Covid-19 salgınının 2020 Yılı Mart ayında pandemiye dönüşmesinden itibaren yeni bir süreç başlamış ve pandemi sürecinin ekonomik etkilerinin de sarsıcı olmuş olduğunu, Mahkememizce takdir edileceği üzere müvekkili kuruluşun şehir içi ulaşım faaliyeti yürütmekte olup, pandemiye ilişkin Devlet tarafından alınan önlemlerin en çok müvekkili kuruluşu etkilemiş olduğunu, müvekkili kuruluşa ait otobüslerin sokağa çıkma yasağı uygulanan dönemlerde çalışamamış, yarım kapasitede faaliyet göstermiş olduğunu, bu nedenle müvekkili kuruluşun gelirinin yarıdan fazla azalmış ve ekonomik olarak zorluklar yaşamış olduğunu, bir an için munzam zarar için gerekli temerrüt şartının oluştuğu düşünülse dahi bu durumun yapılan açıklamalar ışığında müvekkili kuruluşun kusurundan kaynaklanmadığının sabit olduğunu beyanla haksız davanın reddine karar verilmesini talep ve cevap etmiştir.
DELİLLER, DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, hizmet alımı sözleşmesi kapsamında ödenmeyen temerrüt faiz alacağı ile faizle karşılanmayan munzam zararın tazmini istemine ilişkindir.
Davacı vekili delili olarak; 30/12/2020 tarihli hizmet alımına ait sözleşmeye, taraflar arasında 30/12/2020-30/12/2021 tarihleri arasında sigorta alım sözleşmesine ait mutabakat başlıklı belgeye, teknik şartname, davalıya aylık taksitler ve ödenmesine ilişkin davalı kuruma gönderilen yazılar, ... ... ... sayılı İhtarnamesine, ödeme dekontlarına, müvekkili şirketin ticari defter ve kayıtlarına, bilirkişi incelemesi, tanık ve yemin deliline, davalı vekili ise; sigorta sözleşmesi ve teknik şartnamesine, tarafların ticari defter kayıtlarına, banka kayıtlarına, ekonomik durum araştırmasına, bilirkişi incelemesine, yemin ve tanık deliline dayanmıştır.
Öncelikle davalın yargı yolu itirazının, tarafların tacir olduğu ve hizmet alım sözleşmesi kapsamında ki uyuşmazlıkta kaynaklandığından adli yarığı ve bu kapsamda mahkememizin görevil olduğunda reddi gerekmiştir, yine zamanaşımı itirazının, TBK'nun 146. Maddesi gereğince istemin sözleşemeden kaynaklandığı ve 10 yıl olduğu, dava tarihi itibariyle bu sürenin gerçekleşmediği, her hangi bir hak düşürücü sürenin söz konusu olmadığı görülmekle reddi gerekmiştir. Yine davacı davasını belirsiz alacak davası olarak nitelendirip talepte bulunmuş ise de; HMK nun 107. Maddesinde düzenlenen ve sıkı şartlara tabi tutularak istisna hallerde uygulanma imkanı sağlanan belirsiz alacak davasının bu davada bulunmadığı, yani zararın davacı tarafından kolaylıkla hesap ve tespit edilebilecek durumda olduğu anlaşılmakla, hukuki tavsifin hakime ait olduğu kuralı gereği, dava HMK nun 109. Maddesinde düzenlenen kısmi dava olarak kabul edilmiştir.
2020/594162 İhale Kayıt Numaralı “Kuruluş Varlıklarının (Taşınır-
Taşınmaz) Muhtelif Risklere Karşı 2021 Yılı İçin Sigortalanması, Hizmeti Alımına Ait 30.12.2020 tarihli sözleşme incelendiğinde; taraflarının; ... Genel Müdürlüğü Destek Hizmetleri Daire
başkanlığı İle... ... ... A.Ş. olduğu, konusunun;132 kalem Kuruluş Varlıklarının (Taşınır-Taşınmaz) Muhtelif Risklere
Karşı 2021 Yılı İçin Sigortalanması , sözleşme süresinin;
31.12.2020- 31.12.2021 tarihleri arası olduğu, bedelinin; birim fiyat sözleşmesi olup 67.373.800,26TL sözleşme bedeli olduğu, “ödeme yeri ve şartları”başlıklı 12.maddesinde;“Prim ödemelerinin, paket poliçeler düzenlendikten sonra sözleşmenin başlangıç tarihinden itibaren
1.aydan başlamak üzere 12(on iki) eşit taksitte, ZMMS (Trafik) poliçesi, TAM KASKO poliçelerinin
ise düzenlendikten sonra, poliçe sayısına göre o ayki hakedişte ödeneceğinin, son taksit prim
ödemesinin İdarece ve Yüklenici tarafından karşılıklı mutabakat raporundan sonra
ödeneceğinin” düzenlendiği, Yine Hizmet Alım Sözleşmesi eki teknik Şartname ’nin “Ödemeler” başlıklı 9.1.2.maddesinde; “Prim ödemeleri paket poliçeler düzenlendikten sonra sözleşmenin
başlangıç tarihinden itibaren 1.aydan başlamak üzere 12 (on iki) eşit taksitte, Zorunlu mali
Mesuliyet (Trafik) poliçesi, tam kasko poliçeleri ise düzenlendikten sonra poliçe sayısına göre
o ayki hakedişte ödenecektir” 9.1.3.maddesinde; “Son taksit prim ödemesi İdarece ve
Yüklenici tarafından karşılıklı mutabakat raporu düzenlendikten sonra ödenecektir” düzenlemelerine yer verilmiştir.
Davacı tarafından davalıya gönderilen 05/02/2021 tarihli ve ihale kapsamında tahakkuk eden prim borcu konulu yazıda; paket poliçeler prim tutarı olan 43.424.585,11 TL nin 1/12 sine denk gelen 3.618.715,43 TL nin ve Aralık 2020- Ocak 2021 döneminde düzenlenen tam kasko trafik poliçe prim tutarı olan 2.511.842,47 TL nin aşağıda belirtilen hesaba ödenmesi istemini içerdiği, yine aynı şekilde paket poliçeler için ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci, sekizinci, dokuzuncu, onuncu, on birinci ve son olarak on ikinci takside takside gelen miktarlar ile tam kasko ve trafik poliçe primlerine ilişkin olarak, bu dönemlerde ödenmesi gereken miktarların ödenmesi istendiği, görülmüştür. Söz konusu yazıların üzerinde tarih bulunmadığı ve de davalıya ulaşıp ulaşmadığı hususu anlaşılmamakta ise de, söz konusu yazılara ve davacının bu yöndeki beyan ve istemine, davalının herhangi bir itirazı bulunmadığından, yazıların içeriğinin geçerli olduğu kabul edilmiştir. Ayrıca davacı vekili dava dilekçesinde, sözleşme kapsamında ödenmesi gereken taksit tutarları ile ödenmesi gereken tarihler ve davalının yaptığı ödemeler ile ödeme tarihlerini tablo halinde belirttiği, davalı tarafın ve buna karşın herhangi bir itirazın bulunmadığı, anlaşılmıştır.
Davacının dilekçesi ekinde sunduğu ve davalı kurumun içerik ve imzasına itiraz etmediği , davacı şirkete hitaplı 2021yılı mutabakat raporu konulu yazı ekinde“2020/2021
dönemi Mutabakat Raporu” başlıklı belge incelendiğinde; ihale kapsamındaki hak ediş kalemlerinin 67.373. 800,26 TL olduğu, ihale kapsamında yapılan poliçelerin (paket poliçeler, ZMMS poliçeleri, tam kasko poliçesi, yeni üretim yangın poliçesi, yeni üretim nakliye poliçesi) toplam tutarının 65.432.501,39 TL olduğu, iptal ve iade edilen poliçeler ile kesilen prim fazlalığı toplamının 1.227.716,17 TL ve bunun mahsubu neticesinde 64.204.785,22 TL alacak tutarının bulunduğu 04/02/2022 tarihli davalı kurumun bütçe dairesi başkanlığında alınan ödeme listesine göre davacı şirkete ödediği hak ediş tutarının 47.277.984,68 TL ve mutabakat sonucu davacıya ödenecek toplam bakiye borcun 16.926.800,54 TL olarak belirlendiği ve davalı kurum yetkililerince imzalandığı, görülmüştür.
Davacı tarafından davalı kuruma gönderilen, Kadıköy 26.Noterliği’nin 10.02.2022 Tarih ve 21590 Yevmiye Sayılı
İhtarnamesiyle; “İdare ile şirketleri arasında akdedilmiş Sigorta
Hizmet Alımı işine ait sigorta prim ödemelerinin sözleşme şartlarına göre yerine getirilmemiş
olduğunun, sözleşmenin 12.maddesine aykırı olarak gecikmeli ve eksik yapılmış son dönemlere
ait 16.926.801,21 TL tutarında borcun hiç ödenmemiş olduğunun, ihtarname tarihi itibariyle
idarenin şirketlerine 16.926.801,21 TL tutarında vadesi geçmiş prim borcu, 2.797.835,48 TL
tutarında işlemiş yasal vade farkı olmak üzere 19.906.636,69 TL tutarında borcunun
bulunduğu ve ihtarnamen tebliğ
tarihinden itibaren (7) gün içinde ödenmesinin ihtar edilmiş, söz konusu ihtarname davalı idareye 14.02.2022 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Tarafların delilleri celp edildikten sonra mahkememizce mali müşavir ... ... .. ... ... ... 'ten oluşturulan heyete dosya tevdi edilerek rapor hazırlanması istenmiştir. Adı geçen heyetin hazırladığı 10/07/2023 tarihli raporda; taraflar arasındaki sözleşmenin 9.1.2 maddesi ve 9.1.3 maddesi gereğince prim borçlarını sözleşmenin başlangıç tarihinden itibaren 1. Ayda başlamak üzere 12 eşit taksitle ödeneceği belirtildiği, ancak açıkça taksit günü belirtilmediği, fakat dava dilekçesinde, davacı tarafından belirtilen tabloda her bir taksitin ödeniş bedeli olarak belirlendiği ve her bir taksite bir ödeme günü verildiğinden, temerrüt durumu başlangıç ve uygulanması gereken faiz konusundaki takdiri mahkemeye ait olmak üzere, davacının dilekçesinde belirtilen tablodaki ödeme tarihleri , ticaret temerrüt faizi ve 10.02.2022 son ödeme tarihi esas alınarak (ayrıca bir kısım ödenen fazlalığın mahsubu yapılarak ve de 10/03/2022 tarihli 5.000.000,00 TL'lik ödemenin açıklama kısmında 2021 ve 2022 yılı sigortalama ve hizmet alımı işine ait hak ediş bedeli olarak belirtildiğinden, bu ödemenin davacı kayıtları nazara alınarak 968.466,32 TL'sinin 2021 yılı yani dava konusu sigortalama dönemine ait olduğu gözetilerek, yapılan hesaplamada ilk 11. Taksit için 2. 867.717,15 TL, son taksitin 10/02/2022 ödeme tarihi esas alınması halinde 12 taksit için 272.183,86 TL olmak üzere) dava tarihi olan 12.04.2022 tarihine kadar toplam faizin 3.139.901,01TL olarak hesaplandığı, ayrıca munzam zarar yönünden davacı şirketin 2022 ve 2021 yılında yatırıma yönlen dirilebilir, nakit varlıkları için ortalama %22.70 oranında yatırım geliri elde ettiği nazara alınarak, ödenmeyen prim alacakları için munzam zararın 3.395.541,87 TL olduğu belirlenmiştir.
İş bu rapora karşı taraf vekillerinin itirazları üzerine, değerlendirilmesi için aynı heyetten alınan 09/01/2024 tarihli raporda ise; dava dilekçesi ekinde mutabakat raporunun sunulduğu ve bunun 12.taksit yerine geçtiği belirtilmiş ise de mutabakat raporunda taksitlerin ödeme tarihlerinin belirtilmediği ancak davalı ...' nun davacı vekilinin dilekçesinde belirttiği ödeme miktar ve tarihlerine itiraz etmediği nazara alınarak yeniden yapılan faiz hesabında davacının faiz alacağı miktarının 2.873.992,76 TL olduğu, yine munzam zarara ilişkin önceki rapor tekrar edilmiştir.
Yine rapordaki hesaplama vs. İtiraz edilmesi üzerine aynı heyette alınan 21/02/2024 tarihli raporda ise; tarafların itirazları nazara alınarak yeniden yapılan hesaplamada davacının faiz alacağı miktarının ilk 11. Taksit için 2.873.992,76 TL ve son taksit yönünden 74.465,73 TL olmak üzere toplam 2.948.458,49 TL olduğu, belirlenmiştir.
Taraf vekillerinin itirazları nazara alınarak Mahkememizce bilirkişi Mustafa Mısır Bayram'a dosya tevdi edilerek, dosya üzerinde itirazların değerlendirilmesi ve temerrüt faizi hesaplanması yönünden rapor istenmiş, sunulan 13/05/2024 tarihli raporda ise; önceki heyetin faiz hesabını, davacının sunduğu mutabakat tablosuna göre yaptığını, yine benimsenen hesaplama yöntemine göre yapılan hesaplamada herhangi bir matematiksel hatanın bulunmadığını, ancak davacının dosyaya sunduğu taksitler, ödeme tarihleri, ödenmesi gereken bedel ile ödenen miktarlar ve ödeme tarihleri içeren yazının iki tarafın imzasını içermediği, sözleşmede de belirlenmiş bir ödeme tarihi olmadığı nazara alındığında, temerrütten söz edilemeyeceğini, davalının temerrütünün, davacının düzenlediği noter ihtarı ve verdiği 7 günlük önel neticesinde 22/02/2022 tarihinde gerçekleştiği nazara alınarak, bakiye borç olan 14.958.334,22 TL'nin avans faizi ile yapılan hesaplamasında 316.276,56 TL faiz alacağının bulunduğu, yine takdiri mahkemeye ait olmak üzere yapılan geç ödemeden kaynaklı faiz istenebileceğin kabulü halinde ise geç ödemeden dolayı 3.682.052,35 TL aiz hesaplanmıştır. Ayrıca munzam zarar yönünden, öncelikle davacı sigorta şirketi olması nedeniyle yatırımlarının getiri oranını yıllara sarih oranla açıklamış olup, hesaplama dönemi için bu getiri miktarı davacı tarafından %22.70 olarak belirlenmiş, bilirkişilerce de bu oran nazara alınarak munzam zarar hesabı yapılmıştır. Ancak munzam zarar hesabı için borcun ifa edilmiş olması gerektiği, ancak dosya kapsamında ifanın ve ifa tarihinin belirli olmadığı, bu nedenle munzam zarar hesabı şartlarının oluşmadığı, ancak Mahkemenin aksi kanaatte olması halinde %22.70 getirim oranı nazara alındığında munzam zararını dava tarihi itibariyle ( 3.682.052,35 TL faiz ile karşılanacağından) munzam zararının 1.547.568,46 TL olarak hesaplandığı, bildirilmiştir.
Öncelikle davalının, davacının asıl borcun ödendiği sırada faize ilişkin alacak hakkını saklı tutmadığından artık temerrüt faizini isteyemeyeceği itirazının incelenmesinde; 6098 sayılı TBK'nun 131. Maddesinin; " Asıl borç ifa ya da diğer bir sebeple sona erdiği takdirde, rehin, kefalet, faiz ve ceza koşulu gibi buna bağlı hak ve borçlar da sona ermiş olur." hükmü gereğince, dosyamızda davacının yapılan ödemeler sırasında, temerrüt faizine ilişkin hakkını saklı tuttuğuna ilişkin bir belgesi ya da iddiası yer almadığı gözetilerek, artık temerrüt faizi isteyemeyeceği sonucuna varılacak ise de , davalının asıl alacağın tümünü ödeyerek sonlandırmadığından bakiye alacak ve faize ilişkin alacak hakkının düşmediği, yine kısmi ödemelerin davacının banka hesabına yatırıldığından ihtirazı kayıt ileri sürme imkanı bulunmadığından davacının temerrüt faiz isteme hakkının düşmediği anlaşılmıştır.
Yine davalının sözleşmede ödenecek taksit bedelleri ve tarihlerine ilişkin kesin bir tarihin olmadığı belirtilerek temerrütün gerçekleşmediğinden bahisle ödenen taksit bedellerine ilişkin temerrüt faizi talep edilemeyeceği itirazın incelenmesinde; 6098 sayılı TBK'nun 117. Maddesinin; " Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle; ...." düzenlemesi ve TTK'nun 1434. Maddesinin 1.Bendi hükmü gereğince,sigorta primlerinin ödenmemesi halinde temerrütün gerçekleşeceği ayrıca ihtara gerek olmadığı, hükümleri birlikte nazara alındığında; taraflar arasındaki sözleşme ve iki teknik şartnamede paket poliçelerin sözleşmenin başlangıç tarihinden itibaren 1. Ayda başlamak üzere 12 taksit halinde ödeneceği, trafik poliçeleri ve kasko poliçelerinin ise poliçe sayısına göre o ay ki hak edişe göre ödeneceğinin kararlaştırıldığı, ancak her bir taksitin hangi tarihte ödeneceği yönünde açık bir tarih belirtilmediği, yine taraflar arasında açıkça aylık taksit miktarları ve tarihleri gösteren yazılı bir metin sunulmadığı, ancak davacının, davalıya hitaplı paket poliçe prim tutarı ve taksit tutarı ile tam kasko trafik poliçe prim tutarı miktarlarına ilişkin yazıları ile dilekçe ekinde sunulan davalının itiraz etmediği sigortalama hizmet alım işine ait 2021 yılı hak ediş mutabakat raporu ile davacının dilekçesinde belirttiği tablodaki taksit tutarları, ödeme tarihlerinin birbirini doğruladığı ve de bu tabloya da davalının itiraz etmediği, yine TTK'nun 1434. Maddenin 1. Maddesi hükmü gereğince sigorta priminin ödenmemesi halinde sigorta ettirenin temerrüte düşeceği açıkça belirtildiğinden, tabloda belirtilen tarihlerde ödenmeyen sigorta bedelleri için tarafların tacir olduğundan davacının en yüksek ticari faiz (avans faiz) talebi de nazara alınarak, temerrüt faizi talep edebileceği kabul edilmiştir. Yine TTK'nun 1530. Maddesi hükmü gereğince; taksitler ödenmediğinde kendiliğinden temerrütün oluşacağı, temerrüt ihtarına gerek olmadığı, bu kapsamda usul ve yasaya uygun hesaplamayı içeren ilk heyetin 21/02/2024 tarihli ek raporunda yapılan hesaplamaya göre davacının2.948.458,49 TL alacağı olduğu tespit edilmiştir.
Davalı vekili davacının munzam zarar talebinin şartları oluşmadığına yönelik itirazının incelenmesinde; 6098 sayılı TBK'nun 122. Maddesinde; "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder." düzenlemesi ile munzam zararı hüküm altına alınmış olup, buna göre munzam zarar talep edilebilmesi için, alacaklının temerrüt faizi ile karşılanmayacak miktarda aşkın somut bir zararının borçlunun kusuru ile ortaya çıktığının somut olarak ispatı gerekmektedir. (Yargıtay ... ... ... )
Davacı vekili, sözleşme kapsamında ödenmesi gereken aylık taksitlerin süresinde ödenmemesi nedeniyle temerrüt faizi talep ettiği gibi ayırca bu bedellerin süresi içinde ödenmesi halinde müvekkilinin nakit varlıklarını %15'ini ...'da %25'ini döviz hesabında ve %60 Katılım mevduat hesabında olmak üzere kullandığı ve 2020/2021 yıllarında kayıtları da dikkate alındığında ortalama %22.70 oranında kazanç elde edileceğinin ve bu kazançtan mahrum olarak zarara uğradıklarını belirterek, talepte bulunduğu, ancak yukarıda belirtilen madde hükmü ve Yargıtay uygulamaları nazara alındığında davacının zararını somut olarak belgelemediği ve ispat edemediğinden, şartları oluşmayan bu talep yönünden davanın reddi gerekmşitir.
Davacı vekilinin ıslah talebine karşı davalı vekili ; zamanaşımı ve taleplerin genişletilmesi itirazında bulunmuştur. Temerrüt faizi alacağı sözleşmeden kaynaklandığından TBK nun 146. Maddesinde belirtilen asıl alacağın tabi olduğu zamanaşımı süresi olan 10 yılın, feri alacak içinde geçerli olduğu ve ıslah tarihi itibariyle gerçekleşmediğinden, yine talep genişletilmesi olmadığından reddi gerekmiştir.
Yargıtay ... ... ... K sayılı örnek ilamında "...6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 122. maddesi uyarınca, alacaklının uğradığı zararın, geçmiş günler faizinden fazla olduğu takdirde borçlu kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini kanıtlamadıkça bu zararı ödemekle mükelleftir. Yasa koyucu para borcunun geç ödenmesi halinde bir zararın mevcut olduğunu kural olarak benimsemiştir. Bu zararın karşılanması iki bölümde düşünülmüştür. Birinci bölüm kanıtlanmadan ödenmesi talep edilecek zarar miktarıdır ki bu temerrüt faizidir. Diğer bir deyişle temerrüt faizi miktarınca alacaklının zarara uğradığı yasal bir karine olarak kabul edilmiştir. Bunun dışında davacının herhangi bir karineden istifade etmek olanağı yasal olarak mevcut değildir. .... temerrüt faizini aşan bir zararın mevcut olup olmadığıdır. Yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu davacıyı ispat yükünden kurtarmaz. Önemli husus kendisinin şahsen ve somut olarak geç ödemeden dolayı zarar gördüğü keyfiyetidir. Örneğin alacağını zamanında tahsil edememekten ötürü, başkasına olan borcunu ödemek için daha yüksek oranda faizle borç aldığını, alacaklı olduğu parayı zamanında alsa idi yabancı para ile ödemek durumunda olduğu borcunu, geçen süre içinde gerçekleşen bu fark sebebiyle daha yüksek kurdan ödemek zorunda kaldığını kanıtlamak durumundadır. Ülkede yaşanan ekonomik kriz nedeniyle paranın döviz karşısında hızlı değer kaybı, yüksek enflasyon gibi genel afaki ve doğrudan davacının zararını ifade etmeyen umumi ekonomik konjonktürel olgular BK'nın 105. (T.B.K. 122.) maddesinde sözü edilen munzam zararın varlığını göstermez.... ", yine Yargıtay ... ... ... K sayılı ilamların da belirtildiği gibi, davacının munzam zarar istenebilmesi için geç ödemeden dolayı gerçekleşen somut bir zararın varlığını kanıtlaması gerektiği, ancak dosyamızda bunun kanıtlanamamıştır. Paranın zamanında ödenmesi halinde değişik yatırım araçlarında %22,70 nin kullanılacağı ve gelir elde edileceği belirtilmiş ise de, borsada yada döviz ve faizde her şartta kazanç elde edileceği ve bu nedenle zarar edildiğinin kabul edilemeyeceğinden munzam zarara yönelik talebin reddi gerekmiştir.
Tüm dosya kapsamı, dava, cevap, sözleme ve teknik şartname hükümleri ile davacının davalıya gönderdiği ödeme yazıları içeriği, 2021 yılı hak ediş mutabakat raporu, davacının dilekçesinde belirttiği ve davalının itiraz etmediği " sigorta pirim borçları, taksit bedelleri ve ödenmesi gereken tarihleri ile ödeme tarihleri ve miktarları", noter ihtarı, bilirkişi raporları hep birlikte değerlendirildiğinde; Taraflar arasında imza edilen 30.12.2020 tarihli, Kuruluş Varlıklarının (Taşınır- Taşınmaz) Muhtelif Risklere Karşı 2021 Yılı İçin Sigortalanması, Hizmeti Alımına Ait
Sözleşmesi kapsamında, davacı tarafında, davalıya ait varlıkların sigorta poliçeleri yapılarak hizmet verildiği, hizmet bedelinin mutabakat raporuna göre 64.204.785,22TL olduğu ve 04.02.2022 tarihi itibariyle davalı ödeme miktarının 47.277.984,68 TL olduğu, mutabakat tarihi itibariyle davacı tarafından davalı adına sözleşme kapsamanıda düzenlenen sigorta poliçeleri nedenyle pirim borcundan kaynaklı bakayi borcun 16.926.800,54 TL olduğu görülmüştür. Davacını dilekçesinde belirttiği ve davalın itiraz etmediği pirim ödeme borçları taksit tutar ve tarihleri nazara alındığında, davalını bir çok pirim borcunu taksit ödeme tarihinde ödemediği yada eksik ödediği, ana paranın tamamı ödenmediğinden faiz alacağı hakkını düşmediği, bu nedenle ihtirazı kayıtsız taksit ödeme kabulünün, temerrüt faizi alacağı hakkını sona erdirmediği gibi TTK hükümleri ve dosya kapsamında, davacını temerrüt faiz talebi için ayrıca bir temerrüt ihtarına ihtiyaç duymadığı, temerrütün kendiliğinde gerçekleştiği, davalı kurumunda tacir olduğu ve zamanında ödenmeyen yada eksik ödenen taksit bedellerine dava tarihine kadar işlemiş temerrüt faizi istenebileceği, bilirkişi heyetinin 21/02/2024 tarihli ek raporunda, usul ve yasaya uygun yapılan hesaplamaya göre davacının 2.948.458,49 TL temerrüt faiz alacağı bulunduğu, bu miktarın kendisin faiz olduğu ve faize faiz uygulanmayacağı kuralı da nazara alınarak, davalından tahsili ile davacıya ödenmesine karar vermek gerekmiştir.
Yine, davacının taksitlerin gününde ödenmemesi nedeniyle tahsil edemediği bedeller nedeniyle temerrüt faizi dışında, tacir olan müvekkili tarafından alınacak bu nakit bedellerin, ...'da, dövizde ve katılım hesaplarında değerlendirilerek gelir elde edeceği halde bu gelirden mahrum kalması nedeniyle munzam zarar talebinde bulunmuş ise de; yasal düzenleme ile yukarıda belirtilen Yargıtay içtihatları gereğince davacını kabul edilebilir somut bir zararının varlığı ispat edilemediği gözetilerek, talebin reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacının davasının kısmen kabulü ile;
A) Davacının temerrüt faizi istemine ilişkin talebinin kısmen kabulü ile; 2.948.458,49 TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin isteminin reddine,
B) Davacının munzam zarara ilişkin talebinin REDDİNE,
2-Kabul edilen tutar üzerinden binde 68,31 oranında hesaplanan 201.409,20 TL karar ve ilam harcından 17.077,50 TL peşin harç, 72.232,00 TL ıslah harcı toplamı olan 89.309,50 TL harcın düşümü ile eksik kalan 112.099,70 TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafından yatırılan 80,70 TL başvuru harcı, 17.077,50 TL peşin harç, 25,60 TL vekalet harcı, 72.232,00 TL ıslah harcı olmak üzere toplam 89.415,80 TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
Davacının karşıladığı 243,50 TL yazışma gideri, 13.000,00 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 13.243,50 TL yargılama giderinin, kabul / ret oranına göre hesaplanan 7.466,68 TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, geri kalan 5.776,82 TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesinin 13. fıkrası uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 1.560,00TL arabuluculuk ücretinin, kabul/ret oranına göre hesaplanan 680,47 TL'sinin davacıdan, 879,53 TL'sinin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
5-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca kabul edilen tutar üzerinden takdir edilen 285.422,92 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
6-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca reddedilen tutar üzerinden takdir edilen 252.058,12 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
7-Karar kesinleştiğinde taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının re'sen yatırana iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı oy birliği ile verilen karar tebliğden itibaren iki haftalık süre içerisinde ... Bölge Adliye Mahkemesine istinaf kanun yolu açık olmak üzere açıkça okunup usulen anlatıldı.09/07/2024
✍e-imzalıdır "Bu Evrak 5070 Sayılı Kanun Hükümlerine Göre UYAP Sistemi Üzerinden Elektronik Olarak İmzalanmıştır."