T.C. ANKARA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2022/833 Esas - 2025/332
TÜRK MİLLETİ ADINA
YARGILAMA YETKİSİNİ KULLANAN
T.C.
ANKARA
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2022/833 Esas
KARAR NO : 2025/332
..............
.............
................
...........
DAVA : Menfi Tespit (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 15/06/2023
KARAR TARİHİ : 28/05/2025
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 28/05/2025
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
1-ASIL DAVADA:
DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında 11/07/2006 tarihli Ankara-İstanbul Hızlı Tren Projesi 2.Etap Vezirhan-İnönü Kesim 2 Sözleşmesi imzalandığını, idare tarafından onaylanan 28/06/2006 tarihli konsorsiyum sözleşmesi ilgili hükümlerine göre, davacı şirketlerin bir kısım inşaat işlerini üstlendiğini, sözleşme devam ederken 26 nolu tünel imalatında zeminden kaynaklı sorunlar yaşandığını, yapılan analiz neticesinde yeni bir güzehgahtan gidilmesi tren projesi işletmeye açıldıktan sonra yeni bir proje yapılmasının kararlaştırıldığını ve 25/07/2014 tarihinde işletmeye açıldığını, sonrasında da T26 tüneli rehabilitasyon projesi ön proje raporunun onay için davalıya sunulduğunu, projelerin yaklaşık 22 ay sonra 22/08/2016 tarihinde şartlı olarak onaylandığını, kesin kabul süreci tamamlandıktan sonra teminat mektuplarının iadesinin talep edildiğini, talebin reddedildiğini, gelinen aşamada 1020 metre ve sonrası, nasıl hesaplandığı belli olmayan 298 m²'lik kısım için davacılardan 64.491.271,54 TL'nin ödeme gününe kadar işleyecek ticari/avans faiziyle tahsilinin talep edildiğini, talebin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüş ve söz konusu bedel yönünden davacıların davalıya borçlu olmadığının tespitin karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu Ankara-İstanbul HTP Vezirhan-İnönü yapım işi 11.07.2006 tarihli sözleşmeye istinaden ... konsorsiyumu tarafından yürütüldüğünü, konsorsiyumu teşkil eden şirketler arasındaki ilişkinin adi ortaklık olarak kabul edildiği, adi ortaklığın tüzel kişiliğin bulunmadığından taraf ehliyeti ve dava ehliyetinin bulunmadığı (Yargıtay 15. Hukuk dairesi, 12.05.2003 tarih ve 2003/874E. 2003/2540 K. S. ilamı), dava konusu Ankara-İstanbul HTP Vezirhan-İnönü yapım işine ilişkin sözleşmenin tarafi olan yüklenici konsorsiyum ortakları C................... olarak dört şirketten oluştuğu, idare aleyhine açılan bu dava ise bahsi geçen konsorsiyumu oluşturan dört şirketten ikisi olan ... ve ... tarafından açıldığı (YHGK.nun 17.01.1990 gün E. 13-457, K.2 sayılı kararı), dava konusu yapım işi konsorsiyumca yürütüldüğünü, bu davanın bütün ortaklar tarafından mecburi dava arkadaşı olarak açılması gerektiği, bu davada taraf ve dava ehliyeti bulunmadığından, davanın dava şatı yokluğundan usulden reddi gerektiğini, Ankara-İstanbul HTP Vezirhan-inönü T26 tünel işinde konsorsiyumun nam ve hesabına yaptırılan 1020 metrelik kısmı haricindeki Tünel Açma Makinasını (TBM) nin kuyruk kısmı ile tünel aynası arasında kalan 298 metrelik kısmı ile oluşan tüm göçük ve defomasyondan davacıların da yer aldığı yüklenici konsorsiyumunun sorumluluğu bulunduğunu, ihale sözleşmesi ve eki dokümanlarına aykırı hareket edip kusurlu olduklarını, yüklenicinin; özen borcuna aykırı davranışı nedeniyle ortaya çıkan ayıplı işin, verilen mehil içerisinde yüklenici trafından giderilmemesi sonucu işin bir başkasın yptırıldığı durumlarda, yüklenici, işin 3. Kişiye yaptırılması nedeniyle doğan fazla masraflardan ve işin başkası tarafından yapılması sırasında kazaen meydana gelen zararlardan ve kötü işin bırakıldığı kişi tarafından karşılanmayan sonuçlarından sorumluluğu bulunduğunu, bu nedenle; YİGŞ nin 26. Maddesi gereğince; T-26 tünel işinde, konsorsiyumun nam ve hesabına yaptırılan 1020 metrelik kısım haricindeki TBM nin kuyrruk kısmı ile tünel aynası arasında kalan 298 metrelik kısımda oluşan tüm göçük ve deformasyonların davacıların yer aldığı konsorsiyumun sorumlu olduğu, yeni yapılan ihale eki uygulama projeleri ile sözleşme birim fiyatlarıyla hesaplanacak avans oranlı ticari temerrüt faizi ile birlikte davacılrın da yer alığı konsorsiyumdan tahsil edilmesi gerektiğini, diğer tarftan; 098 sayılı TBK 471. Madesine göre; yüklenici, üstlendiği menfaatlerini gözeterek sadakat ve özenle ifa etmek zorunda olduğunu, edimleri iş sahibinin haklı yüklenicinin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alandaki işleri üstlenen basiretli bir yüklenicinin göstermesi gereken mesleki ve teknik kurallara uygun davranışının esas alınacağını, sözleşme konusu işlerin ifası sırasında iş sahibinin yararına hareket etmek, işin gerektirdiği her türlü önlemi almak zorunda oluğu, yüklenicinin özen borcu olduğunu, davacı şirketlerin yer aldığı yülenici kosorsiyum, idare ile yaptığı ihale söleşmesi, YİGŞ hükümleri ve ihale dökümanı ve ekleri gereğince üstlendiği işi tamamen kendi kusurlarıyla yerine getirmeyerek, sözleşmeye ve ihale dökmanlarına, özen yükümlülüğüne aykırı olark hareket ettiğini, bu itibarla YİGŞ 26. Maddesi gereğince; yaklaşık 298 metrelik kısım ile oluşan tüm göçük ve deformasyonlardan konsorsiyumun sorumlu olduğunu, yeni yapılan ihale ekli uygulama projeleri ile sözleşme birim fiyatlarıyla hesaplanacak tutar ve yapılan revize projeleri için hesaplancak tutar arasındaki farkın idarenin ödeme tarihinden itibaren hesaplanacak avans oranı ticari temerrüt faizi ile birlikte davacılarında yer aldığı konsorsiyumdan tahsil edilmesi gerektiği sebepleriyle davanın reddini talep etmiştir.
2-BİRLEŞEN ANKARA 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN 2023/428 ESAS SAYILI DOSYASINDA:
DAVA:
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ile müvekkili şirketlerin oluşturduğu ................... Konsorsiyumu arasında 11/07/2006 tarihinde Ankara - İstanbul Hızlı Tren 2. Etap Vezirhan-İnönü Kesim 2 Sözleşmesi imzalandığını, sözleşmeye göre müvekkili şirketlerin inşaat işlerini, dava dışı ..................'nin ise elektromekanik işler ile bir kısım diğer inşaat işlerini üstlendiklerini, sözleşme kapsamında müvekkili şirketlerin yükümlülüğündeki inşaat işlerine başlandığını, imalat devam ederken T26 tünelinin imalatına ilişkin zeminin elverişsizliğinden kaynaklı sorunlar yaşandığını, beklenmedik sorunlar nedeniyle tünel imalatının en yakın güvenli noktada durdurularak hızlı tren projesinin T26 tüneli açılmadan ve tünelin dışından dolanılarak geçecek yeni bir güzergah üzerinden gitmesi, Ankara-İstanbul Hızlı Tren Projesi işletmeye açıldıktan sonra ise tünel çalışmalarına yeni bir rehabilitasyon projesi ile devam edilmesinin kararlaştırıldığını, sözleşme konusu yapım işinin 25/07/2014 tarihinde işletmeye açıldığını, 18/08/2016 tarihinde de kısmi kesin kabul işlemlerinin tamamlandığını, gelinen aşamada aradan geçen bunca zaman sonrasında davalı tarafından müvekkili şirkete gönderilen Danışmanlık Hizmetleri kesintisi konulu yazı ile "Yapılan incelemeler sonucunda, bahsi geçen ve bünyesinde T26 Tünelini bulunduran proje kapsamında Teşekkülümüzün doğrudan konuyla ilgili olarak aldığı 3 Adet Danışmanlık Hizmeti tespit edilmiş'' olduğu belirtilerek bunlara ait hakediş ödemeleri ile 16.12.2022 güncel tarihli faizi ile birlikte 1.243.341,73 TL'nin tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içerisinde ödenmesinin talep edildiğini ve yazının ekine danışmanlık hizmetlerinin içeriğine ilişkin hiçbir bilgi ve belge eklenmeden, sadece danışmanlık hizmetlerinin bilgileri ile tutar ve faiz hesaplamaları tablosunun iletildiğini, müvekkili tarafından gönderilen yanıt ile, anılan hizmetlerin müvekkili şirketlerin nam ve hesabına yaptırılan işlemlerden de olmadığı, konu ile ilgili müvekkili şirketlerin bilgisi dışında, gıyabında davalı adına yaptırılan işlemlerin kabulünün mümkün olmadığının beyan edildiğini, müvekkili şirketlerin talep edilen tutarı ödeme yükümlülüğünün bulunmadığını, davalının 18/08/2016 tarihinde kısmi kesin kabulü yapılan işe ilişkin olarak 2013, 2015 ve 2016 tarihlerinde müvekkili şirketlerin bilgisi dışında, haber verilmeden almış olduğu bedellerin hangi kıstaslara göre belirlendiği açıklanmayan 3 ayrı danışmanlık hizmetine ilişkin tutarın, vade tarihinde müvekkili şirketlerden ödeme talep edilmeden aradan geçen bunca zaman sonra tutara faiz işletilmesine sebebiyet vererek ilk kez 19/12/2022 tarihli yazı ile faizi ile birlikte talep etmesinin hukuka aykırı olduğunu, müvekkili şirketlerin bilgisi dışında yürütülen ve yaklaşık 7 yıl sonra müvekkili şirkete alınan hizmete ilişkin herhangi bir bilgi verilmeyen bir danışmanlık hizmeti alımı neticesinde davalının alacak iddiası hakkında talepte bulunmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, her türlü hak düşürücü ve zamanaşımı sürelerinin de dolduğunu belirterek müvekkili şirketlerin davalı tarafından gönderilen 3 adet Danışmanlık Hizmet bedeli 898.060,00 TL ve 1.243.341,73 TL faizi olmak üzere toplam 2.141.401,73 TL yönünden davalıya borçlu olmadıklarının tespitini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; konsorsiyumu teşkil eden şirketler arasındaki ilişkinin adi ortaklık olarak kabul edildiğini, adi ortaklıkların tüzel kişiliğinin bulunmadığını, taraf ehliyeti ve dava ehliyetinin bulunmadığını, davanın dava şartı yokluğundan usulden reddi gerektiğini, alacağın hak düşürücü süreye ve zamanaşımına uğramadığını, kısmi kesin kabulün T26 tünelinin 1020 metrelik kısmı hariç 19/08/2016 tarihinde yapıldığını, 1020 metre ve göçük bölgesi olan 298 metreye ilişkin tespit yapılmadığını, sözleşme kapsamında T26 tünelin yüklenici konsorsiyumun ağır kusuru ile göçtüğünü ve deformasyona uğradığını, yüklenici nam ve hesabına yapılan T26 tünelinin hasarlı ilk 1020 metrelik kısmının bedelinin davacı şirketlerce 06/10/2022 tarihinde ödendiğini, davacı şirketlerin T26 tünelinin nam ve hesaba yapılan ilk 1020 metresindeki kusur ve sorumluluğunu açıkça kabul ettiğini, T26 tünelinin ilk 1020 metresinden sonraki bölümü olan 298 metresi için davacı şirketlerin bulunduğu yüklenici konsorsiyumca müvekkili aleyhine Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/833 esas sayılı dosyasına kayden dava açıldığını, işbu dava konusu olan danışmanlık hizmetlerinin dava konusu eser sözleşmesi kapsamında yer alan T26 tünelinin yüklenicinin ağır kusuru ile deformasyona uğrayan 1020 metrelik kesimi ve devamında hasar gören 298 metrelik kesimine ilişkin alınmak zorunda kalındığını, sözleşme kapsamında yer alan T26 tünelinin yüklenicinin ağır kusuru ile sözleşme gereği gibi ifa edilmediğini, müvekkilince bedeli ödenerek katlanılan 3 adet danışmanlık hizmet bedeli ve oluşan avans oranlı ticari temerrüt faizinin de müvekkili idareye ödenmesi gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER:
Taraflar arasında imzalanan 11/07/2006 tarihli Ankara-İstanbul Hızlı Tren Projesi 2.Etap Vezirhan-İnönü Kesim 2 Sözleşmesi, ihale kayıtları, davalı TCDD kayıtları, bilirkişi kök ve ek raporları ile tüm dosya kapsamı.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, asıl ve birleşen dosyada, eser sözleşmesinden kaynaklanan menfi tespit istemine ilişkindir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; a) asıl dava bakımndan; davalı ile davacılar ve dava dışı ...............'nin oluşturduğu konsorsiyum arasında imzalanan Ankara - İstanbul Demir Yolu Hattı 2. Etap Hızlı Tren Projesi Vezirhan - İnönü (Kesim 2) kesimine ilişkin 11/07/2006 tarihli sözleşme kapsamında; imalat konusu T26 tüneline ilişkin 298 metrelik imalatın sözleşme ve nama ifa kapsamında olup olmadığı, davalı tarafından davacılardan talep edilen 64.491.271,54 TL alacaktan davacıların sorumlu olup olmadığı, davanın arabuluculuğa tabi olup olmadığı, davacı şirketler ile konsorsiyumun diğer ortakları ile zorunlu dava arkadaşlığının bulunup bulunmadığı, dava tarihi itibariyle davalı tarafça talep edilen miktarda davacıların borçlu olup olmadığı, b) birleşen dosya bakımından ise; aynı sözleşme kapsamında davalı idare tarafından 2013, 2015 ve 2016 yıllarında dava dışı üçüncü kişilerden alındığı belirtilen danışmazlık hizmeti için davalı idare tarafından yapıldığı ileri sürülen 898.060,00 TL ödeme ve bunun güncel faizinden davacıların sorumlu olup almadığı hususlarına ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
Asıl ve birleşen dosyada; davanın yasal dayanağı 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi olup, bu madde gereğince, borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (TMK m. 6). İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir.
Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer; fakat, davacıya (borçluya) düştüğü hâller de vardır; davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukuki ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukuki ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukuki ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı HMK m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 6).
Diğer yandan, eser sözleşmesi, karşılıklı edimleri içeren bir iş görme akdidir. Yüklenicinin edimi, eseri meydana getirmek ve iş sahibine teslim etmek, iş sahibinin karşı edimi ise teslim edilen eserin bedelini ödemektir. Eser sözleşmesinin varlığı halinde, yüklenici işi sözleşme, fen ve sanat kurallarıyla iş sahibinin beklediği yararı gözeterek imal edip teslim ettiğini, iş sahibi ise iş bedelini ödediğini ispat etmek zorundadır. (Yargıtay (kapatılan) 15. Hukuk Dairesi, 2021/3130 Esas, 2021/2836 Karar).
TBK’nın 12/1. maddesine göre sözleşmelerin geçerliliği, kanunda aksi öngörülmedikçe, hiçbir şekle bağlı değildir. Eser sözleşmesi ilişkisinin varlığı kural olarak yazılı veya kesin delillerle ispatlanmalıdır. Eser sözleşmesi ilişkisi kurulduğu sabit olduğunda; eseri fen ve sanat kurallarına, yasal mevzuatına, sözleşmesine ve amaca uygun yapılarak iş sahibine teslim edildiğini ve iş bedeline hak kazanıldığını, alacağın istenebilir olduğunu ispat yükü yüklenicidedir. İşin teslimi "maddi olay" niteliğinde olduğundan davacı yanca her türlü yasal delille ve bu kapsamda tanık delili ile kanıtlanabilir. İş sahibi ise kararlaştırılan iş bedelini ödemek yükümlülüğü altındadır.
Ayrıca, TBK m. 473/II hükmü ile iş sahibi, eserin yüklenicinin kusuru yüzünden ayıplı veya sözleşmeye aykırı olarak meydana getirileceği açıkça öngörülüyorsa, iş sahibi vereceği uygun süre ile ayıbın giderilmesini aksi takdirde hasar ve masrafları yükleniciye ait olmak üzere işi üçüncü bir kişiye yaptırma hakkı elde etmektedir. Eser sözleşmelerine özgü nama ifa yoluna başvurabilmek için eserin ayıplı veya sözleşmeye aykırı olması, yüklenicinin kusurlu olması, işsahibinin ihtar ile hukuka uygun süre vermesi gerekir. İş sahibinin bu yükümlüklerini yerine getirmesine karşın, yüklenici ayıbı ya da sözleşmeye aykırılığı düzeltmezse, iş sahibi hasar ve masrafları yükleniciye ait olmak üzere işi üçüncü bir kimseye yaptırabilecektir. Yüklenicinin eseri sözleşmeye aykırı ya da ayıplı bir şekilde ifa edeceğinin öngörüldüğü durumlarda, iş sahibi yalnızca TBK m. 473/II anlamında nama ifa hakkına sahip olmayacak ayrıca TBK m. 125 hükmünde belirtilen seçimlik haklarına başvurabilecek ve diğer zararlarını talep edebilecektir. İşsahibinin tazminat talebinin özünde aslında gecikme tazminatı vardır. Gecikme sebebiyle tazmin edilecek zarar da bir anlamda müspet zararı oluşturmaktadır. İşsahibi buna göre, yüklenicinin temerrüdünden itibaren nama ifa yolu ile borcun ifasına kadar geçen süre içerisinde ortaya çıkan zararları talep edebilecektir.
Bu açıklamalar doğrultusunda somut olay incelendiğinde; davalı ile davacılar ve dava dışı ...-...'nin oluşturduğu konsorsiyum arasında imzalanan Ankara - İstanbul Demir Yolu Hattı 2. Etap Hızlı Tren Projesi Vezirhan - İnönü (kesim 2) kesimine ilişkin 11/07/2006 tarihli sözleşmenin düzenlendiği, davalı idarenin talimatı ve 19/02/2013 tarih ve 1307 sayılı yazı ile Tünel-26'nın 25/07/2012 tarihli "Olur" ile sözleşme kapsamından çıkarılması üzerine işin kısmi geçici ve kısmi kesin kabullerinin yapıldığı hususları ihtilaflı değildir. Buna göre, asıl dosyadaki ihtilafın, 1020 metrelik kısmın devamında 298 metrelik imalat bedeli olan 64.491.271,54 TL'den davacıların sorumlu olup olmadığı, birleşen dosyada ise davalı TCDD tarafından 2013, 2015 ve 2016 yıllarında dava dışı üçüncü kişilerden alındığı belirtilen danışmanlık hizmeti için davalı idare tarafından yapıldığı ileri sürülen ödemeden davacıların sorumlu tutulup tutulamayacağına ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
Davanın, davalı ile konsorsiyum arasında imzalanan sözleşmeden kaynaklanmış olması ve konsorsiyumun diğer ortakları ile davacılar arasında gerek eser sözleşmesi gerekse konsorsiyum hükümleri ile Türk Borçlar Kanunu'nun adi ortaklığa ilişkin hükümlerine göre zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğundan, davacılar vekiline konsorsiyumun diğer ortakları ... ve ... şirketlerinin iş bu dava yönünden muvafakatlerini sağlamak/sunmak üzere duruşma gününden 1 hafta öncesine kadar kesin süre verilmiş, davacı tarafça verilen sürede eksiklik tamamlanmıştır.
Yine, davalı tarafça davanın zorunlu arabuluculuğa tabi olduğu ileri sürülmüş ise de; davanın açıldığı tarih itibariyle yürürlükte olan 6102 sayılı TTK’ye eklenen 5/A maddesinde, Kanun’un 4.maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri olan ticari davalarda arabuluculuk, dava şartı olarak belirlendiği, bu itibarla dava tarihi itibariyle menfi tespit istemli olarak açılan asıl ve birleşen dosya bakımından zorunlu arabuluculuğun dava şartı olmadığı sonuç ve kanaatine varılarak bu yöndeki itirazın reddine karar verilmiştir.
Taraflarca ileri sürülen tüm deliller toplanarak dosya mali müşavir, nitelikli hesap bilirkişisi, inşaat mühendisi ve elektrik mühendisi bilirkişiden oluşan kurula verilmiş, bilirkişi kurulundan alınan bilirkişi kök ve ek raporları ile;
Genel olarak bu tür yer altı projelerinde öngörülemeyen ve olağanüstü zemin ve yapısal problemler nedeniyle kesin olarak öngörüde bulunmanın mümkün olmadığı, değişen şartlar itibariyle en kısa zamanda çözüm üretilmek zorunda kalınabileceği, nitekim sahada tünel güzergahı boyunca tespit edilen ilk heyelanın ardından jeolojik raporlarda belirtildiği şekli ile heyelan sınırları dışına çıkılacağı ve biraz daha ilerledikten sonra metabazit (albit, klorit, amfibol, şist) birimi içerisine gireceğinin anlaşıldığı, stabilitesi bozulmuş bölge içerisinde geçilecek birimlerin örselenmiş ve dağılan yapısı ve mevsimsel koşullar (bölgenin ülke ortalaması üzerinde yağış aldığı) düşünüldüğünde tünelin hali hazırdaki konumunda bekletilmesinin uzun vadede sorunlar oluşturacağının öngörüldüğü ve DT 26 nolu tünelin gerekli tedbirler alınarak ivedilikle içerisinde bulunduğu heyelan bölgelerinin dışına çıkartılması ve güvenliğinin sağlanması amacı ile en az km: 218+600 e kadar ilerletilmesinin uygun olacağının anlaşıldığı, bu tür değişken bir yapıda yapılacak olan imalatların başta anahtar teslimi olarak yapılmasının beklenmemesi gerektiği, idarenin ön gördüğü C4 sınıfına uygun imalat metodunun da sahada karar verilerek ilave takviyeler ile revize edilmesinin beklenilmesi gerektiği, ayrıca üretilen çözümün bir bütün olarak ele alınması gerektiği de açık olup, bahsi geçen 1020 metrelik alanın proje revizyonu yapılırken TBM' in bulunduğu alanında tünel stabilitesini etkileyeceği düşünülerek onarım tasarımın yapılması gerektiği, bu hususun ayrıca değerlendirilmesinin yanlış olacağı birbirini tetikleyen unsur olduğu göz ardı edilmemesi gerektiği, bahsi geçen sahadaki imalatlar öncesinde ön görülemeyen dışarıda oluşan heyelanların etkisi ve zemindeki farklı zonlar itibariyle en zor imalatlardan bir tanesi olarak ortaya çıktığı, yine heterojen ve yüksek belirsiz ortamlarda TBM ile tünel açılmasının son derece problemli olduğu, bu metod nedeniyle gerekli takviyelerin ve özel tedbirlerin alınmasının güçleştiği, NATM prensipleri ile tünel açılmasının belirsizlikleri belirli oranda tolere edebildiği ve ilerleme yapıldıkça oluşan deformasyonlara ve kaya şartlarına bağlı olarak tahkimat sistemlerinde gerekli revizyonların yapılabildiği, bu yönüyle mevcut zemin şartları itibariyle seçilen TBM makinesinin yeterli olmadığı ilerki aşamada da anlaşılmış olup seçilen bu yöntemin terk edilerek ihale aşamasındaki NATM yöntemi ile tekrar çalışmaya başlanılmasına karar verildiği, alınan bu yanlış kararda daha çok yeterli saha araştırması yapamayan ve yanlış makine seçimi yapan yüklenicinin sorumlu olduğunun değerlendirildiği, nitekim söz konusu yer altı imalatlarına ilişkin başlangıçta yeterli veri temin edilemeyişinden kaynaklı bu tür problemler ile karşılaşıldığını, tünelin ilk açılması aşaması NATM ile başlamış daha sonra ise TBM ile devam ettiği, tünel açılması ortamdaki gerilme şartlarını değiştirmekte daha önce ortamda bulunmayan radyal ve tanjansiyel gerilmelerin ortaya çıkmasına sebep olunduğu önemli bir husus olarak görüldüğünü, güzergahın ilk 1000 metresinde büyük çaplı heyelanlar bulunduğu, ayrıca aktif tektonik zonun içinde yer alması nedeniyle ortamdaki ana litolojiyi oluşturan grafit şistler aşırı derecede deformasyona uğradığı ve bozulduğu, tünel güzergahına yaklaşık paralel inşaa edilen karayolu sözü edilen heyelanların yeniden aktif hale geçmesine sebep olduğunu, bu nedenle TBM ile yapılan çalışmalar aşırı kazı yapıldığı ve yüzeye kadar yansıyan muhtelif bacalar oluştuğunu, tüm bu olumsuzlukların yanı sıra sahada yoğun yer altı suyu da mevcut olduğu hususu belirtilmiş olup söz konusu tespitlerin önceden bilinmesi veya kestirilmesi güç olan hadiselerden olduğunu, özellikle Km: 217+282-217+600 arasındaki kesimin açılması aşamasında gerek yöntem gerekse işçilik açısından konvansiyonel yöntemlerin dışına çıkılması kuvvetle muhtemel olup, bu kesimde en büyük dikkat ölçüm ve gözlemlerle beraber özel mühendislik hizmetleri ve işçilik ile ilerlenmesi kaçınılmaz bir zorunluluk haline geldiğini, daha açık bir ifade ile bu kesimde yapılacak işlemleri tamamiyle önceden planlamak ve projelendirmek mümkün olmayıp, ihtiyaç olan kararları yerinde ve aşama aşama vererek tamamlanması gerektiğini, tünelcilikte en önemli hususun zamanında alınan tedbirler olduğunu, alınacak olan tedbirin erken alınması durumunda hasarın daha az olmasının sağlanacağını, tünel imalatlarında yapılacak olan kazı ve destekleme sisteminin seçimi de çok daha önem arz etmekte olup buna uygun iş makinesinin seçimi veya kazı ve destekleme yönteminin belirlenmesinin önem arz ettiğini,
Diğer yandan, 14.03.2012 tarihli İdarenin davacıya verdiği talimatta 26 nolu tünele ilişkin tüm alt yapı üstyapı ve elektromekanik işler kapsam dışına çıkartılması sonucu geriye bir tek tünelin 1020 metrelik kısmının projeye uygun hale getirilmesi ve bu noktada imalatların kesilmesi hususunun kaldığı, bu onarımların da gerçekleşebilmesi için eklentiler dahil 135 metrelik TBM' in takriben çalışma payları da dahil 150 metrelik alanda konuşlandırabileceği, bunun da takriben 1020+150= 1170 metrelik mesafede zorunlu olarak açılması ve TBM' in nakli gerektiği, ancak açılan kesimin Teftiş Kurulu Başkanlığı’na verilen 03.08.2021 tarih ve 227016 sayılı yazıda 08.11.2013 tarihi itibariyle Km. 217+494' te 1232 metrede durduğunu, bu durumda TBM'nin fazladan 1232-1170=62 metre kadar ilerlendiği kanaatine varıldığını, bu noktadan sonra açılan kesimin sırf yüklenicinin deneme amaçlı olarak açmaya çalışmasından kaynaklandığını, fazladan açılan 62 metrelik bu kesimin tüm sorumluluklarının yüklenicilere ait olması gerektiği kanaatine varıldığını, diğer bir değimle fazladan ilerlenen 62 metrelik kesimde ilerleme yapılmamış olsaydı ilave tedbirlerin alınarak geçilmesinin zorunlu olmayabileceğini, fazladan kazı yapılan bu kesimde artan ek maliyetin idare tarafından talep edilmesinin yerinde olduğunu, yüklenicinin ilk 1170 metrelik mesafede artan maliyete ilişkin bir sorumluluğunun olmadığını, bu kesimden sonra fazladan açılan 62 metrelik kesimde oluşan ek maliyetlerin idare tarafından talep edilebileceğini, bu durumda T26 Tünel Göçük Bölgesinde ekteki imalatların yapılmış olduğunu, idare tarafından yapılan ilave imalatlar karşılığında yapılan harcamaların yerinde olduğu hakkediş bazında gerekli açıklamaların yapıldığı anlaşılmakta olup, bu durumda takriben 298 metre karşılığında talep edilen KDV hariç 64.491.271,54 TL' nin 62 metre karşılığı olan (62/298) x 64.491.271,54 = 13.417.647,09 TL' sinden davacı yüklenicilerin sorumlu olabileceği, bakiye kısımdan sorumlu olmadıkları, birleşen dosyadaki danışmanlık ücretleri bakımından ise; Vezirhan Kesimi T26 Tüneli işi kapsamında alındığı belirtilen danışmanlık hizmetine ilişkin yapılan hakediş ödemeleri (898.060,00 TL) ve 16.12.2022 güncel tarihli faiz (1.243.341,73 TL) ile birlikte 2.141.401,73 TL'nin ödenmesinin davacılardan talep edildiği, ancak davalı idarece alınan 2013,2015,2016 yıllarında danışmanlık hizmetlerinin tünelin göçük bölgesi 298 mlik kesime ait sorunların çözümüne ilişkin olarak alınacağına, içeriğine veya bedelinin davacılardan talep edileceğine dair davacılara herhangi bildirimde bulunulmadığı gibi danışmanlık sözleşme bedellerinin hangi kıstaslara göre belirlendiğine dair bilgi belge bulunmadığı, sonuç olarak 300.00,00 Euro, 59.500,00 TL ve 18.000,00 TL’nin talep edilip edilmeyeceği hususunda takdirin mahkemeye ait olup, bu raporlara ilişkin 26.12.2013 tarihinde 820.560,00 TL, 17.12.2015 tarihinde 59.500,00 TL, 27.10.2016 tarihinde 18.000,00 TL olmak üzere toplam 898.060,00 TL ödendiği muhasebe kayıtlarından anlaşıldığı sonuç ve kanaatine varıldığı bildirilmiştir. Mahkememizce kök ve ek raporlar hükme esas alınmıştır.
Yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamına göre; davanın, asıl ve birleşen dosyada, eser sözleşmesinden kaynaklanan menfi tespit istemine ilişkin olduğu, davalı TCDD ile davacılar ve dava dışı ... - ...'nin oluşturduğu konsorsiyum arasında Ankara - İstanbul Demir Yolu Hattı 2. Etap Hızlı Tren Projesi Vezirhan - İnönü (Kesim 2) kesimine ilişkin 11/07/2006 tarihli sözleşmenin imzalandığı, taraflar arasındaki ihtilafın asıl dosyada; işin 1020 metrelik kısmın devamında 298 metrelik imalatın sözleşme kapsamında ve nama ifa kapsamında olup olmadığı, davalı tarafından davacılara gönderilen 64.491.271,54 TL alacaktan davacıların sorumlu olup olmadığı, birleşen dosyada ise davalı TCDD tarafından dava dışı üçüncü kişilerden alındığı belirtilen danışmanlık hizmeti için davalı idare tarafından yapıldığı ileri sürülen 898.060,00 TL'den davacıların sorumlu tutulup tutulamayacağına ilişkin olduğu,
Alınan bilirkişi raporu ve tüm delillere göre;
*Yükleniciler tarafından tünelin ilk açılması aşamasında işe NATM ile başlandığı, daha sonra ise TBM ile devam edildiği, tünel açılmasının ortamdaki gerilme şartlarını değiştirdiği, daha önce ortamda bulunmayan radyal ve tanjansiyel gerilmelerin ortaya çıkmasına sebep olduğu, güzergahın ilk 1000 metresinde büyük çaplı heyelanlar bulunduğu, ayrıca aktif tektonik zonun içinde yer alması nedeniyle ortamdaki ana litolojiyi oluşturan grafit şistlerin aşırı derecede deformasyona uğradığı ve bozulduğu, tünel güzergahına yaklaşık paralel inşa edilen karayolunun sözü edilen heyelanların yeniden aktif hale geçmesine sebep olduğu, bu nedenle TBM ile yapılan çalışmaların aşırı kazı yapıldığı ve yüzeye kadar yansıyan muhtelif bacalar oluştuğu, tüm bu olumsuzlukların yanı sıra sahada yoğun yer altı suyu da mevcut olduğunun tespit edildiği, söz konusu tespitlerin önceden bilinmesi veya kestirilmesi güç olan hadiselerden olduğu, özellikle Km: 217+282-217+600 arasındaki kesimin açılması aşamasında gerek yöntem gerekse işçilik açısından konvansiyonel yöntemlerin dışına çıkılmasının kuvvetle muhtemel olup, bu kesimde en büyük dikkat ölçüm ve gözlemlerle beraber özel mühendislik hizmetleri ve işçilik ile ilerlenmesi kaçınılmaz bir zorunluluk haline geldiği, daha açık bir ifade ile bu kesimde yapılacak işlemleri tamamiyle önceden planlamak ve projelendirmek mümkün olmayıp, ihtiyaç olan kararları yerinde ve aşama aşama vererek tamamlanması gerektiği, tünelcilikte en önemli hususun zamanında alınan tedbirler olduğu, alınacak olan tedbirin erken alınması durumunda hasarın daha az olmasının sağlanacağı, tünel imalatlarında yapılacak olan kazı ve destekleme sisteminin seçimi de çok daha önem arz etmekte olup, buna uygun iş makinesinin seçimi veya kazı ve destekleme yönteminin belirlenmesinin önem arz ettiği, sonuç olarak yeterli saha araştırması yapamayan ve yanlış makine seçimi yapan yüklenicilerin olayın meydana gelmesinde kusurlu olduğunun alınan bilirkişi kök ve ek raporlar ile belirlendiği, buna göre;
1-Asıl dosya bakımından; idarenin davacıya verdiği 14/03/2012 tarihli talimatta; 26 nolu tünele ilişkin tüm alt yapı üstyapı ve elektromekanik işler kapsam dışına çıkartılması sonucu geriye bir tek tünelin 1020 metrelik kısmının projeye uygun hale getirilmesi ve bu noktada imalatların kesilmesi hususunun kaldığı, bu onarımların da gerçekleşebilmesi için eklentiler dahil 135 metrelik TBM' nin takriben çalışma payları da dahil 150 metrelik alanda konuşlandırabileceği, bunun da takriben 1020+150= 1170 metrelik mesafede zorunlu olarak açılması ve TBM' nin nakli gerektiği, ancak açılan kesimin Teftiş Kurulu Başkanlığı’na verilen 03.08.2021 tarih ve 227016 sayılı yazıda 08.11.2013 tarihi itibariyle Km. 217+494' te yani 1232 metrede durduğunun belirlendiği, bu durumda TBM'nin fazladan 1232-1170=62 metre kadar ilerlendiğinin belirlendiği, bu noktadan (1170 m.) sonra açılan kesimin sırf yüklenicinin deneme amaçlı olarak açmaya çalışmasından kaynaklandığının bilirkişi raporları ile belirlendiği, fazladan açılan 62 metrelik bu kesimin tüm sorumluluğunun yüklenicilere ait olduğu, diğer bir deyişle fazladan ilerlenen 62 metrelik kesimde ilerleme yapılmamış olsaydı ilave tedbirlerin alınarak geçilmesinin zorunlu olmayacağı, fazladan kazı yapılan bu kesimde artan ek maliyetin idare tarafından talep edilmesinin yerinde olduğu, yüklenicinin ilk 1170 metrelik mesafede artan maliyete ilişkin bir sorumluluğunun ise bulunmadığı, bu kesimden sonra fazladan açılan 62 metrelik kesimde oluşan ek maliyetlerin idare tarafından talep edilebileceği, bu durumda T26 Tünel Göçük Bölgesinde imalatların yapılmış olduğu, idare tarafından yapılan ilave imalatlar karşılığında yapılan harcamaların yerinde olduğu, bu durumda takriben 298 metre karşılığında talep edilen KDV hariç 64.491.271,54 TL' nin 62 metre karşılığı olan (62/298) x 64.491.271,54 = 13.417.647,09 TL' sinden davacı yüklenicilerin sorumlu olacağı, bakiye kısımdan sorumlu olmadıkları sonuç ve kanaatine varılarak, asıl dosya bakımından davanın 51.073.624,45 TL yönünden kısmen kabulüne, fazlaya ilikin istemin ise reddine,
2-Birleşen dosyadaki danışmanlık ücretleri bakımından ise; Vezirhan Kesimi T26 Tüneli işi kapsamında alındığı belirtilen danışmanlık hizmetine ilişkin yapılan hakediş ödemeleri (898.060,00 TL) ve güncel faizinin davacılardan talep edildiği, ancak davalı idarece alınan 2013,2015,2016 yıllarında danışmanlık hizmetlerinin tünelin göçük bölgesi 298 mlik kesime ait sorunların çözümüne ilişkin olarak alındığı, az yukarıda da açıklandığı üzere olayın meydana gelmesinde yeterli saha araştırması yapamayan ve yanlış makine seçimi yapan yüklenicilerin olayın meydana gelmesinde kusurlu olduğunun belirlendiği, bu hususta taraflar arasındaki söz konusu sözleşmede yer alan 22.madde ile Yapım İşleri Genel Şartnamesinin 13, 15/3 ve 25.maddesi hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; davacı yüklenicilerin üstlendikleri işi sözleşme ve ekleri ile fen ve sanat kurallarına uygun şekilde yapmaya mecbur oldukları, kötü ya da kusurlu yapılan veya sözleşme ve eklerine uygun olmayan işlerin idarece tespit edilmesi halinde, söz konusu ayıpların giderilmesi için yükleniciye yazılı tebligatta bulunulacağı ve kendisine, yapılacak işle ilgili belirlenen sürede yükümlülüklerini yerine getirmediği takdirde söz konusu onarım, düzeltme ve bakım işleri, bütün giderleri yükleniciye ait olmak üzere 4734 sayılı Kanunda gösterilen usullerden biri ile başka birisine yaptırılabileceği, hatalı, kusurlu ve eksik işler nedeniyle inceleme ve araştırmaların giderlerinin yükleniciye ait olacağı hükümlerinin yer aldığı, bu haliyle davalı idare tarafından söz konusu tünel için ödenen üç adet danışmanlık hizmet bedelinden olayın meydana gelmesinde kusurlu olan yüklenici davacıların sorumlu olacağı sonuç ve kanaatine varılarak, birleşen davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-Asıl dava bakımından; davanın KISMEN KABULÜ ile; davalının davacılara gönderdiği 21/03/2022 tarih ve E-79268068-755.99-89251 sayılı yazıda ve ayrıca 30/03/2022 tarih ve E-79268068-755.99-102209 sayılı yazıda talep edilen asıl alacağın (64.491.271,54 TL'nin); 51.073.624,45 TL'sinden davacıların davalıya BORÇLU OLMADIĞININ TESPİTİNE, fazlaya ilişkin istemin REDDİNE,
a)Alınması gereken 3.488.839,28 TL harçtan 1.101.349,69 TL harcın mahsubu ile bakiye 2.387.489,59 TL harcın davalıdan alınarak HAZİNEYE İRAT KAYDINA,
b)Davacılar tarafından yatırılan 1.101.349,69 TL peşin harcın davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,
c)Davacılar kendisini vekil ile temsil ettirmiş bulunduğundan AAÜT uyarınca belirlenen (kabul ve red oranına göre) 1.118.736,24 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacılara VERİLMESİNE,
d)Davalı kendisini vekil ile temsil ettirmiş bulunduğundan AAÜT uyarınca belirlenen (kabul ve red oranına göre) 742.176,47 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya VERİLMESİNE,
e)Davacılar tarafından yapılan 63.201,40 TL (ilk yargılama gideri, bilirkişi ücreti, posta gideri olmak üzere) yargılama giderinden (kabul ve red oranına göre) 50.052,10 TL'sinin davalıdan alınarak davacılara VERİLMESİNE, bakiye kısmın davacılar üzerinde BIRAKILMASINA,
2-Birleşen Ankara 8 ATM'nin 2023/428 Esas sayılı dosyası bakımından davanın REDDİNE,
a)Alınması gereken 615,40 TL harçtan peşin olarak alınan 36.569,79 TL harcın mahsubu ile bakiye 35.954,39 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya İADESİNE,
b)Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 295.554,19 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,
c)Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA,
3-Taraflarca yatırılan gider avansından arta kalan kısmın karar kesinleştiğinde HMK 333. Maddesine uygun şekilde taraflara İADESİNE,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, kararın tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içinde Ankara Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 28/05/2025