T.C. ANKARA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
YARGILAMA YETKİSİNİ KULLANAN
T.C.
ANKARA
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2024/541 Esas
KARAR NO : 2025/189
...
DAVA : Tazminat (Kooperatif Üyeliğinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 05/08/2024
KARAR TARİHİ : 14/03/2025
KARAR YAZIM TARİHİ : 14/04/2025
Mahkememizde görülmekte olan "Tazminat (Kooperatif Üyeliğinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA DİLEKÇESİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, müvekkilinin davalı kooperatifte 2 işyeri hissesi bulunan peşin ödemeli üyesi olduğunu, yani üyelik bedelini peşin ödemeyi ve kendisine anahtar teslimi 2 dükkan verileceğinin taahhüt edildiğini, kooperatif üyelerinin işyerleri ve dairelerin 2006 yılında kendilerine teslim edildiğini, müvekkilin ve onun durumundaki bir kısım üyenin ise kuraya katılmalarının engellendiğini ve bu güne kadar hakları kendilerine teslim edilmediği gibi kooperatifin teslim edilecek böyle bir iş yerlerinin de bulunmadığının ortaya çıktığını, bu sebeple kooperatife karşı .... Esas sayılı dosyasında açtıkları tazminat ve kira alacağı talepli davada, tazminat kararı verildiğini ve bu kararın süreçten geçerek kesinleştiğini, mahkemenin tazminat kararının ... Esas sayılı dosyasından takibe konulduğunu ve alacağın tahsil edildiğini, davalı tarafından müvekkiline verileceği vaadi ile müvekkilinin üye yapıldığı iş yerlerinin bu paranın icradan tahsil edildiği 23/07/2024 tarihinde piyasa fiyatının 10.000.000 TL'nin üzerinde olan 2 iş yeri için ödenen bedel olduğunu, müvekkilinin hak ettiği iki adet iş yerinin bedeli ve faizi olarak ödenen miktarın müvekkilinin zararını gideremediğini, ağır bir şekilde mağdur ettiğini, ülkemizde yaşanan ağır enflasyon ortamı ve fiyatların aşırı yükselmesi sonucu belirlenmiş olan tazminat bedelinin çok düşük kaldığını, yıllık %150'lere varan enflasyon ortamında asıl alacağın sürekli eridiğini belirterek, dava konusu iş yerlerinin, bedelinden kaynaklanan ve faizle giderilmeyen müvekkilinin munzam zararı nedeniyle, tazminat alacaklarının tespitine, fazlaya dair hakları saklı tutularak bu aşamada 100.000,00 TL alacağın dava tarihinden itibaren bankaların vadeli mevduata uyguladığı en yüksek faiz oranı üzerinden faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini, davalı kooperatifin ... parseldeki taşınmazları üzerine dava sonuna kadar devir ve temliklerini önceleme için ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP DİLEKÇESİ:
Mahkememizce dava dilekçesi ve ekleri davalı tarafa usulüne uygun olarak tebliğ edilmesine rağmen davalı yasal süresi içerisinde cevap dilekçesi sunmamış ve kendisini vekille temsil ettirmemiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE:
Dava munzam zarar istemine ilişkindir.
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, müvekkilinin davalı kooperatifin iki iş yeri sahibi üyesi olduğunu, üyelik bedelini peşin ödemesi karşılığında kendisine iki adet iş yeri verileceğinin taahhüt edildiğini ancak bu taahhüdün yerine getirilmediğini, kooperatifin teslim edilecek iş yerinin bulunmadığının anlaşılması üzerine kooperatif aleyhine ... Esas sayılı tazminat ve kira alacağına ilişkin dava açıldığını, açılan davanın lehlerine sonuçlandığını ve verilen kararın ... Esas sayılı dosyası ile takibe konulduğunu ve alacağın tahsil edildiğini, tahsil edilen bedelin iki adet iş yerinin fiyatına nazaran oldukça düşük kaldığını, yaşanan enflasyon ve fiyat artışı nedeniyle tahsil edilen miktarın zararlarını karşılamadığını, yıllık yüzde yüz ellilere varan enflasyon düşünüldüğünde alacağa uygulanan yüzde dokuz faizin zararlarını daha da büyüttüğünü, bu nedenle faizle giderilemeyen munzam zararlarını tahsil etmek amacıyla eldeki davayı açtıklarını beyan ederek davanın kabulünü istemiştir. Dava dilekçesi ve ekleri davalıya usulüne uygun olarak tebliğ edilmesine rağmen davalı davaya cevap vermemiştir. Bilindiği üzere 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 128. maddesi uyarınca ''Süresi içinde cevap dilekçesi vermemiş olan davalı, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılır'. Davalının yasal süresi içerisinde cevap dilekçesi vermediği tespit edildiğinden davacının ileri sürdüğü vakıaların tamamını inkar ettiği Mahkememizce kabul edilmiştir. Bu cümleden hareketle eldeki davanın munzam zararın tazmini istemine ilişkin olduğu, Mahkememizce çözümlenmesi gereken hususun davacının ... Esas sayılı dosyasında karara bağlanan konut karşılığı tazminat ve kira alacağının tahsiline kadar geçen sürede oluşan ve faiz ile karşılanmayan munzam zararının bulunup bulunmadığı, davacının ileri sürdüğü zarar kaleminin gerçekleşip gerçekleşmediği noktalarında toplandığı tespit edilmiştir.
.... Esas sayılı dosyasında asıl davanın konut karşılığı tazminat ve kira tazminatının tahsili, birleşen davanın ise kira tazminatının tahsili istemlerine ilişkin olduğu, davacının yargılama neticesinde verilen kararı ...Esas sayılı dosyası ile takibe koyduğu ve alacağını tahsil ettiği görülmektedir. Ancak davacı faizle karşılanmayan munzam zararı bulunduğundan bahisle eldeki davayı açmıştır.
Bilindiği üzere, ... Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, borçlu temerrüdünün önem arzeden sonuçlarından ilki 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 120. maddesinde düzenlenen temerrüt faizi, ikincisi ise TBK'nın 122. maddesinde düzenlenen munzam zarar talebidir. Temerrüt faizi, para borcunu ifada temerrüde düşen borçlunun, temerrüde düşmekte kusurlu olup olmadığına bakılmaksızın ödemekle yükümlü olduğu, temerrüt olgusunun gerçekleşmesi ile kendiliğinden işlemeye başlayan bir borç olup, bu durum ve temerrüt faiz oranları, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un (3095 sayılı Kanun) 2. maddesinde düzenlenmiştir. Temerrüt faizi, sözleşmeden doğan para borçlarının yanı sıra, sözleşme dışı hukuki ilişkiden kaynaklanan para borçlarında da uygulama alanı bulur. TBK'nın 122., mülga 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun 105. maddesinde düzenlenen munzam zarar ise, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde ortaya çıkar ve borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsar. Munzam zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Munzam zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun munzam zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur. Alacaklı munzam zarar talep edebilmek için borçlunun kusurunu ispat yükümlülüğü altında değildir. Ancak temerrüt faizi ile karşılanamayan bir zararın varlığını ve bu zarar ile temerrüt olgusu arasında illiyet bağı bulunduğu ispatla yükümlüdür. Bu iki hususun ispatı halinde borçlu; ancak temerrüde düşmekte kusurunun bulunmadığını ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir. Varlığı iddia olunan munzam zararın, alacaklı tarafından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 194. maddesine uygun şekilde yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen munzam zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği sürece, TBK’nın 122. maddesi kapsamında munzam zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz. Öte yandan bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını ... aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez.
Tüm bu açıklamalar çerçevesinde somut olayda, davacının munzam zararın dayanağı olarak ileri sürdüğü iddia, ülkemizin ekonomik koşullarındaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücündeki meydana gelen azalmanın munzam zarara neden olduğu yönünde olup, davacı gerek dava dilekçesinde gerekse duruşmada bu hususu teyit etmiştir. Davacının kendi durumuna özgü şekilde açık ve somut olarak oluşan bir zarar olgusuna dair iddiada bulunmadığı, bu yönde ispata yeter herhangi bir delil de sunmadığı, yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olguların davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı ve herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamayacağı, asıl alacağını işlemiş faizi ile birlikte davalıdan tahsil eden davacının munzam zararının varlığını ispat edemediği, bu yönde somut delil sunulmadığı anlaşıldığından davanın reddine ilişkin karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere,
1- DAVACININ DAVASININ REDDİNE,
2-Alınması gerekli 615,40 TL harcın peşin alınan 1.707,75 TL harçtan mahsubu ile fazla yatan 1.092,35 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Davacı tarafından yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde iadesine,
5-6325 Sayılı Kanunun 18/4-14 maddesi gereğince ... bütçesinden karşılanacak olan 3.600,00 TL arabuluculuk giderinin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, kararın tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içinde A...yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.
14/03/2025
Katip ...
¸
Hakim ...
¸