T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2022/96 Esas - 2022/395
T.C.
ANKARA
2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
TÜRK MİLLETİ ADINA
ESAS NO: 2022/96
KARAR NO: 2022/395
HAKİM:...
KATİP: ..
DAVACI :..
VEKİLİ: Av. ..
DAVALI : 1- ..
VEKİLİ: Av...
DAVALI : 2- ...
DAVA: Marka YİDK Kararının İptali ile Marka Hükümsüzlüğü
DAVA TARİHİ: 16/03/2022
KARAR TARİHİ: 08/12/2022
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 08/12/2022
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka ... Kararının İptali ile Marka Hükümsüzlüğü istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:
Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, müvekkilinin 1998 yılından beri online alışveriş/elektronik ticaret sektöründe faaliyet gösteren, sektörünün lider kuruluşlarından biri olduğunu, müvekkiline ait .... web sitesinin günümüzde 32 milyon kayıtlı üyesinin bulunduğunu ve günde 200 milyon kere ziyaret edildiğini,....nin saygın kuruluşları tarafından elektronik ticaret sektöründe verilen birçok ödülün de sahibi olduğunu, 2020 yılında satış gelirini %145 arttırarak 6.4 milyar TL’ye yükselttiğini, davacının “...”li markalarını bu faaliyetleri kapsamında aktif olarak kullandığını ve tüketici nezdinde bilinir hale getirdiğini, “...”li markalarıyla seri markalar oluşturduğunu, aynı zamanda davacının markasının ....nezdinde T/02598 sayı ile tanınmış marka statüsüne de alınmış olduğunu, dava konusu edilen markanın davacının bu tescilli/tanınmış markalarıyla ayırt edilemeyecek derecede benzer bir marka olduğunu, zira markalarda geçen kelime öbeklerinin ilk kelimelerinin/başlangıç kısımlarının birebir aynı olduğunu, dava konusu edilen markanın tüketiciler tarafından müvekkilinin seri ve tanınmış “...”li markalarının bir devamı şeklinde algılanmasının kaçınılmaz olduğunu, nitekim huzurdaki dava dışı uyuşmazlıklarda “...” ile başlayan kelime öbeklerinden oluşmuş markaların tesciline müvekkilinin dosyaladığı itirazların kabul edildiğini ve bu kararların mahkemeler tarafından da onandığını, bu kararların ve bu dosyalara sunulan bilirkişi heyeti raporlarının somut uyuşmazlık açısından da emsal nitelikte olduğunu, bu benzerlikler ve müvekkili markalarının tanınmışlığı göz önüne alındığında, dava konusu markanın tescilinin davacının markalarının tanınmışlığına zarar vereceğini, davalının haksız olarak müvekkili markalarının tanınmışlığından fayda sağlayacağını, davalının bu markayı kendisine seçerken kötü niyetli olduğunu ve davacı ile haksız rekabet yapma saikini taşıdığını beyan ederek, .... sayılı markanın tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; taraf markalarının benzer olmadığını, zira davalının markasının genel kompozisyonun markaların görünümlerini farklı kılmaya yettiğini, taraf markalarında ortak olarak “...” ibaresinin bulunmasından hareketle markaların benzer olduğunu söylemenin mümkün olmadığını, zira bu ibarenin davacı tarafından yaratılmış/fantezi bir ibare olmadığını ve markasal hüviyetinin düşük olduğunu, markalar benzemediği için de davacının tanınmışlık iddialarının somut olaya bir etkisi olmadığını, ayrıca davacının SMK m. 6/5 hükmünde düzenlenmiş olan koşulların somut olayda gerçekleştiğini ve dava konusu edilen marka başvurusunun kötü niyetle ve haksız rekabet saikiyle yapıldığını ispat edemediğini ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Diğer davalı şirkete usulüne uygun tebligat yapılmasına karşın yargılamaya bir katılımı olmamıştır.
Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE:
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, ... Kararının iptali ile davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
İşlem dosyasının tetkikinde; ... numaralı marka tescil başvurusu dosyasının örneği incelendiğinde; davalı firmanın 19.08.2020 tarihinde 09. Sınıfa giren emtialarda kullanılmak üzere yaptığı görselli marka başvurusunun, Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından tescil edilmek üzere 12.10.2020 tarihli ve 358 sayılı Resmi Marka Bülteni’nde ilanı üzerine, davacının SMK m. 6/1, m. 6/5 ve haksız rekabet hükümlerine ve..... sayılı markalarına dayalı olarak itiraz ettiği, davacının itirazının ....Başkanlığı’nın 12.03.2021 tarihli ve 210055159 sayılı kararı ile, markalar benzer görülmediğinden, mesnet alınan tüm markalar ve gerekçeler açısından haksız bulunarak reddedildiği, bunun üzerine davacının itirazını aynı gerekçelerle ve aynı markalara dayalı olarak tekrar ettiği, ancak bu itirazın da....’in Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu’nun huzurda dava konusu edilen 24.01.2022 tarihli ve 2022-M-521 sayılı kararı ile nihai olarak reddedildiği, anılan kararın muterize tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir.
DEĞERLENDİRMELER:
DAVALI FİRMANIN ....BAŞVURU SAYILI MARKASI İLE DAVACININ TESCİLLİ MARKALARI ARASINDA İLTİBAS TEHLİKESİNİN/KARIŞTIRILMA İHTİMALİNİN OLUŞUP OLUŞMADIĞI;
6769 sayılı SMK’nın “Marka” başlıklı birinci kitabının birinci kısmında 6. Maddede “Marka tescilinde nispi ret nedenleri” düzenlenmiştir. Bu maddenin 1. Bendinde; “Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.” denilmektedir.
“Aynı mal veya hizmet” kavramı son derece açıktır. “Benzer mal veya hizmet” kavramında yer alan benzerliğin tespitinde ise piyasanın anlayışı ile halkın karıştırması ihtimali esas alınmalıdır. Aynı mallarda karıştırma tehlikesi yüksek olduğu gibi mallar arasında benzerlik oranı yükseldikçe karıştırma oranı da yükselecektir. Benzerliğin mevcudiyetini tespit için iki marka yan yana konulmak sureti ile markaların bütün olarak görünüşlerinin dikkate alınması uygundur. Alıcı olarak da ortalama zekâ, dikkat ve kültür düzeyindeki kişiler ölçü alınacaktır.
Karıştırma ihtimali “ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması”dır. Öğretide karıştırma ihtimali; “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın, daha önceden tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın almayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlanmaktadır.
Karıştırılma, iki işaret arasındaki şekil, ses ve anlam benzerliğinden veya genel görünümünden (toplu intibadan) veya seri içine girmekten veya çağrıştırmadan doğabilir. Karıştırma ihtimali bulunup bulunmadığı incelemesi yapılırken başvurulan yöntemlerden biri de işaretlerin toplu olarak bıraktıkları izlenimdir.
Buna göre; davaya konu markaların 6769 sayılı SMK’nın 6/1 bendi kapsamında incelenmesi esnasında sırayla;
• Markaların ayniyeti/benzerliği,
• Markaların üzerinde kullanılacağı mal/hizmetlerin ayniyeti/benzerliği,
• Markaların ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma ihtimali,
üzerinde durulacaktır. Buna göre;
Markaların ayniyeti/benzerliği:
Davalı firmanın tescil ettirmek istediği marka ile davacının itirazlarına/davasına mesnet aldığı tescilli markaları birlikte incelendiğinde; markaları oluşturan unsurların birebir aynı olmadığı gözetildiğinde, markaların ayniyetinden söz edilemeyecektir.
Markaların benzerliği incelemesine geçildiğinde; bu incelemenin hangi kriterlere göre yapılacağı hususunda, doktrindeki ve yargı kararlarındaki yerleşmiş görüşler dikkate alınmalıdır. Buna göre de, öncelikle, birden fazla unsur ihtiva eden markalarla ilgili “markanın esas unsuru” ve “markanın bir bütün olarak ele alınması” incelemelerinin ve sonra da “markaların görsel, işitsel ve anlamsal açıdan benzerliğinin karşılaştırması” incelemesinin yapılması gerekmektedir. Şöyle, ki;
Bir markada esas unsur, potansiyel müşteriler için ilk anda göze çarpıp hafızada yer eden unsurdur. Markalar arasındaki benzerlik değerlendirmesi görsel, duyusal ve kavramsal açıdan en önemlisi potansiyel müşterinin bakış açısından yapılacaktır. Ayrıca, bir markayı oluşturan unsur, o markanın başka markalardan ayırt edilebilmesini sağlayan kelime, harf, sayı vs.den oluşan şekil olup, marka birden ziyade unsuru ihtiva ediyorsa, asıl unsuru markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenim, tümüne hakim olan görünüş ve ayırıcılığını vurgulayan imajda aramak lazımdır. Zira; potansiyel müşteriler somut olaydaki gibi kelime, şekil, renk gibi karma markalarda kelime unsuruna diğer unsurlara göre daha fazla önem vereceklerdir. Ayrıca, potansiyel müşteriler daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak (imperfect collection) tekrar marka tercihi yapacaklarından markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacaklardır.
Bundan sonra; uyuşmazlık konusu olan markalar görsel olarak karşılaştırıldığında; davalının dava konusu edilen markası, renk ve şekil unsurlarından yoksun bir kelime markasıdır; işarette Türkçe’de yerleşik birer anlamı olan “...” ve “gidiyor” kelimeleri, düz yazım karakterindeki siyah renkli küçük harflerle aynı puntolarda ve birleşik olarak yazılmıştır ve bu yazım özellikleri neticesinde bütünleşik olarak birleşik bir kelime hüviyetinde algılanmaktadır. Davacının markalarının bir kısmı ise; basit şekil unsurlarıyla birlikte kelime unsurlarını da ihtiva etmektedir. Her ne kadar marka hukukundaki doktrine göre, basit şekil unsurları yanında dikkat çekici şekilde/puntolarda yazılmış kelime unsurlarını da ihtiva eden markalarda “söz görünümden daha yüksek sesle konuşur” ise de, bu markaların genel görünümleri ve kompozisyonları içerisinde, bilhassa küçük puntolarla yazılmış olan “...” ibarelerinin görsel açıdan ilk planda algılandıkları ve işaretlerde baskın/esas unsur oldukları söylenememektedir. Ancak; davacının geri kalan markalarında, bilhassa “...”, “hepsiexpress”, hepsicüzdan”, “hepsifinans”, hepsitaksit”, hepsiglobal”, “hepsiyürekten”, hepsigenç”, “hepsifly”, “hepsioutlet”, “hepsigo”, “hepsitaksi”, hepsitaxi”, “hepsiworld”, “hepsiçiçek”, “hepsifood”, “hepsimarket”, “hepsiilan”, “hepsiyemek”, “hepsispot”, hepsitoptan”, hepsimat”, “hepsinow”, “hepsişimdi”, hepsitravel” birleşik kelimelerini ihtiva eden markalarında, “...” ibaresinin sonuna eklenen, tasviri/tanımlayıcı olan ve Türkçe’de (de) yerleşik birer anlamı haiz olan kelimelerle, aynı yazım özelliklerinde ve puntolarda yazılmış olması itibariyle birleşik olarak algılanan kelimelerin, dava konusu edilen markadaki birebir aynı kompozisyonla, yani yerleşik anlamı haiz kelimelerin dilbilgisi kuralları dışına çıkılarak birleşik yazılması şeklinde tasarlanmış bir kompozisyonla yazılmış/kurgulanmış olmalarının, karşılaştırılan işaretleri görsel ve kavramsal açılardan benzer kıldığı, kaldı ki; ortalama bir tüketici, dilbilgisi kurallarından kaynaklı olarak markaların başlangıç seslerini oluşturan ibarelere normal şartlarda daha fazla dikkat etmekte olup, tüketiciler markaların başlangıçlarında yer alan ilk unsurlara, soldan sağa okuma alışkanlığı nedeniyle, daha fazla odaklanmaktadırlar. Karşılaştırılan markalarda, dilbilgisi kurallarının aksine, birleşik olarak yazılmış isim tamlamalarının hepsinin de “...” kelimesiyle başlıyor olması, işaretlerin sadece “...” ibaresinin ortaklığı itibariyle dahi, benzer olarak algılanmasına sebebiyet verdiği.
Somut uyuşmazlıkta incelenmesi gerek bir diğer husus; taraf markalarında ortak olarak geçen “....” ibaresinin, bilinen/yerleşik anlamından dolayı bir markada esas unsur olarak himaye görüp göremeyeceği hususudur. Zira; .. kelimesi Türkçe’de bilinen/yerleşik anlamı olan ve sıklıkla kullanılan bir zamir olup; “bütünü, tamamı, tümü, cümlesi” anlamlarına gelmektedir ve bu ibarenin, markasal hüviyette soyut ayırt edici niteliği çok düşüktür. Böyle ayırt edici niteliği zayıf olan ibareleri marka olarak seçen kişilerin bunun sonuçlarına katlanmak yani o tanıtma işaretinin bazı tedbirler alınmak ve ilaveler yapılmak suretiyle hafifçe değiştirilmiş şeklinin başkaları tarafından kullanılmasına tahammül etmek zorunda olduğu, böyle ibareleri içeren markalarda ayırt ediciliği düşük olan örtüşen bileşenlerden ziyade diğer unsurlara yönelmek gerektiği yönünde doktrinde ve .... Kararları’nda yerleşmiş bir görüş bulunmaktadır. Bununla birlikte; zayıf/ayırt edici niteliği düşük ibareleri ihtiva eden markaların da, zamanla reklam ve yaygın kullanım yoluyla daha yüksek bir ayırt ediciliğe ulaşabileceği, hem öğreti hem Yargıtay tarafından kabul edilmektedir. Buna özellikle, zayıf unsurlardan oluşan markaların seri marka olarak ve yaygın şekilde kullanıldığı durumlarda rastlanmaktadır. Böyle durumlarda her ne kadar marka zayıf bir unsur içermekteyse de, herhangi bir zayıf markanın aksine koruma kapsamının genişlediği kabul edilmektedir. Dava konusu somut olayda da, davacının gerek dava dosyasına gerekse marka işlem dosyasına sunduğu belge ve delillerden, “...” markasının davacı tarafından elektronik ticaret/online alışveriş sektöründe www.....com web sitesi tahtında ...geneline yaygın, yoğun ve ciddi kullanımı ve tanıtımı neticesinde, yani kullanım sonucunda belirli bir ayırt edicilik kazanmış olduğu, koruma kapsamının arttığı, davacının ....li markalarıyla bir “seri marka” yarattığı ve bunun sonucunda da dava konusu benzerliğin/ortaklığın dikkat çekici hale geldiği, davalının markasında ....İ” ibaresinin davacının markalarında olduğu gibi yerleşik anlamı haiz başka kelimelerle aynı kompozisyonda, yani birleşik olarak kullanılmış olduğu tespit edildiğinden, davalının markasının, davacının “...li markalarının serisinin bir devamı olarak algılanabilecek nitelikte bir türemeye sahip olduğu ve alt marka algısı yaratmaya uygun nitelikte olduğu, bu benzerliğin; potansiyel müşterilerin daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak tekrar marka tercihi yaptıkları ve bu nedenle de markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacakları gerçeği gözetildiğinde, davacının ...”li markalarını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davalının “...” ibareli markasıyla karşılaştığında bu markaları benzer bulmasının, davacının yeni bir marka yarattığı yönünde bir algısının oluşmasının ihtimal dahilinde olduğu,
Bu meyanda; markaların fonetik/duyusal/işitsel olarak karşılaştırılmasında, taraf markasında ortak olan “... ibaresinin varlığının ve bu ibarenin markalarda kullanılmış kelime öbeklerinin baş kısmında yer almasının, markaları kulakta bıraktıkları “tını” itibariyle işitsel açıdan bir derecede yakınlaştırdığı, taraf markalarında geçen bu ibarenin, yukarıda incelenen yerleşik/bilinen anlamından dolayı, markaların tüketici zihninde yarattığı algının farklılaştığının da söylenemeyeceği,
Dava konusu olgu pazarlama iletişimi bağlamında değerlendirildiğinde ise; görsel ve sözel iletişim bir bütündür. Gündelik yaşamda marka iletişiminin yoğun ve aşırı bilgilendirmesi sonucunda hedef kitlelerin satın alma davranışlarında bilinirlik ve geçmiş deneyimlerin satın almaya etkisi büyüktür. Bilinenden/bilinmeyene, görünürden/görünür olmayana doğru akan bu ilişki markaları da karıştırma veya ayrıştırma ihtimalini yükseltmektedir. Ayırca; hedef kitlelerin zihin kütüphanesinde bulunan kavramların satın alma davranışına bu yüksek etkisi markaların tanınmışlık/duyulmuşluk düzeyiyle ilintilidir. Davacı markaların pazar derinliği ve bilinirliği düşünüldüğünde davalı markanın davacı markaları ile benzer olduğu ve karıştırılacağı, davacının, bilhassa, “...” kelimesi ile başlayan ve herhangi baskın bir şekil unsuru da ihtiva etmeyen, sadece birleşik birer kelimeden ibaret markaları özelinde, karşılaştırılan markalar arasında görsel, işitsel, kavramsal ve genel kompozisyon itibariyle benzerlik olduğu,
Markaların üzerinde kullanılacağı mal/hizmetlerin ayniyeti/benzerliği:
6769 sayılı SMK madde 6/1 gereğince incelenmesi gereken hususlardan biri de, markaların emtialarının benzer olup olmadığı hususudur. Yargıtay’ın yerleşik kararlarında da belirtildiği üzere, farklı sınıf ve/veya alt gruplarda yer alan mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının tespitinde, bahse konu mal veya hizmetlerin hitap ettiği tüketici kesiminin özellikleri dikkate alınmak suretiyle bu mal veya hizmetlerin;
• Benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği,
• Benzer ihtiyaçları giderip gidermediği,
• Son kullanıcıları ve hedeflenen tüketici profilleri,
• Dağıtım kanallarının ve satış yerlerinin aynı olup olmadığı,
• Birbirleri yerine ikame imkânlarının ve birbirlerini tamamlayıcı16 niteliklerinin bulunup bulunmadığı,
• Benzer markaları bu farklı sınıf ve alt gruplardaki mal veya hizmetler üzerinde gören tüketicilerin herhangi bir şekilde markalar arasında veya marka sahibi işletmeler arasında bir bağlantı kurup kurmayacağı,
• Aralarında ham madde/yarı mamul/mamul ilişkisinin bulunup bulunmadığı hususları göz önünde tutulan kıstaslar arasındadır.
“Aynı mal veya hizmet” kavramı son derece açıktır. “Benzer mal veya hizmet” kavramında yer alan benzerliğin tespitinde ise piyasanın anlayışı ile halkın karıştırması ihtimali esas alınmalıdır. Aynı mallarda karıştırma tehlikesi yüksek olduğu gibi mallar arasında benzerlik oranı yükseldikçe karıştırma oranı da yükselecektir. Buna göre;
Taraf markalarının kapsamına giren/kapsamına alınmak istenilen emtialar karşılaştırıldığında, dava konusu edilen markanın kapsamına alınmak istenilen 09. Sınıftaki emtiaların tamamı, davalının itirazlarına/davasına mesnet aldığı .... sayılı markalarının kapsamında birebir yer almaktadır. Dolayısıyla, davacının bu markaları özelinde, somut olayda emtia ayniyeti şartının gerçekleştiği,
Ayrıca, dava konusu edilen markanın kapsamına alınmak istenilen 09. Sınıftaki emtiaların tamamı, davacının markalarının büyük çoğunluğu kapsamında, 35. Sınıf altında toptan/perakende satış/mağazacılık hizmetlerine konu edilmiştir. Bir takım emtiaların toptan/perakende satış hizmetlerine konu olması durumunda bu hizmetlerin aynı emtialar ile bağlantılı ve/veya benzer emtia sayılması gerektiği, doktrinde ve Yargıtay içtihatlarında kabul edilmektedir. Zira; “Praktiker” kararında da belirtildiği üzere, “somut bir malı satmak için verilen bu hizmet tabiatıyla bu mal olmadan bir mana ifade etmeyecektir.” Dolayısıyla, dava konusu edilen markanın kapsamına alınmak istenilen 09. Sınıftaki emtialar, davacının markalarının tescilli olduğu 09. Sınıflara giren emtialar dahil, 01-34. Sınıflara giren tüm emtiaların toptan/perakende satışı/mağazacılık hizmetleri ile ilintili/benzer emtialardır. Ancak; Yargıtay’ın yeni tarihli içtihatlarında da; 35/5. Sınıfta tescilli ve 1’den 34. Sınıftaki ürünleri kapsayan genel mağazacılık hizmetleri bakımından tescilli olan markaların bu emtialar açısından da korunabilmesi için, bu markalar altında fiilen hangi emtiaların satışı sunulduğunun ispat ve tespit edilebilmesi gerekmektedir. Davacının .... marka işlem dosyasına ve huzurdaki dava dosyasına sunmuş olduğu delil ve belgelerden, davacının.. platformunda, 09. Sınıfa giren emtialarının bir çoğunun satışını da gerçekleştirdiği, dolayısıyla, davacının davasına/itirazlarına mesnet aldığı tescilli markalarının 35. Sınıf altında, 09. Sınıfa giren emtiaların mağazacılık hizmetleri açısından da korunabileceği,
Bu nedenlerle; dava konusu edilen markanın kapsamına alınmak istenilen, 09. Sınıftaki tüm emtialar açısından, davacının muhtelif markaları yönünden, somut uyuşmazlıkta emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleştiği,
Taraf markalarının kapsamına giren emtiaların hitap ettiği ortalama tüketicinin seviyesi de, markaların karıştırılması ihtimalinin değerlendirilmesinde önem arz etmektedir. Ortalama tüketicinin dikkat düzeyi, mal ve/veya hizmetlerin türüne göre değişebilmektedir. Eğer söz konusu olan mal ve/veya hizmet, kitlesel tüketim mal veya hizmetleri ise, ortalama tüketici makul derecede iyi bilgilendirilmiş ve bu derecede tedbirli, dikkatli kimsedir. Söz gelimi çiklet, çikolata, bisküvi gibi fiyat bakımından ucuz ürünlerin satın alınmasında tüketiciden beklenen dikkat düzeyi düşük olacaktır. Aynı şekilde, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerin alınması sırasında gösterilen özenin düşüklüğü, markalar arasında daha açık farklılıklar bulunmasını gerektirir. Yani, “ortalama tüketici”nin seviyesi, ilgili mal ve/veya hizmetlerin hangi tüketici kitlesine hitap ettiğinin tespit edilmesiyle bulunur. Mal/hizmetlerin günlük tüketim niteliği, hızlı alım satıma konu olması, ucuz olması ve önceki markanın hafızada bıraktığı izin tüketicinin tercihinde önemli etken olması gibi faktörler, ilgili “ortalama tüketici”nin seviyesinin belirlenmesinde önem arz eder. Örneğin, söz konusu mal/hizmet, toplumun sadece bir kesimini ilgilendiren, teknik veya özel bir mal/hizmet ise, bu kesimin eğitim ve bilgi düzeyi dikkate alınacaktır. Ya da örneğin, sadece eczanelerde ve reçeteli olarak satılan ilaçlar, doğrudan insan sağlığını ilgilendirdiğinden, hayati öneme sahip oldukları için bu gibi ürünleri satın alacak olan kimseler daha dikkatli olacaklardır. Ayrıca bu tür ürünler genellikle tıp doktorları ve eczacılar tarafından önerilip kullanıldığından, ve dahi bir kısmının da reçete ile satışları zorunlu olduğundan, gösterilen dikkat ve kullanılan mesleki bilgi seçici olacaktır. Buna göre;
Somut olayımız açısından; davalının markasının kapsamına alınmak istenilen 09. Sınıftaki emtiaların hitap ettiği ortalama tüketici kitlesinin bilinç/dikkat/özen/seçicilik seviyesi incelendiğinde; bu emtiaların sık satın alınan ürünler olmadığı, dolayısıyla alıcılarının bu emtiaları satın alma kararını verdikleri süreçte daha uzun vakit geçirdiği, muhtelif bilgi kaynaklarından bilgi sağlayarak/makul süreli bir araştırma yaparak yanlış/eksik/kalitesiz mal alma riskini azaltmaya çalıştığı, yani bir süre düşünüp değerlendirerek daha çok zahmete ve gayrete katlanarak satın alma kararını verdiği, gerçekleri gözetildiğinde, söz konusu tüketici kitlesinin bu malları satın alırken sahip olduğu seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesinin düşük olmadığı,
Markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimali:
6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesinde düzenlenen nispi ret nedeni, markaların ortalama tüketicileri nezdinde ilişkilendirilme ihtimali de dahil bir karıştırma ihtimalinin bulunup bulunmadığı hususuna dayalıdır. Karıştırma ihtimali “ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması” olarak tanımlanabilir. Öğretide karıştırma ihtimali, “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın daha önceden tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için, önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın algılamayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlanmaktadır. Öte yandan bir mal ve/veya hizmetin gerçek ve potansiyel tüketici/müşteri kitlesi arasında iki ayrı işletmeye ait mal veya hizmetin aynı işletmeden kaynaklandığı ya da bu mal veya hizmetlerin farklı işletmelere ait olduğu fark edilse bile, markalar ya da işletmeler arasında bir bağlantının bulunduğu yönünde bir algının ortaya çıkması ihtimali halinde de karıştırma ihtimalinin varlığından söz edilmektedir.
SMK m. 6/1 kapsamında bir iltibasın varlığının tespitinde doktrin ve yargı kararlarında esas olarak şu ilkeler ortaya konmaktadır:
• Görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler,
• Çağrıştırma,
• Bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat,
• Malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu,
• Markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman.
Karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkışında mal ve hizmetler arasındaki daha az bir benzerliğin markalar arasındaki daha yüksek bir benzerlik düzeyi ile dengelenebileceği kabul edilmektedir. Somut olay açısından bakıldığında; taraf markalarında ... ibaresinin, sonuna eklenen, tasviri/tanımlayıcı olan ve Türkçe’de (de) yerleşik birer anlamı haiz olan kelimelerle, aynı yazım özelliklerinde ve puntolarda dilbilgisi kuralları dışına çıkılarak otantik bir biçimde birleşik yazılmış olması itibariyle, davacının....” kelimesi ile başlayan ve herhangi baskın bir şekil unsuru da ihtiva etmeyen, sadece birleşik bir kelimeden ibaret markaları özelinde, karşılaştırılan markalar görsel, işitsel ve kavramsal açılardan ve genel kompozisyon itibariyle benzer bulunmuştur. Ayrıca; davacının “...”li markalarıyla “seri marka” yarattığı ve bunun sonucunda da dava konusu benzerliğin/ortaklığın dikkat çekici hale geldiği, davalının markasının, davacının ...”li markalarının serisinin bir devamı olarak algılanabilecek nitelikte bir türemeye sahip olduğu ve alt marka algısı yaratmaya uygun nitelikte olduğu, bu benzerliğin; potansiyel müşterilerin daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak tekrar marka tercihi yaptıkları ve bu nedenle de markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacakları gerçeği de gözetildiğinde, davacının “...”li markalarını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davalının “...” ibareli markasıyla karşılaştığında bu markaları benzer bulmasının ihtimal dahilinde olduğu, ayrıca, davalının markasının kapsamına alınmak istenilen 09. Sınıftaki tüm emtiaların aynıları veya bu emtiaların 35. Sınıf altında satışı hizmetleri yönünden davacının muhtelif markalarının tescilli olduğu, her ne kadar bu emtiaların hitap ettiği ortalama tüketici/alıcı kitlesinin bilgi/bilinç/dikkat/özen/algı seviyeleri düşük olmasa da, söz konusu mal ve hizmetlerde “....”li işaretlerin markasal hüviyette farklı kişi ve kuruluşlar tarafından kullanılması halinde alıcıların söz konusu mal ve hizmetlerin aynı şirketten veya ekonomik olarak bağlantılı şirketlerden geldiği düşüncesine kapılma tehlikesinin ve karıştırma ihtimalinin mevcut olduğu, alıcıların iki farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlamaları halinde bile, her iki markanın sahibi arasında idari/işletmesel bir bağlantı bulunduğunu düşünebilecekleri, davalının markasının, davacının hedef pazarındaki tüketici/müşteri kitlesi nezdinde karışıklık yaratabileceği,
Sonuç olarak; yukarıda detaylı olarak incelendiği üzere; somut olayda karşılaştırılan markalar arasında, davalının markasının kapsamına alınmak istenilen tüm emtialar açısından iltibas tehlikesinin/karıştırılma ihtimalinin bulunduğu,
DAVACININ İTİRAZINA/DAVASINA MESNET ALDIĞI MARKALARININ TANINMIŞLIĞI İDDİASININ DAVALININ .... SAYILI MARKASININ TESCİLİNE/HÜKMÜNE ENGELİ/ETKİSİ;
6769 sayılı SMK’nın 6/5 maddesinde; “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hallerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hali saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal ve hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir........” denilmektedir.
Ayrıca, 6769 sayılı SMK’nın 6/5. Maddesi kapsamında bir korumadan yararlanılabilmesi için;
• Tanınmış marka sahibinin bu markanın tescilinden zarar görme ihtimali,
• Haksız yarar sağlama,
• Tanınmış markanın itibarına zarar verme,
• Tanınmış markanın ayırt edici karakterini zedeleme, gibi şartlar aranmaktadır. Dolayısıyla, bir markanın sektöründe belirli bir bilinirliğe sahip olması, aynı ya da benzer başka bir markanın farklı mallar üzerinde tesciline engel oluşturabilmesi için yeterli olmayıp, aynı zamanda burada belirtilen şartların oluşması gerekmektedir. Bu şartların fiili olarak gerçekleşmesi zorunlu olmayıp, gerçekleşebilecek olması durumu yeterlidir. Tanınmış markanın sahibi, markasına verilecek zararın ya da markasının ününden sağlanacak yararın nelerden oluşacağını ve nasıl ortaya çıkacağını gösterir ve olayların olağan akışı içinde belirtilen durumların gerçekten olası olduğu yönünde bir sonuca varmak içinyeterli kanaat oluşturacak deliller sunmalı veya en azından mantıklı bir sav ileri sürmelidir.
Somut olayda ise; davacının dava/marka işlem dosyasına sunmuş olan bilgi ve belgelerin, davacının “...” markasının Türkiye’de her yaştaki ve her sosyo-ekonomik seviyedeki kişiler tarafından iyi bilinen, sektör ayırımı dahi olmaksızın geniş bir kitleye hitap eden, büyük bir çoğunluk kitlesi tarafından kullanılan bir online alışveriş sitesinin tanınmış markası olduğu, bu markanın yani “...” ibaresinin davacı ile özdeşleştiği, bu tanınmışlığın davalı ... tarafından da T/02598 sayılı kayıt ile kabul edildiği, davacının ...uzantılı web sitesinde 09. Sınıfa giren emtiaların da satışa sunuluyor olduğu ve taraf markalarının benzediği gerçekleri gözetildiğinde, “...” ibaresinin, 09. Sınfa giren emtialarda başka bir kişi/kuruluş tarafından markasal hüviyette kullanılması halinde, haksız bir yararın sağlanması, tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi veya tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi şartlarının gerçekleşme ihtimalinin söz konusu olabileceği,
Sonuç olarak; davalının dava konusu edilen markasının kapsamına giren tüm emtialar açısından, SMK m. 6/5 hükmünün aradığı şartların somut olayda gerçekleşme ihtimali olduğu,
DAVACININ KÖTÜ NİYETE VE HAKSIZ REKABETE İLİŞKİN İDDİALARININ DAVALININ .... SAYILI MARKASININ TESCİLİNE/HÜKMÜNE ENGELİ/ETKİSİ HUSUSU:
6769 sayılı SMK’nın 6/9. maddesinde; “Kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir” denilmektedir. Buna göre;
Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Tescil başvurusunda bulunan kişinin kötü niyetli olduğuna emare teşkil edebilecek olgu ve olayların varlığı, kötü niyetli marka başvurusunun kabulü için yeterli sayılmaktadır. Buna karşılık başvuru sahibinin, hakkını kötüye kullanma niyeti taşıması veya başkalarını engelleme amacına sahip olması gibi sübjektif durumlar kural olarak tespit edilmeye çalışılmamalıdır. Zaten kişinin içsel durumunu ifade eden sübjektif unsurlara doğrudan ulaşmak veya nüfuz etmek mümkün de değildir. Ancak, somut olayda başvuru sahibinin içsel durumunu ifade eden bilme, kast, niyet gibi hususların anlaşılabileceği veya ortaya çıkarılabileceğine dair ciddi belirtilerin varlığı halinde, bunlar araştırılarak, kötü niyetli tescilin varlığı sonucuna ulaşmada yardımcı unsur olarak kullanılabilir.
Davalının “...” işaretini kendisine marka olarak seçerken spekülasyon, yedekleme, şantaj vs. gibi amaçlarla veya davacının markaları ve faaliyetleriyle haksız rekabet doğuracak eylemlere giriştiği hususlarında dava/itiraz dosyalarına herhangi bir delil sunulmamış olduğundan, sırf markaların benziyor olmasının kötü niyetin tespiti için yeterli olmadığı değerlendirildiğinden, dava konusu edilen marka başvurusunun kötü niyetli veya haksız rekabet saikiyle yapıldığının ispat olunamadığı,
Netice itibariyle,
Karşılaştırılan markaların/işaretlerin görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olduğu,
Dava konusu edilen 2020/94913 sayılı markanın kapsamına alınmak istenilen tüm emtialar açısından emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleştiği, anılan markanın kapsamına alınmak istenilen emtiaların hitap ettiği ortalama tüketici kitlesinin bilinç/dikkat/özen/algı seviyesinin, söz konusu emtiaları satın alırken düşük olmadığı, karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma/iltibas ihtimalinin bulunduğu, davacının ..” markasının tanınmış bir marka olduğu, bu tanınmışlığın, dava konusu edilen markanın, kapsamına alınmak istenilen tüm emtialar açısından tesciline engeli/hükmüne etkisi olacağı,
Davacının “kötü niyet” iddiaları ispat edilemediği,
Dava konusu edilen 24.01.2022 tarihli ve .... Kararının iptali ile dava konusu... sayılı markanın hükümsüzlüğü koşullarını oluştuğu sonuç ve kanaatlere varılmış aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Davanın kabulüne,
...'nın tarih ve ... sayılı kararının tüm mal ve hizmetler yönünden iptaline,
Davaya konu markanın tüm mal ve hizmetler yönünden hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine,
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 51/4.maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip resen Türk Patent’e gönderilmesine,
Alınması gereken 80,70.-TL harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
Davacı kendisini vekille temsil ettirmesi sebebiyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 15.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
Davacının yapmış olduğu ve aşağıda dökümü yazılı 2.878,90.-TL
yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333),
Dair, davacı vekili ve davalı kurum vekilinin yüzüne karşı, diğer davalının yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde.... Mahkemeleri'nde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.08.12.2022
Kâtip Hâkim..
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır
MASRAF DÖKÜMÜ
İlk Masraf: 172,90.-TL
Bilirkişi Ücreti:2.600,00.-TL
P.P: 106,00.-TL
TOPLAM:2.878,90.-TL