T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
T.C.
ANKARA
2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
TÜRK MİLLETİ ADINA
ESAS NO: 2021/220
KARAR NO: 2022/289
HAKİM: ... ...
KATİP: ... ...
DAVA: Marka YİDK Kararının İptali ve Hükümsüzlük
DAVA TARİHİ: 17/08/2021
KARAR TARİHİ: 28/09/2022
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 28/09/2022
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:
Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, müvekkilinin dünyanın her ülkesinde ... sayılı “şekil” markalarının da sahibi olduğunu, davalının ... sayılı marka başvurusunun, müvekkilinin “...” markaları ile karıştırılabilecek düzeyde benzerlik gösterdiğini, dava konusu marka başvurusunun müvekkilinin tescilli markası arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu, davaya konu başvurunun kötü niyetle yapılmış olduğunu, dosya kapsamına sunulan uzman görüşüne göre müvekkilinin eser korumasına dahil ambalaj ve kart tasarımlarının birebir kopyalanması suretiyle oluşturulmuş şekil unsurunun, yine müvekkilinin ... ” markasını çağrıştıracak “...” kelime unsuru ile kombine edilmesi ile oluşturulan itiraza konu marka başvurusunun, müvekkilinin markası ile aynı tüketici kitlesine sunulan mallar üzerinde tescil ettirmek istenmesinin, davalının müvekkilden haberdar olduğunun ve kötü niyetinin açık bir göstergesi olduğunu, davaya konu marka başvurusunun müvekkilinin telif haklarını ihlal etmesi nedeniyle SMK’nın 6/6 maddesi kapsamında reddedilmesi gerektiğini, zira davaya konu marka başvurusunun, tüm hakları münhasıran müvekkiline ait olan ... oyun kutusu ambalajlarının ve kart tasarımlarının birebir kopyalanması ve “...” markalarına kavramsal olarak karıştırılma ihtimali oluşturan “...” ibaresinin kullanımı ile oluşturulmuş olup, müvekkilinin telif haklarına açıkça tecavüz ettiğini, müvekkilinin markasının tanınmış marka olduğunu, davalının da bu markayı bilerek ve bu tanınmışlıktan haksız yarar sağlamak amacıyla, müvekkilinin markasının şekil ve kelime unsurlarının son derece benzerini tescil ettirmeye çalıştığını, müvekkilinin tanınmış marka ve tasarımlarının benzerlerinin itiraza konu markada yer alması sebebiyle, itiraza konu markanın daha düşük kalitede oyun kartlarında kullanılması halinde müvekkilinin markasının itibarına zarar verileceğini ifade ederek, YİDK’nın 2021-M-4341 sayılı kararının iptali ile ... sayılı dava konusu başvurunun tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; yargılama konusu markalar bütüncül olarak karşılaştırıldığında; anılan markalar arasında görsel, işitsel veya anlamsal düzeyde ilişkilendirme ihtimali de dahil olmak üzere karıştırmaya yol açabilecek derecede benzerlik bulunmadığını, davalı markasını okuyan veya gören ortalama dikkate sahip ve her iki işareti yan yana karşılaştırma imkanı olmayan kişinin zihnindeki intiba, davacıya ait markanın bıraktığı intiba ile aynı olmadığını, söz konusu iki marka örneği, aynı firmanın markası/serisi gibi algılanabilecek nitelikte olmadığı gibi, markaların karıştırılma ihtimallerinin asla bulunmadığını, başvuru markasının içerdiği farklı kelimeler ile bir bütün olarak itiraz markalarıyla kıyaslanamayacak kadar farklı olduğunu ve “...” ibaresi asli unsur olarak dikkat çekmekteyken, davacının itiraz markalarında ise “...” ibaresinin asli unsur olarak dikkat çektiğini, bunun yanında, başvuru markasında itiraz markalarında yer almayan farklı kelime unsurlarının yer almakla birlikte, söz konusu markanın apayrı bir tasarıma sahip olduğunu, markalar arasında benzerlik bulunmadığından SMK m. 6/4, 6/5 ve 6/6 kapsamındaki itirazlar haklı görülmemiş, markaların aynı veya iltibasa yol açabilecek düzeyde benzer olmaması karşısında kötü niyet iddiasının da reddinin gerektiğini, kurum kararının yerinde olduğunu ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin, 1989 yılından beri İstanbul merkezli olarak KS Games tescilli markası ile faaliyet göstermekte olup, Türkiye’nin en büyük oyun, puzzle ve oyun aletleri üreticilerinden birisi olduğunu, KS Games otuz yılı aşkın bir süredir Türk tüketicisine uygun fiyatlı, yüksek kaliteli ürünler sunmakta ve bu başarısı yurtdışında da teveccüh görerek yaklaşık 50 ülkeye ihracat gerçekleştirmekte olduğunu, yaklaşık yirmi yıl kadar önce Türkiye’de kaliteli puzzle ve kutu oyunu üretilemezken KS Games girişimleriyle bugün artık bu tablo tümüyle tersine dönmüş ve bu durum pek çok rakip firmayı rahatsız etmiş ise de tüm kötüniyetli engelleme çabalarına karşın müvekili şirketin faaliyetlerini serbest piyasa koşulları içinde, rekabetçi fiyat politikaları ve üstün kalitesi ile Türkiye’nin dinamik üretici gücünün yurtiçi ve dışında ispatı olarak başarılı bir biçimde sürdürdüğünü, davacı, tescilli şekilden bahsetmekte ise de, davacının benzerlik kurma iddiası ile paylaştığı görsellerin tescilli şekille hiçbir ilgisinin ve bağlantısının bulunmadığını, davacı iddiasının aksine, tescilli markası ile müvekkili markası arasında hiçbir benzerlik bulunmadığını, dava dilekçesinde gösterilen, ... görselinin manipüle edildiğini, orijinal ... ambalajında askı kulağının bulunmadığını, ayrıca dayanılan numune ile itiraz edilenin aynı olmadığını ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE:
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, YİDK Kararının iptali ile davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
DEĞERLENDİRMELER
Taraf Markaları Arasında Karıştırılma İhtimalinin Bulunup Bulunmadığı;
6769 sayılı SMK’nin 6/1 maddesi “Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.” hükmüne amirdir.
6769 sayılı SMK’nin 6/1 maddesi anlamında benzerlik değerlendirmesinin ilk koşulu markaların tescilli oldukları sınıfların birbirine benzerliğidir. Markaların tescilli oldukları veya tescili talep edilen mal ve hizmetlerin benzerliğine kanaat getirilmesi halinde, ikinci şart olan markaların benzerliğine geçilir. Eğer her iki koşul da gerçekleşmiş ise markalar arasında iltibas olduğuna karar verilecektir.
İltibas, kanunlarda tanımlanmamış olmakla birlikte öğretide “bir markanın aynen veya benzerinin kullanılması suretiyle, alıcı zihninde gerek emtiaların (veya hizmetlerin), gerekse müteşebbisin kaynağı açısından yanlış kanaatler uyandırılması ve bunların aynı yerden piyasaya sürüldüklerinin düşündürülmesi, bu yönden çağrışımlar yapması” olarak tanımlanmıştır. Sadece alıcıların belirli bir mal veya hizmet yerine başka mal veya hizmeti almak istemeleri halinde değil; alıcıların mal veya hizmetlerin birbirinden farklı olduklarını anlamalarına rağmen, bunların kaynağının aynı işletme olduğuna veya malları satan yahut hizmetleri sunanlar arasında idari veya ekonomik bağlılık olduğuna inanmaları halinde de iltibas ihtimali vardır. Dolayısıyla, iltibas bulunduğunun kabulü için işaretin marka ile bağlantı kurulmasına ve düşünsel olarak markayı çağrıştırmasına elverişli olması gerektiği anlaşılmaktadır.
Tam bu hususta değinilmesi gereken önemli nokta ise Türk Hukukunda karıştırılma ihtimalinin varlığı 6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesi uyarınca “halk” nezdinde olmalıdır. Bir markanın diğer marka ile karıştırılma ya da iki marka arasında ilişki bulunduğu ihtimali, malın hitap ettiği uzman ya da satıcı nezdinde değil, halk nezdinde araştırılmalıdır. Dolayısıyla, markaların hitap ettiği tüketici ya da kullanıcı dikkate alınmak suretiyle, markaların bu kişiler nezdinde karıştırılıp karıştırılmayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir. Yasada geçen “halk” tabiri amaca uygun şekilde “markayı taşıyan ürünlerin nihai tüketici kitlesi” olarak anlaşılmalıdır. Benzerlikte görüşüne başvurulacak kişi markalı ürünün yöneldiği hedef kitleye mensup/makul derecede bilgilendirilmiş, makul derecede dikkatli ve makul derecede ihtiyatla değerlendirme yeteneğine sahip kişinin değerlendirmesidir.
İltibas tehlikesinin bulunup bulunmadığının tespitinde, mal ve hizmetlerin aynı veya benzer alıcı çevresine hitap edip etmediklerine ve aynı veya benzer ihtiyaçları gidermede kullanılıp kullanılmadıklarına; markaların kullanıldığı mal veya hizmetin ekonomik değerine; bunların hitap ettiği alıcı grubunun sosyal ve ekonomik düzeyine ve orta yetenekteki alıcıların markanın kullanılacağı mal veya hizmetleri aldıkları sırada sarf edecekleri dikkat ve özene de bakılır.
Emtiaların Aynı/Benzer/İlişkili Olup Olmadığı;
Davalıya ait dava konusu markanın kapsamındaki malların tamamının davacı markaların kapsamlarında aynı/aynı tür/benzer olarak yer aldığı,
Taraf markalarının kapsamında aynı/aynı tür/benzer olarak yer alan 28. Sınıftaki malların tüketici kitlesinin çocuktan tutun yetişkinlere kadar her kesimden kişilerin olabileceği, bu malların tüketiciler tarafından satın alınırken yüksek bir dikkat ve özen gerektirmeyen mallar oldukları hususları dikkate alındığında, ilgili tüketici kesiminin ortalama dikkat ve özen seviyesine sahip tüketiciler olarak kabul edilebileceği,
Marka İşaretlerinin Benzer Olup Olmadığı
Markalar arasında benzerlik incelemesinde temel ilke, her iki markanın ortalama tüketici üzerinde bıraktığı genel intibaa göre tüm faktörler bir arada gözetilerek “global değerlendirme” yapılması gerekmektedir. Global değerlendirme gereği, markaların unsurları bölünerek, unsurlarına göre ayrı değerlendirme yapılması hatalı olacaktır. Bununla birlikte, inceleme sırasında markayı oluşturan jenerik, tanımlayıcı unsurların değerlendirme dışı bırakılmasına engel değildir. Dolayısıyla aslolan markaların bir bütün halinde bıraktıkları genel intibaa göre değerlendirme yapılmasıdır.
Bununla birlikte markalar esas ve yardımcı unsur olmak üzere iki unsurdan meydana geldiği asla göz ardı edilmemelidir. Markayı benzerlerinden ayırt etmeye yarayan markada diğer unsurlara göre daha ön planda olan unsur esas unsur iken; esas unsura göre nispeten arka planda olan, malın ve hizmetin temel özelliklerini veya sair özelliklerini belirten ve esas unsura bağlı ve onunla ilişki içinde bulunanlar yardımcı unsurdur. Markaları benzerlerinden ayıran en önemli unsur esas unsurlardır. Markanın ayırt ediciliği ve iltibasa sebebiyet verip vermediği gibi hususlar esas unsur nazara alınarak tespit edilir.
Benzerlik değerlendirmesine ilişkin bu genel tespitler çerçevesinde yapılması gereken temel değerlendirme, dava konusu marka ile davacı yanın redde gerekçe gösterdiği markalar arasında SMK md. 6/1 uyarınca karıştırılmaya yol açabilecek düzeyde bir benzerliğin mevcut olup olmadığı ile ilgili olacaktır.
Dava konusu “...” ibareli marka, beyaz renkte “...” ibaresi ile çok daha küçük puntolarla “dünyanın en sevilen aile kart oyunu” slogan niteliğinde ve “2-10 oyuncu 7+yaş ks games” ibareli tanımlayıcı ibarelerinin yer aldığı, tüketici tarafından üzerinde kağıt oyunu olduğunun anlaşılmasını sağlamak için görsellerin yer aldığı ambalaj görseli şeklinde tasarlandığı, her ne kadar “KS Games” ibaresi de markasal olarak yer alsa da, bu ibarenin davacının da beyanlarından anlaşıldığı üzere çatı marka olarak yer aldığı hususları dikkate alındığında, dava konusu markanın esas unsurunun “...” ibaresi olduğu,
Davacı markalarından “...” ibareli marka, beyaz zemin üzerine, büyük, siyah harflerle “...” ibaresinin yer aldığı, herhangi bir figüratif unsur içermeyen kelime markasıdır. Dolayısıyla, söz konusu markanın esas unsurunun “...” ibaresi olduğu, davacı markalarından “... STACKO” ibareli markasının sarı renkte, “... STACKO” ibarelerinin yer aldığı ambalaj şeklinde tasarlandığı, üzerindeki görsellerden oyunun bazı blokların üst üste konularak oynanan bir oyun olduğunun anlaşıldığı, yine ambalaj üzerinde çok daha küçük puntolarla oyunun kuralları ile ilgili İngilizce açıklamaların yer aldığı karma bir markadır. Söz konusu markanın esas unsurunun bütüncül olarak “... STACKO” ibaresi olduğu,
Markalar kavramsal olarak incelendiğinde, dava konusu markanın esas unsuru konumundaki “...” ibaresinin İtalyanca’da “bir” davacı markalarında yer alan “...” ve “STACKO” ibarelerinin sırasıyla “iki” ve “yığın” anlamlarına geldiği,
Markalar işitsel olarak incelendiğinde, dava konusu markanın “U-NO” olarak, davacı markanın esas unsurlarının ise “U-NO” ve/veya “SI-TAÇ-KO” olarak hecelendiği ve telaffuz edildiği anlaşılmaktadır.
Dava konusu marka ile davacının markaları, marka işaretleri bakımından karşılaştırıldığında, dava konusu marka ile davacı markalarının esas unsurlarının üç harfli ve ilk iki harflerinin farklı olduğu, her ne kadar son harfleri aynı olsa da, “...” ile “...” ibaresinin kısa ibareler olması nedeniyle kısa işaretlerde küçük farklılıkların farklı bir genel izlenime yol açabileceği, özellikle ilk iki harflerinin farklı olmasının işitsel, görsel ve kavramsal olarak markaları oldukça farklılaştırdığı, bunun yanı sıra markaların tertip tarzlarının farklı olduğu, somut uyuşmazlıkta bu farklılıkların görsel, işitsel, görsel ve kavramsal bakımından dava konusu markanın üzerinde kullanılacağı emtianın ortalama tüketicileri nezdinde iltibası önleyici mahiyette olduğu, dolayısıyla işletmeler arasında bir farklılığa yol açacağı değerlendirilmiş, dava konusu marka ile davacı markaları arasında marka işaretleri bakımından işitsel, görsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunmadığı;
Karıştırılma İhtimali ;
Sonuç olarak, her ne kadar dava konusu markanın kapsamında yer alan 4.1.1. bölümünde belirtilen mallar redde gerekçe markaların kapsamında aynı/aynı tür/benzer olarak yer alsa da, dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında işitsel, görsel ve kavramsal olarak iltibas oluşturacak düzeyde benzerlik bulunmaması nedeniyle dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında karıştırılma ihtimalinin söz konusu olmadığı,
Tanınmışlık İddiaları Bakımından İnceleme
6769 sayılı SMK’nın 6/4 maddesinde “Paris Sözleşmesinin 1 inci mükerrer 6 ncı maddesi bağlamındaki tanınmış markalar ile aynı veya benzer nitelikteki marka başvuruları, aynı veya benzer mal veya hizmetler bakımından itiraz üzerine reddedilir.” ve 6/5 maddesinde “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önce yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hallerde, aynı veya benzer markanın başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hali saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.” denilmektedir.
6769 s. SMK’nın 6. maddesinde “tanınmış marka”lara yer vererek onların diğer markalara göre daha yoğun korunmalarının koşullarını oluşturmuştur. Madde bu korumayı SMK md. 6/4 ve 5 olmak üzere iki ayrı fıkrada düzenlemiştir. Belirtilmelidir ki, SMK md. 6/4’de Paris Sözleşmesi kapsamında bir markanın aynı veya benzer olması ve ayrıca mal/hizmetlerin de aynı/benzer olması şartı aranırken, md. 6/5’te Türkiye’de tanınmışlık düzeyine ulaşan markalar için mal/hizmet sınıflarının aynı/benzer ya da benzer olmasına bakılmayacağı ifade edilmiş ve bu bağlamda SMK md. 6/5’in koruma kapsamı, hükümde anılan hallerden birinin gerçekleşmesi durumunda daha geniş tutulmuştur. Bununla birlikte, md. 6/5 hükmünden yararlanabilmek için Türkiye’de tanınmışlık düzeyine ulaşmış markanın tescil edilmesi şartı aranırken, SMK md. 6/4 hükmünden yararlanacak olan Paris Sözleşmesi kapsamında Türkiye’de tanınmış markanın tescil edilme şartı aranmamaktadır.
Markanın tanınmışlığı nedeniyle haksız yarar sağlanmasının esasen, tanınmış markanın sahip olduğu imajın devri suretiyle gerçekleşebileceği kabul edilmektedir. Bu şekilde imaj devrinden söz edilebilmesi için haksız yarar sağladığı iddia edilen marka ile tanınmış markanın tescil edildiği mal veya hizmetler arasında bir bağlantı kurulması ihtimali aranmaktadır.
Markanın itibarına zarar verilmesi kavramı markanın tanınmışlığından haksız yararlanılması kavramı ile yakın bağlantılı olup bu iki şartın çoğu kez örtüştüğü kabul edilmektedir. Genel ayrım olarak, tanınmış markadan haksız yararlanmanın, kullanan açısından ekonomik açıdan bir artışı ifade etmesine rağmen, itibarına zarar vermenin marka sahibinin ekonomik açıdan zarar görmesini ifade ettiği hususu vurgulanmaktadır. Markanın itibarına zarar verilmesi genellikle tanınmış markanın olumsuz imaj yükletilmesi tehlikesiyle karşılaştığı durumlara ilişkin olup bu hususun tanınmış marka sahibi tarafından ispatlanması gerekir.
Markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesinin (sulandırılma) tanınmış markanın aynısının veya benzerinin kullanıldığı her durumda söz konusu olacağı sonucuna varılması mümkün değildir. Ayırt edici karakterin zedelenmesinin, sonraki tarihli marka ile tanınmış marka arasında düşünsel bir bağın mevcut olması ve bu durumun tanınmış markanın reklam değerini tehlikeye düşürmesi halinde söz konusu olabileceği kabul edilmektedir. Ayrıca markaların ilgili olduğu mal ve hizmetler birbirine ne kadar yakınsa ayırt edici karakterin zedelenmesinin de o kadar olası olduğu vurgulanmaktadır.
Davacı, tanınmışlık iddiası ve aynı sektörde faaliyette olma sebebi ile davalının, kendisine ait markalarının itibarının zarar göreceğini belirtmiştir.
Davacı markalarının TÜRKPATENT tanınmış marka sicilinde kayıtlı olmadığı tespit edilmiş ancak dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgelerin incelenmesi neticesinde, somut olayda davacıya ait “...” ibareli markasının “oyun kartları” bakımından ülkemizde ve tüm dünyada bu isimle bilinen bir oyun olduğu, dünya çapında bilinirliğinin bulunduğu anlaşılmaktadır.
Yukarıda anlatılanlar doğrultusunda, dava konusu markanın davacı markalarının tanınmışlığından haksız yarar sağlama, tanınmış markanın itibarına zarar verme, tanınmış markanın ayırt edici karakterini zedeleme gibi hususların değerlendirilmesi için ilk şart dava konusu marka ile davacı markaları arasında aynılık/benzerlik olmasıdır. Somut olayda, dava konusu marka ile davacı markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmamaktadır.
6769 sayılı SMK 6/4 maddesi kapsamında yapılan itirazın incelenmesi neticesinde, davacının “...” ibaresini içeren bir markanın ülkemizde tescilli olmadığı anlaşılmış, başka ülkede de tescilli olduğuna dair dosya kapsamında bilgi ve belge bulunmadığı anlaşılmıştır. Her ne kadar SMK 6/4 kapsamında Paris Sözleşmesi’nin 1. Mükerrer 6. Maddesi gereğince tanınmış markalar Türkiye’de tescilli olmasa da söz konusu markaların korunması mümkün olsa da, “...” ibaresi ile “...” ibareli marka arasında karıştırılma ihtimali bulunmaması nedeniyle davacı tarafından SMK 6/4 kapsamında yapılan itiraz yerinde görülmemiştir.
Öte yandan, 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanabilmesi için bir markanın tanınmışlığının tek başına yeterli olmadığı, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunması şartının sağlanması gerektiği ancak bu şartın gerçekleşmediği, bu şart gerçekleşse dahi dava konusu edilen markanın tanınmış markanın ayırt edicilik karakterini zedelemesi, tanınmış markanın itibarına zarar vermesi veya tanınmışlığından haksız yarar sağlanması ihtimallerinden birinin gerçekleşmesinin gerekli olduğu, davalı başvurusunun davacıya ait “...” markasının sahip olduğu imaj ve prestijden faydalanma amacı taşıdığına yönelik somut bir kanaat oluşmadığı, sonuç olarak davalıya ait markanın tescilinin 6769 s. SMK'nın 6/5 hükmünde belirtilen koşulların oluşmasına yol açmayacağı ve dava konusu başvuru bakımından 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanamayacağı,
6769 Sayılı SMK’nın 6/6 Bendi Kapsamında Değerlendirme
6769 s. SMK’nın 6. Maddesinde sınırlı sayıda düzenlenen nispi ret nedenlerinden biri olan 6/6 bendinde “Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Bu halde tescili mümkün olmayan isimden kasıt başka bir kimse ile özdeşleşmiş ve toplumda bu şekilde tanınmış kişilere ait isim ve soy isimlerdir. İlgili bent kapsamında telif hakkı konusu olan işaretlerin de marka olarak tescil edilmek istenmesi halinde telif hakkı sahiplerine itiraz hakkı tanınmıştır. Bu kapsamda örneğin çizgi karakterlerin ya da bir yazarın ünlü bir eserinin adının bir başkası tarafından marka olarak tescil edilmek istenmesi halinde itiraz üzerine reddi söz konusu olabilecektir.
Bu hüküm kapsamına, kişilik haklarından isim hakkı ile fotoğraf üzerindeki hak, FSEK kapsamında telif hakları ve sınaî haklar olan marka, tasarım, patent, faydalı model, coğrafi işaret, ticaret unvanı, işletme adı girer. Yargıtay ... K. sayılı kararında da açıkça dile getirildiği üzere KHK 8/3 (SMK 6/3) maddesinde yer alan "ticaret sırasında kullanılan işaret" ifadesinin kapsamı içerisine ticaret unvanları, işletme adları, isim, fotoğraf, telif hakkı vs. sokulabilir. Aynı maddenin 5. fıkrasına (SMK 6/6) göre de, tescil için başvurusu yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismi, ticaret unvanı, fotoğrafı veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını kapsaması halinde, hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusunun reddedileceği belirtilmiştir. Bu halde, dava konusu marka tescillinin davacıya ait telif hakkını veya herhangi bir fikri/sınai mülkiyet hakkını içermesi halinde, başvurunun önceki hak kapsamında kalıp kalmadığı incelenmelidir.
SMK 6/6. Madde hükmü ile korunan hakların ortak özelliği, aynı maddenin 3. bendindeki işaretlerden farklı olarak tescil edilmiş olmaları gerektiğidir. Şu kadar ki, bunların kullanım sonucu ayırt edici hale gelmeleri gerekmez.
Davacının “...” ve “...” ambalaj görsellerini, sırasıyla 1999 ve 2003 yıllarında yayınlandığı, ... tarihinde koruma altına alındığı anlaşılmaktadır.
Davalıya ait markanın “...” ambalaj görselinden oluştuğu, görselin üzerinde yer alan kartların yer aldığı, hem davacının ambalaj görsellerinde hem de dava konusu markanın görselinde yer alan kartların üzerinde rakamların yer aldığı, ancak bu rakamların farklı yerlere konumlandırıldığı ve dava konusu markada çok daha büyük puntolarla yazıldığı, yapılan araştırmalar neticesinde ve davalının cevap dilekçesinde belirtildiği üzere “kart oyunlarının” kutu ambalajlarının görsellerinin birbirine benzer şekilde tasarlandığı, örnek vermek gerekirse dünyanın en büyük online alışveriş sitelerinden birisi olan www.amazon.com’da yapılan araştırmalar neticesinde, farklı markalara ait kart oyunlarının ambalajlarının da bir kısım şekillerde tasarlandığı, yani söz konusu kart oyunları ürününün doğası gereği ambalajlarında kart görsellerine yer verildiği, davacının yukarıda belirtilen ABD Telif Hakları Ofisi’nde koruma altına alınan görsellerin kart oyunları sektöründe davacıya özgülenmiş tasarımlar olmadığı hususları dikkate alındığında, davacının SMK 6/6 maddesi kapsamında yapmış olduğu itirazın yerinde olmadığı,
Kötü Niyet İddiaları Bakımından Değerlendirme
Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Tescil başvurusunda bulunan kişinin kötü niyetli olduğuna emare teşkil edebilecek olgu ve olayların varlığı, kötü niyetli marka başvurusunun kabulü için yeterli sayılmaktadır. Buna karşılık başvuru sahibinin, hakkını kötüye kullanma niyeti taşıması veya başkalarını engelleme amacına sahip olması gibi sübjektif durumlar kural olarak tespit edilmeye çalışılmamalıdır. Zaten kişinin içsel durumunu ifade eden sübjektif unsurlara doğrudan ulaşmak veya nüfuz etmek mümkün de değildir. Ancak, somut olayda başvuru sahibinin içsel durumunu ifade eden, kast, niyet gibi hususların anlaşılabileceği veya ortaya çıkarılabileceğine dair ciddi belirtilerin varlığı halinde, bunlar araştırılarak, kötü niyetli tescilin varlığı sonucuna ulaşmada yardımcı unsur olarak kullanılabilir.
Bu değerlendirmede, markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığının bilinmesi halinde marka tescil başvurusunda bulunulması, markanın köken gösterme amacı dışında bir amaçla tescil edilmesi, örneğin esasen kullanılması planlanmayan bir markanın sırf bir başka işletmenin piyasaya girmesinin engellenmesi amacıyla tescil ettirilmesi ya da tescil başvurusunda bulunanın rakipleri ile haksız rekabete girişme amacı gibi kriterler dikkate alınabilir.
Marka tescil başvurusunun kötü niyetli olup olmadığı hususunun belirlenmesinde genel geçer kriterler bulunmamakta, konunun her somut olay bazında değerlendirilmesi gerekmektedir. Doktrine ve yerleşik içtihatlara göre; kötü niyetli tescilden söz edilebilmesi için başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp, yedekleme, marka ticareti yapmak amacına yönelik bir davranışta bulunmak kötü niyet göstergesi kabul edilebilir.
Somut olayda; davalının, davacının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp, yedekleme, marka ticareti yapmak amacına yönelik bir davranışta bulunduğuna ilişkin bir kanaat oluşmadığı,
Netice itibariyle,
Dava konusu markanın kapsamında yer alan bir kısım malların tamamının redde gerekçe markaların kapsamlarında aynı/aynı tür/benzer olarak yer aldığı,
Dava konusu marka ile davacı markaları arasında işitsel, görsel ve kavramsal benzerlik bulunmadığı,
Dava konusu marka ile davacı markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı,
Davacının SMK 6/4 ve 6/5 Maddeleri kapsamında tanınmışlık gerekçeli itirazının yerinde olmadığı,
Davacının SMK 6/6 Maddesi kapsamında telif hakkı gerekçeli itirazının yerinde olmadığı,
Davalının farklı bir marka tescil başvurusunda bulunması eyleminin kötü niyetli bir eylem olarak değerlendirilemeyeceği, TÜRKPATENT ... Sayılı YİDK Kararı’nın yerinde olduğu sonuç ve kanaatlerine varılmış açılan davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Davanın reddine,
Alınması gereken 80,70.-TL harçtan, peşin alınan 59,30.-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 21,40.-TL maktu ilâm harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
Davalı kurum ile şahıs kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 15.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına,
Davalının yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333),
Dair, davacı vekili ve davalı kurum ile diğer davalı vekilinin yüzüne karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde Ankara Bölge Adliye Mahkemeleri'nde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.28.09.2022
Kâtip Hâkim ...
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır