T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
T.C.
ANKARA
2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
TÜRK MİLLETİ ADINA
ESAS NO: 2022/95
KARAR NO: 2022/393
HAKİM: ... ...
KATİP: ... ...
DAVACI -KARŞI DAVALI: ...
VEKİLİ: Av. ... ..
DAVALI -KARŞI DAVACI..
..
VEKİLİ: Av. ... -..
ASIL DAVA: Marka Hakkına Tecavüzün Durdurulması, Ortadan Kaldırılması ile Marka Hükümsüzlüğü
KARŞI DAVA: Kullanmama Nedeniyle Kısmen İptali
ASIL DAVA TARİHİ: 16.03.2022
KARŞI DAVA TARİHİ: 21.04.2022
KARAR TARİHİ: 07/12/2022
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 08/12/2022
Asıl davada davacı şirket vekili tarafından davalı şirket aleyhine açılan marka hakkına tecavüzün durdurulması, ortadan kaldırılması ile marka hükümsüzlüğü; karşı davada davacı-karşı davalı aleyhine açılan kullanmama nedeniyle kısmen iptali istemli davaların mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
ASIL DAVA:
Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, davalı adına tescilli ... sayılı markanın, davacı adına tescilli ... .. sayılı ve dava dışı kişiler adına tescilli ... sayılı markalar ile SMK m. 5/1(ç) hükmüne göre ayırt edilemeyecek derecede benzediğini, nitekim ... sayılı markanın tescil işlemleri esnasında bu markanın sayılan markalara benziyor olması nedeniyle 556 s. KHK’nın 7/1(b) hükmüne istinaden ... tarafından reddedildiğini, davalının bu red kararına karşı açmış olduğu davanın ....Esas no.lu dosya tahtında yapılan yargılaması sonucunda... Karar no. ile karşılaştırılan markaların 556 s. KHK’nın 7/1(b) hükmü kapsamında benzerliğinden bahsedilemeyeceği gerekçesiyle kabul edildiğini ve bu kabul kararının Yargıtay tarafından da onandığını, davacının yokluğunda cereyan eden bu davadan sonradan haberdar olması nedeniyle yargılamanın iadesi talebinde bulunduğunu, bu talebin.... Karar sayılı ilamı ile reddedildiğini, davacının bu karar aleyhine istinaf yoluna başvurduğunu ve istinaf incelemesinin henüz yapılmadığını,...’nin bahsi geçen kararlarının haksız ve hukuka aykırı olduğunu, zira taraflar arasında yargıya intikal eden 6 ayrı uyuşmazlıkta, davacının .... sayılı “...”lı markası ile davalının kendi adına 12, 37, 39 ve 43. Sınıflara giren emtialar yönünden tescil ettirmek istediği... sayılı “...”lı markaları arasında 556 s. KHK’nın 7/1(b) maddesi hükmü anlamında ayırt edilemeyecek derecede benzerlik olması nedeniyle davalının bahsi geçen markalarının reddi yönünde inşa olunan... kararının ihtisas mahkemeleri tarafından yerinde ve doğru bulunduğunu ve bu yönde inşa olunan kararların Yargıtay incelemesinden de geçerek kesinleştiğini, bu sefer davalının davacının ... sayılı markasının kullanmama nedeniyle iptali talebiyle açtığı davanın....’nin.... Esas sayılı dosyası tahtında yürütülen yargılaması sonucunda.... Karar sayılı karar ile; “Kara taşımacılığı hizmetleri, taşıma komisyonculuğu hizmetleri, özel şoförlük hizmetleri, kara taşıtlarının kiralanması hizmetleri...Taşıt ve malları kurtarma hizmetleri” hariç tüm emtialar tarafından kabul edildiğini ve bu kararın .... incelemesinden de geçerek 10.09.2013 tarihinde kesinleştiğini, ....’nun “davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğramadığı” yönündeki hükmü neticesinde.... Karar nolu ilamı ile verilen karar ile de, davalının kara ve hava taşımacılığı hizmetlerinde “...” tanıtma vasıtasını kullanmasının davacının .... sayılı tescilli markasından doğan haklara tecavüz sayılması gerektiğine ve davacı lehine tazminata hükmolunduğunu, davacının tazminat miktarı konusunda başvurduğu karar düzeltme kanun yolu nedeniyle bu kararın henüz kesinleşmediğini, bütün bu yargı süreçleri devam ederken davalının bu sefer sadece “...” ibaresini değil, tüm ticaret unvanını marka olarak tescil ettirmek üzere dosyaladığı ...sayılı huzurdaki davaya konu marka başvurusunun yukarıda değinildiği üzere... tarafından reddedilmesi üzerine davalının açtığı davanın davacının gıyabında.... Esas nolu dosyasına kapsamında yürütülen yargılaması sonucunda .... Karar no.lu karar ile kabul edilmiş ve markanın davalı adına tescil edilmiş olmasının haksız ve hukuka aykırı bir işlem olduğunu, zira taraflar arasında yargıya intikal etmiş uyuşmazlıklar sürerken davalının böyle bir marka başvurusunda bulunmasının ve bu markayla ilgili yargılamayı davacıya ihbar etmememesinin davalının kötü niyetinin açık bir tezahürü olduğunu, davacının davalının “...” ibareli markayı kara ve hava taşımacılığında kullanmasına hiçbir zaman sessiz kalmadığını ve tescilli markasından doğan hakları gerektiği gibi savunduğunu, “kötü niyetin bölünmezliği” ilkesi gereğince dava konusu edilen .... sayılı markanın, kapsamına giren tüm emtialar yönünden hükümsüz kılınması gerektiğini, davalı-karşı davacıya ait .... sayılı markanın iddiaların aksine "tanınmış marka" olmadığını, zira bir markaya "tanınmış marka" payesinin ancak tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış olması kaydı ile verilebileceğini, halbuki davacının marka tescillerinin davalıdan önceki tarihli tesciller olduğunu, davalının sunduğu, web portalı üzerinden yapılan "marka bilinirlik raporu"nun da herhangi bir kıymeti olmadığını, davalının 2004-2009 yılları arasında savunulduğunun aksine “...” markasını tanıtmak hususunda kayda değer hiçbir çaba göstermediğini, zaten de davalının asıl davada hükümsüzlüğü talep edilen markasını kötü niyetle tescil ettirmiş olduğunu, davalının iddialarının aksine “...” ibaresinin taşımacılık sektörü açısından markasal hüviyette ayırt ediciliğinin düşük olmadığını, davalının havacılık faaliyetinden elde ettiği gelirin toplam ciro içerisindeki oranının % 1,4’ün dahi altında olduğunu, çünkü davalının asıl faaliyet konusunun havacılık olmadığını, ...’nin bir iştiraki olan davalının asıl faaliyet konusunun ham madde tedariki ve ... bünyesindeki iştiraklere akaryakıt satışı olduğunu, havacılık faaliyetinin müstakil bir şirket tarafından yürütülmeyip, tedarik, lojistik ve akaryakıt gibi diğer faaliyetlerle birlikte aynı şirket içerisinde yürütülmesinin sebebinin, kârlı bir sektör olmayan hava ulaştırma faaliyetinden kaynaklanan zararın diğer faaliyetlerden (tedarik, lojistik, akaryakıt satışı) elde edilen kârdan mahsup edilmesi ve sonuçta kâr elde edilen faaliyetlerden vergi kaçırma saiki olduğunu, davalının... tarafından bu nedenlerle kurulmuş olduğunu, bu nedenlerle... sayılı markanın hükümsüzlüğünü talep ve dava etmiş, daha sonra asıl davayı ıslah ederek, davalının davacının 39. Sınıfta tescilli.... sayılı markaları ile ayırt edilemeyecek derecede benzer ... sayılı markayı aynı hizmetler yönünden tescil ettirmek ve kullanmak suretiyle davacının tescilli markalarından doğan haklarına da tecavüz ettiğini ve halen de bu tecavüze devam ettiğini, bu eylemlerin durdurulmasını ve ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
ASIL DAVAYACEVAP:
Davalı şirket vekili asıl davaya cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin 2004 yılından bu yana....’de ticari hava taksisi işletmeciliği, yurtiçi ve yurtdışı lojistik işletmeciliği, kara ve deniz taşımacılığı alanlarında faaliyet gösterdiğini, “...” markasını 39. Sınıfa giren hizmetlerde ilk olarak 2007 yılında kendi adına... nezdinde tescil ettirdiğini, halihazırda “...” ibaresini ihtiva eden ....sayılı markalarının tescilli olduğunu ve 2004 yılından beri hava, deniz, kara ve demiryolu taşımacılığında kullandığı “...” markasının gerçek hak sahibi olduğunu ve bu markanın davalı-karşı davacı adına tüketiciler nezdinde ayırt edicilik kazanmış olduğunu, www.sarplojistik.com uzantılı web sitesinin de bu faaliyetler çerçevesinde kullanıldığını, hazırlanan uzman görüşlerinde de “...” markası üzerinde davalı-karşı davacının öncelikli ve kazanılmış bir hakka sahip olduğunun tespit edilmiş olduğunu, dava konusu edilen markanın davacı-karşı davalının iddialarına mesnet aldığı markalara benzemediği yolunda inşa olunmuş olan.... esas .... Karar sayılı kesinleşmiş kararının somut uyuşmazlık açısından güçlü bir delil niteliğini haiz olduğunun kabulünün gerektiğini, zaten de somut uyuşmazlıkta karşılaştırılan markalar arasında SMK m. 5/1(ç) hükmünde ifadesini bulan yüksek derecedeki benzerlik şartının gerçekleşmemiş olduğunu, davacı-karşı davalının kötü niyetli marka tescili iddialarının da somut delillerle ispat edilemediğini, davacı-karşı davalının ıslah ettiği haliyle asıl davada davacı-karşı davalının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığını, zira davacının davalının markasının 5 yıldır tescilli olduğunu bilmesine rağmen asıl davayı ancak şimdi ikame etmiş olmasının kötü niyetli bir davranış olduğunu ve hukuken himaye göremeyeceğini ifade ederek asıl davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
KARŞI DAVA :
Davaya konu ....sayılı markaların davacı-karşı davalı tarafından SMK hükümlerinde aranan biçimde tescillerine uygun olarak, tescilli oldukları emtialarda, ciddi biçimde kullanılmadığını, zira karşı karşı davalının web sitesinden görüleceği üzere sadece araç kiralama hizmeti verdiğini ve herhangi bir taşımacılık faaliyetinde bulunmadığını, karşı davaya konu markaların kullanımının karşı davalı tarafından ispat edilmesi gerektiğini, .... sayılı markanın 39. Sınıfa giren; “Kara, deniz ve hava taşımacılığı hizmetleri. Araba parkları hizmetleri, garaj kiralama hizmetleri. Tekne barındırma hizmetleri. Taşıt ve malları kurtarma hizmetleri” ve 43.sınıfa giren; “Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri. Geçici konaklama hizmetleri (gündüz bakımı (kreş) hizmetleri, huzurevleri hizmetleri dahil)” yönünden,.... sayılı markanın da 39. Sınıfa giren; “Kara taşımacılığı hizmetleri, taşıma komisyonculuğu hizmetleri, özel şoförlük hizmetleri, taşıt ve malları kurtarma hizmetleri” yönünden kullanılmama nedeniyle kullanılmama halinin başladığı tarihten itibaren iptaline karar verilmesini talep ve (karşı) dava etmiştir.
KARŞI DAVAYA CEVAP:
Müvekkilinin kurulduğu 06.08.2004 tarihinden beri "..." ibaresini ticaret unvanı, işletme adı ve ... ila ....sayılı tescilli markaları tahtında etkin bir şekilde kullanmakta olduğunu, bu kullanımların kesilen faturalar, KDV, kurumlar vergisi ve muhtasar vergi beyannameleri, ....nezdinde tutulan ....) kayıtları, Google üzerinden verilen internet reklamları, www.sarptr.com uzantılı web sitesi, karşı davalının ticari defterler ve kayıtlarıyla da sabit olduğunu, karşı davadaki taleplerin yerinde olmadığını ifade ederek karşı davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Asıl ve Karşı davaların açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporu alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE:
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, Asıl dava yönünden; davacının ....sayılı tescilli markalarına vâki tecavüzün durdurulmasına ve ortadan kaldırılmasına, davalının .... sayılı markasının hükümsüzlüğüne, Karşı dava yönünden; karşı davalının... sayılı tescilli markalarının kullanmama nedeniyle kısmen iptaline karar verilmesi taleplerinin yerinde olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
DEĞERLENDİRMELER:
ASIL DAVADAKİ HÜKÜMSÜZLÜK TALEBİ YÖNÜNDEN; TARAF MARKALARININ 6769 SAYILI SMK’NIN 5/1-Ç MADDESİ ANLAMINDA AYNI VEYA AYIRT EDİLEMEYECEK DERECEDE BENZERLİK OLUŞTURUP OLUŞTURMADIĞI HUSUSU:
6769 sayılı SMK’nın 5/1-ç maddesi; “Aynı veya aynı türdeki mal veya hizmetlerle ilgili olarak tescil edilmiş ya da daha önceki tarihte tescil başvurusu yapılmış marka ile aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer olan markalar” marka olarak tescil edilemez hükmünü içermektedir. Aynı kanunun 25. Maddesinde “Hükümsüzlük hâlleri ve hükümsüzlük talebi” başlığı altında, 1. Bentte; “5 inci veya 6 ncı maddede sayılan hâllerden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir.” denilmektedir. Yani; SMK 5/1-ç maddesinde düzenlenen halin mevcut olması durumunda sonradan tescil edilmiş markanın SMK m. 25/1 hükmüne göre hükümsüzlüğü talep edilebilmektedir.
SMK m. 5/1-ç hükmüne göre bir markanın reddedilebilmesi için ilk koşul; “aynı veya aynı türdeki mal ve hizmetlerle ilgili olarak tescil edilmiş veya daha önce tescili için başvurusu yapılmış” bir markanın varlığıdır. Diğer koşul ise “markanın daha önce tescil edilmiş veya tescili için başvuru yapılmış olan marka ile aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer olması”dır. Bu doğrultuda markanın reddedilebilmesi için bu iki koşulun aynı anda bulunması gerekmektedir. “Ayniyet” ya da “ayırt edilemeyecek derecede benzerlik” incelenirken önceki marka ile sonraki markanın aynı olup olmadıkları belirlenmeli, aynı ise sınıfsal ayniyet ya da benzerliğin bulunup bulunmamasına göre hükümsüzlük nedeni irdelenmelidir.
“Aynı marka”dan kasıt, bir markada kullanılan işaretlerin diğerine tıpa tıp benzemesi ve müşterilerin nezdinde tamamen aynı şeyi ifade etmeleridir. Yani karşılaştırılan işaretler arasındaki farklılıkların markanın kapsadığı mal ve hizmeti orta düzeydeki alıcı kitlesi üzerinde bıraktığı genel izlenimi itibariyle önemsenmeyecek derecede düşük olması nedeniyle aynı işaret gibi algılanmasıdır. Markaların tüm unsurlarının aynı olmasına rağmen yazı, rakam, şekil gibi unsurların boyutunun hepsi birden ve bir bütün olarak küçük ya da büyük olması ayniyeti ortadan kaldırmayacaktır.
İki marka arasında küçük de olsa farklılıklar var ise artık bu iki markanın aynı olduğundan değil, “ayırt edilemeyecek kadar benzer” ya da “benzer” olduğundan söz edilmesi mümkündür. Markanın ayırt edilemeyecek kadar benzer olup olmadığı incelenirken ortalama tüketicinin algılaması temel alınacaktır.
Doktrine ve Yargıtay kararlarına göre SMK 5/1-ç’de yer alan “aynı ya da ayırt edilemeyecek kadar benzer marka” ifadesi, markalar arasındaki benzerliğin, iltibasa yol açıp açmayacağının ayrıca inceleme yapılmasını gereksiz kılacak derecede güçlü ve açık olduğu halleri kapsamakta, iltibas tehlikesinin varlığı mutlak şekilde kabul edilmekte ve bu hususun ayrıca ispatına gerek duyulmamaktadır.
SMK’nın 5/1-ç hükmünün uygulanmasında değerlendirmenin 6/1 hükmü anlamında “karıştırılma ihtimali” kavramı da kapsayacak şekilde genişletilmemesi, “ayırt edilemeyecek kadar benzer marka” kavramı ile “aynı tür mal/hizmet” kavramının dar yorumlanması gerekmektedir. Yüksek Yargıtay’ın yerleşik içtihatları da bu yönde ilkeler ortaya koymaktadır. Sonuç olarak; SMK’nın 5/1-ç maddesi kapsamında yapılacak değerlendirmede markaların ayırt edilmelerine imkân verecek herhangi bir farklılıktan yoksun olmaları ve işaretler arasındaki benzerliğin tartışmasız olması gerekmektedir.
Ayrıca; SMK’nın 5/1-ç maddesinde öngörülen mutlak ret nedenin gerçekleşebilmesi için, iki işaretin aynı veya aynı türdeki mal veya hizmetlere yönelmiş olmaları gerekmektedirr. Diğer bir ifadeyle; hakkında tescil başvurusunda bulunulan işarete ilişkin mal veya hizmet ile marka olarak tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış diğer işaretin tescilli olduğu mal veya hizmetin aynı veya aynı türde olması gerekmektedir. Aksi durumda, yani iki işaretin farklı mal veya hizmetlere yönelmesi durumunda, 5/1-ç maddesinde öngörülen varsayımın oluşum şartları gerçekleşmeyecektir.
Markaların ayniyeti/benzerliği incelemesine geçildiğinde; bu incelemenin hangi kriterlere göre yapılacağı hususunda, doktrindeki ve yargı kararlarındaki yerleşmiş görüşler dikkate alınmalıdır. Buna göre de, öncelikle, birden fazla unsur ihtiva eden markalarla ilgili “markanın esas unsuru” ve “markanın bir bütün olarak ele alınması” incelemelerinin ve sonra da “markaların görsel, işitsel ve anlamsal açıdan benzerliğinin karşılaştırması” incelemesinin yapılması gerekmektedir. Şöyle, ki;
Bir markada esas unsur, potansiyel müşteriler için ilk anda göze çarpıp hafızada yer eden unsurdur. Markalar arasındaki benzerlik değerlendirmesi görsel, duyusal ve kavramsal açıdan en önemlisi potansiyel müşterinin bakış açısından yapılacaktır. Ayrıca, bir markayı oluşturan unsur, o markanın başka markalardan ayırt edilebilmesini sağlayan kelime, harf, sayı vs.den oluşan şekil olup, marka birden ziyade unsuru ihtiva ediyorsa, asıl unsuru markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenim, tümüne hakim olan görünüş ve ayırıcılığını vurgulayan imajda aramak lazımdır. Zira; potansiyel müşteriler somut olaydaki gibi kelime, şekil, renk gibi karma markalarda kelime unsuruna diğer unsurlara göre daha fazla önem vereceklerdir. Ayrıca, potansiyel müşteriler daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak (imperfect collection) tekrar marka tercihi yapacaklarından markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacaklardır.
Dava konusu edilen ... ibareli marka, renk ve şekil unsurlarından yoksun bir kelime markasıdır; işarette davalı-karşı davacının ticaret unvanı, düz yazım karakterindeki büyük harflerle yazılmış ve başkaca bir unsur da kullanılmamıştır. Ticaret unvanında geçen kelimeler ayrı yazılmış olsalar bile, yazım karakterlerinin ve puntolarının aynı olması nedeniyle, bütünleşik olarak bir kelime öbeği olarak algılanmaktadır; dolayısıyla dava konusu edilen markada, uyuşmazlık konusu olan “...” ibaresinin görsel açıdan tek başına esas unsur olarak algılandığının söylenemeyeceği,
Davacı-karşı davalının tescilli markaları da, kelime markası hüviyeti baskın olan işaretlerdir; bir tanesinde “...” ibaresi, düz yazım karakterindeki mavi renkli yatık harflerle, sadece baş harfi büyük olarak yazılmıştır ve markanın esas/tek unsuru olduğu konusunda herhangi bir tereddüt yoktur. Diğer markada da, her ne kadar geometrik zemin şekilleri, sol tarafa bakan bir ok işareti oluşturacak tertipte kullanılmış ve okun uç kısmına “S” harfi konuşlandırılmış ise de, “...” kelime unsurunun markasal hüviyette ayırt ediciliği itibariyle ön planda olduğu, dolayısıyla davacı-karşı davalının her iki markasında da esas unsurun “...” ibaresi olduğu,
Her ne kadar karşılaştırılan işaretlerde “...” ibaresi ortak olarak geçmekte ise de, bu ibarenin dava konusu edilen markada görsel açıdan tek başına ön planda olmaması, işitsel açıdan markada geçen diğer kelime unsurlarının okunuşlarının, markaların okunuşlarını farklı kılması ve kavramsal açıdan da dava konusu edilen markanın tüketici zihninde uyandırdığı ilk algının bir ticaret unvanı olması nedenleriyle, karşılaştırılan markalarda “...” ibaresinin ortaklığının, markaları görsel, fonetik ve kavramsal açılardan, SMK m. 5/1-ç hükmü anlamında “ayırt edilmelerine imkân verecek herhangi bir farklılıktan yoksun olma” durumuna sokmaya yeterli olmadığı,
Sonuç olarak; taraf markaları arasında, SMK m. 5/1-ç hükmü anlamında herhangi bir takdir yetkisi ve şüpheye yer vermeyen bir benzerlik durumunun söz konusu olmadığı,
6769 sayılı SMK’nın 5/1-ç bendinde mutlak red nedeni için aranan diğer şartın, yani; markaların aynı veya aynı türdeki mal veya hizmetle ilgili olarak tescil edilecek olması koşulun incelenmesine geçildiğinde de; Yargıtay’ın yerleşik kararlarında da belirtildiği üzere, farklı sınıf ve/veya alt gruplarda yer alan mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının tespitinde, bahse konu mal veya hizmetlerin hitap ettiği tüketici kesiminin özellikleri dikkate alınmak suretiyle;
• Benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği,
• Benzer ihtiyaçları giderip gidermediği,
• Son kullanıcıları ve hedeflenen tüketici profilleri,
• Dağıtım kanallarının ve satış yerlerinin aynı olup olmadığı,
• Birbirleri yerine ikame imkânlarının ve birbirlerini tamamlayıcı8 niteliklerinin bulunup bulunmadığı,
• Benzer markaları bu farklı sınıf ve alt gruplardaki mal veya hizmetler üzerinde gören tüketicilerin herhangi bir şekilde markalar arasında veya marka sahibi işletmeler arasında bir bağlantı kurup kurmayacağı,
• Aralarında ham madde/yarı mamul/mamul ilişkisinin bulunup bulunmadığı hususları göz önünde tutulan kıstaslar arasındadır. Buna göre, taraf markalarının kapsamına giren hizmetler karşılaştırıldığında; davacının markalarının kapsamına giren 39. Sınıftaki hizmetler ile, dava konusu edilen markanın kapsamına giren hizmetlerden, sadece 39. Sınıftaki; “Kara, deniz ve hava taşımacılığı hizmetleri ve kara, deniz ve hava taşıtlarının kiralanması hizmetleri (tur düzenleme, seyahat için yer ayarlama, kurye hizmetleri dahil). Araba parkları hizmetleri, garaj kiralama hizmetleri. Tekne barındırma hizmetleri. Taşıt ve malları kurtarma hizmetleri” yönünden emtia ayniyeti/türdeşliği şartının gerçekleştiği,
Bu nedenle de, karşılaştırılan markalar arasında, sadece 39. Sınıftaki; “Kara, deniz ve hava taşımacılığı hizmetleri ve kara, deniz ve hava taşıtlarının kiralanması hizmetleri (tur düzenleme, seyahat için yer ayarlama, kurye hizmetleri dahil). Araba parkları hizmetleri, garaj kiralama hizmetleri. Tekne barındırma hizmetleri. Taşıt ve malları kurtarma hizmetleri” yönünden SMK m. 5/1-ç’de aranan “aynı veya aynı türdeki mal ve hizmetler için tescil edilmiş olma” şartının da gerçekleştiği, diğer hizmetler yönünden gerçekleşmediği,
Nihayetinde, karşılaştırılan markaların, m. 5/1-ç hükmü kapsamında aranan “herhangi bir takdir yetkisi ve şüpheye yer vermeyen bir biçimde benzer” olmadığı ve dahi kısmen de aynı/aynı tür mallarda kullanılmayacağı tespit edildiğinden, somut olayda SMK m. 5/1-ç hükmünde düzenlenmiş olan mutlak red nedeninden kaynaklanan bir hükümsüzlük sebebinin bulunmadığı,
ASIL DAVADAKİ HÜKÜMSÜZLÜK TALEBİ YÖNÜNDEN; ... SAYILI MARKANIN KÖTÜ NİYETLİ TESCİL EDİLDİĞİ İDDİALARI HUSUSU:
6769 sayılı SMK’nın “Marka” başlıklı birinci kitabının birinci kısmında 6. Maddede “Marka tescilinde nispi ret nedenleri” düzenlenmiştir. Bu maddenin 9. Bendinde; “Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.” denilmektedir. Aynı kanunun yine birinci kitabının beşinci kısmında 25. Maddede; “Hükümsüzlük hâlleri ve hükümsüzlük talebi” başlığı altında, 1. Bentte; “5 inci veya 6 ncı maddede sayılan hâllerden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir.” denilmektedir. Yani; 6/9 maddesinde düzenlenen “kötü niyet hali”nin bir marka tescilinde bulunması halinde, tescilli bir markanın hükümsüzlüğüne karar verilebilmektedir.
Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Tescil başvurusunda bulunan kişinin kötü niyetli olduğuna emare teşkil edebilecek olgu ve olayların varlığı, kötü niyetli marka başvurusunun kabulü için yeterli sayılmaktadır. Buna karşılık başvuru sahibinin, hakkını kötüye kullanma niyeti taşıması veya başkalarını engelleme amacına sahip olması gibi sübjektif durumlar kural olarak tespit edilmeye çalışılmamalıdır. Zaten kişinin içsel durumunu ifade eden sübjektif unsurlara doğrudan ulaşmak veya nüfuz etmek mümkün de değildir.
Ancak, somut olayda başvuru sahibinin içsel durumunu ifade eden bilme, kast, niyet gibi hususların anlaşılabileceği veya ortaya çıkarılabileceğine dair ciddi belirtilerin varlığı halinde, bunlar araştırılarak, kötü niyetli tescilin varlığı sonucuna ulaşmada yardımcı unsur olarak kullanılabilir.
Bu değerlendirmede, markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığının bilinmesi halinde marka tescil başvurusunda bulunulması, markanın köken gösterme amacı dışında bir amaçla tescil edilmesi, örneğin esasen kullanılması planlanmayan bir markanın sırf bir başka işletmenin piyasaya girmesinin engellenmesi amacıyla tescil ettirilmesi ya da tescil başvurusunda bulunanın rakipleri ile haksız rekabete girişme amacı gibi kriterler dikkate alınabilir.
Marka tescil başvurusunun kötü niyetli olup olmadığı hususunun belirlenmesinde genel geçer kriterler bulunmamakta, konunun her somut olay bazında değerlendirilmesi gerekmektedir. Doktrine ve yerleşik içtihatlara göre; kötü niyetli tescilden söz edilebilmesi için başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp, yedekleme, marka ticareti yapmak amacına yönelik bir davranışta bulunmak kötü niyet göstergesi kabul edilebilir. Nitekim.... kararında da, “Başvuru sahibinin, bir markanın aynısı veya benzerinin, aynı veya benzer mal ve / veya hizmetlerde kullanılmakta olduğunu bildiği halde, o markayla karıştırılabilecek bir markayı tescil ettirmek istemesi ve söz konusu işaretin asıl sahibinin markayı kullanmasını önlemek amacıyla marka tescil ettirmesi” gibi unsurların, kötü niyetin varlığına karar vermeye yarayacak işaretler olduğu ifade edilmiştir.... diğer kararlarıyla kötü niyet kavramının uygulama alanı hakkında daha net bir çerçeve çizmeye çalışmıştır. Buna göre; “Başvuru sahibinin, başvurusu yapılan markayla karıştırılması olası bir markanın yurtdışında üçüncü bir kişi tarafından kullanıldığını bilmesi veya bilmesi gerekliliği hususu, tek başına, başvuru sahibinin ilgili hüküm kapsamında, kötü niyetle hareket ettiği sonucuna varılması için yeterli değildir.” ve “İnceleme konusu işaretlerin aynı olması, diğer faktörlerden hiçbirisi mevcut değilken kötü niyetin varlığını ortaya çıkarmaz.
“...” markasının 39. Sınıfa giren bilhassa “kara taşımacılığı hizmetleri”nde kullanımının ve tescilinin, taraflar arasında yaklaşık 15 yıldır çekişme konusu olduğu, dava konusu edilen 2010 08677 sayılı markanın, bu çekişmenin yargıya ihtikal etmesinden birkaç yıl sonra davalı-karşı davacı tarafından başvurusu yapıldığı, tarafların dava dosyasına sunmuş olduğu bilgi ve belgelerden anlaşıldığı, bu durumda, davalı-karşı davacının hak sahipliğinin çekişme konusu olduğunu bildiği bir markayı kendi adına tescil ettirmesinin, davalı-karşı davacının “hak sahibinin kendisi olduğu” yönündeki görüş ve iddiaları doğrultusunda bu hakkını koruma altına alma çabasının bir sonucu olarak markayı, üstelik de ticaret unvanının sadece bir parçası olacak şekilde tertip edilmiş bir işaret içerisinde markasal hüviyette tescil ettirmek istemesinin de “kötü niyet” hali ile örtüşmediği,
ASIL DAVA YÖNÜNDEN; DAVACININ TESCİLLİ MARKALARINDAN DOĞAN HAKLARININ DAVALI TARAFINDAN İHLAL EDİLİP EDİLMEDİĞİ HUSUSU:
6769 sayılı SMK’nın 29. maddesi, marka hakkına tecavüz sayılan fiilleri düzenlemiştir. 29. maddesinin (a) bendine göre, 7. maddenin ihlali, marka hakkına tecavüz teşkil etmektedir. 6769 sayılı SMK’nın 7. Maddesine göre; “...(2)Marka tescilinden doğan haklar münhasıran marka sahibine aittir. Marka sahibinin, izinsiz olarak yapılması halinde, aşağıda belirtilen fiillerin önlenmesini talep etme hakkı vardır:
a) Tescilli marka ile aynı olan herhangi bir işaretin, tescil kapsamına giren mal veya hizmetlerde kullanılması.
b) Tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı mal ve/veya hizmetlerin aynı veya benzeri mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk tarafından, işaret ile tescilli marka arasında ilişkilendirilme ihtimali de dahil, karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılması.
c) Aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde olmasına bakılmaksızın, tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve Türkiye'de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle markanın itibarından haksız bir yarar elde edecek itibarına zarar verecek veya ayırt edici karakterini zedeleyecek nitelikteki herhangi bir işaretin haklı bir sebep olmaksızın kullanılması. ”
SMK’nın 29. Maddesinin devamına göre de; aşağıda sayılan fiiller marka hakkına tecavüz sayılır:
“(1) a) Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 7 nci maddede belirtilen biçimlerde kullanmak.
b) Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı veya ayırt edilmeyecek derecede benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek.
c) Markayı veya ayırt edilmeyecek derecede benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği halde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak veya bir başka şekilde ticaret alanına çıkarmak, ithal işlemine tabi tutmak, ihraç etmek, ticari amaçla elde bulundurmak veya bu ürüne dair sözleşme yapmak için öneride bulunmak.
ç) Marka sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devretmek.”
Davalı-karşı davacının davacı-karşı davalının tescilli markalarından doğan haklarına tecavüz edip etmediğinin incelenmesinden önce,
Öncelikle; bir markanın sırf tescil ettirilmesinin bir başkasının markasından doğan hakların ihlali anlamına gelmediği hususunda herhangi bir tereddüt bulunmadığı, dolayısıyla; davacının-karşı davalının “marka hakkına tecavüz” iddialarının, davalı-karşı davacının.... sayılı markayı (sırf) tescil ettirmesi nedeniyle ileri sürülemeyeceği, ancak; davalı-karşı davacı taraf, asıl davaya sunmuş olduğu beyan, savunma ve delillerinde, .... sayılı markasını kullandığını beyan/ikrar ettiğinden, bu markasal kullanımlar yönünden davacının-karşı davalının “marka hakkına tecavüz” iddialarının incelenebilir/ dinlenebilir olduğu ,
Bu meyanda; davalı-karşı davacının tescilli markasını, tescil ettirdiği şekilde ve tescili kapsamına giren emtialarda kullanması, aslında yasal bir hak ve aynı zamanda SMK m. 9 hükmüne göre de yasal bir zorunluluk ise de, SMK m. 155 hükmünde; “Önceki tarihli hakların etkisi” başlığı altında; “Marka, patent veya tasarım hakkı sahibi, kendi hakkından daha önceki rüçhan veya başvuru tarihine sahip hak sahiplerinin açmış olduğu tecavüz davasında, sahip olduğu sınai mülkiyet hakkını savunma gerekçesi olarak ileri süremez” şeklinde ifadesini bulan hüküm göz önüne alındığında, davalı-karşı davacının tescilli markasını kullanma durumunun dahi, önceki tarihlerde tescil edilmiş bir markanın sahibinin haklarına tecavüz olarak nitelendirilebileceği,
Somut uyuşmazlıkta, davalı-karşı davacının işaretini markasal hüviyette kara, deniz, hava ve demiryolu taşımacılığında ve lojistik işletmeciliğinde kullanmasının, davacıların tescilli markalarından doğan haklarına tecavüz edip etmediğinin tespiti için;
◦ Bu kullanımların davacı-karşı davalının markaları ile aynı veya benzer olup olmadığı,
◦ Mütecaviz olduğu iddia edilen kullanımların, tescilli markaların kapsadığı mal ve/veya hizmetlerin aynı veya benzeri mal veya hizmetlerde kullanılıp kullanılmadığı,
◦ Bu kullanımın halk nezdinde, ilişkilendirme ihtimali dahil, karıştırılma ihtimali doğurup doğurmadığı, hususları değerlendirilmelidir.
Davacının tescilli markalarının davalının markasıyla karşılaştırılmasına, Raporumuzun 9-10. Sayfalarında yer verilmiştir. Ancak; söz konusu karşılaştırma, SMK m. 5/1-ç hükmü anlamında “ayırt edilmelerine imkân verecek herhangi bir farklılıktan yoksun olma” kriterine göre yapılmıştır. Halbuki; SMK m. 29/a hükmünün atıf yaptığı SMK. m. 7/2-b hükmünde, SMK m. 6/1 hükmü anlamında markaların karıştırılma ihtimalinden bahsedilmektedir. Dolayısıyla, somut uyuşmazlıkta karşılaştırılan işaretlerin SMK m. 6/1 hükmüne göre değerlendirilmesi, SMK m. 5/1-ç hükmü kapsamındaki değerlendirmeden farklı bir sonuç verebilecektir.
Davalı-karşı davacının markasal kullanımlarının gerçekleştiği “kara taşımacılığı hizmetleri” özelinde, iki farklı işletmenin “....”lı markalar kullanmasının, tüketiciler nezdinde iltibas tehlikesi yaratabileceği, zira; potansiyel müşteriler daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak (imperfect collection) tekrar marka tercihi yapacaklarından, markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacaklardır. Davacının S ... görselli, “...” ibaresini esas unsur olarak ihtiva eden markalarını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davalının ... görselli, “..” ibaresi dışında markasal hüviyette ayırt ediciliği bulunmayan kelimelerden müteşekkil ticaret unvanı şeklindeki markasıyla karşılaştığında bu markaları benzer bulması ve karıştırmasının ihtimal dahilinde olduğu, zira; karıştırma ihtimali “ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması”dır. Öğretide karıştırma ihtimali; “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın, daha önceden tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın almayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlanmaktadır.
Karıştırılma, iki işaret arasındaki şekil, ses ve anlam benzerliğinden veya genel görünümünden (toplu intibadan) veya seri içine girmekten veya çağrıştırmadan doğabilir. Karıştırma ihtimali bulunup bulunmadığı incelemesi yapılırken başvurulan yöntemlerden biri de işaretlerin toplu olarak bıraktıkları izlenimdir. Öte yandan bir mal ve/veya hizmetin gerçek ve potansiyel tüketici/müşteri kitlesi arasında iki ayrı işletmeye ait mal veya hizmetin aynı işletmeden kaynaklandığı ya da bu mal veya hizmetlerin farklı işletmelere ait olduğu fark edilse bile, markalar ya da işletmeler arasında bir bağlantının bulunduğu yönünde bir algının ortaya çıkması ihtimali halinde de karıştırma ihtimalinin varlığından söz edilmektedir.
Bir iltibas tehlikesinin/karıştırılma ihtimalinin varlığının tespitinde doktrin ve yargı kararlarında esas olarak şu ilkeler ortaya konmaktadır:
• Görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler,
• Çağrıştırma,
• Bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat,
• Malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu,
• Markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman.
Karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkışında mal ve hizmetler arasındaki daha az bir benzerliğin markalar arasındaki daha yüksek bir benzerlik düzeyi ile dengelenebileceği kabul edilmektedir.
Somut olay açısından bakıldığında; karşılaştırılan markaların/markasal kullanımların esas unsurlarında yer alan “...” ibaresinin markasal hüviyette ayırt ediciliğinin yüksek olması nedeniyle, davalının markasal kullanımlarının, davacının markalarının bir devamı olarak algılanabilecek nitelikte bir türemeye sahip olduğu ve alt marka algısı yaratmaya uygun nitelikte olduğu, ayrıca, davacının her iki markasının da tescilli olduğu “kara taşımacılığı hizmetleri” özelinde, davalının markasal kullanımlarının birebir aynı hizmetlerde gerçekleşiyor olduğu, davalının asıl davanın esasına cevap dilekçesinde beyan ve ikrar edilmiş olduğundan, ilgili alıcıların bu markalar altında sunulan bu hizmetlerin aynı şirketten veya ekonomik olarak bağlantılı şirketlerden geldiği düşüncesine kapılma tehlikesinin ve karıştırma/yanılma ihtimalinin bulunduğu, alıcıların iki farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayamayabilecekleri, taraflar arasında idari/işletmesel bir bağlantı bulunduğunu veya ortak bir çalışma içine girdiklerini düşünmelerinin ihtimal dahilinde olduğu,
Sonuç olarak; davacının tescilli markaları ile dava konusu edilen markasal kullanımların kara taşımacılığı hizmetleri özelinde iltibas tehlikesinin/karıştırılma ihtimalinin bulunduğu ve bu nedenle de dava konusu edilen markasal kullanımların, yani davalı-karşı davalının 2010 08677 sayılı markasını kara taşımacılığı hizmetlerinde kullanmasının, davacının tescilli markalarından doğan haklarının ihlali fiili ile örtüştüğü,
KARŞI DAVADA; KARŞI DAVALININ TESCİLLİ MARKALARININ KULLANILMAMALARI NEDENİYLE KISMEN İPTALLERİNİN GEREKİP GEREKMEDİĞİ HUSUSU;
6769 sayılı SMK’nın 9. maddesinde “Markanın Kullanılması” başlığı altında, birinci fıkrada; “Tescil tarihinden itibaren beş yıl içinde haklı bir sebep olmadan tescil edildiği mal veya hizmetler bakımından marka sahibi tarafından Türkiye’de ciddi biçimde kullanılmayan ya da kullanımına beş yıl kesintisiz ara verilen markanın iptaline karar verilir.” denilmektedir. Aynı Kanunun 26. maddesinde de, “İptal Halleri ve İptal Talebi” başlığı altında, bir markanın iptaline karar verilebilecek haller arasında, birinci fıkrada; “Dokuzuncu maddenin birinci fıkrasında belirtilen hallerin mevcut olması” hali düzenlenmiştir. Aynı Kanunun Geçici 4. maddesinin 1. fıkrasına göre de; “26. madde hükmü yürürlüğe girene kadar, iptal yetkisi, anılan maddedeki usul ve esaslara göre mahkemeler tarafından kullanılır.”
6769 sayılı SMK, tescilli marka hakkı sahibine markasını ciddi olarak kullanma yükümlülüğü getirmiş, 556 sayılı KHK’nın yürürlükte olduğu dönem boyunca doktrine ve .... içtihatlarına yerleşmiş olan “marka sahibinin markasını Türkiye’de ve ciddi olarak kullanma yükümlülüğü”nü 9/1-2, 19/2, 25/7 ve 29/2 maddelerinde açıkça ve lafzen de ifade ederek, tartışmasız bir biçimde marka hukukumuza yerleştirmiş, şartları varsa; daha önceki bir tarihte tescil edilmiş olmakla beraber piyasada kullanılmayan markaların, salt tescilli olmaları nedeniyle yeni başvuruların tescil edilmesini engelleme ya da sonraki tescilleri hükümsüz kıldırma, bir diğer tabir ile “marka çöplüğü yaratma” imkanı ortadan kaldırılmıştır. Böylece kullanılmayan tescilli markaların yeni girişimcilere engel olmalarının önüne geçilmiştir. Yine bu sayede tescilli markaların piyasada daha etkin ve aktif olarak kullanılmaları teşvik edilmiştir.
Mevzuatta geçen “ciddi biçimde kullanım”ın ne olduğu mevzuatın lafzında açıklanmamış ise de,... tarafından yayımlanan 2017 tarihli “Kullanımın İspatı Kılavuzu”nda bu kavramla, “markadan işlevlerine uygun bir tarzda yarar elde edecek, yani üzerinde kullanıldığı malın veya hizmetin piyasada tanınmasını ve diğer işletmelerin mal veya hizmetlerinden ayrılmasını sağlayacak şekilde ve yoğunlukta piyasada veya piyasaya hitap eden, piyasayı etkileyen yerlerde kullanılması”nın kastedildiği anlaşılmaktadır. Bu kavramla sembolik bir kullanımın ötesine geçen bir kullanım arandığı görülmektedir.
Ciddi kullanımın kanıtlanması için kesin bir ölçüt koymak mümkün olmamakla birlikte markanın rekabete uygun ve en azından potansiyel olarak marka sahibinin faaliyette bulunduğu pazar ilişkilerini etkileyecek ölçüde ve iç pazarda yer elde edebilecek seviyede kullanılması gerekir. Beklenen davranış, anılan markaların tescilli olduğu sınıflardaki kullanımını şüpheye yer bırakmayacak şekilde kurallara uygun, düzenli, aralıksız ya da kanundaki ifadesiyle “ciddi” kullanımını kanıtlamasıdır.
Markanın ciddi şekilde kullanılıp kullanılmadığı belirlenirken, markanın ve marka sahibi işletmenin birtakım özellikleri de göz önünde bulundurulmalıdır. Örneğin telaffuzu, akılda kalıcılığı, dikkat çekiciliği, mal ya da hizmeti karakterize edici yanları zayıf olan bir marka için kullanımın oldukça yoğun olması gerekebilir. Bunun yanında marka sahibinin faaliyet alanının genişliği veya darlığı, ürettiği mal veya hizmetlere duyulan gereksinimin derecesi, işletmenin hacmi ve benzeri durumlar kullanımın biçim ve şartlarına etki edebilir.
“Kullanma” kavramından ne anlaşılması gerektiği kısmen SMK’nın 9. maddesinde belirtilmektedir. Buna göre, tescilli markanın ayırt edici karakteri değiştirilmeden farklı unsurlarla kullanılması, markanın sadece ihracat amacıyla mal ya da ambalajlarında kullanılması, markanın marka sahibinin izniyle kullanılması kullanma olarak kabul edilir. Markanın medya ilanlarında yer alması, markayla ihalelere girilmesi, promosyonların yapılması, faturalarda markaların işletme adından farklı ve işletme adında yer alan marka unsuru öne çıkacak şekilde markasal kullanılması gibi markanın ayırt edicilik fonksiyonuna uygun kullanma halleri de SMK m. 9 hükmü anlamında kullanım olarak değerlendirilmektedir.
Kullanımın ispatına ilişkin 2017 yılına ait Kılavuzda da kullanımın, faturalar; katalog, fiyat listesi ve ürün kodları; ürün, ambalaj ve tabela örnekleri; reklam, tanıtım, promosyon, pazar araştırması, kamuoyu araştırması; reklam görselleri ve videoları, bunlara ilişkin faturalar; tanıtım ve promosyon ürünleri görselleri veya videoları ve bunlara ilişkin faturalar; fuar katılımına ilişkin deliller; pazar araştırması, kamuoyu araştırması; ticari faaliyete ilişkin bilgiler ile bilgi ve belgeleriyle ispat edilebileceği ifade edilmiştir. Yine aynı Kılavuzda, faturaların güçlü deliller olmalarının yanı sıra reklam, tanıtım ve promosyon çalışmaları ve bu çalışmalara ilişkin harcamaların kullanım ispatı sunulan markaya yapılan yatırımın önemli bir göstergesi olduğu ifade edilmektedir19. Bu kapsamda her marka için tescilli olduğu mal ve hizmetin türü ve miktarı, temel işleve uygun kullanılıp kullanılmadığı, hitap ettiği müşteri çevresi, marka sahibinin tutumu ile benzer işletmelerin tutumu kendi şartları dâhilinde ciddi kullanımın oluşup oluşmadığı yönünden incelenmelidir.
Markanın en temel kullanımı, tescilli olduğu mal ve/veya hizmetlerde, tescil belgesinde yazılı olduğu, resmedildiği, gösterildiği gibi kullanılmasıdır. Markanın faturalarda, internette, kataloglarda, gazete ilan ve reklamlarında kullanılması da kullanma olarak kabul edilir. Markanın tescilli olduğu mal veya hizmetle ilgili olmak kaydıyla markanın reklam ve tanıtımının yapılması, markayı taşıyan mal ya da hizmetin bir dergi, gazete ya da televizyonda yayınlanması da markanın kullanımı olarak kabul edilir.
Markanın kullanılması yükümlülüğü tescil kapsamındaki her bir sınıf ve alt sınıf mal ve hizmet için söz konusudur. Markanın birtakım mal veya hizmet bakımından kullanılması, sadece kullanımın gerçekleştiği mal veya hizmet için markayı ayakta tutar. Kullanılmayan mal ve/veya hizmet yönünden markanın iptal koşulları oluşur ve/veya markanın koruma kapsamı/korunduğu emtialar azalır. Yani; markanın benzer mal/hizmetlerde de iptal edilememesi ve/veya benzer markalara karşı korunabilmesi için bu ürünler bakımından da kullanımın ayrıca ispatı gerekir. Bu nedenle, marka tescil belgesinde yazılı mal ve hizmetlerle aynı alt grupta olsa bile, hangilerinin kullanıldığı, hangilerinin ise kullanılmadığı tek tek belirlenmelidir.
Ayrıca, karşı davaya konu markaların, tescil tarihleri ve huzurdaki davanın ikame tarihi göz önünde bulundurulduğunda, bu markaların kullanmama nedeinlye iptalinin talep edilebileceği,
Somut olayda, incelenmesi gereken hususlar, davacı-karşı davalının... sayılı markalarının;
• Karşı davalı tarafından,
... sayılı marka açısından 39. Sınıfa giren; “Kara, deniz ve hava taşımacılığı hizmetleri. Araba parkları hizmetleri, garaj kiralama hizmetleri. Tekne barındırma hizmetleri. Taşıt ve malları kurtarma hizmetleri” ve 43.sınıfa giren; “Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri. Geçici konaklama hizmetleri (gündüz bakımı (kreş) hizmetleri, huzurevleri hizmetleri dahil)” yönünden.... sayılı markanın açısından da 39. Sınıfa giren; “Kara taşımacılığı hizmetleri, taşıma komisyonculuğu hizmetleri, özel şoförlük hizmetleri, taşıt ve malları kurtarma hizmetleri” yönünden,
• Türkiye sınırları içerisinde,
• Ciddi bir şekilde,
• Markasal hüviyette,
• Karşı dava tarihinden 5 yıl geriye dönük hesaplanan zaman aralığında ve
• Tesciline uygun olarak kullandığının ispat edilip edilemediği, noktalarında toplanmaktadır.
Davacı-karşı davalının dava dosyasına delilleri meyanında sunmuş olduğu belgelerden, karşı davalının “... markalarını “kara taşıtlarının/araçların şoförlü veya şoförsüz kiralanması hizmetleri”nde, ... sınırları içerisinde, karşı dava tarihinden önceki 5 yıl da dahil olmak üzere, uzun yıllardır yoğun, ciddi ve tescillerine uygun bir biçimde kullandığı anlaşılabilmektedir. Karşı davalının bu markalarının emtia listeleri incelendiğinde, bu kullanımların;
....sayılı marka özelinde; “kara taşımacılığı hizmetleri, özel şoförlük hizmetleri, kara taşıtlarının kiralanması hizmetleri”ne,
.... sayılı marka özelinde de; “kara taşımacılığı hizmetleri ve kara taşıtlarının kiralanması hizmetleri”ne denk geldiği görüldüğünden, davacı-karşı davalının;
.. sayılı markasının, “....
... sayılı markasının da “Deniz ve hava taşımacılığı hizmetleri ve deniz ve hava taşıtlarının kiralanması hizmetleri. Araba parkları hizmetleri, garaj kiralama hizmetleri. Tekne barındırma hizmetleri. Taşıt ve malları kurtarma hizmetleri.” ile “Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri. Geçici konaklama hizmetleri (gündüz bakımı (kreş) hizmetleri, huzurevleri hizmetleri dahil)” yönünden, kullanmama nedeniyle kısmen ispat edilebileceği,
Netice itibariyle;
• Asıl dava yönünden;
1)Taraf markalarının SMK m. 5/1-ç hükmü kapsamında aranan “herhangi bir takdir yetkisi ve şüpheye yer vermeyen bir biçimde aynı /ayırtedilemeyecek benzerlik ” olmadığı, dolayısıyla davalı-karşı davacının 2010 08677 sayılı markasının bu madde hükmüne dayalı olarak hükümsüzlüğünün talep edilemeyeceği,
2)Davalı-karşı davacının ... sayılı markasının tescilinin kötü niyetli olmadığı,
3)Davalı-karşı davacının ... sayılı markasını “kara taşımacılığı hizmetleri”nde kullanmasının, davacı-karşı davalının marka haklarına tecavüz olarak nitelendirilebileceği,
• Karşı dava yönünden;
1) Davacı-karşı davalı adında tescilli ... sayılı markanın; 39. Sınıfa giren; “...taşıt ve malları kurtarma hizmetleri” yönünden kullanılmama nedeniyle iptali koşullarının kısmen oluştuğu,
2) Davacı-karşı davalı adında tescilli .... sayılı markanın; 39. Sınıfa giren; “... hizmetleri ve deniz ve hava taşıtlarının kiralanması hizmetleri. Araba parkları hizmetleri, garaj kiralama hizmetleri. Tekne barındırma hizmetleri. Taşıt ve malları kurtarma hizmetleri” ve 43.sınıfa giren; “Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri. Geçici konaklama hizmetleri (gündüz bakımı (kreş) hizmetleri, huzurevleri hizmetleri dahil)” yönünden kullanmama nedeniyle iptali koşullarının kısmen oluştuğu, sonuç ve kanaatlerine varılmış davanın ve karşı davanın kısmen kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Asıl Davanın kısmen kabulüne,
Davaya konu markanın 6769 sayılı kanunun 5/1 ç maddesi yönünden hükümsüzlüğü talebinin reddine,
Davaya konu markanın 6769 saylıı kanunun 6/9 maddesi gereğince kötü niyet nedeniyle hükümsüzlüğü talebinin reddine
Davalının .... sayılı markasının "kara taşımacılığı hizmetlerinde kullanmasının davacı karşı davalının marka hakkına tecavüz ettiğinin tespitine, tecavüzün durdurulmasına, kaldırılmasına,
Alınması gereken 80,70.-TL harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
Davacı şirket kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 15.000,00.-TL maktu ücreti vekaletin davalı şirketten alınarak davacıya verilmesine,
Davanın kısmen reddolunması ve davalı şirketin kendisini vekil ile temsil ettirmesi sebebiyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 15.000,00.-TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalı şirkete verilmesine,
Davanın kabul ret oranının takdiren %50 olarak kabulüne,
Harcın davanın yalnızca kabul edilen kesimi üzerinden alınması sebebi ile davacının peşin yatırdığı 80,70.-TL ilâm harcının tamamının davalı şirketten dan alınarak davacıya verilmesine,
Davacının bunun dışında yapmış olduğu aşağıda dökümü yazılı 1.639,90.-TL
yargılama giderinin %50'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
Davalı şirketin işbu dava bakımından yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333),
Karşı davanın kısmen kabulüne,
Karşı davalı adına tescilli .... sayılı markanın 39. Sınıf "taşıma komisyonculuğu hizmetleri, taşıt ve malları kurtarma hizmetleri yönünden " kullanmama nedeniyle iptaline,
Karşı davalı adına tescilli ...sayılı markanın 39. Sınıf "deniz ve hava taşımacılığı hizmetleri ve deniz ve hava taşıtlarının kiralanması hizmetleri. Araba parkları hizmetleri, garaj kiralama hizmetleri. Tekne barındırma hizmetleri. Taşıt ve malları kurtarma hizmetleri. 43. Sınıf : yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri. Geçici konaklama hizmetleri (gündüz bakımı, (kreş) huzurevi hizmetleri dahil)" yönünden kullanmama nedeniyle iptaline,
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 51/4.maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip resen Türk Patent’e gönderilmesine,
Alınması gereken 80,70.-TL harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
Davacı şirket kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 15.000,00.-TL maktu ücreti vekaletin davalı şirketten alınarak davacı şirkete verilmesine,
Davanın kısmen reddolunması ve davalı şirketin kendisini vekil ile temsil ettirmesi sebebiyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 15.000,00.-TL maktu ücreti vekaletin davacı şirketten alınarak davalı şirkete verilmesine,
Davanın kabul ret oranının takdiren %50 olarak kabulüne,
Harcın davanın yalnızca kabul edilen kesimi üzerinden alınması sebebi ile davacının peşin yatırdığı 80,70.-TL ilâm harcının tamamının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
Davacının bunun dışında yapmış olduğu aşağıda dökümü yazılı 1.300,00.-TL
yargılama giderinin %50'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
Davalı şirketin işbu dava bakımından yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333),
Dair, davacı vekili ve davalı şirket vekillerinin yüzlerine karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde.... Adliye Mahkemeleri'nde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.07.12.2022
Kâtip Hâkim ...
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır
ASIL DAVA BAKIMINDAN
MASRAF DÖKÜMÜ
İlk Masraf: 92,20.-TL
Bilirkişi Ücreti: 1.300,00.-TL
Islah Harcı: 80,70.-TL
P.P: 167,00.-TL
TOPLAM: 1.639,90.-TL
KARŞI DAVA BAKIMINDAN
MASRAF DÖKÜMÜ
Bilirkişi Ücreti: 1.300,00.-TL
TOPLAM: 1.300,00.-TL