T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
T.C.
ANKARA
2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
TÜRK MİLLETİ ADINA
ESAS NO: 2021/312
KARAR NO: 2022/304
HAKİM: ... ...
KATİP: ... ...
DAVACI : ...
...
VEKİLLERİ: Av. ... ...
...
DAVALI : 1- ..
VEKİLİ: Av. ... -...
DAVALI : 2...
VEKİLİ: Av. ... ..
DAVA: Marka YİDK Kararının İptali, Hükümsüzlük
DAVA TARİHİ: 15/11/2021
KARAR TARİHİ: 06/10/2022
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 10/10/2022
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka ... Kararının İptali, Hükümsüzlük istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:
Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, müvekkilinin ....’de kurulduğu 1939 yılından beri kişisel bilgisayarlar, yazıcılar, baskı sistemleri ve dijital görüntüleme donanımları sektöründe faaliyet gösteren firmanın fikri haklarının yönetimini sürdürdüğünü, müvekkilinin ... nezdinde .... sayılı markaları 12.10.2021 tarihinde dava dışı bir firmadan devraldığını, dolayısıyla huzurdaki davayı açmakta hak sahibi olduğunu, müvekkilinin 2002 yılından bu yana uyuşmazlık konusu olan “...” markasını bellek modülleri, USB flash sürücüler, kulaklıklar ve mouse pad’lerden oluşan geniş bir ürün yelpazesinde kullandığını, bu ürünlerin dünya çapında en üst düzey bilgisayar oyuncularının ve teknoloji tutkunlarının tercihi olduğunu, müvekkilinin bu marka altında dünya çapında 20’den fazla oyun takımının sponsoru olduğunu, davalı firmanın aynı markanın kendi adına 28 ve 35. Sınıflara giren emtialarda .... sayılı marka tahtında tescili için diğer davalı ....’e dosyaladığı başvurunun ilanına müvekkilinin devraldığı markaların önceki sahibi tarafından dosyalanan itirazların sadece kısmen kabul edilmiş olmasının haksız ve hukuka aykırı bir karar olduğunu, zira dava konusu edilen markada kullanılan işaretin müvekkili tarafından uzun zamandır ticari faaliyetlerinde fiilen kullanılan işaret ile birebir aynı olduğunu, davalı firmanın bu işareti müvekkilinin tanınmış markalarından haberdar olmaksızın bir araya getirmiş olmasının mümkün olmadığını, dava konusu işarette sadece “...” ibaresinin değil, bu ibarenin müvekkili tarafından kullanılış biçiminin ve gri-kırmızı renk kompozisyonunun da taklit edilmiş olduğunu, halbuki bu logonun müvekkilinin markalarını devraldığı firma adına dünyanın önde gelen ülkelerinde marka olarak tescilli olduğunu, müvekkilinin “...” markasını web sitesinde 2002 yılında yüksek performanslı bellek ürün yelpazesinde kullanmaya başladığının sabit olduğunu, müvekkilinin “...” Twitter hesabını Aralık 2010 tarihinde, Youtube hesabını da Ocak 2009 tarihinde açtığını, müvekkili hakkında basında yer alan tanıtım ve haberlerde de uzun yıllardır bu ibarenin geçmekte olduğunu, yani müvekkilinin “...” markasının gerçek hak sahibi olduğunu ve bu markanın tanınmış bir marka olduğunu, taraf markalarının benzediğinin dava konusu edilen ... kararında da kabul edildiğini, dolayısıyla bu hususun uyuşmazlık konusu olmadığını, ancak dava konusu edilen markanın kapsamında yer alan 28 ve 35. Sınıflara giren bir takım emtiaların markanın kapsamında çıkartılmamış olmasının haksız ve hukuka aykırı olduğunu, zira bu emtialar açısından da somut uyuşmazlıkta emtia benzerliği/türdeşliği şartlarının gerçekleştiğinin kabulünün gerektiğini ileri sürerek, ....’nın dava konusu edilen 10.09.2021 tarih ve .... sayılı kararının müvekkilinin aleyhine olan kısımları bakımından iptaline ve .... sayılı markanın tescil edilmesi halinde tümden hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı kurum vekili cevap dilekçesi ile özetle; davacının markasının dava konusu edilen markanın kapsamına alınmak istenilen emtialar açısından tescilli olmadığını, bu nedenle ortalama tüketici nezdinde çekişme konusu emtialar açısından markalar arasında bir iltibas tehlikesinin bulunmadığını, diğer taraftan somut olayda davacının SMK m. 6/3, m. 6/4, m. 6/5 ve m. 6/9 hükümlerinin uygulanması koşullarının oluştuğunu ispat edemediğini, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Diğer davalı vekili cevap dilekçesi ile özetle ; davacının davalı firmanın lehine hükmedilebilecek yargılama giderleri ve vekalet ücreti alacakları için teminat göstermesi gerektiğini, davacının dava dilekçesinin ekindeki delillerin davalı tarafa da tebliğ edilmesi gerektiğini, davacının dava dışı firmadan dava konusu markaları devraldığına ilişkin somut delillerin dava dosyasına sunulmadığını, bu yüzden davanın husumet yokluğundan reddi gerektiğini, davaya konu “...” markasının Türkiye’de markanın önceki sahibi adına tescilli olmadığını ve bu firmanın başka pek çok alanda faaliyet göstermesi nedeniyle markanın bu firma ile özdeşleşmediğini, davacının SMK m. 6/3, m. 6/4, m. 6/5 ve m. 6/9 hükümlerinin uygulanması koşullarının oluştuğunu ispat edemediğini, ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, bilirkişi raporu alınmış, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE:
Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, davacı iddiaları karşısında ... kararının yerinde olup olmadığı, Hükümsüzlük şartlarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.
DEĞERLENDİRMELER
DAVALININ 2020/67860 BAŞVURU SAYILI MARKASI İLE DAVACININ TESCİLLİ MARKASI ARASINDA İLTİBAS TEHLİKESİNİN/KARIŞTIRILMA İHTİMALİNİN OLUŞUP OLUŞMADIĞI;
6769 sayılı SMK’nın “Marka” başlıklı birinci kitabının birinci kısmında 6. Maddede “Marka tescilinde nispi ret nedenleri” düzenlendiği, bu maddenin 1. Bendinde; “Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.” denildiği,
“Aynı mal veya hizmet ” kavramı son derece açık olduğu, “Benzer mal veya hizmet” kavramında yer alan benzerliğin tespitinde ise piyasanın anlayışı ile halkın karıştırması ihtimali esas alıdığı, aynı mallarda karıştırma tehlikesi yüksek olduğu gibi mallar arasında benzerlik oranı yükseldikçe karıştırma oranı da yükseleceği, benzerliğin mevcudiyetini tespit için iki marka yan yana konulmak sureti ile markaların bütün olarak görünüşlerinin dikkate alınması uygundur. Alıcı olarak da ortalama zekâ, dikkat ve kültür düzeyindeki kişiler ölçü alınacağı,
Karıştırma ihtimali “ortalama tüketicilerin , her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması” olduğu, öğretide karıştırma ihtimali; “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın, daha önceden tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın almayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlandığı,
Karıştırılma, iki işaret arasındaki şekil, ses ve anlam benzerliğinden veya genel görünümünden (toplu intibadan) veya seri içine girmekten veya çağrıştırmadan doğabilir. Karıştırma ihtimali bulunup bulunmadığı incelemesi yapılırken başvurulan yöntemlerden biri de işaretlerin toplu olarak bıraktıkları izlenim olduğu,
Buna göre; davaya konu markaların 6769 sayılı SMK’nın 6/1 bendi kapsamında incelenmesi esnasında sırayla;
Markaların ayniyeti/benzerliği,
Markaların üzerinde kullanılacağı mal/hizmetlerin ayniyeti/benzerliği,
Markaların ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma ihtimali üzerinde durulacağı, buna göre;
Markaların ayniyeti/benzerliği:
Davalı firmanın tescil ettirmek istediği marka ile davacının itirazlarına/davasına mesnet aldığı tescilli markası birlikte incelendiğinde; markaları oluşturan unsurların birebir aynı olmadığı gözetildiğinde, markaların ayniyetinden söz edilemeyeceği,
Markaların ayniyeti/benzerliği incelemesine geçildiğinde; bu incelemenin hangi kriterlere göre yapılacağı hususunda, doktrindeki ve yargı kararlarındaki yerleşmiş görüşler dikkate alınacağı, buna göre de, öncelikle, birden fazla unsur ihtiva eden markalarla ilgili “markanın esas unsuru” ve “markanın bir bütün olarak ele alınması” incelemelerinin ve sonra da “markaların görsel, işitsel ve anlamsal açıdan benzerliğinin karşılaştırması” incelemesinin yapılması gerektiği,
Bir markada esas unsur, potansiyel müşteriler için ilk anda göze çarpıp hafızada yer eden unsur olduğu, markalar arasındaki benzerlik değerlendirmesi görsel, duyusal ve kavramsal açıdan en önemlisi potansiyel müşterinin bakış açısından yapılacağı, ayrıca, bir markayı oluşturan unsur, o markanın başka markalardan ayırt edilebilmesini sağlayan kelime, harf, sayı vs.den oluşan şekil olup, marka birden ziyade unsuru ihtiva ediyorsa, asıl unsuru markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenim, tümüne hakim olan görünüş ve ayırıcılığını vurgulayan imajda aramak gerektiği, zira; potansiyel müşteriler kelime, şekil, renk gibi karma markalarda kelime unsuruna diğer unsurlara göre daha fazla önem vereceği, ayrıca, potansiyel müşteriler daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak (imperfect collection) tekrar marka tercihi yapacaklarından markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacağı,
Davacının markası, renk ve şekil unsurlarından yoksun bir kelime markasıdır; işaretlerde siyah renkli düz yazı karakterinde büyük harflerle “...” ibaresi tek unsur olarak kullanılmıştır ve markanın esas unsuru olduğu hususunda herhangi bir tereddüt olmadığı, dava konusu edilen markada da, aynı “...” ibaresi, sondaki “-X” harfi karakterize edilmiş şekilde, kırmızı ve gri renkli harfler kullanılarak yazıldığı; markada kullanılan harf rengi unsurlarının ve “X” harfinin özel biçimde yazımının, markanın bütünsel algı içerisinde ayırt ediciliğine, “...” kelime unsurundan ziyade ön plana çıkan/kayda değer bir katkısının olmadığı, dolayısıyla, bu değişiklikler, dava konusu edilen markada da, davacının markasında olduğu gibi, “...” ibaresinin tek başına esas unsur olarak algıalanmasını engellemediği, dolayısıyla, dava konusu edilen markada da ilk anda göze çarpan ve algılanan unsurun, yani markanın esas unsurunun, işarette kullanılmış olan basit renk unsuru ve harf tasarımı değil, “...” ibaresi olduğu,
Taraf markalarında ortak olarak esas unsur konumunda kullanılmış olan “...” ibaresinin Türkçe’de veya yaygın olarak kullanılan dillerde yerleşik/bilinen bir anlamı olmadığı, dolayısıyla, uyuşmazlık konusu olan emtialar açısından markasal hüviyette somut ayırt ediciliği yüksek olan “...” ibaresinin, farklı iki firma tarafından marka olarak kullanılması halinde, potansiyel müşterilerin daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak tekrar marka tercihi yaptıkları ve bu nedenle de markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacakları gerçeği de gözetildiğinde, markaların tüketiciler tarafından benzer/ilintili bulunması ve karıştırılması ihtimali olduğu, bu nedenlerle; davalının dava konusu edilen “...”li markasının, davacının “...” markasının bir devamı olarak algılanabilecek nitelikte bir türemeye sahip olduğu ve alt marka algısı yaratmaya uygun nitelikte olduğu,
Görsel açıdan ortaya çıkan bu benzerlik, duyusal/işitsel/fonetik açıdan bakıldığında da net bir sonuç verdiği; dava konusu edilen markalardaki tek kelime unsurunun birebir aynı olması markaların okunuşlarını, kulakta bıraktıkları “tını”ları aynı olduğu, işaretlerin kavramsal açıdan karşılaştırılması neticesinde de, yukarıda değinildiği üzere, “...” ibaresinin yaygın olarak bilinen ve ...de yerleşik bir anlamı olmadığından, yani “...” ibaresi davacı tarafından türetilmiş, orijinal bir kelime olduğundan, karşılaştırılan işaretlerin kavramsal açıdan da farklı olmadıkları, tüketicinin zihninde farklı birer algı oluşturmadıkları,
Karşılaştırılan markalar arasında görsel, işitsel ve anlamsal/kavramsal açılardan benzerlik olduğu,
Markaların üzerinde kullanılacağı mal/hizmetlerin ayniyeti/benzerliği:
6769 sayılı SMK madde 6/1 gereğince incelenmesi gereken hususlardan biri de, markaların emtialarının benzer olup olmadığı hususudur. Yargıtay’ın yerleşik kararlarında da belirtildiği üzere, farklı sınıf ve/veya alt gruplarda yer alan mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının tespitinde, bahse konu mal veya hizmetlerin hitap ettiği tüketici kesiminin özellikleri dikkate alınmak suretiyle;
Benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği,
Benzer ihtiyaçları giderip gidermediği,
Son kullanıcıları ve hedeflenen tüketici profilleri,
Dağıtım kanallarının ve satış yerlerinin aynı olup olmadığı,
Birbirleri yerine ikame imkânlarının ve birbirlerini tamamlayıcı niteliklerinin bulunup bulunmadığı,
Benzer markaları bu farklı sınıf ve alt gruplardaki mal veya hizmetler üzerinde gören tüketicilerin herhangi bir şekilde markalar arasında veya marka sahibi işletmeler arasında bir bağlantı kurup kurmayacağı,
Aralarında ham madde/yarı mamul/mamul ilişkisinin bulunup bulunmadığı, hususları göz önünde tutulan kıstaslar arasında olduğu,
“Aynı mal veya hizmet” kavramı son derece açıktır. “Benzer mal veya hizmet” kavramında yer alan benzerliğin tespitinde ise piyasanın anlayışı ile halkın karıştırması ihtimali esas alınması gerektiği, aynı mallarda karıştırma tehlikesi yüksek olduğu gibi mallar arasında benzerlik oranı yükseldikçe karıştırma oranı da yükseleceği,
Ortalama tüketici, markaları aynı anda incelemeye tabi tutmadığı gibi küçük ayrıntıları da dikkatli biçimde inceleyemeyeceği, sadece geçmişte edindiği izlenimin etkisiyle hafızasında kalan ile yetinerek bir sonuca varmaya çalışacağı, ortalama alıcı kitlesinin tamamı karıştırma tehlikesine maruz kalmasa bile bir kısmının bu risk altında bulunması dahi karıştırılma ihtimalinin gerçekleştiğinin kabulü için yeterli olduğu,
Ancak; ortalama tüketicinin dikkat düzeyi, mal ve/veya hizmetlerin türüne göre değişebileceği, eğer söz konusu olan mal ve/veya hizmet, kitlesel tüketim mal veya hizmetleri ise, ortalama tüketici makul derecede iyi bilgilendirilmiş ve bu derecede tedbirli, dikkatli kimse olduğu, söz gelimi çiklet, çikolata, bisküvi gibi fiyat bakımından ucuz ürünlerin satın alınmasında tüketiciden beklenen dikkat düzeyi düşük olacağı, aynı şekilde, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerin alınması sırasında gösterilen özenin düşüklüğü, markalar arasında daha açık farklılıklar bulunmasını gerektiği, yani, “ortalama tüketici”nin seviyesi, ilgili mal ve/veya hizmetlerin hangi tüketici kitlesine hitap ettiğinin tespit edilmesiyle bulunacağı, mal/hizmetlerin günlük tüketim niteliği, hızlı alım satıma konu olması, ucuz olması ve önceki markanın hafızada bıraktığı izin tüketicinin tercihinde önemli etken olması gibi faktörler, ilgili “ortalama tüketici”nin seviyesinin belirlenmesinde önem arz ettiği,
Davalının markasının kapsamına alınmak istenilen 28 ve 35. sınıflara giren emtiaların hitap ettiği ortalama tüketici/alıcı kitlesinin bilinç/dikkat/özen/seçicilik seviyesi incelendiğinde; bunların tüketicinin/alıcının gündelik (her anının, rutininin) ihtiyaçlarını karşılamadığı, sık satın alınan emtialar olmadığı, dolayısıyla bu alıcıların, söz konusu emtiaları satın alma kararını verdikleri süreçte daha uzun vakit geçirdiği, muhtelif bilgi kaynaklarından bilgi sağlayarak/makul süreli bir araştırma yaparak yanlış/eksik/kalitesiz mal/hizmet alma riskini azaltmaya çalıştığı, yani bir süre düşünüp değerlendirerek daha çok zahmete ve gayrete katlanarak satın alma kararını verdiği düşünülmekle, bu alıcıların dikkat/özen/seçicilik/bilinç seviyelerinin düşük olmadığı,
Davacının markasının kapsamına giren, 09, 18 ve 20. Sınıflara giren emtialar ile aynı/benzer/türdeş olan emtiaların, davalının markasının kapsamına alınmak istenilen 35. Sınıftaki toptan/perakende satış/mağazacılık hizmetleri kapsamından .... tarafından zaten çıkartılmış olduğu, bunlar dışında kalan emtialardan, sadece, davalının markasının kapsamından yine ... tarafından, huzurdaki davaya konu edilen kararda çıkartılmış olan ve 28. Sınıfa giren; “Oyunlar ve oyuncaklar. Salonda oynanan oyunlar; harici ekran ya da monitör ile bağlanıp oynanabilen oyunlar için aletler, makineler ve cihazlar (jetonla çalışanlar dahil).” açısından, davacının markasının kapsamına giren 09. Sınıftaki ‘Oyun sistemleri için bellek modülleri; bilgisayar yazılımları; önceden kaydedilmiş bilgisayar programları; bilgisayar oyunu oynama esnasında bilgisayar sesini, oyun sesini, sohbeti ve müziği karıştırarak hepsinin aynı anda net olarak duyulmasını sağlayan, mixamp adı verilen aygıtlar; bilgisayar oyunu oynarken takılan gözlükler/göze takılan aksesuarlar; oyun bilgisayarları için kasalar’ ile bir türdeşlik/benzerlik olduğu değerlendirildiğinden, dava konusu edilen markanın kapsamında kalmış olan; “Oyunlar ve oyuncaklar. Salonda oynanan oyunlar; harici ekran ya da monitör ile bağlanıp oynanabilen oyunlar için aletler, makineler ve cihazlar (jetonla çalışanlar dahil)” emtialarının toptan/perakende satışı/mağazacılık hizmetleri açısından da, somut uyuşmazlıkta emtia benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleştiği, çünkü; bir mal sınıfı 35. Sınıf kapsamında perakendecilik hizmetine konu oluyorsa bu durumda benzerlik bulunduğu, doktrin ve Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği, zira; “Praktiker” kararında da belirtildiği üzere, “somut bir malı satmak için verilen bu hizmet tabiatıyla bu mal olmadan bir mana ifade etmeyecektir.” O halde; davalının markasını tescil ettirmek istediği 35. Sınıf kapsamında yer alan, “Oyunlar ve oyuncaklar. Salonda oynanan oyunlar; harici ekran ya da monitör ile bağlanıp oynanabilen oyunlar için aletler, makineler ve cihazlar (jetonla çalışanlar dahil)” emtialarının elverişli bir şekilde görülmesi ve satın alınması için bir araya getirilmesi hizmetleri ile davacının markalarının kapsamında yer alan ve 09. Sınıfa giren “Oyun sistemleri için bellek modülleri; bilgisayar yazılımları; önceden kaydedilmiş bilgisayar programları; bilgisayar oyunu oynama esnasında bilgisayar sesini, oyun sesini, sohbeti ve müziği karıştırarak hepsinin aynı anda net olarak duyulmasını sağlayan, mixamp adı verilen aygıtlar; bilgisayar oyunu oynarken takılan gözlükler/göze takılan aksesuarlar; oyun bilgisayarları için kasalar” emtiaların en azından benzer olduğu, bu mal ve hizmet çeşitlerinin yakın bağlantılı bulunduğu ve birbirini tamamladığı, benzer alıcı çevresine hitap ettiği, son kullanıcıları ve hedeflenen tüketici profillerinin aynı olduğu ve benzer markaları bu mal ve hizmetlerde gören tüketicilerin markalar arasında veya marka sahibi işletmeler arasında bir bağlantı kurmasının mümkün olduğu,
Yukarıda sayılan hizmetler haricide kalan ve dava konusu edilen markanın kapsamında kalmış olan mal ve hizmetlerin ise, yukarıda yer verilen benzerlik/türdeşlik kriterlerine göre ele alındığında, benzer/türdeş olduklarını söylemenin mümkün olmadığı, zira bunlar; benzer alıcı çevresine hitap etmezler, benzer ihtiyaçları gidermeyeceği, aynı kaynaklar tarafından sağlanamayacağı, dağıtım kanalları ve satış yerlerinin farklı olduğu, birbirlerini tamamlayıcı nitelikleri olmadığı ve birbirleri yerine ikâme de edilemeyeceği, son kullanıcıları ve hedeflenen tüketici profillerinin aynı olmadığı, aralarında ham madde/yarı mamul/mamul ilişkisi dahi bulunmaz ve benzer markaları bu farklı mal ve hizmetlerde gören tüketicilerin/alıcıların markalar arasında veya marka sahibi işletmeler arasında bir bağlantı kurması mümkün olmadığı,
Bu nedenle de, davalının markasının kapsamda kalan emtialardan, sadece; “Oyunlar ve oyuncaklar. Salonda oynanan oyunlar; harici ekran ya da monitör ile bağlanıp oynanabilen oyunlar için aletler, makineler ve cihazlar (jetonla çalışanlar dahil emtialarının elverişli bir şekilde görülmesi ve satın alınması için bir araya getirilmesi hizmetleri” açısından, somut uyuşmazlıkta emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleştiği, diğer emtialar açısından ise gerçekleşmediği,
Markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali de dahil olmak üzere karıştırılma ihtimali:
6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesinde düzenlenen nispi ret nedeni, markaların ortalama tüketicileri nezdinde ilişkilendirilme ihtimali de dahil bir karıştırma ihtimalinin bulunup bulunmadığı hususuna dayalı olduğu, karıştırma ihtimali “ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması” olarak tanımlanabileceği, öğretide karıştırma ihtimali, “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın daha önceden tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için, önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın algılamayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlandığı, öte yandan bir mal ve/veya hizmetin gerçek ve potansiyel tüketici /müşteri kitlesi arasında iki ayrı işletmeye ait mal veya hizmetin aynı işletmeden kaynaklandığı ya da bu mal veya hizmetlerin farklı işletmelere ait olduğu fark edilse bile, markalar ya da işletmeler arasında bir bağlantının bulunduğu yönünde bir algının ortaya çıkması ihtimali halinde de karıştırma ihtimalinin varlığından söz edileceği,
SMK m. 6/1 kapsamında bir iltibasın varlığının tespitinde doktrin ve yargı kararlarında esas olarak şu ilkeler ortaya konmaktadır:
Görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler,
Çağrıştırma,
Bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat,
Malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu,
Markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman.
Karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkışında mal ve hizmetler arasındaki daha az bir benzerliğin markalar arasındaki daha yüksek bir benzerlik düzeyi ile dengelenebileceği,
Taraf markalarında esas unsur olarak kullanılmış olan “...” ibaresinin ortaklığından hareketle, karşılaştırılan markaların görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olduğu, davalının dava konusu edilen markasının, davacının markasının serisinin bir devamı olarak algılanabilecek nitelikte bir türemeye sahip olduğu ve alt marka algısı yaratmaya uygun nitelikte olduğu, davalının markasındaki basit harf tasarımının ve renk unsurlarınun varlığının, bu benzerliğin aşılması için yeterli bir farklılık/ayırt edici nitelik olarak değerlendirilmesi mümkün görülmediği, zira; potansiyel müşteriler daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak (imperfect collection) tekrar marka tercihi yapacaklarından, markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacağı, davacının “....”li markasını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davalının “....” ibaresini ihtiva eden markasıyla karşılaştığında bu markaları “benzer bulması ve karıştırması” ihtimal dahilinde olduğu, ayrıca; davalının markasının kapsamda kalan emtialardan, sadece; “Oyunlar ve oyuncaklar. Salonda oynanan oyunlar; harici ekran ya da monitör ile bağlanıp oynanabilen oyunlar için aletler, makineler ve cihazlar (jetonla çalışanlar dahil) emtialarının elverişli bir şekilde görülmesi ve satın alınması için bir araya getirilmesi hizmetleri” ile davacının markasının tescilli olduuğu emtialar benzer/türdeş emtialardır, dolayısıyla, sadece bu emtialar özelinde, hedef tüketicilerin/alıcıların, taraf markaları altında sunulan farklı emtiaların aynı şirketten veya ekonomik olarak bağlantılı şirketlerden geldiği düşüncesine kapılma tehlikesinin ve karıştırma/yanılma ihtimalinin bulunduğu,
Davalının markasının kapsamda kalan emtialardan, sadece; “Oyunlar ve oyuncaklar. Salonda oynanan oyunlar; harici ekran ya da monitör ile bağlanıp oynanabilen oyunlar için aletler, makineler ve cihazlar (jetonla çalışanlar dahil) emtialarının elverişli bir şekilde görülmesi ve satın alınması için bir araya getirilmesi hizmetleri” açısından markalar arasında iltibas tehlikesinin/ karıştırılma ihtimalinin bulunduğu, diğer emtialar açısından ise bulunmadığı,
DAVACININ ÖNCEKİ KULLANIMA DAYALI GERÇEK HAK SAHİPLİĞİ İDDİASI;
6769 sayılı SMK’nın “marka tescilinde nispi ret nedenleri”nin düzenlendiği 6. maddesinin 3. fıkrasında; “Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.” denildiği,
Bu hüküm markanın gerçek sahibinin eskiye dayalı kullanımını tescilden üstün tutarak gerçek hak sahibinin korunmasını sağladığı, bu madde hükmünde yer alan itirazın kabul edilebilmesi için itiraz sahibinin o işaret üzerinde başvuru tarihinden önce hak sahibi olması veya rüçhan hakkını elde etmesi ve bunları ispat etmesi gerektiği,
Tescil, bir markanın daha özel hükümlerle korunmasını sağlar. SMK, istisnai olarak, marka hakkının tescile dayanmadan ilk kullanım yoluyla da elde edilebileceğini ve korunabileceğini de kabul ettiği, ancak, bu hakkın ne zaman ve nasıl oluşabileceğinin kriterlerini düzenlemediği, 6769 sayılı SMK’nın “Marka Tescilinde Nispi Ret Nedenleri” başlıklı 6. maddesinde, marka olarak tescil ettirilmek istenen işaret üzerinde tescil başvurusundan önce hak kazanmış kişilerin hukukunu korumaya yönelik hükümler bulunduğu, söz konusu maddenin 3. fıkrasına göre bir işaret üzerinde, bu işaretin –üçüncü bir kişi tarafından-marka olarak tescili amacıyla başvurusu yapılan tarihten veya başvuru tarihinde belirtilen rüçhan tarihinden önce, bir hak elde edilmiş ise, bu hakka sahip kişi, söz konusu işaretin tesciline itirazda bulunabileceği, bu hüküm, işaret üzerinde ilk kullanma yoluyla haksız rekabet hükümlerine göre kazanılan hakkı üstün tutmayı amaçladığı, bu bağlamda hak sahibinin işaretin sonradan bir başkası tarafından kullanılmasını yasaklaması TTK 57/5 ve 58/I, b’den kaynaklandığı,
İtiraz hakkının varlığı tescilsiz işaretin ticaret sırasında kullanılmış olmasını (SMK 6/3) gerekli kılar. “Ticaret sırasında kullanma” ile marka hukukuna özgü kullanma kastedildiği, markasal kullanım, öğretide işareti taşıyan mal ve/veya hizmetlerin köken itibariyle diğer mal ve/veya hizmetlerden ayırt edilmesini sağlamaya yönelik olduğunun alıcılar tarafından anlaşılmasını mümkün kılacak şekilde kullanılması biçiminde tanımlandığı, ancak markaların kaynak gösterme fonksiyonu dışında reklam, iletişim, kalite, yatırım ve garanti fonksiyonlarının da bulunduğu göz ardı edilmemesi gerektiği, madde metninde bahsedilen tescil edilmeden kullanılan bir marka veya ticarette kullanılan ticaret unvanı, işletme adı, alan adı gibi işaretler olduğu, itiraz veya dava hakkının varlığı tescilsiz işaretin ticaret sırasında kullanılmış olması olduğu, ticaret sırasında kullanma ile marka hukukuna özgü kullanma kastedildiği, ancak SMK’da “piyasada maruf hale getirme” şartından söz edilmese de bu şartın “zımnen” 6/3 maddesi hükmünde yer aldığını kabul etmek gerektiği, buna göre tescilsiz bir işaret üzerinde bir hakkın doğması ve korunması için, o işarete kullanım yoluyla hukuken korunması gereken bir ekonomik değer kazandırmak gerektiği, bu ise işaretin “asgari bilinirlik düzeyi”ne ulaşması ile mümkün olduğu, asgari bilinirlikten anlaşılması gereken, işaretin kullanım sonucunda belirli bir yer, bölge veya piyasada bilinir hale gelmesi olduğu, aksinin kabulü, piyasada işareti “ilk” kullanan kişiye korunma sağlanacağı anlamına gelir ki, bu “SMK hükümleri uyarınca sağlanan korunmanın tescil ile elde edileceği” ilkesini anlamsız hale getireceği gibi hakkaniyet ile de bağdaşmayacağı,
Davacı taraf; dava konusu edilen “.... ibaresinin, davalının markasının tescili kapsamında kalmış olan mal ve hizmetlerde, kendisi tarafından uzun yıllardır ciddi ve yoğun bir biçimde, Türkiye genelinde kullanıldığını ve bu şekilde gerçek hak sahipliğinin doğduğunu tevsik eden yeterli nitelikte, nicelikte ve içerikte delili, dava/marka işlem dosyasına sunmadığı, davacının “...” markasının bilgisayar oyunları dahil bilişim ile ilintili sektörde davacı/davacının selefi tarafından uzun yıllardır kullanılıyor olduğu kabul edilse dahi, bu markanın söz konusu sektör dışında tescilsiz bir kullanımından bahsetmenin mümkün olmadığı, bu nedenle de; somut olayda, davacının önceki kullanıma dayalı gerçek hak sahipliği iddiasının dava konusu edilen markanın kapsamında kalmış olan mal ve hizmetler açısından tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı,
DAVACI FİRMANIN İTİRAZLARINA/DAVASINA MESNET ALDIĞI MARKASININ TANINMIŞLIĞI İDDİASININ DAVALININ 2020/67860 SAYILI MARKASININ TESCİLİNE/HÜKMÜNE ENGELİ/ETKİSİ;
6769 sayılı SMK’nın 6/4 maddesinde; “Paris Sözleşmesinin 1’inci mükerrer 6’ncı maddesi bağlamındaki tanınmış markalar ile aynı veya benzer nitelikteki marka başvuruları, aynı veya benzer mal veya hizmetler bakımından itiraz üzerine reddedilir” denileceği, 6769 sayılı SMK’nın 6/5 maddesinde de; “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, ....de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hallerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hali saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal ve hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir......” denildiği, buna göre;
Marka, bir veya bir grup üretici ve/veya satıcının mallarını veya hizmetlerini belirlemeye, tanıtmaya ve rakiplerinden ayırıp farklılaştırmaya yarayan isim, terim, sözcük, simge (sembol), tasarım (dizayn), işaret, şekil, renk veya bunların çeşitli bileşimler olduğu, ayrıca markalar, tüketicilerin ve endüstriyel kullanıcıların satın alma sürecinde, ürünleri seçmeyi kolaylaştırırken aynı zamanda üstlendikleri riski de azalttığı, bu bağlamda pazara sonradan giren markalar, farklılaşmayı sağlamak ve ayırt edicilik yaratmak için pazara ilk veya önce giren olası rakip markalardan ve hatta rakip olmayanlardan bile farklılaşmak isteyeceği, bu farklılaşmayı, markalarında seçecekleri esas unsur, kelime, işaret, sembol ve renk ile yapacağı, günümüzde markalar birbirlerinden farklılaşmayı sağlamak, ünlerini kendileri sağlamak amacıyla iletişim, tasarım ve görsel iletişim/tasarım uzmanlarına özgün tasarımlarla marka yaratmaları konusunda ciddi ücretler ödeyeceği, bu anlamda, farklılaştırma yaratma çabası içinde olmayan ve bu konudaki maliyete katlanmak istemeyen firmalar önceki markalara benzer marka kullanma yoluna giderek ticari yarar sağlamaya çalıştığı, bu sebeple de, farklılaşmış, tanınmış markaların korunması, gerek ulusal, gerekse uluslararası mevzuatlar ile koruma altına alındığı,
Mevzuat tarafından ilave bir takım korumalar tanınan tanınmış markaların, hangi kriterlere göre belirleneceği, bu sebeple, önem arz ettiği, markanın tanınmışlığının tespitinde önem arz eden marka değeri (brand equity) kavramına değinmek gerektiği, marka değeri, markanın ismine ve sembolüne bağlı olarak tüketiciye ya da firmaya ilave bir değer kazandıran (veya kaybettiren) varlıklar grubudur ve söz konusu varlıklar grubu dört ana başlık altında toplanacağı, bunlar; marka farkındalığı, marka sadakati, algılanan kalite, marka çağrışımları (marka özdeşliği)dır. Markaların finansal değerleri yanında ona etki eden ve artı değerler kazandıran insanların belleklerinde oluşturulan marka değeri (brand equity) söz konusu olduğu, işletmeler, rekabet edebilmek amacıyla sahip oldukları markalarının marka değerlerini yükseltmek için markalarına sürekli yatırım yapmak zorunda olduğu, marka yaratma bir süreçtir ve finansal yatırım gerektireceği,
6769 sayılı SMK’nın 6/5. Maddesi kapsamında bir korumadan yararlanılabilmesi için;
Tanınmış marka sahibinin bu markanın tescilinden zarar görme ihtimali,
Haksız yarar sağlama,
Tanınmış markanın itibarına zarar verme,
Tanınmış markanın ayırt edici karakterini zedeleme, gibi şartlar arandığı, dolayısıyla, bir markanın sektöründe belirli bir bilinirliğe sahip olması, aynı ya da benzer başka bir markanın farklı mallar üzerinde tesciline engel oluşturabilmesi için yeterli olmayıp, aynı zamanda burada belirtilen şartların oluşması gerektiği, bu şartların fiili olarak gerçekleşmesi zorunlu olmayıp, gerçekleşebilecek olması durumu yeterli olduğu, tanınmış markanın sahibi, markasına verilecek zararın ya da markasının ününden sağlanacak yararın nelerden oluşacağını ve nasıl ortaya çıkacağını gösterir ve olayların olağan akışı içinde belirtilen durumların gerçekten olası olduğu yönünde bir sonuca varmak için yeterli kanaat oluşturacak deliller sunmalı veya en azından mantıklı bir sav ileri sürmesi gerektiği, bütün bunlardan sonra;
Davacının dava/.... marka işlem dosyasına sunduğu belge ve delillerden ; davacının “....” markasının tanıtımına yapılan (ciddi) yatırımlar, bu markanın piyasa payı ve bilinirliği anlaşılamadığı, dolayısıyla dava dosyası içeriğindeki somut deliller itibariyle, davacının “....” markasının “tanınmış” olduğunun söylenmesi mümkün olmadığı, ayrıca da davacı bu yöndeki “tanınmışlık” iddialarını ispat edebilse bile, somut olayda SMK m. 6/5 hükmü gereğince tanınmış marka korumasından yararlanılabilmesi için, davalının başvuruya konu markasının, davacının markalarının bu tanınmışlığından haksız yarar sağlaması, tanınmış markanın itibarına zarar vermesi ve ayırt ediciliğini zedelemesi durumlarından birinin oluşmuş olması gerektiği, hatta, tanınmışlığın varlığı koşulu sağlanmışsa bile, inceleme, önceki/tanınmış markanın zarar görecek şekilde etkilenmesi koşulu ile devam etmesi gerektiği, bu koşulun gerçekleşme ihtimali, haklı sebeplerle ve mantıklı argumanlarla ortaya konulmalıdır, şöyle, ki; davalının markasının tescil edilmesi halinde, hayatın olağan akışı içinde SMK 6/5 maddesinde sayılan durumların ortaya çıkmasının gerçekten olası olduğu yönünde bir kanaat olması gerektiği, davacının SMK 6/5 maddesi hükmünde sayılan şartların gerçekleştiğine/gerçekleşme ihtimali olduğuna dair de, dava/.... işlem dosyalarına herhangi bir delil sunmamış olduğu gözetildiğinde, davacının tanınmışlıkla ilgili gerek SMK m. 6/4 gerekse de m. 6/5 hükmüne dayalı iddialarının da, dava konusu markanın tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı,
DAVACININ KÖTÜ NİYETE İLİŞKİN İDDİALARININ DAVALININ ....SAYILI MARKASININ TESCİLİNE/HÜKMÜNE ENGELİ/ETKİSİ HUSUSUNDA DEĞERLENDİRME:
6769 sayılı SMK’nın “Marka” başlıklı birinci kitabının birinci kısmında 6. Maddede “Marka tescilinde nispi ret nedenleri” düzenlendiği, bu maddenin 9. Bendinde; “Kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.” denileceği, aynı kanunun yine birinci kitabının beşinci kısmında 25. Maddede; “Hükümsüzlük hâlleri ve hükümsüzlük talebi” başlığı altında, 1. Bentte; “5 inci veya 6 ncı maddede sayılan hâllerden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir.” denildiği, yani, 6/9 maddesinde düzenlenen “kötü niyet hali”nin bir marka tescilinde bulunması halinde, tescilli bir markanın hükümsüzlüğüne karar verilebileceği,
Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedileceği, tescil başvurusunda bulunan kişinin kötü niyetli olduğuna emare teşkil edebilecek olgu ve olayların varlığı, kötü niyetli marka başvurusunun kabulü için yeterli sayılacağı, buna karşılık başvuru sahibinin, hakkını kötüye kullanma niyeti taşıması veya başkalarını engelleme amacına sahip olması gibi sübjektif durumlar kural olarak tespit edilmeye çalışılmaması gerektiği, zaten kişinin içsel durumunu ifade eden sübjektif unsurlara doğrudan ulaşmak veya nüfuz etmek mümkün de olmadığı, ancak, somut olayda başvuru sahibinin içsel durumunu ifade eden bilme, kast, niyet gibi hususların anlaşılabileceği veya ortaya çıkarılabileceğine dair ciddi belirtilerin varlığı halinde, bunlar araştırılarak, kötü niyetli tescilin varlığı sonucuna ulaşmada yardımcı unsur olarak kullanılabileceği,
Markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığının bilinmesi halinde marka tescil başvurusunda bulunulması, markanın köken gösterme amacı dışında bir amaçla tescil edilmesi, örneğin esasen kullanılması planlanmayan bir markanın sırf bir başka işletmenin piyasaya girmesinin engellenmesi amacıyla tescil ettirilmesi ya da tescil başvurusunda bulunanın rakipleri ile haksız rekabete girişme amacı gibi kriterler dikkate alınabileceği,
Marka tescil başvurusunun kötü niyetli olup olmadığı hususunun belirlenmesinde genel geçer kriterler bulunmamakta, konunun her somut olay bazında değerlendirilmesi gerektiği, doktrine ve yerleşik içtihatlara göre; kötü niyetli tescilden söz edilebilmesi için başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp, yedekleme, marka ticareti yapmak amacına yönelik bir davranışta bulunmak kötü niyet göstergesi kabul edilebileceği, nitekim... sayılı .... kararında da, “Başvuru sahibinin, bir markanın aynısı veya benzerinin, aynı veya benzer mal ve / veya hizmetlerde kullanılmakta olduğunu bildiği halde, o markayla karıştırılabilecek bir markayı tescil ettirmek istemesi ve söz konusu işaretin asıl sahibinin markayı kullanmasını önlemek amacıyla marka tescil ettirmesi” gibi unsurların, kötü niyetin varlığına karar vermeye yarayacak işaretler olduğu ifade edildiği, .... diğer kararlarıyla kötü niyet kavramının uygulama alanı hakkında daha net bir çerçeve çizmeye çalıştığı, buna göre; “Başvuru sahibinin, başvurusu yapılan markayla karıştırılması olası bir markanın yurtdışında üçüncü bir kişi tarafından kullanıldığını bilmesi veya bilmesi gerekliliği hususu, tek başına, başvuru sahibinin ilgili hüküm kapsamında, kötü niyetle hareket ettiği sonucuna varılması için yeterli değildir .” ve “İnceleme konusu işaretlerin aynı olması, diğer faktörlerden hiçbirisi mevcut değilken kötü niyetin varlığını ortaya çıkarmaz. ”
Davacının dava dosyasına sunmuş olduğu beyan ve delillerinden , dava konusu edilen markanın, davacının ... görselli markasal kullanımları ile birebir aynı görseli haiz olduğu anlaşılacağı, davalının, davacının uzun yıllardır markasal hüviyette kullandığı bir tanıtma vasıtasının, içerdiği kelime, renk unsurları ve yazım kompozisyonuyla birebir aynısı olan bir görseli kendisine marka olarak seçerken davacının tanıtma vasıtasından esinlenmemiş olması, hayatın olağan akışına denk düşmediği, bu yüzden, dava konusu edilen markanın, basiretli ve iyinyetli bir tacirin tercih etmesi muhtemel bir işaret/tanıtma vasıtası olmadığı,
Bütün bunlara göre;
Taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olduğu,
Davalının markasının kapsamda kalan emtialardan , sadece; “Oyunlar ve oyuncaklar. Salonda oynanan oyunlar; harici ekran ya da monitör ile bağlanıp oynanabilen oyunlar için aletler, makineler ve cihazlar (jetonla çalışanlar dahil) emtialarının elverişli bir şekilde görülmesi ve satın alınması için bir araya getirilmesi hizmetleri” yönünden somut olayda emtia ayniyeti/ benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleştiği, diğer emtialar açısından gerçekleşmediği,
Bu değerlendirmelerden dolayı, karşılaştırılan markalar arasında, davalının markasının kapsamda kalan emtialardan, sadece; “Oyunlar ve oyuncaklar. Salonda oynanan oyunlar; harici ekran ya da monitör ile bağlanıp oynanabilen oyunlar için aletler, makineler ve cihazlar (jetonla çalışanlar dahil) emtialarının elverişli bir şekilde görülmesi ve satın alınması için bir araya getirilmesi hizmetleri” açısından iltibas tehlikesinin/karıştırılma ihtimalinin bulunduğu, diğer emtialar açısından bulunmadığı,
Davacının “önceki kullanıma dayalı gerçek hak” ve “tanınmışlık” iddialarının davalının markasının tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı,
Davalının, davacının uzun yıllardır markasal hüviyette kullandığı bir tanıtma vasıtasının, içerdiği kelime, renk unsurları ve yazım kompozisyonuyla birebir aynısı olan bir görseli kendisine marka olarak seçerken davacının tanıtma vasıtasından esinlenmemiş olmasının, hayatın olağan akışına denk düşmediği, dolayısıyla davacının “kötü niyet” iddialarının yerinde olduğu,
Bu değerlendirmeler ile dava konusu edilen 10.09.2021 tarihli .... kararının uyumlu olmadığı,
Davacının hükümsüzlük talebinin bu değerlendirmeler ile uyumlu olduğu davacının kötü niyet iddiasının yerinde olduğu dolayısıyla tüm mal ve hizmetler yönünden hükümsülük kararı verilemesi gerektiği sonuçlarına ulaşılmış davanın kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Davanın kabulüne,
.... sayılı kararının davaya konu tüm mal ve hizmetler yönünden iptaline,
Davaya konu markanın tüm mal ve hizmetler yönünden hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine,
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 51/4.maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip resen Türk Patent’e gönderilmesine,
Alınması gereken 80,70.-TL harçtan, peşin alınan 59,30.-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 21,40.-TL maktu ilâm harcının davalılardan alınarak hazineye irad kaydına,
Davacı kendisini vekille temsil ettirmesi sebebiyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 15.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
Davacının yapmış olduğu ve aşağıda dökümü yazılı 2.762,60.-TL
yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333),
Dair, davacı ve davalı vekillerinin yüzlerine karşı, diğer davalı vekilinin yokluğunda tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... Mahkemeleri'nde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.06.10.2022
Katip
Hakim ...
e-imzalı
MASRAF DÖKÜMÜ
İlk Masraf: 127,10.-TL
Bilirkişi Ücreti:2.300,00.-TL
G.A: 335,50.-TL-
TOPLAM:2.762,60.-TL