T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2022/27 Esas - 2022/315
T.C.
ANKARA
2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
KARAR TÜRK MİLLETİ ADINA
Esas No: 2022/27
Karar No: 2022/315
Hakim:...
Katip:...
Davacı ...
Vekili: Av. ..
Davalılar...
Vekili: Av....
2...
Vekili: Av....
Dava: Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali
Dava Tarihi: 21/01/2022
Karar Tarihi: 06/10/2022
Gerekçeli Kararın
Yazıldığı Tarih : 06/10/2022
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili... Kararının İptali istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA :
Davacı dilekçelerinde özetle;davacının “... ... plus sigortası” ibareli markanın tescili için davalı ... nezdinde dosyalamış olduğu ...sayılı marka başvurusunun, diğer davalı firmanın ... ...” ve .... sayılı “... katılım sigorta” ibareli markalarına dayalı olarak dosyaladığı itirazlar üzerine reddedilmesinin haksız ve hukuka aykırı bir işlem olduğunu, zira davacının “...” ibareli ilk marka tescilinin 2005 yılına kadar uzandığını, yani somut uyuşmazlıkta davacının.... sayılı “...” ibareli tescilli markalarından kaynaklanan müktesep bir hakkının mevcut olduğunu, davalı ...’in davacının huzurda dava konusu edilen markasını önceki tarihlerde tescilli bu markalarına benzetmezken diğer davalının tescilli “...”li markalarına benzetmesinin çelişkili ve haksız bir işlem olduğunu, zaten de taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal açılardan ayırt edilemeyecek derecede benzer olmadığını, davacının 2008 yılında özelleştirme sonucu satışa çıkarılan ... Sigorta şirketini, ... satın aldığını, aralarındaki anlaşmaya göre ...’nın 10 yıl boyunca başka bir sigorta şirketi kurmamayı taahhüt ettiğini, ...’nın 13.01.2017 tarihinde davalı ....’den devraldığını, ... ile davacı arasında 01.08.2018 tarihinde imzalanan lisans sözleşmesi gereği ...’nın davacının markalarını 5 yıl boyunca kullanma hakkını elde ederken davacının markalarına tecavüz olduğunu öğrenmesi halinde tecavüzü durdurma ve engelleme yükümlülüğünü de üstlendiğini, ...’nın bir iştiraki olan davalı firmanın bu hükme rağmen huzurda dava konusu edilen davacı markasına itiraz etmesinin bahsi geçen lisans sözleşmesinin de ihlali anlamına geldiğini, yani davalı firmanın itirazlarının kötü niyetli olduğunu ifade ederek, ......'nın 23/11/2021 tarih ve....sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :
Davalı ... vekili cevaplarında özetle; taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal düzeyde birbirleriyle karıştırılma ihtimali doğuracak derecede benzer olduğunu, davacının marka başvurusunun reddedildiği hizmetler açısından taraf markalarının aynı hizmetlerde kullanılacağını, markalarda en ön planda olan ibarelerin ortak olmasının markaları benzer kıldığını, tüketicilerin markaların aynı işletmeye ait olduğunu düşüneceklerini, aksi düşünülse dahi işletmeler arasında ekonomik/idari bağlantı olduğu kanısına kapılacaklarını, yani somut olayda karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu, davacının müktesep hak iddialarına mesnet aldığı önceki tarihlerde tescilli markalarının huzurda dava konusu edilen markadan farklı unsurlar içerdiğini ve farklı birer etki yarattığını, bu durumun ortalama tüketicide seri marka algısı oluşturmayacağını ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı şirket vekili cevaplarında özetle; taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olduğunu, bu markalarda esas unsurun “...” ibaresi olduğunu ve bu ibarenin ortak olduğunu, davacının markasında geçen diğer kelime unsurlarının markanın ayırt ediciliğine katkısı olamayacağını, ayrıca taraf markalarının birebir aynı hizmetlerde kullanılacağını, davacının müktesep hak iddialarına mesnet aldığı markaları incelendiğinde, dava konusu edilen markanın bu markaların ayırt edici karakterinin değiştirilmeden kullanılmasının çok ötesinde ve davalının tescilli markalarından doğan hakları ihlal eder şekilde tasarlanmış olduğunu, davacının taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan ve yargıya da intikal etmiş bulunan önceki tarihlerde tescilli markalarını mesnet alarak yeni marka başvurularında bulunuyor olmasının davacının kötü niyetinin açık bir tezahürü olduğunu, zira davacının “...” ibareli markalarının tescil tarihleri üzerinden 5 yıl geçmiş olmasına rağmen kullanılmıyor olmaları nedeniyle davalı tarafından davacının markaları aleyhine bir iptal davası açılmış olduğunu, bu davanın yargılamasının....nde .... Esas no.lu dosya kapsamında devam ettiğini, bu dava kabul edildiği takdirde davacının huzurdaki davada ileri sürdüğü müktesep hak iddialarının da mesnetsiz kalacağını, bu sebeplerle dava konusu edilen... kararının yerinde ve doğru olduğunu ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE:
Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.
Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı,... kararının yerinde olup olmadığı, davacının müktesep hak iddiasının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davacının .... sayılı.... sigortası" ibareli marka başvuru sahibi olduğu beyan, tevsik ve müşahede olunmaktadır.
Davaya konu... sayılı "acil ... plus sigortası" ibareli marka için davacı tarafından 10/04/2020 tarihinde 36.sınıf mal/hizmetleri kapsayacak şekilde marka tescil başvurusunda bulunulduğu, başvurunun yayınlanmasına karar verildiği, ilana karşı davalı tarafından.... sayılı "... ... ..." ibareli bir takım markalarına dayanarak itirazda bulunduğu, itirazın reddine karar verildiği, red kararına karşı davalının tekrar itirazda bulunduğu, ... ... sayılı kararı ile itirazın kabulüne karar verildiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 6/1 maddesi uyarınca; “Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.”
Bu madde ile getirilen düzenleme kapsamında, önceki markanın benzeri olan işaretler, sadece “aynı tür” mal ve hizmetler için değil, farklı sınıf ve alt gruplarda yer almakla beraber “benzer” mal ve hizmetler için de tescil edilemeyecek, tescil edilmişse hükümsüz kılınacaktır.
“Benzerlik” kavramı 6769 sayılı yasada tanımlanmamıştır. Ancak “Marka tescilinden doğan hakların kapsamı ve istisnaları” başlıklı 7/2(b) bendinde; “Tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılması.” yasaklanmış ve benzerlik olduğunun kabulü için gereken kıstas burada açıklanmıştır.
İşbu hükümler mülga 556 sayılı KHK’nın 8/1-b ve 9/b maddelerine karşılık gelmekte olup, bu KHK’ya ilişkin Yargıtay kararları ile doktrin görüşleri, SMK m. 6/1 bakımından da geçerlidir.
Karşılaştırılan işaretler arasındaki benzerlik telaffuz, anlam veya biçimden, işaretlerin toplu olarak bıraktığı izlenimden, seri içine girmekten veya başka bir çağrışımdan kaynaklanabilir. Halkın, karşılaştırılan işaretler arasında herhangi bir şekilde “bağlantı” kurabilmesi benzerlik bulunduğunu kabul etmek için yeterlidir.
Ulusal yargı kararlarımızda olduğu gibi ... kararlarında da somut olayın özelliğine göre değerlendirme yapılması gerekliliği, mal ve hizmetler arasındaki benzerlik ile markalar arasındaki benzerliğin birlikte göz önüne alınması gerekliliği ifade edilmektedir.
SMK’nun 6/1 hükmünün uygulanabilmesi, eski ve yeni marka arasındaki benzerliğin markaların kapsadıkları mal/hizmetlerin yakınlık derecesi de dikkate alındığında iltibas tehlikesi yaratması koşuluna bağlıdır. Burada iltibasın fiilen gerçekleşmiş olmasına gerek yoktur, sadece iltibas ihtimalinin varlığı yeterlidir.
Dolayısıyla markalar arasındaki benzerliğin, alıcıları, satın almayı düşündükleri mal/hizmet yerine bir başka mal/hizmet almak durumunda bırakması kadar, alıcıların iki farklı marka karşısında bulunduklarını anlamalarına rağmen bu markaların aynı kişiye ait olduğunu sanmaları ya da bu malları/hizmetleri üreten/yapan işletmeler arasında idari-ekonomik anlamda bir bağlılığın bulunduğu düşüncesine kapılmaları da iltibas tehlikesi içine alınmalıdır. Zira bu yolla, iltibasa yol açan markayı taşıyan mallar/hizmetler de, marka sahibine atfolunmaktadır.
İltibas ihtimalinin araştırılmasında, markalar arasında benzerlik bulunup bulunmadığı hususunda markanın bütünü itibariyle bıraktığı etki dikkate alınarak karar verilir. Marka farklı unsurlardan oluşmasına rağmen bütünü itibariyle bıraktığı etki, eski markayı çağrıştırabilir. Tam tersine, unsurlardaki benzerliğe rağmen markalar tamamen farklı etki bırakabilirler. Markanın bütünü itibariyle bıraktığı etki esas olduğundan, parçalara bölünerek inceleme yapılması ve özellikle markaların tek başına ayrım gücü bulunmayan tasviri işaretlerden oluşan kısımlarının aynı veya benzer olup olmadıkları üzerinde durulmasına da gerek yoktur. Ancak bunlar, markanın genel görünümüne etkileri ölçüsünde incelemede dikkate alınabilirler. Buna karşılık markaların esas unsurlarının aynı veya benzer olması markanın genel görünümüne etkisi az olan diğer unsurlardaki farklılığa rağmen iltibasa yol açabilir.
İltibas değerlendirmesi bakımından “aynı” mal ve hizmet ile kastedilen, mal/hizmet listeleri arasındaki birebir örtüşmedir. “Aynı tür” mal veya hizmetten kasıt ise aynı sınıfın alt grubunda sayılan mal veya hizmetlerin birbirine göre durumudur. Farklı sınıf ve/veya alt gruplarda yer alan mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığı ise; bahse konu mal veya hizmetlerin hitap ettiği tüketici kesiminin özellikleri dikkate alınmak suretiyle, bu mal veya hizmetlerin benzer ihtiyaçları giderip gidermediği, dağıtım kanallarının ve satış yerlerinin aynı olup olmadığı, ikame imkânlarının bulunup bulunmadığı, birbirini tamamlayıcı niteliği bulunup bulunmadığı benzer markaları bu farklı sınıf ve alt gruplardaki mal veya hizmetler üzerinde gören tüketicilerin herhangi bir şekilde markalar arasında veya marka sahibi işletmeler arasında bir bağlantı kurup kurmayacağı dikkate alınarak belirlenir.
Doktrinde de kabul gördüğü üzere, markalara ait mal veya hizmet listelerinde yer alan emtiaların "benzer" olup olmadığının değerlendirilmesinde, sınıflandırmaya ilişkin ulusal ve uluslararası düzenlemeler bağlayıcı kesin kurallar içermemektedirler. Bu nedenle, inceleme konusu markaların emtia listelerindeki sınıf numaralandırması ile bağlı kalınmaksızın, karşılaştırılan emtia listelerinin "benzer/ilişkili" mal veya hizmetlerden oluşup oluşmadığı da incelenmelidir.
“Marka kapsamındaki mal ve hizmetlerin aynı veya benzer tür olup olmadığı hususunda 1957 yılında yapılmış olan “Uluslararası Nice Protokolü” kapsamında hazırlanan “Mal ve Hizmetlerin Sınıflandırılmasına İlişkin Tebliğ” hükümlerine ve bunun ekindeki sınıflara ve alt gruplara göre yapılan listenin dikkate alınması gerekmekle birlikte tek başına listenin bir bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Bu anlamda, ilişkilendirmenin varlığı için mal ve hizmetlerin tamamen aynı sınıfta veya aynı alt grupta yer alması gerekmez.” Zira asıl olan, işaretlerin, kapsamlarındaki mal veya hizmetler üzerinde tescilli bir marka olarak kullanılması durumunda, tüketici nezdinde karıştırılma ihtimaline yol açıp açmayacağıdır. Bu nedenle, mal ve hizmet sınıf ve alt gruplarında benzerlik araştırmasında piyasanın anlayışı, benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları giderip gidermediği, mal veya hizmetlerin birbiri yerine ikame edilebilme ve rekabet olanaklarının olup olmadığı, birinin diğerini tamamlama imkânı olup olmadığı, mal veya hizmetlerin dağıtım kanallarının ortak olması, aynı veya yan yana raflarda satışa arz edilip edilmediği kullanım yöntemleri, hedeflenen müşteri kesiminin aynı olup olmadığı hususlarının araştırılması gereklidir.
Marka Hukukunda karıştırılma ihtimalinin varlığı “halk” nezdinde olmalıdır. Bir markanın diğer marka ile karıştırılma ya da iki marka arasında ilişki bulunduğu ihtimali, malın hitap ettiği uzman ya da satıcı nezdinde değil, halk nezdinde araştırılmalıdır. Dolayısıyla, markaların hitap ettiği tüketici ya da kullanıcı dikkate alınmak suretiyle, markaların bu kişiler nezdinde karıştırılıp karıştırılmayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir. Yasada geçen “halk” tabiri amaca uygun şekilde “markayı taşıyan ürünlerin nihai tüketici kitlesi” olarak anlaşılmalıdır” Benzerlikte görüşüne başvurulacak kişi markalı ürünün yöneldiği hedef kitleye mensup/makul derecede bilgilendirilmiş, makul derecede dikkatli ve makul derecede ihtiyatla değerlendirme yeteneğine sahip kişinin değerlendirmesidir. İlgili tüketici kitlesi belirlenirken “ortalama tüketicinin dikkat düzeyinin mal veya hizmetlerin kategorisine göre çeşitlilik gösterdiği de akılda tutulmalıdır.” (C -251/95 Sabel / Puma [1997]).
Toplanan delillere, bilirkişi raporunun aksine ve tüm dosya kapsamına göre;
Davalının 2019/49962 sayılı markasının müddet olduğu; davalının dava konusu marka başvurusunun tescil talebinde bulunduğu 36. Sınıfta yer alan tüm hizmetler, davacının redde mesnet alınan markalarının tescil kapsamımda yer aldığı; davalının marka başvurusunun tescil talebi kapsamında yer alan hizmetler ile davacının ... esas unsurlu markalarının tescilli hizmetleri birebir aynı olduğu;
Çekişme konusu olan 36. Sınıftaki “Sigorta hizmetleri. Finansal ve parasal hizmetler. Gayrimenkul komisyonculuğu, müşavirliği ve idaresi hizmetleri. Gümrük müşavirliği hizmetleri.” Tüketicilerin bir kısmının özen ve dikkat göstererek satın aldıkları hizmetler olduğu, ancak bu hizmetlerin tüketicileri toplumun her kesiminden kişiler olduğu, dolayısıyla eğitim, kültür, sosyo ekonomik durum farkı olmaksızın pek çok kişi bu hizmetlerin kullanıcısı/tüketicisi durumunda olduğu; dolayısıyla işbu hizmetler yönünden iltibas eşiği orta düzeyde olduğu, zira satın alma sürecinde, çok geniş yelpazedeki tüketicilerin tümünün aynı dikkati göstermesi mümkün olmadığı, bu durumun da yanılgı tehlikesini arttırdığı;
Davaya konu olan herhangi bir şekil unsuru içermeden düz yazı ile eşit büyüklükte aynı sırada “.... ibaresinden oluştuğu; düz yazım karakterindeki siyah renkli harflerle, baş harfleri büyük olacak şekilde aynı puntolarda, ayrı olarak yazıldığı, söz konusu markanın başında yer alan ..ibaresinin nitelik bildiren bir kelime olduğu, PLUS ibaresinin artı, fazla, pozitif edat niteliğinde bir kelime oluğu ve sonunda yer alan Sigorta ibaresinin ise tescil edilmek istenilen bir dizi hizmetin kendisini ifade etmesi nedeniyle markada tali unsur niteliğinde olduğu ve markanın esaslı unsurunun ... ibaresi olduğu;
Davaya ve redde mesnet gösterilen markaların ise kimisinin şekil ve kelime unsurundan oluşan karma marka olup, üstte özel tasarlanan B harfi ile bu harfin altında ise ... ve .... ibaresinden kimisi ise herhangi bir şekil içermeden düz yazı ile ...... ... ... ibaresinden oluştuğu;
Bu anlamda taraf markalarında ortak olan unsurun “...” ibaresi olduğu; ancak gerek davaya konu olan gerekse mesnet olan markanın sonuna konumlanan “....” ibarelerin markalara işitsel ve görsel anlamda ayırt edicilik katmadığı, bu ibarelerin 36. Sınıfta yer alan hizmetlerin, cinsini yahut niteliğini belirterek gönderme yapması nedeniyle markaların esaslı unsurunun sadece “...” ibaresi olduğu; bu nedenle davacı markası ile davaya mesnet olan markaların kurgu mantığının benzer özellikler benzerlikler taşıdığı; dava konusu markalarda baskın ve başat olan ‘...”’ kelimesinin hedef kitleler açından karıştırılma ihtimalinin daha fazla olacağı;
Markalar fonetik olarak, davaya mesnet markalar “...... olarak davalının davaya konu olan markası ise “acil ... plus sigortası” olarak telaffuz edileceği; bu anlamda markaların aynı şekilde başladığı ve vurgu ve tonlamanın ... ibaresinde olduğu, bu kelimenin markada ilk kelime olarak konumlandırılması nedeniyle benzerliği pekiştireceği dikkate alındığında markalar arasında kısmen farklılık olsa da işitsel olarak da benzer olduğu; bu duruma paralel olarak tüketiciler bir markayı en iyi reklâmlar aracılığıyla tanıdığı; reklâmlar da yazılı iletişim araçları olan dergi, gazete, broşür ve insörtler vb. şeklinde olabileceği gibi, sözlü iletişim araçları olan radyo ve televizyon aracılığıyla da yapıldığı; paralel olarak bilindiği üzere tüketiciler psikolojik olarak farklılığı gösteren noktalara değil, benzerliği sergileyen noktalara dikkatlerini yoğunlaştırdığı; ek olarak ortalama tüketici ise sözcüklerin başlangıcına daha çok dikkat edeceği; nitekim bu durum, OHIM nezdindeki bazı kararlara da konu olmuş ve marka işaretinin başlangıç kısmının iltibas değerlendirmesinde daha ön planda olduğu; dolayısıyla, sözcüklerin ilk hecesinde veya sözcük grubu söz konusu ise ilk sözcükteki ayniyet, karıştırma ihtimaline yol açabileceği; taraf markalarda ortak unsur olan ilk kelime olan ... ibaresinin birebir aynı olması ve markaların bu ibare ile başlaması, son olarak telaffuzları açısından da benzerlik bulunması nedeniyle markalar arasında işitsel açıdan benzerlik bulunduğu, markaların göz ve hafızada bıraktığı etkinin benzer olması sebebiyle ilgili sektördeki tüketici nezdinde iltibas oluşturacağı;
Neticesinde, dava konusu marka ile mesnet olan markanın bütünsel anlamda, markaların birbirlerinin farklı versiyonları, alternatifleri veya bir serinin devamı niteliğinde olduğunu, “acil ... plus sigortası” ibaresi ile karşı karşıya kalan tüketicinin bu ibareyi davacının markası olarak yorumlama yoluna gidebileceği, dava konusu markanın görsel mizanpajındaki farklılıkların benzerliği bertaraf edecek nitelikte olmadığı; hal böyleyken, başvuru konusu marka ile itiraza mesnet markanın genel izlenim yönünden benzer olduğu ve aralarında ilişkilendirme ve karıştırma olasılığının olacağı anlaşılmıştır.
.... Hukuk Dairesi’nin bir kararında.... Kraker” markaları arasında iltibas oluşacağına hükmedilmiştir. İşbu emsal karar uyarınca ortak esaslı unsurun varlığının iltibasa yol açacağı açıktır.
Öte yandan, taraf markalarında ortak unsur olan “...” kelimesinin zayıf bir marka olduğu kabul edilse dahi, bu ibarenin tescilli olduğu sürece korunacağı izahtan varestedir. ...sayılı ilamında “zayıf markaların koruma kapsamı” değerlendirilmiş ve .. markasında yer alan ...” ibaresinin sektöründe iplik emtiası için bir cins, vasıf ve ürünün karakteristik özelliğini betimlediği için ayırt ediciliği zayıf bir marka olarak kabul edilmesi gerektiği, bu tip ibarelerin yanına başka unsurların kullanılması durumunda karıştırılma riskini olmayacağı yönündeki yerel mahkeme kararını; tescilli ...” markasının, hükümsüz kılınmadığı sürece hukuken koruma altında olacağı ve bu ibareyi içeren markaların benzer kabul edilmesi gerektiği belirtilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
... K. sayılı kararında; “brownie” ibaresinin markanın asli unsuru olduğu, davacı tarafın bu ibareyi tek başına marka olarak aldığı, tanımlayıcı bir ibare olarak kabul edilse bile marka davacı taraf adına tescilli bulunduğundan hükümsüz kılınmadıkça geçerli olduğu ve marka hükümsüz kılınmadığı sürece herkese karşı ileri sürülebilen mutlak ve inhisari bir marka hakkı vermekte olduğu, davanın kek emtiası yönünden dahi kabulüne karar verilmesi gerekirken, yerel mahkemenin kek emtiası yönü ile markalar arasında benzerliğe yol açmadığı yönündeki kararının yerinde olmadığından bozulması gerektiğini bildirilmiştir.
İşbu emsal kararlar uyarınca; “...” kelimesinin herkesin kullanımına açık bir ibare olmadığı ve davalının tescilli “...” esas unsurlu/ibareli markaları hükümsüz kılınmadıkça, bu ibarenin aynı mallar üzerinde üçüncü kişiler tarafından markasal kullanımının mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Kaldı ki, davacı markasında “...” ibaresi 6769 S. SMK’nın 7/5 maddesi anlamında açıklayıcı bir unsur olarak da kullanılmamıştır. Dolayısıyla bu kullanımın markasal kullanım niteliğinde olduğu aşikardır.
Yukarıda da belirtildiği gibi, somut olayda taraf markaların aynı anda ya da ayrı ayrı gören ortalama bir tüketicinin bu markaların, “...” ibaresi kaynaklı, ilişkili markalar olduğunu sanması kuvvetle muhtemeldir. Markanın hitap ettiği tüketici kesimi bu iki aynı kişiye ait seri markalar olduğunu düşünebilecektir. Bu durumda davalı markası ile karşılaşan bir tüketici, davacı markasına ilişkin seri marka kanaatini davalı markasına aktarabilir. Yani, markaların hitap ettiği tüketici kesimi bu iki markayı aynı işletmeye ait seri markalar ya da farklı işletmelere ait ilişkili markalar sanabilir. Davacı markasını gören bir tüketicinin bu markanın, davacının “...” ibareli markalarının türevi yahut alt/yan markaları olduğunu düşünmesi de bağlantı kurma ihtimali kapsamındadır.
Taraf markalar arasında benzerlik olduğu, dava konusu marka başvurusunda yer alan 36. Sınıftaki tüm hizmetler yönünden mal/hizmet listelerinin aynı/aynı türden olduğu; Markaların karşılaştırılmasında bütünsel karşılaştırmanın esas olması hususu dikkate alındığında; taraf markaları arasında benzerlik kurulacağı ve hitap ettiği tüketici kesiminin bu iki markanın aynı işletmeye ait markalar ya da farklı işletmelere ait ilişikli markalar olduğunu sanabileceği ve bu şekilde markalar arasında bağlantı kurulabileceği; sonuç itibariyle, karşılaştırılan işaretlerin iltibasa yol açacak kadar benzer olduğu ve aralarında karıştırma ihtimali bulunduğu anlaşılmıştır.
Davacı dava dilekçesinde “...” ibaresini içeren markalarının ... nezdinde tescilli olduğunu ifade etmiştir. .... sayılı kararında: “farklı kişiler adına tescilli mükerrer markaların varlığı halinde mükerrer marka sahiplerinden birinin yaptığı ve tescilli markasının serisi niteliğindeki yeni bir başvurunun 556 sayılı KHK’daki tescil engellerinin varlığına rağmen müktesep hak ilkesinden yararlanarak tescil edilebilmesi için daha önceki markasının tescil ve kullanımıyla ilgili olarak mükerrer marka sahipleri arasında bir uyuşmazlık çıkartılmaksızın markaların kullanılmakta olması ve mükerrer markadaki asıl unsur muhafaza edilmek suretiyle marka sahibi ile bağlantısı ve tüketici zihninde yarattığı izlenim korunmak suretiyle seri markalar yaratmak amacını taşıması öte yandan da diğer işletmeye ait mükerrer markayı oluşturan işarete yakınlaştırma, benzetme vb. şekilde iltibas tehlikesine yol açılmaması ve bu yolla haksız yararlanma sonucunun doğmaması gerekli” olduğu tespiti yapılmıştır.
Marka Hukukumuzda tescilde öncelik ve teklik ilkesi kabul edilmekle birlikte, istisnai durumlar da söz konusu olabilmektedir. Nitekim; müktesep hak müessesesi de bu istisnai durumlardan birisidir. “Müktesep hak”, marka başvurunun kesinleşmesine bağlanan en önemli sonuçlardan biri olup; tescil hüküm ifade ettiği sürece aynı veya benzer işaret için üçüncü kişinin başvurması halinde, marka sahibi lehine mutlak ve/veya nispi ret nedeni teşkil eder. Bu istisnai duruma ilişkin olarak Yargıtay’ın bazı kararlarında, bazı istisnai durum ve koşullarda önceki tarihli marka tescilinin sonraki tarihli marka ya da marka başvurusu açısından kazanılmış bir hak teşkil edeceği içtihat edilmiştir. .... kararlarında kazanılmış hak teşkil eden önceki markaların tespiti yönünden bazı kıstaslar getirmiştir.
Bu karardan da anlaşılabileceği üzere müktesep hakkın kabulü üç koşula bağlanmıştır. Bunlar: müktesep hak iddia edilen tescilli marka ile davaya konu markadaki asli unsurların muhafaza edilmiş olması, eski markaya karşı hükümsüzlük davası açılacak sürenin dolmuş olması ve bu markanın çekişmesiz şekilde kullanılması, markalar arasında işletme ile bağlantısı ve tüketici nezdinde yaratılan izlenimin korunması, dava konusu markada, müktesep hak iddia edilen markaya nazaran kapsamın genişletilmemiş olmasıdır.
Davacının müktesep hak oluşturacağı öngörülen markalarından.... sayılı ... sigorta g şeki.... sayılı güvenli araç sigortası platin kasko poliçesi g şekil, ...sayılı güvenli aile paket poliçesi g şekil, .... sayılı g sigortacılık ... işidir şekil markaların aslı unsurunun da ... ibaresi olmadığı, bu nedenle davaya konu olan başvurusunda yer alan asli unsur önceki tarihli belirtilen bu markaların asli unsuru muhafaza edilerek başvuruya konu edilmediği; ayrıca markalar arasında işletme ile bağlantısı ve tüketici nezdinde yaratılan izlenimin korunmadığı; dolayısıyla bu markalar bakımından müktesep hak koşulları somut olayda oluşmadığı anlaşılmıştır.
Öte yandan davacının dava konusu marka başvurusuna konu edilen 36. Sınıftaki Sigorta hizmetler bakımından davacının önceki tarihli .... tescil numaralı markasından kaynaklı müktesep hakkının bulunduğundan söz edilebileceği, ancak, bunun için dava konusu başvurunun belirtilen hizmetler için uzun süreli kullanımının da ispat edilmesi gerektiği; ne var ki marka işlem dosyası kapsamında müktesep hak iddiasına dayanak yapılan markaların uzun süreli kullanımının ispat edilmemiş olduğu; bu nedenle de müktesep hak iddiasının kabulü için aranan koşullar arasında yer alan uzun süreli kullanımın ispat edilememesi nedeniyle davacının önceki tarihli markalarından kaynaklı müktesep hakkının bulunmadığı anlaşılmıştır.
Neticede dosya incelendiğinde, bilirkişi raporunun aksine ve tüm dosya kapsamından;
Davaya konu .... sayılı davacı markası ile davalının redde mesnet alınan “...” ibareli markaları arasında benzerlik bulunduğu, markaların mal ve hizmet listelerinin redde konu 36. sınıftaki tüm hizmetler bakımından aynı/aynı tür hizmetlerden oluştuğu, dolayısıyla ilgili tüketici kesimi nezdinde SMK 6/1 maddesi anlamında iltibas ihtimalinin olduğu, davacının .... sayılı "..." ibareli markasını “36. sınıfta yer alan” hizmetler üzerinde kullandığını ispatlayamaması nedeniyle, .... sayılı "Acil ....... ibareli" marka başvurusu yönünden önceki tescilden kaynaklı müktesep hakkının bulunmadığı, ... kararının yerinde olduğu ve iptali şartlarının oluşmadığı anlaşıldığından, bilirkişi raporunun aksine davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü KÜ M :
Davanın Reddine,
Alınması gereken harç peşin alındığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
Davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,
Davalı kurum ve davalı şirket kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 15.000,00.-TL maktu ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde.... Mahkemesine İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.06.10.2022
Kâtip Hâkim ...
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır