T.C. ANKARA 3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2023/123 Esas - 2024/206
TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR VERMEYE YETKİLİ
T.C.
ANKARA
3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2023/123
KARAR NO : 2024/206
HAKİM :...
KATİP : ...
DAVACI : ...
VEKİLİ : Av. ...
DAVALI : ...
VEKİLİ : Av. ...
DAVA : Alacak (Fikir ve Sanat Eseri ile ilgili Sözleşmeden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 07/11/2019
KARAR TARİHİ : 31/05/2024
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 28/06/2024
TALEP:
Davacı vekili 07.11.2019 harç tarihli dava dilekçesi ve duruşmadaki beyanlarında özetle: Müvekkili ... ile davalının 03.10.2011 tarihinde imzaladıkları sözleşme ile müvekkilinin hazırlayıp sunduğu ''...'' isimli programın davalı şirkete ait ... isimli televizyon kanalında aylık net 10.000,00 TL telif ücreti karşılığında yayınlanmasına ilişkin olarak anlaştıklarını, anılan sözleşmeye istinaden müvekkilinin ''...'' isimli programı ilgili kanalda hazırladığını ve sunduğunu, davalı şirketin programları canlı olarak ve kanal logosu ile yayınladığını, müvekkilinin yolculuk ve konaklama masraflarını karşıladığını, telif ücretlerini ödendiğini, taraflar arasında bir çekişme olmadığını, devam eden dönemde davalı şirketin müvekkilinden bir program daha talep ettiğini, bunun üzerine tarafların yine müvekkilinin hazırlayıp sunacağı bu defa ''...'' isimli programın davalı kanalda yayınlanacağına dair sözlü olarak anlaştıklarını, telif ücreti ve diğer hususlarda ise ''...'' programına ilişkin telif sözleşmesindeki hükümlerin emsalen uygulanacağını yine sözlü olarak kararlaştırdıklarını, müvekkilinin, taraflar arasındaki samimiyete güvenerek ''...'' isimli program için sözlü olarak yapılan anlaşmayı yazılı hale getirmediğini, tarafların anlaşması uyarınca müvekkili ...'nun davalı kanalda, programı verilen isimden tüm içeriğine kadar kendisine ait olan ''...'' isimli programı hazırlayıp sunmaya başladığını ve programın 22.07.2017 - 28.07.2018 tarihleri arasında tam 42 hafta boyunca cumartesi geceleri canlı olarak ve kanal logosu ile yayınladığı, müvekkiline herhangi bir ödeme yapılmadığını, müvekkili telif bedellerini talep ettiğinde kendisine şirketin mali yönden sıkıntı yaşadığı ve telif bedellerinin mutlaka ödeneceğinin söylendiğini, sürecin devamında karşı tarafın ısrarla herhangi bir ödeme yapmadığı, müvekkilinin onayı olmaksızın davalı şirkete ait kanalda yayınlanmaya devam edildiğini, davalıya ait kanalda canlı yayınlanan ''...'' programlarına ilişkin telif bedeli olarak şimdilik 5.000,00 TL ve davalıya ait kanalda tekrar olarak yayınlanan ''...'' programlarına ilişkin telif bedeli olarak şimdilik 5.000,00 TL olmak üzere toplam 10.000,00 TL alacağın, ihtarname tarihinden itibaren işleyecek reeskont avans faizi ile birlikte karşı taraftan tahsiline, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesi ve duruşmadaki beyanlarında özetle: Davacı ile davalı şirket arasında 22.07.2018 tarihinde yayına başlayan ... programı hakkında şifaen bir sözleşme yapıldığını, bu sözleşmeye göre; iç yapımlara ait programda davacının programın sunuculuğunu üstleneceğini, sunuculuk yapması karşılığında, davacının yol ve konaklama masraflarının karşılanacağını ve eş zamanlı tarihlerde davacının kitaplarının reklamlarının müvekkil kanalda herhangi bir bedel alınmadan tanıtılacağını, aynen anlaşıldığı şekilde davacının kitaplarına ilişkin reklamların müvekkil kanalda yayınlandığını ve hiçbir ödeme alınmadığını, yol ve konaklama giderlerinin eksiksiz olarak müvekkil tarafından karşılandığını; müvekkili şirketin, telif ücretinin fazla olması sebebiyle, davacıya kanala ait bir formatta sunuculuk yapması için teklifte bulunulduğunu, davacı tarafından ulaşım ve konaklama giderleri ile kitap reklamlarının yapılması karşılığında söz konusu teklifin kabul edildiğini, müvekkili şirketin telif ödeme durumu olsa idi, ... ile yoluna devam edeceğini, davacının imzasız olarak sunduğu Telif Hakkı Sözleşmesi ... programına ait olduğunu, yapımı ve formatı davacıya ait olan programa ilişkin telifin kendisine ödendiğini bu hususta hiçbir uyuşmazlık yaşanmadığını, davacının, ... programında bir eser meydana getirmediğini, programın yapımını üstlenmediğini, programın tüm format ve yapımı başkasına aitken sunucu sıfatıyla kendisine bir telif ödenmesini beklemesinin Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa açıkça aykırı olduğunu, program konukları ve programın tamamı kanal çalışanları tarafından koordine edildiğini, davacının sadece sunuculuk ve program moderatörlüğü görevini üstlendiğini, kendisine ait olmayan bir formatla ilgili telif talebinde bulunmasının eserin asıl sahiplerine açıkça yapılmış bir haksızlık olduğunu, davacı tarafından müvekkil şirketin el değiştirdiği tarihten sonra hiçbir sözleşmesi bulunmadığı gibi, el değiştirme sonrasında yayınlanmış hiçbir programının da bulunmadığını, davacının, müvekkil şirket el değiştirene kadar hiçbir ücret talebinde bulunmadığını, ne zamanki şirket el değiştirdikten sonra sözlü anlaşmanın koşullarını kendince değiştirerek kötü niyetli olarak talepte bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
ÖNCEKİ DEĞERLENDİRME:
Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda 19/11/2020 tarih ve ... sayılı kararla ÖZETLE; "... Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının hazırlayıp sunacağı ''...'' isimli programın davalı kanalda yayınlanacağına dair tarafların sözlü olarak anlaştıkları, anlaşma uyarınca davacının bu programı davalı kanalda 42 hafta boyunca canlı olarak yaptığı, aynı programın ikişer kez de tekrarlarının davalıya ait televizyon kanalında yayınlandığı hususunun taraflar arasında ihtilafsız olduğunu, ancak ihtilaflı olan hususun davacının yaptığı bu program karşılığında alacağı telif ücretine ilişkin bulunduğu, dava konusu davacının hazırlayıp sunduğu "..." programı ile ilgili şifaen kararlaştırılan davacının alacağı bedelin ne olduğu hususunun, ancak yazılı delille ya da delil başlangıcı niteliğinde bir belge sunulması halinde tanıkla ispat edilebileceği, davacı tarafından ne yazılı bir belge ne de yazılı delil başlangıcı niteliğinde belge sunulmadığından davanın ispatlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
.." şeklinde karar verilmiştir.
.... KARARI:
Mahkememizin 19/11/2020 tarih ve ... sayılı davanın REDDİNE dair verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesiyle, .... Dairesi'nin 28/02/2023 tarih ve ... sayılı kararıyla ÖZETLE:
"... Her ne kadar mahkemece, dava konusu "..." programı ile ilgili şifaen kararlaştırılan davacının alacağı bedelin ne olduğu hususunun, ancak yazılı delille ya da delil başlangıcı niteliğinde bir belge sunulması halinde tanıkla ispat edilebileceği, davacı tarafından ne yazılı bir belge ne de yazılı delil başlangıcı niteliğinde belge sunulmadığından davanın ispatlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de, yine mahkeme kararından ve tarafların beyanlarından, "..." isimli programının davacı tarafından hazırlanıp sunulduğunun, bu programın davalı şirketin TV kanalında yayınlandığının, davalı tarafça yayınlanan bu program karşılığında davacıya nakit bir ödeme yapılmadığının sabit olduğu görülmektedir.
Bu hale göre dosya kapsamında tarafların iddia ve savunmalarının deliller çerçevesinde değerlendirilip tartışılması gerekmektedir. Zira dosya kapsamında; davacı taraf programın kendisi tarafından hazırlanıp sunulacağının kararlaştırdığını iddia ederken davalı taraf, davacının sadece sunuculuk yaptığını savunmuş, davacı taraf telif ücreti ve diğer hususlarda ''...'' programına ilişkin telif sözleşmesindeki hükümlerin emsalen uygulanacağının kararlaştırıldığını ileri sürerken davalı taraf program bedelinin başka edimlerle ödendiğini savunmuş, herşeyden önce davacı taraf programın FSEK kapsamında eser olduğunu iddia ederken, davalı tarafça davacının, "..." programında bir eser meydana getirmediği, programın yapımının üstlenilmediği, programın tüm format ve yapımının başkasına ait olduğu savunulmuştur.
O halde mahkemece yapılacak iş, öncelikle dava konusu programın eser niteliğini taşıyıp taşımadığının belirlenmesi, davacının eser sahibi olup olmadığının tartışılması, programın davacı tarafça hazırlanıp hazırlanmadığının, sunulup sunulmadığının tespit edilmesi, telif ücreti ve diğer hususlarda ''...'' programına ilişkin telif sözleşmesindeki hükümlerin emsalen geçerli olup olmayacağının, davalı tarafça program bedelinin, ulaşım ve konaklama giderleri ile kitap reklamlarının yapılması karşılığında ödenip ödenmediğinin ayrıntılı, gerekçeli ve denetime elverişli bir şekilde belirlenmesi, bundan sonra da davacının zararını ve zarar verenin kusurunu ispat ettiği, ancak uğranılan zarar miktarının tam olarak ispatlanamadığı hallerde, talep edebileceği alacak miktarının, Türk Borçlar Kanunu'nun 50. maddesi de dikkate alınarak, ne miktarda olduğunun tespitinden ibarettir.
...
22/7/2020 tarihli 7251 sayılı Kanunun 35. maddesi ile değişik 6100 sayılı HMK’nın 353/1-a-6. maddesi uyarınca "Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması." halinde bölge adliye mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine gönderilmesine, duruşma yapmadan kesin olarak karar verir.
Bu durum karşısında mahkemece, yukarıda açıklanan hususlar gözden kaçırılarak, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, taraf vekillerinin istinaf itirazlarının kabulü ile HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, kararın niteliğine göre davacı vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
.
.." şeklindeki karar ile dosya yeniden mahkememize gönderilmiştir.
BAM ORTADAN KALDIRMA KARARI SONRASI DEĞERLENDİRME
UYUŞMAZLIĞIN TESPİTİ VE DİĞER HUSUSLAR:
Dava; televizyonda yayınlanan program sunuculuğunun yapılması ve ücretin ödenmemesi sebebiyle, 5846 sayılı FSEK kapsamında telif tazminatı talebinden ibarettir. Mahkememizce, BAM kararı sonrasında eksiklikler giderilmiş, uzmanlık gerektiren hususlarda bilirkişi raporu ve ek rapor alınmış, denetime elverişli rapor hükme esas alınabilir kabul edilmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, UYGULANACAK HÜKÜMLER ve GEREKÇE
Mahkememizce konusunda uzman heyetten alınan 26/05/2023 tarihli bilirkişi raporunda özetle;
"...a. Davaya konu ... adlı programın FSEK kapsamında eser niteliğinde olmadığı ve davacının eser sahibi olmadığı,
b. Anılan programın ... adlı medya hizmet sağlayıcı tarafından yayınlandığı, ancak yayın tarihlerine ve yayınlanan bölüm sayısına ilişkin dosyaya herhangi bir delilin sunulmadığı,
c. ... adlı programın FSEK kapsamında eser niteliğinde olmadığı kanaatini taşıdığımızdan, ... adlı program kapsamında taraflar arasında yapılan ve dosyaya sunulan sözleşmenin emsal nitelikte bir sözleşme olarak (varsayımsal sözleşme) kabul edilemeyeceği,
d. Davacının programın sunuculuğunu üstlenmesi karşılığı taraflar arasında ne tür bir anlaşmaya varıldığını tespit etmeye elverişli herhangi bir delil dosyada bulunmadığı gibi, davalının da ... adlı televizyon kanalında davacının kitaplarının tanıtımını yapıp yapmadığına, yaptıysa hangi sıklıkta yaptığına ve bunun değerine ilişkin olarak sunulan bir delil de bulunmadığı,
e. Programın ... adlı televizyon kanalında kaç bölüm yayınlandığına ilişkin de dosyaya herhangi bir delilin sunulmadığı,
f. Yukarıda belirtilen hususlarda takdiri Mahkemeye ait olmak üzere, TBK m.50 delaletiyle davacının sunuculuk görevi nedeniyle bölüm başına talep edebileceği bedelin 2.500.-TL ila 3.000.- TL mertebesinde olabileceği,..." şeklinde ifade edilmiştir.
Davacı vekilinin itirazlarını karşılar nitelikte 21/11/2023 tarihli bilirkişi ek raporunda özetle;
"...Sayın Mahkemenizce verilen görev kapsamında yapılan incelemede, Davacı itirazlarının değerlendirilmesinde; kök raporda varmış olduğumuz görüş ve kanaatlerimizde değişiklik olmadığı..." şeklinde görüş bildirilmiştir.
.... sayılı ortadan kaldırma ilâmında da belirtildiği gibi, "..." isimli programın davacı tarafından hazırlanıp sunulduğunun ve bu programın davalı şirketin TV kanalında yayınlandığının, davalı tarafça da yayınlanan bu program karşılığında davacıya nakit bir ödeme yapılmadığı sabittir.
Bu kapsamda; ihtisas mahkememizce en başta incelenmesi gereken husus, dava konusu programın eser niteliğini haiz olup olmadığıdır.
Dava konusu ... isimli program kayıtları davacı tarafından dosyaya sunulmamıştır. ... (...)’ndan davalı kanal tarafından yayınlanan ... isimli programın canlı ve tekrar olarak hangi tarihlerde ve kaç bölüm olarak yayınlandığının mahkememize bildirilmesi, 16/01/2024 tarihli müzekkere ile istenilmiş, ...'ün 17/01/2024 tarihli cevabî yazısında Üst Kurulda program ve içerik bazında arşivleme yapılmadığı, bu nedenle "..." isimli programın canlı ve tekrar olarak hangi tarihlerde ve kaç bölüm olarak yayınlandığına dair herhangi bir tespit yapılamadığı, ayrıca 6112 sayılı "Radyo ve televizyonların Kuruluş ve Yayın hizmetleri Hakkında Kanun'un 25. Maddesinin 1. Paragrafında; "Özel medya hizmet sağlayıcılar, yaptıkları her yayının kaydını bir yıl süreyle muhafaza etmekle yükümlüdür." hükmünün yer aldığını ve söz konusu hüküm doğrultusunda yayın tarihinden itibaren 1 yılı geçmemek şartıyla talep edilen yayınlara ait yayın tarihi ve yayın saati bildirildiği takdirde, Üst Kurul arşivinde mevcutsa hemen, değilse medya hizmet sağlayıcılarından talep edilerek ücreti karşılığında mahkememize gönderilebileceği cevabı verilmiştir.
Bu kapsamda, dava konusu program 22/07/2017 - 28/07/2018 tarihleri arasında yayınlandığından ve böylelikle yayın tarihi üzerinden 1 yıldan fazla zaman geçtiğinden, ...'den programa ilişkin bilgiler temin edilememiştir.
Bilirkişi heyetince program internet üzerinden araştırıldığında; programın davalı firmaya ait Youtube kanalında muhtelif tarihlerde yayınlandığı anlaşılmış ve inceleme söz konusu Youtube videoları üzerinden yapılmıştır. ... isimli TV Programının, güncel konularda çeşitli uzman konukların yer aldığı açık oturum niteliğinde bir program olduğu, programın sunucusunun davacı ... olduğu anlaşılmıştır.
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 21.02.2001 tarih ve 4630 sayılı kanunla değişik 1/B-a maddesi “eseri” “sahibinin hususiyetlerini taşıyan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsulleri” olarak tanımlamıştır. Yasaya göre, bir fikir veya sanat ürününün “eser” sayılabilmesi için aranması gereken birinci unsur sahibinin özelliklerini taşımasıdır. Böylece yasa, uluslararası sözleşmelerde olduğu gibi bireysel özelliği, yani orijinalliği ön planda tutmuştur.
Öğretide, bu unsur, bireysel üslup, yaratıcı gücün yansıması, var olanlardan farklı olanı ortaya koymak, herkes tarafından meydana getirilemeyeni yaratmak, yeni bir özelliğe sahip olmak gibi değişik terim ve nitelemelerle anılmaktadır. Her türlü edim, eylem eser korumasına sahip olmaz. “Eser”den söz edebilmek için, söz konusu edimin öncelikle sahibinin hususiyetini taşıması gerekir. Sahibinin hususiyetini taşımakla birlikte aynı zamanda FSEK kapsamında sayılan eser türleri içinde de yer almalıdır. Her türlü yaratıcı edim, eser sayılabilir mi sorusu yukarıdaki ölçütler çerçevesinde yanıtlansa da, yaratıcılık düzeyinin yüksek olmasına gerek yoktur. Düşük düzeyli yaratıcı edimler de korunur. FSEK salt başyapıtları değil FSEK 1/B’deki koşulları yerine getirmesi kaydıyla başka yapıtları da korur.
Bu açıklamadan da anlaşılacağı üzere, bir fikri çabayı diğerlerinden ayıran ve eser olarak korunur hale getiren en önemli unsur, sahibinin hususiyetini yansıtacak düzeyde şekillenmiş olmasıdır. Şüphesiz, "hususiyetin" daraltıcı anlamda yorumu suretiyle, mutlaka üst düzeyde yaratıcılık ve orijinallik içermesi gerektiği düşüncesi benimsenemez. Ancak öte yandan, "hususiyetin" geniş anlaşılması da eser olmayan ürünlere bu niteliğin tanınması aracı yapılmamalıdır (.... )
Bu genel açıklamalardan sonra, dava konusu televizyon programının eser niteliğini değerlendirecek olursak:
Bilindiği üzere, en etkili ve popüler kitle iletişim araçlarından birisi televizyondur. Televizyon kanalları (6112 sayılı Radyo ve Televizyon Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun’da bu kuruluşlar “Medya hizmet sağlayıcı” olarak ifade edilmektedir.) yayınlarının içeriğini, kanal kimliklerine göre farklı program türlerinden oluşturabilmekte ve bunu farklı mecralardan izleyicileri ile buluşturabilmektedirler. Kuruluşundan beri televizyon yayınlarında temel amaç, kamuoyunu bilgilendirmek, eğitmek ve eğlendirmektir. Bu amaca erişmek için de medya hizmet sağlayıcılar çeşitli türlerde programları hedef kitlelerine sunmaktadırlar. Bu bağlamda, sinema filmi, televizyon filmi, dramalar, haberler, haber ve tartışma programları, belgeseller, yarışma ve eğlence programları, eğitim pogramları, müzik programları, spor yayınları gibi pek çok program türünden söz edilebilir.
Öncelikle, FSEK’te “televizyon eserleri” ayrı bir eser türü olarak belirtilmemiştir. Gerçekten de, yukarıda belirtildiği gibi, FSEK kapsamında bir fikri ürünün eser olarak kabul edilebilmesi için, sahibinin hususiyetini yansıtmanın yanı sıra, Kanun’da belirtilen eser türlerinden birisine dahil olması zorunluluğu vardır. Bu noktada, herhangi bir türdeki televizyon programının, eser niteliğinde olmasa dahi, medya hizmet sağlayıcının, yayınları üzerinde FSEK m.80 kapsamında bağlantılı haklarının olduğunu da ifade etmekte yarar görülmektedir. Medya hizmet sağlayıcılara (radyo-tv kuruluşlarına) sağlanan bu haklar, yaratıcı faaliyetleri sebebiyle değil, programların geniş kitlelere ulaştırılmasındaki katkıları sebebiyledir. Bir başka ifade ile, televizyon programı FSEK bağlamında eser niteliğinde olmasa dahi, medya hizmet sağlayıcı yayını üzerinde bağlantılı hak sahibidir.
Bu kapsamda, bir televizyon programının FSEK kapsamında eser olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceği üzerinde durulması gerekmektedir: Yukarıda ifade edildiği gibi, televizyon eserleri adı altında bir eser türü FSEK’te yer almamaktadır. Bir televizyon programının, niteliği gereği FSEK’teki eser türleri içinde en yakın olduğu tür ise FSEK m.5’de düzenlenen sinema eserleridir. FSEK’in “Sinema Eserleri” başlıklı 5. maddesi “Sinema eserleri, her nevi bedii, ilmi, öğretici veya teknik mahiyette olan veya günlük olayları tespit eden filmler veya sinema filmleri gibi, tespit edildiği materyale bakılmaksızın, elektronik veya mekanik veya benzeri araçlarla gösterilebilen, sesli veya sessiz, birbiriyle ilişkili hareketli görüntüler dizisidir.” hükmünü amirdir. Bu tanımda belirleyici olan unsur, birbiriyle ilişkili hareketli görüntüler dizisidir. Bir televizyon programının FSEK kapsamında eser niteliğinde olup olmadığını değerlendirirken kuşkusuz, subjektif unsur olarak ifade edilen “hususiyet” unsurunu da her zaman dikkate almak gerekmektedir.
Bir sinema eseri, farklı alandan pek çok kişinin bir araya getirilmesi ile oluşturulur. Bu kişiler içinde senaryo yazarı, yönetmen, özgün müzik bestecisi, diyalog yazarı, animator gibi yaratıcı çaba gösterenlerin yanı sıra, bu nitelikte değerlendirilemeyecek (ulaşım görevlisi, set işçisi, ses teknisyeni, ışık teknisyeni vb.) katkı sunan kişiler de bulunur. Nitekim FSEK m.8’de sinema eserlerinde eser sahibi olarak yukarıda belirtilen yaratıcı çaba sahipleri sayılmıştır.
Davaya konu ... adlı programa gelince: Bir televizyon yayınında yer alabilecek program türleri örnek olarak yukarıda belirtilmişti. Kuşkusuz burada sınırlı sayı ilkesi söz konusu değildir. Alan, sürekli değişen, dinamik bir alandır ve terminolojide de farklılıklar olabilmektedir. Bu programın bir tartışma programı niteliğinde olduğu ifade edilebilir. Programda, önceden belirlenen konuların, yine önceden belirlenen alanında uzmanların katılımıyla ele alındığı, davacı ...’nun programın sunuculuğunu üstlendiği görülmektedir. Programın canlı olarak yayınlanmasının ise eser niteliğinin değerlendirilmesine doğrudan bir etkisi yoktur. Programın formatı gereği bir senaryo yazarının bulunması mümkün görülmemektedir. İçerik ve sunuş tarzı itibariyle de hususiyet taşımadığı, benzer çok sayıda program türünün, formatının bulunduğu bilinmektedir. Her ne kadar bu programın da bir yönetmeninin olması teknik açıdan bir zorunluluk ise de, bu yönetmenin yaratıcılığını kullanarak programa değer katması söz konusu değildir. Programda ele alınacak konuları seçme, programa katkı sunacak kişileri ve onlara sorulacak soruları belirleme gibi hususlardaki farklılıkların ise programa hususiyet katmadığı değerlendirilmiştir.
Bu kapsamda üzerinde durulması gereken bir diğer husus ise davacının yapımcı sıfatının bulunup bulunmadığıdır: Taraflarca dosyaya programın kayıtları sunulmadığı gibi, iddiaları destekleyici deliller de sunulmamıştır. Programın bilirkişilerce Youtube üzerinden izlenen kayıtlarında jeneriğe tesadüf edilmediği tespit edilmiştir. Dolayısıyla buradan hareketle de bir sonuca varmak mümkün değildir. Bir televizyon kuruluşu çeşitli şekillerde program temin edebilir, üretebilir: Bunlardan ilk akla geleni, kendi kaynaklarıyla ürettiği iç yapımlardır. Bu yapımlarda televizyon kuruluşu, programın yapımı için gereken kaynakları kendisini doğrudan veya dolaylı olarak temin eder ve programı gerçekleştirir. Bir diğer yöntem, dışarıdan gelen önerileri bünyesinde değerlendirir ve uygun gördüklerini, tabir caizse, anahtar teslim olarak dışarıya ürettirir. Üçüncü yöntem, kendi bünyesi dışında ve sipariş de vermediği, yapımcılarca üretilen programların (ve sinema filmlerinin) lisansını alarak program teminidir. Kuşkusuz ki, ortak yapımlar da söz konusu olabilir. Bu halde taraflar, aralarındaki bir sözleşme ile karşılıklı olarak hak ve yükümlülüklerini belirlerler.
Davaya konu ... adlı program bir stüdyo programıdır ve programın davalı ...’nin stüdyosunda çekildiği, davacının da bu programın sunuculuğu üstlendiği görülmektedir. Dosya içeriğinden hareketle bu programın yukarıda belirtilen yöntemlerden hangisi ile meydana getirildiğini ve davacının yapımcı olup olmadığını kesin olarak tespit etmek mümkün görülmemektedir. Bununla birlikte, huzurdaki dava açısından, bu husus programın eser niteliğinde olup olmadığı ile ilgili değildir; aynı şekilde, hangi yöntemle üretilmiş olursa olsun, bu yayın üzerinde ...’nin FSEK m.80 dolayısıyla bağlantılı hak sahipliği vardır.
Bu değerlendirmeler ışığında sonuç olarak, davaya konu programın FSEK kapsamında eser niteliğinde olmadığı; dolayısıyla davacının eser sahibi olmadığı; programın davacı tarafından sunulduğu, buna karşılık davacı tarafından hazırlandığına ilişkin olarak mevcut delillerden hareketle kesin bir sonuca varılamayacağı değerlendirilmiştir.
Telif ücreti ve diğer hususlarda “...” adlı Programa İlişkin Telif Sözleşmesinin Emsal Nitelikte Olup Olmayacağı:
Davaya konu ... adlı programın FSEK kapsamında eser niteliğinde olmadığı kanaati hasıl olduğundan, ... adlı program kapsamında taraflar arasında yapılan ve dosyaya sunulan sözleşmenin emsal nitelikte bir sözleşme olarak (varsayımsal sözleşme) kabul edilemeyeceği değerlendirilmiştir.
Davacının, davaya konu programın sunuculuğunu üstlenmesinin karşılığının, davalı tarafça ulaşım ve konaklama giderleri ile davacı kitaplarının reklamlarının yapılması karşılığında ödenip ödenmediği:
Davacının, davaya konu programın sunuculuğunu yaptığı açıktır. Davacının programa katkısının bunu aşar boyutta olup olmadığına ve katkısı karşılığında hangi bedele hak kazandığına ilişkin taraflar arasında yazılı bir sözleşmenin bulunmadığı, sözlü olarak anlaştıkları her iki tarafın da kabulündedir. Ancak davacı, telif ücreti ve diğer hususlarda ise ... programı için imzalanmış olan telif sözleşmesinin esas alınacağının sözlü olarak kararlaştırıldığını ileri sürerken; davalı, aralarındaki şifahi sözleşme uyarınca davacının programın sunuculuğunu üstleneceğini, bunun karşılığında yol ve konaklama masraflarının karşılanacağını ve eş zamanlı tarihlerde davacının kitaplarının reklamlarının davalıya ait kanalda herhangi bir bedel alınmadan tanıtılacağının kararlaştırıldığını; aynen anlaşıldığı şekilde davacının kitaplarına ilişkin reklamların davalıya ait kanalda yayınlandığını ve davacı tarafından hiçbir ödeme yapılmadığını, yol ve konaklama giderlerinin de anlaşıldığı üzere eksiksiz olarak davalı tarafından karşılandığını ileri sürmektedir.
Bu başlıkta belirtilen hususların değerlendirilmesinde, programın kayıtları başta olmak üzere, esas alınacak hiçbir belge taraflarca dosyaya sunulmamıştır. Davacının programa katılması için yol ve konaklama giderlerinin davalı tarafından ödendiği konusunda taraflar arasında bir çekişme yoktur. Davacının programın sunuculuğunu üstlenmesi karşılığı taraflar arasında ne tür bir anlaşmaya varıldığını tespit etmeye elverişli herhangi bir delil dosyada bulunmadığı gibi, davalının, ... adlı televizyon kanalında davacının kitaplarının tanıtımını yapıp yapmadığına, yaptıysa hangi sıklıkta yaptığına ve bunun değerine ilişkin olarak sunulan bir delil de bulunmamaktadır.
Dolayısıyla; dosyanın geçirdiği safahat de dikkate alınarak, ileri sürülen iddialar-savunmalar ve sunulmayan deliller bulunduğu da mahkememizce gözetilerek; davacının, dava konusu programın sunuculuğunu gerçekleştirdiği sabittir. Ancak yol ve konaklama giderlerinin davalı tarafından ödendiği savunması ile davacının kitaplarının tanıtımının davalı tarafından yapıldığı hususunun ispatlanamadığı değerlendirilmiştir. Sunuculuk faaliyeti kapsamında ücretin davacıya ödenmediği mahkememizce kabul edilmiştir. Ayrıca, sırf konaklama ve reklam gideri ile uzun soluklu program sunuculuğu yapılması hayatın olağan akışına uygun bulunmamıştır.
Davacı, ... adlı program karşılığı 42 hafta için KDV hariç 105.000,00 TL ve program tekrarlarına ilişkin olarak KDV hariç en az 210.000,00 TL alacağı olduğu ileri sürmüştür. Programın kaç bölüm yayınlandığını kesin olarak tespite yarayacak delillerin iddia sahibi davacı tarafından dosyaya sunulmamış olması, uygulamada televizyon kanallarının tekrar yayınlar için ayrıca ücret ödemeleri gibi bir uygulamanın söz konusu olmaması yanı sıra yayın yılları, kanalın ve programın özellikleri de göz önünde bulundurularak, davacının sunuculuk görevi nedeniyle bölüm başına talep edebileceği bedelin 2.500.-TL ilâ 3.000.-TL mertebesinde olabileceği (2017-2018 yılları) uzman bilirkişi heyetince tespit edilmiş, mahkememizce de söz konusu tespit, TBK m.50 delaletiyle uygun bulunmuştur.
Davacı vekili aşamalarda, programın 42 hafta boyunca canlı olarak yayınlandığını davalının kabul ve ikrar ettiğini belirtmiştir. Bu hususta, davalı vekilinin programın 42 hafta boyunca yayınlandığını kabul ettiği anlaşılmıştır. Şöyle ki; 21/03/2024 tarihli 5. celsede davalı vekiline mahkememizce soru yöneltilmesi üzerine " ... 42 hafta boyunca herhangi bir ücret almadan masraflar ve reklam giderleri karşılığında davacı programı gerçekleştirmiştir. ..." şeklinde beyanda bulunmuştur. Ayrıca, davalı tarafça davacının ihtarnamesine cevabî olarak iletilen 16/10/2018 tarihli ihtarnamede de programın 42 hafta boyunca davalı kanalda yayınlandığı, davalının kabulündedir. Dolayısıyla, dava konusu programın 42 hafta boyunca yayınlandığı hususunda tarafların itirazı olmadığından, mahkememizce programın 42 hafta boyunca yayınlandığı kabul edilmiş ve hesaplama da buna göre yapılmıştır.
Bölüm başına tespiti yapılan 2.500,00 TL üzerinden hesaplama yapılmış ve 2.500,00*42=105.000,00 olarak belirlenmiştir. Yani; davacıya, davalı tarafından program sunuculuğu sebebiyle ödenmesi gereken ücret toplamı, (TBK md.50 delaletiyle) 105.000,00 TL olarak belirlenmiştir.
Davacı vekili 04/04/2024 tarihli dilekçesi ile davasını ıslah ederek, 105.000,00 TL toplam alacak talep etmiştir. Davacı vekilinin ıslah harcını yatırdığı anlaşılmıştır.
Davacı vekilinin dava dilekçesinde alacak talebine ilişkin olarak, davalıya ihtarname tebliğ tarihi olan 05/10/2018 tarihinden itibaren faiz talep ettiği görülmüş, davalının söz konusu ihtarnameyi tebellüğ ettiği, dosyaya sunulan 16/10/2018 tarihli cevabî ihtarnameden anlaşıldığından (.... Noteri No:...), talebe uygun olarak faiz başlangıcı belirlenmiştir.
Taraflarca sunulan belgeler ile tüm delillerle birlikte, alınan bilirkişi raporu ve ek raporu incelenerek tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilmiş olup; yukarıda açıklanan gerekçelerle, davanın kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur:
HÜKÜM:
1-Davanın KABULÜNE,
2-105.000,00 TL'nin 05/10/2018 tarihinden itibaren işleyecek avans faiz oranı ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
3-Alınması gereken 7.172,55 harçtan peşin alınan 170,78 TL harç ile 1.622,36 TL ıslah harcının düşümü ile 5.379,41 TL bakiye karar harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
4-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiği için 25.500,00 TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
5-Davacı tarafından yapılan aşağıda dökümü gösterilen 9.239,83 TL yargılama giderlerinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
6-Tarafların yatırdıkları gider avanslarından kalan tutarın HMK 333/1 uyarınca karar kesinleştiğinde iade işlemi yapılmak üzere tebliğden itibaren 15 gün içinde, banka hesap numarası bildirildiğinde hesaba aktarılmasına, aksi halde ... aracılığı ile adreste ödemeli olarak gönderilmesine,
Dair verilen karar, taraf vekillerinin yüzüne karşı 6100 sayılı HMK'nun 341. ile 345. Maddelerine göre tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde ... Bölge Adliye Mahkemesine İstinaf Kanun Yoluna dilekçe ile başvurulabileceğine yönelik karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.30/05/2024
Katip ...
e-imzalıdır.
Hakim ...
e-imzalıdır.
Davacı Masraf Dökümü:
İlk Masraf 221,58.-TL
Posta Masrafı 1.018,25.-TL
Bilirkişi Ücreti 8.000,00.-TL
Toplam 9.239,83.-TL