T.C. ANKARA 3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR VERMEYE YETKİLİ
T.C.
ANKARA
3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2022/525
KARAR NO : 2024/177
HAKİM : ... ...
KATİP : ... ...
DAVACI : ... - ...
: Av. ... - ...
Av. ... - ...
Av. ... - ...
DAVALI : ... - ...
: Av. ... - ...
DAVA : Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 22/12/2022
KARAR TARİHİ : 07/05/2024
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 10/07/2024
TALEP:
Davacı vekili 22/12/2022 harç tarihli dava dilekçesi ve duruşmadaki beyanlarında özetle: Müvekkili şirketin ... tarafından 24/07/2018 tarihinde kurulduğunu, tüm faaliyetini “... ..." markası ile yaptığını, “...”nin .... ’da yapılan ve oldukça ses getiren lansman programı yerel ve ulusal basın mecralarında yer bulduğunu, ...’nun 2018 yılından bu yana yerel basında reklamını yaptığını ve programlarda yer aldığını, kısa sürede elde ettiği başarılarla ... markasını bütün Türkiye'de tanınır hale getirdiğini, müvekkili şirketin, “...” ibaresini markasal olarak kullanmaya 2018 yılında başladığını, “...” ibaresi üzerinde müvekkilinin gerçek hak sahipliğinin bulunduğunu, davalı yanın kötü niyetli olarak, müvekkilinin .... 'da edindiği tanınmışlıktan haksız bir şekilde faydalanmak ve “...” ibaresini kendi tekeline haksız bir biçimde almak için marka başvurusunda bulunduğu ve tescil aldığını ileri sürerek, davalının ... ve ... sayılı markaların hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı şahıs vekili cevap dilekçesinde özetle: Davacı yanın önceki tarihli bir markasının bulunmadığını, davacı yanın iddialarının SMK madde 6/3 hükmüne göre tescilsiz marka hakkına dayandığını, ancak dosya kapsamında sunulmuş olan belgelerin ispata yeter olmadığını, karşı yanın kullanımlarının salt '...' şeklinde değil '... ...' şeklinde olduğunu, “...”nin tali bir unsur olduğunu, markanın kullanıldığı hizmet göz önüne alındığında bu ibarenin düşük ayırt edici olduğunu, müvekkilinin 25 yılı aşkın bir süredir dermatolog olarak görev yaptığını, baştaki şirket isimlerinin esas unsur olduğunu, “güzellik atölyesi” ismi altında çok sayıda işletmenin bulunduğunu, markaların hitap ettiği tüketicilerin markaları karıştırmayacağını, müvekkilinin kötüniyetli olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
MUHAKEME: HMK kapsamında "Yazılı Yargılama Usulü " uygulanmıştır.
UYUŞMAZLIĞIN TESPİTİ VE DİĞER HUSUSLAR:
Dava; davalı adına tescilli ... ve ... sayılı markanın hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.
Davanın açılmasıyla birlikte, tarafların karşılıklı dilekçeleri tebliğ olmuş, sundukları deliller toplanmış, dava konusu başvuruya ilişkin bilgi ve belgeler ...'den celp edilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik edilmiş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmuş, 06/08/2015 tarihli ve 29437 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 201/2 nci maddesi hükmü de gözetilerek, taraflara yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş, sözlü olarak iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, UYGULANACAK HÜKÜMLER ve GEREKÇE
Dava, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 25. maddesinde düzenlenen markanın hükümsüzlüğü istemine ilişkin olup; dosya kapsamında tarafların sav ve savunmaları dinlenmiş, ...’den davalı şahsa ait ... ve ... sayılı marka işlem dosyaları getirtilmiş, sunulan deliller incelenmiş, çözümü teknik ve özel bilgiyi gerektirdiği düşünülen konularda bilirkişi incelemesi yaptırılmış, alınan rapor dosyadaki kanıtlarla tutarlı, delillerin değerlendirilmesi aracı olarak denetim ve hüküm kurmaya elverişli kabul edilmiştir.
Markanın hükümsüzlüğü davasında, davacı tarafından hangi hükümsüzlük sebebine dayanılıyorsa bunun açıkça belirtilmesi gerekmektedir. Zira, mahkemece sadece dayanılan hükümsüzlük sebebi ile sınırlı olarak inceleme yapılabilecektir. ...'a göre; mutlak red sebepleri hariç, hangi hükümsüzlük sebebine bağlı olarak dava açılmış ise mahkeme bununla bağlı olup, dava dilekçesinde yazılı olan hükümsüzlük sebebinden başka bir sebebe bağlı dayanılarak hükümsüzlük kararı veremez (... 'nin, 12.06.2008 tarihli, .... sayılı kararı).
Bu kapsamda somut davada, davacı vekili tarafından SMK 25/1 yollaması ile SMK 6/3'e ve 6/9'a dayanıldığı anlaşılmış ve mahkememizce belirtilen fıkralarla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
Bilirkişi heyetinden alınan 24/05/2023 havale tarihli raporda özetle;
"1. İşaretlerin görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzer olması da önüne alındığında “Tıbbi hizmetler. Güzellik bakım hizmetleri” bakımından iltibas ihtimali bulunduğu,
2. Davacı şirketin kestiği faturalarda gerçek hak sahipliği iddia olunan işaretin yer almadığı, davacı şirkete kesilen faturaların bir kısmında ise “... ...” ibaresinin yer aldığı, sunulan sair delillerde “...” yahut “... ...” ibarelerinin yer aldığı, bu kullanımların, davaya konu markaların başvuru tarihlerinden daha önce olduğu, TV programları, makaleler, gazete ve dergi haberleri, sosyal medya kullanımları bir bütün olarak değerlendirildiğinde kullanımın belirli bir yoğunluğa ulaştığı, ticaret sicil gazetesinden yapılan kontrollerde, şirketin adresi ile, gazete haberleri, internet arama sonuçları, faturalarda yer alan adreslerin örtüştüğü, “... ...” isimli işyerinde davacı şirket üzerinden faaliyetin yürütüldüğünün söylenebileceği, marka üzerindeki öncelik hakkının yani gerçek hak sahipliğinin, o markayı kullanıp piyasada maruf hale getiren kişiye ait olması karşısında dosyada mübrez belgelerin, “Tıbbi hizmertler. Güzellik bakım hizmetleri” bakımından gerçek hak sahipliği/eskiye dayalı kullanım kapsamında değerlendirilebileceği,
3. Davaya konu markaların 44. sınıflara ilişkin olması, özellikle dosyada mübrez bilgi ve belgelerden, tarafların markaları kullandıkları hizmetlerin aynı olması, tarafların her ikisinin de .... ’da ikâmet etmesi, “... ...”, “...” ibaresinin başta .... ’da olmak üzere ulusal çapta yayın yapan Tv kanalları, gazete ve dergilerde bu ibarenin yıllara dayanan kullanımına ilişkin belgeler de göz önüne alındığında “...” ibaresinin seçildiğinin söylenmesinin güç olması ... kararları ile kötüniyetin bölünemeyecek nitelikte olduğunun kabul edilmesi karşısında nihai takdir hakkı Sayın Mahkeme’ye ait olduğu," ifade edilmiştir.
Davalı vekilinin itirazlarını karşılar nitelikte 19/01/2024 havale tarihli ek bilirkişi raporunda;
"...1. İşaretlerin görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzer olması da önüne alındığında “Tıbbi hizmetler. Güzellik bakım hizmetleri” bakımından iltibas ihtimali bulunduğu,
2. Davacı şirketin kestiği faturalarda gerçek hak sahipliği iddia olunan işaretin yer almadığı, davacı şirkete kesilen faturaların bir kısmında ise “... ...” ibaresinin yer aldığı, sunulan sair delillerde “...” yahut “... ...” ibarelerinin yer aldığı, bu kullanımların, davaya konu markaların başvuru tarihlerinden daha önce olduğu, TV programları, makaleler, gazete ve dergi haberleri, sosyal medya kullanımları bir bütün olarak değerlendirildiğinde kullanımın belirli bir yoğunluğa ulaştığı, ticaret sicil gazetesinden yapılan kontrollerde, şirketin adresi ile, gazete haberleri, internet arama sonuçları, faturalarda yer alan adreslerin örtüştüğü, “... ...” isimli işyerinde davacı şirket üzerinden faaliyetin yürütüldüğünün söylenebileceği, marka üzerindeki öncelik hakkının yani gerçek hak sahipliğinin, o markayı kullanıp piyasada maruf hale getiren kişiye ait olması karşısında dosyada mübrez belgelerin, “Tıbbi hizmetler. Güzellik bakım hizmetleri” bakımından gerçek hak sahipliği/eskiye dayalı kullanım kapsamında değerlendirilebileceği,
3. Davaya konu markaların 44. sınıflara ilişkin olması, özellikle dosyada mübrez bilgi ve belgelerden, tarafların markaları kullandıkları hizmetlerin aynı olması, tarafların her ikisinin de .... ’da ikamet etmesi, “... ...”, “...” ibaresinin başta .... ’da olmak üzere ulusal çapta yayın yapan Tv kanalları, gazete ve dergilerde bu ibarenin yıllara dayanan kullanımına ilişkin belgeler de göz önüne alındığında “...” ibaresinin seçildiğinin söylenmesinin güç olması ... kararları ile kötü niyetin bölünemeyecek nitelikte olduğunun kabul edilmesi karşısında nihai takdir hakkı Sayın Mahkeme’ye ait olduğu,..."şeklinde ifade edilmiştir.
Davalı vekilinin, yeni heyetten rapor alınması talebi HMK 30 uncu madde kapsamında değerlendirilerek, sunulan rapor denetlenebilir, içeriği de ihtisas mahkemesi hakimliğince olumlu veya olumsuz değerlendirilebilir kabul edilerek, usul ekonomisi ilkesi göz önüne alınarak talebin kabulü halinde yargılama gereksiz uzayacağından, reddedilmiştir.
GERÇEK HAK SAHİPLİĞİ İDDİASI AÇISINDAN YAPILAN DEĞERLENDİRME
6769 Sayılı SMK’nın 6. maddesinin 3. fıkrasına göre tescilsiz olarak ticarette kullanılan işaret ve tescilsiz marka sahiplerinin marka korumasına ulaşabilmeleri için, bu kullanımın markasal biçimde olması gereklidir. Dikkat edileceği üzere kanun “ticaret sırasında kullanma” deyimini kullanmıştır. Bunun anlamı, işaretin marka işlevlerini görecek biçimde, tüketicilerin bilgisine sunulmuş̧ ve gerçekten üretimde, ticarette ve ilgili alanlarda kullanılmış olmasıdır (....). Konu ile ilgili .... ’nın ... . Sayılı kararında “ticaret sırasında kullanma” hususu markasal kullanım olarak değerlendirilmiştir. Markasal kullanma bir işaretin marka gibi kullanılması, mal veya hizmeti belli bir kimlik altında sunma sonucunu veren kullanma biçimidir. İşaretin marka etkilerini doğuracak tarzda kullanılması marka kullanılması olarak değerlendirilmelidir. Bu etkiler, markanın köken ayırt ediciliği, reklam ve tanıtım etkileridir. Bir işareti mal veya hizmetle bağlantılı olarak gören tüketicinin işaretle malı veya hizmeti bağdaştırdığı veya başka bir işletmenin malı veya hizmeti sandığı veya sanabileceği durumlarda markasal bir kullanma var demektir. Bu düzenlemenin amacı bir işareti ilk kez kullanan ve ona bilinirlik kazandıranın meydana getirdiği ekonomik değerden, başkasının haksız ve sebepsiz yararlanmasının engellenmesidir. Böylece bir markayı ilk kez kullanıp bilinir kılanların, o markanın gerçek hak sahibi olmasının önü açılmış bulunmaktadır. Gerçek hak sahibi, tescile itiraz hakkını kullanabileceği gibi hükümsüzlük davası da açabilmektedir.
Belirtmek gerekir ki, gerçek hak sahipliği nedeniyle hükümsüzlük kararı verilmesinde de sınıf/alt sınıf esası geçerlidir. Diğer bir deyişle SMK'nın 6/3. maddesi kapsamında eskiye dayalı kullanım nedeniyle üstün ve/veya öncelikli hak hangi mal/hizmetler için elde edilmişse sadece bu mal/hizmetlerle benzer sınıftaki mal/hizmetlerle sınırlı olarak hükümsüzlük kararı verilebilir.
Bu kapsamda taraf markaları tescil kapsamları bakımından karşılaştırıldığında;
Dava konusu davalı adına tescilli markalar:
24/08/2022 başvuru tarihli, ... sayılı "..." ibareli markanın ve
24/08/2022 başvuru tarihli, ... sayılı "... ..." ibareli markanın, tescil kapsamında dava konusu edilen 44 sınıftaki:
"44: Tıbbi hizmetler. Güzellik bakımı hizmetleri. Veterinerlik ve hayvan üretme, besicilik, nalbantlık ile ilgili hizmetler. Tarım, bahçecilik ve ormancılıkla ile ilgili hizmetler; peyzaj tasarımı hizmetleri. İşyeri ve personel sağlığı ile ilgili danışmanlık hizmetleri." mal ve hizmetler bakımından 01/12/2022 tarihinde tescil edildikleri anlaşılmıştır.
Davacının tescilsiz kullanıma esas markası ise:
"...", "... ..." ibareli markanın 44. sınıftaki:
"44: Tıbbi Hizmetler, Güzellik bakımı hizmetleri." mal ve hizmetlerin yer aldığı anlaşılmıştır.
Yapılan değerlendirmede; davacının tescilsiz kullanımlarının 44. Sınıfta yer alan "Tıbbi hizmetler, güzellik bakımı hizmetleri" ne ilişkin olduğu ve mal/hizmetlerin aynı/aynı tür/benzer/ilişkili olma şartının belirtilen hizmetler bakımından sağlandığı kanaatine varılmıştır.
Yine taraf markaları işaretler bakımından karşılaştırıldığında;
Dava Konusu Davalı Markaları Davacı Tescilsiz Kullanıma Esas Marka
"...", "... ..." "... ..."
(..., ...)
Davaya konu markaların, siyah zemin üzerine, herhangi bir şekil yahut renk unsuru içermeyen kelime markaları olduğu görülmüştür. Davaya konu ... sayılı markada başkaca bir unsur bulunmaması karşısında markanın esaslı unsurunun “...” olduğu kanaatine varılmıştır. Öte yandan, davaya konu ... sayılı markanın ise “... ...” ibaresinden oluştuğu, markada yer alan “...” ibaresinin davalının isim ve soy isminden ibaret olduğu görülmektedir. Bilirkişi heyetince yapılan araştırmada ilgili sektörde isim soyisim kullanımının yaygın olduğunun tespit edildiği, davalının isminin başlı başına markasal algı yaratacak düzeyde bir tanınmışlığa sahip olduğunun söylenemeyeceği, ortalama tüketicinin bu ibareyi marka olarak değil isim soyisim olarak algıladığı rapor edilmiştir. Bu bakımdan markanın esaslı unsurunun yahut esaslı unsurlarından birisinin “...” olduğu kanaatine varılmıştır.
Bu kez gerçek hak sahipliği iddia olunan işaret ele alınacaktır. Davacının gerçek hak sahipliği iddiasında bulunduğu işaretin, kahverengi zemin üzerine herhangi bir şekil unsuru içermeyen “... ...” ibaresinden oluştuğu görülmektedir. Yukarıda açıklandığı üzere, işarette yer alan “...” ibaresi isim soyisim olarak algılanacak olup işaretin esaslı unsurunun yahut esaslı unsurlarından birisinin “...” olduğu kanaatine varılmıştır.
Taraflara ait markaların/işaretlerin esaslı unsuru yahut esaslı unsurlarından birisi olan “...” unsurlarının ortak olması karşısında, ilgili ibare her ne kadar çekişme dava konusu hizmetlerden “Tıbbi hizmetler. Güzellik bakım hizmetleri” bakımından görece düşük ayırt edici olarak kabul edilebilirse de bu ibarenin derhal markasal algı yaratmadığı şekilde bir kanaate de varılmamıştır. Nitekim bir işaretin ayırt edicilik karakteri, tüketicinin marka üzerinde uzun uzadıya düşünerek ulaşacağı sonuca göre değil, markayı gördüğü ilk anda ve derhal gösterdiği tepki dikkate alınarak değerlendirilmelidir.
Dava konusu markaların esaslı unsurlarının aynı olması, ilgili isimlerin tek başlarına markasal algı yaratmaması, ortalama tüketicinin, ilgili ibareleri isim soyisim olarak algılayacak olması karşısında, markaların aynı seriden olduğunun düşünülebilecek olması, en azından ilgili ibarenin lisans altında kullanıldığının düşünülebileceği kanaatine varılmakla görsel benzerlik bulunduğu kanaatine varılmıştır.
Kavramsal açıdan benzerlik ise markalardaki szöcüklerin tek tek değil bir bütün halinde, markaların tekabül ettikleri anlam bakımından ayniyet veya benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıkar. Açıklanan bu hususlar kapsamında somut olaya bakıldığında; markaların esaslı unsurlarının görsel olarak benzer olması ve figüratif unsur bulunmaması karşısında taraf markalarının kavramsal olarak benzer oldukları kanaatine varılmıştır.
Son olarak taraf markaların işitsel olarak karşılaştırılmaları gerekmektedir. İşitsel benzerlik, markaların telaffuzları nedeniyle kulakta bıraktıkları sesle ifade olunmaktadır. Bu başlık altında yapılacak inceleme özellikle ses ve sözcük markaları bakımından önem arz etmektedir. Zira kimi durumlarda bir marka görsel olarak bir diğerinden farklı olsa dahi tüketicinin kulağında kalan imaj yine de aynı/benzer olabilmektedir. Tüm bu hususlar kapsamında somut uyuşmazlığa bakıldığında; her ne kadar taraf markaları farklı seslerle başlıyor olsa da markasal algı yaratan kısmın ortak olması ve bu ibarelerin işitsel olarak baskın durumda olması, ortalama tüketicilerin kimi durumlarda isim soyisim kısımlarından ziyade “...” ibaresinin okuyacak olması karşısında taraf markalarının sesçil benzerlik taşıdığı kanaatine varılmıştır.
Yukarıdaki hususlar dahilinde somut uyuşmazlığa bakıldığında davaya konu markada bulunan ve tescilsiz işaretle ortak olan hizmetlerin, sadece yüksek dikkat seviyesine sahip tüketicilere değil – söz gelimi güzellik bakım hizmetleri her yaştan tüketiciye ve gündelik ihtiyaçlara yönelik de olabilmektedir.- kimi durumlarda ortalama dikkat seviyesine sahip kişilere de hitap edebileceği değerlendirilmiştir.
Tüm bu açıklamalar kapsamında somut uyuşmazlıkta, işaretlerin görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzer olması da göz önüne alındığında 44. Sınıf: “Tıbbi hizmetler. Güzellik bakım hizmetleri” bakımından iltibas ihtimali bulunduğu kanaatine varılmıştır.
İşbu dava, “... VE TİC. LTD. ŞTİ.” tarafından ikâme edilmiştir. Davacı tarafından sunulan delillerde, “... ...” markasının, dava dışı “...” isimli gerçek kişi tarafından yaratıldığı anlaşılmaktadır.
Yine davacı tarafından dayanılan ... hesapları ile ... alan adlı internet sitesinde davacı şirkete ilişkin herhangi bir kaydın bulunmadığı bilirkişilerce rapor edilmiştir.
Öte yandan, davacı şirketin 24/07/2018 tarihinde dava dışı "..." tarafından kurulduğu anlaşılmıştır. Dosya kapsamında sunulan davacı şirketin kestiği faturalarda gerçek hak sahipliği iddia olunan işaretin yer almadığı, davacı şirkete kesilen faturaların bir kısmında ise “... ...” ibaresinin yer aldığı, sunulan sair delillerde “...” yahut “... ...” ibarelerinin yer aldığı, bu kullanımların, davaya konu markaların başvuru tarihlerinden daha önce olduğu, TV programları, makaleler, gazete ve dergi haberleri, sosyal medya kullanımları bir bütün olarak değerlendirildiğinde kullanımın belirli bir yoğunluğa ulaştığı, ticaret sicil gazetesinden yapılan kontrollerde, şirketin adresi ile, gazete haberleri, internet arama sonuçları, faturalarda yer alan adreslerin örtüştüğü, “... ...” isimli işyerinde davacı şirket üzerinden faaliyetin yürütüldüğü anlaşılmakla, davacı sıfatının bulunabileceğine kanaat getirilmiştir.
Yukarıda ifade edilen deliller gerçek hak sahipliğini ispata yönelik olarak da sunulmuştur.
Davacı vekilinin müvekkili şirketin, ... ibaresi üzerinde davalı yandan önceki kullanımlarını göstermek ve müvekkilin gerçek hak sahibi olduğunun ispatı niteliğinde olmak üzere, tescilsiz kullanıma yönelik olarak dosya kapsamında sunduğu deliller aşağıdaki gibidir:
1. Yerel ve ulusal medyada yer alan haber örnekleri,
2. Faturalar ve müvekkil tarafından gerçekleştirilen ticari faaliyetlere ilişkin örnekler,
3. Sosyal medya kullanımlarına ilişkin örnekler.
Dosya kapsamında "..." şeklindeki markasal kullanımı ispata yönelik olarak; bir takım gazete ve dergi haberlerinin ekran görüntüsü (tarih:2019-2022 ), 2018-2019 yıllarına ilişkin faturalar, 2018 yılına ilişkin ziyaretçi kartı üzerinde kullanım, sosyal medya hesabı ekran görüntüleri (tarih:2019-2020), ... yayınının youtube video ekran görüntüsü(tarih:2021) sunulmuştur.
Marka üzerindeki öncelik hakkının yani gerçek hak sahipliğinin, o markayı kullanıp piyasada maruf hale getiren kişiye ait olması karşısında dosyada mübrez belgelerin, “Tıbbi hizmetler. Güzellik bakım hizmetleri” bakımından gerçek hak sahipliği/eskiye dayalı kullanım kapsamında değerlendirilebileceği sonuç ve kanaatine varılmış, dava konusu edilen markalardaki "..." ibaresinin davacı tarafından markasal ve yoğun olarak, davalının marka tescilinden önce kullanıldığı ve piyasada bilinir hale getirildiği yönünde kanaat oluşmuştur.
2) KÖTÜ NİYET İDDİASI BAKIMINDAN YAPILAN DEĞERLENDİRME
6769 sayılı SMK’nın 6/9 maddesinde “Kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.” düzenlemesi yapılmıştır.
Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesine göre herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.
Hangi hallerde kötü niyetli olarak marka başvurusunda bulunulmuş sayılacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamakla birlikte, genel olarak markayı kullanmaktan ziyade şantaj veya başkasından haksız para elde etmek veya başkalarının ticaretine engel olmak gibi amaçlarla yapılan marka başvuruları kötü niyetle yapılmış başvuru olarak kabul edilmektedir. Kanunun ayrıca müeyyideye bağladığı hususlar tek başına kötü niyet emaresi olarak kabul edilmez. Zira Kanun tarafından zaten müeyyidesi gösterilmiş marka başvuruları için ayrıca kötü niyeti de sebep göstermek doğru görülmemektedir.
... "..." kararında; kötü niyet iddiasında bulunan kimsenin, itiraza konu marka ile aynı veya benzer mal veya hizmetler için daha önceki bir markanın sahibi olması veya bir iltibas olasılığının belirlenmesi gerekmediğini kabul etmiştir. (....) Aynı kararda ... bir markanın;
a)Marka tescil başvurusu yapan kimsenin, başvuru anında, başkalarının menfaatlerini zedelemeyi amaçlaması, bu bağlamda özellikle adil rekabet ya da dürüst ticari uygulamalar ile bağdaşmayan marka başvurusunda bulunması durumunun bağlantılı tüm faktörlerin birlikte değerlendirilmesi ile açıkça anlaşılması,
veya
b)Marka tescil başvurusu yapan kimsenin, başvuru anında, belirli başka bir kimseyi hedef haline getirmeye gereksinim duymaksızın, bir markanın fonksiyonları, özellikle markanın temel fonksiyonu olan köken gösterme fonksiyonundan ziyade, başkaca amaçlar için markanın sağladığı inhisari yetkileri elde etmeyi amaçlaması halinde, o markanın kötüniyetli bir marka başvurusu olduğunu kabul etmektedir.
...'nun 16.07.2008 tarih .... sayılı kararında; başvuru sahibinin, markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığını bilmesi veya bilmesi gerekmesi hali, kötü niyetin varlığı bakımından önemli bir kriter olarak görülmektedir. Karara konu olayda HGK; “…Davalının giysi üretiminde bulunan ve tekstil alanında faaliyet gösteren bir kişi olduğu, bu itibarlı müdebbir bir tacir gibi davranmasının gerektiği, kullanacağı işaretin her hangi bir kişiye ait olup, olmadığını araştırmasının gerektiği, ihtilaf konusu ibarenin her hangi bir anlamı olmayan harfler ve rakamlardan oluşması nedeniyle, davacı seçiminin tesadüften ibaret olamayacağı ve bu nedenle iyi niyetli sayılamayacağı, davalının fantezi bir ibare olan RG 512 ibaresini tescil ettirmesinin, faaliyet alanı nedeniyle varlığından haberdar olduğu davacı markasından faydalanma kastını gösterdiği, davacının bu işaret üzerinde öncelikli kullanım hakkına sahip olduğu, bu nedenle davalının kötü niyetli tescilinin hükümsüzlüğüne karar verilmesinin gerektiği…” şeklinde değerlendirmede bulunarak, tescile konu markanın orijinal ve anlamsız bir kelime olup olmaması, başvuru yapan kimsenin ticari hayatta etkinliğinin bulunup bulunmaması, marka olarak seçilen işaret dolayısıyla faydalanma kastı bulunup bulunmadığı gibi hususları da kötü niyetli marka başvuruları bakımından değerlendirme kriteri olarak kabul etmiştir.
Yüksek Mahkeme ticari ilişki içinde olduğu bir şirketin ticaret unvanının çekirdek unsurunu, bu şirketten habersiz biçimde, marka olarak tescil ettirilmesinin (....) ya da yabancı markaların günün birinde Türkiye’ye gelebilecekleri düşüncesiyle ve satış amacıyla tescil ettirilip stoklanmasının da kötüniyetli olduğunu belirtmektedir
Belirtilen açıklamalar ışığında somut olayda yapılan değerlendirmede; davacı vekilince, davalı şahsın marka tescillerinde kötü niyetli olduğunu göstermek üzere, davalı şahsın dermatoloji tıp doktoru olduğunu ve müvekkil ile paralel alanlardaki faaliyetlerini gösteren bilgi - belge ve dökumanlar sunulduğu anlaşılmıştır.
Yukarıda ifade edilen kriterler kapsamında somut uyuşmazlıkta; davaya konu markaların 44. sınıfa ilişkin olması, tarafların markaları kullandıkları hizmetlerin aynı olması, tarafların her ikisinin de .... ’da ikâmet etmesi, “... ...”, “...” ibaresinin başta .... ’da olmak üzere ulusal çapta yayın yapan Tv kanalları, gazete ve dergilerde bu ibarenin yıllara dayanan kullanımına ilişkin belgeler de göz önüne alındığında; kendisi de doktor olan ve davacı ile aynı alanda faaliyet gösteren davalının, davacıdan ve davacının “...” ibareli markasal kullanımlarından habersiz olduğunun söylenmesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı, somut olay açısından davalının tescil ettirdiği markalarla, davacının gerçek hak sahibi olduğuna kanaat getirilen marka açısından haksız bir yararın sağlanabileceği tüm dosya kapsamında sunulan delillerden anlaşılmıştır. Böylelikle davalının kötü niyetli olarak marka tescili sağladığı yönünde kanaat oluşmakla, kötü niyet de bölünemeyeceğinden, dava konusu edilen markalar tescilli oldukları tüm sınıf bakımından hükümsüz kılınmıştır.
Sonuç olarak; alınan rapor ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilmiş olup, yukarıda açıklanan gerekçelerle, kabulüne karar verilmiş olmakla, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:
1-Davanın KABULÜNE,
2-Dava konusu edilen davalı adına tescilli .... sayılı markaların hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine,
3-Alınması gereken 427,60TL harçtan peşin alınan 80,70 TL harcın düşümü ile 346,90 TL bakiye karar harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
4-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiği için AAÜT uyarınca 25.500,00TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5-Davacı tarafından aşağıda dökümü yapılan 3.757,90 TL yargılama giderlerinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
6-Tarafların yatırdıkları gider avanslarından kalan tutarın HMK 333/1 uyarınca karar kesinleştiğinde iade işlemi yapılmak üzere tebliğden itibaren 15 gün içinde, banka hesap numarası bildirildiğinde hesaba aktarılmasına, aksi halde .... aracılığı ile adreste ödemeli olarak gönderilmesine,
Dair verilen karar, taraf vekillerinin yüzüne karşı 6100 sayılı HMK'nun 341. ile 345. Maddelerine göre tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde .... Bölge Adliye Mahkemesine İstinaf Kanun Yoluna dilekçe ile başvurulabileceğine yönelik karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 07/05/2024
Katip ...
e-imzalıdır.
Hakim ...
e-imzalıdır.
Davacı Masraf Dökümü:
İlk Masraf 172,90-TL
Posta Masrafı 285,00.-TL
Bilirkişi Masrafı 3.300,00.-TL
Toplam 3.757,90.-TL