T.C. ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/7 Esas - 2024/296
TÜRK MİLLETİ ADINA
T.C.
ANKARA
5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2024/7 Esas
KARAR NO : 2024/296
HAKİM : ...
KATİP : ...
DAVACI :...
VEKİLİ : Av. ....
DAVALI : 1- ...
VEKİLİ : Av. ...
DAVALI : 2-...
VEKİLİ : Av. ...
DAVA : Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü)
DAVA TARİHİ : 09/01/2024
KARAR TARİHİ : 26/06/2024
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 05/07/2024
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:
Davacı vekili 09/01/2024 tarihli dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin 11, 19 ve 21. sınıflara giren emtialarda tescilli “...”li markalarına dayalı olarak davalı firmanın ... başvuru sayılı ... şeklinden oluşan markasının 11 ve 21. sınıflarda tescili için yaptığı başvuruya karşı dosyaladığı itirazların diğer davalı ... tarafından nihai olarak reddedilmesinin haksız ve hukuka aykırı bir işlem olduğunu, zira dava konusu edilen markanın davacının tescilli ve tanınmış markalarıyla iltibas yaratacak derecede benzer olduğunu, davacının markaları “... ” ve “...” anlamına gelen “...” ibarelerinden ve kavramlarından oluşurken davalının markasının tek unsurunun da içinde ... bulunan bir istiridye figüründen oluştuğunu, ayrıca taraf markalarının aynı/benzer/türdeş emtialarda kullanılacağını, zira davalının markasının tescil edilmek istendiği emtiaların davacının markalarının tescilli olduğu emtialarla ilişkilendirilebilir olduğunu, her ne kadar davalı ..., davacının markalarının yalnızca “yemek takımları” emtiasındaki kullanımının kanıtlandığını belirtmişse de bu emtianın daha geniş yorumlanması gerektiği düşünüldüğünde bu emtialar arası bir kıyaslama yapıldığında somut uyuşmazlıkta emtia benzerliği şartının da gerçekleştiğinin kabulünün gerektiğini, zaten tarafların aynı sektörde faaliyet gösterdiğini, tüketicilerin “yemek-sofra takımları”yla davalının markasının kapsamına giren 21. sınıftaki ev araç ve gereçlerini ve mutfak ürünlerini aynı mağazada görmesinin pek muhtemel olduğunu, ayrıca davacının “...” ve “...” ibareleri üzerinde gerçek hak sahipliğinin bulunduğunun .... Esas nolu dosyasına ait gerekçeli kararda kabul edilmiş olduğunu, ayrıca davacının “... ŞEKLİ” markasının tanınmış bir marka olduğunu, davacının 1970’lerde temelleri atılan, Avrupa’nın 300 yılda ulaştığı kalite seviyesine 30 yılda ulaşmayı başaran bir firma olduğunu, 1990’lı yıllarda başlayan atılımı ile bugün 52 ülkede ürünlerini tüketicilere ulaştırdığını, Türkiye’de ise 35 mağazası ile 6 bin noktada tüketicisiyle buluştuğunu ve yalnızca porselen yemek takımlarıyla değil, porselen obje ve sofra tasarım aksesuarları ile de müşteri odaklı çalışmalarının ürünlerini yansıtmakta olduğunu, halihazırda ... nezdinde tescilli ... markasının bulunduğunu, ... Şirketi'nin Temmuz 2022’de gerçekleştirdiği araştırmada tüketicilere “porselen mutfak eşyaları denildiğinde aklınıza ilk gelen marka hangisidir” diye sorulduğunda %37,5 ile “...” cevabı alındığını, davacının pek çok ödüle layık görüldüğünü, zaten davacının ... nezdinde ... sayı ile tescilli tanınmış bir markasının da bulunduğunu, Türkiye’nin ünlü online alışveriş sitesi ...’da “...” yazıldığında yalnızca davacının ürünlerine rastlandığını, dolayısıyla dava konusu edilen markanın tescili halinde davalının, davacının tanınmış markalarının itibarından haksız bir fayda elde edeceğini ve davacının markalarının itibarının zedeleneceğini, davacının 1991 yılından beri kullandığı “...” markasının aynısının davacı ile aynı sektörde faaliyet gösteren davalı tarafından tescil edilmek istenmesinin davalının kötü niyetinin ve davacı ile haksız rekabet yapma saikinin açık bir tezahürü olduğunu, zaten taraflar arasında “...” ve “...” ibarelerinin markasal kullanımına ilişkin pek çok derdest dava bulunduğunu iddia ederek, ... ...’nın 29.11.2023 tarihli ve ... sayılı kararının iptalini ve ... sayılı markanın tescile bağlanması halinde hükümsüzlüğünü talep etmiştir.
CEVAP:
Davalı ... vekili 11/01/2024 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Dava konusu edilen ... kararıyla, davalının markası ile davacının ... sayılı markasının karıştırılma ihtimali yaratacak derecede benzer olmadığı, ... sayılı markanın ise -kullanımı ispatlanan mallar ile başvuruda kalan malların farklılığı nedeniyle- karıştırılma ihtimaline yol açmayacağının tespit edilmiş olduğunu, bu noktada çifte benzerlik şartının dolayısıyla SMK m. 6/1 hükmündeki koşulların gerçekleşmemiş olduğunu, ayrıca ilgili tüketici kesiminin bilinç düzeyi de dikkate alındığında hedef tüketici kesimin dava konusu marka ile davacıya ait mesnet markaların mal ve hizmetleri arasında herhangi bir ilişki olmadığını anlayacağını, markalar benzemediği için de davacının tanınmışlık iddialarının somut olaya bir etkisi olmadığını, ayrıca davacının somut uyuşmazlıkta SMK m.6/3, m.6/5 ve m.6/9 hükümlerinin uygulanmasını gerektirecek koşulların gerçekleştiğini de somut delillerle ispat edememiş olduğunu, bu nedenlerle davadaki taleplerin reddinin gerektiğini savunmuştur.
Davalı ... ŞİRKETİ vekili 26/01/2024 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Davacının davasına/itirazlarına mesnet aldığı ... sayılı markasının davalı tarafça ikame edilen .... Esas sayılı dosyası kapsamında kullanmama nedeniyle 2007 tarihinden itibaren etki doğurmak üzere iptaline karar verilmiş olduğunu, halihazırda istinaf aşamasında olan bu davanın huzurdaki hükümsüzlük talepli dava yönünden bekletici mesele yapılması gerektiğini, davacının 20 yıldır kullanmadığı ortaya çıkan ve haliyle iptal edilen markasına dayalı olarak huzurdaki davada da bir hak iddia edemeyeceğini, ... sayılı dosyası kapsamında da davacının ... sayılı markasının kullanılmadığının tespit edilmiş olduğunu, mahkemenin de bu nedenle hükümsüzlük istemi yönünden davacının davasının reddine karar verdiğini, davalının huzurdaki davada da davacının davasına mesnet aldığı tüm markaları yönünden kullanmama def’i ileri sürmekte olduğunu, ayrıca taraf markalarının ihtiva ettikleri işaretler yönünden de benzer olmadığını, nitekim davalının birebir aynı görseli haiz markalarının davacı markalarıyla iltibas yaratmadığının .... sayılı güncel ilamıyla da sabit olduğunu, bu kararda taraf markalarının her ikisinde bulunan şekillerin de birbirinden çok farklı bulunduğunun, zira konumlandırmalarının, ... büyüklüklerinin aynı olmadığının ve her iki şeklin farklı renkleri içerdiğinin hüküm altına alınmış olduğunu, bu kararın ... . sayılı ve 20.11.2023 tarihli ilamı ile onanmış olduğunu, aynı şekilde .... sayılı ilamında da davacıya ait istiridye şeklinden ibaret markanın zayıf karakterli olduğu ve bu görselin markasal kullanımının davacının tekeline verilemeyeceği belirtilmek suretiyle taraf markalarının benzer görülmediğini, 1973 yılında ...’de kurulan davalının halihazırda tüm Türkiye’ye yayılmış “...’’ ve “... ...” ibareli mağazaları kapsamında kendi ürünlerini de piyasaya arz eden, sektörünün öncü ve en tanınmış firmalarından biri olduğunu, davalının ağırlıklı olarak mutfak eşyalarını kapsayan yemek takımları, tencereler, çatal bıçak setleri, bardak takımları, elektrikli ev aletleri, ev tekstil ürünleri, bornozlar, halılar, kilimler, perdeler nevresim takımları, çeşitli tekstil ürünleri ve bununla sınırlı olmaksızın birçok ürünün satışını Türkiye’nin birçok yerinde bulunan mağazalarında, bayilerinde ve kendine ait ..., .... internet siteleri başta olmak birçok online platformlar üzerinden gerçekleştirmekte olduğunu, davacının markalarının, markaların kullanılmadığı emtialarda korunmasının talep edilemeyeceğini, dolayısıyla somut uyuşmazlıkta emtia benzerliği şartının da yerine gelmemiş olduğunu, her ne kadar davacı taraf “...” ve “...” ibareleri/markaları üzerinde gerçek hak sahibi olduğunu ileri sürmüşse de davacının davasına/itirazlarına mesnet aldığı üç farklı markasının hiçbirinin münhasır bir şekilde “...” ve “...” kelimelerini içermediğini, davacının bu markalarını tek bir markaya/kavrama indirgeyerek markayı kullanmamaya ilişkin problemlerini aşma gayretine düşmüş olduğunu, halbuki taraf markaları bir bütün olarak incelendiğinde aralarında herhangi bir iltibas ve karıştırılma ihtimalinin doğmayacağının açık olduğunu, taraf markalarının grafiksel ve tasarımsal açıdan çok farklı markalar olduğunun ilk bakışta ortalama tüketici nezdinde hissedilebilecek nitelikte olduğunu, tarafların faaliyet gösterdiği sektörde istiridye görselinin uzun yıllardan beridir birçok versiyonda birçok kişi ve kurum tarafından kullanılmakta olduğunu, davacının marka işlem dosyasına sunmuş olduğu kullanım ispatına ilişkin delillerin de .... Esas sayılı dosyasında verilen iptal kararından sonraki döneme ait olduğunu, yani davacının markasının iptal edileceğini bildiğinden kendisine karşı kullanmamaya dayalı iptal davası ikame edildikten sonra göstermelik olarak markayı “tabak” emtiasıyla sınırlı olarak kullanmaya başladığının açık olduğunu, bu nedenle 2017 sonrası, yani bir başka deyişle kullanmamaya dayalı iptal davasının açıldığı tarihten sonra kullanım adı altında davacının sunduğu delillerin hiçbirisinin dikkate alınmaması gerektiğini, huzurdaki uyuşmazlıkta asıl kötü niyetli olan tarafın davacı olduğunu, davalının ... nezdinde adına kayıtlı 2015 yılından beridir tescilli “...” gibi onlarca markanın bulunduğunu, huzurdaki davaya konu markanın da bu seri markaların devamı olduğunu, davacının “...” markasının tanınmışlığına ilişkin olarak huzurdaki davada bir hak iddia edemeyeceğini, davacının davasına/itirazlarına mesnet aldığı markalarının tanınmış markalar olduğunu ve dahi ciddi bir biçimde kullanıldığını ispat edemediğini, nitekim davacının markalarının tanınmış olmadığının .... sayılı yakın tarihli kararında da hüküm altına alınmış olduğunu, bu nedenlerle davadaki taleplerin reddinin gerektiğini savunmuştur.
UYUŞMAZLIK:
Dava, 5000 sayılı ... Vekilliği ile Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun m.15/C hükmüne göre açılan ... Kararının İptali ve 6769 sayılı SMK m.25 hükmüne göre açılan Markanın Hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; Davalı kurumun tesis ettiği ... sayılı ... kararının davacının itirazlarının reddine ilişkin kısmının hukuka uygun olup olmadığı, davalı şirkete ait ... sayılı "..." ibareli marka başvurusu ile davacıya ait itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunup bulunmadığı, gerek marka işlem dosyasında, gerekse dava aşamasında ileri sürülen kullanmama def'inin yerinde olup olmadığı, davacının gerçek hak sahipliğinin bulunup bulunmadığı, davacı markalarının tanınmış olup olmadığı, davalı şirketin kötü niyetli olup olmadığı, tescili halinde dava konusu markanın hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği hususlarına ilişkin olduğu tespit edilmiştir.
Davanın açılmasını müteakip tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyası ile alâkalı kayıtlar getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, hak düşürücü süre bakımından eksiklik bulunmadığı tespit edilmiş, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, bilirkişi heyetinden özel veya teknik hususlara ilişkin rapor alınmış, 06/08/2015 tarih 29437 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik'in 201/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraflara tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
İşlem dosyasının tetkikinde; davalı şirketin "..." ibareli 16.08.2021 tarihinde gerçekleştirdiği ... sayılı marka başvurusunun yapılan ilk incelemeler sonrasında 27.12.2021 tarih ve 387 sayılı Bülten’de ilan edildiği, söz konusu ilana karşı davacı yanın 01.02.2022 tarihinde SMK’nın m.6/1, m.6/5 ve m.6/9 hükümleri kapsamında ... sayılı markalarını mesnet göstererek itirazda bulunduğu, davalı şirketin 07.06.2022 tarihli itiraza karşı görüş dilekçesi sunduğu, dilekçesinde ... sayılı markalara ilişkin olarak kullanmama def'i ileri sürdüğü, davacının 07.07.2022 tarihli marka kullanım ispat formu sunduğu, yayına yapılan itirazın ...'nca kısmen kabulüne karar verilerek marka başvuru kapsamından “değerli metalden olanlar da dahil olmak üzere, bu sınıfta yer alan ve elektrikle çalışmayan ev ve mutfak gereçleri (çatal, bıçak, kaşıklar hariç): yemek servis takımları, kap-kacak, şişe açacakları, saksılar, pipetler, elektriksiz pişirme aletleri”nin çıkarılmasına karar verildiği, bu karara karşı davacı şirket tarafından 28.11.2022 tarihinde yeniden itirazda bulunulduğu, davalı şirketin 29.12.2022 tarihli itiraza karşı görüş dilekçesi sunduğu, yeniden yapılan itirazı değerlendiren ... sayılı ... kararı ile itirazın reddine karar verdiği, bu kararın davacı marka vekiline 30.11.2023 tarihinde tebliğ edildiği, iki aylık hak düşürücü süre içinde eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır. Dava konusu marka başvurusu yargılama safahati içinde tescil edilmemiştir.
İlk olarak belirtilmesi gerekir ki; dava konusu marka başvurusu tescil edilmediğinden hükümsüzlük istemi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
... kararının iptali istemi bakımından ise marka işlem dosyası ile sınırlı olarak ve taleple bağlılık ilkesi dikkate alınarak aşağıdaki şekilde değerlendirme yapılmıştır.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 6.maddesinin 1.fıkrasına göre; Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.
Karıştırma ihtimali, ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurmasıdır. Bu durum, bir mal veya hizmetin alıcısının bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını ya da hizmetini alma ihtimali biçiminde tanımlanmaktadır. Karıştırılma ihtimali, iltibas kavramından daha geniş bir kavram olup, doğrudan ve dolaylı karıştırılma ihtimali olarak ikiye ayrılır. Bu ayrıma göre eğer mal veya hizmetin aynı işletmeden ileri geldiği yönünde bir algılama ortaya çıkıyor, yani bir işletmeye ait mal veya hizmet, başka bir işletmeye ait mal veya hizmet ile karıştırılıyor ve bu nedenle satın alınıyorsa doğrudan karıştırılma ihtimali söz konusudur. Buna karşın, eğer mal veya hizmetin markası birbirinden ayırt ediliyor ancak bunların aynı işletmenin markaları olduğu ya da bu mal veya hizmetin aralarında ekonomik veya idari bağlantı bulunan işletmelerden geldiği biçiminde bir algılama oluşuyor ise bu halde de dolaylı karıştırılma ihtimalinden söz edilir.
Karıştırılma ihtimalinden bahsedilebilmesi için öncelikle önceki ve sonraki markalar arasındaki mal veya hizmet sınıflarının aynı ya da benzer olması gerekir. Mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının belirlenmesinde, karşılaştırılacak mal veya hizmetlerin benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları karşılayıp karşılamadığı, aralarında hammadde-yarı mamül-mamül ürün ilişkisi bulunup bulunmadığı, birbirleri yerine ikame ya da tamamlayıcı ürün ya da hizmet olup olmadıkları, dağıtım kanallarının ortak olup olmadığı, marketlerde aynı reyon ya da raflarda satılıp satılmadıkları, aynı toptancılarda satılıp satılmadıkları gibi kriterler göz önünde tutulmalıdır. Sınıfsal benzerlik karşılaştırmasında gerek Nice sınıflandırması gerekse de ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğleri mahkemeler bakımından bağlayıcı değildir. Somut olayın özelliklerine göre ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğinde farklı sınıflarda yer almalarına rağmen ilgili alıcısı nezdinde karıştırmaya yol açacak nitelikteki ürün ve hizmet markalarının kapsadıkları mal ve hizmet sınıflarının benzer olarak değerlendirilmesi de mümkündür.
Karıştırılma ihtimali bakımından sınıfsal benzerliğin söz konusu olması halinde önceki ve sonraki markanın aynı ya da benzer olup olmadıklarının incelenmesi gerekir. Markaların aynı ya da benzer olup olmadıkları incelenirken markayı oluşturan her bir unsura göre değil, bir bütün olarak karşılaştırılan markaların bıraktığı genel, global izlenim, markaların bütünü ile bıraktığı etki dikkate alınacaktır. Markalarda eğer tanımlayıcı unsurlar var ise bu unsurlar değerlendirme dışı bırakılacaktır. Global değerlendirmeye göre, karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin mevcut olup olmadığı incelenirken, ilgili alıcısı nezdinde bıraktıkları genel intibaya göre markaların benzer olup olmadığı, markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunup bulunmadığı, ortalama alıcısının algısının ve satın alma kararı verirken göstereceği özen ve dikkat derecesinin ne olduğu, markalar veya işletmeler arasında bağlantı ihtimalinin söz konusu olup olmadığı gibi hususlar incelenerek değerlendirme yapılmalıdır. Bu şekilde inceleme yapılırken, markanın toplumda ne kadar tanındığı, markaların ayırt edici unsurlarının neler olduğu, markanın hitap ettiği ürün ya da hizmetin tüketici kitlesinin kimler olduğu, bu kitlenin satın alma sürecinde göstermeleri beklenen dikkat ve algılama düzeyinin ne olduğu, mal veya hizmetin niteliğinin ve fiyatının ne olduğu, markanın ne kadar özgün, ayırt edici ya da tanımlayıcı olduğu, seri marka algılamasına yol açıp açmadığı gibi hususlar dikkate alınmalıdır.
Belirtilen açıklamalar ışığında, tarafların iddia ve savunmaları, marka işlem dosyası, itiraza mesnet markalar, hukuki nitelendirme hali hariç olmak üzere maddi vakıalara ilişkin tespitler barındıran bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
Marka işlem dosyasında davalı şirket tarafından kullanmama def'i ileri sürüldüğünden ilk olarak bu husus ön sorun olarak incelenmiştir.
Davacının, ileri sürülen kullanmama def'i üzerine marka işlem dosyasına;
✓ 1999-2000 ve 2015-2021 yılları arasında davacı tarafından düzenlenmiş, çok sayıda “...” ve “...” markalı yemek seti/takımı ve çatal kaşık bıçak seti/takımı satışına ilişkin, toplam 94 sayfalık fatura örneğini,
✓ E-ticaret platformlarında ve ... davacının “...” ve “...” markalı yemek seti ve çatal kaşık bıçak takımlarının satıldığına ilişkin ekran görsellerini,
✓ Davacının “...” markasının yer aldığı gazete ilanlarının görsellerini sunmuş olduğu, bu belgeleri ve davacının itirazını inceleyen ...’nın, 27.09.2022 tarihli ve ... sayılı karar ile davacının ... ve ... sayılı markalarının “yemek takımı” mallarında kullanımlarının ispatlandığını, 126813 sayılı markanın ise kullanımının ispatlanamadığının tespit edildiğini belirttiği gözlemlenmiştir.
Kullanıma ilişkin marka işlem dosyasına sunulan evrak bütüncül olarak incelendiğinde, davacının “...” ve “...” ibareli markalarını, “yemek seti/takımı ve çatal kaşık bıçak seti/takımı” emtialarında, dava konusu marka tescil başvuru tarihinden önceki son 5 yıl içinde ciddi biçimde kullanmakta olduğunun yeterli nitelikte, nicelikte ve içerikte delil ile ispat olunabildiği değerlendirilmiştir.
Davacı markalarının ileri sürülen kullanmama def'i üzerine kullanıldığı ispatlanan emtiaları, dava konusu edilen markanın kapsamından, davacının itirazları üzerine ... tarafından zaten çıkartılmıştır. Geriye kalan emtialara bakıldığında, her ne kadar bu emtialar da, davacının markalarının kullanıldığı/korunduğu emtialar gibi, ev ihtiyaçlarının giderilmesi amacıyla evde kullanılan elektriksiz ev eşyaları ise de, bunların “yemek takımları” ile benzer ihtiyaçları giderdiği, birbirleri yerine ikame imkanlarının bulunduğu veya birbirlerini tamamlayıcı nitelikleri haiz olduğu düşünülmemektedir. Dolayısıyla; dava konusu edilen markanın kapsamında kalmış olan emtiaların hiçbiri açısından somut olayda emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleştiği söylenememektedir.
Dava konusu edilen “içerisinde ... bulunan istiridye kabuğu” şeklinden oluşan markanın, davacının “...” veya “...” ibareli ve dahi aynı özelliği haiz şekilden oluşan markaları ile genel görünümleri itibariyle benzediğini söylemek mümkün görülmemiştir. Şöyle ki; davacının itirazına mesnet ... sayılı markasında kelime unsuru bulunurken başvuru konusu markanın sadece şekilden ibaret olduğu, taraf markalarının her ikisinde bulunan şekillerinin de birbirinden çok farklı bulunduğu, zira konumlandırmalarının, ... büyüklüklerinin aynı olmadığı, her iki şeklin farklı renkleri içerdiği, tarafların markalarında bulunan şekillerin çizim şekillerinin birbirinden tamamen farklı bulunduğu, bu itibarla da markalar arasında, markaların biçim, renk ve düzenleme tarzı itibariyle görsel, sescil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunmadığı, markaların bir bütün olarak korunabileceği, karşılaştırma sırasında işaretlerin parçalara ayrılarak incelenmesinin ve iltibasın bulunup bulunmadığının bir parçaya bağlı olarak yapılmasının mümkün bulunmadığı, iltibas incelemesinin sadece işaretlere bakılarak değil, onların kapsamında bulunan ürünler ile onların niteliğini gözeterek ve her ikisinin birbirine etkisi nazara alınarak yapılmasının gerektiği, ortalama tüketicilerin davalı şirketin başvurusuna konu işareti davacının itirazına mesnet markaları ile ilişkilendirmeyeceği, markalar arasında belirgin biçimde farklılık bulunduğu, işin uzmanı yahut dikkatli kişilerden oluşmayan, makûl düzeyde bilgilendirilmiş, marka ve başvuru konusu işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, yargılama konusu emtialar için ayırdığı satın alım süresi içinde, başvuru konusu markayı gördüğünde derhâl ve hiç düşünmeden bunun davacının itirazına mesnet markalarından farklı bir marka olduğunu algılayabileceği, dolayısıyla, karşılaştırılan markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
Nitekim, eldeki uyuşmazlığa emsal teşkil edebilecek başka bir uyuşmazlığa ilişkin .... sayılı kararında, "..." unsuru ile davacıya ait "...+..." ibareli marka arasında iltibas tehlikesi oluşturacak derecede bir benzerlik bulunmadığı yönünde karar verilmiştir.
SMK m.6/5 hükmüne göre; Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.
SMK m.6/5 hükmü uyarınca; önceki tarihli tescil edilmiş veya tescil başvurusu yapılmış olan bir marka, Türkiye'de ulaştığı tanınmışlık düzeyi sebebiyle, aynı veya benzeri sonraki tarihli marka başvurusunun, aynı veya farklı nitelikteki mal ya da hizmetlere ilişkin tescil talebinin reddini talep edebilir. Bir markanın sadece tanınmış marka niteliğini haiz olması, otomatik olarak o markanın farklı türdeki mal veya hizmetlere ilişkin olarak sonraki tarihli marka başvurusunu engelleme hakkı bahşetmez. Tanınmış marka hakkı sahibinin genişletilmiş korumadan yararlanabilmesi için;
A) Tanınmış markanın itibarından haksız yarar elde edilmesi,
B) Tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi,
C) Tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi, olasılıklarından en az birinin gerçekleşmesi veya gerçekleşme ihtimalinin bulunması gereklidir. Ayrıca, sonraki tarihli marka başvuru sahibinin, marka başvurusunda haklı bir nedeninin de bulunmaması gerekir.
Tanınmışlık, statik ve dogmatik bir durum değildir. Aksine; sürekli güncellenen, dalgalanabilen, bir çok değişkene bağlı dinamik bir süreci içinde barındırır. Bir markanın tanınmış marka niteliğinde olup olmadığı; a)Toplumun ilgili kesimince markanın tanınma düzeyi, b) Markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu, c)Marka promosyonlarının ve reklamlarının süresi, yoğunluğu, hedef aldığı alan, d)Markanın tesciller veya tescil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü, e) Markanın resmi mercilerce tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları, f) Markanın ekonomik değeri, g) Markanın hitap ettiği mal veya hizmetlerin pazar payı, gibi tahdidi olmayan kriterler dikkate alınmak suretiyle, yapılacak global bir değerlendirme neticesinde her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Hemen belirtilmelidir ki; bir markanın tanınmış marka niteliğini haiz olmasının; yukarıda yer verilen tüm kıstasların sağlanması gerektiğini şart koşmadığı gibi, yukarıda yer verilen kıstaslardan yalnızca birinin gerçekleşmesinin mutlak anlamda ilgili markayı tanınmışlık seviyesine çıkaracağını da göstermez. Burada önemli olan husus; her somut olayda, yukarıda yer verilen kıstaslardan da yararlanarak, global bir değerlendirme yapılması, bunun sonucunda tanınmışlık vasfı ve varsa bu tanınmışlığın etki alanının belirlenmesidir.
Tanınmış markanın itibarından haksız yararlanılmasından söz edilebilmesi için; tanınmış markanın iyi şöhret ve itibar sahibi olması, ilgili tüketici kesimi nezdinde markanın olumlu bir imajının olması gerekir. Bu nedenle imaj transferine konu olabilecek sonraki tarihli marka başvurusunun, tanınmış markanın itibarından haksız yararlanma tehlikesi doğurabileceği söylenebilir. Burada önemli olan, sonraki tarihli markayı gören tüketicinin, önceki tarihli tanınmış markanın kendi zihninde oluşturduğu olumlu imaj ile sonraki tarihli marka arasında bir bağlantı (link) kurması, imaj transferi ihtimalinin bulunması, böylece tanınmış markanın olumlu imajının sağladığı kolaylıktan yararlanarak sonraki tarihli marka başvuru sahibinin ticari avantaj sağlama ihtimalinin bulunmasıdır. Böylece, sonraki tarihli marka başvuru sahibi, tanınmış marka sahibinin uzun uğraşlar sonucu oluşturduğu kalite ve güven birikiminden parazitvari yararlanarak, kendi lehine haksız bir avantaj sağlayacaktır.
Tanınmış markanın itibarına zarar verilebilmesi için; Tanınmış markanın, arzu edilmeyen olumsuz imaj tehlikesine maruz kalacağı bir hal olasılığı içerisinde bulunması gerekmektedir. Tanınmış markanın itibarının zarar görme tehlikesi altında bulunup bulunmadığı incelenirken, tescile konu mal ve hizmetlerin kapsamı dikkate alınmalıdır. Örneğin; tanınmış bir içecek markasının, aynı veya benzerinin tuvalet temizliği emtialarında marka olarak kullanılması halinde, böyle bir olumsuz imaj tehlikesi söz konusu olabilir.
Tanınmış markanın ayırt etme gücünün zedelenmesi için; Sonraki tarihli marka başvurusu nedeniyle, tanınmış markanın ayırt etme gücünün zayıflaması ve bu suretle markanın reklam değerinin düşme ihtimali bulunmalıdır. Tanınmışlık derecesi ve karşılaştırılan markaların hitap ettiği mal veya hizmetlerin birbirleri ile yakınlığı arttıkça, markanın ayırt ediciliğinin zedelenmesi ihtimali de artmaktadır. Bu durumda, markanın muhatap çevresi, sonraki tarihli marka nedeniyle, önceki markanın artık sadece tanınmış marka sahibine ve onun ürünlerine ait olmadığı kanısına varmaktadır.
Somut olayda yapılan değerlendirmede; davacının marka işlem dosyasına sunduğu delillerden ve dava dosyasına da celp edilen ... kayıtlarından, davacının ... sayılı markasının ... tarafından 30.03.2011 tarihinde 556 s. KHK’nın 7(ı) hükmü kapsamında tanınmış marka statüsüne alındığı görülebilmekte ise de, davacının “...” veya “...” ve dahi “içinde ... olan istiridye kabuğu” görselli markasının, “...” tanınmış markasının “itmesiyle” tanınmış hale geldiğinin düşünülmesi, marka hukukuna göre mümkün değildir. Kaldı ki; somut olayda SMK m. 6/5 hükmü gereğince tanınmış marka korumasından yararlanılabilmesi için, davalı tarafın davaya konu markasının, davacının markasının “tanınmışlığı”ndan haksız yarar sağlaması, “tanınmış marka”nın itibarına zarar vermesi ve ayırt ediciliğini zedelemesi durumlarından birinin oluşmuş/oluşma ihtimalinin yüksek olması gerekir. Somut olayda ise; taraf markaları benzer olmadığından, tanınmış markanın bir benzerinin farklı mal ve hizmetlerde kullanılması somut olayda söz konusu olmayacağından, davalının markasını tescil ettirmesi ve kullanması sonucunda haksız bir yararın sağlanması, tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi ya da tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi şartlarından birinin gerçekleşme ihtimalinin olmadığı değerlendirilmektedir.
SMK m.6/9 hükmüne göre; Kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.
Kötü niyetli marka başvurusu; Kişiyi, hukuk düzeninin tescil ile elde edilecek hakları kullanması amacı taşımaksızın, hukuka ve ahlaka aykırı olarak, bu hakların hukuk düzenince tasvip edilemeyecek şekilde başka amaçlarla kullanılması olarak tanımlanabilir. Hangi hallerde kötü niyetli olarak marka başvurusunda bulunulmuş sayılacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamakla birlikte, genel olarak markayı kullanmaktan ziyade şantaj veya başkasından haksız para elde etmek veya başkalarının ticaretine engel olmak gibi amaçlarla yapılan marka başvuruları kötü niyetle yapılmış başvuru olarak kabul edilmektedir. Kanunun ayrıca müeyyideye bağladığı hususlar tek başına kötü niyet emaresi olarak kabul edilmez. Zira Kanun tarafından zaten müeyyidesi gösterilmiş marka başvuruları için ayrıca kötü niyeti de sebep göstermek doğru görülmemektedir. (...)
Somut olayda; davaya konu marka ile itiraza mesnet markaların iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzer olmadıkları, bunun haricinde davalı şirketin kötü niyetle hareket ettiğini gösterir somut olgu da ileri sürülmediğinden kötü niyet iddiasına dayalı istemler yerinde bulunmamıştır.
Yukarıda izah edilen gerekçelerle; ... kararının iptali isteminin reddine karar verilmiştir.
Aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM:
1-... kararının iptali isteminin REDDİNE,
2-Dava konusu marka başvurusu tescil edilmediğinden hükümsüzlük istemi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60 TL maktu karar ve ilam harcı peşin alındığından ayrıca harç ikmaline yer olmadığına,
4-Davalılar kendilerini vekil ile temsil ettirdiklerinden karar verildiği tarihte yürürlükte bulunan AAÜT m.3 hükmü gereği hesaplanan 25.500,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
5-Davacı tarafından yapılan 427,60 TL peşin harç, 427,60 TL başvurma harcı, 182,40 TL vekalet harcı, 7.500,00 TL bilirkişi ücreti, 190,00 TL posta-tebligat masrafı olmak üzere toplam 8.727,60 TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
6-Davalı ... Şirketi tarafından yapılan 60,80 TL vekalet harç sarfiyatına ilişkin yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı ... Şirketi'ne verilmesine,
7-HMK m.333 hükmü gereği karar kesinleştiğinde artan avansın yatıran tarafa re'sen iadesine,
Dair, Davacı vekilinin, Davalı Kurum vekilinin ve Davalı şirket vekilinin yüzüne karşı, HMK m.341 ve m.345 hükümleri gereği kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde ... Bölge Adliye Mahkemesi ilgili hukuk dairesi nezdinde İSTİNAF yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.26/06/2024
Katip ...
E imzalıdır
Hakim ...
E imzalıdır