T.C. ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2023/400 Esas - 2024/287
TÜRK MİLLETİ ADINA
T.C.
ANKARA
5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2023/400 Esas
KARAR NO : 2024/287
HAKİM : ....
KATİP : ....
DAVACI : ....
VEKİLLERİ : Av. ....
...
Av. ...
DAVALI : 1- ...
VEKİLİ : Av. ...
DAVALI : 2- ....
VEKİLİ : Av. ....
DAVA : Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü)
DAVA TARİHİ : 11/09/2023
KARAR TARİHİ : 14/06/2024
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 01/07/2024
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:
Davacı vekili 11/09/2023 tarihli dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin %100 Türk sermaye ile üretim yapan ilaç sektörünün önde gelen kuruluşlarından biri olduğu, ülkemiz ekonomisine yüksek katma değer sağlamakta olduğu, halihazırda 21’den fazla ülkeye ürünlerini ihraç etmekte olduğu ve bugün itibariyle ... nezdinde 168 adet kayıtlı markası bulunduğu, davaya konu markanın kelime markası olduğu, ancak söz konusu marka başvurusunda tek esaslı unsurun “...” ibaresi olduğu, taraf markalarının esaslı unsurlarının işitsel ve görsel olarak iltibas düzeyinde benzer olduğu, markalar işitsel ve görsel açıdan incelendiğinde, taraf markaları arasındaki tek farkın, itiraza konu markada ilave “O” harfinin kullanılması olduğu, konum itibariyle bitişik olan “...” ve “...” harflerinin yerinin değiştirilmesi, marka başvurusuna ayırt edicilik katmadığı gibi markaları işitsel olarak da farklılaştırmadığı, her iki markanın anlamsal karşılığının olmaması da düşünüldüğünde ortalama tüketicinin markaları karıştırmasının kaçınılmaz olduğu, ayrıca başvuruya konu markada ayırt ediciliği sağlayabilecek herhangi bir şekil, karakterize yazım unsuru da kullanılmamış olduğu, her iki marka da düz yazı şeklinde beyaz bir zemin üzerine koyu siyah harflerle yazılmış olduğundan taraf markalarının görsel olarak da birbirine benzer olduğu, dolayısıyla taraf markaları arasında özellikle işitsel ve görsel açıdan ayniyet düzeyinde bir benzerliğin mevcut olduğu, ayrıca taraf markalarının aynı seslerle başlayıp aynı seslerle bitmesinin de benzerliği arttıran bir unsur olduğu, müvekkilinin “...” markası bulunduğu ilaç emtialarının etken maddesi veya tedavi ettiği hastalığa atıf yapan ibarelerden türetilmediğinden, ortalama tüketici sağlık meslek mensubu olsa bile markalar arasında benzerliğin kaçınılmaz olduğu, ... sayılı kararında bu hususu ele alıp “...” markasının “...” markasına 3. ve 5. sınıflarda benzer olduğuna hükmetmiş olduğu, ilgili müşteri çevresindeki orta seviyedeki bir tüketicinin, davaya konu marka başvurusunu ilk gördüğünde sahip olduğu izlenimde, bu markayı müvekkiline ait ... markası sanması ya da piyasada farklı şekil ve sunum biçimleri ile kullanılan müvekkiline ait ... markasının yeni bir versiyonu olduğunu düşünmesinin kuvvetli bir ihtimal olduğu, somut olayda markalar arası karıştırılma ihtimali ve SMK madde 6/1’de öngörülen tüm şartların mevcut olduğunun kabulü ve bu itibarla anılan kanun maddesi uyarınca dava konusu başvurunun tümden reddinin gerekmekte olduğu, davacının, dava konusu marka üzerinde gerçek hak sahibi konumunda olduğu, müvekkilinin ... markasının uzun süredir sektörde olduğu, müvekkiline ait tanınmış ... markasının iltibas derecesinde benzerinin tescil edilmesinin, söz konusu markanın müvekkiline ait marka ile iltibas yaratmasına ve bu iltibas nedeniyle, başvuru sahibinin haksız çıkar sağlamasına, müvekkili markasının sulanmasına ve ayırt ediciliğinin de zedelenmesine neden olacağı, müvekkili markasının tanınmışlığı sebebiyle de SMK 6/5 gereği tescile izin verilmemesi gerektiği, müvekkiline ait markaya iltibas düzeyinde benzeyen bu markanın, müvekkili markası kapsamındaki ürünlerle ilintili ve benzer hizmetler için tescilinin talep edilmiş olmasının, başvuru sahibinin kötü niyetini ortaya koymakta olduğu, davalı tarafın müvekkili markasına iltibas yaratacak nitelikteki marka başvurusunu, üstelik de müvekkilinin marka tescillerinin bulunduğu ve faaliyet gösterdiği sektöre dâhil hizmetler için yapmış olduğu, bu durumun başvuru sahibinin kötü niyetli olduğunu, müvekkili markasının kazandığı bilinirlik ve ekonomik değerden haksız surette faydalanmak istediğini açıkça göstermekte olduğu, dolayısıyla, tüm hususlar dikkate alınarak itiraza konu başvurunun, SMK 6/9 kapsamında, kötü niyet sebebiyle tümden reddedilmesi gerektiği, hususlarını beyan etmekte, .... ’nun 11.07.2023 tarih ve ... sayılı kararının iptaline, davaya konu ... sayılı markanın hükümsüzlüğüne ve dava konusu markanın devrinin önlenmesi için sicil kaydına ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmesini talep etmektedir.
CEVAP:
Davalı ... vekili 25/09/2023 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Başvuru konusu marka ile itiraza gerekçe olarak gösterilen marka bazı harfleri ortak olarak içermekle birlikte; ihtiva ettikleri tüm unsurlarla birlikte görsel, işitsel ve kavramsal yönden bütünüyle bıraktıkları izlenim, markalar arasında kavramsal bir benzerlik bulunmaması, çekişme konusu malların hitap ettiği uzmanlaşmış tüketic kesiminin dikkat düzeyinin ortalamanın üzerinde olması, malların son kullanıcısı olan halkın genelinin ise ilaç, vb. nitelikteki sağlığa yönelik ürünlerde ortalamanın üzerinde ihtiyat gösterecek olması gibi hususlar birlikte göz önüne alındığında, markalar arasında iltibas ve karıştırılma ihtimalinin doğmayacağı, davacı vekilinin iddialarının aksine, markaların; yazılış, okunuş ve anlam itibariyle 6769 sayılı SMK m.6/1 anlamında benzer olmadığı, davalı markasının, toplu olarak bıraktığı intiba dikkate alındığında davacı markası ile çok farklı olduğu ve iltibas ihtimalinin doğmasından bahsetmenin imkansız olduğu, davalı markasını okuyan veya gören ortalama dikkate sahip ve her iki işareti yan yana karşılaştırma imkanı olmayan kişinin zihnindeki intiba, davacıya ait markanın bıraktığı intiba ile aynı olmadığı, söz konusu iki marka örneğinin, aynı firmanın markası gibi algılanabilecek nitelikte olmadığı gibi, markaların karıştırılma olasılıklarının olmadığı, başvuru konusu markanın tescili veya bu ürünlerle ilgili olarak kullanımı halinde 6769 sayılı SMK’nın 6/5 maddesinde sayılan koşulların ortaya çıkacağına ilişkin olarak da, itirazda, davacının tanınmışlığını ileri sürdürdüğü markasına verilecek zararın ya da markasının ününden sağlanacak yararın nelerden oluşacağını ve nasıl ortaya çıkacağını gösterir ve olayların olağan akışı içinde belirtilen durumların gerçekten olası olduğu yönünde bir sonuca varmak için yeterli kanaat oluşturacak deliller, argüman ve savlar sunulmadığından, başvurunun 6769 sayılı SMK’nın 6/5 maddesi uyarınca reddini gerektirecek haklı ve geçerli bir sebep bulunmadığı, başvurunun kötü niyetle yapıldığını gösterir kanıtlar itiraz ekinde sunulmadığından ve Kurul’da başvurunun kötü niyetle yapıldığı yönünde kanaat oluşmadığından kötü niyet iddiasının yerinde görülmemiş olduğu, davacının sunmuş olduğu delillerin; davalının marka ticareti yapmak, yedekleme veya şantaj yahut davacıyı engelleme, pazara girişini güçleştirmek veya davacıya zarar verme kastıyla hareket ettiğini kabule yeterli bulunmamış olup, davacının, davalının başvurusunun 6769 sayılı SMK’nın 6/9 maddesi anlamında kötü niyetli bir başvuru olduğunu ispat edememiş olduğu hususlarını beyan etmekte ve davanın reddini talep etmektedir.
Davalı ... A.Ş. vekili 23/10/2023 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Davaya konu markalardaki ..., ... ibareleri ile başlayan çok fazla sayıda ilaç etken maddesi bulunmakta olduğu, davacının ... ibareli markasında "..." eki ... adına işaret etmekte olduğu, müvekkilinin ... ibareli markasında "..." ekinin ... adına işaret etmekte olduğu, yerleşik içtihatlarla ... adlarının bir kişinin tekeline bırakılamayacağı ve başkalarının da ... adından marka türetme hakları olduğu, ... adından türetilmiş marka sahibinin zayıf marka niteliğindeki markasına benzer markaların doğal olarak oluşabileceğini bildiği kabul edilmekte olduğu, davaya konu markalardaki ..., ... ibarelerinin kimya sektöründe birçok kelimenin kısaltması olması ve yanısıra bu ibarelerle başlayan birçok ilaç etken maddesi olması nedeniyle ilaç sektöründe yaygın bir kullanımı bulunmakta olduğu, davaya konu 05. sınıf malları için ..., ... ibareleri yaygın kullanılmakta olup Kurum sicilinde 05.sınıf emtiaları için ... ibaresiyle başlayan 400'den fazla, ... ibaresiyle başlayan 100'den fazla marka bulunmakta olduğu, davacı markası ...+..., müvekkilinin markası ...+... ibarelerinden teşekkül etmekte olup her bir hecenin farklı ibarelerden teşekkül etmekte olduğu, davacı markası ..., müvekkil markasının ... olarak telaffuz edilmekte olup, taraf markalarının işitsel olarak tamamen farklı olduğu, başlangıç hecesi olarak farklı hecelerden "...", "..." hecelerden teşekkül ettiğinden ve yanısıra bir anlamları bulunmadığından kavramsal olarak farklı markalar olduğu, 05.sınıfın 01. alt grubundaki “ilaçlar”ın ayrı bir değerlendirmeye tabi tutulmakta olduğu, yerleşik içtihatlarla da kabul gördüğü üzere; davaya konu 5/1 mallarının ilgili tüketici kesiminin “doktor, eczacı, sağlık çalışanı” gibi bilinçli tüketici grubu olduğu, bu sınıfa (5/1) dahil malların alıcı kesiminin “bilinç/eğitim/bilgi” düzeyi yüksek bir gruptan oluşmakta olduğu, öte yandan ilaç markalarının satış yönteminin tamamen kendine has bir özellik sergilemekte olduğu, “ilaçlar” için “e-reçete” sistemi kullanılmakta olduğu, “hastanın” ilaç tercihini bizzat kendisinin yapmadığı, tedavisini yapan doktorun reçeteyi yazmadan önce ilacı zihninde belirlediği, doktorun e-reçete sistemini kullandığını, bu doğrultuda hastası için uygun gördüğü ilacın adını direk sistemden seçtiğini, eczacının ise hastaya ilaç verirken tekrar bir ilaç adı sorgulaması yapmadığını, sisteme önceden girilmiş bilgilere göre zaten ilaç markasını otomatik görüntülediği, bu yolla ilacı hastaya verdiği göz önünde bulundurulduğunda ilaç markaları bağlamında bir iltibasın veya karışıklığın oluşmasının günümüz koşulları itibariyle mümkün olmadığı, birbirleriyle karıştırma ihtimali olmayan taraf markalarının nihai tüketici olan hastalar tarafından market rafından satın alınamayacak ürünler olması, tüketiciye uzman kişiler tarafından arz edilecek olması ve alanında uzman kişilerin markaları ayırt edemeyecek olmasının yerleşik içtihatlar itibariyle de mümkün olmadığı, davacının gerekçe ... markasının tanınmış marka olmadığı, buna ilişkin bir delil bulunmadığı, nitekim Kurum tarafından da davacının tanınmışlık gerekçesinin kabul edilmemiş olduğu, bu haliyle davacının tanınmış markaya yönelik gerekçelerinin hukuka aykırı olduğu, davacının kötü niyete ilişkin iddialarının yersiz olduğu, yerleşik içtihatlarla da kabul edildiği üzere salt marka başvuru dosyalamanın kötü niyet olarak nitelendirilemeyeceği, davacının kötü niyete ilişkin hiçbir delilinin bulunmadığı, bu haliyle davacının kötüniyete yönelik gerekçelerinin hukuka aykırı olduğu, hususlarını beyan etmekte ve davanın reddini talep etmektedir.
UYUŞMAZLIK:
Dava, 5000 sayılı ... Vekilliği ile Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun m.15/C hükmüne göre açılan ... Kararının İptali ve 6769 sayılı SMK m.25 hükmüne göre açılan Markanın Hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; davalı kurumun tesis ettiği ... sayılı ... kararının hukuka uygun olup olmadığı, davalı şirkete ait ... sayılı "..." ibareli marka başvurusu ile davacıya ait itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunup bulunmadığı, marka işlem dosyasında ileri sürülen kullanmama def'inin yerinde olup olmadığı, davacının gerçek hak sahipliğinin bulunup bulunmadığı, davacı markalarının tanınmış olup olmadığı, davalı şirketin kötü niyetli olup olmadığı, tescili halinde dava konusu markanın hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği hususlarına ilişkin olduğu tespit edilmiştir.
Davanın açılmasını müteakip tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyası ile alâkalı kayıtlar getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, hak düşürücü süre bakımından eksiklik bulunmadığı tespit edilmiş, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, bilirkişi heyetinden özel veya teknik hususlara ilişkin rapor alınmış, 06/08/2015 tarih 29437 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik'in 201/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraflara tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
İşlem dosyasının tetkikinde; davalı şirketin ... sayılı "..." ibareli markanın tescili amacıyla 05.08.2021 tarihinde gerçekleştirdiği başvurunun yapılan ilk incelemeler sonrasında ...'nca 13.12.2021 tarih ve 386 sayılı ....'nde ilan edildiği, söz konusu ilana karşı davacı yanın SMK m.6/1, m.6/3, m.6/4, m.6/5 ve m.6/9 hükümleri kapsamında ... ve ... sayılı markaları mesnet göstererek itirazda bulunduğu, davalı yanın itiraza karşı görüş dilekçesi sunduğu, dilekçesinde ..., ... sayılı markalara ilişkin olarak kullanmama def'i ileri sürdüğü, davacı yanın marka kullanım ispat formu ibraz ettiği, yayına yapılan itirazın ...'nca reddine karar verildiği, davacı şirketin yayına yeniden itiraz dilekçesi ibraz ettiği, davalı yanın itiraza karşı görüş dilekçesi sunduğu, yeniden yapılan itirazı değerlendiren ... sayılı ... kararı ile itirazın reddine karar verdiği, bu kararın davacı marka vekiline 14.07.2023 tarihinde tebliğ edildiği, iki aylık hak düşürücü süre içinde eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır. Dava konusu marka başvurusu 27.03.2024 tarihinde tescil edilmiştir.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 6.maddesinin 1.fıkrasına göre; Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.
Karıştırma ihtimali, ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurmasıdır. Bu durum, bir mal veya hizmetin alıcısının bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını ya da hizmetini alma ihtimali biçiminde tanımlanmaktadır. Karıştırılma ihtimali, iltibas kavramından daha geniş bir kavram olup, doğrudan ve dolaylı karıştırılma ihtimali olarak ikiye ayrılır. Bu ayrıma göre eğer mal veya hizmetin aynı işletmeden ileri geldiği yönünde bir algılama ortaya çıkıyor, yani bir işletmeye ait mal veya hizmet, başka bir işletmeye ait mal veya hizmet ile karıştırılıyor ve bu nedenle satın alınıyorsa doğrudan karıştırılma ihtimali söz konusudur. Buna karşın, eğer mal veya hizmetin markası birbirinden ayırt ediliyor ancak bunların aynı işletmenin markaları olduğu ya da bu mal veya hizmetin aralarında ekonomik veya idari bağlantı bulunan işletmelerden geldiği biçiminde bir algılama oluşuyor ise bu halde de dolaylı karıştırılma ihtimalinden söz edilir.
Karıştırılma ihtimalinden bahsedilebilmesi için öncelikle önceki ve sonraki markalar arasındaki mal veya hizmet sınıflarının aynı ya da benzer olması gerekir. Mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının belirlenmesinde, karşılaştırılacak mal veya hizmetlerin benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları karşılayıp karşılamadığı, aralarında hammadde-yarı mamül-mamül ürün ilişkisi bulunup bulunmadığı, birbirleri yerine ikame ya da tamamlayıcı ürün ya da hizmet olup olmadıkları, dağıtım kanallarının ortak olup olmadığı, marketlerde aynı reyon ya da raflarda satılıp satılmadıkları, aynı toptancılarda satılıp satılmadıkları gibi kriterler göz önünde tutulmalıdır. Sınıfsal benzerlik karşılaştırmasında gerek Nice sınıflandırması gerekse de ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğleri mahkemeler bakımından bağlayıcı değildir. Somut olayın özelliklerine göre ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğinde farklı sınıflarda yer almalarına rağmen ilgili alıcısı nezdinde karıştırmaya yol açacak nitelikteki ürün ve hizmet markalarının kapsadıkları mal ve hizmet sınıflarının benzer olarak değerlendirilmesi de mümkündür.
Karıştırılma ihtimali bakımından sınıfsal benzerliğin söz konusu olması halinde önceki ve sonraki markanın aynı ya da benzer olup olmadıklarının incelenmesi gerekir. Markaların aynı ya da benzer olup olmadıkları incelenirken markayı oluşturan her bir unsura göre değil, bir bütün olarak karşılaştırılan markaların bıraktığı genel, global izlenim, markaların bütünü ile bıraktığı etki dikkate alınacaktır. Markalarda eğer tanımlayıcı unsurlar var ise bu unsurlar değerlendirme dışı bırakılacaktır. Global değerlendirmeye göre, karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin mevcut olup olmadığı incelenirken, ilgili alıcısı nezdinde bıraktıkları genel intibaya göre markaların benzer olup olmadığı, markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunup bulunmadığı, ortalama alıcısının algısının ve satın alma kararı verirken göstereceği özen ve dikkat derecesinin ne olduğu, markalar veya işletmeler arasında bağlantı ihtimalinin söz konusu olup olmadığı gibi hususlar incelenerek değerlendirme yapılmalıdır. Bu şekilde inceleme yapılırken, markanın toplumda ne kadar tanındığı, markaların ayırt edici unsurlarının neler olduğu, markanın hitap ettiği ürün ya da hizmetin tüketici kitlesinin kimler olduğu, bu kitlenin satın alma sürecinde göstermeleri beklenen dikkat ve algılama düzeyinin ne olduğu, mal veya hizmetin niteliğinin ve fiyatının ne olduğu, markanın ne kadar özgün, ayırt edici ya da tanımlayıcı olduğu, seri marka algılamasına yol açıp açmadığı gibi hususlar dikkate alınmalıdır.
Belirtilen açıklamalar ışığında, tarafların iddia ve savunmaları, marka işlem dosyası, itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markalar, hukuki nitelendirme hali hariç olmak üzere maddi vakıalara ilişkin tespitler barındıran bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
İlk olarak marka işlem dosyasında ileri sürülen kullanmama def'i ön sorun olarak incelenmiştir.
Davalının idari süreçte ... nezdinde kullanmama def’i ileri sürdüğü davacı markaları ile davacının marka işlem dosyasına sunmuş olduğu deliller incelenerek kullanmama def’i ileri sürülen markaların ... kararının iptali talebi kapsamında SMK m. 19/2 maddesi bakımından başvuru tarihi (05.08.2021) itibariyle beş yıldır tescilli oldukları ve davacının beş yıldır tescilli olan iş bu markaları için tescilleri kapsamlarında yer alan ilgili mal ve hizmetler bakımından Türkiye’de ciddi olarak kullanımının kanıtlanıp kanıtlanmadığının tespiti gerekmektedir.
... nezdinde 6769 Sayılı SMK’nın 19. maddesi kapsamındaki kullanım ispatı talebine istinaden itiraz sahibi davacı tarafından idari süreçte sunulan aşağıda yer alan kullanım kanıtları incelenmiştir:
1) ... Faturalar 2016-2020
Sunulan faturaların 2016-2020 yılları arasında davacı şirket tarafından dava dışı firmalar adına davaya gerekçe “...” markalı ilaç ürünlerinin satışına ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
2) ... Broşür
... %0.05 ... 100 ml i.v. perfüzyon çözeltisi ürününe ait sunulan broşürler üzerinde herhangi bir tarih bulunmamaktadır.
3) ... İlaç İçeriği
İlaç içeriği başlıklı dokümanda ... %0.05 ... 100 ml i.v. perfüzyon çözeltisi ürününün ilaç içeriği ve 23.02.2012 - .... ruhsat numarası yer almaktadır.
4) ... İlaç Kullanma Talimatı
Kullanma tarihi ile birlikte kutu ölçüleri, renk bilgisi, stok kodu gibi bilgilerin yer aldığı tablo bulunmaktadır.
5) ... Katalog
Davacı şirkete ait “...” ibareli ürün dahil ürünlere ait bilgilerin yer aldığı katalogta tarih bilgisine rastlanmamıştır.
6) ... faaliyet belgesi
Davacı şirketin 27.03.1986 yılından bu yana faaliyette olduğuna ilişkin 16.01.2020 tarihli faaliyet belgesinin sunulmuş olduğu anlaşılmıştır.
7) ... ruhsatname belgesi
... %0.05 ... 100 ml i.v. perfüzyon çözeltisi ürününe ait 23.02.2012 tarihli ruhsatname sunulmuştur.
Marka İşlem Dosyasına sunulan deliller incelendiğinde; davacı şirkete ait davaya gerekçe markalardan ... sayılı markanın tescil kapsamında 05. sınıfta yer alan ilaçlar mallarının Türkiye’deki ciddi kullanımının ispatı bakımından yeterli olduğu kanaatine varılmıştır. Bu bağlamda davacı şirketin davaya konu marka başvurusunun yayınına yapmış olduğu SMK’nın 6/1 maddesi gerekçeli itirazının davaya gerekçe ... sayılı markanın tescil kapsamında kullanımı ispatlanan “ilaçlar” malları esas alınarak incelenmesi gerektiği anlaşılmıştır.
Markanın hükümsüzlüğü davası bakımından ise; dava aşamasında davalı şirket tarafından savunmanın değiştirilmesi veya genişletilmesi yasağı başlamadan önce hükümsüzlüğe mesnet markaların kullanılmadığına yönelik def'i ileri sürülmediğinden, hükümsüzlüğe mesnet markaların tescilleri kapsamlarında yer alan mal ve hizmetler bakımından fiili olarak kullanılıp kullanılmadığı irdelenmeksizin SMK m.6/1 hükmü değerlendirmesi yapılması gerektiği anlaşılmıştır.
Mahkememizce aldırılan bilirkişi raporunda tablolaştırıldığı üzere;
Davacı şirketin ... kararının iptali talebi bakımından yapılan incelemede, bilirkişi raporunda yer verilen Tablo.4’te görüldüğü üzere, davacı şirkete ait davaya gerekçe markanın kullanımı ispatlanan insan sağlığı için ilaçlar malları 05. sınıf 01. alt gruba dahil olan mallar olup, davaya konu marka başvurusu aynı alt grupta yer alan tüm malları genel bir ifadeyle içermektedir. Dolayısıyla, davaya konu markanın 05. sınıfta 01. alt grupta yer alan mallarının davacı şirket tarafından kullanımı kanıtlanan ... sayılı markanın kullanımı ispatlanan malları ile AYNI/AYNI TÜR olduğu tespit edilmiştir.
Davacı şirketin hükümsüzlük talebi bakımından yapılan incelemede, davaya konu marka kapsamında 05. sınıfta yer alan malların; davacı şirkete ait davaya gerekçe ... sayılı markanın tescil kapsamında yer alan mallar ile AYNI/AYNI TÜR olduğu tespit edilmiştir.
Davaya konu marka kapsamında 05. sınıfta yer alan malların; davacı şirkete ait ... sayılı markanın tescil kapsamında 35. sınıfta 05. alt grupta yer alan “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için …… 05. Sınıfta yer alan mallar……. mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)” hizmetleri ile İLİŞKİLİ MALLAR olduğu tespit edilmiştir. Şöyle ki, bu malların ve hizmetlerin niteliği, amacı ve yöntemi aynı olmamasına rağmen, birbirlerini tamamlayıcı nitelikte olduklarından, hizmetlerin sunulduğu yer genellikle malların satışa sunulduğu yerle aynı olduğundan ve hedeflenen halk kesimi aynı olduğundan benzerlik söz konusudur.
Davaya konu marka beyaz renkte zemin üzerinde siyah renkte düz kitap harfleri ile yazılmış “...” ibaresinden oluşmakta olup, herhangi bir şekil unsuru içermemektedir.
Davacı şirket markaları da aynı şekilde beyaz renkte zemin üzerinde siyah renkte harflerle yazılmış “...” ibarelerinden oluşmakta ve herhangi bir şekil unsuru içermemektedirler,
Davaya konu marka 3 hece ve 7 harften oluşan ve “...” şeklinde telaffuz edilen “...” ibaresinden meydana gelmekte iken, davacı şirket markaları 2 hece ve 6 harften oluşan ve “...” veya “...” şeklinde telaffuz edilen “...” ibarelerinden oluşmaktadır. Markalar harf sıralaması bakımından başlangıçta yer alan “...” harfleri ve son harf bakımından bir benzerlik gösterse dahi, “...” ibaresinin devamına eklenen harflerin hece sayısı ve vurgu bakımından davaya konu markayı davacı markalarından işitsel olarak uzaklaştırmış olduğu görülmektedir. Markalarda ortak olan “...” ibaresi ile başlayan çok sayıda etken madde olduğu, 05. Sınıfta yer alan mallarda “...” ibaresi ile başlayan çok sayıda markanın farklı sahipler tarafından başvuruya konu edilmekte olduğu görülmektedir. Bu bağlamda “...” ibaresi davacı şirket tarafından üretilen ilaçların etken maddesine işaret etmese de bu ibare ile başlayan etken maddeler bulunduğundan markalarda ortak olan kısmın ilgili tüketicinin sıklıkla karşılaştığı türden bir ibare olduğu dolayısıyla devamındaki farklılığın yüksek bilinç ve dikkat seviyesine sahip tüketici tarafından kolaylıkla algılanabilir nitelikte olduğu, bu bağlamda markaların görsel ve işitsel bakımdan benzer olmadığı düşünülmektedir. Taraf markalarının bilinen herhangi bir anlamı olmadığı anlaşıldığından kavramsal bakımdan bir benzerlikten söz edilmesinin mümkün olmadığı düşünülmektedir.
Sonuç olarak, yapılan inceleme neticesinde çekişmeli malların büyük bir çoğunluğu bakımından tüketici kitlesinin bilinç ve dikkat düzeyinin yüksek olduğu, bir bütün olarak marka işaretleri arasındaki görsel, işitsel ve kavramsal farklılık dikkate alındığında ortalama düzeyde tüketici nezdinde bir bütün olarak yaratacağı algı ve izlenim itibariyle taraf markaları arasında 6769 Sayılı Kanun m. 6/1 anlamında ilişkilendirme veya karıştırılma ihtimali bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
SMK m.6/3 hükmüne göre; Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.
Marka başvurusunun bu sebeple reddi için marka başvurusundan önce ve markaya konu işaretin aynısı veya benzerinin yoğun ve sıkı kullanımı sonucu işarete belirli bir düzeyde ayırt edicilik kazandırılması gerekir. (....)
Somut olayda yapılan değerlendirmede; dava konusu marka ile aynı veya benzer tescilsiz bir işaretin, dava konusu marka başvuru tarihinden önce, dava konusu marka kapsamında yer alan emtialar ile aynı ya da benzer emtialar üzerinde yoğun ve sıkı bir şekilde kullanıldığına yönelik delil ibrazında bulunulamadığından gerçek hak sahipliği iddiası yerinde bulunmamıştır.
SMK m.6/4 hükmüne göre; ... Sözleşmesinin 1 inci mükerrer 6 ncı maddesi bağlamındaki tanınmış markalar ile aynı veya benzer nitelikteki marka başvuruları, aynı veya benzer mal veya hizmetler bakımından itiraz üzerine reddedilir.
SMK m.6/4 hükmü bağlamında tanınmış marka koruması için; toplumun her kesimince bilinme gerekli olmayıp, toplumun ilgili kesimindeki bilinilirlik düzeyi dikkate alınacaktır. Toplumun ilgili kesimi; markanın tanındığı iddia edilen ve kaynak ülkede markanın tescilli olduğu ve kullanıldığı sektörü ifade eder. (...) Bir markanın ... Sözleşmesi anlamında tanınmış marka olarak kabul edilebilmesi için, bu markanın Türkiye'de tanınmış olmasının ya da kullanılmasının gerekip gerekmediği hususu bakımından; .... Dairesi'nin 13.02.2019 tarih .... sayılı kararında belirtildiği üzere, Türkiye’de tescilli olmayan markalara tanınmış marka koruması sağlanabilmesi için, söz konusu markanın, itiraza konu marka başvuru tarihinden önce Türkiye’de ilgili sektörde tanınmış marka olduğunun dosyaya sunulan objektif delillerle ispat edilmesi gerekir. (Aynı yönde ....)
SMK m.6/5 hükmüne göre; Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.
SMK m.6/5 hükmü uyarınca; önceki tarihli tescil edilmiş veya tescil başvurusu yapılmış olan bir marka, Türkiye'de ulaştığı tanınmışlık düzeyi sebebiyle, aynı veya benzeri sonraki tarihli marka başvurusunun, aynı veya farklı nitelikteki mal ya da hizmetlere ilişkin tescil talebinin reddini talep edebilir. Bir markanın sadece tanınmış marka niteliğini haiz olması, otomatik olarak o markanın farklı türdeki mal veya hizmetlere ilişkin olarak sonraki tarihli marka başvurusunu engelleme hakkı bahşetmez. Tanınmış marka hakkı sahibinin genişletilmiş korumadan yararlanabilmesi için;
A) Tanınmış markanın itibarından haksız yarar elde edilmesi,
B) Tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi,
C) Tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi, olasılıklarından en az birinin gerçekleşmesi veya gerçekleşme ihtimalinin bulunması gereklidir. Ayrıca, sonraki tarihli marka başvuru sahibinin, marka başvurusunda haklı bir nedeninin de bulunmaması gerekir.
Tanınmışlık, statik ve dogmatik bir durum değildir. Aksine; sürekli güncellenen, dalgalanabilen, bir çok değişkene bağlı dinamik bir süreci içinde barındırır. Bir markanın tanınmış marka niteliğinde olup olmadığı; a)Toplumun ilgili kesimince markanın tanınma düzeyi, b) Markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu, c)Marka promosyonlarının ve reklamlarının süresi, yoğunluğu, hedef aldığı alan, d)Markanın tesciller veya tescil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü, e) Markanın resmi mercilerce tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları, f) Markanın ekonomik değeri, ...) Markanın hitap ettiği mal veya hizmetlerin pazar payı, gibi tahdidi olmayan kriterler dikkate alınmak suretiyle, yapılacak global bir değerlendirme neticesinde her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Hemen belirtilmelidir ki; bir markanın tanınmış marka niteliğini haiz olmasının; yukarıda yer verilen tüm kıstasların sağlanması gerektiğini şart koşmadığı gibi, yukarıda yer verilen kıstaslardan yalnızca birinin gerçekleşmesinin mutlak anlamda ilgili markayı tanınmışlık seviyesine çıkaracağını da göstermez. Burada önemli olan husus; her somut olayda, yukarıda yer verilen kıstaslardan da yararlanarak, global bir değerlendirme yapılması, bunun sonucunda tanınmışlık vasfı ve varsa bu tanınmışlığın etki alanının belirlenmesidir.
Tanınmış markanın itibarından haksız yararlanılmasından söz edilebilmesi için; tanınmış markanın iyi şöhret ve itibar sahibi olması, ilgili tüketici kesimi nezdinde markanın olumlu bir imajının olması gerekir. Bu nedenle imaj transferine konu olabilecek sonraki tarihli marka başvurusunun, tanınmış markanın itibarından haksız yararlanma tehlikesi doğurabileceği söylenebilir. Burada önemli olan, sonraki tarihli markayı gören tüketicinin, önceki tarihli tanınmış markanın kendi zihninde oluşturduğu olumlu imaj ile sonraki tarihli marka arasında bir bağlantı (link) kurması, imaj transferi ihtimalinin bulunması, böylece tanınmış markanın olumlu imajının sağladığı kolaylıktan yararlanarak sonraki tarihli marka başvuru sahibinin ticari avantaj sağlama ihtimalinin bulunmasıdır. Böylece, sonraki tarihli marka başvuru sahibi, tanınmış marka sahibinin uzun uğraşlar sonucu oluşturduğu kalite ve güven birikiminden parazitvari yararlanarak, kendi lehine haksız bir avantaj sağlayacaktır.
Tanınmış markanın itibarına zarar verilebilmesi için; Tanınmış markanın, arzu edilmeyen olumsuz imaj tehlikesine maruz kalacağı bir hal olasılığı içerisinde bulunması gerekmektedir. Tanınmış markanın itibarının zarar görme tehlikesi altında bulunup bulunmadığı incelenirken, tescile konu mal ve hizmetlerin kapsamı dikkate alınmalıdır. Örneğin; tanınmış bir içecek markasının, aynı veya benzerinin tuvalet temizliği emtialarında marka olarak kullanılması halinde, böyle bir olumsuz imaj tehlikesi söz konusu olabilir.
Tanınmış markanın ayırt etme gücünün zedelenmesi için; Sonraki tarihli marka başvurusu nedeniyle, tanınmış markanın ayırt etme gücünün zayıflaması ve bu suretle markanın reklam değerinin düşme ihtimali bulunmalıdır. Tanınmışlık derecesi ve karşılaştırılan markaların hitap ettiği mal veya hizmetlerin birbirleri ile yakınlığı arttıkça, markanın ayırt ediciliğinin zedelenmesi ihtimali de artmaktadır. Bu durumda, markanın muhatap çevresi, sonraki tarihli marka nedeniyle, önceki markanın artık sadece tanınmış marka sahibine ve onun ürünlerine ait olmadığı kanısına varmaktadır.
Somut olayda yapılan değerlendirmede; davacı şirket tarafından sunulan delillerin “...” ibareli markaların tanınmışlığının veya 6769 sayılı SMK’nın 6/5 maddesinde aranan şartların sağlandığının tespiti bakımından yeterli olmadığı kanaatine varılmıştır. Diğer taraftan, 6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesi kapsamında yapılan inceleme neticesinde taraf markaları arasında işaret benzerliği bulunmadığı kanaatine varıldığından, davalının başvuruya konu markasının davacının tescilli markalarından haksız yararlanma sağlaması, davacı markalarının itibarına zarar vermesi, ayırt ediciliğini zedelemesi gibi durumların ortaya çıkacağına ilişkin kanaat oluşmamıştır.
SMK m.6/9 hükmüne göre; Kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.
Kötü niyetli marka başvurusu; Kişiyi, hukuk düzeninin tescil ile elde edilecek hakları kullanması amacı taşımaksızın, hukuka ve ahlaka aykırı olarak, bu hakların hukuk düzenince tasvip edilemeyecek şekilde başka amaçlarla kullanılması olarak tanımlanabilir. Hangi hallerde kötü niyetli olarak marka başvurusunda bulunulmuş sayılacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamakla birlikte, genel olarak markayı kullanmaktan ziyade şantaj veya başkasından haksız para elde etmek veya başkalarının ticaretine engel olmak gibi amaçlarla yapılan marka başvuruları kötü niyetle yapılmış başvuru olarak kabul edilmektedir. Kanunun ayrıca müeyyideye bağladığı hususlar tek başına kötü niyet emaresi olarak kabul edilmez. Zira Kanun tarafından zaten müeyyidesi gösterilmiş marka başvuruları için ayrıca kötü niyeti de sebep göstermek doğru görülmemektedir. (....)
Somut olayda; davaya konu marka ile itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markaların iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzer olmadıkları, bunun haricinde davalı şirketin kötü niyetle hareket ettiğini gösterir somut olgu da ileri sürülmediğinden kötü niyet iddiasına dayalı istemler yerinde bulunmamıştır.
Yukarıda izah edilen gerekçelerle; davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM:
1-Davanın REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60 TL maktu karar ve ilam harcından peşin alınan 269,85 TL'nin düşümü ile alınması gereken 157,75 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
3-Davalılar kendilerini vekil ile temsil ettirdiklerinden karar verildiği tarihte yürürlükte bulunan AAÜT m.3 hükmü gereği hesaplanan 25.500,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
4-Davacı tarafından yapılan 269,85 TL peşin harç, 269,85 TL başvurma harcı, 99,20 TL vekalet harcı, 7.000,00 TL bilirkişi ücreti, 297,50 TL posta-tebligat masrafı olmak üzere toplam 7.936,40 TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
5-Davalı ... A.Ş. tarafından yapılan 38,40 TL vekalet harç sarfiyatına ilişkin yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı ... A.Ş.'ne verilmesine,
6-HMK m.333 hükmü gereği karar kesinleştiğinde artan avansın yatıran tarafa re'sen iadesine,
Dair, Davacı vekilinin, Davalı Kurum vekilinin ve Davalı şirket vekilinin yüzüne karşı, HMK m.341 ve m.345 hükümleri gereği kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde ... Bölge Adliye Mahkemesi ilgili hukuk dairesi nezdinde İSTİNAF yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.14/06/2024
Katip ....
E imzalıdır
Hakim ...
E imzalıdır