T.C. ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
T.C.
ANKARA
5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2023/371 Esas
KARAR NO : 2024/271
HAKİM : ... ...
KATİP : ... ...
DAVACI : ...
VEKİLLERİ : Av. ... - ...
Av. ...
...
Av. ... - ...
DAVALI : 1- ... ....
VEKİLİ : Av. ... - ... ....
DAVALI : 2- ... -... ...
DAVA : Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü)
DAVA TARİHİ : 17/08/2023
KARAR TARİHİ : 05/06/2024
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 08/06/2024
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Hükümsüzlüğü) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:
Davacı vekili 17/08/2023 tarihli dava dilekçesinde özetle; 1974’ten bu yana gıda sektöründe faaliyet gösteren davacının ... ibaresi olan ticaret ünvanı önce 05.03.1976’da .... Ticaret Sicil No ile, daha sonra ... siciline de 20.01.2000 tarih ve ... sayı ile tescil ettirdiği, davacının “...” markasının ilk kez 1994’de tescil ettirdiği ve ... ... markası başta olmak üzere tescilli ... esas unsurlu marka tescillerinin/başvurularının sahibi olduğu, ... markasının davacı ile özdeşleştiği, yoğun kullanımla tanınmış marka haline geldiği ve 2011’de tanınmış markalar siciline kaydedildiği, ... markalarının tanınmışlığının ayrıca çok sayıda mahkeme ve ... kararları ile de tespit ve kabul edildiği, davalının ... markalarına ayırt edilemeyecek derecede benzer olan ... sayılı markasının 29 / 30 / 35 / 39 / sınıflarda tescili için gerçekleştirdiği marka başvurusuna itirazlarının markaların benzer olmadığından bahisle reddedildiği, oysa, ... markası ile ... ibaresinin SMK mad. 6/1 kapsamında benzer olduğunun ... kararları ile ortaya konulduğu, tanınmış “...” markasına iltibas yaratacak düzeyde benzeyen, aynı veya benzer ürün ve hizmetleri kapsayan, halk arasında karıştırılma ihtimali arz eden ve ayrıca kötü niyetle yapılan başvurunun reddi gerektiği, söz konusu marka başvurusunda bulunan “...” ve “...” ibareleri tali unsur olup, tek esaslı ve baskın unsurun “...” ibaresi olduğu, “... (...)” ibaresinin jenerik unsur olup, marka sahipleri tarafından sıklıkla kullanılan ayırt ediciliği düşük bir ibare olduğu, “...” ibaresi ise “... ...” kelimelerinin baş harflerinin kısaltılmış haliyle anlamsız iki harften oluşan kısaltmanın markaya kattığı hiçbir ayırt edicilik bulunmadığı, markalar arasındaki tek farklığın .... harfi yerine M harfi kullanılmış olmasından ibaret olduğu ve itiraza konu markayı tanınmış “...-...-... ...” markalarından farklı kılmaya yetmediği, ... numaralı “... ...” ibareli markanın ilgili sınıfların tamamında tescilli olduğu, ... markasının sektöründe tanınmışlığı göz önüne alındığında markaların karıştırılacağı, ... ibareli marka ve ticaret ünvanının 40 yıldır aralıksız devam eden bu kullanımı sonucu, davacının yerli pazarda ... ve uluslararası piyasalarda ... ... adıyla özellikle ....’da çok tanındığı ve yaklaşık 20 ülkeye ihracat yapıldığı, davalının ...-... markaları ile ilgili olarak duydukları beğeni ve tercih edilirliği, doğrudan bu markayı kullanacağı hizmetlere yansıtmış olacağı, ...-... markalarına iltibas düzeyinde benzer bir markanın kullanılmasının, markayı, tüketiciler gözünde davacıya ait olmaktan çıkaracak, bugün sahip olduğu ve çok büyük yatırımlar ile elde edilen ayırt ediciliği ciddi biçimde zedeleyeceği, davacının, davalının bu marka altında sunacağı hizmetlerin kalitesini denetleme ya da müdahale etme imkânı bulunmadığından ...-... ibareli markaların itibarına ciddi zararlar verebileceği, SMK’nın 6/3 maddesinin bir markayı ilgili sektörde tescilsiz olarak ilk kez kullanan ve maruf hale getiren kimseye, bu markanın söz konusu sektörde üçüncü kişiler adına tescil edilmesine itiraz etme hakkı tanıdığı, davacının ticaret ünvanının esas unsuru olan ... ibaresinin esaslı unsur olarak yer aldığı ... markasının SMK md. 6/6 uyarınca da reddedilmesi gerektiği öne sürülerek; 20.07.2023 tarih ve ... no.lu kararının tesciline karar verilen tüm ürün ve hizmetler bakımından iptaline, dava konusu ... sayılı “... ...+...” ibareli markanın dava sonuçlanıncaya kadar tescil edilmesi durumunda, tesciline karar verilen tüm ürün ve hizmetler bakımından hükümsüzlüğüne karar verilmesi talep edilmiştir.
CEVAP:
Davalı ... vekili 04/09/2023 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Davaya konu “... ...” markasının, davacının itiraza mesnet ... esas unsurlu markalarından bir bütün olarak görsel, kavramsal ve işitsel olarak farklı olduğu, başvuru markasının merkezinde ... harfleri logo şeklinde tasarlanmış olup ayrıca ... ... ibareleri yer aldığı başvuru markasının başvuru konusu mal ve hizmetler için kullanımının, davacı markalarının tanınmışlığından haksız yarar sağlayacağı veya markanın ayırt edici karakterine veya itibarına zarar vereceği sonucuna ulaştıracak herhangi bir haklı sebep ortaya konmadığı ve dava konusu kararın usule ve hukuka uygun olduğu öne sürülerek davanın reddi talep edilmiştir.
Davalı ... ... LOJİSTİK HİZ.VE DIŞ TİC. A.Ş. 18/09/2023 havale tarihli cevap dilekçesinde özetle; Davalı ... ... firmasının kurulduğu 2018 yılından bu yana bir bütün olarak erimgold markasını kullandığı alan adının ... olduğu, davalının firma ortağının soyadı olan ... ibaresini markasında kullandığı, taraf markalarının bütünsel izlenimde görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzer olmadığı öne sürülerek davanın reddi talep edilmiştir.
UYUŞMAZLIK:
Dava, 5000 sayılı .... Vekilliği ile Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun m.15/C hükmüne göre açılan ... Kararının İptali ve 6769 sayılı SMK m.25 hükmüne göre açılan Markanın Hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; davalı kurumun tesis ettiği ... sayılı ... kararının hukuka uygun olup olmadığı, davalı şirkete ait ... sayılı "... ..." ibareli marka başvurusu ile davacıya ait itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunup bulunmadığı, davacının gerçek hak sahipliğinin bulunup bulunmadığı, davacı markalarının tanınmış olup olmadığı, davacıya ait ticaret ünvanı ile dava konusu marka arasında iltibas tehlikesi bulunup bulunmadığı, davalı şirketin kötü niyetli olup olmadığı, tescili halinde dava konusu markanın hükümsüzlüğün gerekip gerekmediği hususlarına ilişkin olduğu tespit edilmiştir.
Davanın açılmasını müteakip tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyası ile alâkalı kayıtlar getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, hak düşürücü süre bakımından eksiklik bulunmadığı tespit edilmiş, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, bilirkişi heyetinden özel veya teknik hususlara ilişkin rapor alınmış, 06/08/2015 tarih 29437 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik'in 201/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraflara tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
İşlem dosyasının tetkikinde; davalı şirketin ... sayılı "... ..." ibareli markanın tescili amacıyla 10.03.2022 tarihinde gerçekleştirdiği başvurunun yapılan ilk incelemeler sonrasında ...'nca 13.06.2022 tarih ve 398 sayılı .... 'nde ilan edildiği, söz konusu ilana karşı davacı yanın 11.08.2022 tarihinde SMK m.6/1, m.6/3, m.6/5, m.6/6 ve m.6/9 hükümleri kapsamında “...” esas unsurlu markalarını mesnet göstererek itirazda bulunduğu, yayına yapılan itirazın ...'nca reddine karar verildiği, davacı şirketin 24.02.2023 tarihli yeniden itiraz dilekçesi ibraz ettiği, davalı şirketin 21.03.2023 tarihli itiraza karşı görüş dilekçesi sunduğu, yeniden yapılan itirazı değerlendiren ... 'nun ... sayılı ... kararı ile itirazın reddine karar verdiği, bu kararın davacı ... vekiline 21.07.2023 tarihinde tebliğ edildiği, iki aylık hak düşürücü süre içinde eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır. Dava konusu marka başvurusu 31.12.2023 tarihinde tescil edilmiştir.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 6.maddesinin 1.fıkrasına göre; Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.
Karıştırma ihtimali, ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurmasıdır. Bu durum, bir mal veya hizmetin alıcısının bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını ya da hizmetini alma ihtimali biçiminde tanımlanmaktadır. Karıştırılma ihtimali, iltibas kavramından daha geniş bir kavram olup, doğrudan ve dolaylı karıştırılma ihtimali olarak ikiye ayrılır. Bu ayrıma göre eğer mal veya hizmetin aynı işletmeden ileri geldiği yönünde bir algılama ortaya çıkıyor, yani bir işletmeye ait mal veya hizmet, başka bir işletmeye ait mal veya hizmet ile karıştırılıyor ve bu nedenle satın alınıyorsa doğrudan karıştırılma ihtimali söz konusudur. Buna karşın, eğer mal veya hizmetin markası birbirinden ayırt ediliyor ancak bunların aynı işletmenin markaları olduğu ya da bu mal veya hizmetin aralarında ekonomik veya idari bağlantı bulunan işletmelerden geldiği biçiminde bir algılama oluşuyor ise bu halde de dolaylı karıştırılma ihtimalinden söz edilir.
Karıştırılma ihtimalinden bahsedilebilmesi için öncelikle önceki ve sonraki markalar arasındaki mal veya hizmet sınıflarının aynı ya da benzer olması gerekir. Mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının belirlenmesinde, karşılaştırılacak mal veya hizmetlerin benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları karşılayıp karşılamadığı, aralarında hammadde-yarı mamül-mamül ürün ilişkisi bulunup bulunmadığı, birbirleri yerine ikame ya da tamamlayıcı ürün ya da hizmet olup olmadıkları, dağıtım kanallarının ortak olup olmadığı, marketlerde aynı reyon ya da raflarda satılıp satılmadıkları, aynı toptancılarda satılıp satılmadıkları gibi kriterler göz önünde tutulmalıdır. Sınıfsal benzerlik karşılaştırmasında gerek Nice sınıflandırması gerekse de ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğleri mahkemeler bakımından bağlayıcı değildir. Somut olayın özelliklerine göre ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğinde farklı sınıflarda yer almalarına rağmen ilgili alıcısı nezdinde karıştırmaya yol açacak nitelikteki ürün ve hizmet markalarının kapsadıkları mal ve hizmet sınıflarının benzer olarak değerlendirilmesi de mümkündür.
Karıştırılma ihtimali bakımından sınıfsal benzerliğin söz konusu olması halinde önceki ve sonraki markanın aynı ya da benzer olup olmadıklarının incelenmesi gerekir. Markaların aynı ya da benzer olup olmadıkları incelenirken markayı oluşturan her bir unsura göre değil, bir bütün olarak karşılaştırılan markaların bıraktığı genel, global izlenim, markaların bütünü ile bıraktığı etki dikkate alınacaktır. Markalarda eğer tanımlayıcı unsurlar var ise bu unsurlar değerlendirme dışı bırakılacaktır. Global değerlendirmeye göre, karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin mevcut olup olmadığı incelenirken, ilgili alıcısı nezdinde bıraktıkları genel intibaya göre markaların benzer olup olmadığı, markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunup bulunmadığı, ortalama alıcısının algısının ve satın alma kararı verirken göstereceği özen ve dikkat derecesinin ne olduğu, markalar veya işletmeler arasında bağlantı ihtimalinin söz konusu olup olmadığı gibi hususlar incelenerek değerlendirme yapılmalıdır. Bu şekilde inceleme yapılırken, markanın toplumda ne kadar tanındığı, markaların ayırt edici unsurlarının neler olduğu, markanın hitap ettiği ürün ya da hizmetin tüketici kitlesinin kimler olduğu, bu kitlenin satın alma sürecinde göstermeleri beklenen dikkat ve algılama düzeyinin ne olduğu, mal veya hizmetin niteliğinin ve fiyatının ne olduğu, markanın ne kadar özgün, ayırt edici ya da tanımlayıcı olduğu, seri marka algılamasına yol açıp açmadığı gibi hususlar dikkate alınmalıdır.
Belirtilen açıklamalar ışığında, tarafların iddia ve savunmaları, marka işlem dosyası, itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markalar, hukuki nitelendirme hali hariç olmak üzere maddi vakıalara ilişkin tespitler barındıran bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
Mahkememizce aldırılan bilirkişi raporunda tablolaştırıldığı üzere; dava konusu marka kapsamında yer alan mal ve hizmetlerin tamamı ile davacıya ait itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markaların kapsamlarında yer alan mal ve hizmetlerin aynı/aynı tür olduğu tespit edilmiştir. Aynı/aynı tür olduğu tespit edilen mal ve hizmetler, bilirkişi raporunda aynı renk ile vurgulanmıştır.
Dava konusu markanın "... ..." ibaresinden oluştuğu, "..." ibaresinin gri, siyah ve sarı renklerle oluşturulmuş stilize logo mahiyetinde olduğu, "..." ve "..." harflerinin baş harflerine atıfta bulunduğu, "..." sözcüğünün markanın genel görünümü içinde ilk olarak algılanan unsur olduğu, "1.Menzil 2.Muştu" gibi anlamlarının bulunduğu (....), davaya konu mal ve hizmetleri tanımlamadığı, somut ayırt edici niteliğinin bulunduğu, "..." ibaresinin İngilizce kökenli bir sözcük olup Türkçe "..." anlamına geldiği, "..." ibaresinin davaya konu mal ve hizmetler bakımından ayırt ediciliğinin bulunduğu kabul edilse bile markanın genel görünümü dikkate alındığında, "..." sözcüğünün "..." sözcüğüne nazaran ön planda olduğu, bu nedenle dava konusu markanın esaslı unsurunun "..." sözcüğü olduğu kanaatine varılmıştır.
Davacıya ait itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markaların "..." ibarelerinden oluştukları, davacı markalarında "..." ibaresinin esas unsur olarak yer aldığı markaları bulunduğu gibi söz konusu sözcüğün tek başına ön plana çıkmayan markalarının da bulunduğu, markalarda yer alan "...." gibi kelimelerin somut ayırt ediciliklerinin bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
Taraf markaları global olarak karşılaştırıldığında; dava konusu marka kapsamında yer alan mal ve hizmetlerin tamamı ile davacıya ait "..." esas unsurlu markaların kapsamlarında yer alan mal ve hizmetlerin aynı veya aynı tür olduğu, dava konusu markanın esas unsurunun "..." ibaresinden oluştuğu, davacının esas unsuru "..." ibaresi olan markaları ile dava konusu markanın esas unsuru olan "..." sözcüğünün ilk dört harfinin birebir aynı olduğu, sadece son harflerin farklı olduğu, markalarda yer alan sair kelime ve ... unsurlarının markaları birbirinden yeter derecede ayırt edici kıldığının söylenemeyeceği, esas unsurlar arasındaki görsel ve işitsel benzerliğin ilgili tüketici kesimi nezdinde markaları birbirine benzer kıldığı, nitekim ... sayılı kararında da "..." esas unsurlu markalar ile "..." ibareli marka arasında iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzerlik bulunduğuna hükmedildiği, aynı hususun .... sayılı kararında da benimsendiği, buna göre, somut olayda, davaya konu marka ile davacıya ait "..." esas unsurlu markalar arasında SMK m.6/1 hükmü uyarınca ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunduğu kanaatine varılmıştır.
...'nun 08/06/2016 tarih ... sayılı kararı uyarınca; iltibas değerlendirmesinin hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olduğundan, bu yönden dosya içerisinde mevcut bilirkişi raporunun aksi yöndeki hukuki kanaatlerine itibar edilmemiştir.
SMK m.6/3 hükmüne göre; Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.
Marka başvurusunun bu sebeple reddi için marka başvurusundan önce ve markaya konu işaretin aynısı veya benzerinin yoğun ve sıkı kullanımı sonucu işarete belirli bir düzeyde ayırt edicilik kazandırılması gerekir. (...)
Somut olayda yapılan değerlendirmede; davacı yanın tescilli markaları haricinde, dava konusu marka ile aynı veya benzer tescilsiz bir işaretin, dava konusu marka başvuru tarihinden önce, başvuru kapsamında yer alan mal ve hizmetler ile aynı veya benzer emtialar üzerinde yoğun ve ciddi bir şekilde kullanıldığı hususu ispatlanamadığından gerçek hak sahipliği iddiası yerinde bulunmamıştır.
SMK m.6/5 hükmüne göre; Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.
SMK m.6/5 hükmü uyarınca; önceki tarihli tescil edilmiş veya tescil başvurusu yapılmış olan bir marka, Türkiye'de ulaştığı tanınmışlık düzeyi sebebiyle, aynı veya benzeri sonraki tarihli marka başvurusunun, aynı veya farklı nitelikteki mal ya da hizmetlere ilişkin tescil talebinin reddini talep edebilir. Bir markanın sadece tanınmış marka niteliğini haiz olması, otomatik olarak o markanın farklı türdeki mal veya hizmetlere ilişkin olarak sonraki tarihli marka başvurusunu engelleme hakkı bahşetmez. Tanınmış marka hakkı sahibinin genişletilmiş korumadan yararlanabilmesi için;
A) Tanınmış markanın itibarından haksız yarar elde edilmesi,
B) Tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi,
C) Tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi, olasılıklarından en az birinin gerçekleşmesi veya gerçekleşme ihtimalinin bulunması gereklidir. Ayrıca, sonraki tarihli marka başvuru sahibinin, marka başvurusunda haklı bir nedeninin de bulunmaması gerekir.
Tanınmışlık, statik ve dogmatik bir durum değildir. Aksine; sürekli güncellenen, dalgalanabilen, bir çok değişkene bağlı dinamik bir süreci içinde barındırır. Bir markanın tanınmış marka niteliğinde olup olmadığı; a)Toplumun ilgili kesimince markanın tanınma düzeyi, b) Markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu, c)Marka promosyonlarının ve reklamlarının süresi, yoğunluğu, hedef aldığı alan, d)Markanın tesciller veya tescil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü, e) Markanın resmi mercilerce tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları, f) Markanın ekonomik değeri, g) Markanın hitap ettiği mal veya hizmetlerin pazar payı, gibi tahdidi olmayan kriterler dikkate alınmak suretiyle, yapılacak global bir değerlendirme neticesinde her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Hemen belirtilmelidir ki; bir markanın tanınmış marka niteliğini haiz olmasının; yukarıda yer verilen tüm kıstasların sağlanması gerektiğini şart koşmadığı gibi, yukarıda yer verilen kıstaslardan yalnızca birinin gerçekleşmesinin mutlak anlamda ilgili markayı tanınmışlık seviyesine çıkaracağını da göstermez. Burada önemli olan husus; her somut olayda, yukarıda yer verilen kıstaslardan da yararlanarak, global bir değerlendirme yapılması, bunun sonucunda tanınmışlık vasfı ve varsa bu tanınmışlığın etki alanının belirlenmesidir.
Tanınmış markanın itibarından haksız yararlanılmasından söz edilebilmesi için; tanınmış markanın iyi şöhret ve itibar sahibi olması, ilgili tüketici kesimi nezdinde markanın olumlu bir imajının olması gerekir. Bu nedenle imaj transferine konu olabilecek sonraki tarihli marka başvurusunun, tanınmış markanın itibarından haksız yararlanma tehlikesi doğurabileceği söylenebilir. Burada önemli olan, sonraki tarihli markayı gören tüketicinin, önceki tarihli tanınmış markanın kendi zihninde oluşturduğu olumlu imaj ile sonraki tarihli marka arasında bir bağlantı (link) kurması, imaj transferi ihtimalinin bulunması, böylece tanınmış markanın olumlu imajının sağladığı kolaylıktan yararlanarak sonraki tarihli marka başvuru sahibinin ticari avantaj sağlama ihtimalinin bulunmasıdır. Böylece, sonraki tarihli marka başvuru sahibi, tanınmış marka sahibinin uzun uğraşlar sonucu oluşturduğu kalite ve güven birikiminden parazitvari yararlanarak, kendi lehine haksız bir avantaj sağlayacaktır.
Tanınmış markanın itibarına zarar verilebilmesi için; Tanınmış markanın, arzu edilmeyen olumsuz imaj tehlikesine maruz kalacağı bir hal olasılığı içerisinde bulunması gerekmektedir. Tanınmış markanın itibarının zarar görme tehlikesi altında bulunup bulunmadığı incelenirken, tescile konu mal ve hizmetlerin kapsamı dikkate alınmalıdır. Örneğin; tanınmış bir içecek markasının, aynı veya benzerinin tuvalet temizliği emtialarında marka olarak kullanılması halinde, böyle bir olumsuz imaj tehlikesi söz konusu olabilir.
Tanınmış markanın ayırt etme gücünün zedelenmesi için; Sonraki tarihli marka başvurusu nedeniyle, tanınmış markanın ayırt etme gücünün zayıflaması ve bu suretle markanın reklam değerinin düşme ihtimali bulunmalıdır. Tanınmışlık derecesi ve karşılaştırılan markaların hitap ettiği mal veya hizmetlerin birbirleri ile yakınlığı arttıkça, markanın ayırt ediciliğinin zedelenmesi ihtimali de artmaktadır. Bu durumda, markanın muhatap çevresi, sonraki tarihli marka nedeniyle, önceki markanın artık sadece tanınmış marka sahibine ve onun ürünlerine ait olmadığı kanısına varmaktadır.
Somut olayda yapılan değerlendirmede; "..." markasının, ... 21.11.2011 tarihli kararıyla ... sayıyla tanınmış marka siciline kaydedildiği anlaşılmaktadır. Ancak kararda markanın hangi mal veya hizmet açısından tanınmış marka statüsüne alındığının açıklaması bulunmamaktadır. Bununla birlikte; davalının marka tescil başvuru tarihi (10.03.2022) itibariyle, ... markasının parasal değerine, markanın herhangi bir mal veya hizmet bakımından tanıtım ve reklamı için yoğun ciddi çalışmalar yapıldığına ve reklam harcamalarının tutarına, markanın pazar payına, dağıtım kanallarının genişliğine, markanın herhangi bir ödül kazandığına, markanın tanınmışlığından ötürü üçüncü kişilerce markayı sahiplenme, taklit ve tecavüz eylemlerinin yoğunluğuna veya markanın tanınmışlık düzeyine dair kamuoyu yoklama, anket ve benzeri yeterli nitelik ve nicelikte delil sunulmadığından, davacı markasının, davalının tescil başvuru tarihi itibariyle herhangi bir mal veya hizmet bakımından refleks halinde müdahaleye ihtiyaç duymadan hatırlanan tanınmış bir marka olduğunun veya 2011-2012 yıllarındaki tanınmışlık düzeyinin korunduğunun ispatlanamadığı kanaatine varılmıştır.
SMK’nın 6/6 maddesine göre; “tescil için başvurusu yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi halinde, hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusu reddedilir.”
Bu hüküm kapsamına, kişilik haklarından isim hakkı ile fotoğraf üzerindeki hak, FSEK kapsamında telif hakları ve sınaî haklar olan marka, tasarım, patent, faydalı model, coğrafi işaret, ticaret unvanı, işletme adı ve alan adı girer. Bir alan adının SMK m. 6/6 hükmü uyarınca korunmasının istenebilmesi için, o alan adının fiilen kullanıldığı faaliyet konuları kapsamı ile aynı/benzer konularda bir marka kullanımının söz konusu olması gerekir.
Ticaret unvanı, bir tacirin ticari işletmesine ilişkin işlemlerinde kullandığı addır. Markalar, eşya ile işletme arasındaki ilişkiyi kurar ve farklı işletmelerin ürettiği benzer emtiayı birbirinden ayırt etmeye yarar. Buna karşılık, ticaret unvanları ise işletmenin kendisini tanımlar. Şirketlerin ticaret unvanları tescil edilirken, faaliyet alanına her türlü mal ve hizmetin yazılması mümkün olduğundan ve ticaret unvanının bu alanların hepsinde kullanma gibi bir yükümlülük bulunmadığından, ticaret unvanının fiilen kullanıldığı mal ve hizmetler bakımından, 6769 sayılı SMK'nin 6/6 maddesi anlamında sahibine öncelik hakkı sağladığının kabulü gerekmektedir. ... sayılı kararında da, önceki tarihli ticaret unvanı nedeniyle sonraki tarihli aynı/benzer markanın başvurusunun engellenebilmesi için, salt ticaret unvanına ilişkin ticari sicil kayıtlarında yer alan iştigal alanlarına bakılmaması gerektiği, ticaret unvanının fiili olarak kullanıldığı mal ve hizmetler dikkate alınmak suretiyle iltibas değerlendirmesi yapılması gerektiği kabul edilmiştir.
Somut olayda yapılan değerlendirmede; davacı tarafından, itiraz veya dava aşamasında, “...” ticaret ünvanının, davaya konu markanın tesciline karar verilen herhangi bir mal ve hizmette fiilen kullanımına yeterli nitelik ve nicelikte evrak sunulmadığından SMK m.6/6 hükmü koşulunun somut olayda gerçekleşmediği kanaatine varılmıştır.
SMK m.6/9 hükmüne göre; Kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.
Kötü niyetli marka başvurusu; Kişiyi, hukuk düzeninin tescil ile elde edilecek hakları kullanması amacı taşımaksızın, hukuka ve ahlaka aykırı olarak, bu hakların hukuk düzenince tasvip edilemeyecek şekilde başka amaçlarla kullanılması olarak tanımlanabilir. Hangi hallerde kötü niyetli olarak marka başvurusunda bulunulmuş sayılacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamakla birlikte, genel olarak markayı kullanmaktan ziyade şantaj veya başkasından haksız para elde etmek veya başkalarının ticaretine engel olmak gibi amaçlarla yapılan marka başvuruları kötü niyetle yapılmış başvuru olarak kabul edilmektedir. Kanunun ayrıca müeyyideye bağladığı hususlar tek başına kötü niyet emaresi olarak kabul edilmez. Zira Kanun tarafından zaten müeyyidesi gösterilmiş marka başvuruları için ayrıca kötü niyeti de sebep göstermek doğru görülmemektedir. (....)
Somut olayda; davaya konu marka ile itiraza/hükümsüzlüğe mesnet bir kısım markaların iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzer olmalarının haricinde davalı şirketin kötü niyetle hareket ettiğini gösterir somut olgu ileri sürülmediğinden kötü niyet iddiasına dayalı istemler yerinde bulunmamıştır.
Yukarıda izah edilen gerekçelerle; somut olayda, davaya konu mal ve hizmetlerin tamamı bakımından SMK m.6/1 hükmü koşulunun oluştuğu anlaşıldığından, davanın kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM:
1-Davanın KABULÜ ile; ... sayılı ... kararının İPTALİNE,
2-Dava konusu ... sayılı markanın HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE ve SİCİLDEN TERKİNİNE,
3-6769 sayılı SMK m.27/6 hükmü uyarınca hükümsüzlük kararı kesinleştiğinde bir örneğinin re'sen ...'e gönderilmesine,
4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60 TL maktu karar ve ilam harcından peşin alınan 269,85 TL'nin düşümü ile alınması gereken 157,75 TL'nin müteselsilen davalılardan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
5-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar verildiği tarihte yürürlükte bulunan AAÜT m.3 hükmü gereği hesaplanan 25.500,00 TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
6-Davacı tarafından yapılan 269,85 TL peşin harç, 269,85 TL başvurma harcı, 99,20 TL vekalet harcı, 5.500,00 TL bilirkişi ücreti, 818,25 TL posta-tebligat masrafı olmak üzere toplam 6.957,15 TL yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
7-HMK m.333 hükmü gereği karar kesinleştiğinde artan avansın yatıran tarafa resen iadesine,
Dair, Davacı vekilinin ve Davalı Kurum vekilinin yüzüne karşı, davalı şirketin yokluğunda, HMK m.341 ve m.345 hükümleri gereği kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde .... Bölge Adliye Mahkemesi ilgili hukuk dairesi nezdinde İSTİNAF yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.05/06/2024
Katip ...
E imzalıdır
Hakim ...
E imzalıdır