T.C. ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2023/428 Esas - 2024/286
TÜRK MİLLETİ ADINA
T.C.
ANKARA
5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2023/428 Esas
KARAR NO : 2024/286
HAKİM :...
KATİP : ....
DAVACI :...
VEKİLLERİ : Av. ....
Av. ....
DAVALI : ....
VEKİLİ : Av. ....
...
DAVA : Markanın Hükümsüzlüğü - Marka Hakkının İhlali
DAVA TARİHİ : 21/09/2023
KARAR TARİHİ : 14/06/2024
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 05/07/2024
Mahkememizde görülmekte bulunan Markanın Hükümsüzlüğü - Marka Hakkının İhlali davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:
Davacı vekili dava ve replik dilekçelerinde özetle; Müvekkili şirketin ... sayılı “...” ibareli ve ... sayılı “... ... ...” ibareli markaların sahibi olduğunu, müvekkili şirketin markalarına tecavüz teşkil eden başvuruları bildirmekle yetkilendirilmiş şirket müvekkilini bilgilendirmediğinden davalının ... sayılı “zaraköy” ibareli marka başvurusuna itiraz edilemediğini, müvekkili şirketin “...” ibareli ticari markasını ... ve çeşitli emtia için kullanmak üzere 11.05.1999 tarihinde tescil ettirdiğini, müvekkili şirketin markasını maruf ve tanınmış hale getirdiğini, davalının başvurusunun kötü niyetli bir başvuru olduğunu, davalının sahip olduğu şirketin müvekkili ile benzer emtia üzerinde ticari faaliyette bulunduğunu, davalının markasının müvekkili markasıyla benzer olduğunu, davalı markasının tüketici nezdinde müvekkili markasının devamı ve seri marka olarak algılanacağını, markalar arasında sınıf benzerliği bulunduğunu, müvekkili markası ile davalı markasında ortak olarak yer alan “...” ibaresinin markaları görsel olarak da birbirine benzer hale getirdiğini, davalı markasında yer alan “...” ibaresinin ayırt ediciliğinin bulunmadığını, taraf markaları arasında görsel, işitsel ve anlamsal açıdan benzerlik olduğunu, davalının markasını tescil ettirdiği şekliyle kullanmadığını, müvekkilinin markasını birebir taklit ettiğini, bu durumun davalının kötü niyetini ortaya koyduğunu beyanla; müvekkili markalarına tecavüzün önlenmesi ile ref'ine, davalı adına tescilli ... sayılı markanın hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine, kararın ilanına karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap ve düplik dilekçelerinde özetle; Dava dilekçesinin açıklattırılması gerektiğini, davacının dayanak markalarına karşı kullanmama def’i ileri sürdüklerini, davacının dayanak gösterdiği markalarını tescil tarihinden itibaren beş yıl haklı bir sebep olmaksızın tescil edildiği mal veya hizmetler bakımından Türkiye’de ciddi biçimde kullanmadığını ya da beş yıl kesintisiz ara verdiğini, davacının “...” ibaresinin tanınmış olduğu iddiasının mesnetsiz olduğunu, davacı markasının kelime unsurlarının tek başına ayırt edici niteliği olmadığını ve zayıf marka olduğunu, davacının mesnet gösterdiği markaların müvekkili markası ile benzer olmadığını, müvekkilinin tescilli markasına karşı 6 sene sonra açılan davanın iyi niyetli olmadığını, davacının marka hakkına tecavüze ilişkin taleplerinin sessiz kalındığı için reddi gerektiğini, müvekkiline ait olduğu bildirilen ürünlerin faturası olmadığından salt görseller üzerinden ürünlerin müvekkiline ait olduğu hususunu kabul etmediklerini, taraf markalarının bıraktıkları bütünsel genel izlenim itibarıyla karıştırılabilecek düzeyde benzer olmadığını, tüketiciler nezdinde iltibas yaratmayacağını, davacı tarafından kullanmama def’i taleplerine karşı cevap verilmediğini beyanla; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
UYUŞMAZLIK:
Dava; markanın hükümsüzlüğü ve marka hakkı ihlali iddialarından kaynaklı hukuki korunma istemlerine yöneliktir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın;
I-Davalıya ait ... sayılı "... ..." ibareli marka ile davacıya ait ... sayılı markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunup bulunmadığı, davalının ileri sürdüğü kullanmama def'inin yerinde olup olmadığı, davacı markalarının tanınmış olup olmadığı, davalının kötü niyetli olup olmadığı, bunlara bağlı olarak; davalıya ait markanın hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği,
II-Davalının, davacıya ait marka haklarını ihlal eden eylemlerinin bulunup bulunmadığı, davalının ileri sürdüğü kullanmama def'inin yerinde olup olmadığı, varsa ihlal eylemlerinin önlenmesi, ref'i ve hükmün ilanı istemlerinin yerinde olup olmadığı, hususlarına ilişkin olduğu tespit edilmiştir.
Davanın açılmasını müteakip dilekçe teati aşaması tamamlanmış, marka tescil belgeleri ...'ten celp edilmiş, tarafların ibraz ettikleri evrak dosya arasına alınmış, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, hak düşürücü süre bakımından eksiklik bulunmadığı tespit edilmiş, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, özel ve teknik hususlar bakımından bilirkişi raporu alınmış, 06/08/2015 tarih 29437 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik'in 201/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraflara tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
I-Markanın Hükümsüzlüğü İstemi Bakımından Yapılan Değerlendirme:
6769 sayılı SMK m.25/1 hükmüne göre; 5 inci veya 6 ncı maddede sayılan hâllerden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 6.maddesinin 1.fıkrasına göre; Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.
Karıştırma ihtimali, ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurmasıdır. Bu durum, bir mal veya hizmetin alıcısının bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını ya da hizmetini alma ihtimali biçiminde tanımlanmaktadır. Karıştırılma ihtimali, iltibas kavramından daha geniş bir kavram olup, doğrudan ve dolaylı karıştırılma ihtimali olarak ikiye ayrılır. Bu ayrıma göre eğer mal veya hizmetin aynı işletmeden ileri geldiği yönünde bir algılama ortaya çıkıyor, yani bir işletmeye ait mal veya hizmet, başka bir işletmeye ait mal veya hizmet ile karıştırılıyor ve bu nedenle satın alınıyorsa doğrudan karıştırılma ihtimali söz konusudur. Buna karşın, eğer mal veya hizmetin markası birbirinden ayırt ediliyor ancak bunların aynı işletmenin markaları olduğu ya da bu mal veya hizmetin aralarında ekonomik veya idari bağlantı bulunan işletmelerden geldiği biçiminde bir algılama oluşuyor ise bu halde de dolaylı karıştırılma ihtimalinden söz edilir.
Karıştırılma ihtimalinden bahsedilebilmesi için öncelikle önceki ve sonraki markalar arasındaki mal veya hizmet sınıflarının aynı ya da benzer olması gerekir. Mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının belirlenmesinde, karşılaştırılacak mal veya hizmetlerin benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları karşılayıp karşılamadığı, aralarında hammadde-yarı mamül-mamül ürün ilişkisi bulunup bulunmadığı, birbirleri yerine ikame ya da tamamlayıcı ürün ya da hizmet olup olmadıkları, dağıtım kanallarının ortak olup olmadığı, marketlerde aynı reyon ya da raflarda satılıp satılmadıkları, aynı toptancılarda satılıp satılmadıkları gibi kriterler göz önünde tutulmalıdır. Sınıfsal benzerlik karşılaştırmasında gerek Nice sınıflandırması gerekse de ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğleri mahkemeler bakımından bağlayıcı değildir. Somut olayın özelliklerine göre ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğinde farklı sınıflarda yer almalarına rağmen ilgili alıcısı nezdinde karıştırmaya yol açacak nitelikteki ürün ve hizmet markalarının kapsadıkları mal ve hizmet sınıflarının benzer olarak değerlendirilmesi de mümkündür.
Karıştırılma ihtimali bakımından sınıfsal benzerliğin söz konusu olması halinde önceki ve sonraki markanın aynı ya da benzer olup olmadıklarının incelenmesi gerekir. Markaların aynı ya da benzer olup olmadıkları incelenirken markayı oluşturan her bir unsura göre değil, bir bütün olarak karşılaştırılan markaların bıraktığı genel, global izlenim, markaların bütünü ile bıraktığı etki dikkate alınacaktır. Markalarda eğer tanımlayıcı unsurlar var ise bu unsurlar değerlendirme dışı bırakılacaktır. Global değerlendirmeye göre, karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin mevcut olup olmadığı incelenirken, ilgili alıcısı nezdinde bıraktıkları genel intibaya göre markaların benzer olup olmadığı, markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunup bulunmadığı, ortalama alıcısının algısının ve satın alma kararı verirken göstereceği özen ve dikkat derecesinin ne olduğu, markalar veya işletmeler arasında bağlantı ihtimalinin söz konusu olup olmadığı gibi hususlar incelenerek değerlendirme yapılmalıdır. Bu şekilde inceleme yapılırken, markanın toplumda ne kadar tanındığı, markaların ayırt edici unsurlarının neler olduğu, markanın hitap ettiği ürün ya da hizmetin tüketici kitlesinin kimler olduğu, bu kitlenin satın alma sürecinde göstermeleri beklenen dikkat ve algılama düzeyinin ne olduğu, mal veya hizmetin niteliğinin ve fiyatının ne olduğu, markanın ne kadar özgün, ayırt edici ya da tanımlayıcı olduğu, seri marka algılamasına yol açıp açmadığı gibi hususlar dikkate alınmalıdır.
Belirtilen açıklamalar ışığında, tarafların iddia ve savunmaları, marka tescil belgesi, hükümsüzlüğe mesnet markalar, hukuki nitelendirme hali hariç olmak üzere maddi vakıalara ilişkin tespitler barındıran bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
Davalı vekili, cevap dilekçesinde “kullanmama defi” ileri sürdüğünden, taraf markaları arasında karıştırılma ihtimaline yol açabilecek mahiyette bir benzerliğin bulunup bulunmadığı değerlendirmesine geçmeden önce, “kullanmama def’i” yönünden inceleme yapılacaktır. Zira kullanımı ispatlanamayan markaların, benzerlik değerlendirmesinde dikkate alınması SMK m.25/7 ve m.19/2 hükümleri uyarınca mümkün değildir.
Somut olayda dava tarihi 21.09.2023 olup, davacıya ait hükümsüzlük iddiasına mesnet markalar, iş bu tarihte 5 yıldan uzun süredir tescillidir. Dolayısıyla, davacıya ait markalar hakkında kullanmama def’i ileri sürülebilir. Davacı taraf, dava tarihinden önceki 5 yıl içinde (21.09.2018-21.09.2023), ... ve ... sayılı markalarını ciddi surette kullandığını ispat külfeti altındadır.
Davacının 11/01/2024 tarihli delil dilekçesi ekinde sunulan belgeler incelendiğinde; 32 adet faturanın Ocak-Aralık 2023 tarih aralığına ilişkin olduğu, faturalardan 8’inin dava tarihinden sonraya ilişkin olduğu, sunulan diğer belgelerin ise tarih içermeyen belgeler olduğu tespit edilmiştir.
Dava tarihinden önceki faturalar incelendiğinde; 18/01/2023-11/09/2023 tarihleri aralığında davacının 12.522 adet "..." markalı ... satışı yaptığı, yine ayrıca "..." markalı 80,13 kg ... satışı yaptığı, bu satışları toplamının 748.707,94 TL'ye tekabül ettiği, ayrıca "..." markalarının davacı tarafından devralınmasından önceki sahibi "... İth. İhr. San. Ve Tic. A.Ş" tarafından da ... emtiaları üzerinde kullanıldığının davacı yanın mahkememize ibraz ettiği 29/02/2024 havale tarihli beyan dilekçesi ekindeki evraktan da anlaşıldığı, dolayısıyla, davacı tarafın “...” markasını “30. Sınıf: ...” emtiasında, belirtilen tarih aralığında ciddi surette kullandığı tespit edilmiştir. “...” emtiası, davacının ... sayılı “...” ibareli ve ... sayılı “ ... ...” ibareli markaları kapsamında yer almaktadır.
Dava konusu marka kapsamında yer alan “30. Sınıf: ...” emtiası, davacı markaları kapsamında yer alan ve kullanımı ispatlanan "..." emtiası ile aynı emtiadır. Aynı emtialar, bilirkişi raporunda yer verilen tabloda kırmızı renk ile aynı tür olanlar italik kırmızı yazım ile gösterilmiştir. Davalı markasında kalan sair mallar ise, temelde gıda emtiaları olmalarından kaynaklı olarak düşük düzeyli benzerlik arz eden emtialardır. Bu tip bir benzerliğin karıştırılma ihtimaline yol açabilmesi için, işaretin tanınmışlıkla kazanılmış çok güçlü bir ayırt edikle sahibine bağlanmış olma koşuluna ihtiyaç bulunduğu değerlendirilmektedir.
Sonuç olarak; dava konusu marka kapsamında yer alan “30. Sınıf: “..., arı sütü, propolis” emtiaları, davacıya ait markalar kapsamında yer alan ve kullanımı ispatlanan emtia ile aynı/aynı tür/benzerdir.
Dava konusu marka; “... ...” ibaresinden oluşan bir kelime markasıdır. Kelimelerin tamamı aynı satırda aynı punto ile yazılmış, herhangi bir kelime ön plana çıkarılmamıştır. Marka kapsamında herhangi bir renk ya da şekil kullanılmamıştır. “...”, ... ilinin bir ilçesi, “...” ibaresi ise “Belediye teşkilatına sahip olmayan, ortak veya özel malları bulunan, nüfusu iki binden aşağı olan, genellikle tarımsal alanda çalışılan, konutları ve öteki yapıları bu hayata uygun yerleşim birimi; köylük yer, ... yeri, karye” anlamına gelen bir kelimedir.
Davacıya ait markalardan biri, sadece “...” ibaresinden oluşmakta iken, bir diğeri “... ...” ibaresinden oluşmaktadır. ... sayılı “...” ibareli markanın tek unsuru “...” ibaresidir. Davacıya ait ... sayılı “... ... ...” ibareli markada ise, “...” ibaresi, okunmayacak derecede küçük punto ile yazılmıştır. “...” ibaresi ise “...” kelimesinin şive ile söylenmiş halidir.
Taraf markaları ortak olarak “...” kelimesini içermekte, uyuşmazlık “...” markasının ortaklığından kaynaklanmaktadır.
"..." ibaresi coğrafi bir yer adı olup, yukarıda açıklandığı üzere ...’a bağlı bir ilçedir ve bu ilçede arıcılık faaliyeti yapılmaktadır. ... Kaymakamlığı’nın internet adresinde; “... Balı (26.06.2019) ...'da üretilen ... iklim özellikleri ve florasının uygun olması nedeniyle kendine has tat, aroma ve görünüme sahip bir ... olup, ballı bitkilerin en fazla bulunduğu bölgede üretilmiştir. Bu bitkiler başta kekik olma üzere nane, ballıbaba, söğüt, taş yoncası ve keven'dir. Ortalama 1500 metre rakımdaki yaylalardaki zengin floranın vermiş olduğu eşsiz lezzeti ile damaklarda iz bırakırken şifa kaynağı olarak da ayrı bir değer taşımaktadır. Doğanın sunduğu bu değerli ürünün tanıtılması için her yıl binlerce kişinin katıldığı birde kültür festivali düzenlenmektedir.” açıklamasına yer verilmiştir. Yine, ... Balının Coğrafi İşaret olmak üzere 27.11.2020'de başvurusunun yapıldığı ve ... tescil numarası ile 26.04.2022 tarihinde tescil edilmiş olduğu bilinmektedir.
.... Dairesi'nin 26.11.1999 tarih, .... sayılı kararında, "... ülkemizdeki şehir, bölge veya maruf mahal isimlerinin tek bir sözcük olarak bir kişi lehine marka olarak tesciline olanak tanımak, bu isimlerin artık başkaları tarafından markalarında kullanılamayacağı sonucunu ortaya çıkaracaktır. Örnek verilmek gerekirse .... veya dava konusu olayda olduğu gibi İstanbul'un maruf bir ilçesinin adı olan sadece "..." sözcüğünün bir kişi adına marka olarak tescil edilmesi halinde, bu sözcük artık bir kişinin tekelinde kalacak ve bu şekilde bir kamu adı başkaları tarafından markalarında kullanılamayacaktır. Zira, yerleşen uygulamaya göre, bu isim, markanın "kök" sözcüğü olacak ve iltibas iddiası ile diğer marka başvurularının önlenmesine neden teşkil edecektir. 556 sayılı KHK'nın genel amacı dikkate alındığında böyle bir imtiyazın kimseye tanınmaması gerekir. Bu şekildeki şehir, ilçe veya maruf yerleşim yerlerinin isimlerini teşkil eden sözcükler hangi ürünün markası olarak kullanılacak ise, onunla birlikte tesciline imkan verilmesinin anılan yasal düzenlemenin amacına daha uygun olduğu görüşünün benimsenmesi de bu şekilde böyle bir markayı kullanmak isteyenlerin menfaat dengelerinin korunması bakımından da uygun olduğu sonucuna varılmıştır. Bu ilkeye göre, örneğin "..." adları coğrafi işaretlerle karışmaya meydan vermeyecek şekilde, ".." gibi kullanılacağı mamul veya hizmetin nevi ile birlikte ancak işaret olarak kullanılabilecek ve bunun sonucu marka olarak tescili mümkün olabilecektir." denilmiştir. O halde coğrafi yer adlarının, coğrafi işaret anlamını taşımamak kaydıyla, yanlarına ilave yapılması suretiyle marka olarak tescilinin mümkün olduğunun kabulü gerekir. Nitekim .... 'nin 04.06.2018 tarih, .... . sayılı ilamında da, aynı ilkeler tekrar edilmiş ve kötü niyetli yapılmadığı sürece başkalarının da aynı coğrafi yer adını farklı bir takım eklerle marka olarak tescil ettirmesinin mümkün olduğu kabul edilmiştir.
Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; her ne kadar markalar arasında müşterek olarak "..." ibaresi bulunsa da, söz konusu maruf şehir adının davacıya tekel olarak verilemeyeceği, karşılaştırılan markaların içerdikleri renk ve şekil unsurları ile ek sözcük unsurlarının birbirlerinden farklı olduğu, buna göre, umumi intiba olarak, dava konusu marka ile davacıya ait mesnet markalar arasında ilgili tüketici kesimi nezdinde ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi doğuracak derecede benzerlik bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
Nitekim .... Dairesi'nin 20/03/2024 tarih ... sayılı kararında; "..." ibaresini müstakilen de içeren seri markalar karşısında "..." ibareli marka başvurusunun ayırt ediciliğinin bulunduğu, markalar arasında iltibas tehlikesi bulunmadığı yönünde yaklaşım sergilenerek, mahkememizce yukarıda yapılan değerlendirme ile paralel bir çözüm yolunun tercih edildiği müşahede edilmiştir.
.... 'nun 08/06/2016 tarih ... sayılı kararı uyarınca; iltibas değerlendirmesinin hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olduğundan, bu yönden dosya içerisinde mevcut bilirkişi raporunun aksi yöndeki hukuki kanaatlerine itibar edilmemiştir.
SMK m.6/5 hükmüne göre; Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.
SMK m.6/5 hükmü uyarınca; önceki tarihli tescil edilmiş veya tescil başvurusu yapılmış olan bir marka, Türkiye'de ulaştığı tanınmışlık düzeyi sebebiyle, aynı veya benzeri sonraki tarihli marka başvurusunun, aynı veya farklı nitelikteki mal ya da hizmetlere ilişkin tescil talebinin reddini talep edebilir. Bir markanın sadece tanınmış marka niteliğini haiz olması, otomatik olarak o markanın farklı türdeki mal veya hizmetlere ilişkin olarak sonraki tarihli marka başvurusunu engelleme hakkı bahşetmez. Tanınmış marka hakkı sahibinin genişletilmiş korumadan yararlanabilmesi için;
A) Tanınmış markanın itibarından haksız yarar elde edilmesi,
B) Tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi,
C) Tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi, olasılıklarından en az birinin gerçekleşmesi veya gerçekleşme ihtimalinin bulunması gereklidir. Ayrıca, sonraki tarihli marka başvuru sahibinin, marka başvurusunda haklı bir nedeninin de bulunmaması gerekir.
Tanınmışlık, statik ve dogmatik bir durum değildir. Aksine; sürekli güncellenen, dalgalanabilen, bir çok değişkene bağlı dinamik bir süreci içinde barındırır. Bir markanın tanınmış marka niteliğinde olup olmadığı; a)Toplumun ilgili kesimince markanın tanınma düzeyi, b) Markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu, c)Marka promosyonlarının ve reklamlarının süresi, yoğunluğu, hedef aldığı alan, d)Markanın tesciller veya tescil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü, e) Markanın resmi mercilerce tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları, f) Markanın ekonomik değeri, g) Markanın hitap ettiği mal veya hizmetlerin pazar payı, gibi tahdidi olmayan kriterler dikkate alınmak suretiyle, yapılacak global bir değerlendirme neticesinde her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Hemen belirtilmelidir ki; bir markanın tanınmış marka niteliğini haiz olmasının; yukarıda yer verilen tüm kıstasların sağlanması gerektiğini şart koşmadığı gibi, yukarıda yer verilen kıstaslardan yalnızca birinin gerçekleşmesinin mutlak anlamda ilgili markayı tanınmışlık seviyesine çıkaracağını da göstermez. Burada önemli olan husus; her somut olayda, yukarıda yer verilen kıstaslardan da yararlanarak, global bir değerlendirme yapılması, bunun sonucunda tanınmışlık vasfı ve varsa bu tanınmışlığın etki alanının belirlenmesidir.
Tanınmış markanın itibarından haksız yararlanılmasından söz edilebilmesi için; tanınmış markanın iyi şöhret ve itibar sahibi olması, ilgili tüketici kesimi nezdinde markanın olumlu bir imajının olması gerekir. Bu nedenle imaj transferine konu olabilecek sonraki tarihli marka başvurusunun, tanınmış markanın itibarından haksız yararlanma tehlikesi doğurabileceği söylenebilir. Burada önemli olan, sonraki tarihli markayı gören tüketicinin, önceki tarihli tanınmış markanın kendi zihninde oluşturduğu olumlu imaj ile sonraki tarihli marka arasında bir bağlantı (link) kurması, imaj transferi ihtimalinin bulunması, böylece tanınmış markanın olumlu imajının sağladığı kolaylıktan yararlanarak sonraki tarihli marka başvuru sahibinin ticari avantaj sağlama ihtimalinin bulunmasıdır. Böylece, sonraki tarihli marka başvuru sahibi, tanınmış marka sahibinin uzun uğraşlar sonucu oluşturduğu kalite ve güven birikiminden parazitvari yararlanarak, kendi lehine haksız bir avantaj sağlayacaktır.
Tanınmış markanın itibarına zarar verilebilmesi için; Tanınmış markanın, arzu edilmeyen olumsuz imaj tehlikesine maruz kalacağı bir hal olasılığı içerisinde bulunması gerekmektedir. Tanınmış markanın itibarının zarar görme tehlikesi altında bulunup bulunmadığı incelenirken, tescile konu mal ve hizmetlerin kapsamı dikkate alınmalıdır. Örneğin; tanınmış bir içecek markasının, aynı veya benzerinin tuvalet temizliği emtialarında marka olarak kullanılması halinde, böyle bir olumsuz imaj tehlikesi söz konusu olabilir.
Tanınmış markanın ayırt etme gücünün zedelenmesi için; Sonraki tarihli marka başvurusu nedeniyle, tanınmış markanın ayırt etme gücünün zayıflaması ve bu suretle markanın reklam değerinin düşme ihtimali bulunmalıdır. Tanınmışlık derecesi ve karşılaştırılan markaların hitap ettiği mal veya hizmetlerin birbirleri ile yakınlığı arttıkça, markanın ayırt ediciliğinin zedelenmesi ihtimali de artmaktadır. Bu durumda, markanın muhatap çevresi, sonraki tarihli marka nedeniyle, önceki markanın artık sadece tanınmış marka sahibine ve onun ürünlerine ait olmadığı kanısına varmaktadır.
Somut olayda yapılan değerlendirmede; davacı taraf delil dilekçesi ekinde, faturalar, ürün broşürleri, sticker, karton paket, ambalaj vb. belgeyi dosyaya sunmuşsa da, sunulan belgelerin hükümsüzlüğü istenen marka başvuru tarihi olan 2021 tarihinden önceye ilişkin olmadığı, davacı tarafça gerekçe gösterilen markaların tanınmışlığının ispatına yönelik, dava konusu markanın başvuru tarihinden önce Türkiye’de gerçekleşen tanıtım faaliyetlerine ilişkin olarak, dosyaya herhangi bir belge, ilan, reklam harcaması, haber, dergi vb. tanıtım malzemesi sunulmadığı, tanınmışlığın değerlendirilebileceği herhangi bir belgenin dosya kapsamında bulunmadığı, bu nedenle iddia edilen tanınmışlığın ispatlanamadığı kanaatine varılmıştır.
SMK m.6/9 hükmüne göre; Kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.
Kötü niyetli marka başvurusu; Kişiyi, hukuk düzeninin tescil ile elde edilecek hakları kullanması amacı taşımaksızın, hukuka ve ahlaka aykırı olarak, bu hakların hukuk düzenince tasvip edilemeyecek şekilde başka amaçlarla kullanılması olarak tanımlanabilir. Hangi hallerde kötü niyetli olarak marka başvurusunda bulunulmuş sayılacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamakla birlikte, genel olarak markayı kullanmaktan ziyade şantaj veya başkasından haksız para elde etmek veya başkalarının ticaretine engel olmak gibi amaçlarla yapılan marka başvuruları kötü niyetle yapılmış başvuru olarak kabul edilmektedir. Kanunun ayrıca müeyyideye bağladığı hususlar tek başına kötü niyet emaresi olarak kabul edilmez. Zira Kanun tarafından zaten müeyyidesi gösterilmiş marka başvuruları için ayrıca kötü niyeti de sebep göstermek doğru görülmemektedir. (.... )
Somut olayda; davaya konu marka ile mesnet markaların iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzer olmadıkları, bunun haricinde davalının kötü niyetle hareket ettiğini gösterir somut olgu da ileri sürülmediğinden kötü niyet iddiasına dayalı istemler yerinde bulunmamıştır.
Yukarıda izah edilen gerekçelerle; markanın hükümsüzlüğü isteminin reddine karar verilmiştir.
II-Marka Hakkı İhlali Bakımından Yapılan Değerlendirme:
6769 sayılı Sınaî Mülkiyet Kanununda marka hakkına tecavüzü düzenleyen 29'uncu maddenin 2'nci fıkrası ile aleyhine tecavüz iddiasında bulunulan kişiye, marka sahibine karşı markayı kullanmama def'inde bulunma hakkı getirilmiştir. Dolayısıyla, marka hakkına tecavüz incelemesi yapmadan önce, davalının kullanmama def’inin yerinde olup olmadığı, yerinde ise davacıya ait markaların kullanılıp kullanılmadığı hususu incelenecektir.
Somut olayda, dava tarihi 21.09.2023 olup, davacıya ait markalar, iş bu tarihte 5 yıldan uzun süredir tescillidir. Dolayısıyla, davacıya ait markalar hakkında kullanmama def’i ileri sürülebilir. Davacı taraf, dava tarihinden önceki 5 yıl içinde (21.09.2018-21.09.2023), ... ve ... sayılı markalarını kullandığını ispatlamalıdır.
Davacı tarafın, 11.01.2024 tarihli delil dilekçesi ekinde sunduğu belgelerin, “...” markasını “30. Sınıf: ...” emtiasında kullandığı, yukarıda hükümsüzlük istemi bakımından yapılan değerlendirmede açıklanmıştı. Dolayısıyla, davacı markalarının "..." emtiası üzerinde ciddi surette kullanıldığı kabulü ile marka hakkı ihlali iddiası salt bu emtia baz alınarak değerlendirilmiştir.
Davacı, davalının markasal kullanımını göstermek adına, 28.09.2023 tarihli dilekçesi ekinde bilirkişi raporunda görseline yer verilen belgeyi dosyaya sunmuştur. Söz konusu belge incelendiğinde; ... Market isimli bir işletmeye ait broşür olduğu, "... ..." markalı bir adet süzme çiçek balı kavanozun fiyatı ile birlikte broşürde yer aldığı, ancak söz konusu broşürün 26/09/2023 tarihli olduğu, eldeki davanın 21/09/2023 tarihinde açıldığı, her davanın açıldığı tarihteki mevcut maddi olgulara göre değerlendirilmesi gerektiği, dava tarihinden sonraki tarihli olduğu anlaşılan broşürün iş bu davada hükme esas alınabilecek delil mahiyetinin bulunmadığı, kaldı ki, söz konusu broşürün davalıya ait olduğunun da ispatlanamadığı kanaatine varılmıştır.
Davacı taraf, ayrıca 11/01/2024 tarihli delil dilekçesi ekinde, 2 adet ürün örneğini dosyaya sunmuştur. Bu ürünlerin "... ..." ibareli çiçek ballarına ilişkin olduğu, birinin petek ..., diğerinin ise süzme ... olduğu, ürün ambalajlarının yanında 14/12/2023 tarihli fişler bulunduğu, söz konusu fişlerin "... Şirketi" tarafından düzenlendiği, ürünlerin üzerinde “... Tar. Oto. İnş. San. Ve Tic. Ltd. Şti.” ünvanı ve “....” internet adresi yer aldığı, söz konusu ürün ambalajlarında "..." ibaresinin markasal olarak ön plana çıkarıldığı, "..." ibaresinin oldukça küçük punto ile ürün ambalajına yerleştirildiği, dolayısıyla söz konusu ürünlerde markasal olarak "..." ibaresinin esas unsur olduğu kanaatine varılmışsa da, delil olarak ibraz edilen ürünlerde yer alan markasal kullanımların davalı tarafından yapıldığı iddiasının ispatlanamadığı, davalı yanın salt tescilli "... ..." ibareli markasının bulunması olgusunun davalı yanın davacıya ait marka haklarını ihlal ettiği şeklinde yorumlanamayacağı, davalı yanın fiili olarak SMK m.29 hükmünde düzenlenen eylemlerden en az birini gerçekleştirmesi halinde davacı markalarına tecavüz eyleminden bahsedilebileceği, ancak somut olayda davalıya isnat edilebilecek böyle bir eylemin ispatlanamadığı anlaşıldığından; marka hakkı ihlali iddiasından kaynaklı hukuki korunma istemlerinin pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM:
1-Markanın hükümsüzlüğü isteminin REDDİNE,
2-Marka hakkı ihlali iddiasından kaynaklı hukuki korunma istemlerinin pasif husumet yokluğu nedeniyle REDDİNE,
3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60 TL karar ve ilam harcından peşin alınan 269,85 TL'nin düşümü ile alınması gereken 157,75 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
4-Davalı markanın hükümsüzlüğü istemi bakımından kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar verildiği tarihte yürürlükte bulunan AAÜT m.3 hükmü gereği hesaplanan 25.500,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-Davalı marka hakkı ihlali iddiasından kaynaklı istemler bakımından kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar verildiği tarihte yürürlükte bulunan AAÜT m.3 hükmü gereği hesaplanan 25.500,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Davacı tarafından yapılan 269,85 TL peşin harç, 269,85 TL başvurma harcı, 38,40 TL vekalet harcı, 7.000,00 TL bilirkişi ücreti, 322,50 TL tebligat-posta gideri olmak üzere toplam 7.900,60 TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
7-Davalı tarafından yapılan 99,20 TL vekalet harç sarfiyatına ilişkin yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
8-HMK m.333 hükmü gereği karar kesinleştiğinde artan avansın yatıran tarafa re'sen iadesine,
Dair, Davacı vekilinin ve Davalı vekilinin yüzüne karşı, HMK m.341 ve m.345 hükümleri gereği kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde.... Bölge Adliye Mahkemesi ilgili hukuk dairesi nezdinde İSTİNAF yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.14/06/2024
Katip ....
E imzalıdır
Hakim ....
E imzalıdır