T.C. ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2023/282 Esas - 2024/289
TÜRK MİLLETİ ADINA
T.C.
ANKARA
5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2023/282 Esas
KARAR NO : 2024/289
HAKİM : ...
KATİP : ...
DAVACI : ...
VEKİLLERİ : Av. ...
Av. ...
DAVALI : 1- ...
VEKİLİ : Av. ...
DAVALI : 2- ...
DAVA : Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali)
DAVA TARİHİ : 10/06/2023
KARAR TARİHİ : 14/06/2024
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 01/07/2024
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:
Davacı vekili 10/06/2023 tarihli dava dilekçesinde özetle; Davalı yanın ... sayılı başvurusuna yönelik itirazlarının reddine dair verilen davalı kurum kararının hatalı olduğunu, müvekkilinin tanınmış “...” markasının sahibi olduğunu, özellikle “...” sektöründe çok tanınmış bir marka olduğunu, müvekkilinin “...” ibareli çok sayıda tescilinin bulunduğunu, dava konusu markanın da “...” şeklinde olduğunu, bu haliyle müvekkili markalarının bir serisi gibi algılanacak olduğunu, taraf markaları arasında benzerlik bulunduğunu, dava konusu markanın müvekkili markasını birebir içerdiğini, taraf markaları arasında sesçil anlamda da benzerlik bulunduğunu, dava konusu “...” markası kullanıldıkça, müvekkiline ait “...”, “... ...” ibareli seri ve tanınmış markalar ile bağlantı kurulması ve karıştırılması ihtimalinin ortaya çıkacağını, başvuru kapsamındaki hizmetler ile müvekkili markaları kapsamındaki emtialar arasında da benzerlik bulunduğunu iddia ederek; ... sayılı ... kararının iptalini talep ettiği görülmüştür.
CEVAP:
Davalı ... vekili 03/07/2023 tarihli cevap dilekçesinde özetle; 6769 sayılı SMK’nın m.6/1 hükmü kapsamında markaların benzer olmadığını, 6769 sayılı SMK’nın m.6/3 hükmü kapsamında davaya konu markanın eskiye dayalı kullanımının başvuruya itiraz sürecinde ispatlanamadığını, tanınmış markaya dayalı ret koşullarının oluşmamış olduğunu, kötü niyete dayalı iddiaların ispatlanamamış olduğunu beyanla; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Dava dilekçesi davalı ... ŞİRKETİ'ne usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş olmasına rağmen davalı yasal süre içinde cevap dilekçesi sunmadığından 6100 sayılı HMK m.128 hükmü uyarınca dava dilekçesinde ileri sürülen vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılmıştır.
UYUŞMAZLIK:
Dava, 5000 sayılı .... Vekilliği ile Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun m.15/C hükmüne göre açılan ... Kararının İptali istemine ilişkindir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; davalı kurumun tesis ettiği ... sayılı ... kararının hukuka uygun olup olmadığı, davalı şirkete ait ... sayılı "..." ibareli marka başvurusu ile davacıya ait itiraza mesnet markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunup bulunmadığı, davacının gerçek hak sahipliğinin bulunup bulunmadığı, davacı markalarının tanınmış olup olmadığı, davalı şirketin kötü niyetli olup olmadığı, hususlarına ilişkin olduğu tespit edilmiştir.
Davanın açılmasını müteakip tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka başvuru dosyası ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, hak düşürücü süre bakımından eksiklik bulunmadığı tespit edilmiş, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmuş, özel ve teknik hususlara ilişkin bilirkişi raporu aldırılmış, 06/08/2015 tarih 29437 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik'in 201/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraflara tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
İşlem dosyasının tetkikinde; davalı şirketin 01.06.2021 tarihinde ... sayılı "..." ibareli marka tescil başvurusunda bulunduğu, ...'nca 13.09.2021 tarih 380 sayılı Bülten'de başvurunun ilan edildiği, davacının 12.11.2021 tarihinde "..." ibareli markalarını mesnet göstererek SMK m.6/1, m.6/3, m.6/5 ve m.6/9 hükümleri kapsamında yayına itiraz dilekçesi sunduğu, yayına yapılan itirazın ...'nca reddine karar verildiği, davacının 23.06.2022 tarihinde yeniden itiraz dilekçesi sunduğu, itirazı değerlendiren ...'nun ... sayılı ... kararı ile; itirazın reddine karar verdiği, bu kararın davacı marka vekiline 10.04.2023 tarihinde tebliğ edildiği, iki aylık hak düşürücü süre içinde eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 6.maddesinin 1.fıkrasına göre; Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.
Karıştırma ihtimali, ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurmasıdır. Bu durum, bir mal veya hizmetin alıcısının bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını ya da hizmetini alma ihtimali biçiminde tanımlanmaktadır. Karıştırılma ihtimali, iltibas kavramından daha geniş bir kavram olup, doğrudan ve dolaylı karıştırılma ihtimali olarak ikiye ayrılır. Bu ayrıma göre eğer mal veya hizmetin aynı işletmeden ileri geldiği yönünde bir algılama ortaya çıkıyor, yani bir işletmeye ait mal veya hizmet, başka bir işletmeye ait mal veya hizmet ile karıştırılıyor ve bu nedenle satın alınıyorsa doğrudan karıştırılma ihtimali söz konusudur. Buna karşın, eğer mal veya hizmetin markası birbirinden ayırt ediliyor ancak bunların aynı işletmenin markaları olduğu ya da bu mal veya hizmetin aralarında ekonomik veya idari bağlantı bulunan işletmelerden geldiği biçiminde bir algılama oluşuyor ise bu halde de dolaylı karıştırılma ihtimalinden söz edilir.
Karıştırılma ihtimalinden bahsedilebilmesi için öncelikle önceki ve sonraki markalar arasındaki mal veya hizmet sınıflarının aynı ya da benzer olması gerekir. Mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının belirlenmesinde, karşılaştırılacak mal veya hizmetlerin benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları karşılayıp karşılamadığı, aralarında hammadde-yarı mamül-mamül ürün ilişkisi bulunup bulunmadığı, birbirleri yerine ikame ya da tamamlayıcı ürün ya da hizmet olup olmadıkları, dağıtım kanallarının ortak olup olmadığı, marketlerde aynı reyon ya da raflarda satılıp satılmadıkları, aynı toptancılarda satılıp satılmadıkları gibi kriterler göz önünde tutulmalıdır. Sınıfsal benzerlik karşılaştırmasında gerek Nice sınıflandırması gerekse de ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğleri mahkemeler bakımından bağlayıcı değildir. Somut olayın özelliklerine göre ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğinde farklı sınıflarda yer almalarına rağmen ilgili alıcısı nezdinde karıştırmaya yol açacak nitelikteki ürün ve hizmet markalarının kapsadıkları mal ve hizmet sınıflarının benzer olarak değerlendirilmesi de mümkündür.
Karıştırılma ihtimali bakımından sınıfsal benzerliğin söz konusu olması halinde önceki ve sonraki markanın aynı ya da benzer olup olmadıklarının incelenmesi gerekir. Markaların aynı ya da benzer olup olmadıkları incelenirken markayı oluşturan her bir unsura göre değil, bir bütün olarak karşılaştırılan markaların bıraktığı genel, global izlenim, markaların bütünü ile bıraktığı etki dikkate alınacaktır. Markalarda eğer tanımlayıcı unsurlar var ise bu unsurlar değerlendirme dışı bırakılacaktır. Global değerlendirmeye göre, karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin mevcut olup olmadığı incelenirken, ilgili alıcısı nezdinde bıraktıkları genel intibaya göre markaların benzer olup olmadığı, markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunup bulunmadığı, ortalama alıcısının algısının ve satın alma kararı verirken göstereceği özen ve dikkat derecesinin ne olduğu, markalar veya işletmeler arasında bağlantı ihtimalinin söz konusu olup olmadığı gibi hususlar incelenerek değerlendirme yapılmalıdır. Bu şekilde inceleme yapılırken, markanın toplumda ne kadar tanındığı, markaların ayırt edici unsurlarının neler olduğu, markanın hitap ettiği ürün ya da hizmetin tüketici kitlesinin kimler olduğu, bu kitlenin satın alma sürecinde göstermeleri beklenen dikkat ve algılama düzeyinin ne olduğu, mal veya hizmetin niteliğinin ve fiyatının ne olduğu, markanın ne kadar özgün, ayırt edici ya da tanımlayıcı olduğu, seri marka algılamasına yol açıp açmadığı gibi hususlar dikkate alınmalıdır.
Belirtilen açıklamalar ışığında, tarafların iddia ve savunmaları, marka işlem dosyası, itiraza mesnet markalar, hukuki nitelendirme hali hariç olmak üzere maddi vakıalara ilişkin tespitler barındıran bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
Mahkememizce aldırılan bilirkişi raporunda tablolaştırıldığı üzere; dava konusu başvuru kapsamında yer alan 43. sınıftaki hizmetlerin tamamı, davacı yanın önceki tarihli markaları kapsamında da birebir yer almakta olup bu çerçevede ayrıntılı bir inceleme yapılmasına ihtiyaç duymaksızın, taraf markalarının benzer ihtiyaçlara yönelik, benzer tüketici gruplarına hitap eden, birbiri ile rekabet etme olasılığı bulunan, birbirleri yerine tercih edilebilir veyahut birbirlerini tamamlayıcı şekillerde kullanımları mümkün, satış ve pazarlama yöntemleri benzer mahiyette hizmetleri kapsadıkları değerlendirilmiştir.
Somut uyuşmazlıkta benzerliği tespit olunan hizmetlerden 43. sınıftaki hizmetlerden “yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri” açısından ilgili tüketicilerin hemen her kesimden kimseler olabilecekleri ve tüketicilerin bu hizmetlerden yararlanırken yüksek bir dikkat düzeyi ile hareket etmeyecekleri, hatta çoğu zaman anlık kararlar ile belirleyecekleri tercihleri doğrultusunda bu hizmetlerden yararlanacak oldukları, ancak sair hizmetler açısından aynı yönde bir değerlendirmenin doğrudan yapılmasının doğru olmayacağı, zira 43. sınıf diğer alt gruplarında yer alan hizmetlerin nitelikleri itibariyle nispeten daha yüksek fiyat aralığına sahip, düzenli olarak yararlanılmayan hizmetler olduğundan, tüketicilerinin de nispeten daha dikkatli ve seçicilik düzeyi daha yüksek kimseler olarak değerlendirilebilecekleri düşünülmektedir.
Dava konusu başvurunun "..." şeklinde; “...” kelimesi ve “...” sayısından oluşan, hiçbir şekil unsuru ihtiva etmeyen bir marka olduğu müşahede edilmiştir.
Davacı yanın dayanak markaları ise temel anlamda tanınmış markası olarak da kabul edilebilecek mavi beyaz renk tonları ile birlikte “...” ve “...” ibarelerinin aralarında “nokta” işareti kullanılmak suretiyle kombine edilmiş, ...’deki “...” sayısı kenarları kalın, iç çemberi dar olarak yazılmak suretiyle tasarlanmış olup bu renk ve tasarım esasen davacı markalarının kurumsal imajını oluşturduğu gibi davacı yanın yine “...+...” kombinasyonundan oluşan ve fakat hiçbir görsel unsur ihtiva etmeyen seri markaları da bulunduğu müşahede edilmiştir.
Dava konusu "..." markası; “...” kelimesi sözlük anlamı itibariyle “Yetki ve sorumluluğu olan, yöneten kimse; önder” anlamlarına gelen Türkçe bir kelime olmakla birlikte İngilizce “...” kelimesinin okunuşunun birebir olarak dilimize yerleşmesinden kaynaklı olarak “genellikle belirli bir mutfağa odaklanan, yemek hazırlamanın tüm yönlerinde uzman, eğitimli, profesyonel kimseler” için de kullanılan bir kelimedir. Bu anlamı itibariyle 43. sınıftaki “yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri” yönünden esasen doğrudan hizmetin bir türünü tanımlar nitelikte olmamakla birlikte sektörel bir kavram olmasından ötürü bu hizmetler bakımından güçlü bir ayırt ediciliğinin bulunmadığı yorumu yapılabilir. Başvuruda kullanılan “...” sayısı herhangi bir konuda verilecek bir eğitim için o konunun temel kavramlarının veya giriş seviyesi bilgilerinin sunulduğu dersler için kullanılan bir tanımlamadır. Örneğin, “Bilgisayar Bilimine Giriş ...” dersi, bilgisayar bilimine yeni başlayan öğrenciler için temel kavramları ve ilkeleri öğreten bir dersi ifade edebilir. Benzer şekilde, “Ekonomi ...” dersi, ekonomiye giriş seviyesindeki öğrencilere ekonomi temel kavramlarını öğreten bir ders olabilir. Dolayısıyla herhangi bir alana yönelik bir kelime ile birlikte ... sayısının birlikte kullanımı, o alana yönelik başlangıç düzeyindeki bilgi, eğitim, kavramları tanıtma amaçlı bir algıyı tüketiciye yansıtabilir. Somut olay özelinde de “...” şeklindeki başvuru ve başvuru konusu hizmetler bir bütün olarak gözetildiğinde, “... olmak isteyenler için temel eğitim” algısı oluşturacak mahiyette dava konusu başvurunun bir algı yarattığı yorumunun yapılması ilgili tüketici kesiminin bilinç ve dikkat düzeyine göre mümkün olabilir.
Taraf markaları global olarak karşılaştırıldığında; davaya konu "Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri" nin hitap ettiği tüketici kesiminin anlık kararlar ile belirleyecekleri tercihleri doğrultusunda bu hizmetlerden yararlanacak olmaları hususu dikkate alındığında, “...” şeklindeki marka başvurusu ile belirtilen bu hizmetler üzerinde karşılaştıklarında, bu hizmetlerden faydalanmak için ayıracakları sınırlı süre içerisinde, "..." ibaresinin bu hizmetlere ilişkin sektörel bir kavram olmasından ötürü güçlü bir ayırt ediciliğinin bulunmadığının farkında olmalarından mütevellit "..." ibaresine odaklanacakları, her ne kadar "..." sözcüğünün herhangi bir konuda verilecek bir eğitim için o konunun temel kavramlarının veya giriş seviyesi bilgilerinin sunulduğu dersler için kullanılan bir tanımlama olsa da, yukarıda örneklendirildiği üzere bu sözcüğün terimsel olarak özellikle ihtisas gerektiren konularda kullanılan terminoloji olup, "Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri" nin hitap ettiği ortalama tüketici kesiminin bu ibareyi yukarıda izah edilen açıklayıcı fonksiyonu ile değil marka olarak algılayacağı, zira "..." sözcüğünün "Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri" bakımından sektörde yaygın olarak kullanılan bir ifade olması nedeniyle toplumun genelini oluşturan "halk" kesimi nezdinde bu hizmetler bakımından markasal ayırt ediciliğinin oldukça düşük olduğu, "..." sözcüğünün ise yine bu hizmetlerin hitap ettiği toplumun genelini oluşturan "halk" kesimi nezdinde terminolojik ve açıklayıcı bir fonksiyondan ziyade markasal etki göstereceğinin mahkememizce kabul edildiği, buna göre, daha önce davacıya ait "... ...", "...+..." ibareli çok sayıda seri marka ile karşılaşan makul derecede bilgili, dikkatli ve ihtiyatlı ortalama tüketici kesiminin, daha sonra "..." ibareli marka başvurusunu "Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri" üzerinde gördüğünde ya da işittiğinde, bu hizmetlerden faydalanmak için ayıracağı sınırlı süre içerisinde, markalar arasında müşterek olarak bulunan "..." ibaresinin ortaklığından kaynaklı olarak, bu marka ile davacı markaları arasında ilişki kuracağı, markaların aynı ticari kökenden geldiği hususunda yanılsamaya düşerek tüketim tercihinde bulunacağı, bir kısım tüketici kesiminin markaların farklı ticari kökenleri işaret ettiğini algılaması ihtimalinde dahi bu kez marka sahipleri arasında idari ya da ekonomik bir bağlantı bulunduğu yönünde kafa karışıklığı yaşayacağı, dolayısıyla karşılaştırılan markalar arasında "Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri" bakımından ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunduğu kanaatine varılmıştır.
...'nun 08/06/2016 tarih ... sayılı kararı uyarınca; iltibas değerlendirmesinin hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olduğundan, bu yönden dosya içerisinde mevcut bilirkişi raporunun aksi yöndeki hukuki kanaatlerine itibar edilmemiştir.
Davaya konu sair hizmetler bakımından ise; 43. sınıf diğer alt gruplarda yer alan bu hizmetlerin nitelikleri itibariyle nispeten daha yüksek fiyat aralığına sahip, düzenli olarak yararlanılmayan hizmetler olduğundan, tüketicilerinin de nispeten daha dikkatli ve seçicilik düzeyi daha yüksek kimseler olarak değerlendirilebilecekleri, yine "..." sözcüğünün 43.sınıf diğer alt gruplarda yer alan hizmetler bakımından sektörel olarak ve yaygın bir şekilde kullanıldığının söylenemeyeceği, dolayısıyla sair hizmetler bakımından başvuru markasının umumi intiba olarak bir bütün halinde "..." şeklinde ilgili tüketici kesimi nezdinde algılanacağı, yine sair hizmetler bakımından, “...” şeklindeki ibarenin, “... olmak isteyenler için temel eğitim” algısı oluşturacak mahiyette bir algı yarattığı, başvuru markasının, davacı yanın özellikle ... satış ve mağazacılık hizmeti bakımından tanınmış olduğu kabul edilebilecek, mavi beyaz renk tonları ile birlikte “...” ve “...” ibarelerinin aralarında “nokta” işareti kullanılmak suretiyle kombine edilmiş, ...’deki “...” sayısı kenarları kalın, iç çemberi dar olarak yazılmak suretiyle tasarlanmış markası ile renk, şekil ve tertip tarzı ile benzer olmadığı, yine davacıya ait "...+..." ibareli markalar ile "..." ibareli markanın 43. sınıf diğer alt gruplarında yer alan bu hizmetlerin hitap ettiği ilgili tüketici kesimi bakımından görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzer olduklarının söylenemeyeceği, başka bir deyişle, daha önce davacıya ait dayanak markaları gören, işiten, bu markalı hizmetlerden yararlanan dikkat seviyesi vasat mal ya da hizmet alıcısına göre daha yüksek ilgili tüketici kesiminin, daha sonra "..." ibaresini davaya konu 43. sınıf diğer alt gruplarında yer alan "Geçici konaklama hizmetleri, geçici konaklama ile ilgili rezervasyon hizmetleri, düğün salonu kiralama hizmetleri, konferans ve çeşitli toplantılar için yer sağlama hizmetleri. Gündüz bakımı (kreş) hizmetleri. Hayvanlar için geçici barınma sağlanması hizmetleri." üzerinde gördüğünde veya işittiğinde, bu hizmetlerden faydalanmak için ayıracağı sınırlı süre içerisinde, bu markayı davacı markalarından farklı bir marka olarak algılayacağı gibi marka sahipleri arasında idari ya da ekonomik bir bağlantı da kurmayacağı, dolayısıyla söz konusu hizmetler bakımından karşılaştırılan markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
SMK m.6/3 hükmüne göre; Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.
Marka başvurusunun bu sebeple reddi için marka başvurusundan önce ve markaya konu işaretin aynısı veya benzerinin yoğun ve sıkı kullanımı sonucu işarete belirli bir düzeyde ayırt edicilik kazandırılması gerekir. (....)
Somut olayda yapılan değerlendirmede; davacı yanın tescilli markaları haricinde, dava konusu marka başvurusu ile aynı ya da benzer bir işareti, dava konusu marka başvuru tarihinden önce, davaya konu hizmetler ile aynı ya da benzer emtialar üzerinde yoğun ve sıkı bir şekilde kullandığını gösterir yeterli nitelik ve nicelikte delil evrakını marka işlem dosyasına ibraz etmediği anlaşıldığından, SMK m.6/3 hükmü koşulunun somut olayda gerçekleşmediği kanaatine varılmıştır.
SMK m.6/5 hükmüne göre; Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.
SMK m.6/5 hükmü uyarınca; önceki tarihli tescil edilmiş veya tescil başvurusu yapılmış olan bir marka, Türkiye'de ulaştığı tanınmışlık düzeyi sebebiyle, aynı veya benzeri sonraki tarihli marka başvurusunun, aynı veya farklı nitelikteki mal ya da hizmetlere ilişkin tescil talebinin reddini talep edebilir. Bir markanın sadece tanınmış marka niteliğini haiz olması, otomatik olarak o markanın farklı türdeki mal veya hizmetlere ilişkin olarak sonraki tarihli marka başvurusunu engelleme hakkı bahşetmez. Tanınmış marka hakkı sahibinin genişletilmiş korumadan yararlanabilmesi için;
...) Tanınmış markanın itibarından haksız yarar elde edilmesi,
B) Tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi,
C) Tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi, olasılıklarından en az birinin gerçekleşmesi veya gerçekleşme ihtimalinin bulunması gereklidir. Ayrıca, sonraki tarihli marka başvuru sahibinin, marka başvurusunda haklı bir nedeninin de bulunmaması gerekir.
Tanınmışlık, statik ve dogmatik bir durum değildir. Aksine; sürekli güncellenen, dalgalanabilen, bir çok değişkene bağlı dinamik bir süreci içinde barındırır. Bir markanın tanınmış marka niteliğinde olup olmadığı; ...)Toplumun ilgili kesimince markanın tanınma düzeyi, b) Markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu, c)Marka promosyonlarının ve reklamlarının süresi, yoğunluğu, hedef aldığı alan, d)Markanın tesciller veya tescil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü, e) Markanın resmi mercilerce tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları, f) Markanın ekonomik değeri, g) Markanın hitap ettiği mal veya hizmetlerin pazar payı, gibi tahdidi olmayan kriterler dikkate alınmak suretiyle, yapılacak global bir değerlendirme neticesinde her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Hemen belirtilmelidir ki; bir markanın tanınmış marka niteliğini haiz olmasının; yukarıda yer verilen tüm kıstasların sağlanması gerektiğini şart koşmadığı gibi, yukarıda yer verilen kıstaslardan yalnızca birinin gerçekleşmesinin mutlak anlamda ilgili markayı tanınmışlık seviyesine çıkaracağını da göstermez. Burada önemli olan husus; her somut olayda, yukarıda yer verilen kıstaslardan da yararlanarak, global bir değerlendirme yapılması, bunun sonucunda tanınmışlık vasfı ve varsa bu tanınmışlığın etki alanının belirlenmesidir.
Tanınmış markanın itibarından haksız yararlanılmasından söz edilebilmesi için; tanınmış markanın iyi şöhret ve itibar sahibi olması, ilgili tüketici kesimi nezdinde markanın olumlu bir imajının olması gerekir. Bu nedenle imaj transferine konu olabilecek sonraki tarihli marka başvurusunun, tanınmış markanın itibarından haksız yararlanma tehlikesi doğurabileceği söylenebilir. Burada önemli olan, sonraki tarihli markayı gören tüketicinin, önceki tarihli tanınmış markanın kendi zihninde oluşturduğu olumlu imaj ile sonraki tarihli marka arasında bir bağlantı (link) kurması, imaj transferi ihtimalinin bulunması, böylece tanınmış markanın olumlu imajının sağladığı kolaylıktan yararlanarak sonraki tarihli marka başvuru sahibinin ticari avantaj sağlama ihtimalinin bulunmasıdır. Böylece, sonraki tarihli marka başvuru sahibi, tanınmış marka sahibinin uzun uğraşlar sonucu oluşturduğu kalite ve güven birikiminden parazitvari yararlanarak, kendi lehine haksız bir avantaj sağlayacaktır.
Tanınmış markanın itibarına zarar verilebilmesi için; Tanınmış markanın, arzu edilmeyen olumsuz imaj tehlikesine maruz kalacağı bir hal olasılığı içerisinde bulunması gerekmektedir. Tanınmış markanın itibarının zarar görme tehlikesi altında bulunup bulunmadığı incelenirken, tescile konu mal ve hizmetlerin kapsamı dikkate alınmalıdır. Örneğin; tanınmış bir içecek markasının, aynı veya benzerinin tuvalet temizliği emtialarında marka olarak kullanılması halinde, böyle bir olumsuz imaj tehlikesi söz konusu olabilir.
Tanınmış markanın ayırt etme gücünün zedelenmesi için; Sonraki tarihli marka başvurusu nedeniyle, tanınmış markanın ayırt etme gücünün zayıflaması ve bu suretle markanın reklam değerinin düşme ihtimali bulunmalıdır. Tanınmışlık derecesi ve karşılaştırılan markaların hitap ettiği mal veya hizmetlerin birbirleri ile yakınlığı arttıkça, markanın ayırt ediciliğinin zedelenmesi ihtimali de artmaktadır. Bu durumda, markanın muhatap çevresi, sonraki tarihli marka nedeniyle, önceki markanın artık sadece tanınmış marka sahibine ve onun ürünlerine ait olmadığı kanısına varmaktadır.
Somut olayda yapılan değerlendirmede; davacı yana ait mavi beyaz renk tonları ile birlikte “...” ve “...” ibarelerinin aralarında “nokta” işareti kullanılmak suretiyle kombine edilmiş, ...’deki “...” sayısı kenarları kalın, iç çemberi dar olarak yazılmak suretiyle tasarlanmış markaların 35. sınıftaki “mağaza/... satış hizmetleri” alanında yüksek düzeyde sektörel tanınmışlık elde ettiği kanaatine varılması mümkün olmakla birlikte, SMK m.6/1 hükmü koşulunun oluşmadığı tespit edilen "Geçici konaklama hizmetleri, geçici konaklama ile ilgili rezervasyon hizmetleri, düğün salonu kiralama hizmetleri, konferans ve çeşitli toplantılar için yer sağlama hizmetleri. Gündüz bakımı (kreş) hizmetleri. Hayvanlar için geçici barınma sağlanması hizmetleri." bakımından, somut uyuşmazlıkta dava konusu marka, anılan marka ile benzer görülmediği gibi davacı markalarının kurumsal imajını çağrıştırır unsurlar da içermediği, dolayısıyla dava konusu markanın, davacı markalarının ticari itibarını, ayırt edici karakterini, tanınırlığını tehlikeye sokacak, bu tanınırlığa zarar verecek mahiyette bir benzerlik ilişkisi içerisinde olmadığı, başka bir ifadeyle tüketicinin dava konusu markayı gözlemlediğinde, bu markayı davacı yana ait tanınmış marka serisinin bir alt markası gibi algılamayacağı, böylesi bir durumda SMK m.6/5 düzenlemesinde aranılan koşulların da meydana gelme ihtimalinin mevcut olmayacağı kanaatine varılmıştır.
SMK m.6/9 hükmüne göre; Kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.
Kötü niyetli marka başvurusu; Kişiyi, hukuk düzeninin tescil ile elde edilecek hakları kullanması amacı taşımaksızın, hukuka ve ahlaka aykırı olarak, bu hakların hukuk düzenince tasvip edilemeyecek şekilde başka amaçlarla kullanılması olarak tanımlanabilir. Hangi hallerde kötü niyetli olarak marka başvurusunda bulunulmuş sayılacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamakla birlikte, genel olarak markayı kullanmaktan ziyade şantaj veya başkasından haksız para elde etmek veya başkalarının ticaretine engel olmak gibi amaçlarla yapılan marka başvuruları kötü niyetle yapılmış başvuru olarak kabul edilmektedir. Kanunun ayrıca müeyyideye bağladığı hususlar tek başına kötü niyet emaresi olarak kabul edilmez. Zira Kanun tarafından zaten müeyyidesi gösterilmiş marka başvuruları için ayrıca kötü niyeti de sebep göstermek doğru görülmemektedir. (...)
Somut olayda; davaya konu marka ile itiraza mesnet markaların bir kısım hizmetler bakımından iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzer olmalarının haricinde davalı şirketin kötü niyetle hareket ettiğini gösterir somut olgu ileri sürülmediğinden kötü niyet iddiasına dayalı istemler yerinde bulunmamıştır.
Yukarıda izah edilen gerekçelerle; somut olayda SMK m.6/1 hükmünün davaya konu bir kısım hizmetler bakımından gerçekleştiği anlaşıldığından, davanın kısmen kabulü ile; "Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri" bakımından ... sayılı ... kararının iptaline, fazlaya ilişkin istemin reddine, karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM:
1-Davanın KISMEN KABULÜ ile; "Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri" bakımından ... sayılı ... kararının İPTALİNE, fazlaya ilişkin istemin REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60 TL maktu karar ve ilam harcından peşin alınan 179,90 TL'nin düşümü ile alınması gereken 247,70 TL'nin müteselsilen davalılardan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
3-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar verildiği tarihte yürürlükte bulunan AAÜT m.3 hükmü gereği hesaplanan 25.500,00 TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
4-Davanın kısmen reddolunması ve davalı ...'in kendisini vekil ile temsil ettirmesi sebebiyle AAÜT m.3 hükmü gereği hesaplanan 25.500,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ...'e verilmesine,
5-Davanın kabul ret oranının takdiren 1/2 olarak kabulüne,
6-Karar ve ilam harcının davanın yalnızca kabul edilen kesimi üzerinden alınması sebebi ile davacının peşin yatırdığı 179,90 TL peşin karar ve ilam harcının davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
7-Davacı tarafından yapılan 179,90 TL başvurma harcı, 124,80 TL vekalet harcı, 5.500,00 TL bilirkişi ücreti, 1.163,00 TL posta ve tebligat masrafı olmak üzere toplam 6.967,70 TL yargılama giderinin 1/2'si olan 3.483,85 TL'nin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, kalan 3.483,85 TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
8-HMK m.333 hükmü gereği karar kesinleştiğinde artan avansın yatıran tarafa re'sen iade edilmesine,
Dair, davacı vekili ve davalı kurum vekilinin yüzüne karşı, davalı şirketin yokluğunda, HMK m. 341 hükmü gereği kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde ... Bölge Adliye Mahkemesi ilgili hukuk Dairesi nezdinde İstinaf Kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.14/06/2024
Katip ...
E imzalıdır
Hakim ...
E imzalıdır