T.C. ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2023/419 Esas - 2024/270
TÜRK MİLLETİ ADINA
T.C.
ANKARA
5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2023/419 Esas
KARAR NO : 2024/270
HAKİM : ...
KATİP : ...
DAVACI : ....
VEKİLİ : Av. ...
DAVALI : 1-.....
VEKİLİ : Av. ....
DAVALI : 2-...
DAVA : Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü)
DAVA TARİHİ : 18/09/2023
KARAR TARİHİ : 05/06/2024
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 08/06/2024
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:
Davacı vekili 18/09/2023 tarihli dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin itiraza mesnet markası ile davalının başvuru markasının tescilinin talep edildiği sınıfın aynı olduğu, aynı mal ve hizmetleri kapsadığı; söz konusu sınıfın özellikle paketli ve hızlı tüketilebilen gıdalara ilişkin olduğu ve tüketici kitlesinin de tümüyle aynı olduğu, başvuru markası ile müvekkiline ait itiraza mesnet markası ayniyet derecesinde benzer olduğundan tüketici kitlesi tarafından karıştırılma ihtimalinin oldukça yüksek olduğu, ayrıca markaların, birbirleriyle ilişkili oldukları izlenimini de uyandırmakta olduğu, davalının başvuru markasının “...” ibaresinden, müvekkilinin itiraza mesnet markasının ise “... ...” ibaresinden oluşmakta olup, ibarelerde esas unsurların "..." ve "..." sözcükleri olduğu ve esasen herhangi bir anlam ihtiva etmeyen ilgili sözcüklerin ayniyet derecesinde benzer olduğu, söz konusu ibareler arasındaki tek farkın itiraz edilen başvuru markasında sözcüğün ortasında yer alan "o" harfinin "u" olarak yazılması olduğu, bunun da ibarelerin farklılaşması için yeterli olmadığı, her iki ibarenin de benzer şekilde okunmakta olduğu, fonetik olarak ayniyet derecesinde benzerliğin söz konusu olduğu, müvekkilinin esas unsuru "..." olan markası ile "..." ibareli markalar üst üste sesli bir şekilde telaffuz edildiğinde tümüyle aynı oldukları, bu bakımdan aralarında ayırt edilebilir bir işitsellik bulunmadığı ve karıştırılma ihtimalinin olduğu, işitsel olarak, markaların birebir aynı olan ilk bölümlerinin okunması neticesinde, tüketicinin ses değişimini işitsel olarak ayırt edebilmesinin mümkün olmadığı, başvuru markasının tescilinin talep edildiği ve müvekkilinin de markasının tescilli olduğu 30. sınıf kapsamındaki mallar dikkate alındığında bunların çoğunlukla benzer ürünler ile birlikte, yanyana raflarda satışa sunulan, satın alınırken çok incelenmeyen ve hızlı karar verilen nitelikte oldukları, bu halde, iş bu davaya konu markalar arasında iltibas tehlikesi araştırılırken dikkate alınması gereken kitlenin, herhangi bir uzmanlığı olmayan, toplumun her kesiminden olması ihtimal dahilinde olan "ortalama zeka seviyesindeki tüketici kitlesi” olduğu, söz konusu markalar bakımından çocukların asıl hedef kitle olduğu, davaya konu başvuru markasının tescili durumunda, "..." esas unsurlu başvuru markasının itiraza mesnet müvekkili markasıyla karıştırılacak ve yeni markanın da müvekkili şirkete ait olduğunun zannedileceği, her iki sözcüğün de herhangi bir dilde herhangi bir anlamının bulunmadığı, bu hususun da başvuru markası ile itiraza mesnet markanın anlamsal olarak ayrışamamasına sebep olduğu, bu markaların birbirine benzer, atıştırmalık niteliğinde ürünler üzerinde yer alacağı düşünüldüğünde tüketici nezdinde iltibas ihtimalinin kaçınılmaz olduğu, müvekkilinin itiraza mesnet markasında mevcut olan "..." ibaresinin çatı marka niteliğinde olduğu, müvekkili şirkete ait "..." ibaresini içeren çok sayıda markanın ... nezdinde tescilli olduğu ve söz konusu ürünler açısından da "..." ibaresinin bir çatı marka niteliğini taşımakta olduğu, itiraza mesnet markalarda "..." ibaresi çatı marka olduğundan benzerlik değerlendirilmesi yapılırken göz önünde bulundurulmasının hatalı sonuçlara varılmasına neden olacağı, itiraza mesnet markanın esas unsuru durumundaki "..." ibaresinin ise başvuru markasındaki "..." ibaresi ile neredeyse tümüyle aynı olduğu, markaların ortada yer alan tek harf haricinde tümüyle aynı olduğu, iki ibarenin telaffuz itibariyle ve fonetik olarak birbirine benzer olduğu, davalının dava konusu marka başvurusunun tescil edilmesi halinde; müvekkili şirket markasının ayırt ediciliğinin zedeleneceği, itibarının zarar göreceği ve müvekkili şirket markalarından haksız yere faydalanılmasının söz konusu olacağı, zira davalı markasının müvekkiline ait bir marka gibi algılanacağı ve tüketicilerin davalı ürünlerinin müvekkiline ait olduklarını düşünerek bunları temin edecekleri, böylelikle müvekkili tarafından elde edilmesi gereken kazancın davalı tarafından elde edileceği ve müvekkil markasının tanınmışlığı ve itibarından haksız fayda sağlanmış olacağı, bununla birlikte, söz konusu kullanımın, bir başka firmaya ait ürünün Türkiye'nin en büyük gıda üreticilerinden olan müvekkiline ait olduğu düşüncesine/algısına neden olacağı ve müvekkili markasının itibarını her türlü tehlikeye açık hale getireceği, itibar zedelenmesine zemin hazırlayacağı, markalar arasındaki karıştırılma ihtimalinin, müvekkilinin tanınmış markalarının ayırt edici karakterine de zarar verme potansiyelini taşımakta olduğu, müvekkili şirket markasının ayırt ediciliği yüksek ve tanınmış markalar olup uzun yıllardır aktif ve yoğun bir şekilde kullanılmakta olduğu, bu noktada, davalının marka başvurusunun kötü niyetli olduğunun açık olduğu, müvekkilinin Türkiye'nin en büyük gıda şirketlerinden olup markalarının benzerlerinin aynı sektörde faaliyet gösteren diğer teşebbüslerce "tesadüfen" kullanılması, oluşturulması, seçilmesinin mümkün olmadığı, davalının, faaliyet gösterdiği sektörde, ulusal çapta lider konumda olan müvekkilinin markalarından bihaber olmasının olanaksız olduğu, bu halde, davalının başvuru markasını kullanmasının/seçmesinin/tasarlamasının tesadüf olamayacağı ve bu halin ancak davalının müvekkil markalarıyla iltibas yaratma amacı taşıyor olmasıyla izah edilebileceği, dava konusu marka başvurusunun dürüstlük kuralına ve haksız rekabet ilkelerine aykırı, kötü niyetli bir başvuru olduğu, müvekkili şirketin uzun yıllardan beri tescilli bir şekilde kullandığı markalarının kazanılmış hak ilkesinin bir gereği olarak korunması gerekmekte olduğu hususlarını beyan etmekte, ...’nun 14.07.2023 tarihli ve ... sayılı kararının iptaline ve ... sayılı markanın tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmektedir.
CEVAP:
Davalı ... vekili 25/09/2023 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Davaya konu marka başvurusu ile itiraza mesnet marka arasında iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzerlik bulunmadığı, davacı itiraz aşamasında SMK m.6/1 hükmüne dayandığından müvekkilinin salt bu itiraz sebebini dikkate alarak inceleme yaptığı, davacının iş bu davada tanınmışlık ve kötü niyet iddialarını ileri sürmesinin müvekkili açısından değerlendirilemeyeceği, ... karar tarihindeki mevcut olgular nazara alınarak değerlendirme yapılması gerektiği belirtilerek; davanın reddine karar verilmesi talep edilmiştir.
Davalı ..., dava dilekçesinin kendisine tebliğine rağmen cevap dilekçesi ibraz etmediğinden HMK m.128 hükmü gereği dava dilekçesinde ileri sürülen vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılmıştır.
UYUŞMAZLIK:
Dava, 5000 sayılı .... Vekilliği ile Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun m.15/C hükmüne göre açılan ... Kararının İptali ve 6769 sayılı SMK m.25 hükmüne göre açılan Markanın Hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; davalı kurumun tesis ettiği ... sayılı ... kararının hukuka uygun olup olmadığı, davalı şahsa ait ... sayılı "...+..." ibareli marka başvurusu ile davacıya ait itiraza/hükümsüzlüğe mesnet ... sayılı marka arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunup bulunmadığı, davacı markasının tanınmış olup olmadığı, davalı şahsın kötü niyetli olup olmadığı, tescili halinde dava konusu markanın hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği hususlarına ilişkin olduğu tespit edilmiştir.
Davanın açılmasını müteakip tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyası ile alâkalı kayıtlar getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, hak düşürücü süre bakımından eksiklik bulunmadığı tespit edilmiş, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, bilirkişi heyetinden özel veya teknik hususlara ilişkin rapor alınmış, 06/08/2015 tarih 29437 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik'in 201/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraflara tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
İşlem dosyasının tetkikinde; davalı şahsın "...+..." ibareli 27.09.2021 tarihinde gerçekleştirdiği ... sayılı marka başvurusunun yapılan ilk incelemeler sonrasında 27.10.2021 tarih ve 383 sayılı Bülten’de ilan edildiği, söz konusu ilana karşı davacı yanın 13.12.2021 tarihinde SMK’nın m.6/1 hükmü kapsamında ... sayılı markayı mesnet göstererek itirazda bulunduğu, davalı şahsın 11.03.2022 tarihli itiraza karşı görüş dilekçesi sunduğu, dilekçesinde itiraza gerekçe markanın 30.sınıfta yer alan mallarda kullanımının ispatını talep ettiği, yayına yapılan itirazın ...'nca reddine karar verildiği, bu karara karşı davacı tarafından 28.07.2022 tarihinde yeniden itirazda bulunulduğu, davalı şahsın 06.09.2022 tarihli itiraza karşı görüş dilekçesi sunduğu, yeniden yapılan itirazı değerlendiren ... sayılı ... kararı ile itirazın reddine karar verdiği, bu kararın davacı marka vekiline 17.07.2023 tarihinde tebliğ edildiği, iki aylık hak düşürücü süre içinde eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır. Dava konusu marka başvurusu 03.10.2023 tarihinde tescil edilmiştir.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 6.maddesinin 1.fıkrasına göre; Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.
Karıştırma ihtimali, ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurmasıdır. Bu durum, bir mal veya hizmetin alıcısının bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını ya da hizmetini alma ihtimali biçiminde tanımlanmaktadır. Karıştırılma ihtimali, iltibas kavramından daha geniş bir kavram olup, doğrudan ve dolaylı karıştırılma ihtimali olarak ikiye ayrılır. Bu ayrıma göre eğer mal veya hizmetin aynı işletmeden ileri geldiği yönünde bir algılama ortaya çıkıyor, yani bir işletmeye ait mal veya hizmet, başka bir işletmeye ait mal veya hizmet ile karıştırılıyor ve bu nedenle satın alınıyorsa doğrudan karıştırılma ihtimali söz konusudur. Buna karşın, eğer mal veya hizmetin markası birbirinden ayırt ediliyor ancak bunların aynı işletmenin markaları olduğu ya da bu mal veya hizmetin aralarında ekonomik veya idari bağlantı bulunan işletmelerden geldiği biçiminde bir algılama oluşuyor ise bu halde de dolaylı karıştırılma ihtimalinden söz edilir.
Karıştırılma ihtimalinden bahsedilebilmesi için öncelikle önceki ve sonraki markalar arasındaki mal veya hizmet sınıflarının aynı ya da benzer olması gerekir. Mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının belirlenmesinde, karşılaştırılacak mal veya hizmetlerin benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları karşılayıp karşılamadığı, aralarında hammadde-yarı mamül-mamül ürün ilişkisi bulunup bulunmadığı, birbirleri yerine ikame ya da tamamlayıcı ürün ya da hizmet olup olmadıkları, dağıtım kanallarının ortak olup olmadığı, marketlerde aynı reyon ya da raflarda satılıp satılmadıkları, aynı toptancılarda satılıp satılmadıkları gibi kriterler göz önünde tutulmalıdır. Sınıfsal benzerlik karşılaştırmasında gerek Nice sınıflandırması gerekse de ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğleri mahkemeler bakımından bağlayıcı değildir. Somut olayın özelliklerine göre ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğinde farklı sınıflarda yer almalarına rağmen ilgili alıcısı nezdinde karıştırmaya yol açacak nitelikteki ürün ve hizmet markalarının kapsadıkları mal ve hizmet sınıflarının benzer olarak değerlendirilmesi de mümkündür.
Karıştırılma ihtimali bakımından sınıfsal benzerliğin söz konusu olması halinde önceki ve sonraki markanın aynı ya da benzer olup olmadıklarının incelenmesi gerekir. Markaların aynı ya da benzer olup olmadıkları incelenirken markayı oluşturan her bir unsura göre değil, bir bütün olarak karşılaştırılan markaların bıraktığı genel, global izlenim, markaların bütünü ile bıraktığı etki dikkate alınacaktır. Markalarda eğer tanımlayıcı unsurlar var ise bu unsurlar değerlendirme dışı bırakılacaktır. Global değerlendirmeye göre, karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin mevcut olup olmadığı incelenirken, ilgili alıcısı nezdinde bıraktıkları genel intibaya göre markaların benzer olup olmadığı, markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunup bulunmadığı, ortalama alıcısının algısının ve satın alma kararı verirken göstereceği özen ve dikkat derecesinin ne olduğu, markalar veya işletmeler arasında bağlantı ihtimalinin söz konusu olup olmadığı gibi hususlar incelenerek değerlendirme yapılmalıdır. Bu şekilde inceleme yapılırken, markanın toplumda ne kadar tanındığı, markaların ayırt edici unsurlarının neler olduğu, markanın hitap ettiği ürün ya da hizmetin tüketici kitlesinin kimler olduğu, bu kitlenin satın alma sürecinde göstermeleri beklenen dikkat ve algılama düzeyinin ne olduğu, mal veya hizmetin niteliğinin ve fiyatının ne olduğu, markanın ne kadar özgün, ayırt edici ya da tanımlayıcı olduğu, seri marka algılamasına yol açıp açmadığı gibi hususlar dikkate alınmalıdır.
Belirtilen açıklamalar ışığında, tarafların iddia ve savunmaları, marka işlem dosyası, itiraza/hükümsüzlüğe mesnet marka, hukuki nitelendirme hali hariç olmak üzere maddi vakıalara ilişkin tespitler barındıran bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
Davaya konu marka kapsamında 30. sınıfta yer alan “Şekerlemeler, çikolatalar, bisküviler, krakerler, gofretler.” malları ile davaya gerekçe markanın tescil kapsamında yer alan “Çikolata, şeker, şekerleme” mallarının AYNI/AYNI TÜR olduğu tespit edilmiştir.
35. sınıfta 05. alt grupta yer alan “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için Fındık ve fıstık ezmeleri, tahin, Şekerlemeler, çikolatalar, bisküviler, krakerler, gofretler. mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)” hizmetleri, davacı şirkete ait markanın tescil kapsamındaki mallar ile ilişkili mal ve hizmetlerdir. Şöyle ki, bu malların ve hizmetlerin niteliği, amacı ve yöntemi aynı olmamasına rağmen, birbirlerini tamamlayıcı nitelikte olduklarından, hizmetlerin sunulduğu yer genellikle malların satışa sunulduğu yerle aynı olduğundan ve hedeflenen halk kesimi aynı olduğundan benzerlik söz konusudur.
43. sınıfta 01. alt grupta yer alan hizmetler ayrıca davacı şirkete ait davaya gerekçe markanın tescil kapsamında 30. sınıfta yer alan gıda malları ile de benzerdir.
Dava konusu marka; sarı renkte zemin üzerinde pembe renkte stilize edilmiş hafif yatık yazı fontunda yazılmış “...” ibaresinin üst kısmında elinde yiyecek olan siyah saçlı bir kız figüründen oluşmaktadır. Davaya konu marka, kelime ve ... unsurundan oluşan karma bir markadır. Kelime ve şekillerin birlikte kullanıldığı markalarda ayırt edici niteliği haiz kelimeler, tüketiciler tarafından daha kolay hatırlanan ve zihinde kalan unsurlar olarak kabul edilmekte, ancak ... unsurunun baskınlığı ve ayırt ediciliği gibi faktörler incelemede önem arz etmektedir. Davaya konu markada yer alan, elinde yiyecek olan siyah saçlı bir kız figürü şeklinin, orijinal nitelikte olduğu, tüketicinin sıklıkla karşılaşabildiği türden bir ... unsuru olmadığı ve konumlandırma şekli dikkate alındığında ayırt ediciliği haiz olduğu ve markada yer alan kelime ve ... unsurunun bir bütün olarak baskın unsur konumunda olduğu düşünülmektedir.
Davacı şirkete ait itiraza/hükümsüzlüğe gerekçe marka ise siyah beyaz renklerden oluşmakta olup, daire formda bir zemin üzerinde orta kısımda “E” harfinin yer aldığı ... unsurunun alt kısmında “...” ibaresinden ve bu ibarenin alt kısmında ise alt alta yazılmış “....” ibaresinden oluşmaktadır. Markada yer alan “...” ibaresi davacı şirketin ticaret ünvanının kılavuz unsuru olmasının yanı sıra, davacı şirket ... sicilinde kayıtlı 300’den fazla “...” ibareli markanın da sahibidir. Dolayısıyla “...” ibaresinin ürün ve hizmetin davalı şirkete aidiyetini, kalitesini ve standardını vurgulayan çatı marka olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Çatı marka ile birlikte oluşturulan markalarda koruma altına alınmak istenen unsurun bu markanın yanına eklenen kelime veya ... unsuru olduğu bilinmekte, yanına eklenen ikincil kelime veya ... unsurunun ayırt edici olmadığı durumlar dışında benzerlik incelemesi çatı marka dışarıda bırakılarak ikincil kelime unsuru bakımından yapılmalıdır. Bu şekilde yapılacak incelemede davacı şirkete ait markada yer alan ikincil unsur olan “... ...” ibaresinin halk arasında çeşitli markalara ait kakaolu fındık kreması için kullanılan genel bir ad olduğu bilindiğinden “... ...” ibaresinin zayıf marka olduğu ve davacı şirket markasının “...” çatı markası arka planda bırakılmaksızın bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiği düşünülmektedir.
Taraf markaları global olarak karşılaştırıldığında; davaya konu markanın umumi intiba olarak esaslı unsurunun "..." ibaresi olduğu, "..." unsurunun orijinal bir formda olup davaya konu mal ve hizmetler bakımından somut ayırt edici niteliği haiz olduğu, itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markada yer alan “... ...” ibaresinin halk arasında çeşitli markalara ait kakaolu fındık kreması için kullanılan genel bir ad olduğu bilindiğinden “... ...” ibaresinin zayıf marka olduğu, ...'nun 20.12.2018 tarih .... sayılı kararında da belirtildiği üzere; lider marka yanına eklenen unsurların ayırt edici niteliğinin zayıf bulunması halinde, her halükarda lider markanın ayırt edicilik incelemesinde dikkate alınmayacağı iddiasının kabul görmeyeceği, zira önemli olanın karşılaştırılan markaların hitap ettiği ilgili tüketici kesiminin, markaların ticari kaynağı noktasında yanılgıya düşme ihtimallerinin olup olmadığı hususu olduğu, somut olayda da her ne kadar "..." ibaresi davacının çatı markası ve ticaret ünvanının kılavuz unsuru olsa da, “... ...” ibaresinin tescil kapsamında yer alan emtialar bakımından ayırt ediciliğinin düşük olması nedeniyle davacı markasının ayırt ediciliğini sağlayan esaslı unsurun "..." ibaresi olduğu, davacı markasının esaslı unsuru ile dava konusu markanın bir bütün olarak, görsel, işitsel ve kavramsal düzeyde benzer olmadıkları, başka bir deyişle, daha önce davacıya ait markayı gören, işiten, bu markalı emtialardan yararlanan ortalama tüketici kesiminin, daha sonra davaya konu marka ile karşılaştığında, davaya konu mal ve hizmetlerden faydalanmak için ayıracağı sınırlı süre içerisinde, bu markayı davacıya ait markadan farklı bir marka olarak algılayacağı gibi marka sahipleri arasında idari ya da ekonomik bir bağlantı da kurmayacağı, dolayısıyla, karşılaştırılan markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
Karşılaştırılan markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunmadığı tespit edildiğinden, marka işlem dosyasında ileri sürülen kullanmama def'inin incelenmesine gerek görülmemiştir.
SMK m.6/5 hükmüne göre; Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.
SMK m.6/5 hükmü uyarınca; önceki tarihli tescil edilmiş veya tescil başvurusu yapılmış olan bir marka, Türkiye'de ulaştığı tanınmışlık düzeyi sebebiyle, aynı veya benzeri sonraki tarihli marka başvurusunun, aynı veya farklı nitelikteki mal ya da hizmetlere ilişkin tescil talebinin reddini talep edebilir. Bir markanın sadece tanınmış marka niteliğini haiz olması, otomatik olarak o markanın farklı türdeki mal veya hizmetlere ilişkin olarak sonraki tarihli marka başvurusunu engelleme hakkı bahşetmez. Tanınmış marka hakkı sahibinin genişletilmiş korumadan yararlanabilmesi için;
A) Tanınmış markanın itibarından haksız yarar elde edilmesi,
B) Tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi,
C) Tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi, olasılıklarından en az birinin gerçekleşmesi veya gerçekleşme ihtimalinin bulunması gereklidir. Ayrıca, sonraki tarihli marka başvuru sahibinin, marka başvurusunda haklı bir nedeninin de bulunmaması gerekir.
Tanınmışlık, statik ve dogmatik bir durum değildir. Aksine; sürekli güncellenen, dalgalanabilen, bir çok değişkene bağlı dinamik bir süreci içinde barındırır. Bir markanın tanınmış marka niteliğinde olup olmadığı; a)Toplumun ilgili kesimince markanın tanınma düzeyi, b) Markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu, c)Marka promosyonlarının ve reklamlarının süresi, yoğunluğu, hedef aldığı alan, d)Markanın tesciller veya tescil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü, e) Markanın resmi mercilerce tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları, f) Markanın ekonomik değeri, g) Markanın hitap ettiği mal veya hizmetlerin pazar payı, gibi tahdidi olmayan kriterler dikkate alınmak suretiyle, yapılacak global bir değerlendirme neticesinde her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Hemen belirtilmelidir ki; bir markanın tanınmış marka niteliğini haiz olmasının; yukarıda yer verilen tüm kıstasların sağlanması gerektiğini şart koşmadığı gibi, yukarıda yer verilen kıstaslardan yalnızca birinin gerçekleşmesinin mutlak anlamda ilgili markayı tanınmışlık seviyesine çıkaracağını da göstermez. Burada önemli olan husus; her somut olayda, yukarıda yer verilen kıstaslardan da yararlanarak, global bir değerlendirme yapılması, bunun sonucunda tanınmışlık vasfı ve varsa bu tanınmışlığın etki alanının belirlenmesidir.
Tanınmış markanın itibarından haksız yararlanılmasından söz edilebilmesi için; tanınmış markanın iyi şöhret ve itibar sahibi olması, ilgili tüketici kesimi nezdinde markanın olumlu bir imajının olması gerekir. Bu nedenle imaj transferine konu olabilecek sonraki tarihli marka başvurusunun, tanınmış markanın itibarından haksız yararlanma tehlikesi doğurabileceği söylenebilir. Burada önemli olan, sonraki tarihli markayı gören tüketicinin, önceki tarihli tanınmış markanın kendi zihninde oluşturduğu olumlu imaj ile sonraki tarihli marka arasında bir bağlantı (link) kurması, imaj transferi ihtimalinin bulunması, böylece tanınmış markanın olumlu imajının sağladığı kolaylıktan yararlanarak sonraki tarihli marka başvuru sahibinin ticari avantaj sağlama ihtimalinin bulunmasıdır. Böylece, sonraki tarihli marka başvuru sahibi, tanınmış marka sahibinin uzun uğraşlar sonucu oluşturduğu kalite ve güven birikiminden parazitvari yararlanarak, kendi lehine haksız bir avantaj sağlayacaktır.
Tanınmış markanın itibarına zarar verilebilmesi için; Tanınmış markanın, arzu edilmeyen olumsuz imaj tehlikesine maruz kalacağı bir hal olasılığı içerisinde bulunması gerekmektedir. Tanınmış markanın itibarının zarar görme tehlikesi altında bulunup bulunmadığı incelenirken, tescile konu mal ve hizmetlerin kapsamı dikkate alınmalıdır. Örneğin; tanınmış bir içecek markasının, aynı veya benzerinin tuvalet temizliği emtialarında marka olarak kullanılması halinde, böyle bir olumsuz imaj tehlikesi söz konusu olabilir.
Tanınmış markanın ayırt etme gücünün zedelenmesi için; Sonraki tarihli marka başvurusu nedeniyle, tanınmış markanın ayırt etme gücünün zayıflaması ve bu suretle markanın reklam değerinin düşme ihtimali bulunmalıdır. Tanınmışlık derecesi ve karşılaştırılan markaların hitap ettiği mal veya hizmetlerin birbirleri ile yakınlığı arttıkça, markanın ayırt ediciliğinin zedelenmesi ihtimali de artmaktadır. Bu durumda, markanın muhatap çevresi, sonraki tarihli marka nedeniyle, önceki markanın artık sadece tanınmış marka sahibine ve onun ürünlerine ait olmadığı kanısına varmaktadır.
Somut olayda yapılan değerlendirmede; davacı şirket tarafından “... ” ibareli markanın tanınmışlığını destekler veya 6769 sayılı SMK’nın 6/5 maddesinde aranan şartların sağlandığını kanıtlar herhangi bir delil dosyaya sunmadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle somut olayda SMK m.6/5 hükmü koşulunun oluşmadığı kanaatine varılmıştır.
SMK m.6/9 hükmüne göre; Kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.
Kötü niyetli marka başvurusu; Kişiyi, hukuk düzeninin tescil ile elde edilecek hakları kullanması amacı taşımaksızın, hukuka ve ahlaka aykırı olarak, bu hakların hukuk düzenince tasvip edilemeyecek şekilde başka amaçlarla kullanılması olarak tanımlanabilir. Hangi hallerde kötü niyetli olarak marka başvurusunda bulunulmuş sayılacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamakla birlikte, genel olarak markayı kullanmaktan ziyade şantaj veya başkasından haksız para elde etmek veya başkalarının ticaretine engel olmak gibi amaçlarla yapılan marka başvuruları kötü niyetle yapılmış başvuru olarak kabul edilmektedir. Kanunun ayrıca müeyyideye bağladığı hususlar tek başına kötü niyet emaresi olarak kabul edilmez. Zira Kanun tarafından zaten müeyyidesi gösterilmiş marka başvuruları için ayrıca kötü niyeti de sebep göstermek doğru görülmemektedir. (....)
Somut olayda; davaya konu marka ile itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markanın iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzer olmadıkları, bunun haricinde davalı şahsın kötü niyetle hareket ettiğini gösterir somut olgu da ileri sürülmediğinden kötü niyet iddiasına dayalı istemler yerinde bulunmamıştır.
Yukarıda izah edilen gerekçelerle; davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM:
1-Davanın REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60 TL maktu karar ve ilam harcından peşin alınan 269,85 TL'nin düşümü ile alınması gereken 157,75 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
3-Davalı ... kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar verildiği tarihte yürürlükte bulunan AAÜT m.3 hükmü gereği hesaplanan 25.500,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ...'e verilmesine,
4-Davacı tarafından yapılan 269,85 TL peşin harç, 269,85 TL başvurma harcı, 76,80 TL vekalet harcı, 5.500,00 TL bilirkişi ücreti, 506,00 TL posta-tebligat masrafı olmak üzere toplam 6.622,50 TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
5-HMK m.333 hükmü gereği karar kesinleştiğinde artan avansın yatıran tarafa re'sen iadesine,
Dair, Davacı vekilinin ve Davalı Kurum vekilinin yüzüne karşı, davalı ...'nın yokluğunda, HMK m.341 ve m.345 hükümleri gereği kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde ... Bölge Adliye Mahkemesi ilgili hukuk dairesi nezdinde İSTİNAF yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.05/06/2024
Katip ...
E imzalıdır
Hakim ...
E imzalıdır