T.C. ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2023/472 Esas - 2024/259
TÜRK MİLLETİ ADINA
T.C.
ANKARA
5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2023/472 Esas
KARAR NO : 2024/259
HAKİM : ....
KATİP : ....
DAVACI : ....
VEKİLİ : Av. ....
DAVALI : 1- ....
VEKİLİ : Av. ....
DAVALI : 2- ...
VEKİLLERİ : Av. ....
Av. ...
DAVA : Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü)
DAVA TARİHİ : 19/10/2023
KARAR TARİHİ : 31/05/2024
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 05/06/2024
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:
Davacı vekili 19/10/2023 tarihli dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin 2001 yılından itibaren “.......” markası altında ve “...” ticaret unvanı ile online sigortacılık sektöründe öncü iş modeli ile faaliyet gösterdiğini, davacı şirket adına davalı başvurusundan önceki tarihli “...” uzantılı toplam 9 adet seri markasının bulunduğunu, davalı şirketin 16 Haziran 2020 tarihinden itibaren 5-6 ay aralıklarla olmak üzere toplam 8 adet “...” ibareli marka başvurusunda bulunduğunu, davalı şirketin “...” ibaresine yoğunlaştığını ve davacıya ait “...” markaları ile iltibas yaratma amaçlı olarak “ ...” ibaresini bir şekilde tescil etmeye çalıştığını, söz konusu başvuruların hiçbirisi, müvekkilin itirazları neticesinde özellikle 35. ve 36. sınıflar bakımından tescil edilmediğini, 36. sınıf dışında tesciline karar verilen ... sayı ile tescilli markaya açılan davanın derdest olduğunu, davalının ... alan adı üzerinden “...” adı altında ticari faaliyette bulunmasından dolayı da açılan marka ihlali davasının derdest olduğunu, davalı şirketin kötü niyetli olduğunu, davalı şirketin manipülatif bir hamle ile “...” ibaresinin son 3 harfini daha büyük puntolar ile yazarak özünde müvekkil ile aynılık derecesinde benzerliği gizlemeye çalıştığını, marka incelemelerinde elektronik anlamına gelen “e-“ ön ekinin, ayırt ediciliği olmamasından mütevellit dikkate alınmadığını, markada yer alan ikincil ibare olan “...” ibaresinin markadaki esas unsur olduğunu ve müvekkilinin markalarının esas unsuru ile aynı olduğunu, “...” ibaresinin “...” ibaresini tanımlayıcı bir ibare olduğunu, kelimenin şekil unsurlarına kıyasla tüketici algısında daha ön planda olması ve markada yer alan figüratif unsurların ayırt edici niteliği yüksek şekiller olmaması, markalarda yer alan “...”, “....”, “...”, “...”ibaresinin ayırt edici niteliği düşük ibareler olması hususları birlikte değerlendirildiğinde, davacı markalarının esas unsurunun “...” ibaresi olduğunu, markalar görsel, işitsel ve kavramsal olarak incelendiğinde; davalının "..." esas unsurlu markasıyla, davacının "..." esas unsurlu markaları arasında görsel, işitsel ve kavramsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunduğunu, markaların kapsamında yer alan hizmetlerin aynı ve ilintili olduğunu, davacının bir çok ... ibareli markası ve bunlar içerisinde “...”, “...” gibi sloganvari tali unsurlar içeren markaları da dikkate alındığında, tüketicinin dava konusu markayı seri marka olarak algılama ihtimalinin güçlü olduğunu, davacıya ait “...” ibareli markaların tanınmış marka statüsünde olduğunu, dava konusu marka başvurusunun somut ayırt ediciliğinin bulunmadığını, tasviri nitelikte olduğunu iddia ederek; ... sayılı ... ... kararının iptaline, ... başvuru numarası ile kayıtlı markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesi istemi ile işbu davayı ikame etmiştir.
CEVAP:
Davalı ... vekili 30/10/2023 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Davalı tarafından yapılan marka tescil başvurusu incelendiğinde kullanılan yazı stilinin, renklerin farklı olduğunu, markanın kendine özgü bir tarzda yazılan “... ... ...” ibaresinden oluştuğunu, davacının itiraza mesnet markalarında kullanılan yazı stilinin, kelimelerin ve şekil ibaresinin farklı olduğunu, davaya konu marka ve itiraz gerekçesi markalarda ortak olan tek unsurun “...” ibaresi olduğunu, düşük ayırt edici niteliği haiz unsurların ortak olduğu durumlarda işaret benzerliği incelemesinde ortak olmayan unsurların ve genel izlenimin dikkate alındığını, karşılaştırılan işaretlerde, düşük seviyede ayırt ediciliği olan bir unsurun ortak olarak yer almasının, karıştırılma ihtimalini azaltıcı yönde etki eden bir husus olduğunu, davaya konu edilen başvuruda "..." ibaresinin diğer unsurlardan ayrıştırılarak ve daha büyük puntolarla yazılmış olmasından dolayı başvuru ile itiraz gerekçesi markaların görsel, işitsel ve kavramsal yönden bütünüyle bıraktıkları izlenim itibariyle iltibasa yol açabilecek düzeyde benzer olmadığı ve tüketicilerin çekişme konusu markaları, birbirinden farklı ve ilişkisiz ticari kaynaklara ait, birbirinden farklı markalar olarak algılayacaklarını, marka tescil başvurusunun tanınmışlık iddiası ile reddedilebilmesi için, tanınmışlık iddiasında bulunan markanın bu iddiasını kanıtlaması ve tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanması, markaya zarar verilmesi veya ayırt edici niteliğinin zedelenmesi hallerinden birinin gerçekleşebileceğini ispatlaması gerektiğini ve davacının bu iddiasını ispatlayamadığını, başvurunun kötü niyetle yapıldığını gösteren somut ve her türlü şüpheden uzak delil sunulmadığını ve bu nedenle kurum kararının yerinde ve hukuka uygun olduğunu belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Davalı ... LTD. ŞTİ. vekili 20/11/2023 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Müvekkilinin "...." alan adını ilk olarak 22.08.2008 yılında kaydettirdiğini, davalının ...." alan adını aldığı 22.08.2008 tarihinde, davacı firma tarafından iltibas iddia edilen “....” markasının tescil dahi edilmediğini, mezkûr ibarelerin davalı firma tarafından 2016 yılında, yani davalının alan adını altığı tarihten ... 8 yıl sonra tescil edildiğini, ... başvuru numaralı “... ... ...” ibareli markanın herhangi bir firma ya da marka açısından bir benzerlik taşımadığını, itiraza dayanak markalar ile davalı markası kapsamında yer alan mal ve hizmetler arasında farklılıklar bulunduğunu, ... sektöründeki hedef tüketici kitlesinin çok daha bilinçli, ince eleyip sık dokuyan tüketicilerden oluştuğunu, ortalama tüketicinin “makul derecede dikkatli, makul derecede tecrübeli ve ihtiyatlı kimse” olduğu kabul edildiğinden, tüketiciler nezdinde markalar arasında iltibas tehlikesinin olmadığını, markalar arasında, sesçil, anlamsal ve yazılımsal benzerlik bulunmadığını, ... ibaresinin zayıf ve tanımlayıcı bir ibare olduğunu, “... / ...” kelimelerinin hizmetin niteliğini gösteren tanımlayıcı ibareler olduğunu, SMK ve Yargıtay kararları gereğince kimsenin tekeline bırakılamayacağını, davacının markasında ayırt edicilik kazanabilmek için "..." ve keçi şekline ağırlık verdiğini, kurum nezdinde sayısız ... ibareleri geçen marka tescili olduğunu iddia ederek davanın reddini talep etmiştir.
UYUŞMAZLIK:
Dava, 5000 sayılı ... Vekilliği ile Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun m.15/C hükmüne göre açılan ... Kararının İptali ve 6769 sayılı SMK m.25 hükmüne göre açılan Markanın Hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; davalı kurumun tesis ettiği ... sayılı ... kararının hukuka uygun olup olmadığı, davalı şirkete ait ... sayılı marka başvurusunun somut ayırt ediciliğinin bulunup bulunmadığı, tasviri nitelikte olup olmadığı, dava konusu marka başvurusu ile davacıya ait itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunup bulunmadığı, marka işlem dosyasında ileri sürülen kullanmama def'inin yerinde olup olmadığı, davacı markalarının tanınmış olup olmadığı, SMK m.6/6 hükmü koşulunun somut olayda oluşup oluşmadığı, davalı şirketin kötü niyetli olup olmadığı, tescili halinde dava konusu markanın hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği hususlarına ilişkin olduğu tespit edilmiştir.
Davanın açılmasını müteakip tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyası ile alâkalı kayıtlar getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, hak düşürücü süre bakımından eksiklik bulunmadığı tespit edilmiş, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, bilirkişi heyetinden özel veya teknik hususlara ilişkin rapor alınmış, 06/08/2015 tarih 29437 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik'in 201/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraflara tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
İşlem dosyasının tetkikinde; davalı şirketin ... sayılı "... ... ..." ibareli markanın tescili amacıyla 23.02.2022 tarihinde gerçekleştirdiği başvurunun yapılan ilk incelemeler sonrasında ...'nca 28.03.2022 tarih ve 393 sayılı ...'nde ilan edildiği, söz konusu ilana karşı davacı yanın 27.05.2022 tarihinde SMK m.6/1, m.6/4, m.6/5, m.6/6 ve m.6/9 hükümleri kapsamında .... sayılı markaları mesnet göstererek itirazda bulunduğu, davalı şirketin 22.06.2022 tarihli itiraza karşı görüş dilekçesi sunduğu, dilekçesinde .... sayılı markalara ilişkin olarak kullanmama def'i ileri sürdüğü, davacının 15.11.2022 tarihli marka kullanım ispat formu ibraz ettiği, yayına yapılan itirazın ...'nca reddine karar verildiği, davacı yanın 05.05.2023 tarihli yeniden itiraz dilekçesi ibraz ettiği, davalı şirketin bu itiraza karşı görüş dilekçesi sunduğu, yeniden yapılan itirazı değerlendiren .... sayılı ... kararı ile itirazın reddine karar verdiği, bu kararın davacı marka vekiline 10.09.2023 tarihinde tebliğ edildiği, iki aylık hak düşürücü süre içinde eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır. Dava konusu marka 30.10.2023 tarihinde tescil edilmiştir.
Tarafların iddia ve savunmaları, marka işlem dosyası, mesnet marka tescil belgeleri, ticari sicil kayıt bilgileri, özel veya teknik hususlarda saptamalar barındıran bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
Davalı şirket tarafından marka işlem dosyasına 22.06.2022 tarihinde sunulmuş olan karşı görüşte, davacının.... sayılı markaları kapsamında yer alan tüm mal ve hizmetler bakımından kullanmama def'i ileri sürülmüştür. 15.11.2022 tarihinde davacı tarafından kullanım delili dilekçesi sunulmuş olup sunulan deliller arasında faturalar, kataloglar, basında çıkan haberler, ürün, ambalaj ve tabela örnekleri, reklam, tanıtım ve promosyon delilleri sunulmuştur. Söz konusu deliller incelendiğinde; davacı markasının 36. sınıfta yer alan “... hizmetleri” üzerinde kullanımının ispatlandığı tespit edilmiştir. Dolayısıyla, itiraza mesnet gösterilen ... sayılı markaların tamamı kapsamında yer alan 36. sınıfta yer alan “... hizmetleri” bakımından ... kararının iptali istemine ilişkin olarak SMK m.6/1 hükmü kapsamında dikkate alınacaktır. Bununla birlikte, dava konusu marka kapsamında yer alan hizmetler, mesnet markalardan ... sayılı markaların kapsamlarında da yer almaktadır.
Mahkememizce aldırılan bilirkişi raporunda tablolaştırıldığı üzere; dava konusu marka için 35 ve 36. sınıflarda tescil için başvurusu yapılmış olup davacının mesnet markalarından pek çoğu 36. sınıfta yer alan hizmetleri kapsadığı gibi 35. sınıfta yer alan hizmetleri kapsayan markaları da bulunduğundan, karşılaştırılan markaların kapsamında yer alan mal ve hizmetler aynı, aynı türdür.
Sonuç olarak; gerek ... kararının iptali istemi bakımından, gerekse markanın hükümsüzlüğü istemi bakımından "emtia ayniyeti/benzerliği" şartının somut olayda gerçekleştiği tespit edilmiştir.
Dava konusu markanın “... ...” ibaresinden menkul olduğu ve marka görselinde "..." ibaresinin ön plana çıkartıldığı, "..." ibaresinin sol tarafta "..." ibaresinin üzerinde mavi renkli konumlandırıldığı, yanına "..." ibaresinin eklendiği ve "A" ibaresinin davalının ticaret ünvanının baş harfine ve kurumsal kimliğine atıfla gri ve turuncu renklerle stilize edildiği görülmektedir.
Dava konusu markanın bir bütün olarak; kelime, renk ve şekil unsurlarından oluşan karma marka hüviyetinde olduğu, bir bütün halinde davaya konu hizmetler bakımından somut ayırt edici niteliğinin bulunduğu, davaya konu hizmetleri veya bunların karakteristik özelliklerinden herhangi birini hemen ve ilk bakışta tanımlamadığı, markanın genel görünümü içinde zayıf karakterli sözcükler bulunsa da, markanın tek başına sözcük unsurlarından oluşmadığı, sözcüklerin bir araya getiriliş biçimi, ilave şekil unsuru ve markanın genel mizanpajı dikkate alındığında, marka olma vasfını haiz asgari gereklilikleri karşıladığı, başka bir deyişle, dava konusu marka başvurusu ile karşılaşan ilgili tüketici kesiminin, söz konusu işareti, bir hizmeti diğer hizmetlerden ayırt etmeye yarayan, fonksiyonel anlamda marka olarak algılayacağı, dolayısıyla davaya konu markanın soyut-somut ayırt ediciliğinin bulunduğu, tasviri nitelikte olmadığı kanaatine varılmıştır.
Davacı markaları incelendiğinde; "...." ibarelerinden oluştukları, markaların renk, kelime ve şekil unsurları da içeren karma markalar oldukları tespit edilmiştir.
Taraf markaları global olarak karşılaştırıldığında; dava konusu marka kapsamında yer alan hizmetler ile davacıya ait itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markaların 35 ve 36.sınıf kapsamında yer alan hizmetlerinin aynı veya aynı tür olduğu, emtialar arasında benzerlik düzeyinin artmış olması halinde markalar arasındaki iltibas tehlikesinin bertaraf edilmesi için markaları oluşturan işaretler arasındaki farklılık derecesinin artmış olmasının gerekeceği (Bkz; .... ), somut olayda da; karşılaştırılan markaların kapsamlarındaki hizmetlerin aynı ya da aynı tür olması nedeniyle ilgili tüketici kesimi nezdinde ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesinin bertaraf edilmesi için markaları oluşturan işaretler arasındaki farklılık derecesinin artması gerektiği, markalar arasında müşterek olarak bulunan "..." sözcüğünün özellikle 36.sınıfta yer alan "... Hizmetleri" bakımından doğrudan tanımlayıcı olduğu, .... sayılı kararında belirtildiği üzere; zayıf markaların koruma kapsamı değerlendirilirken iltibas tehlikesinin yapılacak küçük bir değişiklik ile dahi bertaraf edilebileceğinin göz önüne alınması gerektiği tartışmasızsa da, karşılaştırılan markalarda müşterek olarak yer alan zayıf karakterli unsur haricindeki diğer unsurların markaların genel görünümünü birbirinden uzaklaştırmaya elverişli olup olmadığının da irdelenmesi gerektiği, bu gözle yapılan değerledirmede; başvuru markasında yer alan "..." gibi ifadelerin de ayırt ediciliklerinin düşük olduğu, zira "..." sözcüğünün ticari hayatta herkes tarafından kullanılabilen, kimsenin tekeline verilemeyecek basit bir söz dizisi olduğu, "e-" ibaresinin ise e-ticarete atıf yapan tasviri bir kısaltma olduğu, başvuru markasında her ne kadar "..." sözcüğü ön plana çıkarılmışsa da, genel görünüm olarak ilgili tüketici kesimine sözel olarak "... ..." anlamını vereceği, söz konusu kavramsal karşılığın bir bütün olarak ayırt ediciliğinin güçlü olmadığı, davacı markalarının oluşturduğu kavramsal karşılığın da bir bütün olarak ayırt ediciliklerinin güçlü olmadığı, bununla birlikte; başvuru markası oluşturulurken kullanılan geçişli mavimsi renk, kelime unsurlarının üzerinde yer aldığı dikdörtgen zeminin genel görünümü, turuncu rengin kelime unsurları içinde yer bulması gibi özelliklerin davacıya ait itiraza/hükümsüzlüğe mesnet ... sayılı marka ile oldukça benzer olduğu, buna göre, daha önce davacıya ait ... sayılı "...." ibareli markayı gören, işiten, bu markalı hizmetlerden yararlanan makul derecede bilgili, dikkatli ve ihtiyatlı ortalama tüketici kesimi ile dikkatli ve bilinçli tüketici kesiminin, daha sonra davaya konu " ..." markasını aynı/aynı tür hizmetler üzerinde gördüğünde veya işittiğinde, bu hizmetlerden faydalanmak için ayıracağı sınırlı süre içerisinde, gerek markalarda "..." ibaresinin müşterek olarak bulunması, gerek markalardaki sair kelime unsurlarının yeterli ayırt ediciliği sağlamaktan uzak olmaları, gerekse ve esasen markaların genel görünüm olarak tertip tarzlarının, kullanılan renk geçişleri ve renk tercihlerinin benzer olması karşısında, başvuru markasını davacıya ait ... sayılı marka ile ilişkilendirebileceği, markaların aynı ticari kökenden geldiği hususunda yanılsamaya düşerek tüketim tercihinde bulunabileceği, bir kısım tüketici kesiminin markaların farklı ticari kökeni işaret ettiğini algılaması ihtimalinde dahi bu kez marka sahipleri arasında idari ya da ekonomik bir bağlantı bulunduğu yönünde kafa karışıklığı yaşayabileceği, dolayısıyla davaya konu marka ile davacıya ait ... sayılı marka arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunduğu kanaatine varılmıştır.
...'nun 08/06/2016 tarih .... sayılı kararı uyarınca; iltibas değerlendirmesinin hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olduğundan, bu yönden dosya içerisinde mevcut bilirkişi raporunun aksi yöndeki hukuki kanaatlerine itibar edilmemiştir.
Davacı yan tanınmışlık iddiasında da bulunmuş olup, SMK m.6/5 uyarınca talepleri değerlendirilirken delil listesinin ekinde sunmuş olduğu flaş bellek ve içerisinde yer alan “Basın haberleri, Billboard reklamları, ... reklamları, Kampanya görselleri, Marka bilinirlik anket ve araştırma raporları, Ödüller, Reklam faturaları ve görselleri, Sosyal medya haberleri, Sponsorluk bilgileri, Tanıtım işbirlikleri, Tıklanma etkileşim bilgileri” içeren delilleri incelenmiştir. Somut olayda davacının sunduğu delillerin, davacının “.......” ibareli markalarının uzun süreli yatırımlar ve reklamlar ile “... hizmetleri” sektöründe belirli bir bilinirliğe ulaştığını ispatlar nitelikte olduğu değerlendirilmiştir. Ancak dava konusu marka başvurusu ile davacıya ait "......." ibareli markalar arasında ilişkilendirilme doğuracak derecede benzerlik bulunmamakta olup, bu yöndeki benzerlik davacıya ait sadece ... sayılı markaya istinaden olduğundan ve ... sayılı markanın tanınmışlık mertebesine ulaştığı ispatlanamadığından, tanınmışlık iddiasından kaynaklı nispi tescil engelinin somut olayda oluşmadığı kanaatine varılmıştır.
Davacı yan her ne kadar SMK m.6/6 hükmü koşulunu ileri sürmüşse de, dava konusu markanın genel görünüm itibariyle davacıya ait ticaret ünvanının ayırt edici unsuru ile benzer olmadığı anlaşıldığından SMK m.6/6 hükmü koşulunun somut olayda gerçekleşmediği kanaatine varılmıştır.
Davacı yan her ne kadar davalı şirketin kötü niyetli olduğunu ileri sürmüşse de, davaya konu marka ile itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markalardan yalnızca birinin iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzer olmasının haricinde davalı şirketin kötü niyetle hareket ettiğini gösterir somut olgu bulunmadığı, davalı şirketin fiili olarak markasal kullanımlarının davacıya ait markalara benzerlik oluşturduğu iddiasının iş bu davaya konu marka tescil başvurusunda bulunurken davalı şirketin kötü niyetle hareket ettiği şeklinde yorumlanamayacağı, iş bu başvuru markası bakımından davalı şirketin engelleme, spekülasyon, şantaj, tuzak vb gibi ticari dürüstlük kuralları ile bağdaşmayan bir kasıtla hareket ettiğine yönelik yeterli delil bulunmadığından ve 4721 sayılı TMK m.3 hükmü uyarınca aslolanın iyi niyet olduğu karinesi de gözetildiğinde davalı şirketin kötü niyetli olduğu iddiası yerinde bulunmamıştır.
Yukarıda izah edilen gerekçelerle; dava konusu marka ile davacıya ait ... sayılı marka arasında, davaya konu tüm hizmetler bakımından ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunduğu tespit edildiğinden davanın kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM:
1-Davanın KABULÜ ile; ... sayılı ... kararının İPTALİNE,
2-Dava konusu ... sayılı markanın HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE ve SİCİLDEN TERKİNİNE,
3-6769 sayılı SMK m.27/6 hükmü uyarınca hükümsüzlük kararı kesinleştiğinde bir örneğinin re'sen ...'e gönderilmesine,
4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60 TL maktu karar ve ilam harcından peşin alınan 269,85 TL'nin düşümü ile alınması gereken 157,75 TL'nin müteselsilen davalılardan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
5-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar verildiği tarihte yürürlükte bulunan AAÜT m.3 hükmü gereği hesaplanan 25.500,00 TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
6-Davacı tarafından yapılan 269,85 TL peşin harç, 269,85 TL başvurma harcı, 38,40 TL vekalet harcı, 7.500,00 TL bilirkişi ücreti, 252,00 TL posta-tebligat masrafı olmak üzere toplam 8.330,10 TL yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
7-Davalı ... LTD. ŞTİ. tarafından yapılan 38,40 TL vekalet harç sarfiyatına ilişkin yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,
8-HMK m.333 hükmü gereği karar kesinleştiğinde artan avansın yatıran tarafa resen iadesine,
Dair, Davacı vekilinin, Davalı Kurum vekilinin ve Davalı şirket vekilinin yüzüne karşı, HMK m.341 ve m.345 hükümleri gereği kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde .... Bölge Adliye Mahkemesi ilgili hukuk dairesi nezdinde İSTİNAF yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.31/05/2024
Katip ...
E imzalıdır
Hakim ...
E imzalıdır