T.C. ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2023/454 Esas - 2024/243
TÜRK MİLLETİ ADINA
T.C.
ANKARA
5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2023/454 Esas
KARAR NO : 2024/243
HAKİM : ....
KATİP : ...
DAVACI : ....
VEKİLİ : Av. ....
DAVALI : 1- ...
VEKİLİ : Av. ....
DAVALI : 2- ...
...
VEKİLİ : Av. ....
...
DAVA : Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü)
DAVA TARİHİ : 09/10/2023
KARAR TARİHİ : 24/05/2024
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 01/06/2024
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:
Davacı vekili 09/10/2023 tarihli dava dilekçesinde özetle; Davacının birçok ulusal gazete, televizyon, dergi ve radyo kanallarını bünyesinde barındıran Türkiye’nin önde gelen medya kuruluşlarından birine dahil olduğunu, davalı firmanın diğer davalı ... nezdinde dosyaladığı ... başvuru numaralı “...” ibareli markanın 38. sınıftaki hizmetler açısından tesciline davacının tescilli ve tanınmış “...” ibareli markalarına dayalı olarak yaptığı itirazların ... tarafından bütünüyle ve nihai olarak reddedilmesinin haksız ve hukuka aykırı bir işlem olduğunu, zira davalı firmanın adına tescilli olan ... sayılı “...” ibareli markayı tescili üzerinden 5 yıl geçmiş olmasına rağmen kullanmadığını, bu yüzden de davacının, davalının bu markasının kullanılmama nedeniyle iptali talebiyle açtığı davanın ... nezdinde ... Esas no.lu dava tahtında yargılamasının sürüyor olduğunu, mahkemenin 07.10.2022 tarihli kararı ile davayı kabul ettiğini, söz konusu davanın yargılaması devam ederken davalı firmanın huzurdaki davaya konu edilen marka başvurusunu yedeklemek amacıyla yapmış olmasının davalının kötü niyetinin açık bir tezahürü olduğunu, zaten somut uyuşmazlıkta karşılaştırılan markaların görsel, işitsel ve kavramsal açılardan yakın benzer olduklarının davalı ... tarafından da kabul edilmiş olduğunu, ancak dava konusu edilen markanın kapsamından 38. sınıfa giren tüm hizmetlerin çıkartılmamış olmasının hatalı bir işlem olduğunu, davacının “...” ibaresini bir dizinin adı olarak kullandığını, bu dizinin ...’de yayınlandığı dönemde çok popüler olduğu, günümüzde de özellikle ... kanalında yayınlanmaya ve izlenmeye devam ettiğini, ayrıca halihazırda davacının “...” isimli bir çizgi filminin de yayınlanıyor olduğunu, bu sebeple dava konusu edilen markanın tescili kapsamında kalmış olan emtialarda kullanılması halinde dahi taraf markalarının karıştırılma ihtimalinin doğduğunun kabulünün gerektiğini, ayrıca davalı firmanın davacının tanınmış markalarıyla bu derecede benzer bir markayı kullanmasının davalıya haksız bir fayda sağlayacağının ve davacının markalarının itibarının zarar göreceğinin kabulünün gerektiğini, davalı firmanın davacının tanınmış markalarına bu derecede benzer bir markayı seçerken kötü niyetle ve davacı ile haksız rekabet yapma saikiyle hareket ettiğinin kabulünün gerektiğini iddia ederek, ... ...’nın dava konusu edilen 02.08.2023 tarihli ve ... sayılı kararının iptaline ve ... sayılı markanın tescil edilmesi halinde hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP:
Davalı ... vekili 13/10/2023 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Somut uyuşmazlıkta karşılaştırılan markaların benzer olmakla birlikte, dava konusu edilen markanın kapsamında kalan mallar açısından taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, zira bu emtiaların çok farklı tüketici kesimlerine hitap ettiğini, ayrıca somut olayda davacının SMK m.6/3, m.6/6 ve m.6/9 hükümlerinin uygulanması koşullarının oluştuğunu da ispat edemediğini, bu nedenlerle davadaki taleplerin reddinin gerektiğini savunmuştur.
Davalı ... A.Ş. vekili 05/11/2023 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Huzurdaki davanın yasal süresi içerisinde açılıp açılmadığının kontrol edilmesi gerektiğini, ayrıca hükümsüzlük talepli davada yetki itirazlarının bulunduğunu, davalının medya sektöründe faaliyet gösteren ve bu alanda pek çok tescilli markası bulunan bir firma olduğunu, davalının somut uyuşmazlığa konu “...” ibaresini ihtiva eden ... sayılı markasının halihazırda hüküm ifade ettiğini, zira ... Esas no.lu dava dosyasında vermiş olduğu kararın halen istinaf aşamasında olduğunu, zaten somut uyuşmazlıkta karşılaştırılan markaların görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olmadığını, ayrıca Yargıtay’ın belirlediği emtia benzerliği/türdeşliği kriterlerine göre de davacının markalarının tescilli olduğu emtialar ile davalının markasının tescil edilmesi istenilen hizmetlerin farklı olduğunu, bu nedenle taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, ayrıca davacının markasının tanınmışlığını ispat edemediğini, zira davacının dava dilekçesinde bahsi geçen “...” dizisinin 2021 yılında final yaptığını ve sadece 20 bölüm sürdüğünü, davacının böylesine tanınmamış ve dava konusu ile ilgisiz, tutulmamış bir dizi üzerinden davalının çıkar sağladığını iddia etmesinin yersiz olduğunu, bu nedenlerle davadaki taleplerin reddinin gerektiğini savunmuştur.
UYUŞMAZLIK:
Dava, 5000 sayılı ... Vekilliği ile Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun m.15/C hükmüne göre açılan ... Kararının İptali ve 6769 sayılı SMK m.25 hükmüne göre açılan Markanın Hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; davalı şirket vekilinin ileri sürdüğü yetki ilk itirazının yerinde olup olmadığı, davalı kurumun tesis ettiği ... sayılı ... kararının hukuka uygun olup olmadığı, davalı şirkete ait ... sayılı "... ..." ibareli marka başvurusu ile davacıya ait itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunup bulunmadığı, davacı markalarının tanınmış olup olmadığı, davalı şirketin kötü niyetli olup olmadığı, tescili halinde dava konusu markanın hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği, hususlarına ilişkin olduğu tespit edilmiştir.
Davanın açılmasını müteakip tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyası ile alâkalı kayıtlar getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, hak düşürücü süre bakımından eksiklik bulunmadığı tespit edilmiş, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, bilirkişi heyetinden özel veya teknik hususlara ilişkin rapor alınmış, 06/08/2015 tarih 29437 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik'in 201/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraflara tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
İşlem dosyasının tetkikinde; Marka başvuru sahibi davalı şirketin 12.04.2021 tarihinde ... sayılı "... ..." ibareli marka başvurusunun yapılan ilk incelemeler sonrasında 27.08.2021 tarih ve 379 sayılı Bülten’de ilan edildiği, söz konusu ilana karşı davacı yanın 25.10.2021 tarihinde .... sayılı markaları mesnet göstererek itirazda bulunduğu, yayına yapılan itirazın ...'nca kısmen kabulüne karar verildiği, "Radyo ve televizyon yayın hizmetleri. Haber ajansı hizmetleri."nin başvurudan çıkarıldığı, bu karara karşı davacı tarafından 07.11.2022 tarihinde yeniden itirazda bulunulduğu, yapılan itirazı değerlendiren ... sayılı ... kararı ile itirazın reddine karar verdiği, bu kararın davacı marka vekiline 09.08.2023 tarihinde tebliğ edildiği, iki aylık hak düşürücü süre içinde eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır. Dava konusu marka başvurusu yargılama safahati içinde tescil edilmemiştir.
İlk olarak belirtilmesi gerekir ki; dava konusu marka başvurusu tescil edilmediğinden hükümsüzlük istemi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
... kararının iptali istemi bakımında ise marka işlem dosyası ile sınırlı olarak ve taleple bağlılık ilkesi çerçevesinde aşağıdaki şekilde değerlendirme yapılmıştır.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 6.maddesinin 1.fıkrasına göre; Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.
Karıştırma ihtimali, ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurmasıdır. Bu durum, bir mal veya hizmetin alıcısının bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını ya da hizmetini alma ihtimali biçiminde tanımlanmaktadır. Karıştırılma ihtimali, iltibas kavramından daha geniş bir kavram olup, doğrudan ve dolaylı karıştırılma ihtimali olarak ikiye ayrılır. Bu ayrıma göre eğer mal veya hizmetin aynı işletmeden ileri geldiği yönünde bir algılama ortaya çıkıyor, yani bir işletmeye ait mal veya hizmet, başka bir işletmeye ait mal veya hizmet ile karıştırılıyor ve bu nedenle satın alınıyorsa doğrudan karıştırılma ihtimali söz konusudur. Buna karşın, eğer mal veya hizmetin markası birbirinden ayırt ediliyor ancak bunların aynı işletmenin markaları olduğu ya da bu mal veya hizmetin aralarında ekonomik veya idari bağlantı bulunan işletmelerden geldiği biçiminde bir algılama oluşuyor ise bu halde de dolaylı karıştırılma ihtimalinden söz edilir.
Karıştırılma ihtimalinden bahsedilebilmesi için öncelikle önceki ve sonraki markalar arasındaki mal veya hizmet sınıflarının aynı ya da benzer olması gerekir. Mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının belirlenmesinde, karşılaştırılacak mal veya hizmetlerin benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları karşılayıp karşılamadığı, aralarında hammadde-yarı mamül-mamül ürün ilişkisi bulunup bulunmadığı, birbirleri yerine ikame ya da tamamlayıcı ürün ya da hizmet olup olmadıkları, dağıtım kanallarının ortak olup olmadığı, marketlerde aynı reyon ya da raflarda satılıp satılmadıkları, aynı toptancılarda satılıp satılmadıkları gibi kriterler göz önünde tutulmalıdır. Sınıfsal benzerlik karşılaştırmasında gerek Nice sınıflandırması gerekse de ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğleri mahkemeler bakımından bağlayıcı değildir. Somut olayın özelliklerine göre ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğinde farklı sınıflarda yer almalarına rağmen ilgili alıcısı nezdinde karıştırmaya yol açacak nitelikteki ürün ve hizmet markalarının kapsadıkları mal ve hizmet sınıflarının benzer olarak değerlendirilmesi de mümkündür.
Karıştırılma ihtimali bakımından sınıfsal benzerliğin söz konusu olması halinde önceki ve sonraki markanın aynı ya da benzer olup olmadıklarının incelenmesi gerekir. Markaların aynı ya da benzer olup olmadıkları incelenirken markayı oluşturan her bir unsura göre değil, bir bütün olarak karşılaştırılan markaların bıraktığı genel, global izlenim, markaların bütünü ile bıraktığı etki dikkate alınacaktır. Markalarda eğer tanımlayıcı unsurlar var ise bu unsurlar değerlendirme dışı bırakılacaktır. Global değerlendirmeye göre, karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin mevcut olup olmadığı incelenirken, ilgili alıcısı nezdinde bıraktıkları genel intibaya göre markaların benzer olup olmadığı, markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunup bulunmadığı, ortalama alıcısının algısının ve satın alma kararı verirken göstereceği özen ve dikkat derecesinin ne olduğu, markalar veya işletmeler arasında bağlantı ihtimalinin söz konusu olup olmadığı gibi hususlar incelenerek değerlendirme yapılmalıdır. Bu şekilde inceleme yapılırken, markanın toplumda ne kadar tanındığı, markaların ayırt edici unsurlarının neler olduğu, markanın hitap ettiği ürün ya da hizmetin tüketici kitlesinin kimler olduğu, bu kitlenin satın alma sürecinde göstermeleri beklenen dikkat ve algılama düzeyinin ne olduğu, mal veya hizmetin niteliğinin ve fiyatının ne olduğu, markanın ne kadar özgün, ayırt edici ya da tanımlayıcı olduğu, seri marka algılamasına yol açıp açmadığı gibi hususlar dikkate alınmalıdır.
Belirtilen açıklamalar ışığında, tarafların iddia ve savunmaları, marka işlem dosyası, itiraza mesnet markalar, hukuki nitelendirme hali hariç olmak üzere maddi vakıalara ilişkin tespitler barındıran bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
Mahkememizce aldırılan bilirkişi raporunda tablolaştırıldığı üzere; davacının itirazlarına mesnet aldığı markaları, dava konusu edilen markanın kapsamında kalmış olan, 38. sınıftaki hizmetler yönünden tescilli değildir. Davacının markalarının tescilli olduğu 41. Sınıfa giren; “film, televizyon ve radyo programları yapım hizmetleri, haber muhabirliği hizmetleri, foto-muhabirliği hizmetleri” ile benzer/türdeş olduğu söylenebilecek, 38. Sınıfa giren; “radyo ve televizyon yayın hizmetleri, haber ajansı hizmetleri”, davalının markasının kapsamından ... tarafından zaten çıkartılmıştır. Dava konusu edilen markanın kapsamında kalmış olan “haberleşme hizmetleri” ile davacının markalarının tescilli olduğu, 35. Sınıfa giren; “online pazaryeri (internet sitesi) sağlama hizmetleri”nin ortak olan tek yönünün, bu hizmetlerin “internet/internet sitesi” vasıtasıyla da sağlanabilmesi olduğu, yine aynı sınıf altında cep telefonu, bilgisayar gibi, haberleşmede/bilişimde kullanılan emtiaların satışı hizmetlerinin de, sadece birbirlerini tamamlayıcı nitelikleri olduğundan bahsedilebileceği düşünülmektedir. Yoksa bu hizmetlerin benzer alıcı çevresine hitap ettiği, benzer ihtiyaçları giderdiği, son kullanıcılarının ve hedeflenen alıcı profillerinin veya satış kanallarının/yerlerinin aynı olduğu, birbirleri yerine ikame imkanlarının bulunduğu söylenememektedir. Dolayısıyla; dava konusu edilen markanın kapsamında kalmış olan hizmetler açısından somut olayda emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleşmediği değerlendirilmiştir.
Taraf markalarında esas unsur olarak kullanılan “...” ibaresinin ayniyetinden hareketle, markaların görsel, işitsel ve kavramsal açılardan birbirlerine benzediği değerlendirilmişse de; davacının markalarının tescilli olduğu emtialar ile davalının markasının kapsamında kalmış olan hizmetlerin benzer/türdeş/ilintili emtialar olarak nitelendirilemeyeceği tespit edildiğinden, ortalama dikkat/özen/bilinç seviyesi düşük olmayan bu alıcılar nezdinde ilgili hizmetlerin yaratacağı algı ve izlenim itibariyle taraf markaları arasında ilişkilendirme veya karıştırılma ihtimali yaratmayacağı, bu sebeplerle de söz konusu emtialarda “...”lı işaretlerin markasal hüviyette farklı firmalar tarafından kullanılması halinde alıcıların bu markalar altında sunulan hizmetlerin aynı şirketten veya idari ya da ekonomik olarak bağlantılı şirketlerden geldiği düşüncesine kapılma tehlikesinin ve karıştırma/yanılma ihtimalinin bulunmadığı, tüketicilerin iki farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayacakları, her iki markanın sahibi arasında idari/işletmesel bir bağlantı bulunduğunu düşünmeyecekleri, dolayısıyla, davaya konu hizmetler bakımından karşılaştırılan markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
SMK m.6/5 hükmüne göre; Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.
SMK m.6/5 hükmü uyarınca; önceki tarihli tescil edilmiş veya tescil başvurusu yapılmış olan bir marka, Türkiye'de ulaştığı tanınmışlık düzeyi sebebiyle, aynı veya benzeri sonraki tarihli marka başvurusunun, aynı veya farklı nitelikteki mal ya da hizmetlere ilişkin tescil talebinin reddini talep edebilir. Bir markanın sadece tanınmış marka niteliğini haiz olması, otomatik olarak o markanın farklı türdeki mal veya hizmetlere ilişkin olarak sonraki tarihli marka başvurusunu engelleme hakkı bahşetmez. Tanınmış marka hakkı sahibinin genişletilmiş korumadan yararlanabilmesi için;
A) Tanınmış markanın itibarından haksız yarar elde edilmesi,
B) Tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi,
C) Tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi, olasılıklarından en az birinin gerçekleşmesi veya gerçekleşme ihtimalinin bulunması gereklidir. Ayrıca, sonraki tarihli marka başvuru sahibinin, marka başvurusunda haklı bir nedeninin de bulunmaması gerekir.
Tanınmışlık, statik ve dogmatik bir durum değildir. Aksine; sürekli güncellenen, dalgalanabilen, bir çok değişkene bağlı dinamik bir süreci içinde barındırır. Bir markanın tanınmış marka niteliğinde olup olmadığı; a)Toplumun ilgili kesimince markanın tanınma düzeyi, b) Markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu, c)Marka promosyonlarının ve reklamlarının süresi, yoğunluğu, hedef aldığı alan, d)Markanın tesciller veya tescil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü, e) Markanın resmi mercilerce tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları, f) Markanın ekonomik değeri, g) Markanın hitap ettiği mal veya hizmetlerin pazar payı, gibi tahdidi olmayan kriterler dikkate alınmak suretiyle, yapılacak global bir değerlendirme neticesinde her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Hemen belirtilmelidir ki; bir markanın tanınmış marka niteliğini haiz olmasının; yukarıda yer verilen tüm kıstasların sağlanması gerektiğini şart koşmadığı gibi, yukarıda yer verilen kıstaslardan yalnızca birinin gerçekleşmesinin mutlak anlamda ilgili markayı tanınmışlık seviyesine çıkaracağını da göstermez. Burada önemli olan husus; her somut olayda, yukarıda yer verilen kıstaslardan da yararlanarak, global bir değerlendirme yapılması, bunun sonucunda tanınmışlık vasfı ve varsa bu tanınmışlığın etki alanının belirlenmesidir.
Tanınmış markanın itibarından haksız yararlanılmasından söz edilebilmesi için; tanınmış markanın iyi şöhret ve itibar sahibi olması, ilgili tüketici kesimi nezdinde markanın olumlu bir imajının olması gerekir. Bu nedenle imaj transferine konu olabilecek sonraki tarihli marka başvurusunun, tanınmış markanın itibarından haksız yararlanma tehlikesi doğurabileceği söylenebilir. Burada önemli olan, sonraki tarihli markayı gören tüketicinin, önceki tarihli tanınmış markanın kendi zihninde oluşturduğu olumlu imaj ile sonraki tarihli marka arasında bir bağlantı (link) kurması, imaj transferi ihtimalinin bulunması, böylece tanınmış markanın olumlu imajının sağladığı kolaylıktan yararlanarak sonraki tarihli marka başvuru sahibinin ticari avantaj sağlama ihtimalinin bulunmasıdır. Böylece, sonraki tarihli marka başvuru sahibi, tanınmış marka sahibinin uzun uğraşlar sonucu oluşturduğu kalite ve güven birikiminden parazitvari yararlanarak, kendi lehine haksız bir avantaj sağlayacaktır.
Tanınmış markanın itibarına zarar verilebilmesi için; Tanınmış markanın, arzu edilmeyen olumsuz imaj tehlikesine maruz kalacağı bir hal olasılığı içerisinde bulunması gerekmektedir. Tanınmış markanın itibarının zarar görme tehlikesi altında bulunup bulunmadığı incelenirken, tescile konu mal ve hizmetlerin kapsamı dikkate alınmalıdır. Örneğin; tanınmış bir içecek markasının, aynı veya benzerinin tuvalet temizliği emtialarında marka olarak kullanılması halinde, böyle bir olumsuz imaj tehlikesi söz konusu olabilir.
Tanınmış markanın ayırt etme gücünün zedelenmesi için; Sonraki tarihli marka başvurusu nedeniyle, tanınmış markanın ayırt etme gücünün zayıflaması ve bu suretle markanın reklam değerinin düşme ihtimali bulunmalıdır. Tanınmışlık derecesi ve karşılaştırılan markaların hitap ettiği mal veya hizmetlerin birbirleri ile yakınlığı arttıkça, markanın ayırt ediciliğinin zedelenmesi ihtimali de artmaktadır. Bu durumda, markanın muhatap çevresi, sonraki tarihli marka nedeniyle, önceki markanın artık sadece tanınmış marka sahibine ve onun ürünlerine ait olmadığı kanısına varmaktadır.
Somut olayda yapılan değerlendirmede; davacının dava dosyasına sunduğu delillerden, davacının “...” ibaresini dizi/çizgi filmler kapsamında mutad bir biçimde kullandığı anlaşılabilmekte ise de, bu markasının, hitap ettiği sektörlerdeki bilinirliği somutlaştırılamadığından, bu markanın haberleşme sektöründe “tanınmış” olduğunun söylenmesi mümkün görülmemiştir. Dolayısıyla SMK m.6/5 hükmü koşulu somut olayda oluşmamıştır.
SMK m.6/9 hükmüne göre; Kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.
Kötü niyetli marka başvurusu; Kişiyi, hukuk düzeninin tescil ile elde edilecek hakları kullanması amacı taşımaksızın, hukuka ve ahlaka aykırı olarak, bu hakların hukuk düzenince tasvip edilemeyecek şekilde başka amaçlarla kullanılması olarak tanımlanabilir. Hangi hallerde kötü niyetli olarak marka başvurusunda bulunulmuş sayılacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamakla birlikte, genel olarak markayı kullanmaktan ziyade şantaj veya başkasından haksız para elde etmek veya başkalarının ticaretine engel olmak gibi amaçlarla yapılan marka başvuruları kötü niyetle yapılmış başvuru olarak kabul edilmektedir. Kanunun ayrıca müeyyideye bağladığı hususlar tek başına kötü niyet emaresi olarak kabul edilmez. Zira Kanun tarafından zaten müeyyidesi gösterilmiş marka başvuruları için ayrıca kötü niyeti de sebep göstermek doğru görülmemektedir. (....)
Somut olayda; davaya konu marka ile itiraza mesnet markalar arasında davaya konu emtialar bakımından ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunmadığı, davalı şirkete ait ... sayılı "... ..." ibareli markanın kullanılmadığı nedeniyle iptal edilmesi istemine ilişkin olarak ... Esas sayısına kaydedilen dava dosyası bulunduğu, söz konusu davanın 13/08/2021 tarihinde açıldığı, oysa eldeki davaya konu marka başvurusunun iptal davasından önce 12/04/2021 tarihinde yapıldığı, .... Esas sayılı dosyasında verilen 07/10/2022 tarih .... sayılı karar ile markanın iptaline karar verilmişse de, söz konusu kararın ... karar tarihi itibariyle bu kararın kesinleşmediği, yine .... sayılı kararında da benimsendiği üzere; salt kullanmama nedeniyle marka iptali davasının varlığına rağmen marka başvurusu yapılması olgusunun, başvurunun kötü niyetli olduğunun kabulü için yeterli olmayacağı, bunun haricinde davalı şirketin kötü niyetle hareket ettiğini gösterir somut olgu da ileri sürülmediğinden kötü niyet iddiasına dayalı istemler yerinde bulunmamıştır.
Yukarıda izah edilen gerekçelerle; ... kararının iptali isteminin reddine karar verilmiştir.
Aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM:
1-... kararının iptali isteminin REDDİNE,
2-Dava konusu marka başvurusu tescil edilmediğinden hükümsüzlük istemi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60 TL maktu karar ve ilam harcından peşin alınan 269,85 TL'nin düşümü ile alınması gereken 157,75 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
4-Davalılar kendilerini vekil ile temsil ettirdiklerinden karar verildiği tarihte yürürlükte bulunan AAÜT m.3 hükmü gereği hesaplanan 25.500,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
5-Davacı tarafından yapılan 269,85 TL peşin harç, 269,85 TL başvurma harcı, 160,00 TL vekalet harcı, 7.000,00 TL bilirkişi ücreti, 270,00 TL posta-tebligat masrafı olmak üzere toplam 7.969,70 TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
6-Davalı ... A.Ş. tarafından yapılan 38,40 TL vekalet harç sarfiyatına ilişkin yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı ... A.Ş.'ye verilmesine,
7-HMK m.333 hükmü gereği karar kesinleştiğinde artan avansın yatıran tarafa re'sen iadesine,
Dair, Davacı vekilinin, Davalı Kurum vekilinin ve Davalı şirket vekilinin yüzüne karşı, HMK m.341 ve m.345 hükümleri gereği kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde ... Bölge Adliye Mahkemesi ilgili hukuk dairesi nezdinde İSTİNAF yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.24/05/2024
Katip ...
E imzalıdır
Hakim ...
E imzalıdır