T.C. ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2023/380 Esas - 2024/258
TÜRK MİLLETİ ADINA
T.C.
ANKARA
5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2023/380 Esas
KARAR NO : 2024/258
HAKİM : ....
KATİP : ...
DAVACI : ...
VEKİLİ : Av. ....
DAVALI : 1- ....
VEKİLİ : Av. ....
DAVALI : 2-....
VEKİLİ : Av. ...
DAVA : Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali- Markanın Hükümsüzlüğü)
DAVA TARİHİ : 23/08/2023
KARAR TARİHİ : 31/05/2024
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 05/06/2024
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:
Davacı vekili 23/08/2023 tarihli dava dilekçesinde özetle;Davacı şirketin sektörünün ... firmalarından olduğunu, tescilli seri markalarının ayırt edici unsuru olan ... ibaresini ticari faaliyetlerini sürdürdüğü sektörde 1986 yılından bu yana yaygın ve etkin bir şekilde kullanarak nihai tüketici nezdinde maruf ve meşhur hale getirdiğini, “...” ibaresinin ... tarafından ... kod numarası ile tanınmış marka statüsünde tescil edildiğini, davacının ayrıca .... numaralı markaların sahibi olduğunu, davalıya ait ... kod numarası ile işlem gören “... ... ...” ibareli markaya itiraz edildiğini ve bu itirazın reddedildiğini, bunun üzerine davacı müvekkili tarafından itirazın yeniden incelenmesi başvurusunda bulunulduğunu, ancak ... tarafından bu itirazın reddine karar verildiğini, “... ... ...” ibareli markanın davacı müvekkili adına tescilli ... ibareli markaları ile benzer olduğunu, esas unsur olan “...” ibaresi bakımından tek ve gerçek hak sahibinin davacı firma olduğunu, davacı firmanın yoğun maddi manevi yatırımlar yapmak sureti ile nihai tüketici nezdinde tanınır hale getirdiği markası ile dava konusu markanın nihai tüketici nezdinde iltibasa sebebiyet vereceğini, dava konusu markada yer alan ibarenin aynı zamanda davacı firmanın ticaret ünvanının esas unsuru olduğunu, başvuruya konu markaya ilişkin sınıf ve emtialar ile davacı firmaya ait markalara ilişkin sınıf ve emtiaların aynı olduğunu, dava konusu marka başvurusunun kötü niyetli olduğunu iddia ederek; 20.07.2023 tarih ve ... sayılı ... kararının iptaline ve ... başvuru numarası ile kayıtlı "... ... ..." ibareli markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP:
Davalı ... ŞİRKETİ vekili 26/08/2023 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili davalı şirketin sahiplerinin soyadının ... olduğunu, ... ailesi olarak tanındıklarını, yıllar önce kurdukları şirketin isminin “... Nakliye Ltd Şti” olduğunu, davalı şirketin 1999’dan bugüne “...” ibareli on altı ayrı marka tescili bulunduğunu, bu markalardaki esas unsurun davalı şirketin sahiplerinin soy ismi olan "...” olduğunu, “...” ibaresinin dolaylı yoldan tanımlayıcı bir ibare olduğundan düşük ayırt ediciliğe sahip olduğunu, davacının ... numaralı “...” ibareli tanınmış marka başvurusunun reddedildiğini, tanınmış olarak kabul edilen ibarenin bir bütün olarak “... ...” ibaresi olduğunu, “... ...” ibaresi ile müvekkiline ait dava konusu markalar arasında iltibas tehlikesi de dahil karıştırılma ihtimali bulunmadığını, davacının tanınmış marka başvurusunun müvekkilinin markalarının tescil tarihinden sonra olduğu için iptal talebinde gerekçe gösterilemeyeceğini, sessiz kalma nedeniyle hakkın ileri sürülememesi gerektiğini iddia ederek davanın reddini talep etmiştir.
Davalı ... vekili 11/09/2023 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Somut olayda çekişme konusu markaların renk, tasarım bakımından farklı olması, ihtilaf konusu "..." ibaresinin ayıt ediciliğinin yüksek olmaması, başvurunun tertibinde öne çıkan konumda olmaması ve dava konusu başvuruda itiraz sahibine ait markalarda yer alan unsurlar yanında başkaca unsurlara da yer verilmiş olması nedeniyle ilgili tüketicilerin başvuruya konu marka ile itiraza gerekçe olarak gösterilen markaları bütüncül algı çerçevesinde farklı ticari kaynaklardan gelen birbirinden farklı markalar olarak algılayabileceğini, “...” ibaresinin, tanımlayıcı olduğunu ve markasal olarak bir orijinalitesinin bulunmadığını, davalının “...” ibaresini devamında “-lar” çoğul ekini, başlangıç kısmında dikkat çekici konumda yer alan iri ve büyük harflerle yazılmış “...” ibaresi ve devamında yer alan “grup ...” ibaresini, ilaveten farklı renk ve şekil unsuru ile birlikte bambaşka bir kompozisyon ve içerikte kullandığını, “... ... ...” ibaresinin bir bütün olarak algılanacağını, başvurunun 6769 sayılı SMK’nın 6/5 maddesi uyarınca reddini gerektirecek haklı ve geçerli bir sebep bulunmadığını, davacı vekilinin, davalı başvurusunun, 6769 sayılı SMK’nın 6/9 maddesi anlamında kötü niyetli bir başvuru olduğu yönündeki iddialarının hukuka uygun olmadığını, dolayısıyla verilen kurum kararının hukuka uygun olduğunu iddia ederek davanın reddini talep etmiştir.
UYUŞMAZLIK:
Dava, 5000 sayılı .... Vekilliği ile Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun m.15/C hükmüne göre açılan ... Kararının İptali ve 6769 sayılı SMK m.25 hükmüne göre açılan Markanın Hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; davalı kurumun tesis ettiği ... sayılı ... kararının davacının itirazlarının reddine ilişkin kısmının hukuka uygun olup olmadığı, davalı şirkete ait ... sayılı "Şekil+... ... ..." ibareli marka başvurusu ile davacıya ait itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunup bulunmadığı, davalı şirketin müktesep hakkının bulunup bulunmadığı, davacıya ait markaların tanınmış olup olmadığı, davacıya ait ticaret ünvanı ile dava konusu marka arasında iltibas tehlikesi bulunup bulunmadığı, davalı şirketin kötü niyetli olup olmadığı, tescili halinde dava konusu markanın hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği hususlarına ilişkin olduğu tespit edilmiştir.
Davanın açılmasını müteakip tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka başvuru dosyası ile alâkalı kayıtlar getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, hak düşürücü süre bakımından eksiklik bulunmadığı tespit edilmiş, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, özel ve teknik hususlara ilişkin olarak bilirkişi incelemesi yapılmış, 06/08/2015 tarih 29437 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik'in 201/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraflara tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
İşlem dosyasının tetkikinde; davalı şirketin 25.11.2021 tarihinde "Şekil+... ... ..." ibareli ... sayılı marka başvurusunun yapılan ilk incelemeler sonrasında 27.12.2021 tarih ve 387 sayılı Bülten’de ilan edildiği, söz konusu ilana karşı davacı yanın "..." ibareli markaları mesnet göstererek itirazda bulunduğu, yayına yapılan itirazın ...'nca reddedildiği, ancak dava dışı üçüncü kişilerin itirazları kısmen kabul edilerek marka tescil başvurusundan bir kısım mal ve hizmetlerin çıkarılmasına karar verildiği, bu karara karşı davacı tarafından yeniden itirazda bulunulduğu, yeniden yapılan itirazı değerlendiren .... sayılı ... kararı ile itirazın reddine karar verdiği, bu kararın davacı marka vekiline 26.07.2023 tarihinde tebliğ edildiği, iki aylık hak düşürücü süre içinde eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır. Dava konusu marka başvurusu 13.12.2023 tarihinde tescil edilmiştir.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 6.maddesinin 1.fıkrasına göre; Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.
Karıştırma ihtimali, ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurmasıdır. Bu durum, bir mal veya hizmetin alıcısının bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını ya da hizmetini alma ihtimali biçiminde tanımlanmaktadır. Karıştırılma ihtimali, iltibas kavramından daha geniş bir kavram olup, doğrudan ve dolaylı karıştırılma ihtimali olarak ikiye ayrılır. Bu ayrıma göre eğer mal veya hizmetin aynı işletmeden ileri geldiği yönünde bir algılama ortaya çıkıyor, yani bir işletmeye ait mal veya hizmet, başka bir işletmeye ait mal veya hizmet ile karıştırılıyor ve bu nedenle satın alınıyorsa doğrudan karıştırılma ihtimali söz konusudur. Buna karşın, eğer mal veya hizmetin markası birbirinden ayırt ediliyor ancak bunların aynı işletmenin markaları olduğu ya da bu mal veya hizmetin aralarında ekonomik veya idari bağlantı bulunan işletmelerden geldiği biçiminde bir algılama oluşuyor ise bu halde de dolaylı karıştırılma ihtimalinden söz edilir.
Karıştırılma ihtimalinden bahsedilebilmesi için öncelikle önceki ve sonraki markalar arasındaki mal veya hizmet sınıflarının aynı ya da benzer olması gerekir. Mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının belirlenmesinde, karşılaştırılacak mal veya hizmetlerin benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları karşılayıp karşılamadığı, aralarında hammadde-yarı mamül-mamül ürün ilişkisi bulunup bulunmadığı, birbirleri yerine ikame ya da tamamlayıcı ürün ya da hizmet olup olmadıkları, dağıtım kanallarının ortak olup olmadığı, marketlerde aynı reyon ya da raflarda satılıp satılmadıkları, aynı toptancılarda satılıp satılmadıkları gibi kriterler göz önünde tutulmalıdır. Sınıfsal benzerlik karşılaştırmasında gerek Nice sınıflandırması gerekse de ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğleri mahkemeler bakımından bağlayıcı değildir. Somut olayın özelliklerine göre ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğinde farklı sınıflarda yer almalarına rağmen ilgili alıcısı nezdinde karıştırmaya yol açacak nitelikteki ürün ve hizmet markalarının kapsadıkları mal ve hizmet sınıflarının benzer olarak değerlendirilmesi de mümkündür.
Karıştırılma ihtimali bakımından sınıfsal benzerliğin söz konusu olması halinde önceki ve sonraki markanın aynı ya da benzer olup olmadıklarının incelenmesi gerekir. Markaların aynı ya da benzer olup olmadıkları incelenirken markayı oluşturan her bir unsura göre değil, bir bütün olarak karşılaştırılan markaların bıraktığı genel, global izlenim, markaların bütünü ile bıraktığı etki dikkate alınacaktır. Markalarda eğer tanımlayıcı unsurlar var ise bu unsurlar değerlendirme dışı bırakılacaktır. Global değerlendirmeye göre, karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin mevcut olup olmadığı incelenirken, ilgili alıcısı nezdinde bıraktıkları genel intibaya göre markaların benzer olup olmadığı, markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunup bulunmadığı, ortalama alıcısının algısının ve satın alma kararı verirken göstereceği özen ve dikkat derecesinin ne olduğu, markalar veya işletmeler arasında bağlantı ihtimalinin söz konusu olup olmadığı gibi hususlar incelenerek değerlendirme yapılmalıdır. Bu şekilde inceleme yapılırken, markanın toplumda ne kadar tanındığı, markaların ayırt edici unsurlarının neler olduğu, markanın hitap ettiği ürün ya da hizmetin tüketici kitlesinin kimler olduğu, bu kitlenin satın alma sürecinde göstermeleri beklenen dikkat ve algılama düzeyinin ne olduğu, mal veya hizmetin niteliğinin ve fiyatının ne olduğu, markanın ne kadar özgün, ayırt edici ya da tanımlayıcı olduğu, seri marka algılamasına yol açıp açmadığı gibi hususlar dikkate alınmalıdır.
Belirtilen açıklamalar ışığında, tarafların iddia ve savunmaları, marka işlem dosyası, itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markalar, hukuki nitelendirme hali hariç olmak üzere maddi vakıalara ilişkin tespitler barındıran bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
.... numaralı markalar ... tarafından nihai olarak reddedilerek geçersiz kılınmış olup, aşağıda yapılacak değerlendirmede kapsam dışında tutulmuşlardır. Yine, ... numaralı markanın başvuru tarihi, dava konusu markanın başvuru tarihinden sonraki tarihli olduğundan, öncelik ilkesi uyarınca söz konusu marka değerlendirme kapsamına alınmamıştır.
Mahkememizce aldırılan bilirkişi raporunda tablolaştırıldığı üzere; dava konusu markanın kapsamında yer alan 29, 30 ve 31. sınıf emtialar ve 35. sınıf hizmetler, davacıya ait itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markaların kapsamında birebir yer almaktadır. Dolayısıyla, dava konusu markanın tescil edilmek istendiği mal ve hizmetlerin, davacıya ait markalarda yer alan mal ve hizmetlerle aynı/aynı tür olduğu sonucuna varılmıştır.
Belirtmek gerekir ki; ... kararının iptali istemi bakımından dava konusu yapılan mal ve hizmetler, hükümsüzlük istemine konu mal ve hizmetlerden daha geniş kapsamlı olsa da -başvuru markasından dava dışı 3.kişinin itirazı üzerine bir kısım mal ve hizmetlerin çıkarılması nedeniyle- gerek ... kararının iptali istemi bakımından, gerekse markanın hükümsüzlüğü istemi bakımından, karşılaştırılan markalar kapsamındaki mal ve hizmetlerin aynı/aynı tür olduğu müşahede edilmiştir.
Dava konusu marka başvurusu; bu işaretin “...”, “...” ve “...” ... unsurlarından oluştuğu, “...” kelimelerinin baş harfleri olan “...” harflerinin üstte, “...” kelimesinin altta biraz daha büyük puntolarla, “...” ibaresinin ise ortada yer alacak şekilde yazıldığı görülmektedir.
Davacı şirkete ait itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markalar incelendiğinde; bunların “...”, “... " ibarelerinden oluştuğu görülmektedir. Dolayısıyla, davacıya ait markalar "..." ibaresinin yanı sıra, "... + ..." ve "... + ..." şeklinde oluşturulmuş seri markalar olup, “...” ibaresine eklenen “....” sözcüklerinin ve “...." vb. sözcük gruplarının ayırt edici nitelik taşımadığı, tamamlayıcı unsur olarak kullanıldığı kanaati oluşmuştur. İş bu sebeple, yukarıda belirtilen davacı markalarının asli unsurunun “...” ve “...” ibareleri olduğu sonucuna varılmıştır.
Buna karşın, davacıya ait diğer markaların “ ...” ibarelerini içerdiği, bunların ... niteliğinde olduğu ve bir bütün olarak ayırt ediciliklerinin bulunduğu, ancak “...” ibaresinin bu markalarda tek başına esas unsur konumunda olmadığı kanaatine varılmıştır.
Taraf markaları global olarak karşılaştırıldığında; gerek ... kararının iptali istemi bakımından, gerekse markanın hükümsüzlüğü istemi bakımından, dava konusu marka kapsamında yer alan mal ve hizmetler ile davacıya ait itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markalar arasında emtia ayniyeti veya benzerliği şartının gerçekleştiği, davacıya ait "..." esas unsurlu markalar ile dava konusu "..." ibaresinin görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzer olduğu, "..." ibaresinin logonun ortasında yer alması ve "..." kelimesinin nispeten büyük punto ile yazılmasına rağmen "..." sözcüğünün de ayırt ediciliğinin düşük olması hasebiyle "..." ibaresinin ilgili tüketici kesimi nezdinde markasal etki doğuracağı, tali unsur olarak algılanmayacağı, markalar arasında bulunan sair ..., renk ve şekil unsurlarının markaları birbirinden farklılaştırmaya yeter derecede ayırt ediciliklerinin bulunmadığı, davacı yanın seri marka ailesi oluşturduğu da dikkate alındığında, daha önce davacıya ait markaları gören, işiten, bu markalı mal ve hizmetlerden yararlanan ilgili tüketici kesiminin, daha sonra davaya konu marka ile karşılaştığında, davaya konu mal ve hizmetlerden faydalanmak için ayıracağı sınırlı süre içerisinde, bu markayı davacıya ait markaların serisi zannederek tüketim tercihinde bulunabileceği, bir kısım tüketici kesiminin markaların farklı ticari kökenleri işaret ettiğini algılaması ihtimalinde dahi bu kez marka sahipleri arasında idari veya ekonomik bir bağlantı bulunduğu yönünde kafa karışıklığı yaşayacağı, dolayısıyla karşılaştırılan markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunduğu kanaatine varılmıştır.
Davalı şirket müktesep hak iddiasında bulunduğundan bu husus aşağıdaki şekilde irdelenmiştir:
.....’nin 19.09.2008 tarih ve .... sayılı “...” kararında kazanılmış hak teşkil eden önceki markaların tespiti yönünden bazı kıstaslar getirmiştir.
.... Dairesinin 19.09.2008 tarihli ve ..... Sayılı kararına göre; Bir işletme tarafından uzunca süredir kullanılan markanın asli unsuru muhafaza edilerek ve markanın bu işletme ile bağlantısı ve tüketici nezdinde yarattığı izlenim korunmak suretiyle, önceki markanın kapsadığı ürünlerin veya bir ürün çeşidinin tüketiciye yenilenmiş bir marka imajı ile sunulması ve bu yolla marka sahibi işletmenin piyasaya arz ettiği ürünlerinin de işletmesel köken olarak öncekilerle bağlantılı olduğu mesajını veren yeni markalar yaratmak amacıyla önceki markada yer alan asıl unsurun yanına başkaca asli ve/veya tali unsurlar ekleyerek oluşturduğu markaların seri marka olarak kabulü olanaklıdır. Bu tür markalar niteliği itibariyle 556 sayılı KHK'nın 55. maddesinde tanımlanan ortak markalara benzemekle birlikte; seri markalar, ortak markalarda mevcut olan bir grupta yer alan işletmelerin mal veya hizmetlerini diğer işletmelerden ayırt edilmesi fonksiyonu, teknik yönetmelik gibi özelliklere sahip olması gerekmeyen ve esasen ortak asli unsuru taşımakla birlikte her biri diğerinden bağımsız nitelikteki ticaret ve hizmet markalarıdır.
Bu karar içeriğinden de anlaşılabileceği üzere müktesep hakkın kabulü üç koşula bağlanmıştır. Bunlar:
• müktesep hak iddia edilen marka ile davaya konu markadaki asli unsurların muhafaza edilmiş olması ve eski markaya karşı hükümsüzlük davası açılacak sürenin dolmuş olması ve bu markanın çekişmesiz şekilde kullanılması,
• markalar arasında işletme ile bağlantısı ve tüketici nezdinde yaratılan izlenimin korunması,
• dava konusu markada, müktesep hak iddia edilen markaya nazaran kapsamın genişletilmemiş olması.
Bu üç şartın gerçekleştiği durumlarda marka sahibi kazanılmış hak elde eder. Hemen belirtmek gerekir ki; yukarıdaki şartlar sağlansa bile, sonraki tarihli marka başvurusu, itiraza mesnet markaya yakınlaşma ve bu yolla haksız yararlanma tehlikesi oluşturmamalıdır. Burada irdelenmesi gereken husus; marka olarak seçilen işaretin önceki tarihli kök seri markaların yenilenmesi suretiyle mi oluşturulduğu, yoksa itiraza mesnet markalar ile yakınlaşarak onunla iltibas tehlikesi doğurma tehlikesi oluşturacak şekilde mi mizanpajının yapıldığıdır. Daha ilk bakışta başvurunun kök markanın değil de, itiraza mesnet markanın yeni düzenlenmiş bir versiyonu olduğu yönünde ortalama tüketici nezdinde izlenim doğuyorsa, önceki kök markalardan kaynaklı müktesep hak şartlarının doğduğundan söz edilemez. Bu itibarla seri marka olarak tescili talep edilen işaret, kök markadan esaslı farklılıklar göstermemeli ve seri marka seçilirken itiraza mesnet markaya yakınlaşacak font, renk, mizanpaj değişikliklerinden kaçınılmalıdır. (....)
Müktesep hak iddiası bakımından hemen belirtmek gerekir ki; önceki tarihli markanın çekişme konusu olmaktan çıkması hali tek başına müktesep hak şartlarının doğumunu sağlamaz. Önceki tarihli markanın başvuruya konu emtialar bakımından aynı zamanda fiili olarak kullanıldığının da ispatlanması gerekir. Zira, müktesep hak müessesesinin kabul edilmesinin amacı, önceki tarihli markanın uzunca süredir kullanımı nedeniyle ilgili tüketici kesiminde oluşan imajın, sonraki tarihli marka başvurusuna sirayet etmesini sağlamaktır. Bu nedenledir ki, fiilen kullanılmayan önceki tarihli markanın ilgili tüketici kesiminde bir imaj duygusu oluşturduğundan söz edilemez. Olmayan imajın yenilenen yeni bir marka başvurusuna aktarımı da dolayısıyla söz konusu olamaz. Müktesep hak şartları bakımından yukarıda ifade ettiğimiz görüşü destekler nitelikte, ...... Dairesi'nin 06/01/2020 tarih .... sayılı kararında, önceki markanın fiilen kullanılmasını, müktesep hakkın doğumu bakımından gerekli görmüştür.
Somut olayda yapılan incelemede; davalı tarafın dava dosyasına sunmuş olduğu deliller aşağıdaki şekildedir:
Davalı şirkete ve diğer grup şirketlerine ait ... kayıtları,
Davalı şirkete ve diğer grup şirketlerine ait tescilli markalar,
Taraflar arasında görülen dava dosyaları,
Sunulan deliller incelendiğinde; davalı yanın, dava konusu markanın asli unsurunu içeren önceki tarihli markalarının hiçbirini, dava konusu marka kapsamında yer alan mal ve hizmetlerde uzun süreli olarak kullandığını, böylece önceki kullanımların çekişme konusu olmaktan çıkmış olduğunu ispatlayamadığı anlaşıldığından ileri sürülen müktesep hak iddiası yerinde görülmemiştir.
SMK m.6/5 hükmüne göre; Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.
SMK m.6/5 hükmü uyarınca; önceki tarihli tescil edilmiş veya tescil başvurusu yapılmış olan bir marka, Türkiye'de ulaştığı tanınmışlık düzeyi sebebiyle, aynı veya benzeri sonraki tarihli marka başvurusunun, aynı veya farklı nitelikteki mal ya da hizmetlere ilişkin tescil talebinin reddini talep edebilir. Bir markanın sadece tanınmış marka niteliğini haiz olması, otomatik olarak o markanın farklı türdeki mal veya hizmetlere ilişkin olarak sonraki tarihli marka başvurusunu engelleme hakkı bahşetmez. Tanınmış marka hakkı sahibinin genişletilmiş korumadan yararlanabilmesi için;
A) Tanınmış markanın itibarından haksız yarar elde edilmesi,
B) Tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi,
C) Tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi, olasılıklarından en az birinin gerçekleşmesi veya gerçekleşme ihtimalinin bulunması gereklidir. Ayrıca, sonraki tarihli marka başvuru sahibinin, marka başvurusunda haklı bir nedeninin de bulunmaması gerekir.
Tanınmışlık, statik ve dogmatik bir durum değildir. Aksine; sürekli güncellenen, dalgalanabilen, bir çok değişkene bağlı dinamik bir süreci içinde barındırır. Bir markanın tanınmış marka niteliğinde olup olmadığı; a)Toplumun ilgili kesimince markanın tanınma düzeyi, b) Markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu, c)Marka promosyonlarının ve reklamlarının süresi, yoğunluğu, hedef aldığı alan, d)Markanın tesciller veya tescil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü, e) Markanın resmi mercilerce tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları, f) Markanın ekonomik değeri, g) Markanın hitap ettiği mal veya hizmetlerin pazar payı, gibi tahdidi olmayan kriterler dikkate alınmak suretiyle, yapılacak global bir değerlendirme neticesinde her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Hemen belirtilmelidir ki; bir markanın tanınmış marka niteliğini haiz olmasının; yukarıda yer verilen tüm kıstasların sağlanması gerektiğini şart koşmadığı gibi, yukarıda yer verilen kıstaslardan yalnızca birinin gerçekleşmesinin mutlak anlamda ilgili markayı tanınmışlık seviyesine çıkaracağını da göstermez. Burada önemli olan husus; her somut olayda, yukarıda yer verilen kıstaslardan da yararlanarak, global bir değerlendirme yapılması, bunun sonucunda tanınmışlık vasfı ve varsa bu tanınmışlığın etki alanının belirlenmesidir.
Tanınmış markanın itibarından haksız yararlanılmasından söz edilebilmesi için; tanınmış markanın iyi şöhret ve itibar sahibi olması, ilgili tüketici kesimi nezdinde markanın olumlu bir imajının olması gerekir. Bu nedenle imaj transferine konu olabilecek sonraki tarihli marka başvurusunun, tanınmış markanın itibarından haksız yararlanma tehlikesi doğurabileceği söylenebilir. Burada önemli olan, sonraki tarihli markayı gören tüketicinin, önceki tarihli tanınmış markanın kendi zihninde oluşturduğu olumlu imaj ile sonraki tarihli marka arasında bir bağlantı (link) kurması, imaj transferi ihtimalinin bulunması, böylece tanınmış markanın olumlu imajının sağladığı kolaylıktan yararlanarak sonraki tarihli marka başvuru sahibinin ticari avantaj sağlama ihtimalinin bulunmasıdır. Böylece, sonraki tarihli marka başvuru sahibi, tanınmış marka sahibinin uzun uğraşlar sonucu oluşturduğu kalite ve güven birikiminden parazitvari yararlanarak, kendi lehine haksız bir avantaj sağlayacaktır.
Tanınmış markanın itibarına zarar verilebilmesi için; Tanınmış markanın, arzu edilmeyen olumsuz imaj tehlikesine maruz kalacağı bir hal olasılığı içerisinde bulunması gerekmektedir. Tanınmış markanın itibarının zarar görme tehlikesi altında bulunup bulunmadığı incelenirken, tescile konu mal ve hizmetlerin kapsamı dikkate alınmalıdır. Örneğin; tanınmış bir içecek markasının, aynı veya benzerinin tuvalet temizliği emtialarında marka olarak kullanılması halinde, böyle bir olumsuz imaj tehlikesi söz konusu olabilir.
Tanınmış markanın ayırt etme gücünün zedelenmesi için; Sonraki tarihli marka başvurusu nedeniyle, tanınmış markanın ayırt etme gücünün zayıflaması ve bu suretle markanın reklam değerinin düşme ihtimali bulunmalıdır. Tanınmışlık derecesi ve karşılaştırılan markaların hitap ettiği mal veya hizmetlerin birbirleri ile yakınlığı arttıkça, markanın ayırt ediciliğinin zedelenmesi ihtimali de artmaktadır. Bu durumda, markanın muhatap çevresi, sonraki tarihli marka nedeniyle, önceki markanın artık sadece tanınmış marka sahibine ve onun ürünlerine ait olmadığı kanısına varmaktadır.
Somut olayda yapılan değerlendirmede; davacıya ait “... ...” ibareli markanın, ... numarası ile "... ürünleri" üzerinde tanınmış marka olarak kabul edilerek tescil edildiği anlaşılmışsa da, tanınmış marka tescil belgesi haricinde, davacı yanın "... ..." ibareli markalarına yapmış olduğu yatırım, bu markalardan elde edilen ciro, markanın ekonomik değeri, reklam, promosyon çalışmaları, varsa almış olduğu ödüller, kamuoyu yoklamaları gibi ek yeterli nitelik ve nicelikte delilin dosya kapsamında bulunmadığı, dava konusu marka kapsamında yer alan mal ve hizmetler ile davacı yanın tanınmışlık iddiasının ... tarafından kabul edildiği ... ürünleri arasında olumlu-olumsuz imaj transferi riskine neden olabilecek ilişki biçimine dair davacı yanın üzerinde düşen somutlaştırma külfeti kapsamında tutarlı ve nesnel önermelerde bulunmadığı, "..." kelimesinin toplumda yaygın olarak kullanılan bir sözcük olup, orijinal bir ... olmaması nedeniyle, dava konusu markanın tescil edilmesi halinde davacı markasının ayırt ediciliğinin zedeleneceğinin söylenemeyeceği, esasen SMK m.6/1 hükmü bağlamında davacı yanın ileri sürdüğü hususların ispatlandığı, SMK m.6/5 hükmü uyarınca ek koruma talep edilebilecek açıkta bir mal ve hizmetin de kalmadığı, yargılamada eksiklik bulunmamasını teminen yapılan iş bu değerlendirmede belirtilen gerekçelerle SMK m.6/5 hükmü koşulunun somut olayda oluştuğu iddiasının ispatlanamadığı kanaatine varılmıştır.
SMK’nın 6/6 maddesine göre; “tescil için başvurusu yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi halinde, hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusu reddedilir.”
Bu hüküm kapsamına, kişilik haklarından isim hakkı ile fotoğraf üzerindeki hak, FSEK kapsamında telif hakları ve sınaî haklar olan marka, tasarım, patent, faydalı model, coğrafi işaret, ticaret unvanı, işletme adı ve alan adı girer. Bir alan adının SMK m. 6/6 hükmü uyarınca korunmasının istenebilmesi için, o alan adının fiilen kullanıldığı faaliyet konuları kapsamı ile aynı/benzer konularda bir marka kullanımının söz konusu olması gerekir.
Ticaret unvanı, bir tacirin ticari işletmesine ilişkin işlemlerinde kullandığı addır. Markalar, eşya ile işletme arasındaki ilişkiyi kurar ve farklı işletmelerin ürettiği benzer emtiayı birbirinden ayırt etmeye yarar. Buna karşılık, ticaret unvanları ise işletmenin kendisini tanımlar. Şirketlerin ticaret unvanları tescil edilirken, faaliyet alanına her türlü mal ve hizmetin yazılması mümkün olduğundan ve ticaret unvanının bu alanların hepsinde kullanma gibi bir yükümlülük bulunmadığından, ticaret unvanının fiilen kullanıldığı mal ve hizmetler bakımından, 6769 sayılı SMK'nin 6/6 maddesi anlamında sahibine öncelik hakkı sağladığının kabulü gerekmektedir. .... Dairesi'nin 13.03.2019 tarih .... sayılı kararında da, önceki tarihli ticaret unvanı nedeniyle sonraki tarihli aynı/benzer markanın başvurusunun engellenebilmesi için, salt ticaret unvanına ilişkin ticari sicil kayıtlarında yer alan iştigal alanlarına bakılmaması gerektiği, ticaret unvanının fiili olarak kullanıldığı mal ve hizmetler dikkate alınmak suretiyle iltibas değerlendirmesi yapılması gerektiği kabul edilmiştir.
Somut olayda yapılan değerlendirmede; Davacı yanın ticaret ünvanını fiili olarak dava konusu mal ve hizmetler ile aynı ya da benzer emtialar üzerinde kullandığına yönelik yeterli nitelik ve nicelikte delil ibrazında bulunamadığından SMK m.6/6 hükmü koşulunun somut olayda oluşmadığı kanaatine varılmıştır.
SMK m.6/9 hükmüne göre; Kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.
Kötü niyetli marka başvurusu; Kişiyi, hukuk düzeninin tescil ile elde edilecek hakları kullanması amacı taşımaksızın, hukuka ve ahlaka aykırı olarak, bu hakların hukuk düzenince tasvip edilemeyecek şekilde başka amaçlarla kullanılması olarak tanımlanabilir. Hangi hallerde kötü niyetli olarak marka başvurusunda bulunulmuş sayılacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamakla birlikte, genel olarak markayı kullanmaktan ziyade şantaj veya başkasından haksız para elde etmek veya başkalarının ticaretine engel olmak gibi amaçlarla yapılan marka başvuruları kötü niyetle yapılmış başvuru olarak kabul edilmektedir. Kanunun ayrıca müeyyideye bağladığı hususlar tek başına kötü niyet emaresi olarak kabul edilmez. Zira Kanun tarafından zaten müeyyidesi gösterilmiş marka başvuruları için ayrıca kötü niyeti de sebep göstermek doğru görülmemektedir. (....)
Somut olayda; davaya konu marka ile itiraza/hükümsüzlüğe mesnet bir kısım markaların iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzer olmalarının haricinde davalı şirketin kötü niyetle hareket ettiğini gösterir somut olgu ileri sürülmediğinden kötü niyet iddiasına dayalı istemler yerinde bulunmamıştır.
Yukarıda izah edilen gerekçelerle; gerek ... kararının iptali istemi bakımından, gerekse markanın hükümsüzlüğü istemi bakımından, SMK m.6/1 hükmü koşulunun somut olayda oluştuğu anlaşıldığından davanın kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM:
1-Davanın KABULÜ ile; .... sayılı ... kararının davacının itirazlarının reddine ilişkin kısmının İPTALİNE,
2-Dava konusu ... sayılı markanın HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE ve SİCİLDEN TERKİNİNE,
3-6769 sayılı SMK m.27/6 hükmü uyarınca hükümsüzlük kararı kesinleştiğinde bir örneğinin re'sen ...'e gönderilmesine,
4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60 TL maktu karar ve ilam harcından peşin alınan 269,85 TL'nin düşümü ile alınması gereken 157,75 TL'nin müteselsilen davalılardan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
5-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar verildiği tarihte yürürlükte bulunan AAÜT m.3 hükmü gereği hesaplanan 25.500,00 TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
6-Davacı tarafından yapılan 269,85 TL peşin harç, 269,85 TL başvurma harcı, 137,60 TL vekalet harcı, 5.500,00 TL bilirkişi ücreti, 210,00 TL posta-tebligat masrafı olmak üzere toplam 6.387,30 TL yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
7-Davalı ... ŞİRKETİ tarafından yapılan 38,40 TL vekalet harç sarfiyatına ilişkin yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,
8-HMK m.333 hükmü gereği karar kesinleştiğinde artan avansın yatıran tarafa resen iadesine,
Dair, Davacı vekilinin ve Davalı Kurum vekilinin yüzüne karşı, davalı şirket vekilinin yokluğunda, HMK m.341 ve m.345 hükümleri gereği kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde .... Bölge Adliye Mahkemesi ilgili hukuk dairesi nezdinde İSTİNAF yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.31/05/2024
Katip ....
E imzalıdır
Hakim ....
E imzalıdır