T.C. ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2023/295 Esas - 2024/257
TÜRK MİLLETİ ADINA
T.C.
ANKARA
5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2023/295 Esas
KARAR NO : 2024/257
HAKİM : ...
KATİP : ...
DAVACI : ....
VEKİLİ : Av. ....
DAVALI : 1- ...
VEKİLİ : Av. ....
DAVALI : 2- ...
VEKİLLERİ : Av. ...
Av. ...
DAVA : Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü)
DAVA TARİHİ : 19/06/2023
KARAR TARİHİ : 31/05/2024
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 05/06/2024
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:
Davacı vekili 19/06/2023 tarihli dava dilekçesinde özetle; Davacı şirketin ... ile sektörde uzun yıllardır var olan, tanınmış bir şirket olduğunu, davacı şirketin “...” ibareli markalarını 2001 yılından beri bilfiil aralıksız kullandığını, davacının; 17.02.2003 tarih ve ... sayılı “07/ 08/ 09/ 11/ 21/ 35.’’ sınıflarda tescilli “...” 02.01.2013 tarih ve ... sayılı 35. sınıfta tescilli “... ...” 02.02.2018 tarih ve ...sayılı “..... sınıflarda tescilli “...” 10.08.2021 tarih ve ... sayılı 09 / 11 / 35. sınıflarda tescilli “... ...” 19.11.2020 tarih ve ... sayılı 16 / 35. sınıflarda tescilli “... ... ...” 11.11.2013 tarih ve .... sayılı 35. sınıfta tescilli “...” ibareli seri markalarının sahibi olduğunu, davacının öncelikli kullanıma ilişkin eskiye dayalı yasal müktesep haklarının bulunduğunu, davacının piyasada yüksek bilinirliğe haiz “...” ibareli markaları ve bu markaların alanında etkin ve yoğun kullanımları, aynı zamanda bu markalarla ilgili yürütülen yoğun reklam ve tanıtım faaliyetleri karşısında, dava konusu markanın davacı şirketin markalarının sahip olduğu reklam gücünden ve şöhretinden haksız olarak yararlanacağını, davacı markalarının piyasadaki itibarına ve ayırt edici karakterine zarar verebileceğini, davalının ... sayılı ve “...” ibareli marka tescil başvurusunun 27.09.2021 tarih ve 381 sayılı bültendeki yayınına, bu marka müvekkilin “...” ibareli markaları ile iltibasa neden olacağı ve aynı sınıfta tescili istendiği için müvekkil adına itiraz edildiğini, ancak ... tarafından “.. Yapılan değerlendirmede, başvuruya konu markanın tertip tarzı itibariyle itiraz gerekçesi markalardan farklılaştığı ve ilgili tüketicilerin başvuruya konu marka ile itiraza gerekçe olarak gösterilen markaları farklı ticari kaynaklardan gelen birbirinden farklı markalar olarak algılayabileceği değerlendirildiğinden, başvuru ile itiraza gerekçe olarak gösterilen markalar arasında 6769 sayılı SMK'nın 6/1 maddesi hükmü anlamında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı görüşüne ulaşılmıştır.” denilerek itirazın reddine karar verildiğini, bu kararın yasal düzenlemeler ile hayatın olağan akışına aykırı bulunduğundan verilen kararın iptalinin ve markanın tescil edilmesi halinde hükümsüz kılınmasının gerektiğini, davacı markalarının 35. sınıfta yer alan malları ile dava konusu markanın eşya listesinde yer alan malların birebir aynı olduğunu, davalının ... sayılı “...” markasının, davacının “...” ibareli markaları ile ayırt edilemeyecek derecede benzerlikte olup iltibas oluşturduğunu, işaretlerde harflerin dizilişinin, dava konusu başvuruda 3. ve 4. sırada yer alan “...” hecesi dışında birebir olduğunu, bu hecenin ise markaları büyük oranda farklılaştırmadığını ve markaların bütünsel algısını değiştirmediğini, ... markasının yanında yer alan + işareti ise "..." kelimesinin işaret olarak karşılığı olup, markaya herhangi bir ayırt edicilik katmadığını, davalı şirketin kötü niyetli olduğunu iddia ederek; 28.04.2023 tarih ve ... sayılı ... kararının 35. sınıftaki tüm mallar ve hizmetler yönünden iptaline ve ... başvuru numarası ile kayıtlı "..." ibareli markanın 35. sınıftaki tüm mallar ve hizmetler yönünden tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP:
Davalı ... vekili 22/06/2023 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Somut olayda bütüncül değerlendirme yapıldığında başvuruya konu marka ile iddialara mesnet markalar arasında ayniyet veya ayırt edilemeyecek derecede benzerlik bulunmadığı gibi diğer davalının başvuru markası ile davacı markalarının görsel bakımdan birbiriyle kıyaslanamayacak kadar farklı olduğunu, dava konusu başvuru markasının “...” ibaresinden oluşturulmuş kelime, renk ve şekil unsurlarını birlikte ihtiva eden karma nitelikte bir marka olduğunu, davacının itiraza mesnet markalarının ise “...” ortak ibaresi kullanılarak kiminde düz yazı kimlerinde ise şekil ve renk unsuruna ayrıca ek kelimeye yer verilerek oluşturulduğunu, markalar işitsel olarak değerlendirildiğinde, ilgili tüketiciler tarafından davalı markasının “enkaplas” şeklinde, davacı markasının ise “enplas” şeklinde telaffuz edileceğini, taraf markaları arasında işitsel benzerlik bulunmadığını, iş bu markaların bıraktıkları genel izlenim (toplu intiba) yönünden benzer olmadığını, davacı tarafın marka üzerinde önceki kullanıma dayalı bir hak elde ettiğinden bahsetmenin mümkün olmadığını, bu sebeple SMK 6/3 maddesi kapsamındaki talebin reddinin gerektiğini, davacının tanınmışlığını ileri sürdüğü markalarına verilecek zararın ya da markalarının ününden sağlanacak yararın nelerden oluşacağını ve nasıl ortaya çıkacağını gösterir ve olayların olağan akışı içinde belirtilen durumların gerçekten olası olduğu yönünde bir sonuca varmak için yeterli kanaat oluşturacak deliller, argüman ve savlar sunulmadığından, başvurunun 6769 sayılı SMK’nın 6/5 maddesi uyarınca reddini gerektirecek haklı ve geçerli bir sebep bulunmadığını, SMK 6/9 hükmü kapsamında davalı şirketin başvurusunun kötü niyetli olduğu iddiasını ispata ilişkin somut bir delil ortaya konulmadığını, dolayısıyla verilen kurum kararının hukuka uygun olduğunu iddia ederek; davanın reddini talep etmiştir.
Davalı ... ... ŞİRKETİ vekili 14/07/2023 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Müvekkilinin 2018 yılında kurulmuş bir şirket olup kendisine ait mağazalarda dünya devi markalara ait beyaz eşya ve elektrikli küçük ev aletleri gibi ürünlerin satışını yaptığını, müvekkilinin ... kod numaralı “... dayanıklı tüketim malları” ibareli ve ... kod numaralı “...” ibareli markalar bakımından gerçek hak sahibi olduğunu, davacı yanca gerekçe olarak gösterilen markalar ile müvekkiline ait marka arasında iltibas tehlikesi bulunmadığını, müvekkiline ait markanın kendine has yazı stili ile kırmızı ve turuncu renklerle kombinasyon yapılarak oluşturulmuş iken davacı yana ait markaların kırmızı ve siyah fon üzerine beyaz düz yazı ile oluşturulduğunu, hal böyle iken davacı yana ait markalar ile müvekkilinin markası arasında herhangi bir benzerlik olmadığını, davacıya ait davaya mesnet markalar ile müvekkilinin markalarının barındırdığı ibareler, oluşturuluş biçimleri, görsel ve işitsel olarak tamamen farklı olduğunu iddia ederek; davanın reddini talep etmiştir.
UYUŞMAZLIK:
Dava, 5000 sayılı .... Vekilliği ile Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun m.15/C hükmüne göre açılan ... Kararının İptali ve 6769 sayılı SMK m.25 hükmüne göre açılan Markanın Hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; davalı kurumun tesis ettiği ... sayılı ... kararının hukuka uygun olup olmadığı, davalı şirkete ait ... sayılı "... ...+" ibareli marka başvurusu ile davacıya ait itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunup bulunmadığı, davacının gerçek hak sahipliğinin bulunup bulunmadığı, davacı markalarının tanınmış olup olmadığı, davalı şirketin kötü niyetli olup olmadığı, tescili halinde dava konusu markanın hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği hususlarına ilişkin olduğu tespit edilmiştir.
Davanın açılmasını müteakip tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyası ile alâkalı kayıtlar getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, hak düşürücü süre bakımından eksiklik bulunmadığı tespit edilmiş, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, bilirkişi heyetinden özel veya teknik hususlara ilişkin rapor alınmış, 06/08/2015 tarih 29437 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik'in 201/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraflara tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
İşlem dosyasının tetkikinde; davalı şirketin ... sayılı "... ...+" ibareli markanın tescili amacıyla 30.03.2021 tarihinde gerçekleştirdiği başvurunun yapılan ilk incelemeler sonrasında ...'nca 27.09.2021 tarih ve 381 sayılı .... 'nde ilan edildiği, söz konusu ilana karşı davacı yanın 29.11.2021 tarihinde SMK m.6/1, m.6/3, m.6/5 m.6/6 ve m.6/9 hükümleri kapsamında .... sayılı markaları mesnet göstererek itirazda bulunduğu, davalı şirketin 27.01.2022 tarihli itiraza karşı görüş dilekçesi sunduğu, yayına yapılan itirazın ...'nca reddine karar verildiği, davacı yanın 18.07.2022 tarihli yeniden itiraz dilekçesi ibraz ettiği, yeniden yapılan itirazı değerlendiren .... sayılı ... kararı ile itirazın reddine karar verdiği, bu kararın davacı marka vekiline 29.04.2023 tarihinde tebliğ edildiği, iki aylık hak düşürücü süre içinde eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır. Dava konusu marka başvurusu 03.12.2023 tarihinde tescil edilmiştir.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 6.maddesinin 1.fıkrasına göre; Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.
Karıştırma ihtimali, ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurmasıdır. Bu durum, bir mal veya hizmetin alıcısının bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını ya da hizmetini alma ihtimali biçiminde tanımlanmaktadır. Karıştırılma ihtimali, iltibas kavramından daha geniş bir kavram olup, doğrudan ve dolaylı karıştırılma ihtimali olarak ikiye ayrılır. Bu ayrıma göre eğer mal veya hizmetin aynı işletmeden ileri geldiği yönünde bir algılama ortaya çıkıyor, yani bir işletmeye ait mal veya hizmet, başka bir işletmeye ait mal veya hizmet ile karıştırılıyor ve bu nedenle satın alınıyorsa doğrudan karıştırılma ihtimali söz konusudur. Buna karşın, eğer mal veya hizmetin markası birbirinden ayırt ediliyor ancak bunların aynı işletmenin markaları olduğu ya da bu mal veya hizmetin aralarında ekonomik veya idari bağlantı bulunan işletmelerden geldiği biçiminde bir algılama oluşuyor ise bu halde de dolaylı karıştırılma ihtimalinden söz edilir.
Karıştırılma ihtimalinden bahsedilebilmesi için öncelikle önceki ve sonraki markalar arasındaki mal veya hizmet sınıflarının aynı ya da benzer olması gerekir. Mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının belirlenmesinde, karşılaştırılacak mal veya hizmetlerin benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları karşılayıp karşılamadığı, aralarında hammadde-yarı mamül-mamül ürün ilişkisi bulunup bulunmadığı, birbirleri yerine ikame ya da tamamlayıcı ürün ya da hizmet olup olmadıkları, dağıtım kanallarının ortak olup olmadığı, marketlerde aynı reyon ya da raflarda satılıp satılmadıkları, aynı toptancılarda satılıp satılmadıkları gibi kriterler göz önünde tutulmalıdır. Sınıfsal benzerlik karşılaştırmasında gerek Nice sınıflandırması gerekse de ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğleri mahkemeler bakımından bağlayıcı değildir. Somut olayın özelliklerine göre ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğinde farklı sınıflarda yer almalarına rağmen ilgili alıcısı nezdinde karıştırmaya yol açacak nitelikteki ürün ve hizmet markalarının kapsadıkları mal ve hizmet sınıflarının benzer olarak değerlendirilmesi de mümkündür.
Karıştırılma ihtimali bakımından sınıfsal benzerliğin söz konusu olması halinde önceki ve sonraki markanın aynı ya da benzer olup olmadıklarının incelenmesi gerekir. Markaların aynı ya da benzer olup olmadıkları incelenirken markayı oluşturan her bir unsura göre değil, bir bütün olarak karşılaştırılan markaların bıraktığı genel, global izlenim, markaların bütünü ile bıraktığı etki dikkate alınacaktır. Markalarda eğer tanımlayıcı unsurlar var ise bu unsurlar değerlendirme dışı bırakılacaktır. Global değerlendirmeye göre, karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin mevcut olup olmadığı incelenirken, ilgili alıcısı nezdinde bıraktıkları genel intibaya göre markaların benzer olup olmadığı, markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunup bulunmadığı, ortalama alıcısının algısının ve satın alma kararı verirken göstereceği özen ve dikkat derecesinin ne olduğu, markalar veya işletmeler arasında bağlantı ihtimalinin söz konusu olup olmadığı gibi hususlar incelenerek değerlendirme yapılmalıdır. Bu şekilde inceleme yapılırken, markanın toplumda ne kadar tanındığı, markaların ayırt edici unsurlarının neler olduğu, markanın hitap ettiği ürün ya da hizmetin tüketici kitlesinin kimler olduğu, bu kitlenin satın alma sürecinde göstermeleri beklenen dikkat ve algılama düzeyinin ne olduğu, mal veya hizmetin niteliğinin ve fiyatının ne olduğu, markanın ne kadar özgün, ayırt edici ya da tanımlayıcı olduğu, seri marka algılamasına yol açıp açmadığı gibi hususlar dikkate alınmalıdır.
Belirtilen açıklamalar ışığında, tarafların iddia ve savunmaları, marka işlem dosyası, itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markalar, hukuki nitelendirme hali hariç olmak üzere maddi vakıalara ilişkin tespitler barındıran bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
Mahkememizce aldırılan bilirkişi raporunda tablolaştırıldığı üzere; dava konusu marka kapsamında yer alan hizmetler ile davacıya ait itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markaların kapsamlarında yer alan ve bilirkişi raporunda koyu renk ile vurgulanarak ön plana çıkartılan mal ve hizmetlerin aynı, aynı tür ya da benzer olduğu tespit edilmiştir. Zira bunlar aynı tür tüketici kesimine hitap ederler, aynı tür ihtiyaçları karşılarlar, aralarında rekabet veya birbiri yerine ikame imkânı bulunur.
Dava konusu marka başvurusu incelendiğinde; siyah renkli "..." ibaresi ile bu ibarenin sağında yer alan turuncu renkli italik "...+" ibaresinden oluştuğu, "..." sözcüğünün "artı, ilave" anlamına gelen İngilizce kökenli bir sözcük olup, markasal ayırt edici etkisinin bulunmadığı, .... Dairesi'nin 18/10/2023 tarih .... sayılı onama kararına konu .... Dairesi'nin 11/03/2021 tarih .... sayılı kararında da; "..." ve "+" ibarelerinin ayırt edicilikleri düşük zayıf karakterli ibareler olduklarının belirtildiği, ...'nun 20/12/2018 tarih .... sayılı kararında da; "..." ibaresinin ayırt ediciliğinin düşük olduğunun belirtildiği, buna göre; dava konusu marka başvurusu umumi intiba bakımından değerlendirildiğinde, ayırt ediciliğini sağlayan esaslı unsurunun, davaya konu hizmetler bakımından somut ayırt edici niteliği haiz "..." sözcüğü olduğu kanaatine varılmıştır.
Davacıya ait itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markalar incelendiğinde; "...", "...", "...", "... ...", "... ..." ibarelerinden oluştukları, davacının bazı markalarında yer alan “...” ibaresinin “...” (depolanmış mal) kelimesini çağrıştırmakta olup tali nitelik taşıdığı, yine “...” ibaresi de “1975’ten beri” anlamına gelmekte olup, esaslı nitelikte olmadığı, dolayısıyla, davacıya ait markaların baskın ve esas unsurunun bir bütün olarak “...” ve “... ...” ibareleri olduğu değerlendirilmiştir.
Taraf markaları global olarak karşılaştırıldığında; görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzer olmadıkları, dava konusu markanın esaslı unsurunun "..." sözcüğü olduğu, bu sözcükten sonra gelen "...+" ibaresinin "..." ibaresi ile kaynaşmadığı, gerek farklı renk, gerekse italik yazılmak suretiyle "..." ve "...+" ibarelerinin markanın genel görünümü içinde hemen ve ilk bakışta ayrı ayrı algılanabildikleri, yukarıda izah edilen gerekçelerle "...+" ibaresinin ayırt ediciliğinin düşük olduğu, "..." ibaresinin davaya konu hizmetleri tanımlamadığı, bu nedenle somut ayırt edici niteliği haiz olup başvuru markasının esaslı unsurunu oluşturduğu, davacıya ait markaların esaslı unsurları olan "..." ve "... ..." sözcükleri ile dava konusu markanın ilgili tüketici kesimi nezdinde benzer olarak algılanmadıkları, ilgili tüketici kesiminin markaların ayırt edici unsurlarını bir bütün olarak algıladıkları, tali unsurlara ise markasal etki izafe etmedikleri, buna göre, daha önce davacıya ait markaları gören, işiten, bu markalı mal ve hizmetlerden yararlanan ilgili tüketici kesiminin, daha sonra davaya konu markayı gördüğünde veya işittiğinde, davaya konu hizmetlerden faydalanmak için ayıracağı sınırlı süre içerisinde, bu markayı davacıya ait markalardan farklı bir marka olarak algılayacağı gibi marka sahipleri arasında idari veya ekonomik bir bağlantı da kurmayacağı, dolayısıyla karşılaştırılan markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
...'nun 08/06/2016 tarih ... sayılı kararı uyarınca; iltibas değerlendirmesinin hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olduğundan, bu yönden dosya içerisinde mevcut bilirkişi raporunun aksi yöndeki hukuki kanaatlerine itibar edilmemiştir.
SMK m.6/3 hükmüne göre; Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.
Marka başvurusunun bu sebeple reddi için marka başvurusundan önce ve markaya konu işaretin aynısı veya benzerinin yoğun ve sıkı kullanımı sonucu işarete belirli bir düzeyde ayırt edicilik kazandırılması gerekir. (....)
Somut olayda yapılan değerlendirmede; dava konusu marka ile aynı veya benzer tescilsiz bir işaretin, dava konusu marka başvuru tarihinden önce, dava konusu hizmetler ile aynı veya benzer emtialar üzerinde yoğun ve sıkı bir şekilde kullanıldığına yönelik yeterli nitelik ve nicelikte delilin dosyaya ibraz edilmediği anlaşıldığından, gerçek hak sahipliği iddiasından kaynaklı nispi tescil engeli/hükümsüzlük iddiası yerinde görülmemiştir.
SMK m.6/5 hükmüne göre; Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.
SMK m.6/5 hükmü uyarınca; önceki tarihli tescil edilmiş veya tescil başvurusu yapılmış olan bir marka, Türkiye'de ulaştığı tanınmışlık düzeyi sebebiyle, aynı veya benzeri sonraki tarihli marka başvurusunun, aynı veya farklı nitelikteki mal ya da hizmetlere ilişkin tescil talebinin reddini talep edebilir. Bir markanın sadece tanınmış marka niteliğini haiz olması, otomatik olarak o markanın farklı türdeki mal veya hizmetlere ilişkin olarak sonraki tarihli marka başvurusunu engelleme hakkı bahşetmez. Tanınmış marka hakkı sahibinin genişletilmiş korumadan yararlanabilmesi için;
A) Tanınmış markanın itibarından haksız yarar elde edilmesi,
B) Tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi,
C) Tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi, olasılıklarından en az birinin gerçekleşmesi veya gerçekleşme ihtimalinin bulunması gereklidir. Ayrıca, sonraki tarihli marka başvuru sahibinin, marka başvurusunda haklı bir nedeninin de bulunmaması gerekir.
Tanınmışlık, statik ve dogmatik bir durum değildir. Aksine; sürekli güncellenen, dalgalanabilen, bir çok değişkene bağlı dinamik bir süreci içinde barındırır. Bir markanın tanınmış marka niteliğinde olup olmadığı; a)Toplumun ilgili kesimince markanın tanınma düzeyi, b) Markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu, c)Marka promosyonlarının ve reklamlarının süresi, yoğunluğu, hedef aldığı alan, d)Markanın tesciller veya tescil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü, e) Markanın resmi mercilerce tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları, f) Markanın ekonomik değeri, g) Markanın hitap ettiği mal veya hizmetlerin pazar payı, gibi tahdidi olmayan kriterler dikkate alınmak suretiyle, yapılacak global bir değerlendirme neticesinde her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Hemen belirtilmelidir ki; bir markanın tanınmış marka niteliğini haiz olmasının; yukarıda yer verilen tüm kıstasların sağlanması gerektiğini şart koşmadığı gibi, yukarıda yer verilen kıstaslardan yalnızca birinin gerçekleşmesinin mutlak anlamda ilgili markayı tanınmışlık seviyesine çıkaracağını da göstermez. Burada önemli olan husus; her somut olayda, yukarıda yer verilen kıstaslardan da yararlanarak, global bir değerlendirme yapılması, bunun sonucunda tanınmışlık vasfı ve varsa bu tanınmışlığın etki alanının belirlenmesidir.
Tanınmış markanın itibarından haksız yararlanılmasından söz edilebilmesi için; tanınmış markanın iyi şöhret ve itibar sahibi olması, ilgili tüketici kesimi nezdinde markanın olumlu bir imajının olması gerekir. Bu nedenle imaj transferine konu olabilecek sonraki tarihli marka başvurusunun, tanınmış markanın itibarından haksız yararlanma tehlikesi doğurabileceği söylenebilir. Burada önemli olan, sonraki tarihli markayı gören tüketicinin, önceki tarihli tanınmış markanın kendi zihninde oluşturduğu olumlu imaj ile sonraki tarihli marka arasında bir bağlantı (link) kurması, imaj transferi ihtimalinin bulunması, böylece tanınmış markanın olumlu imajının sağladığı kolaylıktan yararlanarak sonraki tarihli marka başvuru sahibinin ticari avantaj sağlama ihtimalinin bulunmasıdır. Böylece, sonraki tarihli marka başvuru sahibi, tanınmış marka sahibinin uzun uğraşlar sonucu oluşturduğu kalite ve güven birikiminden parazitvari yararlanarak, kendi lehine haksız bir avantaj sağlayacaktır.
Tanınmış markanın itibarına zarar verilebilmesi için; Tanınmış markanın, arzu edilmeyen olumsuz imaj tehlikesine maruz kalacağı bir hal olasılığı içerisinde bulunması gerekmektedir. Tanınmış markanın itibarının zarar görme tehlikesi altında bulunup bulunmadığı incelenirken, tescile konu mal ve hizmetlerin kapsamı dikkate alınmalıdır. Örneğin; tanınmış bir içecek markasının, aynı veya benzerinin tuvalet temizliği emtialarında marka olarak kullanılması halinde, böyle bir olumsuz imaj tehlikesi söz konusu olabilir.
Tanınmış markanın ayırt etme gücünün zedelenmesi için; Sonraki tarihli marka başvurusu nedeniyle, tanınmış markanın ayırt etme gücünün zayıflaması ve bu suretle markanın reklam değerinin düşme ihtimali bulunmalıdır. Tanınmışlık derecesi ve karşılaştırılan markaların hitap ettiği mal veya hizmetlerin birbirleri ile yakınlığı arttıkça, markanın ayırt ediciliğinin zedelenmesi ihtimali de artmaktadır. Bu durumda, markanın muhatap çevresi, sonraki tarihli marka nedeniyle, önceki markanın artık sadece tanınmış marka sahibine ve onun ürünlerine ait olmadığı kanısına varmaktadır.
Somut olayda yapılan değerlendirmede; davacının “...” markalarının tüketiciler nezdinde tanınmış olduğunu gösteren yeterli delil bulunmadığı, bu nedenle SMK m.6/5 hükmü koşulunun somut olayda oluşmadığı kanaatine varılmıştır.
SMK m.6/9 hükmüne göre; Kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.
Kötü niyetli marka başvurusu; Kişiyi, hukuk düzeninin tescil ile elde edilecek hakları kullanması amacı taşımaksızın, hukuka ve ahlaka aykırı olarak, bu hakların hukuk düzenince tasvip edilemeyecek şekilde başka amaçlarla kullanılması olarak tanımlanabilir. Hangi hallerde kötü niyetli olarak marka başvurusunda bulunulmuş sayılacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamakla birlikte, genel olarak markayı kullanmaktan ziyade şantaj veya başkasından haksız para elde etmek veya başkalarının ticaretine engel olmak gibi amaçlarla yapılan marka başvuruları kötü niyetle yapılmış başvuru olarak kabul edilmektedir. Kanunun ayrıca müeyyideye bağladığı hususlar tek başına kötü niyet emaresi olarak kabul edilmez. Zira Kanun tarafından zaten müeyyidesi gösterilmiş marka başvuruları için ayrıca kötü niyeti de sebep göstermek doğru görülmemektedir. (....)
Somut olayda; davaya konu marka ile itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markaların iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzer olmadıkları, bunun haricinde davalı şirketin kötü niyetle hareket ettiğini gösterir somut olgu da ileri sürülmediğinden kötü niyet iddiasına dayalı istemler yerinde bulunmamıştır.
Yukarıda izah edilen gerekçelerle; davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM:
1-Davanın REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60 TL maktu karar ve ilam harcından peşin alınan 179,90 TL'nin düşümü ile alınması gereken 247,70 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
3-Davalılar kendilerini vekil ile temsil ettirdiklerinden karar verildiği tarihte yürürlükte bulunan AAÜT m.3 hükmü gereği hesaplanan 25.500,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
4-Davacı tarafından yapılan 179,90 TL peşin harç, 179,90 TL başvurma harcı, 25,60 TL vekalet harcı, 5.500,00 TL bilirkişi ücreti, 210,00 TL posta-tebligat masrafı olmak üzere toplam 6.095,40 TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
5-Davalı ... ŞİRKETİ tarafından yapılan 86,40 TL vekalet harç sarfiyatına ilişkin yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı ... ... ŞİRKETİ'ne verilmesine,
6-HMK m.333 hükmü gereği karar kesinleştiğinde artan avansın yatıran tarafa re'sen iadesine,
Dair, Davacı vekilinin, Davalı Kurum vekilinin ve Davalı şirket vekilinin yüzüne karşı, HMK m.341 ve m.345 hükümleri gereği kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde .... Bölge Adliye Mahkemesi ilgili hukuk dairesi nezdinde İSTİNAF yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.31/05/2024
Katip ...
E imzalıdır
Hakim ....
E imzalıdır