T.C. ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
T.C.
ANKARA
5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2023/452 Esas
KARAR NO : 2024/204
HAKİM : ... ...
KATİP : ... ...
DAVACI : ... - ... ...
VEKİLİ : Av. ... - ...
DAVALI : 1- ... ....
VEKİLİ : Av. ... - ... ....
DAVALI : 2- ... - ... ...
DAVA : Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü)
DAVA TARİHİ : 06/10/2023
KARAR TARİHİ : 10/05/2024
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 15/05/2024
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:
Davacı vekili 06/10/2023 tarihli dava dilekçesinde özetle; Davalı yanın ... başvuru numarası ile “... ... ...” biçiminde marka başvurusunda bulunduğunu, başvuruya yönelik itirazlarının Kurum tarafından reddolunduğunu, müvekkilinin “...” esas unsurlu markaların sahibi olduğunu, dava konusu markadaki “...” kelimesinin ayırt edicilik sağlayan bir ön ses olmadığını, “...” ilinin kısaltması olduğunu, müvekkili markaları ile dava konusu marka arasında hiçbir farklılık olmadığını, müvekkilinin daha evvel “...” esas unsurlu markalara yönelik itirazlarının kabul gördüğünü, dava konusu markanın kapsamındaki emtialar ile müvekkili markaları kapsamındaki emtiaların benzer olduğunu, markaların ortalama tüketicilere hitap ettiğini, Kurum tarafından yapılan incelemelerde müvekkiline ait “..." markalarının “şekerlemeler, çikolatalar, bisküviler, krakerler, hazır kekler, margarin, meyve suyu ve süt” emtialar üzerinde kullanımı kabul edildiğini, ancak itiraza konu markanın tescil edilmek istendiği “...” emtiası ile bu emtiaların benzer olmadığı tespiti ile itirazlarının reddedildiğini, “bisküviler, krakerler, hazır kekler” ürünlerinin üretim aşamasında “...” emtiasının aktif rol oynadığını, müvekkili markalarının tanınmış olduğunu, “...” markasını taşıyan ürünlerin 7’den 70'e herkes tarafından bilinen ve aranan ürünler olduğunu, davalı başvurusunun kötü niyetle yapıldığını belirterek; ... sayılı ... kararının iptali ile ... sayılı markanın tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP:
Davalı ... vekili 17/10/2023 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Dava konusu marka başvurusu ile davaya mesnet gösterilen markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığını ve somut olayda SMK m.6/5 maddesi anlamında bir tescil engeli mevcut olmadığından davacının konuyla ilgili iddialarına itibar edilmesini mümkün olmadığını, davanın süresi içinde açılıp açılmadığının tespiti ile süre aşımı halinde usulden, aksi halde esastan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ..., dava dilekçesinin kendisine tebliğ edilmesine rağmen yasal süre içinde cevap dilekçesi sunmadığından 6100 sayılı HMK m.128 hükmü uyarınca dava dilekçesinde ileri sürülen vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılmıştır.
UYUŞMAZLIK:
Dava, 5000 sayılı ... Vekilliği ile Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun m.15/C hükmüne göre açılan ... Kararının İptali ve 6769 sayılı SMK m.25 hükmüne göre açılan Markanın Hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; davalı kurumun tesis ettiği ... sayılı ... kararının hukuka uygun olup olmadığı, davalı şahsa ait ... sayılı "... ... ..." ibareli marka başvurusu ile davacıya ait itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markalar arasında ayırt edilemeyecek derecede benzerlik, ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunup bulunmadığı, marka işlem dosyasında ileri sürülen kullanmama def'inin yerinde olup olmadığı, davacı markalarının tanınmış olup olmadığı, davalı şahsın kötü niyetli olup olmadığı, tescili halinde dava konusu markanın hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği hususlarına ilişkin olduğu tespit edilmiştir.
Davanın açılmasını müteakip tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyası ile alâkalı kayıtlar getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, hak düşürücü süre bakımından eksiklik bulunmadığı tespit edilmiş, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, bilirkişi heyetinden özel veya teknik hususlara ilişkin rapor alınmış, 06/08/2015 tarih 29437 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik'in 201/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraflara tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
İşlem dosyasının tetkikinde; Davalı şahsın ... sayılı "... ... ..." ibareli markanın tescili amacıyla 29.03.2022 tarihinde gerçekleştirdiği başvurunun yapılan ilk incelemeler sonrasında ...'nca 27.04.2022 tarih ve 395 sayılı ...'nde ilan edildiği, söz konusu ilana karşı davacı yanın 10.06.2022 tarihinde SMK m.6/1, m.6/5 ve m.6/9 hükümleri kapsamında .... sayılı markaları mesnet göstererek itirazda bulunduğu, davalı şahsın 25.08.2022 tarihli itiraza karşı görüş dilekçesi ibraz ettiği, dilekçesinde .... sayılı markalara ilişkin olarak kullanmama def'i ileri sürdüğü, davacının 05.10.2022 tarihli marka kullanım ispat formu ibraz ettiği, yayına yapılan itirazın ...'nca reddine karar verildiği, davacı yanın 29.12.2022 tarihli yeniden itiraz dilekçesi ibraz ettiği, yeniden yapılan itirazı değerlendiren ... sayılı ... kararı ile itirazın reddine karar verdiği, bu kararın davacı ... vekiline 07.08.2023 tarihinde tebliğ edildiği, iki aylık hak düşürücü süre içinde eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır. Dava konusu marka başvurusu yargılama safahati içerisinde tescil edilmemiştir.
İlk olarak belirtilmesi gerekir ki; dava konusu marka başvurusu tescil edilmediğinden hükümsüzlük istemi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
... kararının iptali istemi bakımından ise marka işlem dosyası ile sınırlı olarak ve taleple bağlılık ilkesi çerçevesinde aşağıdaki şekilde değerlendirme yapılmıştır.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 6.maddesinin 1.fıkrasına göre; Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile ... tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.
Karıştırma ihtimali, ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurmasıdır. Bu durum, bir mal veya hizmetin alıcısının bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını ya da hizmetini alma ihtimali biçiminde tanımlanmaktadır. Karıştırılma ihtimali, iltibas kavramından daha geniş bir kavram olup, doğrudan ve dolaylı karıştırılma ihtimali olarak ikiye ayrılır. Bu ayrıma göre eğer mal veya hizmetin aynı işletmeden ileri geldiği yönünde bir algılama ortaya çıkıyor, yani bir işletmeye ait mal veya hizmet, başka bir işletmeye ait mal veya hizmet ile karıştırılıyor ve bu nedenle satın alınıyorsa doğrudan karıştırılma ihtimali söz konusudur. Buna karşın, eğer mal veya hizmetin markası birbirinden ayırt ediliyor ancak bunların aynı işletmenin markaları olduğu ya da bu mal veya hizmetin aralarında ekonomik veya idari bağlantı bulunan işletmelerden geldiği biçiminde bir algılama oluşuyor ise bu halde de dolaylı karıştırılma ihtimalinden söz edilir.
Karıştırılma ihtimalinden bahsedilebilmesi için öncelikle önceki ve sonraki markalar arasındaki mal veya hizmet sınıflarının aynı ya da benzer olması gerekir. Mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının belirlenmesinde, karşılaştırılacak mal veya hizmetlerin benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları karşılayıp karşılamadığı, aralarında hammadde-yarı mamül-mamül ürün ilişkisi bulunup bulunmadığı, birbirleri yerine ikame ya da tamamlayıcı ürün ya da hizmet olup olmadıkları, dağıtım kanallarının ortak olup olmadığı, marketlerde aynı reyon ya da raflarda satılıp satılmadıkları, aynı toptancılarda satılıp satılmadıkları gibi kriterler göz önünde tutulmalıdır. Sınıfsal benzerlik karşılaştırmasında gerek Nice sınıflandırması gerekse de ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğleri mahkemeler bakımından bağlayıcı değildir. Somut olayın özelliklerine göre ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğinde farklı sınıflarda yer almalarına rağmen ilgili alıcısı nezdinde karıştırmaya yol açacak nitelikteki ürün ve hizmet markalarının kapsadıkları mal ve hizmet sınıflarının benzer olarak değerlendirilmesi de mümkündür.
Karıştırılma ihtimali bakımından sınıfsal benzerliğin söz konusu olması halinde önceki ve sonraki markanın aynı ya da benzer olup olmadıklarının incelenmesi gerekir. Markaların aynı ya da benzer olup olmadıkları incelenirken markayı oluşturan her bir unsura göre değil, bir bütün olarak karşılaştırılan markaların bıraktığı genel, global izlenim, markaların bütünü ile bıraktığı etki dikkate alınacaktır. Markalarda eğer tanımlayıcı unsurlar var ise bu unsurlar değerlendirme dışı bırakılacaktır. Global değerlendirmeye göre, karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin mevcut olup olmadığı incelenirken, ilgili alıcısı nezdinde bıraktıkları genel intibaya göre markaların benzer olup olmadığı, markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunup bulunmadığı, ortalama alıcısının algısının ve satın alma kararı verirken göstereceği özen ve dikkat derecesinin ne olduğu, markalar veya işletmeler arasında bağlantı ihtimalinin söz konusu olup olmadığı gibi hususlar incelenerek değerlendirme yapılmalıdır. Bu şekilde inceleme yapılırken, markanın toplumda ne kadar tanındığı, markaların ayırt edici unsurlarının neler olduğu, markanın hitap ettiği ürün ya da hizmetin tüketici kitlesinin kimler olduğu, bu kitlenin satın alma sürecinde göstermeleri beklenen dikkat ve algılama düzeyinin ne olduğu, mal veya hizmetin niteliğinin ve fiyatının ne olduğu, markanın ne kadar özgün, ayırt edici ya da tanımlayıcı olduğu, seri marka algılamasına yol açıp açmadığı gibi hususlar dikkate alınmalıdır.
Belirtilen açıklamalar ışığında, tarafların iddia ve savunmaları, marka işlem dosyası, itiraza mesnet markalar, hukuki nitelendirme hali hariç olmak üzere maddi vakıalara ilişkin tespitler barındıran bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
Dava konusu marka başvurusunun ilan edilmesi üzerine davacı yanın “...” esas unsurlu önceki tarihli bir kısım markalarına dayalı olarak itirazda bulunduğu, davalı başvuru sahibinin bu itiraza dayanak markaların tamamı yönünden kullanmama def'i ileri sürdüğü, davacı yanın ...evrak kayıt numaralı belge ile markalarının kullanımına yönelik delilleri işlem dosyasına sunduğu, 376 sayfa halinde sunulan deliller incelendiğinde;
Dava dışı 3. firmalar tarafından kesildiği görülen ve “...” markalarını taşıyan bisküvi, çikolata, kraker, kek, gofret, margarin, süt gibi ürünlerin satışına ilişkin 2016 ile 2020 yılı aralığına ilişkin faturalar (faturaların tamamında “...” grubunun ürünlerinin satışının yapıldığı görülmekte olup faturalarda bahsi geçen firmaların davacı firma ile bağlantılı firmalar/bayileri olabileceği ve SMK m.9/3 düzenlemesi kapsamında mezkur kullanımların dikkate alınması gerektiği değerlendirilmiştir), hiçbir tarih bilgisi ihtiva etmeyen “...” marka ürün katalog görseli, delillerinin sunulduğu görülmüştür.
Sunulan faturaların tarih aralığının, dava konusu marka başvurusunun, başvuru tarihi olan 29.03.2022 tarihinden geriye dönük son beş yılı (29.03.2022 – 23.03.2017) da kapsayacak şekilde olduğu, bu bağlamda 2016 tarihli faturalar dikkate alınmasa dahi, davacı markalarının yukarıda listelenen emtialarda ciddi markasal kullanıma konu edildiği yorumunun yapılabileceği kanaatine varılmıştır.
Davacı yanın marka işlem dosyasına dayanak tuttuğu markalarının bir kısmının tescili kapsamında uyuşmazlık konusu “...” malları yer almakla birlikte bu ürün grubunda davacı yanın markalarını ciddi markasal kullanıma konu ettiğini ispatlayamadığı, davacı yanın markalarının kullanımlarını tescil kapsamlarında yer alan “Şekerlemeler, çikolatalar, bisküviler, krakerler, hazır kekler, margarin” malları yönünde ispatlayabildiği, kullanımı ispatlanan malların tamamının, dava konusu olan “...” emtiasından; üretim, satış, sunum, pazarlama, karşıladıkları ihtiyaç, birbirleri yerine tercih edilebilirlik, birbirleri ile rekabet ilişkisi içerisinde olma kriterleri açısından farklı olduğu, salt gıda sektörüne yönelik ürünler olmalarından ötürü aralarındaki organik benzerliğin, işaretler arasındaki tamamlayıcılık ilişkisinin düzeyi de gözetildiğinde, tüketiciler tarafından emtiaların doğrudan benzer olarak görülmesine yol açmayacağı, “...” emtiasının birçok fırıncılık/pastacılık mamulünün ham maddesi olmasının tek başına bu emtialar arasında bir ilişki kurulmasına yol açmadığı, bu emtiaların özellikle aynı satış noktalarında dahi farklı reyon/raf ve sunum biçimlerinde satılan, farklı formlara haiz (toz-katı) bu ürünlerin doğalarının da birbirinden farklı olduğu, bu ürünler arasındaki ilişkinin yoğurt–süt, peynir–tereyağı gibi doğrudan aynı doğaya sahip olmalarından, üretim yöntem ve teknikleri benzer ürünler olmalarından kaynaklı olmadığı kanaatine varılmıştır. Bu tür salt gıda ürünü olmalarından kaynaklı olarak emtialar arasında bir benzerlik kurulması; ancak ve ancak kurumsal kimlikleri itibariyle de benzeşen işaretler yönünden mümkün olabilecektir. Bu halde işlem dosyası bakımından, davacı yanca kullanımı ispatlanan emtialar itibariyle, taraf markalarının kapsamlarının birbirinden farklılaştıkları, salt gıda ürünü olmalarının ötesinde aralarında bir mal ve/veya hizmet ilişkisinin bulunmadığı, gıda ürünlerinin tamamının birbiri ile benzer olarak görülemeyecekleri, her iki tarafın da spesifik ürün gruplarında tescilli olduğu/kullanıldığı gözetildiğinde, birbirinden bağımsız bu ürünler arasında bir benzerlik kurulması da mümkün olmadığından SMK m.6/1 hükmünün iki temel şartından birinin somut olayda meydana gelmediği, başvuru markasının bir bütün olarak "... ... ..." ibaresinden oluştuğu, davacı markalarının kullanımı ispatlanan markalarının esas unsurunun "..." ibareli oldukları, her ne kadar markalar arasında "..." ibaresi müşterek olarak bulunsa da, başvuru markasında, markanın genel görünümüne somut ayırt edici etki katan "..." ibaresinin davacı markalarında bulunmadığı, yukarıda izah edildiği üzere; dava konusu marka başvurusu kapsamında yer alan emtialar ile davacı markalarının kullanımı ispatlanan emtiaları arasındaki salt gıda ürünü olmalarından kaynaklı son derece düşük benzerliğin bertaraf edilmesi için markaları oluşturan işaretler arasındaki benzerlik düzeyinin oldukça yüksek olması gerektiği, ancak somut olayda bu şartın sağlanmadığı, başvuru markasında yer alan "..." sözcüğünden kaynaklı olarak markalar arasındaki işaret benzerliğinin yüksek olduğunun söylenemeyeceği, "..." sözcüğünün, başvuru markası ile itiraza mesnet markalar arasındaki benzerlik düzeyini görsel, işitsel ve kavramsal olarak düşürdüğü, buna göre; daha önce davacıya ait kullanımı ispatlanan emtialar üzerinde davacı markalarını gören, işiten, bu markalı emtialardan yararlanan makul derecede bilgili, dikkatli ve ihtiyatlı ortalama tüketici kesiminin, daha sonra davaya konu marka başvurusu kapsamında yer alan emtialar üzerinde başvuru markası ile karşılaştığında, bu emtialardan faydalanmak için ayıracağı sınırlı süre içerisinde, bu markayı davacıya ait markalardan farklı bir marka olarak algılayacağı gibi marka sahipleri arasında idari ya da ekonomik bir bağlantı da kurmayacağı, dolayısıyla karşılaştırılan markalar arasında SMK m.19/2 ve m.6/1 hükümleri uyarınca ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
SMK m.6/5 hükmüne göre; Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.
SMK m.6/5 hükmü uyarınca; önceki tarihli tescil edilmiş veya tescil başvurusu yapılmış olan bir marka, Türkiye'de ulaştığı tanınmışlık düzeyi sebebiyle, aynı veya benzeri sonraki tarihli marka başvurusunun, aynı veya farklı nitelikteki mal ya da hizmetlere ilişkin tescil talebinin reddini talep edebilir. Bir markanın sadece tanınmış marka niteliğini haiz olması, otomatik olarak o markanın farklı türdeki mal veya hizmetlere ilişkin olarak sonraki tarihli marka başvurusunu engelleme hakkı bahşetmez. Tanınmış marka hakkı sahibinin genişletilmiş korumadan yararlanabilmesi için;
A) Tanınmış markanın itibarından haksız yarar elde edilmesi,
B) Tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi,
C) Tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi, olasılıklarından en az birinin gerçekleşmesi veya gerçekleşme ihtimalinin bulunması gereklidir. Ayrıca, sonraki tarihli marka başvuru sahibinin, marka başvurusunda haklı bir nedeninin de bulunmaması gerekir.
Tanınmışlık, statik ve dogmatik bir durum değildir. Aksine; sürekli güncellenen, dalgalanabilen, bir çok değişkene bağlı dinamik bir süreci içinde barındırır. Bir markanın tanınmış marka niteliğinde olup olmadığı; a)Toplumun ilgili kesimince markanın tanınma düzeyi, b) Markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu, c)Marka promosyonlarının ve reklamlarının süresi, yoğunluğu, hedef aldığı alan, d)Markanın tesciller veya tescil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü, e) Markanın resmi mercilerce tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları, f) Markanın ekonomik değeri, g) Markanın hitap ettiği mal veya hizmetlerin pazar payı, gibi tahdidi olmayan kriterler dikkate alınmak suretiyle, yapılacak global bir değerlendirme neticesinde her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Hemen belirtilmelidir ki; bir markanın tanınmış marka niteliğini haiz olmasının; yukarıda yer verilen tüm kıstasların sağlanması gerektiğini şart koşmadığı gibi, yukarıda yer verilen kıstaslardan yalnızca birinin gerçekleşmesinin mutlak anlamda ilgili markayı tanınmışlık seviyesine çıkaracağını da göstermez. Burada önemli olan husus; her somut olayda, yukarıda yer verilen kıstaslardan da yararlanarak, global bir değerlendirme yapılması, bunun sonucunda tanınmışlık vasfı ve varsa bu tanınmışlığın etki alanının belirlenmesidir.
Tanınmış markanın itibarından haksız yararlanılmasından söz edilebilmesi için; tanınmış markanın iyi şöhret ve itibar sahibi olması, ilgili tüketici kesimi nezdinde markanın olumlu bir imajının olması gerekir. Bu nedenle imaj transferine konu olabilecek sonraki tarihli marka başvurusunun, tanınmış markanın itibarından haksız yararlanma tehlikesi doğurabileceği söylenebilir. Burada önemli olan, sonraki tarihli markayı gören tüketicinin, önceki tarihli tanınmış markanın kendi zihninde oluşturduğu olumlu imaj ile sonraki tarihli marka arasında bir bağlantı (link) kurması, imaj transferi ihtimalinin bulunması, böylece tanınmış markanın olumlu imajının sağladığı kolaylıktan yararlanarak sonraki tarihli marka başvuru sahibinin ticari avantaj sağlama ihtimalinin bulunmasıdır. Böylece, sonraki tarihli marka başvuru sahibi, tanınmış marka sahibinin uzun uğraşlar sonucu oluşturduğu kalite ve güven birikiminden parazitvari yararlanarak, kendi lehine haksız bir avantaj sağlayacaktır.
Tanınmış markanın itibarına zarar verilebilmesi için; Tanınmış markanın, arzu edilmeyen olumsuz imaj tehlikesine maruz kalacağı bir hal olasılığı içerisinde bulunması gerekmektedir. Tanınmış markanın itibarının zarar görme tehlikesi altında bulunup bulunmadığı incelenirken, tescile konu mal ve hizmetlerin kapsamı dikkate alınmalıdır. Örneğin; tanınmış bir içecek markasının, aynı veya benzerinin tuvalet temizliği emtialarında marka olarak kullanılması halinde, böyle bir olumsuz imaj tehlikesi söz konusu olabilir.
Tanınmış markanın ayırt etme gücünün zedelenmesi için; Sonraki tarihli marka başvurusu nedeniyle, tanınmış markanın ayırt etme gücünün zayıflaması ve bu suretle markanın reklam değerinin düşme ihtimali bulunmalıdır. Tanınmışlık derecesi ve karşılaştırılan markaların hitap ettiği mal veya hizmetlerin birbirleri ile yakınlığı arttıkça, markanın ayırt ediciliğinin zedelenmesi ihtimali de artmaktadır. Bu durumda, markanın muhatap çevresi, sonraki tarihli marka nedeniyle, önceki markanın artık sadece tanınmış marka sahibine ve onun ürünlerine ait olmadığı kanısına varmaktadır.
Somut olayda yapılan değerlendirmede; davacı yanca işlem dosyasına sunulan delillerin, davacı yana ait “...” markalarının, bir kısım emtialar üzerinde markasal kullanımlarını göstermeye elverişli deliller oldukları, ancak anılan delillerin özellikle gıda sektöründe faaliyet gösteren herhangi bir işletmenin herhangi bir markasının kullanımına dair olağan deliler olarak görülebilecek, başka bir ifadeyle markasal kullanımın kendisini ortaya koyabilecek, ancak SMK m.6/5 anlamındaki tanınmışlık adına yeterli görülmesi mümkün olmayan deliller olduğu, bu halde davacı markalarının tanınırlığı hususunda bir kanaate varılamadığından başvuru kapsamındaki emtia yönünden davacı yanın SMK m.6/5 korumasından yararlanamayacağı kanaatine varılmıştır.
SMK m.6/9 hükmüne göre; Kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.
Kötü niyetli marka başvurusu; Kişiyi, hukuk düzeninin tescil ile elde edilecek hakları kullanması amacı taşımaksızın, hukuka ve ahlaka aykırı olarak, bu hakların hukuk düzenince tasvip edilemeyecek şekilde başka amaçlarla kullanılması olarak tanımlanabilir. Hangi hallerde kötü niyetli olarak marka başvurusunda bulunulmuş sayılacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamakla birlikte, genel olarak markayı kullanmaktan ziyade şantaj veya başkasından haksız para elde etmek veya başkalarının ticaretine engel olmak gibi amaçlarla yapılan marka başvuruları kötü niyetle yapılmış başvuru olarak kabul edilmektedir. Kanunun ayrıca müeyyideye bağladığı hususlar tek başına kötü niyet emaresi olarak kabul edilmez. Zira Kanun tarafından zaten müeyyidesi gösterilmiş marka başvuruları için ayrıca kötü niyeti de sebep göstermek doğru görülmemektedir. (....)
Somut olayda; davalı şahsın engelleme, spekülasyon, şantaj, tuzak, yedekleme vb gibi ticari dürüstlük kuralları ile bağdaşmayan bir amaçla ve kötü niyetle hareket ettiğini gösterir somut olgu ileri sürülmediğinden kötü niyet iddiasına dayalı istemler yerinde bulunmamıştır.
Yukarıda izah edilen gerekçelerle; ... kararının iptali isteminin reddine karar verilmiştir.
Aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM:
1-... kararının iptali isteminin REDDİNE,
2-Dava konusu marka başvurusu tescil edilmediğinden hükümsüzlük istemi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60 TL maktu karar ve ilam harcından peşin alınan 269,85 TL'nin düşümü ile alınması gereken 157,75 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
4-Davalı ... kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar verildiği tarihte yürürlükte bulunan AAÜT m.3 hükmü gereği hesaplanan 25.500,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ...'e verilmesine,
5-Davacı tarafından yapılan 269,85 TL peşin harç, 269,85 TL başvurma harcı, 99,20 TL vekalet harcı, 7.000,00 TL bilirkişi ücreti, 705,00 TL posta-tebligat masrafı olmak üzere toplam 8.343,90 TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
6-HMK m.333 hükmü gereği karar kesinleştiğinde artan avansın yatıran tarafa re'sen iadesine,
Dair, Davacı vekilinin ve Davalı Kurum vekilinin yüzüne karşı, davalı ...'nun yokluğunda, HMK m.341 ve m.345 hükümleri gereği kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde .... Bölge Adliye Mahkemesi ilgili hukuk dairesi nezdinde İSTİNAF yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.10/05/2024
Katip ...
E imzalıdır
Hakim ...
E imzalıdır