T.C. ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
T.C.
ANKARA
5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2023/254 Esas
KARAR NO : 2024/186
HAKİM : ... ...
KATİP : ... ...
DAVACI : ... - ...
VEKİLİ : Av. ... - ...
DAVALI : 1- ... ...
VEKİLİ : Av. ... - ... ....
DAVALI : 2- ... -... ...
VEKİLİ : Av. ...
....
DAVA : Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü)
DAVA TARİHİ : 26/05/2023
KARAR TARİHİ : 26/04/2024
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 03/05/2024
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:
Davacı vekili 26/05/2023 tarihli dava dilekçesinde özetle; Davalı yanın ... sayısı ile gerçekleştirdiği başvuruya yönelik itirazlarının Kurum tarafından reddedildiğini, verilen kararın hatalı olduğunu, müvekkilinin “...” markası ile 40 yılı aşkın süredir faaliyet gösterdiğini, bu marka ile ... deniz çamı özü üretimi yaptığını, müvekkili markalarının birçok ülkede tescil ile korunduğunu, yine müvekkilinin ülkemizde de birçok tescili olduğunu, davalı yana ait “...” markası ile müvekkili markalarının benzer olduğunu, aralarında işitsel ve görsel açıdan ayniyet düzeyli benzerlik olduğunu, dava konusu markanın 10.sınıf mallarda tescil edilmek istenildiğini, müvekkili markaları kapsamında 01, 03, 05, 29, 30, 32 ve 34.sınıf malların yer aldığını, özellikle 05 ve 10. sınıf arasında bağlantı olduğunu, bu malların tıbbi cihaz ve ürünlere yönelik olduklarını, davalı başvurusunun kötü niyetle yapıldığını, davalının ... isimli şirketi üzerine kayıtlı .... web sitesi üzerinden “...” markası ile satış yapması üzerine kendisine ihtar gönderdiklerini, davalının ihtar sonrasında kendileri ile iletişim kurduğunu, davalının müvekkili markalarından haberdar olduğunu, müvekkilinin dava konusu marka üzerinde gerçek hak sahibi olduğunu, 1960'lı yıllardan beri bu markayı diyet takviyesi, multivitamin, kozmetik ve sağlık sektöründe kullandığını, müvekkili markalarının aynı zamanda tanınmış olduğunu, iddia ederek ... sayılı ... kararının iptalini ve dava konusu markanın tescili halinde hükümsüzlüğünü talep ettiği görülmüştür.
CEVAP:
Davalı ... vekili 13/06/2023 tarihli cevap dilekçesinde özetle; İtiraza mesnet .... sayılı ve "...." ibareli markalar hem kapsamlarında yer alan mallar yönünden hem işaretler yönünden benzer olmadığını, markalar arasında SMK 6/1 anlamında karıştırılma ve iltibas ihtimaline sebebiyet verecek düzeyde benzerlik bulunmadığını, Kurul kararının bu yönüyle hukuka uygun olduğunu, 6769 sayılı SMK’nın m.6/3 hükmü kapsamındaki itirazın yayıma itiraz aşamasında ileri sürülmemiş olduğunu, tanınmış markaya dayalı ret koşullarının oluşmamış olduğunu, davacı tarafça yayıma itiraz aşamasında SMK m.6/5 hükmüne dayalı itiraz edilmediğinden sonraki aşamalarda iş bu iddianın ileri sürmesinin mümkün olmadığını, kötü niyete dayalı iddiaların ispatlanamamış olduğunu beyanla; davanın reddini talep etmiştir.
Davalı ... vekili 16/06/2023 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Taraf markalarının benzer olmadığını, müvekkili markası kapsamında 10. sınıftaki malların yer aldığını, davacının bu sınıfta bir tescili bulunmadığını, davacı yanın gerçek hak sahipliği iddialarının yerinde olmadığını, davacının tanınmışlık iddiasını da ispatlayamadığını, müvekkili başvurusunun kötü niyetle yapılmış bir başvuru olmadığını, davacının dava dilekçesinde iddia etmiş olduğu yazışmaların, müvekkilin marka tescil başvurusundan sonraki bir tarihi işaret etmekte olduğunu, bu nedenle müvekkilinin marka tescil başvurusunda kötü niyetli olduğunun kabulünün mümkün olmadığını, davacı iddiasına göre; bu yazışmaların "takviye edici gıdalar" etken maddelerine ilişkin olup dava konusu, tescil başvurusunda bulunulan ürün/marka sınıfından tamamen alakasız başkaca bir sınıfa ilişkin olduğunu, savunarak davanın reddini talep ettiği görülmüştür.
UYUŞMAZLIK:
Dava, 5000 sayılı .... Vekilliği ile Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun m.15/C hükmüne göre açılan ... Kararının İptali ve 6769 sayılı SMK m.25 hükmüne göre açılan Markanın Hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; Davalı kurumun tesis ettiği ... sayılı ... kararının hukuka uygun olup olmadığı, davalı şahsa ait ... sayılı "..." ibareli marka başvurusu ile davacıya ait itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunup bulunmadığı, davacının gerçek hak sahipliğinin bulunup bulunmadığı, davacı markalarının tanınmış olup olmadığı, davalı şahsın kötü niyetli olup olmadığı, tescili halinde dava konusu markanın hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği hususlarına ilişkin olduğu tespit edilmiştir.
Davanın açılmasını müteakip tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, hak düşürücü süre bakımından eksiklik bulunmadığı tespit edilmiş, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmuş, özel ve teknik hususlara ilişkin olarak bilirkişi raporu aldırılmış, 06/08/2015 tarih 29437 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik'in 201/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraflara tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
İşlem dosyasının tetkikinde; Davalı şahsın "..." ibareli, 10.sınıfta yer alan emtiaların tescili amacıyla 10.12.2021 tarihinde gerçekleştirdiği ... sayılı marka başvurusunun yapılan ilk incelemeler sonrasında 12.01.2022 tarih ve 388 sayılı Bülten’de ilan edildiği, söz konusu ilana karşı davacı yanın 10.03.2022 tarihinde .... sayılı markalarını mesnet göstererek 6769 sayılı SMK’nın m.6/1, 6/4 ve 6/9 hükümleri kapsamında itirazda bulunduğu, yapılan ilk incelemeler sonrasında ...’nca itirazın reddine karar verildiği, bu karara karşı davacı şirket tarafından 09.12.2022 tarihinde yeniden itirazda bulunulduğu, yeniden yapılan itirazı değerlendiren ... 'nun ... sayılı ... kararı ile itirazın reddine karar verdiği, bu kararın davacı ... vekiline 30.03.2023 tarihinde tebliğ edildiği, iki aylık hak düşürücü süre içinde eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır. Dava konusu marka başvurusu 15.12.2023 tarihinde tescil edilmiştir.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 6.maddesinin 1.fıkrasına göre; Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.
Karıştırma ihtimali, ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurmasıdır. Bu durum, bir mal veya hizmetin alıcısının bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını ya da hizmetini alma ihtimali biçiminde tanımlanmaktadır. Karıştırılma ihtimali, iltibas kavramından daha geniş bir kavram olup, doğrudan ve dolaylı karıştırılma ihtimali olarak ikiye ayrılır. Bu ayrıma göre eğer mal veya hizmetin aynı işletmeden ileri geldiği yönünde bir algılama ortaya çıkıyor, yani bir işletmeye ait mal veya hizmet, başka bir işletmeye ait mal veya hizmet ile karıştırılıyor ve bu nedenle satın alınıyorsa doğrudan karıştırılma ihtimali söz konusudur. Buna karşın, eğer mal veya hizmetin markası birbirinden ayırt ediliyor ancak bunların aynı işletmenin markaları olduğu ya da bu mal veya hizmetin aralarında ekonomik veya idari bağlantı bulunan işletmelerden geldiği biçiminde bir algılama oluşuyor ise bu halde de dolaylı karıştırılma ihtimalinden söz edilir.
Karıştırılma ihtimalinden bahsedilebilmesi için öncelikle önceki ve sonraki markalar arasındaki mal veya hizmet sınıflarının aynı ya da benzer olması gerekir. Mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının belirlenmesinde, karşılaştırılacak mal veya hizmetlerin benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları karşılayıp karşılamadığı, aralarında hammadde-yarı mamül-mamül ürün ilişkisi bulunup bulunmadığı, birbirleri yerine ikame ya da tamamlayıcı ürün ya da hizmet olup olmadıkları, dağıtım kanallarının ortak olup olmadığı, marketlerde aynı reyon ya da raflarda satılıp satılmadıkları, aynı toptancılarda satılıp satılmadıkları gibi kriterler göz önünde tutulmalıdır. Sınıfsal benzerlik karşılaştırmasında gerek Nice sınıflandırması gerekse de ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğleri mahkemeler bakımından bağlayıcı değildir. Somut olayın özelliklerine göre ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğinde farklı sınıflarda yer almalarına rağmen ilgili alıcısı nezdinde karıştırmaya yol açacak nitelikteki ürün ve hizmet markalarının kapsadıkları mal ve hizmet sınıflarının benzer olarak değerlendirilmesi de mümkündür.
Karıştırılma ihtimali bakımından sınıfsal benzerliğin söz konusu olması halinde önceki ve sonraki markanın aynı ya da benzer olup olmadıklarının incelenmesi gerekir. Markaların aynı ya da benzer olup olmadıkları incelenirken markayı oluşturan her bir unsura göre değil, bir bütün olarak karşılaştırılan markaların bıraktığı genel, global izlenim, markaların bütünü ile bıraktığı etki dikkate alınacaktır. Markalarda eğer tanımlayıcı unsurlar var ise bu unsurlar değerlendirme dışı bırakılacaktır. Global değerlendirmeye göre, karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin mevcut olup olmadığı incelenirken, ilgili alıcısı nezdinde bıraktıkları genel intibaya göre markaların benzer olup olmadığı, markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunup bulunmadığı, ortalama alıcısının algısının ve satın alma kararı verirken göstereceği özen ve dikkat derecesinin ne olduğu, markalar veya işletmeler arasında bağlantı ihtimalinin söz konusu olup olmadığı gibi hususlar incelenerek değerlendirme yapılmalıdır. Bu şekilde inceleme yapılırken, markanın toplumda ne kadar tanındığı, markaların ayırt edici unsurlarının neler olduğu, markanın hitap ettiği ürün ya da hizmetin tüketici kitlesinin kimler olduğu, bu kitlenin satın alma sürecinde göstermeleri beklenen dikkat ve algılama düzeyinin ne olduğu, mal veya hizmetin niteliğinin ve fiyatının ne olduğu, markanın ne kadar özgün, ayırt edici ya da tanımlayıcı olduğu, seri marka algılamasına yol açıp açmadığı gibi hususlar dikkate alınmalıdır.
Belirtilen açıklamalar ışığında, tarafların iddia ve savunmaları, marka işlem dosyası, itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markalar, hukuki nitelendirme hali hariç olmak üzere maddi vakıalara ilişkin tespitler barındıran bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
Dava konusu başvuruda yer alan 10. Sınıf mallar genel olarak medikal ve veterinerlik sektörüne yönelik mobilya ve ekipmanlar, aletler, yapay uzuvlar, ortopedik ürünler ve cinsel amaçlı malzemeler, bebeklere yönelik gereçler gibi emtialardır.
Davacı yanın önceki tarihli markaları kapsamında özellikle 05. Sınıfta yer alan ürünler ise genel olarak tıbbi müstahzarlar ve takviye edici gıda ürünleri olarak tanımlanabilecek mallardır.
Davacı markalarından “...” esas unsuruna haiz .... sayılı, 05. Sınıfta yer alan ve genel itibarla “tıbbi müstahzarlar” olarak tanımlanabilecek malları içerir markalar kapsamındaki bu mallar ile dava konusu marka kapsamında 10. Sınıfta yer alan “Cerrahi, tıbbi, diş hekimliği ve veterinerlik için alet, cihaz ve mobilyalar” alt sınıfındaki mallar arasında tıbbi müstahzarların bir kısmı yönünden, özellikle tıbbi alet ve cihazlar itibariyle bir benzerlik kurulabilir. Söz gelimi bu sınıfta kategorilendirilmiş alet ve gereçler, bir takım ilaçların hasta tarafından kullanılabilmesi için ihtiyaç duyulan araçlardır. Örneğin astım hastalarının tedavisinde kullanılan ilaçların kullanımı suni solunumu sağlayan cihazlar ile birlikte mümkün olduğu gibi birtakım sıvı ilaçların insan vücuduna enjektesi de şırıngalar aracılığıyla mümkün olduğundan bu noktada mallar arasında uygulama tamamlayıcılığı bulunmaktadır. Yine aynı şekilde “Yapay organlar ve protezler” de esasen doku nakli dahil olmak üzere doğrudan tıp alanında faaliyet gösteren firmaların özellikle gelişen teknoloji ile büyük yatırımlar yaptığı, biyoteknoloji laboratuarları aracılığıyla bilimsel çalışmalarda bulunduğu ve sürekli gelişen bir alanın konusu ürünlerdir. Oldukça spesifik ve esasen doğrudan bir pazar satış yöntemi/pazarlama yaygınlığı bulunmayan bir ürün grubu olan bu emtiaların, alelade medikal ürünler gibi değerlendirilmesi isabetli olmayacaktır. Bu bağlamda karşılaştırılan işaretler arasında yüksek düzeyli bir bağlantının var olduğunun kabulü durumunda başvuruda yer alan “Cerrahi, tıbbi, diş hekimliği ve veterinerlik için alet, cihaz ve mobilyalar. Yapay organlar ve protezler.” emtiaları bakımından taraf markaları arasında iltibas riskinin ortaya çıkabileceği düşünülmektedir. Bununla birlikte dava konusu başvuruda yer alan “Tıbbi ortopedik malzemeler: tıbbi korseler, ortopedik ayakkabılar, elastiki ve destekleyici bandajlar. Ameliyathane giysileri ve steril örtüler. Cinsel amaçlı aletler ve malzemeler. Prezervatifler (kondom/kaput). Biberonlar, biberon emzikleri, emzikler, bebekler için diş kaşıyıcılar. Tıbbi amaçlı bilezikler ve yüzükler, romatizma önleyici bileklikler ve yüzükler.” malları yönünden ise davacı markaları kapsamında yer alan emtialar arasında benzerlik bulunmamaktadır. Zira bu malların medikal sektörüne yönelik oluşları, başka bir ifadeyle sağlık sektörüne yönelik bir üst başlık altında kategorilendirilebilirliği tek başına emtialar arasında benzerlik kurulmasının mümkün kılmayacaktır.
Davacı yanın markalarında 01, 03, 29, 30, 32 ve 34. Sınıf mallar yönünden ise taraf markalarının zaten tamamen farklı nitelikte emtiaları ihtiva ettiği şüphesizdir.
Davacı yan, dilekçelerinde dava konusu ibareyi “... ... deniz çamı kabuğu özü, çeşitli ... ve uluslararası patentlerle korunan, bilimsel kanıtlara dayalı ve tescilli bir özüttür. Müvekkil şirket ... marka ... deniz çamı kabuğunun dünya çapındaki özel sağlayıcısıdır. Horphag Research, yüksek kaliteli ... deniz çamı kabuğu markası olan ... markası ile dünya çapında bir üne sahiptir.” şeklinde tanımlamaktadır.
Mahkememizce oluşturulan bilirkişi heyeti vasıtasıyla yapılan araştırmada; tespit edilebilen kaynaklardan da görülebileceği üzere “...” ibaresi ...’da bir bölgede yetişmekte olan çam ağaçlarından elde edilen özüt için yaratılmış ve tescilli bir şekilde birçok ülkede korunmakta olan bir markadır. “...” markalı ürünlerde de bulunan bulunan prosiyanidinler veya çam kabuğu özü gibi daha geniş bileşik kategorisine atıfta bulunulabilecek şekilde kullanımı mümkün ise de "..." ün kendisinin takviye gıda ürünleri için tescilli bir marka olduğu tespit edilmiştir. Dolayısıyla bu ibarenin genel bir ürün adı olduğu yönünde doğrudan bir izlenim elde edilememiştir. Bu görüşün aksi yönündeki bilgi ya da belgeler de dava dosyasında bulunmamaktadır.
Bu tespitler ışığında; dava konusu "..." şeklindeki başvuru ile davacı yana ait özellikle "..." esas unsurlu markaların neredeyse ayırt edilemeyecek düzeyde harf dizilimsel, görsel ve işitsel benzerlik taşımakta oldukları, bu kapsamda ayrıntılı bir karşılaştırmaya konu edilmesine gerek dahi olmadığı, bu ibarenin ayırt edici nitelikte bir marka olduğu, bu durumun dikkat, bilgi ve bilinç düzeyi yüksek, profesyonel sağlık çalışanları, medikal sektör uzmanları, sağlık firmaları vb. gibi belli bir eğitim almış dikkat düzeyleri oldukça yüksek tüketiciler nezdinde dahi işaretlerin birbiri ile karıştırılmaları sonucunu doğurabileceği, 05. ve 10. Sınıf bir kısım mallar arasında kurulabilecek bir bağlantının ancak ve ancak işaretler arasında yüksek düzeyli bir benzerliğin varlığında kabul edilebileceği, bu kriterin somut olayda meydana geldiği, dolayısıyla dava konusu marka başvurusunda yer alan “Cerrahi, tıbbi, diş hekimliği ve veterinerlik için alet, cihaz ve mobilyalar. Yapay organlar ve protezler” emtiaları açısından taraf markalarının iktisadi veya idari anlamda aynı kaynağa ait olduklarının düşünülebileceği, bu durumun söz konusu emtialar bakımından ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesine sebep olacağı, davaya konu sair emtialar yönünden bu yönde bir tehlikenin bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
SMK m.6/3 hükmüne göre; Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.
Marka başvurusunun bu sebeple reddi için marka başvurusundan önce ve markaya konu işaretin aynısı veya benzerinin yoğun ve sıkı kullanımı sonucu işarete belirli bir düzeyde ayırt edicilik kazandırılması gerekir. (....)
Somut olayda yapılan değerlendirmede; davacı yanın tescilli markaları haricinde, dava konusu marka kapsamında yer alan emtialarla aynı veya benzer emtialar üzerinde, dava konusu marka ile aynı ya da benzer bir işareti, dava konusu marka tescil başvuru tarihinden önce yoğun ve sıkı bir şekilde kullandığını ispatlayacak yeterli nitelik ve nicelikte delil ibrazında bulunamadığından gerçek hak sahipliği iddiası yerinde görülmemiştir.
SMK m.6/4 hükmüne göre; ... Sözleşmesinin 1 inci mükerrer 6 ncı maddesi bağlamındaki tanınmış markalar ile aynı veya benzer nitelikteki marka başvuruları, aynı veya benzer mal veya hizmetler bakımından itiraz üzerine reddedilir.
SMK m.6/4 hükmü bağlamında tanınmış marka koruması için; toplumun her kesimince bilinme gerekli olmayıp, toplumun ilgili kesimindeki bilinilirlik düzeyi dikkate alınacaktır. Toplumun ilgili kesimi; markanın tanındığı iddia edilen ve kaynak ülkede markanın tescilli olduğu ve kullanıldığı sektörü ifade eder. (....) Bir markanın ... Sözleşmesi anlamında tanınmış marka olarak kabul edilebilmesi için, bu markanın Türkiye'de tanınmış olmasının ya da kullanılmasının gerekip gerekmediği hususu bakımından; ..'nin 13.02.2019 tarih .... sayılı kararında belirtildiği üzere, Türkiye’de tescilli olmayan markalara tanınmış marka koruması sağlanabilmesi için, söz konusu markanın, itiraza konu marka başvuru tarihinden önce Türkiye’de ilgili sektörde tanınmış marka olduğunun dosyaya sunulan objektif delillerle ispat edilmesi gerekir. (....)
SMK m.6/5 hükmüne göre; Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.
SMK m.6/5 hükmü uyarınca; önceki tarihli tescil edilmiş veya tescil başvurusu yapılmış olan bir marka, Türkiye'de ulaştığı tanınmışlık düzeyi sebebiyle, aynı veya benzeri sonraki tarihli marka başvurusunun, aynı veya farklı nitelikteki mal ya da hizmetlere ilişkin tescil talebinin reddini talep edebilir. Bir markanın sadece tanınmış marka niteliğini haiz olması, otomatik olarak o markanın farklı türdeki mal veya hizmetlere ilişkin olarak sonraki tarihli marka başvurusunu engelleme hakkı bahşetmez. Tanınmış marka hakkı sahibinin genişletilmiş korumadan yararlanabilmesi için;
A) Tanınmış markanın itibarından haksız yarar elde edilmesi,
B) Tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi,
C) Tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi, olasılıklarından en az birinin gerçekleşmesi veya gerçekleşme ihtimalinin bulunması gereklidir. Ayrıca, sonraki tarihli marka başvuru sahibinin, marka başvurusunda haklı bir nedeninin de bulunmaması gerekir.
Tanınmışlık, statik ve dogmatik bir durum değildir. Aksine; sürekli güncellenen, dalgalanabilen, bir çok değişkene bağlı dinamik bir süreci içinde barındırır. Bir markanın tanınmış marka niteliğinde olup olmadığı; a)Toplumun ilgili kesimince markanın tanınma düzeyi, b) Markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu, c)Marka promosyonlarının ve reklamlarının süresi, yoğunluğu, hedef aldığı alan, d)Markanın tesciller veya tescil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü, e) Markanın resmi mercilerce tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları, f) Markanın ekonomik değeri, g) Markanın hitap ettiği mal veya hizmetlerin pazar payı, gibi tahdidi olmayan kriterler dikkate alınmak suretiyle, yapılacak global bir değerlendirme neticesinde her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Hemen belirtilmelidir ki; bir markanın tanınmış marka niteliğini haiz olmasının; yukarıda yer verilen tüm kıstasların sağlanması gerektiğini şart koşmadığı gibi, yukarıda yer verilen kıstaslardan yalnızca birinin gerçekleşmesinin mutlak anlamda ilgili markayı tanınmışlık seviyesine çıkaracağını da göstermez. Burada önemli olan husus; her somut olayda, yukarıda yer verilen kıstaslardan da yararlanarak, global bir değerlendirme yapılması, bunun sonucunda tanınmışlık vasfı ve varsa bu tanınmışlığın etki alanının belirlenmesidir.
Tanınmış markanın itibarından haksız yararlanılmasından söz edilebilmesi için; tanınmış markanın iyi şöhret ve itibar sahibi olması, ilgili tüketici kesimi nezdinde markanın olumlu bir imajının olması gerekir. Bu nedenle imaj transferine konu olabilecek sonraki tarihli marka başvurusunun, tanınmış markanın itibarından haksız yararlanma tehlikesi doğurabileceği söylenebilir. Burada önemli olan, sonraki tarihli markayı gören tüketicinin, önceki tarihli tanınmış markanın kendi zihninde oluşturduğu olumlu imaj ile sonraki tarihli marka arasında bir bağlantı (link) kurması, imaj transferi ihtimalinin bulunması, böylece tanınmış markanın olumlu imajının sağladığı kolaylıktan yararlanarak sonraki tarihli marka başvuru sahibinin ticari avantaj sağlama ihtimalinin bulunmasıdır. Böylece, sonraki tarihli marka başvuru sahibi, tanınmış marka sahibinin uzun uğraşlar sonucu oluşturduğu kalite ve güven birikiminden parazitvari yararlanarak, kendi lehine haksız bir avantaj sağlayacaktır.
Tanınmış markanın itibarına zarar verilebilmesi için; Tanınmış markanın, arzu edilmeyen olumsuz imaj tehlikesine maruz kalacağı bir hal olasılığı içerisinde bulunması gerekmektedir. Tanınmış markanın itibarının zarar görme tehlikesi altında bulunup bulunmadığı incelenirken, tescile konu mal ve hizmetlerin kapsamı dikkate alınmalıdır. Örneğin; tanınmış bir içecek markasının, aynı veya benzerinin tuvalet temizliği emtialarında marka olarak kullanılması halinde, böyle bir olumsuz imaj tehlikesi söz konusu olabilir.
Tanınmış markanın ayırt etme gücünün zedelenmesi için; Sonraki tarihli marka başvurusu nedeniyle, tanınmış markanın ayırt etme gücünün zayıflaması ve bu suretle markanın reklam değerinin düşme ihtimali bulunmalıdır. Tanınmışlık derecesi ve karşılaştırılan markaların hitap ettiği mal veya hizmetlerin birbirleri ile yakınlığı arttıkça, markanın ayırt ediciliğinin zedelenmesi ihtimali de artmaktadır. Bu durumda, markanın muhatap çevresi, sonraki tarihli marka nedeniyle, önceki markanın artık sadece tanınmış marka sahibine ve onun ürünlerine ait olmadığı kanısına varmaktadır.
Somut olayda yapılan değerlendirmede; davacı yanın işlem dosyasına tanınmışlık iddialarını somutlaştırır deliller ibraz etmediği, işlem dosyasında dava konusu markanın başvuru tarihinden sonraki tarihli Bakanlık yazışmalarına yer verilmiş ise de bu delillerin tanınmışlığın ispatı yönünden elverişli olmadığı, hükümsüzlük talepli dava dosyasına ise bir adet USB bellek içerisinde deliller ibraz ettiği, sunulan deliller incelendiğinde 400 sayfalık pdf dosyasının tamamında, davacı yanın uluslararası tescil başvuruları, kayıt ve yenilemelerine ilişkin yabancı dillerde düzenlenmiş dokümanların yer aldığı, bunun yanı sıra ülkemizdeki tescil kayıtlarını gösterir belgelere yer verildiği, sunulan delillerin bütün olarak incelenmesinde yalnızca tescil belgelerinin varlığının, bu markanın ... Sözleşmesi veya SMK m.6/5 düzenlemesi kapsamında tanınırlığı konusunda bir kanaate varılması açısından yeterli görülmesinin mümkün olmayacağı kanaatine varılmıştır.
SMK m.6/9 hükmüne göre; Kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.
Kötü niyetli marka başvurusu; Kişiyi, hukuk düzeninin tescil ile elde edilecek hakları kullanması amacı taşımaksızın, hukuka ve ahlaka aykırı olarak, bu hakların hukuk düzenince tasvip edilemeyecek şekilde başka amaçlarla kullanılması olarak tanımlanabilir. Hangi hallerde kötü niyetli olarak marka başvurusunda bulunulmuş sayılacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamakla birlikte, genel olarak markayı kullanmaktan ziyade şantaj veya başkasından haksız para elde etmek veya başkalarının ticaretine engel olmak gibi amaçlarla yapılan marka başvuruları kötü niyetle yapılmış başvuru olarak kabul edilmektedir. Kanunun ayrıca müeyyideye bağladığı hususlar tek başına kötü niyet emaresi olarak kabul edilmez. Zira Kanun tarafından zaten müeyyidesi gösterilmiş marka başvuruları için ayrıca kötü niyeti de sebep göstermek doğru görülmemektedir. (....)
Somut olayda; davaya konu marka ile itiraza/hükümsüzlüğe mesnet bir kısım markaların, bir kısım emtialar bakımından iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzer olmalarının haricinde davalı şahsın kötü niyetle hareket ettiğini gösterir somut olgu ileri sürülmediğinden kötü niyet iddiasına dayalı istemler yerinde bulunmamıştır.
Yukarıda izah edilen gerekçelerle; somut olayda davaya konu bir kısım emtialar bakımından SMK m.6/1 hükmü koşulunun oluştuğu anlaşıldığından davanın kısmen kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM:
1-Davanın KISMEN KABULÜ ile; "Cerrahi, tıbbi, diş hekimliği ve veterinerlik için alet, cihaz ve mobilyalar. Yapay organlar ve protezler." emtiaları bakımından ... sayılı ... kararının İPTALİNE, fazlaya ilişkin istemin REDDİNE,
2-Dava konusu ... sayılı markanın "Cerrahi, tıbbi, diş hekimliği ve veterinerlik için alet, cihaz ve mobilyalar. Yapay organlar ve protezler." emtiaları bakımından HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE ve SİCİLDEN TERKİNİNE, fazlaya ilişkin istemin REDDİNE,
3-6769 sayılı SMK m.27/6 hükmü uyarınca hükümsüzlük kararı kesinleştiğinde bir örneğinin re'sen ...'e gönderilmesine,
4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60 TL maktu karar ve ilam harcından peşin alınan 179,90 TL'nin düşümü ile alınması gereken 247,70 TL'nin müteselsilen davalılardan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
5-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar verildiği tarihte yürürlükte bulunan AAÜT m.3 hükmü gereği hesaplanan 25.500,00 TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
6-Davanın kısmen reddolunması ve davalıların kendilerini vekil ile temsil ettirmeleri sebebiyle AAÜT m.3 hükmü gereği hesaplanan 25.500,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
7-Davanın kabul ret oranının takdiren 1/2 olarak kabulüne,
8-Karar ve ilam harcının davanın yalnızca kabul edilen kesimi üzerinden alınması sebebi ile davacının peşin yatırdığı 179,90 TL peşin karar ve ilam harcının davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
9-Davacı tarafından yapılan 179,90 TL başvurma harcı, 64,00 TL vekalet harcı, 5.500,00 TL bilirkişi ücreti, 251,00 TL posta ve tebligat masrafı olmak üzere toplam 5.994,90 TL yargılama giderinin 1/2'si olan 2.997,45 TL'nin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, kalan 2.997,45 TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
10-Davalı ... tarafından yapılan 25,60 TL vekalet harç sarfiyatına ilişkin yargılama giderinin 1/2'si olan 12,80 TL'nin davacıdan alınarak davalı ...'a verilmesine, bakiye 12,80 TL yargılama giderinin davalı ... üzerinde bırakılmasına,
11-HMK m.333 hükmü gereği karar kesinleştiğinde artan avansın yatıran tarafa re'sen iade edilmesine,
Dair, Davacı vekilinin, Davalı Kurum vekilinin ve Davalı şahıs vekilinin yüzüne karşı, HMK m.341 ve m.345 hükümleri gereği kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde .... Bölge Adliye Mahkemesi ilgili hukuk dairesi nezdinde İSTİNAF yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.26/04/2024
Katip ...
E imzalıdır
Hakim ...
E imzalıdır