T.C. ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2023/220 Esas - 2024/188
TÜRK MİLLETİ ADINA
T.C.
ANKARA
5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2023/220 Esas
KARAR NO : 2024/188
HAKİM : ....
KATİP : ...
DAVACI : ....
VEKİLİ : Av. ...
DAVALI : 1- .....
VEKİLİ : Av. ...
DAVALI : 2- ...
DAVA : Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü)
DAVA TARİHİ : 05/05/2023
KARAR TARİHİ : 26/04/2024
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 03/05/2024
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:
Davacı vekili 05/05/2023 tarihli dava dilekçesinde özetle; Davalı şahıs tarafından ... başvuru numaralı “...” markasının 20. ve 26. sınıfta tescili talebinde bulunulduğunu, söz konusu marka başvurusuna yaptıkları itirazların reddedildiğini, ... sayılı ... kararının haksız ve hukuka aykırı olduğunu, davacının ... sektörünün öncülerinden olduğunu, ... A.Ş.’nin 03.05.2023 itibariyle .... format mağazaları ve .... mağazaları olmak üzere yurt içinde 81 ilde 3.007 mağazayla hizmet vermekte olduğunu, müvekkilinin “...” markasına ilişkin ...’na yapılmış olan tanınmışlık başvurusunun kabul edilerek “...” markasının ... nezdinde de “...” olduğunun 17.03.2022 tarihi itibariyle kabul edildiğini, Kurum’un “...” markasının “....”nde tanınmış markalardan olduğunun tespit edildiğini, müvekkilinin .../... ibareli seri markalarının yoğun kullanım sonucunda tüketici nezdinde ayırt edici nitelik kazanmış tanınmış markalar olduğunu, itiraza konu “...” ibareli marka başvurusunun tescili halinde tüketiciler nezdinde bu markanın müvekkilinin “.../...” ibareli olan seri markalarının devamı olduğu veya bir firmayla iş birliği yapıldığı yönünde intiba oluşacağını, taraf markalarının ortalama tüketici nezdinde iltibasa neden olma ihtimalinin bulunduğunu, taraf markalarının benzer olduğunu, müvekkilinin dava konusu markanın tescil edilmek istendiği sınıflarda tescilli markalarının bulunduğunu, “...”, ‘’...’’, “...” ve ‘’...’’ markalarının müvekkilinin herkes tarafından bilinen markaları olduğunu, davalı şahsın “...” ibareli markasının müvekkilinin markaları ile iltibas yaratacağını ve müvekkilinin tanınmışlığından yararlanacağını, haksız rekabet oluşturacağını, “...” ibareli bir markanın müvekkilinin seri markalarından biri olarak ortalama tüketici nezdinde algılanmasının ve karıştırılmasının kaçınılmaz olduğunu, markaların kapsadıkları mal ve/veya hizmetler arasında ayniyet veya benzerlik olduğunu, beyanlarını destekleyen yargı kararları ile Kurum kararları bulunduğunu, itiraza konu “...” ibareli markanın müvekkiline ait .... ibareli alan adı ile de benzer olduğunu, bu husus hakkında da ... kararının hatalı olduğunu, marka başvurusunun kötü niyetli yapıldığını, ... benzerinin başvuru konusu edilmesinin başlı başına kötü niyet teşkil ettiğini beyan ederek; 07.03.2023 tarih ve ... sayılı ... kararının iptaline, ... no’lu “...” ibareli marka başvurusunun işlemleri devam eden tüm mal ve hizmetler için tümden reddi ile tescil işlemlerinin durdurulmasına, markanın tescil edilmiş olması durumunda hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP:
Davalı ... vekili 20/06/2023 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Taraf markaları karşılaştırıldığında ortalama tüketici nezdinde görsel, işitsel ve kavramsal yönden bütünüyle bıraktıkları izlenim itibariyle karıştırmaya yol açabilecek derecede benzer olmadıklarını, davacının marka hukuku ilkelerine aykırı bir biçimde, içerdiği farklı ibare ile bir bütün olarak apayrı bir marka olarak algılanan "..." ibareli başvuru markasının bütününden “...” kısmını alarak, “...” ibaresini içeren itiraz markasıyla benzerlik bulunduğunu iddia ettiğini, dava konusu başvurunun bileşke marka şeklinde oluşturulmuş bir marka olduğunu, asli ve marka algılaması yaratan unsurun "..." ibaresinin bütünü olduğunu, dava konusu başvuru markasının bir bütün olarak ele alınması gerektiğini, anılan ibareden toplumda yaygın olarak bilinen ve iktisadi/ticari alanda yaygın olarak kullanılan, tek başına ayırt edici yönü zayıf olan “...” kısmının alınarak iltibas ihtimalinin ileri sürülmesinin hukuken kabul edilemeyeceğini, tanınmışlık hususunda markalar arasında benzerlik bulunmadığı gibi tanınmışlığa ilişkin tescil engelinde belirtilen koşulların somut uyuşmazlıkta oluşmadığını, kötü niyet iddiasına tek başına itibar edilemeyeceğini savunarak; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ..., dava dilekçesinin kendisine tebliğ edilmesine rağmen yasal süre içinde cevap dilekçesi sunmadığından 6100 sayılı HMK m.128 hükmü uyarınca dava dilekçesinde ileri sürülen vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılmıştır.
UYUŞMAZLIK:
Dava, 5000 sayılı .... Vekilliği ile Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun m.15/C hükmüne göre açılan ... Kararının İptali ve 6769 sayılı SMK m.25 hükmüne göre açılan Markanın Hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; Davalı kurumun tesis ettiği ... sayılı ... kararının hukuka uygun olup olmadığı, davalı şahsa ait ... sayılı "..." ibareli marka başvurusu ile davacıya ait itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunup bulunmadığı, davacı markalarının tanınmış olup olmadığı, davacıya ait alan adı ile davalı markası arasında iltibas tehlikesi bulunup bulunmadığı, davalı şahsın marka başvurusunda kötü niyetli olup olmadığı, tescili halinde davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği hususlarına ilişkin olduğu tespit edilmiştir.
Davanın açılmasını müteakip tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka başvuru dosyası ile alâkalı kayıtlar getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, hak düşürücü süre bakımından eksiklik bulunmadığı tespit edilmiş, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, özel ve teknik hususlara ilişkin olarak bilirkişi incelemesi yapılmış, 06/08/2015 tarih 29437 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik'in 201/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraflara tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
İşlem dosyasının tetkikinde; Davalı şahsın 12.09.2021 tarihinde "..." ibareli ... sayılı marka başvurusunun yapılan ilk incelemeler sonrasında 29.11.2021 tarih ve 385 sayılı Bülten’de ilan edildiği, söz konusu ilana karşı davacı yanın 31.01.2022 tarihinde .... sayılı markaları mesnet göstererek 6769 sayılı SMK’nın m.6/1, m.6/3, m.6/5, m.6/6 ve m.6/9 hükümleri kapsamında itirazda bulunduğu, davalı şahsın 29.04.2022 tarihli itiraza karşı görüş dilekçesi ibraz ettiği, yayına yapılan itirazın ...'nca reddine karar verildiği, bu karara karşı davacı tarafından 11.11.2022 tarihinde yeniden itirazda bulunulduğu, yeniden yapılan itirazı değerlendiren ...'nun ... sayılı ... kararı ile itirazın reddine karar verdiği, bu kararın davacı marka vekiline 08.03.2023 tarihinde tebliğ edildiği, iki aylık hak düşürücü süre içinde eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır. Dava konusu marka başvurusu 15.12.2023 tarihinde tescil edilmiştir.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 6.maddesinin 1.fıkrasına göre; Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.
Karıştırma ihtimali, ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurmasıdır. Bu durum, bir mal veya hizmetin alıcısının bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını ya da hizmetini alma ihtimali biçiminde tanımlanmaktadır. Karıştırılma ihtimali, iltibas kavramından daha geniş bir kavram olup, doğrudan ve dolaylı karıştırılma ihtimali olarak ikiye ayrılır. Bu ayrıma göre eğer mal veya hizmetin aynı işletmeden ileri geldiği yönünde bir algılama ortaya çıkıyor, yani bir işletmeye ait mal veya hizmet, başka bir işletmeye ait mal veya hizmet ile karıştırılıyor ve bu nedenle satın alınıyorsa doğrudan karıştırılma ihtimali söz konusudur. Buna karşın, eğer mal veya hizmetin markası birbirinden ayırt ediliyor ancak bunların aynı işletmenin markaları olduğu ya da bu mal veya hizmetin aralarında ekonomik veya idari bağlantı bulunan işletmelerden geldiği biçiminde bir algılama oluşuyor ise bu halde de dolaylı karıştırılma ihtimalinden söz edilir.
Karıştırılma ihtimalinden bahsedilebilmesi için öncelikle önceki ve sonraki markalar arasındaki mal veya hizmet sınıflarının aynı ya da benzer olması gerekir. Mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının belirlenmesinde, karşılaştırılacak mal veya hizmetlerin benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları karşılayıp karşılamadığı, aralarında hammadde-yarı mamül-mamül ürün ilişkisi bulunup bulunmadığı, birbirleri yerine ikame ya da tamamlayıcı ürün ya da hizmet olup olmadıkları, dağıtım kanallarının ortak olup olmadığı, marketlerde aynı reyon ya da raflarda satılıp satılmadıkları, aynı toptancılarda satılıp satılmadıkları gibi kriterler göz önünde tutulmalıdır. Sınıfsal benzerlik karşılaştırmasında gerek Nice sınıflandırması gerekse de ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğleri mahkemeler bakımından bağlayıcı değildir. Somut olayın özelliklerine göre ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğinde farklı sınıflarda yer almalarına rağmen ilgili alıcısı nezdinde karıştırmaya yol açacak nitelikteki ürün ve hizmet markalarının kapsadıkları mal ve hizmet sınıflarının benzer olarak değerlendirilmesi de mümkündür.
Karıştırılma ihtimali bakımından sınıfsal benzerliğin söz konusu olması halinde önceki ve sonraki markanın aynı ya da benzer olup olmadıklarının incelenmesi gerekir. Markaların aynı ya da benzer olup olmadıkları incelenirken markayı oluşturan her bir unsura göre değil, bir bütün olarak karşılaştırılan markaların bıraktığı genel, global izlenim, markaların bütünü ile bıraktığı etki dikkate alınacaktır. Markalarda eğer tanımlayıcı unsurlar var ise bu unsurlar değerlendirme dışı bırakılacaktır. Global değerlendirmeye göre, karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin mevcut olup olmadığı incelenirken, ilgili alıcısı nezdinde bıraktıkları genel intibaya göre markaların benzer olup olmadığı, markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunup bulunmadığı, ortalama alıcısının algısının ve satın alma kararı verirken göstereceği özen ve dikkat derecesinin ne olduğu, markalar veya işletmeler arasında bağlantı ihtimalinin söz konusu olup olmadığı gibi hususlar incelenerek değerlendirme yapılmalıdır. Bu şekilde inceleme yapılırken, markanın toplumda ne kadar tanındığı, markaların ayırt edici unsurlarının neler olduğu, markanın hitap ettiği ürün ya da hizmetin tüketici kitlesinin kimler olduğu, bu kitlenin satın alma sürecinde göstermeleri beklenen dikkat ve algılama düzeyinin ne olduğu, mal veya hizmetin niteliğinin ve fiyatının ne olduğu, markanın ne kadar özgün, ayırt edici ya da tanımlayıcı olduğu, seri marka algılamasına yol açıp açmadığı gibi hususlar dikkate alınmalıdır.
Belirtilen açıklamalar ışığında, tarafların iddia ve savunmaları, marka işlem dosyası, itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markalar, hukuki nitelendirme hali hariç olmak üzere maddi vakıalara ilişkin tespitler barındıran bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
Mahkememizce aldırılan bilirkişi raporunda tablolaştırıldığı üzere; dava konusu markanın tescil başvurusuna konu edildiği mallar ile davacının aşamalarda dayanak yaptığı markalarında aynı veya benzer olan mallar bilirkişi raporunda kalın işaretleme ile gösterilmiştir. Buna göre dava konusu markanın tescil başvurusuna konu edildiği malların tamamı, davacının aşamalardaki dayanak markalarından (kapsamlarında kalın işaretleme yapılan) bir kısmındaki mal veya hizmetlerle aynı veya benzerdir. Davacının belirtilen bu markaları; .... sayılı markalardır.
Dava konusu marka; siyah renkte standart düz yazıyla ve küçük harf karakteri kullanılarak bir bütün halinde oluşturulmuş “...” ibaresinden teşekkül etmektedir.
Davacının, dava konusu marka ile emtia benzerliği içeren markalarından işlem dosyasında dayanak oluşturan “...” ve “... ” ibareleri, ... ile birleştirilen diğer sözcüklerin arasında dikey veya yatay üçgen şekilleri içermektedir.
Dava konusu marka ile emtia benzerliği bulunan ve dava aşamasında dayanılan diğer markalar ise “...” ibaresini, yanlarına bir sözcük eklenerek oluşturulmuş, sözcüklerin ayrı ayrı yer almasının (... gibi) yanı sıra bir bütün olarak da (macroville, ..., macrofit, macrophone gibi) yer almış halleri ile içermektedir.
Dava konusu marka ile davacıya ait olup dava konusu marka kapsamında yer alan emtialar ile aynı ya da benzer emtialar içeren ve "..." ibaresini esas unsur olarak barındıran markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunduğu, dava konusu marka başvurusunda yer alan "..." ibaresinin hemen ve ilk bakışta algılanabilir olduğu, "..." sözcüğünün yanına getirilen "medya" sözcüğünün dava konusu markayı davacıya ait markalardan farklılaştırmaya yeter derecede ayırt ediciliğinin bulunmadığı, markalar arasında müşterek olarak ".../..." sözcüğünden kaynaklı benzerliğin, ...'nun 15.12.2022 tarih ... 22.02.2023 tarih ...., .... 'nin 06.07.2023 tarih .... sayılı karar içerikleri de dikkate alındığında, ilgili tüketici kesimi nezdinde ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi doğmasına sebep olacağı, dolayısıyla, davaya konu marka kapsamında yer alan tüm emtialar bakımından SMK m.6/1 hükmü koşulunun somut olayda oluştuğu kanaatine varılmıştır.
SMK m.6/5 hükmüne göre; Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.
SMK m.6/5 hükmü uyarınca; önceki tarihli tescil edilmiş veya tescil başvurusu yapılmış olan bir marka, Türkiye'de ulaştığı tanınmışlık düzeyi sebebiyle, aynı veya benzeri sonraki tarihli marka başvurusunun, aynı veya farklı nitelikteki mal ya da hizmetlere ilişkin tescil talebinin reddini talep edebilir. Bir markanın sadece ... niteliğini haiz olması, otomatik olarak o markanın farklı türdeki mal veya hizmetlere ilişkin olarak sonraki tarihli marka başvurusunu engelleme hakkı bahşetmez. ... hakkı sahibinin genişletilmiş korumadan yararlanabilmesi için;
A) Tanınmış markanın itibarından haksız yarar elde edilmesi,
B) Tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi,
C) Tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi, olasılıklarından en az birinin gerçekleşmesi veya gerçekleşme ihtimalinin bulunması gereklidir. Ayrıca, sonraki tarihli marka başvuru sahibinin, marka başvurusunda haklı bir nedeninin de bulunmaması gerekir.
Tanınmışlık, statik ve dogmatik bir durum değildir. Aksine; sürekli güncellenen, dalgalanabilen, bir çok değişkene bağlı dinamik bir süreci içinde barındırır. Bir markanın ... niteliğinde olup olmadığı; a)Toplumun ilgili kesimince markanın tanınma düzeyi, b) Markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu, c)Marka promosyonlarının ve reklamlarının süresi, yoğunluğu, hedef aldığı alan, d)Markanın tesciller veya tescil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü, e) Markanın resmi mercilerce tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları, f) Markanın ekonomik değeri, g) Markanın hitap ettiği mal veya hizmetlerin pazar payı, gibi tahdidi olmayan kriterler dikkate alınmak suretiyle, yapılacak global bir değerlendirme neticesinde her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Hemen belirtilmelidir ki; bir markanın ... niteliğini haiz olmasının; yukarıda yer verilen tüm kıstasların sağlanması gerektiğini şart koşmadığı gibi, yukarıda yer verilen kıstaslardan yalnızca birinin gerçekleşmesinin mutlak anlamda ilgili markayı tanınmışlık seviyesine çıkaracağını da göstermez. Burada önemli olan husus; her somut olayda, yukarıda yer verilen kıstaslardan da yararlanarak, global bir değerlendirme yapılması, bunun sonucunda tanınmışlık vasfı ve varsa bu tanınmışlığın etki alanının belirlenmesidir.
Tanınmış markanın itibarından haksız yararlanılmasından söz edilebilmesi için; tanınmış markanın iyi şöhret ve itibar sahibi olması, ilgili tüketici kesimi nezdinde markanın olumlu bir imajının olması gerekir. Bu nedenle imaj transferine konu olabilecek sonraki tarihli marka başvurusunun, tanınmış markanın itibarından haksız yararlanma tehlikesi doğurabileceği söylenebilir. Burada önemli olan, sonraki tarihli markayı gören tüketicinin, önceki tarihli tanınmış markanın kendi zihninde oluşturduğu olumlu imaj ile sonraki tarihli marka arasında bir bağlantı (link) kurması, imaj transferi ihtimalinin bulunması, böylece tanınmış markanın olumlu imajının sağladığı kolaylıktan yararlanarak sonraki tarihli marka başvuru sahibinin ticari avantaj sağlama ihtimalinin bulunmasıdır. Böylece, sonraki tarihli marka başvuru sahibi, ... sahibinin uzun uğraşlar sonucu oluşturduğu kalite ve güven birikiminden parazitvari yararlanarak, kendi lehine haksız bir avantaj sağlayacaktır.
Tanınmış markanın itibarına zarar verilebilmesi için; Tanınmış markanın, arzu edilmeyen olumsuz imaj tehlikesine maruz kalacağı bir hal olasılığı içerisinde bulunması gerekmektedir. Tanınmış markanın itibarının zarar görme tehlikesi altında bulunup bulunmadığı incelenirken, tescile konu mal ve hizmetlerin kapsamı dikkate alınmalıdır. Örneğin; tanınmış bir içecek markasının, aynı veya benzerinin tuvalet temizliği emtialarında marka olarak kullanılması halinde, böyle bir olumsuz imaj tehlikesi söz konusu olabilir.
Tanınmış markanın ayırt etme gücünün zedelenmesi için; Sonraki tarihli marka başvurusu nedeniyle, tanınmış markanın ayırt etme gücünün zayıflaması ve bu suretle markanın reklam değerinin düşme ihtimali bulunmalıdır. Tanınmışlık derecesi ve karşılaştırılan markaların hitap ettiği mal veya hizmetlerin birbirleri ile yakınlığı arttıkça, markanın ayırt ediciliğinin zedelenmesi ihtimali de artmaktadır. Bu durumda, markanın muhatap çevresi, sonraki tarihli marka nedeniyle, önceki markanın artık sadece ... sahibine ve onun ürünlerine ait olmadığı kanısına varmaktadır.
Somut olayda yapılan değerlendirmede; davacı tarafından marka işlem dosyası kapsamında dayanak yaptığı markalarının tanınmışlığını tevsik için delil sunulmamıştır. Dava dosyası kapsamında sunulan delillerin dikkate alınmasıyla “...” markasının “gıda ürünleri” için “... satış hizmetleri” bakımından tanınmışlığının kabul edilebileceği gözlemlenmiştir. Sunulan tanınmışlık kararı yeni olmakla birlikte tanınmışlığın tevsiki için söz konusu karar aşamasında sunulan delillerin neler olduğuna ilişkin olarak genel nitelikte de olsa bir açıklamaya Kurum’un ilgili kararında rastlanmamıştır. Dosyaya sunulmuş olan incelenmesi mümkün olan deliller içerisinde davacı markasının tanıtımının yapıldığı yoğun alanın “gıda ürünleri” ile ilgili olduğu gözlemlenmiştir. Bu nedenle de davacının “...” markasının Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyinin “gıda ürünlerinin ... satış hizmetleri”ne ilişkin olduğunun ispat edilebildiği düşünülmektedir.
Dava konusu markada davacı markaları ile ilişki içinde olan mallar genel hatlarıyla “dekorasyon” ile ilgili imalat sürecine ve nihai tüketime yöneliktir. Ayrıca “aksesuar” niteliğindeki kişisel kullanım ürünleri de bu kapsamdadır. Başka bir ifadeyle davacının tanınmışlığının tevsik edildiği mal/hizmetler ile ilgili değildir. Dava konusu markanın kapsamı ile davacının tanınmışlık düzeyinin ispatlandığı hizmetler arasında tüketici zihninde ilişki kurulmasının söz konusu olmayacağı düşünülmektedir. Zira gıda ürünleri ile dava konusu markanın tescil edildiği ürünlerin birbirine ikame olmaları söz konusu olamaz. Ayrıca davacının gıda ürünlerine ilişkin tanınmışlığı bakımından organik ürünler üzerinde durulmuş olması da dikkate alındığında beslenme ve sağlıklı yaşam ile ilgili ürünlerle el işi vb. ile ilgili ürünler arasında bir imaj transferinin de söz konusu olmayacağı düşünülmektedir. Belirtilen nedenler ışığında davacı markasının sınırlı tanınmışlığından kaynaklı olarak dava konusu markanın haksız bir yarar sağlaması veya davacı markasının tanınmışlığına zarar oluşturmasının söz konusu olmayacağı kanaatine ulaşılmıştır.
SMK’nın 6/6 maddesine göre; “tescil için başvurusu yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi halinde, hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusu reddedilir.”
Bu hüküm kapsamına, kişilik haklarından isim hakkı ile fotoğraf üzerindeki hak, FSEK kapsamında telif hakları ve sınaî haklar olan marka, tasarım, patent, faydalı model, coğrafi işaret, ticaret unvanı, işletme adı ve alan adı girer. Bir alan adının SMK m. 6/6 hükmü uyarınca korunmasının istenebilmesi için, o alan adının fiilen kullanıldığı faaliyet konuları kapsamı ile aynı/benzer konularda bir marka kullanımının söz konusu olması gerekir.
Ticaret unvanı, bir tacirin ticari işletmesine ilişkin işlemlerinde kullandığı addır. Markalar, eşya ile işletme arasındaki ilişkiyi kurar ve farklı işletmelerin ürettiği benzer emtiayı birbirinden ayırt etmeye yarar. Buna karşılık, ticaret unvanları ise işletmenin kendisini tanımlar. Şirketlerin ticaret unvanları tescil edilirken, faaliyet alanına her türlü mal ve hizmetin yazılması mümkün olduğundan ve ticaret unvanının bu alanların hepsinde kullanma gibi bir yükümlülük bulunmadığından, ticaret unvanının fiilen kullanıldığı mal ve hizmetler bakımından, 6769 sayılı SMK'nin 6/6 maddesi anlamında sahibine öncelik hakkı sağladığının kabulü gerekmektedir.....'nin 13.03.2019 tarih .... sayılı kararında da, önceki tarihli ticaret unvanı nedeniyle sonraki tarihli aynı/benzer markanın başvurusunun engellenebilmesi için, salt ticaret unvanına ilişkin ticari sicil kayıtlarında yer alan iştigal alanlarına bakılmaması gerektiği, ticaret unvanının fiili olarak kullanıldığı mal ve hizmetler dikkate alınmak suretiyle iltibas değerlendirmesi yapılması gerektiği kabul edilmiştir.
Somut olayda yapılan değerlendirmede; "..." ibareli alan adı içeriğinde dava konusu marka kapsamında yer alan emtialar ile aynı veya benzer emtiaların ticaretinin yapıldığına ilişkin bilirkişi raporunda tespit bulunmadığı anlaşılmakla, alan adı ile dava konusu marka arasında işaret benzerliğinden bağımsız olarak SMK m.6/6 hükmü koşulunun somut olayda gerçekleşmediği kanaatine varılmıştır.
SMK m.6/9 hükmüne göre; Kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.
Kötü niyetli marka başvurusu; Kişiyi, hukuk düzeninin tescil ile elde edilecek hakları kullanması amacı taşımaksızın, hukuka ve ahlaka aykırı olarak, bu hakların hukuk düzenince tasvip edilemeyecek şekilde başka amaçlarla kullanılması olarak tanımlanabilir. Hangi hallerde kötü niyetli olarak marka başvurusunda bulunulmuş sayılacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamakla birlikte, genel olarak markayı kullanmaktan ziyade şantaj veya başkasından haksız para elde etmek veya başkalarının ticaretine engel olmak gibi amaçlarla yapılan marka başvuruları kötü niyetle yapılmış başvuru olarak kabul edilmektedir. Kanunun ayrıca müeyyideye bağladığı hususlar tek başına kötü niyet emaresi olarak kabul edilmez. Zira Kanun tarafından zaten müeyyidesi gösterilmiş marka başvuruları için ayrıca kötü niyeti de sebep göstermek doğru görülmemektedir. (...)
Somut olayda; davaya konu marka ile bir kısım itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markaların iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzer olmalarının haricinde davalı şahsın kötü niyetle hareket ettiğini gösterir somut olgu ileri sürülmediğinden kötü niyet iddiasına dayalı istemler yerinde bulunmamıştır.
Yukarıda izah edilen gerekçelerle; somut olayda SMK m.6/1 hükmü koşulunun oluştuğu anlaşıldığından davanın kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM:
1-Davanın KABULÜ ile; ... sayılı ... kararının İPTALİNE,
2-Dava konusu ... sayılı markanın HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE ve SİCİLDEN TERKİNİNE,
3-6769 sayılı SMK m.27/6 hükmü uyarınca hükümsüzlük kararı kesinleştiğinde bir örneğinin re'sen ...'e gönderilmesine,
4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60 TL maktu karar ve ilam harcından peşin alınan 179,90 TL'nin düşümü ile alınması gereken 247,70 TL'nin müteselsilen davalılardan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
5-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar verildiği tarihte yürürlükte bulunan AAÜT m.3 hükmü gereği hesaplanan 25.500,00 TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
6-Davacı tarafından yapılan 179,90 TL peşin harç, 179,90 TL başvurma harcı, 86,40 TL vekalet harcı, 5.500,00 TL bilirkişi ücreti, 1.235,00 TL posta-tebligat masrafı olmak üzere toplam 7.181,20 TL yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
7-HMK m.333 hükmü gereği karar kesinleştiğinde artan avansın yatıran tarafa resen iadesine,
Dair, Davacı vekilinin ve Davalı Kurum vekilinin yüzüne karşı, davalı ...'nun yokluğunda, HMK m.341 ve m.345 hükümleri gereği kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde .... Bölge Adliye Mahkemesi ilgili hukuk dairesi nezdinde İSTİNAF yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.26/04/2024
Katip ...
E imzalıdır
Hakim ...
E imzalıdır