T.C. ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2023/290 Esas - 2024/152
TÜRK MİLLETİ ADINA
T.C.
ANKARA
5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2023/290 Esas
KARAR NO : 2024/152
HAKİM : ...
KATİP ...
DAVACI :...
...
VEKİLİ : Av. ....
DAVALI : 1- ...
VEKİLİ : Av. ...
DAVALI : 2- ...
VEKİLİ : Av. ...
...
DAVA : Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü)
DAVA TARİHİ : 16/06/2023
KARAR TARİHİ : 22/03/2024
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 22/04/2024
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:
Davacı vekili 16/06/2023 tarihli dava dilekçesinde özetle; Davalı şirketin ... sayılı “...” ibareli marka başvurusuna müvekkili şirkete ait .... sayılı markalar mesnet gösterilerek itiraz edildiğini, itirazlarının davalı kurum tarafından reddedildiğini, dava konusu markanın müvekkili adına tescilli “...” ibareli markalar başta olmak üzere “...+...” kalıbı ile oluşturulmuş marka ailesi ile ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunu, müvekkili şirketin 1998 yılında online alışveriş sektörüne girdiğini ve bugün sektörde lider konuma ulaştığını, müvekkilinin sahibi olduğu ..... alışveriş sitesi üzerinden e-ticaret faaliyetleri gerçekleştirdiğini, müvekkili şirketin sektöre ilişkin çok sayıda ödülün sahibi olduğunu, davalı şirket markasının müvekkili şirkete ait “...” ibaresini aynı şekilde kullanarak oluşturulduğunu, dava konusu markayı gören tüketicilerin müvekkili markası ile arasında bağlantı olduğu, müvekkiline ait seri marka olduğu zannına kapılacaklarını, müvekkili şirketin “...+...” kalıbı ile seri markalar oluşturduğunu ve bu kalıbın müvekkili şirket ile özdeşleştiğini, dava konusu markanın müvekkili markalarıyla birebir aynı sınıfları içerdiğini, davalı şirketin markasını müvekkili markalarının kapsamında bulunan ürün/hizmetler ile aynı olan 35. sınıf hizmetler için tescil ettirmek istediğini, davalı şirket markasının müvekkili şirket markalarının tescilli olduğu sınıflarda kullanılması halinde markaların tüketici nezdinde iltibas yaratacağını, müvekkili şirkete ait “...” ibareli markanın SMK 6/5 maddesi anlamında tanınmış marka olduğunu, “....” markasının ... sayı ile ... nezdinde tanınmış marka statüsü ile korunduğunu, müvekkili şirketin yoğun ve yaygın kullanımı neticesinde tüketici nezdinde markaları ile özdeşleştiğini, dava konusu markanın tescili halinde müvekkili markalarının ayırt edici vasfının zedelenmesine yol açılacağını, marka başvurusunun iyi niyetle yapılmadığı, müvekkili markaları ile ilişkilendirilmek ve itibarından yararlanmak amacıyla yapıldığını, davalı şirket marka başvurusunun haksız rekabet oluşturduğunu, müvekkili markalarının zayıf marka olarak nitelendirilemeyeceğini, “...” ibaresinin herhangi bir ürün ya da hizmetin adı olmadığını, işaret zamiri olmasının herhangi bir emtiaya işaret etmediğini, “...” ibaresinin ayırt ediciliğinin düşük olduğu iddiasının açıklanmaya muhtaç olduğunu beyanla; ... ...’nın ... sayılı kararının iptaline ve ... sayılı markanın hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP:
Davalı ... vekili 23/06/2023 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Dava konusu marka başvurusu ile mesnet gösterilen davacı markaları arasında tescil edilen mal veya hizmetler yönünden benzerlik veya karıştırılma ihtimali bulunmadığını, taraf markalarının tüketici zihninde bir ilişkilendirmeye yol açmasının mümkün olmadığını, davalı şirketin marka başvurusunun kendine özgü ve ayırt edici bir algı oluşturduğunu, kullanılan harflerin, renklerin, ... ibaresinin ve yazı stilinin farklı olduğunu, markanın beyaz zemin üzerine kırmızı renk ile baş harfleri büyük yazılan “...” ve “...” ibarelerinden oluştuğunu, başlangıç kısmında ayırt edici ... ibaresinin bulunduğunu, davacının itiraza mesnet markalarının kelime unsurunun farklı olduğunu, kullandığı renk ve yazı stilinin farklı olduğunu, ayırt edici ... ibaresinin bulunduğunu, markalarda ortak olarak yer alan “...” ibaresinin ayırt ediciliği düşük bir unsur olduğunu, davacının tanınmışlık iddiasını ispata yeterli ve geçerli delil sunulmadığını, davacının kötü niyet iddiasının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, ... tarafından verilen karar ve yapılan işlemlerin hukuka uygun olduğunu beyanla; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ., dava dilekçesinin kendisine tebliğ edilmesine rağmen yasal süre içinde cevap dilekçesi sunmadığından 6100 sayılı HMK m.128 hükmü uyarınca dava dilekçesinde ileri sürülen vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılmıştır.
UYUŞMAZLIK:
Dava, 5000 sayılı ... Vekilliği ile Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun m.15/C hükmüne göre açılan ... Kararının İptali ve 6769 sayılı SMK m.25 hükmüne göre açılan Markanın Hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; Davalı kurumun tesis ettiği ... sayılı ... kararının hukuka uygun olup olmadığı, davalı şirkete ait ... sayılı "...+... ..." ibareli marka başvurusu ile davacıya ait itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunup bulunmadığı, davacı markalarının tanınmış olup olmadığı, davalı şirketin kötü niyetli olup olmadığı, tescili halinde dava konusu markanın hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği hususlarına ilişkin olduğu tespit edilmiştir.
Davanın açılmasını müteakip tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka başvuru dosyası ile alâkalı kayıtlar getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, hak düşürücü süre bakımından eksiklik bulunmadığı tespit edilmiş, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, özel ve teknik hususlara ilişkin olarak bilirkişi incelemesi yapılmış, 06/08/2015 tarih 29437 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik'in 201/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraflara tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
İşlem dosyasının tetkikinde; Davalı şirketin 15.10.2021 tarihinde "...+... ..." ibareli ... sayılı marka başvurusunun yapılan ilk incelemeler sonrasında 13.12.2021 tarih ve 386 sayılı Bülten’de ilan edildiği, söz konusu ilana karşı davacı yanın 21.01.2022 tarihinde ....sayılı markaları mesnet göstererek 6769 sayılı SMK’nın m.6/1 ve m.6/5 hükümleri kapsamında itirazda bulunduğu, davalı şirketin 11.05.2022 tarihli itiraza karşı görüş dilekçesi ibraz ettiği, yayına yapılan itirazın ...'nca reddine karar verildiği, bu karara karşı davacı tarafından 01.08.2022 tarihinde yeniden itirazda bulunulduğu, yeniden yapılan itirazı değerlendiren ... 'nun ... sayılı ... kararı ile itirazın reddine karar verdiği, bu kararın davacı marka vekiline 26.04.2023 tarihinde tebliğ edildiği, iki aylık hak düşürücü süre içinde eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır. Dava konusu marka başvurusu 28.01.2024 tarihinde tescil edilmiştir.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 6.maddesinin 1.fıkrasına göre; Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.
Karıştırma ihtimali, ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurmasıdır. Bu durum, bir mal veya hizmetin alıcısının bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını ya da hizmetini alma ihtimali biçiminde tanımlanmaktadır. Karıştırılma ihtimali, iltibas kavramından daha geniş bir kavram olup, doğrudan ve dolaylı karıştırılma ihtimali olarak ikiye ayrılır. Bu ayrıma göre eğer mal veya hizmetin aynı işletmeden ileri geldiği yönünde bir algılama ortaya çıkıyor, yani bir işletmeye ait mal veya hizmet, başka bir işletmeye ait mal veya hizmet ile karıştırılıyor ve bu nedenle satın alınıyorsa doğrudan karıştırılma ihtimali söz konusudur. Buna karşın, eğer mal veya hizmetin markası birbirinden ayırt ediliyor ancak bunların aynı işletmenin markaları olduğu ya da bu mal veya hizmetin aralarında ekonomik veya idari bağlantı bulunan işletmelerden geldiği biçiminde bir algılama oluşuyor ise bu halde de dolaylı karıştırılma ihtimalinden söz edilir.
Karıştırılma ihtimalinden bahsedilebilmesi için öncelikle önceki ve sonraki markalar arasındaki mal veya hizmet sınıflarının aynı ya da benzer olması gerekir. Mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının belirlenmesinde, karşılaştırılacak mal veya hizmetlerin benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları karşılayıp karşılamadığı, aralarında hammadde-yarı mamül-mamül ürün ilişkisi bulunup bulunmadığı, birbirleri yerine ikame ya da tamamlayıcı ürün ya da hizmet olup olmadıkları, dağıtım kanallarının ortak olup olmadığı, marketlerde aynı reyon ya da raflarda satılıp satılmadıkları, aynı toptancılarda satılıp satılmadıkları gibi kriterler göz önünde tutulmalıdır. Sınıfsal benzerlik karşılaştırmasında gerek Nice sınıflandırması gerekse de ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğleri mahkemeler bakımından bağlayıcı değildir. Somut olayın özelliklerine göre ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğinde farklı sınıflarda yer almalarına rağmen ilgili alıcısı nezdinde karıştırmaya yol açacak nitelikteki ürün ve hizmet markalarının kapsadıkları mal ve hizmet sınıflarının benzer olarak değerlendirilmesi de mümkündür.
Karıştırılma ihtimali bakımından sınıfsal benzerliğin söz konusu olması halinde önceki ve sonraki markanın aynı ya da benzer olup olmadıklarının incelenmesi gerekir. Markaların aynı ya da benzer olup olmadıkları incelenirken markayı oluşturan her bir unsura göre değil, bir bütün olarak karşılaştırılan markaların bıraktığı genel, global izlenim, markaların bütünü ile bıraktığı etki dikkate alınacaktır. Markalarda eğer tanımlayıcı unsurlar var ise bu unsurlar değerlendirme dışı bırakılacaktır. Global değerlendirmeye göre, karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin mevcut olup olmadığı incelenirken, ilgili alıcısı nezdinde bıraktıkları genel intibaya göre markaların benzer olup olmadığı, markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunup bulunmadığı, ortalama alıcısının algısının ve satın alma kararı verirken göstereceği özen ve dikkat derecesinin ne olduğu, markalar veya işletmeler arasında bağlantı ihtimalinin söz konusu olup olmadığı gibi hususlar incelenerek değerlendirme yapılmalıdır. Bu şekilde inceleme yapılırken, markanın toplumda ne kadar tanındığı, markaların ayırt edici unsurlarının neler olduğu, markanın hitap ettiği ürün ya da hizmetin tüketici kitlesinin kimler olduğu, bu kitlenin satın alma sürecinde göstermeleri beklenen dikkat ve algılama düzeyinin ne olduğu, mal veya hizmetin niteliğinin ve fiyatının ne olduğu, markanın ne kadar özgün, ayırt edici ya da tanımlayıcı olduğu, seri marka algılamasına yol açıp açmadığı gibi hususlar dikkate alınmalıdır.
Belirtilen açıklamalar ışığında, tarafların iddia ve savunmaları, marka işlem dosyası, itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markalar, hukuki nitelendirme hali hariç olmak üzere maddi vakıalara ilişkin tespitler barındıran bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
Davacı şirket tarafından mesnet gösterilen; .... sayılı markalar, dava konusu markanın başvuru tarihinden sonraki tarihli olduklarından, ... sayılı marka üçüncü şahıs adına kayıtlı olduğundan ve ... sayılı marka başvuru/tescili geçersiz olduğundan incelemede dikkate alınmamıştır.
Dava konusu marka kapsamında 35. sınıfta yer alan hizmetler bulunmakta olup, 35/05 alt sınıfı kapsamında 1-34 sınıf emtianın tamamı sayılmıştır. Davacıya ait birçok marka ise hali hazırda 35. sınıf hizmetler bakımından tescillidir. .... sayılı markalar hariç, davacıya ait tüm markalar ile dava konusu marka arasında sınıfsal ayniyet oluşmuştur.
Dava konusu marka başvurusu; “... ...” ibaresinden oluşmakta olup, “...” ibaresinin sol tarafında tamamlanmamış, yarım bir çember şekli yer almaktadır. Dava konusu markada yer alan tüm unsurlar, kırmızı renk ile yazılmış olup, dava konusu marka başvurusunda, herhangi bir kelime ön plana çıkarılmamış, markada yer alan tüm kelimeler aynı satırda, aynı punto ile yazılmıştır. Dolayısıyla, dava konusu marka başvurusu, bir bütün olarak esas unsur konumundadır. “... ...” ibaresi, yazıldığı gibi okunmaktadır.
Davacıya ait markalar ortak olarak “...” ibaresini içermekte olup, bir kısım markalarda “...” bir kısım markada ise “...” ibaresi kullanılarak kelime grupları oluşturulmuştur. Davacıya ait markaların bir kısmı ise sadece “...” ibaresinden oluşmaktadır. Davacıya ait markalar, genel olarak değerlendirildiğinde “...” kelimesi ile ya da “...” ibaresi ile oluşturulmuş seri markalar niteliğindedir. Davacının “...” kelimesi ile oluşturulmuş seri markaları “...” kelimesinden önce “kariyeriniz, gençliğiniz, zekanız, değeriniz, gelişiminiz, sanat” kelimelerini, “...” kelimesi ile oluşturulmuş seri markaları ise “...” kelimesinden sonra “....” vb. kelimeleri içermektedir.
Taraf markaları global olarak karşılaştırıldığında; dava konusu marka kapsamında yer alan hizmetlerin, davacıya ait markalarda aynen yer aldığı, ayniyet taşıyan bu hizmetlerin, davacı tarafın tanınmış olduğu sektörü ifade etmesi nedeniyle, 35. sınıf hizmertler bakımından davacının “...” ibareli markasının ayırt edici niteliğinin yüksek olduğu, 35. sınıf hizmetlerin ilgili tüketici kitlesinin ortalama düzeyde bilinç, dikkat ve ilgi düzeyine sahip olduğu, karşılaştırılan markaların benzer şekilde “kelime+...” şeklinde oluşturulduğu, “...” ve “...” ibareleri arasında anlamsal bir yakınlık bulunduğu, “...” kelimesinin önceki bir markaya atıf yaptığı, taraf markalarının bütünsel açıdan özellikle oluşturuluş sistematiğinde (... + ...) benzerlik bulunması nedeniyle ve birbirleriyle ilişkilendirilebilirliği karşısında ortalama düzeyde dikkate ve özene sahip tüketicilerin yanılgı yaşamalarının mümkün olduğu, ilgili tüketicinin önceki ve sonraki markayı ilişkilendirme ve zihninde çağrıştırma ihtimalinin kuvvetle muhtemel olacağı, karşılaştığı markalardan hangisinin hangi tarafa ait marka olduğunu ilk bakışta anlamasının mümkün olamayacağı değerlendirilmiştir. Davacının markaları incelendiğinde “...” kelimesinin önüne getirilen farklı kelime unsurları ile bir seri marka ailesi yarattığı, dava konusu markanın da davacı markalarında olduğu gibi “...” kelimesinden önce getirilmiş bir kelime unsuru içerdiği, her ne kadar taraf markalarında yer alan ikinci kelime unsurunun görsel ve işitsel olarak benzer olduğu söylenemeyecekse de, dava konusu markada yer alan “...” kelimesinin, davacının seri markaları ile benzer algıya sebep olduğu, davacının “...” kelimesi ile oluşturulmuş seri markalarını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davalının “... ...” ibareli markasıyla karşılaştığında bu markaları benzer bulmasının ve karıştırmasının ihtimal dahilinde olduğu, ilgili tüketicinin söz konusu hizmetlerin aynı şirketten veya ekonomik olarak bağlantılı şirketlerden geldiği düşüncesine kapılma tehlikesinin karıştırma ihtimalini doğurduğu, bu durumun halkı yanıltabileceği, tüketicilerin iki farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlamaları halinde bile, her iki markanın sahibi arasında idari/işletmesel bir bağlantı bulunduğunu düşünebilecekleri, bu nedenle somut olayda SMK m.6/1 hükmü uyarınca ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunduğu kanaatine varılmıştır.
SMK m.6/5 hükmüne göre; Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.
SMK m.6/5 hükmü uyarınca; önceki tarihli tescil edilmiş veya tescil başvurusu yapılmış olan bir marka, Türkiye'de ulaştığı tanınmışlık düzeyi sebebiyle, aynı veya benzeri sonraki tarihli marka başvurusunun, aynı veya farklı nitelikteki mal ya da hizmetlere ilişkin tescil talebinin reddini talep edebilir. Bir markanın sadece tanınmış marka niteliğini haiz olması, otomatik olarak o markanın farklı türdeki mal veya hizmetlere ilişkin olarak sonraki tarihli marka başvurusunu engelleme hakkı bahşetmez. Tanınmış marka hakkı sahibinin genişletilmiş korumadan yararlanabilmesi için;
A) Tanınmış markanın itibarından haksız yarar elde edilmesi,
B) Tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi,
C) Tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi, olasılıklarından en az birinin gerçekleşmesi veya gerçekleşme ihtimalinin bulunması gereklidir. Ayrıca, sonraki tarihli marka başvuru sahibinin, marka başvurusunda haklı bir nedeninin de bulunmaması gerekir.
Tanınmışlık, statik ve dogmatik bir durum değildir. Aksine; sürekli güncellenen, dalgalanabilen, bir çok değişkene bağlı dinamik bir süreci içinde barındırır. Bir markanın tanınmış marka niteliğinde olup olmadığı; a)Toplumun ilgili kesimince markanın tanınma düzeyi, b) Markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu, c)Marka promosyonlarının ve reklamlarının süresi, yoğunluğu, hedef aldığı alan, d)Markanın tesciller veya tescil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü, e) Markanın resmi mercilerce tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları, f) Markanın ekonomik değeri, g) Markanın hitap ettiği mal veya hizmetlerin pazar payı, gibi tahdidi olmayan kriterler dikkate alınmak suretiyle, yapılacak global bir değerlendirme neticesinde her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Hemen belirtilmelidir ki; bir markanın tanınmış marka niteliğini haiz olmasının; yukarıda yer verilen tüm kıstasların sağlanması gerektiğini şart koşmadığı gibi, yukarıda yer verilen kıstaslardan yalnızca birinin gerçekleşmesinin mutlak anlamda ilgili markayı tanınmışlık seviyesine çıkaracağını da göstermez. ... önemli olan husus; her somut olayda, yukarıda yer verilen kıstaslardan da yararlanarak, global bir değerlendirme yapılması, bunun sonucunda tanınmışlık vasfı ve varsa bu tanınmışlığın etki alanının belirlenmesidir.
Tanınmış markanın itibarından haksız yararlanılmasından söz edilebilmesi için; tanınmış markanın iyi şöhret ve itibar sahibi olması, ilgili tüketici kesimi nezdinde markanın olumlu bir imajının olması gerekir. Bu nedenle imaj transferine konu olabilecek sonraki tarihli marka başvurusunun, tanınmış markanın itibarından haksız yararlanma tehlikesi doğurabileceği söylenebilir. ... önemli olan, sonraki tarihli markayı gören tüketicinin, önceki tarihli tanınmış markanın kendi zihninde oluşturduğu olumlu imaj ile sonraki tarihli marka arasında bir bağlantı (link) kurması, imaj transferi ihtimalinin bulunması, böylece tanınmış markanın olumlu imajının sağladığı kolaylıktan yararlanarak sonraki tarihli marka başvuru sahibinin ticari avantaj sağlama ihtimalinin bulunmasıdır. Böylece, sonraki tarihli marka başvuru sahibi, tanınmış marka sahibinin uzun uğraşlar sonucu oluşturduğu kalite ve güven birikiminden parazitvari yararlanarak, kendi lehine haksız bir avantaj sağlayacaktır.
Tanınmış markanın itibarına zarar verilebilmesi için; Tanınmış markanın, arzu edilmeyen olumsuz imaj tehlikesine maruz kalacağı bir hal olasılığı içerisinde bulunması gerekmektedir. Tanınmış markanın itibarının zarar görme tehlikesi altında bulunup bulunmadığı incelenirken, tescile konu mal ve hizmetlerin kapsamı dikkate alınmalıdır. Örneğin; tanınmış bir içecek markasının, aynı veya benzerinin tuvalet temizliği emtialarında marka olarak kullanılması halinde, böyle bir olumsuz imaj tehlikesi söz konusu olabilir.
Tanınmış markanın ayırt etme gücünün zedelenmesi için; Sonraki tarihli marka başvurusu nedeniyle, tanınmış markanın ayırt etme gücünün zayıflaması ve bu suretle markanın reklam değerinin düşme ihtimali bulunmalıdır. Tanınmışlık derecesi ve karşılaştırılan markaların hitap ettiği mal veya hizmetlerin birbirleri ile yakınlığı arttıkça, markanın ayırt ediciliğinin zedelenmesi ihtimali de artmaktadır. Bu durumda, markanın muhatap çevresi, sonraki tarihli marka nedeniyle, önceki markanın artık sadece tanınmış marka sahibine ve onun ürünlerine ait olmadığı kanısına varmaktadır.
Somut olayda yapılan değerlendirmede; davacının dayanak gösterdiği “...” markası, 12.05.2016 tarihli karar ile ... nezdinde ... sayı ile “Tanınmış Marka” olarak kabul edilmiştir.
Davacı taraf, dava aşamasında aşağıdaki belgeleri dosyaya ibraz etmiştir:
•Davacının ... markasına ilişkin verdiği reklamlara ait faturalar,
•Davacının ... markasına ilişkin haberler,
•Davacının ... markasına ait broşür örnekleri,
•Davacının ... markasına ait sponsorluk listesi, sponsorluk sözleşmeleri ve bu sponsorluklara ilişkin haberler,
•Davacının ... markasına ilişkin 2020 tarihli marka sağlığı araştırma raporu,
•Davacı şirketin markalarına ilişkin güncel haberler.
Somut olayda, davacının dava dosyasına sunmuş olduğu delillerden "...” markasının davacı firma ile özdeş hale geldiği ve 35. sınıfta yer alan “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için çeşitli malların bir araya getirilmesi hizmetleri (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir)” hizmeti bakımından tanınmış marka olduğu kanaatine varılmıştır.
Somut uyuşmazlık bakımından incelendiğinde davacı tarafa ait tanınmış markanın başvuru tarihinin 2016 olduğu ve bu talebin kabul edildiği gözetildiğinde ve yine mahkememizce oluşturulan ve içinde pazarlama sektöründen kimselerin de bulunduğu bilirkişi heyetince davacı yana ait “...” ibareli markanın tanınmış marka olduğu yönünde kanaat sunduğu, dava konusu marka ile davacıya ait “...” ibareli davacı markasının benzer olduğu, dava konusu marka kapsamında yer alan 35. sınıf hizmetlerin, davacıya ait markanın tanınmış olduğu sektörü ifade etmesi, bu nedenle, davalıya ait markanın, davacıya ait “..." ibareli tanınmış markanın ayırt edicilik karakterine ve itibarına zarar vermesi ve tanınmışlığından haksız yarar sağlanması ihtimallerinin somut olay bakımından mevcut olduğu kanaatine varılmıştır.
SMK m.6/9 hükmüne göre; Kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.
Kötü niyetli marka başvurusu; Kişiyi, hukuk düzeninin tescil ile elde edilecek hakları kullanması amacı taşımaksızın, hukuka ve ahlaka aykırı olarak, bu hakların hukuk düzenince tasvip edilemeyecek şekilde başka amaçlarla kullanılması olarak tanımlanabilir. Hangi hallerde kötü niyetli olarak marka başvurusunda bulunulmuş sayılacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamakla birlikte, genel olarak markayı kullanmaktan ziyade şantaj veya başkasından haksız para elde etmek veya başkalarının ticaretine engel olmak gibi amaçlarla yapılan marka başvuruları kötü niyetle yapılmış başvuru olarak kabul edilmektedir. Kanunun ayrıca müeyyideye bağladığı hususlar tek başına kötü niyet emaresi olarak kabul edilmez. Zira Kanun tarafından zaten müeyyidesi gösterilmiş marka başvuruları için ayrıca kötü niyeti de sebep göstermek doğru görülmemektedir. (....)
Somut olayda; davaya konu marka ile itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markaların iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzer olmalarının haricinde davalı şirketin kötü niyetle hareket ettiğini gösterir somut olgu ileri sürülmediğinden kötü niyet iddiasına dayalı istemler yerinde bulunmamıştır.
Yukarıda izah edilen gerekçelerle; somut olayda SMK m.6/1 ve m.6/5 hükmü koşulları oluştuğundan, davanın kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM:
1-Davanın KABULÜ ile; ... sayılı ... kararının İPTALİNE,
2-Dava konusu ... sayılı markanın HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE ve SİCİLDEN TERKİNİNE,
3-6769 sayılı SMK m.27/6 hükmü uyarınca hükümsüzlük kararı kesinleştiğinde bir örneğinin re'sen ...'e gönderilmesine,
4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60 TL maktu karar ve ilam harcından peşin alınan 179,90 TL'nin düşümü ile bakiye kalan 247,70 TL'nin müteselsilen davalılardan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
5-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar verildiği tarihte yürürlükte bulunan AAÜT m.3 hükmü gereği hesaplanan 25.500,00 TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
6-Davacı tarafından yapılan 179,90 TL peşin harç, 179,90 TL başvurma harcı, 102,40 TL vekalet harcı, 5.500,00 TL bilirkişi ücreti, 416,50 TL posta-tebligat masrafı olmak üzere toplam 6.378,70 TL yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
7-Davalı ... SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ. tarafından yapılan 38,40 TL vekalet harç sarfiyatına ilişkin yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,
8-HMK m.333 hükmü gereği karar kesinleştiğinde artan avansın yatıran tarafa resen iadesine,
Dair, Davacı vekilinin ve Davalı Kurum vekilinin yüzüne karşı, davalı şirket vekilinin yokluğunda, HMK m.341 ve m.345 hükümleri gereği kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde .... Bölge Adliye Mahkemesi ilgili hukuk dairesi nezdinde İSTİNAF yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.22/03/2024
Katip ...
E imzalıdır
Hakim ...
E imzalıdır