T.C. ... 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
T.C. TÜRK MİLLETİ ADINA
... GEREKÇELİ KARAR
6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2017/176 Esas
KARAR NO : 2024/195
HAKİM : ... ...
KATİP : ... ...
DAVA : Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 23/03/2016
KARAR TARİHİ : 22/04/2024
G.K. YAZILDIĞI TARİH : 14/05/2024
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili davaya cevap dilekçesinde özetle; Müvekkillerinin yapmış oldukları yazılı sözleşme çerçevesinde davalı şirket ile ticari faaliyet içerisine girdiklerini, müvekkillerinin sözleşme gereği satın aldıkları malların bedellerini sözleşmenin özel şartlar bölümünde belirtildiği şekli ile kendilerine ait bağlantı çekleri ile ön ödeme yöntemi ile ödediklerini, davalının müvekkillerinin işletmesine ait satış mağazasının yapılması ve işletilmesi esnasında sözleşmenin 18. Maddesinde sözleşmenin ekleri adı altında düzenlenen özel şartlar sözleşmesinin" stand masraflara katılma", "eleman desteği" ve hedef ciro pirimi" ile ilgili yazılı taahhütlerin bir kısmını yerine getirmediğini, davalı şirketin "stand masraflarına katılma" yükümlülüğünü yerine getirmediğini, davalı şirket " eleman desteği yükümlülüğünü" sözleşme süresi ile sınırlı olarak 12 ay boyunca yerine getirmediğini, davalı şirketin müvekkillerinin sözleşmeye göre hakettiği"%2 yıl sonu hedef cıro pirimini" ödemediğini, davalı şirket müvekkil tarafından verilen bağlantı çeklerine istinaden vermesi gereken malları vermemekte olup, cari hesap bakiye tutarını da iade etmediğini, müvekkillerinin tüm edimlerini eksiksiz ve zamanında yerine getirmiş olmalarına rağmen davalı edimlerini yerine getirmediğini bu nedenle müvekkillerinin alacağının fazlaya ilşikin hak ve alacaklarının saklı tutulması kaydı ile ileride arttırılmak üzere 1.000,00 TL alacaklarının dava tarihinden itibaren hesaplanacak ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili davaya cevap dilekçesinde özetle; Davacıların 22/05/2013 tarihli " ...Store Yetkili Satıcılık Sözleşmesi"nin 18. Maddesinde yazılı olduğunu bildirdiği sözleşme ekleri altındaki taahhütlerin bir kısmının yerine getirilmediği iddiasıyla talepte bulunmakta ise de kendisini bağlayıcı ve sınırlı olarak yapılan bu iddia tamamen gerçeklere aykırı olduğunu, zira davacılar öncelikle edim borçlusu olduğunu, bir başka anlatımla sözleşmedeki edim ve mükellefiyetini tam anlamıyla yerine getirdiğini, kanıtlayamadıkları sürece diğer taraftan herhangi bi hak ve alacak talebinde bulunmalarının mümkün olmadığını, davacı taraf buna ilaveten müvekkilinin vermesi gereken malları bulunduğunu ve cari hesap bakiye tutarını iade etmediğinden bahsettiğini, bu husus da tamamen haksız olduğunu, zira yukarıda da belirtilen davacının bahsedilen aksine müvekkilinin davacıdan 64.591,32 TL alacağı mevcut olduğunu ve davacıya sözleşme kapsamında vermesi gereken hiçbir mal bulunmadığını, dolayısıyla borçlu olan ve edmini yerine getirmediği açıkça belli olan davacıların yılsonu hedef ciro primi ve bağlantı çeklerinden kalan bakiye adı altında hak talebinde bulunmasının mümkün olmadığını, bu itibarla haksız, mesnetsiz ve tamamen hakkın suistimali niteliğindeki davanın reddini, davanın açıldığı mahkemenin davayı görmeye yetkili olmadığını, yetkili mahkemenin ... Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu bu nedenle yetki itirazlarının kabulü ve mahkemenin yetkisizliği ile davanın yetki yönünden reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER:
-Davalı Şirkete Ait Faturaların Birer Suretleri,
-17/06/2013 Tarihli Adi Ortaklık Sözleşmesi,
-22/05/2013 Tarihli Yükselen D.TM Elektronik DAy'Türk'Mal Store Özel Şartları Sözleşmesi,
-Bilirkişi Raporu
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dosya kapsamında görülmekte olan davada Taraflar arasında 22/05/2013 tarihinde akdedilen ...STORE YETKİLİ SATICILIK SÖZLEŞMESİNDEN kaynaklı davacının talebinin; Müvekkillerinin tüm edimlerini eksiksiz ve zamanında yerine getirmiş olmasına rağmen davalının edimlerini yerine getirmediğini, Bu nedenlerle iş bu davayı açmak zorunluluğu hasıl olduğunu belirtip Müvekkillerinin alacağının (%2 yıl sonu hedef ciro primi ve bağlantı çeklerinden kalan bakiye alacak haklarının) fazlaya ilişkin hak ve alacakları saklı tutulması kaydı ile ileride artırılmak üzere 1.000,00-TL.sinin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, karar verilmesi talebi olduğu,
Davalının ise davacıdan 64.591,32.-TL alacağı mevcut olduğunu ve davacıya sözleşme kapsamında vermesi gereken hiçbir mal bulunmadığını, Dolayısıyla borçlu olan ve edimini yerine getirmediği açıkça belli olan davacıların yıl sonu hedef ciro primi ve bağlantı çeklerinden kalan bakiye adı altında hak talebinde bulunmasının mümkün olmadığını, İleri sürerek davanın reddine, karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır.
Dosya kapsamında aldırılan bilirkişi raporları ve ek raporlarının ayrı ayrı incelenmesi sonucunda ;
07/11/2017 tarihli “Bilirkişi Heyet Raporu” nun sonuç bölümü;
“Davalı ile davalı arasında düzenlenen 22.05.2013 tarihli sözleşmenin “Kesin Delil Anlaşması” başlıklı 13. maddesinin ve sözleşmenin 7. sayfasında “Cari Hesap ve İşleyişi” başlıklı kısmının 4. ve 5. Maddelerinin HMK.193/2 ve Borçlar Kanunu 26.27.28. maddelerine aykırı olduğu, kanuna açıkça aykırılık sebebiyle uygulanabilirliğinin bulunmadığı, davacının davasının kanuni delillerle kanıtlama
imkanına sahip olduğu, Sözleşme ile kararlaştırılan prim ödemesine esas alt sınırın 750.000,- TL değil 500.000,- TL olduğu, Davacı ... — ... Adi Ortaklığı'nın ticari
ilişkinin olduğu 2013-2014 ve 2015 yılları resmi defterlerinin kanuni delil niteliğinde olduğu, Davacıların defter kayıtlarına göre 31.12.2015 tarihinde Davalı ...İç Tic.A.Ş. den 80.484,93 TL alacaklı göründüğü” şeklindedir.
” 28.01.2019 tarihli “Bilirkişi Heyet Raporu” nun sonuç bölümü;
Davacıların 42 yıl sonu hedef ciro primi talep edebilmeleri için yerine getirmek zorunda oldukları edimleri getirmediğinden, davalı şirketten bu yönde bir talepte bulunamayacakları, Bağlantı çeklerinden kalan bakiye alacaklarının mahsuplaşması neticesinde davacının 64.591,32 TL borçlu durumda görülmekte olduğu” şeklindedir.
30/09/2019 tarihli Bilirkişi raporunun
SONUÇ bölümü ; Dosya kapsamında yer alan bilirkişi raporları ve heyetimizce yapılan tetkikler neticesinde tarafların yasal defter tasdiklerinin yasal zorunluluklar doğrultusunda olduğu ve sahibi
lehine delil olma özelliğini taşıdığı, Tarafların yasal defter bilgilerinin birbirini (davalı ile davacı kayıtlarının) teyit etmediği, ” Davacı defter kayıtlarına göre (Bilirkişi raporunda yer aldığı şekli ile) davacının
davalıdan 80.484,93 TL alacaklı olduğu, ” Davalı defter kayıtlarına göre davalının davacıdan 64.591,32 TL tutarında alacaklı bulunduğu, ” Davalı ile Davacı arasında imzalanan özel şartlar sözleşmesi doğrultusunda ciro primine hak kazanma tutarının 750.000,- TL olarak yer aldığı, ancak 500.000,- TL ye kadar prim verilmeyecektir ifadesinin değerlendirilmesinin Sayın Mahkemenin takdirlerinde olduğu, ” Yıl sonu hedef ciro primine hak kazanma ciro tutarının 500.000,- TL ve üzeri olarak kabul edilmesi halinde davacının yalnızca 2014 yılında söz konusu tutarı aştığı ve hesaplanacak ciro priminin ( 534.441,53 TL X 24 ) — 10.688,83 TL olabileceği, ” Dosya kapsamından hareketle davacı tarafından talep edilmekle birlikte davalı tarafından yerine getirilmeyen bir edimin bulunmadığı, Sonuç ve kanaatine varılmaktadır. Şeklindedir.02/03/2020 tarihli bilirkişi raporunun SONUÇ bölümü;
Yukarıdaki sunuları bilgi ve dosyada yer alan belgelerden hareketle önceki bölümlerde taylandırıldığı üzere davacı vekilince bilirkişi heyetimizce tanzim olunan 30.09.2019 tarihli “Bilirkişi rulu” Traporumuza yapıları itirazların söz konusu rapor kapsamında karşılanmış olduğu serlendirilerek önceki raporumuzda yer verildiği üzere; “ Dosya kapsamında yer alan bilirkişi raporları ve heyetimizce yapılan tetkikler neticesinde tarafların yasal defter tasdiklerinin yasal zorunluluklar doğrultusunda olduğu ve sahibi lehine delil olma özelliğini taşıdığı, ” Tarafların yasal defter bilgilerinin birbirini (davalı ile davacı kayıtlarının) teyit etmediği, ” Davacı defter kayıtlarına göre (Bilirkişi raporunda yer aldığı şekli ile) davacının davalıdan 80.484,93 TL alacaklı olduğu, ” Davalı defter kayıtlarına göre davalının davacıdan 64.591,32 TL tutarında alacaklı bulunduğu, “ Davalı ile Davacı arasında imzalanan özel şartlar sözleşmesi doğrultusunda ciro primine hak kazanma tutarının 750.000,- TL olarak yer aldığı, ancak 500.000,- TL ye kadar prim verilmeyecektir ifadesinin değerlendirilmesinin Sayın Mahkemenin takdirlerinde olduğu, ” Yıl sonu hedef ciro primine hak kazanma ciro tutarının 500.000,- TL ve üzeri olarak kabul edilmesi halinde davacının yalnızca 2014 yılında söz konusu tutarı aştığı ve hesaplanacak ciro priminin ( 534.441,53 TL X 24 ) — 10.688,83 TL olabileceği, Dosya kapsamından hareketle davacı tarafından talep edilmekle birlikte davalı tarafından yerine getirilmeyen bir edimin bulunmadığı, Sonuç ve kanaatine varılmaktadır. Şeklindedir.
11/01/2021 tarihli bilirkişi raporunun SONUÇ bölümünde;
Yukarıdaki sunulan bilgi ve dosyada yer alan belgelerden hareketle önceki bölümle detaylandırıldığı üzere davacı vekilince bilirkişi heyetimizce tanzim olunan kök ve ek raporlarımızda er verildiği üzere;
Tarafların yasal defter bilgilerinin birbirini (davalı ile davacı kayıtlarının) teyit etmediği, Davacı defter kayıtlarına göre (Bilirkişi raporunda yer aldığı şekli ile) davacının davalıdan 80.484,93 TL alacaklı olduğu,” Davalı defter kayıtlarına göre davalının davacıdan 64.591,32 TL tutarında alacaklı bulunduğu, Sonuç ve kanaatine varılmaktadır.Şeklindedir.
22/05/2022 tarihli bilirkişi raporunun SONUÇ bölümünde ;
1-) Huzurda görülmekte olan davada davacının talebinin; Müvekkillerinin tüm edimlerini eksiksiz
ve zamanında yerine getirmiş olmasına rağmen davalının edimlerini yerine getirmediğini, Bu nedenlerle işbu davayı açmak zorunluluğu hasıl olduğunu belirtip Müvekkillerinin alacağının (962 yıl sonu hedef ciro primi ve bağlantı çeklerinden kalan bakiye alacak haklarının) fazlaya ilişkin hak ve alacakları saklı tutulması kaydı ile ileride artırılmak üzere 1.000,00-TL.sinin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, karar verilmesi talebi olduğu, DAVALININ ise davacıdan 64.591,32.-TL alacağı mevcut olduğunu ve davacıya sözleşme kapsamında vermesi gereken hiçbir mal bulunmadığını, Dolayısıyla borçlu olan ve edimini yerine getirmediği açıkça belli olan davacıların yılsonu hedef ciro primi ve bağlantı çeklerinden kalan bakiye adı altında hak talebinde bulunmasının mümkün olmadığını, İleri sürerek davanın reddine, karar verilmesini talep ettiği, 2-)Taraflar arasında 22/05/2013 tarihinde akdedilen ...STORE YETKİLİ SATICILIK SÖZLEŞMESİNDE bulunan imzalara tarafların bir itirazlarının bulunmadığı, Sözleşmenin 18. Maddesiyle sözleşmenin tümünü kapsadığı ve bütünlediği kabul edilen, ÖZEL ŞARTLAR SÖZLEŞMESİNDE; "-2013 YIL SONU HEDEF CİRO PRİMLERİNİİ 500.000,00-TL'ye kadar prim verilmeyeceğinin, 750.000,00-TL ve üzerine 962 yıl sonu ciro primi verileceğinin”, belirlendiği, Taraflar arasındaki sözleşme uyarınca "750.000,00-TL ve üzerine %2 yıl sonu ciro primi verileceğinin", belirlendiği, ANCAK SAYIN MAHKEMENİZCE yıl sonu hedef ciro primine hak kazanma ciro tutarının 500.000,00-TL ve üzeri olarak kabul edilmesi halinde; 2013 yılında davacının ciro tutarının 327.317,24-TL olması sebebiyle hak kazanamadığı, 2014 yılında davacının ciro tutarının 534.441,53-TL olması sebebiyle ciro priminin 534.441,53-TL x2 96 10.688,83-TL olacağı,2015 yılında davacının ciro tutarının 21.321,54-TL olması sebebiyle hak kazanamadığı, 3-) Davalının davacıya keşide ettiği fatura toplamının 1.137.797,03TL olmasına karşın davacının muavin defter dökümlerinde bu tutar 1.071.517,81TL olarak görüldüğü, Taraflar arasındaki 66.279,22TL farkın; davalının davacıya keşide ettiği 29/08/2013 tarihli, 171501 sıra numaralı, 1.150,49TL tutarlı ve 03/11/2015 tarihli, 803146 sıra numaralı 64.728,63TL tutarlı faturaların davacı ticari defterlerine kaydedilmemesinden, 24/07/2013 tarihli 17859 sıra numaralı faturanın taraf kayıtlarına 400,00TL farkla kaydedilmesinden (davalı kayıtlarına 6.736,82TL olarak davacı kayıtlarına 6.336,82TL olarak kaydedildiği görülmüş olup bahse konu fatura fotokopisi dosya kapsamında bulunmadığından fatura tutarına ilişkin tespit yapılamamıştır.), bakiye 0,10 kuruşun (1 nolu tabloda gösterildiği üzere) faturaların taraf defterlerine kuruş farklarıyla kaydedilmesinden kaynaklandığının tespit edildiği, Davacının davalıya keşide ettiği iade ve hizmet satım faturaları toplamı 74.422,71TL olmasına karşın davacının muavin defter dökümlerinde bu tutar 76.002,74TL olarak görüldüğü, Taraflar arasındaki 1.580,00TL farkın, davacı tarafından Mürsel Boya unvanlı firmaya keşide edilen 30/04/2014 tarihli, A- 0117 sıra numaralı, 1.580,00TL tutarlı faturanın davalının cari hesabına işlenmesinden kaynaklandığının tespit edildiği, Bu nedenle bahse konu faturanın davacının alacağından tenzil edildiği, Bu tenzil sonrasında davacının alacağının; (80.484,93 - 1.580,00TL) 78.904,93TL olarak hesap ve tespit edildiği, Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda taraf hesapları arasındaki farklılıkların aşağıdaki tabloda Belirlendiği,
FARKLILIKLARI GÖSTERİR ÖZET TABLO
Fatura Fatura | Davalı Kayıtlarında Görülen | Davacı Kayıtlarında Görülen | — pk
Tarihi No. Tutar Tutar
24/07/2013 | 17859 6.736,82 6.336,82 400,00
29/08/2013 | 171501 1.150,49 Kayıt Yok 1.1150,449
26/10/2013 | 162387 2.354,47 2.354,48 0,01
24/04/2014 | 825716 1.356,83 1.356,73 0,10
30/04/2014 | — 117 Kayıt Yok 1.580,00 1,580,00
30/06/2014 | 186521 8.254,11 8.254,12 0,01
19/11/2014 | 186226 6.904,31 6.904,32 0,01
03/11/2015 | 803146 64.728,63 Kayıt Yok 64.728,63
Davalı ...İÇ Licaret A.ş. Ları Hesap Ekstresine Göre;
Davalı tarafından yapılan tahsilat tutarı toplamda 998.783,00TL olup, bu tahsilatın şeklinin
çek ile yapılan tahsilat .. 982.000,00TL
kredi kartı ile yapılan tahsilat 17.283,00TL
Yavacıya kurban ödemesi açıklamasıyla yapılan ödeme..... (-) — 500,00TL
Davacı ... & ... Muavin Defter Dökümüne Göre;
Davacı tarafından yapılan ödeme tutarı toplamda 1.076.000,00TL olup, bu ödemenin şeklinin
ışağıdaki gibi olduğu, çek ile yapılan ödeme 1.076.000,00TL
Davacının davalıya keşide ettiği çek toplamının 1.076.000,00TL olmasına karşın davalının muavin
defter dökümlerinde bu tutar 982.000,00TL olarak görüldüğü, Taraflar arasındaki 94.000,00TL farkın; davalının davacıya keşide ettiği 229.000,00TL tutarlı çek/çeklerin, davalı kayıtlarında (75.000,00*
50.000,00TL) 135.000,00TL olarak kaydedilmesinden kaynaklandığının tespit edildiği, Davalı Cari Hesap Ekstresinde kredi kartı ile yapılan toplamda 17.283,00TL tahsilat görülürken, davacı muavin defter dökümünde kredi kartı ile yapılan ödeme bulunmadığı, Davalı tarafından kurban ödemesi açıklaması ile yapılan ödemenin ise davacı muavin defter dökümlerinde bulunmadığının tespit edildiği,
Yukarıda yapılan tespitler doğrultusunda, taraflar arasında 77.217,00TL tahsilat/ödeme kaynaklı
fark bulunduğu, Davalının cari hesap ekstresinde yer alan, davalının, davacıya keşide ettiği 29/08/2013 tarihli, 171501 sıra numaralı, 1.150,49TL tutarlı ve 03/11/2015 tarihli, 803146 sıra numaralı 64.728,63TL tutarlı faturaların ve muhteviyatı malların davacıya tebliğ/teslim edildiğine dair dosya kapsamında sevk irsaliyesi ve sair belgeye rastlanılmadığı, Dosya kapsamında davalı tarafından davacıya keşide edilen bir miktar İrsaliyeli Fatura fotokopisi bulunduğu, İrsaliyeli Fatura fotokopilerinin tetkikinde, irsaliyeli faturaların hiç birinde “Teslim Alan” kısmında Ad-Soyad ve imza bulunmadığının görüldüğü, Davacı tarafından davalıya keşide edilen çekler ile ilgili bilgi ve belgelerin dosyaya kazandırılması alinde, taraflar arasındaki alacak /borç tutarına ilişkin hesaplama yapılabileceğini, belirtir rapor sunulmuştur.
23/01/2024 tarihli bilirkişi raporunun SONUÇ bölümünde ;
1-) Huzurda görülmekte olan davada davacının talebinin; Müvekkillerinin tüm edimlerini eksiksiz ve zamanında
yerine getirmiş olmasına rağmen davalının edimlerini yerine getirmediğini, Bu nedenlerle iş bu davayı açmak
zorunluluğu hasıl olduğunu belirtip Müvekkillerinin alacağının (%2 yıl sonu hedef ciro primi ve bağlantı çeklerinden
kalan bakiye alacak haklarının) fazlaya ilişkin hak ve alacakları saklı tutulması kaydı ile ileride artırılmak üzere
1.000,00-TL.sinin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, karar verilmesi
talebi olduğu,DAVALININ ise davacıdan 64.591,32.-TL alacağı mevcut olduğunu ve davacıya sözleşme kapsamında vermesi
gereken hiçbir mal bulunmadığını, Dolayısıyla borçlu olan ve edimini yerine getirmediği açıkça belli olan davacıların
yılsonu hedef ciro primi ve bağlantı çeklerinden kalan bakiye adı altında hak talebinde bulunmasının mümkün
olmadığını, İleri sürerek davanın reddine, karar verilmesini talep ettiği,
2-)Taraflar arasında 22/05/2013 tarihinde akdedilen ...STORE YETKİLİ SATICILIK SÖZLEŞMESİNDE
bulunan imzalara tarafların bir itirazlarının bulunmadığı, Sözleşmenin 18. maddesiyle sözleşmenin tümünü kapsadığı ve bütünlediği kabul edilen, ÖZEL ŞARTLAR SÖZLEŞMESİNDE;
-2013 YIL SONU HEDEF CİRO PRİMLERİNİN;
500.000,00-TL'ye kadar prim verilmeyeceğinin,
750.000,00-TL ve üzerine 962 yıl sonu ciro primi verileceğinin", belirlendiği,
Taraflar arasındaki sözleşme uyarınca "750.000,00-TL ve üzerine 952 yıl sonu ciro primi verileceğinin",
belirlendiği, ANCAK SAYIN MAHKEMENİZCE yıl sonu hedef ciro primine hak kazanma ciro tutarının 500.000,00-TL ve üzeri olarak kabul edilmesi halinde;
2013 yılında davacının ciro tutarının 327.317,24-TL olması sebebiyle hak kazanamadığı,
2014 yılında davacının ciro tutarının 534.441,53-TL olması sebebiyle ciro priminin 534.441,53-TL x 2 96 £10.688,83-TL olacağı,2015 yılında davacının ciro tutarının 21.321,54-TL olması sebebiyle hak kazanamadığı,
3-) Sayın Mahkemece, davalının davacıya keşide ettiği 29/08/2013 Tarihli, 171501 Sıra Numaralı ve noter ihtamamesi ile iade edilen 03/11/2015 Tarihli. 803146 Sıra Numaralı Fatura muhtevivatı mal/hizmetin davacıva teslim edilmediğinin ve davacının ticari defter kayıtlarında görülmeyen, ancak davalının muavin hesap dökümlerinde görünen Kredi Kartı İle yapılan ödemelerin (davacı tarafından yapılan ödemelerin) kabulü halinde;Davalının davacıya toplam borcunun 95.787,80TL oldu!
Davacının davalıdan toplam alacağının — 96.187,93TL olduğu, Taraflar arasındaki 400,13TL fark kök raporun sonuç kısmının 3 numaralı maddesinde detaylı olarak açıklanmıştır.
4-) Sayın Mahkemece, davalının davacıya keşide ettiği 29/08/2013 Tarihli, 171501 Sıra Numaralı ve noter ihtamamesi ile iade edilen 03/11/2015 Tarihli, 803146 Sıra Numaralı Fatura muhteviyatı mal/hizmetin davacıya teslim edilmediğinin ve davacının ticari defter kayıtlarında görülmeyen, ancak davalının muavin hesap dökümlerinde görünen Kredi Kartı İle yapılan ödemelerin(davacı tarafından yapılan ödemelerin) kabul edilmemesi halinde;
Davalının davacıya toplam borcunun 78.504,80TL oldu!
Davacının davalıdan toplam alacağının — 78.904,93TL olduğu,
Taraflar arasındaki 400,13TL fark kök raporun sonuç kısmının 3 numaralı maddesinde detaylı olarak açıklanmıştır.
5-) Sayın Mahkemece, davalının davacıya keşide ettiği 29/08/2013 Tarihli, 171501 Sıra Numaralı ve noter ihtamamesi ile iade edilen 03/11/2015 Tarihli, 803146 Sıra Numaralı Fatura muhteviyatı mal/hizmetin davacıya teslim edildiğinin ve davacının ticari defter kayıtlarında görülmeyen, ancak davalının muavin hesap dökümlerinde görünen Kredi Kartı İle yapılan ödemelerin (davacı tarafından yapılan ödemelerin) kabulü halinde;
Davalının davacıya toplam borcunun —— 29.908,68TL oldu;
Davacının davalıdan toplam alacağının — 30.308,81TL olduğu,
Taraflar arasındaki 400,13TL fark kök raporun sonuç kısmının 3 numaralı maddesinde detaylı olarak açıklanmıştır.
6-) Sayın Mahkemece, davalının davacıya keşide ettiği 29/08/2013 Tarihli, 171501 Sıra Numaralı ve noter ihtamamesi ile iade edilen 03/11/2015 Tarihli, 803146 Sıra Numaralı Fatura muhteviyatı mal/hizmetin davacıya teslim edildiğinin ve davacının ticari defter kayıtlarında görülmeyen, ancak davalının muavin hesap dökümlerinde görünen Kredi Kartı İle yapılan ödemelerin (davacı tarafından yapılan ödemelerin) kabul edilmemesi halinde;
Davalının davacıya toplam borcunun —— 12.625,68TL olduğu,
Davacının davalıdan toplam alacağının — 13.025,81TL olduğu,
Taraflar arasındaki 400,13TL fark kök raporun sonuç kısmının 3 numaralı maddesinde detaylı olarak açıklanmıştır Şeklinde Bilirkişi raporları ve ek raporlarının dosya kapsamına dava konusu ile kazandırıldığı anlaşılmıştır.
IV-)Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2017/2196E.-2017/4731K. sayılı ve
08/06/2017 karar tarihli kararında; "ÖZETLE : Dava, ticari satım sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, davacı tarafından yapılan takibin dayanağının takip talebinde cari hesap ekstresi olarak gösterildiği, cari hesap sözleşmesine dayanan davaların sözleşmenin sona ermesinden itibaren beş yıl geçmekle zaman aşımına uğrayacağı, davalının süresinde zaman aşımı definde bulunduğu, cari hesap ekstresinin 2006 yılına dair olduğu, cari hesap ilişkisi nedeni ile yapılan takipte zaman aşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Taraflar. arasında TTK. 88. madde ve devamında öngürülen usulüne uygun yapılmış cari hesap sözleşmesi bulunmadığından mahkemenin ticari uyuşmazlığın cari hesap sözleşmesinden kaynaklandığı yönündeki kabulü yerinde değildir. Satım sözleşmeleri TBK 146. Madde uyarınca 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi olup mahkemece zamanaşımı itirazı reddedilerek davanın esası hakkında bir hüküm kurulması gerekirken "cari hesap ilişkisi nedeni ile yapılan takipte zaman aşımı süresinin dolduğu” gerekçesiyle karar verilmesi isabetsizdir. "denilmiştir.
Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2016/1897E.-2016/9819K. sayılı ve 31/05/2016 karar tarihli kararında; "ÖZETLE : Dava, satıştan kaynaklanan cari hesap alacağının tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. Davacı, mahkemeye cari hesabın dayanağı olan fatura ve teslim belgelerini sunmamıştır. Kural olarak, davacı, cari hesap dayanağı olan faturalarda gösterilen malların teslimini kanıtlamak zorundadır. Davalı ise savunmasında, teslim aldığı malların bedelini müşteri çekleriyle ödediğini savunmakla birlikte mahkemeye buna dair belge sunmamış olup, davalının bu ödemelerini kanıtlayan belgeleri de mahkemeye sunması gerekir. Mahkemece dayanak belgelerin mahkemeye sunmalarını istenmesi, davacıya mal teslimini kanıtlama, davalıya ise ödeme yaptığı bedellere dair belgeleri sunma imkanı tanınarak, davalı müşteri çeki vermişse bu çeklerin tahsili halinde ödemenin kabul edileceği dikkate alınarak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir. " denilmiştir.
Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 14/06/2016 karar tarihli kararında;
in 2015/18430E.-2016/10604K. sayılı ve 'ÖZETLE: Dava; itirazın iptali istemine ilişkindir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın davalının ifa savunması noktasında toplandığı, davalının peşin satış karinesini ileri sürdüğü, ancak taraflar arasında ihtilafsız olan proforma faturaların içeriğinden edimlerin birlikte ifa edilmediğinin açıkça anlaşılmakta olduğu, zira, buna göre davalı tarafın mal teslim borcunu sekiz hafta içinde yerine getirmesinin kararlaştırılmış olduğu ve 9675 ödemenin peşin olarak, bakiye 9625' lik dilimin ise sevkiyat öncesi yapılacağının kararlaştırıldığı, davalının mal teslim borcunu yerine getirdiğini ispatla mükellef olduğu, alınan bilirkişi raporuna göre; usule uygun olmayan davalı ticari defterlerinde davacının gönderdiği miktarın aynen kayıtlı olduğu, davalının kendi defterlerinde davacıya önce bir kısmını iade etmiş olduğu, daha sonra bakiye kalan kısmı da nakden ödeme olarak düştüğü, ticari hesabını bu şekilde sfrladığı. davalının davacıya mal teslimine dair savunmasının kendi ticari deherleriyle örtüşmediği ilk iade edilen miktarın davalı aki, ödemesinin davacının kabulünde olduğu, ancak. davalının defter kayıtlarındaki Bakıldığında dair hiçbir kanıt da sunmadığı. davalının mal teslim borcunu yerine getirdiğini kanıtlayamadığı, davacının davalıdan icra takip tarihi itibariyle geri ödendiği iddia edilen miktar kadar alacaklı olduğunun bilirkişi raporuyla tespit edildiği ve davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Usul ve kanuna uygun olan kararın onanması gerekir. ", denilmiştir. Hukuk Genel Kurulunun 2017/19-1634E.-2018/633K. sayılı ve 28/03/2018 karar tarihli kararında; "ÖZETLE : Dava faturaya bağlanmış alacağın tahsili için girişilen icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. tü ARR NUR 3kamek Saian man Ve teker ve ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesabın kesilmesinden sonra çıkacak artan tutarı isteyebileceklerine dair izleşmelerinin yazılı ılmadıkçı rli olmu cağı belirtilmiştir. Bun Öre raflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadıkça TTK' nın cari hesaba dair hükümleri uygulanamayacaktır. Açık hesap ilişkisi ise önceki borçlar tahsil edilmemesine rağmen taraflar arasındaki ticari ilişkinin devam etmesi durumudur.
Taraflar arasında bir borç ilişkisi bulunduğu ve borçlunun daha evvel bir kısım ödemeler yaptığı belirtilmekte, davacı davasını yalnızca iki adet faturaya dayandırmakta ve davalı da ödeme savunmasında bulunmaktadır. Eldeki davada, ispat yükünün davalı tarafta bulunduğu, yapılan ödeme savunmasının da yazılı delille ispatının gerektiği, taraflar arasında değerlendirilebileceği ve Özel Daire kararında belirtildiği gibi mahkemece takip konu faturalar ve ödeme savunması bakımından araştırma ve değerlendirme yapılarak sonucuna göre ir İTE vene een itş aksi yönde yapılacak araştırmanın İse itirazın iptali ve mahkeme direnilmesi doğru değildir." denilmiştir.
6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunun "6. Kısım" "CARİ HESAP" başlıklı ve şekil" alt başlıklı 89. maddesinde; "(1) İki kişinin herhangi bir hukuki sebep veya ilişkiden doğan alacaklarını teker teker ve ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesabın kesilmesinden sonra çıkacak artan tutarı isteyebileceklerine ilişkin sözleşme cari hesap sözleşmesidir.(2) Bu sözleşme yazılı yapılmadıkça geçerli olmaz.""B) Hükümleri"üst başlıklı "I - Genel olarak" alt başlıklı 90. maddesinde;"(1) Türk Borçlar Kanununun 134 üncü maddesiyle 143 üncü maddesinin ikinci fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere cari hesap sözleşmesinin hükümleri şunlardır:
a) Aksi kararlaştırılmadıkça, cari hesaba alacak veya borç kaydedilmesi, tarafların, alacağı veya borcu doğuran sözleşme veya işleme ilişkin dava ve savunma haklarını düşürmez. Sözleşme veya işlem iptal edilirse bunlardan kaynaklanan kalemler hesaptan çıkarılır. b) Cari hesap sözleşmesinin yapılmasından önce doğmuş bulunan bir alacak, tarafların onayıyla cari hesaba kaydedilirse, aksi kararlaştırılmamışsa bu alacak yenilenmiş olmaz. ©) Bir ticari senedin cari hesaba kaydı, bedelinin alınmış olması hâlinde geçerli olmak şartıyla verilmiş sayılır. d) Her hesap devresi sonunda alacak ve borcu oluşturan tutarlar birbirinden çıkarıldıktan sonra tanınan veya hükmen belirlenen bakiye, yeni hesap devresine ait bir kalem olmak üzere hesaba geçirilir; sözleşme sona ermiş veya artan tutar haczedilmiş ise onun ödenmesi gerekir.
e) Cari hesabın alacak sütununa yazılan tutarlar için, sözleşme veya ticari teamüller gereğince, kaydolundukları tarihten itibaren faiz işler." hükümleri bulunmaktadır. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun ( TTK ) 89. maddesine göre iki kişinin herhangi bir hukuki sebep veya ilişkiden doğan alacaklarını teker teker ve ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesabın kesilmesinden sonra çıkacak artan tutarı isteyebileceklerine dair sözleşme cari hesap sözleşmesi olarak tanımlanmıştır. Aynı maddede cari hesap sözleşmelerinin yazılı yapılmadıkça geçerli olmayacağı belirtilmiştir. Buna göre, taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadıkça TTK'nın cari hesaba dair hükümleri uygulanamayacaktır.
V-)Yargıtay 13. Hukuk Dai 2015/4340E.-2016/12216K. sayılı ve04/05/2016 karar tarihli kararında; "ÖZETLE : Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir. Hukukumuzda sözleşmeye bağlılık ve sözleşme serbestliği ilkeleri kabul edilmiştir. Bu ilkelere göre sözleşme yapıldığı andaki gibi aynen uygulanmalıdır. Eş söyleyişle sözleşme koşulları borçlu için sonradan ağırlaşmış, edimler dengesi sonradan çıkan olaylar sebebiyle değişmiş olsa bile borçlu sözleşmedeki edimini aynen ifa etmelidir. Gerçekte sözleşmeye bağlılık ilkesi hukukun güvenlik, doğruluk, dürüstlük kuralının bir gereği olarak sözleşme hukukunun temel ilkesini oluşturmaktadır. Somut uyuşmazlıkta, taraflar arasında düzenlenen sözleşme kapsamında davacının edimini yerine getirdiği ihtilaf konusu olmayıp tarafların ve mahkemenin de kabulündedir. Davalı, sözleşmeyi imzalamakla belirlenen sanatçı ücretini de kabul etmiş sayılmalıdır. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır." denilmektedir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2013/14387E.-2014/9294K. sayılı ve 14/05/2014 karar tarihli kararında; "Dava, taraflar arasında imzalanan sözleşmeden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla yapılan ilamsız icra takibine yönelik itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece yukarıda yazılan gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir. Tarafların ortağı bulunduğu dava dışı Limited Şirketi iki ortaklı olup, davanın tarafları olan ortaklar aralarında davaya dayanak yapılan protokolü imzalamışlardır. Söz konusu protokol,
dava dışı şirketin tüm ortaklarının imzasını taşıdığından geçerli olup mahkemenin kabulünün aksine sözleşme içeriğinde sözleşmenin geçersiz bulunmasını gerektirecek hükümler mevcut değildir. Zira, protokol bir bütün olarak değerlendirildiğinde, protokol altında imzası bulunan kişilerin aynı zamanda işbu davanın tarafı olan şirketlerin temsilcileri oldukları ve bu şirketleri bağlayıcı biçimde protokolün düzenlendiği göz önüne alındığında protokol altında imzası bulunan kişilerin temsilci olduklarının belirtilmemesi protokolün geçersizliği ve bu protokolün şirketleri bağlamayacağı sonucunu doğurmayacaktır. Bu nedenlerle, mahkemece protokolün geçerli olduğu nazara alınıp protokol hükümleri gereğince uyuşmazlığın çözümü gerekir."denilmektedir.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 2014/4834E.-2014/18518K. sayılı ve 10/06/2014 karar tarihli kararında; "Taraflar arasında düzenlenen sözleşmeler imzaları herhangi bir itiraza uğramadığından geçerli olup tarafları bağlar ve uyuşmazlığın da bu sözleşme hükümlerine göre çözümlenmesi gerekir.", denilmektedir. 60098
IL Kesin hükümsüzlük” başlıklı 27. Maddesinde; “Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür.
Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemez. Ancak, bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz olur.” "IlLAşırı yararlanma” başlıklı 28. Maddesinde; “Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir. Zarar gören bu hakkını, düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği; zor durumda kalmada
ise, bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıl içinde kullanabilir.” Hükümleri bulunmaktadır.
Genel olarak kişiler, özel hukuk alanında diğer kişilerle olan ilişkilerini hukuk düzeni içinde kalmak şartıyla diledikleri gibi düzenlerler, diledikleri konuda diledikleri kişiler ile sözleşme yapabilirler. Bu olanak, Türk Borçlar Kanununda öngörülen sözleşme özgürlüğü (akit serbestliği) ilkesinin bir sonucudur ve bu hak irade özerkliği (sözleşme hürriyeti) prensibi ile Anayasa (m.48) tarafından teminat altına alınmıştır. Bu sözleşme özgürlüğü çerçevesinde kişiler kanun tarafından düzenlenmiş olan sözleşme tiplerinden ayrı karma veya nev'i şahsına münhasır (kendine özgü) sözleşmeler yapmak ve bunların koşullarını diledikleri gibi tespit etmek, buyurucu ve yasak koyan kurallara, ahlâk ve âdaba aykırı olmamak şartıyla Kanun tarafından düzenlenmiş olan sözleşme tipini değiştirmek ve konusunu yasal sınırlar içinde tayin etmek hakkına haizdirler. Dolayısıyla bu özgürlük, sözleşmeyi yapma, sözleşmenin karşı tarafını seçme, sözleşmenin içeriğini düzenleme ya da değiştirme, sözleşmeyi ortadan kaldırma ve nihayet sözleşmenin tabi olacağı şekli belirlemeyi de kapsar.
Yürürlükte bulunan hukuk sistemimizde akit serbestisi prensibi kabul edilmiştir. Taraflar kanuna, ahlak ve adaba, kamu intizamına, şahsiyet haklarına aykırı olmamak şartıyla aralarında her konuda serbestçe sözleşme yapabilirler. ( B.K.19-20. mad.Yeni T.B.K. 26-27 mad ) Yine sözleşme ile taraflar birbirlerine olan alacak ve borçlarını belirleyebilir, borçların ödeme zamanını kararlaştırabilirler. Böyle bir kararlaştırma, taahhüt tarafları bağlar. Dolayısıyla davacı ile davalı arasında imzalanan sözleşme uyarınca uyuşmazlığın çözülmesi gerekmektedir. (Sözleşmede bulunan imzalara tarafların bir — itirazı bulunmamaktadır.)
VI-)6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun “Delil Sözleşmesi” başlıklı 193. Maddesinde; “(1) Taraflar yazılı olarak veya mahkeme önünde tutanağa geçirilecek imzalı beyanlarıyla kanunda belirli delillerle ispatı öngörülen vakıaların başka delil veya delillerle ispatını kararlaştırabilecekleri gibi; belirli delillerle ispatı öngörülmeyen vakıaların da sadece belirli delil veya delillerle ispatını kabul edebilirler.
(2) Taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkânsız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmeleri geçersizdir.” hükmü bulunmaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/13-691E.-2021/534K. Sa 29/04/2021 karar tarihli kararında ÖZETLE; "I. UYUŞMAZLIK 11 Direnme vnolır ile Hırkırk Çenel Kurulu önüne anelen ıvusmazlık: mal kahıılline itiraz üzerine verilen ve ihtilâf doğması hâlinde mahkeme önünde taraflarca delil olarak kabul edileceği kararlaştırılan ikinci muayene raporunun aksinin eldeki dava ile ileri sürülmesinin mümkün olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre mahkemece sadece bu delile dayanılarak ihalenin feshinin iptali isteminin reddedilmesinin hukuka uygun bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Il. GEREKÇE
12. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle delil sözleşmeleriyle ilgili açıklama yapılması
faydalı olacaktır.
13. Sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun ( HMK ) 193. maddesinde düzenlenen delil sözleşmesi; ortaya çıkan uyuşmazlıkta belli bir hususun ne tür deliller ile ispatlanacağının taraflarca yazılı olarak saptanmasıdır.
14. Buna göre “Taraflar yazılı olarak veya mahkeme önünde tutanağa geçirilecek
imzalı beyanlarıyla kanunda belirli delillerle ispatı öngörülen vakıaların başka delil veya delillerle ispatını kararlaştırabilecekleri gibi; belirli delillerle ispat öngörülmeyen vakıaların da sadece belirli delil veya delillerle ispatını kabul edebilirler ( HMK, m.193/1 ). Maddenin ikinci fıkrasında ise delil sözleşmeleri ile ilgili olarak önemli bir hüküm getirilmiş ve taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkânsız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmelerinin geçersiz olduğu ortaya konularak bu konuda uygulamada doğan birtakım tereddütlerin önüne geçilmiştir.
15. Delil sözleşmesinin geçerli olması, sözleşme hürriyetinin doğal bir sonucudur. Genel hükümler uyarınca yapılacak bazı sözleşmelerde, yanlara bazı kanıtlarla yazılı biçimde ispat hakkının sınırlı olarak tanınması hâlinde, bu sınırlar dışında delil gösterilmesi olanaksızdır. 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 48, maddesinde sözleşme özgürlüğü esası benimsendiğine göre, bu esaslar uyarınca düzenlenecek sözleşmenin ispat biçimi de belirlenebilir ve sınırlanabilir olmalıdır.
16. Delil sözleşmesinin konusu ispattır. Bu nedenle delil sözleşmesi ile ispat şartı olan yazılı şekil öngörülebilir veya var olan yazılı şekil ( senet ) ile ispat zorunluluğuna istisna ( mesela, senetle ispatı gereken bir hukuki işlemin tanıkla ispat edilebileceği ) kabul edilebilir. Ne var ki delil sözleşmesi ile geçerlilik ( sıhhat ) şartı olan yazılı şekil yerine başka bir şekil kararlaştırılamaz.
17. Bu sözleşmeler usul hukukuna ilişkindir. Çünkü, delil sözleşmesi asıl etkisini usul hukuku alanında gösterir. Delil sözleşmesi, belli bir hukuki ilişki için yapılabilir ve hangi hukuki ilişkinin hangi delil ile ispat edilebileceği konusundaki kararlaştırmanın açıkça gösterilmesi gerekir.
18. Bir davanın tarafları, dava açılmadan önce veya sonra, bir hususun yalnız belli bir
delil ile ispat edileceği hakkında bir sözleşme yaparlarsa, buna münhasır delil sözleşmesi deni Yani bu hâlde, o husus yalnız delil sözleşmesi ile kabul edilmiş olan delil ile ispat edilebilir başka bir delil ile ispat edilemez.
19. Bir hususun ispatı için münhasır delil sözleşmesi yapılmış ise delil sözleşmesinde kararlaştırılan delilden ( veya delillerden ) başka delil kabul olunmaz. Buna göre taraflar, delil sözleşmesi ile aynı zamanda delillerini hasretmiş olurlar, yani taraflar, delil sözleşmesinde kararlaştırdıkları deliller dışında başka delil gösteremezler ( Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, 2001, c. 3, s. 2881 vd. ).
20. Münhasır delil sözleşmelerinin en önemli örneği hakem bilirkişi sözleşmeleridir. Hakem bilirkişi sözleşmesiyle taraflar aralarındaki belli bir uyuşmazlık konusunun miktarının ve niteliklerinin belirli kişiler veya kurullar tarafından tespit edileceğini ve bu tespiti kabul edeceklerini kararlaştırırlar. Hakem bilirkişinin usulüne uygun biçimde düzenlenmiş tespiti gerek tarafları gerekse mahkemeyi bağlar. Ancak bunun için hakem bilirkişi sözleşmesinin içerik bakımından geçerli olması, hakem bilirkişilerin usulüne uygun şekilde, bilhassa taraflardan bağımsız ve tarafsız kişiler arasından, seçilmiş bulunması ve yetkileri dâhilinde rapor düzenlemiş olmaları gerekir. Hakem bilirkişi bu görevi yapacak vasfı haiz değilse yahut hakem bilirkişinin tespiti hukuk normları ve taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine aykırı
gerçekleştirilmişse raporun iptali dava edilebileceği gibi, bu delile dayanılarak açılan davada karsı tarafca raporun hukuka, adalet ve nesafete aykırı olmakla geçersizliği savunmasında bulunulabilecektir. Bu durumda hâkim bu delilin usulüne uygun oluşturulup oluşturmadığını denetleyecektir.
21. Münhasır olmayan delil sözleşmelerinde ise taraflar delillerini hasretmez; bilakis bir hususun başka bir delil ile de ispat edilebileceğini kararlaştırırlar. Senetle ispatı zorunlu olan bir hukuki işlemin, tanıkla da ispat edilebileceği hakkında yapılan delil sözleşmesi bu mahiyettedir.
22. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasındaki ihale süreci sonunda imzalanan 14.03.2013 tarihli sözleşmeyle ile davacı 52 kalem kırtasiye ürününü sözleşme ve ekinde yer alan şartnamelere uygun teslim borcu altına girmiştir.
23. Sözleşmenin 30.1.12 maddesinde, teslim edilen malın muayenesinin yürürlükteki
Mal Alımları Denetimi, Muayene ve Kabul İşlemlerine Dair Yönetmeliği, TSK Mal Alımları
Denetimi, Muayene ve Kabul İşlemleri Yönergesi ve ilgili mevzuat hükümlerine ve teknik şartnamedeki esaslara göre niteliklerine uygun bulunmayan malların reddedileceği belirlenmiştir.
24, Teslim ettiği mallarda yapılan ilk fiziki muayenede malların gereken koşulları sağlamadığı gerekçesiyle reddedilmesi üzerine davacı, sözleşmenin 30.117 maddesi çerçevesinde muayene sonucuna itiraz etmiş ancak itiraz muayenesi de ret ile sonuçlanmıştır.
25. Sözleşmenin itiraz muayenesinin sonuçlarına ilişkin ve uyuşmazlığın odağı olan 30.119 maddesi hükmü ise aynen “Yüklenicinin fiziki muayene sonucuna itirazı hâlinde, ilk muayene kabul komisyonunda görev almamış kişilerden oluşturulacak başka bir komisyona malın itiraz muayenesi yaptırılacaktır... Bu muayenede verilen karar taraflar için kesindir. Muayene sonucu hakkında ihtilaf olması hâlinde mahkemede, taraflar bu raporu delil olarak kabul edeceklerdir." şeklindedir.
26. Sözleşmenin malın ilk muayanesi sonucunda verilecek karara karşı öngördüğü itiraz mekanizması usulüyle, inceleme sonunda verilecek komisyon kararının etki ve mahiyeti delil sözleşmesi niteliğindedir. İtiraz muayesini yapan komisyonun taraflardan birinin bünyesinde çalışan kişilerden oluştuğu gözetildiğinde bağımsızlık ve tarafsızlık unsurunu taşımayan kişilerin hakem bilirkişi ve bu delil sözleşmesinin de münhasır delil sözleşmesi olarak değerlendirilemeyeceği açıktır.
27. Taraflar komisyonun itiraz üzerine verdiği kararın kesin olduğunu kararlaştırmışlardır. Ne var ki bu hükümde geçen kesinlik mal alım sürecindeki işlemler ve malın kabul edilip edilemeyeceğine ilişkin kararlarla ilgilidir. Söz konusu düzenleme itiraz muayenesi komisyonu kararına karşı yargı yoluna başvuralamayacağı şeklinde yorumlanamaz. Aksi düşünce hem HMK'nın 193/2. maddesindeki emredici hükmü hem de anayasal güvence altına alınmış hak arama özgürlüğünü ihlâl edecektir. Adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olan silahların eşitliği ilkesi uyarınca, kamu gücünü elinde bulunduran idare ile birey arasında gerçek anlamda bir eşitlik ve denge sağlanması son derece önemlidir. İdare kamunun ihtiyaçlarını giderme amacıyla giriştiği ihalelerde tıpkı ihaleye katılanlar gibi konuyla ilgili mevzuat hükümleriyle bağlıdır. İdarenin bu çerçevede hazırlanan özel hukuk sözleşmelerinde, idare bünyesinde oluşturulmuş bir kurula taraflar arasında doğacak ihtilafı çözümleyecek ve kararı denetlenemeyecek bir son merci yetkisi verilmesi, çözümü taraflardan birinin keyfiyetine bırakmak anlamına gelecektir.
28. Oysa taraflar, ilgili mevzuat hükümlerine ve ihale dökumanına uygun teşekkül edeceği düşüncesi çerçevesinde delil sözleşmesiyle kendilerini bağlamışlardır. Aksinin iddia olunması hâlinde mahkeme bu delilin yasa ve sözleşme hükümlerine uygun oluşturulup oluşturulmadığını denetlemek durumundadır. 29. Nitekim somut uyuşmazlıkta taraflar da muayene sonucu hakkında anlaşmazlık doğması durumunda konunun mahkeme önüne taşınması hâlini mümkün görmüş ve yapılacak yargılamada raporu delil olarak kabul edeceklerini açıkça ifade etmişlerdir.30. Bu durumda mahkemece hem taraflar arasındaki delil sözleşmesi çerçevesinde oluşturulan delil yukarıda yapılan açıklamalar ışığında denetlenmeli, davacının idarenin sözleşmeyi fesih işleminin haksız, hukuka ve sözleşmeye aykırı olduğu iddiası tartışılmalı ve varılacak neticeye göre hüküm kurulmalıdır.
31. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 20.02.2020 tarihli, 2019/13-43 E., 2020/186 K. sayılı kararında da aynı ilkeler benimsenmiştir.
32. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen ve aynı yöne işaret eden bozma kararına uymak gerekirken, hiçbir inceleme ve değerlendirme yapılmaksızın salt itiraz muayenesi raporunun kesin olduğu, aksinin iddia edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 33. Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.”, denilmiştir.
Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2012/6268E.-2012/17422K. sayılı ve 21/11/2012 karar tarihli kararında; “ÖZETLE:Davacı vekili, taraflar arasında akdedilen bayilik sözleşmesi hükümlerine davalı yanca aykırı davranılması sonucunda müvekkilince akdin feshedildiğini, sözleşmenin ilgili maddeleri uyarınca cezai şart, kâr mahrumiyeti alacaklarının yanı sıra cari hesap alacağının da bulunduğundan bahisle fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 6500 TL'nin ihtarname tebliği tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Yargılama sürerken davasını ıslah ederek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 61.500 TL'nin davalıdan tahsilini istemiştir.Davalı vekili, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda bayilik sözleşmesinin davacı yanca haklı şekilde feshedildiği bunun neticesinde 45.527.84 TL kâr mahrumiyeti 107.446.50 TL cezai şart alacağı tutarında davacı alacağının oluştuğu cezai şart miktarının davalının ekonomik yönden mahvına yol açacağından dolayı takdiren 9625 oranında indirim uygulanarak neticeten 80.584.88 TL cezai şart alacağına hükmedilmesi gerekir ise de davacı isteminin bu miktarın altında olduğu gözetilerek davanın kabulüyle 15.000 TL kâr mahrumiyeti, 38.000 TL cezai şart ve 8500 TL tüp bedelinden kaynaklanan tazminat tutarı 61.500 TL'nin davalıdan tahsiline, bu bedelin 6500 TL'sine 10.01.2007 tarihinden itibaren
değişen oranlarda avans faizi uygulanmasına, davacının fazlaya dair haklarının saklı tutulmasına karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan öteki temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Davacı taraf davalı bayide bulunan tüplerin bedellerinin tahsilini talep etmiş ve dosyaya buna dair bir liste sunmuştur. Mahkemece listede belirtilen tüplerin taraflar arasındaki sözleşmenin 14/9 maddesine göre teslim alındığı kabul edilerek alacağın tahsiline hükmedilmiştir. Somut olayda davacının öncelikle listede yer alan tüplerin davalıya teslim edildiğini kanıtlaması gerekmektedir. Davacı bu hususta davalının imzasını taşıyan bir belge sunamadığı gibi, mahkemenin gerekçesinde dayandığı sözleşmenin 14/9 maddesindeki delil sözleşmesi de geçerli kabul edilemez. Zira sözleşmenin bu maddesinde dağıtıcının ( davacı ) evrak, bordro, rapor, defter vs. kayıtlarının muteber olacağı, bu kayıt ve evraklara hiçbir sebeple itiraz hakkı bulunmadığı belirtilmiştir. 6100 sayılı HMK'nın 193/2. maddesinde
"Taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkansız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmeleri geçersizdir." denilmekte olup davalıya itiraz hakkı tanımayan delil sözleşmesinin geçerli olduğu kabul edilemez.Mahkemece bu yönler gözetilerek tüp bedellerinin tahsiline yönelik istemin reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisinde isabet görülmemiştir.” denilmiştir.
Dosya kapsamında görülmekte olan davada davacının talebinin; Müvekkillerinin tüm edimlerini eksiksiz ve zamanında yerine getirmiş olmasına rağmen davalının edimlerini yerine getirmediğini, Bu nedenlerle iş bu davayı açmak zorunluluğu hasıl olduğunu belirtip Müvekkillerinin alacağının (%2 yıl sonu hedef ciro primi ve bağlantı çeklerinden kalan bakiye alacak haklarının) fazlaya ilişkin hak ve alacakları saklı tutulması kaydı ile ileride artırılmak üzere 1.000,00-TL.sinin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, karar verilmesi talebi olduğu,
Davalının ise davacıdan 64.591,32.-TL alacağı mevcut olduğunu ve davacıya sözleşme kapsamında vermesi gereken hiçbir mal bulunmadığını, Dolayısıyla borçlu olan ve edimini yerine getirmediği açıkça belli olan davacıların yıl sonu hedef ciro primi ve bağlantı çeklerinden kalan bakiye adı altında hak talebinde bulunmasının mümkün olmadığını, İleri sürerek davanın reddine, karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır.
Taraflar arasında 22/05/2013 tarihinde akdedilen ...STORE YETKİLİ SATICILIK
SÖZLEŞMESİNDE bulunan imzalara tarafların bir itirazlarının bulunmadığı, Sözleşmenin 18. Maddesiyle sözleşmenin tümünü kapsadığı ve bütünlediği kabul edilen, ÖZEL ŞARTLAR SÖZLEŞMESİNDE; "-2013 YIL SONU HEDEF CİRO PRİMLERİNİİ 500.000,00-TL'ye kadar prim verilmeyeceğinin, 750.000,00-TL ve üzerine %2 yıl sonu ciro primi verileceğinin”, belirlendiği,
Taraflar arasındaki sözleşme uyarınca "750.000,00-TL ve üzerine %2 yıl sonu ciro primi verileceğinin", belirlendiği, 2013 yılında davacının ciro tutarının 327.317,24-TL olması sebebiyle hak kazanamadığı, 2014 yılında davacının ciro tutarının 534.441,53-TL olması sebebiyle ciro priminin 534.441,53-TL x2 96 10.688,83-TL olacağı,2015 yılında davacının ciro tutarının 21.321,54-TL olması sebebiyle hak kazanamadığının anlaşıldığı , Taraflar arasında düzenlenen sözleşme hükümleri ,tarafların ticari defter ve kayıtları dosyaya sunulan beyanlar ,bilgi ve belgeler , aldırılan bilirkişi raporları ve ek raporları toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde Taraflar arasındaki sözleşme uyarınca "750.000,00-TL ve üzerine %2 yıl sonu ciro primi verileceğinin", belirlendiği ve bu hükümlere göre davacının prime hak kazanamadığı mahkememizce kabul edilmiş ve toplanan tüm delillere göre davacının %2 yıl sonu hedef ciro primi ödenmesine yönelik talebinin yasal şartları gerçekleşmediğinden , talebin haklılığı ispat edilemediğinden davacıların %2 yıl sonu hedef ciro primi ödenmesine yönelik talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.
Davacının Bağlantı çeklerinden kalan bakiye alacak istemine yönelik talebinin ise aldırılan bilirkişi raporlarına göre , Davalının davacıya keşide ettiği fatura toplamının 1.137.797,03TL olmasına karşın davacının muavin defter dökümlerinde bu tutar 1.071.517,81TL olarak görüldüğü,
Taraflar arasındaki 66.279,22TL farkın; davalının davacıya keşide ettiği 29/08/2013 tarihli, 171501 sıra numaralı, 1.150,49TL tutarlı ve03/11/2015 tarihli, 803146 sıra numaralı 64.728,63TL tutarlı faturaların davacı ticari defterlerine kaydedilmemesinden, 24/07/2013 tarihli 17859 sıra numaralı faturanın taraf kayıtlarına 400,00TL farkla kaydedilmesinden (davalı kayıtlarına 6.736,82TL olarak davacı kayıtlarına 6.336,82TL olarak kaydedildiği görülmüş olup bahse konu fatura fotokopisi dosya kapsamında bulunmadığından fatura tutarına ilişkin tespit yapılamamıştır.), bakiye 0,10 kuruşun (1 nolu tabloda gösterildiği üzere) faturaların taraf defterlerine kuruş farklarıyla kaydedilmesinden kaynaklandığının tespit edildiği,
davalının davacıya keşide ettiği 29/08/2013 Tarihli, 171501 Sıra Numaralı ve noter ihtarnamesi ile iade edilen 03/11/2015 Tarihli. 803146 Sıra Numaralı Fatura muhtevivatı mal/hizmetin davacıva teslim edilmediğinin ve davacının ticari defter kayıtlarında görülmeyen, ancak davalının muavin hesap dökümlerinde görünen Kredi Kartı İle yapılan ödemelerin (davacı tarafından yapılan ödemelerin) MAHKEMEMİZCE incelenen kayıtlara göre kabulü ile ;Davalının davacıya toplam borcunun 95.787,80TL olduğu ,Davacının davalıdan toplam alacağının — 96.187,93TL olduğu,
Taraflar arasındaki 400,13TL farkın Davacının Bağlantı çeklerinden kalan bakiye alacak istemine yönelik talebinin ise Davalının davacıya keşide ettiği fatura toplamının 1.137.797,03TL olmasına karşın davacının muavin defter dökümlerinde bu tutar 1.071.517,81TL olarak görüldüğü, Taraflar arasındaki 66.279,22TL farkın; davalının davacıya keşide ettiği 29/08/2013 tarihli, 171501 sıra numaralı,1.150,49TL tutarlı ve 03/11/2015 tarihli, 803146 sıra numaralı 64.728,63TL tutarlı faturaların davacı ticari defterlerine kaydedilmemesinden, 24/07/2013 tarihli 17859 sıra numaralı faturanın taraf kayıtlarına 400,00TL farkla kaydedilmesinden (davalı kayıtlarına 6.736,82TL olarak davacı kayıtlarına 6.336,82TL olarak kaydedildiği görülmüş olup bahse konu fatura fotokopisinin dosya kapsamında bulunmadığı, bakiye 0,10 kuruşun bilirkişi raporunda yer alan 1 nolu tabloda gösterildiği üzere faturaların taraf defterlerine kuruş farklarıyla kaydedilmesinden kaynaklandığının tespit edildiği kuruş farkına ilişkin faturanında dosya içerisinde bulunmadığı mahkememizce değerlendirilmiş , tarafların ticari defter ve kayıtları dosyaya sunulan beyanlar ,bilgi ve belgeler , aldırılan bilirkişi raporları ve ek raporları toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde davacıların bağlantı çeklerinden kalan bakiye alacak taleplerinin ispat edilemediğinden reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere;
1-Davacıların davasının SÜBUT BULMADIĞINDAN REDDİNE
2-Harçlar kanunu gereğince alınması gereken 398,40-TL eksik harcın davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4- Fazla yatan gider avansı ile delil avansı var ise 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Adalet Bakanlığı Hukuk Muhakemeleri Gider Avansı Tarifesinin 5.maddesine göre karar kesinleştikten sonra istek halinde taraflara İADESİNE,
Dair, HMK 345 maddesi uyarınca kararın taraflara tebliğ edildiği tarihten başlayarak iki hafta içinde HMK 342 maddesi gereğince düzenlenmiş dilekçe ile HMK 343 maddesi uyarınca mahkememize veya başka bir mahkemeye yapılacak başvuru ile HMK 341/1 maddesi uyarınca ... Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olarak davacı vekilinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 22/04/2024
Katip ...
E-imzalıdır
Hakim ...
E-imzalıdır