T.C. ... 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
T.C.
... TÜRK MİLLETİ ADINA
6.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2023/851 Esas
KARAR NO : 2024/309
HAKİM : ... ...
KATİP : ... ...
DAVA : İtirazın İptali ( Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 13/12/2023
KARAR TARİHİ : 28/05/2024
KARAR YAZIM TARİHİ : 13/06/2024
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı müvekkili şirket ile davalı şirket arasında ticari hizmetten kaynaklanan iş ilişkisi mevcut olduğunu, davalı şirket tarafından müvekkilinin iş makinelerini kullanmak ve hizmet alımı konusunda yüklenicilik üstlendiği hususunda sözlü mutabakta varıldığını, davacı şirketin kendisinin maliki olduğu araçların ve işçilerin davalı şirket bünyesinde temmuz ayının sonuna kadar çalıştırıldığını, iş bitiminde davacı şirket tarafından yapılan 54 günlük hizmete karşılık olarak 2023 yılının Ağustos ayında 146.666,67 TL tutarında ıslak imzalı ve kaşeli sözleşme düzenlendiğini, davalı şirket tarafından davacı müvekkilinin işçisi ve oğlu Mehmet YAZGAN'a 65.000,00 TL ödeme yapıldığını, yapılan bu ödemenin davacı ile davalı arasındaki borç ilişkisini ispatladığını, kalan bakiye tutar olan 81.666,67- TL'nin ise davacıya ödenmediğini, bu sebepten ötürü davalı şirket aleyhine ... 2.Genel İcra dairesinin 2023/ 227271 E. Sayılı dosyası ile hakkında ilamsız icra takibi başlatıldığını, başlatılan ilamsız icra takibine ödeme emrinin usulüne uygun şekilde tebliğ edildiğini, davalı borçlunun haksız ve kötü niyetli olarak icra takibine itiraz ederek takibi durdurduğunu, beyanla, davanın kabulüne, davalı borçlunun itirazın iptaline, ... 2. Genel İcra Dairesinin 2023/ 227271 Esas sayılı dosyası ile yapılan takipte asıl alacak ve ferilerine (borcun tamamına) vaki itirazın iptaline, takibin takip talebindeki şartlarla devamına, haksız itiraz eden borçlu aleyhine yasa gereği takip konusu alacağın %20’ sinden az olmamak üzere hakkında icra inkâr tazminatına/kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine, vekâlet ücreti ve sâir yargılama giderlerinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle: taraflar arasında yapılan sözleşme 146.666,67 TL olduğu öne sürülse de, davacı tarafından kararlaştırılan işin 65.000,00 TL'lik kısmının ifa edildiğini buna ilişkin ödemenin gerçekleştirildiğini, davalının herhangi bakiye borcunun bulunmadığını, beyanla davanın reddine, kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Dava; hizmet sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın esasından önce dava şartları ve görev hususunun değerlendirilmesi gerekmektedir.
Dava şartları, mahkemece davanın esası hakkında yargılama yapılabilmesi için gerekli olan koşullardır. Diğer bir anlatımla; dava şartları dava açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esasına girebilmesi için aranan “kamu düzeni” ile ilgili zorunlu koşullardır. Mahkeme, hem davanın açıldığı günde hem de yargılamanın her aşamasında tüm dava şartlarının oluşup oluşmadığını kendiliğinden araştırıp incelemek durumundadır.
6100 sayılı HMK'nın "dava şartları" başlıklı 114. Maddesinin 1-c bendinde "mahkemenin görevli olması" hususu da dava şartı olarak düzenlenmiştir. Görüleceği üzere dava şartlarından olan görev hususunun kamu düzeni ile ilgili olup, yargılamanın her aşamasında kendiliğinden ve öncelikle dikkate alınması gerektiği açıktır.
Eldeki dava, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarih olan 01/07/2012 tarihinden sonra açılmış olup, davanın ticari niteliği ve görevli mahkemenin belirlenmesinde 6102 Sayılı TTK ile getirilen düzenlemelerin değerlendirilmesi gerekir.
6102 sayılı TTK'nın 4. Maddesine göre; bir davanın ticari dava sayılması için uyuşmazlık konusu işin tarafların her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olması ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın TTK veya diğer Kanunlarda o davaya asliye ticaret mahkemesinin bakacağı yönünde düzenleme bulunması gerekir.
6335 Sayılı Kanununun 2. maddesi ile değişik 6102 Sayılı TTK 'nın 5. maddesi uyarınca ticari davalar Asliye Ticaret mahkemelerince görülerek karara bağlanır. Diğer taraftan aynı düzenleme gereğince, Asliye Ticaret Mahkemeleriyle diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunununda ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 6335 Sayılı kanunla yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil görev ilişkisidir. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı HMK'nın 1.maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemelerce ve istinaf aşamasında Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından, temyiz aşamasında Yargıtay tarafından re'sen incelenir.
Somut olayda; uyuşmazlık hizmet sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, bu nevi davaların ticari dava olduğuna ya da asliye ticaret mahkemelerinde görüleceğine ilişkin yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu itibarla davanın mutlak ticari dava niteliği söz konusu değildir. O halde, eldeki davanın ticari dava olarak kabulü ve asliye ticaret mahkemesinin görevli olması için her iki tarafın tacir ve uyuşmazlık konusu işin her iki tarafın birden ticari işletmesi ile ilgili olması zorunludur.
Davalı şirketin tacir olduğu ve tüm iş ve eylemlerini ticari işletmesiyle ilgili olarak yaptığında tereddüt bulunmamaktadır. Buna karşılık davalı gerçek kişi olup, tacir sıfatını haiz olup olmadığı irdelenmelidir.
Davacının tacir sıfatını haiz olup olmadığı yönünden yapılan araştırma kapsamında;
... ve Sivas Ticaret Sicil Müdürlükleri cevabi yazıları doğrultusunda; davacının ticaret sicil kaydına rastlanılmadığı anlaşılmıştır.
Vergi Dairesi cevabi yazıları kapsamında; bilanço esasına göre defter tutma yükümlülüğünün bulunmadığı, "...kazı ve hafriyat işleri vb. faaliyetinden dolayı Gelir Vergisi mükellefi olduğu, Mükellefin Vergi Usul Kanunu'nun 176-177. maddelerinde belirtilen hadlerin altında kalması nedeniyle II. Sınıf Tacir esnaf olarak işletme hesabı esasına göre defter tuttuğu" hususu bildirilmiştir.
Kolluk tarafından tanzim edilen 02/04/2024 tarihli tutanak kapsamında özetle; davacının yıllık kazancının 324.000,00 TL olduğunu beyan ettiği bildirilmiştir.
Bu noktada tacir ve esnaf kavramları ile bu kavramların ayrımlarına değinmek gereklidir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 22/09/2008 tarih ve 2007/7851 E., 2008/10258 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; TTK.nun 11. madde (6102 sayılı TTK 11.madde) hükmüne göre, ticarethane veya fabrika (md.12), yahut ticari şekilde işletilen diğer müesseseler (md.13) ticari işletme sayılır. Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir (md.14) (6102 sayılı TTK 12.m). Esnafın tanımı 17. maddede yapılmış ve bunların tacir olmadıkları vurgulanmıştır. Esnafın yaptığı işin hacim ve ehemmiyeti, ticari muhasebeyi gerektirdiği ve ona ticari veya sınai bir müessese şekil ve mahiyeti verdiği taktirde, bu müessesenin de ticari işletme sayılacağı 13. maddede hüküm altına alınmıştır.
TTK.nun 17. maddesi (6102 sayılı TTK 15. madde) uyarınca, iktisadi faaliyeti, nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleri esnaftır. 11/06/2002 tarih ve 24782 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Esnaf ve Sanatkar ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulu’nun 11 numaralı Kararı’nın 2. maddesinde, imalatla iştigal etmekle beraber, 5590 sayılı Ticaret ve Sanayi Odaları, Ticaret Odaları, Sanayi Odaları, Deniz Ticaret Odaları, Ticaret Borsaları ve Türkiye Ticaret, Sanayi Deniz Ticaret Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği Kanunu'nun 3. maddesindeki “Sanayici” tanımının kapsamına girenler ile TTK'nın 17. maddesi (6102 sayılı TTK 15. madde) dışında kalanların esnaf ve sanatkar sayılmayacağı belirtilmiştir.
Diğer yandan, TTK'nın 1463. maddesinde de (6102 sayılı TTK 11/2. madde), önce 17. maddeye gönderme yapılarak, 507 Sayılı Kanun hükümlerinin saklı tutulduğu belirtildikten sonra "Bakanlar Kurulu'nun bu konuda kararname çıkarması halinde onlarda gösterilen miktardan aşağı gayrisafi geliri bulunan sanat ve ticaret erbabından başka hiç kimse kanunun 17. maddesinde tarif edilen esnaftan sayılamaz" denmek suretiyle tacir veya esnafın hangi kriterlere göre saptanacağı açık bir biçimde gösterilmiştir. Gerçekten, 19/02/1986 tarih ve 19024 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 25/01/1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile TTK.nun 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. (21/07/2007 tarih ve 26589 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 18/06/2007 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile TTK.nun 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir.) Buna göre;
a-Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanunu'nun 177. maddesinin 1. fıkrasının 1 ve 3 no'lu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar,
b-Vergi Usul Kanunu’na istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci maddede belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır.
Anlatılanlar ilkeler ışığında somut olay ele alındığında; davacının iktisadi faaliyetinin, nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmasına dayandığı ve kazancının geçimini sağlamaya yetecek derecede bulunduğu, sanayici tanımının da kapsamına girmediği, yaptığı işin hacim ve ehemmiyetinin ticari veya sınai bir müessese şekil ve mahiyeti vermediği, kazancının bakanlar kurulunca belirlenen parasal ayrım sınırının da altında kaldığı, Vergi Usul Kanunu’na göre de esnaf sayıldığı hususları hep birlikte nazara alındığında; dosya kapsamı itibariyle davacının Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre tacir sıfatını haiz olmadığı, esnaf sıfatını haiz olduğu anlaşılmıştır.
Açıklandığı üzere; davacı tacir olmadığından eldeki davanın nisbi ticari dava niteliğinin de bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu hâlde, eldeki davaya bakma görevi 6100 sayılı Hukuk Muhakemesi Kanunu'nun 2. maddesi uyarınca asliye hukuk mahkemesine aittir.
Yapılan bu açılamalar doğrultusunda mahkememizin görevsizliğine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle
1-Davanın GÖREVSİZLİK nedeniyle 6100 sayılı HMK'nın 114/1-c ve 115/2 maddeleri uyarınca dava şartı yokluğu sebebiyle USULDEN REDDİNE,
2-HMK 20. Maddesi gereğince, kararın kanun yoluna başvurulmadan kesinleşmesi halinde kesinleştiği tarihten, kanun yoluna başvurulması halinde bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde mahkememize başvurularak talep edilmesi halinde dosyanın görevli ... (NÖBETÇİ) ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'NE gönderilmesine, aksi takdirde davanın açılmamış sayılacağının ihtarına, (ihtar edildi)
3-HMK'nın 331/2. maddesi uyarınca harç ve yargılama giderinin görevli mahkemece değerlendirilmesine, davaya bir başka mahkemede devam edilmemiş ise, talep halinde mahkememizce dosya üzerinden bu durumun tespiti ile davacının yargılama giderlerini ödemeye mahkum edilmesine,
Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı sigorta vekilinin yokluğunda, gerekçeli kararın tebliğden itibaren iki hafta içerisinde ... Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 28/05/2024
Katip ...
e-imza
Hakim ...
e-imza