T.C. ANKARA 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİEsas-Karar No: 2025/103 Esas - 2025/421
TÜRK MİLLETİ ADINA YARGILAMA YAPMAYA VE HÜKÜM VERMEYE YETKİLİ
T.C.
ANKARAGEREKÇELİ KARAR
7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2025/103 Esas
KARAR NO: 2025/421
HAKİM: ....
KATİP: ....
DAVACILAR : 1- ....
2- ....
: 3- ....
VEKİLİ: Av. ....
DAVALI : ....
VEKİLİ: Av. ....
DAVA: Menfi Tespit
DAVA TARİHİ: 22/01/2025
KARAR TARİHİ: 26/05/2025
KARAR Y.TARİHİ : 27/05/2025
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit davanın yapılan açık yargılaması sonucunda aşağıdaki hüküm tesis edilmiştir.
I-İDDİALAR
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı bankanın müvekkillerinden ... Şirketi aleyhine 21.10.2019 tarihinde .... sayılı dosya ile ipoteğin paraya çevrilmesi talepli icra takibi başlatıldığını, icra dosyasında ipotekli taşınmazını satışına karar verildiğini ve 826.439,00 TL tahsil edildiğini, aynı borca ilişkin müvekkillerin hakkında .... sayılı dosya ile kambiyo senedi dayanak gösterilerek 07.10.2019 tarihinde icra takibi başlatıldığını, takip başlatırken tahsilde tekerrür etmemek kaydının da şerh edildiğini ancak her iki takibin dayanağı aynı borca ilişkin olmasına rağmen ipotek takibinden tahsil edilen miktar, .... sayılı dosyasındaki borçtan düşülmediğini, tahsilde tekerrür kaydı uyarınca da .... Esas sayılı dosyasında da 826.439,00 TL'nin tahsil edildiğinin ve müvekkilinin 826.439,00 TL'lik kısmından dava tarihinden itibaren borçlu olmadığının kabulü gerektiğini, davalı bankanın aynı borç için 826.439,00 TL tahsil etmesine rağmen .... sayılı dosyasında sanki hiç tahsil yapmamış gibi tüm dosya borcu üzerinden alacağı talep etmeye devam ettiğini, icra dosyasına talepte bulunarak takiplerin aynı borçtan kaynaklandığını, diğer dosyada yapılan tahsilatın davaya konu dosyadan da düşülmesi gerektiğini bildirilmişi ise de icra müdürlüğü takiplerin açılırken mükerrer olan taleplere dair icra dosyalarının açıkça belirtilmesi gerektiği belirterek taleplerinin reddedildiğini, dava konusu olayda davalı bankanın kusurlu olduğunu belirterek müvekkillerinin .... sayılı dosyasının 826.439,00 TL'lik kısmından davalı bankaya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II-SAVUNMALAR
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili banka tarafından davacılar aleyhine 21.10.2019 tarihinde .... sayılı dosyası ile ipoteğin paraya çevrilmesi talepli icra takibi ve aynı borca ilişkin tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla .... sayılı dosyası ile kambiyo senetlerinin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatıldığını, ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile icra takip dosyasında ipotekli taşınmazın ihalesi yapılarak tahsilat yapıldığını, ancak davasının iddia ettiği gibi 826.439,00 TL değil, tahsil harcı, cezaevi harcı ve diğer kesintiler yapıltıktan sonra 720.110,84 TL olduğunu, davacıların iddia ettikleri hususların hiçbir hukuki geçerliği bulunmadığını, müvekkili banka tarafından yapılabilecek her şeyin yapıldığını, icra dosyasına tahsilata ilişkin beyanda bulunulduğunu, bahse konu takipte haczedilebilecek herhangi bir malvarlığı bulunmadığından davacıların zarara uğratan veya uğratabilecek herhangi bir durumunda da söz konusu olmadığını, davacıların menfi tespit davası açılmasında herhangi bir hukuki yararı bulunmadığını savunmuş davanın reddine, %20 'den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.
III-ÇEKİŞMELİ VAKILAR HAKKINDA TOPLANAN DELİLLER
1.Tarafların arabuluculuk görüşmelerinin sonuçsuz kaldığına dair arabuluculuk son tutanağı.
2. .... sayılı takip dosyasının uyap evrakları.
3. .... sayılı takip dosyasının uyap evrakları.
IV- DELİLLERİN TARTIŞILMASI, YARGILAMA ve GEREKÇE
Dava, menfi tespit istemine ilişkindir.
Davacı yan, yalnızca ipotekli takipte yapılan tahsilat tutarının genel haciz yolu ile yapılan takip dosyasına bildirilmemiş olması nedeni ile ipotekli taşınmazın satılması neticesinde tahsil edilen tutar bakımından borçlu olmadığının tespitini talep etmektedir.
Davanın esasına geçilmesinden önce davacının hukuki yararının varlığının değerlendirilmesi gerekmekte olup hukuki yarar kavramının açıklanmasında yarar görülmektedir.
Medeni usul hukukunda hukuki yarar, mahkemede bir davanın açılabilmesi için davacının bu davayı açmakta ve mahkemeden hukuksal korunma istemekte bir çıkarının bulunması gerektiğine ilişkin ilke anlamına gelir. Davacının davayı açtığı tarih itibariyle dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalıdır.
Davacı menfi tespit davası açmakta hukuki yararı bulunduğunu bildirmeli, açıklamalı ve gerekirse ispat etmelidir ( .... ).
Öte yandan bu hukuksal yararın, hukuki ve meşru, doğrudan ve kişisel, doğmuş ve güncel olması gerekir ( .... ).
Hukuki yarar dava şartlarından olup davacının dava açmakta hukuken korunmaya değer bir yararının bulunması gerekir. Bu şart, dava konusuna ilişkin genel dava şartlarından biri olup davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi ve esas hakkında hüküm verilebilmesi için varlığı gerekli olduğundan olumlu dava şartları arasında sayılmaktadır.
Nitekim 6100 sayılı Kanun’un “Dava şartları” başlıklı 114. maddesinin gerekçesinde de "...Maddenin birinci fıkrasının (h) bendinde ise davacının dava açmakta hukukî yararının bulunmasının bir dava şartı olduğu hususu açıkça vurgulanmıştır. Burada sözü edilen hukukî yarardan maksat, davacının sübjektif hakkına hukukî korunma sağlanması hususunda mahkemeye başvurmasında hâli hazırda hukuken korunmaya değer bir yararının bulunmasıdır. Bir başka ifadeyle, davacı hakkına kavuşmak için, hâli hazırda mahkeme kararına muhtaç bir konumda değilse onun hukukî yararının bulunduğundan söz etmek mümkün değildir..." yönünde açıklamalara yer verilmiştir.
Bir davada, menfaat (hukuki yarar) ilkesinin dava şartı olarak gözetilmesinin yargılamanın amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olacağı her türlü duraksamadan uzaktır.
Bu ilkeden hareketle bir davada hukuki menfaatin bulunup bulunmadığı mahkemece, tarafların dava dosyasına sunduğu deliller, olay veya olgular çerçevesinde yargılamanın her aşamasında ve kendiliğinden gözetilmelidir. Böylelikle kişilerin haksız davalar açmak suretiyle dava hakkını kötüye kullanmasına karşı bir güvence de sağlanmış olmaktadır ( .... ).
Bu aşamada hukuki yarar kavramının tespit davasındaki yansımasının ne olacağının ayrıca irdelenmesi gerekir.
Bilindiği üzere mahkemeden istenen hukuki korunmaya göre davalar eda davaları, tespit davaları ve inşai davalar olarak ayrılmaktadır. Eda davalarında bir şeyin yapılması, bir şeyin verilmesi veya bir şey yapılmaması istenmekte iken inşai (yenilik doğuran) davalar ile var olan bir hukuki durumun değiştirilmesi, kaldırılması veya yeni bir hukuki durumun yaratılması istenir. İnşai (yenilik doğurucu) davanın kabulü ile yeni bir hukuki durum yaratılır ve hukuksal sonuç genellikle bir yargı kararı ile doğar.
Tespit davaları ise bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının tespitine ilişkin davalar olup konusunu hukuki ilişkiler oluşturur. Bu dava türü ile bir hukuksal ilişkinin varlığı veya yokluğu saptanmaktadır. Bu davalarda davacının amacı ve dolayısıyla talep sonucu, bir hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun veyahut içeriğinin belirlenmesi olup istemin kabule şayan olabilmesi için bu davanın konusunu oluşturan hukuki ilişkinin var olup olmadığının mahkemece hemen tespit edilmesinde davacının menfaatinin (hukuki yararının) bulunması gerekir.
Eda davalarında, hak ihlal edilmedikçe hakkın hukuken himayesini istemek mümkün değildir. Ancak bu durum tespit davaları için yumuşatılmış, davacının hukuki durumunu belirginleştirmekteki menfaatiyle özdeşleştirilmiştir. Kişi, içinde bulunduğu hukuki durumdan kaygı, güvensizlik ve endişe duyduğunda tespit davası açabilmelidir. Tespit davasının işlevi karmaşık uyuşmazlıkların ortaya çıkmasını engellemek, hakların yararlanılmasında istikrarı sağlamak olarak ifade edilebilir.
Bununla birlikte tespit davalarının kötüye kullanılmasının engellenmesi ve bu davaların kabule şayan olabilmesi için iddia edilen tehlikenin ciddi ve davacının hukuki durumuna zarar verecek nitelikte güncel olması da gereklidir. Tespit davası bakımından hukuki yararın bulunup bulunmadığı değerlendirilirken üç şartın birlikte gerçekleşmesi aranmaktadır;
Bunlardan ilki; davacının bir hakkı veya hukuki durumu, güncel (hâlihazır) bir tehlike ile tehdit edilmiş olmalıdır. Söz konusu tehdidin genellikle davalıya ait beyanların yahut davranışların sonucu olduğu kabul edilmektedir. Aynı zamanda davacıya yönelen tehdidin barındırdığı tehlike güncel bir nitelik taşımalıdır.
İkincisi; bu tehdit nedeniyle davacının hukuki durumu tereddüt içinde olmalı ve bu husus davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmalıdır. Daha önce de ifade edildiği gibi tespit davasına hukuki ilişkilerde yaşanan kaygı, güvensizlik ve endişe durumlarında başvurulmalıdır. Belirtmek gerekir ki, davacının hukuki durumuna ilişkin her türlü tehdit değil ancak zarara yol açacağına kanaat getirilen bir tehdit sebebiyle tespit davası açılabilir.
Üçüncüsü ise; yalnız kesin hüküm etkisine sahip olup cebri icraya yetki vermeyen (icraya konulamayan) tespit hükmü, bu tehlikeyi ortadan kaldırmaya elverişli olmalıdır. Tespit davası neticesinde verilen hükümler, kesin hüküm niteliği taşımakla birlikte davacıya icra yetkisi vermez. Bu sebeple davacının hukuki belirsizliğini ortadan kaldırmak için tespit hükmünün en uygun ve en elverişli olduğu durumlarda, davacının tespit davası açmakta hukuki yararının bulunduğu sonucuna varılabilir.
Buna göre tespit hükmü davacının içinde bulunduğu hukuki belirsizliği gidermek için bir fayda sağlamadığında ve istenen hukuki koruma için diğer dava türlerinden birinin açılması gerekli olduğunda hukuki yarar şartının yerine getirildiği söylenemez.
Somut olayda, davacı yanlar, yalnızca ipotekli takipte yapılan tahsilat tutarının kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile yapılan takip dosyasına tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla şerhi düşülmemiş olması nedeniyle ipotekli taşınmazın satılması neticesinde tahsil edilen tutar bakımından borçlu olmadığının tespitini talep etmekte olup esasen her iki takip dosyası tahsilde tekerrür oluşturmamak üzere yapıldığı, haricen ödeme iddiasının bulunmadığı, icra dosyasında yapılmış tahsilatın davacı yanlarca icra müdürlüğünce nazara alınarak dosya hesabının yapılmasının istenilebileceği, icra müdürlüğü işlemine karşı İcra Hukuk Mahkemesine şikayet yoluna başvurulabileceği diğer bir söyleyişle davacı yanlar dava tarihi itibariyle davalı ile aralarında borcun tutarı hususunda uyuşmazlık bulunduğu iddia edilmediği, bu anlamda davacıların bunun dışında borçlu olmadığına yönelik herhangi bir vakıa (ödeme ya da kredi ilişkisinin bulunmadığı vb gibi) ileri sürülmemesi nazara alındığında hukuki yararının bulunmadığı anlaşılmaktadır ( .... ).
Açıklanan nedenlerle davacı yanların işbu davada hukuki yararının bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılarak davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
V-HÜKÜM
1-HMK.114/1-h hukuki yarar yokluğundan usulden reddine,
Karar ve İlam Harcı
2. 492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 615,40 TL harçtan, peşin alınan 14.113,52-TL harcın mahsubu ile bakiye 13.498,12-TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
Yargılama Giderleri ve Gider Avansı
3. Yargılama sırasında yapılan masrafların davacı üzerinde bırakılmasına,
4. Taraflarca depo edilen varsa gider avansı ile delil avansından bakiye tutarların karar kesinleştiğinde HMK m. 333 ve Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik m. 207 hükümleri uyarınca ilgilisine iadesine,
5. Arabuluculuk Kanunu 18A/13 maddesi uyarınca karar tarihinde yürürlükte bulunan Arabuluculuk Asagari Ücret Tarifesi uyarınca 3.800,00-TL arabuluculuk ücretinin davacılardan alınarak hazineye gelir kaydına,
Vekalet Ücreti
6. Davalı taraf kendini vekille temsil ettirdiğinden A.A.Ü.T. 3,13 maddeleri gereğince hesaplanan takdiren 30.000,00-TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalı tarafa ödenmesine,
Dair davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı, yapılan inceleme sonucunda HMK 345. maddesi gereğince kararın tebliği tarihinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde kararı veren .... Mahkemesine ya da buraya gönderilmek üzere istinaf edenin bulunduğu yer İlk Derece Mahkemesine verilecek dilekçe ile .... Bölge Adliye Mahkemesi istinaf yasa yolu açık olmak üzere 26/05/2025 tarihinde verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.. 26/05/2025
Katip ....
e-imzalıdır
Hakim ....
e-imzalıdır