T.C. ANKARA 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA GEREKÇELİ KARAR
T.C.
ANKARA
8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
KARAR
ESAS NO : 2025/433 Esas
KARAR NO : 2025/690
...
DAVA : İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle)
DAVA TARİHİ : 05/02/2015
KARAR TARİHİ : 07/10/2025
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 22/10/2025
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalının müvekkil şirketin ortağı iken ortaklıktan çıkmak için ... E sayılı dosya ile dava açtığı, işbu dava ve sair hususlarla ilgili olarak taraflar arasında 02/04/2014 tarihinde Sulh ve İbra Tutanağı düzenlendiği; Tutanağın 3-9. maddesinde; Davalı edinmiş olduğu ticari sırlar ile ilgili 2 (iki) yıl boyunca davacı firmanın fatura kestiği ve/veya iş yaptığı yurt dışında bulunan müşterilerinden herhangi biri veya birkaçı ile bir münasebette, yazışmada, teklifte ve ticari iş ve işlemde bulunmayacağının kararlaştırıldığı, yine Tutanağın 3-11. maddesinde, rekabet yasağına aykırı hareket edilmesi halinde 100.000,00-TL (yüzbin Türk Lirası) cezai şart ödeneceğinin kararlaştırıldığını, davalının ortaklıktan ayrıldıktan sonra çalışmakta olduğu dava dışı ...'nin sunucularından ve bu şirket uzantılı e- posta adresinden davacı şirketin ticari ilişki içinde bulunduğu .. isimli firmanın ortağı ve yöneticisi olan ... ile birtakım yazışmalar yaptığı, 28/08/2014 tarihli, ekte örneği sunulan e-postada birlikte çalışılmak ve işbirliği yapmak istendiğinin belirtildiğin, işbu eylemin Uzlaşma Tutanağında kararlaştırılan rekabet yasağına aykırılık teşkil ettiğini, ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile davalının bu eyleminin rekabet yasağına aykırı olduğu ve uzlaşma tutanağında kararlaştırılan cezai şartın tahakkuk ettiğinin ihtar edildiğini, davalının e-posta gönderdiği ... firmaları arasında süreklilik arz eden bir ticari ilişki olduğunu, davalının eylemi sonucu tahakkuk eden cezai şartın tahsili için ... sayılı dosyası ile icra takibi yapıldığını, ancak davalının borca itiraz etmesi nedeniyle takibin durduğunu belirtilerek, icra takibine yapılan itirazın iptali ile %20 oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; Müvekkilinin ortaklıktan ayrılmasına ilişkin olarak düzenlenen uzlaşma tutanağının gerçek anlamda bir uzlaşma olmadığını, müvekkiline şirket ortaklığından çıkmak için baskı yapıldığını, sonucunda 02.04..2014 tarihli uzlaşma tutanağının düzenlenerek müvekkilinin ortaklıktan ayrıldığını, Uzlaşma Tutanağında müvekkilin "aynı iş kolunda çalışıyor olması haksız rekabet sayılmayacaktır" denildiğini, davacının ... ile ticari ilişkide olduğu ve fatura düzenlendiğine dair belge sunulmadığı, müvekkilin ... firmasını 1999 yılından itibaren tanıdığı, davacının ve müdürlerinin firmayı müvekkilden öğrendiği; davacının...e firmasına mal satamayacağı, çünkü firmanın sadece ...firmasına e-posta gönderdiği, içeriğinde fiyat teklifi bulunmadığı, üretilen ürünleri tanıtan bir e-posta olduğu, bu e-postaya dayanılarak müvekkilin haksız rekabet maddesine aykırı hareket ettiği iddiası ile haksız bir cezai şart talebinde bulunulmasının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu belirterek, davanın reddine ve %20 icra tazminatının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, davalı tarafından gönderilen ve davaya konu edilen mail içeriğinin rekabet yasağını ihlal edip etmediği ve bu kapsamda davacının cezai şart talebinde haklı olup olmadığına ilişkindir.
İncelenen tüm dosya ve evrak kapsamı itibari ile; Mahkememizce yapılan yargılama sonucu verilen ... Karar sayılı, 11.10.2016 tarihli Kararda özetle; "Taraflar arasında düzenlenen 02.04.2014 tarihli Uzlaşma Tutanağının 3-9. maddesinde: davacının edinmiş olduğu ticari sırlar ile ilgili olarak iş bu uzlaşma tutanağı tarihinden itibaren 2 (iki) yıl boyunca davacının fatura kestiği ve/veya iş yaptığı yurt dışında bulunan müşterilerinden ve/veya şirketlerinden herhangi biri veya birkaçı ile bir münasebette, yazışmada, teklifte ve ticari iş ve işlemde bulunmayacağı ve ayrıca hiçbir şekilde farklı yollardan veya kişiler üzerinden de asla böyle bir münasebette bulunmayacağı, ancak davalının aynı sektörde faaliyette bulunan bir şirkette çalışmasının bu maddeye aykırılık teşkil etmeyeceği kararlaştırılmıştır. Yine protokolün 3-10. maddesinde; davacının bu düzenlemeye muhalefet etmesi halinde davacıya 100.000 TL cezai şart ödeyeceği öngörülmüştür.
Davalı tarafından gönderildiği kabul ve beyan edilen e-posta 28.08.2014 tarihinde ... adresine gönderilmiş, oradan 24.09.2014 tarihinde ..., ardından 22.12.2014 tarihinde ... adresine gönderilmiştir. Gönderilen mesaj içeriği aynen şöyledir "Sayın ...; ilk olarak Türkiye'den bolca selamlar. Nasıl gidiyor? Tatilden dönüp dönmediğinizi merak ediyoruz. Sizinle ya ... değişik projelerimizdeki işbirliği imkanlarını müzakere etmek için bir araya gelmek isteriz. Karşılıklı iş gelişmeleri için cevabınızı bekliyoruz. Saygılarımla, ... İmalat Müdürü"
Davalı vekili; müvekkilinin ... firmasına gönderdiği e-postanın içeriğinde fiyat teklifi bulunmadığını, üretilen ürünleri tanıtan bir e-posta olduğu, bu e-postaya dayanılarak müvekkilinden cezai şart talep edilemeyeceğini savunmuştur. Savunma içeriğinden mesajın eklerinin bulunduğu anlaşılmaktadır. E-posta davalı tarafından "üretim müdürü" sıfatıyla dava dışı ... adına gönderilmiştir. Davalının üretim müdürü olduğu dava dışı firma ile davacı firmanın aynı faaliyet kolunda faaliyet gösterdikleri anlaşılmaktadır.
Davalının eyleminin rekabet yasağına aykırılık teşkil etmesi için ön koşul davacının... firması ile iş ilişkisi içinde bulunmasıdır. ... firmasının ortağı ve yöneticisi ... ait olduğu, davacının ... firması ile organik bağı olan ... isimli firma ile ticari ilişki içinde olduğu iddia edilmiştir.
Konuya ilişkin olarak alınan 11.09.2015 tarihli bilirkişi raporunda; Davacının ... ve onunla organik bağı olan ... isimli firma ile ticari ilişki içinde olduğuna dair davacı vekilinin sunduğu e-posta yazışmalarının onaysız ve tercümesiz olduğu, bununla birlikte, 17/10/2012 tarihli e-postanın ....> adresinden ... adresine gönderilmiş olmasına ve dava konusu e-postanın gönderildiği ...-posta adresi ile ...e-posta adresi arasında bağlantı kurulamadığı, bu durumda 17/10/2012 tarihli e-postadan hareketle, davacının ... firması ile iş ilişkisi içerisi içinde bulunulduğu sonucuna ulaşılamadığı ifade edilmiştir. Yine bilirkişi raporunda; davacı vekilince; ... firmasının ortağı ve yöneticisi olduğunun ileri sürüldüğü ancak 17/10/2012 tarihli e-postada adı geçenin ... Müdürü" olduğunun dikkati çektiği ifade edilmiştir.
Yapılan inceleme ve açıklamalardan davacı ile ... firması arasında ticari ilişki veya sözleşme ilişkisinin varlığı her türlü şüpheden uzak biçimde ortaya konulamamış olup bu durumda rekabet yasağına ilişkin protokolün 3-9 maddesinin ihlal edildiği söylenemez. Zira bilirkişi marifetiyle incelenen e-postalara göre ... firmasına davacının fatura kestiği veya iş yaptığı yurt dışında bulunan müşterilerinden olduğu sonucuna ulaşılamamıştır.
Yine davacı vekilince sunulan ... Beyannameleri bilirkişi marifetiyye incelenmiş olup gümrük beyannamelerinden dava dışı ... ...….Ltd Şti'nin ... mal gönderdiği anlaşılmakta ise de dava dışı ... ...…Ltd Şti davacıdan ayrı bir tüzel kişilik olup, sunulan beyannameler davacının bahsi geçen firmalar ile ticari ilişki içinde olduğunu göstermez. Davacı vekili gümrük beyannamelerindeki ... ...….Ltd Şti ile müvekkili arasında organik bağ olduğu öne sürülmüş ise de bu husus davacı vekilince kanıtlanamadığı gibi organik bağ ilişkisinin varlığı kabul edilse bile sözleşmenin tarafı olmayan kişilerin bu yolla sözleşme hükümlerinden yararlandırılamayacağı sonucuna varılmıştır.
Mahkememizce alınan 09.05.2016 tarihli ek bilirkişi raporunda; davacı vekilinin 15.10.2015 tarihli dilekçe ekinde dosyaya kazandırdığı belgelerden hareketle; ... Gurubuna dahil şirketlerle davacı şirket arasında ticari ilişkinin 18.01.2013 tarihinden buyana devam etmekte olduğu, davalının davacı şirket ortaklığından çıktıktan sonra 29.08.2014 tarihli e-postayı ... Guruba dahil şirketlerin müdürü ... adresine gönderdiği hal böyle olunca taraflar arasındaki uzlaşma tutanağının 3-9 maddesinde yer alan rekabet yasağının ihlal edildiği açıklanmış ise de bilirkişi raporundaki bu değerlendirme, dava dosyasına sonradan kazandırılan delillere dayalı olup, davalı vekili gerek 13.11.2015 tarihli ve gerekse 16.05.2015 tarihli dilekçelerinde sonradan delil ibrazına karşı çıkarak bu durumun kabul edilemez olduğunu açıklamıştır.
Tarafların uyuştukları ve uyuşamadıkları konuların tespit edildiği 23.06.2015 tarihli duruşmada mahkememizce HMK 140/5.maddesi hükmüne uygun olarak taraflara dilekçelerinde gösterdikleri ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgeler var ise celbi için gereken açıklamayı yapmaları için iki haftalık kesin süre verilmiş aksi halde o delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağı ihtar edilmiştir. HMK 145.maddesine göre taraflar kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler. Davacı vekilince 15.10.2015 tarihli dilekçe ekinde sunulan deliller tümü ile bu kapsamda değerlendirilmiş olup davalı vekilinin buna ilişkin beyan ve itirazları da dikkate alınarak söz konusu delillere işbu davada dayanılamayacağı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla 09.05.2016 tarihli bilirkişi raporundaki tespit ve değerlendirmelerin hükme esas alınması mümkün değildir.
23.06.2015 tarihli duruşmada verilen iki haftalık kesin süre kapsamında dosyaya sunulan delillerle sınırlı olarak değerlendirme yapıldığında; 11.09.2015 tarihli bilirkişi raporunda açıklandığı şekliyle; davacının Extrasapce ve onunla organik bağı olan ... isimli firmalar ile ticari ilişki içinde olduğu kanıtlanamadığından davanın reddine, davacı icra takibinde haksız ise de kötü niyetli sayılamayacağından davalı vekilinin icra tazminatı talebinin reddine" karar verildiği görülmüştür.
Mahkememizce verilen karara karşı davacı vekili tarafından İstinaf başvurusunda bulunulduğu, .... tarihli Kararı ile, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, kararın alt kısmında kararın "miktar itibariyle kesin olarak" verildiğinin belirtildiği, davacı vekili tarafından .... verilen 15.05.2017 tarihli tavzih talepli dilekçe ile, kararın kesin olduğuna ilişkin maddi hatanın düzeltilerek, karardaki kesin ibaresinin kaldırılmasını ve temyiz yolu açık olmak üzere karar verilmesini talep ettiği, davacı vekilinin söz konusu tashih isteminin Bölge Adliye Mahkemesince uygun görülerek, kabulüne karar verildiği ve miktar itibariyle kesin ibaresinin hükümden çıkarılarak, yerine temyiz yolunun açık olduğu ibaresinin konulmasına karar verilmiş olduğu, davacı vekili tarafından bu kez temyiz yoluna gidildiği, temyiz incelemesini yapan .... Karar sayılı ilamı ile, vekilinin temyiz isteminin süre yönünden reddine karar verildiği, Mahkememizce verilen hükmün 03.01.2020 tarihinde kesinleştiğine dair kesinleşme şerhinin verilmiş olduğu, davacı vekili tarafından bu defa Anayasa Mahkemesine temyiz başvurusunun süre yönünden reddedilmesi nedeniyle Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiği iddiasıyla başvuruda bulunulduğu, yapılan başvuru sonucu Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan değerlendirme sonucu verilen 17.04.2024 tarihli Kararda özetle; "Bireysel başvuruya dayanak dava dosyasına ilişkin olarak yapılan incelemede, istinaf merciince temyiz yolu açık olan kararda maddi hata nedeniyle kesin karar verildiği, başvurucunun talebi üzerine tekrar tashih kararı alındığı ve maddi hata düzeltilerek bir ay içinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere karar verildiği anlaşılmıştır.
... temyiz başvurusunun süresinde yapılıp yapılmadığı incelenirken maddi hata içeren 4/5/2017 tarihli ilk istinaf kararı dikkate alınarak temyiz başvuru süresinin değerlendirildiği görülmektedir. Somut olayda başvurucunun yargı kararına güvenerek hareket ettiği anlaşılmakta hatta Bölge Adliye Mahkemesince de kararın kesin olmaması gerekirken maddi hata nedeniyle kesin karar verildiği kabul edilmektedir. Bu durumda, temyiz başvuru tarihinin maddi hatanın düzeltildiği, temyiz başvuru yolunun açık olduğuna ilişkin verilen 11/10/2017 tarihli kararın tebliğ tarihi yerine maddi hatalı (kesin olarak verilen) kararın tebliğ tarihi dikkate alınarak temyiz başvurusunun süresinde olamadığının değerlendirmesinin öngörülebilir bir yorum olarak kabul edilmesi mümkün görülmemiştir. Yargıtayın anılan değerlendirmesinin kanun yolunu kullanma imkânını ortadan kaldırdığı, başvurucu üzerinde ağır bir yüke sebep olduğu, bu suretle başvurucunun katlanmak zorunda kaldığı külfetin hedeflenen meşru amaçlarla orantısız olduğu, dolayısıyla müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir. Başvurucu, yeniden yargılama ile 50.000 TL manevi tazminata karar verilmesi talebinde bulunmuştur. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği mahkemece yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir. Açıklanan gerekçelerle; Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine, kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılması için .... gönderilmesine, başvurucunun tazminat talebinin reddine" dair hüküm verildiği, Anayasa Mahkemesince verilen karar uyarınca dosyanın mahkememize gönderildiği, gönderilen dosyanın mahkememizce yeniden esasa kaydının yapılarak, taraflara Anayasa Mahkemesi Kararı ile birlikte duruşma gününü bildirir davetiye çıkarılmıştır.
Mahkememizce dosyanın yeniden yapılan yargılamasında, 07.10.2025 tarihli celsede taraf vekillerinin beyanları alınmış olup, dosyanın geçirdiği aşama, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen karar ve kararın dayandığı gerekçe ile taraf vekillerinin beyanları göz önüne alınarak yapılan inceleme ve değerlendirme sonucunda; Mahkememizce verilen karara karşı davacı vekilinin temyiz kanun yolunu kullanma hakkının Yargıtay tarafından bu konuda yapılan değerlendirme sonucu ortadan kaldırılmış olmasının Anayasa Mahkemesince hak ihlali olarak nitelendirilerek bunun sonuçlarının ortadan kaldırılması için dosyanın mahkememize gönderilmiş olduğu, bu durumda Anayasa Mahkemesi Kararının gereğinin yerine getirilmesi amacıyla, davacının mahkememizce verilen karara karşı temyiz hakkını kullanabilmesi için mahkememizce yeniden hüküm kurulması gerekmekle, yapılan incelemede tüm dosya kapsamına ve Mahkememizce verilen yukarıda yazılı olan ilk kararda dayanılan maddi ve hukuki olgulara göre, davacının davasının reddine, davalının haksız takip tazminatı talebinin reddine karar vermek gerekmekle, açıklanan esaslara ve varılan hukuki sonuca uygun olarak aşağıdaki şekilde hüküm fıkrası oluşturulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın REDDİNE,
2-Davalının haksız takip tazminatı talebinin reddine,
3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL karar ve ilam harcının, davacı tarafça peşin harç olarak yatırılan 1.772,63-TL harçtan mahsubu ile artan 1.157,23-TL fazla harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderleri, istinaf ve temyiz giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
5-Davalı taraf davada kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca belirlenen 30.000,00-TL vekalet ücretinin davacı taraftan tahsili ile davalıya ödenmesine,
6-Davanın açılış tarihi itibariyle ticari uyuşmazlıklarda dava şartı niteliğindeki zorunlu arabuluculuk yolunun henüz yürürlükte olmaması nedeniyle, bu konuda yapılan bir yargılama gideri bulunmadığından bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığına,
7-Taraflarca yatırılan gider avanslarından kullanılmayan kısmın karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa iadesine,
8-Mahkememizce verilen işbu kararın, karara karşı kanun yoluna başvurulması halinde bunun sonucu verilecek kararın ve nihai karar ile kesinleşme şerhinin bir örneğinin Yazı İşleri Müdürü tarafından 13.06.2025 tarihli yazısı uyarınca.... gönderilmesine,
Dair; taraf vekillerinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde .... Temyiz yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 07/10/2025
Katip ...
¸e-imzalıdır.
Hakim ...
¸e-imzalıdır.