T.C. Ankara Batı ASLİYE TİCARET MAHKEMESİEsas-Karar No: 2025/936 Esas - 2025/792
T.C.
Ankara Batı
ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
KARAR
TÜRK MİLLETİ ADINA
ESAS NO: 2025/936 Esas
KARAR NO: 2025/792 Karar
HAKİM:
KATİP:
DAVACI :
VEKİLİ:
DAVALI :
VEKİLİ:
DAVA: Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 12/06/2017
KARAR TARİHİ: 17/07/2025
K. YAZIM TARİHİ: 17/07/2025
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA :
Davacı vekili; müvekkilinin dava dışı ... Şti'nin işçisi iken, 01.07.2009 tarihinde meydana gelen iş kazası nedeniyle açılan ve Ankara ... İş Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyasında görülen davada, maddi ve manevi tazminata hükmedildiğini, Ankara ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile takibe geçildiğini ve Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas ... Karar sayılı iflas davasının dava dışı şirketin 03.02.2015 tarihinde sicilden terkin edilmesi gerekçesiyle usulden reddine karar verildiğini, dava dışı şirket ile davalı şirketin hissedarlarının ve faaliyet alanlarının aynı olduğunu, dava dışı şirket borca batık hale geldikten sonra davalı şirket üzerinden faaliyetlerin devam ettirildiğini, her iki şirket arasında organik bağ olması nedeniyle müvekkili davacının alacağını dava dışı şirketten alacağını tahsil etme imkanı bulunmadığından 95.303,42 TL maddi tazminat, 40.000,00 TL manevi tazminat ve 19.649,27 TL yargılama giderinin yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :
Davalı vekili; derdestlik, husumet ve zaman aşımı itirazında bulunduklarını belirterek, dava dilekçesindeki iddiaların hukuken ve fiilen yerinde olmadığını, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisi, hukuk düzeni ve ekonomik hayatta istisnai bir durum olduğunu, davalı şirket ile dava dışı borçlu ... Şti.'nin farklı iki tüzel kişiliği olan ticari şirketler olduğunu, iki şirket arasında organik bağ olmadığını, tüzel kişilik perdesinin kaldırılabilmesi için ortada hile ya da hakkın kötüye kullanılması durumunun bulunması gerektiğini, davalı şirket ile dava dışı şirketin hileye başvurdukları ya da bir hakkı açıkça kötüye kullandıklarının ispatı gerektiğini, davalı şirketin, dava dışı şirket borçlandırıldıktan sonra borca batık olmasından dolayı ve bu borçları ödemekten kurtulmak amacıyla kurulmadığını, borçlu şirketten daha önce kurulup faaliyette olan bir şirket olduğunu, borçlu şirketin ise yeni işler alamadığından, ekonomik sıkıntılara düştüğünü, şirket ortaklarının sermayelerini TTK'da belirlenen asgari tutarlara yükseltemediği için yasal mevzuat ve zorunluluk gereği diğer birçok şirket gibi 03/02/2015 tarihinde ticaret sicilinden resen silindiğini ve silindiğinin tescil edildiğini, her iki şirketin adreslerinin farklı olduğunu, iki farklı şirket ve iki farklı tüzel kişilik olduğunu, ortaklarının aynı olmasının organik bağ olduğu anlamına gelmeyeceğini, davalı şirketin diğer borçlu şirketin borçlarından dolayı sorumlu tutulamayacağını beyan ederek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Ankara ... Asliye Ticaret Mahkemesinin ...-... E-K sayılı ilamı ile gönderme kararı verilerek mahkememize gönderilen dosya mahkememizin yukarıda belirtilen esasına kaydedilmiştir.
DELİLLER :
Ankara ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı takip dosyası, Ankara ... İş Mahkemesinin ... esas sayılı dava dosyası, davalı şirket ile davadışı şirketin ticaret sicil kaydı, ... vergi dairesi kayıtları, SGK kayıtları, trafik tescil kayıtları, davalı şirketin ticari defter ve kayıtları, 10/08/2018 tarihli bilirkişi raporu, 19/07/2019 tarihli bilirkişi ek raporu ile tüm dosya kapsamı.
GEREKÇE :
Dava, iş kazasından kaynaklanan ve ilama bağlı alacağın davalı şirketten tahsili talebine ilişkindir.
Mahkememizce 17/06/2021 tarih, ... esas ... karar sayılı kararı ile davanın kabulüne karar verilmiş, kararın istinaf edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi'nin 18/06/2025 tarih 2023/2876 esas, 2025/1760 karar sayılı ilamı ile özetle; "...6100 sayılı HMK’nin 2. maddesinde Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevi düzenlenmiş olup buna göre “Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme aksine bir düzenleme bulunmadıkça Asliye Hukuk Mahkemesidir.
Öte yandan bilindiği üzere 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 6335 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesinde ticari davalar tanımlanmıştır. Buna göre her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile maddenin devamı fıkralarında belirtilen davalar ticari dava olarak nitelendirilmiştir. Yine aynı Kanun'nun 5/3. maddesinde “Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır” hükmüne yer verilmiştir.
Anılan yasal düzenlemeler karşısında, Asliye Ticaret Mahkemelerinin özel mahkeme niteliğinde bulunduğu, bu niteliği gereği görev alanının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre belirleneceği ve genel mahkemeler ile arasındaki ilişkinin önceki kanunun aksine görev ilişkisi olduğu açıktır. Asliye Ticaret Mahkemelerinin çekişmeli yargıdaki görev alanının TTK’de ve diğer özel kanunlarda ticari dava olduğu belirtilen davalarla sınırlı olduğu kuşkusuzdur.
Öte yandan, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 6335 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesinde ticari davaların, mutlak ticari davalar ve nispi ticari davalar olarak iki gruba ayrıldığı anlaşılmaktadır. Mutlak ticari davalar, tarafların sıfatına veya bir ticari işletme ile ilgili olup olmamasına bakılmaksızın kanun gereği ticari sayılan davalar olup TTK’nin 4/1. maddesinin b, c, d, e, f fıkralarında ve özel kanunlarda düzenlenmiştir. Nispi ticari davalar ise tarafların tacir sıfatına haiz olduğu ve her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili uyuşmazlıklardan doğan davalardır. Bir başka ifade ile bu davalar ya bir ticari işletmeyi ilgilendirmeli ya da iki taraf için de ticari sayılan hususlardan doğmaları halinde ticari dava olarak nitelendirilebilirler. Gerek mutlak ve gerekse nispi ticari davaların asliye ticaret mahkemelerinde görüleceği açıktır.
Diğer taraftan, muvazaa nedeniyle açılmış olan davalarda davalılar arasında gerçekleştiği ileri sürülen muvazaalı işlem, davacı yönünden haksız eylem niteliğinde olup davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde eder ve tasarruf konusu taşınmaz mal ise davalı, üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir (İİK’nin 283/1 m.). Bu yasal nedenle iptal davası, alacaklıya alacağını tahsil olanağını sağlayan, nispi nitelikte yasadan doğan bir dava olup davanın takip konusu alacağın kaynağının görev hususunun belirlenmesine doğrudan bir etkisi yoktur.
Yukarıda açıklandığı üzere somut olayda, muvazaa iddiasıyla davalılar arasında yapılan tasarrufun iptali istendiğine göre taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözüm yeri 6100 sayılı HMK’nin 2. maddesi uyarınca asliye hukuk mahkemesi olup ticaret mahkemesinin görev kapsamı dışında kalmaktadır.
Bu durumda Mahkemece davada genel mahkemenin görevli olması nedeniyle görevsizlik kararı verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile işin esası incelenerek yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir.
Hal böyle olunca, 01/10/2011 tarihli HMK'nin yürürlüğe girmesinden sonra açılan eldeki davada açıklanan nedenlerle davalının istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına" denmekle mahkememiz kararı kaldırılmış dosya yeni esasa kaydedilmiştir. Bu nedenlerle görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğundan görevsizlik kararı verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Göreve ilişkin dava şartı noksanlığı bulunduğundan HMK'nın 114/1-c ve 115/2. maddeleri uyarınca dava dilekçesinin usulden reddi ile MAHKEMEMİZİN GÖREVSİZLİĞİNE,
2-Yasal sürede başvurulması halinde dosyanın görevli Ankara Batı Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine,
3-HMK'nun 331/2 madde gereğince süresi içerisinde müracaat yapıldığı takdirde yargılama giderlerine gönderilen mahkemece dikkate alınmasına,
4-Kararın kesinleşmesinden itibaren HMK'nun 20/1-son cümle gereği dosyanın iki haftalık süre içerisinde görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesinin istenilmemesi halinde DAVANIN AÇILMAMIŞ SAYILMASINA karar verilmesi için dosyanın yeniden ele alınmasına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, kesin olmak üzere karar verildi.17/07/2025
Katip Hakim
e-imza e-imza