(5237 S. K. m. 50, 52, 51, 53, 62, 89, 257) (5271 S. K. m. 223, 231, 280, 286)
Taksirle Yaralamaya Neden Olmak suçundan dolayı yerel mahkemece verilen hükme karşı O Yer Cumhuriyet Savcısı tarafından istinaf yoluna başvurulmakla, başvurunun ve kararın niteliği ile hüküm tarihine göre Dairemizce yapılan yargılama sonucunda;
Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/14877 Esas sayılı ve 30/11/2015 havale tarihli iddianamesi ile özetle, kadın doğum uzmanı doktor olan sanığın, katılanın doğum sürecini düzgün takip etmediği, bebeğin takipsiz kalmasına neden olduğu, hastane dışında kullanımı yasak olan ilaç vererek ihmal ve kusur gösterdiği, bu suretle Taksirle Yaralamaya Neden Olmak suçunu işlediğinden bahisle TCK.nun 89/1. maddesi uyarınca cezalandırılması istemi ile Kayseri 10. Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır.
Sanık aşamalarda, katılanı hamileliğinin altıncı haftasından itibaren takip ettiğini, yaptığı kontrol ile bebeğin 4 kg. üzerinde olabileceği için omuz takılması ve zor doğum olabileceğini, ayrıca üçüncü doğumu olduğu için ona normal doğum önerdiğini, 09/02/2015 tarihinde yaptığı muayene, ultrason ve NST sonuçları ile doğum indüksiyonu için yatış ve 25 mg. mizoprostol tablet önerdiğini, bilahare katılanın gece kendisini arayarak sancılarının başladığını ve hastaneye geçtiklerini söylediğini, ardından nöbetçi ebenin aradığını ve hastanın 6-7 cm. açıklığı ve NST.sinin reaktif, suyunun da hafif mekonyumlu olduğunu söylediğini, yaklaşık 1,5 saat kadar sonra da tekrar aranarak hastada tam açıklık olduğu ve doğum masasına alındığının söylendiğini, hasta ile ilgili olumsuz hiç bir bildirim olmadığını, katılanın sezaryen ile doğum isteğini kendisine bildirmediğini, arandıktan sonra 14-15 dakika içinde hastaneye ulaştığını ve normal bir doğum ile karşılaşacağını düşündüğünü, kendisi geldikten sonra bir iki ıkınma ardından bebeğin omuz takılması olmadan çıktığını, bebeğin doğduktan hemen sonra solunumu olmadığını, yenidoğan hemşiresi tarafından direkt entübe edildiğini ve sonrada yenidoğan ünitesinde yoğun bakıma alındığını, mizoprostol isimli ve tablet şeklindeki ilacı alacağı dozaja kadar sekreteri aracılığı ile katılana verdiğini, bu ilacın normal doğum sürecini başlattığını, annenin doğum sürecine ve bebeğin sağlığına olumsuz bir etkisi olmadığını, bu olay nedeni ile kusurunun bulunmadığını savunmuştur.
Katılan aşamalarda, 24/01/2015 tarihinde kendisini takip eden doktor sanığa gittiğini ve onun 10 gün içinde bebek doğmadığı takdirde hastaneye gelmesini söylediğini, 07/02/2015 günü sanığı arayarak hiç bir sıkıntısı ve doğum belirtisi olmadığını söylediğini, sanığın 09/02/2015 günü gelebileceğini söylemesi üzerine eşi ile birlikte öğleden önce gittiklerini, tahlillerinin yapıldığını, sanığın bebeğin başının büyük göründüğünü ve doğumda biraz zorlanabileceğini söylediğini, ardından doğum süresinin geldiğini ve kendisine bir ilaç vereceğini, bu ilaçla akşam saatlerinde sancılarının başlayacağını ve o zaman hastaneye gelmesini istediğini, bu esnada kendisinin servise yatırılıp takip edilmesi konusunda bir şey söylemediğini, ilacı almakta önce tereddüt ettiğini ve ancak öğle saatlerinde ilacı aldığını, akşama kadar bir sorun olmadığını ve adet sancısı tarzında hafif ağrısı olduğunu, gece yarısı olunca rahatsızlandığını ve lavaboya gittiğinde bir miktar kan ile açık renkte bir sıvı geldiğini, sancısı artınca eşi ile hastaneye gitmek üzere yola çıktıklarını ve yolda iken eşinin sanığı aradığını, ancak sanığın cevap vermediğini ve telefonu kapattığını, hastaneye geldiklerinde direk doğum odasına aldıklarını ve hasta önlüğü giymesinin söylendiğini, görevli hemşireye üç kez sancılarının arttığını, bebeğin hareketlerini hissetmediğini ve doktorunu istediğini söylediğini, hemşirelerin ise artık sezaryen için geç olduğunu, gayret etmesi gerektiğini ve bebek hazneye gelince sanığın geleceğini söylediklerini, en son saat 02.45 sıralarında sanığın hala gelmemiş olduğunu, bilincinin giderek kaybolduğunu hissedince doğum masasına yatırıldığını ve oksijen maskesi takıldığını, bu esnada ıkınması geldiği halde kendisini tutmasının söylendiğini, yaklaşık yarım saat sonra sanığın geldiğini ve 5-10 dakika kadar sonra bir kesi yapılarak doğumun gerçekleştiğini, bebekte hiç ses olmadığını ve ağlamadığını, ardından bebeğe müdahale edildiğini, sanığın bebeğin doğum esnasında oksijensiz kaldığını ve kötü durumda geldiğini, bunu beklemediğini söylediğini, ayrıca prosedür olarak hastaneden çağrılmadıkça gelmediğini, doğum için de bebek hazneye gelince kendisine haber verildiğini, haber verildikten 10-15 dakika sonra da geldiğini anlattığını, kendisinin sezaryen ile doğum yapması konusunda sanığın hiç bir açıklaması olmadığını, daha önceki çocuklarının normal doğum ile doğmasından dolayı üçüncü doğumunda da sıkıntı yaşamayacağını söylediğini, doğan çocuğunun ise 13/02/2015 tarihinde öldüğünü, şikayetçi olduğunu beyan etmiştir.
Katılanın eşi olup İlk Derece Mahkemesince katılan sıfatı ile dinlenilen Ö. Y.'ın anlatımları, İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sırasında dinlenilmeyen ve ancak hazırlık soruşturması sırasında ifadelerine başvurulan katılanın ablası T. G., doktor S. G., hemşireler Z. C. ve N. Ç., ebeler M. D., E. Ç., anestezi teknisyeni Tuğba Eren'in anlatımları ile Kayseri Özel Huma Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesine ilişkin tıbbi evrak Dairemizce incelenmiştir.
Dosyada mevcut bilirkişi kadın hastalıkları ve doğum uzmanı doktor F. K. A. tarafından düzenlenmiş 19/03/2015 tarihli raporda, doğumun başlaması için katılanın ilaç verilip eve gönderilmesi ve ağrıları artınca gelmesinin istenmesinin doğru ve rutin bir uygulama olmadığının bildirildiği görülmüş, incelemeci Halk Sağlığı Hizmetleri Şube Müdürü doktor S. A. tarafından düzenlenen 17/04/2015 tarihli inceleme raporu Dairemizce incelenip değerlendirilmiştir.
Dosyada bulunan bilirkişiler kadın doğum uzmanı doktorlar Y. M. ve G. A. ile adli tıp uzmanı doktor H. D. tarafından müştereken düzenlenmiş 01/06/2015 tarihli rapora göre, sanığın hastane dışında kullanımı yasak olan misoprostol isimli 25 mg. ilacı verip katılanı evine göndermesinin başlı başına kusur olduğu, sanığın katılanın hastalığına ve gelişen komplikasyonlara yönelik tavsiye ve tedavi planlamasında dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranarak kusurlu olduğu, ancak bebeğin ölümünün misoprostol isimli ilaçtan kaynaklı olduğunun söylenemeyeceğinin belirtildiği görülmüş, Adli Tıp Kurumu Kayseri Şube Müdürlüğünün 12/06/2015 tarihli raporuna göre de, kullanılan ilaç ve doğum nedeni ile katılanın hayati tehlike geçirmediği, yaralanmasının basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte olmadığının tespit edildiği anlaşılmıştır.
Dosyada mevcut İstanbul Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu'nun 14/10/2015 ve 13/04/2016 tarihli raporlarına göre, katılanın muayenesi sonucu sanık tarafından verilen normal doğum kararının doğru olduğu, ebe travay takibi ve normal doğum yaptırılabileceği, doğum eyleminde saat 01.38'de çekilen NST'de bebeğin intrauterin sıkıntıda olduğunu gösteren bulguların olmadığı, travayda genel uygulamalara uygun olarak her 15-20 dakikada bir çocuk kalp sesi dinlendiği ve düşmeler olmadığı, doğum esnasında bebeğin baş ve kordon gelişinin birlikte görüldüğünün hekim ve ebe tarafından ifade edildiği, kordon sıkışmasına bağlı olarak bebekte ani hipoksi gelişebileceği, hekimin veya yardımcı sağlık personelinin bu olayı öngörmesinin mümkün olmadığı, gerekli müdahalenin yapıldığı, misoprostol (cytotec) isimli ilacın bebeğin ölümüne neden olmadığı, yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu ve sanığa atfı kabil kusurun bulunmadığının belirtildiği görülmüş, bilirkişiler kadın doğum uzmanı doktor Gökhan Açmaz ile adli tıp uzmanı doktor Hasan Din tarafından müştereken sunulan 15/03/2016 tarihli rapora göre de, sanığın hasta katılanın takibi, doğum eyleminin sonlandırılmasında annenin klinik tablosuna yaklaşımlarında güncel kabul gören tıbbi uygulamalara aykırı herhangi bir davranışı olmayıp kusursuz olduğu, ancak Sağlık Bakanlığı tarafından hastane dışında ve evde kullanımı yasak olan misoprostol 25 mg. isimli ilacı verip hastayı evine göndermesinin başlı başına kusur olduğunun tespit edildiği anlaşılmıştır.
Yukarıda açıklanan ve toplanan deliller uyarınca İlk Derece Mahkemesi olan Kayseri 10. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda, olayda sanığın kusurunun bulunmadığı ve atılı suçun unsurlarının oluşmadığından bahisle CMK.nun 223/2-a. maddesi uyarınca beraatına karar verildiği görülmüş, kararın O Yer Cumhuriyet Savcısı tarafından eksik araştırma ile hüküm kurulduğu yönünde istinaf edilmesi üzerine Dairemiz tarafından delil takdiri için duruşmalı inceleme yapılması gerektiği kanaatına varılarak duruşma açılmış, Dairemiz tarafından yapılan duruşma sırasında yazılan talimat üzerine sanığın eski savunmalarını tekrarla olayda kusursuz olduğunu ve İlk Derece Mahkemesi kararının doğru olduğunu bildirdiği, katılanın da eski beyanlarını tekrar ettiğini belirttiği anlaşılmıştır.
Dairemiz tarafından yapılan duruşmaya iştirak eden Cumhuriyet Savcısı esas hakkındaki mütalaasında özetle, sanığın görevinin gereklerine aykırı davranarak hamilelik süresince takip ettiği hastası ve hamile olan katılanı hastane dışında kullanımı yasak olan misoprostol 25 mg. isimli ilacı vererek eve göndermesinin başlı başına kusur olduğu ve bu nedenle eylemine uyan TCK.nun 257/2, 53/1. maddeleri uyarınca cezalandırılmasını talep etmiştir.
İddia, savunma, katılanın beyanları, hazırlık soruşturması sırasında dinlenilen tanıkların ifadeleri, doktor ve Adli Tıp Kurumu raporları, tıbbi evrak ve belgeler ile tüm dosya kapsamına göre;
Katılanın üçüncü çocuğuna hamile olduğu ve hamileliğinin nerede ise başından itibaren kadın doğum uzmanı doktor olan sanık tarafından takip edildiği, katılanın 24/01/2015 tarihinde kendisini takip eden doktor sanığa gittiği ve 10 gün içinde bebek doğmadığı takdirde hastaneye gelmesinin söylendiği, 07/02/2015 günü sanığı arayarak hiç bir sıkıntısı ve doğum belirtisi olmadığını söylediği, sanığın 09/02/2015 günü gelebileceğini söylemesi üzerine eşi ile birlikte öğleden önce sanığa gittikleri, tahliller yapıldığı, sanığın katılana bebeğin başının büyük göründüğünü ve doğumda biraz zorlanabileceğini söylediği, ardından doğum süresinin yaklaştığını söyleyip kullanması için misoprostol (cytotec) 25. mg. isimli ilacı verdiği ve bu ilaçla akşam saatlerinde sancılarının başlayacağını söyleyip o zaman hastaneye gelmesini istediği, katılanın tereddüt etmesine rağmen öğle saatlerinde ilacı aldığı, akşama kadar bir sorun yaşamadığı ve adet sancısı tarzında hafif ağrısı olduğu, ancak gece yarısı olunca rahatsızlandığı ve lavaboya gittiğinde bir miktar kan ile açık renkte bir sıvı geldiği, sancısı artınca eşi ile hastaneye gittikleri ve burada hemen doğum odasına alındığı, katılanın görevli hemşireye üç kez sancılarının arttığını, bebeğin hareketlerini hissetmediğini ve doktorunu istediğini söylediği ancak hemşirelerin artık sezaryen için geç olduğunu, gayret etmesi gerektiğini ve bebek hazneye gelince sanığın geleceğini söyledikleri, katılanın bilincinin giderek kaybolduğunu hissetmesi ile doğum masasına yatırıldığı ve oksijen maskesi takıldığı, bu esnada ıkınması geldiği halde kendisini tutmasının söylendiği, saat 03.00 sıralarında sanığın geldiği ve saat 03.10 itibarı ile normal bir doğumun gerçekleştirildiği, spontan solunum olmaması ve bradikardik olması nedeni ile bebeğin entübe edilerek yenidoğan ünitesi yoğun bakımına yatırıldığı, burada bebeğe grade 2-3, asfiksi ve mekonyum aspirasyonu ön tanısı konulduğu, bu esnada müdahale de bulunularak soğutma tedavisi için yer arandığı, önce Adana Mersa hastanesinde yer ayarlandığı ve bebeğin yola çıkarıldığı, ancak sonradan kabul edilemeyeceğinin söylenmesi üzerine yoldan geri dönüldüğü ve Kırıkkale Üniversitesinde yer ayarlanarak karayolu ile bebeğin oraya nakledildiği, bilahare yapılan tedaviye cevap vermeyen bebeğin 13/02/2015 tarihinde hipoksik doğum ve gelişen komplikasyonlar nedeni ile öldüğü anlaşılmaktadır. Gerek üç kişilik bilirkişi heyeti tarafından düzenlenmiş 01/06/2015 tarihli raporda, gerekse İstanbul Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenmiş 14/10/2015 ve 13/04/2016 tarihli raporlarda, bebeğin ölümü ile sanığın eylemi arasında uygun illiyet bağı olmadığı ve bebeğin ölümünde sanığa atfi kabil kusur bulunmadığı da tespit edilmiştir. Dolayısı ile bu tespite ve bebeğin ölüm nedenine göre, sanık tarafından katılana doğumun normal olarak veya sezaryen ile yapılmasının önerilmesinin bir önemi bulunmamaktadır. Ancak kadın doğum uzmanı doktorlar ile adli tıp uzmanı tarafından müştereken düzenlenmiş 01/06/2015 ve 15/03/2016 tarihli raporlardan anlaşıldığı, sanık ve katılanın da kabullerinde olduğu üzere, normal doğum sürecini başlatması için sanık tarafından katılana verilen misoprostol (cytotec) 25 mg. isimli ilacın Sağlık Bakanlığı tarafından hastane dışında ve evde kullanımının yasaklandığı, buna rağmen sanığın katılana doğumun başlayabilmesi için adı geçen ilacı vererek evine gönderdiği tartışmasızdır. Sanık bu eylemi ile rutin uygulama dışına çıkmış ve Sağlık Bakanlığı'nın ilgili talimatına aykırı davranmış, bunun sonucu olarak da katılanın gönderildiği evinde takipsiz kalarak ağrı çekmesine ve basit tıbbi müdahale ile giderilemez şekilde yaralanmasına neden olmuştur. Bu halde sanığın kusurlu davrandığı, eylemi ile bebeğin ölümü arasında uygun illiyet bağı yok ise de, bir doktor olarak görevinin gereğini yerine getirmekte ihmal gösterip katılanın yaralanmasına ve bu suretle mağduriyetine neden olduğu, mesleki kusuru ile neden olduğu eyleminin de TCK.nun 257/2. maddesinde düzenlenmiş bulunan İhmal Sureti İle Görevi Kötüye Kullanmak suçunu oluşturduğu kanaatına varan Dairemiz tarafından, olayda kusurunun bulunmadığı ve atılı suçun unsurlarının oluşmadığı şeklindeki gerekçeye dayalı olarak sanığın beraatına ilişkin İlk Derece Mahkemesi kararının hatalı değerlendirme sonucu verilmiş, usul ve yasaya uygun bulunmamış olması nedeni ile kaldırılması yoluna gidilmiş, sanığın İhmal Sureti İle Görevi Kötüye Kullanmak suçunu işlediği sabit kabul edilerek ve suçun işleniş şekli, işlenmesindeki özellikler, meydana gelen tehlikenin ve kasta dayalı kusurunun ağırlığı ile hak ve nesafet kuralları da gözetilerek ek savunma verilmek sureti ile alt sınırdan uzaklaşılarak cezalandırılması, sabıkasız geçmişi, sosyal ilişkileri ile cezanın geleceği üzerindeki olası etkileri nazara alınarak hakkında TCK.nun 62/1. maddesindeki takdiri indirim hükmünün uygulanması, sonuç olarak hükmolunan kısa süreli hapis cezasının kişiliği ile sosyal ve ekonomik durumu uyarınca adli para cezasına çevrilmesi, olay sonucu katılanın uğradığı maddi zararın giderildiğine ilişkin dosyaya yansıyan herhangi bir bilgi ve belge bulunmadığı gibi, sanığın esasen rızası da olmadığı anlaşıldığından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin CMK.nun 231/5. maddesinin uygulanmasına yer olmadığı kararı verilmesi gerektiği vicdani kanaatına varılarak aşağıdaki şekilde yeni bir hüküm kurulmuştur.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
HÜKÜM: CMK.nın 280/2. maddesi uyarınca Kayseri 10 Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/931 Esas, 2016/675 Karar sayılı ve 06.12.2016 tarihli kararının KALDIRILMASINA,
Sanığın ihmal suretiyle görevi kötüye kullanmak suçunu işlediği anlaşıldığından ve suçun işleniş şekli, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen tehlikenin ağırlığı, kasta dayalı kusurunun ağırlığı nazara alınarak eylemine uyan TCK.nın 257/2. maddesi gereğince takdiren ve teşdiden 6 AY HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
Sanığın geçmişi, sosyal ilişkileri ve cezanın geleceği üzerindeki olası etkileri nazara alınarak cezası TCK.nın 62/1. maddesi uyarınca takdiren 1/6 oranında indirilerek 5 AY HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
Sanığın, olay nedeniyle katılanın uğradığı maddi zararı giderdiğine ilişkin dosyaya yansıyan herhangi bir bilgi ve belge bulunmadığı anlaşıldığından CMK.nın 231/5. maddesinin uygulanmasına takdiren yer olmadığına,
Sanığın kişiliği ile sosyal ve ekonomik durumu nazara alınarak hakkında hükmolunan hapis cezasının TCK.nın 50/1-a. ve 52/2. maddeleri uyarınca takdiren bir gün karşılığı 30,00-TL hesabıyla 4.500,00-TL ADLİ PARA CEZASINA ÇEVRİLMESİNE,
Sanığın ekonomik ve şahsi halleri gözönüne alınarak hakkında hükmolunan adli para cezasının TCK.nın 52/4. maddesi uyarınca takdiren her ay ödenmek üzere 10 eşit taksitte alınmasına, taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi halinde geri kalan miktarın tamamının tahsiline ve ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceğinin sanığa ihtarına (ihtar edilemedi),
Sanık hakkında sonuç olarak ve takdiren adli para cezasına hükmolunması nedeniyle TCK.nın 51/1. maddesinin uygulanmasına yasal olanak bulunmadığına,
Yargılama gideri olarak yapılan ilk derece mahkemesince 5 davetiye gideri 51,00-TL, müzekkere gideri 30,05-TL, bilirkişi gideri 1.800,00-TL, ATK gideri 1.120,00-TL, dairemizce yapılan talimat gideri 33,00-TL olmak üzere toplam 3.034,05-TL.sının sanıktan alınmasına,
Dair; sanık ve müdafi ile katılanın yokluklarında, isteme uygun olarak ve CMK.nın 286 maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 25.04.2017 (¤¤)