(5271 S. K. m. 141)
Koruma Tedbirleri Nedeni İle Tazminat davasına ilişkin olarak yerel mahkemece verilen hükme karşı taraf vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulmakla, başvuruların süresi ve kararın niteliği ile İlk Derece Mahkemesinin hüküm tarihine göre Dairemizce yapılan yargılama sonucunda;
Davacı vekili dava dilekçesi ile özetle, Kara Kuvvetleri Komutanlığında piyade üsteğmen olarak görev yapan müvekkilinin kamuoyunda İzmir casusluk ve gizli belge bulundurulması davası olarak adlandırılan soruşturma nedeni ile, ailesi ile birlikte oturduğu evde 12/07/2012 tarihinde hukuka uygun olmayan bir arama yapıldığını, el konan elektronik cihazların imajlarının alınmadığını ve bunların arama yapan görevliler tarafından götürüldüğünü, haksız arama ve el koymanın söz konusu olduğunu, bilahare yargılama sonucunda İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/100 Esas, 2016/37 Karar sayılı ve 26/02/2016 tarihli karar ile beraat ettiğini, soruşturma ve kovuşturma aşamasında bir avukatın hukuki yardımına ihtiyaç duyduğunu ve avukata ücret ödediğini, dava nedeni ile müvekkili ve ailesinin İzmir'e gitmek durumunda kaldıklarını ve yol masrafı yaptıklarını, gidiş, geliş, iaşe ve konaklama masrafı yapıldığını, ayrıca ruh sağlığı bozulduğu için TSK'da görev yapamaz hale geldiğini ve adi malul olarak TSK'dan ayrıldığını, yargılama olmasa idi en az Albay rütbesine kadar TSK'da görev yapacak olduğunu, bu nedenle Albaylıktan emekli olana kadar elde edeceği maaş farkından, emekli ikramiyesi farkından, OYAK emeklilik yardımı ve OYAK konut ön biriktirim yardımı farkından mahrum kaldığını, ayrıca müvekkilinin açılan dava nedeni ile manevi yönden büyük zarara uğradığını, oldukça yıprandığını ve hayatının çekilmez bir hal aldığını, arkadaş ve yakın çevresi tarafından dışlandığını, toplum önünde küçük düştüğünü, onurunun kırıldığını ve duyduğu acıların arttığını, basın yayın organları tarafından linç edilmesi sonucu meslek ve aile yaşantısının zedelendiğini, hakkında "ahlaksız ve casus" algısı oluşturulduğunu, toplumda nefret uyandıran bir davada haksız olarak 4 yıl süre ile yargılanması nedeni ile TSK'da görev yapamayacak hale geldiğini ve adi malul olarak emekli edildiğini, FETÖ üyesi yargı mensupları tarafından sahte delillerle kurgulanan bir kumpasa maruz kaldığını belirterek 1.000,00-TL. maddi tazminatın yasal faizi ile birlikte ve ayrıca 1.000.000,00-TL. manevi tazminatın da 13/04/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş, bilahare İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sırasında 17/10/2017 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebini ıslah ederek 10.698,46-TL.sına yükselttiği, 10.000,00-TL.sı için 04/08/2014, kalan miktar için de 26/02/2016 tarihinden itibaren faiz yürütülmesini talep ettiği anlaşılmıştır.
Davalı vekili gerek yazılı cevap dilekçesi ile ve gerekse sözlü olarak, dava şartlarının oluşmadığını, talep edilen tazminat miktarlarının fahiş olduğunu, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Dosyada bulunan ilam örnekleri ile belgelerin incelenmesinde; davacı (sanık) hakkında açılan kamu davaları üzerine İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda 2014/100 Esas, 2016/37 Karar sayılı ve 26/02/2016 tarihli karar ile Suç İşlemek Amacı İle Kurulan Örgüte Üye Olmak, Açıklanması Yasaklanan Bilgileri Temin Etmek, Hukuka Aykırı Olarak Kişisel Verileri Kaydetmek ve Devletin Güvenliğine İlişkin Gizli Bilgileri Temin Etmek suçlarından ayrı ayrı beraatına karar verildiği, kararın Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2016/6202-5088 E-K. sayılı ve 21/10/2016 tarihli ilamı ile onanarak aynı tarihte kesinleştiği, davacının anılan dosyada gözaltında veya tutuklu kalmasının söz konusu olmadığı, davacı adına aynı konuda açılmış başkaca bir dava bulunmadığı, davacıya kesinleşmiş karar tebliğinin yapılmadığı anlaşılmıştır.
Dosyada bulunan 12/07/2012 tarihli Ev Arama ve El Koyma Tutanağı ile sair belgeler Dairemizce incelenmiş, davacı vekili tarafından dosyaya sunulan serbest meslek makbuzu örneğinin 04/08/2014 tarihli ve 10.000,00-TL. bedelli olduğu anlaşılmıştır.
İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sırasında bilirkişi ...... tarafından sunulan 17/10/2017 havale tarihli rapor ile cevabi yazılar Dairemizce incelenmiştir.
Yukarıda açıklanan ve toplanan deliller uyarınca İlk Derece Mahkemesi olan Ankara Batı 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda 2017/78-311 E-K. sayılı ve 17/10/2017 tarihli karar ile, davanın kısmen kabulüne, 8.100,00-TL. maddi tazminatın 04/08/2014 tarihinden itibaren ve 40.000,00-TL. manevi tazminatın da 21/10/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya dair istemin reddine karar verildiği görülmüş, hükmün davacı vekili tarafından eksik inceleme ile hüküm kurulduğu, tazminat miktarlarının az takdir edildiği, manevi tazminat için faiz başlangıç tarihinin hatalı olduğu yönünde, davalı vekili tarafından da davanın reddi gerektiği, ret edilen kısım için davalı yararına vekalet ücreti tayini gerektiği yönünde istinaf edilmesi üzerine Dairemizce, davacı yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilme koşulları bulunup bulunmadığı, koşulları var ise miktarları bakımından değerlendirme yapılması için duruşmalı inceleme yapılması gerektiği düşünülerek duruşma açılmış, yapılan duruşmaya iştirak eden taraf vekillerinin önceki beyanlarını tekrar ettikleri anlaşılmıştır.
Dairemizce yapılan duruşmaya iştirak eden Cumhuriyet Savcısı esas hakkındaki mütalaasında özetle, dava dilekçesinde özetle, davacı hakkında yürütülen bir suç soruşturması ve kovuşturması sırasında hakimler ve Cumhuriyet savcılarının haksız fiil ve eylemleri nedeniyle maddi ve manevi zarara uğradığı, haksız ve hukuka aykırı olarak evinde arama ve el koyma yapıldığı, haksız ve hukuksuz suçlama ile uzun süre yargılandığı, basın ve yayın organlarında çıkan haberler nedeniyle kendisi ve ailesinin küçük düşürüldüğü, davacının Türk Silahlı Kuvvetleri’nde piyade üsteğmen rütbesiyle görev yapmakta iken malulen emekli olduğu, bu şekilde emekli olmasaydı albay rütbesine kadar terfii edebileceği, maaş farkından, ikramiye ve benzeri haklardan yararlanamadığı, bu dava nedeniyle avukat tutarak vekalet ücreti ödediği, ulaşım, iaşe, konaklama masrafı olduğu ve bu suretle maddi ve manevi kayba uğratıldığı ileri sürülerek, ıslah ile 10.698,46 TL maddi, 1.000.000,00 TL manevi tazminatın yasal faiziyle davacıya verilmesi talep edilmiş ise de; CMK.nun 141/1. maddesinde tazminat isteme nedenleri tahdidi olarak sayılmış olup, davacının belirttiği hususlar bu madde kapsamında manevi tazminat ödenmesini gerektirir nedenler arasında kabul edilmemiştir. Ev arama kararının ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilmesinin ileri sürülmediği, haksız el koyma nedeniyle manevi tazminat şartlarının oluşmayacağı; diğer taraftan Yargıtay 12. Ceza Dairesinin yerleşik uygulamalarına göre, yol masrafları ile varsayıma dayalı terfii ve maaş kayıplarının da CMK.nun 141. ve devamı maddeleri kapsamında maddi zarar hesabına dahil edilemeyeceği kabul edilmektedir. CMK.nun 141/3. madde-fıkrasına göre de, tazminata hükmedebilmek için hakim veya Cumhuriyet savcısının icrai olarak görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi ve bu suretle de görevi kötüye kullanma suçundan mahkum edilmesi gerekmektedir. Oysa gerek işbu davanın açıldığı ve gerekse istinaf yargılaması aşamasında tazminat isteminin dayanağı ceza davasında soruşturmayı ve kovuşturmayı yürüten hakim ve Cumhuriyet savcıları hakkında kesin hüküm halini almış mahkumiyete ilişkin ya da görev sınırlarının aşılarak kötü niyet ve amaçla, bilerek ve kasten ya da ağır kusur ile kişiye zarar vermek için yapılan kişisel kusur, haksız fiil veye sorumluluk doğuran hukuka aykırı işlem ve eyleme dair herhangi bir yargı kararının varlığı dosyaya yansımamıştır. Bu tespitler ve dosya kapsamı karşısında;
A-Manevi tazminat yönünden: CMK.nun 141/1. ve devamı maddeleri uyarınca davacının manevi tazminat talep etme koşulları oluşmadığı halde yazılı şekilde manevi tazminata hükmedilmesi,
B-Maddi tazminat yönünden: sair istinaf nedenleri yerinde görülmediğinden reddi; ancak, ceza davasında temyiz konusu yapılmayan ve noksan takdir edilen değil, hükmolunması gereken (3.600,00 TL) vekalet ücretinin 04.08.2014 tarihli makbuzla ödendiği anlaşılan vekalet ücretinden (10.000,00 TL) çıkarılarak kalan miktar 5.400,00 TL’nin 04.08.2014 tarihinden itibaren yasal faizi ile davacıya maddi tazminat olarak verilmesi yerine, yazılı şekilde hatalı hesaplama ile fazla maddi tazminata hükmedilmesi kanuna aykırı olduğundan, İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak manevi tazminat davasının reddine; maddi tazminat davasının ise kısmen kabulü ile talep gözetilerek ceza davasında temyiz konusu yapılmayan ve noksan takdir edilen değil, hükmolunması gereken (3.600,00 TL) vekalet ücretinin 10.000,00 TL’den düşülerek kalan 5.400,00 TL’nin 04.08.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davacıya maddi tazminat olarak verilmesini talep etmiştir.
Dava dilekçesi, davalı vekilinin cevapları, ilam örnekleri, bilirkişi raporu, cevabi yazılar, sair belgeler ile tüm dosya kapsamına göre;
Kara Kuvvetleri Komutanlığı emrinde piyade üsteğmen olarak görev yapmakta olan davacı hakkında, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma ile açılan kamu davaları üzerine İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda 2014/100 Esas, 2016/37 Karar sayılı ve 26/02/2016 tarihli karar ile Suç İşlemek Amacı İle Kurulan Örgüte Üye Olmak, Açıklanması Yasaklanan Bilgileri Temin Etmek, Hukuka Aykırı Olarak Kişisel Verileri Kaydetmek ve Devletin Güvenliğine İlişkin Gizli Bilgileri Temin etmek suçlarından ayrı ayrı beraatına karar verildiği, kararın Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2016/6202-5088 E-K. sayılı ve 21/10/2016 tarihli ilamı ile onanarak aynı tarihte kesinleştiği, davacının anılan dosyada gözaltında veya tutuklu kalmasının söz konusu olmadığı, dava dayanağının CMK.nun 141/1. ve 141/3. maddeleri olduğu, davanın CMK.nun 142/1. maddesinde belirtilen yasal 1 yıllık süresi içinde açıldığı, davacının 2015 yılı Ekim ayı içerisinde malulen emekli olduğu anlaşılmaktadır. Davacı vekili 10.698,46-TL. maddi ve 1.000.000,00-TL. manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Maddi tazminat talebi yönünden yapılan değerlendirmede; maddi tazminatın belirlenmesinde, elde edilmesi mutlak, objektif, somut, daha önce kazanıldığı veya sahip olunduğu halde soruşturma veya yargılama nedeni ile kaybedilen gelirler veya hakların nazara alınabileceği, davacının sanık sıfatı ile yargılandığı dava sırasında kendisi ve ailesinin duruşmaları takip etmek için yapmış olduğu gidiş - geliş, iaşe ve konaklama giderlerinin davacı hakkında görülen kamu davasına bağlı olarak kendi malvarlığında doğrudan oluşan zarar kapsamında olmadığının, bu nedenle de CMK.nun 141. ve devamı maddeleri kapsamında maddi zarar hesabına dahil edilemeyeceği cihetle, İlk Derece Mahkemesinin bu yöndeki kabulünün sonucu itibarı ile doğru ve isabetli olduğu değerlendirilmiştir. Ancak öte yandan, davacı vekili davacının avukatlık ücreti olarak 10.000,00-TL. ödeme yaptığını, bunun tahsilini talep etmiş ise de; dosyada yargılama sırasında anılan soruşturmaya ve açılan kamu davasına ilişkin 04/08/2014 tarihli ve 10.000,00-TL. bedelli serbest meslek makbuzu ibraz edilmiştir. Tazminat davasının dayanağı olan İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/100 Esas, 2016/37 Karar sayılı ve 26/02/2016 karar tarihli dosyasında, kendisini dosyaya vekaletname sunan bir müdafii aracılığı ile temsil ettiren ve beraat eden davacı (sanık) yararına, beraat kararının verildiği tarihte geçerli Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 3.600,00-TL. maktu vekalet ücreti takdiri gerektiği, buna göre aynı avukat ile temsil edilse bile beraat eden birden çok sanık olması durumunda her bir sanık yararına ayrı maktu vekalet ücreti tayini gerektiği, fakat mahkemece davacının (sanık) başka bir sanıkla birlikte ve ancak aynı avukat ile temsil edildiğinden bahisle sadece 3.800,00-TL. vekalet ücretine hükmedildiği, bu hususun ise temyiz konusu yapılmadığı, öte yandan ait olduğu davada hüküm altına alınması gereken vekalet ücretinin yargılama gideri kapsamında olup bu hakkın asıl davadan bağımsız olarak dava konusu yapılamayacağı ve bu kapsamda asıl ceza davasında ödenmeyen vekalet ücretinin maddi tazminat kapsamına dahil edilmesinin mümkün bulunmadığı cihetle; İlk Derece Mahkemesi tarafından, davacı vekili tarafından sunulan 04/08/2014 tarihli ve 10.000,00-TL. bedelli serbest meslek makbuzunda yer alan miktardan, beraat kararının verildiği tarihte hükmolunması gereken 3.600,00-TL. vekalet ücretinin mahsubu ile kalan 6.400,00-TL.sının davacı yararına maddi tazminat olarak hüküm altına alınması gerekirken, serbest meslek makbuzunda yer alan miktarın, hükmedilmesi gereken vekalet ücreti düşülmeksizin, davacı payına düşen kısmın mahsubu ile (1.900,00-TL) davacı yararına 8.100,00-TL. maddi tazminata hükmolunması doğru ve isabetli bulunmamıştır. Manevi tazminat talebi yönünden yapılan değerlendirmede ise; Davacı ve vekili manevi tazminat talebini, kamuoyunda "İzmir Casusluk ve Fuhuş davası" olarak adlandırılan kamu davası nedeni ile davacının manevi yönden büyük zarara uğramasına, oldukça yıpranmasına ve hayatının çekilmez bir hal almasına, arkadaş ve yakın çevresi tarafından dışlanmasına, toplum önünde küçük düşmesine, onurunun kırılmasına ve duyduğu acıların artmasına, basın yayın organları tarafından linç edilmesi sonucu meslek ve aile yaşantısının zedelenmesine, hakkında "ahlaksız ve casus" algısı oluşturulmasına, toplumda nefret uyandıran bir davada haksız olarak 4 yıl süre ile yargılanması nedeni ile TSK'da görev yapamayacak hale gelmesine ve adi malul olarak emekli edilmesine, FETÖ üyesi yargı mensupları tarafından sahte delillerle kurgulanan bir kumpasa maruz kalmasına dayandırmıştır. Anılan soruşturma ve kamu davası nedeni ile davacı hakkında bir gözaltı veya tutuklama işlemi yoktur. Yine CMK.nun 141/1. maddesinde tazminat isteme koşulları açıklanmış olup, aynı maddede bir kimse hakkında beraat ettiği suçlar nedeni ile sadece kamu davası açılmış olmasına dayalı olarak tazminat isteminde bulunabilme hakkı düzenlenmemiştir. CMK.nun 141/3. maddesinde ise "Birinci fıkrada yazan haller dışında, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk halleri de dahil olmak üzere hakimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davaları ancak Devlet aleyhine açılabilir." denmektedir. Davacı ve vekili, İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/100 Esas, 2016/37 Karar sayılı dosyasında, soruşturmayı ve kovuşturmayı yürüten hakim ve Cumhuriyet savcılarının davacı hakkında kasıtlı olarak sahte deliller ürettiklerini ve haksız işlemler yaptıklarını ileri sürmüşlerdir. İlgili davada soruşturmayı ve kovuşturmayı yürüten hakim ve Cumhuriyet savcıları hakkında kamuoyunda haksız ve kasıtlı işlemler yaptıkları konusunda bir algı ve kabul, yaygın bir şayia bulunduğu da doğrudur ve ancak az önce açıklanan CMK.nun 141/3. maddesine göre, bu madde uyarınca tazminata hükmedebilmek için hakim veya Cumhuriyet savcısının icrai olarak görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi ve bu suretle de görevi kötüye kullandıklarının bir yargı kararı ile tespit edilmiş olması gereklidir. Oysa gerek işbu davanın açıldığı ve gerekse Dairemiz tarafından hüküm kurulduğu aşamaya kadar bu konuda ortaya çıkmış ve kesin hüküm halini almış herhangi bir yargı kararı bulunmamaktadır. Böyle bir yargı kararının ortaya çıkması halinde, CMK.nun 142/1. maddesinde belirtilen süreler dahilinde davacı tarafından manevi tazminat istemine dayalı bir dava açılması ise mümkün görülmüştür. Bunlardan ayrı olarak, CMK.nun 141/1-i. maddesinde "Hakkındaki arama kararı ölçüsüz şekilde gerçekleştirilen" kişilerin tazminat isteyebilecekleri belirtilmiş olup, dava konusu olayda davacının, aramanın ölçüsüz gerçekleştirildiğine dair bir iddiası yoktur ve esasen arama kararının haksız olduğunu iddia etmektedir. Davacı vekilinin haksız olduğunu iddia ettiği arama kararı nedeniyle idare mahkemesinde dava açma hakkına sahip olduğu cihetle, haksız arama nedeni ile manevi tazminat isteminin kabul edilemeyeceği, ayrıca haksız el koyma nedeni ile manevi tazminat koşullarının oluşmayacağı, yine davacının sanık olarak yargılanıp beraat ettiği ve tazminat davasının dayanağı olan İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/100 Esas, 2016/37 Karar sayılı ve 26/02/2016 tarihli, 21/10/2016 tarihinde kesinleşen kararı havi dosyasındaki sanık sayısı, suçların çokluğu, kamu davasının karmaşıklığı ve benzeri hususlar uyarınca kamu davasının 4,5 yıl gibi bir sürede kesin şekilde sonuca bağlanmış olması karşısında, davacı hakkında mağduriyete neden olacak şekilde uzun bir yargılamanın varlığından söz edilemeyeceği, bu nedenle kamu davasının uzun süre devam etmesine dayalı manevi tazminat isteminin kabul edilemeyeceği sonucuna varılmıştır. Dolayısı ile işbu tazminat davasında manevi tazminat istemi koşulları bulunmadığı halde İlk Derece Mahkemesi tarafından davacı yararına manevi tazminata hükmedilmiş olması da doğru ve isabetli bulunmamış, bu açıklamalar ışığında Dairemizce, gerek maddi ve gerekse manevi tazminat talebi yönünden doğru ve isabetli olmayıp yasaya uygun bulunmayan İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması, maddi tazminat talebinin vekalet ücreti yönünden kısmen kabulü, manevi tazminat talebinin de tamamen reddi gerektiği vicdani kanaatına varılarak aşağıdaki şekilde yeni bir hüküm kurulmuştur.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
HÜKÜM: CMK.nun 280/2. maddesi uyarınca Ankara Batı 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/78-311 E-K. sayılı ve 17/10/2017 tarihli kararının KALDIRILMASINA,
1-) Davacının sübut bulmayan manevi tazminat isteminin REDDİNE,
2-) Davacının maddi tazminat isteminin kısmen kabulüne,
Davacının vekalet ücretine dayalı maddi tazminat istemi yönünden, 6.400,00-TL. maddi tazminatın 04/08/2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,
Yargılama aşamasında kendisini vekaletnameli bir vekil aracılığıyla temsil ettiren davacı yararına İlk Derece Mahkemesinin hüküm tarihine göre takdir olunan 770,00-TL, Dairemizde yapılan yargılama nedeniyle 1.362,00-TL. olmak üzere toplam 2.132,00-TL. vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
Davalı yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,
Yargılama giderlerinin hazine üzerinde bırakılmasına,
Dair, isteme uygun olarak ve Cumhuriyet Savcısının huzuru ile, davacı vekili ile davalı vekilinin yüzlerine karşı, yüze karşı verilenler yönünden tefhim tarihinden, yokluklarında verilenler yönünden ise hükmün tebliği tarihinden itibaren 15 gün içerisinde, hükmü veren Dairemize bir dilekçe verilmesi ya da zabıt kâtibine beyanda bulunup tutanak tutturup hâkime onaylatmak veya bir başka ilk derece ceza mahkemesi ya da bölge adliye mahkemesi ceza dairesi aracılığıyla dilekçe gönderilmek suretiyle CMK.nun 286/1. maddesi uyarınca Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 15/01/2019 (¤¤)