T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
Esas-Karar No: 2022/247 - 2024/515
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2022/247
KARAR NO: 2024/515
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ: 20/10/2021
NUMARASI: 2021/40 E. - 2021/372 K.
DAVACI:
VEKİLİ:
DAVALI:
DAVANIN KONUSU: Marka ile ilgili Kurum Kararının İptali
Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 20/10/2021 tarih ve 2021/40 Esas - 2021/372 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkilinin 2019/108106 başvuru numaralı ve “...+şekil” ibareli marka başvurusunda bulunduğunu, davalı şirketin "..." ibareli markalarını mesnet göstererek yaptığı itiraz üzerine Markalar Dairesi Başkanlığınca başvurunun reddedildiğini, müvekkilinin bu karara yaptığı itirazın ise Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu tarafından verilen 2020-M-11013 sayılı karar reddedildiğini, oysa bileşke bir markadaki kelime unsurları bütün olarak tek ve anlamlı bir kombinasyon oluşturuyorsa bu unsurlardan hiçbirisinin markanın baskın unsuru olmadığını, başvuru markasının da bileşke bir marka olduğunu, unsurların ayrı ayrı değerlendirilmesinin yanlış olduğunu, baskın ve ayırt edici unsurların “...”, “...” ibareleri olduğunu, davalı şirketin “...” ibareli markalarının ana faaliyet konusunu bira ve malt üretim ve satışının oluşturduğunu, markaların farklı tüketicilere hitap ettiğini, “...” ibaresinin akıllara ... Antik Kenti’ni getireceğini, müvekkiline ait projenin kamu yararına yönelik olduğunu ve kâr amacı gütmediğini; incelemenin markanın tüm unsurları dikkate alınarak yaratılan bütüncül izlenime göre yapılmasının gerektiğini, “...” ibaresinin davalı ile özdeşleştiğine ilişkin beyanları kabul etmediklerini, bu ibarenin binlerce yıllık “... (...)” antik kentinden geldiğini ve onunla özdeşleştiğini, müvekkili belediyenin logosunun dahi “...” ibaresini içerdiğini, müvekkili belediyenin sınırları içerisinde yer alan antik kentin 8600 yıllık tarihinde çeşitli isimler alsa da "..." olarak anıldığını ileri sürerek, ... YİDK’nın 2020-M-11013 sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, müvekkili kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Diğer davalı şirket vekili, müvekkilinin, tanınmış “...” markasının sahibi olduğunu, ... ...’in satış hacmi bakımından Avrupa’nın en büyük 5. ve dünyanın 10. bira şirketi olduğunu, YİDK kararının yerinde olduğunu, marka başvurusunun SMK'nın 6/1, 6/4, 6/5. maddesi uyarınca reddinin gerektiğini, markaların karıştırılma ihtimali yaratacak derecede benzer olduğunu, itiraza konu marka başvurusunun “...” ibaresini esas unsur olarak aynen içerdiğini, “... ... ve ...” ibaresinin ayırt ediciliğinin bulunmadığını, davacıya ait marka başvurusunun müvekkiline ait markalarla bağlantılı marka izlenimi yaratacağını, seri marka olarak algılanacağını, küçük eklentilerin benzerliği ortadan kaldırmayacağını, davacının “...” markaları ile iltibas yaratacak başvurular yapmakta olduğunu ve bunlara karşı da itiraz edildiğini, “...” markalarına dayanılarak yapılan itirazlar sonucunda pek çok marka başvurusuna itiraz edildiğini ve başvuruların reddedildiğini, markaların benzer olduğunu, kapsadıkları mal ve hizmetlerin aynı/benzer olduğunu, karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu, müvekkiline ait “...” ibareli markaların tanınmış markalar olduğunu ve T/02115 sayı ile tanınmış marka olarak tescil edildiğini, “...” ibaresinin müvekkili ile özdeşleştiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, davacı marka başvurusundan çıkartılan ve davaya konu edilen "Eğitim ve öğretim hizmetleri. Sempozyum, konferans, kongre ve seminer düzenleme, idare hizmetleri. Spor, kültür ve eğlence hizmetleri (sinema, spor karşılaşmaları, tiyatro, müze, konser gibi kültür ve eğlence etkinlikleri için bilet sağlama hizmetleri dahil). Dergi, kitap, gazete v.b.gibi yayınların basıma hazır hale getirilmesi, okuyucuya ulaştırılmasına ilişkin hizmetler (global iletişim ağları vasıtasıyla anılan hizmetlerin sağlanması da dahil). Film, televizyon ve radyo programları yapım hizmetleri. Haber muhabirliği hizmetleri, foto-muhabirliği hizmetleri. Fotoğrafçılık hizmetleri. Tercüme hizmetleri." ile davalı şirkete ait redde mesnet alınan 2012 68133, 2014 95428, 2011 75015, 2013 14052, 2013 14051, 2013 14050, 2013 14049, 2013 14048, 2013 14047, 2013 14046, 2013 14045, 2012 32058, 2009 46885 sayılı markalar kapsamında bulunan hizmetlerin aynı, aynı tür ve benzer oldukları; dava konusu marka başvurusunda yer alan "..." ve "..." ibarelerinin 41. sınıfta yer alan eğitim ve öğretim hizmetleri bakımından ayırt ediciliğinin bulunmadığı ve tali bir unsur olduğu, marka başvurusunda yer alan şekil unsurunun; "Söz görünümden yüksek sesle konuşur." ilkesi uyarınca "... ..." kelimesine göre arka planda kaldığı, markasal mizanpajda öne çıkan unsurun "... ..." kelimeleri olduğu, bu kelime grubunda yer alan "..." kelimesinin, tek başına olan otonom özelliğini kaybettiğinin söylenemeyeceği, zira "..." ve "..." kelimelerinin iki ayrı sözcük olarak anlamsal bütünlüklerini kaybetmeksizin markasal mizanpajda yer aldıkları, dolayısıyla "..." kelimesinin, dava konusu marka başvurusunun esaslı unsurlarından birini oluşturduğu, redde mesnet markaların esaslı unsurlarının da müşterek olarak "..." kelimesinden oluştuğu, içinde sektörden kimselerin de bulunduğu bilirkişi heyetinin tanzim ettiği raporda da izah edildiği üzere; "..." ibaresinin antik bir coğrafi alan adı olmasına karşın Türkiye'deki genel alıcı kitlesi bakımından bu ibarenin coğrafi alan adı olarak algılanmasının düşük bir ihtimal olduğu, dolayısıyla bu kelimenin 41. sınıfta yer alan hizmetler bakımından somut ayırt edici niteliği haiz, markasal fonksiyonları icra etme kabiliyeti bulunan bir ibare olduğunun kabul edilmesi gerektiği, bu hale göre; daha önce redde mesnet "..." esas unsurlu markaları gören, işiten, bu markalı hizmetlerden yararlanan, davaya konu dikkatli ve bilinçli tüketici kesiminin dahi, daha sonra davaya konu 41. sınıfta yer alan hizmetler üzerinde davaya konu marka başvurusunu gördüğünde ya da işittiğinde, davaya konu hizmetlerden faydalanmak için ayıracağı süre içerisinde, bu markayı redde mesnet markaların serisi niteliğinde bir marka zannedebileceği, karşılaştırılan hizmetlerin ayniyet derecesinin yüksek olması nedeniyle iltibas tehlikesinin bertaraf edilmesi için markaları oluşturan işaret benzerliğinin düşük olması gerektiği, ancak somut olayda böyle bir durumun mevcut olmadığı, zira karşılaştırılan markalarda "..." ibaresinin markaların esaslı unsurlarından birini oluşturması nedeniyle işaret benzerliğinin düşük olduğunun söylenemeyeceği, dolayısıyla; bir kısım tüketici kesiminin markaların farklı ticari kökeni işaret ettiğini algılaması ihtimalinde dahi marka sahipleri arasında idari ya da ekonomik bir bağlantı bulunduğu yönünde yanılsamaya düşebileceği, bu nedenle karşılaştırılan markalar arasında SMK'nın 6/1. maddesi hükmü uyarınca ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, kararın gerekçeden yoksun olduğunu, hukuka aykırı tespitleri bünyesinde barındıran bilirkişi raporuna göre hüküm tesis edildiğini, bilirkişi heyetinde hukukçu görevlendirildiği gibi laboratuvar uzmanı ve editör unvanlarıyla uzmanlık alanlarının ne olduğu anlaşılamayan kişilerin görevlendirildiğini, başvurunun bir bütün olarak ele alınması gerektiğini, değerlendirmenin ise sadece "..." ibaresi üzerinden yapıldığını, taraf markaları arasında benzerlik bulunmadığını, davalı yanın marka ismini dahi müvekkilinin sınırları içerisindeki antik kentin isminden aldığı düşünüldüğünde müvekkilinin başvurusuna konu ... ve toprak okulunun aynı yerdeki kadim şehrin ismi olan "..." ile anılmasının makul ve haklı bir talep olduğunu, başvurunun esas ve ayırt edici unsurunun "..." ibaresi olmadığını, taraf markalarının karıştırılması ihtimalinin bulunmadığını, tarafların faaliyet alanları ve tüketici kitlesinin farklı olduğunu, "..." antik kentine atıf içeren müvekkili Belediyenin marka başvurusunun kabul edilmesi gerektiğini ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE: Dava, YİDK marka kararı iptali istemine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
İşlem dosyasının incelenmesinde; davacının 2019/108106 sayılı "...+şekil" ibaresinin 41. sınıfta yer alan hizmetler yönünden tescili için davalı Kuruma marka tescil başvurusu yaptığı, Markalar Dairesi Başkanlığınca davalı şirketin "..." ibareli markalarına dayalı olarak, SMK'nın 6/1. maddesi uyarınca başvurunun reddine karar verildiği, davacı başvurucu tarafından bu karara yapılan itirazın ise YİDK'nın 2020-M-11013 sayılı kararıyla, bağımsız ayırt edici unsuru "..." ibaresini haiz başvuru ile bağımsız ayırt edici unsuru "..." ibaresi olan ret gerekçesi markalar arasında reddedilen mal ve hizmetler bakımından iltibas ortaya çıkabileceği kanaatine varılarak reddedildiği, anlan YİDK kararının 08.01.2021 tarihinde davacıya tebliğ edildiği, davanın ise iki aylık yasal süre içerisinde 12.02.2021 tarihinde açıldığı anlaşılmıştır.
İlk derece mahkemesince taraf markaları arasında, başvuru kapsamında yer alan tüm hizmetler bakımından, SMK'nın 6/1 maddesi uyarınca iltibas koşullarının oluştuğu kabul edilerek yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş olup, kararı istinaf edenin sıfatı ve istinaf itirazları gözetildiğinde istinaf incelemesine konu uyuşmazlık, taraf markaları arasında SMK'nın 6/1. maddesi anlamında iltibas bulunup bulunmadığı noktasındadır.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 6/1. maddesi uyarınca, tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir. Açıklanan hüküm çerçevesinde markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir. Burada öncelikle iltibas (karıştırılma) kavramının da açıklanması gerekmektedir. İltibas, iki ayrı marka karşısında bulunan kişilerin, bu markaların benzerliği sebebiyle sunulan mal veya hizmetlerin aynı işletmeye veya ekonomik olarak bağlantı içerisinde bulunan işletmelere ait olduğunu düşünmeleri veya düşünme ihtimalleridir (Savaş Bozbel, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2015, s. 408-409). İltibas ihtimalinin değerlendirilmesinde ölçü, bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, ortalama tüketicilerdir. Öte yandan, markaların ayırt edicilik güçlerinin de iltibas ihtimalinin değerlendirilmesinde dikkate alınması gerekmektedir.
Somut uyuşmazlık yönünden, öncelikle, taraf markalarında ortak olarak yer alan "..." ibaresinin niteliğinin tartışılması gerekmektedir. Bilindiği üzere "..." İzmir'in Selçuk ilçesi sınırlarında bulunan antik bir kentin adıdır. UNESCO Dünya Mirası listesine de eklenen antik kent, turistik açıdan da oldukça iyi bilinen bir yerdir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 26.11.1999 tarih ve 1999/5790-9590 E.-K. sayılı kararında, "... ülkemizdeki şehir, bölge veya maruf mahal isimlerinin tek bir sözcük olarak bir kişi lehine marka olarak tesciline olanak tanımak, bu isimlerin artık başkaları tarafından markalarında kullanılamayacağı sonucunu ortaya çıkaracaktır. Örnek verilmek gerekirse İstanbul, Ankara veya İzmir veya dava konusu olayda olduğu gibi İstanbul'un maruf bir ilçesinin adı olan sadece "..." sözcüğünün bir kişi adına marka olarak tescil edilmesi halinde, bu sözcük artık bir kişinin tekelinde kalacak ve bu şekilde bir kamu adı başkaları tarafından markalarında kullanılamayacaktır. Zira, yerleşen uygulamaya göre, bu isim, markanın "kök" sözcüğü olacak ve iltibas iddiası ile diğer marka başvurularının önlenmesine neden teşkil edecektir. 556 sayılı KHK'nın genel amacı dikkate alındığında böyle bir imtiyazın kimseye tanınmaması gerekir. Bu şekildeki şehir, ilçe veya maruf yerleşim yerlerinin isimlerini teşkil eden sözcükler hangi ürünün markası olarak kullanılacak ise, onunla birlikte tesciline imkan verilmesinin anılan yasal düzenlemenin amacına daha uygun olduğu görüşünün benimsenmesi de bu şekilde böyle bir markayı kullanmak isteyenlerin menfaat dengelerinin korunması bakımından da uygun olduğu sonucuna varılmıştır. Bu ilkeye göre, örneğin "İstanbul" ve "Ankara" adları coğrafi işaretlerle karışmaya meydan vermeyecek şekilde, "..." gibi kullanılacağı mamul veya hizmetin nevi ile birlikte ancak işaret olarak kullanılabilecek ve bunun sonucu marka olarak tescili mümkün olabilecektir." denilmiştir. O halde coğrafi yer adlarının, coğrafi işaret anlamını taşımamak kaydıyla yanlarına ilave yapılması suretiyle marka olarak tescilinin mümkün olduğunun kabulü gerekir. Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 04.06.2018 tarih ve 2016/11850 E.-2018/4241 K. sayılı ilamında da, aynı ilkeler tekrar edilmiş ve kötüniyetli yapılmadığı sürece başkalarının da aynı coğrafi yer adını farklı bir takım eklerle marka olarak tescil ettirmesinin mümkün olduğu kabul edilmiştir.
Bu açıklamalardan sonra somut olaya dönüldüğünde; dava konusu başvuruda çekişmeli "..." ibaresinin yanında "..." ve "..." ibareleri, redde mesnet alınan davalı şirketin 41. sınıf hizmetlerde tescilli markalarındaki "..." ibaresinin yanında ise "..." ibareleri yer almaktadır. Bu hale göre, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yerleşik içtihadı kapsamında dava konusu başvuruda yeterli ayırt edicilik sağlanmış olup, davalının itiraza mesnet markalarında da "..." ibaresi tek başına tescilli değildir. Yine dosya kapsamında, davalının "..." ibaresine 41. sınıf hizmetlerde ayırt edicilik kazandırdığı da ispatlanmamıştır. O halde, bilinen bir antik kentin adı olması nedeniyle herkesin kullanımına açık "..." ibaresi iltibas değerlendirmesinde dikkate alınmayacağından ve başvuruda yeterli ayırt edicilik de sağlandığından, Dairemizce, somut uyuşmazlıkta SMK'nın 6/1. maddesindeki iltibas koşullarının oluşmadığı kanaatine varılmıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.06.2016 gün ve E.2014/11-696, K.2016/778 sayılı kararı uyarınca iltibas değerlendirmesinin hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olduğundan Dairemizce bu yönden dosyada mevcut bilirkişi raporundaki tespitlere itibar edilmemiş, ayrıca bir bilirkişi incelemesine de gerek görülmemiştir.
Her ne kadar davalı taraf, dava konusu başvuruya SMK'nın 6/4 ve 6/5. maddesine dayalı olarak da itiraz etmiş ise de, taraf markaları benzer olmadığından, davalı şirketin bu iddiası sonuca etkili bulunmamıştır.
Bu itibarla, taraf markaları arasında SMK'nın 6/1. maddesi anlamında iltibas bulunmaması nedeniyle davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı şekilde davanın reddi doğru görülmemiş, HMK'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 5. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 20/10/2021 gün ve 2021/40 Esas - 2021/372 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
2-Davanın KABULÜ ile; YİDK'nın 2020-M-11013 sayılı kararının İPTALİNE,
3-Harçlar Kanunu'na göre alınması gereken 427,60-TL maktu karar ve ilam harcından peşin olarak alınan 59,30-TL harcın mahsubu ile bakiye 368,30-TL'nin davalılardan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
4-Davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 25.500,00-TL maktu vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
5-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan 1.750,00-TL bilirkişi ücreti, 93,50-TL tebligat ve posta masrafı ile istinaf aşamasında yapılan 77,50-TL tebligat masrafı, 220,70-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcından oluşan toplam 2.141,70-TL yargılama giderine, 59,30-TL başvurma harcı, 59,30-TL peşin harç tutarı eklenerek oluşan toplam 2.260,30-TL'nin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
6-Davalılar tarafından ilk derece ve istinaf aşamasında yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
7-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333),
8-Davacıdan peşin olarak alınan 80,70-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
9-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına dair,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 15/03/2024 tarihinde HMK'nın 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH: 10/04/2024
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.