T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
Esas-Karar No: 2022/9 - 2024/467
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2022/9
KARAR NO: 2024/467
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: ANKARA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 08/09/2021
NUMARASI: 2018/81 E. - 2021/498 K.
DAVACI:
DAVALI:
DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali
Taraflar arasında görülen davada Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 08/09/2021 tarih ve 2018/81 Esas - 2021/498 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı birleşen davada davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, davalının, müvekkili ile imzaladığı 21.08.2014 tarihli sigorta protokolü ve bu protokol kapsamındaki sigorta poliçesi çerçevesinde üyelerine kullandırdığı kredilerden kaynaklanan alacaklarının korunmasına yönelik teminat satın aldığını, protokol tarihinden bugüne kadar 1.055 davalı vakıf üyesinin protokol kapsamında sigortalandığını, poliçe şartlarına uygun kredi borcunu ödemeyen üyelerden kaynaklı hasarlar için 986.109,39 TL hasar ödemesi yapıldığını, bu bağlamda müvekkili sigorta şirketinin üzerine düşen tüm sorumluluğu yerine getirdiğini, ancak davalı yanın protokolden kaynaklı taahhüt ve yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirmemesi, haksız uygulama ve davranışları ile protokolün süresinden önce müvekkili şirket tarafından haklı sebeple feshine yol açtığını, davalı yana yapılan haksız prim iadelerinin, hatalı hesap edilerek fazla hasar ödemelerinin ve protokolden kaynaklanan prim ayarlaması ile feshe kadar işlemiş süreye ilişkin olarak ek primlerin talep edildiğini, davalının hasar talebinde bulunduğu sertifikaların/zeyillerin üyelerine dair, sonrasında iptal talebinde bulunarak haksız prim iadeleri sağladığını ve haksız kazanç elde ederek müvekkili şirketi zarara uğrattığını, hasar bildirimi yapılan dosyalarda, protokol ve sigorta poliçesi maddelerine aykırı bir şekilde ve oranlarda faiz talebinde bulunulduğunu, davalının mutabık kalınan sözleşme şartlarına aykırı davranarak protokol ve sigorta poliçesinin yeni girişlerine son verdiğini, bu surette sigorta poliçesi kapsamında hasar prim oranının bozulmasına sebep olduğunu, müvekkili şirketin taleplerinin ilk ikisinin haksız prim iadeleri ve fazla hasar tutarı ödemelerine ilişkin bulunduğunu, işbu davada talep edilen 396,544,28 TL'nin ise taraflar arasındaki protokolün 6. maddesi gereği yapılan hesaplama sonucunda çıkan bakiye olduğunu, protokolün 6. ve TTK'nın 1414. maddesinin verdiği imkan uyarınca prim ayarlama şartına bağlı olarak %75 hasar prim oranının üzerine çıkılması nedeniyle maddede yer alan formül uygulanmak suretiyle ilave prim hesaplandığını, taraflar arasındaki protokolün feshinin, müvekkilinin protokolün geçerli geçerli kaldığı süreye ilişkin haklarını kullanmasına, haksız prim iade ve hasar ödemelerini geri istemesine engel olmadığını, bu nedenle 31/10/2017 başlangıç ve 25/08/2019 bitiş tarihli 503.078,10 TL brüt prim bedelli zeyilin tanzim edildiğini, yapılan muhasebesel inceleme sonucunda davalı tarafın iade taleplerinden dolayı tanzim edilen iade zeyillerinden doğan alacaklar düşüldükten sonra 31/10/2017 tarihi itibariyle 396.544,28 TL bakiye alacağının olduğunu, bu hususun ihtarname ile davalı yana bildirildiğini, ancak davalı tarafça bir ödeme yapılmadığını ileri sürerek, 396.544,28 TL'nin, temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin Türk Ticaret Kanunu'nun sigorta hükümleri, protokol ve sigorta poliçesi hüküm ve şartlarına aykırı tutum ve davranışlar sergilemediğini, müvekkilinin, sigorta poliçesi kapsamında hasar prim oranının bozulmasına sebep olduğu yönündeki iddiaların asılsız olduğunu, zira yazışmalardan ve gönderilen ihtarnameden anlaşılacağı üzere protokolü davacının sonlandırdığını, davacının basiretli bir tacir gibi davranarak ödediği tazminatları borçlulara rücu etmek için yeterli adımları atmadığını, davacı yanın mevcut poliçeler için ek prim talep etme hakkının olmadığını, birinci yılın sonunda kendisinden kaynaklı olarak bozulan hasar prim oranını gerekçe göstererek yeni düzenlenecek poliçelerin prim bedellerine yüzde yüz artış talebinde bulunduğunu, bu talebin müvekkili tarafından kabul edilmemesi üzerine davacının yeni poliçe düzenlemekten imtina ettiğini, Eylül 2015'den itibaren tarafların anlaşamaması neticesinde poliçe düzenlenmediğini ve bu durumun bir sona erme olarak taraflarca kabul edildiğini, bunun üzerine davacının protokol süresi içinde düzenlediği poliçeler için ek prim talep ettiğini, oysa ki protokolün 25.05.2015 tarihinde sona erdiğini ve 6.maddede belirtilen ek prim tahakkuku şartının da hükümsüz kaldığını, ek prim talebinin yasalara ve mevzuata aykırı olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Birleşen davada davacı vekili, müvekkili ile davalı sigorta şirketi arasında müvekkilinin üyelerine verdiği borçların sigortalanması hususunda protokol imzalandığını, bu protokol kapsamında düzenlenen 110 adet sigorta poliçesinin müvekkili tarafından iptal edildiğini, iptal edilen bu poliçelerden doğan 107.567,19 TL zeyil prim alacağının 7 gün içerisinde ödenmesinin ihtarname ile talep edildiğini, herhangi bir ödeme yapılmaması üzerine icra takibi başlatıldığını, ödeme emrine davalı tarafından haksız olarak itiraz edildiğini, müvekkilinin alacağının davalı tarafça da kabul edildiğini ileri sürerek, itirazın iptali ile icra inkar tazminatına hükmedilmesi talep ve dava edilmiştir.
Birleşen davada davalı vekili, sigorta sözleşmesinden kaynaklanan toplam 396.544,28 TL alacağın tahsili için asıl davanın açıldığını, takas definde bulunduklarını, davaların birleştirilmesi gerektiğini, alacağın mevcudiyetinin ve tutarının tartışmalı olduğunu, asıl davaya konu edilen ve protokolün 6. maddesi ile TTK'nın 1414. maddesi uyarınca hesaplanan 503.078,10 TL brüt prim bedelinden, birleşen davada davacı tarafın iade taleplerinin düşüldüğünü savunarak, birleşen davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:Mahkemece, taraflar arasında imzalanan protokol kapsamında davacı sigorta şirketi tarafından imzalanan poliçeler kapsamında tahsil edilen prim tutarlarıyla, ödenen hasar bedellerine göre hasar prim oranının bozulduğu ve %75 i aştığı, protokolün 6. maddesine göre ek prim tahakkuk ettirme hakkının doğduğu, davacı sigorta şirketinin protokolün 6. maddesine göre talep edebileceği alacağının 503.078,10 TL olduğu, birleşen dosyada davacının iade prim talebinin 106.533,82 TL miktarla haklı bulunduğu, birleşen davaya konu olan alacağın sigorta şirketi tarafından mahsup edilerek dava açıldığı, davacı sigorta şirketinin asıl davadaki alacağın 396.544,28 TL olduğu, birleşen davaya konu olan icra takibindeki alacak yönünden davacı 106.533,82 TL miktarla haklı olsa da takip tarihinden önce açılan asıl davada (asıl davada dava dilekçesi takip tarihinden önce tebliğ edilmiştir.), sigorta şirketi tarafından TCDD Çalışanları ve Emeklileri Sosyal Yardımlaşma Vakfı İktisadi İşletmesinin alacağının mahsup edilerek dava açılmış olması nedeniyle davaya konu olan mahsup edilen miktar için yeniden takip yapılmasında hukuki yararın bulunmadığı, bu nedenle birleşen davada davacının takipte haksız olduğu gerekçesiyle asıl davanın kabulüne, 396.544,28 TL alacağın temerrüt tarihi olan 06/12/2017 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı birleşen davada davacı vekili, sigorta şirketinin ek prim talebinin yasaya ve sigorta hukuku ilkelerine açıkça aykırı olduğunu, müvekkilinin, sözleşme uyarınca tüm prim ödemelerini zamanında ve eksiksiz olarak yapmasına rağmen davacı sigorta şirketinin, talep edilen sigorta bedellerini süresinde ödemediği gibi haksız ve tek taraflı olarak ek prim talebinde bulunduğunu, sigorta şirketinin bu talebinin kabulü halinde 100 TL'lik prim ödemesi karşılığında en fazla 75 TL'lik hasar ödemesi yapacağı sonucuna varılacağını, bu durumun sigorta mantığına aykırı olduğunu, bir kişinin zararı ne kadar olursa olsun en fazla 75 TL tazminat alabilmek için 100 TL prim ödemesinin, sigorta ilişkisinin mantığına, kuruluş amacına ve beklenen faydaya aykırı bulunduğunu, sigorta şirketinin ödeyeceği zararın, prim tutarının 3/4'ü ile sınırlı tutulmasının, sigorta ettirenin en iyi ihtimalle prim tutarının 1/4'ü oranında kesin olarak bu işten zarar edeceğini gösterdiğini, sigorta şirketinin ödeme miktarını prim ile sınırlandırmasının, sigorta hukukunun temel ilkelerinden olan sigorta şirketinin teminatlar dahilinde hasarın tamamından sorumlu olduğu ilkesi ile de çeliştiğini, davacının, mevcut poliçeler için ek prim talep etme hakkının olmadığını, sigortacının birinci yılın sonunda kendisinden kaynaklı olarak bozulan hasar prim oranını gerekçe göstererek yeni düzenlenecek poliçelerin prim bedellerine yüzde 100 artış talebinde bulunduğunu, bu talebin müvekkili tarafından kabul edilmemesi üzerine yeni poliçe düzenlemekten imtina ettiğini, mahkemenin, protokolün 6. maddesi uyarınca hasar prim oranının bozulduğundan bahisle davacının ek prim tahakkuk ettirme hakkına sahip olduğuna dair değerlendirmesinin hatalı olduğunu, zira davacı sigorta şirketinin, basiretli bir tacir gibi rücu işlemlerini zamanında yerine getirip, doğru hasar prim hesabı yaptıktan sonra ortaya çıkan tabloya göre yeni düzenlenecek poliçeler için yeni prim bedeli revizyonu yapması gerektiğini, ancak sigortacının rücu için gereken adımları atmadığını, böylece borcun tahsil kabiliyetini zayıflattığını, TTK'nın 1414. maddesinin olaya hatalı olarak uygulandığını, davacı vekilinin 03.02.2021 tarihli celsede, ikinci rapora dayanarak davanın tekemmül ettiğini, davanın bu rapora göre kabulüne karar verilmesini talep ettiğini, bu raporda davacının ek prim alacağının 145.966,40 TL olarak hesaplandığını, mahkemece ise sonraki rapora dayalı olarak davacının talebinden daha fazla alacağa hükmetmesinin, müvekkili yönünden oluşan usulü kazanılmış hakkın korunması ilkesine aykırı bulunduğunu, müvekkilinin kendi alacağı için takas mahsubu kabul etmeyerek icra takibi başlatmasında hukuki yararının mevcut olduğunu, bu takibe itiraz edilmesi üzerine itirazın iptali davası açmasının da haklı bulunduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE:Asıl dava, sigorta prim alacağının tahsili istemine ilişkin olup, birleşen dava ise iptal edilen sigorta poliçeleri nedeniyle oluştuğu ileri sürülen alacağın tahsili için başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Her ne kadar ilk derece mahkemesince, yukarıda özetlenen gerekçe ile asıl davanın kabulüne, birleşen davanın ise reddine karar verilmiş ise de yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya elverişli değildir. Gerçekten de, taraflar arasındaki ilişkinin ne şekilde olduğu, davalı üyelerinin kullandığı her kredi için ayrı poliçe düzenlenip düzenlenmediği veya ayrı prim alınıp alınmadığı, ayrı prim alınıyorsa, prim tutarının hangi esaslara göre belirlendiği, taraflar arasında yapıldığı çekişmesiz olan prim iade tutarlarının ne şekilde hesaplandığı, davalı tarafından yeni girişlere son verilip verilmediği, bu yönde davalının bir taahhüdünün olup olmadığı, davacının ödediği hasar tazminatlarının tahsili için yasal yollara başvurup başvurmadığı hususları açıklığa kavuşturulmadığı gibi dosya kapsamında alınan ve sigorta uzmanları ... ile ... tarafından hazırlanan bilirkişi raporları arasındaki çelişki de giderilmemiştir. Öte yandan, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda da, prim alacağının ne şekilde hesaplandığı, denetime elverişli bir şekilde açıklanmamıştır. Oysa mahkemece, gerekirse HMK'nın 31. maddesi kapsamında taraflardan sorulmak ve tarafların ticari kayıtları incelenmek suretiyle, taraflar arasındaki ilişkinin ne şekilde olduğunun tespiti, yukarıda belirtilen hususların açıklığa kavuşturulması, tarafların varsa alacaklarının denetime elverişli olacak biçimde hesaplattırılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir.
22/7/2020 tarihli 7251 sayılı Kanunun 35. maddesi ile değişik 6100 sayılı HMK’nın 353/1-a-6. maddesi uyarınca "Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması." halinde bölge adliye mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine gönderilmesine, duruşma yapmadan kesin olarak karar verir. Somut uyuşmazlıkta da mahkemece, yukarıda açıklandığı şekilde yeterli inceleme yapılmamıştır. Bu gerekliliğe uyulmaması, 6100 sayılı HMK’nın 7251 sayılı Kanunun 35. maddesi ile değişik 353/1-a-6. maddesinin yeni düzenlemesi uyarınca, "Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması." halini oluşturur. Bu itibarla Dairemizce, davalı birleşen davada davacı vekilinin istinaf itirazlarının kabulü ile HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülebilmesi için mahkemesine iadesine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1-Davalı-birleşen davada davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 08/09/2021 gün ve 2018/81 Esas - 2021/498 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE,
3-Davalı-birleşen davada davacı vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,
4-Davalı-birleşen davada davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda asıl dava ve birleşen dava için ayrı ayrı peşin olarak yatırılan 59,30'ar TL maktu ve 6.762,58 TL nispi istinaf karar ve ilam harcının istek halinde davalı-birleşen davada davacıya iadesine,
5-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine,
7-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 08/03/2024 tarihinde HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 08/03/2024
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.