T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2022/700
KARAR NO: 2024/929
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
BAŞKAN : ... ...
ÜYE: ... ...
ÜYE : ... ...
KATİP : ... ...
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK
MAHKEMESİ
TARİHİ: 19/11/2021
NUMARASI: 2021/48 E. - 2021/418 K.
DAVACI
VEKİLİ:
DAVALI:
DAVANIN KONUSU: Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali)
Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Fikri Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 19/11/2021 tarih ve 2021/48 E.-2021/418 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, davalı firma aleyhine İstanbul Anadolu 2. FSHHM’de 2020/397 Esas sayısı ile ikame edilen 2017/62958, 2017/62976, 2016/80919, 2016/18905 sayılı markalarının hükümsüzlüğüne ilişkin davanın iş bu dava açısından bekletici mesele yapılmasını talep ettiklerini, müvekkilinin 2015 yılından beri www...... alan adı üzerinden çevrimiçi araç kiralama rezervasyon/aracılık hizmeti verdiğini, müvekkilinin “...” markası üzerinde gerçek hak sahibi olduğunu, davalının 2017/62958, 2017/62976, 2016/80919, 2016/18905 sayılı markalarına dayalı olarak müvekkilinin 2019/65168 sayılı "...!" ibareli 39.sınıftaki marka tescil başvurusuna itiraz ettiğini, müvekkili markasının bütün olarak davalı markalarından farklı olduğunu, taraf markalarının hitap ettikleri tüketici kitlesinin tamamen farklı olduğunu, “...” ibaresinin 39.sınıfta ayırt ediciliği düşük olduğu halde markaların benzer görülmüş olmasının hatalı olduğunu, müvekkili markalarının YİDK karar tarihi itibariyle ayırt edici hale geldiğini, müvekkilinin 2015 yılından beri bu marka ile faaliyet gösterdiğini ileri sürerek, 2020-M-10369 sayılı YİDK kararının iptalini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, davanın niteliği gereği İstanbul Anadolu 2. FSHHM'nin 2020/397 E. Sayılı davanın bekletici mesele yapılması talebinin yersiz olduğunu, YİDK kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Diğer davalı Şirket, davaya cevap vermemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, eldeki uyuşmazlıkta önemli olanın, YİDK karar tarihi itibariyle redde mesnet markaların geçerliliğini sürdürüp sürdürmedikleri olduğunu, somut olayda bu tarih itibariyle redde mesnet markaların geçerliliğini sürdürdüğünü, bu nedenle SMK m.6/1 hükmü uyarınca incelemeye dahil edilebilecek markalar oldukları, her iki taraf markasında hakim sözcük unsurunun “...” ibaresi olduğu, her iki taraf markasında da bu ibarenin bağımsız ayırt edici karakterini koruyacak şekilde kullanıldığı ve ibarenin yanına “...” gibi ek unsurlar getirilmek suretiyle bir tamlama oluşturulduğu, karşılaştırılan her bir markanın, birebir aynı hizmet sınıflarını da kapsadığı, karşılaştırılan markalar arasında SMK m.6/1 hükmü uyarınca ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunduğu, davacı yanın 09.07.2019 tarihinde gerçekleştirdiği 2019/65168 sayılı marka başvurusu öncesinde, “...” markasını tescilsiz olarak yoğun bir şekilde “araç kiralama hizmetleri” alanında kullanımlarının mevcut olduğuna yönelik delillerin var olduğu, davacının 2015 yılında kurulduktan sonra “...” markası ile aktif ticari faaliyetinin bulunduğu, pek çok firma ile araç kiralama tedarik hizmetleri anlaşmaları imzaladığı, reklam ve tanıtım çalışmaları yaptığı, yazılı ve görsel basında haberlerinin yer aldığı gibi çok sayıda satış faturasının da yine dosyada mevcut olduğu, dolayısıyla davacının kısa zamanda yoğun bir ticari faaliyet gösterdiği, davacının bu dönemde yoğun şekilde kullanımda bulunduğu görülmekle birlikte bu kullanımların davacı markasına sektörel bir bilinirlik ve tanınırlık getirdiğine yönelik bir kanaate varılmasının ise mevcut delillerden mümkün olmadığı, zira söz konusu delillerin olağan markasal kullanımlar kapsamında olduğu, dosyadaki bilinirlik araştırma raporu dahil bir kısım delillerin ise dava konusu marka başvurusundan sonraki tarihli olmaları nedeniyle dikkate alınmalarının mümkün olmadığı, bununla birlikte davacı yanın, davalı taraf ile aynı hizmet sınıfını (39. Sınıf) kapsayan işbu dava konusu başvurusu öncesinde, 21.02.2019 tarihli ve 2019/17738 sayılı “...” ibareli başka bir başvurusunun daha davalı itirazı üzerine reddine karar verildiği, yine davacının gerçekleştirdiği sair başvurulara da davalı tarafça itirazlarda bulunulduğu, söz gelimi davacının 2017/60472 sayılı “... ...” ibareli başvurusunun 35. Sınıfı kapsar hizmetler bakımından, davalı itirazları sonucunda reddine karar verildiği, anılan başvuruda 39. Sınıf hizmetlerin ise yer almadığı, bunun dışında taraflar arasında Ankara 4. FSHHM’nin 2018/466E – 2020/77K, Ankara 3. FSHHM 2019/100E, 2020/206E sayılı davalarının da görüldüğü, bu davaların davalı firma lehine sonuçlandığı, İstanbul Anadolu 2. FSHHM’nin 2020/94E sayılı dosyası üzerinden davalı tarafça, davacı aleyhine marka hakkının ihlali davası ikame edildiği, yine davacı yanın belirttiği şekilde İstanbul Anadolu 2. FSHHM’de 2020/397E sayısı ile taraflar arasında ayrıca bir hükümsüzlük davasının da mevcut olduğu, tüm bu delillerden, davacının markasının tescilsiz olarak kullanılmakta olduğu ve henüz marka başvurusuna dahi konu edilmediği dönemde (2015 – 2017 yılı başları) taraflar arasında herhangi bir hukuki ihtilafın meydana geldiğine dair dosya içerisinde herhangi bir delilin mevcut olmadığı, ancak davacı yanca 2017 yılında gerçekleştirilen 2017/60472 sayılı marka başvurusundan itibaren, taraflar arasında görülen birden fazla itiraz süreci ve davanın süregeldiği, dolayısıyla tarafların bu süreç itibariyle birbirleri ile barışçıl bir şekilde var oldukları yönünde bir kanaate varılmasının mümkün olmadığı, nitekim davalının da bu ibareyi taşıyan markalarının 2016 yılı itibariyle başvuru konusu edildiği, dolayısıyla uyuşmazlık konusu “...” ibaresi ve bu ibare üzerindeki hak sahipliğinin taraflar arasında açık bir çekişme konusu olduğu, davacı yanın kuruluş tarihinin 2015 yılı Nisan ayı olduğu, davacının hemen akabinde faaliyetlerine başladığının kabulü halinde dahi, tarafların ilk kez karşı karşıya geldikleri ihtilaf olduğu görülen 2017/60472 sayılı markanın başvuru tarihi olan 05.07.2017 tarihi itibariyle tarafların henüz 2 yıldır ticaret hayatında ayrı ayrı var oldukları yorumunda bulunulabileceği, bu kadar kısa bir sürenin birlikte var olma karinesinin uygulanabilirliği açısından yeterli görülemeyeceği, davacı yanın bu süreçte tanınır ve bilinir hale geldiği yorumunda da bulunulamadığı, buna göre tarafların ilgili dönemde ticaret hayatında bilfiil ve birbirlerinden bağımsız olarak varlıklarını sürdürdükleri ve tüketici nezdinde de bu şekilde kabul gördükleri yönünde kesin bir çıkarsamanın yapılmasının mümkün olmadığı, bu dönemde taraf markalarının fiili kullanımlarından kaynaklı olarak aralarında fiilen bir karıştırılmaya maruz kaldıklarını gösterir herhangi bir delil mevcut değil ise de taraflar arasında bu süreçte fili kullanıma dayalı “barışçıl şekilde uzun bir süre birlikte var olma” koşulunun somut olayda meydana gelmediği, bu nedenle davacı marka başvurusu ile redde mesnet markalar arasında davaya konu hizmetler bakımından birlikte var olma ilkesinin uygulama şartlarının oluşmadığı, davacının gerçek hak sahibi olduğu iddiasından bahisle dava konusu marka başvurusu bakımından, SMK m.6/1 hükmünde düzenlenen nisbi tescil engelinin aşılacağından söz edilemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, mahkemece müvekkilinin markasının esas unsuru “...” olarak kabul edildikten sonra markalar arasında "..." ibarelerinin ortak olmasından kaynaklanan benzerlik bulunduğunun kabul edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemece ortak olmayan “...” ile “...” ve “...” ibarelerinin şekil unsurları da gözetilerek bütünsel olarak oluşturduğu izlenime etkisinin değerlendirmediğini, "..." ibaresinin 39.sınıfta ayırt ediciliği düşük ve jenerik nitelikte olduğunu, müvekkilinin markasındaki ek unsurların 39.sınıftaki ayırt ediciliğinin karıştırılma riskini kaldırdığını, "..." markasının toplum nezdinde tanınmış bir marka haline geldiğini, davacının bu ibare üzerinde gerçek hak sahibi olduğunu, bekletici mesele talebinin reddedilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE: Dava, marka tescil başvurunun reddine dair YİDK kararı iptali istemine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, uyuşmazlık konusu 39. sınıf hizmetlerin, davalının itiraza mesnet markalarının kapsamında aynen yer aldığı, her iki taraf markasının asıl unsurunun da "..." birbirine benzer
kompozisyonlar içerisinde oluşturuldukları, bu nedenle mahkemece taraf markaları arasında 6769 sayılı SMK 6/1 maddesindeki iltibas koşulunun oluştuğu, nitekim davacının 2018/19668 sayılı başka bir davanın konusu olan "... ...!" ibareli marka başvurusu ile “...” ibareli davalı markalarını benzer bulan Dairemizin 17/03/2022 tarih, 2020/1045 Esas, 2022/346 Karar sayılı kararının Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 24/01/2024 tarih, 2022/4352 Esas, 2024/564 Karar sayılı kararı ile onandığı, davacı tarafından 2017 yılında gerçekleştirilen 2017/60472 sayılı marka başvurusundan itibaren,
taraflar arasında görülen birden fazla itiraz ve davanın varlığı karşısında uyuşmazlık konusu “...” ibaresi ve üzerindeki
hak sahipliğinin taraflar arasında belirgin bir biçimde çekişme konusu olduğu, yine redde mesnet marka hükümsüz kılınmadıkça başvuru sahibinin gerçek hak sahipliği
iddiasına dayalı olarak başvurunun tescilinin mümkün olmadığı, YİDK kararının iptali davalarının, YİDK karar tarihindeki hukuki duruma göre çözümlenmelerinin gerektiği, dolayısıyla YİDK karar tarihi itibariyle hüküm ifade eden markaların, redde mesnet alınmalarında bir isabetsizlik olmadığı, bu markaların hükümsüzlüğü için açılan davaların sonucunun beklenmesinin eldeki davaya bir katkısının bulunmayacağı, zira belirtildiği üzere YİDK karar tarihi itibariyle redde mesnet alınan markların tescilli olduğu ve hukuki denetimin bu tarihteki şartlara göre yapılacağı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 80,70-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 346,90-TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
3-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı uhdesinde bırakılmasına,
4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 10/05/2024 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 10/05/2024
Başkan
...
Üye
...
Üye
...
Katip
...