T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2022/501
KARAR NO: 2024/785
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
BAŞKAN : ... ...
ÜYE: ... ...
ÜYE: ... ...
KATİP: ... ...
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: ANKARA 4. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK
MAHKEMESİ
TARİHİ: 22/12/2021
NUMARASI: 2020/376 E. - 2021/457 K.
DAVACI:
VEKİLİ:
DAVALI:
DAVANIN KONUSU: Marka Hükümsüzlüğü, Markaya Tecavüzün ve Haksız Rekabetin Tespiti, Men'i, Ref'i
Taraflar arasında görülen davada Ankara 4. Fikri Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 22/12/2021 tarih ve 2020/376 Esas - 2021/457 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı ve davalı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkil şirketin 1992 yılından beri birçok ülkede uluslararası
faaliyet gösterdiğini, müvekkil adına 2017/10544 sayılı “...” ve müvekkil iştiraki olan dava dışı
.... adına da 2013/86866 sayılı “...” ibareli marka tescillerinin
Bulunduğunu, müvekkilinin “...” ibaresi üzerinde öncelik hakkına sahip olduğunu, müvekkilinin ve iştiraki olduğu dava dışı şirket adına tescilli bulunan markalar ile davalının 2016/73560 ve 2015/ 64398 sayılı "..." ibareli markaları arasında iltibas bulunduğunu, dava konusu marka tescillerinin kötü niyetli olduğunu, davalının "..." ibareli kullanımlarının müvekkilinin markasına tecavüz oluşturduğu, ayrıca davalının ürün ambalajının da müvekkilinin ürünlerinde kullandığı ambalajların taklidi olduğunu, davalının bu eyleminin haksız rekabet oluşturduğunu ileri sürerek, davalıya ait 2016/73560 ve 2015/64398 sayılı markaların hükümsüzlüğüne, müvekkiline ait 2017/10544 sayılı markaya gerçekleştirilen tecavüzün tespitine,
ref’ine ve men’ine, haksız rekabetin tespitine, ref’ine ve men’ine
karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının davasına dayanak gösterdiği “...” ibaresinin temizlik sektöründe ayırt
ediciliğinin bulunmadığını, “...” ibaresinin “oksijen” kelimesinin İngilizce kısaltması olarak
sektörde yaygın kullanıma sahip olduğunu, bu nedenle tek başına marka olma özelliğinin
Bulunmadığını, davacının "..." ibaresi üzerinde gerçek hak sahibi olduğu iddialarının da gerçeği yansıtmadığını, davacının, dava dışı Şirket adına tescilli bulunan markayı ve dava dışı şirketin kullanımlarına dayalı olarak marka hükümsüzlüğü isteminde bulunamayacağını, davacı adına tescilli bulunan markanın ise müvekkilinin dava konusu markalarından daha sonraki tarihli olması nedeniyle hükümsüzlüğe
mesnet alınamayacağını, müvekkilinin marka kullanımı ile davacının marka kullanımlarının
görsel, yazımsal ve anlamsal olarak benzer olmadığını, sadece markaların herkesin
kullanımına açık olan ve ayırt ediciliği düşük ya da hiç olmayan “...” ibaresinin ortak olarak
yer aldığını ancak bu ibarenin ambalaj üzerinde kullanım şeklinin farklı olduğu nazara
alındığında markalar arasında filli kullanımlarda da benzerlik olmadığını, hükümsüzlük
iddialarının yasal dayanaktan yoksun olduğunu,
Müvekkilinin dava konusu
kullanımlarının tescilli markasına dayalı bulunduğu ve bu tescillerin davacının marka tescilinden önce
olduğunu, ambalajlar arasında da bir benzerlik bulunmadığını, davacı yanın kendi kullanımına
dair delil sunmadığını, kötü niyet iddiasının da mesnetsiz olduğunu savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davacı adına tescili olan 2017/10544 sayılı ve "... + şekil " ibareli markanın, dava konusu markalardan daha sonra tescil edilmesi nedeniyle SMK'nın 6/1, 25/1 maddelerine göre hükümsüzlük değerlendirmesinde dikkate alınamayacağı, dava dışı Şirket adına tescilli bulunan 2013/86866 sayılı marka yönünden de dava dışı şirket ile davacı şirket arasındaki organik bağın tespit edilemediği, her şirketin kendisi açısından hak sahibi olarak ele alınması gerekmekle beraber, 2013/86866 sayılı marka ile dava konusu marka arasında iltibas koşularının da oluşmadığı, davacının SMK'nın 6/3, 6/9 maddeleri ile tanınmışlığa dayalı iddialarını da ispatlayamadığı, açıklanan nedenlerle dava konusu markaların hükümsüzlüğü koşulları oluşmadığı gibi davalının dava konusu kullanımlarının aynı nedenlerle markaya tecavüz oluşturmayacağı, ancak bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere dava dilekçesiyle sunulan Ek-5 teki 1. Görselde yer alan davalı kullanımının davacının yabancı ülkelerdeki tescilli markaları ve davacının Ek-5’teki kullandığı ürün ambalajı arasında ibareler, renk, yazım şekli, kompozisyon tertip tarzı açısından orta seviyede bir alıcıyı yanıltabilecek şekilde aynılık/büyük şekilde benzerlik bulunduğu, bunun iltibasa yol açabileceği, bu nedenle davalının Ek-5 teki 1. görseldeki şekilde kullanımının haksız rekabet oluşturduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile bilirkişi heyetinin 09/09/2021 tarihli raporunun 23-24-25. Sayfasında geçen davalının ''ek-5 1. Görseldeki'' şeklindeki ambalaj kullanımının haksız rekabet oluşturduğunun tespitine, men'ine, ref'ine, diğer kısımlar yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, mahkemece haksız rekabet taleplerinin kabul edilmesine rağmen markaya tecavüz taleplerinin reddine karar verilmesinin çelişkili olduğunu, davalının kötü niyetli bulunduğunu, müvekkiline ait markalar gibi 3 kişilere ait markaları da taklit ederek kullandığını, davalının kurucularının Suriyeli olduğunu, müvekkilinin markası da Ortadoğu'da tanınmış bulunduğundan davalının müvekkilinin markalarından haberdar olmamasının hayatın olağan akışına aykırı bulunduğunu, müvekkilinin "..." ibaresi üzerinde öncelik hakkının olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulünü istemiştir.
Davalı vekili, ilk derece mahkemesince müvekkilinin Türkiye'deki kullanımlarının haksız rekabet oluştuğunu kabul ettiği davacı kullanımlarının, Türkiye'de gerçekleşmediğini, haksız rekabet oluşturduğu kabul edilen markaların dava dışı firmanın yurt dışındaki tescilli markları olduğunu, bunların ülkemizde kullanıldığının ispatlanmadığını, ayırca davalı lehine reddedilen marka tecavüz ve marka hükümsüzlüğü nedeni ile ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken tek vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE:1-Dava, marka hükümsüzlüğü, markaya tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, meni, refi
istemlerine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davacı adına tescilli bulunan 2017/10544 sayılı markanın, hükümsüzlüğü talep edilen 2016/73560 ve 2015/64398 sayılı markalardan daha sonraki bir tarihte başvurusu yapıldığından, SMK'nın 6/1 maddesi kapsamında iltibas değerlendirmesinde dikkate alınamayacağı, davacının dayanağı olan 2013/86866 sayılı markanın ise davacı adına tescilli bulunmadığı, davacının 2013/86866 sayılı markanın inhisari lisans sahibi olduğunu iddia ve ispat da etmediği, dolayısıyla anılan markaya dayalı olarak dava konusu markaların hükümsüzlüğünü talep edemeyeceği, davacının SMK'nın 6/3 maddesine dayalı olarak öncelik hakkının bulunduğunu, kötü niyet ve tanınmışlık iddialarını ispatlayamadığı, davacının dava dilekçesinde ve cevaba cevap dilekçesinde açıkça kendi adına tescilli bulunan 2017/10544 saylı markaya karşı tecavüzün tespitini, men'ini ve ref'ini talep ettiği, davacının anılan markasına tecavüz ettiği dava konu kullanımların , davacının 2017/10544 sayılı markasından önce başvurusu yapılan dava konusu markalara dayalı olduğunun anlaşılması karşısında, davacının markaya tecavüz iddialarının da yerinde bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf itirazlarının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.
2-Davalı vekilinin istinaf itirazlarının incelenmesine gelince, davacı vekili diğer iddialarının yanında davalının dava dilekçesi ekinde sunulan ürün ambalajlarının müvekkiline air ürün ambalajları ile benzer olduğunu, bu durumun haksız rekabet oluşturduğunu ileri sürmüştür.
Mahkemece alınan bilirkişi raporunda, davalının dava konusu edilen ve dava dilekçesine Ek-5 olarak sunulan belgede yer alan 1. görseldeki ambalaj kullanımları ile davacı adına Azerbaycan ve Zambiya ülkelerinde tescilli markaların ve dava dilekçesine Ek-5 olarak sunulan belgede yer alan davacıya ait ürün ambalajları arasında ibareler, renk, yazım şekli, kompozisyon tertip tarzı açısından orta seviyede bir alıcıyı yanıltabilecek şekilde aynılık/büyük şekilde benzerlik bulunduğu, bunun iltibasa yol açabileceği, bu nedenle davalının Ek-5 teki 1. görseldeki şekilde kullanımının TTK'nın 55. maddesi kapsamında haksız rekabete neden olabileceği açıklanmış, ilk derece mahkemesince de bilirkişi raporu doğrultusunda davacının haksız rekabet isteminin yazılı şekilde kabulüne karar verilmiştir.
6102 sayılı TTK'nın 55/1-a-4 maddesinde, "Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak" fiili haksız rekabet olarak sayılmıştır. Anılan madde kapsamıyla korunanın, ülkemizde gerçekleşen ticari faaliyet kapsamında kullanılan mallar ve iş ürünleri olduğu hususu tereddütsüzdür. Somuy olayda ise, yukarıda açıklandığı üzere davalının dava konusu kullanımlarının haksız rekabet oluşturduğu kabul edilen davacı markalarının, ülkemizde değil yurt dışından tescilli bulunduğu, yine davalının dava konusu kullanımlarının haksız rekabet oluşturduğu kabul edilen davacıya ait ambalaj ürününün de davacının yurt dışındaki kullanımlarına ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Dosya kapsamında davacının bahsi geçen yurt dışında tescilli bulunan markalarını ve yurt dışında kullandığı ambalaj ürününü ülkemizde kullandığına dair bir delil de bulunmamaktadır.
Bu itibarla, davacının haksız rekabet iddiası yönünden dayanak yaptığı kullanımlarını ülkemizde gerçekleştiğini ispat edemediği, davacının yurt dışında tescilli markalarının ve yurt dışında kullandığı ambalaj ürünlerinin TTK'nın 54. maddesi kapsamında korunmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle haksız rekabet isteminin de reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde bu istemin kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, HMK.'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK.'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Ayrıca, davada marka hükümsüzlüğü istemi ile markaya tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, men'i ref'i talepleri açısından iki ayrı asli talep bulunduğundan, her bir asli talep yönünden ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinden, bu hususa ilişkin davalı vekilinin bu hususa ilişkin istinaf itirazları da yerinde görülmüş, marka hükümsüzlüğü istemi yönünden tesis edilen ilk derece mahkemesi kararı Dairemizce (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle yerinde görülmekle anılan talep yönünden hükmedilen harç ve vekalet ücreti yönünden ilk derece mahkemesinin karar tarihinde yürürlükte bulunan tarife hükümleri, her ne kadar markaya tecavüz istemi yönünden tesis edilen ilk derece mahkemesi kararı da yerinde ise de bu taleple bir bütün olan haksız rekabete yönelik kurulan hüküm yukarıda açıklanan nedenlerle yerinde görülmediğinden ve bu yönden ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına karar verildiğinden, davadaki markaya tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, men'i ref,i istemleri yönünden Dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan tarife hükümleri dikkate alınarak harç ve vekalet ücretine hükmedilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1-Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 22/12/2021 gün ve 2020/376 Esas - 2021/457 Karar sayılı kararın KALDIRILMASINA,
3-Davanın REDDİNE,
4-Harçlar Kanunu uyarınca marka hükümsüzlüğü istemli dava yönünden alınması gereken 59,30 TL, markaya tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, men'i ref'i istemli dava yönünden alınması gereken 427,60-TL olmak üzere toplam 546,20 TL maktu karar ve ilam harcından, peşin alınan 54,40-TL’nin düşümü ile kalan 491,80-TL bakiye karar ve ilam harcının davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
5-Reddedilen marka hükümsüzlüğü istemi yönünden davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden ilk derece mahkemesinin karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca belirlenen 7.375,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Reddedilen markaya tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, men'i ref'i istemi yönünden davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca belirlenen 25.500,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
7-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına,
8-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan 50,00-TL posta gideri, 220,70-TL istinaf kanun yoluna başvuru harcından oluşan 270,70-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
9-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine, (HMK m.333),
10-Harçlar Kanunu uyarınca davacıdan alınması gereken 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, peşin alınan 80,70-TL’nin düşümü ile kalan 346,90-TL bakiye karar ve ilam harcının davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
11-Davalı tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 80,70-TL istinaf karar ve ilam harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davalıya iadesine,
12-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile 26/04/2024 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 26/05/2024
Başkan
...
Üye
...
Üye
...
Katip
...