T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2021/463
KARAR NO: 2024/298
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
BAŞKAN : ... ...
ÜYE: ... ...
ÜYE: ... ...
KATİP: ... ...
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: ANKARA 3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK
MAHKEMESİ
TARİHİ: 22/12/2020
NUMARASI: 2020/36 E. - 2020/373 K.
DAVACI: ...
VEKİLLERİ:
DAVALI: ...
VEKİLİ:
DAVANIN KONUSU: Marka Hükümsüzlüğü ile Marka Hakkına Tecavüzün ve
Haksız Rekabetin Tespiti, Önlenmesi
Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 22/12/2020 tarih ve 2020/36 Esas - 2020/373 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkilinin 1998 yılında ABD'de kurulduğunu, yazılım geliştirme sektöründe dünyanın öncü firmalarından olduğunu, "..." ibareli markasının bulunduğunu, bu markasının 9. sınıfta yer alan "yazılım uygulamaları ve yazılım araçları" emtia grubunda 2013 yılından beri ABD'de tescilli olduğunu, müvekkilinin bahsi geçen markasını Türkiye'de, tek yetkili distribütörü olan ... Ltd Şti vasıtasıyla kullandığını, müvekkilinin "..." markalı yazılımların anılan dava dışı şirket tarafından satıldığını, davalının müvekkilinin markası ile birebir aynı olan "..." ibaresini müvekkilinin markasını kullandığı 9. sınıf mallar için tescil ettirdiğini, dava konusu markayı oluşturan ibarenin gerçek hak sahibinin müvekkili olduğunu, aynı sektörde faaliyet gösteren davalının bundan haberdar bulunduğunu, davalının 09.09.2009 tarihinde müvekkiline gönderdiği e-mail ile müvekkilinin Türkiye distribütörü olmak için teklif ilettiğini ancak bu teklifin müvekkili tarafından 10.09.2009 tarihinde geri çevrildiğini, davalının dava konusu marka başvurusunu bu tarihten sonra gerçekleştirdiğini, ayrıca davalının "www...com.tr" ibareli alan adını da 30.01.2014 tarihinde tescil ettirdiğini, bahsi geçen alan adlı internet sitesinde müvekkilinin markasını ve "..." ibaresini kullanarak, kendini müvekkilinin yetkili satıcısı olarak tanıttığını, davalının dava konusu marka tescilinin kötü niyetli olduğunu, davalının "....com.tr" alan adı ve bu alan adlı internet sitesindeki kullanımlarının müvekkilinin markasına tecavüz teşkil ettiğini, ayrıca bu internet sitesinde davalının kendini müvekkilinin yetkili satıcısı gibi göstermesinin haksız rekabet oluşturduğunu ileri sürerek, davalı adına 9. sınıfta tescilli bulunan "..." ibareli ve 2014/06430 sayılı markanın SMK'nın 6/2, 6/3, 6/4, 6/6 ve 6/9 maddeleri uyarınca hükümsüzlüğüne ve sicilden terkine, www...com alan adının davalı tarafından hukuka aykırı olarak kendi adına tahsis ettirilmesi nedeniyle vaki olan tecavüzün SMK’nın 149. maddesi uyarınca tespitine, ortadan kaldırılmasına, ortaya çıkan sonuçların bahsi geçen alan adının davacıya devri suretiyle giderilmesine, TTK’nın 54 ve devamı maddeleri uyarınca haksız rekabetin tespitine, önlenmesine, haksız rekabet sonucu ortaya çıkan maddi durumun "....com.tr" ibareli alan adının davacıya devri suretiyle ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin alan adını 30.01.2014 tarihinden beri kullandığını, müvekkilinin kendisini davacının distribütörü veya yetkili satıcı olarak tanıttığı iddiasının gerçeği yansıtmadığını," ..." ibaresinin yetkili temsilci kavramını karşılamadığını, müvekkilinin hiçbir zaman davacının distribütörü olmadığını, davacıya bu yönde bir teklifte bulunmadığını, dava dilekçesinde bahsi geçen elektronik posta içeriğinde distribütörlük teklifinin yer almadığını, müvekkilinin ürünleri yurt dışındaki yetkili satıcısından alarak, Türkiye’de sattığını, bunun önünde hukuken herhangi bir engel bulunmadığını, müvekkilinin markayı satmak için değil korumak amacıyla tescil ettirdiğini, müvekkilinin markayı 2001 yılından beri kullandığını, taklitlerden korumak amacıyla markayı tescil ettirdiğini, davacının markasının Türkiye’de tescilli olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davacının “...” ibaresi üzerinde 6769 sayılı SMK’nun 6/3 maddesi kapsamında, tescilsiz marka kullanımından doğan öncelik hakkı bulunduğunu ispatlayamadığı, SMK'nın 6/4 koşullarının da bulunmadığı, davacının, davalının markası ile karıştırılma ihtimali olmayan ticaret unvanına dayalı olarak, 6769 sayılı SMK’nın 6/6 maddesi kapsamında korunması gereken bir hakkının bulunmadığı, diğer taraftan tarafların markaları ve kullanımları, okunuş, görünüm, anlam ve genel izlenim itibariyle birebir aynı olsa da davacının markasının Türkiye’de tescilli bulunmaması, davalının eyleminin tescilli markaya dayalı olması nedeniyle, davalının eylemi marka hakkına tecavüz oluşturmayacağı gibi tescilli markanın kullanımından ibaret olan davalının eyleminin haksız rekabet de teşkil etmeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili, SMK’nın 6/9 maddesine dayalı hükümsüzlük iddiası bakımından ilk derece mahkemesince değerlendirme yapılmadığını, mahkemece, kök ve ek bilirkişi raporunun aksi yönünde karar verilmesine rağmen raporlara neden itibar edilmediğinin karar gerekçesinde açıklanmadığını, müvekkilinin “...” ibaresinin gerçek hak sahibi olduğunu, bu kapsamda ileri sürdüğü 2012 yılından beri müvekkilinin Türkiye’deki tek ve yetkili distribütörü olan dava dışı ....Ltd Şti'nin satışlarının gerekirse yerinde inceleme sureti ile mali bilirkişi tarafından incelenmesi taleplerinin dikkate alınmadığını, anılan dava dışı firmadan müzekkere cevabı ile dosya kapsamına sunulan, 2012-2019 yılları arasındaki dönemde Türkiye’de gerçekleştirilen yıllık satış oranlarının ve muavin defter kayıtlarının incelenmediğini, mahkemece alınan kök ve ek bilirkişi raporları ile dava konusu marka tescilinin kötü niyetli olduğunun ve davalının dava konusu alan adı ile müvekkili aleyhine haksız rekabete sebebiyet verildiğinin açıklığa kavuştuğunu, müvekkilinin gerçek hak sahibi olduğu “..." ibaresinin davalı tarafından 2014 tarihinde alan adı olarak tescil ettirildiğini, bahsi geçen internet sitesinde kendisini müvekkilinin distribütörü olarak tanıttığını, davalının müvekkiline ait olduğunu bildiği markayı kendi adına tescil ettirmesinin ve aynı ibareli alan adı üzerinden yürüttüğü fiil ve eylemlerinin müvekkilinin marka hakkına tecavüz oluşturduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE: Dava, marka hükümsüzlüğü ile marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi istemlerine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Yukarıda özet kısmından da anlaşılacağı üzere, davacı vekili davalı adına tescilli bulunan 2014/06430 sayılı markanın SMK'nın 6/2, 6/3, 6/4, 6/6 ve 6/9 maddeleri uyarınca hükümsüzlüğü ile davalının "www...com.tr" alan adını yetkisiz ve izinsiz olarak kendi adına tescil ettirip, müvekkilinin markasını kullanarak, müvekkilinin “...” markasına tecavüz ettiğini, bahsi geçen internet sitesinde kendisini davacının yetkili satıcısı/distribütörü olarak tanıttığını , bu eylemin haksız rekabet oluşturduğunu ileri sürerek, markaya tecavüzün ve haksız rekabetin tespitini,önlenmesini, markaya tecavüz ve haksız rekabet sonucu ortaya çıkan maddi durumun "www...com.tr" ibareli alan adının davacıya devri suretiyle ortadan kaldırılmasını istemiş, mahkemece de davacının SMK'nın 6/3 maddesine dayalı öncelik hakkını ispatlayamadığı, dava konusu marka ile davacının ticaret unvanı arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığından SMKnın 6/6 maddesinden kaynaklı üstün bir hakkının da bulunmadığı, SMK'nın 6/4 maddesindeki koşulların gerçekleşmediği, tarafların marka ve kullanımları, okunuş, görünüm, anlam ve genel izlenim itibariyle birebir aynı olsa da davacının markasının Türkiye’de tescilli bulunmaması, davalının eyleminin tescilli marka kullanımı olması nedeniyle, davalının eyleminin marka hakkına tecavüz oluşturmayacağı gibi tescilli markanın kullanımından ibaret olan davalı kullanımlarının haksız rekabet de teşkil etmeyeceği gerekçesiyle yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesinin kabulü ve davacının istinaf itirazları gözetildiğinde, taraflar arasındaki uyuşmazlık, dava konusu markanın SM'Knın 6/3 ve 6/9 maddeleri uyarınca hükümsüzlüğü koşullarının oluşup olmadığı, davacının markaya tecavüz ve haksız rekabet iddialarının yerinde bulunup bulunmadığı noktasındadır.
6769 sayılı SMK'nın 25. maddesinin 1. fıkrasında aynı Kanun'un 5. ve 6. maddesinde sayılan hallerden birinin mevcut olması halinde markanın hükümsüzlüğüne karar verilebileceği düzenlenmiş olup, hükümsüzlük hali olarak düzenlenen SMK'nın 6/3 maddesinde, başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusunun reddedileceği belirtilmiş, 6/9 maddesinde de "Kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir" düzenlemesine yer verilmiştir.
SMK'nın 6/3 maddesinde düzenlenen "gerçek hak sahipliği" ilkesi uyarınca, davacının önceye dayalı hak sahipliğini iddia edebilmesi için, marka başvurusundan önce tescil kapsamında bulunan mal ve hizmetler bakımından, başvuru konusu işaretin yerelden daha geniş coğrafyada ve ciddi surette markasal olarak kullanılması, bu kullanımla markaya konu işarete belirli ölçüde ayırt edici nitelik kazandırılması, önceye dayalı kullanımların, marka başvurusuna karşı çıkılan tarafın kullanımlarından önce olması gerekmektedir.
Davacı vekili, dava konusu markayı oluşturan "..." ibaresini, dava konusu markanın kapsamında yer alan 9. sınıf mallarda, distribütörü vasıtasıyla Türkiye'de kullandığını ileri sürerek, bu kapsamda ... ve Tic Ltd Şti ile yapılan 10.12.2012 tarihli lisans sözleşmesini ve anılan distrübütör Şirketin "..." markalı ürünlerin Türkiye'de satışına ilişkin olarak düzenlediği bir kısım faturaları dosyaya sunmuş, ayrıca ... ve Tic Ltd Şti'den de lisans sözleşmesi kapsamında yapılan satışlara yönelik ilgili belgelerin celp edilmesini ve gerektiğinde bu şirketin ticari defter ve kayıtlarında incelme yapılmasını talep etmiştir. İlk derece mahkemesince bu talep kapsamında, davacının distribütörü olan ... Ltd. Şti'ye müzekkere yazılarak ilgili belgeler celp edilmişse de, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda sadece davacı tarafça örnek olması için sunulduğu anlaşılan faturaların dikkate alındığı, ... Ltd ...Şti'den celp edilen belgelerin değerlendirilmediği anlaşıldığından, ilk derece mahkemesinin davacının SMK'nın 6/3 maddesine dayalı iddiası bakımından yaptığı inceleme ve değerlendirmenin eksik incelemeye dayalı ve yetersiz olduğu kanaatine varıldığından, davacı vekilinin bu yöndeki istinaf itirazları yerinde görülmüş, davacı tarafça dosyaya sunulan lisans sözleşmesi tarihi de dikkate alınarak, davacının distribütörü olan .... Ltd Şti 'nin 2012 ve dava konusu markanın başvuru tarihi olan 2014 yılları arasındaki ticari defter ve kayıtlarının incelenerek, dava konusu markanın başvuru tarihi itibariyle, davacının dava konusu "..." ibaresi üzerinde SMK'nın 6/3 maddesi anlamında öncelik hakkı bulunup bulunmadığı hususunda rapor alınması için Dairemizce duruşma açılmasına karar verilmiş, bahsi geçen şirketin ticari defter ve kayıtlarının İstanbul'da bulunması nedeniyle İstanbul Anadolu Nöbetçi Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'ne talimat yazılmıştır.
Dairemizce talimat yoluyla alınan 23/11/2023 tarihli bilirkişi raporunda, davacının Türkiye'deki distribütörü olan ... ve Tic Ltd Şti'nin 2012-2013-2014 yıllarına ait ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi sonucunda, anılan Şirketin davacının Türkiye'deki temsilcisi olduğu, davacıdan "..." markalı yazılımları alarak, Türkiye iç pazarına sattığı ve anılan markanın tanıtımını yaptığı, bu satış ve tanıtımların dava konusu markanın başvuru tarihinden önce ve dava konusu markanın kapsamında yer alan 9. sınıf mallara ilişkin olduğu, ayrıca davacının "www...com" alan adını 22/10/1998 tarihinde tescil ettirdiği, anılan internet sitesinde "..." ibaresini uyuşmazlık konusu 9. sınıf mallarda kullandığı, sonuç olarak davacının "..." markasının, dava konusu markanın tescilli bulunduğu 9. sınıf mallar yönünden ilk ihdas ve istimal eden gerçek hak sahibi olduğunun tespit edildiği açıklanmıştır. Davalı vekili tarafından anılan rapora herhangi bir itirazda bulunulmamış olup Dairemizce de bilirkişi raporundaki davacının Türkiye'deki distribütörü vasıtasıyla dava konusu olan "..." ibaresini, dava konusu marka başvuru tarihinden önce, uyuşmazlık konusu 9. sınıf mallarda SMK'nın 6/3 maddesi uyarınca aranan nitelikte ve yoğunlukta kullandığı yönündeki tespitlere iştirak edilerek, dava konusu markanın SMK'nın 6/3 maddesi kapsamında hükümsüzlüğü koşullarının oluştuğu kabul edilmiştir. Her ne kadar bilirkişi raporunda davacının 1998 tarihinde tescil edilen "www...com" ibareli alan adı ve bu internet sitesindeki kullanımlarında da davacıya SMK'nın 6/3 maddesi kapsamında hak sağlayacak nitelikte olduğu sonucuna ulaşılmışsa da raporda bu kullanımların Türkiye'de gerçekleşip gerçekleşmediği yönünde bir tespitin bulunmaması ve ilk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporunda da bahsi geçen internet sitesindeki kullanımların Türkiye'deki kullanıma yönelik olmadığının belirtilmesi karşısında bilirkişi raporundaki bu tespitlere itibar mümkün olmamıştır. Yine her ne kadar davalı tarafça dava konusu markayı oluşturan ibarenin 2001 yılından beri kullanıldığı savunulmuşsa da bu hususu ispatlar bir delil sunulmadığından, davalının bu savunması yerinde görülmemiştir.
Davacı vekili, SMK'nın 6/9 maddesi uyarınca da dava konusu markanın hükümsüzlüğünü talep etmesine rağmen mahkemece bu konu olumlu veya olumsuz bir değerlendirme yapılmadığından, davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf itirazları da yerinde görülmüş, bu iddiasının da değerlendirilmesi gerekmiştir.
Yukarıda da ifade edildiği üzere, SMK’nın 25/1. maddesine göre kötü niyet bir hükümsüzlük sebebidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.04.2023 tarih ve 2021/11-945 E.-2023/295 K. sayılı ilamında da belirtildiği üzere ne 556 sayılı KHK'da ne de 6769 sayılı SMK'da hangi hallerin kötü niyetli marka başvurusu sayılacağı belirtilmemiştir. Ancak genel olarak hak sahibi olmadığını bilmesine rağmen dürüstlük kuralına aykırı şekilde tescil için başvuruda bulunulması veya başvurunun tescil ettirilmesinin kötü niyetli marka başvurusu olarak tanımlanabileceği gibi başkası tarafından kullanılan bir markanın aynısını veya benzerini bilerek ve haklı bir neden olmaksızın sırf rakibini engellemek amacı taşıyan engelleme markaları da kötü niyetli marka başvurusu olarak değerlendirilebilecektir. Yine başkasının markasından haksız olarak yararlanma veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme ve marka ticareti yapma ya da şantaja yönelik başvuruda bulunma ve tescil ettirmenin de kötü niyetli olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda marka hükümsüzlüğü davalarında kötü niyet iddiası ileri sürülmüş ise 4721 sayılı Kanun'un 2. maddesi gereğince kötü niyetin korunması söz konusu olamayacağından, her somut olayın özellikleri göz önüne alınarak açıkça kötü niyetle gerçekleştirildiği belirlenen marka tescilinin hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerekmektedir.
Bu açıklamalardan sonra somut uyuşmazlığa bakıldığında, davacı vekili dava konusu markanın, müvekkili tarafından 1998 'den beri yurt dışında kullanılan 2013 yılında Amerika'da marka olarak tescil ettirilen ve Türkiye'de de tescilsiz olarak, kullanılan "..." ibaresinin birebir aynısı olduğunu, davalının davacı ile aynı sektörde faaliyet gösterdiğini, davalının dava konusu marka başvuru tarihinden önce 09.09.2009 tarihinde davacı ile iletişime geçerek Türkiye distribütörü olmak için teklif ilettiğini, ancak bu teklifin reddedildiğini, davalının internet sitesinde kendisini müvekkilinin yetkili satıcısı olarak gösterdiğini, davalının "..." ibaresi üzerine gerçek hak sahibinin davacı olduğunu bilmesine rağmen dava konusu marka başvurusunu kötü niyetli olarak gerçekleştirdiğini ileri sürmüştür. Gerçekten de hem mahkemece alınan bilirkişi raporunda hem de Dairemizce alınan bilirkişi raporunda belirtildiği üzere dava konusu marka, davacının tescilsiz olarak kullandığı "..." ibaresi ile birbir aynı olup, yazım karakteri ve kullanılan renklerin dahi aynı bulunduğu, dosyaya sunulan ve davalı tarafından gönderildiği davalı tarafça da inkar edilmeyen e-mail yazışma içeriklerinden, davalının dava konusu marka başvuru tarihinden önce davacıya distribütörlük teklifinde bulunduğu, bu teklif davacı tarafça reddedilmesine rağmen aşağıda ayrıntılı şekilde açıklanacağı üzere, kendisine ait internet sitesinde davacı ile aralarında akdi bir ilişki varmış intibanı yarattığı, açıklanan hususlar karşısında davacının markasından haberdar olduğu kanaatine varılan davalının hak sahibi olmadığını bildiği ibareyi tescil ettirmek için yaptığı başvurusunun kötü niyetli olduğu anlaşıldığından, dava konusu markanın SMK'nın 6/9 maddesi uyarınca da hükümsüzlüğü koşullarının oluştuğu kabul edilmiştir.
Davacının markaya tecavüz ve haksız rekabet iddialarının incelenmesine gelince; 6769 sayılı Kanun'un 29/1-a maddesi uyarınca, marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 7. maddede belirtilen biçimlerde kullanmak, marka hakkına tecavüz sayılır. Somut olayda davacı taraf, davalının "..." ibareli alan adının ve bu internet sitesinde gerçekleşen "..." ibareli kullanımlarının müvekkilinin marka hakkına tecavüz oluşturduğunu, ileri sürmüşse de, SMK'nın 29/1-a maddesinde atıf yapılan 7. maddenin 1. fıkrasında bu Kanunla sağlanan marka korumasının tescil yoluyla elde edileceği düzenlenmiş olup davacının Türkiye'de tescilli markası bulunmadığından, davacının anılan maddelere dayalı olarak marka tecavüz iddiasında bulunması mümkün değildir. Bu itibarla ilk derece mahkemesince markaya tecavüz iddiası yönünden yazılı şekilde karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediğinden, davacı vekilinin bu yöndeki istinaf itirazları yerinde bulunmamıştır.
Ancak ilk derece mahkemesince davalının dava konusu kullanımlarının tescilli markasına dayalı olduğu, bu nedenle haksız rekabet oluşturmayacağı gerekçesiyle davacının haksız rekabet dayalı istemlerinin reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Zira davacının haksız rekabete dayalı iddiası, davalının "..." ibareli internet sitesinde kendisini davacının yetkili satıcısı/distribütörü olarak tanıttığı, bu eylemin haksız rekabet oluşturduğuna ilişkindir.
Bu kapsamda somut uyuşamazlık değerlendirildiğinde, TTK'nın 6102 sayılı TTK.'nın 55/1-a-4. maddesinde, "Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak" fiili haksız rekabet olarak sayılmıştır. Yukarıda da açıklandığı üzere, davalı taraf davacı ve davacının "..." markasından haberdar olup gerek mahkemece alınan bilirkişi raporunda gerekse de Dairemizce alınan bilirkişi raporunda davalının "www...com.tr" alan adlı internet sitesinde tespit edilen ve davacıyla aralarında akdi bir ilişki olduğu intibanı yaratır şekilde, davacının Türkiye bayisi/ortağı anlamlarına gelen "... ..." ve "... İş&..." ibareli kullanımlarının, TTK'nın 55/1-a-4 maddesi uyarınca haksız rekabet oluşturduğu kanaatine varıldığından, davacının bu yöndeki istinaf itirazları da yerinde görülmüştür.
TTK'nın 56/1-a-b-c maddeleri uyarınca haksız rekabet sebebiyle müşterileri, kredisi, meslekî itibarı, ticari faaliyetleri veya diğer ekonomik menfaatleri zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşılaşabilecek olan kimse fillin haksız olup olmadığının tespitini, haksız rekabetin men'ini, haksız rekabet sonucu maddi durumun ortadan kaldırılmasını isteyebilir. Davacının haksız rekabetin tespiti ve önlenmesi talepleri anılan madde kapsamında yerinde görülmekle birlikte, haksız rekabet teşkil eden kullanımların gerçekleştiği internet sitesinin davacıya devri suretiyle haksız rekabet sonucu ortaya çıkan durumun ortadan kaldırılması talebi yerinde bulunmamıştır. Zira yukarıda açıklandığı üzere davacının haksız rekabet iddiası bahsi geçen internet sitesinde davalının davacıyla ilişkili olduğu anlamına gelen ibarelerin kullanmasına dayalıdır. Bu ibarelerin kullanılması Dairemiz kararıyla engellendiğinden ve TTK'nın haksız rekabet ile ilgili düzenlemelerinde haksız rekabetin gerçekleştiği internet sitesinin davacıya devrine cevaz veren bir hüküm de bulunmadığından, davacının bahsi geçen istemi yerinde görülmemiştir.
Sonuç olarak, yukarıda açıklanan nedenlerle dava konusu markanın SMK'nın 6/3 ve 6/9 maddeleri uyarınca hükümsüzlüğü koşullarının oluştuğu, davalının "www...com.tr" alan adlı internet sitesinde yer alan "... ..." ve "... İş&..." ibareli kullanımlarının haksız rekabet oluşturduğu, davacının markaya tecavüz ve davalıya ait internet sitesinin davacıya devri suretiyle haksız rekabetin sonuçlarının kaldırılması istemlerinin ise yerinde olmadığı anlaşıldığından, davacı vekilinin istinaf itirazlarının kabulü ile davanın kısmen kabulüne dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile Ankara 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 22/12/2020 gün ve 2020/36 Esas 2020/373 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
2-Davanın KISMEN KABULÜ ile davalı adına tescilli bulunan 2014/06430 sayılı ve "..." ibareli markanın HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE VE SİCİLDEN TERKİNİNE,
3-Davalının "www...com.tr" alan adlı internet sitesinde yer alan "... ..." ve "... İş&..." ibareli kullanımlarının haksız rekabet oluşturduğunun TESPİTİNE, haksız rekabet teşkil eden kullanımların ÖNLENMESİNE,
4-Fazlaya ilişkin istemlerin REDDİNE,
5-Harçlar Kanunu'na göre alınması gereken 427,60-TL maktu karar ve ilam harcından peşin olarak alınan 54,40-TL harcın mahsubu ile bakiye 373,20-TL'nin davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
6-Davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 25.500,00-TL maktu vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
7-Davalı kendiSini vekille temsil ettirmiş olduğundan, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 25.500,00-TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
8-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan 1.800,00.TL bilirkişi ücreti, 157,50-TL tebligat ve posta masrafı ile istinaf aşamasında yapılan 9.000,00-TL bilirkişi ücreti, 342,25-TL tebligat masrafı, 162,10-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcından oluşan toplam 11.461,85-TL yargılama giderinin, davanın kabul ve ret oranına göre takdiren 1/2 kabul edilerek, bu orana tekabül eden 5.730,92-TL'ye, 54,40-TL başvurma harcı, 54,40-TL peşin harç tutarı eklenerek oluşan toplam 5.839,72-TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiyesinin davacı üzerinde bırakılmasına,
9-Davalı tarafından ilk derece ve istinaf aşamasında yapılan herhangi bir yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
10-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333),
11-Davacıdan peşin olarak alınan 59,30-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
12-Davacı kendisini istinaf aşamasında vekille temsil ettirdiğinden ve birden fazla duruşma yapıldığından, karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. hükümlerine göre hesaplanan 20.400,00-TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak ile davacıya verilmesine,
13-Davalı kendisini istinaf aşamasında vekille temsil ettirdiğinden ve birden fazla duruşma yapıldığından, karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. hükümlerine göre hesaplanan 20.400,00-TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak ile davalıya verilmesine,
Dair, duruşmaya katılan davacı vekilinin yüzüne karşı, davalının yokluğunda, yapılan açık yargılama sonucunda 21/02/2024 tarihinde HMK 361 maddesi uyarınca kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde TEMYİZ yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 21/02/2024
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 22/02/2024
Başkan
...
Üye
...
Üye
...
Katip
...