T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2022/747
KARAR NO: 2024/1065
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
BAŞKAN : ... ...
ÜYE: ... ...
ÜYE : ... ...
KATİP: ... ...
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK
MAHKEMESİ
TARİHİ: 25/02/2021
NUMARASI: 2019/197 E. - 2021/45 K.
DAVACI
VEKİLLERİ
DAVALI:
DAVANIN KONUSU: Markaya Tecavüzün Durdurulması, Önlenmesi, Manevi Tazminat
Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 25/02/2021 tarih ve 2019/197 E. - 2021/45 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, 2010/67876 sayılı "..." ibareli markanın müvekkili adına tescilli olduğunu, müvekkilinin söz konusu marka adı altında uzun yıllar faaliyet göstererek markasını belli bir tanınmışlık düzeyine ulaştırdığını, müvekkilinin "..." ibareli markasının, izinsiz ve her türlü hukuki dayanaktan yoksun olarak davalı Şirket tarafından kullanıldığını, davalı Şirketin müvekkiline ait markayı ... ibaresine de yer vermek suretiyle kullanarak 19-23 Haziran tarihlerinde yapılacak olan festivalin müvekkili tarafından düzenlendiği izlenimini uyandırdığını, müvekkilinin aynı zamanda organizasyon işi ile uğraştığını, söz konusu markasını etkin bir şekilde kullandığını, davalının "..." ibaresini kullanmasının, müvekkilinin marka hakkına tecavüz teşkil ettiğini, davalının, müvekkilinin ün ve saygınlığından yararlanmak suretiyle haksız kazanç elde ettiğini, müvekkilinin manevi olarak zarara uğradığını, davalıya gönderilen e-maile cevap verilmediği gibi markanın haksız ve hukuka aykırı kullanımının devam ettiğini, davalıya gönderilen ihtarnameden de sonuç alınamadığını ileri sürerek, "... ..." ibareli markanın davalı tarafından her türlü kullanımına son verilmesine, davalı Şirkete ait her türlü eşya ve/veya ürün üzerindeki "..." ibaresinin silinmesine ve söz konusu markayı taşıyan eşya ve/veya ürünlerin kaldırılmasına, davalıya ait işaretin, davalının iş evrakı ve reklamlarında kullanılmasının yasaklanmasına, davalı tarafından söz konusu markanın haksız olarak kullanımı nedeniyle ortaya çıkan marka hakkına tecavüzün kaldırılmasına, 1.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tazminine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Şirket vekili, davacının kötü niyetli olduğunu, davacının "..." ibareli markasının yalnızca 41. sınıf hizmetlerde tescilli bulunduğunu, müvekkilinin ise 05.04.2019 tarihinde "... ..." ibareli marka başvurusunu yaptığını, başvuru kapsamında 30, 35, 41 ve 43. sınıfların yer aldığını, müvekkilinin kullanımının, davacı markasının kapsamından farklı bir sınıfa ilişkin olduğunu, davacı markasının kapsadığı sınıflarda müvekkilinin bir faaliyetinin bulunmadığını, davacının "..." markası altında bir organizasyonunun olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davacı markası ile davalı kullanımı arasında yüksek oranda benzerlik bulunduğu, davalı kullanımına konu hizmetler ile davacı markasının kapsamındaki hizmetler arasında da yüksek düzeyli benzerlik olduğu, davalının "'... ..."' şeklindeki kullanımlarının, davacı adına 2010/67876 sayı ile tescilli "..." ibareli markadan doğan haklara tecavüz teşkil ettiği, aynı zamanda haksız rekabete yol açtığı gerekçesiyle davanın markaya tecavüzün tespiti yönünden kabulü ile davalının "... ..." ibaresini kullanımının davacının 2020/67876 nolu markasına tecavüz niteliği taşıdığının tespitine, davalının yukarıda geçen tecavüz teşkil eden fiillerinin önlenmesine ve durdurulmasına, davalının yukarıda geçen ibareyi içeren eşya, iş evrakı ve reklam evrakları ile ürünleri üzerinden bu ibarenin silinmesine, silinmesi mümkün değil ise ürünlerin imhasına karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili, davacının, dava dilekçesinde 1.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunduğunu, daha sonra bu talebinden feragat ettiğini, mahkemece verilen kısa kararda manevi tazminat yönünden feragat nedeniyle red kararı verilmiş ise de bu hususa gerekçeli kararda yer verilmediğini ve aynı sebeple lehlerine vekalet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmediğini, müvekkilinin davaya konu kullanımının, davacı markasının kapsamındaki hizmetlerden farklı bir marka sınıfına ilişkin olduğunu, davacının, markasının korunduğu hizmetlerde bir faaliyetinin olmadığını, davacı, her ne kadar "..." markasını uzun yıllardan beri kullandığını iddia etmiş ise de müvekkilinin düzenlediği organizasyon tarihinden önce davacının "..." ismiyle düzenlediği bir organizasyon, festival ya da benzeri bir organizasyonun bulunmadığını, yargılama sırasında kullanım ispatı talebinde bulunmalarına rağmen mahkemece bu yönden bir işlem yapılmadığını, "..." ibaresinin, davacı haricinde bir çok farklı kişi, kurum tarafından gerçekleştirilen organizasyonlarda kullanıldığını, davacının, 7 seneden beri düzenlenen geniş çaplı bir organizasyona itiraz etmemesine rağmen müvekkilinin kullanımına itiraz etmesinin kötü niyetli olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE: Dava, markaya tecavüzün durdurulması, önlenmesi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
6100 sayılı HMK.’nın 294. maddesi gereğince mahkeme, yargılamanın sona erdiği duruşmada hükmü vererek tefhim eder. Hükmün tefhimi, her halde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. Zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir. HMK.’nın 297/2. maddesi gereğince, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Yine HMK.’nın 298/2. maddesi gereğince de gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Kararın gerekçesi ile hükmün de birbirine uyumlu olması gerekir. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyetine ve kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa’nın 141. maddesine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2009/19-109 Esas ve 2009/123 Karar sayılı ilamında değinildiği üzere, 10.04.1992 tarih, 1991-7 Esas 1992-4 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, hâkimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğini öngörmektedir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar ve hüküm arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm veya gerekçe başka ise bu durumun, mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır. İçtihadı Birleştirme Kararında bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın, kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir.
Somut uyuşmazlıkta da, ilk derece mahkemesince tefhim edilen 25.02.2021 tarihli kısa kararda, "Manevi tazminata yönelik talepten feragat edilmiş olmakla manevi tazminat talebinin reddine" denildiği halde gerekçeli kararın hüküm kısmında, manevi tazminat yönünden herhangi bir karara yer verilmemiştir. Bu durum, az yukarıda açıklanan hüküm ile kısa kararın birbirine uygun olması gerektiğine ilişkin ilke ve yasa hükümlerine aykırılık bulunmaktadır. Öte yandan, bu hususun maddi hata olarak değerlendirmesi ve ilk derece mahkemesince, kısa kararda yer alan manevi tazminata ilişkin kararın hükümden çıkarılması da mümkün değildir. O halde anılan İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince, hüküm ve kısa karar arasındaki çelişki giderilecek şekilde, yeniden bir karar verilmesi zorunlu olduğundan, usul ve yasaya aykırı olan hükmün kaldırılması gereklidir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, ilk derece mahkemesine ait kararın esası incelenmeden kaldırılmasına ve HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 25/02/2021 gün ve 2019/197 Esas - 2021/45 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE,
3-Davalı vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,
4-Davalıdan peşin olarak alınan 80,70 TL istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davalıya iadesine,
5-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine,
7-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 31/05/2024 tarihinde HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 31/05/2024
Başkan
...
Üye
...
Üye
...
Katip
...