T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2022/748
KARAR NO: 2024/1066
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
BAŞKAN : ... ...
ÜYE: ... ...
ÜYE : ... ...
KATİP : ... ...
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK
MAHKEMESİ
TARİHİ: 13/04/2021
NUMARASI: 2018/380 E. - 2021/116 K.
DAVACI: ...
VEKİLLERİ
DAVALI:
DAVANIN KONUSU:YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü
Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 13/04/2021 tarih ve 2018/380 E.-2021/116 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, müvekkilinin dünya çapında tanınmış "..." markalarının sahibi olduğunu, davalı gerçek kişinin ise 2017/45038 sayılı "... ..." ibaresinin tescili için diğer davalı Kuruma başvurduğunu, müvekkilince bu başvuruya yapılan itirazın davalı Kurum tarafından kısmen kabul edildiğini ve müvekkili markasının tanınmışlığı gerekçesiyle dava konusu başvurudan bir kısım hizmetlerin çıkarıldığını, kalan hizmetler yönünden ise müvekkili itirazının reddedildiğini, YİDK tarafından müvekkili markasının tanınmışlığının ve dava konusu marka ile arasında karıştırılmaya yol açacak düzeyde benzerlik olduğunun kabulüne karşın "..." markasının tanınmışlığından kaynaklanan koruma seviyesinin göz ardı edildiğini, SMK’nın 6/5 maddesi kapsamında tanınmış markaların farklı mal ve hizmetler için dahi tescil edilemeyeceğini, müvekkili itirazının kısmen reddine ilişkin YİDK kararının hukuka aykırı olduğunu, başvuru kapsamında kalan hizmetler yönünden de başvurunun reddinin gerektiğini, taraf markalarının ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğunu, dava konusu başvuruda "..." ibaresinin logo şeklinde kullanılarak büyük harflerle yazıldığını, küçük harflerle yazılan "..." ibaresinin tali unsur olduğunu, markalar arasında iltibas tehlikesi bulunduğunu, dava konusu markanın ilk kelimesinin davacı markaları ile birebir aynı olmasının markaların seri marka olduğu izlenimi yarattığını, "..." ibaresinin aynı zamanda müvekkilinin ticaret unvanında yer aldığını, bu nedenle de başvurunun reddinin gerektiğini, davalı gerçek kişinin kötü niyetli olduğunu ileri sürerek, YİDK’in 2018-M-6265 sayılı kararının iptaline, dava konusu markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun bulunduğunu, dava konusu marka başvurusunda tüketicinin aklında kalacak olan unsurun "...” ibaresi olduğunu, bir bütün olarak markayı gören tüketicinin, başvuruda yer alan "..." ibaresinin, "..." ifadesinin kısaltması olduğunu anlayacağını, başvurunun kapsamında kalan mal/hizmetler bakımından ilişkilendirilme ihtimali doğmasının mümkün olmadığını, davacının diğer iddialarının da yerinde bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı ..., süresi içinde davaya cevap vermemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davacı adına tescilli "..." esas ibareli markalar ile davalının "... ...+şekil" ibareli markası arasında biçim, renk, grafik unsurlar, düzenleme ve tertip tarzı olarak görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri benzer olan mal ve hizmetler yönünden iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunduğu, davacının seri markasının esaslı unsurunun davalı markasında aynen geçtiği, ancak başvuru kapsamında kalan hizmetlerle davacı markalarının kapsamlarında yer alan mal ve hizmetler arasında benzerlik olmadığı, davacıya ait "..." markasının "kırtasiye için veya evlerde kullanılan yapıştırıcılar" malları için tanınmış olduğu, dava konusu marka kapsamından, davacı markasının tanınmışlığının kabul edildiği malların satışı hizmetinin çıkarıldığı, dava konusu marka kapsamında kalan emtiaya bakıldığında ise davacı markalarının doğrudan tanınmışlığı bulunmayan emtiayı kapsadığı, bu noktada ayrıca davacı markası ile dava konusu markanın benzer olmakla birlikte birebir aynı olmaması da göz önüne alındığında tanınmışlığının sair emtia gruplarına sirayet etmesinin beklenemeyeceği ve SMK'nın 6/5 maddesi kapsamında aranılan şartların oluşacağından bahsedilemeyeceği, davacılara ait ticaret unvanının dava konusu markada aynen yer almaması nedeniyle dava konusu markanın davacılara ait ticaret unvanı sebebi ile reddi için gerekli koşulların oluşmadığı, davacının kötü niyet iddiasının ispat edilmesine yeter delil bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, SMK'nın 6. maddesinde düzenlenen koşulların gerçekleşmediği yönündeki kararın eksik ve hatalı bir inceleme neticesinde oluşturulduğunu, müvekkili markasının tanınmışlık seviyesi göz önünde bulundurulduğunda, müvekkil markasının birebir aynısı olan "... ..." markasının tescili halinde, müvekkiline ait tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zarar göreceğini ve davalının, müvekkili markasının tanınmışlığından haksız yarar elde edeceğini, müvekkili markasının tanınmış bir marka olması nedeniyle daha geniş bir markasal korumayı haiz olduğunu, bu nedenle dava konusu başvurunun farklı mal ve hizmetleri kapsamasının bir öneminin olmadığını, davalının tescilini talep ettiği hizmetler bakımından başvurunun kullanımının, müvekkiline ait tanınmış markadan haksız yararlanmaya yol açacağını, müvekkilinin "..." ibaresi üzerinde çekişmeli sınıflar yönünden de önceden kazanılmış hakkının bulunduğunu, müvekkiline ait tanınmış "..." ibareli küresel markanın birebir aynısına ilişkin tescil taleplerinin dünyanın ve Avrupanın birçok ülkesinde farklı sınıflarda kabul edilmediğini, müvekkilin "..." markası ile davalı markasının aynı tüketici kitlesine hitap ettiğini, bu nedenle davalının müvekkil markasından haksız yarar sağlayacağını ve müvekkili markasının ayırt edici karakterinin zarar göreceğini, "..." ibaresinin, aynı zamanda müvekkilinin ticaret unvanında yer aldığını ve bu kapsamda da korumayı haiz olduğunu, dava konusu marka başvurusunun kötü niyetli yapıldığını, çünkü davalı gerçek kişinin, dava konusu başvuruyu tescil ettirme amacının, müvekkili markasından haksız fayda sağlamak olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
GEREKÇE:Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, dava konusu başvuru kapsamında yer alan hizmetlerle davacının itirazına mesnet markaların kapsamlarında yer alan mal ve hizmetler arasında benzerlik olmadığı, emtia benzerliğine ilişkin koşul gerçekleşmediğinden, SMK'nın 6/1 maddesi koşullarının somut olayda bulunmadığı, davacı markalarının "kırtasiye için veya evlerde kullanılan yapıştırıcılar" malları yönünden tanınmış olduğu, dava konusu başvuru kapsamında ise 35. sınıf hizmetlerin yer aldığı, taraf markaları arasındaki benzerlik düzeyi, davacı markalarının tanınmışlık seviyesi, davacı markalarının tanınmış olduğu mallar ile başvuru kapsamındaki hizmetler arasında yakınlık bulunmaması gözetildiğinde, somut olayda 6769 sayılı SMK'nın 6/5 maddesi koşullarının gerçekleşmediği, farklı ülkelerde verilen kararların işbu uyuşmazlığa bir etkisinin olmayacağı, dava konusu başvurunun kötü niyetli yapıldığının da ispat edilemediği anlaşılmakla, davacının istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 80,70-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 346,90-TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
3-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı uhdesinde bırakılmasına,
4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 31/05/2024 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 31/05/2024
Başkan
...
Üye
...
Üye
...
Katip
...