T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
27. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
BAŞKAN: ... (...)
ÜYE: ... (...)
ÜYE: ... (...)
KATİP: ... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: ANKARA 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 16/05/2022
NUMARASI:....
DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 04/07/2024
KARAR YAZIM TARİHİ: 17/07/2024
Davacı vekili tarafından davalı hakkında açılan itirazın iptali davasında mahkemece davanın kabulüne dair verilen karara karşı süresi içinde davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili; müvekkilinin davalı ile davalının yapmış olduğu inşaatlarda bazı işleri yapmak üzere anlaşma sağlandığını, yapılacak işler karşılığında müvekkiline 250.000,00 TL+KDV ücret ödeneceğinin kararlaştırıldığını, bu ödemenin 190.000,00 TL'sinin sözleşmede belirtilen dairenin devri, 60.000,00 TL'sinin ve KDV’nin ise nakit olarak ödeneceğinin kabul edildiğini, müvekkilinin sözleşmeden doğan edimlerini yerine getirdiğini, ancak davalı tarafın üzerine düşen edimlerini yerine getirmediğini, bakiye alacağına mahsuben 05/02/2020 tarihinde 58.075,00 TL, 20/04/2020 tarihinde 123.239,20 TL faturalar düzenlendiğini, davalı tarafa e-faturaların ulaştığını, davalı tarafça faturalara itiraz edilmediğini, borcun ödenmemesi üzerine davalı aleyhine Ankara 14. İcra Müdürlüğünün 2020/8643 sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalı tarafın itirazı üzerine takibin durduğunu, itirazın haklı nedenlere dayanmadığını belirterek; itirazın iptalini, takibin devamını, %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatı takdirini talep etmiştir.
Davalı vekili; arabuluculuk sürecinde müvekkilinin silah altında olması nedeniyle toplantıya katılmamaya ilişkin sonuçlardan sorumlu tutulmaması gerektiğini, esasa ilişkin olarak ise; sözleşme konusunun iki inşaata ilişkin olduğunu, bu inşaatlardan birisinin yapıldığını; diğerinin ise henüz yapılmadığını, davacının iki inşaatın sıhhi tesisat işlerini yapacağını, karşılığında da bir daire ve 60.000,00TL para alacağını, yine sözleşmede belirlendiği üzere; dairenin, 24011 ada 6 parsele yapılacak binadan verileceğini, taraflar arasındaki sözleşmenin halen yürürlükte olduğunu, karşılıklı edim olarak birinci inşaatın tamamlandığını, ikinci inşaata ilişkin hazırlığın ise halen devam ettiğini, müvekkilinin temerrüde düşmediğini, dava dilekçesinde bu detaylara kasıtlı olarak yer verilmediğini, davacı şirket tarafından 05/02/2020 tarihli 58.072,00 TL'lik ve 20/04/2020 tarihli 123.239,20 TL'lik iki fatura keşide edildiğinin anlaşıldığını, 58.072,00 TL'lik faturayı kabul etmediklerini, fatura içeriğinin sözleşmeyle ilgili olmadığını, müvekkilinin böyle bir talebi ve işi olmadığını, 123.239,20TL'lik faturanın ise sözleşmeye uygun düzenlenmediğini, fatura içeriğinde 20 daire 8 dükkan yazılı ise de; doğru olmadığını, yapılan inşaatta 20 daire ve 6 dükkan bulunduğunu belirterek; davanın reddini, davacının %20 tazminata mahkum edilmesini savunmuştur.
Mahkemece; davanın, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine davalı tarafça yapılan itirazın iptali, icra inkar tazminatı istemine ilişkin olduğu, somut olayda; taraflar arasında, davalı tarafından yapımı üstlenilen inşaatların, su tesisatı, pimaş tesisatı (rögarlara kadar), yağmur suyu iniş boruları, (her biri 100 mm çapında ve yola kadar toplanacağı), su tesisatının lavabo ve bataryalarının monte edilmesi, kalorifer tesisatının sadece kılıflı boru döşenmesinin tamamlanması ile doğal gaz tesisatının bina iç kolonu ve bir dairenin iç tesisatının çekilmesi işinin taşeron olarak davacı tarafından yapılması işine ilişkin sözleşme imzalandığı, sözleşme bedelinin KDV hariç 250.000,00 TL olarak kararlaştırıldığı, taraf iradeleri ile karşılıklı edimleri içeren eser sözleşmesinin kurulduğu, kural olarak eser sözleşmesinin taraflardan birinin diğer tarafın vermeyi taahhüt ettiği bedel karşılığında bir şey imalini içeren bir akit olduğu, nitekim; eser sözleşmesinin yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmelerden olup yüklenicinin teslimi, iş sahibinin de ödemeyi kanıtlamakla yükümlü olduğu, taraflar arasındaki sözleşmenin TBK 480. maddesinde düzenlenen götürü bedelli sözleşme olduğu, Yargıtay İçtihatlarında da belirlendiği üzere; götürü bedelli işlerde yüklenicinin hak ettiği iş bedelinin saptanması ya da iş sahibinin ödemesinin fazla olup olmadığının belirlenmesi için gerçekleştirilen imalatın eksik ve kusurlar da dikkate alınarak tüm işe oranın tespiti, bu oranın toplam iş bedeline uygulanarak hak edilen bedelin saptanması ve bulunacak bu rakamdan kanıtlanan ödeme düşülerek hesaplamanın yapılması gerektiği, eldeki davada; taraflar arasındaki sözleşmede iki ayrı yapı için açıkça dubleks daire sayısı, konut sayısı, dükkan sayısı ile kapıcı dairesi açıklanmayarak 51 daire 4 dükkan için tarafların anlaştığı ve işin bedelinin 250.000,00 TL olarak tespit edildiği, dosya ve delil durumuna uygun bulunarak hükme esas alınan 05/01/2022 tarihli bilirkişi raporuna göre, mevcut yapıda davacı tarafından sözleşme kapsamında tamamlanan iş oranının yaklaşık % 50,98 olduğu, bu kapsamda; davacının, 250.000,00TL x %50,98 =127.450,00 TL+ KDV (22.941,00) olmak üzere toplam 150.391,00 TL, sözleşme dışı işler yönünden ise KDV dahil 58.072,00 TL olmak üzere genel toplamda 208.241,00 TL alacaklı olduğu, her ne kadar davalı yan husumet itirazında bulunmuş ise de; dinlenen davalı tanıklarından ...'ın "davacı ile akdedilen sözleşmenin tarafları her ne kadar sözleşmede ... diye geçmiş ise de aslında sözleşme davacı ile, ben, kardeşim ... ve oğlum ... arasında yapılmıştı, bizler her ne kadar sözleşmede şahit olarak geçmiş isek de sözleşmenin tarafıyız," demek suretiyle aslında sözleşme konusu iş ile ilave işlerin yapılmasında davalı ile işlerin yapıldığı bağımsız bölüm maliklerinin birlikte hareket ettiklerinin anlaşıldığı, bu nedenle davalının yapılan iş bedelinden sorumlu olduğu, bu tespitlerden sonra mahkemece, taraflar arasındaki sözleşmenin ayakta olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği, taraflar arasında iki ayrı inşaatın işleri için anlaşmaya varıldığının dosya kapsamından sabit olduğu, iş bedelinin toplam 250.000,00 TL olup, ödeme şekli olarak 190.000,00 TL bedelli bir daire, bakiye 60.000,00 TL için ise 30.000,00 TL'nin birinci inşaatta, 30.000,00 TL'nin ise ikinci inşaatta ödeneceği kararlaştırıldığı, davacının ilk inşaatta yapmış olduğu sözleşme konusu işler ile ilave işler bedelini talep ettiğini, davalının ise sözleşmenin yürürlükte olduğunu ödemelerin taraflar arasındaki sözleşmeye göre yapılması gerektiğini, sözleşme uyarınca da ilk inşaat için öngörülen 30.000,00 TL'lik ödemeyi yaptığını, 190.000,00 TL bedel olarak belirlenen dairenin ise ikinci inşaatta verileceğinin kararlaştırıldığını, davacının takip tarihi itibariyle alacağının bulunmadığını savunduğu, Mahkemece mahalde yapılan keşifte ilk inşaatın tamamlandığı, ikinci inşaatta ise hiç bir çalışmanın olmadığının gözlemlendiği, davalı tanığı ...'ın duruşmada; "birinci blok bittikten sonra ikinci blok inşaatın yapımına arsa sahiplerinin talepleri ve pandemi yüzünden başlayamadık, davacı ile sözleşme imzaladığım sırada ikinci bloktaki hissedarların %70’i ile anlaşmaya varmıştık, kendilerine resmi olarak noterden sözleşme imzaladık ancak bir kısmının sonradan ileri sürdüğü talepler, pandemi ve ...'ın askere gitmesi nedeniyle inşaata başlayamadık," şeklindeki beyanından, yapılması planlanan ikinci blok için inşaata başlanmasının artık imkansız olduğunun anlaşıldığı, davalı yanın da, inşaatın yapımı önündeki engelleri kaldıracağına dair bir çaba içinde olduğunu ortaya koyamadığı, bu durumun, davacı taşeronun, ikinci inşaat için belirlenen edimini yerine getirmesine engel olduğu, zira davalı yüklenicinin öncelikli edimi olan ikinci inşaatı yapmasının mümkün görülmediği, esasen burada, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 136. maddesinde düzenlenmiş olunan, borcun ifasının borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsız hale gelmesi durumunun bulunduğu, davacı taşeronunun bu duruma katlanmasının, kendisinden beklenmemesi gerektiği, huzurdaki dava ile de tarafların fesih-dönme konusunda irade beyanlarının birleştiğinin kabulü gerektiği, tüm bu sebeplerle, bilirkişi raporu ile belirlenen davacı alacağı olan 208.241,00 TL'den, davacının kabul ettiği 30.000,00 TL ödemenin mahsubu sonrasında bakiye alacağın 178.241,00 TL olduğunun anlaşıldığı, davalının itirazının bu miktar üzerinden iptaline karar verileceği yerde hesaplamada maddi hataya düşülerek, yanılgıyla itirazın tümden iptaline karar verildiği, ancak kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki oluşturmamak için bu hususun açıklanması ile yetinildiği, alacağın, varlığı ve miktarının yargılamayı gerektirdiği ve likit olmadığı gerekçesiyle; davanın kabulüne, davalının Ankara 14. İcra Müdürlüğünün 2020/8643 Esas sayılı takip dosyasında yapmış olduğu itirazın iptaline, takibin devamına, davacının inkar tazminatı talebinin şartları oluşmadığından reddine karar verilmiştir.
Davalı vekili istinaf başvurusunda; müvekkilinin sözleşme kapsamında ilk inşaata ilişkin olarak 30.000,00 TL’lik ödemeyi yaptığını, davacı temsilcisinin de duruşmada bu ödemenin yapıldığını kabul ettiğini, Mahkemece 16/05/2022 tarihli duruşmasın tefhim edilen kısa kararda bu ödemenin mahsubu yapılmadan davanın kabulüne karar verildiğini, bu ödemenin mahsubu gerektiğinin gerekçeli karar yazımında fark edilmiş olacak ki kısa kararla gerekçeli karar arasında çelişki olmaması adına bu hususu sadece açıklamakla yetinerek davanın kabulüne karar verdiğini, davacının kabulünde iken bu ödemenin mahsubu yapılmadan kabul kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, dava konusu sözleşmenin, müvekkili ... ile davacı arasında kurulduğunu, davacının düzenlediği faturaların da müvekkili ... adına olduğunu, ikinci fatura olarak düzenlenen bağımsız bölümlerde yapılan iş ve işlemlerin sözleşme dışı olduğunu, tapu kayıtlarında da görüleceği üzere bu bağımsız bölümlerin kat mülkiyetinin tanıklar ve diğer başka kişiler adına kurulduğunu, dolayısıyla müvekkili uhdesinde olmayan daireler adına yapılan iş ve işlemlere karşılık kesilen faturadan müvekkilinin bir sorumluluğu bulunmadığını, kabule göre ise, Mahkeme her nasıl tanıklar ve müvekkilinin birlikte hareket ettiği kanaatiyle sözleşme dışı fatura bedelinden müvekkilin sorumlu olduğu kanaatine varmış ise, bu ihtimalde tanıkların yaptığı ödemelerin de mahsubu gerekeceğini, ikinci faturaya konu edilen dairelerin tapu kayıtlarına bakıldığında dairelerin ..., ... ve ... adına fatura tarihinden önce tescil yapıldığının görüldüğünü, kabul anlamına gelmemek kaydıyla her ne kadar tanıkların müvekkili ile hareket ettiği düşünülse de ... adına kayıtlı olan daireden de müvekkilinin bir sorumluluğu bulunmadığını, müvekkilinin yüklenicisi olduğu ikinci inşaatın, hazırlık ve proje aşamasında olup, müvekkilinin bu konuda bir temerrüdü olmadığını, alınan bilirkişi raporunun "sözleşmedeki aşamalara göre" yapılan değerlendirmesinde; davacının 30.000,00 TL talepte bulunabileceği ve sözleşmenin yürürlükte olması sebebiyle diğer miktarların talep edilemeyeceği kanaatine yer verildiğini bu kanaate katılmakla birlikte müvekkilinin temerrüde düşmesi söz konusu değilken davacının ikinci inşaat bedeline ilişkin talepte bulunmasının haksız olduğunu, mahkemenin yapılması planlanan ikinci blok için inşaata başlanmasının artık imkansız olduğu, davalı yanda inşaatın yapımı önündeki engelleri kaldıracağına dair bir çaba içinde olmadığına yönelik gerekçesinin maddi gerçeklikte karşılığı bulunmadığını, 2020 yılında başlayan Covid-19 pandemisi ile birlikte tüm dünyada yaşanan malzeme temininde aksamalar ve ekonomik akıştaki sıkıntıların mahkemenin de malumu olduğunu, müvekkili ile davacı arasında yapılan sözleşmenin halen ayakta olduğunu belirterek; mahkeme kararının kaldırılmasını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Dava, sözleşme ve sözleşme dışı imalatlar için düzenlenen faturalara dayalı iş bedelinin tahsili için yapılan ilamsız takibe itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. Maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Anayasanın 141/3. maddesine göre, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması zorunludur.Adil yargılanma hakkının sağlanması kapsamında kararların gerekçeli olmasıyla ilgili kamu düzenine ilişkin hükümlere 6100 sayılı HMK’da da yer verilmiştir. HMK ‘nun 297. maddesine göre, hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan deliller, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepler yer almalı ve sonuç kısmında da taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. HMK’nın 298/2. maddesinde ise “Gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz” hükmü düzenlemiştir.Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24/02/2010 tarihli 2010/1-86 Esas ve 2010/108 karar sayılı kararında da belirtildiği üzere; “Yasanın anladığı anlamda oluşturulacak hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların bu dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur”.Kısa karar ile gerekçeli kararın çelişkili olması halinde yasaya uygun biçimde, gerekçeyi içeren bir hüküm olduğundan söz edilemez. Kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası ve kısa karar arasında çelişki yaratılması; Anayasa ile teminat altına alınan adil yargılanma hakkı ilkesine ve kararların gerekçeli olması gerektiğine dair Anayasa ve yasa hükümlerine açıkça aykırıdır. (Yargıtay 15.HD., 2020/2998E, 2021/2894K., 22.06.2021)
Bu açıklamalar kapsamında yapılan incelemede; mahkemece kararın gerekçe kısmında; bilirkişi raporu ile belirlenen davacı alacağı olan 208.241,00 TL'den, davacının kabul ettiği 30.000,00 TL ödemenin mahsubu sonrasında bakiye alacağın 178.241,00 TL olduğunun anlaşıldığı belirtilmesine rağmen, hüküm kısmında "Davanın kabulüne, davalının Ankara 14. İcra Müdürlüğü'nün 2020/8643 Esas sayılı takip dosyasında yapmış olduğu itirazın iptaline takibin devamına, davacının inkar tazminatı talebinin şartlar oluşmadığından reddine" şeklinde hüküm kurularak, gerekçe ile hüküm fıkrası arasında çelişki oluşturulması doğru olmamıştır.
Açıklanan nedenlerle; davalı vekilinin diğer istinaf nedenleri incelenmeksizin istinaf başvurusunun kabulüne, mahkeme kararının HMK'nun 353/1-a.4 maddesi gereğince kaldırılmasına, dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde davanın yeniden görülmesi için ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE,
2-Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 16/05/2022 tarih ve 2021/11 Esas-2022/337 Karar sayılı kararının HMK'nun 353/1-a.4 maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
3-Dairemiz kararına uygun şekilde davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
4-Davalı tarafından yatırılan 3.096,34 TL istinaf karar harcının talep halinde kendisine iadesine,
5-Davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nun 353/1-a maddesi gereğince KESİN olarak 04/07/2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...
e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır