T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/1756 - 2025/1789
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2025/1756
KARAR NO: 2025/1789
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: ANKARA 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 23/07/2025
NUMARASI: 2025/526 E. - 2025/578 K.
DAVANIN KONUSU: Tazminat ( Haksız Rekabetten Kaynaklanan)
Taraflar arasında görülen davada Ankara 11. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 23/07/2025 tarih ve 2025/526 E. - 2025/578 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkili tarafından üretilen ve akdedilen sözleşmelere binaen 2013-2019 yılları arasında ABD pazarında ... firmasının "..." adıyla distribütörlüğünü yaptığı millî ve yerli silahımızın atış mekanizmasının ve temel parçalarının hukuka aykırı olarak kopyalanması ve know-how transferinin yapılması suretiyle ... ve ... adlarıyla distribütör ... firması tarafından ABD'de piyasaya sürüldüğünü ve ... silahlarımızın da hukuka aykırı olarak kopyalanması ve/veya know-how transferinin yapılmasına ilişkin projeler geliştirildiğini, bu projelerin geliştirilmesinde ve ABD pazarında ... adıyla müvekkili tarafından piyasaya sürülen silahlarımızla yüksek oranda benzerlik taşıyan ... ve ... adlı silahların projelendirilmesinde ve imalatında ... firmasının üst düzey yöneticisi davalı ...'nın ve müvekkili bünyesinde 31.12.2021 tarihine kadar birçok kritik pozisyonda ve projelerde görevler üstlenen davalı ...'nun doğrudan dahli olduğunun, yapılan araştırmalar ve incelemeler ile ... firmasına ve davalı ...'ya ABD'de yönelttikleri davada elde edilen bilgiler neticesinde tespit edildiğini, davalıların müvekkiline ait ticari ve askerî sır niteliğindeki bilgilerini temin edip kullanması şeklindeki suç niteliğini haiz haksız fiilleri nedeniyle müvekkilini maddi ve manevi kayba uğrattıklarını ileri sürerek, şimdilik 50.000,00 USD maddi tazminatın ve 1.000.000,00 USD manevi tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren geçerli olmak üzere Devlet Bankalarının USD ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranıyla birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, iddiaların haksız ve hayal ürünü olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece tüm dosya kapsamından, davanın 10/11/2023 tarihinde Ankara 38. Asliye Hukuk Mahkemesine açılmış olup, mahkemenin 09/05/2025 tarihli görevsizlik kararı ile dosyanın mahkemelerine gönderildiği, davacı vekilinin 21/07/2025 tarihli dilekçesine ekli arabuluculuk anlaşamama tutanağından, davacı tarafından 15/04/2025 tarihinde arabuluculuk başvurusu yapıldığının ve 22/05/2025 tarihinde de arabuluculuk son tutanağının düzenlendiğinin anlaşıldığı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 5. maddesinde sonra gelmek üzere, 01/01/2019 tarihinde yürürlüğe giren 7155 sayılı yasanın 20. ile 5/A maddesi eklenmiş olup, bu maddeye göre Türk Ticaret Kanunun 4. maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında arabuluculuya başvurulmuş olmasının dava şartı olarak düzenlendiği, 06/12/2018 kabul tarihli 7155 sayılı Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanun’un 21, 22, 23 ve 24. maddeleri ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 5. maddesinden sonra gelmek üzere ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 3. maddesinin birinci fıkrasına eklenen cümle ile TTK’nın 4. maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalarda, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı haline getirilmiş olup, aynı yasal düzenlemenin 23. maddesinde 6325 sayılı Kanuna eklenen 18/A maddesiyle arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olarak kabul edildiği, somut uyuşmazlıkta davanın 10/11/2023 tarihinde açıldığı, dava tarihi itibarıyla arabuluculuk başvurusunun bulunmadığı ve anlaşamamaya ilişkin son tutanağın düzenlenmediği, davacının davalılar yönünden zorunlu arabulucuya dava tarihinden sonra 15/04/2025 tarihinde başvurduğu ve son tutanağın 22/05/2025 tarihinde düzenlendiği, dolayısıyla somut olayda dava şartının gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, Ankara 38. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2023/506 Esasına kayden 10/11/2023 tarihinde açtıkları davada, mahkemece 11/04/2025 tarihinde görevsizlik kararı verildiğini, bu kararın istinaf edilmeyip 16/07/2025 tarihinde kesinleştiğini, Ankara 38. Asliye Hukuk Mahkemesince görevsizlik kararı verilmesi üzerine, 15/04/2025 tarihinde ticari dava şartı arabuluculuk yoluna başvurulmuş olup, 22/05/2025 tarihinde anlaşamama tutanağının tanzim edildiğini, tanzim edilen bu tutanağın, gerekçeli kararın 30/06/2025 tarihinde müvekkiline tebliğ edilmeden önce, 26/06/2025 tarihinde, dava dosyasına görevsizlik kararı kesinleşmeden önce, yani 16/07/2025 tarihinden önce sunulduğunu, bununla birlikte kararın kesinleşmesi ve görevli Ankara 11. Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilerek esas alması üzerine, arabuluculuk anlaşmama tutanağının 21/07/2025 tarihinde, ayrıca dava dosyasına sunulduğunu, emsal Yargıtay kararları nazara alındığında, görevli mahkemede davanın esasına girilmeden veya ön inceleme duruşması yapılmadan çok önce ve görevsizlik kararı kesinleşmeden önce tamamlanan dava şartı arabuluculuk anlaşmama tutanağının varlığı karşısında, usuli eksiklikler tamamlandığından, dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu
ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak talepleri doğrultusunda kaldırılmasını istemiştir.
GEREKÇE: Dava, haksız rekabete dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4, 5/A ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A/2. maddeleri uyarınca, dava konusu uyuşmazlığın zorunlu arabuluculuk dava şartına tabi olduğu hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Somut uyuşmazlıkta sorun, asliye hukuk mahkemesinde açılan işbu davada, davanın ticaret mahkemesinin görev alanına girdiğinin kesinleşmesinden sonra, ancak davanın görevli ticaret mahkemesinin esasına kaydedilmesinden önce, dava şartı olan zorunlu arabuluculuk şartının yerine getirilmesinin usule uygun bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A/2. maddesinde açıkça belirlendiği üzere davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Yani anılan kanun hükmü uyarınca, dava dilekçesi sunulmadan önce arabuluculuk yoluna başvurulması gerekmektedir.
Anayasa'nın "Hak Arama Hürriyeti" başlıklı 36. maddesi uyarınca, herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. HMK'nın 115. maddesinin 3. fıkrasında da, dava şartı noksanlığı, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, davanın usulden reddedilemeyeceği, HMK'nın 30. maddesinde de, hakimin, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmasını sağlamakla yükümlü bulunduğu düzenlenmiştir.
Görevsiz mahkemede, arabulucuya başvurulmadan açılmış bir davada, görevsizlik kararı verilmesinden sonra, ancak davanın görevli mahkemenin esasına kaydedilmesinden önce, zorunlu arabuluculuk dava şartının yerine getirilmesinin usule uygun bulunup bulunmadığını ilk kez inceleyen Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2020/3187 Esas ve 2021/762 Karar sayılı ilamında, bu durumda dava şartının yerine getirildiğinin kabulünün gerektiği, zira arabuluculuk şartı aranırken Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen kişilerin hak arama hürriyetinin aşırı derecede zorlaştırılamayacağı, böyle bir durumda davacının elinde arabuluculuk tutanağı bulunmakta olup, davanın reddedilmesi halinde davacının hiçbir işlem yapmadan tekrar dava açacağı, diğer taraftan HMK'nın 115. maddesinin 3. fıkrasındaki "dava şartı noksanlığı, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, davanın usulden reddedilemeyeceği" yönündeki düzenleme ile HMK'nın 30. maddesinde düzenlenen "usul ekonomisi ilkesi" gözönünde bulundurulduğunda, yorumlamanın bu şekilde yapılmasının gerekli olduğu, bu itibarla, 7155 sayılı Kanun ile değişik 6102 sayılı TTK'nın 5/A ve aynı sayılı Kanun ile değişik 6325 Sayılı Kanun'un 18/A maddesi uyarınca ticari davalarda aranan, arabulucuya başvuru şartının, somut olayda yerine getirildiğinin kabul edilmesinin gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Yargıtayın bu karardan sonra devam eden istikrarlı uygulaması da hep aynı yönde olmuştur (Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 11/05/2022 tarih ve 2022/3245 E.- 2022/4451 K., 04/10/2022 tarih ve 2022/573 E.- 2022/7275 K., 21.09.2023 tarih ve 2023/616 E.- 2023/2371 K., Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 09.01.2024 tarih ve 2023/14948 E.- 2024/70 K., Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 27/09/2022 tarih ve 2022/4240 E.- 2022/6367 K sayılı kanun yararına bozma ilamları).
Bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, davanın ilk önce asliye hukuk mahkemesinde açıldığı, Ankara 38. Asliye Hukuk Mahkemesince 11.04.2025 tarihinde davanın zorunlu arabuluculuk nedeniyle reddine karar verilmeyip, görev yönünden reddine karar verildiği, kararın istinaf edilmeyerek 16.07.2025 tarihinde kesinleştiği, davacı tarafça 26.06.2025 tarihli dilekçe ile arabuluculuk tutanağının dosyaya sunulduğu, Arabuluculuk Anlaşamama Son Tutanağının incelenmesinden, 15.04.2025 tarihinde arabulucuya başvurulduğu, arabuluculuk son tutanağının 22.05.2025 tarihinde düzenlendiği, dosyada bulunan Tevzi Tutanağının incelenmesinden de dava dosyasının 18.07.2025 tarihinde, eldeki kararı veren Ankara 11. Asliye Ticaret Mahkemesine tevzi edildiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla davacı tarafça Ankara 38. Asliye Hukuk Mahkemesinin görevsizlik kararından hemen sonra, dava konusu uyuşmazlığın zorunlu arabuluculuğa tabi olduğunun anlaşılmasının ardından, dosyanın görevli mahkemenin esasına girilmeden önce, arabuluculuk dava şartının yerine getirildiği anlaşılmaktadır.
Bu durum karşısında davacı tarafça davanın ilk açıldığı mahkemece verilen görevsizlik kararından sonra arabulucuya başvurulduğu ve son tutanağın dosyanın görevli mahkemenin esasına girilmeden önce sunulduğu gözetildiğinde, zorunlu arabuluculuk dava şartının yerine getirildiğinin kabul edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, ilk derece mahkemesince HMK'nın 114/2 ve 115/2 maddeleri gereğince davanın usulden reddine dair karar verilmesi doğru bulunmamış, Dairemizce davacı vekilinin yukarıdaki hususlara ilişkin istinaf itirazlarının kabulü ile HMK’nın 353/1-a-4. maddesi gereğince yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, kararın niteliğine göre davacı vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-4 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 11. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 23/07/2025 gün ve 2025/526 E. - 2025/578 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA;
2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE,
3-Davacı vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,
4-Davacı tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 615,40-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının istek halinde davacıya iadesine,
5-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine,
7-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile 09/10/2025 tarihinde HMK 353/1-a-4 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 09/10/2025
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.