T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/545 - 2025/679
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2025/545
KARAR NO: 2025/679
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ: 28/04/2022
NUMARASI: 2021/158 E. - 2022/158 K.
DAVANIN KONUSU: Marka Hükümsüzlüğü, Marka İptali
Taraflar arasında görülen davada Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 28/04/2022 tarih ve 2021/158 E. - 2022/158 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi asıl ve birleşen davaların davalısı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Asıl davada davacı vekili, dava konusu başvurunun 16.01.2020 tarihinde tescil altına alındığını, markanın tarihçesinin Antik Yunanistan’a kadar uzandığını, günümüzde psikoloji biliminin bir alt dalı olarak gerek adli gerek psikolojik vakalarda “... “olarak iş hayatında uygulandığını, profil tanımlamanın terimsel olarak bireylerin yüz, mimik, jest, ses, koku, kıyafet hatta anatomik özellikleri ile beden dillerini deneysel yöntemler kullanarak kişilik, karakter gibi geniş, anlık duygular gibi reflektif davranış ve unsurlarını anlamak için kullanılan tekniklerin bir araya getirildiği özel bir dal olarak tanımlanabileceğini, günümüzde çeşitli amaçlarla kullanıldığını, Türkiye’de ... eğitimi 1980'lerin sonundan itibaren yaygınlaşmaya başladığını, ... Psikoloji biliminin bir alt dalı olduğunu, herhangi bir kurum tarafından kullanıldığında ayırt edici bir ibare olarak değil tanımlayıcı bir ibare olarak kullanıldığını, bu durumun serbest piyasayı engellediğini, haksız rekabete yol açtığını, davalının Sakarya Üniversitesi Sürekli Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından 01/07/2018 - 31/07/2018 tarihleri arasında "... / Yüz ve Mimik Okuma Sanatı Eğitimi”ni tamamlayarak sertifika almaya hak kazandığını, eğitim sonrası tescil talebinde bulunmasının kötüniyetli olduğunu, davalı markasının ayırt edicilik unsuruna sahip olmaması, tanımlayıcı olması, ticaret alanında herkes tarafından kullanılması ve “profiler” olarak tanımlanan meslek grubuna mensup olanları ayırt etmeye yarayan bir adlandırma olması sebebiyle marka olarak tescil edilemeyeceğini, davalının profil tanımlamanın psikoloji, sosyoloji ve antropoloji gibi sosyal bilimler ile biyoloji, kriminoloji, genetik ve tıp gibi pozitif bilimlerle beslendiğine yönelik ve bu adı psikoloji biliminin alt dallarından aldığına yönelik açıklamalarının olduğunu, “...'' teriminin Türkçeye profilleme, profil çıkarma, ... olarak çevrilebildiğini ileri sürerek davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesi, verilememesi halinde markanın iptaline karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
Birleşen 2021/186 Esas sayılı davada davacı ... vekili, müvekkilinin 8 yıldır çeşitli kurumlarda eğitmenlik yaptığını, 2011, 2015 ve 2018 yıllarında Yüz Analizi ve ... konulu seminerlere katıldığını, davalının ... kavramının ayırt ediciliğin ötesinde tanımlayıcı bir kavram olduğunu, tanımlayıcı markaların zayıf marka statüsünde değerlendirildiğini, ... ibaresinin ticari hayatta gerek kamu kurumaları gerek özel sektörde kullanıldığını, ... eğitimlerinin verildiğini, ... faaliyetinin ismini taşıyan profiler meslek örgütünün genel anlamda yaptığı işi tanımlayan davaya konu markanın hukuka aykırı olarak tescil edildiğini, davalının kötüniyetli olduğunu, umumi niteliğe haiz “...” ibaresinin kendi tekeline almaya çalıştığını ileri sürerek, markanın hükümsüzlüğü aksi halde markanın iptaline karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
Birleşen 2021/193 Esas sayılı davada davacı... vekili, ... teriminin tarihçesinin çok eski olduğunu, Türkiye’de de bu alanda eğitimler verildiğini, davalının müvekkilinden 2016 yılında ... Biyometrik Yüz Okama ve İnsan Tanıma Enstitüsünden “Biyometrik Yüz okuma ve ...” eğitimi aldığını, eğitim sonunda Kurum tarafından davalıya sertifika verildiğini, kriminoloji alanı da dikkate alındığında davalı markasının hiçbir ayırt ediciliğinin bulunmadığını, davalının marka başvurusunda yasal sürelere uyulmadan markasının tescil edildiğini, iki aylık itiraz süresine riayet edilmediğini, SMK madde 5/1-d kapsamında hükümsüz kılınması gerektiğini, davalının kötüniyetli hareket ettiğini ileri sürerek markanın hükümsüzlüğüne bunun olmaması halinde iptaline karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
Davalı vekili, asıl ve birleşen dava dosyalarında verdikleri cevaplarında, müvekkilinin insani bilimleri odak noktasına alarak psikoloji, kişilik psikolojisi, kişilik analizleri, davranış bilimleri, biyoloji, yüz tanıma ve antropoloji üzerine çalışmalar yaptığını, içlerinden bir tanesinin adının “...” olduğunu, davacıların iddialarının hiçbir somut delile dayanmadığını, davalarda davacıların taraf sıfatı bulunmadığını, ... uzmanı ibaresinin belirli bir meslek, sanat veya ticaret grubuna mensup olanları ayırt etmeye yarayan bir sözcük olmadığını, davacıların aynı taleplerle müvekkiline aynı davaları açtığını, iradelerinin çokluk yaratarak ve dava açma hakkının kötüye kullanılmaması ile haksız kazançlarına zemin oluşturmak yönünde olduğunu gösterdiğini, asıl davadaki davacı ve diğer birleşen davalardaki davacıların markayı izinsiz olarak kullandığını savunarak, davaların reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu 2019/108991 sayılı markanın iddialara konu edilen “...” ibaresi açısından ve bir bütün olarak tescil kapsamında bulunan hizmetler için herhangi bir özellik bildirir nitelikte ve tanımlayıcı olmadığı, dava konusu markanın iddialara konu edilen “...” ibaresi açısından ve bir bütün olarak tescil kapsamında bulunan hizmetler için yaygın bir ad haline geldiği iddiasının ispat edilemediği, ... ibaresinin “41. Sınıftaki “Sempozyum, konferans, kongre ve seminer düzenleme” hizmetleri bakımından kimsenin tekeline bırakılamayacak işaretlerden olduğu, davaya konu markanın davalı tarafından Türk Patent Marka Kurumundan çekildiği, ortada bir marka bulunmadığı ve davaya konu marka tescil edilmediği, davalının davanın açılmasına sebebiyet verdikleri anlaşıldığından, asıl ve birleşen davalar hakkında ayrı ayrı karar verilmesine yer olmadığına, yargılama giderlerinden ayrı ayrı davalının sorumlu tutulmalarına karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Asıl ve birleşen davalarda davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, dava konusu ''...'' markasının, dava açıldığı tarihte müvekkili adına tescilli bulunduğunu, yargılama sırasında davacıların bildirisi ile, Kurumun sehven markanın itiraz sürecini beklemeksizin markayı tescil ettiğinin ortaya çıktığını, bu nedenle, markanın tescil sürecinin, tamamlanmayan aşamadan kaldığı yerden devam ettiğini, itiraz sürecinden sonra Kurum tekrar markanın tesciline karar verecek olursa da, marka yeniden aynı tescil numarası ile müvekkili davalı adına tescil olacağını, Kurum nezdindeki sürecin usul ekonomisi açısından da bekletici mesele yapılması talep edilmişse de, mahkemece bu hususun dikkate alınmadığını, mahkemece, Kurumdaki sürecin bekletici mesele yapılmaması sonucunda da davanın reddine karar vermesi gerekirken, karar verilmesine yer olmadığı kararının da usul ve yasaya aykırı bulunduğunu, davaya konu marka tescil edilmediğinden karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmişse de bunun kabulü halinde de yargılama giderleri ile vekalet ücretinin müvekkili davalıya yükletilerek davacılar üzerinde bırakılmamasının açıkça haksız ve hatalı olduğunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun, 331. maddesinde: ''Davanın konusuz kalması sebebiyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde, hâkim, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ve hükmeder.'' hükmünün bulunduğunu, bilirkişi heyeti raporunun ve mahkemenin gerekçeli kararının müvekkilini gösterdiğini, haklılık oranı göz önünde bulundurulduğunda müvekkili lehine yargılama giderleri ve vekalet ücretlerine hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, talepleri gibi karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE: Asıl ve birleşen davalar, marka hükümsüzlüğü/iptali istemlerine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Yukarıda ayrıntısı ile açıklandığı üzere, davacılar tarafından üç ayrı dava ile davalının dava konusu markasının hükümsüzlüğü/iptali talep edilmiş, mahkemece, davaya konu markanın davalı tarafından Türk Patent Marka Kurumundan çekildiği, ortada bir marka bulunmadığı ve davaya konu markanın tescil edilmediği, davalının davaların açılmasına sebebiyet verdiği gerekçesi ile asıl ve birleşen davalar hakkında ayrı ayrı karar verilmesine yer olmadığına, yargılama giderlerinden ayrı ayrı davalının sorumlu tutulmasına karar verilmiştir.
Ancak, mahkemece, davaya konu markanın davalı tarafından Türk Patent Marka Kurumundan çekildiği, belirlenmiş ise de, mahkemece varılan bu kanaati destekleyen somut bir belge veya bilgi dosya kapsamında bulunmamaktadır. Bu belirlemenin aksine davalı taraf istinafında, bu durumun, Kurumun sehven markanın itiraz sürecini beklemeksizin markayı tescil etmesi ve sonrasında da bu durumun şikayet edilmesi sonucu resen tescilin kaldırıldığı belirtilmiştir. Bu durumda mahkemece dava tarihinde tescilli bulunan ve fakat dava sırasında tescili silinen markanın tescil sürecine ilişkin bilgi ve belgelerin getirtilmesinin ardından, durumun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Zira dosya kapsamında bilgi ve belge bulunmadığından davanın konusuz kalıp kalmadığı anlaşılamamaktadır.
Diğer yandan, HMK'nın 331/1. maddesine göre, davanın konusuz kalması sebebiyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde, hâkim, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ve hükmeder. Somut olayda mahkemece alınan bilirkişi raporunda, dava konusu 2019/108991 sayılı markanın iddialara konu edilen “...” ibaresi açısından ve bir bütün olarak tescil kapsamında bulunan hizmetler için herhangi bir özellik bildirir nitelikte ve tanımlayıcı olmadığı, dava konusu markanın iddialara konu edilen “...” ibaresi açısından ve bir bütün olarak tescil kapsamında bulunan hizmetler için yaygın bir ad haline geldiği iddiasının ispat edilemediği, ... ibaresinin “41. Sınıftaki “Sempozyum, konferans, kongre ve seminer düzenleme” hizmetleri bakımından kimsenin tekeline bırakılamayacak işaretlerden olduğu belirlenmiş olup, bilirkişi raporu içindeki bu belirleme kendi içerisinde çelişkilidir. Zira raporda anılan ibarenin tescil kapsamında bulunan hizmetler için herhangi bir özellik bildirir nitelikte ve tanımlayıcı olmadığı, yaygın bir ad haline geldiği iddiasının ispat edilemediği belirlendikten sonra, “41. Sınıftaki “Sempozyum, konferans, kongre ve seminer düzenleme” hizmetleri bakımından kimsenin tekeline bırakılamayacak işaretlerden olduğu belirlenmiştir. Görüldüğü üzere bilirkişi raporu kendi içerisinde çelişkilidir. Kaldı ki markanın kapsamında belirtilen hizmetler dışında başka hizmetler de bulunup, bu hizmetlere yönelik bir inceleme yapılmamıştır. Bu hale göre, mevcut bilirkişi raporu ile baştaki haklılık durumunun belirlenmesi de mümkün bulunmadığından mahkemece baştaki haklılık durumunun belirlenmesi için yeni bir incelemenin yapılması gerekmektedir.
Bu itibarla, dava konusu markanın terkin edilmesine ilişkin belgelerin getirtilmesinin ardından, dava konusu markanın, dava tarihinde tescilli ve fakat dava tarihinden sonra terkin edildiğinin tespiti halinde HMK'nın 331/1. maddesi uyarınca davalardaki baştakı haklılık durumunun belirlenmesi ve oluşacak duruma göre bir karar verilmesi gerektiğinden, Dairemizce, davalı vekilinin asıl ve birleşen davalara ilişkin istinaf itirazlarının kabulü ile HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davaların yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, kararın niteliğine göre asıl ve birleşen davalarda davalı vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1-Asıl ve birleşen davalarda davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kabulü ile Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 28/04/2022 gün ve 2021/158 E. - 2022/158 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA;
2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE,
3-Davalı vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,
4-Davalı tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 80,70-TL, 615,40-TL ve 615,40 TL olmak üzere toplam 1.311,50 TL istinaf karar ve ilam harcının istek halinde davalıya iadesine,
5-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine,
7-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 28/03/2025 tarihinde HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 28/03/2025
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.